❌

Okuma görünümü

Bahçeli: ‘PJAK silahlarını bırakmalı, bölgesel barış için adım atılmalı’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “‘PJAK ve tüm kolları varlıklarını sona erdirmeli, silahlarını bırakmalıdır.’ açıklamasının gereğinin de yerine gelmesiyle bölgesel barış için bir adım daha atılmış olacaktır.” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, “Sayın milletvekilleri, kıymetli misafirler, İsrail-Lübnan hattından İran-Yemen eksenine, Hürmüz Boğazı’ndan Bâbülmendep Boğazı’na uzanan istikrarsızlık sarmalının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiği mevcut kaos ortamında Suriye ve Irak’ta yaşanan bazı olumlu gelişmeler, bölgenin barış ve huzuru açısından ümit vericidir. Bağdat yönetiminin silahlı yapıların tasfiyesine yönelik girişimleri, Irak Devleti’nin egemenlik sahasının tamamında meşru gücünü yeniden tesis etme iradesinin bir yansıması olmuştur. SDG ve YPG’nin askerî varlığının sona erdirilerek Suriye Devleti’nin kurumlarına entegrasyonu yönünde atılan somut adımlar ise ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği bakımından yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Komşu ülkelerimizde yaşanan bu gelişmeler göstermektedir ki önemli mesafe kat eden Terörsüz Türkiye hedefimiz bölgesel bir boyut da kazanmaktadır.” dedi.

‘HARAMA EL UZATILDIĞI ANLAŞILMAKTADIR’

Sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikaların etkili olabilmesinin finansal sistemin sağlıklı şekilde işlemesine bağlı olduğunu söyleyen Bahçeli, “Sermaye piyasalarının gelişimi, piyasaların yeterli derinliğe kavuşmasını, sermayenin tabana yayılmasını, aynı zamanda da tüm finansal piyasaların, istikrar içinde işlemesi için gözetim ve denetim işlevinin eşgüdüm içinde gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Fon soruşturmasına ilişkin gelişmelerden, Türkiye ekonomisinin istikrarını hedef alan bir kanunsuzlukla piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanmak suretiyle organize bir şekilde harama el uzatıldığı anlaşılmaktadır” diye konuştu.

‘BUNLAR BİR ARINMA, AKLANMA OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR’

Milletin helal tasarrufuna göz dikenlere hukuk zemininde en güçlü yaptırımların uygulanacağını söyleyen Bahçeli, şöyle devam etti:

“Nitekim suçluların açığa çıkarılması ve mağduriyetlerin giderilmesi yönünde atılan önemli adımlardan, konuya ilişkin yasal düzenlemenin Meclis Genel Kurulu gündeminde bulunmasından ve meselenin tüm boyutlarıyla aydınlatılarak sorumluların hesap vermesini sağlayacak güçlü siyasi iradenin ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Daha önce de vurguladığım gibi bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Adalet suçluyu cezalandırmak yanında masumu korumak, mağdurun hakkını gözetmektir. Cumhurbaşkanımızın isabetle ‘fahiş kazancın bedelinin ödetileceği ve devletin kimseyi mağdur etmeyeceğini’ söylemesi, adaletin tecellisine olan güveni artırmıştır.

‘MİLLETİMİZ GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP ETMEKTE’

Milletimiz emin olsun. Bazı sorunlarımız olsa da Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir. Partimiz, milletimizin hak ve hukukunu savunurken, adaletli bir gelir dağılımını mümkün kılacak adımların da takipçisi olacak, dar gelirli vatandaşlarımızın beklentilerinin karşılanması için gerekli hamleler mutlaka yapılacaktır. 3 Ekim 2026 tarihli yazılı açıklamada ifade ettiğim gibi cümle halkın emek ve alın terinin hülasası olan devlet mülkünü omuzlarda taşımak büyük bir sorumluluktur. Devlet mülküne tasallut edenin adaletle terbiyesi ise devlet ahlakındadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde başlayarak birçok belediyeye uzanan ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunu ilgilendiren problem olmanın yanında bir ahlak yoksunluğudur. Yargılama süreçleri devam ederken siyasi polemiklerle kişisel gündem oluşturmak yerine, yöneltilen iddialara hukuki zeminde cevap vermek ilgililerin hayrına olacaktır. Mahkemeler, siyasi gösterilerin değil; savunma hakkının esas alındığı yerlerdir. Milletimiz gelişmeleri yakından takip etmekte ve adaletin bir an evvel tecellisini beklemektedir.”

‘REYTİNG KADAR HUKUKUN KIYMETLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ’

Bahçeli, soruşturmalar kapsamındaki bir başka konunun basın özgürlüğü tartışmalarına yönelik olduğunu söyledi. Özgür basının demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biri olduğuna, medyanın kamuoyunu bilgilendirme görevini özgürce yerine getirmesi gerektiğine inandıklarını aktaran Bahçeli, şöyle devam etti:

“Bununla beraber özgürlük kadar sorumluluğun, reyting kadar hukukun da kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Basın özgürlüğü suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır. Nitekim medya kuruluşları da diğer bütün kurumlar gibi hukuk karşısında sorumluluk taşımaktadır. Asıl olan, basın özgürlüğünü savunurken hukuka aykırı eylemlere göz yuman bir hukuksuzluğa düşmemektir. Çünkü basın özgürlüğü demokrasinin güvencesi ise hukuka bağlılık ve etik sorumluluk da bu özgürlüğün temel dayanaklarıdır. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘Terörsüz Bölge’ hedeflerinin kuvveden fiile dönüştüğü, kanunsuzlukların üzerine gidildiği bir ortamda huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemezdir. Sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algıya, FETÖ hesaplarından yapılan kışkırtıcılığa itibar edilmemeli, resmi açıklamalar doğrultusunda hareket edilmelidir. Türkiye’nin, güvensizlik temelinde yönlendirilmiş toplumsal tepkilerle karşı karşıya bırakılması girişimlerinin mutlaka önüne geçilmelidir.

‘TÜRK GENÇLİĞİNİN SAF DUYGULARINI İSTİSMAR EDENLERİN GİZLİ AJANDASINDA MHP DÜŞMANLIĞI VARDIR’

Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:

12 Eylül darbesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrine ve MHP’ye operasyon çekmeye çalışanlar, bugün de devşirme kavramlar ve nevzuhur odaklarla Türk milliyetçiliğinin temiz kuyularını zehirlemeye çalışmaktadır. Beşinci kol faaliyetleri ve ideolojik manipülasyonlarla Türk milliyetçiliğine yönelik sinsi saldırıların yegâne amacı ikinci yüzyılında köksüz bir cumhuriyet, hedefi milliyetçi/ülkücü hareket, figüranları ise suret-i milliyetçi, fikri ve siyaseti gayri sahihlerdir. Türk milliyetçiliğini etnik şovenizme ve ırkçılığa mahkûm ederek Türk gençliğinin saf duygularını istismar edenlerin gizli ajandasında MHP düşmanlığı vardır. MHP düşmanlığının sergilendiği gölge oyununda Türk milliyetçisi iddiasıyla konuşanlar, yazanlar ve çizenler siyasi ihtiraslarını, fikri buhranlarını ve şahsi bühtanlarını, kelamlarını ve kalemlerini satarak tatmin etmektedir.

‘SİZ NEYİN VE NERENİN MİLLETÇİSİSİNİZ?’

Türk gençliğinin milli hassasiyetlerini tenha köşelerde pazarlık konusu yapanlar, sefil oyunları aşikar olduğunda Türk gençliğinin öfkesinden nasibini elbette alacaktır. Buradan soruyorum; siyasi ikballeri için kendisine oturacak masa arayanlar, milliyetçiliğin mukaddesatını ise oturdukları masalarda meze yapanlar; siz, neyin ve nerenin milliyetçisisiniz? Kökü dışarıda mahfillerin mutfağında hazırlanan söylemlerle Türk milliyetçiliğinin huzur ve güven iklimini kirletenler siz hangi ağızların kelamısınız? Milliyetçilik evvel emirde duruş ve şahsiyet meselesidir. Nice münevverlerin ilim ve düşüncesi, ülküdaşlarımızın emek ve göz yaşı ile yeşerttiği Türk milliyetçiliğinin bereketli topraklarına kaçak yapı kurmaya çalışanlar; siz hangi fitne senaryosunun gönüllü kalemlerisiniz? Tarihin coğrafyada Türk akışını bilmeyen cahillere tekrardan hatırlatalım; Türk milliyetçiliği, Türklüğü arkaik ve etnik asabiyete hapsetmek değil, onu güçlü millet şuuru ve yüksek medeniyet ufkuyla yükseltme davasıdır. Kelamı Türkçe söylemek, kalemi Türkçe yazmak, istikbale Türkçe bakmaktır. Türk Milliyetçiliği, Yesevi Dergahında okunan duaya Gül Baba türbesinde âmin diyebilmektir.

‘KENDİSİNİ TÜRK MİLLİYETÇİSİ ADDEDEN ÜLKÜDAŞLARIM GELİN BİR OLALIM’

Tevatür tarihçiliğiyle coğrafyaya at gözlüğüyle bakanlar, milliyetçilik namına bir hikâye yazamazlar. Milli mukaddesatına sırt çevirenlerin, yabancı kavramlarla düşünenlerin, sloganlarla konuşanların, milli mukadderatı sokakların karanlığında arayanların düşünce ikliminde evvela popülizm, sonrasında vandalizm, en son olarak da faşizm peydah olur. Bunun için diyoruz ki, Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi MHP’dir. Milliyetçilik bayrağı da hür ve bağımsız bir şekilde MHP’nin burçlarında dalgalanmaktadır. Kendisini Türk milliyetçisi addeden ülküdaşlarıma diyorum ki; orada burada vaktinizi heba etmeyin. Geleceğimizi şekillendirdiğimiz bir dönemde yanlış yönde saf tutmayın. Gelin bir olalım, diri olalım, lider ülke Türkiye ülkümüzü hep birlikte gerçeğe dönüştürelim.”

‘GENÇLERİMİZ TAHRİKLERE KAPILMAMALIDIR’

Bahçeli, eleştirel düşüncenin, sorgulamanın üniversitelerin ilmi merakının temel motivasyonu olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Lakin eleştirel düşünce Türkiye düşmanlığının, Türk diline ve kültürüne yönelik hazımsızlığın paravanı değildir, olamaz. Üniversitelerimiz bilimin merkezi olduğu kadar hikmetin kapısı, özgür düşünceyi vicdan terazisinde tartan irfan yuvasıdır. Unutmayalım ki hikmetsiz bilgi atıldır, irfanla bezenmemiş bilim ise batıldır. Üniversitelere yapılan yatırım, gençliğe, geleceğe, ülkemizin aklına, üretim ve teknik kapasitesine yapılan yatırımdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek irade ve cesaret, Büyük Atatürk’ün ‘Türk, övün, çalış, güven’ parolasının birincil muhatabı Türk gençliğindedir. Türk gençliği, Mehmet Âkif’in sözleriyle, ‘Yerleri yırtan sel olup taşmalı! Dağ demeyip, taş demeyip aşmalı!’ Bizim gözümüzde her Türk genci korunması gereken birer emanet, her evladımız, tek başına milli servettir. O sebeple gençlerimizi karanlık hesaplarına alet etmeyi planlayanların oyunlarını bozmalıyız. Gençlerimiz ne Fransa’da başlayan ve neredeyse tüm Avrupa’ya yayılan kaos ve kargaşa üretmeye dönük eylemlere ne de öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılan karanlık senaryolara heves etmeli, tahriklere kapılmamalıdır. Vatanın bütün ümidinin onların anlayış, bilgi ve enerjisinde olduğunu unutmadan, bilimin ışığında Türk istiklali ve istikbali için kendilerini yetiştirmeye odaklanmalıdır.”

