Bilim insanlarından alerji sebebi sinir hücrelerinin hafızasına ilişkin yeni keşif








TÜİK, 2026 yılına ilişkin Yapay Zeka İstatistikleri’ni açıkladı. Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması ile Girişimlerde Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına dayanan istatistiklere göre, bireylere ilişkin sonuçlar 16-74 yaş grubundaki bireyleri, girişimlere ilişkin sonuçlar ise 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimleri kapsadı.
Üretken yapay zeka kullandığını beyan eden bireylerin oranı 2025 yılında yüzde 19,2 iken 2026 yılında yüzde 37,6 olarak gerçekleşti. Yapay zeka teknolojilerinden herhangi birini kullandığını belirten girişimlerin oranı ise aynı dönemde yüzde 7,5’ten yüzde 14,0’a yükseldi.
2026 yılında üretken yapay zeka kullanan bireylerin oranı erkeklerde yüzde 37,2, kadınlarda ise yüzde 38,1 oldu. Yaş gruplarına göre incelendiğinde yapay zeka kullanım oranının en yüksek olduğu grup yüzde 64,9 ile 16-24 yaş grubu oldu. Bu grubu yüzde 55,7 ile 25-34 yaş, yüzde 38,1 ile 35-44 yaş grupları takip etti.

Yapay zeka kullanan bireylerin eğitim durumlarına göre dağılımında en yüksek oran yüzde 62,7 ile yükseköğretim mezunlarında görüldü.
Yapay zeka kullanım oranı lise veya mesleki lise mezunlarında yüzde 45,4, ilköğretim veya ortaokul mezunlarında yüzde 35,5, ilkokul mezunlarında ise yüzde 8,5 olarak kaydedildi.
Yapay zeka kullanan bireylerin yüzde 86,4’ü bu teknolojileri özel amaçlarla kullandı. Mesleki amaçlı kullanım oranı yüzde 37,3, örgün eğitim amacıyla kullanım oranı ise yüzde 32,6 oldu.
Cinsiyete göre kullanım amaçları incelendiğinde erkeklerde özel amaçlı kullanım yüzde 86,0, mesleki amaçlı kullanım yüzde 43,2, örgün eğitim amacıyla kullanım yüzde 29,1 olarak belirlendi. Kadınlarda ise bu oranlar sırasıyla yüzde 86,8, yüzde 31,2 ve yüzde 36,1 oldu.
Yapay zeka teknolojilerinden herhangi birini kullanan girişimlerin oranı 2021 yılında yüzde 2,7 iken 2026 yılında yüzde 14,0 oldu.
Çalışan sayısına göre yapay zeka kullanımı 2026 yılında 10-49 çalışanı bulunan girişimlerde yüzde 12,8, 50-249 çalışanı bulunanlarda yüzde 17,0, 250 ve üzeri çalışanı bulunanlarda ise yüzde 37,1 olarak gerçekleşti. Bu oranlar 2021 yılında sırasıyla yüzde 2,3, yüzde 3,6 ve yüzde 9,6 seviyesindeydi.
Ekonomik faaliyet grubuna göre yapay zeka kullanımının en yüksek olduğu alan yüzde 63,7 ile telekomünikasyon, programlama ve bilişim faaliyetleri oldu. Bu grubu yüzde 57,1 ile yayımcılık, radyo-TV ve içerik faaliyetleri ile yüzde 32,4 ile bilgisayarların ve iletişim araç ve gereçlerinin onarımı faaliyetleri izledi.
Yapay zeka kullanan girişimlerin kullanım amaçlarında ilk sırada yüzde 51,0 ile pazarlama veya satış yer aldı. Bunu yüzde 46,3 ile Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) veya yenilik faaliyeti, yüzde 43,4 ile üretim veya hizmet süreçleri amacıyla kullanım takip etti.
![]()
Yapay zeka kullanan girişimlerin yapay zeka yazılım veya sistemlerini edinme yöntemlerine bakıldığında, yüzde 67,8’inin açık kaynaklı yazılımları, yüzde 49,1’inin kapalı kaynaklı yazılımları ücretsiz veya ücretli olarak kullandığı görüldü.
Yapay zeka yazılım veya sistemlerini girişim için harici sağlayıcılara geliştiren girişimlerin oranı yüzde 46,5, kendi çalışanları tarafından geliştirenlerin oranı ise yüzde 32,1 oldu.
Yapay zeka teknolojisi kullanan girişimlerin yüzde 16,6’sı, bu teknolojiler aracılığıyla bireylere ilişkin cinsiyet, yaş, meslek, eğitim durumu, adres bilgisi, satın alma kayıtları veya yüz görüntüleri gibi kişisel verileri işlediğini beyan etti.
Bu oran 10-49 çalışanı olan girişimlerde yüzde 16,9, 50-249 çalışanı olan girişimlerde yüzde 15,3, 250 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerde ise yüzde 17,0 olarak gerçekleşti.
Herhangi bir yapay zeka teknolojisi kullanmadığını ancak kullanmayı düşündüğünü belirten girişimlerin oranı 2026 yılında yüzde 8,3 oldu. Bu oran 10-49 çalışanı olan girişimlerde yüzde 7,4, 50-249 çalışanı olan girişimlerde yüzde 12,2, 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde ise yüzde 14,9 olarak kaydedildi.
Yapay zeka kullanmayı düşündüğü halde bu teknolojileri kullanmayan girişimlerin gerekçeleri arasında ilk sırada yüzde 72,3 ile girişimde ilgili uzmanlık eksiğinin bulunması yer aldı. Bunu yüzde 66,4 ile yapay zeka kullanımından kaynaklanan zarar durumunda sorumluluğun kimde olacağına ilişkin hukuki belirsizlikler gibi hukuki sonuçların net olmaması izledi. Üçüncü sırada ise yüzde 65,4 ile veri koruma ve gizliliğin ihlaline ilişkin endişeler yer aldı. (ANKA)




