❌

Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Bahçeli: ‘PJAK silahlarını bırakmalı, bölgesel barış için adım atılmalı’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “‘PJAK ve tüm kolları varlıklarını sona erdirmeli, silahlarını bırakmalıdır.’ açıklamasının gereğinin de yerine gelmesiyle bölgesel barış için bir adım daha atılmış olacaktır.” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, “Sayın milletvekilleri, kıymetli misafirler, İsrail-Lübnan hattından İran-Yemen eksenine, Hürmüz Boğazı’ndan Bâbülmendep Boğazı’na uzanan istikrarsızlık sarmalının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiği mevcut kaos ortamında Suriye ve Irak’ta yaşanan bazı olumlu gelişmeler, bölgenin barış ve huzuru açısından ümit vericidir. Bağdat yönetiminin silahlı yapıların tasfiyesine yönelik girişimleri, Irak Devleti’nin egemenlik sahasının tamamında meşru gücünü yeniden tesis etme iradesinin bir yansıması olmuştur. SDG ve YPG’nin askerî varlığının sona erdirilerek Suriye Devleti’nin kurumlarına entegrasyonu yönünde atılan somut adımlar ise ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği bakımından yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Komşu ülkelerimizde yaşanan bu gelişmeler göstermektedir ki önemli mesafe kat eden Terörsüz Türkiye hedefimiz bölgesel bir boyut da kazanmaktadır.” dedi.

‘HARAMA EL UZATILDIĞI ANLAŞILMAKTADIR’

Sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikaların etkili olabilmesinin finansal sistemin sağlıklı şekilde işlemesine bağlı olduğunu söyleyen Bahçeli, “Sermaye piyasalarının gelişimi, piyasaların yeterli derinliğe kavuşmasını, sermayenin tabana yayılmasını, aynı zamanda da tüm finansal piyasaların, istikrar içinde işlemesi için gözetim ve denetim işlevinin eşgüdüm içinde gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Fon soruşturmasına ilişkin gelişmelerden, Türkiye ekonomisinin istikrarını hedef alan bir kanunsuzlukla piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanmak suretiyle organize bir şekilde harama el uzatıldığı anlaşılmaktadır” diye konuştu.

‘BUNLAR BİR ARINMA, AKLANMA OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR’

Milletin helal tasarrufuna göz dikenlere hukuk zemininde en güçlü yaptırımların uygulanacağını söyleyen Bahçeli, şöyle devam etti:

“Nitekim suçluların açığa çıkarılması ve mağduriyetlerin giderilmesi yönünde atılan önemli adımlardan, konuya ilişkin yasal düzenlemenin Meclis Genel Kurulu gündeminde bulunmasından ve meselenin tüm boyutlarıyla aydınlatılarak sorumluların hesap vermesini sağlayacak güçlü siyasi iradenin ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Daha önce de vurguladığım gibi bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Adalet suçluyu cezalandırmak yanında masumu korumak, mağdurun hakkını gözetmektir. Cumhurbaşkanımızın isabetle ‘fahiş kazancın bedelinin ödetileceği ve devletin kimseyi mağdur etmeyeceğini’ söylemesi, adaletin tecellisine olan güveni artırmıştır.

‘MİLLETİMİZ GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP ETMEKTE’

Milletimiz emin olsun. Bazı sorunlarımız olsa da Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir. Partimiz, milletimizin hak ve hukukunu savunurken, adaletli bir gelir dağılımını mümkün kılacak adımların da takipçisi olacak, dar gelirli vatandaşlarımızın beklentilerinin karşılanması için gerekli hamleler mutlaka yapılacaktır. 3 Ekim 2026 tarihli yazılı açıklamada ifade ettiğim gibi cümle halkın emek ve alın terinin hülasası olan devlet mülkünü omuzlarda taşımak büyük bir sorumluluktur. Devlet mülküne tasallut edenin adaletle terbiyesi ise devlet ahlakındadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde başlayarak birçok belediyeye uzanan ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunu ilgilendiren problem olmanın yanında bir ahlak yoksunluğudur. Yargılama süreçleri devam ederken siyasi polemiklerle kişisel gündem oluşturmak yerine, yöneltilen iddialara hukuki zeminde cevap vermek ilgililerin hayrına olacaktır. Mahkemeler, siyasi gösterilerin değil; savunma hakkının esas alındığı yerlerdir. Milletimiz gelişmeleri yakından takip etmekte ve adaletin bir an evvel tecellisini beklemektedir.”

