Okuma görünümü

Bakan Kurum: COP31’de hedefimiz somut iklim eylemi

Kurum, Ankara’da bir otelde düzenlenen COP31 Başkanlığı Diplomatik Misyonlar İçin Bilgilendirme Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin COP31 Başkanlığı sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının başında Girne-Mersin seferini gerçekleştirirken alabora olan gemide hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyen Kurum, kayıp vatandaşlara da bir an önce sağ salim ulaşılması temennisinde bulundu. Nepal'de meydana gelen sel felaketinin de herkesi derinden sarstığını ifade eden Kurum, yaşanan afetlerin iklim krizinin etkilerini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi. Doğanın dengesinin bozulması halinde ülkeler arasındaki sınırların anlamını yitirdiğini belirten Kurum, "Sel suları vize sormuyor, kasırgalar kontrolden geçmiyor, iklim öfkesi hiçbir diplomatik kuralı tanımıyor." ifadelerini kullandı. Kurum, iklim krizinin ülkelerin sınırlarını aşan bir niteliğe sahip olduğunu vurgulayarak, buna karşı mücadelenin de ortak bir iradeyle yürütülmesi gerektiğini dile getirdi. "Şayet bir kriz sınırları aşıyorsa, biz de sınırları aşan bir iradeyi hep birlikte göstermek zorundayız." diyen Kurum, iklim adaletinin bu süreçte temel yol gösterici olmaya devam edeceğini kaydetti. "KIRILGAN COĞRAFYALARIN EN GÜR SESİ OLACAĞIZ"Küresel iklim krizinde hiçbir sorumluluğu ve suçu olmayan Afrika ülkeleri ile küçük ada devletlerinin en ağır bedeli ödemesine göz yummayacaklarını belirten Kurum, COP31 kapsamında iklim adaletini merkeze alacaklarını söyledi. Kurum, COP31 masasında iklim krizinden en fazla etkilenen kesimlerin ve kırılgan coğrafyaların sesini duyuracaklarını vurguladı. COP31 Başkanlığını diyalog, uzlaşı ve aksiyon olmak üzere üç temel sütun üzerine inşa ettiklerini hatırlatan Kurum, artık yalnızca yeni hedeflerin belirlenmesinin yeterli olmadığını ifade etti. Dünyanın masa başında sürekli yeni hedefler belirlemeye değil, mevcut hedefleri hayata geçirecek güçlü bir iradeye ihtiyaç duyduğunu belirten Kurum, şöyle konuştu: "Çok açık ve net söylemeliyim ki artık sadece aksiyon almak zorundayız. Dünyanın masa başında sürekli yeni hedefler belirlemeye ihtiyacı yok. Dünyanın yegane ihtiyacı, o hedefleri tarlada, sanayide ve şehirlerde eyleme dönüştürecek sarsılmaz bir iradedir. Tarihe 'Uygulama COP'u' olarak geçmeye geliyoruz. Bütün diplomatik kapasitemizi, birikimimizi, tecrübemizi, uygulamadaki engelleri yırtıp atmak için kullanacağız." Kurum, iklim diplomasisinde yaşanan dönüşümü anlatırken 2015'te imzalanan Paris Anlaşması'na atıfta bulundu. Paris Anlaşması'nın imzalandığı gün yaşananları hatırlatan Kurum, anlaşmanın ilan edildiği sırada kullanılan tahta tokmağın, yalnızca diplomatik bir mutabakatı değil, aynı zamanda eylem döneminin başlangıcını simgelediğini söyledi. Kurum, o gün kağıda dökülen imzaların Antalya'da somut sonuçlara dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, iklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca devletler arası kararlarla yürütülemeyeceğine dikkati çekti. Diplomatik kararların toplumların gücüyle birleşmesi gerektiğini vurgulayan Kurum, "Fakat bunu tek başımıza, izole bir şekilde yapamayız. Yukarıdan aşağıya inen diplomatik kararlar, tabanda halkın gücüyle birleşmek zorundadır." dedi. 2035'E KADAR 6 KÜRESEL ATILIM HEDEFLENİYORKurum, Türkiye'nin COP31 sürecini Avustralya ile yakın işbirliği içinde yürüttüğünü belirterek, iki ülkenin aynı hedef doğrultusunda çalıştığını ifade etti. Bu ortaklık çerçevesinde 2035'e kadar hayata geçirilmesi planlanan altı büyük küresel atılım bulunduğunu aktaran Kurum, ilk dönüşümün elektrifikasyon alanında gerçekleştirileceğini söyledi. Elektrifikasyonun küresel payının yüzde 35'e çıkarılmasını hedeflediklerini belirten Kurum, ikinci büyük atılımın ise atık yönetimi ve temizlik alanında olacağını kaydetti. Kurum, küresel atık artışının yarı yarıya azaltılmasını hedeflediklerini belirterek, dünyanın giderek büyüyen bir atık sorunuyla karşı karşıya kalmaması için kapsamlı bir dönüşüm gerektiğini söyledi. Üçüncü atılımın şehirlerde gerçekleştirileceğini ifade eden Kurum, binalardaki enerji tüketiminin 2035'e kadar yüzde 25 azaltılmasının hedeflendiğini bildirdi. Dördüncü dönüşümün sanayi alanında gerçekleşeceğini belirten Kurum, sanayide döngüsel malzeme kullanımını yüzde 15 seviyesine çıkarmayı amaçladıklarını söyledi. Kurum, böylece üretimde doğadan alınan kaynakların yeniden ekonomiye kazandırılmasının ve kaynakların daha verimli kullanılmasının önünün açılacağını ifade etti. Beşinci büyük dönüşümün eğitim alanında gerçekleşeceğini belirten Kurum, iklim okuryazarlığının yaygınlaştırılmasının önemine dikkati çekti. Kurum, iklim konusunda farkındalığın yalnızca karar vericiler ve uzmanlarla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, dünyanın en ücra noktalarında yaşayan çocukların dahi iklim değişikliği konusunda bilgi sahibi olmasını hedeflediklerini söyledi. Altıncı ve en büyük atılımın ise ülkeleri ve imkanları birbirine bağlayan bir İklim Uygulama Köprüsü oluşturmak olduğunu aktaran Kurum, ihtiyacı bulunan ülkelerle çözüm ve finansman imkanlarına sahip tarafları buluşturacak bir mekanizma kuracaklarını belirtti. ÖZEL SEKTÖRE "ELİNİ TAŞIN ALTINA KOY" ÇAĞRISIKüresel sermayeye ve özel sektöre de seslenen Kurum, trilyonlarca dolarlık kaynağı yöneten bankalar, yatırımcılar ve büyük şirketlerin iklim krizinin çözümünde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi. İklim krizinin yalnızca devletlerin sınırlı kamu kaynaklarıyla çözülemeyeceğine işaret eden Kurum, özel sektörün yeşil dönüşümün merkezinde yer alması gerektiğini vurguladı. Kurum, kamu ile özel sektörün omuz omuza hareket etmesinin küresel iklim hedeflerine ulaşılması açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Türkiye'nin COP31 Başkanlığı kapsamında yürüttüğü saha çalışmalarına da değinen Kurum, iklim diplomasisinin yalnızca uluslararası toplantılarla sınırlı kalmayacağını belirtti. İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'nde finansmanın doğru hedeflerle buluşturulacağını ifade eden Kurum, Türkiye'de yürütülecek çevre çalışmalarına ilişkin de bilgi verdi. Kurum, Emine Erdoğan ile gelecek hafta Fethiye Körfezi'nde kapsamlı bir temizlik çalışması başlatacaklarını belirterek, Türkiye'nin en kapsamlı dip çamuru temizliğinin gerçekleştirileceğini söyledi. Kurum, daha sonra Trabzon'da okyanusların ve denizlerin karşı karşıya olduğu sorunlara dikkat çekeceklerini belirterek, Türkiye'nin iklim ve çevre gündemini uluslararası platformlarda görünür kılmaya devam edeceklerini ifade etti. Kurum, bu kapsamda Bakü, New York, Londra ve Fiji'de de çalışmalar gerçekleştireceklerini belirterek, "Tüm bu duraklarda omuz omuza çalışıyoruz." dedi. "ANTALYA ÇÖZÜMÜN ADRESİ OLSUN"Dünya Liderler Zirvesi'nin iklim değişikliğiyle mücadelede yeni bir dönemin kapısını açacağını belirten Kurum, farklı kesimlerin aynı masa etrafında buluşturulacağını söyledi. Kurum, gençlerin, şehirlerin, iş dünyasının, çiftçilerin ve bilim insanlarının birlikte çalışacağı bir süreç oluşturacaklarını belirterek, büyükelçilere ülkelerinin beklenti ve kaygılarını COP31 masasına taşımaları çağrısında bulundu. Kurum, konuşmasını şöyle tamamladı: "Gençleri, şehirleri, iş dünyasını, çiftçileri ve bilimi aynı masada toplayıp, gerçek çözümleri sahici bir zeminde inşa edeceğiz. Antalya'daki bu tarihi inşa sürecinde, siz değerli büyükelçilerden talebim son derece nettir. Ülkelerinizin umutlarını da korkularını da o masaya getirmenizi istiyorum. Antalya, sorunları tekrar tekrar konuşmanın yeri olmasın, çözümün adresi olsun. Antalya'dan raflarda tozlanacak bir kağıt parçası beklemeyin. Antalya'dan, dünyayı temelinden sarsacak, tarihi baştan yazacak güçlü bir eylem planı çıkaracağız. Her birinizin bu büyük kurtuluş hikayesinin başrolünde olmasını istiyorum. Başaracağız. Diyalogla başlayacağız. Uzlaşıyla büyüyeceğiz. Aksiyonla hayat vereceğiz."

  •  

“Orman yangınlarıyla mücadelede rota değişmeli”

Türkiye, son 38 yılda yangınlarda 635 bin hektara yakın orman alanını kaybetti. İstanbul’dan daha büyük bir yüzölçümüne karşılık gelen bu kayıp, orman yangınlarıyla mücadelede yalnızca söndürme kapasitesinin değil, yangın öncesi risklerin azaltılmasının da önemini ortaya koyuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, yangınlarla mücadelede “sıfır yangın” hedefinin gerçekçi olmadığını belirterek, risk yönetiminden yanıcı madde yönetimine, yangın sonrası restorasyondan iklim değişikliğine kadar ezber bozacak önerilerde bulundu. Türkiye’de iklim krizinin etkisiyle artan sıcaklıklar, kuraklık ve insan kaynaklı riskler, orman yangınlarının hem sıklığını hem de yıkıcılığını artırıyor. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre yalnızca 2025 yılında Türkiye genelinde 3 bin 224 orman yangını meydana gelirken, 81 bin 473 hektardan fazla orman alanı yangınlardan etkilendi. Türkiye’nin toplam orman varlığı 2025 itibarıyla yaklaşık 23,4 milyon hektar seviyesinde bulunurken, 1988-2025 dönemini kapsayan 38 yılda toplam 86 bin 531 orman yangını yaşandı. Bu yangınlarda 634 bin 575 hektar orman alanı zarar gördü. Yangınlarda kaybedilen alan; İstanbul’un yüzölçümünden daha büyük bir alana, Lüksemburg’un yaklaşık 2,5 katına, Van Gölü’nün 1,7 katına, Marmara Denizi’nin yarısından fazlasına ve yaklaşık 900 bin futbol sahasına denk geliyor. YANGIN FİLOSU GÜÇLENDİRİLDİArtan yangın riski karşısında Türkiye’nin müdahale kapasitesi de genişletiliyor. 2026 yangın sezonu için 28 uçak, 119 helikopter ve 14 insansız hava aracından oluşan toplam 161 hava aracı görevlendirildi. Hava filosunun toplam su atma kapasitesi ise 462 tona çıkarıldı. Ancak uzmanlara göre yangınlarla mücadeleyi yalnızca uçak, helikopter ve diğer müdahale araçlarının sayısı üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Orman Genel Müdürlüğünün 2025 verileri de yangınların önemli bölümünde insan faktörünün öne çıktığını gösteriyor. Verilere göre yangınların yüzde 42’si ihmal ve dikkatsizlik, yüzde 13’ü kaza, yüzde 4’ü kasıt, yüzde 9’u yıldırım kaynaklı olarak kayıtlara geçti. Yangınların yüzde 32’sinin nedeni ise belirlenemedi. TOLUNAY’DAN “SIFIR YANGIN” UYARISIOrman ekolojisi ve iklim değişikliği alanında çalışmalar yürüten İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, orman yangınlarıyla mücadelede yeni bir yaklaşım gerektiğine dikkat çekti. Yaşam Hasadı programına konuk olan Tolunay, yangınlarla mücadelenin yalnızca yangın başladıktan sonra yapılacak müdahaleye indirgenmemesi gerektiğini söyledi. “Sıfır yangın” hedefinin gerçekçi olmadığını belirten Tolunay, özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde yangınların doğal süreçlerin bir parçası olduğunu ifade etti. Tolunay’a göre temel hedef, yangınları tamamen ortadan kaldırmak yerine yangınların sayısını ve ortaya çıktığında oluşturduğu zararı mümkün olduğunca azaltmak olmalı. Yangınların ardından sıkça gündeme gelen “Kızılçam kolay yanıyor, yerine başka ağaç türleri dikilmeli” yaklaşımının ekolojik açıdan doğru olmadığını belirten Tolunay, Kızılçam ve maki örtüsünün Akdeniz iklimiyle birlikte evrimleştiğine dikkat çekti. Akdeniz bitki örtüsünün yangına uyum sağlayan özellikleri bulunduğunu belirten Tolunay, bu türlerin kolay yanmasına karşın yangın sonrasında yeniden gelişme kapasitesinin de yüksek olduğunu söyledi. Tolunay, yangından kısa süre sonra maki bitki örtüsündeki bazı çalı ve ağaççıkların köklerinin yangında tamamen zarar görmemesi sayesinde yeniden sürgün vermeye başladığını ifade etti. “DOĞADAN KOPYA ÇEKMEK GEREKİYOR”Yangın sonrası restorasyon çalışmalarında doğal ekosistemin temel alınması gerektiğini vurgulayan Tolunay, farklı iklim koşullarına ait ağaç türlerinin başka bölgelere taşınmasının yanlış sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Karadeniz’in nemli iklimine özgü ağaçların Ege ve Akdeniz bölgelerine dikilmesinin doğru olmadığını belirten Tolunay, bu türlerin ilk kurak dönemde hayatta kalamayabileceğini ifade etti. Tolunay, bu yaklaşımını, “Mutlaka doğayı temel almak gerekiyor. Doğadan kopya çekmek gerekiyor” sözleriyle özetledi. Karadeniz’de yangınların daha az görülmesinin yalnızca ağaç türlerinin yanıcılığıyla açıklanamayacağını belirten Tolunay, bunun temelinde iklim koşullarının bulunduğunu dile getirdi. Bu nedenle yangın sonrası ormanların yeniden oluşturulmasında doğal yapının dikkate alınması ve “maceraya girilmeden” bölgenin ekolojik özelliklerine uygun bir restorasyon yapılması gerektiğini söyledi. Tolunay’ın dikkat çektiği bir diğer konu ise iklim değişikliğinin gelecekteki etkilerinin ormancılık çalışmalarına dahil edilmesi oldu. Bugün dikilen bir fidanın bulunduğu alanda onlarca yıl, bazı ağaç türlerinin ise 150-200 yıl yaşayabileceğine işaret eden Tolunay, bu nedenle yalnızca mevcut iklim koşullarına göre karar verilmemesi gerektiğini söyledi. Gelecek 50 yıl içerisinde Türkiye’nin 3-4 derece daha sıcak olabileceğine ve yağışların yüzde 20 civarında azalabileceğine dikkat çeken Tolunay, bugün dikilen bir ağacın gelecekteki iklim koşullarında yaşayıp yaşayamayacağının da hesaplanması gerektiğini vurguladı. Yangınlarla mücadelede asıl dönüşümün yangın çıktıktan sonraki müdahaleden önce başlaması gerektiğini belirten Tolunay, tartışmaların yalnızca uçak ve helikopter sayılarına odaklanmasını eleştirdi. Yangın çıktığında mümkün olan en kısa sürede ve en fazla araçla müdahale edilmesinin tek başına yeterli olmadığını ifade eden Tolunay, bu anlayışın geçmişte daha fazla karşılık bulduğunu söyledi. Tolunay, günümüzde yangınlarla mücadelede “kriz yönetimi” yerine “risk yönetimi” anlayışının öne çıkması gerektiğini vurguladı. YANGININ HIZINI KURU OTLAR BELİRLEYEBİLİRYangının büyümesinde yalnızca kıvılcımın ortaya çıkmasının değil, ortamda bulunan yanıcı maddelerin miktarının da belirleyici olduğunu belirten Tolunay, özellikle kuru otlar ve ağaçlardan dökülen yaprakların oluşturduğu örtüye dikkat çekti. Küçük bir kıvılcımın kuru ot ve yaprakları tutuşturabileceğini belirten Tolunay, rüzgârın da etkisiyle yangının müdahale ekipleri bölgeye ulaşmadan önce hızla yayılabileceğini ifade etti. Bu nedenle yangınla mücadelede yalnızca yangını söndürmeye yönelik araçların artırılması değil, ormandaki yanıcı madde miktarının önceden azaltılması gerektiğini söyledi. Yanıcı madde yönetimi kapsamında son dönemde gündeme gelen keçi otlatma uygulamasının da her orman için tek başına çözüm olmadığını belirten Tolunay, yöntemin alanın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.  Yangın sonrasında yapılacak çalışmaların da standart bir reçeteyle yürütülmemesi gerektiğini belirten Tolunay, öncelikle yangın alanının ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini söyledi. Yangından hemen sonra bir envanter çıkarılmasının önemine dikkat çeken Tolunay, alanda hangi ağaç ve bitki türlerinin bulunduğunun, ormanın yaşının ve yangının ne kadar şiddetli gerçekleştiğinin kayıt altına alınması gerektiğini ifade etti. Bu veriler doğrultusunda alanın kendi ekolojik yapısına uygun bir restorasyon planı hazırlanması gerektiğini belirten Tolunay, her yangın alanına aynı uygulamanın yapılmasının doğru olmadığını vurguladı. FİDAN DİKİMİ HER ZAMAN İLK SEÇENEK DEĞİLYangın sonrası kamuoyunda en fazla öne çıkan uygulamalardan biri olan fidan dikiminin de her durumda ilk seçenek olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Tolunay, önceliğin mümkün olduğunca doğal yenilenmeye verilmesi gerektiğini belirtti. Yangın alanında yeterli sayıda tohum bulunması halinde öncelikle mevcut ağaçların doğal olarak yeniden gelişmesine fırsat verilmesi gerektiğini ifade eden Tolunay, bunun mümkün olmadığı durumlarda çevredeki sağlıklı ağaçlardan toplanan tohumların değerlendirilebileceğini söyledi. Fidan dikiminin ise tamamen dışlanmaması gerektiğini belirten Tolunay, ancak bunun “B planı, C planı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Tolunay, yangınların ardından vatandaşların iyi niyetle başlattığı kontrolsüz fidan dikimlerinin de orman ekosistemi açısından risk taşıyabileceği uyarısında bulundu. Vatandaşların ellerindeki farklı türlerdeki fidanları yangın alanlarına götürerek dikmek istediğini belirten Tolunay, bunun doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi. Bahçelerde yetiştirilen elma ve armut gibi meyve ağaçlarının doğal orman ekosistemine taşınmasının bu alanlarda yaşamlarını sürdürememelerine yol açabileceğini belirten Tolunay, ayrıca bu fidanlarla birlikte çeşitli hastalıkların ormanlara taşınabileceğine dikkat çekti. Tolunay’ın ortaya koyduğu değerlendirmeler, orman yangınlarıyla mücadelenin yalnızca yangın anındaki müdahale kapasitesiyle değil; yangın öncesinde risklerin azaltılması, yanıcı maddelerin yönetilmesi, geleceğin iklim koşullarının hesaplanması ve yangın sonrasında doğal ekosistemin korunmasıyla birlikte ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

