Range Rover'da Neden Genelde Motor Arızası Görülüyor?















İpek Özsüslü, her hafta Medyascope takipçileri için çiziyor. 19 Ekim 2026 haftasının karikatürü: "Hırsız mı, katil mi, vurguncu mu?" "Gazeteci..."
Karikatür | “Hırsız mı, katil mi, vurguncu mu?” “Gazeteci…” Medyascope
Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İnan Altınbaş fon soruşturmasında gözaltına alındı. Şirketin malvarlıkları donduruldu.
Fon soruşturması: Altınbaş Holding’in malvarlıkları donduruldu Medyascope
Orionid meteor yağmuru, 21 Ekim'i 22 Ekim'e bağlayan gece en yoğun evresine ulaşıyor, Türkiye'den de izlenebilecek.
Orionid meteor yağmuru bu gece zirveye ulaşıyor: Türkiye’den nasıl izlenir? Medyascope
Ahmet Eşref Fakıbaba, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun istifasını istemesi üzerine partisinden istifa etti.
Müsavat Dervişoğlu istedi, Ahmet Eşref Fakıbaba İYİ Parti’den istifa etti Medyascope
Anayasa Mahkemesi, YENİ Parti’nin adının ve rumuzunun iptal edilerek siyasi parti sicilinden silinmesi talebini reddetti.
İngiltere'de otobüste kulaklıksız müzik dinleyenlere 100 sterline (yaklaşık 6 bin 650 TL) kadar ceza geliyor.
İngiltere’de otobüslerde kulaklıksız müzik dinleyenlere para cezası geliyor Medyascope
Recep Tayyip Erdoğan, fon soruşturmasına ilişkin "Haksız ve fahiş kazanç elde edenlerden yargı önünde hesap sorulacak" dedi.
Erdoğan’dan fon soruşturması açıklaması: “Haksız kazanç elde edenlerden yargı önünde hesap sorulacak” Medyascope
Şile Belediyesi davası kapsamında ifadesinde "Örgüt kuruldu" diyen otel sahibi, duruşmada “Bu benim şahsi fikrim, somut bir şey değil" dedi.
Şile Belediyesi davasında ilk duruşmada ikinci gün | “Örgüt kuruldu” diyen otel sahibi: “Bu benim şahsi fikrim, somut bir şey değil” Medyascope
CHP'nin 38'inci Olağan Kurultayı davasında duruşma savcısı tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında cezalandırılmasını talep etti.
CHP kurultay davası: Savcı İmamoğlu’na ceza, AKP’ye geçen Cemil Tugay’a beraat istedi Medyascope
Ruşen Çakır "Kandil'in gözü İmralı'da, İmralı'nın gözü Ankara'da" başlıklı yayınında çözüm sürecinde yaşanan duraklamayı değerlendirdi.
Ruşen Çakır yorumladı: Kandil’in gözü İmralı’da, İmralı’nın gözü Ankara’da Medyascope

Mümtaz’er Türköne “Uzun iktidar yıllarının yorgun-argın yozlaşması” başlıklı yazısında, iktidarın meşruiyet kaybını, güven krizini irdeliyor.
Mümtaz’er Türköne yazdı: Uzun iktidar yıllarının yorgun-argın yozlaşması Medyascope

























PKK terör örgütü elebaşlarından Murat Karayılan, Suriye’de HTŞ yönetimiyle yaptıkları entegrasyon anlaşmasına ilişkin yeni mesajlar verdi.
Örgütün ajansına konuşan Karayılan, “kitleleri harekete geçirme dönemi” olduğunu söyledi.
Karayılan şunları söyledi:
“Şimdi dönem entegrasyon dönemidir. Siyasi, toplumsal ve kültürel mücadele dönemidir. Bütün güçlerimizi buna göre harekete geçirmeliyiz. Savunma güçlerinin artık belli bir düzeyi var, o ayrı. Onlar da rollerini oynamalılar. Ancak mücadele artık siyasi ve toplumsal yöntemlerle yürütülmelidir. İki konuda cesur hareket etmek gerekir. Birincisi, halkların kardeşliği meselesidir; yani Önder Apo’nun demokratik ulus perspektifini cesaretle savunmaktır. Bakıyoruz, bu ırkçılar esas olarak bu perspektife saldırıyorlar. Yani halklar arasında, Kürtlerle Araplar arasında düşmanlık yaratmak istiyorlar. Bu ne anlama geliyor? Demokratik ulus perspektifini boşa çıkarmak istedikleri anlamına geliyor. Orada halkları birbirine düşürmek istiyorlar. Buna karşı cesaretle mücadele etmemiz gerekiyor. Yani Arap, Kürt, Asuri, Süryani ve Ermeni halklarının kardeşliğini korumalıyız. Bunu her yerde korumalı, kardeşliği geliştirmeliyiz. Birincisi, bu konuda tavizsiz ve cesur olmak gerekir.