‘REYTİNG KADAR HUKUKUN KIYMETLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ’

Bahçeli, soruşturmalar kapsamındaki bir başka konunun basın özgürlüğü tartışmalarına yönelik olduğunu söyledi. Özgür basının demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biri olduğuna, medyanın kamuoyunu bilgilendirme görevini özgürce yerine getirmesi gerektiğine inandıklarını aktaran Bahçeli, şöyle devam etti:

“Bununla beraber özgürlük kadar sorumluluğun, reyting kadar hukukun da kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Basın özgürlüğü suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır. Nitekim medya kuruluşları da diğer bütün kurumlar gibi hukuk karşısında sorumluluk taşımaktadır. Asıl olan, basın özgürlüğünü savunurken hukuka aykırı eylemlere göz yuman bir hukuksuzluğa düşmemektir. Çünkü basın özgürlüğü demokrasinin güvencesi ise hukuka bağlılık ve etik sorumluluk da bu özgürlüğün temel dayanaklarıdır. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘Terörsüz Bölge’ hedeflerinin kuvveden fiile dönüştüğü, kanunsuzlukların üzerine gidildiği bir ortamda huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemezdir. Sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algıya, FETÖ hesaplarından yapılan kışkırtıcılığa itibar edilmemeli, resmi açıklamalar doğrultusunda hareket edilmelidir. Türkiye’nin, güvensizlik temelinde yönlendirilmiş toplumsal tepkilerle karşı karşıya bırakılması girişimlerinin mutlaka önüne geçilmelidir.

‘TÜRK GENÇLİĞİNİN SAF DUYGULARINI İSTİSMAR EDENLERİN GİZLİ AJANDASINDA MHP DÜŞMANLIĞI VARDIR’

Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:

12 Eylül darbesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrine ve MHP’ye operasyon çekmeye çalışanlar, bugün de devşirme kavramlar ve nevzuhur odaklarla Türk milliyetçiliğinin temiz kuyularını zehirlemeye çalışmaktadır. Beşinci kol faaliyetleri ve ideolojik manipülasyonlarla Türk milliyetçiliğine yönelik sinsi saldırıların yegâne amacı ikinci yüzyılında köksüz bir cumhuriyet, hedefi milliyetçi/ülkücü hareket, figüranları ise suret-i milliyetçi, fikri ve siyaseti gayri sahihlerdir. Türk milliyetçiliğini etnik şovenizme ve ırkçılığa mahkûm ederek Türk gençliğinin saf duygularını istismar edenlerin gizli ajandasında MHP düşmanlığı vardır. MHP düşmanlığının sergilendiği gölge oyununda Türk milliyetçisi iddiasıyla konuşanlar, yazanlar ve çizenler siyasi ihtiraslarını, fikri buhranlarını ve şahsi bühtanlarını, kelamlarını ve kalemlerini satarak tatmin etmektedir.

‘SİZ NEYİN VE NERENİN MİLLETÇİSİSİNİZ?’

Türk gençliğinin milli hassasiyetlerini tenha köşelerde pazarlık konusu yapanlar, sefil oyunları aşikar olduğunda Türk gençliğinin öfkesinden nasibini elbette alacaktır. Buradan soruyorum; siyasi ikballeri için kendisine oturacak masa arayanlar, milliyetçiliğin mukaddesatını ise oturdukları masalarda meze yapanlar; siz, neyin ve nerenin milliyetçisisiniz? Kökü dışarıda mahfillerin mutfağında hazırlanan söylemlerle Türk milliyetçiliğinin huzur ve güven iklimini kirletenler siz hangi ağızların kelamısınız? Milliyetçilik evvel emirde duruş ve şahsiyet meselesidir. Nice münevverlerin ilim ve düşüncesi, ülküdaşlarımızın emek ve göz yaşı ile yeşerttiği Türk milliyetçiliğinin bereketli topraklarına kaçak yapı kurmaya çalışanlar; siz hangi fitne senaryosunun gönüllü kalemlerisiniz? Tarihin coğrafyada Türk akışını bilmeyen cahillere tekrardan hatırlatalım; Türk milliyetçiliği, Türklüğü arkaik ve etnik asabiyete hapsetmek değil, onu güçlü millet şuuru ve yüksek medeniyet ufkuyla yükseltme davasıdır. Kelamı Türkçe söylemek, kalemi Türkçe yazmak, istikbale Türkçe bakmaktır. Türk Milliyetçiliği, Yesevi Dergahında okunan duaya Gül Baba türbesinde âmin diyebilmektir.

