❌

Okuma görünümü

PKK elebaşı Karayılan’dan ‘Suriye’ itirafı: ‘Devletin ortağıyız, devlet biziz’

PKK terör örgütü elebaşlarından Murat Karayılan, Suriye’de HTŞ yönetimiyle yaptıkları entegrasyon anlaşmasına ilişkin yeni mesajlar verdi.

Örgütün ajansına konuşan Karayılan, “kitleleri harekete geçirme dönemi” olduğunu söyledi.

Karayılan şunları söyledi:

“Şimdi dönem entegrasyon dönemidir. Siyasi, toplumsal ve kültürel mücadele dönemidir. Bütün güçlerimizi buna göre harekete geçirmeliyiz. Savunma güçlerinin artık belli bir düzeyi var, o ayrı. Onlar da rollerini oynamalılar. Ancak mücadele artık siyasi ve toplumsal yöntemlerle yürütülmelidir. İki konuda cesur hareket etmek gerekir. Birincisi, halkların kardeşliği meselesidir; yani Önder Apo’nun demokratik ulus perspektifini cesaretle savunmaktır. Bakıyoruz, bu ırkçılar esas olarak bu perspektife saldırıyorlar. Yani halklar arasında, Kürtlerle Araplar arasında düşmanlık yaratmak istiyorlar. Bu ne anlama geliyor? Demokratik ulus perspektifini boşa çıkarmak istedikleri anlamına geliyor. Orada halkları birbirine düşürmek istiyorlar. Buna karşı cesaretle mücadele etmemiz gerekiyor. Yani Arap, Kürt, Asuri, Süryani ve Ermeni halklarının kardeşliğini korumalıyız. Bunu her yerde korumalı, kardeşliği geliştirmeliyiz. Birincisi, bu konuda tavizsiz ve cesur olmak gerekir.

ENTEGRASYON

İkincisi entegrasyondur. Entegrasyonu nasıl demokratik bir entegrasyona dönüştüreceğiz? Bunun için mücadele etmek gerekir. Siyasi mücadele, toplumsal mücadele yürütmek gerekir. Cesaretle yürütmek gerekir. Entegrasyon, özünde ortaklaşma anlamına gelir. Yani iki taraf bir olur. Ama her iki taraf da birbirini kabul etmelidir. Yani Kürtleri Kürt olarak kabul etmek gerekir. Entegrasyon budur. Birinin diğerinin üzerine çıkıp her şeyi dayatması değildir. Dayatma değildir, birbirini kabul etmektir. Sen onun bir şeyini kabul edersin, o da senin bir şeyini kabul eder. Fakat bunun için mücadele yürütmek gerekir. Mücadelede sürekli “Bunu yaparsak savaş olur, bunu yaparsak her şey bozulur” bahanesine sığınılmamalı. Her şey bozulmaz. Yani kimse kıyameti koparmamalı. İki yönden de kıyamet koparılmamalı.

‘KAZANIMLAR VAR, SAHİP ÇIKMALI’

Birincisi, bazı çevreler “Her şey gitti, her şeyi verdik” diyor. Öyle değildir. Bazı şeyler, kazanımlar var. Kazanımlarına sahip çıkmalı, bu kazanımlar üzerinde şehitlerin davasını ilerletmelisin. Yeni yol ve yöntemlerle siyasi, demokratik, toplumsal ve kültürel mücadeleyi güçlendirmelisin. Örgütlenmelisin. Kazanımlar var; her şey gitmiş değil. Diğeri de siyasi mücadele yürüttüğünde “Aman, yine savaş çıkacak” demektir. Bu da doğru değildir. Yani Rojava Kürdistanı’nın arkasında bir güç var, yalnız değildir. Her şeyden önce bütün Kürt halkı onun arkasındadır. Ocak ayında bu belli olmadı mı? Yine Rojava Kürdistanı, DAİŞ’e karşı savaşta, Kobanê direnişiyle, kadınların ve özgür kadının direnişiyle dünyada kendisine bir yer edindi. Bakıyoruz, Şam yönetimi yüzünü olumlu göstermek için birçok kez Rojava yetkilileriyle birlikte fotoğraf çektirmek istiyor. Buna ihtiyaç duyuyor. Yani her şeyi bir kenara atmak o kadar kolay değildir. Hayır, Rojava Devrimi de kendi mevzilerini oluşturmuştur. Bu mevziler üzerinden siyasi ve toplumsal mücadeleyi daha güçlü yürütmek gerekir.

‘DEVLET BİZİZ’

Şimdi gerekli olan, hızla toparlanmak ve mücadele etmektir. Bugün Hesekê’de Suriye bayrağını kaldırıp ırkçılık yapanlar Arap halkını temsil etmiyorlar. “Devlet gelsin” diye bağırıyorlar. Onlara “Biz zaten devletiz. Entegrasyon gerçekleştirmedik mi? Biz devletin ortağıyız. Buradaki devlet biziz. Sen kimsin?” denilerek yanıt verilmelidir. Bu nedenle resmi kurumlar aciz davranmamalıdır. Karşılarına çıkıp “Siz kimsiniz? Burada kimsenin kargaşa yaratmasına izin vermiyoruz” demelidirler. Yani bu resmi kurumlar kendilerini ikinci sıraya koymamalıdır. Sorumluları rollerini oynamalıdır. Siyasi kurumlar daha fazla yanıt verebilir, konuşabilir, Suriye’de kamuoyu oluşturabilir ve mücadele yürütebilir. Yani mücadele birkaç kişiye bırakılmamalıdır. Herkes yürütmelidir. Yani şimdi savaş dönemi değil; siyasi mücadele, konuşma, yanıt verme ve kitleleri harekete geçirme dönemidir. Kürt halkı haklarını korumalıdır. Hakları vardır, Suriye hükümetinde yeri vardır. Mevcut koşullara göre şehitlerin davasını daha fazla temsil etmeye, şehitlerin çizgisini daha fazla geliştirmeye ihtiyaç vardır.

‘AŞİRETLERLE BİRLİKTE ÇALIŞILMALIDIR’

Halkımız burada emek verdi. Arap halkı ve Kürt halkı birlikte kan döktü. Artık kimse bunu geriye, eski düzeye götüremez. Hayır, dostlar var. Örneğin şehitlerimizin, arkadaşlarımızın bütün Arap ailelerine ulaşılmalıdır. Olumlu yaklaşan bütün aşiretlerle birlikte çalışılmalıdır. Böyle kargaşa yaratanların, provokatif yaklaşımlar geliştirenlerin arkasında kimin olduğunu biliyoruz. Kimin müdahale ettiğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle bütün kurumlar, kişiler ve özellikle şehit aileleri hızla toparlanmalı, hızla örgütlenmelidir. Bu tür uygulamalara karşı daha etkili yanıtlar geliştirmelidirler. Toplumumuz her yerde kendisini bir güç ve irade hâline getirmelidir. Doğrudur, bazı savunma güçleri var. Onlar rollerini oynamalılar. Böyle pasif ve aciz olmamalılar. Eğer aciz olacaklarsa o silahları neden aldılar? Birincisi budur. Ama halkımız da kendisini korumalıdır. Yani öz gücüyle, örgütlülüğüyle kendisini korumalıdır. Hiçbir yerde kimse böyle savunmasız kalmamalıdır.

Bazı eller Suriye’de Kürt halkının önünü kesmek istiyor. Bu açıktır. Ancak Kürt halkı, şehitlerinin kanıyla artık kendisine bir yer oluşturmuştur. Suriye’de temel bir aktör olabilir. Bunu da demokratik ulus perspektifiyle, halkların kardeşliğiyle güçlü biçimde sürdürebilir. Bunun zemini bir ölçüde oluşmuştur. Bu temel üzerinden hareket etmek gerekir. Böyle “Ah vah, biz bunu yaptık, şunu yaptık” denilerek olmaz. Hayır, ne olmuşsa bunun hesabı sorulsun. Hesap vermesi gerekenler hesap versin. Ama bu, boşluk yaratılması, alanın başkalarına boş bırakılması anlamına gelmez. Hayır, alan doldurulmalıdır. Meydan demokratik toplumla gümbür gümbür kaynamalı, harekete geçmelidir. Siyasi ve toplumsal çalışma ve mücadeleyle demokratik toplumun hareketliliği yükselmeli, güçlenmeli, ilerlemelidir. Hedef budur.

‘SAFLARI HIZLA GÜÇLENDİRMELİ’

Şimdi Önder Apo’nun çizgisi var. Önder Apo’nun mücadelesi var, hareketin mücadelesi var, sizin kendi mücadeleniz var; Rojava Kürdistanı’nın kendisi var. Bu hareket var. Ancak onların planı buydu; hepsini tasfiye etmek, böylece yenilgiye uğratmak. Şimdi de yine daraltmaya çalışıyorlar. Rojava Devrimi’ne yönelik mevcut çaba budur. Daraltmak, anlamsızlaştırmak, anlamından uzaklaştırmak istiyorlar. Yani zamana yayılmış böyle bir plan var. Herkes buna karşı dikkatli olmalı, saflarını hızla güçlendirmeli, harekete geçmeli; koşullara uygun yol ve yöntemlerle mücadeleyi güçlendirmeli ve kahraman şehitlerin davasını başarıya ulaştırmalıdır. Herkesin görevi budur.”

  •  

Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya’dan Bedir Mutabakatı

MSB’den yapılan açıklamaya göre, ortak işbirliğini güçlendirme ve stratejik ortaklıklar geliştirme kararlılığını yansıtan bir adım olarak, Katar’ın başkenti Doha’da bugün, Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı, Katar Savunma Bakanlığı, Endonezya Savunma Bakanlığı, Pakistan Savunma Bakanlığı arasında çok taraflı “Bedir Mutabakat Zaptı” imzalandı.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Katar Başbakan Yardımcısı ve Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Şeyh Saud bin Abdulrahman bin Hasan Al Sani, Endonezya Savunma Bakanı Yardımcısı Yusuf Jauharı ve Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammed Asıf tarafından imzalanan mutabakata dolunay anlamına gelen “Bedir” ismi verildi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, mutabakata ilişkin şu ifadeler yer aldı:

“Söz konusu mutabakat, askeri üretim alanında işbirliğini teşvik etmeyi, dört ülkenin askeri kabiliyetlerini güçlendirmeyi, ayrıca teknik askeri eğitim, araştırma ve geliştirme konularında işbirliğini desteklemeyi amaçlıyor. Bu girişim, modern savunma sistemlerinin gelişimiyle uyumlu çözüm ve sanayi kollarının oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Mutabakata, dolunay anlamına gelen ‘Bedir’ ismi verilmiştir; zira bu mutabakat sayesinde dört ülke birbirini tamamlamakta olup, anlaşma büyük bir askeri ve ekonomik önem taşımaktadır.

Mutabakat, imzacısı olan ülkeler için kayda değer bir ekonomik öneme sahiptir. Her bir ülkenin askeri üretim alanındaki kabiliyetlerinden yararlanılarak işbirliği ve entegrasyon sağlanacak, savunma sanayisi kapasiteleri geliştirilecek ve böylece müttefik ve dost ülkelerin ihtiyaçları karşılanabilecektir. Ayrıca bu mutabakat; katılımcı ülkeler arasındaki askeri işbirliği ufkunu genişletmeye, savunma sanayisi sektöründeki ilişkilerini geliştirmeye ve güvenlik ile istikrarı destekleyip ortak hedeflere ulaşılmasını sağlayacak şekilde çok taraflı işbirliğini güçlendirmeye katkıda bulunacaktır.”

İmza töreninde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün de yer aldı.

  •  

Azerbaycan, 31 Türk vatandaşının ülkeye girişini yasakladı: İşte o liste…

Azerbaycan, Türk vatandaşı 31 ismin ülkeye girişine geçici veya kalıcı olarak yasak getirildiğini duyurdu.

Bugün yayımlanan açıklama ile yürürlüğe giren kararda, listedeki kişilerin Azerbaycan mevzuatı çerçevesinde “istenmeyen kişi” statüsüne alındığı duyurdu.

GEREKÇESİ AÇIKLANDI

Bakü yönetiminin yayımladığı metinde, alınan bu karara gerekçe olarak söz konusu isimlerin sosyal medya platformlarında ve internet sitelerinde yer alan muhtelif açıklamaları gösterildi. İlgili şahısların dijital mecralar üzerinden Azerbaycan’ın egemenliğini, milli güvenliğini, halkını, anayasal düzenini ve mevcut yönetimini hedef alan ifadeler kullandığı ileri sürüldü.

Kararın yasal dayanakları arasında, yönetim yapısının zor kullanılarak değiştirilmesine yönelik çağrılar yapılması, dini radikalizm temelli şiddet eğilimleri ile dini nefret ve düşmanlığın körüklenmesi unsurları sıralandı. Bununla birlikte resmi açıklamada, listede bulunan isimlerin hangi somut söz ya da eylemleri sebebiyle bu kapsama dahil edildiğine dair kişi bazında detaylı örneklendirmelere yer verilmedi.

İŞTE O LİSTE

Azerbaycan hükümeti tarafından kamuoyuyla paylaşılan 31 kişilik yasaklı listesinde Türk siyasetinden, basınından, spor camiasından, akademisinden ve dini çevrelerden tanınan çok sayıda sima yer aldı.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Yahya Uğraş ve Toprak Partisi Genel Başkanı Ömer Ulutaş listedeki siyasi isimler olarak dikkat çekti.

Medyadan ve yazarlık dünyasından Yusuf Kaplan, İsmail Kılıçarslan, Adem Özköse ile eski hakem ve spor yorumcusu Ahmet Çakar’ın da listede bulunduğu bildirildi. Ayrıca eski Ayasofya İmamı ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Boynukalın da yasaklı isimler arasında yer aldı.

İşte o 31 isim:

Ahmet Barış İyison – İyison Medya ve Gazeteciabi Projesi Yöneticisi
Cem Özyurt – Blog Yazarı
Akın Duru – TV8 ve Acunmedya Çalışanı
Dursun Eker – Gazeteci, File Prodüksiyon Hizmetleri
Adem Özköse – Gazeteci, Siyasi Analist ve Yazar
Muhammed Emin Yıldırım – Köklü Değişim Dergisi İstanbul Temsilcisi
Cüneyt Sezer – Blog Yazarı, Sosyolog ve Siyasi Analist
Serhat Koyuncu – Kamuoyu Aktivisti
Mikail Ayyıldız – Dini Araştırmacı ve Yazar
Ahi Aratoğlu – Araştırmacı Yazar, Şair ve Sosyolog
Muharrem Çavuş – Eski AKP Boğaziçi Gençlik Kolları Başkanı (2020-2025)
Fatih Erbakan – Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı
Yahya Uğraş – HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı
Aydın Binboğa – Ekonomist ve Siyasetçi
Hakkı Eren – Köklü Değişim Gazetecisi
Sait Seyitoğlu – HÜDA PAR Batman Mali ve İdari İşler Sorumlusu
Mehmet Boynukalın – Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Profesörü, Eski Ayasofya İmamı
Okan Aytaş – Gazeteci, Finansopia Medya Sahibi
Mert Armağan – Gazeteci
Yaşar Yavuz – Gazeteci
Ahmet Sırrı Arvas – Şair, Gazeteci ve Yazar
Yusuf Kaplan – Yazar ve Gazeteci
Erdinç Teğmen – Erte Medya Sahibi
Ahmet Çakar – Spor Yorumcusu ve Eski Futbol Hakemi
Halil Atakan Ay – İlahiyatçı
İsmail Kılıçarslan – TVNET ve Yeni Şafak Yazarı
Murat Şahin – Akit TV Program Sunucusu
İrfan Kaya Ülger – Akit TV Program Sunucusu
Fatin Dağıstanlı – Akit TV Program Sunucusu
Ömer Ulutaş – Toprak Partisi Genel Başkanı
Ömer Faruk Gergerlioğlu – Milletvekili

  •  

Dervişoğlu: Bunlar yarın bir gün cennetten arsa satmaya bile kalkar

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Grup toplantısına “staj ve çıraklık sigortası mağduru” olduğunu belirten vatandaşlar da katıldı.

‘STAJ MAĞDURLARI DA MI MUHALİF’

Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının durumuna değinen Dervişoğlu, bir staj kartı örneğini göstererek “Elimdeki bu karta iyi bakın. Devletin sosyal güvenlik kurumunun mührünü imzasını taşıyor. Bu kartı kendileri basmadı, bunu devlet verdi. Şimdi de aynı devlete diyorlar ki: Madem bizi o gün kayda aldın, madem bu kartı elimize verdin, staj ve çıraklık başlangıcımızı, sigorta başlangıcı saymak zorundasın. Talep budur. Devlette devamlılık esas ise çok da haklı ve yerinde bir taleptir. Meseleyi yalnızca bir prim günü, bir emeklilik cetveli gibi görmeyin. Devlet dediğiniz şey zaten kayıttır. Kayda aldığı vatandaşı unutmamak, verdiği belgenin arkasında durmaktır devlet olmak. Kayıt sadece fişlemek, sicil dosyası tutmak değil, aynı zamanda hakkın da kaydını tutmaktır. Çünkü bir insan, elindeki resmî belgeye bakıp da ‘Acaba yarın bunun da hükmü kalmayacak mı’ diye düşünmeye başlamışsa, orada eksilen yalnızca bir hak değildir, devlet ile vatandaş arasındaki hukuk da yara almış demektir. O muhalif, diplomasını iptal et. Bu canını sıktı, tapusuna el koy. Şu belediye benim partime geçmedi, kayyum ata. Her konuya böyle bakan bir iktidara soruyorum: Staj mağdurları da mı muhaliftir? Onlar da mı siyasidir? Onlarda mı cumhurbaşkanı adayıdır? Türk devleti sözünün eri olmalıdır. Ve o devleti yönetenler de, o sözü yere düşürmemekle mükelleftir” dedi.

‘EKONOMİ BÜROKRASİSİNDEKİ ÜÇ KRİTİK KOLTUK BOŞALDI’

Dervişoğlu, fon vurgununa ilişkin şunları kaydetti:

“İki haftadır bu kürsüden Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu, fon rezaletini anlatıyorum. Bunun münferit bir piyasa vakası değil, kamu gözetiminde yapılan organize bir soygun olduğunu söylüyorum. İlk andan itibaren de önemli bir noktanın altını çiziyorum. Bu işi bir magazin haberi edasıyla konuşamayız. Bu mesele, sadece kimin ne çaldığının, kimin kime ne fırsatlar yarattığının dedikodusuyla geçiştirilecek bir konu değildir. O yüzden, işin magaziniyle değil, sistemin kendisiyle ilgileniyoruz. Bu yüzden, sadece kelle değil, hesap verilsin istiyoruz. Görevini yapmayanların, yapılanlara göz yumanların, olaya bizzat iştirak edenlerin görevden bir an önce el çektirilmesi gerekiyor. SPK Başkanı ‘sağlık gerekçesi ile’ istifasını sundu. Gerekçeye bakar mısınız sağlık sorunları… Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı da emeklilik dilekçesini verdi. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı da görevden alındı. Ekonomi bürokrasisindeki üç kritik koltuklar boşaldı. Şimdi biz ne yapacağız? Gerekçe mi dinleyeceğiz? Yoksa devletin tepesinde ne olup bittiğini mi soracağız?

‘MİLLETİ SOYDUKLARI FONUNUN ARDINDAN TÖVBE FONU KURDULAR’

Tutuklu bulunan 17 kişinin haksız kazançla elde ettiği, halk tabiriyle soyduğu paraları iade ettiğine dair haberler çıkıyor. Oysa kanun metni açıktır. Bahse konu olan miktarın 2 katı iade edilir diyor. Geçen hafta söylediğimi de aynen tekrar ediyorum: Hırsıza ‘gönlünden ne koparsa’ diyecek bir devlet yoktur. Varsa, onun adı zaten devlet değildir. Milleti soydukları fonun ardından, şimdi de tövbe fonu kurdular. Güleriz ağlanacak halimize… Parayı çalıyor, sonra yakalanıyor, getir parayı yerine koy diyorlar. Ve her şey temize çıkıyor. Orman kanunlarında yeri vardır belki ama bizim kanunlarda yeri var mıdır bunun? Atanıp soyguna katılanlar, istifa ederek bu işten sıyrılıyor. Parayı iade eden soyguncu da temize çıkıyor. Bütün bu sistemi kuran, atamaları yapan, burnunu ucunu görmeyen reis bey de sözüm ona temizlik yapıyor. Utanmasalar kiliseye girip günah çıkaracaklar. Aziz milletim uyanık olun, bunlar yarın bir gün cennetten arsa satmaya bile kalkar.”

‘EKONOMİNİN ALT LİGE DÜŞMESİ ZAM DEMEKTİR’

Bu vurgunun boyutları bize anlatılandan çok daha büyük. Yağmanın faturası, bunların söylediğinden çok daha yüksek. Bu süreç dürüst ve samimi bir şekilde yürümezse vatandaş piyasaya, yatırımcı kurala, sanayici yarınına, sermaye hukuka güvenmez. Sonunda dışarıdaki yatırımcı da size güvenmez. Bir fon vurgunu böylece fonun içinde kalmaz. Bankanın bilançosundan fabrikanın kapısına, kredi maliyetinden istihdama kadar üretimin tüm damarlarına yayılır. Türkiye’nin gelişmekte olan piyasa kategorisinden çıkartılması tehlikesini, Yani MSCI meselesinin varabileceği yerleri de bir ay önce yine biz söylemiştik. İçeride mülkiyet rejimini, hukuk güvenliğini yok edip, otel toplantılarıyla yatırımcı avına çıkarak bir yere varamazsınız dedik. Peki, bu alt lige düşme tehlikesi ne demektir? İlk elde yabancı yatırımcının kaçması demektir. Ancak konu sadece bu da değildir. Ülkemizde doğru ve dürüst yabancı yatırımcı da uzun zamandır pek yoktur. Piyasalardaki yüzde 35 civarındaki yabancının yarısı, borsa deyimiyle, bıyıklı yabancıdır. Yani, vergiden kaçma peşindeki, yabancı görünümlü yerli kurnazlardır. Alt lige düşmek demek, finansman ve kredi olanaklarının tüm sektörler için daha da zorlaşmasıdır. Üretimin azalması, ithalata bağımlılığın artması demektir. Zam demektir. İflaslar ve işten çıkarmalar demektir. Türkiye, kökten bir zihniyet ve yönetim reformuna muhtaçtır. Yapay zekâ ve robot teknolojisinin ivmesi görülmektedir. Aklı başında memleketler, bu dönüşüme kafa yormaktadırlar. Bizse, bitmeyen bir yağmanın içinde harap ve bitap haldeyiz.”

‘ENFLASYONUN EN BÜYÜK SEBEBİ AZGIN SARAY AZINLIĞININ KOYACAK YER BULAMADIĞI PARASINDANDIR’

İktidarın ekonomi politikalarını da eleştiren Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Dünyada iki ayrı ekonomi politikası yahut iki tip eğilim vardır: Biri, üretim ekonomisidir, diğeri yağma ekonomisidir. Bugün ekonomi büyüdü diye bir başlık gördüğünüzde de bu dediğimi hatırlayınız. Ekonomideki büyüme vatandaş için de refah artışı demektir. O halde sorarım, büyüyen rakamlar nereye gitmiştir? Vatandaşın refahı mı artmış? Yoksa bir azınlığın servetine servet mi katılmıştır? Dokuzuncu yılına doğru giden ekonomik kriz ve bunalımımız açıkça göstermektedir ki, Türkiye’de üretim değil, bir yağma ekonomisi vardır. Bereket yerine tüketim, yatırım yerine faiz, katma değer yerine rant vardır. Enflasyonun da en büyük sebebi, bu azgın saray azınlığının koyacak yer bulamadığı parasındandır. Sen bir ömür bir ev alamazken, o 3’er 5’er alıyor. Sen evladına bir okul çantası hesabı yaparken, o en lüks markadan 3’er 5’er alıyor. Sen bir külüstür araba alayım diye düşünürken, o koleksiyon yapıyor, 3’er 5’er alıyor. Sana da ‘Büyük Türkiye’ diyor işte. Türkiye büyük, büyük tabii ki. Büyük de bu büyüklük içinde, hırsızlar da büyük, çok büyük. O yüzden, millete ekmek kalmıyor, ev kalmıyor, refah ve rızık kalmıyor.

‘BÜYÜK TÜRKİYE BÜYÜK GÖTÜRENLERİN DEĞİL PASTAYI BÜYÜTENLERİN TÜRKİYE’SİDİR’

Üretim ekonomisi, bereket ekonomisi başka bir şeydir. Sermayeyi üretime, bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi ihracata, emeği refaha bağlar. Böylece devlet üretenin sırtına binmez, önünü açar. Zor mudur bunları yapmak? Bizim girişimcimiz yok mudur? Yazılımcımız, mühendisimiz, mucidimiz yok mudur? Hepsi vardır ama ya bu çarkın içinde geçim derdinden küsmüştür; ya batmayayım diye ince ip üzerinde yürüyordur, ya da el üstünde tutulacakken, el kapılarında ‘azıcık aşım ağrısız başım’ diye yurt dışına gitmiştir. İYİ Parti, bu sebeple, tarımda, sanayide, ticarette bereket ekonomisi demektedir. Evet, yaşadığımız tablo karanlıktır. Ancak ondan kurtulmak da bir o kadar kolaydır. Anadolu’nun bereketini yükseltmek elimizdedir. Biz bu işi başarırız. Büyük Türkiye, büyük götürenlerin değil, pastayı büyütenlerin Türkiye’sidir. Büyük Türkiye, küçük dilimler için birbirine düşürülenlerin değil, büyük dilimleri paylaşan müreffeh Türkiye’dir.

‘İKTİDAR VE ORTAĞININ DEĞİŞİMDEN ANLADIĞI SADECE TERÖRİSTLERLE MÜZAKEREDİR’

Herkes dünyanın değiştiği konusunda hemfikirdir. Ancak hemfikir olmadığımız konu, bu değişime karşı yapılacaklardır. Bu iktidar ve ortaklarının, bu değişimden anladığı sadece teröristlerle müzakeredir. Ancak diğer ülkeler, bu değişime karşı gerçek toplumsal tedbirler arıyorlar. Savaşlar sadece cephelerde yahut gökyüzünde olmuyor, gümrük savaşları da yaşanıyor. Bunun için de koruma duvarları örülüyor. İşte ‘Made in Europe’ bu sürece ilişkindir. Bu süreç, yine daha evvel dile getirdiğimiz ancak iktidarın kılını kıpırdatmadığı Gümrük Birliği’nin güncellenmesi meselesiyle ve yaşadığımız vize rezaletleriyle de bağlantılıdır. Avrupa, otomotiv sektöründe yeni standartlar ve anlaşmalar yapmakta, Türkiye ise sürecin dışına itilmektedir. Bunun Türkiye bakımından anlamı Brüksel’de yazılan birkaç teknik madde değildir. Bursa’daki otomotiv işçisinin işi, Kocaeli’ndeki mühendisin geleceği, Anadolu’daki yan sanayicinin siparişidir. Çünkü Türkiye’nin yıllık 40 milyar doları aşan otomotiv ihracatının yüzde 73’ü Avrupa pazarına akmaktadır. Kürsüden hayt huyt demek yerine, keşke adam akıllı bir ekonomi diplomasisi yürütseler. On yıllardır Avrupa’yla aynı tedarik zincirlerinin içindeyiz.

‘AVRUPA DUVAR ÖRÜYORSA BİZİM İŞİMİZ KIZMAK DEĞİL DUVARIN İÇİNDE KALMAKTIR’

Şimdi Avrupa kendi üretimini korumak için duvar örüyorsa, bizim işimiz duvara kızmak değil, Türk üreticisinin o duvarın dışında kalmamasını sağlamaktır. Avrupa sevdası anlatacak halimiz yok. Bu bir gönül meselesi değil, menfaat ve pazar meselesidir. Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye’nin de Avrupa pazarına ihtiyacı vardır. Bize yıllardır ‘alternatif pazar’ anlatılıyor. Afrika önemlidir… Ama tüm Afrika kıtasıyla ticaret hacmimiz, Almanya ile olanın yarısından biraz fazladır. Orta Doğu önemlidir… Fakat Avrupa’daki yüksek katma değerli pazarın yerini, Orta Doğu’ya üçüncü sınıf mamul ve biraz da silah satarak dolduramazsınız. Çin büyük pazardır, elbette ticaret yapacağız. Fakat böyle bir ticaret dengesi, alternatif pazar değil, bağımlılık üretir. Bugünkü gerçek şudur: Avrupa dışında, Türk sanayisinin Avrupa’yla kurduğu üretim ilişkisine denk bir pazarımız yoktur. Bunu söylemek teslimiyet değil, gerçeği görmektir. Daha iki ay önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Bizim önceliğimiz Avrupa Birliği değil’ dedi. Ardından, alınmazsak kaybedenin Avrupa olacağını söyledi. Doğrudur, onlar da kaybeder. Türkiye’yi kaybetmenin Avrupa’ya bir maliyeti vardır. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten kişinin görevi, Brüksel’in kaybıyla teselli bulmak değil, Türkiye’nin kaybını önlemektir. Bu faturayı Avrupa Komisyonu değil Türk işçisi, Türk sanayicisi ve en sonunda Türk milleti ödeyecektir. Gümrük Birliği’ni 30 yıldır güncelleyemiyorsanız, sanayici yarın yatırımını hangi kurala göre yapacağını bilmiyorsa, mesele artık Brüksel’in bize ne yaptığı kadar, sizin Ankara’da neyi yapamadığınızdır. Bugüne kadar hangi masada ne istediniz? Hangi sektörü korudunuz? Hangi istisnayı aldınız? Bunları anlatın.”

  •  

Fon soruşturmasında çok sayıda gözaltı: Aranan Nusret Altınbaş ve ailesinin malvarlıkları donduruldu

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından iletilen raporlar ve yazılı başvurular doğrultusunda inceleme yapıldı.

Soruşturmanın, Işıklar Enerji ve Yapı Holding AŞ (IEYHO), Vişne Madencilik Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ (VSNMD), Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi AŞ (ODINE) ve Tera Finansal Yatırımlar Holding AŞ (TRHOL) paylarına ilişkin iddiaları kapsadığı bildirildi.

Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, SPK raporları ve söz konusu şirketlerin paylarına ilişkin iddiaların değerlendirilmesi sonucunda 31 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, 26 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

Soruşturmanın sürdüğü kaydedildi.

ALTINBAŞ HOLDİNG’İN SAHİBİ ARANIYOR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) raporları ve yapılan yazılı başvurular doğrultusunda incelemeler gerçekleştirildi.Soruşturma kapsamında Altınbaş Holding sahibi Nusret Altınbaş hakkında yakalama kararı verildi. Altınbaş’ın kardeşi İnan Altınbaş ise gözaltına alınan şüpheliler arasında yer aldı.

AİLENİN MAL VARLIKLARI DONDURULDU

Soruşturmanın dikkat çeken bir diğer gelişmesi de Altınbaş ailesinin mal varlıklarına yönelik alınan karar oldu. Nusret Altınbaş hakkında yakalama kararı çıkarılırken, ailenin diğer fertlerinin tüm mal varlıklarının dondurulduğu belirtildi.

  •  

CHP’nin 38. Kurultay davasında mütalaa açıklandı: İmamoğlu ve Çelik’e ceza, AKP’li Cemil Tugay’a beraat talebi

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin davada, duruşma savcısı esas hakkındaki mütaalasını sundu.

Savcı, Baki Aydöner, Ekrem İmamoğlu, Erkan Aydın, Mehmet Kılınçarslan, Metin Gülerkaya, Nihat Yeşiltaş, Özgür Çelik, Rıza Akpolat ve Serhat Can Eş’in “fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek atılı suçu işlediklerinin sabit görüldüğünü” belirterek, sanıkların Siyasi Partiler Kanunu’nun 112’nci maddesi ile TCK’nin 37/1 ve 53/1’inci maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesini istedi.

AKP’li Cemil Tugay, Hüseyin Yaşar ve Özgen Nama’nın ise mevcut deliller itibarıyla atılı suça iştirak ettiklerine dair somut delil bulunmadığı iddiasıyla beraatleri talep edildi.

Duruşma, 11 Kasım’a ertelendi.

İDDİANAMEDEN

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 Haziran’da, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin Siyasi Partiler Kanunu’nun 112. maddesi ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırlanmıştı.

İddianamede, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na mağdur, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’a müşteki sıfatıyla yer verilmişti.

Sanıkların birlikte hareket ederek atılı suçu işlediklerine işaret edilen iddianamede, şunlar yer alıyor:

“4-5 Kasım 2023 tarihinde Ankara Spor Salonu’nda yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan Kurultayı’nda oy kullanan bir kısım kurultay delegelerine, genel başkan adayı Özgür Özel lehine oy kullanmaları için bir kısım delegeye para verdikleri, bir kısmına değişik il ve ilçelerde belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği adaylığı teklif ve taahhüt ettikleri, bir kısım delege ve yakınlarını CHP’li belediyeler ile bu belediyelere bağlı şirket ve iştiraklerinde işe yerleştirdikleri, bir kısım delege ve yakınlarına çok sayıda market alışveriş kartları dağıttıkları, kurultayda oy kullanan bu delegelerden kullandıkları oyların fotoğrafını cep telefonlarıyla çekerek kendilerine göndermelerini istedikleri, kurultay salonunda 1. tur oylama sonucunda 2. tur oylamaya geçilmesini geciktirerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan çekildiğine yönelik gerçeğe aykırı açıklamalarda bulundukları, bu şekilde kurultay delegelerinin iradelerini fesada uğratarak, genel başkan adayı Özgür Özel’in genel başkanlık seçimini kazanmasına yönelik faaliyet yaptıkları anlaşılmıştır.”

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda “para karşılığı oy kullandırıldığı” iddialarına ilişkin aralarında İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da arasında bulunduğu 12 sanık hakkında “oylamaya hile karıştırma” suçundan 1 yıldan 3’er yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

  •  

Benzine ikinci indirim

Yemen’deki Ensarullah Hareketi’nin (Husiler) Suudi Arabistan’ın enerji tesislerine misillemede bulundukları yönündeki açıklamaları ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlatabileceği kaygısıyla petrol fiyatları yükseldi. 5 ayın zirvesini gören Brent petrol, 111 doların üzerine çıktı. Halen, 110-111 dolar aralığında işlem görüyor.

Küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyatları da bir miktar yükseldi. Tonu, uluslararası piyasalarda 25-26 dolar artan motorin, halen bin 475 dolar düzeyinde bulunuyor.

BENZİNE İKİNCİ İNDİRİM

Küresel piyasalarda, motorinin tersine benzin fiyatları düştü. Buna bağlı olarak benzine peş peşe indirim göründü.

Sektör kaynakları, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, benzine salı gününden geçerli 4 TL 37 kuruş indirim yapıldığını hatırlatarak, “Uluslararası piyasalarda benzinin  ton fiyatı düşmeye devam ediyor. Bu çerçevede perşembe günü de benzine 3 TL 35 kuruş indirim bekleniyor” dedi.

Kaynaklar, motorinde şimdilik bir fiyat hareketinin söz konusu olmadığını belirterek, “Şu aşamada bir zam ya da indirim söz konusu değil” dedi.

  •  

Meteoroloji uyardı: Sis ve sağanak yağışa dikkat!

MGM’nin son değerlendirmelerine göre, Doğu Karadeniz kıyıları, Doğu Anadolu’nun doğusu, Güneydoğu Anadolu’nun doğusu ile Edirne, Ordu ve Artvin çevrelerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış görülecek. Diğer bölgelerin ise az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Gece ve sabah saatlerinde Marmara, İç Ege, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu ve Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.

featured

Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik beklenmezken, sıcaklıkların mevsim normalleri civarında seyredeceği öngörülüyor.

Rüzgarın genellikle kuzey ve doğu yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

Meteoroloji uyardı: Sis ve sağanak yağışa dikkat!

https://t.co/I5ag2zlkBQ https://t.co/J05rMyKgAq

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 21, 2026

  •  

AYM’den Yeni Parti’nin ismine ilişkin karar

Yüksek Mahkeme, bugünkü Genel Kurul gündeminde, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılık iddiasıyla Yeni Parti’nin ismine ilişkin yapılan başvuruyu görüştü.

Anayasa Mahkemesi, Yeni Parti’nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılığı gerekçesiyle hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebini oy çokluğuyla reddetti.

Bu kararla Yeni Parti ismini kullanmaya devam edecek.

YENİLİK PARTİSİ İTİRAZ ETMİŞTİ 

Yenilik Partisi’nin, Yeni Parti ile ilgili isim benzerliğine yönelik yaptığı başvurusunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti’ye isim değişikliği yapılması yönünde süre vermişti. Başsavcılık, sürenin bitmesinin ardından söz konusu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı.

  •  

Özgür Özel’den Erdoğan’a ‘fon’ tepkisi: ‘Bu işin içinden kendine özgü yöntemlerle kurtulamazsın’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında fon krizine ilişkin şunları kaydetti:

“Bu yaşadığımız sorunların hiçbiri gökten zembille inmedi. Bunların hepsi üst üste konmuş yanlış tuğlaların sonucudur. Yanlış tuğlayla doğru duvar örülmez. Yanlış tuğlayla duvar örüyorsan sonunda o duvarın altında sen de kalırsın, bu millet de kalır. Bu vurgunun açığa çıkmasının üzerinden tam 34 gün geçti. İlk gün ‘Ucu nereye varırsa varsın’ diyenler ucu kendilerine dokununca çark ettiler. Fon Koordinasyon Kurulu kurdular. Altı kez toplandılar. Sorunu çözmediler. Çözmek bir yana toplantıya dahil ettiklerini ancak dün istifaya ikna edebildiler. Dış güçler diyerek, suyu bulandırarak sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Her gün kriz biraz daha derinleşiyor, suiistimal, kötü yönetim, kötü niyet biraz daha ispatlanıyor. Milyonlarca mağdura her gün yeni mağdurlar ekleniyor. İlk bu iş çıktığında 20 milyar dolarlık önemli bir sorun diye ifade ediliyordu. Geçtiğimiz haftalarda 90 milyar dolara çıktı. Son yapılan hesaplamalarla tarafsız konunun uzmanları 110 milyar dolardan bahsediyorlar. 6 Şubat 2023 depreminin maliyeti 100 milyar dolar. Fon vurgununun maliyeti oldu şimdi 110 milyar dolar. Asrın felaketinden daha yıkıcı, yakıcı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatmak gerekir.

‘AYKUT ERDOĞDU 19 AYDIR TUTUKLU’

Düne kadar SPK Başkanı, Bakan Yardımcısı, önceki SPK Başkanı görevde. Saadet Partisi Sayın Milletvekili Mehmet Atmaca dile getirmişti. 2023 yılı Bursa’da bir şirket borsaya açılmak istiyor. Dönemin, yani o günün AK Parti milletvekilini aracı kılıyor. Milletvekili SPK Başkanı’yla görüşüyor. ’30 milyon lira istiyorlar’ diyor. ’30 milyon lira verirsen senin işlemlerini yapacaklar.’ İş adamı 30 milyonu veriyor ve şöyle anlatıyor diyor ki, ‘Parayı gönderdik. Bir gün SPK Başkanı arıyor’ dediler. Dedim ki, ‘Allah Allah! Bir hatamız mı var? Bir eksiğimiz mi var?’ ‘Sayın Ömer Gönül, SPK Başkanı hatta’ Diyor ki, ‘Beyefendi gönderdiğiniz emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin.’ 30 milyon rüşveti istiyorlar. AK Parti milletvekili aracılığıyla nakit parayı temin ediyorlar. Teyit telefonu açıyor. ‘Emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin’ diyor. İddia, bunun 30’da 1’i gibi bir paranın bir şirket İstanbul’da bir kreş yaptırsın diye İstanbul Belediyesi’ne bağışlandığıdır. Bu konuda Aykut Erdoğdu ‘Bunlar bir kreş yapmak istiyorlar’ dediği için ya da ‘Bunlar bir şey yapmak istiyorlar’ deyince ‘Kreş yapsınlar’ haberini götürdüğü için rüşvete aracılık etmekten 19 aydır tutuklu. Suçu kabul etse yatarı kalmadı. Böyle bir suçu yok. Ama 30 katı iş yapmış olanlar ‘Teyit telefonu geldi’ diyor. Ömer Gönül’den ‘Emanet geldi verdiğini helal et’ diyor.

‘NİHAYET BU ÜÇÜ İSTİFA ETTİ’

Şimdi düne kadar bu Ömer Gönül önceki SPK Başkanı bir başka kamu kurumunda başkandı. Bugünkü SPK Başkanı düne kadar duruyordu. Bakan Yardımcısı duruyordu. Pislik bunların paçalarından akıyordu. Ama Erdoğan bunları görevden alamıyordu. Niye biliyor musunuz? Herhangi görevden alacağı bir bürokratın kiminle geçmiş ilişkisini ifşa edeceği… Yani tamam aldık 30 milyonu da Bursa milletvekili ‘Şu aracılık etti’ demesin diye. ‘Tamam bu fona izin verdik de sizin aileden şu aradı’ demesin diye. Ya da ‘Tamam denetimde farkettik ama arkasından filanca bakan çıktı ben ne yapayım’ demesin diye görevden alamadı Erdoğan. Tam 34 gündür bunları görevden alamadı. Altı kez SPK Başkanı’yla fon vurgunu toplatısına girdi. Mikropla birlikte mikrobiyoloji toplantısına giriyor. ‘Hastalığı nasıl yeneceğiz?’ Mikropla birlikte enfeksiyon hastalıkları çalışıyorlar. ‘Mikroplardan nasıl vücudu temizleyebiliriz?’ Nihayet bu üçü dün istifa etti. Bak tutmayın küçük enişteyi. Dün akşam 00.04’te üçünün de adını yazmış. Altına da güzelce imzayı çakmış. Allah için havalı imza. ‘Üçünü de görevden aldım. Recep Tayyip Erdoğan.’ Dün öğlene kadar neredeydin küçük enişte?

‘BİZİM LİYAKATLİ KADROLAR OLSA BUNLARA KAŞINI OYNATTIRMAZ’

Yeni Parti olarak bu sorunu daha nasıl çözeceğimizi kanun teklifi olarak verdik. Dedik ki yönetebilme kapasitemizi gösterelim. Konuya hakimiz. Başta Kerim Rota 35 yıllık finans, bankacılık deneyimi, fon yönetimi Türk bankalarının yurt dışında temsili, bunun yanında Ekonomi Eşgüdüm Konseyi’nde İMKB’nin kuruluşunda, yönetiminde yer almış arkadaşlarımızdan tutun bu konularda en deneyimli ekip. Ümit Özlale milletvekili olarak Plan Bütçe’de, önceki dönem genel sekreterlerimiz Selin Sayek Böke finans alanındaki deneyimiyle, Bihlun Hanım İMKB deneyimiyle bütün arkadaşlarımız var gücüyle çalıştılar. 11 kişi iyi bir kanun teklifi hazırladılar. Buradakiler daha milleti nasıl dolandıracaklarını Amerika’dan kopyalarken işin başında liyakatsizler, işbirlikçiler ya da oradan buradan talimatlı yani ‘şu kapıyı açık bırak da oradan biz yolumuzu bulalım’ talimatına atanmasına vesile olanlara karşı çıkamayanlar yerine bizim bu liyakatli kadrolar olsa bunlara kaşını oynattırmaz.

‘BUNLARIN KANUN TEKLİFİ ÇALANA KILIF UYDURAN, PEŞİNİ BIRAKAN VE KENDİNCE İCAT ÇIKARAN BİR ŞEY’

Bizimkiler vurgunu yapanların tam listesinin açıklanması gerektiğini, haksız kazançların son kuruşuna kadar tahsili için tamamının hızla tüm işlemlerinin durdurulması, varlıklarına el konulması gerektiğini uluslararası anlaşmaları sayıyorlar, çeşitli ülkelere kaçırılmış paraların peşine nasıl düşüleceğini, nasıl geriye getirileceğini ve hakkaniyetle bu parayı çalanlardan alıp mağdurlara nasıl dağıtılacağını formüle ettiler. AK Parti de bir kanun teklifi vermiş. Arkadaşlarımız tartıştılar. Komisyonda görüşüldü. Kanunlaşması ile ilgili aceleleri var. Bizim kanun teklifi çalandan alan, mağdura veren, bunların kanun teklifi çalana kılıf uyduran, peşini bırakan ve kendince icat çıkaran bir şey. Büyük bir günah var, işlemiş, haramı yemiş, parayı sırtlamış. Yeni Parti isimlerini söylemese büyük bir mutlulukla karını güya kar vurgunu realize etmiş, parayı kenara koymuş. Şimdi bu işler ortaya çıkınca diyorlar ki ‘Sen bugün öl caminin avlusuna gel bırak.’ Bir gördüm teklifi dedim ki ‘Olacak şey mi tövbe hesabı açmışlar’ dedim. Çaldığın parayı diyor şu hesaba bırakırsan diyor ben de senin peşini bırakırım diyor öz Türkçesi.

‘AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİ TAM OLARAK BUDUR’

Mesela Sayın Fatma Betül Sayan Kaya parayı verdi vermedi tartışmaları var. Bir iddiaya göre vermedi direniyor. Bir iddiaya göre yok canım vermiş diyor. Eksik diyorlar. İçinden ana parayla faizini kesmiş diyor. Evladım dediği nefsine uymuş dediği hanımefendi 24 daire parası koyup 360 daire parası beş ayda milletin sırtından kazanmış. Parayı koy dediği hesaba ana parayı alırım. İçinden bir de yasal faizi alırım diye hesap kitap yapıyor. Gariban müezzinin vaizin camideki imamın promosyonuna gelince ‘Bankada faiz var. Verdiği promosyon faizden veriliyordur. Haram olur. Sen Katılım Bankasına git’ deyip ona beşte birini verirler. Sonra günü geldiğinde beş ayda 26 daire parasını bu milletin sırtından 360 daire parasına çıkarırlar. AK Parti’nin kara düzeni tam olarak budur.

‘KURTULAMAZSIN’

Bu iktidar bunu yapamaz. Çünkü en güçlü ortaklık suç ortaklığıdır. Ve bunların hepsi suç ortağıdır. Tam da ahtapotun kolları gibi yayılmış. Kendi fon örgütlerini ve kollarını iyi bildikleri için tasvirde kopya çekmişler. Şimdi dediğim gibi tövbe et kurtul, istifa et kurtul dönemine girdiler. Türkiye Sigorta’nın genel müdürü istifa ediyor. Beyefendi fona da tövbe hesabına da para koymuş. Türkiye Sigorta’yı fonda zarar ettirmiş ama kendisi bizzat kar etmiş. Şimdi o istifa ediyor. 50 liranın üzerinde imzası var bu beyefendinin. SPK Başkanı istifa ediyor. Bu işin baş sorumlularından biri kurdu kuzuya emanet etmişler, altı toplantı, tamamına katılmış. Hazine bakan yardımcısı istifa ediyor. Damadı fon şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapmış. Fatma Betül Sayan Kaya istifa ediyor. Milletin 2.2 milyar lirasını alıp kaçmış. Ve tövbe hesabına üç beş bir şey atan sütten çıkmış ak kaşık gibi temizleniyor. Erdoğan’a söylüyorum: Geçmişte yaptığın gibi elini FETÖ sabunuyla yıkayarak o bütün müşterek işlediğiniz günahlardan kurtulduğun gibi, 17-25 Aralık’ta milat yapıp öncesinde olanlar affa uğramıştır, sonrasında olanlar darbeye karşı çıkmıştır dediğin gibi bu işin içinden kendine özgü yöntemlerle cami bahçesine günah bıraktırıp milleti affettirerek kurtulamazsın. Bunların hepsini atayan AK Partili. Atananlar AK Partili. Soyan AK Partili. Soyulan AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Sen en ortasındasın Erdoğan. Tam ortasındasın.

‘ÇÜRÜTMÜŞLER MEMLEKETİ’

Bu çürümüşlük içinde bu yönetim kabiliyeti ortadan kalkmış her tarafında suçlular, her tarafında görevi kötüye kullananlar ekonominin her tarafında bu güvensizlik, borsa altı yıl öncesine düştü. Daha dün yüzde 2,5 düştü. Yarın ne kriz çıkacak, ne skandal patlayacak, hangi bakan, hangi üst düzey bürokrat bu işin arkasından çıkacak, Erdoğan’ın hangi atadığının yaptığı bir başka yanlış ortaya çıkacak belli değil. Bir borsanın toparlanması için en az sabit olması için satıcı kadar alıcı olması lazım. Satıcıdan daha hevesli alıcı yoksa borsa yukarıya doğru gitmez. Alıcının heveslenmesi için güven duyması lazım. Bu öngörülebilirliktir. Ama kimin ne karıştırdığının bilinmediği kimin borsaya açılacağına AK Parti milletvekilinin rüşvetiyle karar verildiği bir yerde bomboş şirketlerin sırf adının anıldığı, iç çamaşırı firmasının adını alıp makinalarını bırakmışlar, teknoloji firması yapıp borsada yukarıya kaldırmışlar, garibanların sırtına atmışlar. Parayı alıp kaçmışlar. Bu memlekette mi şimdi üç tane zibidi istifa etti diye borsaya güven gelecek, yatırımcıya güven gelecek. Çürütmüşler memleketi.”