İkincisi entegrasyondur. Entegrasyonu nasıl demokratik bir entegrasyona dönüştüreceğiz? Bunun için mücadele etmek gerekir. Siyasi mücadele, toplumsal mücadele yürütmek gerekir. Cesaretle yürütmek gerekir. Entegrasyon, özünde ortaklaşma anlamına gelir. Yani iki taraf bir olur. Ama her iki taraf da birbirini kabul etmelidir. Yani Kürtleri Kürt olarak kabul etmek gerekir. Entegrasyon budur. Birinin diğerinin üzerine çıkıp her şeyi dayatması değildir. Dayatma değildir, birbirini kabul etmektir. Sen onun bir şeyini kabul edersin, o da senin bir şeyini kabul eder. Fakat bunun için mücadele yürütmek gerekir. Mücadelede sürekli “Bunu yaparsak savaş olur, bunu yaparsak her şey bozulur” bahanesine sığınılmamalı. Her şey bozulmaz. Yani kimse kıyameti koparmamalı. İki yönden de kıyamet koparılmamalı.
Birincisi, bazı çevreler “Her şey gitti, her şeyi verdik” diyor. Öyle değildir. Bazı şeyler, kazanımlar var. Kazanımlarına sahip çıkmalı, bu kazanımlar üzerinde şehitlerin davasını ilerletmelisin. Yeni yol ve yöntemlerle siyasi, demokratik, toplumsal ve kültürel mücadeleyi güçlendirmelisin. Örgütlenmelisin. Kazanımlar var; her şey gitmiş değil. Diğeri de siyasi mücadele yürüttüğünde “Aman, yine savaş çıkacak” demektir. Bu da doğru değildir. Yani Rojava Kürdistanı’nın arkasında bir güç var, yalnız değildir. Her şeyden önce bütün Kürt halkı onun arkasındadır. Ocak ayında bu belli olmadı mı? Yine Rojava Kürdistanı, DAİŞ’e karşı savaşta, Kobanê direnişiyle, kadınların ve özgür kadının direnişiyle dünyada kendisine bir yer edindi. Bakıyoruz, Şam yönetimi yüzünü olumlu göstermek için birçok kez Rojava yetkilileriyle birlikte fotoğraf çektirmek istiyor. Buna ihtiyaç duyuyor. Yani her şeyi bir kenara atmak o kadar kolay değildir. Hayır, Rojava Devrimi de kendi mevzilerini oluşturmuştur. Bu mevziler üzerinden siyasi ve toplumsal mücadeleyi daha güçlü yürütmek gerekir.
Şimdi gerekli olan, hızla toparlanmak ve mücadele etmektir. Bugün Hesekê’de Suriye bayrağını kaldırıp ırkçılık yapanlar Arap halkını temsil etmiyorlar. “Devlet gelsin” diye bağırıyorlar. Onlara “Biz zaten devletiz. Entegrasyon gerçekleştirmedik mi? Biz devletin ortağıyız. Buradaki devlet biziz. Sen kimsin?” denilerek yanıt verilmelidir. Bu nedenle resmi kurumlar aciz davranmamalıdır. Karşılarına çıkıp “Siz kimsiniz? Burada kimsenin kargaşa yaratmasına izin vermiyoruz” demelidirler. Yani bu resmi kurumlar kendilerini ikinci sıraya koymamalıdır. Sorumluları rollerini oynamalıdır. Siyasi kurumlar daha fazla yanıt verebilir, konuşabilir, Suriye’de kamuoyu oluşturabilir ve mücadele yürütebilir. Yani mücadele birkaç kişiye bırakılmamalıdır. Herkes yürütmelidir. Yani şimdi savaş dönemi değil; siyasi mücadele, konuşma, yanıt verme ve kitleleri harekete geçirme dönemidir. Kürt halkı haklarını korumalıdır. Hakları vardır, Suriye hükümetinde yeri vardır. Mevcut koşullara göre şehitlerin davasını daha fazla temsil etmeye, şehitlerin çizgisini daha fazla geliştirmeye ihtiyaç vardır.
Halkımız burada emek verdi. Arap halkı ve Kürt halkı birlikte kan döktü. Artık kimse bunu geriye, eski düzeye götüremez. Hayır, dostlar var. Örneğin şehitlerimizin, arkadaşlarımızın bütün Arap ailelerine ulaşılmalıdır. Olumlu yaklaşan bütün aşiretlerle birlikte çalışılmalıdır. Böyle kargaşa yaratanların, provokatif yaklaşımlar geliştirenlerin arkasında kimin olduğunu biliyoruz. Kimin müdahale ettiğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle bütün kurumlar, kişiler ve özellikle şehit aileleri hızla toparlanmalı, hızla örgütlenmelidir. Bu tür uygulamalara karşı daha etkili yanıtlar geliştirmelidirler. Toplumumuz her yerde kendisini bir güç ve irade hâline getirmelidir. Doğrudur, bazı savunma güçleri var. Onlar rollerini oynamalılar. Böyle pasif ve aciz olmamalılar. Eğer aciz olacaklarsa o silahları neden aldılar? Birincisi budur. Ama halkımız da kendisini korumalıdır. Yani öz gücüyle, örgütlülüğüyle kendisini korumalıdır. Hiçbir yerde kimse böyle savunmasız kalmamalıdır.