Hindistan’da bir teknoloji girişimi, kanserin erken teşhisinde alışılmışın dışında bir yöntem üzerinde çalışıyor. Bengaluru merkezli Dognosis, köpeklerin insanlardan çok daha gelişmiş koku alma duyusunu yapay zekâ destekli veri analiziyle bir araya getiriyor.
Kent dışındaki Kempohalli köyünde kurulan araştırma merkezinde Labrador, Beagle ve farklı melezlerden oluşan 15 köpek eğitiliyor. Köpeklere, insanların nefes örneklerinde kanserle bağlantılı olabilecek uçucu kimyasal bileşenleri ayırt etmeleri öğretiliyor.
Şirketin hedefi, kan alma, görüntüleme veya cerrahi işlem gerektirmeyen; kolay uygulanabilir ve görece düşük maliyetli bir “ön tarama” sistemi geliştirmek.
On dakikalık nefes örneği
Test için kişinin yaklaşık 10 dakika boyunca pamuklu bir yüz maskesinin içine normal şekilde nefes alması yeterli oluyor. Maske daha sonra kapalı bir ambalaja yerleştirilerek merkezi laboratuvara gönderiliyor.
Hasta ile köpekler arasında doğrudan temas kurulmuyor. Laboratuvarda özel platformlara yerleştirilen nefes örnekleri, eğitimli köpeklere sırayla koklatılıyor. Her örneğin en az üç farklı köpek tarafından bağımsız şekilde değerlendirilmesi öngörülüyor.
Köpekler, kanserli hücrelerin vücudun metabolik işleyişinde meydana getirdiği değişiklikler sonucunda nefeste oluşan çok düşük yoğunluktaki uçucu organik bileşikleri algılamaları için eğitiliyor. İnsan burnunun ayırt edemediği bu kimyasal izlerin, bazı hastalıklara özgü bir “koku imzası” oluşturabileceği düşünülüyor.
Dognosis’in kurucu ortağı Akash Kulgod, bir köpeğin bir saat içinde binlerce kez koklama hareketi yapabildiğini ve her koklamanın bir numunenin değerlendirilmesine katkı sunduğunu belirtiyor.
“Köpekler için Iron Man kıyafeti”
Çalışmanın yeni aşamasında köpekler, 3D yazıcıyla üretilmiş özel başlıklar ve sensörlü koşum takımlarıyla donatılıyor. Kulgod’un “köpekler için Iron Man kıyafeti” olarak tanımladığı sistem, hayvanların örnekleri koklarken gösterdiği fizyolojik ve davranışsal tepkileri kaydediyor.
Sensörler aracılığıyla köpeklerin beyin aktivitesi, solunum biçimi, baş hareketleri ve beden dili izleniyor. Yapay zekâ, bu verileri analiz ederek kanserli ve kansersiz örneklere verilen tepkiler arasında tekrarlanabilir kalıplar bulmaya çalışıyor.
Bu yaklaşımın temel amacı, köpek eğiticisinin gözlemine bağlı öznel değerlendirmeyi azaltmak ve köpeklerin tepkilerini ölçülebilir verilere dönüştürmek. Böylece farklı köpeklerden gelen sonuçların standartlaştırılması ve sistemin daha büyük ölçekte kullanılabilmesi hedefleniyor.
Altı hastanede 1.502 kişi incelendi
Dognosis tarafından İngiltere merkezli Medical Detection Dogs kuruluşunun katkısıyla yürütülen ikinci aşama çalışmasına, Hindistan’ın Karnataka eyaletindeki altı hastane katıldı.
Nihai test grubunda 1.502 kişinin bulunduğu; bunlardan 283’ünde biyopsiyle doğrulanmış kanser olduğu, 1.219 kişinin ise sağlıklı bireyler ile kanser dışı kronik veya iyi huylu hastalıkları bulunan katılımcılardan oluştuğu açıklandı.
Araştırmada yedi köpek görev aldı. Baş ve boyun, meme, akciğer ve göğüs bölgesi, jinekolojik, üst ve alt sindirim sistemi ile genitoüriner sistem kanserlerini kapsayan yedi ana grupta değerlendirme yapıldı.
Şirketin açıkladığı sonuçlara göre sistem, kanserli örneklerin yüzde 90’ından fazlasını doğru biçimde belirledi; kansersiz örnekleri ayırt etme oranı ise yüzde 91’in üzerinde gerçekleşti. Erken evredeki, yani evre 1 ve evre 2 kanserlerde de benzer sonuçlar elde edildiği bildirildi. Çalışmanın ayrıntıları Journal of Clinical Oncology’de yayımlandı.
Bununla birlikte açıklanan oranların “kesin teşhis doğruluğu” şeklinde yorumlanmaması gerekiyor. Duyarlılık, kanserli kişilerin ne kadarının doğru belirlendiğini; özgüllük ise kanser bulunmayan kişilerin ne ölçüde doğru ayırt edildiğini gösteriyor. Bir tarama testinin gerçek toplum koşullarındaki başarısı, hastalığın görülme sıklığı ve yanlış pozitif sonuçların oranı gibi başka etkenlere de bağlı bulunuyor.
On bin kişilik yeni çalışma başladı
Dognosis, sonuçları daha geniş ve gerçek hayata yakın bir grupta sınamak amacıyla Nisan 2026’da üçüncü aşama araştırmasını başlattı. Hindistan genelindeki 10 hastanede yürütülmesi planlanan çalışmaya yaklaşık 12 ay içinde 10 bin kişinin alınması hedefleniyor.
Yeni araştırmada henüz belirti göstermeyen ancak kanser riski yüksek kişilerle, hastalığın tekrarlama riski bulunan kanser hastaları incelenecek. Köpeklerin ve veri analiz sisteminin riskli olarak işaretlediği katılımcılar, görüntüleme ve gerektiğinde biyopsi gibi standart yöntemlerle değerlendirilecek.
Bu aşama, yöntemin yalnızca bilinen kanser vakaları ile sağlıklı örnekleri ayırıp ayıramadığını değil, genel tarama ortamında kaç vakayı doğru yakaladığını ve kaç kişiye gereksiz alarm verdiğini ortaya koyması açısından önem taşıyor
Uzmanlardan temkinli iyimserlik
Onkolog Santhosh Kumar Devadas, elde edilen bulguların erken bir sinyal olarak umut verici olduğunu ancak kesin bir değerlendirme yapılabilmesi için çalışmanın çok daha büyük hasta gruplarında tekrarlanması gerektiğini söyledi.
Tata Memorial Centre Kanser Epidemiyolojisi Merkezi Başkan Yardımcısı Pankaj Chaturvedi de bu tür teknolojilerin mevcut tarama programlarını güçlendirebileceğini, ancak onların yerini almaması gerektiğini belirtti.
Uzmanların üzerinde durduğu başlıca soru, sistemin farklı yaş, beslenme düzeni, sigara kullanımı, kronik hastalık ve coğrafi koşullara sahip topluluklarda aynı başarıyı gösterip göstermeyeceği. Köpeklerin eğitimlerinin, çalışma performanslarının ve örneklerin taşınma koşullarının standartlaştırılması da yöntemin yaygınlaştırılması önündeki önemli başlıklar arasında bulunuyor.

Tanı değil, ön tarama aracı
Dognosis, geliştirdiği sistemi doğrudan kanser teşhisi koyan bir test olarak değil, ileri incelemeye ihtiyaç duyabilecek kişileri belirleyen bir risk sınıflandırma aracı olarak tanımlıyor.
Dolayısıyla köpeklerin bir örneğe olumlu tepki vermesi, kişinin kesin olarak kanser olduğu anlamına gelmiyor. Böyle bir sonuç alınması halinde görüntüleme, endoskopi, laboratuvar incelemesi veya biyopsi gibi kabul edilmiş tıbbi yöntemlere başvurulması gerekiyor.
Şirket, devam eden çalışmalardan olumlu sonuç alınması halinde sistemi 2027’de Bengaluru’da kullanıma sunmayı, ardından teşhis laboratuvarları ve sağlık kuruluşlarıyla ortaklık kurarak Hindistan geneline yaymayı planlıyor. Uzun vadede köpek sayısının 15’ten 30’a çıkarılması, yıllık bir milyon örneğin incelenmesi ve sonuç verme süresinin yaklaşık bir haftaya indirilmesi hedefleniyor.
Erken teşhis açısından önemli potansiyel
Dünya Sağlık Örgütü, kanserin dünya genelindeki başlıca ölüm nedenlerinden biri olduğunu ve birçok kanser türünde erken teşhisin tedavi başarısını önemli ölçüde artırabileceğini belirtiyor.
Bu nedenle ucuz, kolay uygulanabilir ve girişimsel olmayan bir ön tarama yönteminin özellikle sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı olduğu bölgelerde önemli yarar sağlayabileceği değerlendiriliyor.
Ancak Dognosis’in yöntemi, umut verici ilk sonuçlara rağmen henüz deneysel aşamada bulunuyor. On bin kişilik yeni araştırmanın sonuçları, bağımsız bilim insanlarının değerlendirmeleri ve yöntemin farklı toplumlarda tekrarlanabilirliği görülmeden bunun güvenilir bir kanser tarama testi olduğunu söylemek mümkün değil. Mevcut aşamada çalışma, köpeklerin olağanüstü biyolojik yetenekleri ile yapay zekânın ölçüm ve standardizasyon gücünü buluşturan dikkat çekici bir araştırma olarak öne çıkıyor.