  •  

Bahçeli: ‘PJAK silahlarını bırakmalı, bölgesel barış için adım atılmalı’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “‘PJAK ve tüm kolları varlıklarını sona erdirmeli, silahlarını bırakmalıdır.’ açıklamasının gereğinin de yerine gelmesiyle bölgesel barış için bir adım daha atılmış olacaktır.” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, “Sayın milletvekilleri, kıymetli misafirler, İsrail-Lübnan hattından İran-Yemen eksenine, Hürmüz Boğazı’ndan Bâbülmendep Boğazı’na uzanan istikrarsızlık sarmalının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiği mevcut kaos ortamında Suriye ve Irak’ta yaşanan bazı olumlu gelişmeler, bölgenin barış ve huzuru açısından ümit vericidir. Bağdat yönetiminin silahlı yapıların tasfiyesine yönelik girişimleri, Irak Devleti’nin egemenlik sahasının tamamında meşru gücünü yeniden tesis etme iradesinin bir yansıması olmuştur. SDG ve YPG’nin askerî varlığının sona erdirilerek Suriye Devleti’nin kurumlarına entegrasyonu yönünde atılan somut adımlar ise ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği bakımından yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Komşu ülkelerimizde yaşanan bu gelişmeler göstermektedir ki önemli mesafe kat eden Terörsüz Türkiye hedefimiz bölgesel bir boyut da kazanmaktadır.” dedi.

‘HARAMA EL UZATILDIĞI ANLAŞILMAKTADIR’

Sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikaların etkili olabilmesinin finansal sistemin sağlıklı şekilde işlemesine bağlı olduğunu söyleyen Bahçeli, “Sermaye piyasalarının gelişimi, piyasaların yeterli derinliğe kavuşmasını, sermayenin tabana yayılmasını, aynı zamanda da tüm finansal piyasaların, istikrar içinde işlemesi için gözetim ve denetim işlevinin eşgüdüm içinde gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Fon soruşturmasına ilişkin gelişmelerden, Türkiye ekonomisinin istikrarını hedef alan bir kanunsuzlukla piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanmak suretiyle organize bir şekilde harama el uzatıldığı anlaşılmaktadır” diye konuştu.

‘BUNLAR BİR ARINMA, AKLANMA OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR’

Milletin helal tasarrufuna göz dikenlere hukuk zemininde en güçlü yaptırımların uygulanacağını söyleyen Bahçeli, şöyle devam etti:

“Nitekim suçluların açığa çıkarılması ve mağduriyetlerin giderilmesi yönünde atılan önemli adımlardan, konuya ilişkin yasal düzenlemenin Meclis Genel Kurulu gündeminde bulunmasından ve meselenin tüm boyutlarıyla aydınlatılarak sorumluların hesap vermesini sağlayacak güçlü siyasi iradenin ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Daha önce de vurguladığım gibi bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Adalet suçluyu cezalandırmak yanında masumu korumak, mağdurun hakkını gözetmektir. Cumhurbaşkanımızın isabetle ‘fahiş kazancın bedelinin ödetileceği ve devletin kimseyi mağdur etmeyeceğini’ söylemesi, adaletin tecellisine olan güveni artırmıştır.

‘MİLLETİMİZ GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP ETMEKTE’

Milletimiz emin olsun. Bazı sorunlarımız olsa da Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir. Partimiz, milletimizin hak ve hukukunu savunurken, adaletli bir gelir dağılımını mümkün kılacak adımların da takipçisi olacak, dar gelirli vatandaşlarımızın beklentilerinin karşılanması için gerekli hamleler mutlaka yapılacaktır. 3 Ekim 2026 tarihli yazılı açıklamada ifade ettiğim gibi cümle halkın emek ve alın terinin hülasası olan devlet mülkünü omuzlarda taşımak büyük bir sorumluluktur. Devlet mülküne tasallut edenin adaletle terbiyesi ise devlet ahlakındadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde başlayarak birçok belediyeye uzanan ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunu ilgilendiren problem olmanın yanında bir ahlak yoksunluğudur. Yargılama süreçleri devam ederken siyasi polemiklerle kişisel gündem oluşturmak yerine, yöneltilen iddialara hukuki zeminde cevap vermek ilgililerin hayrına olacaktır. Mahkemeler, siyasi gösterilerin değil; savunma hakkının esas alındığı yerlerdir. Milletimiz gelişmeleri yakından takip etmekte ve adaletin bir an evvel tecellisini beklemektedir.”

‘REYTİNG KADAR HUKUKUN KIYMETLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ’

Bahçeli, soruşturmalar kapsamındaki bir başka konunun basın özgürlüğü tartışmalarına yönelik olduğunu söyledi. Özgür basının demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biri olduğuna, medyanın kamuoyunu bilgilendirme görevini özgürce yerine getirmesi gerektiğine inandıklarını aktaran Bahçeli, şöyle devam etti:

“Bununla beraber özgürlük kadar sorumluluğun, reyting kadar hukukun da kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Basın özgürlüğü suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır. Nitekim medya kuruluşları da diğer bütün kurumlar gibi hukuk karşısında sorumluluk taşımaktadır. Asıl olan, basın özgürlüğünü savunurken hukuka aykırı eylemlere göz yuman bir hukuksuzluğa düşmemektir. Çünkü basın özgürlüğü demokrasinin güvencesi ise hukuka bağlılık ve etik sorumluluk da bu özgürlüğün temel dayanaklarıdır. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘Terörsüz Bölge’ hedeflerinin kuvveden fiile dönüştüğü, kanunsuzlukların üzerine gidildiği bir ortamda huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemezdir. Sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algıya, FETÖ hesaplarından yapılan kışkırtıcılığa itibar edilmemeli, resmi açıklamalar doğrultusunda hareket edilmelidir. Türkiye’nin, güvensizlik temelinde yönlendirilmiş toplumsal tepkilerle karşı karşıya bırakılması girişimlerinin mutlaka önüne geçilmelidir.

‘TÜRK GENÇLİĞİNİN SAF DUYGULARINI İSTİSMAR EDENLERİN GİZLİ AJANDASINDA MHP DÜŞMANLIĞI VARDIR’

Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:

12 Eylül darbesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrine ve MHP’ye operasyon çekmeye çalışanlar, bugün de devşirme kavramlar ve nevzuhur odaklarla Türk milliyetçiliğinin temiz kuyularını zehirlemeye çalışmaktadır. Beşinci kol faaliyetleri ve ideolojik manipülasyonlarla Türk milliyetçiliğine yönelik sinsi saldırıların yegâne amacı ikinci yüzyılında köksüz bir cumhuriyet, hedefi milliyetçi/ülkücü hareket, figüranları ise suret-i milliyetçi, fikri ve siyaseti gayri sahihlerdir. Türk milliyetçiliğini etnik şovenizme ve ırkçılığa mahkûm ederek Türk gençliğinin saf duygularını istismar edenlerin gizli ajandasında MHP düşmanlığı vardır. MHP düşmanlığının sergilendiği gölge oyununda Türk milliyetçisi iddiasıyla konuşanlar, yazanlar ve çizenler siyasi ihtiraslarını, fikri buhranlarını ve şahsi bühtanlarını, kelamlarını ve kalemlerini satarak tatmin etmektedir.

‘SİZ NEYİN VE NERENİN MİLLETÇİSİSİNİZ?’

Türk gençliğinin milli hassasiyetlerini tenha köşelerde pazarlık konusu yapanlar, sefil oyunları aşikar olduğunda Türk gençliğinin öfkesinden nasibini elbette alacaktır. Buradan soruyorum; siyasi ikballeri için kendisine oturacak masa arayanlar, milliyetçiliğin mukaddesatını ise oturdukları masalarda meze yapanlar; siz, neyin ve nerenin milliyetçisisiniz? Kökü dışarıda mahfillerin mutfağında hazırlanan söylemlerle Türk milliyetçiliğinin huzur ve güven iklimini kirletenler siz hangi ağızların kelamısınız? Milliyetçilik evvel emirde duruş ve şahsiyet meselesidir. Nice münevverlerin ilim ve düşüncesi, ülküdaşlarımızın emek ve göz yaşı ile yeşerttiği Türk milliyetçiliğinin bereketli topraklarına kaçak yapı kurmaya çalışanlar; siz hangi fitne senaryosunun gönüllü kalemlerisiniz? Tarihin coğrafyada Türk akışını bilmeyen cahillere tekrardan hatırlatalım; Türk milliyetçiliği, Türklüğü arkaik ve etnik asabiyete hapsetmek değil, onu güçlü millet şuuru ve yüksek medeniyet ufkuyla yükseltme davasıdır. Kelamı Türkçe söylemek, kalemi Türkçe yazmak, istikbale Türkçe bakmaktır. Türk Milliyetçiliği, Yesevi Dergahında okunan duaya Gül Baba türbesinde âmin diyebilmektir.

‘KENDİSİNİ TÜRK MİLLİYETÇİSİ ADDEDEN ÜLKÜDAŞLARIM GELİN BİR OLALIM’

Tevatür tarihçiliğiyle coğrafyaya at gözlüğüyle bakanlar, milliyetçilik namına bir hikâye yazamazlar. Milli mukaddesatına sırt çevirenlerin, yabancı kavramlarla düşünenlerin, sloganlarla konuşanların, milli mukadderatı sokakların karanlığında arayanların düşünce ikliminde evvela popülizm, sonrasında vandalizm, en son olarak da faşizm peydah olur. Bunun için diyoruz ki, Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi MHP’dir. Milliyetçilik bayrağı da hür ve bağımsız bir şekilde MHP’nin burçlarında dalgalanmaktadır. Kendisini Türk milliyetçisi addeden ülküdaşlarıma diyorum ki; orada burada vaktinizi heba etmeyin. Geleceğimizi şekillendirdiğimiz bir dönemde yanlış yönde saf tutmayın. Gelin bir olalım, diri olalım, lider ülke Türkiye ülkümüzü hep birlikte gerçeğe dönüştürelim.”

‘GENÇLERİMİZ TAHRİKLERE KAPILMAMALIDIR’

Bahçeli, eleştirel düşüncenin, sorgulamanın üniversitelerin ilmi merakının temel motivasyonu olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Lakin eleştirel düşünce Türkiye düşmanlığının, Türk diline ve kültürüne yönelik hazımsızlığın paravanı değildir, olamaz. Üniversitelerimiz bilimin merkezi olduğu kadar hikmetin kapısı, özgür düşünceyi vicdan terazisinde tartan irfan yuvasıdır. Unutmayalım ki hikmetsiz bilgi atıldır, irfanla bezenmemiş bilim ise batıldır. Üniversitelere yapılan yatırım, gençliğe, geleceğe, ülkemizin aklına, üretim ve teknik kapasitesine yapılan yatırımdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek irade ve cesaret, Büyük Atatürk’ün ‘Türk, övün, çalış, güven’ parolasının birincil muhatabı Türk gençliğindedir. Türk gençliği, Mehmet Âkif’in sözleriyle, ‘Yerleri yırtan sel olup taşmalı! Dağ demeyip, taş demeyip aşmalı!’ Bizim gözümüzde her Türk genci korunması gereken birer emanet, her evladımız, tek başına milli servettir. O sebeple gençlerimizi karanlık hesaplarına alet etmeyi planlayanların oyunlarını bozmalıyız. Gençlerimiz ne Fransa’da başlayan ve neredeyse tüm Avrupa’ya yayılan kaos ve kargaşa üretmeye dönük eylemlere ne de öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılan karanlık senaryolara heves etmeli, tahriklere kapılmamalıdır. Vatanın bütün ümidinin onların anlayış, bilgi ve enerjisinde olduğunu unutmadan, bilimin ışığında Türk istiklali ve istikbali için kendilerini yetiştirmeye odaklanmalıdır.”

‘BİRLEŞİK KIBRIS FEDERASYONU HAM BİR HAYALDİR’

Bahçeli, “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’ye odaklanılan bir dönemde, Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta provokasyonların devam ettiğini” söyledi. Türkiye’nin güvenlik doktrininde Mavi Vatan’ın stratejik merkezi olan Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilcileri ile Rum tarafının temaslarını dikkatle takip ettiklerini bildiren Bahçeli, şunları söyledi:

“Rum basınına yansıyan ve yalanlanmayan kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetimine verilmesi ve Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine yönelik iddialar, Kıbrıs Türklüğünün egemenlik hakları konusunda vahim bir tablo sunmaktadır. ‘Birleşik Kıbrıs Federasyonu’ ham bir hayaldir ve Türk egemenliğinin de felaketidir. Rum yönetiminin İsrail’in Kıbrıs karakolu olma misyonunu üstlendiği bu dönemde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan kardeşlerimizi uyanık olmaya davet ediyorum ve diyorum ki; Kıbrıs asırlardan beri Türk’tür, ebediyen Türk kalacaktır. Öte yandan İsrail, bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit eden kışkırtıcı ve yayılmacı politikalarıyla katliamlarını sürdürmektedir. Bu saldırıların son bulması için uluslararası toplumun caydırıcı ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini tekraren vurguluyorum.”

Yemen kaynaklı istikrarsızlığın ve Suudi Arabistan’da masum sivilleri hedef alan Husi saldırılarının sona erdirilmesi için çok taraflı diplomasi mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi gerektiğini belirten Bahçeli, “Türkiye’nin barış ve istikrarı önceleyen diplomatik yaklaşımını takdirle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

‘TÜRK DÜNYASININ KALBİ ANKARA’DA ATACAKTIR’

“Türkiye’nin Türk dünyasıyla ekonomik, siyasi, kültürel ve bilimsel bağlarını güçlendiren, Avrupa ile ilişkileri karşılıklı çıkarlar temelinde yürüten, Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’da barış ve kalkınmaya katkı sağlayan çok yönlü dış politikasıyla güvenilen ve itibar edilen bir ülke olduğunu” söyleyen Bahçeli, “Türk Devletleri Teşkilatı, bölgemizde ve küresel seviyede barışa, huzura ve adalete zemin hazırlayacak önemli bir aktördür. Vücut bulacak ‘Türk kuşağı’, Türk devlet ve toplulukları arasındaki diyalog ve işbirliği bağlarını güçlendirerek Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı sarıp sarmalayacak, bağımsızlık ve egemenlik çerçevesinde fırsat ve imkanlar değerlendirilerek Türk devletleri çağın kudretli aktörleri haline gelecektir. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenecek 13’ncü Zirvesi ile Türk dünyasının kalbi Ankara’da atacaktır. Cumhuriyetimizin 103’ncü yıl dönümünü tüm Türk dünyası olarak hep birlikte kutlayacak, böylece birlik ve beraberliğimizi dosta düşmana bir kez daha ilan edeceğiz” ifadelerini kullandı.

  •  

Karadeniz’deki güvensizlik hali en çok iki ülke arasında ikili ticareti vuruyor-2

Okay Deprem yazdı…

İlişkili Haber
thumbnail
Karadeniz’deki güvensizlik hali en çok iki ülke arasında ikili ticareti vuruyor-1
Haberi görüntüle

TÜRKİYE’NİN HIZLA BOŞALTTIĞI ALANI, HER KONUDA OLDUĞU GİBİ GENE SON SÜRAT ÇİN DOLDURUYOR

Krasnodarlı meyve-sebze tüccarlarıyla yürüttüğüm uzun diyalogda konu, süregelen ve değinilen tüm problemlerden dolayı azalan meyve-sebze arzına geliyor. Filistinli kökenli Rusyalı Mahmut, bilhassa son 3 ay zarfında Türkiye’den gelen yaş meyve ve sebzelerde arz düşüşünün tam yüzde ellilere değin ulaştığını bu yüzden süpermarket zincirleri bir tarafa (Magnit, Pyatiroçka gibileri az da olsa halen tedarik etmeye devam ediyorlarmış), toptancıların hızlıca ve giderayak Türk mallarından uzaklaştıklarını söylüyor. “Peki bu konjonktürde en ucuza mal edilen malların hangi ülke orijinli olduğunu” sorduğumda, genel yanıt beni hayretler içinde bırakmaya yetiyor: Çin! Geri kalan hemen her konuda yeryüzü liderliğine oynayan Çin artık yaş sebze meyvede de Rusya’nın ana tedarikçisi olmaya doğru emin adımlarla ilerliyor. Ayaküstü renkli diyaloğumuz devam ederken Mahmut çok ciddi ve bir o kadar da alarm verici bir öngörüde bulunuyor: “Durum böyle giderse” şayet diyor, en fazla 5-6 ay içerisinde, yani depolardaki son stokların da bitmesiyle Rusya’da Türk mallarının kalmayacağını, piyasadan bütünüyle silineceği uyarısında bulunuyor. 

EN KALİTELİ MEYVE-SEBZE TÜRKİYE’DEN GELİNEN NOKTADA EN ÇOĞU ÇİN’DEN, EN UCUZUYSA İRAN’DAN

Tam da yukarıdaki bağlamda, Çin’in Rusya’nın merkezi bölgelerine kadar gönderdiği malları, aradaki devasa uzaklığa rağmen nasıl olup da bu kadar ucuza mal ettiğinin sırlarını soruyorum: Bu konuda BRICS’in kolaylaştırıcı olduğu gerçeğini (gümrük vergilerinin çok daha az olması etmeni başta olmak üzere) kabul etmelerinin yanı sıra, daha somut olarak da, Çin mallarının Rus gümrüğünden çok daha hızlı ve “sorunsuz” geçtiği ile, genel olarak Rusya’nın Çin’e dönük çok daha yakın politikası olduğu realitesinin hakkını teslim ediyorlar. Dahası, Çin’in her geçen gün üretimi arttırdığından dem vuruyorlar hepsi de. Bütün bunları konuşadururken, Mahmut ara sualime istinaden, her şeye karşın en kaliteli malların Türkiye’den gelenler olduğunu ancak buna rağmen toplamda en ucuza mal edilenlerin ise İran malları olduğunu, ne var ki gerek kalite sorunundan gerekse de aynı anlama gelmek üzere, İran’da hala uluslararası nitelikte denetim ve sertifikasyon sisteminin oturmamasından ötürü süper market zincirlerinin onları neredeyse tercih etmediklerini kaydediyor. Öte yandan HAL’e yüklüce gelip dağıtılan meyvelerin halen ve her şeye rağmen az bir kısmı ve çeşidi Rusya’da yetişebiliyor. Bunlar arasında söz gelimi şeftali ve nektarinin Kırım ve Kuzey Kafkasya’da yetiştiğini söylerlerken, çileği sorduğum da ise seyrek ve tam olarak, yani tam olgunluk evresine kadar pek de yetişmediğini belirtiyorlar çalışanlar.

ARTIK ERMENİ MALLARI YOK, AZERBAYCAN MALLARI İSE TEST-LABORATUVAR VE SERTİFİKA ENGELİNE TAKILIYOR

Yukarıda aktarılan ve sektörün pek çok konu ve sorununa değindiğimiz sohbetimiz sürecinde TIR’cılara değil ancak buranın bazı toptan tüccarlarına bir de, toplam kar marjlarında bir düşüş olup olmadığı sorusunu yöneltiyorum. “Açıkçası pek de olmadığı” cevabını alıyorum. Çünkü Türkiye’nin boşalttığı alanı oldukça hızlı ve çoktan, adlarını andığımız ve anmadığımız bir dizi ülke doldurmuş bile. Bu esnada Azerbaycan ve Ermeni mallarının Rusya pazarında Türk mallarına ne ölçüde alternatif teşkil edip etmediğini de sormadan geçmiyorum. Rusya, Ermeni tarafından epeydir yaş meyve sebze almayı bıraktığı gerçeği değişmemiş ancak zaten bu ülkenin üretimi son derece kısıtlı ve devasa Rus pazarı açısından yetersizmiş. Azerbaycan’a gelirsek eğer, onda da kalite seviyesi bir tarafa, halen ve her şeye rağmen test-laboratuvar ve sertifika kriterleri uzak ara kâfi gelmediğinden üst düzey Rusya’nın gros ve hiper marketleri ilgili ülke mallarını çok da tercih etmiyorlarmış, dolayısıyla da her iki ülkenin malları daha ziyade sabit pazarlarda arz ediliyormuş.

DRONLARIN VURDUĞU TÜRK GEMİSİ 4 HAFTA DENİZDE KALIR VE SONRA RUS GÜMRÜĞÜNCE REDDEDİLİR

Krasnodar HAL’indeki görüşme ve kısa kısa söyleşilerim süredururken, Türk toptancı ve tüccarlarla Türkiyeli ünlü bir armatör firmanın tam da Karadeniz’deki mevcut olağanüstü asayiş bozukluğundan dolayı başına gelenleri konuşuyoruz. Bitmek bilmeyen dron saldırılarından söz konusu firmanın bir gemisi de nasibini alır ve tam 4 hafta boyunca açık denizde kalır, kolay kolay uzak bir yere hareket edemez. Gemi o sırada ağzına kadar meyve ve sebze yüklüdür ve haliyle ilgili malların çok mühim bir oranı bozulmaya – çürümeye başlar. Ardından gelen süreç bir o kadar daha trajiktir. Bu sefer de Rusya gümrüğü gemiyi limana yanaştırmaz ve gerisin geri o halde Türkiye’ye geri dönmek zorunda kalınır… Bu tatsız konuya da değindikten sonra depoların devamında ilerleyip bir başka kişi ile tanışıyorum. Bu sefer konuk olduğum kişi, HAL’in tecrübeli tüccarlarından birisi olan, Trabzonlu Çağlar Şahin. Biz yavaştan konuşmaya başlarken az sonra yanımıza Murat Yılmaz adlı bir başka Türk çalışan geliyor. Çağlar Bey, eskiden beri ağırlaşıp adeta kangrenleşen sorunlardan dolayı bir ara trenle bile ta Mersin’den kalkıp Rusya’nın Astrahan şehri üzerinden buralara kadar mal geldiğinden (yanlış hatırlamıyor ise 10 küsur sene öncesinde ve de nispeten kısa bir süre boyunca) söz açıyor. Ofislerine geçtikten sonra sohbet koyulaştıkça, olan biten karşısında Türkiye’nin resmi ve gayri resmi tepki ve “tepkisizliğini” soruyorum ona da. Ona kalırsa Türkiye NATO’dan dolayı ses çıkarmıyor… Devamında artık; biber, nar ve kuru incir gibi pek çok ürünlerinin geri döndüğünü, yani Rusya tarafından kabul edilmediğinden yakınıyor. Rusya Tarım Bakanlığı’nın çıkarttığı çeşitli türlerdeki zorluklardan ötürü ilgili kuruma yakın zamanda bir mektup bile yolladığını söylüyor Şahin. 

TÜRKİYE’NİN RESMİ MERCİ VE KURUMLARI İLGİSİZLER, YA YANITLAMIYOR YA DA DÖNÜŞ YAPMIYORLARMIŞ

Çağlar Bey’e, genel olarak işlerini soruyorum, son durumla bağlantılı olarak bozulup bozulmadığını merak ediyorum. Sezonun iyi geçip geçmediği, esas olarak ise bundan sonrasındaki muhtemel durumun ekim sonundan itibaren, yani kendi adlandırması ile sonbahar sezonunun tam anlamıyla başlamasıyla beraber belli olmaya başlayacağını belirtiyor. Gene de şu ana, yani bu röportajı yaptığım zamana değin işlerinin ciddi anlamda ve olumsuz olarak değişmediğine, karlarının çok da azalmadığına vurgu yapıyor. Bu da görüşlerini aldığım öncekilerin de bildirdiği üzere; alternatiflerin, seçeneklerin varlığı sayesinde… Akabinde, “Madem genel sorun ortak ve bundan Türkiye tarafında sayısız üretici, tüccar, nakliyeci, armatör, gemici, vs. etkileniyor haliyle, o halde azımsanmayacak sayıda bu kitle son aylarda farklı biçimlerde tepki veriyor mu, tepkisini ortaya koyup değişik şekillerde eylem yapıyorlar mı?” diye soruyorum… Aktardıklarına bakılırsa, her şeye karşın hatırı sayılır sayıda kişi, kurum ve kuruluş kendilerince şikayet mektupları kaleme alıp ilgililere iletmiş, ilgili resmi makamlara başvuruda bulunmuşlar, vs. Ancak malum, yine de sonuç değişmemiş… Çağlar Bey’e göre de Türkiye’nin ilgili kurum ve mercileri hemen hiçbir şey yapmıyorlar. Onun sözleriyle somut olarak ifade etmek gerekirse; ya dikkate almıyor ve cevaplamıyorlar ya da söz konusu şikâyet ve başvuruları işleme koymuyorlar, sürüncemeye bırakıyorlar, vs.        

‘MERSİN-ST. PETERSBURG’ ARASI ALTERNATİF DENİZ GÜZERGAHI İLE ABHAZYA LİMANI GİRİŞİMLERİ

 Bey’in ofisinde detaylı sohbetimizin sonlarına doğru gelirken, bir ara alternatif deniz güzergahı olarak Abhazya’dan bahsediyor. Bilindiği gibi ilgili ülke Rusya başta olmak üzere birkaç ülke ve cumhuriyet tarafından tanınmış olsa da, bu dünyanın geneli için halen geçerli değil, bu da haliyle başka potansiyel ve fiili problemleri yaratıyor. Bunun yanı sıra ise, ilgili bölgenin liman kapasite ve teknik niteliklerinin yetersizliği de ciddi problemler doğurabilirmiş. Yine de anlattıklarına göre, sektör dahilindeki bazı Türk işadamları bunun için uğraşıyorlarmış. Öte yandan, günümüz negatif konjonktürünün bir de “Mersin – Petersburg” gibi bir deniz güzergahına vesile olduğundan söz ediyor Çağlar Bey. Nitekim, ilgili istikametin 15 gün gibi aşırı uzun süresi ve haliyle epey masraflı olması, topu topu bir iki firmanın ve de en fazla bir iki kez bu yolu denemesine yetmiş de artmış bile…     

 

 

  •  

İliç maden faciası davasında tutuklu sanıkların serbest bırakılmasına mağdur ailelerden tepki

Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden ocağında meydana gelen ve 9 işçinin hayatını kaybettiği facianın 9. duruşması başladı. Duruşmaya verilen ara sırasında, faciada yaşamını yitiren maden işçisi Uğur Yıldız’ın kardeşi Duygu Yıldız video çekerek, sosyal medya hesabından paylaştı.

Duruşmada tutuklu bulunan 2 kişinin de serbest bırakıldığının açıklandığını belirten Yıldız, şunları kaydetti:

“İki kişi tutukluydu, onlar da serbest bırakılmış. Katliama sebebiyet veren hiç kimse tutuklu değil. Herkes dışarıda, hayatına devam ediyor. Ben bugün Cumhurbaşkanı’na bir hakaret etsem, aynı gün beni gözaltına alırlar. Adalet o kadar hızlı işlerken burada 9 madencinin ölümüne sebebiyet verenler hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyorlar. 9 madenciyi, emekçiyi, toprağı, suyu görmezden geliyorlar. Onlar görmezden geliyor, devletimiz de görmezden geliyor, mahkeme de görmezden geliyor. Hiçbir kıymetimizin, değerimizin olmadığı bir kez daha kanıtlandı. Adalet arıyoruz ve sesleneceğimiz kişi Adalet Bakanlığı değil, devlet yetkilileri değil. Biz topluma sesleniyoruz. Toplum bunu duymazsa, toplum buna itiraz etmezse hepimiz ölmeye, öldürülmeye, yakınlarımızın ölmesine göz yumacağız.”

  •  

Çekmeköy Kışlası’nın yerine 141 villa: AKP Grup Başkanvekili Akbaşoğlu ve bürokratlar satın almış

FETÖ’nün 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından İstanbul’daki çok sayıda askeri bölge ve tesis kent dışına taşındı.

Tartışmalar ve itirazlara rağmen askeri alanlar yapılaşmaya açıldı. Çekmeköy’deki Şehit Onbaşı Azim Özdemir Kışlası da bu alanlardan biri oldu. Kentin giderek azalan yeşil alanları arasında yer alan askeri arazilerin geleceği ise uzun süre tartışma konusu oldu.

MİLYARLIK SÖZLEŞME

TOKİ’ye devredilen arazide Çınarköy Evleri projesi yükseldi. Milyarlık sözleşme yapılan projeyle 1.774 konut, 141 villa ve 56 ticari alan yapıldı.

Çınarköy Evleri projesinin farklı etapları, milyarlarca liralık sözleşmelerle şirketlere verildi. Proje tamamlanınca lüks konutların sahiplerine teslim süreci başladı.

ALICILARI BELLİ OLDU

BirGün gazetesinin haberine göre, projedeki 141 villanın alıcıları arasında kamu bürokrasisinden, bankacılık sektöründen ve siyasetten isimler yer aldı. Haberde villa satın aldığı belirtilen kamuoyunun tanıdığı isimler şöyle: Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, Ziraat Bankası Perakende Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Yüksel Cesur, eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un oğlu M. Selahaddin Şentop, AKP Grup Başkanvekili M. Emin Akbaşoğlu ve eski AKP’li Çekmeköy Belediye Başkanı Ahmet Poyraz’ın kardeşleri.

MUSTAFA KÖSE GÜNDEME GETİRMİŞTİ

Veryansın Tv yazarı emekli tuğgeneral Mustafa Köse, Haziran 2026’da kaleme aldığı “Şu kışlanın kapısına mail oldum yapısına” başlıklı köşe yazısında konuyu gündeme getirmişti.

Köse, yazısının bir kısmında şu ifadelere yer vermişti:

“…Samandıra’dan Etimesgut’a, Maltepe’den Çekmeköy’e, Hasdal’dan başka kışla arazilerine kadar yaşanan süreç bize şunu göstermektedir: Kışla boş arsa, hava üssü imar parseli, askerî tesis de sadece bugünün ihtiyacına göre vazgeçilecek sıradan bir mülk değildir. Bunlar yarının güvenlik sigortasıdır.

Bir kışlanın kapısına mail olunacaksa, önce onun yapısına, tarihine, emeğine, ruhuna, disiplinine ve devlet için taşıdığı anlama mail olmak gerekir. Arsasına değil.

Çünkü kışlanın kapısı bir kez kapandı mı, o kapının ardındaki hafıza kolay kolay geri gelmez. Pist betonla yeniden yapılabilir, hangar yeniden inşa edilebilir, yol yeniden açılabilir; ama yılların askerî kültürü, eğitim düzeni, güvenlik refleksi ve harekât kabiliyeti dağıldı mı, onu yeniden kurmak kolay değildir…”

featured

 

  •  

Tera Holding’e kayyım atandı

Tera Yatırım Teknoloji Holding, İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 14 Ekim 2026 tarihli kararıyla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun şirkete kayyım olarak atandığını açıkladı. Fon Kurulu kararıyla şirketin yeni yönetim kurulu da oluşturuldu.

Tera Yatırım Teknoloji Holding, Kamuyu Aydınlatma Platformuna yaptığı açıklamada, İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 14 Ekim 2026 tarihli kararıyla TMSF’nin şirkete kayyım olarak atandığını duyurdu.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Karar uyarınca Fon Kurulu tarafından şirketimizin yönetim kurulu oluşturularak Yönetim Kurulu Başkanlığına Enis Güçlü Şirin, Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğine Cüneyt Ardağ, Yönetim Kurulu üyeliklerine Melek İnceköse İmert, Ercan Doğan, Arif Kural, Mert Can Aktı, Batuhan Başoğlu, Aybike Kaynar Bardakcı ve Mine Terzi atanmıştır. Şirketimizin yönetimi ve temsili, Fon Kurulunca atanan yönetim kurulu tarafından yerine getirilmekte olup gerekli çalışmalara büyük bir titizlikle ve ivedilikle başlanmıştır.”

İlişkili Haber
thumbnail
Erdoğan’dan çok sayıda atama: SPK Başkanı görevden alındı, yeni bakan yardımcısı belli oldu
Haberi görüntüle

  •  

Erdoğan’dan çok sayıda atama: SPK Başkanı görevden alındı, yeni bakan yardımcısı belli oldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan atama kararlarıyla Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına, Strateji ve Bütçe Başkanlığı Başkan Yardımcısı Kutluhan Taşkın getirildi. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütcü ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül görevden alındı. Gelir İdaresi Başkanlığına ise Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Sinasi Candan getirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete’de yayımlandı.

Kararlara göre, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına, Kutluhan Taşkın atandı.

Gelir İdaresi Başkanlığına ise Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Sinasi Candan getirildi. Gelir İdaresi Başkan Yardımcılıklarına Kaan Kasım, Zekayi Cenge ve Hüseyin Azizli; Gelir İdaresi Daire Başkanlığına Ferhat Dinçer atandı.

SPK BAŞKANI SÜTCÜ GÖREVDEN ALINDI

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütcü, Cumhurbaşkanı kararıyla görevden alındı.

Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğünde Yönetim Kurulu Üyeliğine Hikmet Yıldırım, Genel Müdür Yardımcılığı ve Yönetim Kurulu Üyeliğine Salih Ercan, I. Hukuk Müşavirliğine Nigar Genç atandı.

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül de görevden alındı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütahya İl Kültür ve Turizm Müdürü Zekeriya Ünal da görevinden alındı.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞINDA ÇOK SAYIDA ATAMA

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığında Muğla İl Müdürü Ömer Bolat, Muş İl Müdürü Yusuf Akkaya ve Afyonkarahisar İl Müdürü Merih Karayol görevden alındı. Bakanlıkta genel müdür yardımcılıkları ile Sakarya, Balıkesir, Bolu, Kayseri, Denizli, Karaman, Muğla, Muş, Kocaeli, Ordu ve Kastamonu il müdürlüklerine yeni atamalar yapıldı.

Ayrıca Adli Tıp Kurumu Başkan Yardımcılığına Uzman Dr. Ali Ulvi Çalık, Adli Tıp İkinci İhtisas Kurulu Adli Tıp Üyeliğine Uzman Dr. Refik Akman, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdür Yardımcılığına Yakup Gümüş atandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kırıkkale İl Müdürü Çiğdem Açıkyıldız Kazel ise görevden alındı.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Adana Vakıflar Bölge Müdürü Lütfi Karabacak görevden alınırken, Milli Eğitim Bakanlığı İnşaat ve Emlak Genel Müdür Yardımcılığına Fikri Erdem Kökbay atandı. Tarım ve Orman Bakanlığında Gıda ve Kontrol Genel Müdür Yardımcılığına Mahmut Musa Timur, Hukuk Hizmetleri Genel Müdür Yardımcılığına Özge Umut Eker getirildi.

  •  

Meteoroloji’den sağanak ve sis uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) son değerlendirmelerine göre, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları, Hatay’ın kıyı kesimleri ile Tokat, Artvin, Kars, Ardahan, Iğdır ve Sivas çevrelerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.

MGM, sabah ve gece saatlerinde Trakya ile yurdun iç kesimlerinde sis ve pus hadisesinin görülebileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, hava sıcaklıklarının doğu kesimlerde mevsim normalleri civarında, diğer bölgelerde ise mevsim normallerinin altında seyredeceğini bildirdi. Rüzgârın ise değişik yönlerden hafif, zaman zaman orta kuvvette eseceğini açıkladı.

  •  

Sarıgül ailesine soruşturma: Gazeteci Murat Ağırel’in de arasında bulunduğu 15 kişi tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada gözaltına alınan Ömer Sarıgül, Aylin Kotil ile gazeteci Murat Ağırel’in de aralarında bulunduğu 15 kişi tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Alman vatandaşı iki kişinin, “yurt içi ve yurt dışında kurulan şirketler aracılığıyla kaynağı belirsiz yüksek miktarlı paraların aklanmasına yönelik işlemler gerçekleştirildiği” iddiası üzerine başlattığı soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda, fon krizi haberleri nedeniyle ev hapsinde olan gazeteci Murat Ağırel, YENİ Parti Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün oğlu Ömer Sarıgül ile eski eşi Aylin Kotil’in de aralarında bulunduğu 17 kişi gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından savcılıkta ifadeleri alınan 15 şüpheli, Ömer Sarıgül, Özgür Bölükbaşı, Sadullah Ergün, Selim Daşdemir, Volkan Aslanbaş, Zekai Erdem, Zekeriya Yasemin, Aylin Kotil, Bayram Özata, Caner Baş, Cavidan Tanrah Artuner, Cihan Durak, Cihat Salman, Murat Ağırel ve Mehmet Ali Aslan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş, 2 kişi ise adli kontrol talebiyle hakimliğe gönderilmişti.

Alınan bilgiye göre, 15 şüpheli, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandı.

İKİ ALMAN VATANDAŞININ, ‘KAYNAĞI BELİRSİZ YÜKSEK MİKTARDA PARANIN AKLANMASI’ İDDİASI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Alman vatandaşı K.P. ve M.B’nin, yurt içi ve yurt dışında kurulan şirketler aracılığıyla kaynağı belirsiz yüksek miktarda paranın aklanmasına yönelik işlemler gerçekleştirildiği iddiası üzerine soruşturma başlatıldığı açıklanmıştı.

  •  

Mansur Yavaş’tan Ankara için kuvvetli sağanak ve fırtına uyarısı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Meteoroloji Genel Müdürlüğünün açıklamaları doğrultusunda sosyal medya hesabından paylaşım yaparak Ankaralıları kuvvetli sağanak ve fırtınaya karşı uyardı.

Yavaş, paylaşımında şunları kaydetti:

“Sevgili Ankaralılar, Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarına göre bu akşamdan itibaren Ankara’mızda kuvvetli sağanak yağış, yarın ise saatte 80 kilometreye ulaşabilecek fırtına bekleniyor.

Sel, su baskını, çatı uçması ve ulaşımda yaşanabilecek aksamalara karşı tüm vatandaşlarımızdan dikkatli ve tedbirli olmalarını rica ediyorum.

Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak tüm ekiplerimizle sahada, olası olumsuzluklara karşı teyakkuz hâlindeyiz.

Herhangi bir olumsuzlukta Başkent 153 üzerinden bize 7/24 ulaşabilirsiniz.”

  •  

Özgür Özel: ‘Ben artık savaştayım, ölümü de hapsi de göze almışız’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Belediyeler Birliği seçimlerinde CHP’nin uzlaşma çabalarının anımsatılması üzerine, CHP’li görünen delegelerin çok önemli bir kısmının gönlünün Yeni Parti’de olduğunu, büyükşehir belediye meclislerindeki dağılım nedeniyle kendilerinin bu isimleri Yeni Parti’ye davet etmediğini belirterek, “Darbecilerle işimiz olmaz. Darbeyi planlayanlarla da, darbenin maşasıyla, darbecilerin getirdikleriyle de işimiz olmaz. Biz artık normal zemini bırakmışız, ben artık savaştayım, büyük bir mücadeledeyim. Ölümü de, hapsi de göze almışız, biz başka bir mücadelenin içindeyiz. Ya bu memleketi kurtaracağız ya hep birlikte kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Now TV’de katıldığı programda, siyasette yapılan transferlere ilişkin olarak, dönemin AKP Milletvekili Hakan Şükür’ün partiden istifasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Partiden istifa ediyorsan, milletvekilliğinden de istifa etmen gerekir” dediğini anımsatarak, şunları kaydetti:

“Erdoğan, meydana çıkıp karşısında gördüğü gencecik bir belediye başkanına ‘Kapılar açık, bize gelebilirsin’ diye davette bulunacak. Ya da Murat Kurum, vatandaşın talepleri için bakanlığa gelen herkesi kahve içmek için arkaya alacak ve AK Parti’ye davet edecek. Gidecekler Erdoğan’la görüştürecekler, güvenceler, teklifler vererek onları AK Parti saflarına katıyorlar. Bunu da başarı öyküsü gibi… Hani bir partinin oylarıyla seçilip o partiden istifa etmek ahlaksızlıktı. Benim belediye başkanlarım benden izin alıp Murat Kurum ile görüşüyorlar, Murat Kurum transfer teklif ediyor belediye başkanlarıma. Bunun sana yapıldığını düşünün. Evli kadına evlenme teklif edilir mi? Bir partinin belediye başkanının karşısına çıkıp transfer teklif etmek hangi adaba sığar. Bu işler doğru işler değil. Hangi partiden olursa olsun Türkiye’nin yüzde 78’i bu transferleri doğru bulmuyor. Özlem Çerçioğlu denen kişi sokağa çıkamıyor Aydın’da. Burcu Köksal, sokakta yürüyemiyor Afyon’da. İnsanların yüzüne bakacak halleri kalmadı.

‘İZMİR’DE ÖYLE BİR REKOR KIRACAĞIZ Kİ’

Bir siyasi partide siyaset yapıyorsundur, o siyasi partiyle yolların ayrılmak zorunda kalmıştır, bir süre bağımsız kalmışsındır, sonra aynı yöndeki bir siyasi partiye gidersin, bunun da nezaket kuralları vardır. Ama sen ben AK Parti’ye karşıyım diye bağıra çağıra oy isteyip, o oylarla AK Parti’ye katılırsan bu siyasi yankesiciliktir. İzmir’de Cemil Tugay’ın sözlerini duyduğumda midem bulanıyor, tüylerim diken diken oluyor. Şu iktidar değişimi olsun, ben biliyorum onun ne saikle oraya gittiğini, aynı saikle o hesabı ondan sorup burnundan fitil fitil getirmezsem namussuzum. Dünyanın en yalancı, iftiracı ekibi çıkmış, ‘Öz eleştiri yapın’ diyor. Ben öz eleştiri yaptım. Günün sonunda adayı belirledik, o aday tir tir titriyordu. İzmir’deki 30 ilçenin 25’inde miting yaptım. 31 belediyenin 29’unu kazandık. Orada emeğim, alın terim var. İzmirlilerin bize gösterdikleri sabır, bize verdikleri kredi var. O ahlaksız, aldı o krediyi götürdü AK Parti’ye sattı. İzmirlileri sattı AK Parti’ye, AK Parti de utanmadan bunu kabul etti. Gün sayıyorum resmen. Önce bu iktidarı değiştirip, sonra o Cemil Tugay’ın burnundan bunu fitil fitil getirip, İzmir’de yerel seçimler tarihinin rekorunu kırmak için, adayları İzmirlilere bizzat belirletmek için, İzmirlilerin sille tokat o büyükşehir belediyesini aldıkları günü görmek için. İzmir’de öyle bir rekor kıracağız ki devir teslime gelemeyecek Cemil Tugay, o seçimde karşımızda aday olamayacak. Hukuken de siyaseten de dünya siyaset tarihinin en büyük yüzleşmesiyle karşı karşıya kalacak. Hiçbir konuda bu kadar kararlı, azimli ve meseleyi kendi meselem yapmış değilim. Önce iktidarı değiştireceğiz, o topuklayan efesi de, İzmirlisi de Afyonlusu da kaçacak delik arayacak.

Bir tarafta Silivri’de, Çorlu’da, Kocaeli’de yatanlar, Özgür Özel’in sağdıcı diye hapiste yatanlar, bir tarafta düne kadar ağzına gelen lafı söylediklerine teslim olup milleti satanlar. Bu işin şakası yok. Bu siyaset mi rekabet mi?

‘BEN ARTIK SAVAŞTAYIM’

TBB’deki meclis üyelerinde CHP’nin 250 üyesi gözüküyor. Bunların çok önemli bir kısmı, biz ‘Buraya gelin’ demediğimiz için, İstanbul, Antalya, Muğla, Adana, Mersin büyükşehir belediyeleri riske girmesin diye cümle kötülükler bir yerde vücut bulup da yeni bir acı, yeni bir kayıp yaşanmasın diye orada duruyorlar. Çıkmış butlancılar bizimle pazarlık yapmaya çalışıyorlar, adaylık dayatıyorlar… Sen 250 değilsin. O 250 kişinin 200’ünün gönlü Yeni Parti’de. Biz, ‘aman durun’ dediğimiz için orada kalan insanlar. Dün 131 delegeyle seçim kazandık TBB’de. O butlancıların pazarlığına kapıyı kapattığımız için, AK Parti’yle kurdukları temasa yüz vermediğimiz için çatır çatır TBB’yi aldık. Yarın 50 kişiyi daha tutuklarlar, seçimi yenilerler, alırlar ama bu ayıbı tarihe kazırlar. Biz bunlarla pazarlık yapanlarla da, bunları yapanlarla da bir araya gelmek, oturmak, sanki her şey normalmiş gibi konuşmak… Darbecilerle işimiz olmaz. Darbeyi planlayanlar da, darbenin maşasıyla, darbecilerin getirdikleriyle de işimiz olmaz. Biz artık normal zemini bırakmışız, ben artık savaştayım, büyük bir mücadeledeyim. Ölümü de, hapsi de göze almışız, biz başka bir mücadelenin içindeyiz. Ya bu memleketi kurtaracağız ya hep birlikte kaybedeceğiz. Bunun ikinci bir seçeneği yok. Hiç kimse herhangi bir dönemde belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği yapıyormuş gibi düşünmesin. Burası bir film seti değil, burası hayatın ta kendisi. Burada acı var, burada tutsaklık var, burada ölüm var, tehdit var, burada her şey var. Burada teslim olmak yok.”

‘DÜMENİ KURAN SENSEN İSTİFA ET, SEN KURMADIYSAN SANDIĞI GETİR’

Özel, fon krizine ilişkin soru üzerine, “Atayan AK Partili, atananlar AK Partili, soyanlar AK Partili, soyulanların çok büyük bölümü AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz, bir tek mağdurların hakkının arandığı yerlerdeyiz. Milletin meclisi, hepimizi millet oraya hem yasa yapalım, hem hesap soralım diye gönderdi. SPK’nın, TMSF’nin başkanını meclisten kaçıran iktidarla karşı karşıyayız. AK Parti, meclise gelip hesap verme noktasında en kritik zamanlarda hep kaçmıştır, darbe döneminde araştırma komisyonuna gelmediler. 17-25 Aralık döneminde dört bakan Meclis soruşturma komisyonundan hesap vermeleri talebiyle Yüce Divan’a yollanacaktı, Erdoğan oylamanın yapılacağı gün, oylamayı durdurttu. O dört bakanı hesap vermeye yollamadı. Bugün de geldiğimiz noktada büyük bir fon vurgunu var. Borsadaki çöküş ve mağduriyetle birlikte 10 milyon kişiyi aştığı söylenen bir mağduriyet ve milletin sırtına binen bir yük var. Bu işin sorumlularını meclisten kaçırıyorlar. Organize İşler filmi vardı. Bir deliyi tabutun içine yatıyorlar, dört kişi tabutu zorlanarak taşırken, samimi Müslümanlar tabuta omuz veriyorlar, bu üçkağıtçılar tabutu onlara bırakıp, elleri havada olanların ceplerinden paraları çalıyor. Tabutu taşımaya gidenlerin hem paraları çalınıyor, hem cenazeyle baş başa kalıyor. Tam kaldığımız mesele budur. Zavallı vatandaşın cebindeki paraları aldılar. Bu dümeni kuranların hepsini Tayyip Erdoğan atadı. ‘Cumhurbaşkanımızın haberi yok’ diyorlar. Eğer bu dümeni kuran sensen derhal istifa et, sen kurmadıysan, bu dümenin kuruluşunu attığın imzalarla onayladın ve burnunun dibinde bu dümeni çevirdilerse senin bu ülkeyi yönetme kabiliyetin kalmamış, sandığı getir, işi ehline ver. Millet kendisini soydurmayacak bir cumhurbaşkanı seçsin. Soyan sensen istifa et, soyuldu da görmediysen bu millet kendini soydurmayacak bir cumhurbaşkanı seçsin” ifadesini kullandı.

Özel, şunları kaydetti:

“100 bin liranın üzerinde bir işlem varsa MASAK’ın radarına girersin. Fatma Betül Sayan Kaya, mart ayında 24 daire parasını alıp da bu fonun hesabına koyarken eşiyle birlikte, ya da eylül ayında 2,1 milyar TL’yi… MASAK hamsiyi görüyor, bunlar balina yakalamış. MASAK, Fatma Betül Sayan Kaya’yı bilmiyor, öyle mi? Liste ellerinde, 274 kişi en basiti. Listeyi açıklamıyorlar. Bunların her birisi balina yakalamış, hamsiyi gören MASAK hiçbirini görmemiş, böyle bir şey olabilir mi? O yüzden gelmiyorlar hesap vermeye.”