Bazı eller Suriye’de Kürt halkının önünü kesmek istiyor. Bu açıktır. Ancak Kürt halkı, şehitlerinin kanıyla artık kendisine bir yer oluşturmuştur. Suriye’de temel bir aktör olabilir. Bunu da demokratik ulus perspektifiyle, halkların kardeşliğiyle güçlü biçimde sürdürebilir. Bunun zemini bir ölçüde oluşmuştur. Bu temel üzerinden hareket etmek gerekir. Böyle “Ah vah, biz bunu yaptık, şunu yaptık” denilerek olmaz. Hayır, ne olmuşsa bunun hesabı sorulsun. Hesap vermesi gerekenler hesap versin. Ama bu, boşluk yaratılması, alanın başkalarına boş bırakılması anlamına gelmez. Hayır, alan doldurulmalıdır. Meydan demokratik toplumla gümbür gümbür kaynamalı, harekete geçmelidir. Siyasi ve toplumsal çalışma ve mücadeleyle demokratik toplumun hareketliliği yükselmeli, güçlenmeli, ilerlemelidir. Hedef budur.
Şimdi Önder Apo’nun çizgisi var. Önder Apo’nun mücadelesi var, hareketin mücadelesi var, sizin kendi mücadeleniz var; Rojava Kürdistanı’nın kendisi var. Bu hareket var. Ancak onların planı buydu; hepsini tasfiye etmek, böylece yenilgiye uğratmak. Şimdi de yine daraltmaya çalışıyorlar. Rojava Devrimi’ne yönelik mevcut çaba budur. Daraltmak, anlamsızlaştırmak, anlamından uzaklaştırmak istiyorlar. Yani zamana yayılmış böyle bir plan var. Herkes buna karşı dikkatli olmalı, saflarını hızla güçlendirmeli, harekete geçmeli; koşullara uygun yol ve yöntemlerle mücadeleyi güçlendirmeli ve kahraman şehitlerin davasını başarıya ulaştırmalıdır. Herkesin görevi budur.”
MSB’den yapılan açıklamaya göre, ortak işbirliğini güçlendirme ve stratejik ortaklıklar geliştirme kararlılığını yansıtan bir adım olarak, Katar’ın başkenti Doha’da bugün, Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı, Katar Savunma Bakanlığı, Endonezya Savunma Bakanlığı, Pakistan Savunma Bakanlığı arasında çok taraflı “Bedir Mutabakat Zaptı” imzalandı.
Anadolu Ajansı’nın haberine göre Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Katar Başbakan Yardımcısı ve Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Şeyh Saud bin Abdulrahman bin Hasan Al Sani, Endonezya Savunma Bakanı Yardımcısı Yusuf Jauharı ve Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammed Asıf tarafından imzalanan mutabakata dolunay anlamına gelen “Bedir” ismi verildi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, mutabakata ilişkin şu ifadeler yer aldı:
“Söz konusu mutabakat, askeri üretim alanında işbirliğini teşvik etmeyi, dört ülkenin askeri kabiliyetlerini güçlendirmeyi, ayrıca teknik askeri eğitim, araştırma ve geliştirme konularında işbirliğini desteklemeyi amaçlıyor. Bu girişim, modern savunma sistemlerinin gelişimiyle uyumlu çözüm ve sanayi kollarının oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Mutabakata, dolunay anlamına gelen ‘Bedir’ ismi verilmiştir; zira bu mutabakat sayesinde dört ülke birbirini tamamlamakta olup, anlaşma büyük bir askeri ve ekonomik önem taşımaktadır.
Mutabakat, imzacısı olan ülkeler için kayda değer bir ekonomik öneme sahiptir. Her bir ülkenin askeri üretim alanındaki kabiliyetlerinden yararlanılarak işbirliği ve entegrasyon sağlanacak, savunma sanayisi kapasiteleri geliştirilecek ve böylece müttefik ve dost ülkelerin ihtiyaçları karşılanabilecektir. Ayrıca bu mutabakat; katılımcı ülkeler arasındaki askeri işbirliği ufkunu genişletmeye, savunma sanayisi sektöründeki ilişkilerini geliştirmeye ve güvenlik ile istikrarı destekleyip ortak hedeflere ulaşılmasını sağlayacak şekilde çok taraflı işbirliğini güçlendirmeye katkıda bulunacaktır.”
İmza töreninde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün de yer aldı.
Azerbaycan, Türk vatandaşı 31 ismin ülkeye girişine geçici veya kalıcı olarak yasak getirildiğini duyurdu.