‘KENDİSİNİ TÜRK MİLLİYETÇİSİ ADDEDEN ÜLKÜDAŞLARIM GELİN BİR OLALIM’

Tevatür tarihçiliğiyle coğrafyaya at gözlüğüyle bakanlar, milliyetçilik namına bir hikâye yazamazlar. Milli mukaddesatına sırt çevirenlerin, yabancı kavramlarla düşünenlerin, sloganlarla konuşanların, milli mukadderatı sokakların karanlığında arayanların düşünce ikliminde evvela popülizm, sonrasında vandalizm, en son olarak da faşizm peydah olur. Bunun için diyoruz ki, Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi MHP’dir. Milliyetçilik bayrağı da hür ve bağımsız bir şekilde MHP’nin burçlarında dalgalanmaktadır. Kendisini Türk milliyetçisi addeden ülküdaşlarıma diyorum ki; orada burada vaktinizi heba etmeyin. Geleceğimizi şekillendirdiğimiz bir dönemde yanlış yönde saf tutmayın. Gelin bir olalım, diri olalım, lider ülke Türkiye ülkümüzü hep birlikte gerçeğe dönüştürelim.”

‘GENÇLERİMİZ TAHRİKLERE KAPILMAMALIDIR’

Bahçeli, eleştirel düşüncenin, sorgulamanın üniversitelerin ilmi merakının temel motivasyonu olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Lakin eleştirel düşünce Türkiye düşmanlığının, Türk diline ve kültürüne yönelik hazımsızlığın paravanı değildir, olamaz. Üniversitelerimiz bilimin merkezi olduğu kadar hikmetin kapısı, özgür düşünceyi vicdan terazisinde tartan irfan yuvasıdır. Unutmayalım ki hikmetsiz bilgi atıldır, irfanla bezenmemiş bilim ise batıldır. Üniversitelere yapılan yatırım, gençliğe, geleceğe, ülkemizin aklına, üretim ve teknik kapasitesine yapılan yatırımdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek irade ve cesaret, Büyük Atatürk’ün ‘Türk, övün, çalış, güven’ parolasının birincil muhatabı Türk gençliğindedir. Türk gençliği, Mehmet Âkif’in sözleriyle, ‘Yerleri yırtan sel olup taşmalı! Dağ demeyip, taş demeyip aşmalı!’ Bizim gözümüzde her Türk genci korunması gereken birer emanet, her evladımız, tek başına milli servettir. O sebeple gençlerimizi karanlık hesaplarına alet etmeyi planlayanların oyunlarını bozmalıyız. Gençlerimiz ne Fransa’da başlayan ve neredeyse tüm Avrupa’ya yayılan kaos ve kargaşa üretmeye dönük eylemlere ne de öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılan karanlık senaryolara heves etmeli, tahriklere kapılmamalıdır. Vatanın bütün ümidinin onların anlayış, bilgi ve enerjisinde olduğunu unutmadan, bilimin ışığında Türk istiklali ve istikbali için kendilerini yetiştirmeye odaklanmalıdır.”