‘BİRLEŞİK KIBRIS FEDERASYONU HAM BİR HAYALDİR’

Bahçeli, “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’ye odaklanılan bir dönemde, Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta provokasyonların devam ettiğini” söyledi. Türkiye’nin güvenlik doktrininde Mavi Vatan’ın stratejik merkezi olan Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilcileri ile Rum tarafının temaslarını dikkatle takip ettiklerini bildiren Bahçeli, şunları söyledi:

“Rum basınına yansıyan ve yalanlanmayan kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetimine verilmesi ve Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine yönelik iddialar, Kıbrıs Türklüğünün egemenlik hakları konusunda vahim bir tablo sunmaktadır. ‘Birleşik Kıbrıs Federasyonu’ ham bir hayaldir ve Türk egemenliğinin de felaketidir. Rum yönetiminin İsrail’in Kıbrıs karakolu olma misyonunu üstlendiği bu dönemde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan kardeşlerimizi uyanık olmaya davet ediyorum ve diyorum ki; Kıbrıs asırlardan beri Türk’tür, ebediyen Türk kalacaktır. Öte yandan İsrail, bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit eden kışkırtıcı ve yayılmacı politikalarıyla katliamlarını sürdürmektedir. Bu saldırıların son bulması için uluslararası toplumun caydırıcı ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini tekraren vurguluyorum.”

Yemen kaynaklı istikrarsızlığın ve Suudi Arabistan’da masum sivilleri hedef alan Husi saldırılarının sona erdirilmesi için çok taraflı diplomasi mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi gerektiğini belirten Bahçeli, “Türkiye’nin barış ve istikrarı önceleyen diplomatik yaklaşımını takdirle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

‘TÜRK DÜNYASININ KALBİ ANKARA’DA ATACAKTIR’

“Türkiye’nin Türk dünyasıyla ekonomik, siyasi, kültürel ve bilimsel bağlarını güçlendiren, Avrupa ile ilişkileri karşılıklı çıkarlar temelinde yürüten, Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’da barış ve kalkınmaya katkı sağlayan çok yönlü dış politikasıyla güvenilen ve itibar edilen bir ülke olduğunu” söyleyen Bahçeli, “Türk Devletleri Teşkilatı, bölgemizde ve küresel seviyede barışa, huzura ve adalete zemin hazırlayacak önemli bir aktördür. Vücut bulacak ‘Türk kuşağı’, Türk devlet ve toplulukları arasındaki diyalog ve işbirliği bağlarını güçlendirerek Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı sarıp sarmalayacak, bağımsızlık ve egemenlik çerçevesinde fırsat ve imkanlar değerlendirilerek Türk devletleri çağın kudretli aktörleri haline gelecektir. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenecek 13’ncü Zirvesi ile Türk dünyasının kalbi Ankara’da atacaktır. Cumhuriyetimizin 103’ncü yıl dönümünü tüm Türk dünyası olarak hep birlikte kutlayacak, böylece birlik ve beraberliğimizi dosta düşmana bir kez daha ilan edeceğiz” ifadelerini kullandı.

  •  

TBMM’de sürpriz görüşme: Kılıçdaroğlu ve Bahçeli bir araya geldi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi TBMM’deki makam odasında ziyaret etti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi TBMM’deki makam odasında ziyaret etti. https://t.co/DGGtKnLeS6

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 13, 2026

Görüşme öncesinde iki siyasetçi de partilerinin TBMM grup toplantılarında açıklamalarda bulunmuştu.

KILIÇDAROĞLU: SIĞINACAKLARI TEK LİMAN AK PARTİ GENEL MERKEZİ

Kılıçdaroğlu, grup toplantısında CHP’den ayrılarak AKP’ye katılan belediye başkanlarını eleştirmişti.

Kılıçdaroğlu, “Hırsızlık ve yolsuzluk yapan belediye başkanlarının sığınacağı tek liman AK Parti Genel Merkezi’dir. Gidenlerin rozet törenlerine bakınca, esir alınmış çaresiz bir yüz görüyorsunuz” ifadelerini kullanmıştı.

BAHÇELİ: HİÇBİR YOLSUZLUK VE USULSÜZLÜK HUKUK ÖNÜNDE KORUMA GÖRMEMELİDİR

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, fon soruşturması ve futboldaki iddialara değinmişti.

Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

“Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte veya futbolda, hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı, Türkiye her bakımdan gayrihukuki ve gayriahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır.

Hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlük hukuk önünde koruma görmemelidir, nitekim görmemektedir. Fon soruşturması kapsamında devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, yargı süreci işlemekte, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış.”

  •  

Bahçeli’ye ‘fon krizinde iki bakan’ sorusu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kamuoyunda “fon krizi” olarak bilinen gelişmelerde iki bakan hakkındaki iddialara ilişkin, “Henüz daha hukuken araştırılmadan, sonuca bağlanmadan sorgulamalar yapıyor. Bu yanlış bir yoldur. Biraz sabırlı olmalarında önemli fayda vardır. Bakanlarımızı daha hiç sonuç almadan böyle bir suçlamayı yapmak siyasete ihanettir, insanlığa saygısızlıktır” dedi.

Bahçeli, partisinin genel merkezinde Siyaset ve Liderlik Okulu’nun 24. Dönem Açılış Töreni’ne katıldı.

Tören öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bahçeli, kamuoyunda “fon krizi” olarak bilinen gelişmelerde iki bakan hakkındaki iddiaların sorulması üzerine, “Bu konu gündeme taşınır taşınmaz birçok çevre, birçok siyasi anlayış farkı taşıyan insanlar değişik yorumlar yapmakta ve henüz daha hukuken araştırılmadan, sonuca bağlanmadan sorgulamalar yapıyor. Kendi tarafında da herkesi suçlamayı bir siyasi maharet olarak kabul etmektedirler. Bu yanlış bir yoldur. Biraz sabırlı olmalarında önemli fayda vardır. Aksi takdirde bu anlaşmazlık siyaseti gerginleştirir, siyaset dilini ağırlaştırır, iftira, yalan ve dolana çok büyük fırsat tanır” yanıtını verdi.

‘…ÇOK BÜYÜK FIRSAT TANIR’

Bahçeli şöyle konuştu:

“Bu anlaşmazlık siyaseti gerginleştirir, siyaset dilini ağırlaştırır, iftira, yalan ve dolana çok büyük fırsat tanır. Onun için bu toplumda yaşayan insanlar olarak devletimize, yargımıza, değerli araştırmacı arkadaşlarımıza ve Türkiye’de konular üzerinde çalışma yapan başta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin değerli mensupları olmak üzere her türlü araştırmayı yapmaya da adım atmak suretiyle sonuçlandırmalarında yarar vardır. Bakanlarımızı daha hiç sonuç almadan böyle bir suçlamayı yapmak veya bunların içlerinden kimler olduğunu tahmin ederek bazı yorumlar sunmak hattızatında siyasete ihanettir, insanlığa saygısızlıktır. Bu memlekete hizmet edecek olan insanları da her türlü suçlamayla takdirden uzak tutmaktır.

Bu memlekete hizmet eden her insan eli öpülecek insandır. Suçlarken çok dikkatli olmalıyız. Var ise bir suç gereği de yapılmalıdır. O da ayrı bir konudur. Onun için biraz sabırla beklemekte fayda var. Siyasilerin de ve özellikle de televizyonlarımızda konuşmacı bulunan insanlarımızın dünyanın ve Türkiye’nin çok önemli konularının bulunduğu bir ortamda iki konuya veyahut bir konuya Türkiye’yi kilitlemeleri de doğru değildir. Ondan da vazgeçmelerini tavsiye ederiz. Meclis faaliyettedir. Yargı faaliyettedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ayaktadır. İnşallah sonuç da hayırlara vesile olacaktır.”

BÖLÜCÜ AÇILIM MESAJI: ‘ÇOK SAĞLIKLI YÜRÜMEKTEDİR’

Bölücü açılım sürecinin bundan sonraki aşamalarına ve Meclis’te kurulması gündeme gelen komisyona ilişkin soruyu yanıtlayan Bahçeli, çalışmaların sağlıklı yürüdüğünü ve Türkiye’nin önemli mesafeler katettiğini söyledi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sürecin sahibi olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Terörsüz Türkiye artık bir devlet politikası haline dönüşmüştür. Bu politikanın da uygulama alanları bellidir. Yürütme, yasama ve yargıdır. Onları da dikkate alarak çalışmalar hızla devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, Türkiye’yi yeniden çıkmaza sokabilecek, toplumu kışkırtarak ayrışmaya ve çatışmaya sürükleyebilecek yanlış ifadelerden ve davranışlardan uzak durulması gerektiğini savunarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Meclis’te komisyonlar teşekkül etmiştir. Yasa çok yüksek bir oranda kabul görerek uygulamaya geçmiştir. Şimdi o yasa çerçevesinde bazı kurumların oluşturulması ve faaliyetine başlaması gelmektedir. Terörle mücadelede geri dönüş yoktur. Geri dönüşü kabullenmek mümkün değildir. Onun için herkes, bu ülkeyi seven her insan kardeşlik ruhuyla hareket etmeli. Yasanın öngörmüş olduğu kurumlar kurulmalı ve herkese de bu manada sorumluluk istiyorlarsa o sorumluluğu da vermek lazımdır. Bunlardan bir tanesi de Barış Sürecinde Siyasallaşma Koordinatörlüğü, İmralı’da bulunan kişinin de hakkıdır. O sıfatı da ona vermek suretiyle olayları tamamen feshetmek, silahları bırakmak, devlete isyan etmek ve siyaseten şiddet kullanmaktan 27 Şubat 2025’te, 27 Şubat 2026 tarihinde yapmış olduğu tutarlı ve değerli açıklamalarını kabul ederek, toplum olarak tam destekle Türkiye Cumhuriyeti’nin bu politikasına devam etmelerini sağlamak lazımdır.

Sayın Cumhurbaşkanımız da, bu konuda Meclisimizle de müştereken düşünceler geliştirerek çok önemli bir kararlılık içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedir. İnşallah Türkiye terörden arınmış, bölgede lider ülke konumuna gelmiş ve huzur içinde, kardeşlik içinde yaşayacak bir toplulukla kardeşlik ruhuyla Türkiye’yi ayağa kaldırmak ve hedefe koşturmak için gerekli çabayı göstermek hepimizin görevidir. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak sözümüz sözdür. Ne söylemişsek arkasındayız. Geri dönüşümüz de yoktur. Bunu da herkesin bilmesi lazımdır.”

 

  •  

Bahçeli’den Hacıosmanoğlu’na ‘yalnız değilsin’ çiçeği

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’na “çiçek” göndererek destek mesajı iletti.

TFF’den yapılan açıklamada, Bahçeli’nin Hacıosmanoğlu’na ‘yalnız değilsin’ mesajı verdiği iletildi.

Hacıosmanoğlu da Bahçeli’ye teşekkür ederek, “Saygıdeğer Genel Başkanım Sayın Devlet Bahçeli’ye bu anlamlı destekleri için teşekkür ediyor, ellerinden öpüyorum” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli’den TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’na Anlamlı Destek

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu’na çiçek gönderip başarı dileklerini içeren bir destek mesajı vermiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu desteği için teşekkür ederek, “Saygıdeğer Genel Başkanım Sayın Devlet Bahçeli’ye bu anlamlı destekleri için teşekkür ediyor, ellerinden öpüyorum.” ifadelerini kullanmıştır.

— TFF (@TFF_Org) October 5, 2026

NE OLMUŞTU?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Yasa Dışı Bahis ve Spor Suçları Bürosu tarafından yürütülen “Hakemler dosyası” soruşturması kapsamında 29 Eylül’de İstanbul, Ankara, Elazığ ve Manisa’da eş zamanlı operasyon düzenlenmişti. Soruşturmada “eziyet”, “resmi belgede sahtecilik”, “güveni kötüye kullanma” ve “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme” suçlamaları üzerinde duruluyor.

Operasyonda Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu, TFF Faal Hakemler Derneği Başkanı Ferdi Karadoruk, eski MHK Başkan Vekili Ahmet Şahin, eski MHK üyesi Yunus Yıldırım, TFF Eğitim ve 4. Bölge Sorumlusu Sebahattin Şahin, Alican Sağlar ve Emre Kosif gözaltına alınmıştı. Dosyada açık kaynak araştırmaları, MASAK ve HTS kayıtları, müşteki ve tanık ifadeleri ile bilirkişi tespitlerinin incelendiği açıklanmıştı.

Soruşturmanın ilerleyen aşamasında, ele geçirilen dijital materyaller ve MASAK kayıtlarının incelenmesi üzerine Süper Lig hakemi Yasin Kol ile Süper Lig yardımcı hakemi Göktuğ Hazar Erel de gözaltına alındı.