‘KANAL İSTANBUL PROJESİ DERE YATAĞINA YAPILMAKTADIR’

Özel, “Selde kaybettiğimiz üç vatandaşımızın ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Murat Kurum çıkmış diyor ki, ‘Geçmişe bakalım, ders alalım, bundan sonra dere yataklarında yapılaşmaya mesafeli olalım’. Günaydın Sayın Kurum. Dere yataklarına yapılaşma izni veren siyasetin adı AK Parti’dir. Ayazağa dere yatağı olduğu gibi AK Partili İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde imara açılmıştır. Hesabı sorulacaksa AK Parti’den sorulmalıdır. İBB döneminde dere yataklarıyla mücadele etmişiz biz. Ekrem Başkan’ın geçtiğimiz beş yılda yaptığı bütün işler, dere yataklarında yapılaşmaya karşıdır. Zaman zaman bu büyük projelerde hep Ankara’dan, Sayın Kurum’un başında olduğu bakanlıktan gelen izinlerle bu işler yapılmıştır. Hiçbir yerinde biz yokuz. AK Parti’nin geçmiş dönem İstanbul yönetimleri ve Şehircilik Bakanlığı var. Geçen sefer 31 kişinin hayatını kaybettiği Ayamama deresinden de ders alacağımızı söylüyorduk, aynı yanlışlar yapıldı. Diyorsun ya ders alalım. Sazlıbosna neresidir? Bizim itirazlarımıza rağmen Kanal İstanbul diye yaptığınız Sazlıbosna’da bir barajı kurutup yerine evler yapıyorsunuz. Baraj dediğin yer bütün derelerin toplandığı yer. Oranın zemini de sorunludur, oraya yapılaşma da sorunludur. Dere yatağına yapılaşma yapmamalıyız diyen Murat Kurum, Kanal İstanbul dediğimiz proje dere yatağına yapılmaktadır. Bütün sorumluluk Murat Kurum’dadır. İstanbul’u dere yataklarındaki iskanlardan kurtarmaya çalışan İmamoğlu içeridedir. AK Parti, İstanbul’u Murat Kurum yönetsin diye İstanbullulara teklif etmiştir. 1 milyonun üzerinde bir farkla İmamoğlu yönetecek denmiştir. Murat Kurum, İstanbul’a el atıp, İstanbul’daki belediyelerin transferi için Adalet Bakanlığı ile birlikte çalışıp, seçimde alamadığı İstanbul’u yargı oyunlarıyla ve bakanlık transfer gücüyle almak istemektedir” ifadesini kullandı.

‘SAVUNDUĞUMUZ ŞEY CUMHURİYETİN TA KENDİSİDİR’

Özel, Halk TV’ye kayyım atanmasına ilişkin şunları kaydetti:

“Ekrem İmamoğlu savunmasını yapmaktadır. Halk TV’nin sesini savunma başlamadan üç saat önce sesini kıstılar, bu savunma duyulmasın diye. Fon mağdurlarının sesini en çok duyuran mecralardan birisi Halk TV susturulmuştur. İktidara yürüyen partimiz, adaysızlaştırılmış, kurumsuzlaştırılmış ve bizlere yapılan saldırılarla lidersizleştirilmeye çalışılmaktadır. Halk TV’ye yapılan iş, muhalefetin sesini kısmaktır ve gelecek seçimlere giderken kendilerini rahatsız eden bir yayın mecrasından kurtulma çabasıdır. Bunların hiçbirisi, bugün içinde bulunduğumuz organize kötülükten ayrı değildir. Hepsi planlı, programlı, Tayyip Erdoğan’ın saray düzeninin bu ülkenin başına örmeye çalıştığı çoraptır. Mesele Erdoğan ile millet arasındadır. ‘Ben seçimle geldim ama gitmeyeceğim’ diyene, ‘gideceksin’ diyen millete had bildiriyorlar.

Millet, Atatürk’ün emaneti cumhuriyetin en önemli kazanımı sandığı kimseye vermeyecektir. Sandığa uzanan elleri önce ittirecektir, hala uzatıyorsa kıracaktır, önüne katacaktır ama o sandığı kimseye bırakmayacaktır. İnancım budur. Bütün milletimizi cesaretle ve sabırla bu işin üzerine gitmeye, asla teslim olmamaya, asla yılgınlığa kapılmamaya davet ediyorum. Büyük bir kararlılıkla direniyoruz çünkü savunduğumuz şey cumhuriyetin ta kendisidir. Biz antiemperyalist Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine dört elle sarılarak bu ülkelerde sandığı da demokrasiyi de cumhuriyeti de kurtaracağız. Ne Trump’a, ne Barrack’a ne Erdoğan’a teslim edebileceğimiz bir cumhuriyetimiz, feda edebileceğimiz bir sandığımız yoktur. Biz başaracağız, eninde sonunda millet kazanacaktır.”

  •  

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Tunç Soyer’in de yargılandığı davaya ilişkin açıklama

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden, İZBETON AŞ’ye yönelik soruşturma kapsamında, kooperatiflerdeki usulsüzlük iddialarına ilişkin eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in de aralarında bulunduğu 65 sanığın yargılandığı davada, belediyenin davaya katılma talebinin kabul edilmesiyle ilgili açıklama yapıldı.

Açıklamada, devam eden bir davayla ilgili belediyenin müdahil olma başvurusunun rutin bir işlem olduğu vurgulanarak, söz konusu başvurunun güncel tartışmalar öncesi 8 Eylül tarihinde yapıldığı bildirildi.

Uygulamanın belediyenin hak ve menfaatlerini korumaya yönelik hukuki işlemler kapsamında olduğu ve siyasi bir amaç taşımadığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, 8 Eylül 2026 tarihinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237 ve 238. maddeleri uyarınca görülmekte olan kamu davasına katılma talebinde bulunulmuştur. Belediyemiz tarafından yürütülen yargısal takip faaliyetlerinin temel amacı, belediye tüzel kişiliğinin hak ve menfaatlerinin korunması ve hukuki süreçlerde herhangi bir usuli hak kaybına neden olunmamasıdır. Bu kapsamda yapılan katılma başvurusu, kamu zararının gerçekleştiğinin kabulü veya herhangi bir sanığın suçluluğuna ilişkin bir irade açıklaması olmayıp, belediyemizin hukuki menfaatlerinin korunmasına yönelik olağan bir usul işlemidir.

‘BU UYGULAMA YENİ VEYA SÖZ KONUSU DAVAYA ÖZGÜ DEĞİLDİR’

Ayrıca, iddiaların aksine, söz konusu katılma talebi güncel gelişmeler üzerine yapılmış yeni bir başvuru olmayıp, 8 Eylül 2026 tarihinde dosyaya sunulmuştur. Bu başvuru, belediyemizin geçmişten bu yana sürdürdüğü kurumsal hukuki takip uygulamaları ve hukuki sorumluluk anlayışı çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Nitekim bu uygulama yeni veya söz konusu davaya özgü değildir. Önceki belediye başkanlarının görev dönemlerinde de benzer nitelikteki birçok ceza yargılamasında belediyemiz adına katılma talebinde bulunulmuş olup halen devam eden farklı ceza yargılamalarında da aynı hukuki yaklaşım doğrultusunda katılma talepleri rutin olarak gerçekleştirilmektedir.

Söz konusu başvuru, 38 gün önce yapılmış olup aynı tarihten itibaren UYAP sistemi üzerinden dosyayı takip eden taraf avukatlarının inceleyebileceği durumdadır. Katılma talebinin, başvurudan sonraki ilk duruşmada mahkemece ele alınacağı da ceza yargılamasının bilinen usulüdür. Dolayısıyla bugün ortaya çıkmış yeni bir karar veya sonradan değişmiş bir kurumsal irade söz konusu değildir. Katılma talebi hakkında karar verme yetkisi mahkemeye ait olup, yargılamaya konu suçlamaların ve varsa kamu zararının değerlendirilmesi de yargı mercilerinin görev ve yetkisindedir.

‘SİYASİ DEĞİL HUKUKİ BİR SÜREÇ’

Hukuki niteliği ve geçmiş uygulamalarla sürekliliği açık olan bu işlemin, önceki değerlendirmelerden dönüldüğü veya siyasi bir hesaplaşma yürütüldüğü şeklinde yorumlanması, başvurunun amacı ve hukuki mahiyetiyle bağdaşmamaktadır. Belediyemiz, tüm yargısal süreçlerde olduğu gibi bu dosyada da kurumsal hak ve menfaatlerin korunması amacıyla, hukukun üstünlüğü ve kamu yararı ilkeleri doğrultusunda hareket etmektedir.”

  •  

131 ilaç daha geri ödeme listesine eklendi

Bakan Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı:

“Sosyal Güvenlik Kurumumuz aracılığıyla 119’u yerli üretim olmak üzere 131 ilacı daha geri ödeme listesine aldık. Vatandaşlarımızın tedavi imkanlarına ulaşmasını kolaylaştırmak için bu yılın başından itibaren 34’ü kanser ilacı olmak üzere toplam 380 ilacı geri ödeme listemize dahil ettik. İlaçların hastalarımıza şifa olmasını temenni ediyor, vatandaşlarımıza sağlıklı bir ömür diliyorum.”

Geri ödeme listesine eklenen 131 ilaçtan 6’sı kanser, 22’si diyabet ve 14’ü pulmoner hipertansiyon ilacı, 4’ü kan ürünü, 2’si ise alerji aşısından oluşuyor.

  •  

Rus büyükelçiden Galatasaray’a ziyaret

Ziyarette Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Sergey Vershinin İstanbul Başkonsolosu Alexander Kalachev ve büyükelçilik yetkilileri, Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Can Natan, Yönetim Kurulu Üyesi Eray Yazgan ile takımın Rus futbolcusu Aleksey Batrakov da yer aldı.

İkili ilişkilerin güçlendirilmesi adına Ali Sami Yen Spor Kompleksi RAMS Park’taki görüşmede karşılıklı hediye takdimi de yapıldı.

Başkan Dursun Aydın Özbek şu ifadeleri kullandı:

“Sayın büyükelçiye teşekkür ediyorum bu nezaket ziyareti için. Kulübümüze ve Aleksey’e duyduğu ilgi bizi ziyadesiyle memnun etmiştir. Aleksey transferi bize yaklaşık 20 milyondan fazla Rusya’da taraftar kazandırmıştır. Ülkeler arasındaki ilişkiye de destek veren bu transfer Galatasaray’a hayırlı olsun. Çok önemli bir futbolcu. İnşallah Galatasaray’a uzun yıllar hizmet edecek. Sayın büyükelçiyi de Ankara’da ziyaret edeceğim. Aleksey ile beraber gitmek üzere iadeiziyarette bulunacağım.”

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Sergey Vershinin ziyarete ilişkin şunları söyledi:

“Türkiye’nin çok güçlü ve tanınmış kulübünü ziyaret ettiğim için büyük bir memnuniyet duyuyorum. Üstelik şu anda Rus oyuncumuz Aleksey Batrakov’un da burada oynadığını biliyorsunuz. Hem Rusya’da hem de Türkiye’de çok popüler olan futbol gibi bir spor dalında bizi bir araya getiren ortak bir değerimizin olması bizi mutlu ediyor. Zaferlere ihtiyacımız var. Bence bu zaferler kaçınılmaz olacak.”

Aleksey Batrakov ise şöyle konuştu:

“Böylesine önemli bir buluşmaya davet edilmiş olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Galatasaray’a katkı sağlamak ve ülkemizi en iyi şekilde temsil ederek gururlandırmak için elimden geleni yapacağım.”

  •  

Erdoğan’dan fon mesajı: ‘3 lirasını 3-5 ayda 10’a, 20’ye, 30’a katlayana…’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Haliç Kongre Merkezi’ndeki “TİM 13. İnovasyon Haftası Programı”na katıldı.

Erdoğan konuşmasında, teknolojinin hızlı bir şekilde ilerlerken insan faktörünün dikkate alınmadığının bir gerçek olduğunu söyledi. “Daha doğrusu umursanmıyor” diyen Erdoğan, insanı ve insani değerleri taşlayan teknolojinin ne kadar faydalı olacağının şüpheli olduğunu kaydetti.

Son dönemde insan ile teknoloji arasındaki ilişkileri sorgulayanların sayısının giderek arttığını müşahade ettiklerine değinen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sadece entelektüel çevrelerde değil. İş dünyasında, akademide, toplumun genelinde soru işaretleri artmakta, güvenin yerini tedirginlik almaktadır. İnsanlık tarihine baktığımızda, değişime direnenler, değişimden korkanlar, değişim ile birlikte ellerindeki imkanları kaybetmekten endişe duyanlar olmuştur. Bundan sonra da olacaktır. Fakat her seferinde insanla teknoloji arasında bir orta yol bulunmuş, karşı çıkılan teknoloji zamanla insan hayatının vazgeçilmezi haline gelmiştir. Bunu özellikle şunun için söylüyorum. Tarihte olduğu gibi bugün de benzer endişelerin yapay zeka başta olmak üzere birçok yenilik için dile getirildiğini görüyoruz. Kuşkusuz bunların önemli bir kısmı son derece haklı, yerinde endişeler.

Geçen hafta dikkat çektiğim tekno-oligarklar sadece belli ülkeleri değil, tüm dünyayı hedef almaktadır. Nisan ayında savunma, istihbarat ve güvenlik alanlarında faaliyet gösteren bir veri analiz şirketinin yayımladığı 22 maddelik bildiri, insanlık olarak bizi bekleyen tehlikeyi gözler önüne sermiştir. Yüz milyarlarca dolarlık devasa bütçelere hükmeden, dünyayı istedikleri şekilde oynayabilecekleri bir yapboz tahtası olarak gören bu zihniyetin insana, hayata ve topluma bakış açısını böylece anlamış olduk.

Kimilerinin teknokrasi, kimilerinin tekno-faşizm adını verdiği bu yeni tehdidin boyutlarını henüz tam olarak ölçemiyoruz. Keza insan unsurunun neredeyse sıfırlandığı karanlık fabrikalar gerçeğinin istihdam hayatımızda yol açacağı sorunları da kestiremiyoruz. Bütün bunların şimdiden konuşulmasını, iş hayatı dahil farklı yönleriyle ele alınmasını çok kıymetli buluyorum. Türkiye İnovasyon Haftası’nda bu önemli tema altında yürütülecek ufuk açıcı tartışmalara görüşleriyle, düşünceleriyle, birikimleriyle, önerileriyle katkı veren herkese şimdiden şükranlarımı sunuyorum.”

‘GERİ KALMAK İSTEMİYORUZ’

“Türkiye olarak teknoloji yarışında geri kalmak istemiyoruz” diyen Erdoğan, milli teknoloji hamlesiyle dünyada sayılı ülkenin sahip olduğu muazzam bir araştırma-geliştirme ve inovasyon altyapısı inşa ettiklerini dile getirdi. 24 yıl önce sayılarının bir elin parmaklarını dahi geçmeyen teknoparkların sayısının bugün 115’e ulaştığını söyleyen Erdoğan, 2002’de 1,2 milyar dolar olan Türkiye’nin araştırma geliştirme harcamalarını 20 milyar dolara çıkardıklarını ifade etti.

Özgün bir fikri olan, dünyayı daha iyiye dönüştürme idealine sahip her bir insanın hayallerine giden yolu ardına kadar açmaya çalıştıklarını söyleyen Erdoğan, girişimcilerin ihtiyaç duyduğu finansmanı temin etmek üzere girişim sermayesi ve eş finansman mekanizmalarını devreye aldıklarını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2019 yılına kadar unicorn’u olmayan bir ülkeyken bugün 8 unicorn’umuz var. 2030’a dek ülkemizden 100 bin teknoloji girişiminin doğmasını, bunların toplam değerlemesinin ise 100 milyar dolara ulaşmasını hedefliyoruz. Atatürk Havalimanı terminal binalarını Terminal İstanbul markasıyla dünyanın en büyük teknoloji ve girişimcilik merkezi haline getiriyoruz. İlk aşamasını devreye aldığımız Terminal İstanbul’u tüm fonksiyonlarıyla 2027’de kullanıma açacağız” diye konuştu.

‘ÖNEMLİ BİR ADIM ATTIK’

Türkiye’yi küresel yatırımlar ve teknoloji girişimleri için merkez ülke haline getirecek adımları nisan ayında kamuoyuyla paylaştıklarını hatırlatan Erdoğan, destek enstrümanlarını güncellediklerini, müteşebbislerin ihtiyaçlarına çözüm üreten yeni programları hizmete verdiklerini belirtti. Erdoğan, “Merkez Bankamızın 750 milyar lira tahsis ettiği Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programımız bunların en başında yer alıyor. Yüksek Teknoloji Destek Programı HIT-30’la da Türkiye’nin ileri teknoloji üretim gücünü yükseltmek üzere önemli bir adım attık” dedi.

Erdoğan, KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla 250 milyarlık İmalat Sanayii Kredi Finansman Programı’nı devreye aldıklarını söyleyerek, “Yine yakın dönemde 2026-2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı’yla gelecek vizyonumuzu sizlerle paylaştık. Buna göre, veri merkezlerimizin toplam kurulu gücünü 2030 yılına kadar en az 1 gigavata ulaştıracağız. Veri merkezi, bulut bilişim ve yapay zeka altyapılarında özel sektörün öncülüğünde en az 10 milyar dolarlık kaynağı harekete geçireceğiz. Bilge Dil Modelimiz ile Türkçe yapay zeka çözümlerinin geliştirilmesini ve farklı sektörlerde yaygınlaşmasını sağlayacağız” ifadelerini kullandı. Erdoğan, şöyle konuştu:

‘SIKINTISINI ÇOK ÇEKTİK’

“Teknolojiye yaptığımız yatırımların ekonomimiz ve dijital egemenliğimiz için ne anlama geldiğini özellikle savunma sanayii alanında görüyoruz. Bakınız, savunma ve havacılık sektörümüzün 2002 yılında yerlilik oranı sadece yüzde 20, ihracatı ise 248 milyon dolar seviyesindeydi. Güvenlik kuvvetlerimizin kullandığı birçok temel malzemeyi ithal etmek zorunda kalıyorduk. Ürünü ithal etmekle iş bitmiyor, tedarikçiler bunları nerede, kime karşı ve nasıl kullanacağımıza da karışıyordu.

Kıbrıs Barış Harekatı’ndan terörle mücadeleye kadar başkalarına muhtaç olmanın sıkıntısını çok çektik. Attığımız kararlı adımlarla ülkemize ve milletimize yakışmayan bu hazin tabloya hamdolsun son verdik. Bugün savunma sanayiinde 4 bin 500’ü aşkın firma, 1400’ün üzerinde proje, 100 bine yaklaşan doğrudan istihdam ve 100 milyar doların üzerinde proje büyüklüğü ile bambaşka bir seviyeye ulaştık.

Geçen yıl 180 farklı ülke ve bölgeye 10 milyar doların üzerinde savunma ve havacılık ürünü ihraç ettik. 2026 yılının Ocak-Eylül döneminde ise ihracatımızı önceki senenin aynı dönemine kıyasla yüzde 15,6 artırarak 6,9 milyar dolara taşıdık. Bir diğer gurur verici rakam şudur. Türkiye’nin genel ihracatında kilogram başı değer 1,5 milyar dolar civarındayken, savunma sanayiinde hacimli ürünler dahil kilogram başı ihracat oranımız 65 dolara yaklaşıyor. Hatta, SİHA’larımızda kullandığımız kameraların kilogram başı değeri 20 bin dolar civarında. O kameraların içindeki dedektörlerin kilogram başı değeri ise 50 bin dolar.

Bunlar bize aslında şunu anlatıyor. Türkiye için ileri teknolojiye yatırım yapmak tercihten öte mecburiyettir. Yüksek katma değerli üretime geçişi de hızlandırmak zorundayız. Elbette bu süreçte geleneksel olarak güçlü olduğumuz sektörleri ihmal etmeyecek, onları da desteklemeye devam edeceğiz.”

‘CERRAH TİTİZLİĞİYLE OPERASYONU YÜRÜTÜYORUZ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “son haftalarda fon piyasasının belli bir kısmında nükseden bir sorunla yüzleştiklerini” belirterek, 17 Eylül’den itibaren “attıkları kararlı adımlarla sorunu kontrol altına aldıklarını” söyledi. Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Tam yetkiye sahip Fon Koordinasyon Kurulumuzu süratle oluşturduk, tıpkı bir cerrah titizliğiyle operasyonu yürütüyoruz. Kararlı, dikkatli ve çok hassas adımlarla meseleyi hakkaniyete en uygun şekilde çözüyoruz. Burada üç tane önceliğimiz var. Birincisi, tasfiyesine karar verilen fonlardaki birikimlerin yatırım sahiplerine mümkün olan en kısa sürede ödenmesi. Geçen hafta olağan tasfiyede ödemeler başladı, sorunsuz devam ediyor. Olağanüstü tasfiyelerde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan kanun teklifimizin yasalaşmasını müteakip ara ödemeler başlayacak.

İkinci önceliğimiz, manipülasyon yaparak haksız kazanç elde edenlerle hukuk önünde hesaplaşmak. Bununla ilgili yargı süreçleri dikkate alınarak icra ediliyor, yeni bilgiler ve itiraflar ışığında soruşturmalar derinleştiriliyor. Kimse kusura bakmasın. Benim ihracatçı kardeşim, bir konteyner daha fazla ürün satmak için ülke ülke dolaşırken, benim sanayici kardeşim etrafımızı saran ateş çemberine rağmen büyük bir özveriyle çalışırken, benim tüccar kardeşim, esnaf kardeşim helalinden kazanmak için adeta kılı kırk yararken, piyasa düzenbazlıklarıyla üç lirasını sadece 3-5 ayda 10’a, 20’ye, 30’a katlayana asla tolerans göstermeyecek, sağladığı fahiş kazancın bedelini ona mutlaka ödeteceğiz.

‘BİZE ZARAR VERMEK UĞRUNA…’

Üçüncü önceliğimiz, bu sürecin sermaye piyasalarımıza zarar vermeden yönetilmesidir. İlk günden beri konuda da çok özenli davrandık. Fırsatçılar ile yatırımcılar arasına net bir çizgi çekerek sorumlu bir tutum içinde olduk. Maalesef aynı itinalı yaklaşımı muhalefette ve tetikçi basın organlarında göremedik. Sırf kendilerine ekmek çıksın diye insanların itibarlarıyla oynadılar. Bize zarar vermek uğruna, Türk ekonomisinin zora girmesi için utanmadan kriz tellallığı yaptılar. Bizi siyaseten köşeye sıkıştırma adına önünü arkasını düşünmeden sermaye piyasalarımıza ateş etmekten çekinmediler. Neticede aileleriyle birlikte milyonlarca insanımızı etkileyen bu hadisede gerçekten çok kötü bir sınav verdiler. Her zaman yaptıkları gibi yine sapla samanı birbirine karıştırarak böyle bir konuda dahi ülkenin hayrına olacak isabetli bir politika üretemediler.

Şimdi burada bir hususu önemle ifade etmek istiyorum. Fon piyasasının belli bir bölümünde ortaya çıkan bu sorunu görmezden gelmek nasıl doğru bir yöntem değilse, bu sorunu siper alıp Türk sermaye piyasalarına ateş etmek, yatırımcıyı ürkütmek, korkutmak, hatta uzaklaştırmak da doğru bir yaklaşım değildir. Fon meselesi üzerinden topyekün sermaye piyasalarımızın kriminalize edilmesini hoş karşılayamayız. Her şeyden önce böyle bir yaklaşım sadece sermaye piyasalarımızı değil, reel sektörümüzü de sıkıntıya düşürecektir.

Zira sermaye piyasaları, tasarruf sahipleri ile reel sektör arasında bir finans köprüsü kurarak çok hayati bir görev icra etmektedir. Üstelik bu köprü, borç oluşturmadan, ortaklığa dayalı ve faizsiz bir şekilde kurulabildiği için ayrıca kıymetlidir. Bilhassa 2008 küresel finansal krizi sonrasında bankacılık sisteminin finansman temininde önceki dönemlere göre daha isteksiz oluşu sebebiyle, sermaye piyasalarının reel sektörü desteklemedeki rolü daha kritik hal almıştır.”

‘TÜRK EKONOMİSİNİN ALTINI OYMAK OLUR’

Bir diğer hususun, sermaye piyasalarının stratejik değerinin görüldüğü alanların başında teknoloji ve inovasyon bulunduğuna işaret eden Erdoğan, teknoloji yatırımlarının yüksek AR-GE maliyetleri ve uzun proje geliştirme süreleri sebebiyle diğer yatırım alanlarına göre daha farklı dinamiklere sahip olduğunu kaydetti. Erdoğan, teknoloji ve inovasyonun finansmanının, bankacılık sektöründen ziyade sermaye piyasalarına daha fazla hitap eden bir alan olduğunu dile getirdi. “Sermaye piyasaları sunduğu esnek ve risk paylaşımına dayalı çözümlerle inovasyon ekosisteminin gelişimine büyük katkı sağlıyor” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sermaye piyasalarını, teknoloji ve inovasyonun fikir aşamasından ticarileşmeye kadar birçok safhadaki gelişimine imkan tanıyan bir finansal vasıta olarak nitelemek yanlış olmaz. Milli teknoloji hamlemizin en önemli finansal destekleyicilerinden birini, girişim sermayesi yatırım fonlarımız oluşturuyor. Hal böyleyken, toplam fon sayısının yalnızca yüzde 4,6’sında ortaya çıkan bir sorundan yola çıkarak tüm sermaye piyasası araçlarını terörize etmek, bakın açık konuşuyorum, Türkiye ekonomisinin altını oymak olur. Ülkemizin kalkınma yürüyüşüne sabotaj düzenlemek olur. Buna ister siyasetçi, ister gazeteci hüviyeti olsun, kimsenin hakkı yoktur. Biz de zaten böyle bir fırsatçılığa izin vermeyiz.

Tekrar söylüyorum, tamahkarlara ve sahtekarlara karşı hep beraber kararlılıkla mücadele edelim. Ama sermaye piyasalarımızı safralarından kurtarırken bünyedeki sağlam organları tahrip etmeyelim. Daha önemlisi, işte bu salondaki kardeşlerim gibi gece gündüz ülkesi için çalışan, üreten, ihraç eden, istihdam sağlayan reel sektörümüzün finansal nefes borularını tıkamayalım. Bu konuda herkesten, bilhassa da mesuliyet makamında olanlardan daha özverili bir üslup kullanmalarını bekliyorum. Onlar ne yaparsa yapsın, biz devlet ciddiyeti ve sorumluluk çerçevesinde hareket etmeyi sürdüreceğiz. Milletimizin hak ve hukukunu, milletimizin selametini her türlü hesabın üstünde tutmaya devam edeceğiz.” (ANKA)

  •  

Faiz kararı yaklaşırken ekonomistlerin beklentileri belli oldu

AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistler, ekim ayında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 36’ya çekmesini bekliyor.

AA Finans’ın, TCMB’nin 22 Ekim Perşembe günü yapılacak Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına yönelik düzenlediği beklenti anketi, 20 ekonomistin katılımıyla sonuçlandı.

EKONOMİSTLER FAİZ İNDİRİMİ BEKLİYOR

Beklenti anketine katılan ekonomistlerden 19’u politika faizinin 100 baz puan, biri ise 200 baz puan indirileceğini tahmin ediyor.

Ekonomistlerin ekim ayı PPK kararı beklentilerinin medyanı politika faizinin yüzde 36’ya çekileceği yönünde oldu.

Ankete katılan ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise yüzde 35 oldu. Eylül ayında yapılan PPK toplantısında politika faizi değiştirilmemiş ve yüzde 37’de sabit tutulmuştu. (AA)

  •  

Murat Ağırel, Aylin Kotil, Emir ve Ömer Sarıgül gözaltına alındı

Fon krizi haberleri nedeniyle ev hapsinde olan gazeteci Murat Ağırel, sabah saatlerinde gözaltına alınarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün eski eşi Aylin Kotil, oğulları Emir Sarıgül ve Ömer Sarıgül hakkında gözaltı kararı verildiğini bildirdi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin sosyal hesabından yer alan paylaşımda, “Yazarımız gazeteci Murat Ağırel gözaltına alındı. Gazetemiz yazarı Murat Ağırel, sabah saatlerinde gözaltına alındı. Ağırel, evinde yapılan aramanın ardından, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gazeteci Ağırel, fon soruşturmasını haberleştirdiği için ev hapsinde bulunuyordu” ifadesine yer verildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, şunları kaydedildi:

“Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamında Alman vatandaşı K.P. ve M.B. isimli müştekilerin, yurt içi ve yurt dışında kurulan şirketler aracılığıyla kaynağı belirsiz yüksek miktarlı paraların aklanmasına yönelik işlemler gerçekleştirildiği iddiasında bulunmaları üzerine soruşturma başlatılmıştır.

Müştekiler tarafından; 80 milyon Euro tutarında bir sözleşme düzenlendiği, 100 milyon Euro tutarında havale işlemi gerçekleştirildiği, 1 milyar Euro tutarındaki bir fonun kamu gücü ve nüfuzu kullanılarak kredi yoluyla yurt dışına çıkarılmasının vaat edildiği ve 1,5 milyon Euro tutarında tekne satışı gerçekleştirildiği ileri sürülmüştür.

Müştekilerin ayrıca, konuya ilişkin bilgi ve belgeleri gazeteci Murat Ağırel’e ilettikleri, söz konusu bilgi ve belgelerin ilgili kişilere aktarılmasının ardından tehdit edildikleri yönündeki beyanları ile sundukları ses ve görüntü kayıtları ve soruşturma kapsamında elde edilen deliller birlikte değerlendirilerek şüpheliler Emir Sarıgül, Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş, Cavidan Tanrah Artuner ve Murat Ağırel hakkında gözaltı talimatı verilmiştir.

TBMM 28. Dönem Milletvekili Mustafa Sarıgül hakkındaki iddialar, ayrı değerlendirilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilecektir.

Soruşturma işlemleri devam etmektedir.”

  •  

ABB konser davası ertelendi

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) 2021-2024 dönemindeki konser harcamalarına ilişkin 14 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, aralarında Hacı Ali Bozkurt, Onur Evren, Selahattin Çelikkaya’nın da bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ile taraf avukatları katıldı.

Mahkeme başkanı, celse arasında bilirkişi raporunun geldiğini belirterek taraf avukatlarına söz verdi.

Taraf avukatları, bilirkişi raporuna yönelik yazılı beyanlarını sunduklarını söyledi.

Adli kontrol hükümlerine ve bilirkişi raporuna yönelik görüşü sorulan Cumhuriyet savcısı, mahkemeden, sanıklar hakkındaki adli kontrol şartlarının devamını ve alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi için ek rapor alınmasını istedi.

AA’nın haberine göre sanık avukatları, bilirkişi raporuna katıldıklarını, gelinen aşamada ek rapor alınmasının yargılamayı uzatacağını ve bu sebeple dosyanın esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için cumhuriyet savcısına gönderilmesini talep ettiklerini belirtti.

Bilirkişi raporunda dosyaya konu konserlerin piyasa rayiç bedellerine uygun olarak yapıldığı ve kamu zararının bulunmadığına dair tespitlerin yer aldığını belirten sanık avukatları, mahkemeden, yeni veya ek bir rapor alınmamasını ve müvekkilleri hakkında adli kontrol kararının kaldırılmasını talep etti.

DURUŞMA ERTELENDİ

Ara kararını açıklayan mahkeme, sanıklar Hacı Ali Bozkurt, Onur Evren ve Selahattin Çelikkaya hakkında “imza” şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, Üstün Alpay hakkında “yurt dışına çıkış yasağı” şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, diğer sanıkların ise mevcut hallerinin devamına karar verdi.

Mahkeme, dosyaya gelen bilirkişi raporlarının tekrar değerlendirilmesi için ek rapor alınmasına karar vererek duruşmayı 16 Aralık’a erteledi.

  •  

Fon Kurulu toplandı: ’43 bin 643 yatırımcıya toplam 6,4 milyar TL ödendi’

İletişim Başkanlığı’nın resmi X hesabından yapılan paylaşımda şunlar kaydedildi:

“Beşinci Fon Kurulu Toplantısı, Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında gerçekleştirilmiştir. Toplantıya Adalet Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile bu bakanlıklarımızın ilgili kurum ve kuruluşları katılmıştır. Kurulun önceki toplantı kararlarının gerçekleştirmesini temin edecek, Sermaye Piyasası Kurulunca tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarında tasfiye sürecinin adil, şeffaf ve etkin şekilde yürütülmesi ve ödemelerin hukuki güvenceye kavuşturulmasını sağlayacak Kanun Teklifi 09.10.2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuştur. Teklifin 14.10.2026 tarihinde TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda görüşülmesi öngörülmektedir.

Gelinen aşamada; geçtiğimiz hafta Ziraat Bankası tarafından A1, Bulls ve Pardus’un yönetimindeki fonlarda bulunan 43 bin 643 yatırımcıya toplam 6,4 milyar TL ödenmiştir. Söz konusu bu 3 portföy yönetim şirketinin geriye kalan 49 fonu kapsamında, toplam 34,1 Milyar TL tutarında tasfiye sürecinin bu hafta sonuna kadar tamamlanması hedeflenmektedir. Böylelikle, 3 portföy yönetim şirketindeki toplam 66 ayrı yatırım fonunda bulunan 45 bin 745 kişiye toplam 40,5 Milyar TL tutarındaki ayni ve nakdi tasfiye tamamlanmış olacaktır.

Diğer taraftan TBMM gündeminde yer alan teklifin yasalaşmasının ardından tasfiye sürecinde yer alan diğer 65 fona ait ara ödemelerin de ivedilikle tamamlanması hedeflenmektedir.”

  •  

Kolektif Batı bazı ülkelerin sporcularına karşı baskıyı sona erdirme niyetinde değil 

Okay Deprem yazdı…

Çok yakınlarda, tam olarak 31 Ekim’de Afrika tarihindeki ilk kıtasal Olimpiyatlar Senegal’de başlayacak. “IV. Yaz Gençlik Olimpiyat Oyunları”ndan bahsediyoruz. Buna rağmen açık internet kaynaklarında yaklaşan etkinliğe dair fazla bir haber ve yazı her nedense gözükmüyor. Nitekim Uluslararası Olimpiyat Komitesi’yle (IOC) bağlantılı ortam ve platformlarda bile söz konusu müsabakalara ilişkin hemen hemen doğru düzgün bir bilgi ve yoruma rastlanmıyor. Bu arada Rusya’nın milli takımı da dört yılı aşkın bir zaman sonra Senegal’in başkenti Dakar’daki Olimpiyatlar vesilesiyle ilk kez benzeri çapta uluslararası bir spor organizasyonunda ülkesinin bayrağını taşıyıp marşını dinletme imkanı bulacak. Bir yandan rahat bir nefes alıp küresel spor dünyasında “adaletin yerine geldiğini” söyleyebiliyoruz, ancak diğer yandan siyasi uzmanlar ve spor analistlerinin tümü aynı değil. Senegal’de Rusya takımı sadece 13 sporcu ve bir düzine de antrenör tarafından temsil edilecek. Benzer uluslararası spor etkinliklerine genellikle 400 – 500 arasında profesyonel sporcuyla katılagelen bir spor ülkesi için herşeye rağmen uzak ara yeterli bir sayı değil gibi gözüküyor. Bu sefer Rusyalı sporcuların sadece jimnastik, bisiklet, yüzme, dövüş sporları, eskrim ve binicilik sahalarında yarışmalara katılmaları bekleniyor. Senegal’in başşehrindeki müsabakalarda 25 spor dalında toplam 153 ödülün verilmesi bekleniyor.  

IOC BAŞKANI KİRSTY COVENTRY’NİN “TAVSİYE KARARI” DA GİDİŞATI TEMELDEN DEĞİŞTİREMEDİ

Spor federasyonlarını, siyasallaştırılmış yaptırımlarını kaldırmaya çağıran IOC Başkanı Kirsty Coventry’nin (bu arada kendisi de köken olarak Afrika’yı temsil ediyor) tavsiye ve uyarılarından sonra bile, milliyete dayalı kısıtlamalar adeta hiçbir şey olmamış gibi devam etti ve daha da sürüyor. Nitekim Anglo-Saksonların uzun yıllar yönetegeldikleri “Uluslararası Atletizm Federasyonu”, 2026’da Rusyalılara tek bir kota dahi ayırmadı. Önceki üç yaz boyunca gençlik turnuvalarında üst üste Rusya Federasyonu takımının resmi olmayan madalya sıralamasında kazanmak için mücadele etmiş olmasına rağmen… Örneğin 2010’da Singapur’da, 2014’te de Çin’in Nankin kentinde Rusya’nın takımı sadece Çin takımının arkasında kalmıştı. Ve 2018’de Buenos Aires’teki Gençlik Olimpiyatları’nda, altın olanlar dahil olmak üzere, en çok madalyayı toplayan takım olmuşlardı. Bu, Batılı spor yetkililerinin “ana rakiplerini” ortadan kaldırmak için mümkün olan her şeyi yapmaya iten temel neden değil de, başka ne olarak yorumlanabilir?!.. 

LORENZO PACİNİ: “ ‘BİREYSEL SORUMLULUK’ İLE ‘TOPLU CEZA’ ARASINDAKİ SINIRI AYIRT ETMEK ZORLAŞIYOR”

Yukarıda bahsedilen eylem ve yaklaşımları; spor bürokratlarının «sakıncalı” ülkeler üzerinde bir baskı aracına dönüştürme girişimi olarak gören İtalyan Belluno Üniversitesi’nde siyaset felsefesi ve jeopolitika alanında doçent olan Lorenzo Pacini geçenlerde kendisiyle yapılan bir röportajda konuyla alakalı bakın neler söylüyor: “Temel sorun, uluslararası sporun giderek siyasi mülahazalara tabi olmasıdır. IOC, sporcuların hükümetlerinin eylemleri nedeniyle cezalandırılmaması gerektiği ilkesine geri dönmeyi önerebilir, ancak bu ilkenin uygulanması tek tek uluslararası federasyonlara, ulusal Olimpiyat komitelerine ve de siyasi duruma bağlı. Bence böylesine bir kararsızlığın birkaç nedeni var. Her şeyden önce, birçok spor federasyonu siyasi baskılardan ve itibar kayıplarından korkuyor. Rusyalı sporcuların geri dönüşü hükümetlerden, sponsorlardan, ulusal federasyonlardan ve ilgili ülkelerin halklarının bir kısmından eleştiri alabilir. Bu nedenle, bazı spor kurumları açısından, yasal veya etik gerekçeler tartışmalı olsa bile, ‘sınırların korunması’ en az riskli adım gibi görünüyor. İkincisi, uluslararası federasyonlar kendi müsabakalarını düzenlemekte özerkliğe sahip olduklarından, IOC’nin tavsiye ve yönlendirmeleri federasyonların kurallarını ve kararlarını otomatik olarak iptal etmiş olmuyor. Bu nedenle de Olimpiyat Komitesi tek tip bir yaklaşım talep edebilir, ancak ortak bir karar empoze edemez… Üçüncüsü, tarafsız statüdeki sporcuların kabulü ile sportif hakların tamamen geri kazanılması arasında ayrım yapmak gerekiyor. Tarafsız statü, kabul için ek gereklilikler getirirken ulusal bayrağı, marşı ve milli sembolleri hariç tutar. Bu nedenle, sporcuların turnuvalara katılımı için federasyonun resmi rızasına bile, onları önemli ölçüde sınırlayan koşullar pekala eşlik edebilir. Bence bu durum temel bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor. Spor kendisini siyasetin dışında evrensel bir kurum olarak konumlandırıyor, ancak yönetim organları jeopolitik ihtilafları yansıtan bir araca dönüşmüş oluyor. Bir sporcu kişisel davranışından ziyade milliyeti nedeniyle uzaklaştırıldığında, ‘bireysel sorumluluk’ ile ‘toplu ceza’ arasındaki sınırı ayırt etmek daha da zor hale geliyor…”

 

  •  

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüşen Erdoğan ‘Husi saldırılarını’ kınandı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın resmi X hesabından yapılan paylaşımda, görüşmeye ilişkin şunlar kaydedildi:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede bölgemizdeki son gelişmeler ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak Suudi Arabistan topraklarını hedef alan Husi saldırılarını en güçlü şekilde kınadığımızı belirtti, hayatını kaybedenler için üzüntülerini ve başsağlığı dileklerini ifade etti. Cumhurbaşkanımız önümüzdeki süreçte de Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın yanında olacağını ve bu sınamanın aşılacağına inandığını belirtti.”

SUUDİ ARABİSTAN-ENSARULLAH ÇATIŞMASI

Yemen’de hükümet güçleriyle Ensarullah Hareketi (Husiler) arasındaki çatışmalar son dönemde artarken, Husiler, kendilerine saldırı düzenlendiğini öne sürerek, Suudi Arabistan’ı balistik füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alıyor.

Yemen, Husilerin Eylül 2014’te başkent Sana’yı ve bazı vilayetleri kontrol etmesinin ardından başlayan iç savaşa sahne oluyor.

Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu, Mart 2015’ten Yemen hükümetine destek veriyor.

YEMEN HÜKÜMET GÜÇLERİNDEN TAİZ’E HAVA SALDIRILARI

Yemen’in devlet televizyonu Saba da savaş uçaklarının Taiz’in batısındaki Dabab bölgesine 5, güneyindeki Misrah ilçesine 4 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Husi unsurlarının ve askeri teçhizatın hedef alındığı belirtilen haberde, saldırıların sonuçlarına ilişkin bilgi verilmedi.

Husilere bağlı El-Mesire televizyonu ise Suudi Arabistan savaş uçaklarının ülkenin kuzeyindeki Sada ilinin Gamr ilçesinde iletişim altyapısını hedef aldığını, Marran bölgesine de hava saldırısı düzenlediğini ileri sürdü.

Yemen Ordu Sözcüsü Macid en-Nuzeyli, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Husilere karşı “Yemen Şafağı” operasyonu kapsamında 1879 hassas ve doğrudan saldırı düzenlendiğini belirtti.

Nuzeyli, Husilere ait askeri hedeflere düzenlenen saldırılarda 950 Husinin etkisiz hale getirildiğini, 380 askeri aracın imha edildiğini veya kullanılamaz hale getirildiğini aktardı.

Operasyonların savaş uçakları, insansız hava araçları (İHA), topçu atışları, çok namlulu roketatarlar ve keskin nişancılarla düzenlendiğini belirten Nuzeyli, Husilere ait askeri hedeflerin vurulduğunu kaydetti.

Nuzeyli, Yemen’in güneybatısındaki Taiz’e düzenledikleri hava saldırılarında Husilerin cephelere gönderdiği takviye birlikleri ve konvoyları hedef aldıklarını belirtti.

Yemen ordusunun Husilerden geri alınan bölgelerde mayın ve el yapımı patlayıcıları temizlemeyi sürdürdüğünü aktaran Nuzeyli, söz konusu bölgelerin askeri birlikler ve halkın dönüşü için güvenli hale getirildiğini ifade etti.

  •  

Türk’ün hibrit savaşı: Hatay

Ömer Faruk Çelik yazdı…

“Arap Baharı” adıyla anılan Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi sürecinde yoğun olarak karşımıza çıkan, ardından Rusya’nın da Ukrayna’da uygulamaya koyduğu Hibrit Savaş Konsepti; son çeyrek asrın modern savaş yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Suriye, Mısır, Libya ve Ukrayna başta olmak üzere birçok ülkede halk sokağa inmiş, toplumsal olaylar çıkmış, silahlı örgütler kurulmuştur. Kimi ülkelerin yöneticileri değişmiş, kimi ülkeler parçalanmış, kimi ülkelerde devlet otoritesi yok olmuştur.

Açık bir savaş ilanının olmadığı ancak hedef ülkeye yönelik birçok enstrümanın aynı anda ve tek merkezden yönetilmesiyle yapılan hibrit savaş özellikle Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle de tam manasıyla doktrin olarak kabul edilmiş ve gerek ABD gerekse de NATO’da Rus hibrit savaşına yönelik önemler alınmaya başlanmıştır. Bu noktada Batılıların hibrit savaş konseptini Rusların saldırgan politikalarının doktriner kanıtı olarak göstermesi ve sadece Ruslar saldırıyor, Batılılar kendilerine koruyor gibi bir algının ortaya çıkması manidardır. Yukarıda belirtildiği gibi Ortadoğu’da birçok devlet bu yöntemin hedefi olmuştur.

Planlayıcı ülkenin hedef ülkede iç savaş çıkarmak ve hükümetleri devirmek, ülkeleri parçalamak ya da ilhak etmek için uyguladığı bu konseptin birçok adımı bulunmakta ve yıllar sürebilmektedir. Hedef ülkeye yönelik ekonomik, siyasi ve sosyal operasyonlar, toplumsal kutuplaşmanın sağlanması, sokak olaylarının çıkarılması, enformasyonun kontrol altına alınarak halkın yönlendirilmesi, siber operasyonların yapılması, ajanlar vasıtasıyla operatif faaliyetlere girişilmesi hibrit savaşın temel uygulamalarıdır. Temelde askerî bir doktrin olmasına karşın başta istihbarat teşkilatları olmak üzere ekonomistler, sosyologlar ve birçok uzman bu planda büyük görevler ifa etmektedir.

Bu noktada belirtilmelidir ki hibrit savaş konseptine bazı eleştiriler de gelmiştir. Yukarıda zikredilen uygulamaların tarih boyunca hep uygulandığı, yeni olan bir şeyin olmadığı en temel eleştiridir. Belki de bu konseptin kendisini bu kadar kabul ettirmesinin sebebi merkezi bir yapı tarafından bu kadar çok faaliyetin organize edilmesi ve sürekli artan teknoloji ve enformasyon yeteneklerinin ülkelerin kaderini artık bu denli değiştirebilmesidir.

Ancak tarihsel eleştirisinin belirli bir noktaya kadar haklılık payı olduğu da kesindir. Bir ülkeye savaş ilan etmeden o ülkeyi ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan çökerterek ele geçirmek tarihte sadece bugün görülen bir hadise değildir. Bende bu noktadan hareketle özellikle bu konseptin Türkiye’nin komşularında bu kadar çok uygulanması ve Türkiye ile ilgili planları olan emperyalist güçler nedeniyle Türkiye’de bu konsepti tanıtmaya yarayacak bir tarihsel örnek bulmak istedim. Özellikle Rus hibrit savaş konsepti olarak ifade edilebilecek Gerasimov Doktrininin, hibrit savaşın sahadaki tüm adımlarını anlatması, bulacağım tarihsel örneğin kıyaslanabilirliğini sağlamıştır. Bu bağlamda yaptığım araştırmalardan elde ettiğim sonuçla Hatay Devleti’nin kurulması ve Türkiye’ye ilhakı, tam anlamıyla hibrit savaş konsepti için tarihsel bir örnek olarak karşımıza çıkmıştır. Elde ettiğim bulgularla yazdığım akademik makalemin yayınlandığını da belirtmek isterim.
Şimdi Atatürk önderliğinde yeni yeni ayakları üzerinde durmaya başlamış genç cumhuriyetin, dönemin büyük güçlerinden Fransa ile yaptığı ve hibrit mücadelenin, her alanda hasmını yene yene elde ettiği hibrit zaferi detaylandıracağız. Makalede belirtilen tüm yargıların akademik kaynaklar ve arşiv belgelerine dayandığını tekrar hatırlatmak isterim.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULURKEN HATAY’IN DURUMU

Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla işgallerine başlayan emperyal güçlerden Fransa, Maraş’a kadar işgale girişmiş ve o dönemki adıyla “İskenderun Sancağı” ismiyle İskenderun’da ayrı bir hükümet kurmuştur. İskenderun, Misak-ı Milli içerisinde yer almasına karşın güney illerinin kurtarılması karşılığında Fransa işgal bölgesinde kalmıştır. Ancak Atatürk, İskenderun’un Suriye merkez yönetiminden ayrı olan yerel hükümet vasfının kaybolmamasını, Türkçe’nin bu hükümette resmî dil olmasını ve burada yaşayan Türklerin kültürel varlıklarını koruyup geliştirmesine karışılmayacağını 1921 tarihli Ankara anlaşmasıyla imza altına almıştır. Bu imza, ileride yapılacak tüm faaliyetlerin hukuki zeminini teşkil etmiştir.

Anlaşmadan sonra Fransa tarafından Türklere ayrımcı tavır takınılmış ve anlaşmanın şartlarına riayet edilmemiştir. Bunun üzerine İskenderun Sancağında yaşayan birçok Türk Adana, Mersin ve İstanbul’a göç etmiştir. İleride Hatay Cumhurbaşkanı olacak olan Tayfur Sökmen’de bu göç edenler arasındadır.