  •  

İstanbullular kültür ve eğlencede tasarrufa yöneldi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) aylık veri bülteni İstanbul Barometresi’nin temmuz sayısında, İstanbulluların kültür ve eğlence alışkanlıkları ele alındı. 758 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada, kent sakinlerinin kültürel yaşama katılım düzeyi, etkinliklere erişimde karşılaştıkları engeller, harcama tercihleri ve dijital eğlence alışkanlıkları incelendi. KÜLTÜR-SANAT ETKİNLİKLERİNE KATILIM SINIRLI KALDIAraştırmaya katılanların yüzde 45,8’i son bir yıl içerisinde herhangi bir kültür-sanat etkinliğine katılmadığını ifade etti. Etkinliklere katılanlar arasında ise en fazla tercih edilen etkinlik yüzde 33,9 ile konserler oldu. Konserleri yüzde 21,8 ile tiyatro ve stand-up gösterileri, yüzde 21,2 ile sanat galerisi veya müze ziyaretleri takip etti. Kitap fuarı ya da yazarlarla buluşmalar yüzde 16,2, sokak festivali ve açık hava etkinlikleri yüzde 16,1, film festivalleri ise yüzde 11,9 oranında tercih edildi. Tasarım, fotoğraf ve moda etkinliklerine katılım yüzde 6,2 olurken, dans gösterileri yüzde 5,9, opera, bale ve klasik müzik dinletileri ise yüzde 5,7 oranında kaldı. BİLET FİYATLARI EN BÜYÜK ENGELİstanbulluların kültür-sanat etkinliklerine katılımını zorlaştıran faktörlerin başında ekonomik nedenler geldi. Katılımcıların yüzde 45’i, “bilet ve giriş ücretlerinin yüksekliğini” etkinliklere katılımın önündeki en önemli engel olarak gösterdi. İkinci sırada ise yüzde 38,1 ile iş ve okul nedeniyle yeterli vakit bulamamak yer aldı. Böylece hem etkinliklerin maliyeti hem de zaman kısıtlamaları, İstanbulluların kültürel yaşama katılımını etkileyen başlıca unsurlar olarak öne çıktı. SOSYAL MEKÂN HARCAMALARI İLK SIRADA KISILDIAraştırmada ekonomik koşulların kültür ve eğlence harcamalarına etkisi de ölçüldü. Son bir yıl içerisinde en fazla tasarruf yapılan harcama kalemi, yüzde 41,4 ile restoran ve kafe gibi sosyal mekânlara yönelik harcamalar oldu. Katılımcıların yüzde 39,8’i ise ekonomik koşullar nedeniyle herhangi bir harcama kaleminde kısıntıya gitmediğini belirtti. Konser ve tiyatro biletlerinde kısıntıya gidenlerin oranı yüzde 37,6, sinema bileti harcamalarında ise yüzde 37,2 olarak kaydedildi. Müze ziyaretlerinde bu oran yüzde 26 olurken, kitap, dergi ve dijital içerik alımlarında yüzde 25,9, yayın platformu aboneliklerinde ise yüzde 25,2 olarak belirlendi. DİJİTAL İÇERİKLERE YÖNELİM ARTIYORAraştırma, dijitalleşmenin İstanbulluların kültür ve eğlence tercihleri üzerindeki etkisini de ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 56,9’u fiziksel olarak etkinliklere katılmayı tercih ettiğini belirtirken, yüzde 28,5’i kültürel deneyimler yerine sosyal medya ve dijital içerikleri tercih ettiğini ifade etti. Dijital içerikleri kültürel deneyimlere tercih edenlerin yüzde 34,3’ü bu tercihin temel nedenini, zaman kısıtlı olduğunda dijital içeriklerin daha pratik olması şeklinde açıkladı. Dijital içeriklerin daha erişilebilir ve uygun fiyatlı olması yüzde 29,6 ile ikinci sırada yer aldı. Katılımcıların yüzde 18,1’i sosyal çevrenin de dijital içeriklere yönelmesini tercih nedenleri arasında gösterirken, yüzde 12,5’i fiziksel mekânlara ulaşmanın zor veya yorucu olduğunu belirtti. GÜNLÜK SERBEST ZAMANIN BÜYÜK BÖLÜMÜ DİJİTAL İÇERİKLERE AYRILIYORAraştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de İstanbulluların günlük dijital eğlence süreleri oldu. Katılımcıların günlük ortalama dijital eğlence içeriği tüketim süresi 3 saat 8 dakika olarak hesaplandı. Buna karşılık iş, uyku, yemek ve çocuk bakımı gibi faaliyetler dışında kalan günlük ortalama serbest zamanın 3 saat 44 dakika olduğu belirlendi. Bu iki sürenin birbirine oldukça yakın olması, İstanbulluların günlük boş zamanlarının önemli bir bölümünü, hatta neredeyse tamamını dijital içerik tüketimine ayırdığını ortaya koydu.

  •  

Pedallar şampiyonluk için çevrildi

Bilkent Center’dan verilen startla başlayan yarışta sporcular, Ankara’nın geniş bulvarlarından bozkır yollarına uzanan zorlu parkurlarda mücadele etti. 90,91 kilometrelik uzun parkurda erkeklerde Ömer Cumhur Boyraz, kadınlarda Seniz Pamuk; 55,76 kilometrelik kısa parkurda ise erkeklerde Furkan Akdeniz, kadınlarda Aylin Yüce şampiyon oldu. Ankara, yol bisikletinin önemli organizasyonlarından biri haline gelen Visa | Maximum Gran Fondo Başkent’in 5’inci yılında yüzlerce bisikletçiyi ağırladı. Ankara Valiliği himayelerinde, 78 Event organizasyonuyla düzenlenen yarış; amatör ve lisanslı bisikletçileri farklı kategorilerde bir araya getirdi. Yerli sporcuların yanı sıra farklı ülkelerden bisikletçilerin de katıldığı organizasyonda sporcular, Başkent’in şehir içindeki geniş bulvarları ile kentin kırsal bölgelerine uzanan zorlu rotalarda pedal çevirdi. Bilkent Center’dan saat 08.00’de verilen startla başlayan yarışta sporcular uzun, kısa, tandem ve paralimpik kategorilerinde mücadele etti. Yarış boyunca özellikle tırmanışlar ve uzun mesafeler sporcuların dayanıklılığını sınarken, finişe yaklaşan bisikletçiler arasında derece mücadelesi de büyük çekişmeye sahne oldu. ANKARA’NIN BULVARLARINDAN BOZKIR YOLLARINAVisa | Maximum Gran Fondo Başkent’in uzun parkuru 90,91 kilometreden oluşurken, sporcular parkur boyunca toplam 1.213 metrelik tırmanış gerçekleştirdi. 55,76 kilometrelik kısa parkurda ise toplam 841 metre tırmanış bulunuyordu. Böylece iki farklı parkurda mücadele eden bisikletçiler, hızın yanı sıra tırmanış ve dayanıklılıklarını da ortaya koydu. Bilkent Center’dan başlayan parkurda Angora Bulvarı, Hacettepe Beytepe Kampüs Yolu, Anadolu Bulvarı, Çetin Emeç Bulvarı, Turan Güneş Bulvarı ve İncek gibi Ankara’nın önemli güzergâhları yer aldı. Uzun parkurda yarışan sporcular ise Tulumtaş, Halaçlı ve Koparan’a kadar uzanan bozkır rotasında mücadele etti. Kısa parkur sporcuları Ankara’nın kent içindeki önemli bulvarlarından geçerek yeniden Bilkent Center’daki finiş noktasına ulaşırken, uzun parkurda yarışan bisikletçiler daha uzun mesafe ve yüksek tırmanış içeren kırsal güzergâhlarda pedal çevirdi. Ankara’nın şehir dokusu ile bozkır manzaralarını aynı yarış rotasında buluşturan organizasyon, sporculara farklı bir parkur deneyimi sundu. Organizasyona Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı, Türk Devletleri Teşkilatı ve Türkiye Bisiklet Federasyonu da kurumsal destek sağladı. GoTürkiye ve Sport in Türkiye ise destinasyon partnerleri olarak Ankara’nın bisiklet ve spor turizmi potansiyelinin tanıtımına katkı sundu. BEŞ YILDA ANKARA’NIN BİSİKLET GELENEĞİNE DÖNÜŞTÜBeş yıl önce Ankara’da ilk kez düzenlenen Visa | Maximum Gran Fondo Başkent, geçen süreçte binlerce bisikletçiyi Başkent’te buluşturdu. Her yıl farklı yaş ve seviyelerden sporcuların katılımıyla gerçekleştirilen organizasyon, Ankara’da bisiklet kültürünün gelişmesine katkı sağlayan etkinliklerden biri haline geldi. Yarış, Ankara’nın yalnızca kent merkezindeki spor alanlarıyla değil, çevresindeki doğal güzergâhları ve kırsal rotalarıyla da bisiklet turizmi açısından sahip olduğu potansiyeli ortaya koydu. Organizasyonun, spor turizmine katkı sağlamasının yanı sıra Başkent’in uluslararası tanıtımına da destek olması hedefleniyor. Ankara’nın 2026 Türk Dünyası Turizm Başkenti etkinlikleri arasında yer alan yarış, Türk dünyası ülkelerinden gelen katılımcılarla birlikte sporun farklı kültürleri bir araya getiren yönünü de öne çıkardı. Bisikletçilerin aynı parkurda mücadele etmesi, organizasyona uluslararası bir buluşma niteliği kazandırdı. STARTI ANKARA’NIN ÖNDE GELEN İSİMLERİ VERDİUluslararası Visa | Maximum Gran Fondo Başkent’in startı, Ankara’nın yöneticileri ve bisiklet sporunun temsilcilerinin katılımıyla verildi. Start töreninde Ankara Vali Yardımcıları Adem Öztürk ve Cem Afşin Akbay, Türkiye Bisiklet Federasyonu Asbaşkanı Metin Cengiz, Türkiye Bisiklet Federasyonu Genel Sekreteri Mehmet Sedat Fırat ve Ankara Gençlik ve Spor İl Müdürü Mustafa Çelik’in yanı sıra sponsor marka temsilcileri ve organizasyon yöneticileri yer aldı. Saat 08.00’de verilen startın ardından bisikletçiler belirlenen rotalarda yarışa başladı. Parkurlar boyunca güvenlik ve organizasyon ekipleri sporcuların yarış deneyimini güvenli şekilde tamamlamaları için görev yaptı. UZUN PARKURDA ERKEKLERDE BOYRAZ ZİRVEDEYarışın en uzun ve zorlu etabı olan 90,91 kilometrelik uzun parkurda erkekler kategorisinin şampiyonu Ömer Cumhur Boyraz oldu. Boyraz, 2 saat 24 dakika 59 saniyelik derecesiyle finiş çizgisini ilk sırada geçti. Boyraz’ın ardından Mehmet Çakar 2:25:57’lik derecesiyle ikinci, Lev Kocherov ise 2:28:21 ile üçüncü oldu. Uzun parkur erkekler kategorisinde dereceye giren sporcular şu şekilde sıralandı: Ömer Cumhur Boyraz – Boyraz Cycling Academy – 2:24:59Mehmet Çakar – Ferdi – 2:25:57Lev Kocherov – Beşparmak Mountains – 2:28:21 KADINLAR UZUN PARKURUNDA PAMUK BİRİNCİ 90,91 kilometrelik uzun parkur kadınlar kategorisinde ise Seniz Pamuk şampiyonluğa ulaştı. Pamuk, 2:50:35’lik derecesiyle finişe ilk ulaşan kadın sporcu oldu. Züleyha Dikbaş 2:55:42 ile ikinci sırada yer alırken, Ala Ahmadi 3:00:23’lük derecesiyle üçüncü oldu. Uzun parkur kadınlar kategorisinin ilk üçü şöyle oluştu: Seniz Pamuk – ISS Türkiye Cycling Academy – 2:50:35Züleyha Dikbaş – BikePedia Racing Team – 2:55:42Ala Ahmadi – VIB Sports Cycling Team – 3:00:23 KISA PARKURDA AKDENİZ VE YÜCE ŞAMPİYON OLDU 55,76 kilometrelik kısa parkurda erkekler kategorisinde Furkan Akdeniz birinciliği elde etti. Büyükçekmece Belediyesi Bisiklet Spor Kulübü adına yarışan Akdeniz, 1:34:41’lik derecesiyle finiş çizgisini ilk sırada geçti. Akdeniz ile aynı dereceyi elde eden Emirhan Örnek ikinci olurken, Murat Uslu 1:34:51’lik derecesiyle üçüncü sırayı aldı. Kadınlar kısa parkurunda ise Aylin Yüce şampiyon oldu. Büyükçekmece Bisiklet Spor Kulübü adına yarışan Yüce, 1:42:41’lik derecesiyle birinciliğe ulaştı. Burcu Kaya 1:52:13 ile ikinci, Şennur Parlak ise 1:52:15 ile üçüncü oldu. Kısa Parkur Erkekler – 55,76 km Furkan Akdeniz – Büyükçekmece Belediyesi Bisiklet Spor Kulübü – 1:34:41Emirhan Örnek – Marmara Racing Team – 1:34:41Murat Uslu – Büyükçekmece Bisiklet Kulübü – 1:34:51Kısa Parkur Kadınlar – 55,76 km Aylin Yüce – Büyükçekmece Bisiklet Spor Kulübü – 1:42:41Burcu Kaya – TREK RMK – 1:52:13Şennur Parlak – 29 Inch Academy – 1:52:15 TANDEM VE PARALİMPİK SPORCULAR DA YARIŞTI Organizasyonda kısa parkurda tandem ve paralimpik kategorilerindeki sporcular da mücadele etti. Farklı kategorilerde yarışan bisikletçiler, aynı yarış atmosferini paylaşırken organizasyonun kapsayıcı yapısını da ortaya koydu. Yarışın ardından dereceye giren sporcular için ödül töreni düzenlendi. Tandem ve paralimpik kategorilerinde dereceye giren sporcular da başarılarını ödüllerle taçlandırdı. Dereceye giren sporculara ödülleri; Ankara Vali Yardımcısı Adem Öztürk, Ankara Gençlik ve Spor İl Müdürü Mustafa Çelik, Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkan Vekili Fikret Hayali, Türkiye İş Bankası Ankara 1. Bölge Satış Müdürü Yusuf Temel, Yüce Auto Škoda Pazarlama Birim Yöneticisi Öykü Akkılıç, Bilkent Holding Grup Başkanı Arda Yurtsever, Türkiye Bisiklet Federasyonu Asbaşkanı Metin Cengiz ve organizasyona katkı sunan diğer kurum ve kuruluşların temsilcileri tarafından takdim edildi.