İki hakem hakkında 7258 sayılı Kanun’a muhalefet, evrakta sahteciliğe iştirak ve görevi kötüye kullanma suçlamalarının bulunduğu bildirildi.

İlk operasyonda gözaltına alınan yedi kişiden Ferhat Gündoğdu, Ferdi Karadoruk, Yunus Yıldırım, Alican Sağlar ve Emre Kosif tutuklandı.

Ahmet Şahin ile Sebahattin Şahin ise yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

‘TORPİL’ YAZIŞMALARI DOSYAYA GİRDİ

Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun dijital materyallerinde, TFF Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu ile yaptığı yazışmalar da ortaya çıkmıştı.

Soruşturma dosyasına giren mesajlarda hakemlerin klasman ve terfi süreçlerine ilişkin isimlerin Hacıosmanoğlu ile Gündoğdu arasında paylaşıldığı görülmüştü.

Dosyadaki 23 Aralık 2024 tarihli mesajlaşmada Hacıosmanoğlu’nun Gündoğdu’ya, “İstanbul’dan Bölgesel Lig’e terfi edilen bazı hakemlerin torpilleri veya dernek için yaptığı işlerin karşılığı olarak terfi listesine eklenmesi” başlıklı bir liste gönderdiği görülmüştü.

Listede Ayberk Burhan, Ali Serdar Kankaş, Hüseyin Hakan Bodur, Yiğit Karabudak, Alican Sağlar, Aykut Özçelik, Kaan Taha Duman ve Ceyhun Canbay hakkında çeşitli iddialar sıralanmıştı. Bazı hakemlerin Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği için yaptıkları işler, dernek yöneticileriyle yakınlıkları, aile bağları veya kişisel ilişkileri nedeniyle terfi konusunda destek gördükleri ileri sürülmüştü.

Mesajlaşmalarda yalnızca söz konusu liste de yer almıyordu. Hacıosmanoğlu’nun 19 Aralık 2024’te Mehmet Şenkaya isimli hakemin bilgilerini Gündoğdu’ya göndererek, “Devre arası yapılacak olan hakem klasmanında üst klasman yardımcı hakemliğine” ifadesini kullandığı görülmüştü.

Gündoğdu ise 29 Aralık’ta Hacıosmanoğlu’na, “Başkanım günaydın, umarım daha iyisinizdir. Ben terfi listelerini hazırladım. Siz ne zaman derseniz size sunacağım” mesajını göndermişti.

31 Aralık tarihli yazışmalarda bu kez Salih Çetin isimli hakemin Bölgesel Lig’e yükselmesi için yapılan destek talebi Hacıosmanoğlu tarafından Gündoğdu’ya iletilmişti. Gündoğdu’nun buna verdiği yanıtta ise, “Ama ben sizinle konuştuklarımızın dışında kimden gelirse gelsin normal adil sürecine bıraktım. Bir kısmı zaten hak edip girdi” ifadelerini kullandığı görülmüştü.

HACIOSMANOĞLU’NDAN AÇIKLAMA

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, hakemlerle ilgili yürütülen soruşturmanın ardından yaptığı açıklamada, Türkiye Futbol Federasyonu’nun devletin ilgili kurumlarıyla iş birliği içinde hareket edeceğini söylemişti.

Hacıosmanoğlu, “Sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için devletimizin ilgili tüm kurumlarıyla tam bir iş birliği içerisinde olacağız” demiş, gerekli tüm adımların atılacağını belirtmişti.

Kendisine ve TFF yönetimine yönelik eleştirilere de yanıt veren Hacıosmanoğlu, “Hiç kimse, 100 küsur yıllık Türkiye Futbol Federasyonu’nun ve 15, 20, belki 30 yıllık futbol kokuşmuşluğunu ve ahlaksızlığını, iki yıllık başkanlığımda bana ve yönetim kurulundaki arkadaşlarıma mal etmeye kalkmasın” ifadelerini kullanmıştı.

Hacıosmanoğlu ayrıca, “Hayatım boyunca hep dik durdum” diyerek soruşturma sürecinde sessiz kalmalarının farklı yorumlanmaması gerektiğini söylemişti.

  •  
  •  

Bahçeli’nin danışmanından ‘Mansur Yavaş’ mesajı: ‘AK Parti’ye katılırsa şok geçirmeyin’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin danışmanı Yıldıray Çiçek, Türkgün’deki yazısında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın siyasi tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yavaş’ın CHP ile arasındaki mesafenin son dönemde arttığını savunan Çiçek, iktidar cephesine yaklaşabileceği yorumunu yaptı.

Çiçek “Mansur Yavaş görüşmesine yönelik tepkiler üzerine, ‘Eğer bu tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse, gereğini yapmaktan da çekinmem’ diyerek kapıyı her türlü ihtimale açık bırakmıştır” değerlendirmesinde bulundu.

Yavaş’ın CHP’deki gelişmeler karşısındaki tutumuna da değinen Çiçek, CHP yönetimiyle yaşadığı görüş ayrılıklarının siyasi geleceği açısından dikkat çekici olduğunu belirtti.

Çiçek yazısında, Yavaş’ın CHP’den ayrılarak AKP’ye geçmesi ihtimalini gündeme getirerek “Ne Mansur Yavaş’ın durduğu yer ne söylediği sözler sizi aldatmasın… Yarınlarda ne yapacağına dair de kimse erken konuşmasın” dedi.

  •  

MHP’li Yıldız’dan bölücü açılıma ilişkin çağrı: ‘Sürece dahil edelim…’

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla bölücü açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

“‘Terörsüz Türkiye’ vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade devletin bekası, iç cephenin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü,
demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı kapsayan, toplumsal bütünlüğü, milli dayanışmayı ve devletin stratejik geleceğini esas alan kapsamlı bir devlet politikasıdır. Durmadan, yorulmadan ve bıkmadan farklı duyarlılıkları olan insanları sürece dahil edelim, hiç kimseyi dışarıda bırakmayalım. Bize benzemeyenlere sabırla gerçekleri gösterelim. Her şeyin başında sürecin ruhuna uygun özenli bir dil kullanalım.”

Yıldız paylaşımında bölücü açılım süreci kapsamında TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan çerçeve yasanın vatandaşlara tekrar tekrar anlatılması gerektiğinin altını çizerek şunları kaydetti:

“Terörsüz Türkiye sürecine ait çerçeve yasanın amacını, münfesih terör örgütü PKK/KCK ve bununla bağlı her türlü oluşumu, kişi bakımından kimlerin kanunun kapsamında olduğunu, hangi suçların istisna tutulduğunu, örgütün fiili varlığına son verildiğine, silah ve mühimmatın teslimine dair teyit ve tespit mekanizmasını, Milli Güvenlik Kurulu kararını, kanunun yürürlük tarihini tekrar tekrar insanımıza anlatalım.”

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

Çerçeve yasa toplantısında ‘pislik’ tartışması: MHP’li vekil masayı yumrukladı, İYİ Partili vekilin üzerine yürüdü

İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş, TBMM Adalet Komisyonu’ndaki “çerçeve yasa” teklifi görüşmelerinde yaptığı konuşmada, kanun teklifinin komisyondaki görüşmelerinin neden yalnızca bir güne sığdırılmak istendiğini anlamadığını belirterek “Neden bu kanunun bir günde bitmek zorunda olduğunu anlamıyorum. Niye bu kanunun komisyondaki görüşmeleri sadece bir güne sığmak zorunda? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü kanun yapmak ciddi bir iştir, ciddi bir meseledir. Üzerinde kafa yorulması gereken, bizim düşünmemiz gereken bir meseledir. Birileri tarafından başlık altına alınmaya çalışılıyor. O kadar baskı yaptınız ki konuşmaya nasıl başlayacağımı bile bilemedim” ifadelerini kullandı.

‘CUMHURBAŞKANI İLE TERÖR HÜKÜMLÜSÜ BİRİNE ‘SAYIN’ DENİLEREK EŞİTLENMESİNİ REDDEDİYORUM’

Türkeş Taş, Meclis çatısı altında Cumhurbaşkanı ile terör hükümlüsü Abdullah Öcalan’a “Sayın” denilerek hitap edilmesini eleştirerek “Yine bu komisyonda, Meclis’in çatısı altında Cumhurbaşkanı ile bebek katili İmralı canisine, terör hükümlüsü birine ‘Sayın’ denilerek eşitlenmesini hem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak hem de yüce Türk milletinin bir vatandaşı olarak kesinlikle reddediyorum. Bu konuda da tedbir alınmasını rica ediyorum” dedi.

Plan ve Bütçe Komisyonunda da benzer bir durum yaşadığını ifade eden Türkeş Taş, Milli Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülürken Türk askerine yönelik kullanılan ifadeleri hatırlatarak “Milli Savunma Bakanlığı bütçesi konuşulurken Türk askerine ‘ırz düşmanı’ denildi. Benim dışımda kimse tepki göstermedi. Milletvekiline bir şey bile denmedi. Bu zihniyeti kesinlikle reddediyorum” diye konuştu.

Türkeş Taş, Abdullah Öcalan’ın TBMM’ye davet edilmesini de eleştirerek, “Aynı cani Türkiye Büyük Millet Meclisine davet ediliyor. Hangi sıfatla gelip Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşacak? Bunu kesinlikle reddediyorum. Bir defa yanlış buradan başlıyor” ifadelerini kullandı.

‘ŞEHİTLERİN MALİYETİ KAÇ LİRA SAYIN BAŞKAN?’

Kanun teklifinin görüşmelerinde “terörün maliyeti” üzerinden yapılan değerlendirmeleri eleştiren Türkeş Taş, farklı rakamların gündeme getirildiğini belirterek, “Ne maliyetinden bahsediyoruz biz? Utanmıyor musunuz? 25 yıldır o teröre harcadığınız parayı artık övünerek anlatıyorsunuz. ‘Ustalık dönemimiz, biz böyleyiz, biz şöyleyiz, dünya lideriyiz…’ Her şeyi söylüyorsunuz. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğünün, üniter yapısının, bayrağının indirilmemesinin ve bu toprakların ilelebet payidar olmasının maliyetini mi soruyorsunuz?” diye sordu.

PKK ile mücadele edilmemesi ve ülkenin bölünmesi durumunda ortaya çıkacak maliyetin sorulması gerektiğini ifade eden Türkeş Taş, “PKK’yla mücadele edilmeseydi, bu vatan bölünseydi, bu bayrak inseydi onun maliyeti ne olacaktı? Bu toprakların maliyeti kaç lira Sayın Başkan? Şehitlerin maliyeti kaç lira Sayın Başkan? Bunların neyini ölçüyoruz Sayın Başkan? Ben bunları bir Türk olarak, Türk milliyetçisi olarak, Türkeş olarak, Türk milletinin kıymetli bir evladı ve bu şerefli Meclis’in kıymetli bir üyesi olarak kesinlikle reddediyorum ve inanın, utanıyorum” ifadelerini kullandı.

Türkeş Taş, Meclis’in yüzde 95’inin komisyon kurulması yönünde karar verdiği yönündeki değerlendirmeleri de eleştirdi. 2023 seçimlerinde milletvekillerinin sahada güvenlik politikaları üzerinden siyaset yaptığını söyleyen Türkeş Taş, o dönemde Abdullah Öcalan’ın affedileceği ve PKK’lıların şehirlerde faaliyet göstereceği yönünde söylemler kullanıldığını belirtti.

‘TÜRKEŞ’İN YOĞURT YİYİŞİYLE BUGÜNKÜ SİYASETİ AYNI KEFEYE KOYAMAZSINIZ’

Babası ve eski MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının kullanılmasını da eleştiren Türkeş Taş, “Ayrıca babam Başbuğ Alparslan Türkeş’in istismarını reddediyorum. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin 1969 yılından bugüne kadar istikrarlı biçimde aynı siyaseti yaptığını söyleyemez. 1997’de Türkeş’in yaptığı siyaset bitmiştir. Yeni gelen liderine saygımız vardır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; biz onun yoğurt yiyişine bir şey diyemeyiz. Ama Türkeş’in yoğurt yiyişiyle bugünkü siyaseti aynı kefeye koyamazsınız. Kendi yaptıklarınızı da Türkeş’i kullanarak aklayamazsınız” diye konuştu.