Türkiye her ne kadar Fransa ile bu anlaşmayı yapmış olsa da İskenderun Türklerinin talebiyle konuyu Lozan görüşmelerinde tekrar açmıştır ancak Fransızlar ikna edilememiştir. Yine de bu durum Türkiye’nin Hatay’ın sınır dışında kalmasını kabullenemediğini göstermesi bakımından önemlidir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULMASI VE HATAY İLE İLİŞKİLER

Türkiye Lozan’daki denemesi başarısız olduktan sonra Hatay ile ilişkisini kesmemiş ve Atatürk 1925 ve 1926 yıllarında bölgeye giderek ziyaretlerde bulunmuştur. Hataylılar ise sanki Türkiye toprağıymış gibi davranmış ve Türkiye’de uygulanmaya konan devrimleri kendi şehirlerinde uygulamaya başlamıştır. Örneğin Türkiye’de şapka inkılabı yapıldığında Hataylılar da fesi bırakıp şapkaya geçmiş, harf inkılabı yapıldığına Latin harflerini öğrenmek için eğitimler almaya çalışmışlardır. Ancak bu dönemin ardından Türkiye-Hatay ilişkilerinde birkaç yıl boyunca bir değişiklik meydana gelmemiştir. Yaklaşık 10 yıllık bir sürenin ardından 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanması ve Türkiye’nin boğazlardaki egemenliğini geri almasıyla genç cumhuriyetin uluslararası tüm krizleri bitme noktasına gelmiştir. Ancak tam bu nokta herkesten farklı olarak Atatürk sıranın Hatay meselesine geldiğini belirtmiş ve yeni bir süreci başlatmıştır.

Bu süreçte Suriye’de mandater ülke olan Fransızların Suriye’ye ve Lübnan’a bağımsızlık vermek istemesi Hatay sürecinde mücadelenin başladığı andır denebilir. Çünkü Fransızlar İskenderun Sancağını kaldırılarak Suriye Devleti’ne bağlamak istemiş, bu durum Türkiye ile Fransa arasındaki tüm ilişkileri bitirme noktasına getirmiştir. Türkiye Fransa’nın bu tutumunun 1921 Ankara Anlaşması’na aykırı olduğunu ve kabul etmeyeceğini ilan etmiştir. Milletler Cemiyetine başvurarak Suriye ve Lübnan’a verilen bağımsızlıkların İskenderun Sancağına da verilmesini istemiştir.

HİBRİT SAVAŞ BAŞLIYOR

Mandater rejimin bağımsız devletlere bölündüğü aşamada Türkiye ilk planda Hatay’ı doğrudan istemek yerine uluslararası dengeyi gözeterek Hatay’ın bağımsızlığını temel politika olarak belirlemiş, bağımsızlığın ardından çoğunluğunu Türklerin teşkil edeceği devletin Türkiye’ye ileride katılacağını öngörmüştür. Bundan dolayı bütün mücadele önce Hatay’ın bağımsız devlet olması üzerine kurgulanmıştır. Bağımsız Hatay Devleti’nin kurulabilmesi karşılığında Fransızlara Hatay-Suriye-Lübnan konfederasyonunun kabul edebileceğini bile bildirmiştir. Ancak bu teklif Fransızlarca kabul görmemiştir.

Atatürk bizzat Tayfur Sökmen’i çağırıp “Sökmen bugünden itibaren davaya resmen el konuldu. Antakya-İskenderun havalisinin ismi bundan böyle Hatay’dır. Cemiyetinizin adını “Hatay Egemenlik Cemiyeti” olarak değiştirin ve faaliyetinizi bu isim altında yürütün. Gazamız mübarek olsun, Allah utandırmasın ve muvaffak etsin.” demiş, Hibrit Savaşı doğrudan yöneteceğini bildirmiştir. Hemen ardından dönemin İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Dış İşleri Genel Sekreteri, dönemin Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı, Emniyet Genel Müdürü, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nden oluşan merkezi bir yapı kurmuştur. Bu merkezin Hatay’daki temsilcisi ise Tayfur Sökmendir. Kurulan bu merkez Hatay meselesini doğrudan yönetecektir. Modern hibrit savaş konseptinin en belirgin özelliği olan merkezi idarenin, konseptten yaklaşık bir asır önce Türk Hibrit Savaşı’nda da görülmesi önemlidir.

Bunun ardından Atatürk ilk faaliyet olarak bölgenin asıl sakinlerinin Türkler olduğunu ve binlerce yıldır orada yaşadıklarını gösterebilmek için bundan sonra bölgeye “Hatay” deneceğini o dönemki Türk tarih teziyle açıklamıştır. Bu adım bölgenin Suriye’den sosyolojik olarak koparılması için adılmış bir psikolojik harp adımıdır. Yine bu adım ileride kurulacak devletin Türkiye ile birleşmesinin sosyolojik zeminini oluşturacaktır. Türkiye’deki kamuoyunun yönlendirilmesi için gazetelerde Hatay haberleri yapılmaya başlanmıştır. Hatay toplumunun tavrının Türkiye’den yana olması da yapılan faaliyetlerin hızla karşılık bulmasına ve Hibrit Savaş’ın temeli olan toplumsal kutuplaşma ve kamplaşmanın yaratılmadan doğrudan diğer faaliyetlere geçilmesine olanak sağlamıştır. Ancak yine de Hatay’da Halk evleri açılmış, Halk Partisi kurulmuş, Hatay Egemenlik Cemiyeti her vilayette şubeleşmiş ve toplumun bölünmesi ve kontrolden çıkması olasılığı en aza indirilmiştir.

Ardından Türk istihbaratının sahaya indiği görülmektedir. İlk etapta olası sıcak çatışma riskine binaen Fransızların Hatay’daki askerî gücü tespit edilmek istenmiştir. Arşiv belgelerinde Sancakta yer alan tüm Fransız birlikleri sahip oldukları silah, teçhizat vb. ile subay sayısından, erbaşların hangi sömürgeden kaç adet getirildiğine kadar teker teker tespit edilmiş ve bulundukları yerlere göre tasniflenerek tam kapsamlı rapor olarak Ankara’ya iletilmiştir.

Bir yandan sahaya yerleşen Türkiye, diğer yandan da uluslararası baskısına devam etmiştir. Türkiye’nin yoğun faaliyetleri sonucu Fransa konunun Milletler Cemiyeti’ne götürülmesini kabul etmiştir. Milletler Cemiyeti’nin bölgeye bir gözlemci heyeti göndererek Sancak bölgesinin geleceğine dair bir tasarı hazırlamaya karar vermesi ise Fransızları endişelendirmiş ve Suriye ile Lübnan’a vereceği bağımsızlığı ertelediğini duyurmuştur. Fransızların İskenderun’unun kontrolünü kaybetme ihtimalini görüp süreci tıkamaya ve İskenderun’daki Türklere zulmetmeye başlaması Türkiye’nin büyük tepkisini çekmiş ve Atatürk hasta olmasına rağmen güney illerini teftişe çıkmış ve askeri birlikleri kontrol etmiştir. Bu faaliyet İngiliz ve Fransız basınında şaşkınlık ve büyük yankı bulmuştur. Yine bu sırada Milletler Cemiyeti’nde Türkiye’nin tezini desteklemeleri için Sovyetler Birliği ve İran’la iletişime geçilmiştir. Diplomatik savaş ve hasma karşı uluslararası baskı oluşturma adımları çok net bir şekilde uygulanmıştır.

Türkiye bir yandan Milletler Cemiyeti’nin vereceği olumsuz karara karşılık askerî hazırlık yapmakta, diğer yanda ise bağımsızlık kararı verilirse oluşacak devletin hazırlıklarını yapmaya başlamıştır. Hatay Anayasası’nın yazılması için komisyon kurulmuştur. Bu süreçte Fransızlar Aleviler ile Türklerin arasını açmak için faaliyetlere girişmiş, İskenderun’daki Ermeni ve Çerkezleri silahlandırmış, Türklerin bölgeyi terk etmesi için bu silahları çetelerle saldırılara girişmiştir. Türk istihbaratı bölgede alan hakimiyetini daha önce sağladığından yapılan tüm faaliyetler tespit edilmiş ve müdahale edilmiştir.

Bu noktada uluslararası camiada yaşanan olaylar Fransa’nın tavırlarında bir yumuşamaya sebebiyet vermiştir. Almanların Çekoslovakya’yı, İtalyanların ise Arnavutluk’u işgali, yeni bir dünya savaşının yaklaşmakta olduğunu hissettirmiştir. Bu nedenle Fransızlar özerk bir Hatay idaresinin kurulmasına razı olmuştur. Türkiye’de ise bir yandan sınırda tatbikat yapılmakta, bir yandan tüm ülke sokaklara çağırılmakta ve milyonlarca vatandaşın katıldığı mitingler yapılmaktadır. Öte yandan Atatürk’ün emriyle Hatay’ın bir iki günde ele geçirileceği, hatta bu kuvvetlerin tüm Suriye’yi ele geçirebileceğine dair köşe yazıları gazetelerde yayınlanmaktadır. Bunlara ilaveten “Hatay’da Türklere yapılan Mezalim” isimli bir propaganda broşürü hazırlanmış ve özellikle Ortadoğu ülkelerine dağıtılmıştır. Arşiv belgelerinde bu broşürün Türkçe ve Arapça basılarak ve Mısır, Irak, Filistin, Hicaz ve Suriye’ye ulaştırılmaya çalışıldığı görülmüştür.

Milletler Cemiyeti’nin gönderdiği heyet, içişlerinde tamamen bağımsız, askeri olmayan ancak 1500 jandarması olabilecek, resmi dili Türkçe olan, dış işlerinde ise kısmen Suriye’ye bağlı ayrı bir varlık olarak Hatay Devleti’ni tanımlamıştır. Yapılan hibrit savaş ilk başarısını kazanmış ve Hatay’ın bağımsız devlet yapısının temeli atılmıştır. Ancak Fransızlar, Türk çoğunluğun yönetimi ele alarak bir Türk devletinin kurulmasını engellemek adına toplumsal karışıklıklar çıkarmış, asılan Hatay Devleti bayrağını tanımadıklarını bildirmiştir. Türkiye ise Fransızların bu tutumunun ardından Fransa ile yapılan anlaşmaları tek taraflı feshettiğini duyurmuştur. İlişkiler tekrar durma noktasına getirilmiştir.

Hatay anayasasına göre etnik ve dini cemaatlerin üye sayısına binaen milletvekili sayısı belirlenmektedir. Fransızlar bu nedenle Türklerin bölgeden göç etmesi için Arapları ayaklandırmış, Ermeni ve Hristiyan çeteler kurarak Türklere saldırtma stratejisini devam ettirmiş ve çevre vilayetlerden çeteler toplayarak Hatay’a göndermiştir. Atatürk ise bu gelişmeler karşısında Fransa büyükelçisini çağırarak “Şayet binde bir ihtimal bile varsa Cumhurreisliği’nden ayrılıp Hatay’a geçeceğim, orada mücadeleye devam edeceğim!” demiştir.

Atatürk ilerleyen hastalığına rağmen Mersin ve Adana’ya giderek askerî törenler düzenletmiş ve sınıra 30 bin kişilik ordu konuşlandırılmıştır. “Ecnebi sefirlere deyiniz ki Atatürk Mersin’dedir ve Hatay meselesi halledilene kadar Mersin’de kalacaktır.” demiş Türkiye’nin ne olursa olsun taviz vermeyeceğini tekrar göstermiştir. Türkiye’nin askerî müdahaleye hazırlanmasına binaen Fransa kışkırtıcı faaliyetlerini geçici olarak durdurmuş ve Türk ve Fransız askerlerinin ortak gözetiminde seçimlerin yapılmasını kabul etmiştir.

Fransa seçimlerde Türklerin oylarının bölünmesi için “Müslüman” partisi kurdurmuş, Alevilere ayrı bir millet oldukları propagandasını yapmıştır. Yine aynı dönemde Fransızların Dersim isyanına silah ve mühimmat gönderdiği görülmektedir. Fransızların Türkiye’nin dikkatini ülke içine çekmek için Dersim isyanını desteklemeleri Türk istihbaratı tarafından tespit edilmiş ve belgelendirilmiştir. Türkiye ise seçimler için özel bir komisyon kurmuş, Hatay Halk Partisi ve Halk Evleri ile karşı propagandaya geçmiş ve Alevilerle bir kısım Araplar kazanılıp bunların Türk seçmen listelerine yazılmaları sağlanmıştır. Sadece bununla yetinilmemiş Türkiye’de yaşayan Sancak doğumluların Sancak’a gönderilmesi sağlanmış ve seçimler garanti altına alınmaya çalışılmıştır.

Fransa, Türkiye’nin Aleviler ve Müslümanlara yönelik propaganda faaliyetlerine karşı koyamamış ve Hatay halkının çoğu kendisinin Türk olduğunu seçmen kayıtlarında ifade etmiştir. Bundan dolayı Türk listesi 40 milletvekilinin 22’sini alarak çoğunluğu elde etmiştir. Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, Hatay Meclis Başkanı ise Abdülgani Türkmen olmuştur. Devlet kurulur kurulmaz Türkiye’nin hazırladığı anayasa kabul edilmiş ve Türkiye’de yürürlükte olan kanunlar aynen kabul edilmiştir. İstiklal Marşı, Hatay’ın da milli marşı olarak kabul edilmiştir. Türkiye ile kanunsal entegrasyon için Dışişleri bünyesinde komisyon kurulmuştur. Öyle ki meclisin yasama ve tatil dönemleri bile aynı yapılarak tam entegrasyon yoluna gidilmiştir.

Türkiye yeni kurulan devleti kontrol altına alabilmek için Anayasada belirtilen 1500 kişilik jandarmayı doğrudan Türkiye’den göndermiştir. Sadece jandarma değil, özellikle Hatay doğumlular öncelikli olmak üzere devlet memurları, zabıtalar, müfettişler, gümrük memurlar ve uzmanlar göndermiştir. Bu kişilerin maaşları doğrudan Türkiye tarafından ödenmiş, kıdem haklarının aynen devam ettiği, geride kalan ailelerine devletin yardım ettiği de arşiv belgelerinde görülmüştür. Bu toplumsal operasyon neticesinde tam olarak kaç kişinin Hatay’a gönderildiği bilinmemekle beraber Paris’te yayın yapan bir Ermeni gazetesinde 3 ila 7 bin arasında kişinin gönderildiği tahminini paylaşmıştır. Bu göçler sayesinde devlet kadroları tamamen Türkiye kontrolüne alınmıştır.
Türkiye’nin Hatay Devleti’nde kontrolü ele aldığını fark eden Fransızlar, Hatay’daki nüfuzunu kaybetmek istememiş ve kurulan devletin her faaliyetine zorluk çıkarmaya devam etmişlerdir. Gümrük teşkilatı kurulmasını manda yönetimine düşmanlık olarak tanımlamış, ekonomik kriz çıkması için İskenderun limanını kapatmış, Fransa’ya ihraç edilen malları almaktan vazgeçmiştir. Un ve buğday girişini engellemiş, Suriye gümrüklerini kapattırmış ve Hatay’da ekonomik sebepli iç karışıklık çıkarmaya çalışmıştır. Hatay’daki Ermeni, Kürt ve Arapları bir araya getirip silahlandırmayı ve hükümete isyan etmelerini sağlamaya çalışmıştır. Türk istihbaratı ise tüm bu faaliyetleri çoktan izlemeye almış ve gerekli müdahaleleri yapmaya başlamıştır. Fransızların tüm bu girişimlerine rağmen başarıya ulaşamamalarının sebebi Türk istihbaratının sürece tamamen hâkim olmasından kaynaklanmaktadır.

Fransızların çıkarmaya çalıştıkları ekonomik kriz ise beklenenin aksine Hatay ile Türkiye’nin entegrasyon sürecini hızlandırmıştır. Yaşanan ekonomik savaşta Hatay, Türkiye ile arasındaki gümrüğü kaldırarak cevap vermiştir. Gerekli mallar doğrudan Türkiye’den gönderilmiştir. Hemen Türk Lirası’nın Hatay’da kullanılması, gümrük muhafaza için subay ve deniz motoru gönderilmesi, Hatay ve Türkiye arasında PTT faaliyetlerinin yurtiçi tarifesi üzerinden gerçekleştirilmesi, sınırda yalnızca kimlik belgesi ile geçişin sağlanması ve Hatay’a T.C. Merkez Bankası şubesinin açılmasını kararlaştırmıştır. Hatay gümrüğünü yönetmek üzere Gümrük ve Tekel Bakanlığı personellerinden bir heyet Hatay’a gönderilmiştir. Bu süreç Türkiye’nin belki de yıllar sonra uygulayabileceği bir hamleyken, Fransa’nın müdahalesi ile hemen uygulanmış ve Hatay’ın Türkiye’nin tam kontrolüne girmesiyle sonuçlanmıştır.

Türkiye bir yandan Fransızların bu faaliyetleriyle uğraşırken bir yandan da ilhak sürecinin başarılı bir şekilde ilerlemesi durumunda ne olacağına dair hazırlıklara bile başlamıştır. Başbakan’ın emri üzerine yapılan çalışmada, Hatay’ın anavatana katılması durumunda Hatay’ın nüfus itibariyle TBMM’de 7 milletvekili çıkarabileceği tespit edilmiştir. Antakya başkonsolosu Fethi Denli’nin Hatay valisi olması, Hatay davasında çalışmış olanlara “İstiklal Madalyası” verilmesi gibi hususlar kararlaştırılmıştır. Hatay’a girecek askerî birliklerin hazırlanması da başlayan diğer bir hazırlıktır.

Bu hamlenin ardından ise Türkiye artık defacto olarak ilhak manasına gelebilecek hamleler yapmaya başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin dini ve milli bayramları aynen kabul edilerek, 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim ve dini bayramlar, Hatay meclisince kabul edilmiştir. Türkiye ise Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’i Antalya’dan, Hatay Meclis Başkanı Abdurrahman Melek’i ise Gaziantep’ten milletvekili seçtirerek TBMM’ye sokmuş ve Hatay’ın kendi parçası olduğunu gayri resmî olarak ilan etmiştir denebilir. Bu isimler hem Hatay’daki kendi görevlerini yürütmüş hem de TBMM’ye gelerek Hatay hakkında bildirimlerde bulunmuşlardır. Tüm bu faaliyetler sonucu Fransızlar Hatay’ı tamamen kaybettiğini anlamış ve ilhakı tanımak zorunda kalmışlardır.
Türkiye bir bölgede iç savaş çıkarıp ele geçirmekten ziyade, Türk olsun ya da olmasın gönlü Türkiye ile atan bütün bir toplumu kucaklayarak bir hibrit savaş yürütmüştür. Yapılan tüm faaliyetlerin tek bir merkezden yönetilmesi, ekonomik savaş, diplomatik savaş, istihbarat teşkilatlarının kullanımı, sosyal ve psikolojik operasyonlar ile toplum mühendisliği gibi neredeyse tüm hibrit savaş enstrümanları kullanılmıştır. Önce bağımsızlık kazanılmış, ardından devlet ele geçirilmiş ve en son ilhak edilmiştir.

Büyük bir iç isyan ve emperyal güçle dış savaş tehlikesine rağmen plandan vazgeçilmemesi, hasmın da hibrit savaş yöntemlerine başvurması, süreci planlayan ve uzun bir dönem doğrudan yöneten ulu önder Atatürk’ün hayatını kaybetmesi gibi handikaplara rağmen Türkiye Hatay konusunda literatüre geçecek nitelikte bir başarı sergilemiştir. Modern savaş yöntemi olarak görülen bir konseptin neredeyse aynısını yaklaşık bir asır önce tüm imkansızlıklara rağmen uygulamıştır. Özellikle bu denli başarılı olabilmesinin hiç incelenmemesi asıl tartışılması gerekendir.
Dönemin önde gelen emperyalist bir gücüne karşı yeni yeni ayakları üzerinde durmaya çalışan bu genç cumhuriyetin gösterdiği kararlılık ve başarının, içimizdeki cevherin halen var olduğuna dair umudumuzu tekrar bizlere hatırlatması tek temennimdir. Unutulmasın ki “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

NOT: Makalede belirtilen tüm bilgi ve yargılar, elde edilen veriler ve incelenen arşiv belgelerine dayanmaktadır. Kaynakları incelemek için “Hatay’ın Türkiye’ye İlhakının Gerasimov Doktrini Bağlamında İncelenmesi” isimli akademik makaleme bakılabilir.

  •  

Fon soruşturmasında 141 kişinin malvarlığı donduruldu: Fatma Betül Sayan Kaya ve TERA CEO’su Emre Tezmen de aralarında!

Fon şirketlerine yönelik soruşturmada eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı ve eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın yanı sıra TERA CEO’su Emre Tezmen’in de aralarında olduğu 141 kişinin malvarlıkları donduruldu.

Halk TV’nin aktardığına göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen nitelikli dolandırıcılık ve Sermaye Piyasası Kanunu’na muhalefet öncül suçlarından elde edilen malvarlığı değerlerini aklama soruşturması kapsamında Fatma Betül Sayan Kaya ve İlyas Kaya’nın da aralarında bulunduğu 141 kişinin mal varlığı donduruldu.

Malvarlığı dondurulan kişiler arasında TERA Ceo’su Emre Tezmen de yer aldı.

Başsavcılığın SPK ve Merkez Bankası Başkanlığı’na yazdığı yazıda listede yer alan kişilerin emekli maaşlarını kapsamadığı, şüpheli işlemler konusunda savcılığa gecikmeksizin bildirilmesi, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Denizcilik Genel Müdürlüğü ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından, listedeki kişiler adına kayıtlı taşınmaz, gemi ve hava aracı bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve mal varlıklarının dondurulması istendi.

  •  

YÖK Başkanı Özvar’dan üniversitelere ‘sınav’ uyarısı: ‘Yaygınlaşmasını doğru bulmuyoruz’

YÖK Başkanı Erol Özvar, Marmara Üniversitesi 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni’nde konuştu. Üniversitelerdeki sınav uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özvar, öğrencilerin bilgi ve becerilerinin gelişmesinde sınavların biçim ve içeriğinin belirleyici rol oynadığını söyledi.

Üniversitelerde yaptıkları kısa anketlerde, hukuk fakültelerinde dahi çoktan seçmeli sınav yönteminin yaygınlaşmaya başladığını tespit ettiklerini belirten Özvar, benzer eğilimin sosyal bilimler, sağlık, mühendislik, ilahiyat, eğitim ve teknik alanlardaki programlarda da görüldüğünü ifade etti.

Bu tablonun öğrencilerin muhakeme, çözümleme, ifade ve uygulama becerilerinin ne ölçüde değerlendirilebildiği sorusunu gündeme getirdiğini belirten Özvar, hukuk eğitiminde gerekçeli görüş ortaya koymanın, mühendislikte problem çözmenin, sosyal bilimlerde ise kanıta dayalı yorum geliştirmenin temel kazanımlar arasında bulunduğunu kaydetti. Özvar, ikinci öğretimin kaldırıldığı, kontenjanların ve öğrenci sayılarının daha makul seviyelere geldiği dönemde çoktan seçmeli sınavların giderek yaygınlaşmasını yükseköğretimin niteliği bakımından doğru bulmadıklarını söyledi.

Akademisyenlerden öğrencilerin düşünme süreçlerini, gerekçelendirme yeteneklerini ve öğrendiklerini kullanma kapasitelerini ortaya koyan değerlendirme yöntemlerine daha fazla yer vermelerini isteyen Özvar, “Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı olarak bu hususta üniversitelerimize gerekli uyarılarda bulunduk. Sınav uygulamalarının programların amaçlarına ve öğrenme kazanımlarına uygun biçimde geliştirilmesini yakından takip edeceğiz” diye konuştu.

‘BÜTÜN HOCALARIMIZ YAPAY ZEKA KURSLARINI ALMAK DURUMUNDADIR’

Üniversitelerde yapay zeka kullanımına ilişkin açıklamalarda bulunan Özvar, bütün öğretim elemanlarının bu alanda eğitim almasını sağlayacak kursların ivedilikle başlatılmasını istedi.

Özvar, üniversite yönetimlerinin öğretim üyelerini yapay zekanın sunduğu imkânlardan en iyi şekilde yararlanabilecek donanıma kavuşturması gerektiğini söyleyerek “2026-2027 eğitim-öğretim döneminde Sayın Rektörümüzden ve onun kıymetli idarecilerinden beklediğimiz en önemli hususlardan bir tanesi, üniversitelerimizin öğretim üyesi profilini yatay kesecek şekilde bütün programlarda yapay zeka enstrümanlarının kullanımına ilişkin ivedilikle kursların başlatılması gerekmektedir. Bu konuda hiçbir hocamız geride kalmamalıdır” ifadelerini kullandı.

Akademisyenlerin yapay zeka araçlarını çoğunlukla kendi imkânlarıyla öğrendiğine dikkati çeken Özvar, bu yaklaşımın artık yeterli olmadığını, teknolojinin bütün kapasitesinin sistemli eğitimlerle öğrenilmesi gerektiğini vurguladı.

Özvar, “Bütün hocalarımız yüksünmeden, çekinmeden bu kursları almak durumundadır. Ben biliyorum, ben kendim hallederim, daha iyisini yaparım gibi gerekçelerle bu kurslardan uzak kalınmamalıdır” dedi.

Üniversitelerin bu alanda yetkinliği bulunmayan öğretim elemanlarına yönelik eğitimleri gecikmeden başlatması gerektiğini belirten Özvar, mühendislik fakültelerinin ilgili bölümlerinden de destek alınabileceğini söyledi.

‘LİSANS EĞİTİMİNDE MÜFREDATLAR VE DERS YAPILARI SADELEŞTİRİLMELİ’

Yükseköğretimde eğitim programlarının değişen ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Özvar, yapay zeka, büyük veri, otomasyon ve dijitalleşmenin iş dünyasını köklü biçimde değiştirdiğini söyledi.

Üniversite eğitiminin öğrencilerin bilgiyi anlamlandırma, kaynakları sorgulama, kanıtları değerlendirme ve karşılaştıkları sorunlara özgün çözümler geliştirme yetkinliklerini güçlendirmesi gerektiğini vurgulayan Özvar, güncelliğini yitirmiş ve uygulamayla bağı zayıflamış ders yapılarının bu hedeflere ulaşmakta yetersiz kaldığını ifade etti.

Özvar, üniversitelerden lisans eğitiminde müfredatları ve ders yapılarını sadeleştirmelerini beklediklerini belirterek, düzenlemelerin öğrenme kazanımlarını belirginleştirmesi, içerik tekrarlarını azaltması ve öğrencilerin derinlemesine öğrenmesine imkân sağlaması gerektiğini söyledi. Teorik eğitimin eksiksiz verilmesi gerektiğini ancak uygulamalı çalışmalara da daha fazla yer ayrılmasını istediklerini belirten Özvar, öğrencilerin haftalık iş yükünün bugünün şartlarına göre yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

FİLİSTİNLİ ÖĞRENCİLERE ÇEVRİM İÇİ EĞİTİM PROGRAMLARI GÜNDEMDE

Gazze’deki insani krize de değinen Özvar, İsrail’in saldırıları sonucunda yükseköğretim kurumlarının büyük yıkıma uğradığını, binlerce öğrenci ve akademisyenin eğitim ve araştırma faaliyetlerini sürdüremediğini belirtti. Türkiye’nin Filistinli öğrencilerin eğitimlerine devam edebilmeleri için çeşitli önlemler aldığını hatırlatan Özvar, Gazze kökenli uluslararası öğrencilerden üniversitelerde eğitim-öğretim ücreti alınmadığını söyledi.

Filistinli akademisyenlere yönelik desteklerin de sürdüğünü belirten Özvar, Filistin’de yaşayan öğrencilere yönelik çevrim içi ön lisans ve lisans tamamlama dersleri ile programlarının hayata geçirilmesinin gündemde olduğunu açıkladı. Özvar, Filistin halkına yükseköğretim alanındaki desteğin devam edeceğini vurguladı.

GENÇ AKADEMİSYENLERE YURT DIŞI ARAŞTIRMALARI İÇİN DESTEK

Türkiye’nin yükseköğretimde küresel bir aktör hâline gelmesini hedeflediklerini belirten Özvar, uluslararası akademik hareketliliğin ve ortak bilimsel araştırmaların artırılmasına önem verdiklerini söyledi. Genç akademisyenlere yönelik teşvik politikalarının üç yıldır sürdüğünü ifade eden Özvar, yurt dışında doktora sonrası araştırmalarına devam edecek genç araştırmacılara aylık yaklaşık bin dolar destek sağlandığını açıkladı.

Üniversitelerde görev yapan genç araştırmacılara bu imkândan daha fazla yararlanmaları çağrısında bulunan Özvar, araştırma üniversitelerini özellikle doktora düzeyinde uluslararası öğrenciler için daha cazip merkezler hâline getirmeyi amaçladıklarını kaydetti. Ortak ve çift diploma programlarının yaygınlaştırılmasını da isteyen Özvar, farklı dillerde eğitim veren Marmara Üniversitesinin uluslararası akademik iş birliklerini artırabilecek güçlü bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.

GÖZTEPE KAMPÜSÜ TEKNOLOJİ ÜSSÜ OLACAK

Marmara Üniversitesinin geleceğine ilişkin hedeflerini de paylaşan Özvar, “Göztepe kampüsü, Kadıköy’ün akciğerleri. Bu kampüsün bir teknoloji üssü olarak faaliyet göstermesini önemsiyoruz” dedi.

Kampüsün Marmara Üniversitesinin teknoloji üssü olarak faaliyet göstermesine yönelik çalışmaları yakından takip ettiklerini vurgulayan Özvar, üniversite yönetiminin bu doğrultuda gerekli planlamaları yapmasını beklediklerini ifade etti.

Törende, protokol konuşmalarından önce Prof. Dr. Ece Karşal yönetimindeki Marmara Flüt Orkestrası konser verdi. Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Okur da konuşmasında, YÖK Başkanı Özvar tarafından açıklanan Türk Yükseköğretiminin 2030 Vizyonu’nun kendileri için yol haritası oluşturduğunu ve bu yol haritasına odaklanarak çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.

Konuşmaların ardından YÖK Başkanı Erol Özvar, başarılı öğrencilere ve hocalarına ödüllerini takdim etti. Avrupa Açık Müzik Yarışması’nda birinci olan Marmara Flüt Orkestrası, Avrupa Üniversiteler Şampiyonası’nda birinci olan Marmara Üniversitesi Tekvando Takımı ve Uluslararası Üniversiteler Arama Kurtarma Oyunları’nda şampiyon olan Marmara Üniversitesi ekibi ödüllerini YÖK Başkanı Özvar’ın elinden aldı. (ANKA)

  •  

Meclis’e giden fon mağdurlarından çağrı: ‘Ana paramızı verin’

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, son günlerde yürütülen fon soruşturması kapsamında, haksız kazanç elde edildiği iddiaları üzerine kapatılan fonlar nedeniyle mağduriyet yaşadığını belirten yatırımcıları Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) ağırladı.

Fon krizini yakından takip ettiklerini belirten Turhan Çömez, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun yaklaşık bir yıl önce fonlardaki manipülasyon ve usulsüzlüklere ilişkin uyarılarda bulunduğunu, ancak gerekli adımların atılmadığını savundu.

Çömez, sürecin ardından sosyal medya üzerinden uyarılarda bulunan bazı ekonomistlerin hesaplarının kapatıldığını ve bu kişilerin gözaltına alındığını öne sürdü.

Fonlarda yaşanan usulsüzlüklere örnek olarak Gündoğdu Gıda’yı gösteren Çömez, şirketin piyasa değerinin spekülasyonlarla 105 milyar liraya çıkarıldığını, buna karşın fabrikanın ekipmanlarının ve arazisinin satıldığını iddia etti. Çömez, fon krizinin boyutuna ilişkin ise 21 milyar doların kaybedildiğini öne sürerek, bunun kamuoyuna küçük bir sorun olarak sunulmasını eleştirdi.

‘GELİN SORUMLULARDAN HESAP SORALIM’

Turhan Çömez, devlet kurumlarının denetim sorumluluğunu yerine getirmediğini savunarak, şöyle konuştu:

“Vatandaş SPK’sına güvenmiş, devletine güvenmiş. Bu hırsızlık yapılırken, bu soygun yapılırken, bu dolandırıcılık yapılırken neredeydi benim devlet kurumlarım? Bunlar yurt dışına götürülürken bu paralar, BDDK neredeydi? MASAK neredeydi? Maliye Bakanlığı neredeydi? MKK neredeydi? Devlet Denetleme Kurulu neredeydi? Sistem çökmüş. Diyoruz ki gelin bu sistemi adam edelim, sorumlulara hesap soralım, hırsızlara tek tek hesap soralım. Yanı sıra, bunlara yol veren siyasilere, arkalarında duran siyasilere, kimi güç merkezlerine hesap soralım.”

Konuyu Meclis gündeminde tutmayı sürdüreceklerini ifade eden Çömez, mağdurların haklarını savunacaklarını ve iddiaları gündeme taşımaya devam edeceklerini söyledi. Açıklamasının sonunda fon mağdurlarına söz veren Çömez, yaşadıkları sorunları dinledi.

‘BİZ RİSK ALDIK AMA DOLANDIRILMA RİSKİNİ ALMADIK’

Güvenlik firması çalışanı Hasan Işıkol, ailesinin birikimini ve 32 yıllık emeğini fonlara yatırdığını belirterek, yaklaşık 13 milyon liraya ulaşan yatırımının yüzde 90’ının eridiğini öne sürdü. Satış talimatı vermesine rağmen işlemini gerçekleştiremediğini ifade eden Işıkol, “Biz risk aldık ama dolandırılma riskini almadık” dedi. Fonlara, kamu kurumlarının denetimine ve hükümete yakın olduğu yönündeki izlenime güvenerek yatırım yaptığını belirten Işıkol, ailesinin tüm birikimini kaybettiğini ifade ederek gözyaşları içinde, “Bütün paramızı aldı bunlar bizim. Benim hayatım bitti. Kimseye duyuramıyoruz sesimizi. Hiç kimse duymuyor” diye konuştu.

‘YAZIK, GÜNAH DEĞİL Mİ?’

Anne ve babasının birikimini fona yatırdığını belirten mali müşavir, Tera’ya yatırdıkları yaklaşık 12-13 milyon liranın eridiğini ifade etti. Kızını ocak ayında İrlanda’ya eğitime göndermeye hazırlandığını ancak parasını kaybettiği için bunu gerçekleştiremediğini söyleyen mali müşavir, “Her şey hazır, parası yok. Okumaya gönderemiyorum” dedi. Devletin denetimine ve SPK’ya güvendiklerini vurgulayan mali müşavir, yatırımcıların ana paralarının iade edilmesini ve stopajların geri ödenmesini istedi. Satış hakkının ellerinden alındığını savunan mali müşavir, şöyle konuştu:

“Biz riski aldık ama satıp çıkabilirdik. Bir gecede kapatıp bizi içeri almaya hiçbir kişinin hakkı yok. Bizi resmen bir gecede kapattılar her şeyi, bizi tasfiye ettiler. Böyle bir hak, hukuk, adalet olabilir mi? Ve bu devam da edecek. Yani bu sistem böyle sürdüğü sürece devam edecek. Bunun baştan değişmesi lazım, bazı şeylerin. Bu kadar insan, dört milyon aile, beş milyon aile… Yazık, günah değil mi? Herkes emeğiyle, tırnaklarıyla çalışıyor. Zaten hayat zor.”

‘BİZE ANA PARAMIZI VERİN, KAR İSTEMİYORUZ’

Annesinin parasını TERA’ya yatırdığını belirten genç, 2,4 milyon liralık yatırımını kaybettiğini ve annesine ev almak istediğini söyledi. Alım emrinin gerçekleştirildiği gün satış işlemlerinin kapatılmasını sorgulayan genç, “Biz risk aldık ama piyasa riskini aldık; soyulma, çalınma riskini değil. Bizim hiçbirimizin sözleşmesinde ‘nitelikli dolandırıcılıktan kaynaklı dolandırılabilirsiniz’ yazmıyor. Biz bunu devlete anlatamıyoruz. ‘Siz risk aldınız’ diyorlar. Ya biz risk aldık ama ‘gelin de bizi dolandırın’ demedik. Devletimize sesleniyoruz: Bizim ana paramızı verin, kar istemiyoruz. Ancak devletimizden, yetkili kurum ve kuruluşların görevlerini yapıp yapmadığı konusunda hiçbir açıklama duyamadık. 25 gün olmuş. 255 kişinin lekelenmeme hakkı var ama bizim hakkımız yok” dedi.

YENİ PARTİ GRUBUNU ZİYARET ETTİLER

Fon mağdurları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Yeni Parti Grubunu ziyaret etti. Heyeti kabul eden Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, mağdurların yaşadığı ekonomik kayıplara dikkat çekti.

Emir, “Herkes mağdur, herkes perişan. Zar zor biriktirmiş. Kimi okul taksitini, kimi kirasını, kimi ilaç parasını, kimi hastane parasını, kimi ev alma umudunu, kimisi araç alma umudunu, kimisi de 40 yıllık birikimini, emekli ikramiyesini yatırmış” dedi.

‘455 BİN ÇOK BÜYÜK BİR RAKAM’

Emir mağdur sayısının büyüklüğüne dikkat çekerek, “455 bin çok büyük bir rakam. Böylesine büyük bir vurgunda hâlâ seyrediyorlar. Hâlâ siyasi sorumluluk almıyorlar, hâlâ hukuki sorumluluk almıyorlar” ifadelerini kullandı.

Sürece ilişkin eleştirilerini sürdüren Emir, “Devlet, ‘Ben arkamı döndüm. Biraz para yatırın, takdir ettiğinizi yatırın. Ben bunu alacağım, sizi affedeceğim’ noktasına gelmiş durumda” diye konuştu.

‘SİZ DE KOMİSYONDA TARAF OLMALISINIZ’

Yeni Parti olarak konuya ilişkin teklif üzerinde çalıştıklarını belirten Emir, mağdurların kurulacak komisyon çalışmalarına temsilci göndermesinin önemli olduğunu söyledi.

Emir, “Komisyon başladığında bu mesele sadece milletvekillerinin kendi aralarında konuşacakları bir mesele değil. Burada siz de bir tarafsınız. Komisyon çalışmalarında taraflar mutlaka dinlenir. Sizin de olmanız gerekir” dedi.

Mağdurlara örgütlenme çağrısında bulunan Emir, “Sizin bir an evvel örgütlülük içerisine girmeniz, birlikte olmanız, bir güç biriktirmeniz çok önemli. Siz birleşirseniz kimse sizin kuruşunuzu yiyemez” ifadelerini kullandı.

  •  

Tokat’ta bulantı ve kusma şikayetleri: 5 bin kişi hastanelere başvurdu!

Kent merkezinde 9 Ekim Cuma günü akşam saatlerinden itibaren bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal şikayetleriyle hastanelere başvuruların artması üzerine ilgili kurumlar tarafından inceleme başlatıldı.

Vali Köklü, Tokat Devlet Hastanesinde tedavi gören hastaları ziyaret etti, durumları hakkında bilgi aldı.

Ziyaretin ardından gazetecilere açıklama yapan Köklü, hastaların sağlık durumlarının iyi olduğunu belirtti.

Vali Köklü, “Bugüne kadar 5 bin civarında bir başvurumuz var. Bu 5 bin civarında başvurudan 70 civarı hastamız yatarak tedavi görüyordu, 40’ını taburcu etmiş bulunmaktayız. Dolayısıyla şimdi 30 civarında bir hastamız var. Tabii bu 30 civarında hastamızın hepsi burada değil, üniversite hastanemiz, özel sektördekiler dahil hepsi. Hayati tehlikeleri yok, sıvı takviyesiyle atlatmayı umuyoruz.” dedi.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre hastalığın kaynağının henüz belli olmadığına dikkati çeken Köklü, şöyle devam etti:

“Şimdi bu halk arasında bildiğiniz üzere bağırsak enfeksiyonu diye geçiyor. Bağırsak enfeksiyonu deyince de ilk akla su ve yiyeceklerimiz geliyor. Biz daha evvel uyarı yaptık. Bunun suyla alakalı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Sağlık Bakanlığımıza, Ankara’ya numuneleri gönderdik. Bu yarın belki geç saatlerde veya çarşamba günü bilgi alacağız. Ama o zamana kadar tedbir amaçlı söylüyoruz ki su ve yiyeceklere biraz temkinli yaklaşmamızda fayda var diyoruz.”

‘BİR ŞEY BİLMİYORUZ ŞU ANDA’

Şebeke suyunun kaynatılarak tüketilmesi konusunda uyarı yaptıklarına değinen Köklü, “Belediyemizle de istişareli bir şekilde gidiyoruz. Tüm depolar hafta sonu detaylı bir şekilde incelendi. Su kaynaklı olup olmadığıyla ilgili bir şey bilmiyoruz şu anda. Su kaynağıdır demek doğru bir ifade olmaz. Sağlık Bakanlığının, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün analiz sonucu ilimize ulaştığı zaman daha sağlıklı bir neticeye ulaşacağız diye düşünüyorum. En kolay su ve yiyeceklerden biliyorsunuz virüs veya hastalıklar, mikroplar bulaş şeklinde. Onun için biz uyarılarımızı o minvalden yaptık. Su ve özellikle suya ve diğer yiyeceklerimize hijyen kurallarına dikkat etmemiz lazım.” diye konuştu.

Tokat’ta bugün okulları tatil ettiklerini hatırlatan Köklü, şunları kaydetti:

“Evet biz dün okullarımızda bu hastalığın bulaş riskini bertaraf edebilme adına tüm okullarımızda ve tüm kamu kurumlarımızda detaylı bir hijyen çalışması yapalım dedik ki öğrenciler varken de bu hijyen çalışması sağlıklı yapılamayacağından bugün okullara ara verdik. Merkezde sadece, diğer ilçelerimizde herhangi bir sorun yok. Ama yarın okullarımız devam edecek. Ama diyelim ki birkaç gün sonra yine bir tehlikeli durum gördük, çok acil bir durum gördük, net olarak bu önlemi almaktan çekinmeyiz. Şu anda çok aşırı endişelenecek bir durum gözükmüyor. Yalnız burada bazı velilerimiz şuna dikkat etsin, çocuklarında az da olsa bir rahatsızlık varsa okula göndermemeliler. Gerekli raporları, izinleri zaten hastanemiz, başhekimliğimiz, sağlık müdürlüğümüz başvurduğu zaman veriyorlar. Şu an için yarın okullarımızda eğitim devam ediyor ama dediğim gibi bir daha tehlike görürsek yeniden önlem alırız ama şu anda anormal bir tehlike görmüyoruz.”

  •  

Messi’den ‘geleceğin yıldızları’ listesi: Türk futbolcu birinci sırada yer aldı!

Futbol tarihinin en önemli isimlerinden Lionel Messi, gelecekte adından söz ettirmesini beklediği genç yetenekleri seçmeye devam ediyor. Adidas tarafından yayımlanan video serisinin üçüncü bölümünde 10 futbolcunun ismini paylaşan Arjantinli yıldız, listesine Türk milli futbolcu Can Uzun’u da ekledi.

Can Uzun'dan Dünya Kupası kararı

Eintracht Frankfurt forması giyen Can Uzun, Messi’nin açıkladığı 10 kişilik listenin ilk sırasında yer aldı. A Milli Futbol Takımı’nda da forma giyen genç oyuncu, böylece Arjantinli yıldızın geleceğin futbolcuları arasında öne çıkardığı isimlerden biri oldu.

Messi’nin listesinde Can Uzun’un yanı sıra Tomas Aranda, Gilberto Mora, Max Dowman, Zavier Gozo, Jesús Rodríguez, Kees Smit, Chloe Sarwie, Giovanna Waksman ve Lotta Wrede de bulunuyor.

Farklı ülkelerden genç futbolcuların yer aldığı listede Can Uzun, Türkiye’yi temsil eden tek isim oldu.

Kenan Yıldız, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının "Ayın Tarihi"  dergisine konuk oldu

Messi’nin genç yetenekleri öne çıkardığı video serisinde Türk futbolculara ilk kez yer vermediği de dikkat çekti. Arjantinli yıldız, serinin önceki bölümlerinden birinde Juventus forması giyen milli futbolcu Kenan Yıldız’ı da listesine almıştı.

Can Uzun’un da seçilmesiyle Messi’nin bu seri kapsamında öne çıkardığı Türk futbolcuların sayısı ikiye yükseldi.

  •  

‘Bakanlık bize ayrıcalık tanıdı’ demişti: Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Ağdemir adaylıktan çekildi

Ankara 2 No’lu Baro Başkanı ve başkan adayı Avukat Gökhan Ağdemir, baro seçimleri öncesinde Bengü Türk TV’de katıldığı programda hakim ve savcı olan baro üyelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Ağdemir, programda, “Bakanlık bize bir ayrıcalık tanıdı, 2 sene içerisinde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hakim savcı yaptık” dedi.

Kendilerinin referans olduğunu belirten Ağdemir, “Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı. Genç meslektaşlarımıza refere ederek onları istedikleri dalda yetişmelerine sebep olduk” ifadelerini kullandı.

Ağdemir’in sözleri kamuoyunda tepki çekerken, Ankara 2 No’lu Baro Başkanı adaylığından çekildiğini açıkladı.

‘BAĞLAMINDAN KOPARILARAK KAMUOYUNA YANSITILDI’

Ağdemir, adaylıktan çekildiğini duyurduğu açıklamasında, canlı yayında kullandığı bazı ifadelerin “konuşmanın bütünlüğünden ve bağlamından koparılarak kamuoyuna yansıtıldığını” iddia etti.

Ağdemir, adaylıktan çekilme kararını ise şu sözlerle duyurdu:

“Ankara 2 No’lu Barosu Başkanlığı görevini yürüttüğüm süre boyunca amacım; meslektaşlarımızın haklarını korumak, staj eğitimini güçlendirerek genç hukukçularımızın gelişimine katkı sunmak ve Baromuzu daha ileriye taşımak olmuştur. Bu doğrultuda ortaya koyduğumuz emeğin, yapılan çalışmaların ve kazanımların görmezden gelinerek şahsım üzerinden bir takım muhalif çevrelerce kurumumuza yönelik siyasi bir tartışma yürütülmesini kabul etmem mümkün değildir.

Bununla birlikte, kişisel haklılık iddiasının, temsil edilen kurumun itibarının önüne geçmemesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü barolar, hiçbir kişinin şahsi meselesinden ibaret değildir. Avukatlık mesleğinin onuru, etik değerleri ve ahlaki sorumluluğu; kişisel beklentilerinden ve bazı çevrelerin siyasi hesaplarından daha büyüktür.

Eleştiriye açık olduğumu ifade etmiştim. Hiç kimsenin eleştiriden muaf olmadığını biliyorum. Ancak eleştiri ile bağlamından koparma, taraflı değerlendirme ile peşin hüküm kurma, çarpıtmayla algı oluşturma çabaları arasındaki ayrımın iyi değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

‘BAROMUZUN GELECEĞİNE ZARAR VERMEMEK SORUMLULUĞUM’

Kamu görevi ve yargı mensupluğuna ilişkin süreçlerde liyakat, eşitlik ve hukuka bağlılık ilkelerinin korunması gerektiği yönündeki inancım da sonsuzdur. Bu ilkelerin tartışıldığı bir ortamda, şahsım üzerinden yürütülen algı operasyonunun Baromuzun geleceğine zarar vermesine izin vermemek de yine benim sorumluluğumdur.

Bu nedenle, şahsıma yönelik kamuoyunda oluşturulan tartışmaların temsil ettiğim kuruma daha fazla zarar vermemesi, Baromuzun itibarının korunması ve avukatlık mesleğinin etik değerlerinin daha fazla ucuz siyaset malzemesi haline gelmemesi adına Ankara 2 No’lu Barosu Başkan adaylığından çekilme kararı aldığımı kamuoyuna duyuruyorum. Bu süreçte yaşananların, meslektaşlarımızın ortak değerlerine zarar vermeden, sağduyu ve hakkaniyet çerçevesinde değerlendirilmesini temenni ediyorum.

Görev sürem boyunca benimle birlikte çalışan, baromuzun gelişmesi için emek veren, desteğini esirgemeyen tüm meslektaşlarıma ve çalışma arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum. Ortaya koyduğumuz emeğin, gerçekleştirdiğimiz çalışmaların ve genç hukukçularımız için verdiğimiz mücadelenin zaman içinde hakkaniyetle değerlendirileceğine inanıyorum.