  •  

Konut fiyatları arttı, ev sahibi olmak zorlaştı

Türkiye’de konut piyasasında yüksek fiyatlar, krediye erişimde yaşanan güçlükler ve artan üretim maliyetleri vatandaşın ev sahibi olmasının önündeki en önemli engeller arasında yer alıyor. Konut piyasasındaki mevcut tabloyu değerlendiren Ankara Tüm Emlakçılar Meslek Esnaf Odası Başkanı Burak Arpacı, Ankara’da konut fiyatlarının Türkiye ortalamasının üzerinde arttığına dikkat çekerken, enflasyondan arındırılmış verilerin ise konut fiyatlarında reel gerilemeye işaret ettiğini söyledi. İlk kez ev sahibi olacaklara yönelik finansman desteğinin önemine değinen Arpacı, faizlerin düşmesi halinde satışların hareketlenebileceğini ancak talep artışının yeni konut üretimiyle desteklenmemesi durumunda fiyatlar üzerinde yeniden yukarı yönlü baskı oluşabileceğini ifade etti. KONUT FİYATLARINDA REEL GERİLEMEKonut fiyatlarının, enflasyondan arındırıldığında reel olarak gerilediğini belirten Arpacı, “Burada vatandaşın dikkat etmesi gereken nokta, nominal artış ile reel artış arasındaki farktır. Konut fiyatları kâğıt üzerinde yüzde 25 artmış olsa da enflasyondan arındırıldığında yüzde 5,1'lik bir gerileme söz konusu. Yani konut fiyatları artıyor gibi görünürken, vatandaşın alım gücü karşısında konutun reel değeri düşüyor” dedi. ANKARA’DA KONUTA ERİŞİM ZORLAŞIYORAnkara’da konut fiyatlarının Türkiye ortalamasının üzerinde arttığını söyleyen Arpacı, “Ankara’da kamu çalışanları, öğrenciler, memurlar ve farklı sektörlerde çalışanların oluşturduğu güçlü bir konut talebi var. Bunun yanında Ankara’nın deprem güvenliği açısından İstanbul’a kıyasla daha fazla tercih edilmesi de talebi destekliyor. Yeni konut üretim maliyetlerinin yükselmesi ve arsa maliyetleri de fiyatları yukarı taşıyor. Temmuz ayında Ankara’da konut fiyatları yıllık yüzde 26,6 artarken, Türkiye genelindeki artış yüzde 25 oldu” ifadelerini kullandı.*Türkiye’de konut piyasasındaki en büyük sorunun, vatandaşların konuta erişimde yaşadığı güçlük olduğunu ifade eden Arpacı, “Bir tarafta yüksek fiyatlar, diğer tarafta yüksek kredi maliyetleri ve gelirlerin konut fiyatlarına yetişememesi var. Piyasada konut var ancak vatandaşın bu konutu satın alabilecek finansmana ulaşması zor” diye konuştu. İLK EVİM KREDİSİ PİYASAYI HAREKETLENDİRECEKİlk Evim Konut Kredisi düzenlemesinin vatandaşların ev sahibi olmasını kolaylaştıracağını belirten Arpacı, “İlk kez ev sahibi olmak isteyenlere yönelik Hükümetimizin düşük faizli İlk Evim Konut Kredisi düzenlemesi, faiz yükünü hafifleterek konut satışlarında ve inşaat sektöründe belirgin bir hareketlilik yaratması beklenmektedir. Özellikle ilk kez konut alacak dar ve orta gelirli vatandaşların finansmana erişimini kolaylaştırarak piyasadaki alıcı sayısını yükseltecektir. Uzun süredir durağan seyreden konut üretimini İnşaat Sektörünü canlandırıcaktır” ifadelerini kullandı. YÜKSEK FAİZLER KONUT TALEBİNİ ERTELİYORYüksek konut kredisi faizlerinin vatandaşların konut satın alma kararlarını ertelemelerine neden olduğunu ifade eden Arpacı, “Konut kredisi faizleri doğrudan satışları etkiliyor. Faiz yüksek olduğunda vatandaşın aylık taksit yükü artıyor ve satın alma kararı erteleniyor. Ağustos ortası itibarıyla konut kredisi faizlerinin ortalama yıllık yüzde 40 varan faizler oranları seviyesinde olması da finansmana erişimin hâlâ önemli bir sorun olduğunu gösteriyor” dedi. FAİZ DÜŞERSE ERTELENMİŞ TALEP CANLANACAKFaizlerin düşmesiyle konut piyasasında ertelenmiş talebin yeniden canlanacağını ancak fiyatların seyrinde asıl belirleyici unsurun konut arzı olacağını ifade eden Arpacı, “Faizlerin düşmesiyle ertelenmiş talebin piyasaya dönmesini bekleriz. Ancak bunun otomatik olarak çok büyük bir fiyat artışı yaratacağını düşünmüyorum. Burada belirleyici olan konut arzının artırılmasıdır. Talep artarken arz yeterli olmazsa fiyatlarda yukarı yönlü hareket kaçınılmaz olabilir. Bu nedenle faiz indirimiyle birlikte yeni konut üretiminin de desteklenmesi gerekiyor” diye konuştu. ANKARA’DA KİRALIK KONUT TALEBİ GÜÇLÜ SEYREDİYORKiralardaki artışın temel nedeninin arz-talep dengesizliği olduğunu belirten Arpacı, Ankara’da özellikle merkezi ve ulaşımı kolay bölgelerde kiralık konuta talebin güçlü seyrettiğini ifade etti. Arpacı, “Ankara’da kira piyasasında özellikle merkezi ve ulaşımı kolay bölgelerde talep oldukça güçlü. Vatandaş artık yalnızca kira bedeline değil; ulaşım, okul, hastane ve iş yerine yakınlık gibi kriterlere de bakıyor. Piyasada yüksek kira talebi devam ediyor ancak vatandaşın ödeme gücü de sınırlarına ulaşmış durumda. Bu nedenle önümüzdeki dönemde fiyat kadar uygun ve ulaşılabilir kiralık konut arzı önemli olacak” dedi. ARTAN MALİYETLER YENİ KONUT ÜRETİMİNİ ZORLUYORİnşaat ve arsa maliyetlerinin konut fiyatlarını ciddi ölçüde etkilediğine dikkat çeken Arpacı, bir konutun fiyatının yalnızca müteahhit kârından değil; arsa, işçilik, malzeme, finansman ve ruhsat gibi birçok maliyet kaleminden oluştuğunu belirtti. Arpacı “Üretim maliyetleri, arsa maliyetleri, finansman giderleri ve bürokratik süreçler yeni konut üretiminin önündeki önemli engeller. Mayıs 2026’da inşaat üretimi yıllık yüzde 3 gerilerken, inşaat maliyet endeksi yıllık yüzde 29,84 arttı. Bu tablo yeni konut üreticisinin karşı karşıya olduğu maliyet baskısını açıkça gösteriyor. Bir konutun fiyatını yalnızca müteahhidin kârı belirlemiyor. Arsa, işçilik, malzeme, finansman, ruhsat ve diğer maliyetlerin tamamı fiyatın içerisinde. İnşaat maliyetlerinin yıllık yaklaşık yüzde 30 artması, yeni konutların daha uygun fiyatla piyasaya sunulmasını zorlaştırıyor” açıklamasında bulundu. YETKİ BELGELİ EMLAK DANIŞMANLARI ALICI VE SATICIYI KORUYORKonutun Türkiye’de hâlâ güvenli ve cazip yatırım araçlarından biri olarak görüldüğünü belirten Arpacı, ilan fiyatları ile gerçek piyasa değerinin doğru belirlenmesinde yetki belgeli emlak danışmanlarının önemli rol üstlendiğini ifade etti. Arpacı, “Biz emlak danışmanları olarak burada çok önemli bir görev üstleniyoruz. Gerçek piyasa değerinin doğru belirlenmesi hem alıcıyı hem satıcıyı korur. Bu sebeple kayıtlı ve Ticaret Bakanlığından Taşınmaz Ticareti Yetki Belgesini almış Emlak İşletmeleri ile çalışmamız gerekmektedir” diye konuştu. KAYIT DIŞI EMLAKÇILIK MAĞDURİYET RİSKİNİ ARTIRIYORSahte ilan ve kayıt dışı emlakçılığın sektörde önemli bir sorun olmaya devam ettiğini belirten Arpacı, “Kayıt dışı faaliyet gösteren kişiler hem vatandaşın mağduriyet riskini artırıyor hem de işini mevzuata uygun yapan binlerce emlak işletmesini haksız rekabetle karşı karşıya bırakıyor. Biz Ankara Tüm Emlakçılar Meslek Esnaf Odası olarak kayıt dışı emlakçılıkla mücadelenin ve vatandaşın güvenilir, yetki belgeli işletmelere yönlendirilmesinin sonuna kadar arkasındayız” dedi. KONUT ALACAKLARA “ACELE ETMEYİN” TAVSİYESİKonut almak isteyen vatandaşlara acele karar vermemeleri tavsiyesinde bulunan Arpacı, “Vatandaşlarımızın sadece "fiyat daha da yükselir mi?" düşüncesiyle acele karar vermemelerini tavsiye ediyorum. Öncelikle kendi bütçelerini, kredi yükünü ve ödeme güçlerini doğru hesaplasınlar. Alacakları konutun deprem güvenliği, tapu durumu, hukuki durumu ve gerçek piyasa değeri mutlaka araştırılmalı. Güvenilir ve yetki belgeli emlak işletmeleriyle çalışmaları da çok önemli” ifadelerini kullandı. 2027’DE KONUT PİYASASINDA DENGELİ SEYİR BEKLENTİSİ2026’nın kalanında ve 2027’de konut piyasasında sert bir düşüşten ziyade daha dengeli bir seyir beklediğini belirten Arpacı, “Faizlerde kalıcı bir düşüş gerçekleşir ve konut kredilerine erişim kolaylaşırsa ertelenmiş talebin piyasaya dönmesiyle satışlarda hareketlilik yaşanabilir. Ancak konut arzı artırılmazsa bu talep fiyatlar üzerinde yeniden yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Bizim devletimizden beklentimiz; vatandaşın ulaşabileceği fiyatlarda daha fazla konut üretilmesi, ilk kez ev sahibi olacakların daha fazla desteklenmesi ve kiralık konut arzının artırılmasıdır” şeklinde konuştu. KONUT, BARINMA HAKKI OLARAK ELE ALINMALIKonut meselesinin yalnızca bir yatırım aracı olarak değil, vatandaşın barınma hakkı çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgulayan Arpacı, 1Emlak sektörünün sağlıklı büyümesi için vatandaş, emlak işletmesi, müteahhit ve kamu tarafının birlikte hareket etmesi gerekiyor. Ankara Tüm Emlakçılar Meslek Esnaf Odası olarak biz de sektörümüzün sorunlarının çözümü ve vatandaşlarımızın güvenli konuta ulaşabilmesi için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz dedi.