‘BİRLEŞİK KIBRIS FEDERASYONU HAM BİR HAYALDİR’

Bahçeli, “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’ye odaklanılan bir dönemde, Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta provokasyonların devam ettiğini” söyledi. Türkiye’nin güvenlik doktrininde Mavi Vatan’ın stratejik merkezi olan Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilcileri ile Rum tarafının temaslarını dikkatle takip ettiklerini bildiren Bahçeli, şunları söyledi:

“Rum basınına yansıyan ve yalanlanmayan kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetimine verilmesi ve Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine yönelik iddialar, Kıbrıs Türklüğünün egemenlik hakları konusunda vahim bir tablo sunmaktadır. ‘Birleşik Kıbrıs Federasyonu’ ham bir hayaldir ve Türk egemenliğinin de felaketidir. Rum yönetiminin İsrail’in Kıbrıs karakolu olma misyonunu üstlendiği bu dönemde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan kardeşlerimizi uyanık olmaya davet ediyorum ve diyorum ki; Kıbrıs asırlardan beri Türk’tür, ebediyen Türk kalacaktır. Öte yandan İsrail, bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit eden kışkırtıcı ve yayılmacı politikalarıyla katliamlarını sürdürmektedir. Bu saldırıların son bulması için uluslararası toplumun caydırıcı ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini tekraren vurguluyorum.”

Yemen kaynaklı istikrarsızlığın ve Suudi Arabistan’da masum sivilleri hedef alan Husi saldırılarının sona erdirilmesi için çok taraflı diplomasi mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi gerektiğini belirten Bahçeli, “Türkiye’nin barış ve istikrarı önceleyen diplomatik yaklaşımını takdirle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

‘TÜRK DÜNYASININ KALBİ ANKARA’DA ATACAKTIR’

“Türkiye’nin Türk dünyasıyla ekonomik, siyasi, kültürel ve bilimsel bağlarını güçlendiren, Avrupa ile ilişkileri karşılıklı çıkarlar temelinde yürüten, Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’da barış ve kalkınmaya katkı sağlayan çok yönlü dış politikasıyla güvenilen ve itibar edilen bir ülke olduğunu” söyleyen Bahçeli, “Türk Devletleri Teşkilatı, bölgemizde ve küresel seviyede barışa, huzura ve adalete zemin hazırlayacak önemli bir aktördür. Vücut bulacak ‘Türk kuşağı’, Türk devlet ve toplulukları arasındaki diyalog ve işbirliği bağlarını güçlendirerek Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı sarıp sarmalayacak, bağımsızlık ve egemenlik çerçevesinde fırsat ve imkanlar değerlendirilerek Türk devletleri çağın kudretli aktörleri haline gelecektir. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenecek 13’ncü Zirvesi ile Türk dünyasının kalbi Ankara’da atacaktır. Cumhuriyetimizin 103’ncü yıl dönümünü tüm Türk dünyası olarak hep birlikte kutlayacak, böylece birlik ve beraberliğimizi dosta düşmana bir kez daha ilan edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’dan ‘silah bırakma’ mesajları… İran’daki PJAK hareketliliğine ne dedi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’de yayın yapan Newsweek dergisine röportaj verdi.

Türkiye’nin kuzeyinde Rusya-Ukrayna Savaşı’nın devam ettiğini, güneyinde ve doğusunda çatışmalar yaşandığını söyleyen Erdoğan, çatışmaların bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve istikrarını doğrudan etkilediğine dikkati çekti. Erdoğan, “Böyle dönemlerde diplomasinin alanını daraltmak yerine genişletmek uluslararası toplumun müşterek mesuliyetidir. Türkiye olarak Genel Kurul’daki önceliğimiz, çatışmaların daha geniş coğrafyalara yayılmasını önlemek, diplomatik kanalları açık tutmak ve tarafların yeniden müzakere zemininde buluşmasına katkı sağlamaktır. Türkiye, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan Orta Doğu’daki gerilimlere kadar ihtilafların bütün taraflarıyla temas kurabilen ve barış için inisiyatif alabilen bir ülkedir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, dünyanın ağırlık merkezinin değiştiğini belirterek, “Yeni güç merkezleri yükselirken, daha fazla ülke küresel karar alma süreçlerinde hak ettiği yeri talep ediyor. BM, bu değişimin gerisinde kalmamalıdır. Güvenlik Konseyi’nin daha temsili, daha etkin ve daha hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Genel Kurul’un iradesinin daha güçlü biçimde karar süreçlerine yansıdığı, sorumluluğun daha adil paylaşıldığı bir uluslararası sistem için reform artık ertelenemez” dedi.