Şahsıma yönelik tartışmaların ötesinde, hukuk devletinin temel ilkelerine, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına, avukatlık mesleğinin onuruna ve Ankara 2 Nolu Baromuzun kurumsal saygınlığına bağlılığımın devam edeceğini kamuoyunun bilgisine saygılarımla sunarım.”

  •  

Başsavcılık açıkladı: Fon krizinde yeni soruşturma!

Başsavcılıktan yapılan açıklamada, “fon soruşturması” kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul, Merkezi Kayıt Kuruluşu, Bankalar Birliği ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlara soruşturmanın aşamalarına uygun talimat ve müzekkereler gönderildiği belirtildi.

Açıklamada, bazı sosyal medya platformları ve dijital mecralarda, soruşturmanın içeriğine ilişkin “gizli” ibareli belgelerin kamuoyuyla paylaşıldığının görüldüğü ifade edildi.

Başsavcılık, soruşturmanın gizliliğinin alenen ihlal edilmesinin Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinde düzenlenen “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçu kapsamında değerlendirileceğini bildirdi. Açıklamada, “Bu paylaşımları yapanlar hakkında Başsavcılığımızca resen adli soruşturma işlemlerine başlanılmıştır” denildi. (ANKA)

 

  •  

Milyoner’de Oktay Kaynarca’nın yerine gelen isim belli oldu: İşte yeni büyük ödül

TV’nin bilgi yarışması Kim Milyoner Olmak İster?’de yeni dönem başlıyor. Yarışmanın sunuculuğunu üstlenen Oktay Kaynarca, Hamal dizisiyle ekrana dönmeye hazırlanırken programdan ayrıldı. Kaynarca’nın yerine haber spikeri Cem Öğretir getirildi.

Kenan Işık, Selçuk Yöntem, Murat Yıldırım ve Kenan İmirzalıoğlu’nun ardından yarışmanın sunuculuğunu üstlenen Oktay Kaynarca’nın ayrılığıyla birlikte programda yeni bir dönem başlayacak. Cem Öğretir’in sunucu olarak tercih edilmesi, yarışmanın takipçileri arasında da gündem oldu.

YENİ BÜYÜK ÖDÜL BELLİ OLDU

Sunucu değişikliğinin yanı sıra yarışmanın ödül miktarı ve soru formatında da düzenlemeye gidildi. Daha önce 5 milyon TL olan büyük ödül, yeni sezonda 10 milyon TL’ye çıkarıldı. Bu tutar, Türkiye’de verilmiş en büyük para ödülü olarak duyuruldu.

Yarışmacıların büyük ödüle ulaşmak için yanıtlaması gereken soru sayısı da artırıldı. Önceki formatta 13 olan soru sayısı, yeni düzenlemeyle 15’e yükseltildi.

Baraj uygulamasında da değişiklik yapıldı. Daha önce 7. soruda bulunan 50.000 TL’lik baraj, yeni formatta 5. soruya çekildi ve tutar 20.000 TL olarak belirlendi.

  •  

AB’den Putin ile Trump’ın dizel anlaşmasına tepki: ‘Rusya üzerindeki baskıyı artırmalıyız’

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında hafta sonu varılan anlaşmaya göre Rusya, ABD ve küresel piyasalara ilk etapta 300 bin ton, kasım ayında 500 bin ton, daha sonra ise 1 milyon ton ilave dizel sağlayacak. Washington da anlaşmanın uygulanabilmesi için Rus dizeline yönelik yaptırımlara, Nisan 2027’ye kadar geniş kapsamlı muafiyet getirdi.

İlişkili Haber
thumbnail
Putin ve Trump görüştü: Dünya genelinde fiyatları hızla düşecek!
Haberi görüntüle

AB dışişleri bakanlarının Lüksemburg’daki toplantısı öncesinde konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “ABD bizim en büyük müttefikimiz ancak mesajımız açık: Bu savaşı sona erdirmek istiyorsak bunu yapmanın tek yolu Rusya üzerinde daha fazla baskı kurmaktır. Bu savaşı Rusya başlattı. Bunu unutmamalıyız” dedi.

Lüksemburg’da düzenlenen AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde gazetecilere konuşan İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, anlaşmayı “endişe verici” olarak nitelendirirken, İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard anlaşmadan “büyük üzüntü” duyduğunu ve yürürlüğe girmemesini umduğunu söyledi. Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budrys ise anlaşmanın “transatlantik toplum içindeki birliğe yardımcı olmadığını” belirterek, Avrupa’nın Rusya üzerindeki baskıyı artırmayı sürdürmesi gerektiğini savundu.

TRUMP ENERJİ ATEŞKESİ İLAN ETTİ, ZELENSKİ RUS SALDIRILARININ SÜRDÜĞÜNÜ SÖYLEDİ

Dizel anlaşması tartışılırken Trump, Rusya ve Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırıları durduracak bir “enerji ateşkesi” konusunda da anlaştığını açıkladı. Trump, ateşkesin “derhal” yürürlüğe girdiğini söylerken anlaşmanın ayrıntılarını paylaşmadı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ilk olarak böyle bir ateşkesten haberdar olmadığını belirtirken, daha sonra Kiev’in, Rusya’nın da uyması koşuluyla enerji tesislerine saldırmama önerisini desteklediğini açıkladı. Zelenskiy, Trump’ın açıklamasından sonra Rusya’nın Kiev ve Harkiv bölgelerindeki enerji tesislerini vurduğunu söyledi.

Kallas da ateşkesin yalnızca petrol rafinerilerini kapsaması halinde Rusya’nın lehine sonuç doğuracağı görüşünü dile getirdi. Ukrayna’nın bir, Rusya’nın ise 32 büyük petrol rafinerisi bulunduğuna dikkati çeken Kallas, enerji altyapısının özellikle yaklaşan kış nedeniyle kritik önem taşıdığını belirtti.

  •  

Saraçhane protestoları: 88 kişi hakkında beraat kararı

Ekrem İmamoğlu’nun geçen yıl 19 Mart’ta gözaltına alınıp 23 Mart’ta tutuklandığı süreçte Saraçhane’de yapılan eylemler nedeniyle yüzlerce genç hakkında dava açılmıştı.

45 gencin yargılandığı davanın karar duruşması İstanbul 65. Asliye Ceza Mahkemesi’nce bugün yapıldı.

Avukatların ve sanıkların son sözlerinin ardından karar açıklandı. 44 kişi hakkında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan beraat kararı verilirken bir kişi ise sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle “suç işlemeye tahrik” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakıldı.

Bu duruşmanın ardından ayrılan dosyanın yargılanmasına geçildi.

Aynı mahkeme, 44 kişi hakkında beraat kararı verirken yine bir kişi hakkında sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle “suç işlemeye tahrik” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezasına vererek hükmün açıklanmasını geri bıraktı. Böylelikle Saraçhane davasında 88 kişiye beraat kararı verilirken 2 kişi ise 7 ay 15’er gün hapis cezasına çarptırılarak hükmün açıklanması geri bırakıldı. (ANKA)

  •  

14 ilde organize suç örgütleri ve silah kaçakçılarına operasyon

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda, organize suç yapıları ile silah kaçakçılarına yönelik 14 ilde operasyonlar gerçekleştirildiği kaydedildi.

195 ŞÜPHELİ HAKKINDA İŞLEM YAPILDI

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Yürütülen çalışmalar kapsamında yakalanan 195 şüpheli hakkında işlem yapıldı. Şüphelilerin, suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve örgüte üye olmak, tehdit ve cebir kullanarak vatandaşlarımızdan haksız kazanç sağlamak, silah ve mühimmat ticareti yoluyla suç odaklarına lojistik destek aktarmak suçlarını işledikleri tespit edilerek adli süreç başlatıldı. Operasyonlar sonucunda, 41 adet tabanca, 16 adet av tüfeği, 5 adet kurusıkı tabanca, 2 adet uzun namlulu silah ile çok sayıda fişek, şarjör ve silah aksamı ele geçirildi. Operasyonları başarıyla gerçekleştiren Kahraman Polislerimizi tebrik ediyoruz.”

  •  

Eyüpsultan Belediyesi’nde başkan vekili seçimi: Yeni Parti ve CHP’nin adayı kazandı

Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen’in Ankara’da yürütülen bir soruşturma kapsamında 6 Ekim’de tutuklanması üzerine Eyüpsultan Belediye Meclisi’nde başkan vekilliği seçimi yapıldı. Kıymet Kaya Koçak başkanlığındaki meclis oturumunda Yeni Parti, CHP adayı Cafer Parlak ile AKP-MHP adayı Muhammet Çakır oldu.

İlk tur oylamada Cafer Parlak 21 oy, Muhammet Çakır ise 15 oy aldı. Bir oy geçersiz sayıldı.

İkinci tur oylamada Cafer Parlak 21 oy, Cumhur İttifakı adayı Muhammet Çakır 16 oy aldı.

Üçüncü tur oylamada Cafer Parlak 18 oy, Cumhur İttifakı adayı Muhammet Çakır 18 oy aldı. 1 oy geçersiz sayıldı.

CAFER PARLAK BAŞKAN VEKİLİ SEÇİLDİ

Seçimi dördüncü turda 19 oy alan Yeni Parti-CHP adayı Cafer Parlak kazandı. Cumhur İttifakı adayı Muhammet Çakır 16 oy aldı. İki oy geçersiz sayıldı.

Seçimin ardından söz alan Eyüpsultan Belediye Meclisi Grup Sözcüsü Ali Öztürk, 31 Mart 2024’te halkın oylarıyla kazandıkları seçimi meclis üyelerinin iradeleriyle bir kez daha kazandıklarını belirterek, tutuklu başkan Bülent Özmen’e seslendi, “Başkanım emanetin bizde… Sincan’a buradan selam gönderiyoruz. Emanetin bizde, emanetin burada… Onurla insanlar, seni satmayanlar burada…” diye konuştu. (ANKA)

  •  

Tom Barrack, Irak Dışişleri Bakanı ile İstanbul’da buluştu

Görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Barrack, şunları kaydetti:

“Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’i Tersane’de, Haliç kıyısında ağırlamaktan onur duydum. Irak, ABD ve Türkiye arasındaki yakın ve köklü ittifakı ve hepimizi karşı karşıya bırakan bölgesel engelleri konuştuk; bu zorlukların üstesinden hiçbir ülke tek başına gelemez. Bölgenin en saygın diplomatlarından birinin bilgeliğini ve zarafetini dinlemek ve sohbete katılmak benim için bir onurdu. Bağdat’ın elçileri, halifeler döneminden bu yana bu limana geliyor; bu sohbeti burada sürdürmek doğru geldi.

Burası, dünyada diplomatik amaçlarla kesintisiz kullanılan en eski limandır. Yunan kolonileri yaklaşık MÖ 660 yılında burada barındı, Konstantin burayı yeni Roma’sının limanı yaptı ve Fatih Sultan Mehmet burayı bir dünya imparatorluğuna açılan kapıya dönüştürdü; donanmalarını, tam da üzerinde durduğumuz tersaneden denize indirdi. On altı yüzyıl boyunca Bizans’a, ardından da Yüce Osmanlı Devleti’ne gelen her elçi bu kubbelerin altında karaya ayak bastı; bir kıyıda elçilikler, diğer kıyıda sultan, aradaki su ise müzakere masasıydı.

Burada durmak, Doğu ile Batı’nın karşılaştığı ve neredeyse başka her yerden daha uzun bir süre boyunca savaşmak yerine konuşmayı seçtiği bir yerde durmaktır. Atatürk’ün Cumhuriyeti bu mirası ileriye taşıdı ve Türkiye bugün de bu limanın her zaman olduğu gibi, dünyanın hâlâ birbirini bulmak için geldiği yer olmayı sürdürüyor.”

  •  

TÜGVA’dan teşkilat kampı: İskilip Atıf ‘şehit’ sayıldı!

VERYANSIN TV

TÜGVA’nın Kızılcahamam’da düzenlediği teşkilat kampında, cumhuriyet düşmanı İskilipli Atıf’ın fotoğrafı ve adı barkovizyona yansıtıldı.

Görüntülerde, İskilipli Atıf’ın fotoğrafı ekrana geldikten sonra “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganı atıldı.

TÜGVA’dan teşkilat kampı: İskilip Atıf ‘şehit’ sayıldı!

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 10, 2026

İSKİLİPLİ ATIF KİMDİR?

İskilipli Atıf , Milli Mücadele yıllarında, Mustafa Sabri ile birlikte Müderrisler Cemiyeti’ni kurmuştu. 19 Şubat 1919’da Cemiyet-i Müderrisin adıyla kurulan bu yapı, 24 Aralık 1919’da Teali İslam Cemiyeti adını aldı. Milli mücadele karşıtlığıyla tanınan bu cemiyetin başkanlığına Mustafa Sabri, ikinci başkanlığına İskilipli Atıf getirildi. Mustafa Sabri’nin Şeyhülislam olması üzerine İskilipli Atıf cemiyetin başkanı oldu.

Mustafa Sabri, Kuvayi Milliyecilerin katledilmesini emreden o meşhur fetvayı yazan kişiydi.

İSKİLİPLİ’NİN İHANET BİLDİRİLERİ

İskilipli Atıf’ın neden idam edildiği ve Kurtuluş Savaşı döneminde nasıl ihanet ettiğini tarihçi Sinan Meydan şöyle anlatmıştı:

“Teali İslam Cemiyeti’nin ihanet bildirileri Mustafa Sabri’nin başkan, İskilipli Atıf’ın ikinci başkan olduğu Müderrisler Cemiyeti (Teali İslam Cemiyeti’nin öncüsü) 26 Eylül 1919’da Milli Mücadele karşıtı bir bildiri yayımladı. Bu bildiride, Kuvayı Milliyecilere “adi eşkıya”, “deli”, “cani”, “kudurmuş haydutlar” suçlamaları yer aldı.

İskilipli Atıf’ın başkanlığındaki Teali İslam Cemiyeti bu bildiriyi halk için hazırlamıştı. Bu ihanet bildirisi 30 Ağustos 1920’de Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya atıldı.

İskilipli Atıf’ın Teali İslam Cemiyeti, Ağustos 1920’de ikinci bir “ihanet bildirisi” daha hazırladı. Aydınlar için hazırlanan o bildiride de millet, “Kuvayı Milliye eşkıyasını ortadan kaldırmak için yemin etmeye” davet ediliyordu…

Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları yayınlanmıştır. Bu zabıtlara göre İskilipli Atıf, şapka karşıtı kitap yazmaktan değil, yazdığı bu kitabı – kitabın toplatılması ve satılmaması kararına rağmen- özellikle isyan çıkan bölgelere gönderip halkı Cumhuriyete karşı isyana ve irticaya teşvikten ve başkanı olduğu cemiyetin Milli Mücadele’deki ihanet bildirilerinden yargılanıyor.”

İlişkili Haber
thumbnail
İskilipli Atıf, şapkaya karşı çıktığı için mi idam edildi?
Haberi görüntüle

 

 

  •  

Ankara’nın ormanları ve içme suyu havzaları tehlikede!

YUSUF YAVUZ/VERYANSIN TV

Geçtiğimiz ay 27 ilde orman dışına çıkarılan arazilerin en büyük kısmının 3800 hektarla Ankara’da olduğu açıklandı. Konuyla ilgili saha çalışması yapan Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, yapılan incelemede orman vasfını taşımadığı gerekçesiyle orman dışına çıkarılan alanların önemli bir bölümünün tüylü meşe ormanı olduğunu açıkladı. Derneğin açıklamasında söz konusu arazilerde geçmiş yıllarda ve ardıç ağaçlandırmalarının yapıldığı belirtilerek, ormanlardaki açıklıkların fiilen ağaçlı mera olarak hayvancılık amaçlı kullanıldığı, tüm alanın Ankara’ya içme suyu sağlayan Kurtboğazı ve Kavşakkaya barajlarının su toplama havzasında bulunduğu, volkanik kayaç yapısında olduğu belirlenmiştir. Bu kararla altı milyon insanın yaşadığı Başkent Ankara’nın iki içme suyu barajı, yörenin içme suyu kaynakları ve yeraltı suları tehlikeye atılmıştır” denilerek Anayasaya ve Orman Kanunu EK 16’ncı maddeye aykırı olduğu savunulan kararın iptali istendi.

Türkiye’nin farklı bölgelerindeki orman arazileri, 17 Eylül 2026 tarih ve 33373 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 1178 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile orman dışına çıkarılmıştı. Söz konusu karar ile; Afyonkarahisar, Ankara, Balıkesir, Bingöl, Bolu, Bursa, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elâzığ, Eskişehir, Gümüşhane, Isparta, İstanbul, Karaman, Kayseri, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mersin, Muğla, Sinop, Sivas, Tokat, Trabzon, Uşak illerindeki bazı alanların 6831 sayıl Orman Kanununun Ek 16’ncı Maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarıldı.

KIRSAL ÇEVRE DERNEĞİ İNCELEME YAPTI

Karar ile en çok orman dışına çıkarılan alan Ankara’da bulunduğunu belirten Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, karara dayanağı olarak gösterilen “arazilerin orman vasfını yitirdiği” yönündeki gerekçeyi yerinde araştırarak konuyla ilgili bir açıklama yaptı.

ANKARA İLK SIRADA YER ALDI

Söz konusu Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Türkiye’de bugüne kadar tek seferde en çok alanın orman sınırı dışına çıkarıldığına işaret edilerek şu bilgilere yer verildi: “Toplam 27 il arasında en çok orman dışına çıkarılan il açık ara farkla Ankara’dır. Ankara’da orman dışına çıkarılan toplam 3800 hektarın 2964 hektarı Kızılcahamam ilçesine bağlı Taşlıca, Kırköy, Balcılar ve Yukarıkaraören mahallelerinin sınırlarındadır.

GEREKÇE 2018’DE YASAYA EKLENDİ

2018 yılında çıkarılan yasa ile 6831 sayılı Orman Kanununa eklenen EK 16’ncı Madde’ye göre orman sınırı dışına çıkarılabilecek alanlar şu şekilde açıklanmıştır: ‘bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen ve tarım alanına da dönüştürülmesi mümkün olmayan yerler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte üzerinde yerleşim yeri bulunan ya da yerleşim yeri oluşturulması uygun olan taşlık, kayalık, verimsiz ve fiilen orman vasfı taşımayan alanlardan, sınırları Cumhurbaşkanınca belirlenen alanlar, Cumhurbaşkanınca belirlenecek usul ve esaslara göre Orman Genel Müdürlüğünce orman sınırları dışına çıkarılarak…’

MEŞE ORMANI ORMAN DIŞINA ÇIKARILMIŞ

Ankara’nın ormanları ve içme suyu havzaları tehlikede! Dernek üyelerimizin belirtilen alanda yaptıkları incelemede; orman vasfı taşımadığı belirtilen yerlerin önemli bir bölümünün tüylü meşe ormanı olduğu, alanın içinde eski yıllarda yapılmış sedir ve ardıç ağaçlandırmalarının bulunduğu, ormanlardaki açıklıkların fiilen ağaçlı mera olarak hayvancılık amaçlı kullanıldığı, tüm alanın Ankara’ya içme suyu sağlayan Kurtboğazı ve Kavşakkaya barajlarının su toplama havzasında bulunduğu, volkanik kayaç yapısında olduğu belirlenmiştir.

Bu kararla altı milyon insanın yaşadığı Başkent Ankara’nın iki içme suyu barajı, yörenin içme suyu kaynakları ve yeraltı suları tehlikeye atılmıştır.”

ORMAN VE SU HAVZASI RİSK ALTINDA

Yapılan inceleme sırasında görüntülenerek kayıt altına da alınan orman dışına çıkarılan arazilerin ekosistem açısından önemine değinilen açıklamada, şöyle denildi: “Toprağı tutan, erozyonu önleyen, yağmur sularının kolaylıkla topraktan süzülüp yeraltına ulaşmasını sağlayan, bazı yerlerde sık bazı yerlerde seyrek meşe ormanları ile taşlık ağaçlı meralardan oluşmaktadır. Bölgede fiili olarak meşe ormanları ve ağaçlandırma alanları varken bu ormanlar için ‘fiilen orman vasfı taşımayan’ biçiminde rapor hazırlayanlar açıkça bölgenin orman varlığıyla bağdaşmayan işlem yapmış, ormanların ve içme suyu havzasının yok edilmesine zemin hazırlamıştır.

‘ANAYASAYA AYKIRI KARAR İPTAL EDİLMELİ’

Termal kaynaklarıyla meşhur Kızılcahamam ilçesinde 4 köyü kapsayan, yaklaşık 4000 futbol sahası büyüklüğünde bir orman alanının çıkarılmasıyla ne amaçlanmaktadır? Bu bölgede yeni termal oteller, turizm tesisleri mi planlanmaktadır? Neden kamuoyuna hiçbir açıklama yapılmamaktadır? Burada yapılacak herhangi bir yapılaşma sadece bölgenin ormanlarını yok edip bu dört köyü (mahalleyi) yaşanmaz duruma sokmakla kalmayacak, tüm Ankara’nın içme suyu kaynaklarını yok edecektir. Bir taraftan BM İklim Değişikliği Zirvesi’ne ev sahipliği yaparken, diğer taraftan ormanları, içme suyu havzalarını yok edecek girişimlerde bulunmak en hafifinden tutarsızlık, sorumsuzluktur. Anayasaya ve Orman Kanunu EK 16’ncı maddeye aykırı olan bu karar iptal edilmelidir.”

  •  

CVP’den ‘Suudi Arabistan’ tepkisi: Türk askerine emperyalizmin yol temizliği yaptırılamaz

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) “Mekke Savunma İşbirliği Anlaşması”na ilişkin açıklama yaptı.

Anlaşmaya tepki gösterilen mesajda şu ifadeler yer aldı:

“TÜRK ASKERİNE EMPERYALİZMİN YOL TEMİZLİĞİ YAPTIRILAMAZ!

Mekke’nin adını kullanarak Türk milletini bizim olmayan bir savaşa sürükleyemezsiniz! Bu milletin inancını, alın terini, evlatlarının hayatını emperyalizmin ve siyonizmin çıkarlarına hizmet eden savaş hesaplarının içine koyamazsınız.

“Teknik destek” diyorsunuz. Herhangi bir şekilde bu savaşa destek verdiğinizde Türkiye’yi doğacak çatışmanın içine çekebilir ve hedef ülke haline getirebilirsiniz. Mehmetçiğin canını hiçe sayan bu kararların hesabını Türk milletine vereceksiniz!

‘MEHMETÇİĞİN CANI SUUDİ SARAYLARININ GÜVENLİK HESAPLARINA TEMİNAT YAPILAMAZ’

Çiftçinin tarlada, madencinin yerin altında, öğretmenin sınıfta, doktorun hastanede verdiği emeğe bakın. Esnafın siftah derdine, emeklinin ay sonunu getirme mücadelesine bakın. Bu insanların alın teriyle oluşan kamu kaynaklarını kimin için harcıyorsunuz? Türk milletinin sofrasından eksilen lokmayı emperyalizmin, NATO’nun, İsrail’in ve Suudi yönetiminin savaş hesaplarına ayıramazsınız. Türk ordusunun gücü Türk vatanını savunmak için kullanılmalıdır. Mehmetçiğin canı, Suudi saraylarının güvenlik hesaplarına teminat yapılamaz.

İran’da çocuk ve sivil demeden yüzlerce yerleşim yerini bombalayan ve binlerce sivili katlederek açıkça savaş suçu işleyen Abd ve Gazze’de onbinlerce çocuğu katlederek yüzyılın soykırımını yapan suç ortağı İsrail hem Hürmüz hem de Babülmendep Boğazlarındaki seyrüsefer yeteneğini kaybetti. Emperyalist işgal girişimine karşı vatan savunması yapan komşumuz İran’ın Basra Körfezi’ndeki hakimiyeti ve ardından Yemen halkının Kızıldeniz girişinde elde ettiği stratejik başarı Emperyalizm ve Siyonizmin bölgemizdeki kirli emellerini suya düşürmüştür.

‘İSRAİL’E BÜYÜK DARBE VURAN YEMEN HALKI…’

Bu gelişmelerin hemen ardından kamuoyunun onayı alınmadan alelacele girişilen ittifak gerçekte kime hizmet etmektedir? Tam da bugünlerde antlaşmanın odağında Babülmendep’i kontrol ederek İsrail’e büyük darbe vuran Yemen halkı bulunmaktadır. Suudi Arabistan’ın maddi kayıpları gerekçe gösterilerek Yemen hedef haline getirilmektedir. Peki o halde soruyoruz: Bugüne kadar Türkiye’ye yapılan saldırılarda Suudi Arabistan ülkemizi ne zaman desteklemiştir? Karadeniz’deki drone saldırıları nedeniyle hayatını kaybeden onlarca vatandaşımızı korumayı neden hiç düşünmediniz? Türk vatandaşlarının canı sizin için Suudi Arabistan’ın maddi kayıplarından daha mı değersizdir? Bu ittifak Karadeniz’de batırılan Türk gemilerinin güvenliğini sağlamayı neden hiç gündeme almamaktadır? Abd/İsrail gemileri Kızıldeniz’e giremediği için mi ortak tehdit bugün her türlü kuşatmaya ve zorluğa rağmen direnişiyle dünyanın takdirini kazanmış Yemen halkıdır?

‘ABD, YEMENLİLERİN ELİNDEN ALINMASINI TALEP ETMİŞTİR…’

İsrail adına lobi faaliyetleri yürüten AIPAC’tan yüzbinlerce dolar bağış alan, ABD Temsilciler Meclisi üyesi Joe Wilson sosyal medya hesabından Mekke İttifakı ülkelerini defalarca Yemen’e karşı askeri müdahaleye davet etmiş ve Babülmendep Boğazının ABD/ İsrail gemilerini geçirmeyen Yemenlilerin elinden alınmasını talep etmiştir. Tüm bu yaşananlar ortadayken soykırımcı İsrail’in çıkarları için ülkemizin tehlikeli bir maceraya sürüklenmesi kabul edilemez.

‘İSRAİL’İN KİRLİ PLANLARINA ÜLKEMİZ ASLA VE ASLA ORTAK EDİLMEMELİDİR’

Son yaşanan gelişmeler göstermektedir ki haydut devlet Abd’nin dünya egemenliği artık sona ermiştir. Yüzlerce savaş suçu işlemiş, insanlık tarihine büyük yıkımlarla ve katliamlarla geçmiş bu ülkenin ve suç ortağı soykırımcı İsrail’in kirli planlarına ülkemiz asla ve asla ortak edilmemelidir. Emperyalizm ve Siyonizmin bölgemizi kana bulayan işgal girişimlerine karşı İran ve Yemen’in direnişi tüm dünyaya ve mazlum milletlere örnek olmuştur. Jeopolitik açıdan dünyada büyük değişimlerin yaşandığı bugünlerde ülkemize tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Türkiye, asla ve asla aktif bir çatışmanın tarafı olmamalıdır. Suudi Arabistan ve Yemenliler arasında barışı sağlamak ve bölgeyi istikrarlı hale getirmeye yönelik diplomasi geliştirmelidir

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak açıkça talep ediyoruz: Mekke Anlaşması’ndan ve NATO’dan çıkmak ve Türkiye’de bulunan yabancı ordu mensuplarını sınırdışı edip, Türkiye’yi olası bir bölgesel savaşa bağlayacak askeri taahhütlerden vazgeçmek bir zorunluluktur!

Türkiye komşu ülkelerin egemenliğini ve emperyalizme karşı mücadele veren mazlum milletlerin özgürlüğünü savunmalı ve bölge ülkeleri birbirine kırdıran her türlü girişime karşı durmalıdır.

Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!”

TÜRK ASKERİNE EMPERYALİZMİN YOL TEMİZLİĞİ YAPTIRILAMAZ! https://t.co/MjbEgKMnth

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) October 10, 2026

  •  

Bahçeli’ye ‘fon krizinde iki bakan’ sorusu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kamuoyunda “fon krizi” olarak bilinen gelişmelerde iki bakan hakkındaki iddialara ilişkin, “Henüz daha hukuken araştırılmadan, sonuca bağlanmadan sorgulamalar yapıyor. Bu yanlış bir yoldur. Biraz sabırlı olmalarında önemli fayda vardır. Bakanlarımızı daha hiç sonuç almadan böyle bir suçlamayı yapmak siyasete ihanettir, insanlığa saygısızlıktır” dedi.

Bahçeli, partisinin genel merkezinde Siyaset ve Liderlik Okulu’nun 24. Dönem Açılış Töreni’ne katıldı.

Tören öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bahçeli, kamuoyunda “fon krizi” olarak bilinen gelişmelerde iki bakan hakkındaki iddiaların sorulması üzerine, “Bu konu gündeme taşınır taşınmaz birçok çevre, birçok siyasi anlayış farkı taşıyan insanlar değişik yorumlar yapmakta ve henüz daha hukuken araştırılmadan, sonuca bağlanmadan sorgulamalar yapıyor. Kendi tarafında da herkesi suçlamayı bir siyasi maharet olarak kabul etmektedirler. Bu yanlış bir yoldur. Biraz sabırlı olmalarında önemli fayda vardır. Aksi takdirde bu anlaşmazlık siyaseti gerginleştirir, siyaset dilini ağırlaştırır, iftira, yalan ve dolana çok büyük fırsat tanır” yanıtını verdi.

‘…ÇOK BÜYÜK FIRSAT TANIR’

Bahçeli şöyle konuştu:

“Bu anlaşmazlık siyaseti gerginleştirir, siyaset dilini ağırlaştırır, iftira, yalan ve dolana çok büyük fırsat tanır. Onun için bu toplumda yaşayan insanlar olarak devletimize, yargımıza, değerli araştırmacı arkadaşlarımıza ve Türkiye’de konular üzerinde çalışma yapan başta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin değerli mensupları olmak üzere her türlü araştırmayı yapmaya da adım atmak suretiyle sonuçlandırmalarında yarar vardır. Bakanlarımızı daha hiç sonuç almadan böyle bir suçlamayı yapmak veya bunların içlerinden kimler olduğunu tahmin ederek bazı yorumlar sunmak hattızatında siyasete ihanettir, insanlığa saygısızlıktır. Bu memlekete hizmet edecek olan insanları da her türlü suçlamayla takdirden uzak tutmaktır.

Bu memlekete hizmet eden her insan eli öpülecek insandır. Suçlarken çok dikkatli olmalıyız. Var ise bir suç gereği de yapılmalıdır. O da ayrı bir konudur. Onun için biraz sabırla beklemekte fayda var. Siyasilerin de ve özellikle de televizyonlarımızda konuşmacı bulunan insanlarımızın dünyanın ve Türkiye’nin çok önemli konularının bulunduğu bir ortamda iki konuya veyahut bir konuya Türkiye’yi kilitlemeleri de doğru değildir. Ondan da vazgeçmelerini tavsiye ederiz. Meclis faaliyettedir. Yargı faaliyettedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ayaktadır. İnşallah sonuç da hayırlara vesile olacaktır.”

BÖLÜCÜ AÇILIM MESAJI: ‘ÇOK SAĞLIKLI YÜRÜMEKTEDİR’

Bölücü açılım sürecinin bundan sonraki aşamalarına ve Meclis’te kurulması gündeme gelen komisyona ilişkin soruyu yanıtlayan Bahçeli, çalışmaların sağlıklı yürüdüğünü ve Türkiye’nin önemli mesafeler katettiğini söyledi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sürecin sahibi olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Terörsüz Türkiye artık bir devlet politikası haline dönüşmüştür. Bu politikanın da uygulama alanları bellidir. Yürütme, yasama ve yargıdır. Onları da dikkate alarak çalışmalar hızla devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, Türkiye’yi yeniden çıkmaza sokabilecek, toplumu kışkırtarak ayrışmaya ve çatışmaya sürükleyebilecek yanlış ifadelerden ve davranışlardan uzak durulması gerektiğini savunarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Meclis’te komisyonlar teşekkül etmiştir. Yasa çok yüksek bir oranda kabul görerek uygulamaya geçmiştir. Şimdi o yasa çerçevesinde bazı kurumların oluşturulması ve faaliyetine başlaması gelmektedir. Terörle mücadelede geri dönüş yoktur. Geri dönüşü kabullenmek mümkün değildir. Onun için herkes, bu ülkeyi seven her insan kardeşlik ruhuyla hareket etmeli. Yasanın öngörmüş olduğu kurumlar kurulmalı ve herkese de bu manada sorumluluk istiyorlarsa o sorumluluğu da vermek lazımdır. Bunlardan bir tanesi de Barış Sürecinde Siyasallaşma Koordinatörlüğü, İmralı’da bulunan kişinin de hakkıdır. O sıfatı da ona vermek suretiyle olayları tamamen feshetmek, silahları bırakmak, devlete isyan etmek ve siyaseten şiddet kullanmaktan 27 Şubat 2025’te, 27 Şubat 2026 tarihinde yapmış olduğu tutarlı ve değerli açıklamalarını kabul ederek, toplum olarak tam destekle Türkiye Cumhuriyeti’nin bu politikasına devam etmelerini sağlamak lazımdır.

Sayın Cumhurbaşkanımız da, bu konuda Meclisimizle de müştereken düşünceler geliştirerek çok önemli bir kararlılık içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedir. İnşallah Türkiye terörden arınmış, bölgede lider ülke konumuna gelmiş ve huzur içinde, kardeşlik içinde yaşayacak bir toplulukla kardeşlik ruhuyla Türkiye’yi ayağa kaldırmak ve hedefe koşturmak için gerekli çabayı göstermek hepimizin görevidir. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak sözümüz sözdür. Ne söylemişsek arkasındayız. Geri dönüşümüz de yoktur. Bunu da herkesin bilmesi lazımdır.”

 

  •  

Putin ve Trump görüştü: Dünya genelinde fiyatları hızla düşecek!

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Putin ile “son derece başarılı” bir görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Trump şu ifadeleri kullandı:

“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile son derece başarılı bir görüşmeyi az önce tamamladım. Görüşmede, Rusya’nın ABD ve küresel piyasalara derhal 300 bin tondan fazla dizel yakıt sağlaması, kasım ayı boyunca 500 bin ton daha ve bunun hemen ardından 1 milyon ton dizel yakıt tedarik etmesi konusunda anlaşmaya varıldı.

Ayrıca Rusya, dizel rafinerilerinin durumuna bağlı olarak, kısa bir süre içinde 3 milyon ton dizel yakıt daha teslim edecek.

Hürmüz Boğazı üzerindeki tam kontrolümüz ve Rus enerjisine ilişkin bu önemli açıklama sayesinde, Amerikalılar ve hatta tüm dünya için dizel fiyatları rekor düzeylerde ve hızla düşecek. Amerikalılar, özellikle de büyük çiftçilerimiz, hayvancılıkla uğraşanlarımız ve kamyon şoförlerimiz için daha düşük fiyatlar benim en büyük önceliğimdir.

Bu çok büyük ve önemli bir açıklamadır. Ayrıca şu da anlaşılmalıdır: İran’ın nükleer silahı olmayacak”

  •  

Sosyal medyaya yaş sınırlaması Resmi Gazete’de: Ne zaman yürürlüğe girecek?

Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığınca hazırlanan yönetmelikle, sosyal ağ sağlayıcı tarafından sunulan hizmetlere erişimde yaş doğrulamaya, 15 yaşını doldurmuş çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunulmasına ve ebeveyn kontrol araçlarına ilişkin usul ve esaslar belirlendi.

Yönetmeliğe göre, sosyal ağ sağlayıcısı 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak.

Sosyal ağ sağlayıcı, 15 yaşını doldurmuş çocuklara yönelik ayrıştırılmış hizmet sunumunda ise çocuğun yüksek yararı ile fiziksel, zihinsel, psikolojik, sosyal ve duygusal gelişim ihtiyaçlarını gözeterek gerekli tedbirleri alacak.

Yaş doğrulama süreçlerinde kişisel verilerin korunması esas olacak. Kimlik tespiti yerine yalnızca yaş eşiğinin belirlenmesine imkan tanıyan yöntemler kullanılacak.

Yaş doğrulama yöntemleri, gerçeğe aykırı beyan ve manipülasyon girişimlerine karşı teknik yönden sağlam ve güvenilir bir altyapıya sahip kılınacak.

YAŞ DOĞRULAMASI NASIL YAPILACAK?

Yönetmelikle “yaş doğrulama” standartları da belirlendi. Buna göre sosyal ağ sağlayıcı, hesap oluşturulması aşamasında kullanıcının yaş durumunu e-Devlet Kapısı üzerinden “yaş doğrulama belirteci” ile doğrulayacak.

Yaş doğrulaması sonucunda 15 yaşını doldurmadığı tespit edilen çocukların hesap açılış talepleri onaylanmayacak. 15 yaş üstü ise “çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet” esaslarına tabi tutulacak.

15 yaşını doldurmuş çocuk kullanıcıya ait kişisel verilerin korunması amacıyla sosyal ağ sağlayıcı, yüksek düzeyde gizlilik ayarlarını varsayılan olarak uygulayacak.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre ayrıştırılmış hizmet kapsamında bulunan çocuk hesapları, varsayılan olarak gizli hesap olacak. Bu hesaplarda canlı yayın açılmasına ve kişiselleştirilmiş reklam gösterilmesine izin verilmeyecek.

Çocuklar, yalnızca takip ettikleri hesaplardan mesaj alabilecek. Ayrıca diğer kullanıcılar, çocuk hesaplarının takipçi ve takip edilen listelerini görüntüleyemeyecek.

NE ZAMAN YÜRÜRLÜĞE GİRECEK?

Yönetmelikle sosyal ağ sağlayıcılarına ebeveyn denetim araçları sunma zorunluluğu da getirildi.

Bu kapsamda ebeveynler, çocuklarının hesap ayarlarını kontrol edebilecek, kullanım sürelerini sınırlandırabilecek ve ücretli işlemlere izin verebilecek.

1 Kasım’da yürürlüğe girecek yönetmelikle, mevcut hesaplar için yaş doğrulama işlemlerinin 31 Mart 2027’ye kadar tamamlanması gerekecek. Yaşının 15’in altında olduğu belirlenen kullanıcıların mevcut hesapları ise kapatılacak.

  •  

Gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’e hapsi

Gazeteciler Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik’le ilgili paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın şikayeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında da gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında adli kontrol kararı uygulanmıştı.

İMZA KARARI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınan Murat Ağırel ve İsmail Saymaz hakkında, nöbetçi 3. Sulh Ceza Hâkimliğince verilen “imza atma” şeklindeki adli kontrol kararına başsavcılık itiraz etti.

EV HAPSİ

İtirazı değerlendiren 4. Sulh Ceza Hâkimliği, her iki isim hakkında da “ev hapsi” şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verdi.

  •  

T24’e erişim engeli: İtiraz reddedildi, karar AYM’ye taşınacak

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, T24’ün internet sitesi ve X hesabına erişimin engellenmesine karar verdi. T24, karara 1 Ekim’de itiraz etti. İtirazın ardından 5 Ekim’de dilekçenin “ivedilikle değerlendirmeye alınması” için ek başvuru yapıldı. T24’ün itirazı İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedildi. Hâkimlik kararında, erişim engeline ilişkin kararın “usul ve yasaya uygun olduğu”, “kararın gerekçesine göre yerinde olduğu” ve “kararı değiştirecek herhangi bir somut delil olmadığı” belirtildi.

T24’ÜN İTİRAZ DİLEKÇESİNDE NE DENİLDİ?

T24 avukatları Özlem Tekşen ve Gökhan Tekşen tarafından sunulan itiraz dilekçesine, İfade Özgürlüğü Derneği kurucusu hukukçu Kerem Altıparmak da görüşleriyle katkı sundu. Dilekçede, erişim engeli kararının Anayasa, ilgili kanun hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve AYM içtihatlarına aykırı olduğu belirtildi.

Kararda maddi hatalar bulunduğu ve “son 1 yılda 118 aile yapısını bozacak nitelikte yazı kaleme alındığı” iddiasının gerçeği yansıtmadığı ifade edildi. Bu 118 içerikten yalnızca 21’inin son bir yıl içinde kaleme alındığı, yazıları yazdığı belirtilen 57 yazarın 22’sinin ise yıllar önce T24’ten ayrıldığı kaydedildi. Dilekçede ayrıca bazı yazıların 5, 10 ve 15 yıl önce yayımlandığı, karara konu içeriklerle ilgili araştırmanın ise AYM tarafından hukuka aykırı bulunan “toplu sanal devriye” yöntemiyle yapıldığı belirtildi.

‘SİTENİN BÜTÜNÜNE ERİŞİM ENGELİ ORANTISIZ’

Dilekçede, hukuka aykırı olduğu değerlendirilen içeriklerin tek tek engellenmesinin teknik olarak mümkün olduğu belirtilerek, haber sitesinin tamamına erişim engeli getirilmesinin orantısız olduğu savunuldu. Erişim engelinin ifade ve basın özgürlüğünün yanı sıra mülkiyet hakkını da ihlal ettiği belirtilen dilekçede, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebini ilk aşamada reddeden hâkimliğin, itiraz üzerine aynı talebi neden kabul ettiğinin de kararda gerekçelendirilmediğine dikkat çekildi.

Dilekçede, erişim engeline gerekçe gösterilen yazıların “olgusal bilgi/haberden ziyade köşe yazarlarının fikirlerini yansıtan değer yargıları olduğu” ifade edildi. Bu yazılarla Türk toplumu ve aile yapısının nasıl zayıflatıldığının somutlaştırılmadığı, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesindeki hukuki amaçlarla içerikler arasında illiyet bağı kurulamadığı savunuldu.

AYM’NİN EMSAL KARARLARINA İŞARET EDİLDİ

T24’ün itiraz dilekçesinde AYM’nin 8/A maddesi kapsamındaki erişim engellerine ilişkin emsal kararlarına da yer verildi. Dilekçede, AYM’nin bu yetkinin ancak “gecikmesinde sakınca bulunan bir durumun varlığı” halinde uygulanabilecek istisnai bir koruma tedbiri olduğunu vurguladığı belirtildi. URL bazlı engelleme ile ihlalin neden önlenemediği gerekçelendirilmeden tüm siteye erişimin engellenmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğine ilişkin AYM kararlarına işaret edilen dilekçede, AİHM’nin de internet sitelerine erişimin engellenmesi konusunda benzer değerlendirmeler yaptığı belirtilerek, AYM’nin “Keskin Kalem” pilot kararına atıf yapıldı. Dilekçede, söz konusu kararda, internet yayınlarına erişimin engellenmesine ilişkin sulh ceza hâkimlikleri tarafından uygulanan usulün sistematik ve yapısal hak ihlallerine yol açtığının tespit edildiği ifade edildi.

T24, İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği’nin itirazın reddine ilişkin kararını Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacak. (ANKA)

  •  

Gazetecilere ‘fon krizi’ soruşturması: Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı hakkında tutuklama talebi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı dün akşam saatlerinde gazeteciler İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve Şaban Sevinç’in ‘fon soruşturmasına ilişkin olarak basın yayın organları ve sosyal medya üzerinden kamuoyunu yanıltıcı nitelikle’ açıklama yaptıklarını iddia ederek ifadeye çağrıldıklarını duyurdu.

Gazeteci Mustafa Balcı da aynı saatlerde ifade için adliyeye çağrıldığını duyurdu. Ancak ilerleyen saatlerde hem Mustafa Balcı hem Şaban Sevinç gözaltına alındı. Bu sabah Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne götürülen gazeteciler 15.30 sıralarında tutuklama istemiyle hakimliğe sevk edildi. (ANKA)

  •  

A Milli Takım’da Montella ile yollar ayrıldı!

TFF’nin kritik yönetim kurulu toplantısı sona erdi.

Olağanüstü kongre talebini kabul etmeyen Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu göreve devam etme kararı aldı.

Bu gelişme üzerine üzerine TFF Yönetim Kurulu Üyeleri Mecnun Otyakmaz, Mustafa Bozbağ, Zafer Bahadır Saraç, Bilal Arslan ve Murat Şahin istifa etti.

MONTELLA İLE YOLLAR AYRILDI

TFF, toplantıda A Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella ile yolları ayırma kararı aldı.

TFF tarafından toplantıya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, bugün gerçekleştirdiği toplantıda, olağan seçimli genel kurul tarihine kadar görevine devam etme kararı almıştır.

Daha önce istifa eden iki asil yönetim kurulu üyesinin yerine, yedek yönetim kurulu üyeleri Sayın İbrahim Özbay ve Sayın Metin Akyüz’ün atanmasına karar verilmiştir.

A Milli Takım Teknik Direktörümüz Sayın Vincenzo Montella ile devam etmeme kararı alınmıştır.

Geçtiğimiz günlerde istifasını TFF Yönetim Kurulu’na sunan Genel Sekreter Sayın Abdullah Ayaz yerine TFF Tescil İşleri Direktörü olarak halen görev yapan Sayın Ahmet Erzurumlu atanmıştır.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla duyurulur.”

  •  

Güllü’nün ölümüne ilişkin davada karar: Kızı Tuğyan Ülkem Gülter’in cezası belli oldu!

Yalova 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, “tasarlayarak üst soya karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenen tutuklu sanık Tuğyan Ülkem Gülter, maktulün oğlu Tuğberk Yağız Hamza Gülter, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile taraf avukatları katıldı.

Sanığın zaman zaman ağladığı görülen duruşmada Gül Tut’un ablası olan müştekilerden Kader Tut’un vekili, sanığın dosyaya giren mesajlaşmalarında bir kişiye annesine yönelik, “Ne zaman ölecek?” “Ne olur ölsün” “Gebersin” şeklinde mesajlar gönderdiğini hatırlattı.

Müşteki avukatı, dosyada yer alan ses kayıtlarında, olayın yaşandığı gece maktul lavaboya girmeden önce evde bir roman şarkısının çalındığı, sonrasında sanığın arkadaşı Sultan Nur Ulu’ya seslenerek “Malkata açalım öyle oynasın” ifadelerini kullandığı ve böylece şarkı açılarak maktulün olay yerine çekildiğini ifade etti.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili mütalaaya katıldığını belirterek sanığın cezalandırılmasını istedi.

Uzun bir beyanda bulunan ve yargılama sırasında çürütülen iddialar olduğunu dile getiren sanık avukatı, tanık Sultan Nur Ulu’nun yalan söylediğini, dosyadaki diğer bazı kişilerin de müvekkiline iftira attığını ileri sürdü.

Sanık vekili, maktulün daha önce de düştüğünü ve alkollü olduğunu belirterek, olayın ardından sanık ile bazı kişiler arasında geçen konuşmalarla birtakım ses kayıtlarını heyete sundu.

Duruşmaya bir süre ara verildi. Aradan sonra dosyadaki raporlara yönelik itirazlarını aktaran ve tanık Sultan Nur Ulu’nun anlatımlarının olay gecesine ilişkin ses kayıtlarıyla uyuşmadığını ileri süren sanık vekili daha sonra savunmasını desteklemek adına farklı zamanlarda kaydedilen videolarda maktule ait ses kayıtlarını dinletti.

Güllü'nün kızı Tuğyan Ülkem Gülter'in ifadesi ortaya çıktı... Arkadaşının cinayet itirafına ne dedi?

Bu sırada sanık ve müşteki Tuğberk Yağız Gülter’in ağladığı görüldü.

Karar öncesi söz verilen sanık ise üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etti.

Annesinin düşme anını görmediğini savunan sanık Tuğyan Ülkem Gülter, “Görsem tutmaya çalışırdım. Her ne kadar aramızda tartışmalar olsa da biz anne kızız. Ben sadece annemi değil, hayata tutulacak dalımı kaybettim.” diye konuştu.

“Bugün burada sanık sıfatıyla bulunuyorum ama mağdurum” ifadelerini kullanan tutuklu sanık, “Sultan’ın bana yaptığı iftirayı anlamlandıramıyorum.” dedi.

Tanık Ulu’nun beyanlarına değinen Gülter, “Ben madem katilim, katil olduğumu görmüşse neden olay anında sesini çıkarmadı, çığlık atmadı? İlk günden son güne kadar benimle aynı şeyi anlatıyor.” ifadelerini kullandı.

Aleyhine beyan veren herkesin Ferdi A’dan korkarak ifade verdiğini düşündüğünü dile getiren sanık, şunları kaydetti:

“Ben kamuoyunda anne katili olarak yaftalandım. Annemi kaybetmenin acısını yaşarken bir de kendimi ifade etmek zorunda olmamın ne kadar zor olduğunu tahmin edemezsiniz.”

Güllü'nün kızından 8 kişi hakkında suç duyurusu

Sanık savunmasını şöyle tamamladı:

“İftiraya uğradığıma inanıyorum. İlahi adalete inanıyorum. Öteki dünyada ilahi mahkemeye annemle el ele çıkacağımı biliyorum. Ben ne kadar ceza alırsam alayım sadece kızımın bu lekeyi taşımasını istemiyorum.”