  •  

İklim krizi Türkiye’nin geleceğini şekillendiriyor

İklim değişikliği, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de etkilerini her geçen gün daha görünür hale getiriyor. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, doğal kaynaklardan insan sağlığına kadar geniş bir alanı etkileyen kriz, bilim insanlarının dikkat çektiği en önemli küresel sorunlar arasında yer alıyor. Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 Zirvesi öncesinde iklim politikaları yeniden gündemin üst sıralarında yer alırken, uzmanlar sürecin yalnızca çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutlarına da dikkat çekiyor. Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim değişikliğinin artık gelecekte yaşanacak bir tehdit olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bugün yaşanan birçok çevresel ve ekonomik sorunun temelinde bu değişimin bulunduğunu ifade etti. Adiller’e göre iklim krizinin etkileri, yaşamın hemen her alanında hissediliyor ve bu etkiler zamanla daha da belirgin hale geliyor. TARIM VE GIDA GÜVENLİĞİ RİSK ALTINDAİklim değişikliğinin en belirgin etkilerinden biri tarım sektöründe görülüyor. Uzun süreli kuraklıklar ve değişen iklim koşulları, tarımsal verimliliği düşürürken birçok üründe hastalıkların daha sık görülmesine neden oluyor. Uzmanlara göre değişen sıcaklık ve yağış rejimleri, bitkilerin hastalıklara karşı direncini de azaltıyor. Bunun yanında bilimsel çalışmalar, iklim değişikliğinin ürünlerin besin değerlerini olumsuz etkileyebildiğini ortaya koyuyor. Bölgesel iklim özelliklerinin değişmesi nedeniyle bugün belirli bölgelerde yetiştirilen bazı ürünlerin gelecekte aynı alanlarda üretilemeyebileceği değerlendiriliyor. Bu durum ise doğrudan gıda güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında gösteriliyor. SU KAYNAKLARINDA ALARM VEREN TABLOİklim değişikliğinden en fazla etkilenen alanların başında su kaynakları geliyor. Yağış düzenindeki değişiklikler ve artan sıcaklıklar, birçok bölgede su miktarının azalmasına neden olurken mevcut kaynakların kalitesi üzerinde de baskı oluşturuyor. Su kaynaklarındaki azalma yalnızca çevresel bir sorun olarak görülmüyor. Temiz suya erişimde yaşanabilecek sıkıntılar hijyen koşullarını etkileyerek halk sağlığı açısından da önemli riskler oluşturuyor. Kuraklık dönemlerinin uzaması bazı bulaşıcı hastalıkların yayılmasını kolaylaştırırken, su kaynakları üzerindeki baskı ekonomik maliyetleri de artırıyor. Bu nedenle birçok ülke iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmaları için her yıl milyarlarca dolarlık kaynak ayırıyor. AKDENİZ HAVZASI KIRILGANLIĞINI ARTIRIYORTürkiye, iklim değişikliğinden en fazla etkilenmesi beklenen bölgeler arasında gösterilen Akdeniz Havzası içerisinde yer alıyor. Bilimsel raporlarda dünyanın en kırılgan bölgelerinden biri olarak tanımlanan havzada sıcaklık artışları, yağış rejimlerinde değişimler ve kuraklık riskleri daha yoğun hissediliyor. Son yıllarda yaşanan geniş çaplı orman yangınları, kuraklık olayları ve ani sel felaketleri bu durumun somut göstergeleri olarak değerlendiriliyor. Özellikle Karadeniz kıyılarında sıklaşan taşkınlar ve iç bölgelerde görülen uzun süreli kuraklıklar, iklim değişikliğinin etkilerinin farklı coğrafyalarda farklı şekillerde ortaya çıktığını gösteriyor. KÜRESEL ISINMA İKLİM SİSTEMİNİ NASIL ETKİLİYOR?Uzmanlara göre küresel ısınma ile iklim değişikliği birbirine bağlı ancak farklı kavramlar olarak ele alınmalı. Atmosferde biriken sera gazlarının miktarındaki artış, yeryüzünün daha fazla ısı tutmasına neden oluyor. Bu durum küresel sıcaklık ortalamalarının yükselmesiyle sonuçlanıyor. Sıcaklığın artmasıyla birlikte buharlaşma hızlanıyor, havanın nem tutma kapasitesi yükseliyor ve yağış düzenleri değişiyor. Sonuç olarak bazı bölgelerde kuraklık daha uzun sürerken bazı bölgelerde ise kısa sürede çok yoğun yağışlar görülebiliyor. Deniz seviyelerindeki yükselme, aşırı hava olaylarının artışı ve ekosistemlerde meydana gelen değişimler de bu sürecin sonuçları arasında yer alıyor. COP31 TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK BİR FIRSATKasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 Zirvesi, dünyanın birçok ülkesinden liderleri, bilim insanlarını, uzmanları ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirecek. Zirve kapsamında iklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir kalkınma ve küresel iş birlikleri gibi başlıklar ele alınacak. Dr. Adiller, Türkiye’nin zirveye ev sahipliği yapmasının uluslararası görünürlük açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirtiyor. İklim politikalarının günümüzde yalnızca çevresel değil ekonomik ve finansal kararları da etkilediğine dikkat çeken Adiller, bu tür organizasyonların yatırımcıların ve iş dünyasının da yakından takip ettiği süreçler arasında bulunduğunu ifade ediyor. SIFIR ATIK VE DİRENÇLİ ŞEHİRLER ÖNE ÇIKACAKCOP31 kapsamında öne çıkabilecek başlıklar arasında Sıfır Atık Projesi ile dirençli şehirler yaklaşımı bulunuyor. 2017 yılında hayata geçirilen ve uluslararası alanda giderek daha fazla tanınan Sıfır Atık Projesi, döngüsel ekonomi ve emisyonların azaltılması açısından önemli örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Bunun yanında afetlere ve iklim krizine karşı dayanıklı kentlerin oluşturulması, yeşil enerji yatırımları, sanayide karbonsuzlaşma politikaları, iklim finansmanı ve yeni teknolojiler de zirvenin öne çıkan gündem maddeleri arasında yer alıyor. Uzmanlar, bu alanlarda atılacak adımların ülkenin uluslararası alandaki konumuna olumlu katkı sağlayabileceğini belirtiyor. SU FAKİRİ ÜLKE OLMA RİSKİDevlet Su İşleri verilerine göre kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı son yıllarda düzenli olarak azalıyor. 2000 yılında 1.652 metreküp olan kişi başına düşen su miktarı, 2020 yılında 1.346 metreküpe kadar geriledi. Bu veriler Türkiye’yi su stresi yaşayan ülkeler kategorisine yerleştiriyor. Mevcut eğilimin devam etmesi halinde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2050’li yıllarda su fakiri ülke sınırı olarak kabul edilen 1.000 metreküpün altına düşebileceği belirtiliyor. Uydu görüntüleriyle yapılan incelemelerde de son kırk yılda birçok gölde ciddi su kaybı yaşandığı, bazı göllerin ise tamamen kuruma riskiyle karşı karşıya bulunduğu görülüyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin yanı sıra yanlış tarımsal uygulamaların da bu süreci hızlandırdığına dikkat çekiyor. ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM BELİRLEYİCİ OLACAKUzmanlara göre iklim değişikliği konusunda kritik bir döneme girilmiş durumda. Atılacak adımların hızı ve kapsamı, gelecek nesillerin karşılaşacağı risklerin boyutunu doğrudan etkileyecek. Gerekli önlemlerin alınmaması halinde önümüzdeki yıllarda su ve gıda kıtlığı, ekolojik kayıplar, yoğun iç göç hareketleri ve altyapı sorunlarının daha sık gündeme gelebileceği değerlendiriliyor. Buna karşılık etkili uyum ve azaltım politikalarının hayata geçirilmesi halinde risklerin önemli ölçüde azaltılabileceği ifade ediliyor. İklim değişikliğiyle mücadelede kaybedilen her yılın maliyetinin arttığına dikkat çeken uzmanlar, bugünden atılacak adımların geleceğin yaşam koşullarını belirleyeceğini vurguluyor.

  •  

Basın ve orman emekçileri aynı toprakta buluştu

Öz Orman-İş Sendikası tarafından düzenlenen “Medya Çalışanları Hatıra Ormanı Fidan Dikim Töreni”, orman çalışanları ile basın mensuplarını aynı anlamlı organizasyonda bir araya getirdi. Programda, afet dönemlerinde görev yapan orman işçileri ile medya çalışanlarının ortak mücadelesi ve dayanışması vurgulanırken, dikilen fidanların emek ve vefanın simgesi olacağı ifade edildi. Törene kamu kurumlarının temsilcileri, sendika yöneticileri ve çok sayıda gazeteci katıldı.Öz Orman-İş Sendikası öncülüğünde gerçekleştirilen “Medya Çalışanları Hatıra Ormanı Fidan Dikim Töreni”, geniş katılımla düzenlendi. Programa Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı temsilcileri, Orman Genel Müdürlüğü yöneticileri, HAK-İŞ Konfederasyonu temsilcileri, sendika yöneticileri ve çok sayıda medya mensubu iştirak etti.Program kapsamında medya kuruluşları adına hazırlanan tabelalar eşliğinde çok sayıda fidan toprakla buluşturuldu. Törende yapılan konuşmalarda, orman işçileri ile basın mensuplarının özellikle afet ve kriz dönemlerinde yürüttüğü fedakâr çalışmaların toplum açısından taşıdığı önem üzerinde duruldu.“BUGÜN BURADA SADECE FİDAN DİKMİYORUZ”Programın açılış konuşmasını yapan Öz Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan, gerçekleştirilen organizasyonun yalnızca bir ağaç dikim etkinliği olmadığını belirtti.Katılımcıları selamlayarak konuşmasına başlayan Aslan, bugün toprağa yalnızca fidan değil; emek, dayanışma ve vefa duygularının da işlendiğini ifade etti.Aslan, orman yangınlarında görev yapan orman işçileri ile afet bölgelerinde çalışan medya mensupları arasında güçlü bir bağ bulunduğunu belirterek, “Orman yangınlarında alevlerin içine giren orman işçisiyle, depremde enkaz başında sabahlayan muhabir, sel felaketinde can pahasına yayın yapan kameraman arasında görünmeyen ama çok güçlü bir kader ortaklığı vardır.” dedi. Basın mensuplarının yıllardır orman çalışanlarının sesi olduğunu söyleyen Aslan, özellikle yangın dönemlerinde yapılan yayınların kamuoyunun dikkatini felaket bölgelerine çektiğini ifade etti.“BASIN, SAHADAKİ EMEĞİ GÖRÜNÜR KILDI”Settar Aslan konuşmasında, medya çalışanlarının ormancılık faaliyetlerinin ve sahadaki mücadelenin topluma aktarılmasında önemli bir görev üstlendiğini söyledi.Aslan, “Kadro süreçlerinde sesimiz oldunuz. Yangınlarda kaybettiğimiz kardeşlerimizin acısını ekranlara taşıdınız. Sahadaki emeği görünür kıldınız. Bazen bir haberiniz yıllardır duyulmayan bir çığlığı duyurdu, bazen bir canlı yayınınız milyonların dikkatini bir felakete çevirdi.” ifadelerini kullandı.Program kapsamında medya kuruluşları adına hazırlanan tabelaların yalnızca bir isim taşımadığını dile getiren Aslan, bunun aynı zamanda ortak mücadele ve dayanışmanın simgesi olduğunu kaydetti.Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın yürüttüğü kamu iletişimi çalışmalarına da değinen Aslan, özellikle kriz dönemlerinde doğru bilginin topluma ulaştırılmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.“ORMAN GELECEĞİN TEMİNATIDIR”Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Başkan Yardımcısı İlhami Giray Şahin de törende yaptığı konuşmada, etkinliğin yalnızca bir fidan dikim organizasyonu olmadığını söyledi.Şahin, “Orman sadece ağaç değildir; nefestir, vatandır ve gelecektir.” ifadelerini kullanarak, orman yangınlarıyla mücadelede görev yapan çalışanların büyük fedakârlık ortaya koyduğunu belirtti.Kriz dönemlerinde doğru bilgi yönetiminin önemine dikkat çeken Şahin, afet süreçlerinde güçlü kamu iletişiminin hayati rol üstlendiğini ifade etti.Basın mensuplarının yangın bölgelerinde zor şartlar altında görev yaptığını kaydeden Şahin, doğru haberciliğin toplumsal dayanışmayı güçlendirdiğini ve kamu farkındalığının oluşmasına katkı sunduğunu söyledi.TÜRKİYE’NİN AĞAÇLANDIRMA BAŞARISINA DİKKAT ÇEKİLDİOrman Genel Müdür Yardımcısı Kenan Akduman ise törende yaptığı konuşmada Türkiye’nin ormancılık alanındaki çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Akduman, Türkiye’nin ağaçlandırma faaliyetlerinde Avrupa’da birinci, dünyada ise üçüncü sırada yer aldığını belirterek, Orman Genel Müdürlüğü’nün yalnızca yeni fidan dikimi değil, mevcut ormanların korunması ve geliştirilmesi için de yoğun çalışma yürüttüğünü ifade etti.Ormancılık faaliyetlerinin topluma aktarılmasında basının önemli bir görev üstlendiğini belirten Akduman, medya kuruluşlarının kamuoyunda çevre ve orman bilincinin oluşmasına katkı sağladığını söyledi. HATIRA ORMANI DAYANIŞMANIN SİMGESİ OLACAKProgram kapsamında oluşturulan “Medya Çalışanları Hatıra Ormanı”nda çok sayıda fidan toprakla buluşturuldu. Yetkililer, oluşturulan hatıra ormanının basın çalışanları ile orman emekçileri arasındaki dayanışmanın kalıcı bir sembolü olacağını ifade etti.Törende yapılan konuşmalarda yaklaşan yaz dönemi öncesinde orman yangınlarına karşı toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiği vurgulandı. Vatandaşlara, özellikle ormanlık alanlarda daha dikkatli olunması yönünde çağrı yapıldı.Program sonunda katılımcılar birlikte fidan dikerek hatıra fotoğrafı çektirdi. Dikilen her fidanın; emek, vefa, fedakârlık ve ortak mücadele ruhunun simgesi olarak büyüyeceği ifade edildi.