Kamu çalışanlarına, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinesinde yürütülen 2026-2030 dönemi "Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı"ndaki hedeflere uyumlu şekilde e-öğrenme yöntemiyle temel yapay zeka okuryazarlığı eğitimi verilecek.
Çalışanlara ayrıca görev ve sorumluluklarına göre hazırlanan kısa uygulama modülleri sunulacak. Eğitimler, kamu kurumlarının insan kaynakları sistemleri üzerinden zorunlu tutulacak.
Personelin yalnızca eğitimleri tamamlayıp tamamlamadığı değil, eğitimlerdeki başarı düzeyi de düzenli izlenecek.
Kamu personelinin de hedef grupları arasında bulunduğu yapay zeka okuryazarlığı programlarında, yapay zekanın temel kavramları, üretken yapay zeka araçlarının güvenli kullanımı, kişisel verilerin korunması, yanlış bilgi ve "derin sahte" içeriklere karşı farkındalık ile etik kullanım ilkeleri öğretilecek.
Eğitimleri tamamlayanlara, ölçme ve değerlendirme sonucunda kazandıkları temel yetkinlikleri gösteren seviye bazlı mikro sertifikalar verilecek.
- Her kurumun yapay zeka yöneticisi olacak
Kamu kurumlarındaki dönüşüm, kullanım alanlarının belirlenmesi, uygulamaların sahada denenmesi ve başarılı projelerin yaygınlaştırılmasını içeren "tara-pilotla-ölçekle" döngüsüyle bütüncül bir yönetişim ve güven çerçevesinde yürütülecek.
Kamudaki bu dönüşümü yönetmek üzere kurumlarda bu alandan sorumlu birim amiri veya başkana bağlı üst düzey yönetici görevlendirilecek.
Söz konusu yönetici, kurumun yapay zeka proje ve uygulamalarından oluşan portföyünü yönetecek, çalışmaların ilerleme durumunu düzenli olarak raporlayacak.
Görevlendirmelerin tamamlanmasının ardından tüm kurumlar, 12 hafta içinde üç yıllık "Yapay Zeka Yol Haritası" ile yıllık hedeflerini hazırlayacak.
Pilot ve ilk ölçekli konuşlandırmalar için küçük-orta hacimli alımlar önceliklendirilecek, yapay zeka projelerine yönelik kamu alımlarına katılacak girişimlerin teknogirişim belgesine sahip olması esas alınacak.
Her bakanlıkta yapay zekadan yararlanılabilecek alanlar sistematik olarak taranacak. Potansiyeli yüksek alanlarda hızlı pilot uygulamalar başlatılacak, belirlenen başarı eşiğini geçen projeler 6 ile 12 ay içinde ölçeklendirilecek.
- 10 bakanlıkta 30 pilot başlatılacak
Plan kapsamında ilk 12 ayda en az 2 pilot dalgasıyla 10 veya daha fazla bakanlıkta toplam en az 30 yapay zeka pilotunun başlatılması hedefleniyor.
En az 10 kritik kamu hizmeti için pilot aşamasından ölçeklendirmeye uzanan uçtan uca "pilot-ölçek hattı" kurulacak.
e-Devlet, vatandaşların yapay zeka destekli kamu hizmetlerini doğrudan deneyimleyeceği öncelikli dönüşüm alanı olacak. Kişiselleştirilmiş hizmet yönlendirmesi, başvuruların ön kontrolü ve akıllı belge desteği gibi uygulamalar öncelikle pilot olarak hayata geçirilecek.
En az 5 yapay zeka destekli vatandaş hizmetinin e-Devlet üzerinden pilotlanarak ölçeklendirilmesi planlanıyor. Uygulamalarda kişisel verilerin korunması, kararların açıklanabilir olması ve insan gözetimi ilkeleri dikkate alınacak.
Kamu kurumlarında devreye alınan yüksek etkili yapay zeka sistemlerinin de belgelendirme ve değerlendirme süreçlerinden geçirilmesi zorunlu olacak.

NEVSAL ELEVLİ
Londra’daki cerrahlar, yapay zekânın bir beyin ameliyatı sırasında gerçek zamanlı olarak cerrahi ekibe destek verdiği dünyadaki ilk operasyonu başarıyla gerçekleştirdi.
Ameliyat, University College London Hospitals’a (UCLH) bağlı National Hospital for Neurology and Neurosurgery’de (NHNN) yapıldı. Bedfordshire’da yaşayan 48 yaşındaki müşteri hizmetleri yöneticisi Rhys Hibbert’in hipofiz bezindeki 11 milimetrelik tümör çıkarıldı.
Mayıs 2026’da gerçekleştirilen operasyonun ayrıntıları, hastanın iyileşme sürecinin tamamlanmasının ardından 27 Ağustos’ta kamuoyuna açıklandı.

Tümör tesadüfen ortaya çıktı
Hibbert’in hastalığı, Aralık 2024’te yürüyüş sırasında fenalaşıp bilincini kaybetmesi ve nöbet geçirmesi üzerine yapılan tetkiklerde belirlendi.
Başlangıçta ameliyat edilmeden takip edilen tümör, zamanla ciddi hormon dengesizliğine ve görme problemlerine neden oldu. Çevresel görüşünü kaybetmeye başlayan Hibbert, önündeki engelleri fark edemediği için sık sık düşüyor ve yürümek için baston kullanıyordu.
Doktorlar, tümörün görme sinirleri üzerindeki baskısının sürmesi halinde hastanın tamamen kör olabileceğini bildirdi.