Bugün yayımlanan açıklama ile yürürlüğe giren kararda, listedeki kişilerin Azerbaycan mevzuatı çerçevesinde “istenmeyen kişi” statüsüne alındığı duyurdu.
Bakü yönetiminin yayımladığı metinde, alınan bu karara gerekçe olarak söz konusu isimlerin sosyal medya platformlarında ve internet sitelerinde yer alan muhtelif açıklamaları gösterildi. İlgili şahısların dijital mecralar üzerinden Azerbaycan’ın egemenliğini, milli güvenliğini, halkını, anayasal düzenini ve mevcut yönetimini hedef alan ifadeler kullandığı ileri sürüldü.
Kararın yasal dayanakları arasında, yönetim yapısının zor kullanılarak değiştirilmesine yönelik çağrılar yapılması, dini radikalizm temelli şiddet eğilimleri ile dini nefret ve düşmanlığın körüklenmesi unsurları sıralandı. Bununla birlikte resmi açıklamada, listede bulunan isimlerin hangi somut söz ya da eylemleri sebebiyle bu kapsama dahil edildiğine dair kişi bazında detaylı örneklendirmelere yer verilmedi.
Azerbaycan hükümeti tarafından kamuoyuyla paylaşılan 31 kişilik yasaklı listesinde Türk siyasetinden, basınından, spor camiasından, akademisinden ve dini çevrelerden tanınan çok sayıda sima yer aldı.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Yahya Uğraş ve Toprak Partisi Genel Başkanı Ömer Ulutaş listedeki siyasi isimler olarak dikkat çekti.
Medyadan ve yazarlık dünyasından Yusuf Kaplan, İsmail Kılıçarslan, Adem Özköse ile eski hakem ve spor yorumcusu Ahmet Çakar’ın da listede bulunduğu bildirildi. Ayrıca eski Ayasofya İmamı ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Boynukalın da yasaklı isimler arasında yer aldı.
İşte o 31 isim:
Ahmet Barış İyison – İyison Medya ve Gazeteciabi Projesi Yöneticisi
Cem Özyurt – Blog Yazarı
Akın Duru – TV8 ve Acunmedya Çalışanı
Dursun Eker – Gazeteci, File Prodüksiyon Hizmetleri
Adem Özköse – Gazeteci, Siyasi Analist ve Yazar
Muhammed Emin Yıldırım – Köklü Değişim Dergisi İstanbul Temsilcisi
Cüneyt Sezer – Blog Yazarı, Sosyolog ve Siyasi Analist
Serhat Koyuncu – Kamuoyu Aktivisti
Mikail Ayyıldız – Dini Araştırmacı ve Yazar
Ahi Aratoğlu – Araştırmacı Yazar, Şair ve Sosyolog
Muharrem Çavuş – Eski AKP Boğaziçi Gençlik Kolları Başkanı (2020-2025)
Fatih Erbakan – Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı
Yahya Uğraş – HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı
Aydın Binboğa – Ekonomist ve Siyasetçi
Hakkı Eren – Köklü Değişim Gazetecisi
Sait Seyitoğlu – HÜDA PAR Batman Mali ve İdari İşler Sorumlusu
Mehmet Boynukalın – Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Profesörü, Eski Ayasofya İmamı
Okan Aytaş – Gazeteci, Finansopia Medya Sahibi
Mert Armağan – Gazeteci
Yaşar Yavuz – Gazeteci
Ahmet Sırrı Arvas – Şair, Gazeteci ve Yazar
Yusuf Kaplan – Yazar ve Gazeteci
Erdinç Teğmen – Erte Medya Sahibi
Ahmet Çakar – Spor Yorumcusu ve Eski Futbol Hakemi
Halil Atakan Ay – İlahiyatçı
İsmail Kılıçarslan – TVNET ve Yeni Şafak Yazarı
Murat Şahin – Akit TV Program Sunucusu
İrfan Kaya Ülger – Akit TV Program Sunucusu
Fatin Dağıstanlı – Akit TV Program Sunucusu
Ömer Ulutaş – Toprak Partisi Genel Başkanı
Ömer Faruk Gergerlioğlu – Milletvekili
SPK bültenine göre Kurul, Alnus Yatırım Menkul Değerler, Bulls Yatırım Menkul Değerler ve Pusula Yatırım Menkul Değerler’in sermaye piyasası faaliyetlerini bugün saat 00.01 itibarıyla geçici olarak durdurma kararı aldı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Grup toplantısına “staj ve çıraklık sigortası mağduru” olduğunu belirten vatandaşlar da katıldı.
Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının durumuna değinen Dervişoğlu, bir staj kartı örneğini göstererek “Elimdeki bu karta iyi bakın. Devletin sosyal güvenlik kurumunun mührünü imzasını taşıyor. Bu kartı kendileri basmadı, bunu devlet verdi. Şimdi de aynı devlete diyorlar ki: Madem bizi o gün kayda aldın, madem bu kartı elimize verdin, staj ve çıraklık başlangıcımızı, sigorta başlangıcı saymak zorundasın. Talep budur. Devlette devamlılık esas ise çok da haklı ve yerinde bir taleptir. Meseleyi yalnızca bir prim günü, bir emeklilik cetveli gibi görmeyin. Devlet dediğiniz şey zaten kayıttır. Kayda aldığı vatandaşı unutmamak, verdiği belgenin arkasında durmaktır devlet olmak. Kayıt sadece fişlemek, sicil dosyası tutmak değil, aynı zamanda hakkın da kaydını tutmaktır. Çünkü bir insan, elindeki resmî belgeye bakıp da ‘Acaba yarın bunun da hükmü kalmayacak mı’ diye düşünmeye başlamışsa, orada eksilen yalnızca bir hak değildir, devlet ile vatandaş arasındaki hukuk da yara almış demektir. O muhalif, diplomasını iptal et. Bu canını sıktı, tapusuna el koy. Şu belediye benim partime geçmedi, kayyum ata. Her konuya böyle bakan bir iktidara soruyorum: Staj mağdurları da mı muhaliftir? Onlar da mı siyasidir? Onlarda mı cumhurbaşkanı adayıdır? Türk devleti sözünün eri olmalıdır. Ve o devleti yönetenler de, o sözü yere düşürmemekle mükelleftir” dedi.
Dervişoğlu, fon vurgununa ilişkin şunları kaydetti:
“İki haftadır bu kürsüden Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu, fon rezaletini anlatıyorum. Bunun münferit bir piyasa vakası değil, kamu gözetiminde yapılan organize bir soygun olduğunu söylüyorum. İlk andan itibaren de önemli bir noktanın altını çiziyorum. Bu işi bir magazin haberi edasıyla konuşamayız. Bu mesele, sadece kimin ne çaldığının, kimin kime ne fırsatlar yarattığının dedikodusuyla geçiştirilecek bir konu değildir. O yüzden, işin magaziniyle değil, sistemin kendisiyle ilgileniyoruz. Bu yüzden, sadece kelle değil, hesap verilsin istiyoruz. Görevini yapmayanların, yapılanlara göz yumanların, olaya bizzat iştirak edenlerin görevden bir an önce el çektirilmesi gerekiyor. SPK Başkanı ‘sağlık gerekçesi ile’ istifasını sundu. Gerekçeye bakar mısınız sağlık sorunları… Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı da emeklilik dilekçesini verdi. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı da görevden alındı. Ekonomi bürokrasisindeki üç kritik koltuklar boşaldı. Şimdi biz ne yapacağız? Gerekçe mi dinleyeceğiz? Yoksa devletin tepesinde ne olup bittiğini mi soracağız?
Tutuklu bulunan 17 kişinin haksız kazançla elde ettiği, halk tabiriyle soyduğu paraları iade ettiğine dair haberler çıkıyor. Oysa kanun metni açıktır. Bahse konu olan miktarın 2 katı iade edilir diyor. Geçen hafta söylediğimi de aynen tekrar ediyorum: Hırsıza ‘gönlünden ne koparsa’ diyecek bir devlet yoktur. Varsa, onun adı zaten devlet değildir. Milleti soydukları fonun ardından, şimdi de tövbe fonu kurdular. Güleriz ağlanacak halimize… Parayı çalıyor, sonra yakalanıyor, getir parayı yerine koy diyorlar. Ve her şey temize çıkıyor. Orman kanunlarında yeri vardır belki ama bizim kanunlarda yeri var mıdır bunun? Atanıp soyguna katılanlar, istifa ederek bu işten sıyrılıyor. Parayı iade eden soyguncu da temize çıkıyor. Bütün bu sistemi kuran, atamaları yapan, burnunu ucunu görmeyen reis bey de sözüm ona temizlik yapıyor. Utanmasalar kiliseye girip günah çıkaracaklar. Aziz milletim uyanık olun, bunlar yarın bir gün cennetten arsa satmaya bile kalkar.”
Bu vurgunun boyutları bize anlatılandan çok daha büyük. Yağmanın faturası, bunların söylediğinden çok daha yüksek. Bu süreç dürüst ve samimi bir şekilde yürümezse vatandaş piyasaya, yatırımcı kurala, sanayici yarınına, sermaye hukuka güvenmez. Sonunda dışarıdaki yatırımcı da size güvenmez. Bir fon vurgunu böylece fonun içinde kalmaz. Bankanın bilançosundan fabrikanın kapısına, kredi maliyetinden istihdama kadar üretimin tüm damarlarına yayılır. Türkiye’nin gelişmekte olan piyasa kategorisinden çıkartılması tehlikesini, Yani MSCI meselesinin varabileceği yerleri de bir ay önce yine biz söylemiştik. İçeride mülkiyet rejimini, hukuk güvenliğini yok edip, otel toplantılarıyla yatırımcı avına çıkarak bir yere varamazsınız dedik. Peki, bu alt lige düşme tehlikesi ne demektir? İlk elde yabancı yatırımcının kaçması demektir. Ancak konu sadece bu da değildir. Ülkemizde doğru ve dürüst yabancı yatırımcı da uzun zamandır pek yoktur. Piyasalardaki yüzde 35 civarındaki yabancının yarısı, borsa deyimiyle, bıyıklı yabancıdır. Yani, vergiden kaçma peşindeki, yabancı görünümlü yerli kurnazlardır. Alt lige düşmek demek, finansman ve kredi olanaklarının tüm sektörler için daha da zorlaşmasıdır. Üretimin azalması, ithalata bağımlılığın artması demektir. Zam demektir. İflaslar ve işten çıkarmalar demektir. Türkiye, kökten bir zihniyet ve yönetim reformuna muhtaçtır. Yapay zekâ ve robot teknolojisinin ivmesi görülmektedir. Aklı başında memleketler, bu dönüşüme kafa yormaktadırlar. Bizse, bitmeyen bir yağmanın içinde harap ve bitap haldeyiz.”