  •  

Kadınlar üretimleriyle hem ekonomiye hem hayata tutundu

Kadınların büyük ilgi gösterdiği organizasyon, yalnızca bir satış alanı değil; aynı zamanda dayanışmanın, üretimin ve kadın emeğinin görünür olduğu sosyal bir buluşma noktası haline geldi. Üç gün boyunca ziyaretçilerini ağırlayan pazarda kadınlar hem kendi ürünlerini tanıtma fırsatı buldu hem de aile bütçelerine katkı sağladı. Belediye tarafından sağlanan stant desteği sayesinde birçok kadın ilk kez ürünlerini geniş kitlelere ulaştırma imkânı bulurken, etkinlik özellikle ev kadınlarının sosyal yaşama katılması açısından da önemli bir örnek oluşturdu. Pazarda yer alan kadınlar, üretmenin kendilerine yalnızca ekonomik değil psikolojik anlamda da güç verdiğini anlattı. “KENDİMİ GELİŞTİRDİKÇE HAYATIM DEĞİŞTİ”Üç yıldır takı tasarımı yapan Neslihan Yıldırım, el işiyle tanışma hikâyesinin sıradan bir hobiyle başladığını söyledi. Halk Eğitim Merkezi’nde kurslara katıldığını anlatan Yıldırım, zamanla bu işi geliştirerek profesyonel üretim yapmaya başladığını ifade etti. Başlangıçta yalnızca vakit geçirmek amacıyla kurslara gittiğini belirten Yıldırım, “İlk başta sadece zaman değerlendirmek için başlamıştım. Sonra kendimi geliştirdikçe daha çok sevdim. Yaptığım ürünler beğenildikçe özgüvenim arttı. Şimdi hem üretmenin mutluluğunu yaşıyorum hem de kendi harçlığımı çıkarabiliyorum” dedi. Takı tasarımının dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadığını ifade eden Yıldırım, boncuk işçiliğinin sabır ve dikkat istediğini söyledi. Bazı bilekliklerin günler sürdüğünü anlatan Yıldırım, “Bir bilekliği bazen iki günde tamamlıyorum. İnce ince işleniyor. Öğrenme sürecinde çok zorlandım ama zamanla insan elini geliştiriyor” diye konuştu. Kadınların sosyal hayata katılmasının önemine dikkat çeken Yıldırım, özellikle ev kadınlarına çağrıda bulunarak şunları söyledi: “Kadınlar evde oturmasın. Sosyal faaliyetlerin içinde olsunlar. İnsan ürettikçe kendini daha iyi hissediyor. Benim çocuklarım büyüdü, evlendi. Bu süreçte böyle uğraşlar bana çok iyi geldi. Hem psikolojik olarak rahatlatıyor hem de insan kendi emeğinin karşılığını görünce mutlu oluyor. Belediye kurslarına gidiyorum, koroya katılıyorum. Kadınların mutlaka kendileri için bir şey yapması gerekiyor.” HASTALIK SÜRECİNDE YENİDEN HAYATA BAĞLANDIPazardaki en dikkat çeken hikâyelerden biri ise Songül Kırkayak’a ait oldu. Meme kanseri tedavisi gördüğünü anlatan Kırkayak, yaşadığı sağlık sorunlarının ardından el işi sayesinde yeniden hayata tutunduğunu söyledi. Daha önce amigurumi yaptığını ancak hastalık sürecinde buna devam edemediğini ifade eden Kırkayak, “Tedavi sürecinde kendimi çok kötü hissediyordum. Sol kolumda lenfödem oluştuğu için birçok işi yapamaz hale geldim. Bir süre hiçbir şey üretmeyince insan kendini boşlukta hissediyor. Çok yetersiz hissediyordum” dedi. Takı tasarım kursuyla hayatının değiştiğini belirten Kırkayak, ilk zamanlarda ince boncuklarla çalışmanın imkânsız göründüğünü söyledi. Öğretmenlerinin desteği sayesinde yeniden üretmeye başladığını anlatan Kırkayak, “Bir iğneyi bile geçirebileceğimi düşünmüyordum. Ama hocamızın sabrı sayesinde başardım. Sonra baktım ki ben de yapabiliyorum. İnsan üretince yeniden ayağa kalkıyor” ifadelerini kullandı. Aylar süren emeklerle hazırladığı kolyeler olduğunu anlatan Kırkayak, yaptığı işi “iğneyle kuyu kazmak” olarak tanımladı. Kum boncuklarının tek tek işlendiğini söyleyen Kırkayak, “Uzaktan bakanlar iğne oyası sanıyor ama tamamen boncuk işçiliği. Çok ince bir emek var. Bazen bir kolyeyi aylarca işliyorum” dedi. Kadınların kendilerini eve kapatmaması gerektiğini vurgulayan Kırkayak, “Sosyalleşmek çok önemli. İnsan yeni insanlarla tanışıyor, kendini daha güçlü hissediyor. Kendi harçlığını kazanmak özgüven veriyor. Kadınlar dışarı çıksın, üretmekten korkmasın” diye konuştu. “KADINLAR ÜRETTİKÇE GÜÇLENİYOR”Emekli memur ve usta öğretici Zöhre Yıldırım ise yıllardır dekoratif el sanatları alanında üretim yaptığını söyledi. Emekliliğin ardından bu işe daha fazla zaman ayırdığını belirten Yıldırım, şimdi öğrendiği bilgileri başka kadınlara da öğrettiğini ifade etti. Çiçek yapımı, takı tasarım, amigurumi ve dekoratif süsleme gibi birçok alanda üretim yaptığını anlatan Yıldırım, Halk Eğitim Merkezi’nde aldığı eğitimlerin ardından usta öğretici belgesi aldığını söyledi. Şimdi evinde gönüllü eğitimler verdiğini belirten Yıldırım, kadınların üretime katılmasının toplumsal açıdan da önemli olduğunu ifade etti. “Kadınlar evde boş boş oturmasın. Üretmek insanı hem mutlu ediyor hem geliştiriyor. El becerilerini keşfediyorlar. Küçük de olsa aile bütçesine katkı sağlıyorlar. Ama en önemlisi kadınların kendilerini değerli hissetmesi” diyen Yıldırım, bu tür etkinliklerin kadınların sosyal yaşamda daha görünür olmasına katkı sunduğunu söyledi. Pazardaki ilginin kendilerini motive ettiğini belirten Yıldırım, özellikle el emeği ürünlere vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini söyledi. Kadınların cesaret ederek üretime başlaması gerektiğini ifade eden Yıldırım, “İnsan başladıkça gelişiyor. İlk başta zor geliyor ama zamanla insan kendi yeteneğini keşfediyor. Üretmek gerçekten çok güzel bir duygu” dedi. KADINLAR HEM ÜRETİYOR HEM SOSYALLEŞİYORMamak’ta kurulan “El Emeği Kadın Eli Pazarı”, yalnızca satış yapılan bir alan değil; aynı zamanda kadınların birbirlerine destek olduğu sosyal bir dayanışma ortamı da oluşturdu. Stantların başında ürünlerini anlatan kadınlar, ziyaretçilerle birebir iletişim kurarak hem emeklerini tanıttı hem de kendi yaşam hikâyelerini paylaştı. Anneler Günü öncesinde yoğun ilgi gören pazarda el emeği ürünler vatandaşlardan da büyük beğeni topladı.

  •  

Türkiye Kültür Yolu Festivali 2026 için geri sayım başladı

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 2026 programını açıkladı. Festivalin 25 Nisan 2026’da Şanlıurfa’da başlayıp 15 Kasım 2026’da Adana’da sona ereceği duyuruldu. 26 şehri kapsayacak etkinlik takvimiyle festival, yaklaşık 8 ay sürecek ve kültür-sanat alanında dünyanın en uzun soluklu organizasyonlarından biri olma özelliğini sürdürecek. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 2026 yılına ilişkin yeni dönem planlamasını kamuoyuyla paylaştı. Ersoy, festivalin her geçen yıl büyüyerek uluslararası bir kültür markasına dönüştüğünü belirtti. Ersoy, 2026 yılında gastronomi alanında önemli yenilikler hayata geçirileceğini ifade ederek, “şehir şefleri” uygulaması ve gastronomi danışma kurulları ile yerel mutfakların daha sistemli şekilde tanıtılacağını açıkladı. Ayrıca festival içeriklerinin artık tek bir sosyal medya hesabı üzerinden takip edileceğini duyurdu. 26 ŞEHİRDE 234 GÜNLÜK KÜLTÜR MARATONU2026 yılı festival programı 25 Nisan’da Şanlıurfa’da başlayacak ve 15 Kasım’da Adana’da sona erecek. Yaklaşık 8 ay sürecek etkinlikler, toplam 234 gün boyunca Türkiye’nin farklı şehirlerini kültür ve sanatla buluşturacak. Festivalin 2026 takviminde yer alan şehirler arasında Şanlıurfa’nın ardından Aydın, Mersin, Eskişehir, Manisa, Trabzon, Samsun, Bursa, Sakarya, Van, Konya, Nevşehir, Malatya, Erzurum, Ordu, Çanakkale, Kayseri, Kahramanmaraş, Ankara, İstanbul, Gaziantep, Diyarbakır, Mardin, İzmir, Antalya ve Adana bulunuyor. FESTİVAL ULUSLARARASI KÜLTÜR MARKASINA DÖNÜŞTÜBakan Ersoy, 2021 yılında 80 mekânda ve 2.000’i aşkın sanatçıyla başlayan festivalin bugün çok daha geniş bir yapıya ulaştığını belirtti. Festivalin Beyoğlu Kültür Yolu Festivali olarak başlayan sürecinin zamanla tüm Türkiye’ye yayıldığını vurgulayan Ersoy, organizasyonun Avrupa Festivaller Birliği üyeliği ile uluslararası bir boyut kazandığını ifade etti. Ersoy, kültür ve sanatın toplumun her kesimine ulaşmasını hedefleyen festivalin yalnızca bir etkinlik dizisi olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin kültürel dönüşüm sürecinin önemli bir parçası olduğunu dile getirdi. GASTRONOMİ FESTİVALİN MERKEZİNDE YER ALACAK2026 yılı itibarıyla festival kapsamında gastronomi alanında yeni uygulamalar devreye alınacak. Şehirlerin yerel mutfak kültürlerinin daha görünür hale getirilmesi için danışma kurulları oluşturulacak. Bu kurullar, her şehrin öne çıkan gastronomi duraklarını ve deneyim rotalarını belirleyecek. Ayrıca her şehir için bir “şehir şefi” görevlendirilecek. Şehir şefleri hem etkinlik içeriklerinin hazırlanmasında hem de yerel mutfağın ulusal ve uluslararası tanıtımında aktif rol üstlenecek. Festival kapsamında şeflerin katılımıyla atölyeler, tadım etkinlikleri ve yöresel ürün tanıtımları da gerçekleştirilecek. Böylece gastronomi, yalnızca bir lezzet deneyimi değil, kültürel mirasın önemli bir parçası olarak ele alınacak. TÜM İÇERİKLER TEK DİJİTAL MERKEZDE TOPLANACAKFestival organizasyonu kapsamında önemli bir dijital dönüşüm de hayata geçiriliyor. 2026’dan itibaren festivalin tüm etkinlikleri tek bir sosyal medya hesabı ve dijital platform üzerinden takip edilebilecek. Ziyaretçiler, etkinlik takvimi, program detayları ve şehir bazlı içeriklere bu platform üzerinden kolaylıkla ulaşabilecek. Festivalin resmi internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden güncel bilgilendirmeler yapılacak. 9 GÜNLÜK PROGRAMLAR ŞEHİR EKONOMİLERİNİ CANLANDIRIYORHer şehirde yaklaşık 9 gün süren festival programı, yalnızca kültürel değil ekonomik açıdan da önemli etkiler oluşturuyor. Etkinlik süresince şehirlerde otel, restoran ve yerel işletmelerde yoğunluk yaşanırken turizm hareketliliği de artıyor. Bakan Ersoy, festivalin ekonomik katkısına ilişkin değerlendirmesinde, “9 gün boyunca düzenlenen etkinlikler şehir ekonomilerine büyük katkı sağlıyor. Esnafımız bu sürede neredeyse 3 aylık iş hacmine ulaşıyor” ifadelerini kullandı. 2025 FESTİVALİ YOĞUN KATILIMLA GERÇEKLEŞMİŞTİ2025 yılında düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali, 20 şehirde toplam 180 gün sürmüş, 9 bin 645 etkinlik ve 50 bin 400 sanatçının katılımıyla tamamlanmıştı. Organizasyon, geniş katılım ve etkinlik çeşitliliğiyle dikkat çekmişti. 2026 yılında ise festivalin daha fazla şehre yayılması, daha uzun süre devam etmesi ve daha kapsamlı içeriklerle gerçekleştirilmesi planlanıyor. KÜLTÜR VE SANAT TÜRKİYE GENELİNE YAYILIYORFestival kapsamında konserlerden sergilere, tiyatrodan operaya, modern danstan söyleşilere kadar binlerce etkinlik sanatseverlerle buluşacak. Her şehirde yerel kültürel değerler ön plana çıkarılarak Türkiye’nin kültürel çeşitliliği görünür hale getirilecek. Çocuklara özel hazırlanan etkinlikler de festivalin önemli bir bölümünü oluşturacak. Atölyeler, sahne gösterileri, açık hava oyun alanları ve eğitici programlarla çocukların sanatla erken yaşta buluşması hedefleniyor. Festival boyunca tüm etkinliklerin ücretsiz olarak sunulacağı ve dijital platformlar üzerinden takip edilebileceği belirtildi.

  •  

Etimesgut Belediyesi’nden okullara kapsamlı tadilat desteği

Etimesgut Fen İşleri Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen çalışmalar, her okulun mevcut ihtiyaçları ve talepleri dikkate alınarak planlandı. Mahir Başer İlkokulu, Samiye Naim Eğitim Vakfı Ortaokulu, Cenk Yakın Ortaokulu, Şehit Necdetr Alıcı Ortaokulu, Şehit Yılmaz Güneş Ortaokulu, İlhan Gerim İlkokulu, Zekiye Güdüllüoğlu İlkokulu, Layika Akbilek İlkokulu, Şehit Muhammed İsmail Kaya İlkokulu, Şehit Kaymakam Fatih Safitürk Anadolu İmam Hatip Lisesi, Şehit Hilmi Özer İlkokulu, Hasan Ali Yücel Ortaokulu, Cahit Zarifoğlu İlkokulu, Ahi Evran Ortaokulu, Faruk Nafiz Çamlıbel Anadolu Lisesi, Şehit Ender Alper İlkokulu, Nimet Bahri Kutluözen Ortaokulu, Şehit Murat Bek İlkokulu, Şehit Yakup Kozan Ortaokulu ve Şehit Serdar Albayrak Lisesi’nde çeşitli tadilat ve yenileme çalışmaları tamamlandı. Etimesgut’taki okullarda, öğrencilerin eğitim ortamlarını iyileştirmek amacıyla kapsamlı tadilat ve yenileme çalışmaları gerçekleştirildi. Bazı okullarda voleybol ve halı sahalar düzenlenip, saha direkleri, file ve çizgileri yenilenirken, bazı okullarda bahçe bordürleri ve yürüyüş yolları yapıldı, kamelya ve banklar yerleştirildi. Bazı okullarda iç mekânlarda sınıfların ve koridorların boyası, PVC zemin değişimi ve alüminyum kapı tamiratları yapıldı, bazı okullarda ise bodrum kat WC’ler yenilenerek depoya dönüştürüldü. Dış cephelerde tamirat ve boyama çalışmaları, Atatürk büstü onarımları ve çevre duvarlarının bakımı farklı okullarda yapıldı. Bazı bahçelerde doğal çim alanlar oluşturuldu, kum havuzları tadilattan geçirildi, tel örgü ve çit bakımları gerçekleştirildi. Engelli rampaları, araç giriş rampaları ve güvenlik kulübeleri onarımları da bazı okullarda tamamlandı. Her okulda yapılan çalışmalar birbirinden farklı olmakla birlikte, tüm projeler öğrencilerin güvenliği ve konforu ön planda tutularak gerçekleştirildi ve Etimesgut’taki okullara modern ve kullanışlı bir görünüm kazandırdı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikcioğlu, ilçedeki eğitim çalışmalarına verdikleri önemi vurguladı. Başkan Beşikcioğlu: “Belediye olarak eğitimi her zaman temel önceliğimiz olarak görüyoruz. Bu kapsamda ilçemizdeki eğitim olanaklarını güçlendirmek, aksayan durumları gidermek ve okullarımızı modern ve güvenli bir hâle getirmek için yoğun bir çaba gösteriyoruz. İlçemizdeki okullarımızın kıymetli öğretmenleriyle yürüttüğümüz görüşmeler sonucunda, okul binalarındaki eksiklikler ve ihtiyaçlar tespit edildi. Fen İşleri Müdürlüğümüzün koordinasyonunda, tadilat ve yenileme çalışmaları profesyonel bir şekilde tamamlandı. Bu çalışmalar sayesinde öğrencilerimiz, güvenli ve konforlu bir ortamda eğitimlerini sürdürebilecek. Bizler için her öğrencinin sağlıklı, güvenli ve çağdaş bir eğitim ortamına sahip olması büyük önem taşıyor. Etimesgut’ta eğitimi desteklemek, okul binalarını ve çevre düzenlemelerini iyileştirmek, geleceğimiz olan çocuklarımıza yatırım yapmak demektir. Bu nedenle belediye olarak, eğitim alanındaki çalışmalarımızı önümüzdeki dönemde de kararlılıkla sürdüreceğiz.” dedi. Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Keçiören Şelalesi'nde Sonbahar Temizliği