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ İLE MHP’Lİ BÜLBÜL ARASINDA ‘PİSLİK’ TARTIŞMASI

İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş’ın, babası Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının kullanılmasını eleştirerek “Kendi yaptıkları pislikleri de Türkeş’i kendine çamaşır suyu yaparak aklayamaz” sözlerine MHP Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül tepki göstererek “Sen ağzını topla, pislik sensin. MHP Lideri’nin yaptıklarına pislik diyemezsin” dedi.

Konuşmasında babası Başbuğ Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının istismar edilmesini reddettiğini belirten Türkeş Taş, şöyle konuştu:

“Ayrıca babam Başbuğ Alparslan Türkeş’in istismarını reddediyorum. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin 1969 yılından bugüne kadar istikrarlı biçimde aynı siyaseti yaptığını söyleyemez. 1997’de Türkeş’in yaptığı siyaset bitmiştir. Yeni gelen liderine saygımız vardır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; biz onun yoğurt yiyişine bir şey diyemeyiz. Ama Türkeş’in yoğurt yiyişiyle kendi yoğurt yiyişini karşılaştıramaz. Kendi yaptıkları pislikleri de Türkeş’i kendine çamaşır suyu yaparak aklayamaz.”

Türkeş Taş’ın sözlerine MHP’li Bülbül, “Sen ağzını topla, pislik sensin. MHP Lideri’nin yaptıklarına pislik diyemezsin. Sen kimin evladı oğlunu bileceksin. Bir parti genel başkanın yaptıklarına pislik diyemezsin” diye tepki gösterdi. Bülbül’ün tepkisi üzerine Türkeş Taş, “Ben Genel Başkan’a pislik falan demedim” diye cevap verdi.

“Seni bu dünyada kimse tehdit etmesin diye biz mücadele veriyoruz” diye masaya yumruk atan MHP’li Bülbül’ün tavrına İYİ Parti Milletvekili Balıkesir Burak Dalgın tepki göstererek “Sen ne yapıyorsun?” dedi. Dalgın’ın sözleri üzerine ayağa kalkarak Dalgın’ın üzerine yürüyen Bülbül’ü İYİ Partili ve MHP’li milletvekilleri tuttu. Çıkan arbede de milletvekilleri her iki tarafı da sakinleştirmeye çalıştı, ardından Komisyon Başkanı Yüksel, komisyona kısa süreliğine ara verdi. Bu sırada da MHP’li Bülbül komisyon salonunda çıkarıldı. (ANKA)

  •  

AKP’li Güler açıkladı… Başsavcılıklar soruşturma için izin alacak, Öcalan’ın şartları ‘rahatlıkla’ esnetilebilecek, gazeteciler ve akademisyenler ziyaret edebilecek

VERYANSIN TV

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler; partisi, MHP, DEM Parti ve CHP’nin imzalarıyla TBMM’ye sundukları “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adı verilen bölücü çerçeve yasa teklifinin detaylarını açıkladı.

İşte kanun teklifi… 

Güler’in açıklamasına göre başsavcılıklar, PKK terör örgütüne dair sonradan ortaya çıkmış eski bir durum veya delile ilişkin soruşturmalarda Kurul’dan izin alacak.

Bu Kurul ise Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşacak.

‘ÖCALAN’ SORUSUNA YANIT

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin istediği “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” olmasını istediği Öcalan’a statünün sorulması üzerine Güler, “Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok” yanıtını verdi.

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’den “Öcalan’ın statüsü” sorusuna yanıt:

“Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok”… pic.twitter.com/oaKr9G8x1U

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 5, 2026

Öte yandan Güler, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın şartlarının “aile talebiyle, her zaman, rahatlıkla, yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan” esnetilebileceğini belirterek “Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.” dedi.

Çerçeve Yasa Mecliste | Gündem Özel | Eray Çelebi – Burakhan Başaran

GÜLER’İN AÇIKLAMASI

Güler’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

“Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Huzurlarınızdayız. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız Bey, yine Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay Bey ve Filiz Hocamız, yine yanımda AK Parti Grup Başkanvekilimiz Abdulhamit Gül Bey, yine Adalet Komisyonu Başkanımız Cüneyt Yüksel Bey ve milletvekili arkadaşlarımızla birlikte sizleri, biraz önce meclis başkanlığımıza, genel sekreterliğimize iletmiş olduğumuz ve ismiyle beraber biraz sonra detaylı açıklama yapacağım çerçeve yasa hakkında bilgilendirmiş olacağız.

Çok değerli basın mensupları, ismi olarak “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” toplamda, yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber, 12 maddeden oluşuyor. Biraz sonra kanunun içeriğine dair, madde başlıkları hakkında da sizleri teknik olarak neler getirdiğine dair açıklamamızı yapacağız.

TEŞEKKÜR ETTİ

Ben bu sürece gelene kadar, öncelikli olarak teşekkürlerimizi arz edeceğimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ve biraz sonra imza sahipleri olarak DEM Parti grubuna, yine biraz sonra izahatını yapacağımız Cumhuriyet Halk Partisi grubuna ve eş genel başkanlarına, genel başkanlarına teşekkür ediyoruz. Yine bu konuda imzalarını eksik etmeyen HÜDA PAR’a ve bağımsız milletvekillerimize, yine Yeni Yol Grubundan bazı milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Toplama baktığımızda yaklaşık 360’a yakın bir imza ile teklifimizi Meclis Başkanlığımıza arz ettik.

Tabii bu teklife daha sonradan, içtüzük kapsamı içinde teknik olarak desteklediklerini, imzaladıklarını ifade edecek milletvekillerimiz de olacaktır. Süreç açısından bu, bu şekliyle devam edecek. Tabii komisyonumuz, Adalet Komisyonu başkanımız kendi planlaması çerçevesinde içtüzük kapsamında 48 saat sonra yani Cuma günü öğleden sonra saat 14.30-15.00 gibi inşallah komisyon toplantısı için gerekli davetlerini yapacaktır.

Değerli basın mensupları, şimdi bu sürece kadar biz nasıl geldik? Bu konuda biraz sizleri teknik olarak aydınlatmak istiyorum.

5 Ağustos 2025 tarihinde malumunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde meclis başkanlığımızın başkanlığında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, kuruluşundan itibaren ilk toplantısını bundan tam bir yıl önce, 5 Ağustos 2025 tarihinde yapmıştı. Ve devamında da yaklaşık 18 toplantı icra etti. 137 kişiyi; gerek başkan olarak, gerek şahıs olarak, gerek dernek başkanı, sendika başkanı, baro başkanı olarak, koruyucu ailelerimizin mensubu olarak, şehit ve gazi derneklerimizin başkanı olarak, yine ailelerimizin temsilcisi olarak, Diyarbakır annelerinin temsilcisi olarak, barış annelerinin temsilcisi olarak, birçok değerli hocalarımızı, ceza hukukçularımızı ve bu tür süreçleri yakından akademik olarak çalışmış hocalarımızı dinledik. Toplam 137 kişi. Hakikaten çok kıymetli, çok değerli fikirler orada konuşuldu ve dile getirildi.

Yine İçişleri Bakanlığımız, Milli Savunma Bakanlığımız, MİT Başkanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız ve Adalet Bakanlığımız değişik dönemlerde komisyona gelerek mevcut bu durumları, gelişmeleri, ilerleyişi komisyonumuzda bilgilendirdiler.

Peki komisyonumuz nihai evrede şubat ayına gelindiğinde çalışmalarını tamamladı. Raporları bir bütün haline getirerek oraya temsilci veren gruplarımızın ve yine grubu olmayan siyasi partilerin temsilcileriyle beraber uzun istişareler ve müzakereler sonucunda bir rapor ortaya çıktı. Raporumuzu sizinle paylaşmak istiyorum: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”. 18 Şubat 2026 tarihiyle de bu yayınlandı, ortak mutabakat ile. İki milletvekilimiz tabii farklı düşünceleri vardı ama büyük bir ekseriyet, büyük bir çoğunlukla beraber bu rapor yayınlandı ve bütün kamuoyuyla paylaşıldı, internet sitesinde yer alıyor.

Burada raporumuzun altıncı başlığında, değerli basın mensupları, sürece ilişkin yasal düzenleme önerileriyle beraber bir başlık var. Buradan birkaç konu başlığını, izahatı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Komisyonun bir diğer görevi, önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Milli dayanışma ve kardeşliğimizi pekiştirecek adımların atılmasının geniş katılımlı, temsil gücü yüksek, açık ve şeffaf bir istişare süreciyle temin etmektir.

Rapor devam ediyor değerli arkadaşlar. Özellikle 6’ya 1: “Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması”. Rapor aynen diyor ki: “Süreçte en kritik eşik, PKK/KCK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bırakmasının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyididir.” Raporumuzun önemli başlığı.

Yine buradaki raporda: “Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgütün tehdidinin sona erdiğini ilanıyla sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinde hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktası olacaktır.”

Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda da bütün partilerle genel bir anlayış ve mutabakatın varlığı da rapora yansıyor.

Peki, 6’ya ikinci fıkrası: “Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemelerin içeriği nasıl olacak?” Orada aynen raporda: “Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye de ihtiyaç duyulmaktadır.” diyor.

Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.

Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.

Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.

Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.

Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.

Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.

Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.

En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.

Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.

Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.

Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.

Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.

Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.

Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.

Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.

Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.

Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.

Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.

Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.

Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.

En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.

Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.

Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.

Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.

Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.

Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.

Raporun konu başlığında, değerli basın mensupları, adil… Yani nihayetinde silahını bırakmış, örgüt feshedilmiş, tamamen varlığı ortadan kalkmış örgüt mensuplarının da konumunun, hukuki durumunun adil, gerçekçi, topluma kazandırma, bütünleştirme noktasında da kanunun bir cevap vermesi gerekiyor bu düzenleme içinde diye.

Şimdi orada kanunumuzda aynen bu beklentiye karşılık üçüncü maddemizde “Soruşturma ve Kovuşturmaların Ertelenmesi” başlığında bir madde kaleme alındı. Burada aynen denildi ki: Örgütün fiili varlığına son verildiğinin ilgili Resmi Gazete’de yayınlanması olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme suçu ile 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturma hariç olmak üzere…

Yani burada açıkça, değerli basın mensupları, adam öldürme suçları ve 2005 tarihinden önce örgüt yöneticisi olarak TCK 765 sayılı, TCK 125. madde bağlamında ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası alan veya bu soruşturma ve kovuşturması sürdürülen kişiler, örgüt mensupları hariç olmak üzere; çok net bir şey söylüyoruz, adam öldürme, kasten adam öldürme suçları hariç. Onu bir şekilde speküle edecek veya farklı anlamlara gelecek şekilde ifade edecek kişileri de buradan uyararak söyleyelim ki kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve yine 2005 öncesi müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası soruşturması ve kovuşturması yürütülenler hariç olmak üzere diğer suçlara yönelik olarak bir düzenleme içeriyor.

Peki diğer suçların düzenlenmesinde ne esas alındı? Değerli basın mensupları, onunla da ilgili sizlere teknik birkaç hususu anlatmak isterim. Malumunuz bizim ilgili 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun 221. maddesi var, başlığı “Etkin Pişmanlık”. Bunun bir bütünleyici… Çünkü bizim aynı zamanda düzenlemelerimizin Türk Ceza Kanunu içerisinde bir bütünlüğünü sağlaması gerekiyor.

Burada etkin pişmanlık maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarını sizlerle paylaşmak isterim ki bu maddeye bir bakış açısı geliştirilsin diye. Şu andaki halihazırda mer’i bulunan maddemizin ikinci fıkrası: “Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

Üçüncü fıkra: “Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

Dördüncü fıkra: “Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde hakkında örgüt kurmak, yönetmek ve örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.”

Biz bu maddeyi, üçüncü maddemizi kaleme alırken TCK 221. maddesinin bu fıkraları gelince de bir bütünlüğünü arz etme noktasında bir yaklaşım sergiledik. Bu yaklaşımımızda da kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve 2005 tarih öncesi, yani yeni TCK değişiminden önceki TCK 125 bağlamında verilen cezalarla ilgili soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili bir düzenlemeyi yaptık. Diğer suç tipleri, yine 221’e benzer şekilde; örgüt yöneticiliği, örgüt üyeliği, yardım yataklık ve diğer propaganda gibi unsurlardan, örgüt faaliyeti çerçevesindeki işlenen suçlardan örgüt mensupları 15 yıla kadar olan cezalarda 5 yıl ertelemeye tabi, 15 yıl ve üstü müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet unsurlar çerçevesinde olanlara da 10 yıl ceza ertelemesini burada öngörüyoruz. Ki bu kişiler örgütün tamamen feshi, dağıtılması ve ortadan kalkması neticesinde topluma bir kazandırma ve bütünleştirme noktasında bir adil, gerçekçi, bir hukuki belirlilik kapsamında düzenleme olsun.