İktidarın ekonomi politikalarını da eleştiren Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Dünyada iki ayrı ekonomi politikası yahut iki tip eğilim vardır: Biri, üretim ekonomisidir, diğeri yağma ekonomisidir. Bugün ekonomi büyüdü diye bir başlık gördüğünüzde de bu dediğimi hatırlayınız. Ekonomideki büyüme vatandaş için de refah artışı demektir. O halde sorarım, büyüyen rakamlar nereye gitmiştir? Vatandaşın refahı mı artmış? Yoksa bir azınlığın servetine servet mi katılmıştır? Dokuzuncu yılına doğru giden ekonomik kriz ve bunalımımız açıkça göstermektedir ki, Türkiye’de üretim değil, bir yağma ekonomisi vardır. Bereket yerine tüketim, yatırım yerine faiz, katma değer yerine rant vardır. Enflasyonun da en büyük sebebi, bu azgın saray azınlığının koyacak yer bulamadığı parasındandır. Sen bir ömür bir ev alamazken, o 3’er 5’er alıyor. Sen evladına bir okul çantası hesabı yaparken, o en lüks markadan 3’er 5’er alıyor. Sen bir külüstür araba alayım diye düşünürken, o koleksiyon yapıyor, 3’er 5’er alıyor. Sana da ‘Büyük Türkiye’ diyor işte. Türkiye büyük, büyük tabii ki. Büyük de bu büyüklük içinde, hırsızlar da büyük, çok büyük. O yüzden, millete ekmek kalmıyor, ev kalmıyor, refah ve rızık kalmıyor.
Üretim ekonomisi, bereket ekonomisi başka bir şeydir. Sermayeyi üretime, bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi ihracata, emeği refaha bağlar. Böylece devlet üretenin sırtına binmez, önünü açar. Zor mudur bunları yapmak? Bizim girişimcimiz yok mudur? Yazılımcımız, mühendisimiz, mucidimiz yok mudur? Hepsi vardır ama ya bu çarkın içinde geçim derdinden küsmüştür; ya batmayayım diye ince ip üzerinde yürüyordur, ya da el üstünde tutulacakken, el kapılarında ‘azıcık aşım ağrısız başım’ diye yurt dışına gitmiştir. İYİ Parti, bu sebeple, tarımda, sanayide, ticarette bereket ekonomisi demektedir. Evet, yaşadığımız tablo karanlıktır. Ancak ondan kurtulmak da bir o kadar kolaydır. Anadolu’nun bereketini yükseltmek elimizdedir. Biz bu işi başarırız. Büyük Türkiye, büyük götürenlerin değil, pastayı büyütenlerin Türkiye’sidir. Büyük Türkiye, küçük dilimler için birbirine düşürülenlerin değil, büyük dilimleri paylaşan müreffeh Türkiye’dir.
Herkes dünyanın değiştiği konusunda hemfikirdir. Ancak hemfikir olmadığımız konu, bu değişime karşı yapılacaklardır. Bu iktidar ve ortaklarının, bu değişimden anladığı sadece teröristlerle müzakeredir. Ancak diğer ülkeler, bu değişime karşı gerçek toplumsal tedbirler arıyorlar. Savaşlar sadece cephelerde yahut gökyüzünde olmuyor, gümrük savaşları da yaşanıyor. Bunun için de koruma duvarları örülüyor. İşte ‘Made in Europe’ bu sürece ilişkindir. Bu süreç, yine daha evvel dile getirdiğimiz ancak iktidarın kılını kıpırdatmadığı Gümrük Birliği’nin güncellenmesi meselesiyle ve yaşadığımız vize rezaletleriyle de bağlantılıdır. Avrupa, otomotiv sektöründe yeni standartlar ve anlaşmalar yapmakta, Türkiye ise sürecin dışına itilmektedir. Bunun Türkiye bakımından anlamı Brüksel’de yazılan birkaç teknik madde değildir. Bursa’daki otomotiv işçisinin işi, Kocaeli’ndeki mühendisin geleceği, Anadolu’daki yan sanayicinin siparişidir. Çünkü Türkiye’nin yıllık 40 milyar doları aşan otomotiv ihracatının yüzde 73’ü Avrupa pazarına akmaktadır. Kürsüden hayt huyt demek yerine, keşke adam akıllı bir ekonomi diplomasisi yürütseler. On yıllardır Avrupa’yla aynı tedarik zincirlerinin içindeyiz.