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanığı, “kadına ve üst soya karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etti.

Müşteki Tuğberk Yağız Hamza Gülter vekili Rahmi Çelik, duruşmanın ardından adliye önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, yaşanan olay nedeniyle üzgün olduklarını ifade etti.

Mahkemenin cezayı üst sınırdan verdiğine dikkati çeken Çelik, “Üzüntülüyüz, söyleyeceğimiz bu kadar. Mahkeme kararına da saygı duyulması gerekir.” diye konuştu.

Çelik, gazetecilerin sorusu üzerine tanık Sultan Nur Ulu ile ilgili süreçlerinin devam ettiğinin altını çizerek “Yapmış olduğumuz savcılık itirazımız vardı, reddedilmişti. Biz peşini bırakmayacağız, yasal olarak onun hakkındaki bizim yasal süreçlerimiz devam edecek.” dedi.

Hiç kimsenin müvekkili Tuğberk Yağız Hamza Gülter’in yerinde olmak istemeyeceğini belirten Çelik, “Düşünün bir tarafta annesini kaybetmiş birisi, bir tarafta yargılanan bir ablası. Nasıl olabilir? Allah kimseyi onun durumuna düşürmesin.” değerlendirmesinde bulundu.

Sanık vekili Merve Uçanok ise yargılamanın henüz sona ermediğini, istinaf ve Yargıtay aşamalarının bulunduğunu ifade etti.

Müvekkilinin çok ağır bir iftiraya maruz kaldığını savunan Uçanok, şöyle konuştu:

“Gördüğünüz üzere bir hafta içerisinde deliller doğru düzgün, layığıyla tartışılmadan bir kanaat oluştu mahkemede. Bu dosyanın üst mahkemelerden döneceğini, bozulacağını düşünüyorum. Bununla alakalı da sonuna kadar Tuğyan Ülkem Gülter’in arkasındayım. Onun masumiyetini yargılamanın sonunda, en nihayetinde ispatlayacağıma da inanıyorum. Asla pes etmeyeceğiz ve yargılamanın en sonunda Tuğyan’ı kızına kavuşturacağım.”

Cinayeti itiraf eden Sultan Nur Ulu'nun ifadesi ortaya çıktı: 'Güllü'yü kızı itti'

NE OLMUŞTU?

Gül Tut, 26 Eylül 2025’te Çınarcık ilçesi Harmanlar Mahallesi Vali Akı Caddesi’ndeki 6 katlı binanın teras katındaki evinin penceresinden düşerek hayatını kaybetmişti.

Olayın ardından Yalova Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında Gül Tut’un kızı Tuğyan Ülkem Gülter ile olay sırasında aynı odada bulunan arkadaşı Sultan Nur Ulu’nun yanı sıra Ulu’nun babası Arif Ulu ve 2 kişi gözaltına alınmıştı. Gülter tutuklanmış, Sultan Nur Ulu hakkında ev hapsi kararı verilmiş, diğer 3 kişi ise savcılıktaki işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Tut’un ölümüyle ilgili Gülter’in eski nişanlısı Kervan E. de “kasten öldürmeye azmettirme” suçlamasıyla gözaltına alınmış, Yalova Adliyesi’ndeki işlemlerinin ardından hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve imza atma şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmıştı.

İDDİANAMEDEN

Hazırlanan iddianamede, maktul Tut’un, olay günü saat 01.26’da Çınarcık ilçesindeki evinde, kızı Tuğyan Ülkem Gülter’e ait odanın penceresinden 18,17 metre yükseklikten beton zemine düşerek hayatını kaybettiği belirtiliyor,

Olay anına ilişkin kamera ses kayıtlarının İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından incelendiği, bilirkişi raporunda düşmeden hemen önce genç bir kadının “Hadi görüşüürüüüz” dediğinin değerlendirildiği kaydedilen iddianamede, söz konusu sesin sanık Gülter’e ait olduğu kanaatine varıldığı anlatılıyor.

İddianamede, şüphelinin bu sözlerin hemen ardından annesini kalça altından iki eliyle kavradığı, ayaklarını yerden keserek pencereden aşağı attığı ileri sürülerek, mesaj kayıtları, tanık anlatımları, ses çözümleri, bilirkişi raporları ve olay sonrasındaki davranışlara dayanarak tutuklu sanık Tuğyan Ülkem Gülter’in “tasarlayarak üst soya karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi isteniyor.

Sultan Nur Ulu hakkında ise “yalan tanıklık” suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar hapis talebiyle ayrı bir dava açılmıştı.

  •  

Teröristbaşı Öcalan ve 5 PKK’lı aileleriyle görüştürüldü

Görüşmeye ilişkin bölücü elebaşının avukatları tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Sn. Abdullah Öcalan; aile üyelerinden Havva Elçin, Ömer Öcalan ve Hacı Aydın Öcalan ile bugün (09.10.2026 tarihinde) İmralı Adası’nda aile görüşü gerçekleştirmiştir. Diğer müvekkillerimiz Sn. Hamili Yıldırım, Sn. Ömer Hayri Konar, Sn. Ergin Atabey, Sn. Mahmut Yamalak ve Sn. Zeki Bayhan da aile üyeleri ile aile görüşü gerçekleştirmiştir.”

  •  

Miçotakis Mavi Vatan’ı hedef aldı: ‘Türkiye karşısında hedeflediğimiz şey…’

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Türkiye ile ilişkiler, Ege’deki son durum ve Kıbrıs’taki kablo projesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

SKAI Radyo’da gazeteci Aris Portosalte’nin sorularını yanıtlayan Miçotakis, Türkiye’nin Mavi Vatan doktrinini hedef aldı.

Mavi Vatan doktrininin uluslararası hukuka dayanmadığını öne süren Miçotakis, “Her türlü ihtimale hazırız. Önce bir görelim. Mavi Vatan, tarihsel gerçeklere aykırı olan ve Uluslararası Hukuk’a en ufak bir ölçüde bile dayanmayan bir doktrindir” iddiasında bulundu.

Türkiye’nin olası adımlarına karşılık vermeye hazır olduklarını söyleyen Yunanistan Başbakanı, “Yunanistan, Türkiye’nin atacağı her türlü adıma karşılık vermeye hazırdır. Ancak ortada somut bir şey görmeden, kamuoyu önünde yorum yapmak istemiyorum. Çünkü çoğu zaman gerçekleşeceğini varsaydığımız gelişmeleri önceden olmuş gibi değerlendiriyoruz, fakat sonuçta bunlar gerçekleşmiyor.” ifadelerini kullandı.

EGE İÇİN ‘HAFİF RÜZGAR’ BENZETMESİ

Ege Denizi’ndeki mevcut duruma ilişkin soruyu da yanıtlayan Miçotakis, iki ülke arasındaki ilişkileri denizdeki hava koşullarına benzetti.

“Ege’de sular nasıl?” sorusuna, “Ege’nin sularında, diyelim ki hafif bir rüzgar var” yanıtını veren Miçotakis, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hava nasıl değişiyor; bazen deniz çarşaf gibi durgun oluyor, bazen de meltemler esiyor. Yunanistan-Türkiye ilişkilerinde de aynı şey yaşanıyor”

Miçotakis, Yunanistan’ın Türkiye karşısında stratejik ve niteliksel üstünlük sağlamayı hedeflediğini de dile getirerek “Burada ciddi bir tartışma yürüttüğümüz için şunu söyleyeyim: Yunanistan’ın sürekli hedeflediği şey, Türkiye karşısında stratejik ve niteliksel bir üstünlüğe sahip olmaktır. İnanıyorum ki bu üstünlüğü, size de söylediğim gibi, büyük ölçüde Yunan halkının özverileri sayesinde elde ettik.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Miçotakis'in görüşmesi dünya basınında - Son Dakika Haberleri

ERDOĞAN İLE GÖRÜŞECEK Mİ?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme ihtimaline ilişkin soruyu da yanıtlayan Miçotakis, iki ülke arasında planlanmış bir görüşme bulunmadığını söyledi. Buna karşın iletişim kanallarının açık tutulmasını hedeflediğini belirten Yunanistan Başbakanı, Erdoğan ile en fazla görüşen başbakan olduğunu söyledi.

Miçotakis, Türkiye ile diplomatik temaslara ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Şu anda planlanmış bir görüşme yok. Size, Türkiye Cumhurbaşkanı ile en fazla görüşmüş başbakan olduğumu hatırlatmak isterim. Açık iletişim kanallarını sürdürmeyi her zaman hedefleyeceğim. Bu kanallar mevcut. Atina Bildirgesi’ni eleştirmek için acele eden birçok kişi oldu. Oysa bildirgenin kazanımlarından biri, artık yapılandırılmış bir iletişim çerçevemizin bulunmasıdır. Bu çerçeve siyasi diyalogu, güven artırıcı önlemleri, bunlar şu anda da yürütülüyor ve bu ay da yürütülecek, ve elbette en üst düzeydeki siyasi temasları kapsıyor. Çünkü gerilimin ne zaman ortaya çıkabileceğini kimse bilemez. Öncelikle güvence altına alınması gereken şey, gerektiğinde telefonu kaldırıp karşı tarafı arayabilmektir. Zira sanırım şu anda hiç kimse gerilim istemiyor.”

KIBRIS’TAKİ KABLO PROJESİ

Portosalte’nin Kıbrıs kablo projesine ilişkin sorusunu da yanıtlayan Miçotakis, projenin ayrıntıları hakkında konuşmak istemediğini belirtti.

“Bu konuyla ilgili herhangi bir operasyonel ayrıntıya girmek istemiyorum. Çünkü bunun son derece hassas bir mesele olduğunu anlıyorsunuz” diyen Miçotakis, projenin Yunanistan’ın egemenlik haklarından taviz verilmeden ilerlemesi gerektiğini iddia etti.

Miçotakis, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ancak kablonun, egemenlik haklarımızdan kesinlikle hiçbir taviz vermeden ilerleyebileceği ve ilerlemesi gerektiği bir çerçevenin mevcut olduğuna inanıyorum. Fakat sanırım anlayacağınız nedenlerden dolayı bundan daha fazlasını söylemek istemiyorum.”

KABLO PROJESİ NEDİR?

Great Sea Interconnector (GSI) adıyla yürütülen proje, eski adıyla EuroAsia Interconnector olarak da biliniyor.

Avrupa Birliği’nin de desteklediği proje kapsamında, Yunanistan’ın Girit Adası ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında denizaltı elektrik bağlantısı kurulması, hattın ilerleyen aşamada İsrail’e uzatılması hedefleniyor.

  •  

155 milyon TL’lik dolandırıcılık soruşturması: 4 gözaltı

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, nitelikli dolandırıcılık soruşturmasıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Yürütülen çalışmalar neticesinde, şirket yetkilileri olan şüpheliler M.K.A ve B.A, 10.07.2026 tarihinde Çeşme Hudut Kapısı üzerinden yurt dışına çıktıkları, 08.10.2026 tarihinde ise İzmir Adnan Menderes Havalimanı üzerinden ülkemize giriş yaptıklarında havalimanında yakalanarak gözaltına alınmıştır. Ayrıca şirket bünyesinde satış danışmanı olarak görev yaptıkları belirlenen U.K ve G.K.isimli şüpheliler de gözaltına alınmıştır. Soruşturma kapsamında; toplam 20 şüpheli tespit edilmiş olup, bunlardan 4’ü gözaltına alınmış, 7 şüpheliye yönelik işlemler ise devam etmektedir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığımızca, vatandaşlarımızın mağduriyetine neden olduğu değerlendirilen eylemlerin tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların tespit edilmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla yürütülen soruşturma titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir.”

  •  

AKP’den ‘fon krizi’ adımı

AKP grubunda kanun taslağı üzerinde çalışmalar sürüyor. Fon krizinin ortaya çıkmasının ardından, ilk aşamada 1 milyon TL’nin altındaki, ilerleyen süreçte ise 1 milyon liranın üstünde yatırımı olanlara ödeme yapılması ve 7 fon şirketinin tasfiyesine ilişkin 10 maddeden oluşacak teklif taslağına bu akşam yapılacak toplantıda son şekli verilecek.

Teklifin yarın TBMM Başkanlığına sunulması ve gelecek hafta Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülerek, hemen sonra Genel Kurul’da ele alınması bekleniyor.

Yatırımcılara ödenecek tutara ilişkin, yatırımı 1 milyon liranın altında olanlara “yatırılan paranın, bugüne kadarki TEFE-TÜFE ortalaması ne ise o tutarın eklenerek verilmesi” konusunda çalışma yapılıyor.

Hazırlanan taslakta yatırımcılara iadelerin hangi oranda ve nasıl yapılacağı, bu aşamada kurumların sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler yer alıyor. Taslak çalışmaya göre ilk aşamada yatırımı 1 milyon liranın altında olanlara ödeme yapılacak. Yatırımı 1 milyon liranın altındakilere ödenecek rakamın “yatırılan para ve yatırılan tarihten itibaren  TEFE-TÜFE ortalamasının esas alınacağı değerleme” üzerinden iade edilmesi öngörülüyor.

Fon krizinden olumsuz etkilenen 455 bin kişiden, yatırımı 1 milyon liranın altında olanların 351 bin ile 355 bin arasında olduğu belirtiliyor.

ARAŞTIRMA KOMİSYONU DDK’NIN RAPORUNDAN SONRA KURULABİLİR

Öte yandan TBMM’de fon krizi ile ilgili bir araştırma komisyonu kurulup kurulmayacağı konusunda tartışmalar sürüyor. Muhalefetin bu konudaki ısrarlarına karşın AK Partili yetkililer, “Araştırma komisyonu şimdi değil ileride kurulabilir. Hem Fon Koordinasyon Kurulu’nun hem de Devlet Denetleme Kurulu’nun soruşturma da dahil incelemesi ve çalışmaları tamamlandığında, rapor hazırlandıktan sonra gerekirse kuralım ama şu anda muhalefet eline tutuşturulmuş bir listeyle bir linç kampanyası yürütüyor. Biz böyle bir modelle araştırma komisyonu kurmayız” şeklinde konuştu.

  •  

Hakan Fidan’dan ‘Mekke Anlaşması’ mesajı: ‘Türkiye asker gönderip saldırı yapmayacak’

Macaristan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Anita Orban ile bakanlıktaki görüşmesinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Fidan, Orban ile çok verimli bir toplantı yaptıklarını belirterek, toplantının stratejik ortaklığı daha da güçlendirme istikametinde önemli bir adım teşkil ettiğini söyledi. Fidan, “Gelecek sene Macaristan’da gerçekleştireceğimiz bir yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyi toplantısı var. Bunun hazırlıklarını da gözden geçirme imkanımız oldu. Hedefimiz, 2025 yılında 5 milyar doları aşan ikili ticaret hacmimizi gayretli bir çalışmayla 10 milyar dolar seviyesine taşımak. Bunun için neler yapılabilir, bunu tekrar gözden geçirdik” dedi.

‘MACARİSTAN’DAKİ NATO İLERİ KARA KUVVETLERİNE KATKIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ’

Fidan, ticaret bakanlarının bugün kendi aralarında video konferans gerçekleştirdiklerine değinen Fidan, “Ayrıca, savunma sanayi alanındaki iş birliğimizi de daha ileri taşımak için çalışıyoruz kendileriyle. Ortak üretim ve teknoloji geliştirme projelerinde birtakım mesafeler kat edildi. Bunlar daha ileri nasıl taşınır, bunun da arayışı içerisindeyiz. Savunma inovasyonu alanında oluşturduğumuz çalışma grubu da bu alanda somut çalışmalar yürütmekte. Bu vesileyle müttefikimiz Macaristan’daki NATO İleri Kara Kuvvetlerine katkı sağlamayı sürdüreceğimizi de ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

Fidan, enerji, ulaştırma ve bağlantısallık konularına da özel önem verdiklerini vurgulayarak, Türkiye’nin Macaristan’ı konuda önemli bir ortak olarak gördüğünü söyledi. Fidan, “Doğal gaz ve yenilenebilir enerji alanlarında yeni iş birliği projeleri üzerinde çalışmaktayız. Bu hususları enerji bakanlarımız çok detaylı biçimde kendi aralarında görüşüyorlar. Müteahhitlik firmalarımız Macaristan’daki büyük ölçekli yabancı yatırımlarda roller üstleniyor. Yeni hükümet döneminde de bu türden rollerin devam etmesi konusunda genel fikir birliği oluştu. Buna ilaveten, Türk ürünlerinin Avrupa’ya taşınması bağlamında Macaristan kritik bir rota teşkil etmekte. Bilim, teknoloji, eğitim, kültür ve turizm alanlarındaki ortak faaliyetlerimizi de ilişkilerimizin geleceğine yapılan uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz” şeklinde konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN ÜYELİK SÜRECİ AB ÜLKELERİNİN İÇ SİYASİ TARTIŞMALARINA KURBAN EDİLMEMELİ’

Macaristan’ın Türk dünyasıyla sahip olduğu tarihi ve kültürel bağların son derece önemli olduğunu ve Macaristan’ın gözlemci üye olarak Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki mevcudiyetini kıymetli bulduklarını belirten Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sayın mevkidaşımla Türkiye-AB ilişkileri ile güncel bölgesel ve uluslararası meseleleri ele alma imkanımız oldu. Türkiye-AB ilişkileri iki taraf için de kritik önem taşımakta. Genişleme sürecinin adil ve kapsayıcı olması gerektiğini her fırsatta gündeme getiriyoruz. Türkiye’nin üyelik süreci AB üyesi ülkelerin iç siyasi tartışmalarına kurban edilmemelidir diye de vurguluyoruz. Bu bağlamda Macaristan’ın liyakat temelli yaklaşımını ve Türkiye’ye verdiği geleneksel desteği de kıymetli buluyoruz.

Diğer taraftan, Avrupa’nın güvenliği Türkiye’nin güvenliğinden, ülkemizin imkan ve kabiliyetlerinden bağımsız düşünülemez fikrindeyiz. Bu gerçekliğin ortak güvenlik politikalarına daha güçlü şekilde yansıması gerektiğini tekrar etmek istiyorum. Güvenlik politikalarında kalıcı yaklaşımlara gitmeden önce, bu tartışmaların çok nitelikli yapılması gerekiyor. Aksi takdirde çok geç olabilir.”

‘TÜRK BAYRAKLI, SAHİPLİ, PERSONELLİ GEMİLERİN ETKİLENDİĞİNİ GÖRÜYORUZ’

Bakan Fidan, Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşı da görüşmede ele aldıklarını söyledi. Ukrayna’daki savaşın bölgesel ve küresel istikrara yönelik tehditlerden biri olmaya devam ettiğini belirten Fidan, başından bu yana çatışmaların Karadeniz’e sirayet etmemesini sağlamak için çalıştıklarını vurguladı. Fidan, şöyle devam etti:

“Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulamamız ve Karadeniz Tahıl Girişimi bu yaklaşımımızın somut örneklerinden oldu. Bugün ise savaşın Karadeniz’e yayılmakta olduğunu görmekteyiz. Sivil gemilere yönelik artan saldırılar bölgemizdeki can, mal, seyir ve çevre güvenliğine ciddi tehdit oluşturmakta. Karadeniz’in yeni bir çatışma cephesine dönüşmesine, bölge ülkeleri olarak, uluslararası toplum olarak asla izin vermememiz gerekiyor. Ama maalesef gördüğünüz gibi bütün cephelerde savaş yaygınlaştıkça etkisini Karadeniz’de de gösteriyor.

Bu konudaki uyarılarımızı, değerlendirmelerimizi ve çözüm önerilerimizi her iki tarafa da yapmaktayız. Ama şu anda, kışa girmeden hemen önce iki taraf da birbirlerine belli bir askeri üstünlük sağlamak için muazzam bir saldırı içerisindeler. Bu, Karadeniz’deki seyir sefer güvenliğini ciddi şekilde etkiliyor. Özellikle Türk bayraklı, Türk sahipli, Türk personelli gemilerin de bundan etkilendiğini görüyoruz. Bunun tabii diğer ülkelerin gemileriyle beraber, vatandaşlarıyla beraber durması için elimizden geleni yapıyoruz. Sadece olan gemilere karşı olmuyor. Gemilerin taşıdığı, özellikle tahılın uluslararası piyasalara ulaşamamasından dolayı, başta Afrika olmak üzere, birçok ülkede gıda güvenliği ile ilgili sorunların oluştuğunu görüyoruz. Bunu da önlemek gerekiyor.”

“GÜMRÜK BİRLİĞİ YENİLENMELİ”

Macaristan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Orban ise ülkesinin dış ilişkilerinde Türkiye’nin çok önemli bir yer kapladığını belirtti. Görüşmede enerji, savunma sanayi ve yasa dışı göç konularını ele aldıklarını aktaran Orban, “Teknik iş birliğini arttırmaya karar verdik. Stratejik ortağımız Türkiye ile yüksek düzey stratejik iş birliği toplantılarımızı seneye Macaristan’da gerçekleştireceğiz” dedi.

“Türkiye’nin bütün Avrupa için seçkin öneme sahip olduğunu” söyleyen Orban, ülkeler arasındaki ticaret hacminin 5 milyar doları aşmasından memnuniyet duyduğunu bildirdi. Türkiye-AB ilişkilerine sadece ekonomik açıdan bakmadıklarını söyleyen Orban, “AB-Türkiye arasındaki Gümrük Birliği’nin yenilenmesi gerekmekte. Macaristan bunu da tamamen desteklemektedir. Türk yatırımcıları Macar ekonomisine güven duymaktadır. Türkiye’den giderek daha fazla alanda yatırımcı gelmektedir. İster gıda, ister üretim, ister savunma sanayinde olsun, birçok alanda iş imkanı bulmaktadır ve bu arada bu da Türk girişimcilerin rekabet gücünü artırmaktadır. Enerji açısından Türkiye çok önemlidir. TürkAkım üzerinden doğal gaz arz tedariği sağlanmaktadır” diye konuştu.

Macar Silahlı Kuvvetlerinn Türkiye’den son derece modern savunma sanayi ürünleri sağladığını söyleyen Orban, iki ülkenin savunma sanayi inovasyonu konusunda diyaloglarının ilerlediğini belirtti. Ankara ve Budapeşte arasında doğrudan uçuşların başladığını hatırlatan Orban, ulaştırma iş birliğinin daha da güçlenecektiğini umut ettiklerini söyledi. Orban, “İkili havacılık anlaşmasını artık Macar Meclisi onayladı. Bunun yürürlüğe girmesiyle hava trafiği daha da artacaktır ve pratikte de biraz daha yaklaşacağız halklarımızla” dedi.

Orban, göç alanında Türkiye’nin girişimleri sayesinde birçok krizin çözümüne katkıda bulunulduğunu dile getirerek, sadece ikili değil, uluslararası alanda da çok uluslu faaliyetlerde de çok önemli çalışmalar olduğunu, NATO çerçevesindeki iş birliğine de önem verdiklerini ifade etti.

‘TÜRKİYE BAŞKA BİR ÜLKENİN TOPRAĞINA ASKER GÖNDERİP SALDIRI YAPMAYACAK’

Ortak açıklamanın ardından iki bakan, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Fidan, Mekke Ortak Savunma İttifakı ile ilgili soru üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:

“5 Ekim’de Riyad’da Olağanüstü Stratejik Siyasi Askeri Komite Toplantısı’na katıldık. Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımızla beraber, biliyorsunuz bu üç makam aynı zamanda anlaşma gereği Stratejik, Siyasi ve Askeri Komite’nin üyelerini teşkil etmekte. Diğer ülkelerden de Pakistan ve Suudi Arabistan’dan da muhataplarımız bu düzeyde katıldılar. Olağanüstü toplantıya katılmamızın ana nedenleri arasında özellikle Suudi Arabistan’ın maruz kaldığı saldırıların görüşülmesiydi ve diğer taraftan alınması gereken kurumsallaşma ile ilgili birtakım ciddi kararlar vardı. Alt heyetlerimizin devam ettirdiği çalışmalar vardı. Özellikle askeri karar yeri yapısı, sekreteryanın durumu, yeni sekreteryanın atanması gibi başlıca konular, kurumsallaşmayla ilgili maddeler arasındaydı. Bunlara ilişkin oylamalarımızı yaptık. Kararlarımızı aldık. Bunlar hızlıca hayata geçiyor.

Şunu da memnuniyetle ifade etmek gerekiyor ki, anlaşma imzalanalı çok az olmasına rağmen geçen süre, kurumsallaşma ve pratik adımlar çok hızlı bir şekilde atılıyor. Taraflar bu konuda ciddi olduklarını, somut sonuçlar görmek istediklerini ortaya koydukları iradeyle göstermiş oluyorlar.

Diğer taraftan, tabii özellikle Yemen’den yapılan saldırılara yönelik, Türkiye savunmaya ne türden katkıda bulunabilir, Pakistan’la beraber bunların da teknik değerlendirmeleri yapılıyor. Bu değerlendirmeler askeri yetkililerimiz arasında devam etmekte. Savunmaya yönelik ne türden yardımlar yapılabilir, özellikle hava savunması, elektronik harp başta olmak üzere diğer teknik konularda nasıl yardım yapılabilir, bunlarla ilgili çalışmalar devam ediyor. Askeri komiteler çalışıyor. Yani burada zaman zaman ortaya konan ucuz siyasal retoriklerin gerçeklikle örtüşmediğini de ifade etmek istiyorum. Zaten arazide, Yemen’de, Yemen meşru hükümet güçleri mevcut mücadeleyi devam ettirmekte ve Suudi Arabistan onlara destek veriyor.

Ama diğer taraftan da olayın barışla, diyalogla çözülmesi için biz elimizden geleni de yapıyoruz. Bu konuda Suudi Arabistan’ın yapıcı desteği var. Ama bunun adı bir savunma anlaşması. Bu anlaşmaya taraf olan ülke saldırıya uğradığı zaman, siz savunması için yanında olursunuz. Bu bir saldırı anlaşması değil. Türkiye başka bir ülkenin toprağına asker gönderip orada bir saldırı yapmayacak. Savunma anlaşması, Suudi Arabistan’da şu anda yaptığımız yardımların neticesi olarak, iş birliğinin neticesi olarak bir savunma iş birliği oluşturuyoruz. Bu iş birliği evrilen bir iş birliği. Askeri heyetlerimizin çalışarak alacakları kararlarla operasyon alanında ne türden savunma tedbirlerine ihtiyaç var. Pakistan ne türden katkılar yapabilir, Türkiye ne türden katkılar yapabilir, Suudi Arabistan’ın zaten büyük bir askeri teçhizat altyapısı var. Yıllar içerisinde temin ettiği, tedarik ettiği, yüksek miktarda teçhizatı, silahı, savunma unsurları var. Ama tabii ki müşterek planlama, harekat, analiz önemli. Askeri iş birliklerinin çok fazla çeşitleri var.

Diğer taraftan, bizim siyasi olarak uluslararası arenada taraflar arasında neler yapılabilir? Bölgeye daha büyük bir barış nasıl getirilebilir? Çünkü bunun İran ayağı var. İran’ın Amerika ile yürüttüğü savaş var. Bir tarafında başka konular var. Bütün bunların hepsini daha büyük bir resim içerisinde ele alarak götürmeye çalışıyoruz ama olayın Mekke Savunma Anlaşması’nda ortaya konduğu gibi, bir müttefikimiz saldırıya uğrarsa onun yanında olmanız gerekiyor. Anlaşmanın Meclis’e gönderilmesi için gerekli çalışmalar nihayete ermiş durumda. Dün Cumhurbaşkanımıza da nihai arzımızı bu konuda yaptık. Bunu en kısa sürede Meclis’e sevk etme yönünde kararımız var. Biz kendi çalışmalarımızı hemen hemen bitirmiş durumdayız.”

“MACARİSTAN AB İÇİNDE TÜRKİYE’NİN DOSTUDUR”

Türkiye’nin AB üyelik süreci ile ilgili bir soruyu Orban, “Macaristan her zaman Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yanında durdu, destekledi. Her diyaloğu hep destekledik ve destekleyeceğiz. Bölgenin istikrarı tabii ki ve somut olarak konuşmalarımızda, programında olsun, uzmanlarımızın gönderilmesi olsun, Gümrük Birliği’nin yenilenmesi, güncellenmesi olsun, AB ve de Türk vatandaşları için vize liberalizasyonu açısından kolaylığı açısından ki daha kolay gidebilsinler. Macaristan, AB içinde Türkiye’nin dostudur ve ortak menfaatlere dayalı bir yaklaşımının olmasını diliyoruz Türkiye ve AB arasında” ifadeleriyle yanıtladı.

‘GAZZE BARIŞ PLANI’NIN HAYATA GEÇMESİ İÇİN ÇALIŞIYORUZ’

İsrail’in saldırılarıyla ilgili soru üzerine Fidan şunları kaydetti:

“Gazze’de devam eden trajedinin, sorununun bulunması ve kalıcı bir barışın gelmesi için var gücümüzle çalışmaktayız. Sadece biz değil, bölgedeki ortaklarımız, uluslararası ortaklarımız da bu konuda elinden geleni yapmakta. Hem ikili hem çok taraflı hem bölgesel hem küresel ne kadar diplomasi aracı varsa, bunu kullanıyoruz. Cumhurbaşkanımız da yaptığı bütün görüşmelerde bu konuyu bir numaralı gündem maddesi olarak ayakta tuttu.

Birkaç tane katmanı var bu meselenin. Birincisi, Gazze’deki şu andaki insanlık dramının sona erdirilmesi. Yani bunun için insani yardımların mümkün olan en yüksek miktarda gitmesi, Filistin Ulusal Komitesi’nin içeriye girip yönetimi devralması ve barış anlaşmasının birinci planı gereği olarak da Uluslararası İstikrar Gücü’nün Gazze’ye yerleşmesi gibi atılması gereken adımlar var. Bu konuda özellikle Gazze Barış Planı’nın maddelerinin hayata geçmesi için çalışıyoruz. Ama defaatle de ifade ettim, bunu uluslararası toplantılarla gündeme getiriyorum. İsrail’in Gazze Barış Planı’nın uygulanmasıyla çok fazla alakası yok. Dolayısıyla yeni bir uluslararası baskı, Gazze’de devam eden bu dramın sona erdirilmesi için fevkalade önemli. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor.

Maalesef, Körfez’de ortaya çıkan savaş, son bir yıldır, Haziran 2025’ten itibaren sürekli gündemimizi meşgul eden bu savaş, Gazze’ye yönelik yürütülen, Filistin’e yönelik yürütülen çalışmaları bir noktada özellikle bölgedeki muhataplarımız nezdinde inkıtağa uğratmış gibi gözükse de biz çok yönlü dış politika çabamız, politikamız gereği buradan herhangi bir minimum sapma bile göstermiyoruz. Sürekli bunu gündemde tutuyoruz. En son biliyorsunuz, Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler’de Genel Kurul’a hitap ederken muazzam bir küresel çağrıda ve tespitte bulundu.

‘İSRAİL’İN DIŞ POLİTİKASINDA ÇOK FAZLA DEĞİŞİM OLACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM’

Bizim bundan sonra atacağımız adımları, bölgesel dinamikleri de hesaba katarak daha geniş bir perspektiften ele almamız gerekiyor. Çünkü sorun çok katmanlı bir sorun. Burada İsrail’in bölgesel yayılmacılığı, buna iten bir tarihsel background var ve İsrail’in kendi iç politika denklemi var. Yakında seçimler olacak. ‘Buradan büyük bir değişim bekliyor musunuz?’ diye bana sorduğunuz zaman, ben dış politikasında çok fazla değişim olacağını açıkçası düşünmüyorum. Ama belli zeminler daha rahat konuşulabilir, daha rahat tartışılabilir. Belli konularda daha ileri adımlar atılabilir yeni bir hükümette diye uluslararası kamuoyunun bir beklentisi de açıkçası var. Tabii bu seçimlerden dolayı belli konular beklemeye alınmış gibi gözüküyor.

Ama bu tabii ki bizim çalışmalarımızı hiçbir zaman için durdurmuyor. Yani Gazze’de devam eden dramın, Batı Şeria’da başlayan toprak çalma eyleminin hızlandırılması meselesi ve Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya yönelik planlanan sinsi operasyonların önlenmesi için her türlü çabayı biz her türlü platformda gösteriyoruz. Bu konuda hassasiyetimiz inanılmaz derecede yüksek. Sadece bir milli politika, bir inanç politikası olarak değil, rasyonel olarak stratejiye baktığınız zaman bölgedeki ve küredeki bütün fay hatlarını tetikleyen bir sıkıntı ve bunun aslında kalıcı olarak çözümüne yönelik de Türkiye’nin geliştirdiği son derece yapıcı, İsrail’in, Filistin’in, bölge ülkelerinin, herkesi içine katan, herkese güvenlik, istikrar ve mutlu bir gelecek sağlayacak olan bir vizyon, bir barış planı bizim zihnimizde var. Bunu taraflarla da konuşuyoruz. Ama tarafların bu noktaya gelmesi için başta İsrail olmak üzere yoğun bir diplomatik çabaya ihtiyaç var. Kararlı, yapıcı, sonuç alıcı çalışmalara devam edeceğiz.” (ANKA)

  •  

Yeni Parti İzmir İl Başkanı Güç: Cemil Tugay istifa edene kadar eylemlerimiz sürecek

Yeni Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesine karşı düzenlenen eylemin ardından İl Başkanlığı önünde açıklama yaptı.

Eyleme katılan herkese teşekkür eden Başkan Güç, eylemlerin tüm ülkede ve dünyada ses getirdiğini söyledi. Atatürkçü ve Cumhuriyetçi seçmenin oylarıyla göreve gelen Cemil Tugay’ın kendisine oy veren İzmir halkına ihanet ettiğini söyleyen Başkan Güç, Cemil Tugay istifa edene kadar her şekilde ve her platformda eylemlerin kararlılıkla süreceğini söyledi.

Güç, şunları söyledi:

“Zor ve yorucu bir akşam geçirdik. Tek bir isteğimiz vardı: Buradan Gündoğdu’ya yürümek, ardından Lozan Kapısı’nın önüne siyah çelengimizi ve siyasi mevta olan Cemil Tugay’ın tabutunu ve siyah karanfillerimizi bırakmaktı. Bu bizim demokratik hakkımızdı. Ama maalesef iktidar, halkından korkar oldu ve bu demokratik hakkımızı engellemeye çalıştı. Burada gördüğünüz gibi çember içine alınıp baskılandık. Oysa tek söylediğimiz şuydu: ‘Buradan çıkalım; milletvekillerimiz, ilçe başkanlarımız ve belediye başkanlarımızla bu siyah çelengi bırakalım.’ Ne yazık ki engellemeye çalıştılar. Ancak çok şükür kimsenin bir sorun yaşamadığını, ciddi bir problem olmadığını öğrendik. Provakatif davranışlara asla izin vermedik. Güvenlik görevlilerin gözaltına ve tutuklamasına fırsat verecek hiçbir davranışa izin vermedik. İnsanlarımızın zarar görmemesi, bizim öncelikli isteğimizdi.

Demokratik tepkimizi en etkili şekilde göstermek istedik. Yürüyüşü baltalamak isteyen, daha sert tepki vererek, kavga çıkartmak isteyenlere karşı da halkımız anında tepkisini göstermiştir. İktidarın trolleri veya farklı amaçlı kişilere fırsat verilmeyen büyük bir organizasyonu başarıyla gerçekleştirdik. Tüm dünyaya ve iktidara demokratik tepkimizi gösterdik. Biz bu iktidardan ülkemizin bir an önce kurtulmasını istiyoruz. Bu tür belediye başkanlarını ayartarak, çökerek şehirler yönetilmez. Milletin gönlünden geçmeyenler şehirleri de ülkemizi de yönetemez diyoruz.

Cemil Tugay istifa etmek zorundadır! Bu şekilde orada duramaz. İzmir’in Atatürkçü ve Cumhuriyetçi insanları Cemil Tugay’ı belediye başkanı yapmıştır ama o maalesef bize kesinlikle ihanet etmiştir. Bu ihanetin bedeli olarak acilen belediye başkanlığından istifa etmelidir. İstifa edeceği güne kadar eylemlerimiz kararlılıkla sürecektir. Bu akşam Alsancak’ın bütün sokaklarında, buradaki kalabalığın neredeyse beş katı insanla eylemler yapıldı ve sesimiz tüm Türkiye’ye ve dünyaya duyuruldu. Bundan sonraki süreçte de demokratik eylemlerimiz devam edecektir. Bu akşam eyleme katılan, destek veren Yeni Parti örgütlerimize, milletvekillerimize, belediye başkanlarımıza, ilçe başkanlarımıza, demokrasi mücadelesi ve ülkemizin kurtuluşu için mücadele veren tüm halkımıza teşekkür ediyorum.”

  •  

Fransa’da hükümetin çözüm sözü öğrenci eylemlerini durduramadı: 224 lise kapalı

Fransa’da öğretmen açığı, okulların fiziki koşulları ve eğitim sistemindeki kaynak yetersizliğine karşı başlayan öğrenci protestoları üçüncü haftasına girdi. Fransa Eğitim Bakanlığı, sabah saatlerinde ülke genelinde 224 lisenin tamamen kapalı olduğunu, daha önce kapanan 151 lisenin ise kısmen yeniden açıldığını bildirdi.

Öte yandan Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, hükümetin öğrenci protestolarına yanıt olarak yürüttüğü çalışmaların ekim sonuna kadar sonuçlandırılacağını belirterek, “İstediğim şey somut, hızlı ve finanse edilmiş yanıtlar” dedi.

Paris’teki Helene-Boucher Lisesi önünde öğrenciler çöp konteynerleriyle barikat kurarken, polis ile göstericiler arasında arbede yaşandı. Öğretmenler ve sendikaların da destek verdiği öğrenci gösterilerinin bugün Paris’teki Bastille Meydanı dahil çeşitli noktalarda sürmesi bekleniyor.

LECORNU’DAN AY SONUNA KADAR ÇÖZÜM SÖZÜ

Fransız Başbakan Lecornu, dün gece yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında hükümetin öğrencilerin taleplerine ekim ayı sonuna kadar “somut, hızlı ve tamamen finanse edilmiş yanıtlar” sunacağını açıkladı. Lecornu, alınması planlanan önlemlerin içeriğine ilişkin ise ayrıntı vermedi.

Öğrencilerin şikayetlerini ve taleplerini iletmeleri amacıyla hükümet tarafından oluşturulan çevrim içi platforma da ilk iki günde 43 binden fazla başvuru yapıldı.

POLİSİN SES VE ŞOK ETKİLİ BOMBALARI KULLANMASI YASAKLANDI

Üç haftadır devam eden gösteriler yüzlerce kişinin gözaltına alınmasına ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açarken, çevik kuvvet polisinin genç göstericilere yönelik güç kullanımı ülkede tartışma yarattı. Hükümet dün, protestolara müdahalede ses ve şok etkili bombaların kullanımını yasakladı. Hafta başında, polisin fırlattığı sersemletici bombayı eline alan bir eylemci elini kaybetmişti. Fransa’da 17 Ekim tarihi için sendikalar dahil farklı gruplardan geniş katılımlı yeni bir eylem çağrısı yapılıyor. (ANKA)

Fransa’da hükümetin çözüm sözü öğrenci eylemlerini durduramadı: 224 lise kapalı

https://t.co/NyYhdGLtEO https://t.co/bMbe9twNzZ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 8, 2026

  •  

Adele biraz kilo vermiş

Av. Göksel Kırar yazdı…

Hayatımıza genç yaşında o gür sesiyle girmişti Adele. Hepimizde, hayatı müzikten ibaret bir genç kız izlenimi bırakmıştı; biraz kiloluydu ve “show” dünyasında göze hitap edecek pek bir tarafı yok gibiydi. (Güzellik algısını kuşaklar boyunca kafamıza zerk eden koca bir endüstri varken, başka türlü olması mümkün müydü?)

Bu “kadife” sesli yetenekli kadın, azmederek “fazla kilolarından” kurtulmuş. Son birkaç yıldır medyada gördüğümüz durum bu.

(Aylardan şubat. Serseri bir yağmur geceden beri durmuyor. Üçyol’da sabah trafiği ağır ağır akarken radyodan bir ses geliyor. Amy Winehouse…Müthiş bir vokal. İzmir trafiğinde yağmur sürerken, az önce duyduğum ses güneş açtırmaya yetmişti. Adele’den söz edip de Amy Winehouse’u anmadan geçmek olmazdı.)

Adele biraz kiloluydu, şimdi fit.

Her şeyin birazı olabilir elbette. 

Mesela bugün biraz yorgun olabilirsiniz, biraz sinirli ya da biraz neşeli; biraz kıskanç, biraz varlıklı, biraz borçlu, biraz kibirli, biraz müşkülpesent, biraz tembel, biraz paragöz, biraz hayalperest olabilirsiniz. Biraz duygusal, biraz acımasız, biraz cimri, biraz korkak, biraz ayran gönüllü; biraz temkinli, biraz umursamaz, biraz unutkan, hatta biraz intikam şehvetine kapılmış olabilirsiniz…

Ama asla “biraz adil” olamazsınız. 

Adalet biraz olmaz. Çünkü biraz adalet çoğu zaman adaletsizliğin başka adıdır. (Konuya gireceğiz diye kelime oyunlarıyla laf ebeliği yapıp Sunay Akın havasına girmedik umarım. Allah’ım sen koru.)

Devletin insan bedenine benzetilme metaforu yeni değil elbette. Eflatun’dan Hobbes’a kadar pek çok düşünür, devleti, organları farklı görevler üstlenen bir organizma olarak tasavvur etti. Modern devlet bu organizmayı daha da büyüttü; ama bütün organların ortak ihtiyacı değişmedi: adalet.

Sanayi Devrimi sonrasında devlet yalnızca savaşan, vergi toplayan ve hükmeden bir yapı olmaktan çıkmıştı; toplumun giderek daha fazla alanına yayılan karmaşık bir organizmaya dönüştü. 

Devletin bütün organları farklı iş yapabilir ama adalet, hepsinin ortak dolaşım sistemidir.

Bu hassas teraziyi bozan ülkelerin akıbeti çoğu zaman tarihin çöplüğü olmuştur. Sovyetlerin yıkılışını salt iktisadi arızaların sonucu olarak görmek, on yıllar boyu süren halktan kopuk bürokratik katılığa eklenen ayrıcalığın getirdiği adaletsizliği hafifletir. Kitlelere vaat edilen o “eşitlikçi” düzenin ruhunda öyle bir yara açılır ki, bir noktadan sonra ekonominin rakamlarının düzelmesi, üretimin sürmesi, hatta hayatın görünürde olağan akışına dönmesi bile tek başına yeterli olmaz.

ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu küresel itibarın kaynaklarından biri de kendi hukuk düzenini, sıradan vatandaşın da en güçlü yöneticinin de hesap vermek zorunda olduğu bir sistem olarak sunabilmesiydi. 

Oysa bugün ABD’nin kendi iç sorunlarının başında hala yüzyıllardır süregelen ırkçılık vardır.  (‘Amerikan Adaleti’nin ilmek ilmek örüldüğü geçen yüzyılda, Muhammed Ali’nin altın madalyasını Ohio Nehri’nin sularına fırlatıp atması boşuna mıydı?) 

Bugün birkaç saniyede ulaşabildiğimiz haber akışlarıyla dünyanın dört bir yanındaki insanlık dışı muameleleri görüyor, insanlığın vicdanındaki “adalet” duygusunun nasıl sarsıldığını izliyoruz; bedeli çok ağır olsa da…

ADALET AMA KİMİN İÇİN?

Toplum olarak, günlük yaşamımızda bir banka ya da market sırasında beklerken bile haksızlığa gelemeyen bir damar taşıyorken, “devlet”in bütün vatandaşlarına adil olmasını beklemek kadar doğal ne olabilir? 

“Adaletin tecellisi” bizde devletten istenen ve onun bizim adımıza yerine getireceğini umduğumuz bir kavram olarak yüzyıllar boyunca devlet anlayışımızın önemli bir parçası olmuştu. Celali isyanlarının arkasındaki hoşnutsuzlukta da bunun izlerini görmek mümkündür. Üstelik mesele yalnızca halkın devletten adalet beklemesi değildi; Osmanlı’nın bir dünya imparatorluğu olduğu o yüzyıllarda bile, hükümdarın gücünü kanun ve adaletle birlikte anan bir devlet anlayışı vardı; Kanuni Sultan Süleyman da bunun tarihe geçmiş simalarındandı. (Yazının bu kısmını okuyan Neo-Osmanlıcılar huşu içinde kendinden geçebilir.)

Cumhuriyet’in temelinde ise kimsesizlerin kimsesi olan, savcılarının Türk köylüsünün sabanından tutun da Bingöl dağlarında nafakalarını bekleyen öksüzlere kadar sorumlu olduğu bir düzen hedeflenmişti. 

Bu yüzden değişen dünya ve toplum ihtiyaçlarına cevap verecek devrimlerin yargıyı kapsamaması düşünülemezdi. 

AKP, bu mirası seçimlerle devralan, üstelik adında adaleti taşıyan bir siyasi parti olarak, çeyrek yüzyıldır hükümet etmekte.

Bunu yaparken adalet fikrini yalnızca hukukî değil, aynı zamanda dinî bir sorumluluk olarak da anlattı Türk seçmenine. Hz. Ömer adaletinden, adil yönetimin dindeki öneminden yıllarca söz edildi.

Bugün geldiğimiz noktada ise adalete dair inancın ve beklentinin toplum nezdinde ağır biçimde aşındığını, her gün yeni bir haberle görüyoruz.

Oysa AKP, iktidara gelirken toplumun dışında bırakılmış, gelir dağılımındaki bozukluğun bedelini ödeyen kesimlerin sözcüsü olduğu iddiasındaydı.

Ve geçen yıllar bize, bizim o büyük hastalığımızın fırsat bulduğu anda yeniden bütün vücudumuzu ele geçirebildiğini gösterdi: Adaleti yalnızca kendimiz için istemek.

Asıl tehlike ise bunun bir süre sonra toplumun adalet duygusunu aşındırmasıdır. İktidar, adaleti kendinden yana olanlar için başka, karşısında duranlar için başka uyguladıkça, insanlarda yalnızca bugünün haksızlıklarına değil, yarının adil olabileceğine dair inanç da zarar görür. Bir toplum, adaletin herkes için değil, kimin tarafında olduğuna göre değiştiğine inanmaya başladığında, geleceğe dair ortak bir düzen fikrini de kaybetmeye başlar.

Sağ-muhafazakâr mahallenin mürekkep yalamış “münevverleri”, İbn-i Haldun’u örnek vermeyi pek sever. Adını taşıyan bir üniversite bile kuruldu. Ne var ki adaletsizliğin devletleri çöküşe götürdüğünü söylediği yere gelince, bu büyük filozofu hatırlayan pek olmaz. Aynı durum, hükümetin milliyetçi ortağının sahiplenmekten hoşlandığı Nizamülmülk için de geçerli. Onun devlet yönetiminin temeline “adalet”i yerleştirdiğini hatırlamak bugün pek işlerine gelmiyor.

Toplumlar da bireyler gibidir. Uğranılan haksızlıklar, adalet yerini bulmadıkça, kuşaktan kuşağa geçen ırsî bir hastalık gibi toplumu esir alabilir.

AKP iktidarının asıl büyük başarısızlığı da burada yatıyor. Kendi tarihsel ve düşünsel mirasının merkezinde bulunan adalet fikrini bile çifte standarttan kurtaramıyor. 

Buna razı olmak zorunda değiliz.

Bu ülkenin bugününde ve yarınında söz hakkı olan herkesin, eşitliği gözeten, toplumsal refahın adil dağılımını savunan ve karşısında kim olduğuna bakmaksızın aynı ölçüyü uygulayan bir adaleti savunma hakkı vardır. İktidarın gücü, bu hakkı ortadan kaldırmaz.

Adele biraz kilo vermiş olabilir. Biraz alabilir de. Hiç önemli değil.

Çünkü adalet, bizim tarafımızın kazandığı yerde başlayan bir şey değildir.

Biraz adalet yoktur. Adalet vardır.

Ve galiba bizden istenen de biraz daha adalet değil; adaleti kendi tarafımıza göre eğip bükmemektir.

  •  

Esenyurt’ta lisede bıçaklı kavga: Gözaltı ve yaralılar var!

Esenyurt’ta bir lisede öğrenciler arasında çıkan kavgada 2 öğrenci bıçakla yaralandı. A.Ç. (16) isimli öğrenci gözaltına alınırken yaralı öğrenciler hastaneye kaldırıldı.