Keçiören’in simge yapılarından biri olan Büyük Keçiören Şelalesi, sonbahar mevsimine temiz ve estetik bir görünümle girmeye hazırlanıyor. Keçiören Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü ile Temizlik İşleri Müdürlüğü ekiplerinin ortak çalışmasıyla şelalede kapsamlı temizlik çalışması başlatıldı. Yosun ve çamurdan arındırılıyorEkipler, şelale çevresinde biriken yosun, yaprak ve çamuru titizlikle temizliyor. Çalışmalar kapsamında, suyun akışını yavaşlatan ve görüntü kirliliğine yol açan tüm unsurlar özenle ortadan kaldırılıyor. Temizlik işleminin ardından suyun akış gücünün artırılması ve şelalenin doğal güzelliğinin yeniden ön plana çıkarılması hedefleniyor. Temizlik nedeniyle geçici olarak ziyarete kapatıldıZiyaretçilerin güvenliğini sağlamak amacıyla çalışmalar süresince şelale geçici olarak ziyarete kapatıldı. Temizlik faaliyetlerinin tamamlanmasının ardından tekrar açılacak olan Büyük Keçiören Şelalesi, sonbaharın eşsiz renkleriyle birlikte ziyaretçilerine görsel bir şölen sunacak. Şelale çevresinde zaman geçirmek isteyen vatandaşlar, temizlik sonrası ortaya çıkacak olan ferah ortamın keyfini yaşayıp doğayla iç içe vakit geçirmenin huzurunu yaşayacak. Temizlik çalışmalarının ardından daha canlı bir görünüme kavuşacak olan şelale, ziyaretçilerine bol bol fotoğraf çektirme fırsatı da sunacak. Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Mühendis Tek-Sen Konfederasyonu’ndan Memur Zammı Tepkisi

Mühendis, Mimar, Şehir Plancısı ve Teknik Hizmetler Sınıfı’nda görev yapan kamu çalışanlarının sendikalarının bir araya gelerek kurduğu Mühendis Tek-Sen Konfederasyonu, 2026–2027 Dönemi’ne ilişkin Hakem Kurulu’ndan çıkan 8. Kamu Toplu Sözleşmesi’nin, toplu sözleşme sisteminin meşruiyetini tartışmalı hale getirdiğini açıkladı. Konfederasyonun yaptığı açıklamada, bu sınıfta görev yapan çalışanların özlük ve mali haklarının hiçbir şekilde gündeme alınmamasının ciddi bir ihmal olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Ülkemizin gelişimine, kalkınmasına ve büyümesine yön veren; lokomotif rol üstlenen biz mühendis, mimar ve teknik hizmetler sınıfı çalışanlarının talepleri Hakem Kurulu görüşmelerinde görmezden gelindi” ifadeleri yer aldı. Toplu sözleşme sürecinin 28 Temmuz’da resmen başladığı hatırlatılan açıklamada, kamu çalışanlarının yeterince temsil edilemediği ve yetkili konfederasyonun Hakem Kurulu toplantısına katılımının doğru bir adım olmadığı belirtildi. “Hukuki açıdan da söz konusu kararların gözden geçirilmesi bir zorunluluk haline geldi. Kamu emekçilerinin iradesini yok sayan bu yaklaşım, toplu sözleşme sisteminin meşruiyetini ciddi biçimde tartışmalı hale getirdi” denildi. “MEYDANLARDA DİLE GETİRİLEN İRADE, MASADA KARŞILIK BULMADI”Toplu sözleşme görüşmelerinden çıkan sonucun kamu çalışanlarının haklı taleplerine cevap vermekten uzak kaldığı vurgulanan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Kamuoyuna yüksek perdeden verilen sözler, masada aynı kararlılıkla savunulmadı; meydanlarda dile getirilen irade, toplu sözleşme masasında karşılık bulmadı. Yetkili konfederasyon ve sendikaların sorumluluk makamında bulunmalarına rağmen, bu süreci etkin, kararlı ve çalışan lehine bir kazanıma dönüştürememeleri büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Bu durum, sendikal mücadele açısından ciddi bir sınav niteliği taşımış olup, maalesef milyonlarca kamu emekçisini hayal kırıklığına uğrattı.” Hakem Kurulu’nun aldığı kararla ortaya çıkan zam oranlarının kısa sürede eriyerek alım gücünü koruyamayacağı belirtilen açıklamada, çalışanların yaşam standartlarının iyileştirilmek bir yana, mevcut mağduriyetlerinin daha da derinleşeceği ifade edildi. Açıklamada, “Bugün gelinen noktada kamu çalışanları; faiz yükü, enflasyon baskısı, yetersiz ücret artışları ve ağır vergi dilimleri arasında sıkışmış durumda. Her geçen gün artan yaşam maliyetleri, alınan ücret zamlarını kısa sürede eritirken, kamu emekçilerinin alım gücü sürekli olarak geriliyor” denildi. “BU ÜLKENİN OMURGASIYIZ, YOK SAYILAMAYIZ”Toplu sözleşme sürecinde kamu çalışanlarına sunulan yetersiz teklifin yanı sıra, teknik hizmetler sınıfının haklarının gündeme alınmamasının büyük bir eksiklik olduğu vurgulanan açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Oysaki bizler, bu ülkenin omurgası olduğumuzu her fırsatta ortaya koyuyoruz. İnsan hayatının her alanında modern yaşamı kolaylaştıran, toplumun ihtiyaç duyduğu hizmeti en nitelikli şekilde sunan, üretimin, teknolojinin ve kalkınmanın taşıyıcı kolonu olan bizlerin, toplu sözleşme masasında yok sayılması asla kabul edilemez. Kamu hizmetlerinin en yüksek kalitede ve sürdürülebilir şekilde sunulabilmesi, teknik personelin emeği, bilgisi ve alın teriyle mümkün. Buna rağmen, bizlerin haklarının göz ardı edilmesi yalnızca çalışanların değil, ülkenin geleceğinin de zayıflatılması anlamına geliyor.” TBMM’YE ÇAĞRI: “YASAL DÜZENLEME ŞART”Yetkili sendikanın toplu sözleşme masasından kalkmasıyla bu kararın sonuçlanmasının, yalnızca bir müzakere eksikliği değil, aynı zamanda anayasal temsiliyet hakkının zedelenmesi anlamına geldiği belirtilen açıklamada, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrıda bulunuldu: “Bu durum, demokratik katılımın ve toplu sözleşme hakkının özüne aykırıdır. Mühendis, Mimarlar ve Teknik Hizmetler Sınıfı temsilcisi olan Mühendis Tek-Sen Konfederasyonu olarak; bu sürecin acilen yeniden ele alınması, kamu çalışanlarının haklı talepleri görmezden gelinmeden TBMM’nin gündemine getirilerek, yasal düzenleme yapılması gerektiğine inanıyoruz.” ZAM ORANLARI RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANDIYaklaşık 6,5 milyon memur, memur emeklisi ve sözleşmeli personeli ilgilendiren zam oranları Hakem Kurulu’nun kararıyla belirlendi. Buna göre, 2026 yılı için ilk altı ayda yüzde 11, ikinci altı ayda yüzde 7; 2027 yılı için ise sırasıyla yüzde 5 ve yüzde 4 zam yapılacak. Karar, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

  •  

Bilim insanları uyardı: Yangınları önleyecek yasa şart

Türkiye’yi derinden sarsan iş kazaları ve yangın facialarının ardından bilim dünyası kalıcı çözüm için harekete geçti. Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Öğretim Görevlisi Abdurrahman İnce liderliğinde 30 kişilik uzman bir ekiple kapsamlı bir çalışma yürüttüklerini açıkladı. Hazırlanan 250 sayfalık taslak rapor, kaynak, taşlama ve benzeri tüm “sıcak çalışma” işlemleri için hayati önlemleri içeriyor. Çalışmada, ABD’de 60 yıldır uygulanan ve sekiz kez güncellenen Ulusal Yangından Korunma Ajansı (NFPA) yönetmeliklerinin örnek alındığına dikkat çekildi. Uçan, “Biz artık yangınlardan sonra televizyonlara çıkıp yorum yapmak istemiyoruz. Önceden önlem alınmalı, aksi halde yaşanan felaketlerin sorumluluğu doğrudan ihmali olanlarda olacak” sözleriyle çağrısını dile getirdi. SICAK ÇALIŞMA İZNİ YÖNETMELİĞİ BİRÇOK FACİAYI ÖNLEYEBİLİRDİDr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na teslim edilmek üzere bir çalışma yaptıklarını dile getirerek, şöyle devam etti: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye müdürlüğünde eğitmen olarak çalışmış olan, Abdurrahman İnce başkanlığında 30 kişilik akademisyen, sanayide bu işi yapan uzmanlar ve Bakanlıktan birkaç arkadaşın da desteğiyle böyle bir çalışma yaptık. Buradaki amacımız şu: Özellikle birçok yangından sonra bizi çağırıyorlar. Biz basında bunlarla ilgili fikirlerimizi söylüyoruz. Fakat bunun olmaması lazım. Bizim daha önceden bir bilim adamı olarak, bir çalışma ekibi olarak neler yapılacağını söylememiz lazım ve bunlara göre de aksiyon alınması lazım ki bu olaylarla karşılaşmayalım. İşte 29 kişinin öldüğü bar yangını. Orada barın en yoğun olduğu anda barda bin kişi olduğunda yangın başlasaydı, çok fazla kişi ölecekti. O kadar büyük problemli olan bir yangındı. Haydarpaşa Garı'nın çatısı yangını, Galatasaray Üniversitesi yangını bu şekilde sıcak çalışma izni yönetmeliğimiz olsaydı ve doğru uygulansaydı önlenirdi.” TÜRKİYE’DE SICAK ÇALIŞMA İZNİ KONUSUNDA BÜYÜK YASAL BOŞLUK VARHazırladığımız çalışmanın temelini, ABD'de 60 yıldır uygulanan ve 8 kez güncellenen Ulusal Yangından Korunma Ajansı (NFPA) yönetmeliklerinin oluşturduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Türkiye'de bu konuda büyük bir yasal boşluk olduğunu vurguladı. Mevcut durumun inisiyatife dayalı olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, şöyle devam etti: “Sıcak çalışma yapılacağı zaman, kaynak veya başka sıcak çalışma yapılacağı zaman, 60 yıl önce Amerika bir yönetmelik getirmiş ve bunu uygulamadan kesinlikle sıcak çalışma izni vermiyorlar. Biz diyoruz ki bunu Türkiye'de uyarlayalım. Şu anda (Türkiye'de) zorunlu olarak bir sıcak izin yapılacaksa, kaynak yapılacaksa veya başka bir sıcak çalışma yapılacaksa böyle bir izin prosedürümüz olmadığı için işte bar yangınında alev tutuştuğu an yangın bir anda büyümektedir. NFPA YÖNETMELİKLERİ ÖRNEK ALINARAK TÜRKİYE İÇİN TASLAK HAZIRLANDIDr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Türkiye'de bu konuda büyük bir yasal boşluk olduğunu ifade ederek, “Amerika'da 60 yıldır uygulanan Ulusal Yangından Korunma Ajansı (NFPA) yönetmeliklerini tercüme ettik. Aynı zamanda yurt dışında, diğer ülkelerde, Japonya’da, Avrupa’nın diğer ülkelerinde nasıl uygulamalar yapıyor, onları da tercüme ederek derli toplu bir taslak haline getirdik. Bunu Bakanlığa sunduk. Bizim buradaki amacımız Bakanlığın bunu zorunlu olarak herkesin uygulayacağı mevzuata yerleştirilmesi” diye konuştu. 11 METRE KURALI HAYAT KURTARIRÖnerdikleri yönetmeliğin temelinde yatan basit ama hayat kurtaran kurallara da dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Sıcak çalışmayı yapacağın yerin 11 metre etrafında hiçbir yanıcı maddenin olmaması lazım. Eğer yanıcı maddeyi kaldıramıyorsan onu yanmayacak bir perdeyle kapatman lazım. Beşiktaş’taki bar yangınında 11 metre etrafında öyle bir koruma önlemi yapılsaydı, yangın başlamayacaktı. Bir sıcak çalışma yapılacaksa orada yangın söndürmeyi bilen bir kişiyi dolu bir yangın tüpüyle beklemeli. Böylece o kişi yangın çıktığı an yangını durduracaktır. Yangının olmaması için gerekli hazırlıkların önceden yapılması lazım” ifadesinde bulundu. REHBER DEĞİL, ZORUNLU YÖNETMELİK OLMALIHazırladıkları 250 sayfalık çalışmanın bir "rehber" veya "kılavuz" olarak kalmasının yeterli olmayacağını, "yapılması zorunlu" bir yönetmelik haline getirilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, sözlerini şöyle noktaladı: “Bizim istediğimiz zorunlu olarak uygulanacak bir yönetmelik yani. ‘Bunu yapmadan bu çalışmaya başlayamazsın’ denmelidir. Eğer başlarsan buradan olacak çok büyük ölümlü kazada doğrudan doğruya bu izni olmadan başlatan kişiler ve yönetim sorumlu olacaktır. Biz yaşanan üzücü olayların akabinde televizyonlara çıkmak istemiyoruz artık. İstediğimiz böyle bir zorunlu iş izin sisteminin Türkiye'de de yerleştirilmesidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın kendilerine ilettiğimiz bu taslak çalışmayı da göz önüne alarak ‘Sıcak Çalışma İzin Yönetmelik ‘çalışması yaparak yürürlüğe koyması gerekmektedir.”

  •  

Altındağ’a değer katacak 2 yeni proje!

Altındağ Belediyesi, Zübeyde Hanım Mahallesi’ne kazandıracağı Kadın Eğitim ve Kültür Merkezi ile kreş projesinin temelini coşku dolu bir törenle attı. Altındağ Belediyesi’nden Zübeyde Hanım Mahallesi’ne iki altın yatırım... Altındağ Belediyesi, Zübeyde Hanım Mahallesi’ne kazandıracağı Kadın Eğitim ve Kültür Merkezi ile kreş projesinin temelini attı. Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki’nin ev sahipliğinde gerçekleşen törene AK Parti Altındağ İlçe Başkanı Fatih Bildik, belediye meclis üyeleri, mahalle muhtarları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Projenin Altındağ’a değer katacak önemli bir yatırım olduğunu ifade eden Başkan Tiryaki “Bugün burada sadece bir temel atmıyoruz, aynı zamanda kadınlarımızın sosyal hayata katılması, çocuklarımızın güvenli bir ortamda yetişmesi ve iyi bir eğitim alarak geleceğe adım atması için 2 önemli projeyi hayata geçiriyoruz” dedi. Başkan Tiryaki, projenin en kısa sürede tamamlanacağını belirtti. Daha sonra Başkan Tiryaki ve diğer protokol üyeleri dualar eşliğinde butona bastı ve ilk beton döküldü. KADINLARA EĞİTİM VE KÜLTÜR MERKEZİ, ÇOCUKLARA KREŞ Toplam 2000 metrekarelik alan üzerine, 1000 metrekarelik kreş ile 1000 metrekarelik Kadın Eğitim ve Kültür Merkezi inşa edilecek. Kadınların sosyal hayata daha güçlü katılımını hedefleyen Kadın Eğitim ve Kültür Merkezi’nde, kadınlara yönelik meslek edindirme kursları, spor salonu, kütüphane, seminer ve etkinlik alanları yer alacak. Proje kapsamında inşa edilecek kreş, çalışan annelerin çocuklarını güvenle emanet edebilecekleri bir adres haline gelecek. Oyun alanları, yaş gruplarına özel sınıflar, dinlenme ve etkinlik alanlarının bulunacağı kreş, çocukların sağlıklı kişisel gelişimini de destekleyecek. “ALTINDAĞLILARI YENİ YATIRIMLARLA BULUŞTURACAĞIZ” Temel atma töreninde konuşma yapan Altındağ Belediye Başkanı Dr. Veysel Tiryaki, “Zübeyde Hanım Mahallesi’ne önemli bir boşluğu giderecek 2 eser kazandırıyoruz. Altındağ’da amacımız eser bırakarak tarihe bir not düşmek…” dedi. Zübeyde Hanım Mahallesi’nin son yıllarda büyük değer kazandığını belirten Başkan Tiryaki “Bu yıl başka mahallelerde de temel atma ve açılış törenleri yapacağız. Mahallelerimizin ihtiyaçlarını giderecek, yeni yatırımları ilçemize kazandıracağız. Bugün ve ilerleyen süreçte Altındağlı çocuklara, Altındağlı kadınlara, yaşlılara, dezavantajlı gruplara, engelli yavrularımıza ve onların eğitimine, istihdamına yönelik yatırımlarımızı hayata geçireceğiz. Bu yeni yatırımların temel atma törenlerini de hep beraber gerçekleştireceğiz. Bu dönemde de Altındağlıları altın gibi eserlerle buluşturacağız inşallah…” ifadelerini kullandı. Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Çankaya, 6 ayda 128 bin talebe hızlı yanıt verdi!