Şimdi Avrupa kendi üretimini korumak için duvar örüyorsa, bizim işimiz duvara kızmak değil, Türk üreticisinin o duvarın dışında kalmamasını sağlamaktır. Avrupa sevdası anlatacak halimiz yok. Bu bir gönül meselesi değil, menfaat ve pazar meselesidir. Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye’nin de Avrupa pazarına ihtiyacı vardır. Bize yıllardır ‘alternatif pazar’ anlatılıyor. Afrika önemlidir… Ama tüm Afrika kıtasıyla ticaret hacmimiz, Almanya ile olanın yarısından biraz fazladır. Orta Doğu önemlidir… Fakat Avrupa’daki yüksek katma değerli pazarın yerini, Orta Doğu’ya üçüncü sınıf mamul ve biraz da silah satarak dolduramazsınız. Çin büyük pazardır, elbette ticaret yapacağız. Fakat böyle bir ticaret dengesi, alternatif pazar değil, bağımlılık üretir. Bugünkü gerçek şudur: Avrupa dışında, Türk sanayisinin Avrupa’yla kurduğu üretim ilişkisine denk bir pazarımız yoktur. Bunu söylemek teslimiyet değil, gerçeği görmektir. Daha iki ay önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Bizim önceliğimiz Avrupa Birliği değil’ dedi. Ardından, alınmazsak kaybedenin Avrupa olacağını söyledi. Doğrudur, onlar da kaybeder. Türkiye’yi kaybetmenin Avrupa’ya bir maliyeti vardır. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten kişinin görevi, Brüksel’in kaybıyla teselli bulmak değil, Türkiye’nin kaybını önlemektir. Bu faturayı Avrupa Komisyonu değil Türk işçisi, Türk sanayicisi ve en sonunda Türk milleti ödeyecektir. Gümrük Birliği’ni 30 yıldır güncelleyemiyorsanız, sanayici yarın yatırımını hangi kurala göre yapacağını bilmiyorsa, mesele artık Brüksel’in bize ne yaptığı kadar, sizin Ankara’da neyi yapamadığınızdır. Bugüne kadar hangi masada ne istediniz? Hangi sektörü korudunuz? Hangi istisnayı aldınız? Bunları anlatın.”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından iletilen raporlar ve yazılı başvurular doğrultusunda inceleme yapıldı.
Soruşturmanın, Işıklar Enerji ve Yapı Holding AŞ (IEYHO), Vişne Madencilik Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ (VSNMD), Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi AŞ (ODINE) ve Tera Finansal Yatırımlar Holding AŞ (TRHOL) paylarına ilişkin iddiaları kapsadığı bildirildi.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, SPK raporları ve söz konusu şirketlerin paylarına ilişkin iddiaların değerlendirilmesi sonucunda 31 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, 26 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.
Soruşturmanın sürdüğü kaydedildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) raporları ve yapılan yazılı başvurular doğrultusunda incelemeler gerçekleştirildi.Soruşturma kapsamında Altınbaş Holding sahibi Nusret Altınbaş hakkında yakalama kararı verildi. Altınbaş’ın kardeşi İnan Altınbaş ise gözaltına alınan şüpheliler arasında yer aldı.
Soruşturmanın dikkat çeken bir diğer gelişmesi de Altınbaş ailesinin mal varlıklarına yönelik alınan karar oldu. Nusret Altınbaş hakkında yakalama kararı çıkarılırken, ailenin diğer fertlerinin tüm mal varlıklarının dondurulduğu belirtildi.
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin davada, duruşma savcısı esas hakkındaki mütaalasını sundu.
Savcı, Baki Aydöner, Ekrem İmamoğlu, Erkan Aydın, Mehmet Kılınçarslan, Metin Gülerkaya, Nihat Yeşiltaş, Özgür Çelik, Rıza Akpolat ve Serhat Can Eş’in “fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek atılı suçu işlediklerinin sabit görüldüğünü” belirterek, sanıkların Siyasi Partiler Kanunu’nun 112’nci maddesi ile TCK’nin 37/1 ve 53/1’inci maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesini istedi.
AKP’li Cemil Tugay, Hüseyin Yaşar ve Özgen Nama’nın ise mevcut deliller itibarıyla atılı suça iştirak ettiklerine dair somut delil bulunmadığı iddiasıyla beraatleri talep edildi.
Duruşma, 11 Kasım’a ertelendi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 Haziran’da, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin Siyasi Partiler Kanunu’nun 112. maddesi ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırlanmıştı.
İddianamede, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na mağdur, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’a müşteki sıfatıyla yer verilmişti.