Olay, bugün Barbaros Hayrettin Paşa Mahallesi’nde bulunan lisede meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, aynı sınıfta öğrenim gören öğrenciler arasında tartışma çıktı.

Tartışmanın kısa sürede kavgaya dönüşmesi üzerine A.Ç., A.E.A. (15) ve E.E.A.’yı (14) bıçakla yaraladı.

İhbar üzerine olay yerine ekipler sevk edildi. Yaralanan öğrenciler sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Saldırıyı yaptığı belirlenen A.Ç. ise gözaltına alındı. Olayla ilgili inceleme başlatıldı.

  •  

Ankara’da uygulama noktasında silahlı saldırı: Bir polis memuru şehit oldu

Ankara Valisi Yakup Canbolat, Pursaklar ilçesinde bir polis memurunun şehit olduğu silahlı saldırıya ilişkin açıklama yaptı.

Canbolat, olayın saat 23.20 sıralarında Karacelenören TOKİ yolu üzerindeki şok uygulama noktasında meydana geldiğini belirtti.

Durdurulan araçta üç kişinin bulunduğunu aktaran Canbolat, polis memuru ile gece bekçisinin araçtakilerin kimlik kontrollerini yaptığı sırada arka koltukta bulunan kişinin araçtan çıkarak polis memuruna iki el ateş ettiğini söyledi.

POLİS MEMURU AHMET TÜRKOĞLU ŞEHİT OLDU

Vali Canbolat, “Polis memurumuz Ahmet Türkoğlu’nu maalesef yapılan tüm müdahalelere rağmen kaybettik. Kahraman polisimiz şehit oldu. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz” dedi.

Saldırının ardından aracın olay yerinden kaçtığını belirten Canbolat, araçta bulunan diğer iki kişinin daha sonra yakalandığını açıkladı.

SALDIRGAN İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNDU

Canbolat, saldırıyı gerçekleştiren kişinin ise olayın ardından kendisini vurarak intihar girişiminde bulunduğunu belirterek, “Kendisine şu anda müdahale ediliyor ancak durumu ağır görünüyor” ifadelerini kullandı. (ANKA)

  •  

Fon soruşturmasında Fatma Betül Sayan Kaya hakkında soruşturma izni! Eşiyle birlikte ifade verecek…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturması kapsamında, hesapları dondurulan Fatma Betül Sayan Kaya hakkında soruşturma izni verildi.

Sözcü TV’nin haberine göre Kaya’nın ifadesi, hakkında mal varlığı tedbiri uygulanması ve ardından yatırımlarının ana para dışındaki bölümünü TMSF’ye iade etmesinin ardından soruşturmanın yeni aşaması olacak.

Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın adı, sermaye piyasasındaki bazı hisse ve fon işlemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gündeme geldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaya çifti dahil bazı kişilerin mal varlıklarının dondurulması için ilgili kurumlara yazı gönderdi. Bu işlem, Kaya’nın soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla incelendiği anlamına geliyor.

Kaya’nın adı özellikle Özata Denizcilik hisselerindeki işlemler nedeniyle gündeme geldi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Kaya’nın yaklaşık 63,4 milyon liralık yatırım karşılığında yaklaşık 1,34 milyar lira, eşi İlyas Kaya’nın ise yaklaşık 99,7 milyon liralık yatırım karşılığında 826 milyon lira çektiği iddia edildi. Kaya, hakkındaki iddiaların ardından 26 Eylül’de AKP Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer parti görevlerinden ayrıldı.

  •  

Tuncer Bakırhan PKK’lı teröristlerin dönüşü için tarih verdi!

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bölücü açılım sürecinin hızlandırılması gerektiğini belirterek “İlgili kurulların hızla oluşturulması, görev tanımlarının netleşmesi, silah bırakma ve dönüş mekanizmasının somutlaştırılması ve ardından yeni aşamaya geçilmesi gerekir” dedi. Bakırhan, PKK’lıların ilk dönüşlerinin kışa kalmadan başlamasını beklediklerini belirtirken, yeni anayasa tartışmalarında “ne siyasi ajanda dayatma hatasına ne de ‘küstüm, oynamıyorum’ apolitikliğine düşülmemesi gerektiğini” söyledi.

Bakırhan, Evrensel gazetesine yaptığı açıklamada, “barış süreçlerinde bazen bir ayın çok uzun göründüğünü, tarihe dönüp bakıldığında ise iki yılın çok kısa bir zaman olduğunu” söyledi.

Bakırhan, “1 Ekim 2024’te bir tokalaşmayla başlayan süreçten bugün örgütün feshi ve silah bırakma kararına, Meclis Komisyonunun raporundan bir yasanın çıkarılmasına gelindiğini” hatırlatarak, “Biz bunları Türkiye’nin yüz yıllık Kürt meselesi açısından sıradan gelişmeler olarak görmüyoruz. Biz bunu bir varış noktası olarak değil, güçlü bir başlangıç olarak okuyoruz” ifadelerini kullandı.

Bölücü açılım sürecinin zaman zaman yavaşlayabileceğini ve gerilimler yaşanabileceğini belirten Bakırhan, “Şimdi yapılması gereken, elde edilen zemini küçümsemek değil; süreci hızlandırmak, yasanın uygulama mekanizmalarını işletmek ve demokratikleşme başlığında yeni aşamaya geçmektir. Çünkü barışta sabır gereklidir ama belirsizlik değildir” dedi.

‘TEKNİK GECİKME İLE SİYASİ OLARAK ZAMANA YAYILMA AYNI ŞEY DEĞİL’

Çerçeve yasanın Meclis’ten yüksek bir oyla çıkmasına karşın uygulanmasına ilişkin takvimin netleşmediğine dikkati çeken Bakırhan, “Silahların nerede, kime ve hangi yöntemle bırakılacağı; farklı alanlardaki insanların nasıl hareket edeceği, Türkiye’ye dönüşlerin hangi hukuki statüyle gerçekleşeceği; güvenlik, kayıt ve denetim mekanizmalarının nasıl işleyeceği başlı başına bir planlama gerektiriyor. Dolayısıyla belli bir hazırlık süresinin olması ve bunun uzun sürmesi şaşırtıcı değil” diye konuştu.

Bakırhan, 30 Eylül tarihli MGK bildirisinde “atılan adımlar ve katedilen mesafe” ifadesinin kullanıldığını belirterek, bölücü sürecin ilerleyip ilerlemediğinin ve üzerinde mutabık kalınan ana takvim ile istikametten kopulup kopulmadığının temel ölçüt olması gerektiğini söyledi. Teknik hazırlığın siyasi ertelemeye dönüşmesi halinde sürecin aşınacağı uyarısında bulunan Bakırhan, “Uzayan belirsizlik enfekte edici bir özellik taşır; söylentiyi büyütür, karşılıklı güvensizliği besler ve sürecin başarısız olmasını isteyen çevrelere daha geniş bir hareket alanı açar” dedi.

Çerçeve yasanın hukuki zemini oluşturduğunu belirten Bakırhan, “İlgili kurulların hızla oluşturulması, görev tanımlarının netleşmesi, silah bırakma ve dönüş mekanizmasının somutlaştırılması ve ardından yeni aşamaya geçilmesi gerekir. Bunun önünde engel yok. Çünkü barış süreçlerinde boşluk diye bir şey yoktur” ifadelerini kullandı.

TERÖRİSTBAŞI ÖCALAN’A YENİDEN STATÜ İSTEDİ

Terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın sözde “silahsızlanma sürecindeki rolü”ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, “sürecin Öcalan’ın siyasi liderliği ekseninde ilerlediğini” savundu.

Bakırhan, “Sayın Öcalan’ın barış ve demokrasinin inşasında katkısını sunabilmesi için öncelikle hukukunun tanınması gerekir. Hukuku tanınan, siyaset yapabilir ve demokratik inşayı gerçekleştirebilir. Yine Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşullarının oluşturulması gerekir. Silahsızlanma ve Strateji Koordinasyonu’nda Sayın Öcalan’ın koordinatör sıfatıyla çalışmasını bekliyoruz” dedi.

‘ELİMİZDE KESİNLEŞMİŞ TABLO YOK’

PKK’lı teröristlerin Türkiye’ye dönüşüne ilişkin de konuşan Bakırhan, şu açıklamayı yaptı:

“Biz ilk gelişlerin kışa kalmadan başlamasını bekliyoruz. Açıkçası ekim ayının bu açıdan bir başlangıç olabileceğini düşünüyorduk. Bu beklentimiz bütünüyle ortadan kalkmış değil. Ancak dönüşlerin tamamının Türkiye’ye mi olacağı, hangi grupların hangi takvimle geleceği ve sürecin bütün ayrıntıları konusunda bizim de bugün elimizde kesinleşmiş bir tablo yok. Bunlar ilgili kurullarda ve taraflar arasında yürüyen görüşmelerde somutlaşacak. Silahların devreden çıkarılması da kendi mekanizmasına sahip olacak. Çerçeve yasa bunun hukuki kapısını açtı fakat kapının açılmasıyla insanların içeri girmesi aynı şey değil. Çünkü kimse belirsizliğe dönmez. İnsanlar, yarın başına ne geleceğini bilmediği bir yere değil; hukuku, statüsü ve güvencesi belirlenmiş bir zemine döner.”

YENİ ANAYASA

Bakırhan, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin kurumsal görüşlerinin henüz ilgili parti kurullarında görüşülmediğini belirterek, “Bu konudaki kurumsal görüşümüzü ilgili kurullarda tartıştıktan sonra önümüzdeki günlerde paylaşacağız. Türkiye’nin yeni ama demokratik bir anayasa ihtiyacı var. Anayasa ilkeler etrafında toplumsal, siyasal, iktisadi sorunların çözümünü önceleyerek hazırlanırsa yeni olur. Yeni anayasanın yazım ile yapım süreçlerinin demokratik usul ve esaslara bağlı olması, toplumun tüm kesimlerini kapsaması gibi demokratik karaktere sahip olması gerekir” dedi.

Anayasa tartışmasının seçme ve seçilme konusuna sıkıştırılmaması gerektiğine değinen Bakırhan, “Yeni anayasa mevzusunda, ne siyasi ajanda dayatma hatasına düşülmeli ne de ‘küstüm, oynamıyorum’ apolitikliğine düşülmelidir. Anayasa bir seçimden, bir kişinin seçilip seçilmemesinden daha ötede bir gerekliliktir. Demokratik anayasa, 86 milyonun geleceğe güvenle bakmasının imkânıdır” ifadelerini kullandı.

‘DEMİRTAŞ’IN ELEŞTİRİLERİNE SÜREÇ KARŞITLIĞI DEMEK HAKSIZLIK OLUR’

Selahattin Demirtaş’ın bölücü açılım sürecine yönelik eleştirilerinin süreç karşıtlığı olarak değerlendirilmesinin haksızlık olacağını belirten Bakırhan, “Demirtaş’ın gidişata dair eleştirileri olabilir; bizim de var ve bunları her gün açıkça söylüyoruz. Fakat bunu bir süreç karşıtlığı olarak yorumlayanlar haksızlık yapmış olur. Demirtaş, barış sürecinin başarıya ulaşması için açık biçimde sorumluluk alan yol arkadaşımızdır. Yolu eleştirmek, yürümekten vazgeçmek değildir” dedi.

‘MUHALEFETE KARŞI YARGI SÜREÇLERİNİN İŞLETİLMESİ BARIŞ SÜRECİNE GÜVENİ AZALTIYOR’

“Muhalefete ve eleştirel düşünenlere yönelik yargısal süreçlerin barış sürecine güveni azalttığını” belirten Bakırhan, “Bunu defalarca söyledik ve her seferinde iktidara, devlete uyarılarda bulunduk, bulunuyoruz. Bugün demokrasi ve hukukun ihlali barış umutlarını azaltıyor. Fakat biz ortak mücadele zeminlerini artırarak, demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında siyaset örmede ısrarcı olursak barış umudunu, demokratik ve hukuki inşanın zemini haline getirebiliriz. Barış isteyenlere, halklara ve kendimize güveniyoruz” ifadelerini kullandı.

DEM Parti’nin süreç boyunca Türkiye’nin farklı kesimleriyle temas ettiğini savunan Bakırhan, “Fakat daha temel bir mesele var bence. Barışı yalnızca DEM Parti’nin işi olarak göremeyiz. Bu, bir partinin projesi değil, 86 milyon insanın geleceğini ilgilendiren bir mesele. Meclisin, iktidarın, muhalefetin, medyanın, üniversitelerin ve sivil toplumun da sorumluluğu var” dedi.

‘SİLAH BIRAKILINCA SORUN BARIŞ OLDU’

Bakırhan, bölücü süreçle ilgili eleştiriler ile barış karşıtlığının birbirinden ayrılması gerektiğini iddia ederek, “Bugün PKK kendini feshettiğini ve silahlı mücadeleyi bitirdiğini açıkladı. Bu çevrelerin yıllardır istediği şey gerçekleşmedi mi? Ama onlardan ne bir sevinç duyduk ne de bir sorumluluk cümlesi. Tam tersine itirazlar yükseldi. Silah varken sorun silahtı. Silah bırakılınca sorun barış oldu. Silahların bırakılması ülkeyi bir günde demokratikleştirmez, kimse de bunu iddia etmiyor. Ama siyasetin önündeki en ağır engellerden biri kalkıyor. Emek mücadelesi de demokrasi mücadelesi de artık daha geniş bir alanda yürüyebilir” diye konuştu.

SURİYE

Suriye’deki gelişmeleri genel olarak olumlu değerlendirdiklerini belirten Bakırhan,” Kürtçenin tanınması konusunda bazı adımlar atıldığını ancak anadilde eğitim konusunda kalıcı ve anayasal bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu” söyledi.

Bakırhan, “Kürt tarafı askeri yapının feshi ve devlet kurumlarına entegrasyon dahil çok somut adımlar attı. Şimdi Şam’ın da buna hukukla, hakların tanınmasıyla ve demokratik siyaset alanını genişleterek cevap vermesi gerekiyor. Suriye’nin başka bir çıkış yolu olduğunu düşünmüyorum. Kürtlerin, Dürzilerin, Alevilerin ve diğer toplulukların haklarının pazarlık konusu olmadığı demokratik bir Suriye kurulmak zorunda” dedi.

Kandil’in Mazlum Abdi’ye yönelik değerlendirmelerine ilişkin ise Bakırhan, “Sayın Abdi’nin kendisinin cevap vermediği bir tartışmada benim bir değerlendirme yapmam doğru olmaz. Aynı mücadele geleneği içinden gelenlerin belli konularda farklı düşünmeleri kadar da doğal bir şey olamaz. Bu, Rojava’nın kendi içinde konuşup karara bağlayacağı bir meseledir” ifadelerini kullandı.

‘BUNLARI BİRBİRİNİN ALTERNATİFİ HALİNE GETİRMEK, GERÇEK TARTIŞMADAN KAÇMAKTIR’

Bakırhan, Özgür Özel’in Abdullah Öcalan ile Selahattin Demirtaş’ın durumlarına ilişkin açıklamalarına da değindi. Öcalan ile Demirtaş’ın karşı karşıya getirilmemesi gerektiğini belirten Bakırhan, “Birinin hakkını teslim etmek için diğerinin hakkını tartışmaya açmak zorunda değiliz. Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Can Atalay’ın ve siyasi tutukluların özgürlüğü hukuk meselesidir. Sayın Öcalan’ın barış sürecindeki rolü ve çalışma koşulları ise yürüyen sürecin kendi başlığıdır. Bunları birbirinin alternatifi haline getirmek, gerçek tartışmadan kaçmaktır” diye konuştu.

DEM PARTİ’NİN DEĞİŞİM KONGRESİ

DEM Parti’nin 6 Eylül’de düzenlediği kongreye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, 5’inci Olağan Kongre’de Demokratik Cumhuriyet Hareketi’nin ilan edildiğini belirterek, “Şimdi Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ni temel sütunlar etrafında inşa etme çabasına başladık. Önümüzdeki kongreyi, değişen dünya, dönüşen Orta Doğu ve Türkiye gerçekliğine uygun bir siyasi anlayış, kadro ve yapılanmayla karşılamayı düşünüyoruz” dedi.

Özgürlüğüne kavuşacak isimlerin parti dönüşümüne katkı sunacağını belirten Bakırhan, “Özgürlüğüne kavuşacak her bir arkadaşımız bu yolda yürüyüşe büyük güç verecekler” ifadelerini kullandı.

‘PARANIN İZİ BELLİ, İŞLEM YAPANLAR BELLİ VE YAPILACAKLAR DA BELLİ’

Bakırhan, fon krizine ilişkin, “Türkiye tarihinin maddi hacim ve kişi sayısı olarak en büyük vurgunlarından biriyle karşı karşıyayız” dedi.

Bunun yalnızca ekonomik dolandırıcılık olarak ele alınamayacağını belirten Bakırhan, “Fon vurgunu sadece bir ekonomik dolandırıcılık değil, ekonomiyle siyasetin; halka karşı işlenen aleni suçların; denetimsizlik ve hoyratlığın toplam resmidir. 500 bin bir sayı değildir. Hepsi birer hayat, birer aile demek. Bu çok hassas bir konudur. Kayıplardan ötürü intihar haberleri gelmeye başladı. Yüz binlerce insan çaresiz, paralarının göz göre göre el konulmasını izliyor” diye konuştu.

Bakırhan, yetkililere çağrıda bulunarak şunları söyledi:

“Adalet Bakanı ‘Ailelerimizin alın terini koruyacağız, izin vermeyeceğiz’ diyor. Maliye Bakanı ‘Çözeceğiz’ diyor. Buyurun gereğini yapın, çözün. Piyasa riski başka şeydir; yurttaşın ne olduğunu anlayamadığı, işlem yapamadığı, hakkını kime soracağını bilemediği bir belirsizlik başka şeydir. Soruyorum; ‘Geliyorum’ diyen bu vurgunu kimler denetlemedi, kimler izin verdi? Paranın izi belli, işlem yapanlar belli ve yapılacaklar da bellidir. Fon vurgunun hem sistematik-yapısal hem de olay esaslı değerlendirmesini güçlü şekilde yapmamız, klasik bir yolsuzluk olarak görmeden üçüncü yol bakış açısıyla muhalefet etmemiz lazım.”

  •  

Erdoğan: Somali’de uzay limanının inşa çalışmalarını başlattık

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya NEST Kongre Merkezi’nde 77’nci Uluslararası Uzay Kongresi Açılış Töreni’ne katıldı. Törenin açılış konuşmasını yapan Erdoğan, “Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yaptığı bu büyük buluşmanın ülkelerimiz, halklarımız ve insanlığın ortak geleceği açısından hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Dünyanın daha fazla uzaya ihtiyacı var temasıyla tertiplenen kongre kapsamındaki etkinliklerin yeni iş birliklerine kapı aralamasını diliyorum” dedi.

‘UZAYDA DAHA FAZLA YER EDİNMEK İNSANLIĞIN HAYATINI DAHA GÜVENLİ HALE GETİRMEK ANLAMINA GELİYOR’

Erdoğan, şunları kaydetti:

“Haberleşmeden güvenliğe, ekonomiden ulaşıma, tarımdan afet yönetimine insanlığın her alanda katettiği mesafenin temelinde bilim ve teknoloji vardır. Bilim ve teknolojideki ilerlemenin doğrudan yansıdığı en kritik alan şüphesiz uzaydır. Dolayısıyla bugün uzayda daha fazla yer edinmek, aslında yeryüzünde insanlığın hayatını daha güvenli, daha müreffeh ve daha sürdürülebilir hale getirmek anlamına geliyor.

Türk milleti olarak gök bilimlerinde fevkalade zengin bir birikimi tevarüs ediyoruz. Atalarımız, asırlar boyunca Türkistan coğrafyasının uçsuz bucaksız bozkırlarında güneşin ve ayın hareketlerini takip ettiler, kayıt altına aldılar, yıldızların dilini çözmeye çalıştılar.

‘PEK ÇOK ALİMİMİZ GÖK BİLİMLERİNE EŞSİZ KATKILAR YAPMIŞTIR’

6’ncı yüzyılda yaşamış Göktürkler döneminde astronomik gözlemlerle ve takvim bilgisine ilişkin önemli izlerle karşılaşıyoruz. Kökleri 15 asır öncesine uzanan bu bilgi, milletimizin İslam’la müşerref olması akabinde daha kurumsal bir hal almıştır. Bağdat’tan Şam’a, Semerkant’tan Buhara’ya, Kahire’den İstanbul’a uzanan geniş medeniyet havzamızdaki pek çok alim gök bilimlerine eşsiz katkılar yapmıştır. Bilim insanlarımız devrin karanlığında yol ve yön arayan insanlığı aydınlatmak üzere yeni kandiller yakmıştır.

Mesela ayın evrelerini hesaplayıp haritasını ilk çıkaran Ali Kuşçu’dan 16’ncı yüzyılda alemin merkezinin yerin merkezi olduğunu söyleyen Seydi Ali Reis’e kadar bu alanda çığır açan nice isim, bu topraklarda yaşamış, bugün bile hayran kaldığımız ilmi keşiflere imza atmıştır. Takiyüddin ise 16’ncı yüzyılda İstanbul’da rasathane kurarak bu geleneği daha da ileri taşımıştır.

Bundan sekiz sene evvel ebediyete uğurladığımız rahmetli Profesör Doktor Fuat Sezgin hocamızın gayretleriyle kurulan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi bu zengin mirasa ışık tutan önemli bir merkezdir.

‘TÜRKİYE’NİN UZAY YARIŞINDA GERİ KALMASINA ASLA MÜSAADE ETMEDİK’

Bir taraftan sahip olduğumuz bu zengin ve köklü mirasla gurur duyarken diğer taraftan bunu daha da zenginleştirmeye gayret ediyoruz. Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu üstlendiğimiz günden itibaren her alanda geçmişle gelecek arasında güçlü köprüler kurmaya çalıştık. Tarihten ilham alarak bugüne ve yarına nasıl yön verebileceğimizi, nasıl mührümüzü vurabileceğimizi, geleceğin dünyasında hak ettiğimiz yeri nasıl alabileceğimizin planlamasının çabasında olduk. Hedeflerimizi belirledik. Kurumlarımızı güçlendirdik. İnsan kaynağımıza yatırım yaptık. Sanayimizi harekete geçirdik. Üniversitelerimizi ve araştırma altyapımızı destekledik.

Türkiye’nin uzay yarışında geri kalmasına asla müsaade etmedik. Önümüze çıkan engellere ve zorluklara rağmen hamdolsun kısa sürede kayda değer mesafe aldık. Bugün Türkiye kendi uydusunu tasarlayan, geliştiren, üreten, test eden ve uzayda işleten nadir ülkelerden biridir. İMECE ile yüksek çözünürlüklü yer gözlem alanında önemli bir kabiliyet kazandık. Göktürk uydularımızla ülkemizin uzaydan yer gözlem ve keşif kapasitesini artırdık.

Türksat 5A ve Türksat 5B’yi başarıyla uzaya gönderdik. 2024 yılında ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz Türksat 6A’yı uzaya fırlattık ve hizmete aldık. Türksat 6A Türkiye’nin mühendislik kabiliyetini, sanayi altyapısını, insan kaynağını ve uzay teknolojilerindeki öz güvenini teyit etmiştir. Bizim için uzay sadece uydulardan ibaret değildir. Uzay araştırmaları ve insanlı uzay faaliyetleri milli uzay programımızın önemli unsurları arasında yer alıyor.

‘BİZ DAHA BÜYÜK HEDEFLERİN PEŞİNDEN KOŞUYORUZ’

2024 yılında Alper Gezeravcı’yı uluslararası uzay istasyonuna göndererek Cumhuriyetimizin ilk insanlı uzay misyonunu gerçekleştirdik. Ardından Tuva Cihangir Atasever’in yörünge altı araştırma uçuşuyla mikro yer çekimi araştırmalarında yeni bir tecrübe kazandık. Bunlar ülkemiz için son derece anlamlı ama yeterli olmayan adımlardır. Biz daha büyük hedeflerin peşinden koşuyoruz.

Elde ettiğimiz bu tecrübeyi çok daha yukarıya taşımanın gayreti içindeyiz. Türkiye, insanlığı uzay çalışmalarında daha nice görevi başarıyla gerçekleştirecek nice bilim insanını, mühendisliğini ve astronotunu uzaya gönderecektir. 2021 yılında açıkladığımız Milli Uzay Programımızın en heyecan verici hedeflerinden biri aydır. Bundan 5 sene önce programı açıklarken aya gitme hedefi koymuş, bunu milletimizle paylaşmıştık.

‘BÜYÜK BİR GURUR KAYNAĞIDIR’

Ufku dar, vizyonu sığ, muhayyilesi kıt, kimi çevrelerin küçümseyici eleştirilerine muhatap olan iddiamızı hayalden çıkarıp attığımız adımlarla bugün somut bir programa dönüştürdük. Ay araştırma programımız kapsamında geliştirdiğimiz ay uzay aracını üretim, montaj ve entegrasyon faaliyetlerini tamamladık. Şimdi sistem seviyesi çevresel testlerimizi gerçekleştiriyoruz. Yaklaşık 3,5 ton ağırlığındaki uzay aracımızın yüzde 80’inin üzerinde yerlilik oranına sahip olması ayrıca büyük bir gurur kaynağıdır.

Daha da önemlisi İMECE ve Türksat 6A gibi projelerde kazandığımız mühendislik tecrübesini ay görevimize aktarıyoruz. Yani her seferinde sıfırdan başlamıyor, bir önceki görevde kazandığımız bilgi ve tecrübeyi bir sonraki hedefimize taşıyoruz. Günümüzde uzayda var olmak için yalnızca uydu üretmek yetmez, uzaya erişebilmekte gerekir. Bu nedenle milli uzay programımızda uzaya erişim ve uzay limanı hedefini özel bir yere koyduk.

SOMALİ’DE UZAY LİMANI İNŞASI

Türkiye, coğrafi şartlarını dikkate alarak dost ve kardeş Somali ile uzay alanında tarihi bir iş birliğinin temellerini atıyor. Somali’de hayata geçireceğimiz uzay limanının inşa çalışmalarını başlattık. Bu stratejik projenin hayata geçirilmesi için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Projemizle Türkiye’nin uzaya erişim kapasitesini geliştirme yanında Afrika kıtasının uzay ekosisteminin gelişmesine de katkı sağlamayı hedefliyoruz.

Bizim ilkemiz şudur: Uzay yarışı birkaç ülkenin kendi arasında yürüttüğü bir mücadele olamaz. Böyle olmamalı, böyle görülmemeli. Aynı şekilde uzay önde gidenin el koyduğu bir ganimet de değil. Özellikle uzayı silahlandırmak ve burayı silahlanma yarışının aracı haline getirmek fevkalade yanlıştır, dahası tehlikelidir. İnsanlığın ortak geleceğine yönelik aleni bir tehdit oluşturmaktadır. Bunun son dönemde yaygınlık kazandığını görüyoruz.

Türkiye olarak uzayın imkanlarından daha fazla ülkenin yararlanmasını istiyoruz. Daha fazla ülkenin bilim üretmesini, daha fazla gencin uzay teknolojilerine erişmesini, daha fazla girişimcinin küresel uzay ekonomisine katılmasına öncülük etmesi bir gerçektir. Uzay teknolojik kapasitesi ne olursa olsun bir ülkenin tek başına şekillendirebileceği bir alan olmaktan çıkmış ortak hedefler etrafında birlikte hareket etmeyi gerektiren küresel bir alana dönüşmüştür.

Uzayın geleceği aynı zamanda devletlerin, parlamentoların ve uluslararası kuruluşların ortaya koyacağı ortak irade ile şekillenecektir. Bu minvalde uzayda barış için Antalya Deklarasyonu’nu imzalayan katılımcılara teşekkür ediyor, henüz imzalamayan dostlarımızı bu adımı atmaya davet ediyorum.

‘EN BÜYÜK GÜCÜMÜZ GENÇ VE NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞIDIR’

Bugün Türkiye’nin uzay alanındaki en büyük gücü sadece sahip olduğu uydular veya geliştirdiği teknolojiler değil; en büyük gücümüz genç ve nitelikli insan kaynağıdır. Mühendislerimizle, bilim insanlarımızla, girişimcilerimizle ve bunları aynı hedef etrafında buluşturan siyasi irademizle hedeflerimize doğru sağlam adımlarla ilerliyoruz.

Umutlarını, heveslerini, iştiyaklarını kırmaya dönük her türlü kampanyaya rağmen Teknofest kuşağı olarak yetişen pırıl pırıl gençlerimiz bugün roketlerden uydulara, yapay zekadan uzay teknolojilerine kadar pek çok alanda dünya ile yarışan projeler geliştiriyor. Bu gençler, bizim açtığımız yoldan ilerleyerek yarının astronotları, mühendisleri, bilim insanları ve uzay girişimcileri olacaktır. Milli uzay programımızın diğer hedeflerini onlar gerçeğe dönüştürecektir.

Zengin bir tarihi birikimi ve güçlü bir irade ile yürüttüğümüz bu yolda daha kat edecek çok mesafemiz var. Türkiye’yi küresel uzay ekosisteminin güçlü ve saygın aktörlerinden biri haline getirene kadar hedefimizden sapmayacağız. Biz bu yolu tek başımıza değil, işte bugün burada olduğu gibi bizimle aynı heyecanı paylaşan dostlarımızla birlikte yürüyebileceğiz.”

  •  

Kışın hangi bitki çayları içilir? Ihlamur, zencefil, adaçayı… Kış aylarında nelere dikkat edilmeli?

Soğuk havalarda sıcak içecekler hem sıvı alımına katkı sağlıyor hem de boğazdaki rahatsızlık hissini hafifletmeye yardımcı olabiliyor. Ihlamur, zencefil, adaçayı ve kuşburnu, kış aylarında sık tercih edilen bitki çayları arasında yer alıyor.

Şifalı Ihlamur Çayının Bilmediğiniz Faydaları - Nefis Yemek Tarifleri

Ihlamur: Kış aylarında en çok tüketilen bitki çaylarından biri olan ıhlamur, sıcak bir içecek olarak boğazdaki tahriş hissini yatıştırmaya yardımcı olabilir. Ancak gribi tedavi ettiği veya hastalığı önlediği kesin olarak söylenemez.

Zencefil Çayı Faydaları Nelerdir?

Zencefil çayı: Kendine özgü aromasıyla öne çıkan zencefil, sıcak içecek olarak tercih edilebilir. Bununla birlikte zencefil çayının grip virüsünü ortadan kaldırdığına ilişkin yeterli klinik kanıt bulunmuyor. Düzenli ilaç kullananların zencefil ürünleri konusunda dikkatli olması gerekiyor.

Adaçayı Faydaları: Ne İşe Yarar, Neye İyi Gelir? - Nefis Yemek Tarifleri

Adaçayı: Özellikle boğaz rahatsızlıklarında tercih edilen adaçayının aşırı tüketilmemesi gerekiyor. Adaçayı ve diğer bitkisel ürünler bazı ilaçlarla etkileşime girebilir. Hamilelerin, emzirenlerin ve kronik hastalığı bulunanların tüketim öncesinde sağlık uzmanına danışması önem taşıyor.

Kuşburnu çayının faydaları nelerdir? Kuşburnu çayının tansiyona ve öksürüğe etkisi…

Kuşburnu çayı: C vitamini içeriğiyle bilinen kuşburnu, kış aylarında tercih edilen içeceklerden biri. Ancak çayın hazırlanma yöntemi ve sıcaklık gibi etkenler vitamin içeriğini değiştirebilir. Kuşburnu çayı tüketmek tek başına gripten korunmayı garanti etmiyor.

Bitki çayları dengeli beslenmenin ve yeterli sıvı alımının bir parçası olabilir. Ancak doğal olmaları, her koşulda zararsız oldukları anlamına gelmiyor.

GRİP BELİRTİLERİ NELERDİR?

Grip ve soğuk algınlığı benzer belirtiler gösterebilse de grip çoğu zaman daha ani başlıyor. Yüksek ateş, titreme, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, belirgin halsizlik, öksürük ve boğaz ağrısı grip belirtileri arasında yer alıyor.

Bazı kişilerde bulantı, kusma veya ishal de görülebiliyor. Özellikle çocuklarda belirtiler farklı seyredebilir.

Belirtilerin yalnızca görünümüne bakarak hangi virüsün hastalığa yol açtığını kesin biçimde belirlemek mümkün değil. Şikâyetlerin ağırlaşması veya uzun sürmesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.

GRİP OLUNCA HANGİ İLAÇLAR KULLANILIR?

Grip tedavisinde kullanılacak ilaçlar, kişinin belirtilerine, yaşına, sağlık durumuna ve hastalığın seyrine göre değişiyor.

Ateş ve ağrı için kullanılan bazı ilaçlar belirtileri hafifletebilir. Grip tedavisinde belirli hastalara yönelik antiviral ilaçlar da hekim tarafından değerlendirilebilir. Bu ilaçların gerekliliğine ve kullanım zamanına sağlık uzmanı karar vermelidir.

Antibiyotikler grip virüsüne karşı etkili değildir. Bu ilaçlar bakteriyel enfeksiyonlarda kullanılır ve hekim önerisi olmadan alınmamalıdır.

Soğuk algınlığı ve grip için satılan birden fazla ilacı birlikte kullanmak da risk oluşturabilir. Bazı ürünler aynı etken maddeyi, özellikle parasetamolü, içerebilir. Bu durum farkında olmadan fazla doz alınmasına yol açabilir.

Bu nedenle ilaçların prospektüsü okunmalı, eczacıya veya hekime danışılmalı ve önerilen doz aşılmamalıdır. Çocuklara, özellikle 16 yaşın altındakilere, aspirin verilmemelidir.

KIŞ HASTALIKLARINDAN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILMALI?

Kış aylarında hastalıklardan korunmak için günlük alışkanlıklara dikkat etmek önem taşıyor.

  • Ellerinizi düzenli yıkayın: Özellikle dışarıdan geldikten sonra ve yemeklerden önce el hijyenine dikkat edin.
  • Kapalı ortamları havalandırın: Ev, iş yeri ve sınıf gibi ortak kullanılan alanlarda temiz hava dolaşımını sağlayın.
  • Dengeli beslenin: Sebze, meyve ve farklı besin gruplarını içeren bir beslenme düzeni oluşturun.
  • Yeterli uyuyun: Düzenli uyku, genel sağlığın korunmasına katkı sağlar.
  • Yeterli sıvı tüketin: Su başta olmak üzere ihtiyacınıza uygun sıvıları gün boyunca tüketin.
  • Hasta olduğunuzda başkalarını koruyun: Mümkünse evde dinlenin; kalabalık ortamlardan kaçının. Başkalarıyla aynı ortamda bulunmanız gerekiyorsa maske kullanmayı değerlendirin.
  • Grip aşısını değerlendirin: Özellikle ileri yaştakiler, kronik hastalığı bulunanlar, hamileler ve diğer risk gruplarındaki kişiler aşı konusunda hekimlerine danışmalıdır.

Türkiye'nin yaşlı sayısı 98 ülkenin nüfusundan daha fazla

KİMLER GRİP KONUSUNDA DAHA DİKKATLİ OLMALI?

65 yaş ve üzerindeki kişiler, küçük çocuklar, hamileler, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar ve kronik kalp, akciğer, böbrek hastalığı ya da diyabet gibi rahatsızlıkları bulunanlar grip komplikasyonları açısından daha fazla risk taşıyabilir.

Bu kişilerin belirtiler başladığında sağlık uzmanına erken başvurması önemlidir. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, bilinç bulanıklığı veya belirgin susuzluk gibi ciddi belirtiler ortaya çıkarsa acil tıbbi yardım alınmalıdır.

Kış aylarında ıhlamur veya zencefil çayı gibi sıcak içecekler tercih edilebilir. Ancak bitki çayları, grip ilaçlarının veya gerekli tıbbi değerlendirmenin yerini tutmaz. Hastalıklardan korunmada hijyen, dengeli beslenme, yeterli uyku ve uygun aşılanma gibi önlemler birlikte değerlendirilmelidir.

  •  

Meclis’te yeni yasama yılı hangi gündemle başlayacak?

TBMM’de 28’nci dönemin 5. yasama yılı mesaisi, 6 Ekim Salı günü başlayacak. Fon kriziyle ilgili önergelerin gündeme gelmesi beklenen Genel Kurulda, geçen yasama yılında TBMM’ye sunulan ancak görüşülemeyen Türk Kızılay Kanunu teklifi gündemde ilk sırada yer alıyor.

9 maddelik teklifte, Türk Kızılayın görev ve yetkileri ile hak ve muafiyetlerine ilişkin hükümler yer alıyor. Teklife göre, Türk Kızılaya uluslararası sözleşmeler doğrultusunda verilmiş münhasır hak ve yükümlülükleri amaç edinen başkaca bir tüzel kişilik kurulamayacak. Türk Kızılay, Türkiye Kızılay Derneği, Türkiye Kızılay Cemiyeti, Kızılay Derneği, Kızılay Cemiyeti ve Kızılay adlarını da kullanabilecek.

Afet ve acil durumlar ile afetlere hazırlık ve olağanüstü dönemlerde, ulusal afet yönetimi kapasitesinin güçlendirilmesi, tedarik güvenliğinin sağlanması, müdahale süreçlerinin hızlandırılması, ihtiyaç ve mağduriyetlerin giderilmesi, hastalıkların önlenmesi ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi amacıyla, Türk Kızılay ile Türk Kızılayın sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu iktisadi işletmeleri, iştirakleri veya şirketleri tarafından bizzat üretilen ilk yardım hizmetleri, afet lojistik hizmetleri ve geçici barınmaya yönelik ürün ve hizmetler stratejik nitelikte alım kapsamında değerlendirilecek. Bu alımlar, Kamu İhale Kanunu’na tabi olmaksızın doğrudan Türk Kızılaydan veya Türk Kızılayın sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu iktisadi işletmelerinden, iştiraklerinden veya şirketlerinden temin edilebilecek.

AİLE BAKANLIĞI VERİLERİ KIZILAY İLE PAYLAŞACAK

Teklife göre, ihtiyaç sahibi kişilere yapılacak yardımlarda mükerrerliğe yol açmamak ve daha fazla kişiye yardım ulaştırabilmek amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde bulunan sosyal yardımlara ilişkin veriler, yapılacak protokolle Türk Kızılaya Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında verilecek. Bu kapsamda yapılacak veri erişimleri, yalnızca görevin gerektirdiği ölçüde ve yetkilendirilen kişilerce yapılacak.

Dernek tarafından kuruluş amacı doğrultusunda kullanılmak üzere, ticari amaç güdülmeksizin ithal edilen bilimsel alet ve cihazlar, tıbbi teşhis, tedavi ve araştırma yapılmasına mahsus alet ve cihazlar, insan kaynaklı tedavi edici maddeler ile kan gruplama testleri ile ilaç özelliği olan ürünlerin kalite kontrolü amacına yönelik maddeler gümrük vergilerinden muaf tutulacak.

Olağanüstü dönemler ile afet, savaş ve çatışma zamanlarında Türkiye Kızılay Derneğinin faaliyetlerini gerçekleştirmek üzere faaliyet bölgesinde bilfiil görev alan personeline de nakdi tazminat ödenecek.

FATİH KARAHAN SUNUM YAPACAK

Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon Başkanı ve AKP Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında 6 Ekim’de toplanacak. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu gereğince Banka faaliyetleri ve para politikası uygulamaları hakkında sunum yapacak.

DİJİTAL KONAKLAMA PLATFORMLARINA YENİ DÜZENLEME YAPILACAK: BOOKİNG’E ERİŞİM YENİDEN BAŞLAYACAK

TBMM’ye 11 Ağustos’ta sunulan ve Airbnb, TravelGo ve Booking gibi dijital platformlar üzerinden yapılan konaklama uygulamalar ile turizm alanında düzenlemeler içeren Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda görüşülecek.

Teklife göre dijital konaklama sağlayan platformlara, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan izin alma zorunluğu getirilecek. Böylece, Türkiye’den 9 yıldır yasak olan Booking uygulamasına erişim Bakanlığın denetiminde yeniden başlayacak.

Halen faaliyet gösteren yabancı platformların, kanun yürürlüğe girdikten sonra 3 ay içinde izin belgesi alma zorunlu olacak. Yabancı dijital konaklama platformları, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansına on binde 7,5 oranında turizm payı ödeyecek.

Kanun teklifi ile yabancı dijital konaklama platformlarına yükümlülükler de getiriliyor. Bu kapsamda yabancı dijital konaklama platformları izin belgesi kapsamı dışında faaliyette bulunamayacak, başka ürünlerin satış ve pazarlamasını gerçekleştiremeyecek. İzin belgesi kapsamındaki faaliyetlerini yalnızca bu faaliyetler için kullanacağı elektronik ticaret ortamı üzerinden gerçekleştirmek zorunda olacak.

TBMM’de salı ve çarşamba günleri partilerin grup toplantıları yapılacak. AKP’nin grup toplantısının çarşamba günü yapılması bekleniyor.

  •  

TÜİK, en çok yapay zeka kullanan yaş grubunu açıkladı

TÜİK, 2026 yılına ilişkin Yapay Zeka İstatistikleri’ni açıkladı. Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması ile Girişimlerde Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına dayanan istatistiklere göre, bireylere ilişkin sonuçlar 16-74 yaş grubundaki bireyleri, girişimlere ilişkin sonuçlar ise 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimleri kapsadı.

Üretken yapay zeka kullandığını beyan eden bireylerin oranı 2025 yılında yüzde 19,2 iken 2026 yılında yüzde 37,6 olarak gerçekleşti. Yapay zeka teknolojilerinden herhangi birini kullandığını belirten girişimlerin oranı ise aynı dönemde yüzde 7,5’ten yüzde 14,0’a yükseldi.

EN FAZLA 16-24 YAŞ GRUBU KULLANDI

2026 yılında üretken yapay zeka kullanan bireylerin oranı erkeklerde yüzde 37,2, kadınlarda ise yüzde 38,1 oldu. Yaş gruplarına göre incelendiğinde yapay zeka kullanım oranının en yüksek olduğu grup yüzde 64,9 ile 16-24 yaş grubu oldu. Bu grubu yüzde 55,7 ile 25-34 yaş, yüzde 38,1 ile 35-44 yaş grupları takip etti.

YÜKSEKÖĞRETİM MEZUNLARINDA KULLANIM YÜZDE 62,7 OLDU

Yapay zeka kullanan bireylerin eğitim durumlarına göre dağılımında en yüksek oran yüzde 62,7 ile yükseköğretim mezunlarında görüldü.

Yapay zeka kullanım oranı lise veya mesleki lise mezunlarında yüzde 45,4, ilköğretim veya ortaokul mezunlarında yüzde 35,5, ilkokul mezunlarında ise yüzde 8,5 olarak kaydedildi.

YAPAY ZEKA EN ÇOK ÖZEL AMAÇLARLA KULLANILDI

Yapay zeka kullanan bireylerin yüzde 86,4’ü bu teknolojileri özel amaçlarla kullandı. Mesleki amaçlı kullanım oranı yüzde 37,3, örgün eğitim amacıyla kullanım oranı ise yüzde 32,6 oldu.

Cinsiyete göre kullanım amaçları incelendiğinde erkeklerde özel amaçlı kullanım yüzde 86,0, mesleki amaçlı kullanım yüzde 43,2, örgün eğitim amacıyla kullanım yüzde 29,1 olarak belirlendi. Kadınlarda ise bu oranlar sırasıyla yüzde 86,8, yüzde 31,2 ve yüzde 36,1 oldu.

GİRİŞİMLERDE YAPAY ZEKA KULLANIMI YÜZDE 14’E ÇIKTI

Yapay zeka teknolojilerinden herhangi birini kullanan girişimlerin oranı 2021 yılında yüzde 2,7 iken 2026 yılında yüzde 14,0 oldu.

Çalışan sayısına göre yapay zeka kullanımı 2026 yılında 10-49 çalışanı bulunan girişimlerde yüzde 12,8, 50-249 çalışanı bulunanlarda yüzde 17,0, 250 ve üzeri çalışanı bulunanlarda ise yüzde 37,1 olarak gerçekleşti. Bu oranlar 2021 yılında sırasıyla yüzde 2,3, yüzde 3,6 ve yüzde 9,6 seviyesindeydi.

EN YÜKSEK KULLANIM TELEKOMÜNİKASYON, PROGRAMLAMA VE BİLİŞİMDE

Ekonomik faaliyet grubuna göre yapay zeka kullanımının en yüksek olduğu alan yüzde 63,7 ile telekomünikasyon, programlama ve bilişim faaliyetleri oldu. Bu grubu yüzde 57,1 ile yayımcılık, radyo-TV ve içerik faaliyetleri ile yüzde 32,4 ile bilgisayarların ve iletişim araç ve gereçlerinin onarımı faaliyetleri izledi.

Yapay zeka kullanan girişimlerin kullanım amaçlarında ilk sırada yüzde 51,0 ile pazarlama veya satış yer aldı. Bunu yüzde 46,3 ile Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) veya yenilik faaliyeti, yüzde 43,4 ile üretim veya hizmet süreçleri amacıyla kullanım takip etti.

Yapay zeka küresel eşitsizliği derinleştiriyor mu?

GİRİŞİMLERDE AÇIK KAYNAKLI YAZILIMLAR ÖNE ÇIKTI

Yapay zeka kullanan girişimlerin yapay zeka yazılım veya sistemlerini edinme yöntemlerine bakıldığında, yüzde 67,8’inin açık kaynaklı yazılımları, yüzde 49,1’inin kapalı kaynaklı yazılımları ücretsiz veya ücretli olarak kullandığı görüldü.

Yapay zeka yazılım veya sistemlerini girişim için harici sağlayıcılara geliştiren girişimlerin oranı yüzde 46,5, kendi çalışanları tarafından geliştirenlerin oranı ise yüzde 32,1 oldu.

YAPAY ZEKA KULLANAN GİRİŞİMLERİN YÜZDE 16,6’Sı KİŞİSEL VERİ İŞLEDİ

Yapay zeka teknolojisi kullanan girişimlerin yüzde 16,6’sı, bu teknolojiler aracılığıyla bireylere ilişkin cinsiyet, yaş, meslek, eğitim durumu, adres bilgisi, satın alma kayıtları veya yüz görüntüleri gibi kişisel verileri işlediğini beyan etti.

Bu oran 10-49 çalışanı olan girişimlerde yüzde 16,9, 50-249 çalışanı olan girişimlerde yüzde 15,3, 250 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerde ise yüzde 17,0 olarak gerçekleşti.

YAPAY ZEKA KULLANMAMADA İLK SIRADA UZMANLIK EKSİĞİ VAR

Herhangi bir yapay zeka teknolojisi kullanmadığını ancak kullanmayı düşündüğünü belirten girişimlerin oranı 2026 yılında yüzde 8,3 oldu. Bu oran 10-49 çalışanı olan girişimlerde yüzde 7,4, 50-249 çalışanı olan girişimlerde yüzde 12,2, 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde ise yüzde 14,9 olarak kaydedildi.

Yapay zeka kullanmayı düşündüğü halde bu teknolojileri kullanmayan girişimlerin gerekçeleri arasında ilk sırada yüzde 72,3 ile girişimde ilgili uzmanlık eksiğinin bulunması yer aldı. Bunu yüzde 66,4 ile yapay zeka kullanımından kaynaklanan zarar durumunda sorumluluğun kimde olacağına ilişkin hukuki belirsizlikler gibi hukuki sonuçların net olmaması izledi. Üçüncü sırada ise yüzde 65,4 ile veri koruma ve gizliliğin ihlaline ilişkin endişeler yer aldı. (ANKA)

  •  

Mutfak tüpü üç gün içinde 130 TL zamlandı!

LPG’ye gelen üst üste zamların ardından 12 kilogramlık mutfak tüpü, üç günde 130 TL zamlandı. 30 Eylül günü bin 550 TL olan 12 kilogramlık tüpün fiyatı, 1 Ekim’de bin 580 TL’ye bugün ise bin 680 TL’ye yükseldi. Piknik tüpün fiyatı da 1 Ekim’de 350 TL’ye, bugün de 375 TL’ye çıktı. Sektör kaynakları, tüp fiyatlarının hızlı yükseliş gösterdiğini belirterek, “12 kilogramlık tüpün fiyatı yeni yılın ilk aylarında 2 bin TL’yi görebilir” dedi.

1 Ekim’de, benzin ve motorinin yanı sıra LPG’ye da ÖTV zammı geldi. ÖTV artışı benzine 4 TL 15 kuruş, motorine 3 TL 60 kuruş ve LPG’ye 1 TL 45 kuruş zam olarak yansıdı.