Yapay zekâ ameliyatı değil, görüntüleri yönetti
Operasyon sırasında endoskopik kameradan alınan canlı görüntüler yapay zekâ sistemi tarafından anlık olarak analiz edildi. Sistem; hipofiz bezini, görme sinirlerini, hayati damarları ve riskli dokuları farklı renklerle işaretleyerek cerrahlara görsel bir yol haritası sundu.
Yapay zekâ ayrıca cerrahi aletleri ve aletlerle dokular arasındaki etkileşimi takip edebilecek şekilde geliştirildi.
Ancak ameliyatı yapay zekâ gerçekleştirmedi. Bütün cerrahi kararlar ve müdahaleler operasyon ekibinin kontrolünde kaldı. Teknoloji, doktorların tümörü mümkün olduğunca güvenli biçimde çıkarmasına yardımcı olan bir destek sistemi olarak kullanıldı.
Hipofiz bezinin, görme sinirlerinin ve ana damarların birbirine son derece yakın bulunduğunu belirten uzmanlar, bu bölgede bir milimetrelik hatanın bile körlük, felç veya ölümle sonuçlanabileceğine dikkat çekti.
Yüzlerce ameliyat videosuyla eğitildi
UCL Hawkes Institute bünyesinde geliştirilen sistem, daha önce gerçekleştirilmiş yüzlerce endoskopik hipofiz ameliyatına ait işaretlenmiş görüntüler kullanılarak eğitildi.
Sistemin teknik lideri UCL Robotik ve Yapay Zekâ Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Sophia Bano, yapay zekânın bir cerrahın ancak uzun yıllar içerisinde karşılaşabileceği çok çeşitli ameliyat örneklerinden öğrendiğini söyledi.
Gerçek zamanlı görüntü işleme için NVIDIA Clara IGX platformunda çalışan teknoloji, daha önce araştırma ve cerrah eğitimi amacıyla kullanılmıştı. Hibbert’in operasyonu, sistemin canlı bir hasta üzerinde cerraha gerçek zamanlı destek verdiği ilk uygulama oldu.
Ameliyat, NHNN Beyin Cerrahı ve UCL Queen Square Institute of Neurology Profesörü Hani Marcus ile araştırmaya öncülük eden cerrahi asistan Danyal Khan tarafından gerçekleştirildi.
Görme yetisi günler içinde düzeldi
Hibbert, ameliyattan uyandığında odadaki her şeyi net biçimde görebildiğini söyledi. Bir hafta içerisinde gözlük veya baston kullanmadan yürümeye başlayan hasta, görüşünü “360 derecelik panoramik bir manzara” olarak tanımladı.
Sağlığına kavuşmasının ardından işine dönen Hibbert, aynı zamanda yeniden ambulans gönüllüsü olarak görev yapabilmek için fiziksel gücünü artırmaya çalışıyor.
1859’da kurulan NHNN’nin dünyanın ilk özel nöroloji ve beyin cerrahisi hastanesi olduğunu hatırlatan Hibbert, yapay zekâ destekli ilk beyin ameliyatının da aynı kurumda gerçekleştirilmesini “son derece anlamlı” bulduğunu ifade etti.

Klinik araştırma kapsamında uygulandı
Operasyon, Birleşik Krallık Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırmaları Enstitüsü (NIHR) ile Google tarafından finanse edilen bir klinik araştırmanın parçası olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya UCLH NIHR Biyomedikal Araştırma Merkezi, Royal College of Surgeons, Engineering and Physical Sciences Research Council ve Wellcome da destek verdi.
Araştırmacılar, teknolojinin gelecekte karmaşık ameliyatlarda riskli anatomik bölgelerin belirlenmesine, cerrahların eğitilmesine ve operasyon sırasında güvenliğin artırılmasına yardımcı olabileceğini düşünüyor. Bununla birlikte sistem henüz insan cerrahların yerini alan bağımsız bir teknoloji değil; nihai karar ve sorumluluk tamamen ameliyat ekibinde bulunuyor.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki devlet okullarının büyük çoğunluğu her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtıyor. Ancak cep telefonlarının sınıflardan uzaklaştırılması bile beklenen akademik başarıyı getirmeye yetmiyor.
Uzmanlar, kişisel cihazların yerini okullar tarafından sağlanan bilgisayarların aldığını ve bu durumun öğrenme sürecini baltaladığını belirtiyor. Uluslararası standart test sonuçları da bilgisayar kullanım yoğunluğu arttıkça öğrencilerin akademik başarılarının düştüğünü açıkça gösteriyor.
Dijital formlar öğretmenin yerini alıyor
Teknolojinin sunduğu hazır içerikler, okullardaki insani etkileşimi ve derinlemesine tartışma ortamlarını yok ediyor. Birçok sınıfta öğretmenler aktif ders anlatmak yerine, öğrencileri dijital cihazlar üzerinden online formlar ve egzersizler doldurmaya yönlendiriyor.
Eğitimcilerin iyi niyetle evde ekran süresinin azaltılmasını tavsiye ederken, okul ortamında çocukları saatlerce ekran karşısında bırakması büyük bir çelişki yaratıyor. Sürekli ekrana bakan çocuklar yoruluyor, strese giriyor ve okula gitmek istemez hale geliyor.
Kağıt ve kalemin gücü unutuluyor
Bilimsel araştırmalar, öğrencilerin basılı materyalleri okuduklarında dijital ekranlara kıyasla çok daha yüksek bir kavrama gücüne ulaştığını gösteriyor. Benzer şekilde, ders notlarını klavyeyle yazmak yerine elle tutan çocukların bilgileri daha iyi hafızaya aldığı biliniyor.
Bilgisayar oyunları ve videoların sunduğu anlık ödüller ile hızlı içerikler, çocukların odaklanma sürelerini kısaltıyor. Bu durum, sabır ve derin düşünme gerektiren okuma ile araştırma gibi temel öğrenme faaliyetlerini zorlaştırıyor.
Çevrimiçi riskler artıyor
Okullardaki yoğun ekran kullanımı sadece zihinsel değil, fiziksel sağlığı da olumsuz etkiliyor. Hareketsiz yaşamı tetikleyen bu durum, çocuklarda uzağı görememe (miyop) riskini ciddi şekilde artırıyor.
Sağlık sorunlarının yanı sıra, okul bilgisayarları üzerinden çocukların güvenli internet duvarlarını aşarak yaşlarına uygun olmayan zararlı içeriklere ve oyunlara erişebildiği görülüyor. Siber zorbalık ve dijital tehlikeler, okulun sağladı cihazlarda bile çocukları tehdit etmeye devam ediyor.
Veliler harekete geçiyor
Gelecek nesiller için endişelenen anne ve babalar, okullardaki ekran kullanımının sınırlandırılması için topluluklar kurarak yasal haklarını aramaya başladı. Los Angeles gibi bazı büyük bölgelerde okul içi ekran sürelerini sınırlayan kararlar alınsa da, genel bir değişim için zaman daralıyor.
Uzmanlar, çocukların bilgisayar kullanmayı öğrenmesini desteklemekle birlikte; okuma, yazma ve matematik gibi temel derslerin mutlaka kağıt ve kalemle işlenmesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumunca yapılan "Hane Halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması-2026"nın sonuçları açıklandı.
Araştırmaya göre, bu yıl ülkede internet kullanım oranı 16-74 yaş grubundakilerde yüzde 92,3 oldu. Bu oran, geçen yıl yüzde 90,9 olarak kayıtlara geçmişti. İnternet kullanım oranı, bu yaş grubundaki erkeklerde yüzde 94,8, kadınlarda yüzde 89,9 olarak kaydedildi.
İnternet üzerinden kamu hizmetlerinden yararlananların oranı yüzde 76 oldu
Son bir yıl içinde özel amaçla resmi makamların internet sitelerini ve uygulamalarını kullanan, internet üzerinden kamu hizmetlerinden yararlananların oranı yüzde 76 olarak belirlendi. Bu oran, erkeklerde yüzde 82,7 iken kadınlarda yüzde 69,4 olarak gerçekleşti.
e-Devlet hizmetlerini kullanan bireylerin oranı yaş grubuna göre incelendiğinde, bu oranın en yüksek yüzde 93 ile 25-34 yaş grubunda, en düşük yüzde 31,3 ile 65-74 yaş grubunda olduğu görüldü.
Bireylerin e-Devlet hizmetlerini kullanım amaçları arasında yüzde 65,6 ile resmi makamlar veya kamu hizmetleri tarafından kendisi hakkında saklanan kişisel bilgilere erişme, ilk sırayı aldı. Bunu, yüzde 52,6 ile kamu kurumlarından veya kamu hizmetlerinden bir randevu alma veya rezervasyon yaptırma ve yüzde 45,7 ile kamu kuruluşlarına ait internet sitelerinden bilgi edinme takip etti.
2025 yılında yüzde 55,7 olan internet üzerinden özel kullanım amacıyla mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme (e-ticaret) oranı, bu yıl yüzde 60'a çıktı. Mal, hizmet satın alma ya da sipariş verme oranı erkeklerde yüzde 63,4, kadınlarda yüzde 56,6 olarak gerçekleşti. Bu oran, en son mal, hizmet satın alma ya da sipariş verme zamanlarına göre incelendiğinde, bireylerin yüzde 48,3'ünün son 3 ayda mal veya hizmet satın aldığı ya da sipariş verdiği belirlendi.
İnternet üzerinden son 3 ayda eğitim, mesleki veya özel amaçlar için öğrenme faaliyeti gerçekleştirenlerin oranı, bu yıl geçen yıla kıyasla 5,2 puan artarak yüzde 22,9 oldu. Bu oranın, erkekler için yüzde 22,4, kadınlar için yüzde 23,5 olduğu tespit edildi.
Bireylerin yüzde 90'ı WhatsApp kullandı
En fazla kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları, yüzde 90 ile WhatsApp, yüzde 77,6 ile YouTube ve yüzde 71,1 ile Instagram olarak kayıtlara geçti. Erkeklerin en fazla yüzde 92,5 ile WhatsApp, yüzde 80,1 ile YouTube ve yüzde 71,9 ile Instagram, kadınların yüzde 87,6 ile WhatsApp, yüzde 75 ile YouTube ve yüzde 70,2 ile Instagram uygulamalarını kullandığı belirlendi.
İnternet kullanan bireylerin kullandığı internete bağlı sistem ve cihaz türlerinin sırasıyla yüzde 62 ile internet bağlantılı TV, yüzde 18,6 ile "robot süpürgeler, buzdolapları, fırınlar, kahve makineleri gibi internete bağlı ev aletleri" ve yüzde 16,7 ile "akıllı saat, internet bağlantılı spor/direnç bandı, gözlük veya kulaklıklar, güvenlik takip cihazları, internet bağlantılı aksesuarlar, internet bağlantılı giysi veya ayakkabılar" olduğu görüldü.
Son 3 ay içinde internet kullanan bireylerin cep telefonu, akıllı telefon, tablet, dizüstü veya masaüstü bilgisayar satın aldığında önemli bulduğu özelliklerin sırasıyla yüzde 89,3 ile fiyat, yüzde 74,7 ile donanım özellikleri, yüzde 69,9 ile cihazın enerji verimliliği, yüzde 69,5 ile marka, tasarım veya boyut olduğu tespit edildi.