Çankaya Belediyesi İletişim Merkezi, 2025'in ilk 6 ayında vatandaşlardan gelen 128 Bin 147 talep ve şikayetlerin yüzde 94,1'lik bir kısmını 24 saatten kısa sürede çözüme kavuşturdu.Günde ortalama 712 başvuru alan merkeze en çok sokak hayvanları ve inşaat, tadilat alanları başlıklarında talepler geliyor. Çankaya Belediyesi, oluşturduğu 'Çankaya İletişim Merkezi' ile vatandaşların şikayetlerini ve taleplerini dinliyor ve 24 saat içerisinde sonuçlandırıyor. Yeni nesil teknoloji imkânları kullanılarak faaliyetlerine devam eden merkezin 6 aylık verileri büyük bir başarının da göstergesi oldu. 2025'in ilk 6 ayında vatandaşlardan gelen 128 Bin 147 talep ve şikayetlerin yüzde 94,1'lik bir kısmını 24 saatten kısa sürede çözüme kavuşturan merkez, günde ortalama 712 başvuru ile ilgileniyor. Merkeze en çok 'Sokak Hayvanları' , 'İnşaat ve Tadilat Alanları', 'Huzur Bozucu Davranışlar' , 'Emlak Bildirim' , 'Eski Mobilya ve Ahşap Atıkları' başlıklarında talepler geliyor. YÜZDE 90'IN ÜZERİNDE OLUMLU DÖNÜŞTalep, öneri ve şikâyetleri tek bir kanalda toplayan ve vatandaşlara 24 saat içerisinde geri dönüş sağlayan merkeze 6 aylık süre zarfında 128 bin 147 başvuru yapıldı. Bu başvuruların 59 bin 693’ü hemen hızlıca merkez tarafından, 68 bin 454'ü de ilgili müdürlüklerce sonuçlandırıldı. Sonuçlandırılan başvuruların, gelen başvurulara oranı ise yaklaşık yüzde 94,1 olarak ölçüldü. Başvuruların 90,8'i olumlu sonuçlanırken, 0,6'sı gerek kalmadığı için iptal edildi; 8,5'i ise olumsuz sonuçlandı. Vatandaşlardan gelen başvuruların ilk üç sırasında, Zabıta, Temizlik ve Veteriner İşleri Müdürlüğüne yönelik istekler yer aldı. Vatandaşlar taleplerini, yüzde 49,8 oranında telefonla merkeze iletirken, isteklerin 9,4'ü sosyal medya ve Whatsapp uygulaması üzerinden, 6,7'si CİMER üzerinden, 9,2'si de web sitesi üzerinden geldi. "HALKIMIZ İSTEĞİ HER ZAMAN ÖN PLANDA"Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner, 2025'te hayata geçirdikleri yeni iletişim ve çözüm sistemin çok yönlü, hızlı iletişim ve çözüme odaklı şekilde işlediğini söyledi. Güner, “Yeni sistemimizle belediyemizi, vatandaşlarımızdan gelen talep, şikâyet ve istek merkezli bir çalışma sistemine dönüştürdük. Bu halkla iletişim projemiz aslında belediye yönetimini tamamen vatandaşa bırakan bir halkla ilişkiler projesidir. Çünkü artık halkın talebi ve isteği Belediyemizin hizmet takvimi ve planlamasında daha da fazla ön plana geçti. Bu en son teknolojiyle donatılmış sistemle halkımız ne istiyorsa, en kısa sürede yerine getirmiş oluyoruz. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim” dedi. Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Keçiören trafiği rahatlıyor: Eryaman ve Bağdat Caddesi’ne yeni kavşaklar!

ABB, ulaşım ve altyapı projeleriyle Başkent trafiğine kalıcı çözümler sunmaya devam ediyor. Kent genelinde birbiri ardına hayata geçirilen ulaşım projeleri sayesinde araç trafiği daha akıcı hale gelirken, vatandaşlar daha hızlı ve konforlu yolculuk yapabiliyor. Son olarak FSM Bulvarı Eryaman Mahallesi 2. Bağlantı Kavşağı ile Bağdat Caddesi üzerindeki farklı seviyeli kavşak projeleri tamamlanarak hizmete sunuldu. YAVAŞ: “TOPLAM MALİYET 346 MİLYON TL” Eryaman trafiğine çözüm olacak projelerle ilgili sosyal medya hesaplarından açıklamada bulunan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, şu ifadeleri kullandı: “Eryaman trafiğine 2 yeni çözüm… FSM Bulvarı Eryaman Mahallesi 2. Bağlantı Kavşağı ve Vadi Viyadüğü tamamlandı. Eryaman’da şehir merkezine ulaşımı sağlayan tek güzergâha alternatif oluşturularak, bölgede yıllardır yaşanan trafik yükü büyük ölçüde hafifleyecek. 800 metrelik 3 gidiş 3 geliş yeni köprü ile İstanbul Yolu üzerinden Eryaman’a doğrudan geçiş sağlandı. 150 metrelik 2 gidiş 2 geliş Vadi Viyadüğü ile Akıncılar Caddesi’nden Bozüyük Caddesi’ne bağlantı kuruldu. Toplam maliyet: 346 milyon TL.” ERYAMAN’DAN FSM BULVARI’NA 2’NCİ BİR ALTERNATİF ABB tarafından hayata geçirilen “Fatih Sultan Mehmet (FSM) Bulvarı Eryaman Mahallesi 2. Bağlantı Kavşağı” projesi, iki etap halinde tamamlandı. Proje kapsamında, Göksu Parkı üzerinde toplam 150 metre uzunluğunda, 2 gidiş 2 geliş şeritli olmak üzere 5 açıklıklı köprü inşa edilerek bölgeye alternatif bir ulaşım hattı kazandırıldı. FSM Bulvarı üzerinde yapılan 800 metre uzunluğundaki araç köprüsü ise, 3 gidiş 3 geliş şeritli olarak inşa edilerek hizmete sunuldu. BAĞDAT CADDESİ’NDE FARKLI SEVİYELİ KAVŞAKLAR AÇILDI Başkent’in bir diğer önemli ulaşım yatırımı ise “Bağdat Caddesi Üzerinde İstiklal Marşı Caddesi ve Uzay Çağı Caddesi Kesişimlerinde Farklı Seviyeli Kavşak Uygulama” projesi oldu. Proje kapsamında; İstiklal Marşı Caddesi ile Bağdat Caddesi kesişimine 380 metre uzunluğunda, 2 gidiş 2 geliş şeritli, 3 açıklıklı paralel iki araç üst geçidi inşa edildi. Bağdat Caddesi ile Uzay Çağı Caddesi kesişimine ise 480 metre uzunluğunda, 2 gidiş 2 geliş şeritli alt geçit kazandırıldı. 19 metre genişliğindeki bu geçit, bölge trafiğini önemli ölçüde rahatlatacak. KESİNTİSİZ VE KONFORLU BİR TRAFİK AKIŞI AMAÇLANDI ABB Sanat Yapıları Proje Şube Müdürü Salih Yıldız, “Fatih Sultan Mehmet (FSM) Bulvarı Eryaman Mahallesi 2. Bağlantı Kavşağı” projesinin hedefini şöyle açıkladı: “Projenin temel amacı; Göksu ve Eryaman Mahallelerinden Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’na 2. bir alternatif bağlantı oluşturarak kesintisiz ve hızlı bir trafik akışını sağlamak. Bu kapsamda, Göksu Mahallesi’nden Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’na yaklaşık 2 kilometrelik bir bağlantı yolu ile alternatif bir ulaşım hattı oluşturulması hedeflendi. Yapılan çalışmalar sayesinde FSM Bulvarı üzerindeki trafik yükü hafifletilecek ve çevre mahalleler arasında daha hızlı ve güvenli ulaşım imkânı sunulacak.” Yıldız, “Bağdat Caddesi Üzerinde İstiklal Marşı Caddesi ve Uzay Çağı Caddesi Kesişimlerinde Farklı Seviyeli Kavşak Uygulama” projesine ilişkin ise, “Anadolu Bulvarı’ndan Batıkent yönüne devam eden Bağdat Caddesi üzerindeki trafik yoğunluğunun azaltılması, kesintisiz ve konforlu bir trafik akışı sağlanması amaçlanıyor” değerlendirmesini yaptı. MAHALLE SAKİNLERİNDEN TAM NOT Göksu Mahallesi Muhtarı Aytaç Fatih Aydoğan, projeyle ilgili memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi: “Bu vesileyle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş başta olmak üzere emeği geçen herkese mahallemiz adına teşekkür ederim. Eryaman her geçen gün büyüyor ve bu proje de yaklaşık 4 mahalleyi yakından ilgilendiriyor. Bu mahallerde 100 bin kişi yaşıyor. Göksu Mahallesi başta olmak üzere diğer mahallelerimize de rahatlık sağlayacak bir proje olacak. Artan nüfustan dolayı mevcut yollar artık trafiği kaldırmamaya başlamıştı. İnsanların eve ve işe dönüşleri çileye dönmüştü. 10 dakikalık yol 1 bir saate çıkmıştı. Bu çalışmalar trafik yoğunluğunun çok büyük bir kısmını almış olacak.” Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Mamak’ta haşere ihbar hattı vatandaştan tam not aldı!

Mamak Belediyesi, yaz aylarında artış gösteren haşere şikâyetlerine hızlı ve etkili müdahale amacıyla hayata geçirdiği haşere ihbar hattı ile vatandaşlardan tam not aldı. Özellikle sıcak havaların etkisiyle sivrisinek, karasinek ve hamamböceği gibi zararlılarda yaşanan artış, ilçede artan şikâyetlerin önüne geçmek için belediyenin yeni uygulamasını devreye sokmasını sağladı. Haşere ihbar hattı üzerinden gelen talepler, belediye ekipleri tarafından anında değerlendirilerek, nokta atışı ilaçlama çalışmaları yapılıyor. Mamak Belediye Başkanı Veli Gündüz Şahin, yaz aylarında haşere sayısında ciddi artışlar görüldüğünü belirterek, “Bu durumu kontrol altında tutmak için düzenli ve sistemli ilaçlama faaliyetlerimizi aralıksız sürdürüyoruz. Vatandaşlarımızdan gelen her ihbar, ekiplerimizin hızlı ve etkili müdahale etmesine olanak sağlıyor” dedi. Belediye Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, özel donanımlı kıyafetlerle yürüttükleri ilaçlama çalışmalarını, vatandaşların https://ehizmet.mamak.bel.tr/anket/index adresi üzerinden ilettiği talepler doğrultusunda gerçekleştiriyor. Bu sayede haşere sorununa etkin bir çözüm sunuluyor. Vatandaş memnun Vatandaşlar da uygulamadan oldukça memnun. Belediye sosyal medya hesapları ve internet sitesinde oluşturulan ankete katılanlar, kısa sürede ekiplerin gelerek ilaçlama yapmasından dolayı teşekkürlerini iletiyor. Sosyal medya paylaşımlarında, yapılan hızlı müdahaleyi kendi çekilen fotoğraflarla belgeleyen vatandaşlar, Mamak Belediyesi’nin bu hizmetinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Mamak Belediyesi, yaz aylarında artan haşere sorununu vatandaş odaklı yeni uygulaması ile başarıyla yönetmeye devam ediyor. Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Kurban Bayramı’nda Keçiören mesire alanları doldu taştı!

Keçiören, 4 günlük Kurban Bayramı tatilinde doğayla iç içe vakit geçirmek isteyen vatandaşların tercih noktası oldu. Keçiören Belediyesi’ne bağlı Bağlum Mesire Alanı, Kösrelik Mesire Alanı, Kartaltepe Mesire Alanı ve Doğal Yaşam Parkı bayram boyunca ziyaretçilerle dolup taştı. Güzel havayı fırsata çeviren vatandaşlar, aileleriyle birlikte piknik yaparak vakit geçirdi. Doğal ortamda mangal yapan vatandaşlar, yeşilin ve temiz havanın tadını doyasıya çıkardı. Çocuklar hayvanlarla tanıştı Özellikle çocukların ilgi odağı olan Doğal Yaşam Parkı ise bayram boyunca en yoğun günlerini yaşadı. Parkı ziyaret eden minikler, burada onlarca farklı hayvan türünü yakından görme fırsatı buldu. Aileler, çocuklarının hem eğlendiklerini hem de doğayla bağ kurduklarını belirterek Keçiören Belediyesi’ne teşekkür etti. Keçiören tercih edildi Bayramda doğa ile baş başa vakit geçirmek isteyenlerin Keçiören'i tercih ettiğini söyleyen Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, “Vatandaşlarımızın bayramı huzur ve mutluluk içinde geçirmesi için tüm ekiplerimizle sahadaydık. Mesire alanlarımızı bayrama özel olarak hazırladık. Hemşehrilerimizin yoğun ilgisi bizleri memnun etti” dedi. Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Ankara Kalesi’nin surları restore edildi, saat kulesi yenilendi