Üçüncü maddemizden sonra dördüncü maddemiz: Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar. Halihazırda soruşturma devam eden, soruşturması tamamlanmış, kovuşturmaya dönmüş, kovuşturmada istinafta gerekirse onanmış, yerel mahkeme karar vermiş, Yargıtay safhası olan dosyalar var. Dolayısıyla bunlarla ilgili de ne yapılacak? Üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu yerdeki yetkili hakim veya mahkeme tarafından; ilgili Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay’la ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir, gerekirse koşulların oluşması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına dair madde. İkinci fıkrada, üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istisnai veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında da bozma kararı verilerek ilgili yerel mahkemesine gönderilecek dördüncü maddemizde.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi, beş yıllık ve on yıllıkla beraber ve yeniden suç işlenmesi hali. Değerli basın mensupları, bunlar özel bir takip modeliyle, cezası ertelenmiş olan bu tür örgüt mensuplarının doğrudan izlenmesi, herhangi bir terör suçu bağlamında -Terörle Mücadele Kanunumuz çok açık, TCK 220, 314 çok açık, Terörle Mücadele Kanunu üçüncü, dördüncü maddesi çok açık- bu eylemler noktasında tekrar bir suç işlenmesi halinde de bu erteleme kararının da ortadan kaldırılacağına dair bir hükmü getiriyoruz.

Yani ilgili kişi bundan yararlandıktan sonra topluma hem entegre olma, uyum sağlama, bütünleşme, toplum hayatında iyi bir vatandaş olma noktasında bir hayatı sürdürmesini de arzu ediyoruz. Tekrar eylemler, tekrar farklı çalışmalar içerisinde olmaması bizim esas amacımız. Olursa da bunun yaptırımının ne olduğunu açıkça kanunun metnine yazmış olduk.

Biraz önce bahsettik, soruşturma ve kovuşturma durumunda. Peki mahkumiyeti olanlar ne yapacak? Evet, bu suçlardan mahkum olanların, yine aynı istisnası belli -adam öldürme, kasten adam öldürme suçları ve 2005 öncesi TCK değişimi önceki müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ve mahkumiyeti infaz aşamasında olanlar hariç olmak üzere- diğer, bahsettiğim gibi, TCK 221 bağlamında örgüte üye olma, yönetme, yardım yataklık, propaganda gibi eylemlerinden dolayı ceza almış ve infazı olan kişilerle de ilgili yine 15 yıla kadarki süreç açısından 5 yıl erteleme, özel takip, ve 10 yıl olaraktan da diğer 15 yıl üstü ve müebbet, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlarla da ilgili olarak bir izleme durumu olacak.

Yine buradaki hükümler kapsamı içerisinde açık hükümleri yazdık bu kapsam içerisinde. Bu kayıtlar kendi sistematiği içerisinde takip edilecek. Erteleme kararı verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içerisinde yine terör suçlarından birinin işlenmesi halinde infaz hakimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak mevcut hem soruşturma konusu diğer dava devam edecek hem de mevcut durum içerisinde bu erteleme kararı kaldırılmış olacak.

Çok önemli bir maddeye gidiyoruz, yedinci madde. Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, biz aynı zamanda dedik ki mevcut raporda en önemli eşiği geçtik, teyit mekanizması işledi, silahlar tamamen teslim ve imha ve yok edilmesi ve örgütün bu konuda tamamen tasfiyesiyle beraber, altıncı maddenin beşinci fıkrasında kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlamasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizma oluşturulması. Bu hedef doğrultusunda arkadaşlar yedinci maddeyi kaleme aldık.

Yedinci maddede Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında; İçişleri, Adalet, Dışişleri, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, MİT Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden oluşan bir heyet oluşturuyoruz. Bu süreci dönemsel yapacağı toplantılarla beraber diğer kamu kurum kuruluşlarından her türlü bilgi, belgeyi almak suretiyle takip edecek. Ve ihtiyaç duyulması halinde de kendisi, daha alt seviyede teknik çalışmalar yapacak komisyonlar da oluşturulabilecek.

Nihai evrede örgüt mensuplarının bir an önce silahlarını bırakması, örgütün kendini feshedip tamamen tasfiyesi ve devamında bu örgüt mensuplarının hem topluma entegre edilmesi, uyumunun gerçekleşmesi, bütünleşmenin sağlanması noktasında da özel çalışmalar yapacak, raporlar hazırlayacak alt komisyonlar da kurulacak şekilde biz bu kurula izin vermiş oluyoruz.

Burada bir durum var. Kurul, yine ikinci bir komisyonumuz var. Bu dönemsel çalışmalarını, faaliyetlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düzenli olarak bilgilendirecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bu kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere bir izleme komisyonu kurulacak. Bu izleme komisyonu bu süreci takip edip gerekirse de ihtiyaç halinde gerekli tavsiyelerde bulunacak.

Tabii bunun sayısıyla ilgili bir durum şu anda belirlemedik. Anayasamızın 95. maddesi gereğince siyasi parti gruplarının milletvekili sayısınca zaten belli bir sayı anlaşılır. O komisyonla da beraber hem aktif olarak hem de yarar sağlayacak, katkı sağlayacak bir sayıda inşallah komisyonumuzu da oluşturmuş olacağız.

8. maddede silahların teslimi ve malzeme, mühimmat, diğerlerle ilgili Milli Savunma Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız bu konularda ortak, diğer kurumların görüşlerini almak suretiyle bu çalışmaların nerede, nasıl yapacağına dair bir yönetmelikle de beraber bu çalışmayı tamamlamış olacak.

Peki süre, arkadaşlar, önemli. Süre başlığı… Yine burada raporumuzda geçici ve müstakil özel bir kanun hedefi vardı. Süremiz, bu mekanizmaların tamamı teyit mekanizmasıyla beraber Milli Güvenlik Kurulu kararı olarak Resmi Gazete’de yayınlandığı andan itibaren 6 aylık başvuru süresi başlıyor. İlgili başsavcılıklarda bu müracaat başlayacak. Yurt dışında olanlar için de yine kurulumuz gerek büyükelçilikler gerek başkonsolosluklar, konsolosluklar müracaatıyla beraber başlayacaktır.

Yine raporumuzda süreçte görev alanlara yönelik yasal güvence sağlanması diye bir başlık vardı. 10. maddede de bu kanun kapsamında verilen görevlerle ilgili olarak görevi yerine getiren, çalışanlarla ilgili olaraktan hukuki, idari veya ceza sorumluluğu olmayacağına dair de bir maddeyi burada dercetmiş oluyoruz.

Teknik olarak kanun teklifimiz bu şekliyle beraber tamamlanmış oluyor. Ben emeği geçen bütün milletvekillerimize, uzmanlığı olan kamu kurumlarındaki arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, kararlı duruşu, yine Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yol gösterici, ufuk açıcı açıklamaları, yine kararlı duruşu, bizlere destekleri çok kıymetliydi. Yine çok teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, var olsunlar.

DEM Parti gerek İmralı heyeti gerekse eş başkanlar her süreçte bu manada olumlu katkıları oldu, sağ olsunlar. Tabii olumsuz beyanlar da geçti, doğrudur yanlıştır. Ben şuna arzu ediyorum bundan sonraki süreçte de: Bu bir kendi oluşumu içinde, gerçekliği içinde uzun uğraşların, komisyonun uzun çalışmalarının geldiği bir nokta. Bu kadarını yapabiliyoruz. Bundan sonra da gerek kanunun uygulamasında gerekse de kurulun çalışmalarında çok farklı ihtiyaçlar, farklı durumlar ortaya çıkabilecektir. Zaten biz bu kurula yetki veriyoruz.

Bu tasfiye sürecinden sonraki aşamada gerek adli gerek idari gerekse de yasal düzenlemeler noktasında her zaman bu çalışmalar ortaya konulabilecektir. Yine önümüzdeki dönemlerde de biz ihtiyaç duyulması halinde farklı alanlarda gerek yasal düzenleme gerek idari düzenlemeler mutlaka oluşacaktır. Çünkü çok değişken bir yapı. Uluslararası konjonktürün, bölgesel krizlerin de bu konuda etkisi yadsınamaz. Ben o yüzden aziz milletimiz şundan müsterih olsun: Çok net bir şey yapıyoruz. Bu topraklarda, bu coğrafyada, sadece ülkemizde değil, bölgede diğer ülkelerimizde de kardeşliğin, barışın, huzurun, güvenliğin sağlanması noktasında biz çalışmalar yürütüyoruz.

Biz biliyoruz ki yaklaşık 50 yıldır bu ülkede derin acılar yaşatmış, birçok manada olaylara, derin acılara yol açan olaylara yol açmış, saldırılara yol açmış, şehitlerimizin, gazilerimizin bu manada biz haklarını, hukuklarını ortadan kaldıracak veya zarar verecek asla bir konumda olamayız, öyle bir hedefimiz olamaz. Ama şunu da biliyoruz ki: Türkiye gelecek ikinci yüzyıla, Türkiye Yüzyılı’na, daha güçlü, daha müreffeh bir noktada 86 milyon aziz milletimizin tamamının etkileneceği ve hayatının daha da iyileşeceği; güven ortamı, huzur ortamı, hoşgörü ortamı, barış ortamının da sağlanmasını da hedefliyoruz. Dolayısıyla buna herkesin, her bireyin bu sürece katkı vermesi lazım.

‘NATO ZİRVESİ’ VURGUSU

Bu topraklardan asla silahın, şiddetin bir daha konuşulmaması lazım. Kim ne diyorsa açık yüreklilikle, demokratik ortamın zenginliği içerisinde fikirlerini herhangi bir suç ve suça teşvik olmaksızın paylaşabilir, hedeflerini ortaya koyabilir. Yani önemli olan aziz milletimizin, ülkemizin daha güçlü olması, sözünün ve kararlılığının dünyada saygı görmesi. Bakın biz yakın zamanda Ankara’da, başkentimizde NATO Devlet Başkanları Zirvesi yaptık. Oradaki dünyanın ülkemize bakışı, Sayın Cumhurbaşkanımıza, ülke ortamına, güvenliğine ve dünya barışına katkısı çok özel anlatıldı. Yani Türkiye’nin bu güçlü müreffeh gelecek dönemlere yansıyacak kararlı duruşu şu anda dünyada zaten etki yaratıyor.

‘DEVAM ETTİRECEĞİZ’

Bölgemizdeki krizlere, maalesef bazı saldırgan katil İsrail’in dönem dönem yaptığı saldırılar maalesef devam ediyor. Ama dünyanın gerek kuzeyimizdeki Rusya-Ukrayna savaşı gerekse de ABD, İsrail, İran savaşı ve güneyimizde Kızıldeniz’de ve Yemen bölgesinde maalesef bölgesel krizler devam ediyor. Dolayısıyla bizim ülke olarak kararlı duruşumuzu, imkanlarımızı dünya barışına, dünyanın güvenliğine, diğer kriz bölgelerindeki krizlerin çözümü noktasında kararlı duruşumuzu Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devam ettiriyoruz, bundan sonra da devam edeceğiz. Ama aynı zamanda da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları, iç cephenin güçlendirilmesi, yine Sayın Devlet Bahçeli’nin, MHP Genel Başkanı’nın açıklamaları iç cephenin güçlendirilmesi, bunu da devam ettireceğiz.