Cambridge Üniversitesindeki araştırmacılar, ilk kez bir aşının temel bileşeninin tamamen yapay zeka tarafından tasarlandığını ve insanlar üzerinde denendiğini açıkladı.
Geliştirilen aşı, tüm Covid varyantlarını ve hayvanları enfekte eden ancak bir sonraki salgını başlatma potansiyeli olan virüsleri kapsayacak şekilde, tüm koronavirüsler üzerinde etkili olacak biçimde tasarlandı. Çalışmalar henüz erken aşamada bulunuyor ancak ekip; grip ve Ebola ile mücadele edebilecek ayrı aşılar üzerinde de çalışıyor.
Aşılar, vücuda bir enfeksiyonu nasıl tespit edeceğini öğreterek onunla savaşma şansını artırıyor. Ancak bazı virüsler dış görünüşlerini değiştirme, yani mutasyona uğrama konusunda yetenekli olduğu için aşıların koruyuculuğu hızla azalabiliyor. Covid ve kış gribi aşılarının düzenli olarak güncellenmesi bu nedenden kaynaklanıyor.
Cambridge Üniversitesinden Profesör Jonathan Heeney, "Her zaman geriden geliyoruz. Yapmak istediğimiz şey ise salgının önüne geçmek." ifadelerini kullanarak, yeni salgınlara veya pandamilere karşı önceden koruma sağlamayı hedeflediklerini belirtti.
Nasıl çalışıyor?
Normal şartlarda aşılar, bir virüsün mevcut suşu kullanılarak tasarlanıyor.
Cambridge'deki araştırmacılar, potansiyel viral tehditleri takip eden gözetim programları tarafından kaydedilen bir dizi koronavirüsün genetik kodlarını topladı.
Bu genetik kodlar yapay zeka tarafından analiz edildi. Sistem, virüsler mutasyona uğrasa veya hayvanlardan insanlara yeni bir enfeksiyon geçse bile tüm virüs ailesine karşı koruma sağlayacak şekilde bağışıklık sistemini eğiten bir "süper antijen" tasarladı.
Bağışıklık sisteminin saldırmayı öğrendiği yapılar olduğu için antijenler, aşıların en kritik bileşenini oluşturuyor.
Heeney, ilk kez yapay zeka tarafından tasarlanan bir antijenin insanlar üzerinde denendiğini söyledi.
Teknolojinin herkesi şaşırttığını belirten Heeney, "Bununla insanlığın iyiliği için yapabileceklerimiz inanılmaz. Bu, bizi sadece bugünün virüslerinden değil, bir sonraki salgına veya hastalığa neden olabilecek tehditlerden de koruyan aşılar üretmekle ilgili. Pandemilere hazırlık yöntemimizde temel bir değişim yaşanıyor." dedi.
Güvenilirlik testleri için 39 kişi üzerinde yapılan denemelerin ardından, aşının bağışıklık sistemini ne kadar iyi eğittiğini daha net anlamak amacıyla yaklaşık 200 kişinin katılacağı ikinci bir çalışma gerçekleştiriliyor.
Journal of Infection dergisinde ayrıntıları paylaşılan bulgular, bağışıklık sistemi üzerindeki etkinin "mütevazı" düzeyde olduğunu gösterse de çalışma bilim dünyasında heyecan yaratmaya devam ediyor.
Denemelerin bir kısmını Southampton Üniversitesinde gerçekleştiren Profesör Saul Faust, yapay zeka tasarımının kesinlikle bir potansiyeli olduğunu ve heyecan verici olduğunu ifade etti. Faust, "Gerçekten ilginç olan şu ki teknoloji, virüslerin değiştiği potansiyel pandemiler için aşı tasarlamada çok daha başarılı." açıklamasını yaptı.
H5N1 kuş gribi aşısı üzerinde hayvan araştırmaları yürütülüyor
Cambridge ekibi, her yıl uyarlanması gerekmeyen evrensel mevsimsel grip aşıları ile şu anda kuş popülasyonlarına zarar veren virüsün insanlarda bir pandemiye dönüşmesi ihtimaline karşı H5N1 kuş gribi aşısı üzerinde hayvan araştırmaları yürütüyor.
Araştırmacılar ayrıca, Ebola türlerini de içeren viral hemorajik ateşlere yönelik bir aşı üzerinde çalışıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki mevcut salgına, henüz aşısı geliştirilmemiş bir virüs türü neden oluyor.
Çalışmada yer almayan Oxford Aşı Grubu Direktörü Profesör Andy Pollard, bu yaklaşımın hayvan araştırmalarında ikna edici kanıtlar ortaya koyduğunu belirtti. Pollard, "Bunlar büyüleyici veriler, insanlar bu bağışıklık tepkilerini üretebileceklerini tahmin edemezdi." dedi.
Pollard, gerçek testin insan denemelerinde görüleceğini, çünkü insan bağışıklık sisteminin laboratuvar farelerinden farklı olduğunu ve yıllar içindeki enfeksiyonlarla şekillendiğini vurguladı.
Yapay zekanın aşı araştırmalarında ezber bozacağını aktaran Pollard, yapay zeka araçlarının bağışıklık sisteminin bir aşıya nasıl tepki vereceğini tahmin etme potansiyeli taşıdığını, bunun da geliştirmeyi çok daha hızlı hale getirerek hayat kurtaracağını ifade etti.
Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırmaları Enstitüsü Bilimsel Direktörü Profesör Marian Knight ise "Yapay zeka tasarımı bu 'süper antijen' denemesinin dikkate değer başarısı, geniş kapsamlı ve kalıcı viral koruma sağlama yeteneğimizde çok önemli bir sıçramayı temsil ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Hollanda bandıralı MV Hondius adlı keşif gemisinde ortaya çıkan hantavirüs salgınında şimdiye kadar 11 vaka tespit edildi, 3 kişi yaşamını yitirdi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), olayın ardından çok uluslu izleme ve temas takibi çalışmalarını sürdürüyor. Yolcuların Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avrupa dahil 23 farklı ülkeden olması nedeniyle çok sayıda ülke alarm seviyesini yükseltti.
DSÖ verilerine göre vakaların büyük bölümü “Andes hantavirüsü” olarak bilinen türle bağlantılı. Yetkililer, virüsün küresel toplum için oluşturduğu riskin şimdilik “düşük” olduğunu belirtse de, yakın temas yoluyla insandan insana bulaş ihtimali dikkatle izleniyor.
“Sadece kemirgenlerden bulaşıyor” görüşü değişiyor
Hantavirüs uzun yıllardır esas olarak enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salyasıyla temas sonucu insanlara geçen bir hastalık olarak biliniyor. Özellikle kapalı alanlarda kuruyan kemirgen atıklarının havaya karışmasıyla bulaş riski artıyor.
Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar, bazı hantavirüs türlerinin insanlar arasında da bulaşabildiğini gösterdi. Özellikle Güney Amerika’da görülen “Andes” tipi virüsün, yakın fiziksel temas halinde insandan insana geçiş yapabildiği bilimsel olarak doğrulandı. MV Hondius salgınında da araştırmacılar, bazı vakaların gemi içinde gerçekleşen yakın temas sonucu ortaya çıkmış olabileceğini değerlendiriyor.
ABD’de yaygın görülen “Sin Nombre” tipi hantavirüs için ise insandan insana bulaş çok daha sınırlı görülüyor. Uzmanlar, mevcut verilerin bu tür için yaygın bulaşı desteklemediğini vurguluyor.