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) birçok medeniyetin izlerini taşıyan Ankara Kalesi’ni ve çevresini geleceğe güvenli bir şekilde taşımak amacıyla başlattığı çalışmaları sürdürüyor. ABB’nin Ankara Kalesi surlarında oluşan çatlakların giderilmesi için başlattığı kapsamlı bakım ve onarım çalışması tamamlandı. Ankara Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayladığı “Ankara Kalesi Sur Duvarları Restorasyonu” çalışmaları kapsamında; yapısal çatlak onarımı, açıkların kapatılması, duvar dikişleri, tamamlanma, temizleme ve güçlendirme çalışmaları gerçekleştirildi.  ALMANYA’DA ÜRETİLEN SPİRAL DİKİŞ MALZEMELERİ KULLANILDITarihi Ankara Kalesi’nin surlarındaki çatlakların ve deformasyonların etkisinin azaltılması amacıyla ‘duvar dikişi’ yöntemi uygulandı. Statik projeye de uygun olarak gerçekleştirilen çalışmada; Almanya’dan getirtilen özel üretim paslanmaz çelik, esnek ve deprem performansı yüksek malzemeler kullanıldı; spiral dikişi elemanının epoksi ile sabitlenmesiyle ankraj imalatı gerçekleştirildi. Ayrıca hem yatay yüklere hem de çekme kuvvetlerine karşı dayanımın artırılması amacıyla spiral dikiş elamanı ile derz boşluğunda güçlendirme yapıldı.  SAAT KULESİ, SAAT VE ÇAN YENİLENDİHisarkapı’nın sol kısmında bulunan dairesel burçta ise üst yüzeyden gelen fazla suyun tahliye edilmesi amacıyla döşemede kazı, dolgu ve andezit yenileme, su yalıtımı işlemleri ile çörten imalatı gerçekleştirildi. Aynı burçta bulunan saat kulesinin dış cephesi, pencereleri ve kapısı özgün dokusuna uygun şekilde değiştirilerek cephesinde sıva ve boya imalatları da yapıldı. Saat ve çan sistemi de yenilenerek aktif hale getirildi.  SUR DUVARLARINA ZARAR VEREN BİTKİLER TEMİZLENDİSur duvarlarının arka kısmında bulunan ve yolu taşıyan istinat duvarı yenilenerek duvarın sur duvarlarına uygun şekilde derz imalatları tamamlandı. Ayrıca, Kale’deki otoparkın üst kısmında bulunan merdivenlerin kotları düzenlenerek döşeme kaplaması ve korkulukları yenilendi. Çalışma alanı içerisinde bulunan ve sur duvarlarına zarar veren bitkiler de kalıcı olarak temizlendi.  “SURLARIN RÖNTGENİNİ ÇEKTİK”Ankara Kalesi’nin Başkentin en önemli simge yapılarından biri olduğunu belirten ABB Kültür ve Tabiat Varlıkları Daire Başkanlığı Proje Koordinatörü Bekir Ödemiş, gerçekleştirilen çalışmalarla ilgili şunları söyledi: “Ankara Kalesi, tarihi boyunca iki kez ciddi onarım görmüş ancak uzun süredir de ihmal edilmişliğin ve yanlış uygulamaların getirdiği sorunlarla karşı karşıyaydı. Aradan geçen süre içerisinde hem yıpranmalar artmış hem de başka olumsuzluklar oluşmuş. İlk başta birinci etap olarak Ankara Üniversitesi'nden bir ekip burada jeoradar çalışması yaptı ve buranın röntgenini çektik. Buradaki su seviyelerini, nem oranlarını yeniden tespit ettik. Bu tespitleri yaptıktan sonra yine Gebze Teknik Üniversitesi'nden bir ekip raporlama yaptı. Dikiş yaptık aslında bu dikişte kullandığımız malzemeleri de Almanya’da yaptırdık. Saat kulesinin de özgün dokusunu bozmadan çalışmasını yaptık. Saat çalışmıyordu, onu da çalışır hale getirdik.” ESNAF RESTORASYON ÇALIŞMASINDAN MEMNUNKale’nin surlarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarını yakından takip izleme imkanı bulan bölge esnafı ve vatandaşlar, düşüncelerini şöyle paylaştı: Ali İhsan Kara: “Surda bir takım çatlaklıklar vardı, zamanla daha da büyüdü. En önemli sorun, hem tehlikeli hem de kötü görüntüydü. Uzun yıllardan beri süregelen bu sıkıntı çözülmüş oldu. Çok memnun olduk. Yurt dışından insanlar geldi bunun tamiratı için ciddi anlamda kalıcı bir tamirat yaptı. Çok teşekkür ediyoruz Büyükşehir Belediyesi’ne.” Hasan Bozkurt: “Surumuzun son hali çok iyi oldu. Önceden çatlaklar vardı, çatlakların çok güzel bir şekilde tamiri yapıldı. Çok keyifli bir hale geldi surlar. Sanırım uzun süre dayanacak… Meydanın bu hali çok daha güzel oldu. Biz çok mutluyuz bu halinden surların, çünkü tehlike arz ediyordu, o tehlikeden en azından kurtulmuş olduk.” Gıyas Koramaz: “Tadilat yapılan surun direkt altındaki esnafım. Kale biliyorsunuz ki Ankara’nın incisi, Ankara’da bir tane, ayrıca Türk bayrağının burada dalgalanıyor olması açısından, tarihsel açıdan çok değerli bir yer. Sur yıllardır kendi kaderine terk edilmişti, çatlaklar oluşmuştu, bunun yanında yıkılma riski vardı. İçeriden çelik kelepçelerle taşları birbirine tutturarak, çatlakları gidererek Ankara halkına çok büyük bir hizmet verdi. Bu çalışmalardan dolayı biz çok mutluyuz. Belediye’mize sonsuz teşekkür ediyoruz. Bunun yanında da tarihsel önemi olması açısından da bu surlara o görüntü hiç yakışmıyordu. Ayrıca altta esnaf olarak kaldığım için benim açımdan büyük hayati risk vardı tehlike açısından, yukarıdan taşlar dökülmeye başlamıştı, onu da ortadan kaldırdılar, tamamen güvene aldılar.” -Naciye Tuzsuz: “Tarihimiz çok eski, sahip çıkmazsak bir şey ifade etmez. Güzel bir çalışma olmuş teşekkür ediyoruz.” Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Güner: Sokak hayvanlarıyla ilgili algı operasyonlarına izin vermeyeceğiz

Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner, Radyo Trafik'te Ankara Yayın Müdürü Erol Tümtaş'ın sunduğu "Başkanlar Konuşuyor" programının konuğu oldu. İlçede sahipsiz sokak hayvanlarının toplatılması çalışmalarına yönelik açıklamalarda bulunan Başkan Güner, halk arasında kulaktan kulağa aktarılan yanlış bilgilerin özellikle sosyal medya üzerinden hızla yayıldığını ve algıların, gerçek olmayan olguların önüne geçtiğini ifade etti.  SOKAK HAYVANLARININ DA VATANDAŞLARIMIZIN DA TALEPLERİNİN KARŞILANMASI GEREKİYORHem yurttaşların güvenliğini gözeten hem de sokak hayvanlarının yaşam haklarına saygı duyan bir anlayışla talepleri karşıladıklarını ifade eden Başkan Güner, algı operasyonlarının bir kısmının ise siyasi amaçla yapıldığına dikkat çekerek şunları söyledi: "Sosyal medyaya bakıldığında, Çankaya Belediyesi sanki hayvan katliamı yapmış, sokak hayvanlarını katletmiş, barınağımızda hayvanlar hayatını kaybetmiş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Ne yazık ki bunun bir kısmı siyasi amaçlarla yapılıyor. Bu kısmı ayrı bir yere koyuyorum; zaten vatandaşlarımız da bunu görüyor ve Çankayalılar gereken cevabı veriyor. Gerçek duruma gelirsek; Birlik Mahallemizde ve diğer pek çok mahallemizde sokak hayvanlarıyla ilgili farklı talepler var. Bir yandan hayvansever yurttaşlarımız, sokak hayvanlarının bulundukları yerlerde bakılmasını istiyor. Öte yandan bazı yurttaşlarımız da çocuklarını güvenle parka çıkaramadıklarını, öğrencilerin okula veya üniversiteye giderken, otobüs durağında beklerken saldırıya uğradıklarını belirterek güvenlik talebinde bulunuyor. Bildiğiniz üzere, geçtiğimiz günlerde bir akademisyen hocamıza yönelik bir saldırı oldu ve kendisi bu olay sonucunda çok ağır şekilde yaralandı. Neyse ki hayatta. Bu tür olaylar nedeniyle pek çok yurttaşımız, sokaklarda daha güvenli bir şekilde yürüyebilmek, gezebilmek ve dolaşabilmek istiyor. Elbette bunun tek sorumlusu sokak hayvanları değil. Ancak sokak hayvanlarıyla ilgili olarak, onların yaşam hakkına saygı duyan, onları koruyan ve gözeten bir anlayışla, diğer yurttaşlarımızın güvenlik taleplerinin de karşılanması gerekiyor. Bizim bakış açımız bu yönde” dedi.  BAŞKAN GÜNER: HAYVANSEVERLERLE İSTİŞARE HALİNDE HAREKET ETTİKBirlik Mahallesinden gelen yoğun şikayet ve talepler neticesinde yapılan planlı bir çalışma sırasında olayın meydana geldiğini belirten Güner, “Bu süreçte, hayvanlara uyuşturucu iğneyle müdahale edilmiştir. Vatandaşlarımızın daha iyi anlayabilmesi için belirtmek isterim ki; bu uyuşturucu iğnelerle hayvanlar bayıltılmakta, ardından alınarak barınağa götürülmektedir. Orada tekrar kendilerine gelmeleri sağlanmakta ve bakımları yapılmaktadır. Bu çalışma sırasında bir hayvanımızla ilgili olarak – ki görüntüleri sonradan izlediğimizde – hayvansever olduklarını ifade eden bazı vatandaşlarımızın, hayvanı vermemek için mücadele ettiklerini, ancak bu süreçte istemeden de olsa hayvana eziyet ettiklerini fark ettik. Bu durum, herkesin gözlemlediği bir gerçek. Arada kalmış bir köpeğimiz vardı ne yazık ki ve neticede, bayıldıktan sonra bir yanda almak isteyenler, diğer yanda vermek istemeyenler arasında kalan yine maalesef Tobby oldu. Sonrasında, hayvanseverlerle görüşerek onların bilgisi, isteği ve onayı doğrultusunda, Büyükşehir Belediyemizin Karataş Barınağı'nın hemen yanında yer alan, "Yaşam Alanı" olarak ifade edilen bir bölgeye götürülmesine karar verildi. Bu alan, hayvanseverlerin "Biz sokak hayvanlarına burada kendimiz bakalım" dedikleri, genel koordinasyonun ve kontrolün belediye tarafından sağlandığı, ancak esas olarak hayvanseverlerin aktif olduğu bir yerdir. Hayvanlarımız, hayvanseverlerle yapılan istişare sonucunda buraya götürüldü. Görevli arkadaşlarımız, hayvanları bu alana bıraktıktan sonra saat 11.30-12.00 civarında oradan ayrıldılar. Bu arada belirtmek isterim ki, Tobby’de hiçbir yaşamsal belirti yok değildi; baygındı ama ayılmaya da başlamıştı. Hayvan, tamamen baygın ya da olumsuz bir durumda bırakılmadı. Öyle olsaydı zaten bırakmazdık. Biz oradan 11.30-12.00 gibi ayrıldık. Hayvanseverler ise saat 16.00-17.00’ye kadar orada kaldılar ya da ne yaptıklarını tam olarak bilmiyoruz, çünkü orası bizim kontrolümüzde olan bir alan değil. Yanılmıyorsam, saat 17.00 sularında Tobby’yi alıp bir veterinere götürüyorlar ve gece saat 23.00’te de hayvanın cenazesiyle birlikte belediye önüne gelip eylem başlatıyorlar. Yani, bizim oradan ayrılmamızdan sonra yaklaşık 12 saatlik bir süre boyunca, hayvan tamamen hayvanseverlerin kontrolünde olmuş. Önce Yaşam Alanı’na, sonra da veterinere götürüldüğünü ifade ediyorlar. Ancak ilgili kurum tarafından, tek bir hekimin imzasıyla, tamamen yoruma dayalı ve usulsüz bir rapor düzenlenmiş. Bu raporun hangi amaçla hazırlandığını ben de bilemiyorum ama bu kişiler, raporu alarak belediye önünde eylem başlatıyorlar. Biz de olayın nihai sonucunu bu şekilde öğreniyoruz” dedi.  SOKAK HAYVANLARINA KASTEN KIYMIŞIZ ALGISININ YARATILMASINI KABUL ETMİYORUZKonuyla ilgili inceleme yapıldığı belirten Güner “Biz, arkadaşlarımızla birlikte her konuda belediye olarak mükemmel olamayabiliriz; eksiklerimiz, hatalarımız olabilir. Ancak biz de gerekli incelemeyi yapar mıyız? Tabii ki yaparız. Yaptığımız incelemelerde sürecin, size anlattığım şekilde gerçekleştiğine dair bilgiler mevcut. Böyle bir süreçte, istenmeyen bir tablo ortaya çıktığında bunu istişareyle konuşarak çözmek yerine, olayın bazen siyasi bazen de başka amaçlarla çarpıtılması ya da bu noktaya getirilmesi, bu kişilerin çok iyi niyetli olmadığını düşündürüyor. Barınağımızı yeniledik, kapasitesini artırdık, modernize ettik. Yaklaşık 500 sokak hayvanı barınabilirken bu sayıyı 1000’e çıkardık. Şu anda çalışmalarımız devam ediyor ve kapasiteyi 1500’e çıkaracağız. İçinde herkesin gelip memnun kaldığı, "Gayet iyi bakılıyor" kanaatine vardığı, benim de 10-15 günde bir habersiz şekilde ziyaret ederek her şeyin yolunda olup olmadığını gözlemlediğim ve denetlediğim bir alan oluşturduk. Biz tüm bunları yaparken ve bu konuda belki de en önde gelen belediyelerden biri konumundayken, sanki bir sokak hayvanına kasten zarar vermişiz gibi bir algı yaratılmasını asla kabul etmiyoruz. Hayvanları seviyoruz; sokak hayvanlarını da, tüm canlıları da seviyoruz. Çocukların, ailelerin, gençlerin ve kadınların güvenle evlerine, işlerine, parklarına gidebildiği bir Çankaya’yı; aynı zamanda sokak hayvanlarının da güvenle yaşayabildiği bir Çankaya’yı yurttaşlarımız istiyor. Biz de bu iki talep arasında, herkesin yaşam hakkına saygı göstererek, optimum dengeyi sağlamaya çalışıyoruz” dedi. BARINAĞIMIZ HERKESE AÇIK KOŞULLAR SÜREKLİ İYİLEŞTİRİLİYORBarınakla ilgili iyileştirme sürecinin devam ettiğini belirten Güner, “Göreve geldikten hemen sonra, Eylül-Ekim ayları gibi çalışmalara başladık. Kapasite artırımı gerçekleştirdik ve modernizasyon kapsamında tadilat ve onarım gerektiren yerlerin tamamını yeniledik. Şu anda kapasite 1000'e çıktı, bunu 1500'e çıkaracağız ki hayvanlar daha rahat koşullarda yaşasınlar. Barınak, özellikle Çarşamba ve Pazar günleri toplu ziyarete açık. Bu günlerde 150 kişilik gruplar barınağı ziyaret edebiliyor. Gün içerisinde ise 200-250, hatta 300 kişi barınağı ziyaret ediyor. Bu günlerin dışında da sahiplenme amacıyla gelen yurttaşlarımızı kapıdan çevirmiyoruz. Hayvanseverler ve sahiplenme amacıyla gelen herkes barınağımıza gelip gözlem yapabiliyor, gezebiliyor; sokak hayvanlarımızın hangi koşullarda bakıldığını görebiliyor. Hayvanları tek tek hapsetmiyoruz. Her mahallede birlikte uyum içinde yaşayan sokak hayvanlarını alıp, yine kendi mahallelerinden hayvanlarla birlikte olabilecekleri şekilde, en geniş yaşam alanlarında bir araya getiriyoruz. Hem birbirlerine alışık oldukları için zarar vermiyorlar hem de hareket kabiliyetlerinin daha iyi olduğu alanlarda yaşamalarını sağlıyoruz. Yeni genişlettiğimiz alanla birlikte, hayvanların zaman zaman daha geniş şekilde dolaşabilecekleri bir oyun alanı gibi yerler de yapıyoruz. Onları da düşünüyoruz. Kimsenin bu konuda şüphesi veya endişesi olmasın” dedi. Kaynak: Haber Merkezi

  •