İç cephemizi güçlü kılacak, iç cephemizi bundan sonra sürdürülebilirliğini, devamlılığını, güveni artıracak çalışmalarımız da devam edecek. Gazi Meclisimizde elimizden gelen tüm gayret ve çaba da bu yöndedir. Ben nihayetinde destek olan parti gruplarına tekraren teşekkür ediyorum. Bağımsız milletvekillerimiz var, ben biraz önce bahsettim, Yeni yol Partisi’nden bazı milletvekili arkadaşlarımız var, HÜDA PAR’dan dört milletvekili arkadaşımız imza koydu, CHP grubundan grup başkan, grup başkanvekilleri imza koydu, DEM Parti eş başkanlar, grup başkanvekilleri, meclis başkanvekili ve bölgeler partisinden imzalarını koydu, AK Parti 277 milletvekiliyle beraber tamamı imzasını koydu meclis başkanımızla birlikte, yine MHP tüm grubuyla beraber tamamı imzasını koymak suretiyle, Devlet Bahçeli Bey’in, genel başkanın bizzat ilk imza sahibi olaraktan imzalarını koyduğu kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun. Ben şundan eminim ki iyi niyetle, samimiyetle bu çabaları sürdürelim. Ben Gazi Meclisimizdeki partilere de bu tavsiyede bulunmak isterim. Herkes lütfen samimi destek olsun.

Eksik olabilir. Bakın, arkadaşlar, biz dört dörtlük, mutlak manada her şeyi düşünerek bir şey yazdık demiyoruz. Elbette ortak akılla, samimi çabalarla da desteğe açığız bu konuda. Yıkıcı olmamak lazım, bozucu olmamak lazım, art niyet ve kötü niyet taşımamak lazım. Samimi niyetlerimizle bu sürece sahip çıkmamızı ben bütün parti gruplarından, milletvekillerimizden de hassaten bekliyorum. Çok teşekkür ediyorum. Kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun.

‘AMAÇ ENTEGRASYON’

Şimdi mahkumiyet halinde biliyorsunuz TCK 53. maddesi kapsamında hak yoksunluğuna yönelik de karar veriliyor. Bu ne olacak? Değerli arkadaşlar, bu özel bir ifadeye kullandık. Bizim amacımız entegrasyonu, topluma kazandırmayı ve şeyi sağlamak, bütünleşmeyi sağlamak. 5 yıla kadar ertelenenlerde 2 yıl bir süre, hak yoksunluğu devam edecek, 10 yıl olanlarda da 3 yıl. Bu tabii otomatik devreye giren bir durum değil, doğrudan kurul burada devrede olacak. Çünkü alt komisyonlarda bu süreci işleyecek bir durum var. Kurul bu konularda da karar verecek. Uygun görülen, bu manada dediğim gibi farklı şeylere karışmamışsa, ertelemeyle ilgili bir olumsuzluğu yoksa, ilgili infaz hakimliğinden hak yoksunluğuna yönelik tüm haklarının iadesi noktasında talepte bulunulabilecek.

‘ANAYASAL MANADA BİR AYKIRILIK TEŞKİL EDECEKTİR’

Bazı tabii hukukçu kişilerin de açıklamaları var: Soruşturma ve kovuşturma safahatında nedir? Bakın arkadaşlar, anayasamızın 38. maddesi. Bir mahkumiyet oluşmadan, hüküm kesinleşmeden ona bağlı olarak (TCK 53 bağlamında) bir hak mahrumiyetini biz soruşturma ve kovuşturma safahatında yapma imkanımız yok. Yapsanız bile bu anayasal manada bir aykırılık teşkil edecektir. Siz kesin mahkumiyeti olmayan kişiyi, masumdur, cezası yoktur. Zaten halihazırda bakın uygulamamızda da siz herhangi bir seçimlerde herhangi bir soruşturma ve kovuşturmanız olsa bile, kesin mahkumiyetiniz yoksa, adli sicil kaydında yer almayan bir durumdan dolayı kişinin özellikle anayasal manada örgütlenme hürriyeti kapsamında, yine kişinin kendi bağlamında kişiye bağlı sıkı sıkıya haklar bağlamında bir engel oluşturabileceğini düşündüğümüz için bu konuda herhangi bir duruma burada yer vermedik.

BAŞSAVCILIKLAR SORUŞTURMA İÇİN İZİN ALACAK!

Bir husus daha var, değerli basın mensupları, ondan da bahsedeyim. Kanun yürürlüğe girdi. Bu dönem içerisinde, kanundan önceki döneme ait herhangi bir şikayet, herhangi bir ihbar oldu, bundan 10 yıl önce, 15 yıl önce bilinmeyen faili meçhul veya soruşturma kovuşturma dosyası içerisinde bir durum ortaya çıktı, yeni bir delil. Burada arkadaşlar, başsavcılıklarımız kuruldan izin almadan soruşturmaya devam edemeyecek. Çünkü değerli arkadaşlar bundan sonraki süreç içerisinde yalan beyanlar, iftiralar, farklı ihbarlar, şikayetler de başsavcılıklarımızda olabilir. Bunun ciddi, toplum vicdanını, kamu vicdanını etkileyen, gerçekten delillendirilmiş şikayetin konumu, durumu iyiyse bu konuda kurul izin verecek ve soruşturma devam edecek. Burada da bir belirsizlik oluşmaması için böyle bir metni yazmış olduk.

Arkadaşlar bunlar, bakın, koşullu salıverilme şartlarımız ceza kanunumuzda, infaz kanunumuzda belli. Bugün verdiğiniz rakam yarın değişebilir çünkü bu canlı bir dönem. Yani şu anda şartları tutmuştur; 30 kişi, 40 kişi doğal olarak, hakkı olaraktan tahliye edilebilir. Ama bu süreç uzun bir süreç. Bakın buradaki teyit mekanizmasıdır. Teyit mekanizması gelişmeden bu gerek 3. maddede gerekse 6. maddeden yararlanma imkanı yok. Yani teyit mekanizması tüm silahların teslimi, imhası, örgütün feshi noktasında bir teyit mekanizması önce MGK kararıyla ilan edilecek. Sonra 6 aylık süre başlıyor. Henüz işin başındayız, çok erken. Bizim amacımız terörün tamamen bu topraklardan tasfiyesidir. Şu andaki sayı dediğiniz, 6 ay sonra 4.000’dir; 1 yıl sonra 3.000, bilemezsiniz ki yani, bu sayı üzerine takılmayın arkadaşlar. Evet.

ÖCALAN’IN STATÜSÜ SORUSUNA YANIT

Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.

Yani bize sorarsanız, bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belli bir disiplinle, belli kurallara tabi olarak İmralı’da akademisyen ziyaretleri, gazeteci ziyaretleri, bu konudaki açıklamalar noktasında gayet idari düzenleme içinde yapılabilir. Ama bunun için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok, statüye de ihtiyaç yok arkadaşlar.

‘ÖZEL’E FEZLEKE’ SORUSUNA YANIT

Arkadaşlar, biz yargının işleyişine karışmıyoruz. Bakın, bağımsız ve tarafsız yargının işleyişine karışmıyoruz. Hiçbir milletvekilinin suç işleme özgürlüğü yok. Ben ne bileyim yani, hangi milletvekilimiz neye karıştı. Bağımsız, tarafsız yargı kendi çalışmasını yürütüyor. Bunun da alakası olan bir durum değil arkadaşlar. Dolayısıyla herkes kendi işine baksın diyoruz. Peki teşekkür ediyorum arkadaşlar.”

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

Yeni Parti’nin kuruluşuyla Meclis’in yeni oturma düzeni belli oldu

Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün Yeni Parti ile CHP parti yöneticileriyle görüştükten sonra Genel Kurul’da oturma düzenini belirledi. Kurtulmuş, partilere gönderdiği yazıda “TBMM’de temsil edilen siyasi parti grubunun 7’ye çıkması üzerine Genel Kurul’da oturma düzeninin yeniden belirlenmesine ihtiyaç olduğunu” vurguladı.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu
Haberi görüntüle

Kurtulmuş, “Başkanlık Divanı’nda bu konuda bir karar alınıncaya kadar geçici olarak siyasi parti gruplarının Genel Kurul’da oturma düzeninin, ön sıralar ile arka sıraların mevcut yerleşim düzeni göz önünde bulundurularak DEM Parti’nin mevcutta kullandığı iki ön sıradan birinin CHP Grubu’na tahsis edileceğini” bildirdi.

Numan Kurtulmuş, Başkanlık Divanı’nın oturuşuna göre en solda AKP olmak üzere sırasıyla Yeni Parti, DEM Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi grupları şeklinde belirlendiği kaydetti.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Haberi görüntüle

  •  

Bahçeli’den ‘mutlak butlan’ yorumu: ‘Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’le görüşmeli, feragat etmeli’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli canlı yayına gönderdiği açıklamada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği mutlak butlan kararına dair CNN Türk’e açıklamada bulundu.

Bahçeli’nin mesajında şu ifadeler yer aldı:

“21 Mayıs 2026 bugün Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı vermiştir. Bu karar, söz konusu kurultayın baştan itibaren hukuken geçersiz sayılması anlamına gelmektedir. Mahkeme ayrıca bu kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu süreçte alınan kararların da hükümsüz olduğuna hükmetmiştir. Karar kapsamında Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir.

Mahkeme, kurultay öncesindeki yönetimin yani Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki parti organlarının karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmesine hükmetmiştir. Kararın YSK’ya, ilgili seçim kurullarına ve Ankara Valiliğine gönderilmesine karar verilmiştir. Kararın en önemli sonucu, CHP’de hukuki ve fiili yönetim yetkisi konusunda ciddi bir belirsizlik yaratmasıdır. Karar taraflara tebliğ edildikten sonra iki hafta içinde Yargıtay’a temyiz başvurusu yapılabilecektir; nitekim gerekli itirazın yapıldığı açıklanmıştır.

‘KILIÇDAROĞLU VE EKİBİ KARAR KESİNLEŞİNCEYE KADAR GÖREVE İADE EDİLMİŞTİR’

Kamuoyunun bildiği üzere 4-5 Kasım 2023 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı gerçekleşmiş, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla Sayın Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkanlık için demokratik bir yarışa girmişlerdir. Sayın Özgür Özel’in genel başkan olarak seçildiği kurultay, usulsüzlük iddialarıyla ve iptal sebebiyle bazı CHP delegeleri tarafından mahkemeye taşınmıştır. 21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, söz konusu kurultaya dair usulsüzlük iddialarının sübut bulduğu gerekçesiyle mutlak butlan kararına hükmetmiş; karar kesinleşinceye kadar Özgür Özel ve yönetimi tedbiren görevinden uzaklaştırılmış, eski genel başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi karar kesinleşinceye kadar göreve iade edilmiştir.”

“Bize göre meseleyi soğukkanlılıkla, hukuka uygun hareket etmekle, sorumluluk bilinciyle değerlendirmek; CHP’nin tarihi ve kurumsal kimliğini geleceğe taşımak iradesiyle hareket etmek en sağlıklı yol olacaktır” sözlerini kullanan Bahçeli, “Kongrenin yok sayılması talebiyle açılan dava 21 Mayıs günü neticelenmiş, söz konusu büyük kongre iddia olunan usulsüzlüklerin sübut bulduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun haksızlığa uğradığı kabul edilmiş, mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Bu noktada ‘yargı kararını tanımıyoruz’ gibi çıkışlar boşunadır ve gereksizdir. Direnmek yerine Türk siyasi hayatının asırlık çınarı olan CHP’nin kurumsal kimliğini korumak herkes için esas olmalıdır” dedi.

‘ORTAK FORMÜL OLUŞTURMAK AMACIYLA FERAGAT ETTİĞİNİ BELİRTMELİ’

Bahçeli “Bunun için öncelikle tarafların sağduyu ile CHP ortak faydasında buluşmak, parçalanmamak, ufalanmamak ve savrulmamak iradesiyle hareket etmesi gerekmektedir. Etrafımızın ateş çemberi olduğu bir ahvalde, aynı zamanda da terörsüz Türkiye iradesinin vücut bulduğu iklimde toplumsal hareketliliğe CHP üzerinden yönelme girişimlerine fırsat vermemek elzemdir. Bu çerçevede CHP’de ortak akıl egemen hale gelmelidir. Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğine, bununla birlikte 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel’le görüşerek CHP’nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir” ifadelerini kullandı.

  •  

Karaman’da ‘İstiklal Marşı’ skandalı! Arapça okudular… Cumhur İttifakı ortağı MHP’den tepki

Karaman’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yılı dolayısıyla düzenlenen anma programında İstiklal Marşı Arapçaya çevrilerek okundu.