ABD’deki yeni araştırma ne söylüyor?
Amerikalı bilim insanlarının yürüttüğü son saha çalışmalarında, özellikle Pasifik Kuzeybatısı olarak bilinen Washington, Oregon ve Idaho çevresindeki kemirgen popülasyonları incelendi. İlk bulgular, bazı bölgelerde kemirgenlerin yaklaşık yüzde 30’unun hantavirüs taşıdığını ortaya koydu.
Araştırmacılar, iklim değişikliği, şehirleşme ve insan yerleşimlerinin doğal yaşam alanlarına yaklaşmasının kemirgen-insan temasını artırdığı görüşünde. Uzmanlara göre bu durum, gelecekte daha fazla hantavirüs vakası görülme ihtimalini yükseltiyor.

Belirtiler grip gibi başlıyor
Hantavirüs enfeksiyonu ilk aşamada grip benzeri belirtilerle ortaya çıkıyor. Ateş, kas ağrısı, halsizlik, baş dönmesi ve mide bulantısı en sık görülen semptomlar arasında yer alıyor. İlerleyen vakalarda ise ciddi solunum yetmezliği gelişebiliyor.
Özellikle “Hantavirüs Pulmoner Sendromu” adı verilen ağır tabloda ölüm oranı yüzde 30 ila 40 arasında değişebiliyor. Uzmanlar, erken teşhisin hayati önem taşıdığı konusunda uyarıyor.
Uzmanlardan panik değil dikkat çağrısı
Sağlık otoriteleri, hantavirüsün Covid-19 benzeri kolay yayılan bir salgına dönüşme ihtimalinin düşük olduğunu belirtiyor. DSÖ de mevcut durumda küresel risk seviyesini düşük olarak değerlendiriyor.
Bununla birlikte uzmanlar, özellikle kırsal bölgelerde yaşayanların, depoları ve kapalı alanları temizlerken koruyucu ekipman kullanmaları gerektiğini vurguluyor. Kemirgen dışkısı bulunan alanların süpürülmesi yerine dezenfektanla temizlenmesi öneriliyor.
MV Hondius vakası ise uzmanlara göre, nadir görülen virüslerin küresel ulaşım ve turizm yoluyla kısa sürede uluslararası bir sağlık sorununa dönüşebileceğini bir kez daha gösterdi.