‘BU İMKANIMIZI GERİLİMİ DÜŞÜRMEK İÇİN KULLANIYORUZ’

“ABD-İran ihtilafında her iki tarafa da barış yolunu izleme çağrısında bulundunuz. Ancak gerilim tırmanmaya devam ederken, mevcut küresel istikrarsızlığın çözümü için hangi adımları atmayı öngörüyorsunuz” sorusuna Erdoğan şu yanıtı verdi:

“ABD, NATO’daki müttefikimizdir. İran, bizim komşumuzdur. Sayın (Donald) Trump ile son görüşmemizde de İran ile ABD arasındaki gerilimde diplomasiden azami ölçüde istifade edilmesi gerektiğini ifade ettim. İranlı muhataplarımızla da temas kanallarımız açıktır. Türkiye’nin önemli bir imkanı ihtilaf yaşayan taraflarla konuşabilmesidir. Bu imkanımızı da gerilimi düşürmek için kullanıyoruz. Bu temasların netice vermesi, bölgemizin güvenliği kadar küresel ekonomi açısından da önem taşıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim enerji arzını ve küresel ticareti doğrudan etkiliyor. Önceliğimiz çatışmanın yayılmasını önlemek, ticaret yollarının güvenliğini korumak ve tarafları yeniden müzakere masasına döndürmektir.”

MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI

Erdoğan, Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili soru üzerine, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı İran’a, İsrail’e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmenin doğru olmayacağını ve bu anlaşmanın daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendikleri müşterek sorumluluğun bir ifadesi olduğunu söyledi. Uzun zamandır bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi gerektiğini söylediklerini aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Güvenliğimizi tahkim etmek, caydırıcılığımızı artırmak ve bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz. Anlaşma, BM Şartı’nın 51’inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır. Anlaşma üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağına hükmetmektedir. Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışmalar yoluyla karar verir. Dolayısıyla Irak’ta, Yemen’de veya başka bir yerde meydana gelebilecek her hadiseye bugünden otomatik bir askeri senaryo yazmak doğru olmaz.”

İlişkili Haber
thumbnail
Suudi Arabistan ve Pakistan ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması: ‘Üç devletten birine yapılacak silahlı saldırı…’
Haberi görüntüle

‘TRUMP İLE SAMİMİ BİR DİYALOĞUMUZ VAR’

ABD Başkanı Donald Trump ile ilişkisinin, Türkiye-ABD ilişkilerini daha ileriye taşımak açısından ne tür fırsatlar sunabileceği ve “Örneğin, Beyaz Saray’ın İran’ın ticaret ortaklarına yönelik yaptırım tehditlerini hayata geçirmesi halinde mevcut tablonun değişebileceği konusunda herhangi bir endişe duyuyor musunuz?” soruları üzerine Erdoğan, Trump ile doğrudan ve açık konuşabildiği bir ilişkisi olduğunu dile getirdi. Bunun Türkiye-Amerika ilişkileri ve hatta bölgedeki gelişmeler bakımından önemli bir imkan olduğunu düşündüğünü söyleyen Erdoğan, son görüşmede İran meselesinden bölgesel güvenliğe, Gazze’den ikili ilişkilere kadar geniş bir gündemi doğrudan ele aldıklarını kaydetti. Erdoğan şu değerlendirmeyi yaptı:

“Liderler arasında açık bir iletişim bulunduğunda, zaman zaman olabilecek görüş farklılıklarının yönetilmesi ve ortak çözüm yollarının üretilmesi de kolaylaşıyor. Türkiye ile ABD arasında uzun yıllara dayanan köklü ve çok boyutlu müttefiklik ilişkileri bulunuyor. Savunma sanayi, ticaret ve bölgesel güvenlik başta olmak üzere ciddi bir iş birliği pratiğimiz ve bunu daha da geliştirme potansiyelimiz bulunuyor. Bu nedenle böylesine güçlü temellere sahip ilişkilerimizi muhtemel senaryolar üzerinden konuşmayı da doğru bulmam. İran ile ABD arasındaki mevcut duruma dair Sayın Trump ile samimi bir diyaloğumuz var ve olası her türlü gelişmeyi de kendisiyle zamanı geldiğinde yine açık biçimde konuşuruz. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye egemen bir devlet olarak komşularıyla ilişkilerini, müttefiklik yükümlülüklerini, bölgesel sorumluluklarını ve milli menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en dengeli ve olması gerektiği şekilde gözeterek hareket eder.”