Piri Reis Kültür Merkezi’nde Cahit Zarifoğlu İmam Hatip Ortaokulu tarafından düzenlenen programa, Karaman Valisi Hayrettin Çiçek, Belediye Başkanı Savaş Kalaycı, Cumhuriyet Başsavcısı Tuba Ersöz Ünver, il protokolü ve öğrenciler katıldı.

CHP Parti Meclisi Üyesi ve Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver, “Bu şuursuzluğun Türk Dilinin Başkenti Karaman’da vuku bulması ibretlik bir durum olmuştur” tepkisini gösterdi.

Skandala Cumhur İttifakı ortağı MHP’den tepki gelmesi dikkat çekti.

Karaman Gündem’in haberine göre, MHP Karaman İl Başkanı Muhammed Mustafa Gözel, İstiklal Marşı’nın Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin ve tarihsel hafızasının en güçlü sembollerinden biri olduğunu vurguladı. Karaman gibi Türk dilinin başkenti olarak bilinen bir şehirde marşın Arapça okunmasının milli şuurla bağdaşmadığını ifade eden Gözel, yaşanan durumu kabul edilemez olarak nitelendirdi.

Açıklamasında, İstiklal Marşı’nın Türkçe okunmasının yalnızca bir gelenek değil aynı zamanda milli kimliğin bir parçası olduğunu dile getiren Gözel, yaşanan olayın Türk milletinin destansı geçmişine ve ortak değerlerine uygun düşmediğini belirtti.

Gözel, Cumhur İttifakı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yeni nesillerde milli bilinç ve değerlerin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğünü hatırlatarak, söz konusu uygulamanın bu anlayışla çeliştiğini savundu.

MHP İl Başkanı Gözel, açıklamasının sonunda yerelde görev yapan yöneticileri ve idarecileri konuyla ilgili idari işlem yapılması için göreve davet etti.

EĞİTİM-İŞ’TEN AÇIKLAMA

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay da olaya tepki gösterdi. Özbay “Karaman’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü programında ulusal marşımız İstiklal Marşı’nın Arapçaya çevrilerek okunması kabul edilemez. Dünyanın hiçbir bağımsız ülkesinde ulusal marş resmî törende başka bir dilde okutulmaz. Bu kararı alanlar kadar buna sessiz kalanlar ve gereğini yapmayarak bu ortamı yaratanlar da sorumludur. Her fırsatta ‘yerli ve millî’ nutukları atanların Cumhuriyetin bağımsızlık marşı söz konusu olunca sessizliğe bürünmesi büyük bir çelişkidir. Milli Eğitim Bakanlığını sorumlular hakkında gereğini yapmaya ve kamuoyuna açıklama yapmaya davet ediyoruz.” dedi.

💾

Karaman’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yılı dolayısıyla düzenlenen anma programında İstiklal Marşı Arapçaya çevrilerek okundu.
  •  

Bahçeli: Her türlü senaryoya hazırlıklı olmalıyız

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Disiplin Kurulu ve Milletvekillerinin katılımıyla düzenlenen iftar programında konuştu.

‘HER TÜRLÜ SENARYOYA HAZIRLIKLI OLMALIYIZ’

DHA’nın haberine göre Orta Doğu’daki gerilime değinen Bahçeli, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail arasındaki ortaklığın askeri, siyasi ve ekonomik maliyetinin arttığını ifade etti. Bahçeli, bu durumun özellikle iç kamuoylarında İran ile olası bir savaşa yönelik itirazların yükselmesine yol açtığını belirterek, “ABD-İsrail ortaklığının askeri, siyasi ve ekonomik külfeti arttıkça, bilhassa iç kamuoylarının İran savaşıyla ilgili kategorik itirazları yükseldikçe etrafımızda biriken tehlike daha da yoğunlaşacaktır. Her türlü senaryoya hazırlıklı olmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.

Bölgede gerilimin düşürülmesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, ateşkes çağrısında bulunarak, “Yol yakınken ateşkes rejimi devreye girmelidir. Eller tetik yerine uzlaşma gayesiyle birleşmelidir” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, aksi durumda İran’ın ABD-İsrail ortaklığı açısından uzun soluklu ve maliyetli bir çatışma alanına dönüşebileceğini belirterek, “Aksi halde İran; ABD-İsrail ortaklığı için yeni bir Afganistan’a, yeni bir Irak’a, hatta yeni bir Vietnam’a dönebilecektir” dedi.

‘TÜRKİYE İLE İRAN’IN KARŞI KARŞI GETİRİLMESİ PLANLANIYOR’

Bahçeli, özellikle İran’a yönelik saldırıların dikkatle takip edildiğini söyledi. Bir savaşın başlatılmasının kolay, ancak bitirilmesinin zor olduğunu belirten Bahçeli, savaşın bölgesel ve küresel sonuçlarının ağır olabileceğini vurguladı. Bahçeli, “ABD ile İsrail’in İran karşısında teklemeye başladığı, iç kamuoylarında ise çözülmelerin hız kazandığı anlaşılmaktadır” dedi.

Savaşın bölgesel bir çatışmaya dönüşme riskine dikkat çeken Bahçeli, Türkiye ile İran’ın karşı karşıya getirilmesi veya İran ile Körfez ülkeleri arasında yeni gerilimlerin çıkarılmasına yönelik planların bulunduğunu dile getirdi. Türkiye’nin gelişmeleri dikkatle takip ettiğini belirten Bahçeli, “Hiçbir tehdide eyvallah demeyiz, diyemeyiz” ifadelerini kullandı.

ATEŞKES ÇAĞRISI

Bölgede yaşanan gelişmelerin küresel ölçekte sonuçlar doğurabileceğini belirten Bahçeli, Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ndeki enerji taşımacılığının da risk altında olduğunu söyledi. Savaşın en büyük mağdurlarının siviller ve çocuklar olduğunu ifade eden Bahçeli, karşılıklı saldırıların küresel vicdanı yaraladığını dile getirdi.

Bahçeli, gerilimin düşürülmesi çağrısında bulunarak, “Yol yakınken ateşkes rejimi devreye girmelidir. Eller tetik yerine uzlaşma gayesiyle birleşmelidir. Aksi halde İran; ABD-İsrail ortaklığı için yeni bir Afganistan’a, yeni bir Irak’a, hatta yeni bir Vietnam’a dönebilecektir” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ ÖNCELİĞİMİZ’

Türkiye için önceliğin ülkenin güvenliği olduğunu vurgulayan Bahçeli, Türkiye’yi riske atacak girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Bahçeli, egemenlik hakları ve bağımsızlığın her koşulda savunulacağını ifade etti.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyasetteki hedefinin Türk milletinin varlık ve hayat haklarını korumak olduğunu belirten Bahçeli, partiye yönelik eleştiriler ve saldırılara karşı sert mesajlar verdi. Bahçeli, “Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin son kalesi, son siperi, düşman karşısında atılacak son kurşunudur” dedi.

AÇILIM MESAJI

Bahçeli, PKK açılımının  hedefinin bu çerçevede önemli olduğunu belirterek, “Yeni yüzyılın ikinci çeyreğinde ‘Terörsüz Türkiye’yi inşa ve ihya edecek milli diriliş ruhu nice mucizelere imza atacaktır” dedi. Bahçeli, “Uyanan ve ayağa kalkan devin önünü kesecek, tarihi yürüyüşünü kesintiye uğratacak hiçbir muhasım veya mütecaviz odak yoktur” ifadelerini kullandı.

  •  

Emekli polis, eşini ve MHP Karapürçek İlçe Başkanı Mustafa Hıraç’ı öldürdü

Alınan bilgiye göre A.Y, MHP Karapürçek İlçe Başkanı Mustafa Hıraç’ın İnönü Mahallesi Osmanlı Caddesi’ndeki iş yerine gitti. A.Y. burada henüz bilinmeyen nedenle silahla Hıraç’a ateş etti.

Daha sonra Cumhuriyet Mahallesi Şehit Selim Gedik Caddesi’ndeki evine giden A.Y, silahla eşi S.Y’yi yaraladı.

Haber verilmesi üzerine eve ve iş yerine, polis ile sağlık ekipleri sevk edildi.

Sağlık görevlilerince yapılan kontrolde, Hıraç’ın ve S.Y’nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Şüpheli A.Y, suç aletiyle polise teslim oldu.

  •  

Bahçeli’den YPG’ye operasyon sinyali

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Bahçeli, CHP lideri Özgür Özel’in Sinop’taki test atışlarını eleştirmesine tepki gösterip “Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir. CHP havlu atmış, mefluç hale gelmiş, ipe un sermiş, siyasi komaya girmiştir. CHP’nin sonu karanlık, millet nazarındaki itibarı da sıfırdır” dedi.

Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Saf ahlak, safi akıl, samimi mizaç, sağlam ve sağduyulu iradenin teşekkül ettiği siyaset ve düşünce insanları yaşadıkları dönemin şuuru, yaşanan hayatın huzur ve güven şuralarıdır.

Bu sayede sorun çözme kültürünün işler ve işlevsel olması, devlet-millet dayanışmasının en üst düzeyde tecelli etmesi elbette mukadderdir.

Cumhur İttifakı milli ve manevi değerlerin refakatinde ahlaki, tarihi ve milli sorumluluğun izindedir, idrakindedir. Türkiye’mizin temel sorun alanlarına kararlılıkla müdahale edilmektedir.

Yıllara sari kronik ve kumanda edilen sorunların böyle gelse de böyle gitmeyeceği, daha doğrusu gidemeyeceği artık gün gibi meydandadır.

Türk milleti gelecek umutlarının gerçekleşeceğine inanmış, yüksek hedeflerine ulaşacağına ikna olmuş, bunların da Cumhur İttifakı’nın cesur, dürüst ve ilkeli mücadelesiyle hayat bulacağını takdir ve tensip etmiştir. Artık hiçbir şey eski usul ve esaslar çemberinde sıkışıp kalmayacaktır. Yeni dünyanın Türk yorumu Türkiye Yüzyılı olarak formüle edilmiştir. Devrin Türk milletinin devri olduğu netleşmiştir. Bu devir aynısıyla barış devri, kardeşlik devri, istikrar ve huzur devri olarak sivrilecektir.

‘CHP’NİN BAŞINI ÇEKTİĞİ SİYASİ VE İDEOLOJİK SABOTAJ GİRİŞİMLERİ…’

Kökeni, yöresi ve anasının dili ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan bütün kardeşlerimiz eşit, hakkaniyetli ve onurlu bir beraberliğin, aynı şekilde muhabbet ve mehabetle bezenmiş kucaklaşma hissiyatının ikamesi ve inkarı asla düşünülmeyecek beşeri cevheri olmuşlardır.

Türk ile Kürt arasındaki sarsılamaz, sorgulanamaz, sulandırılamaz birliğe ve bütünlüğe gölge düşürmeye, leke sürmeye, nifak saçmaya teşebbüs ve tevessül edenlerin tezgahı bozulmuştur. Milli irade muazzam bir destek ve sahiplenmeyle “Terörsüz Türkiye”nin arkasında yerini ve tartışmaya kapalı pozisyonunu almıştır.

Yeni Yüzyıl köklü huzur ve kalıcı barışın timsali olacaktır. Siyonist emperyalist plan ve projelerin tahrik ve tesiri kalmayacaktır.

“Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” çalışmalarına devam etmektedir. Bu komisyonun çalışma usul ve esaslarının yanı sıra tespiti yapılan yol haritası mucibince sarih amacı ortadayken görev alanı dışına çıkarma, mahzurlu ve maksatlı gündem başlıklarını araya sıkıştırma arayışları son derece yanlıştır.

PKK’nın silah bırakma ve tasfiye aşamalarının teknik ve hukuki çerçevesini oluşturup olgunlaştırma çabalarının sabote edilmesi veya buna teşne olunması iyi niyetle açıklanamayacaktır. Bazı mesleki kuruluşlarla CHP’nin başını çektiği siyasi ve ideolojik sabotaj girişimleri “Terörsüz Türkiye”nin doğasıyla çelişmekte ve çekişmektedir.

Nitekim mezkur komisyonun çalışmalarına hız vermesi, görev sahası dışına taşmadan asıl ve yakın hedeflerine odaklanarak vaki toplantılarını ikmal etmesi hayırlı gelişmeleri birbiri ardına eklemleyecektir.