İngiltere’nin başkenti Londra’daki University College London Hospital’da (UCLH) tıp öğrencisi Sebastian Gomez-Pena’nın beynine, Elon Musk’ın Neuralink şirketi tarafından geliştirilen ileri düzey bir beyin-bilgisayar arayüzü çipi (BCI – Brain-Computer Interface) başarıyla implante edildi. Bu deneysel operasyon sayesinde Gomez-Pena, felçli olmasına rağmen artık bilgisayarını sadece düşünceleriyle kontrol edebiliyor.
Gomez-Pena, bir tatilde geçirdiği kazada boyun aşağı tüm vücut kontrolünü kaybettikten sonra felçli kalmış, eğitimine de ara vermek zorunda kalmış bir genç. Şimdi ise Neuralink’in çip teknolojisi sayesinde ekran imlecini hareket ettirebiliyor, pencereleri açıp kapatabiliyor ve sanal tuş takımlarıyla iletişim kurabiliyor. “Düşünce gücüyle bilgisayarda işlerimi yapabildiğimi görmek… bu gerçekten ‘magical’, büyülü bir his,” diye konuşuyor.
Operasyon, UCLH’nin National Hospital for Neurology and Neurosurgery bölümünde, Neuralink’in R1 robotik cerrahi sistemi kullanılarak yaklaşık beş saat sürdü. Kafatasında açılan küçük bir delik üzerinden yerleştirilen implante, 1.024 ultra ince elektrot aracılığıyla beynin el ve hareket kontrolünden sorumlu bölgesine bağlandı. Bu elektrotlar, beyindeki sinir sinyallerini kablosuz olarak bir bilgisayara ileterek yapay zekâ ile yorumlanmasını sağlıyor ve böylece kullanıcı sadece “elini hareket ettirmeyi düşünerek” imleci kontrol edebiliyor.
UCLH’de yürütülen GB-PRIME çalışmasının baş araştırmacısı ve nöroşirurji uzmanı Harith Akram, teknolojiyle elde edilen kontrol düzeyinin “akıl almaz” olduğunu, potansiyelinin ise felç sonrası yaşamı kökten değiştirebileceğini söylüyor. Araştırma halen güvenlik, etkinlik ve uygulama alanlarının belirlenmesi için erken aşamada olsa da, araştırmacılar bu tür beyin-bilgisayar arayüzlerinin ileride felç, inme ve nörodejeneratif hastalıklar gibi durumlarda hayat kalitesini ciddi şekilde artırabileceğine inanıyor.

Sebastian Gomez-Pena gibi gönüllüler, bu denemelerde sadece kendi bağımsızlıklarını artırmakla kalmayıp, tüm felçliler için umut verici bir yol haritası oluşturuyorlar. Neuralink teknolojisinin gelecekte daha geniş kullanıcılar ve farklı uygulamalar (örneğin robotik kol kontrolü ya da konuşma yeteneğinin yeniden kazanılması) için geliştirilmesi planlanıyor. Bu deneysel çalışma henüz tıp literatüründe hakemli makaleler olarak yayınlanmamış olsa da, elde edilen ilk bulgular bilim dünyasında büyük bir heyecan yaratıyor.

NEVSAL ELEVLİ
Erkek gelişiminden sorumlu Y kromozomunun milyonlarca yıldır gen kaybettiği biliniyor. Bazı araştırmalar, bu kaybın uzun vadede Y kromozomunun tamamen yok olabileceğine işaret ediyor. Ancak Japonya’dan gelen yeni bulgular, bu olası senaryonun insanlığın sonu anlamına gelmeyebileceğini gösteriyor.
Y-KROMOZOMUNUN KAYBOLMASI “KIYAMET” SENARYOSU OLMAYABİLİR
Evrimsel süreçte büyük ölçüde küçülen Y kromozomu, bugün yalnızca 55 kadar aktif geni barındırıyor. Bu da gelecekte “erkeksiz bir dünyaya doğru mu gidiyoruz?” sorusunu gündeme getirmişti.
Ancak Hokkaido Üniversitesi’nde yapılan araştırma, memelilerin tek bir cinsiyet mekanizmasına bağlı olmadığını ortaya koyuyor.
JAPON SPİNY RAT TÜRÜNDE Y-KROMOZOMU HİÇ YOK
Prof. Asato Kuroiwa liderliğindeki bilim ekibi, Japonya’ya özgü “Amami spiny rat” türünde hem Y kromozomunun hem de erkek gelişimini başlatan SRY geninin tamamen kaybolduğunu tespit etti.
Buna rağmen bu kemirgen türünde:
Erkekler normal şekilde doğuyor,
Tür sağlıklı biçimde çoğalmaya devam ediyor.
Bu durum bilim insanlarını şaşkına çevirdi.
Yeni Bir Cinsiyet Mekanizması: SOX9 Yakınındaki 17.000 Bazlık DNA Parçası
Araştırmacılar, erkek bireylere özgü minik bir DNA duplikasyonu keşfetti. SOX9 geninin yakınında bulunan 17.000 bazlık bu DNA parçası, Y kromozomunun yokluğunu telafi eden yeni bir cinsiyet belirleme sistemi gibi davranıyor.
Bu bulgu, memelilerde cinsiyetin sanılandan çok daha esnek olabileceğini, evrimin ihtiyaç duyulduğunda farklı genetik yollar oluşturabileceğini gösteriyor.

İNSANLIĞIN GELECEĞİ İÇİN NE İFADE EDİYOR?
Bilim insanlarına göre Y kromozomu ortadan kaybolsa bile, insanlık için tek seçenek yok oluş değil. Uzun vadede üç ana senaryo öne çıkıyor:
Cinsiyet belirleme mekanizması çökerse tür yok olabilir.
Evrim yeni bir “erkeklik mekanizması” geliştirir ve üreme sürer.
Farklı popülasyonlarda farklı mekanizmalar gelişirse, gelecekte birden fazla insan türü ortaya çıkabilir.
Uzmanlara göre bu ihtimaller milyonlarca yıl sonrasına ait; fakat spiny rat örneği, biyolojinin gelecekte ne kadar yaratıcı olabileceğini gösteriyor.
BİLİM DÜNYASI: “CİNSİYET SİSTEMİ SABİT DEĞİLDİR”
Araştırmacılar, bu keşfin memelilerde cinsiyet belirleme sisteminin sandığımız kadar katı bir yapıya sahip olmadığını, tam tersine evrimsel olarak değişebilir olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor.
Bu da insanlığın gelecekte tek bir kromozoma bağlı olmadığını gösteren önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.
Y-KROMOZOMU YOK OLUYOR MU? İNSANLIK İÇİN TEHLİKE ÇANI MI, EVRİMİN YENİ OYUNU MU?
Bilim insanlarına göre, Y kromozomu milyonlarca yıldır “eriyerek” küçülüyor.
166 milyon yılda yaklaşık 850 genini kaybetti ve geriye sadece 55 kaldı.
Bu hızla giderse 11 milyon yıl sonra tamamen yok olabilir.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Barut, yaptığı yazılı açıklamada, özellikle 0-6 yaş arasındaki çocukların ekran başında geçirdikleri zamanın artmasının gelişimsel açıdan kritik riskler taşıdığını vurguladı.
Çocukların erken yaşta telefonla tanışmasının gelişimlerinde olumsuz etkiler doğuracağını dile getiren Barut, "Çocukların erken yaşta telefonla tanışması, özellikle beyin gelişiminin en hızlı olduğu 0-6 yaş döneminde olumsuz etkiler yaratabilir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar için deneyimsel öğrenme, oyun ve insan etkileşimi kritik önemdedir. Telefon gibi pasif ekranlar, dili anlama, duyguları tanıma ve ifade etme gibi gelişim alanlarında gecikmelere neden olabilir." uyarısında bulundu.
Telefon ve tablet gibi dijital cihazların uzun süreli kullanımının, çocuklarda dikkat eksikliği, uyku bozuklukları ve sosyal becerilerde zayıflık gibi sorunlara yol açabildiğine dikkati çeken Barut, şunları kaydetti:
"Bilimsel araştırmalar, uzun süreli ekrana maruz kalan çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite belirtileri, uyku problemleri ve sosyal etkileşimlerde zayıflık ile ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Özellikle hızlı görsel geçişler içeren dijital içerikler, çocukların dikkat sürelerini kısaltabiliyor. Ayrıca mavi ışık, uyku hormonlarını baskılayarak çocukların uykuya geçişini zorlaştırabiliyor. Sosyal gelişim açısından da yüz yüze etkileşimlerin yerini ekranın alması, empati gelişimini ve sosyal ipuçlarını okuma becerilerini olumsuz etkiliyor.
Birçok ebeveyn, çocuklarını sakinleştirmek ya da oyalamak için dijital cihazlara başvuruyor. Bu yanlış. Telefonun bir 'sakinleştirici' ya da 'ödül-ceza aracı' olarak kullanılması, çocukların duygusal düzenleme becerilerinin gelişmesini engelleyebilir. Çocuklar zorlayıcı duygularla başa çıkmayı öğrenmek yerine bu duyguları bastırmak için dışsal araçlara bağımlı hale gelebilir. Telefonun bir sakinleştirici olarak kullanılması, ilerleyen yaşlarda stres, kaygı veya öfke gibi duygularla başa çıkmakta zorluk yaşamalarına neden olabilir."
Çocukların teknolojiyle sağlıklı ilişki kurabilmeleri için ailelere ve öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü belirten Barut, anne babaların çocuklarına teknoloji kullanımı konusunda iyi rol model olması gerektiğini vurguladı.
Özellikle okul öncesi dönemde ekran süresinin günde 1 saati geçmemesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Yaşar Barut, şu tavsiyelerde bulundu:
"Bunun yerine çocukları kitap okumaya, açık havada oyun oynamaya ve yaratıcı etkinliklerle meşgul olmaya teşvik etmek çok daha faydalı olacaktır. Çocuğunuzla birlikte dijital içerikleri izlemek ve sonrasında bu içerikler hakkında konuşmak, onun dijital dünyayı anlamasını ve medya okuryazarlığını geliştirmesini sağlar. Ayrıca, günlük yaşamda ekranlardan uzak kalınacak zaman dilimleri planlamak; örneğin yemek saatlerinde ya da yatmadan önce dijital molalar vermek, sağlıklı bir kullanım alışkanlığı kazandırmada oldukça etkilidir.
Devlet politikaları, çocukların sağlıklı dijital medya kullanımı konusunda bilinçli bireyler olarak yetişmeleri için medya okuryazarlığını okul müfredatlarına entegre etmeli. Ailelere rehberlik hizmetleri sunulmalı ve ekran yerine aktif öğrenme desteklenmeli. İskandinav ülkelerinde uygulanan 'ekran detoksu günleri' veya Japonya'daki sınırlı ekran politikaları, çocukların teknolojiyle sağlıklı bağlar kurmasına yardımcı olan başarılı örnekler arasında yer alıyor."