‘WASHINGTON’DAKİ MUHABATIMIZ ABD YÖNETİMİ’

Erdoğan, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de yakın bir ilişkisi bulunduğu hatırlatılarak, “Bazı İsrailli yetkililerin Türkiye’yi İran’ın ardından ‘sıradaki tehdit’ olarak nitelendirmeye başladığı bir dönemde, İsrail’in ABD yönetimi üzerindeki etkisi konusunda endişe duyuyor musunuz” sorusunun ardından, “Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum. Washington’daki muhatabımız ABD yönetimidir. Sayın Trump ile konuşmamız gereken bir konu olduğunda bunu kendisiyle doğrudan konuşuyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail yönetimiyle birçok konuda ciddi görüş ayrılıklarının olduğunun bilindiğini aktaran Erdoğan, “Son dönemde İsrail’de Türkiye’yi yeni bir tehdit kaynağı olarak sunmaya dönük hatalı bir söylem körükleniyor. Bu söylemin İsrail’deki iç siyasi süreç ve seçim atmosferiyle bağlantılı olduğunu değerlendiriyoruz. Bu dili bölgesel barışa katkı sağlayan sorumlu bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Türkiye’nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti yoktur. İtirazımız, uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz politikalara ve bölgemizde istikrarsızlığı derinleştiren adımlardır” şeklinde konuştu.

‘SURİYE’NİN EGEMENLİĞİNİN KORUNMASINI İSTİYORUZ’

İsrail’in son dönemde Suriye’ye yönelik saldırıları ve İsrail’in Yunanistan ile yaptığı savunma anlaşması gibi meselelerin, İsrail-Türkiye arasındaki rekabette gerilimi artıran başlıklar olarak öne çıktığı ifade edilerek, bu gerilimlerin askeri bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalini öngörüp öngörmediği ve böyle bir durumun NATO açısından ne anlama geldiği sorulan Erdoğan, “Türkiye dış politikasını kaçınılmaz savaş senaryoları üzerinden kurmaz” dedi. Erdoğan Suriye konusunda yaklaşımlarının net olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:

“Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve milli birliğinin korunmasını istiyoruz. Ülkenin yeniden ayağa kalkması, devlet kurumlarının güçlenmesi ve terörle mücadele kapasitesinin artması, bütün bölgemizin menfaatinedir. İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Şu nettir ki İsrail’in uluslararası hukuku ve yerleşik kuralları hiçe sayan saldırıları, Suriye’nin egemenliğine açıkça zarar veriyor ve bölgede istikrarın tesisini güçleştiriyor. Halbuki Suriye’nin istikrarı, İsrail dahil olmak üzere tüm bölgemizin barış ve gelişmesine katkı sağlayacaktır.”

‘TÜRKİYE HER İKİLİ İLİŞKİYİ KENDİSİNE TEHDİT ŞEKLİNDE OKUMAZ’

Türkiye’nin NATO içinde güçlü bir konumda olduğunu savunan Erdoğan, Yunanistan’ın veya başka bir ülkenin üçüncü devletlerle geliştirdiği ilişkilerin kendi tercihi olduğunu söyledi. Erdoğan sözlerine şu ifadelerle devam etti:

“Türkiye, her ikili ilişkiyi kendisine yönelmiş bir tehdit şeklinde okumaz. Bununla birlikte milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları da yakından takip ederiz. Türkiye, NATO içerisinde güçlü bir konuma ve ağırlığa sahiptir. Varsayımsal bir askeri çatışmanın İttifak bakımından hangi sonuçları doğuracağını bugünden tartışmak yerine böyle bir ihtimalin ortaya çıkmasını önleyecek diplomasiye yoğunlaşmak daha doğru olur. Bölgemizde kalıcı güvenliğin yolu, gerilimi düşüren, caydırıcılığı tahkim eden, karşılıklı kuşatma anlayışını aşan ve uluslararası hukuku esas alan 360 derece güvenlik anlayışı temelinde şekillendirilmiş müttefiklik ilişkileri ve bölgesel ortaklıklar üzerine inşa edilmiş bir güvenlik mimarisinden geçiyor.”