En azından inancımız, beklentimiz ve ümidimiz bu şekildedir. PKK’nın kongresini toplayarak fesih işlemini tamamlaması, bir grup PKK’lının da 11 Temmuz’da silahlarını yakması temkinli iyimserliğimizi güçlendirmiştir.

Fakat o günden bugüne bir durgunluğun, bir ayak sürümenin, zamana karşı oynamanın, ısrarla top çevirmenin kimi hallerde telaşı kimi hallerde de kurnazlığı gözlerden kaçmamıştır.

‘YPG BU ÇAĞRIDAN MUAF DEĞİL’

Lağvedilen PKK terör örgüne mensup terörist unsurlarının kademe kademe SDG/YPG’ye katılıp katılmadığı henüz tam berraklaşmayan bir muamma olarak önümüzdedir. 27 Şubat 2025 tarihinde PKK’nın kurucu önderi tarafından yapılan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı bölücü terör örgütünün bütün bileşenleri için bağlayıcı mahiyettedir. SDG/YPG bu çağrıdan muaf ve istisna değildir.

Bölücü terör örgütü türevlerinin bütünüyle önderleri nezdinde sadakat ve samimiyet testinden geçtiği, Siyonist alçaklığın mı yoksa İmralı’nın mı belirleyeceği olacağı yakında iyice anlaşılacaktır.

PKK’nın ve PKK’lı teröristlerin önderi konumundaki İmralı’ya SDG/YPG’nin aynısıyla bağlılık göstermesi, 27 Şubat açıklamasına uygun davranış ve tavır içinde bulunması herkesin çıkarına olduğu kadar terörsüz geleceğe ve bölgesel huzura da azami düzeyde katkı sağlayacaktır.

‘TOM BARRACK’ MESAJI

Terör devleti İsrail, Suriye’nin bölünmesi ve parçalanması hususunda devamlı el yükseltmektedir.

Görünen odur ki, SDG/YPG İsrail’in yörüngesindedir. YPG’li teröristbaşı Mazlum Abdi’nin, Almanya’da düzenlenen “Rojavalı Gençler Ulusal Konferansı”na gönderdiği video mesajında, Suriye’nin kuzeydoğusunda yürürlükte olan ateşkesin devam etmeyebileceği, çatışmaların başlama ihtimalini dile getirmesi hain niyet ve eylemsel heveslerin tetikte beklediğine işaret etmektedir.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın’ın 10 Temmuz 2025 tarihinde, “Hepimizin uzlaşması ve şu sonuca varması gerekiyor: Tek millet, tek halk, tek ordu, tek Suriye” açıklamasından bir gün sonra, “SDG’ye bağımsız devlet kurma borcumuz yok. SDG dediğimiz YPG’dir. YPG, PKK’nın bir türevidir. Suriye şunu savunuyor; federal bir sistemle Suriye olamaz.” değerlendirmeleri ne kadar isabetliyse,

30 Ağustos 2025 tarihinde, “PKK, Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıştır. ABD de PKK’yı yabancı bir terör örgütü ilan etmiştir. Ancak artık PKK ile ilişkili olmayan başka bir örgüt var, SDG ve YPG. Bunlar IŞİD karşıtı savaşta bizim müttefiklerimiz oldu. Onların kökeni PKK’ya dayanıyordu” sözleri bir o kadar sakıncalı ve sakattır.

Maalesef ABD-İsrail konsorsiyumu Suriye’de kanlı bir iç savaş ve ayrışmanın temelini günbegün kazmaktadır.

Soykırımcı İsrail örtülü operasyonlarla, silahlı ve zora dayalı şekilde Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğüne alenen kast etmektedir.
Bu durum sadece Suriye için değil Türkiye’yi de çok sıcak ve birebir ilgilendiren aşırı güvenlik tehdididir.

Aynı zamanda “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedeflerini bozma ve bitirme gayesiyle ilişkili mütecaviz hamlelerin sert adımlardır.
Türkiye’nin Suriye politikası şeffaf ve açıktır.

Bu ülkenin siyasi ve toprak bütünlüğüyle üniter yapısı vazgeçilmez politik tasavvur ve tercihimizdir.

‘FEDERASYONUN BİR TIK ALTI’ BEYANATLARI MASKELİ BÖLÜCÜLÜK ÖNERİSİDİR’

Nihayet bu tasavvur ve tercihten tavizin bedeli öngörülemeyecek kadar tehlikeli olabilecektir.

Suriye için teklifi yapılan “Federasyonun bir tık altı” beyanatları maskeli bölünme ve bölücülük önerisidir.

SDG/YPG’nin sürekli yeni dayatmalarla gündemi meşgul etmesi, özerklikten bağımsızlığa varıncaya kadar sıralı talep listelerini paylaşması, nitekim ABD-İsrail’in oyuncağına dönüşmesi vahim bir karmaşanın ön habercisidir. Geldiğimiz bu aşamada iki seçenek kalmıştır:

Suriye’de ya huzur, barış ve istikrar hakim olacak; ya da İsrail’in tahayyülündeki parçalanma ve iç çatışma ortamı vasat bulacaktır.
Netenyahu isimli caninin “Suriye’de aslında kiminle mücadele ettiğimizi biliyorum” sözleri Türkiye ile İsrail’in görüş açısı sıfıra inmiş, hatta sıcak temasın muhtemel olduğu mahut cepheleşmesinin de itirafından başka bir şey değildir.

Türkiye Cumhuriyeti stratejik akılla, siyasi kararlılıkla, diplomasi sahasındaki sabır ve sebatıyla Suriye’de oyun kurmaya ve masa başı haritaları çizmenin arzusunda olan zalimlere direniş göstermektedir. Bu direniş meşru ve soylu bir direniştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin tutumu ve takip ettiği politika süreci hem iç güvenliğimize hem de bölgesel huzura büyük bir hizmettir.

Türkiye Cumhuriyeti komşu coğrafyalarda oldubittilere müsaade etmeyecek güç, caydırıcılık, kabiliyet ve yetenektedir.

SDG/YPG’nin Suriye yönetimi ile 10 Mart 2025 tarihinde imzaladığı mutabakat zaptına riayet ve gereğini harfiyen yapması, aksi halde Ankara ile Şam’ın ortak iradesiyle askeri müdahalenin kaçınılmaz hale geleceği herkesçe bilinmelidir.

Sözün yapamadığını yeri gelirse nice kahramanlık sahneleri başaracaktır.

“Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedefi tarihin, kardeşlik hukukunun, kader ortaklığının, hiç kuşkusuz üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyanın diriliş ve toparlanış kararıdır.

Bu kararı tahrip etmeye, temelinden dinamitlemeye kalkışanlar buna pişman edilecektir.

Kürt kardeşlerim oynanan oyunun bilincindedir.

Üstelik hiçbir Kürt kardeşim Siyonizm’in avucuna düşmeyecek, soykırımcıların telkin ve göz boyayan vahşi hesaplarına kurban verilmeyecektir.
Suriye’de yaşayan Türkmenler, Kürtler, Araplar ve diğer unsurlar kardeşimizdir ve kurulan tuzaklar el birliğiyle kırılıp atılacaktır.

Çevremizde bu kadar boğucu ve sancılı olaylar vuku buluyorken, CHP Genel Başkanı’nın Sinop’ta yaptığı konuşma ve içeriği rezalet ve kepazeliğin daha ötesidir. Özgür Özel akıl tutulmasının dibindedir. Bu patolojik vaka aynısıyla şunları söylemiştir:

“Ben de Büyük Taarruz’un emrini veren, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kişi olmak istiyorum. Savaş kazanan kumandan olmak istiyorum.”

‘ÖZGÜR ÖZEL ÇILDIRSA DA O FÜZE DENEMELERİ DEVAM EDECEK’

Bu hezeyanla dolup taşan, tarif ve tanımında kelimelerin kifayetsiz kaldığı çarpık ifadelerin muhatabını sağlıklı ve sağgörülü addetmek mümkün değildir.

Demokrasi yolunda beraber yürümekten bahis açan, bu suretle Cumhur İttifakı’nda sanki sorun varmış gibi yaygara yapan Özgür Özel’in uçurumlarla ihata edilen inişli çıkışlı yolunun bizim hak ve hakikat yolumuzla kesişmesi hayal mahsulü bile değildir.

Sivil siyaset ve demokratik mücadele halinde olduğunu iddia eden bir partinin sipariş başkanının düşmanın kim olduğunu, kime karşı taarruz yapacağını, hangi savaşı kazanacağını, kumandanlık görevini ne şekilde üstleneceğini berraklığa kavuşturması acil bir ihtiyaçtır.

Kendi dışındakileri düşman gören siyaset anlayışı 1930’lu-1940’lı yılların Hitler kafasıdır ve korkunç bir skandaldır.

Türkiye’de düşman gözleyen ve gözetleyen Özgür Özel’in derhal bir sağlık merkezine müracaatı ya da ille de düşman arıyorsa etrafına bakması tavsiyemizdir.

Sinop’ta Savunma Sanayi’ndeki tarihi atılımları yüzsüzce baltalama çabası, balıkları düşündüğü kadar vatanı ve milleti düşünmemesi işbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin basit ve buruşuk sözleri olarak anılmaya mahkumdur.

Özgür Özel’in utanmadan füze denemelerinden yakınması, yabancı turistlerin kafaları üzerinden füzelerin uçurulduğunu iddia etmesi, adeta denize dalarak yerinde müşahede etmiş gibi balıkların yuvalarından kaçtığını mizahi karakterleri aratmayacak şekilde gündeme taşıması dangul dungul konuşmanın daniskası, abuk sabuk zihniyetin alameti farikasıdır.

Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir.

Özgür Özel’in uykuları kaçsa da Türkiye milli savunma sanayinde dev adımları azimle atmayı sürdürecektir.

Aziz Atatürk’ü anladığını zanneden, ancak baştan ayağa yanlış anlayan bu şahsın Milli Mücadele yıllarında vatanımıza musallat olan müstevli emellerinden hiçbir farkı olmadığı ibret verici düzeyde karşımızdadır.

CHP havlu atmış, mefluç hale gelmiş, ipe un sermiş, siyasi komaya girmiştir.

Bu ilkel ve ilkesiz siyasi zihniyetin evvelemirde, yüzyılın en büyük rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk davası olarak anılan devasa vurgun ve yağmayla yüzleşmesi, bunun da demokratik ve hukuki hesabını vermesi adalet namusunun konusudur.

‘CHP’NİN SONU KARANLIK’

Dileğimiz, yeni adli dönemde görülecek yolsuzluk davalarının iddianame hazırlığının yapılarak süratle lazım gelen hükmün tesisi, kimin mücrim kimin masum hukuken tefrik ve tayin edilmesidir. CHP’nin sonu karanlık, millet nazarındaki itibarı da sıfırdır.

Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı istikbalin kudretli devletini inşa edecek, istiklal ve egemenlik haklarımızı fedayı can inancıyla sonuna kadar muhafaza edecektir.

  •  

Gelecek Partisi’nde toplu istifa: MHP’ye geçtiler

Bolu’da Gelecek Partisi’nin tüm yönetim kadrosu ve üyeleri toplu halde istifa etti.

Gelecek Partisi Bolu İl Başkanı Özkan Güneç, Merkez ilçe Başkanı Sefer Gülen, Gençlik Kolları Başkanı Utku Erişen ile Kadın Kolları Başkanı Elif Aksu ile il ve ilçe yönetimi toplu halde partilerinden istifa ederek MHP saflarına katıldı. MHP Bolu İl Başkanlığında düzenlenen rozet takma törenine MHP İl Başkanı Ayhan Çelikkol, MHP Bolu Milletvekili İsmail Akgül ile partililer katıldı.

3.5 yıl sürdürdüğü görevinden istifa ettiğini belirten Özkan Güneç, “Gördüğüm lüzum üzerine 3.5 yıl boyunca yürüttüğüm Gelecek Partisi Bolu kurucu il başkanlığından şu an devam etmekte olan il başkanı görevimden, il başkan yardımcılarım, il yönetimi ve ilçe başkanları yönetimleri, gençlik kolları başkanları yönetimleri, kadın kolları başkanları yönetimleri ve üyelerimizle toplu halde istifa ederek Milliyetçi Hareket Partisi saflarına katıldık. Liderimiz Devlet Bahçeli’nin ve partimizin her daim yanında olacağız” dedi.

  •