Sanıkların birlikte hareket ederek atılı suçu işlediklerine işaret edilen iddianamede, şunlar yer alıyor:
“4-5 Kasım 2023 tarihinde Ankara Spor Salonu’nda yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan Kurultayı’nda oy kullanan bir kısım kurultay delegelerine, genel başkan adayı Özgür Özel lehine oy kullanmaları için bir kısım delegeye para verdikleri, bir kısmına değişik il ve ilçelerde belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği adaylığı teklif ve taahhüt ettikleri, bir kısım delege ve yakınlarını CHP’li belediyeler ile bu belediyelere bağlı şirket ve iştiraklerinde işe yerleştirdikleri, bir kısım delege ve yakınlarına çok sayıda market alışveriş kartları dağıttıkları, kurultayda oy kullanan bu delegelerden kullandıkları oyların fotoğrafını cep telefonlarıyla çekerek kendilerine göndermelerini istedikleri, kurultay salonunda 1. tur oylama sonucunda 2. tur oylamaya geçilmesini geciktirerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan çekildiğine yönelik gerçeğe aykırı açıklamalarda bulundukları, bu şekilde kurultay delegelerinin iradelerini fesada uğratarak, genel başkan adayı Özgür Özel’in genel başkanlık seçimini kazanmasına yönelik faaliyet yaptıkları anlaşılmıştır.”
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda “para karşılığı oy kullandırıldığı” iddialarına ilişkin aralarında İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da arasında bulunduğu 12 sanık hakkında “oylamaya hile karıştırma” suçundan 1 yıldan 3’er yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.
Yemen’deki Ensarullah Hareketi’nin (Husiler) Suudi Arabistan’ın enerji tesislerine misillemede bulundukları yönündeki açıklamaları ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlatabileceği kaygısıyla petrol fiyatları yükseldi. 5 ayın zirvesini gören Brent petrol, 111 doların üzerine çıktı. Halen, 110-111 dolar aralığında işlem görüyor.
Küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyatları da bir miktar yükseldi. Tonu, uluslararası piyasalarda 25-26 dolar artan motorin, halen bin 475 dolar düzeyinde bulunuyor.
Küresel piyasalarda, motorinin tersine benzin fiyatları düştü. Buna bağlı olarak benzine peş peşe indirim göründü.
Sektör kaynakları, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, benzine salı gününden geçerli 4 TL 37 kuruş indirim yapıldığını hatırlatarak, “Uluslararası piyasalarda benzinin ton fiyatı düşmeye devam ediyor. Bu çerçevede perşembe günü de benzine 3 TL 35 kuruş indirim bekleniyor” dedi.
Kaynaklar, motorinde şimdilik bir fiyat hareketinin söz konusu olmadığını belirterek, “Şu aşamada bir zam ya da indirim söz konusu değil” dedi.
MGM’nin son değerlendirmelerine göre, Doğu Karadeniz kıyıları, Doğu Anadolu’nun doğusu, Güneydoğu Anadolu’nun doğusu ile Edirne, Ordu ve Artvin çevrelerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış görülecek. Diğer bölgelerin ise az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Gece ve sabah saatlerinde Marmara, İç Ege, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu ve Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
![]()
Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik beklenmezken, sıcaklıkların mevsim normalleri civarında seyredeceği öngörülüyor.
Rüzgarın genellikle kuzey ve doğu yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
Meteoroloji uyardı: Sis ve sağanak yağışa dikkat!
https://t.co/I5ag2zlkBQ https://t.co/J05rMyKgAq
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 21, 2026
Yüksek Mahkeme, bugünkü Genel Kurul gündeminde, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılık iddiasıyla Yeni Parti’nin ismine ilişkin yapılan başvuruyu görüştü.
Anayasa Mahkemesi, Yeni Parti’nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılığı gerekçesiyle hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebini oy çokluğuyla reddetti.
Bu kararla Yeni Parti ismini kullanmaya devam edecek.
Yenilik Partisi’nin, Yeni Parti ile ilgili isim benzerliğine yönelik yaptığı başvurusunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti’ye isim değişikliği yapılması yönünde süre vermişti. Başsavcılık, sürenin bitmesinin ardından söz konusu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı.



























































































































































































































































































