SÖZDE SİLAH BIRAKMA

Erdoğan, PKK’nın sözde feshiyle ilgili soru üzerine bölücü açılımın ülke için takvim meselesinden öte “stratejik bir hedef” olduğunu belirtti. On yıllardır can alan, kaynakları tüketen, Türkiye’nin ve bölgenin kalkınmasının önünde engel oluşturan terör meselesini kalıcı biçimde gündemden çıkarmak istediklerini iddia eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“PKK’nın fesih ve silah bırakma yönünde aldığı kararları bu bakımdan önemli bir eşik olarak görüyoruz. Ancak asıl olan, alınan kararların sahada eksiksiz uygulanmasıdır. Örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması, illegal yapının tasfiye edilmesi ve bu sürecin devletimizin ilgili kurumlarınca tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Suriye’deki gelişmeleri de aynı anlayışla takip ediyoruz. Oradaki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi, Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal birliğinin tahkimi açısından zaruridir. Bu sürecin eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini, Kürtler dahil bütün Suriye halkının kendisini daha emniyetli, daha özgür ve daha müreffeh hissedeceği bir düzenin kurulmasını destekliyoruz. Suriye’nin birliği güçlendikçe bölgemizin güvenliği de güçlenecektir.

İRAN’DAKİ PKK/PJAK HAREKETLİLİĞİ

İran’daki gelişmeler sırasında PKK/PJAK’ın ortaya çıkan şartlardan faydalanma girişimlerini de yakından takip ediyoruz. İran’ın iç meseleleri dış müdahalelerden uzak biçimde, İran halkı tarafından çözülmelidir. Etnik ve mezhebi fay hatlarının harekete geçirilmesi, İran’ı ve bütün bölgemizi uzun süreli bir istikrarsızlığa sürükler. Buna müsaade edilmemelidir.

İlişkili Haber
thumbnail
PJAK’tan PKK mesajı: ‘Fesih kararı bizi bağlamaz’
Haberi görüntüle

Kürtler, bizim kardeşlerimiz. Bin yıldır beraber, iç içe yaşıyoruz. Sevincimiz de bir. Her zaman söylüyorum: Kürtler, Araplar ve Türkler olarak etle tırnak gibiyiz. Kürt kardeşlerimizin huzurunu, güvenliğini ve refahını terör örgütlerinin veya dış güçlerin hesaplarından ayrı tutuyoruz. Türkiye’nin ölçüsü etnik kimlik değildir, terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir. Bölgemizde hiçbir topluluğun başka ülkelerin vekalet savaşlarında kullanılmasına müsaade edilmemesi gerektiğine inanıyoruz.”

‘ÖNCELİĞİMİZ SAVAŞIN YENİ ÜLKELERİ İÇİNE ÇEKEN BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞMESİNİN ÖNÜNE GEÇMEK’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa’da daha geniş çaplı bir çatışmaya doğru muhtemel bir tırmanıştan endişe duyup duymadığı ve Türkiye’nin barışın tesisi için arabuluculuk konusunda halen oynayabileceği bir rol olduğunu düşünüp düşünmediği soruları üzerine yaptığı değerlendirmede, Rusya-Ukrayna savaşının daha geniş bir coğrafyaya yayılma riskini göz ardı etmediklerini söyledi. Avrupa’da gündeme gelen sabotaj ve hibrit faaliyet iddialarının da mevcut güvenlik ortamının hassasiyetini artırdığını kaydeden Erdoğan, “Bu süreçte sağduyuyla hareket etmek, iddiaları sağlam deliller üzerinden değerlendirmek ve gerilimi daha da tırmandıracak adımlardan kaçınmak gerekiyor. Türkiye olarak önceliğimiz, savaşın yeni ülkeleri içine çeken bir çatışmaya dönüşmesinin önüne geçmektir” dedi.

‘KARADENİZ’DE BİR MEKANİZMAYA İHTİYAÇ OLDUĞUNA İNANIYORUM’

Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye’nin tutumunun dört yılı aşkın süredir değişmediğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“İstanbul görüşmeleri, Karadeniz Tahıl Girişimi ve esir takasları, her iki tarafla konuşabilmemizin ortaya çıkardığı somut neticelerdir. Türkiye, NATO’nun güçlü bir müttefikidir. Aynı zamanda Sayın Putin ile ve Ukrayna yönetimiyle doğrudan temas kurabiliyoruz. Bunda bir çelişki görmüyorum. Arabuluculuk yapabilmek için ihtilafın her iki tarafıyla da konuşabilmeniz gerekir. Sayın Putin ile Bişkek’te yaptığımız son görüşmede de barışın sağlanması için Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu açık biçimde ifade ettim.