Türkiye genelinde kullanıcılar Google'a giriş yapamıyor.
Google ve bileşenlerinin çökmesiyle; analytics, Youtube, gmail, takvim, android servislere de erişim sağlanamıyor.
Konuya dair yetkililerden ise henüz bir açıklama ise gelmedi.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca görev yapan KVKK, velilere çocuklarının verilerinin korunması adına tavsiyelerde bulundu.
Kurumdan yapılan açıklamada, çocukların kişisel verilerinin korunmasında, verileri işleyen kişi, kurum ve kuruluşların sorumluluklarının bulunduğu hatırlatılarak, konuyla ilgili ebeveynlerin de bazı tedbirler almasının önemli olduğu vurgulandı.
KVKK'nin tavsiyelerinin yer aldığı açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Çocuğunuzun kullandığı akıllı cihazların gizlilik ve güvenlik ayarlarını düzenleyiniz. Gizlilik ve güvenlik ayarlarını, internet tarayıcısı ayarlarını ve uygulama izinlerini periyodik aralıklarla gözden geçiriniz. Ölçülü ve bilinçli kullanımı sağlamak amacıyla ebeveyn kontrolü gibi imkanlardan yararlanınız. Sosyal ağlardaki sahte hesaplar konusunda gerekli uyarılarda bulununuz. Kötü niyetli kişilerin gerçek kimliklerini gizleyebileceklerine dikkat çekerek, çocuğunuzu kötü niyetli kişilere karşı uyarınız. Çocuğunuza, kendisini rahatsız eden veya tehdit edebilecek kullanıcıları engelleyebileceğini hatırlatınız. Çocuğunuza, karşılaştığı şüpheli içerik veya mesajları sizinle paylaşması gerektiğini belirtiniz."
Açıklamada, "Çocuğunuza ilişkin okul bilgisi, okul adresi, okul numarası ve ders notları gibi bilgilerin yanı sıra ses, fotoğraf veya görüntü gibi kişisel veri niteliği taşıyabilen bilgileri herkese açık şekilde paylaşmayınız. Çocuğunuzu yaş grubuna uygun olmayan içerikler ile zararlı olduğu bilinen oyunlardan uzak tutmayı amaçlayan tedbirleri araştırınız. Oyun bağımlılığı ve olumsuz etkilerine yönelik ortaya çıkabilecek risk ve tehditlere karşı oyun oynama sürelerini sınırlandırınız. Siber zorbalık veya benzeri tehditlere karşı ihtiyaç duymanız halinde, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından destek alınız." ifadeleri kullanıldı.

Uygulamanın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, 500 bininci üyeye çok yaklaşıldığı belirtildi.
Paylaşımda, "NEXT ailemiz büyümeye devam ediyor. 500 bininci üyemize özel bir hediye veriyoruz. Siz de bu tarihi anın parçası olun. NEXT'e katılın ve arkadaşlarınızı da davet edin. Hemen katıl, sürprizi yakala!" ifadeleri kullanıldı.
Yerli sosyal platform NEXT Teknofest Sosyal, "sosyal ağ" kategorisindeki ücretsiz uygulamalar listesinde son dönemde en çok indirilen uygulamalardan oldu.
Haber, teknoloji, yaşam ve gündem odaklı içerik paylaşımlarının yapıldığı NEXT Teknofest Sosyal'de kullanıcılar aynı zamanda Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ve Baykar işbirliğiyle geliştirilen Türkçe büyük dil modeli T3 AI'yı da kullanabiliyor.
Türkçe dil modeli, kendisini etiketleyerek yapılan paylaşımlara hızlı şekilde cevap vererek kullanıcılarla etkileşime geçiyor.

Temmuz ayı başında beta sürümüyle kullanıma sunulan NEXT Teknofest Sosyal uygulaması, kısa sürede 250 bin kullanıcıya ulaştı.
"Sosyal Ağ" kategorisinde yer alan ücretsiz uygulamalar listesinde yerli sosyal ağ NEXT Teknofest Sosyal, son dönemde en çok indirilen ücretsiz uygulama oldu.
NEXT Teknofest Sosyal'deki bazı kullanıcılar Selçuk Bayraktar'ı etiketleyerek yerli mesajlaşma uygulaması isteğinde bulundu.
Bu isteğe karşılık Bayraktar, yaptığı paylaşımda, "O da hazır, kullanıyoruz hatta. Yakındır." ifadesini kullandı.