Bugün üzerinde hassasiyetle durduğumuz meselelerden biri Karadeniz’in güvenliğidir. Sivil deniz taşımacılığının, ticaret yollarının ve enerji altyapısının savaşın dışında tutulması için taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı biçimde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Savaş uzadıkça insani, ekonomik ve siyasi maliyet büyüyor. Gerekli siyasi irade ortaya konulduğunda Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına ve barışın önünün açılmasına katkı sağlamaya hazırdır.”

İlişkili Haber
thumbnail
Zelenskiy: Üçlü toplantı için tarih bekliyoruz
Haberi görüntüle

Erdoğan, Türkiye’yi yeni dönemde nasıl yönlendirmeyi, Çin de dahil olmak üzere Batılı ve Doğulu güçlerle ilişkilerde nasıl bir denge gözetmeyi ve Türkiye’nin bölgede ve ötesinde istikrarlı ve etkili bir konuma sahip olmasını nasıl sağlamayı planladığı sorusu üzerine, Türkiye’ye “Batı mı, Doğu mu?” şeklinde bir tercih dayatılmasını doğru bulmadıklarını vurguladı. NATO Ankara Zirvesi’ne ev sahipliği yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, “NATO’daki güçlü konumumuzu tahkim ederken Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki iş birliğimizi derinleştiriyor, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda aktif sorumluluk üstleniyor, diyalog ortağı olduğumuz Şanghay İş Birliği Örgütü ile ilişkilerimizi ilerletiyor, G20, D-8 ve diğer çok taraflı platformlarda da etkinliğimizi artırıyoruz. Nitekim bunun son örneği olarak ASEAN’la iş birliğimizi ‘Diyalog Ortaklığı’ seviyesine yükselttik” diye konuştu.

Bunun yanında bölgesel sahiplenme anlayışı temelinde tesis ettikleri yeni iş birliği mekanizmalarıyla, diğer ülkelerle ilişkileri daha da geliştirerek hem coğrafyada istikrar ve refahı teşvik ettiklerini hem de ortak güvenliği ve caydırıcılık kapasitelerini tahkim ettiklerini ifade eden Erdoğan, “Hakeza Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bölge ülkeleriyle ortaklaşa biçimde hayata geçirmekte olduğumuz bu vizyonumuzun yakın zamandaki en müstesna örneğini teşkil etmiştir” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN MÜSTESNA KONUMU ÇOK YÖNLÜ DIŞ POLİTİKA YÜRÜTMEMİZİ TABİİ KILIYOR’

Erdoğan, Çin ile ticareti, yatırımları ve bağlantısallığı geliştirmek istediklerini belirterek şunları kaydetti:

“Bu doğrultuda Türkiye, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’un küresel lojistik ve ticarette daha büyük bir rol üstlenmesini önemsemekte ve TRIPP gibi hem bölge açısından stratejik vizyon sunan hem de Orta Koridoru daha da kuvvetli kılacak girişimleri desteklemektedir. Aynı zamanda Basra Körfezi’ni Türkiye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi’ni Irak ile birlikte hayata geçirmekte, bir yandan da Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’a yeni bir demiryolu ve karayolu bağlantısallık vizyonunu ortaya koymaktadır

Türkiye’nin Doğu ile Batı arasındaki müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor. Biz milli menfaatlerimizi, bölgesel istikrarı ve küresel barışı birlikte gözetiyor, köklü ittifaklarımızı muhafaza ederken yeni ortaklıklar kuruyor, gerektiğinde farklı güç merkezlerini aynı masa etrafında buluşturuyoruz. Türkiye’nin istikameti açıktır. Kendi iradesiyle hareket eden, bölgesinde istikrarı tahkim eden ve küresel meselelerde söz ve sorumluluk sahibi güçlü bir ülke olarak bu çizgiyi kararlılıkla sürdürmek.”

❌