Bu zam mutfaklarda kullanılan tüpleri de doğrudan etkiledi. LPG’ye, ÖTV zammının ardından bugünden geçerli yeni bir zam daha yapıldı. LPG (otogaz) fiyatları, 4 TL 63 kuruş arttı. Mutfak tüplerine de ikinci bir zam daha geldi.

12 kilogramlık mutfak tüpü, üç günde 130 TL zamlandı. 30 Eylül günü bin 550 TL olan 12 kilogramlık tüpün fiyatı, 1 Ekim bin 580 TL’ye bugün ise bin 680 TL’ye yükseldi. Piknik tüpün fiyatı da 1 Ekim’de 350 TL’ye, 2 Ekim’de de 375 TL’ye çıktı.

Sektör kaynakları, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, tüp fiyatlarının hızlı bir yükseliş gösterdiğini belirterek, “12 kilogramlık tüpün fiyatı, yeni yılın ilk aylarında 2 bin TL’yi görebilir” dedi.

  •  

AB Yüksek Temsilcisi Kallas, Papa 14. Leo ile görüştü

AB Komisyonu Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, X hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:

“Papa 14. Leo ile görüşmek bir ayrıcalıktı. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşında adil, kalıcı bir barışa duyulan ihtiyacı, Orta Doğu’daki durumu ve acil insani gereksinimleri, toplumsal kutuplaşma ve yapay zekanın oluşturduğu artan tehlikeyi ele aldık. Uluslararası hukuka ve çok taraflılığa olan sarsılmaz bağlılığı ile insan onurunu savunma konusundaki net duruşu nedeniyle Hazretleri’ne teşekkür ettim.”

  •  

Motorine bu gece yarısı indirim bekleniyor

Küresel piyasalarda petrol ile benzin ve motorin fiyatlarında dalgalanma devam ediyor. Motorinin metrik ton fiyatı, 30 Eylül Çarşamba günü bin 485 doları gördü. Ardından düşüşe geçti ve bin 454 dolara kadar indi.

Motorin fiyatları 1 Ekim’de ise hızlı bir tırmanışa geçerek tonu, bin 500 doları gördü ancak bin 417 dolara kadar geriledi. Küresel piyasalarda motorinin tonu halen bin 420 dolar düzeyinde işlem görüyor.

Sektör kaynakları, bu gelişmelere bağlı olarak ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, “Motorine, bu gece yarısı 2 TL 22 kuruş indirim bekleniyor” dedi.

Kaynaklar, motorinde 1 Ekim’de ÖTV zammı yapıldığını anımsatarak, “Motorinin ÖTV’si 3 TL daha artırıldı. Yüzde 20 KDV ile birlikte litrede fiyat 3 TL 60 kuruş arttı. Bazı illerimizde örneğin Bitlis’te motorinin litresi 99,90 TL’ye çıktı. Diğer illerde , buna yakın fiyatlarda satılıyor” diye konuştu.

Kaynaklar, motorinin ÖTV’sinin 1 Kasım’da 3 TL, 1 Aralık’ta 3 TL daha artacağını belirterek, “Bu durumda KDV ile birlikte 1 Kasım’da 3,60 TL, 1 Aralık’ta da 3,60 TL zam yapılacak” dedi.

  •  

Almanya’da ‘Nazi’ operasyonu: 33 bin kayıt ele geçirildi

Almanya’da Nazi ideolojisini yaydığı değerlendirilen müziklere yönelik geniş çaplı operasyon düzenlendi. Mecklenburg-Vorpommern Eyalet Kriminal Dairesi (LKA) öncülüğündeki operasyonda yaklaşık 33 bin müzik kaydı, 130 bilgisayar ve veri depolama cihazı, cep telefonları ve USB bellekler ele geçirildi.

Operasyonun Almanya’nın yanı sıra Estonya, İtalya, Polonya ve Çekya’da da gerçekleştirildiği bildirildi. Ele geçirilen varlıkların toplam değerinin yaklaşık 2 milyon avro olduğu açıklandı.

Soruşturmanın merkezinde, Nazi ideolojisini yaydığı değerlendirilen müziklerin üretimi ve ticareti bulunuyor. Yaşları 43 ile 55 arasında değişen dört ana şüphelinin, 2020’den bu yana bu müziklerin üretimi ve satışına yönelik örgütlü bir yapı oluşturduğu öne sürülüyor.

Almanya’nın altı eyaletinde sekiz şüphelinin adreslerinde de arama yapılırken, soruşturmaların halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlarıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

Operasyon kapsamında şu ana kadar gözaltı veya tutuklama yapılmadı. Yetkililer, aramaların mevcut şüpheleri aydınlatmak ve delilleri güvence altına almak amacıyla gerçekleştirildiğini açıkladı.

  •  

Özgür Özel: ‘Türkiye Yüzyılı’ diyenler yüzyılın vurgununu yapmışlar

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, fon krizine ilişkin, “Bu fonlardaki yöneticilerin tamamı Recep Tayyip Erdoğan’ın atadığı, görevlendirdiği yöneticiler, tamamı AK Partililer. Fatma Betül Sayan Kaya, 163 milyon koymuş, beş ayda 2 milyar 200 milyon almış. 2 milyar ne demek? 6 milyon liraya bir ev düşünün. Fatma Betül Sayan Kaya, 6 milyon liralık evden 27 tanesini koymuş. 27 ev parası, 5 ay sonra 367 ev parasını çekmiş. 367… Yenisi çıktı: AK Parti’nin iki dönem milletvekili Ertan Aydın. Türkiye Yüzyılı kampanyasını yapan Ertan Aydın, borsada vatandaşı dolandırmış. Türkiye Yüzyılı geliyor diyenler, yüzyılın vurgununu yapmışlar” dedi.

Özgür Özel, Artvin’de Milli İrade Meydanı’nda düzenlenen mitingde şunları kaydetti:

“Tarım ve hayvancılıkta büyük sorunlar var. Yem maliyetleri bir yılda yüzde 40 arttı. Arıcılar ağır üretim maliyetleri altında eziliyor, desteklemeler yetersiz. Artvin’in köylüsü, ‘Hayvana yem mi alayım, evime ekmek mi alayım?’ çelişkisi içinde. Öyle olunca önce ahırdaki hayvan azalıyor, sonra köydeki insan azalıyor. Önümüzde bir seçim olacak, Allah’ın izniyle o sandığa varacağız. O sandıkta bir cumhurbaşkanı seçeceğiz. Seçeceğimiz cumhurbaşkanı, bu sonuncusu gibi çiftçiye ‘Al ananı da git’ diyen biri değil, birincisi gibi ‘Çiftçi milletin efendisidir’ diyen biri olacak. Yeni Parti olarak üreticilere hakkını vereceğiz. Dünyaca ünlü Artvin balını koruyacağız, markalaştıracağız, kayıt dışı sahte balla, Artvin balının taklitleriyle mücadele edeceğiz. İktidarımızda, ama tarım ürünlerinde, ama canlı hayvanda, ama löp et ithalatında vergiyi düşürüp çiftçinin beline vuran, hayvancının canını yakan uygulamalara son vereceğiz. Desteklenecekse kendi çiftçimiz desteklenecek. Artvin’e siyaset öncesi meslek örgütündeyken geldim, çok. Siyasette milletvekili olarak geldim, grup başkan vekili olarak geldim, grup başkanı olarak geldim. Cumhuriyet Halk Partisi’ndeyken genel başkan olarak geldim. Bugün Yeni Parti Genel Başkanı olarak geldim ama size söz olsun, iktidar partisinin genel başkanı olarak geleceğim. Bu dertlerin hepsini de çözeceğiz. Hep birlikte çözeceğiz.

‘HAKSIZLIĞA HEP BERABER DUR DİYECEĞİZ’

Butlan kararından sonra 38. şehirdeyim ve burada Artvin’de bu kez planlı bir il mitingi yaptık. Her mitingde gördüğüm bir şey var: Büyük bir öfke, büyük bir üzüntü emeklilerin yüzünde, gözünde. 23 bin lira en düşük emekli maaşına, 26 bin lira ortalama emekli maaşına mahkûm ederek, ‘Ya al, karnını doyur, sokakta kal; ya al, kira öde, aç kal’ diye emekliye tarihin en büyük vicdansızlığını yapıyorlar. TÜRK-İŞ yeniledi rakamları: Açlık sınırı 38 bin lira, emekliye verilen maaş 23 bin 500 lira, ortalama 26 bin lira. Meydanın yüzde 60’ı açlık sınırının altında. Yoksulluk sınırı ise 123 bin lira. Yani beş emekli bir araya gelse yoksulluktan birini kurtaramıyor. Memleketi böyle bir hale getirdiler. Bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti şimdi asgari ücretin yüzde 60’ı bile değil. Bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı sekiz çeyrek altın alıyordu, şimdi iki çeyrek altın alıyor. Yani satın alma gücünüz dörtte birine düşmüş durumda. Bu iktidar geldiği gün asgari ücret yedi çeyrek altın alıyordu. Bugün asgari ücret iki buçuk çeyrek altını zor alıyor. O yüzden bu memleketteki bu haksızlığa, bu gelir adaletsizliğine, bu vergi adaletsizliğine hep beraber dur diyeceğiz.

Resim

‘ÜLKEDE BU GIDA ENFLASYONUNU YARATAN DA AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİDİR’

Türkiye enflasyonda ve gıda enflasyonunda dünyada ilk beşte. 180 ülkede enflasyon hesaplanıyor. Türkiye ilk beşte. Bizden kötü İran var, Amerika saldırıyor. Venezuela var, başkanını Trump kaçırdı. Arjantin var, krizler ülkesi. Güney Sudan vardı, onu listeden çıkarmışlar. Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 35, Avrupa’da yüzde 1,3. Türkiye’deki enflasyon, Avrupa ortalamasının neredeyse 20 katı. Bizim bir aylık gıda enflasyonumuz, Avrupa’daki bütün ülkelerin yıllık enflasyonundan fazla. Ve son açıklanan rakamı bütün Türkiye’ye ilan edelim. Ülkemizdeki en zengin yüzde 1, ülkemizdeki en yoksul yüzde 90’ın servetinden fazla servete sahip. Yüzde 1’de yüzde 35 var. Geri kalan yüzde 90’ın payı ise yüzde 32. O yüzden bugün emekliye 23 bin lira veren de, asgari ücretliye 28 bin lira veren de, çayı, fındığı bu fiyatlarda tutan da, bu ülkede bu gıda enflasyonunu yaratan da AK Parti’nin kara düzenidir. AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız. Yerine Yeni Parti’nin, sizin düzeninizi kuracağız.

‘YAŞADIĞIMIZ ŞEY BİR FİNANSAL KRİZ FALAN DEĞİLDİR, YAŞADIĞIMIZ ŞEY BİR DEVLET KRİZİDİR’

Yaşadığımız krizler yetmezmiş gibi şimdi bir de fon krizi çıktı. Vatandaşın devlete emanet ettiği parasına çöktüler. Bu ülkede borsada 7 milyon hesap var. Bunların 3,5 milyonu 10 bin lira ve altında. Bunlar kredi kartı ödeyemeyen, kirasını ödemekte zorlanan insanlar. Borsada hızlı para kazanılıyormuş diye bunlara güvenip inanıp küçücük birikimlerini borsaya koydular. Millet geldi, ‘Efendim, filanca bakan oradaymış, filanca AK Partili yönetici oradaymış’ diye oraya girdiler, paralarını koydular ve bunlar hiç acımadan ellerindeki o pahalı fonları, hisseleri vatandaşın sırtına bıraktılar ve üç gün içinde toz olup kaçtılar. Önceden uyarılmış vatandaşı koruyacak hiçbir şey yapmadılar ve 455 bin tekil yatırımcı, 2 milyon kişi dolandırıldı. Ardından AK Parti’nin saadet zinciri çıktı. Bu fonlardaki yöneticilerin tamamı Recep Tayyip Erdoğan’ın atadığı, görevlendirdiği yöneticiler, tamamı AK Partililer. Ve bu AK Partililerin döneminde, biz açıklamasak kimse sesini çıkarmazken büyük bir asrın soygunu yaşandı. Yaşadığımız şey bir finansal kriz falan değildir, yaşadığımız şey bir devlet krizidir. Ve bu krizde kimlerin olduğunun, hani ‘sıralı tam liste’ diyor ya Millİ Piyango, aynı o şekilde Recep Tayyip Erdoğan’ın önündedir. Ama susuyor, söylemiyor. Fatma Betül Sayan Kaya’yı biz söyleyene kadar sustu. Sonra ortaya bir çıktı, Fatma Hanım 163 milyon koymuş, beş ayda 2 milyar 200 milyon almış. 2 milyar ne demek? Altı sıfır atıldı, kiminin kafası karışıyor. Şu demek: 6 milyon liraya bir ev düşünün. Fatma Betül Sayan Kaya, 6 milyon liralık evden 27 tanesini koymuş. 27 ev parası, 5 ay sonra 367 ev parasını çekmiş. 367… Yani beş ayda 340 daire parasını milletin cebinden almış, kendi cebine koymuş. Bunu biz söyleyene kadar kimse konuşmuyordu.

‘MİLLETE BU KAZIĞI ATACAKSINIZ, SONRA DA PARTİNİN ADINA AK PARTİ DİYECEKSİNİZ. OLMAZ OLSUN ÖYLE AKLIK’

Yenisi çıktı şimdi: AK Parti’nin iki dönem milletvekili Ertan Aydın. Kim bu, biliyor musunuz? Geçen seçimlerde AK Parti’nin sloganı neydi? ‘Türkiye Yüzyılı’ Hatırlıyor musunuz? Türkiye Yüzyılı kampanyasını yapan, bunun mucidi Ertan Aydın, borsada vatandaşı dolandırmış. Şimdi yurt dışına çıkış yasağı var. Türkiye Yüzyılı geliyor diyenler, yüzyılın vurgununu yapmışlar. Ve Hayati Yazıcı, eski bakan, şu anda AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı. Oğlu bu işlere girmiş. Savcılık oğlunun mal varlığına tedbir koymuş. Bir bakmışlar, Hayati Yazıcı’nın oğlu bir saat içinde tedbiri kaldırmışlar. Birileri bu haksızlıkları yapacak, sonra Hayati Yazıcı’nın oğlu olunca onun mal varlığındaki tedbir kalkacak ki parayı istediği yere götürsün, istediği gibi yapsın. Mehmet Şimşek, 10 ay önce ‘Sıkıntı var, tedbir alınması lazım’ diyecek. 10 ay boyunca duracaksınız, kendi bakanlarınızın parasını kurtaracaksınız, millete bu kazığı atacaksınız. Hayati Yazıcı’nın oğlunun da tedbirini bir saat içinde kaldıracaksınız. Sonra da bu partinin adına AK Parti diyeceksiniz, öyle mi? Olmaz olsun öyle aklık, olmaz olsun öyle AK Parti. Yıkacağız AK Parti’nin kara düzenini. Yıkacağız. Bu kara düzeni yıkacağız.

‘ALLAH SİZDEN AİLEYİ KORUSUN, ALLAH SİZDEN KADINLARI KORUSUN, ALLAH SİZDEN BU MEMLEKETİ KORUSUN’

Dün sabah 05.00’te Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne ve Mersin’deki Yenişehir ve Mezitli Belediyelerine operasyon yaptılar. Bu fon vurgunu konuşulmasın, başka işler konuşulsun diye gelmişler, kapıya polisle dayanmışlar. Bir belediye başkanımızın eşi, telaşla kapıya bunlar vurunca kapıyı açmış. Orada üzerinde geceliği var. Karşısında erkek polisleri ve kamerayı görmüş. Diyor ki, ‘Ne var?’ İşte, ‘Kocanızı almaya geldik’ Kamerayı kapar mısınız diyor. Polis diyor ki, ‘Endişe etmeyin, ondan bir şey olmaz. Bu polis kamerası’ diyor. Bu görüntü çekildikten iki saat sonra hanımefendinin gece kıyafetiyle görüntüsünü bütün internet sitelerine yolladılar. Bakın, bir tarafta ‘Ailem güvende’ kampanyası yapacaksın, ‘Ailem’ sloganıyla kendince operasyonlar yapacaksın, güya aileyi koruyacaksın. Öbür tarafta suçsuz, günahsız insanların ev halini polis kamerasına çekeceksin, yayınlayacaksın. Allah sizden aileyi korusun, Allah sizden kadınları korusun, Allah sizden bu memleketi korusun. Yazıklar olsun. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: Memleketin Rize’nin yanı başından sabah oradaydım. O Adalet Bakanlığı’nda gayriresmi olarak her haberi böyle yazın diye yalan yanlış fotoğraflar, videolar yollayan, suçsuz, günahsız insanların eşinin iffetiyle oynayan o şarlatanı ya sen durdur ya gelip biz durduracağız. Bu yüzden kimse bu memleketi sahipsiz sanmasın. Kimse geldiği makama güvenip yukarıdan bakıp millete kibir yapmasın. Kimse bu milleti karınca gibi görüp ezmeye kalkmasın. O karıncanın kardeşi var. O da Artvin’deki bu meydandadır. O da Yeni Parti’dedir, Yeni Partililerdir. Bundan sonra bir kadının ev görüntülerini, özel hayat görüntüsünü basına yollarsa eğer, o şarlatan, o bakanlığı biz basacağız milletvekilleri olarak. Bu kadar söylüyorum. O şarlatan biliyor kendini. Uyuşturucu operasyonunda İstanbul’da yakalanan, ilk ifadelerde yer alan, sonra adı çıkarılan, sonra İstanbul’dan bakan Ankara’ya gelirken yanına gelen, oraya yerleşen, izzetle, nefisle, ahlakla uğraşan o ahlaksız şarlatanın, gerekirse elimle yırtacağım ağzını, elimle yırtacağım.

Resim

‘ASRIN SOYGUNUNUN MALİYETİ 90 MİLYAR DOLAR’

Bu fon krizinde görünenler buzdağının tepesidir. AK Parti bunu gözden kaçırmaya çalışmaktadır. Kanun teklifimizi verdik. ‘O fazla kazananlardan alın, milletin zararını kapatın’ dedik. Bunu yapacaklarsa yapacaklar, yapmayacaklarsa mağdurların ahını aldılar, almaya devam edecekler. Ama buradan emekliye, işçilere, köylülere, balıkçılara, arıcılara, hayvancılıkla uğraşanlara söylüyorum, canım esnafımıza söylüyorum: Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Hiç kimse enseyi karartmasın. Biz o sandığa varacağız. O seçimi alacağız. Bu iktidarı değiştireceğiz. Bundan herkes emin olsun. İşte o gün geldiğinde bunların hepsinin hesabını soracağız. Borsada kayıp şu anda 3,5 trilyon. Tasfiye edilen 131 fonda kalan para 800 milyar. Bu soygunun yaklaşık maliyeti 90 milyar dolar. Biliyorsunuz, 6 Şubat 2023’te bir büyük deprem oldu. Adına asrın felaketi dendi. Asrın felaketinin maliyeti devletin rakamlarıyla 100 milyar dolar. Asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Yani 11 şehirde, tarihin en büyük depremlerinden birinde ortaya çıkan yıkımın neredeyse tamamı kadarını borsada bu kara düzenin sahipleri çaldılar, çaldırdılar. Onun için asrın soygununun da hesabını, emekliye yapılan vefasızlığın da hesabını, çiftçinin yaşadığı zorlukların da hesabını, siftahsız kepenk kapatan esnafın yaşadıklarının da hesabını, karşılığı verilmeyen alın terinin, talan edilen, madencilik diye talan edilen güzel güzelin bu coğrafyanın da hesabını, AK Parti’nin kara düzeninin hesabını eninde sonunda soracağız.

‘KİMSE İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİNDEN KORKMASIN, ÇÜNKÜ YOKSULLUĞU YENMEYE GELİYORUZ’

En doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine tüm Türkiye’yi Yeni Parti’ye güvenmeye, Yeni Parti’yle birlikte bu yeni yolculuğa çıkmaya davet ediyorum. YENİ Parti geçen hafta tüm Türkiye’de ilçe kongrelerini yaptı. Bu hafta da resmî kongrelerini tamamlıyor. Yeni Parti’de tüm üyeler oylarını kullandı. Artık delege düzeniyle birilerinin, eskilerin, kıdemlilerin olduğu, üyelerin öneminin olmadığı bir dönem yok. Bundan sonra Yeni Parti’ye kim geldiyse benim kadar eski, ben en yeni kadar yeniyim. Bu parti, milletin kuruluş talimatını verdiği, bu parti, adını milletin koyduğu, bu parti, bütçesini milletin sağladığı bir partidir. Onun için tüm vatandaşlarımızı Artvin’de, önceki partimizdeki hemen herkes Yeni Parti’ye üye oldu. Ama Yeni Parti’nin kapısı Artvin’in bütün demokratlarına açık. Ülkesini seven, vatanını seven, bayrağını seven, Atatürk ile sorunu olmayan herkese kapımız sonuna kadar açık. Yeni Parti geldiğinde sadece Yeni Partililerin değil, AK Parti’ye, MHP’ye oy vermiş ama bugün pişman olmuş herkesin maaşı düzelecek. AK Parti’ye, MHP’ye iyi olsun diye oy vermiş, iyi olmuş. Kimse iktidar değişikliğinden korkmasın çünkü yoksulluğu yenmeye geliyoruz. Kimse korkmasın ki kazandığımız seçimin kaybedeni olmayacak. Biz kazanacağız. Bizimle birlikte Artvin kazanacak, Türkiye kazanacak. Bundan sonra bu yolda Yeni Parti’yle yeni bir iktidara yürümeye hazır mısınız?” (ANKA)

💾

Gündem Özel, yeni bölümüyle saat 21.00’de canlı yayında.Eray Çelebi ve Burakhan Başaran; kamuoyuna yansıyan iddiaları, dosyada adı geçen kişi ve şirketleri, ...
  •  

Fransa’da öğrenci protestoları ülkeye yayıldı: Yüzlerce okulda eğitime ara

Fransız devlet televizyonu France24’ün haberine göre, Fransa’da geçen hafta Paris bölgesinde başlayan lise ve üniversite öğrencilerinin protestoları şiddetlendi. Protestolar nedeniyle yaklaşık 400 okul kapatıldı. Protestolar nedeniyle yaklaşık 2 bin kişinin gözaltına alındığı belirtilerek, öğrencilerin öğretmen açığı ve bakımsız okul binaları gibi sorunları protesto ettiği aktarıldı. Haberde, hükümetin sol grupları suçladığı kaydedilirken, hükümetin şikayetlerin haklı olduğunu kabul etmekle birlikte, yaşananları “kentsel şiddet” olarak nitelendirip kınadığı ifade edildi.

Öğrencilerin polisi, protestoları durdurmak için göz yaşartıcı gaz kapsülleri kullandığı, aşırı güç kullandığı ve yaralanmalara yol açmakla suçladığı aktarılan haberde, “Geçen hafta Paris bölgesinde başlayıp hızla ülke geneline yayılan bu hareket kapsamında, liselerin son sınıflarındaki öğrenciler okul binalarına girişi engelledi ve polisle çatıştı” denildi.

Eğitim Bakanı Eduoard Geffray, “Lise öğrencileri hareketinin aşırı şiddet yanlısı marjinal gruplar tarafından rehin alındığını” belirterek, ülkedeki 3 bin 700 liseden yaklaşık 400’ünün bugün de kapalı kalmasının beklendiğini ifade etti. Geffray, protestoların başlangıcından bu yana 40 lise müdürü olmak üzere en az 65 personelin yaralandığını, yaklaşık 170 öğrencinin yaralanırken 100’den fazla lisenin ağır hasar gördüğünü söyledi. Ayrıca haberde birçok lisenin, özellikle Marsilya’dakilerin dersleri uzaktan yapma kararı aldığı aktarıldı.

Fransa’da öğrenci protestoları ülkeye yayıldı: Yüzlerce okulda eğitime ara pic.twitter.com/XT3Fx495mQ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 2, 2026

  •  

5 milyon TL değerinde kaçak ürün ele geçirildi

Menemen Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü Aliağa Kaçakçılık Suçları Büro Amirliği ekiplerince kaçak tütün ve tütün mamulleri ile gümrük kaçağı eşya ticaretinin önlenmesine yönelik iki ayrı planlı çalışma yürütüldü.

Teknik ve fiziki çalışmaların ardından 1 Ekim 2026 tarihinde şüphelilerin ikamet ve iş yerlerine eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyona Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü koordinesinde Asayiş, Organize, Mali, Siber ve Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlükleri ile Karşıyaka, Menemen ve Aliağa İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri katıldı.

YAKLAŞIK 5 MİLYON TL DEĞERİNDE KAÇAK ÜRÜN ELE GEÇİRİLDİ

Operasyonlarda 5 milyon TL değerinde 412 bin 20 adet içi doldurulmuş makaron, 9 bin 400 adet boş makaron, 1.651 paket gümrük kaçağı sigara, 50 adet gümrük kaçağı puro, 7 adet elektronik sigara cihazı, 5 kilogram kaçak tütün, 43 paket sigara sarma kağıdı, sigara imalatında kullanıldığı belirtilen 2 makine, 1 ruhsatsız tabanca, 1 tabanca şarjörü, 7 tabanca fişeği, daralı ağırlığı 50 gram safran ele geçirildi.

15 ŞÜPHELİ HAKKINDA ADLİ İŞLEM

Soruşturma kapsamında 15 şüpheli hakkında adli işlem yapıldığı bildirildi. İzmir Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, kaçak tütün ve tütün mamulleri ticaretinin önlenmesine yönelik çalışmaların sürdüğü belirtildi. Açıklamada, yasa dışı tütün ve tütün mamullerinin sağlıksız koşullarda üretilebildiği ve insan sağlığı açısından risk oluşturabileceği ifade edildi. (ANKA)

  •  

Trump’tan ‘petrol fiyatları’ açıklaması

ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki katliamlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Trump, İran’ın mevcut liderine karşı “iyi davranmaya çalıştıklarını” ve müzakere edebilecekleri birini aradıklarını, çünkü ülkedeki lider kadrosunun büyük kısmının artık görevde olmadığını dile getirdi.

“Liderlerinin büyük bir kısmı artık yok” diyen Trump, “Sorunlarımızdan biri de buydu. Dürüst olmak gerekirse, kiminle muhatap olacağımızı bilemiyoruz” şeklinde konuştu. Trump, “Mevcut kişiye karşı iyi davranmaya çalışıyoruz ama bir noktada birileriyle masaya oturmamız gerekecek. Yani şu an gayet iyi gidiyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Sürecin sonucuna dair güven duyduğunu söyleyen Trump, İran’a karşı başlattıkları saldırıyı “kolayca kazanacaklarını” ileri sürdü.

Ülkesinde kasım ayında yapılacak ara seçimleri hatırlatan Trump, “Seçimden hemen sonra kazanacağımıza inanıyorum. Ama belki de seçimden önce kazanırız. Çünkü enflasyonları yüzde 300, hatta duyduğuma göre yaklaşık yüzde 312 seviyesinde. Bu, para birimlerinin değersiz olduğu anlamına geliyor. Paraları yok. Donanmaları yok. 159 gemileri denizin dibinde. Hava kuvvetleri tamamen yok edildi. Uçaksavarları yok. Bazı füzeleri var ama bunun üstesinden gelebiliriz. Geriye çok azı kaldı ve üretim kapasiteleri tamamen bitmiş durumda” şeklinde konuştu.

Trump ayrıca, “Petrol fiyatları çok ama çok yakında düşecek. İran meselesi bittiği anda ki şu an neredeyse bitmiş durumda, petrol fiyatları düşecek” dedi. Trump, Hürmüz Boğazı’ndan şu anda savaştan öncesine kıyasla daha fazla petrol çıkardıklarını dile getirdi.

  •  

BDDK, 3 banka ve 2 faktoring şirketinin yönetimlerini TMSF’ye devretti

BDDK, fon soruşturmasıyla bağlantılı son gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmeler sonucunda 3 banka ve 2 faktoring şirketi hakkında karar aldı.

Bu kapsamda, Destek Yatırım Bankası AŞ’de nitelikli paya sahip Altunç Kumova tarafından kontrol edilen Destek Finans Faktoring AŞ’ye ait yüzde 99,99 oranındaki paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verildi.

Hedef Yatırım Bankası AŞ’de Sibel Gökalp’e ait yüzde 10, Namık Kemal Gökalp’e ait yüzde 10, Hedef Holding AŞ’ye ait yüzde 41 ve Hedef Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ’ye ait yüzde 30 oranındaki paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının da TMSF tarafından kullanılması kararlaştırıldı.

Tera Yatırım Bankası AŞ’de ise Emre Tezmen’e ait yüzde 95 ve Oğuz Tezmen’e ait yüzde 0,01 oranındaki paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verildi.

FAKTORİNG ŞİRKETLERİNDEKİ BAZI PAYLARIN DEVRİ İÇİN 6 AY SÜRE

Karar kapsamında, Altunç Kumova’nın yüzde 99,99 pay sahibi olduğu Destek Holding AŞ’nin Destek Finans Faktoring AŞ sermayesindeki yüzde 73,81 oranındaki paylarının, 6 ay içinde mevzuatta öngörülen şartları taşıyan gerçek veya tüzel kişilere devredilmesi kararlaştırıldı.

Emre Tezmen ve Oğuz Tezmen’in Tera Finans Faktoring AŞ sermayesinde sahip oldukları sırasıyla yüzde 53,01 ve yüzde 37 oranındaki payların da 6 ay içinde devredilmesine karar verildi. Bu süre içinde devre konu paylara düşen oy haklarının TMSF tarafından kullanılacağı bildirildi.

BDDK ayrıca, söz konusu üç bankanın bankacılık sektörünün toplam aktifleri içindeki payının yüzde 0,22, iki faktoring şirketinin faktoring sektörünün toplam aktifleri içindeki payının ise yüzde 1,45 olduğunu açıkladı.

  •  

Aziz Yıldırım’dan Murat Kurum’a ziyaret

Ziyarette, Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu üyeleri Özgür Peker ve Yusuf Buğra Tanık da yer aldı.

Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından ziyarete ilişkin yapılan açıklamada, Bakan Kurum’un kulübe yönelik başarı dilekleri ve destekleri için teşekkür edildi.

Açıklamada, “Fenerbahçe Spor Kulübü’nün köklü geçmişine ve büyük camiasına duyduğu kıymeti ifade ederek kulübümüze başarı dileklerini ileten Sayın Bakanımıza; kulübümüzün geleceğine değer katacak projelerimize ve yatırımlarımıza gösterdiği yakın ilgi ve kıymetli destekleri için teşekkür ediyoruz” denildi.

Ziyaretin sonunda Başkan Aziz Yıldırım, Bakan Kurum’a isminin yazılı olduğu Fenerbahçe forması hediye etti.

  •  

T24 hakkında kapatma kararı: Adalet Bakanlığı gerekçesini açıkladı

Alınan bilgiye göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında, T24 adlı internet haber portalının internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına yönelik kapatma kararı verildi.

İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen karar, uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığı’na gönderildi.

Adalet Bakanlığı tarafından paylaşılan notta, şu ifadeler yer aldı:

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürütmekte olduğu “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında son 1 yıl içerisinde 118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik üreten T24 adlı internet haber portalının internet ve sosyal medya hesapları İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğince kapatıldı. Karar uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığı’na gönderildi.”

  •  

Fon soruşturmasında 5’inci dalga: 34 şüpheli hakkında gözaltı kararı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, X hesabından, “Vatandaşımızın hakkı korunacak, piyasaları manipüle edenlere hukuk önünde hesap sorulacaktır” başlıklı paylaşımında, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, yatırımcı vatandaşlarımızın haklarının korunması ve sermaye piyasalarının güvenli ve sağlıklı işleyişinin güçlendirilmesi yönünde ortaya koyduğu irade nettir. Adalet Bakanlığı olarak, hukukun üstünlüğünden taviz vermeden vatandaşımızın hakkını korumak için üzerimize düşen bütün sorumlulukları kararlılıkla yerine getiriyoruz.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturmalarında bugün 5’inci dalga operasyon gerçekleştirilmiş, 34 şüpheli hakkında arama, el koyma ve gözaltı kararı verilmiştir. Böylelikle bugüne kadar hakkında işlem yapılan şüpheli sayısı 217’ye ulaşmış, 56 şüpheli tutuklanmış, 88 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır.

Soruşturmaların kapsamı mevcut fonlar ve şüphelilerle de sınırlı değildir. Spekülatif ve manipülatif işlemlere konu olduğu değerlendirilen 26 hisse senedindeki hareketler ayrıntılı şekilde incelenmekte, kısa süre içerisinde olağan dışı oranlarda kazanç sağlayan kişi ve hesapların işlem geçmişleri, para hareketleri ve bağlantıları da araştırılmaktadır.

Piyasaları manipüle ederek vatandaşlarımızın birikimleri üzerinden haksız kazanç sağlamaya çalışanlar bilmelidir ki haksız kazancın izi sonuna kadar sürülecektir. Suçtan elde edildiği tespit edilen mal varlığı değerlerinin, kanunun öngördüğü usuller çerçevesinde TMSF bünyesinde oluşturulacak fona aktarılmasına yönelik hukuki süreçler işletilecektir. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu güçlü irade doğrultusunda, yatırımcı vatandaşlarımızın haklarını korumak, sermaye piyasalarımıza duyulan güveni tahkim etmek ve sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vermesini temin etmek için üzerimize düşeni kararlılıkla yapmaya devam edeceğiz.”

  •  

ABD, Irak’tan çekildi: 23 yıllık kanlı işgal ağır trajedi bıraktı

CENTCOM’un resmi internet sitesinde yer alan yazılı açıklamada, CENTCOM’un, ABD kuvvetlerinin ve ekipmanlarının, Erbil Hava Üssü’nden düzenli bir şekilde tahliyesini bugün tamamlayarak Doğal Kararlılık Harekatı misyonunu sona erdirdiği bildirildi.

Açıklamada, “Irak’tan çekilme, ABD ile Irak arasında ikili bir savunma ilişkisine geçişi öngören planlı bir sürecin parçasıdır. Birleşik Müşterek Görev Gücü-Doğal Kararlılık Harekatı (CJTF-OIR), ABD kuvvetlerinin Koalisyon ortakları ve Suriye hükümeti ile birlikte Suriye’de IŞİD’e karşı mücadeleyi sürdürmesi nedeniyle faaliyetlerine devam etmekte olup, karargahı şu anda Ürdün’de bulunmaktadır” denildi.

CJTF-OIR’in, CENTCOM’un 2014 yılında bu birimi kurmasından bu yana Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı yürütülen mücadelede ortak güçlere danışmanlık ve destek sağladığı ve bu güçlerin kapasitelerini artırdığı iddia edildi.

‘HER TÜRLÜ IŞİD TEHDİDİNE YANIT VERMEYE HAZIR KALMAYA DEVAM EDİLECEK’

Açıklamada, CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper’ın değerlendirmesine de yer verildi. Buna göre Cooper, şunları kaydetti:

“Irak’ta göreve çağrıldıklarında icabet eden on binlerce Amerikalı asker, diplomat ve sivil personele üstün hizmetlerinden dolayı teşekkür ederim. Azminiz, fedakarlığınız ve profesyonelliğiniz sayesinde IŞİD artık Irak’ın ulusal güvenliğine yönelik sistemsel bir tehdit oluşturmuyor, Peşmerge ve diğer Irak Kürdistan Bölgesi güvenlik güçleri de dahil olmak üzere Irak güvenlik güçleri, artık vatanlarına yönelik tehditleri tek başlarına yönetebilecek kapasiteye, liderliğe ve operasyonel bağımsızlığa sahip. Irak’ın güvenliğine ilişkin birincil sorumluluğu tamamen Irak Hükümeti’ne ve Irak’ın cesur halkına devrederken, bölgede konuşlu ABD ve Koalisyon güçleri, ortaya çıkabilecek her türlü IŞİD tehdidine yanıt vermeye hazır kalmaya devam edecektir. Teyakkuz ve hazırlık durumumuzu korumak, ABD’nin güvenliğini sağlamak ve bölgesel güvenliği güçlendirmek açısından hayati öneme sahiptir.”

Amerikan ve Koalisyon güçlerinin, Eylül ayında Erbil Hava Üssü’ndeki personel ve ekipmanların tahliyesiyle sonuçlanan geçiş sürecinin bir parçası olarak geçen yılın Ekim ayında Irak’tan ayrılmaya başladığı hatırlatılan açıklamada, Irak’ın kuzeyinde bulunan Erbil Hava Üssü, CJTF-OIR için ana operasyon merkezi görevi gördüğü ve IŞİD karşıtı operasyonlara destek veren bin 500 kişilik Amerikan ve Koalisyon gücünün büyük bir kısmına ev sahipliği yaptığı belirtildi.

PENTAGON’DAN AÇIKLAMA

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Sean Parnell, çekilme sürecine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

Parnell, ABD ile Irak arasında Eylül 2024’te yapılan ortak açıklama ve “ABD’nin ulusal çıkarları” kapsamında ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilme sürecini tamamladıklarını belirtti.

Irak Başbakanı, uluslararası koalisyonun IŞİD’le mücadele misyonunun sona erdiğini duyurdu

ABD’nin Irak’taki işgali sürecinde bölgedeki terör tehdidinin yenildiğini savunan Parnell, “Peşmerge ve Kuzey Irak’taki diğer güvenlik güçleri de dahil olmak üzere Irak Güvenlik Güçlerinin, Irak’ın güvenliğini sağlamak ve IŞİD kalıntılarını bastırmaya yönelik devam eden çabalara öncülük etmesini bekliyoruz.” ifadelerine yer verdi.

Parnell, Pentagon’un Irak’a eğitim ve istihbarat desteği vermeyi sürdüreceğine işaret ederek, “Irak’ın egemenliğini ve bölgesel istikrarı zedeleyen DEAŞ kalıntıları ve İran yanlısı milisler de dahil olmak üzere, Irak’ın halen karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarının çözümüne ilişkin birincil sorumluluk artık Irak hükümetine aittir.” ifadesini kullandı.

ABD’nin terörle mücadeleye olan bağlılığını sürdürdüğünün altını çizen Parnell, “ABD, sınırlarını güvence altına alan, halkını koruyan ve iki ülke arasında daha derin ticari, diplomatik ve güvenlik işbirliğinin temelini oluşturan, güçlü ve egemen bir Irak’ı desteklemektedir.” mesajını verdi.

Is Iraq Now a Virtual “US-Occupied Territory”?

KANLI İŞGAL

ABD ordusu, Mart 2003’te İngiltere ile birlikte öncülük ettiği koalisyon güçleriyle Irak’ı işgal etti.

Saddam Hüseyin’in biyolojik silahlar ürettiği iddiasıyla 23 yıl önce başlatılan kanlı işgal, ülkeye vadedilen “demokrasi” yerine sivillerin ağır bedeller ödeyeceği ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarında büyük bir kaos getirdi.

Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından Irak’ta ciddi bir otorite boşluğu doğdu.

ABD işgaline karşı geniş çaplı bir direnişin ortaya çıkmasıyla birlikte ülkede etnik ve mezhebi çatışmalar da yaşandı.

Şiddetin görece azaldığı 2007 yılına gelindiğinde ABD, Irak’taki askeri varlığını kademeli olarak azaltmaya başladı.

18 Aralık 2011’de ABD ordusu muharip birliklerini tamamen çektiğini ilan etti. Ancak buna rağmen ABD’nin üslerdeki varlığı devam etti.

ABD’nin 1990’dan itibaren Baas lideri Saddam Hüseyin’i devirmek amacıyla yürüttüğü hazırlıklar ve Irak’a uygulanan 13 yıllık ambargo, ülkenin hem ekonomisinde hem de yaşam standartlarında büyük tahribata yol açtı.

ABD ve kendisine destek veren İngiltere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) kararını beklemeden Irak’ı işgal etmek için harekete geçti. İşgal, “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” adıyla başlatıldı.

IŞİD terör örgütünün ortaya çıkmasının ardından ABD, Haziran 2014’te yeniden Irak’a girerek koalisyon güçleriyle birlikte ülkedeki askeri varlığını artırmaya başladı.

Why did the US and allies invade Iraq, 20 years ago?

500 BİN ÇOCUK ÖLDÜ

BMGK, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesinden yalnızca 4 gün sonra, 6 Ağustos 1990’da ağırlıklı olarak ekonomik ve mali yaptırımları içeren bir karar aldı. Irak’ın Şubat 1991’de Kuveyt’ten çekilmesine rağmen yaptırımlar Mayıs 2003’e kadar sürdü.

Bu süreçte BMGK, ABD ve İngiltere’nin engellemeleri nedeniyle Irak’ın yaptığı itirazları geri çevirdi.

Irak’ta 13 yıl boyunca uygulanan ağır ambargo, ekonomik koşulların giderek kötüleşmesine neden olurken halkın yaşam standartlarını da dramatik biçimde düşürdü. Ülkenin altyapısı büyük zarar gördü ve vatandaşlara sunulan hizmetlerde ciddi aksamalar yaşandı.

Iraqi babies for sale: people trafficking crisis grows as gangs exploit poor families and corrupt system | Human trafficking | The Guardian

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 1993 yılında yayımladığı raporda ambargo nedeniyle Irak’taki açlık oranının çok yüksek seviyelere ulaştığı uyarısında bulundu. FAO, 1995 tarihli raporunda ise yarım milyon Iraklı çocuğun uygulanan ambargo nedeniyle açlık ve kötü yaşam koşulları sonucunda hayatını kaybettiğini açıkladı.

SADDAM HÜSEYİN İDAM EDİLDİ

ABD Başkanı George W. Bush, 17 Mart 2003’te Saddam Hüseyin ve ailesine 48 saat içerisinde ülkeyi terk etmeleri, aksi halde askeri müdahaleyle karşı karşıya kalacakları uyarısında bulundu.

Bush, bu açıklamadan iki gün sonra, 19 Mart’ta ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’a yönelik askeri operasyon başlattığını duyurdu.

Koalisyon güçleri Irak’ın tamamını ele geçirirken Saddam Hüseyin, 13 Aralık 2003’te doğduğu Tikrit’te yer altında saklanırken yakalandı.

Saddam Hüseyin’in ailesinden bazı isimler ile Baas yönetiminin üst düzey yetkilileri Ürdün’e kaçarak iltica etti.

Irak hükümeti ve ordusu tamamen lağvedildi.

How U.S. Troops Captured Saddam Hussein In 2003

ABD’den yaklaşık iki yıl görev yapacak Paul Bremer, Geçici Koalisyon Yönetimi’nin başkanlığını yaptı. Saddam Hüseyin, yaklaşık 3 yıl boyunca yargılandıktan sonra 30 Aralık 2006’da Salahaddin’e bağlı Diceyl bölgesinde Şiilere yönelik toplu katliam gerçekleştirilmesi emri verdiği bahanesiyle idam edildi.

Irak’ta işgalle birlikte başlatan ABD askerlerinin varlığı yaklaşık 9 yıl sonra 18 Aralık 2011’de son buldu. Ülkeyi kanlı bir kaosa sürükleyen işgal, sayıları net olarak bilinmemekle birlikte binlerce sivilin hayatını kaybetmesine, çok daha fazlasının göç etmesine yol açtı.

Irak Sağlık Bakanlığı’nın verileri üzerinde çalışma yapan bağımsız “Iraqcountybody” organizasyonuna göre, Irak’ta 2003-2011 yılları arasında çatışmalardan kaynaklı yaklaşık 120 bin sivil hayatını kaybetti.

BİR MİLYON CONİ KATILDI, 4 BİNİ ÖLDÜ

İşgalin sona erdiğini duyuran dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Ekim 2011’de yaptığı açıklamada yaklaşık 9 yıllık sürede 1 milyona yakın Amerikanın görev yaptığı Irak’ta 4 bin 400 askerin hayatını kaybettiğini, 32 bininin yaralandığını ve 1 trilyon dolardan fazla paranın harcandığını ifade etti.

 

  •  

Ankara’da yasa dışı bahis operasyonu: 36 kişi gözaltına alındı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamaya göre Ankara İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü koordinesinde organize suç örgütlerinin faaliyetlerinin ortaya çıkarılmasına yönelik çalışma yürütüldü. Bu kapsamda 45 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi.

Çalışmalar kapsamında şüphelilerin yasa dışı bahis siteleri üzerinden yasa dışı bahis oynatılması için yer ve imkan sağladıkları, şahısları organize ettikleri, bu şahıslar adına temin edilen banka hesap numaraları, GSM hatları ve mobil bankacılık hesaplarını para karşılığında aldıkları tespit edildiği ifade edildi.

Şüphelilerin, şahıslara ait IBAN bilgilerini kullanarak yasa dışı bahisten gelir elde ettikleri, elde edilen gelirleri mobil bankacılık sistemi üzerinden başka şahıslara ait hesaplara aktardıkları veya yine bu şahıslar adına açılan kripto para hesaplarına kripto havalesi yaptıkları bildirildi. Bu kapsamda 45 şüpheliye yönelik 29 Eylül 2026 tarihinde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Başsavcılık tarafından haklarında gözaltı kararı verilen 45 şüpheliden 36’sı yakalanarak gözaltına alındı.

Firari 9 şüphelinin ise yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.

  •  

PKK’dan ‘entegrasyon’ itirafı: ‘Özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir’

PKK elebaşlarından Bese Hozat, bölücü açılım süreci hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Örgütün yayın organına konuşan Hozat, “demokratik entegrasyon”un yalnızca yönetim yapılarının Şam’a devredilmesi anlamına gelmeyeceğini belirterek “Demokratik entegrasyon, yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir.”  itirafında bulundu.

Hozat, şunları söyledi:

“Suriye’de demokratik bir devletten, bir hükümetten, yönetimden bahsetmek zaten hiç mümkün değil. Merkeziyetçi, tekçi, faşist bir sistem var şu anda Şam’da. Merkeziyetçi, faşist bir sisteme, demokratik bir entegrasyon da zaten pek mümkün olmuyor. Mevcut durumda, Rojava’da yürütülen demokratik entegrasyon çalışmalarının sürecin özüne ve ruhuna uygun ilerlemediği ve entegrasyonun doğru biçimde gelişmediği açıkça görülüyor. Anlaşılan o ki demokratik entegrasyon hâlâ tam olarak anlaşılmış ve kavranmış değil. Oysa demokratik entegrasyon ancak demokratik bir devletle mümkündür. Demokratik bir devlet, demokratik bir cumhuriyet olmadan demokratik bir entegrasyon sağlanamaz. Demokratik entegrasyon nedir? Demokratik entegrasyon, yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir.”

ÖCALAN’A STATÜNÜN RESMEN AÇIKLANMASINI İSTEDİ

Teröristbaşı Öcalan için statü taleplerine ilişkin konuşan Hozat, “Fiili olarak Önderliğimiz yaklaşık iki yıldır, 27 Şubat çağrısından bu yana Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörlüğünü yapıyor. Liderliğini, önderliğini yapıyor. Yöneticiliğini yapıyor. Şimdi bu fiili olarak yürüttüğü bu çalışmanın bir hukuki çerçeveye, resmi bir çerçeveye, prosedüre, statüye kavuşturulması gerekiyor. Bunun adının resmi olarak konulması gerekiyor. Ve elbette bunun deklare edilmesi, kamuoyuna da açıklanması gerekiyor” dedi.

AÇILIM

Hozat, bölücü açılıma ilişkin de “Demokratikleşme olmadan Türkiye’de bu sürecin başarıya gitmesi mümkün değildir. Her şeyden önce Türkiye’nin demokratikleşmesi, demokratik, çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasaya Türkiye’nin kavuşması, yerel demokrasiyi esas alan bir demokratikleşme sürecinin Türkiye’de gelişmesi olmazsa olmaz kabilindedir bu sürecin başarısı açısından. PKK bir sonuçtur, sorunun bir sonucudur. Bu sorun da Kürt sorunudur. Bu sorunun elbette yerel demokrasi temelinde, Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözülmesi gerekiyor. Demokratik, özgürlükçü bir anayasayla Kürtler başta olmak üzere tüm halklara, inançlara özgürlüğün tanınması gerekiyor ve anayasanın bunu kabul etmesi gerekiyor. Bu temelde demokratik bir anayasa Türkiye açısından çok temel bir ihtiyaçtır. Şu anda hâlen, geçen gün kendileri de açıklıyordu, yamalı bohça gibi 12 Eylül Anayasası şu anda yürürlüktedir.” mesajı verdi.

Bese Hozat, “Demokrasi güçlerinin, sol sosyalist güçlerin eleştiri ve kaygılarını bir yere kadar anlıyorum. Bizim de eleştirilerimiz var ama bu sürecin özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi süreci olduğunu anlamaları ve buna katılmalarını, sorumluluk almalarını, öncülük etmelerini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

 

  •  

İstanbul Adliyesi’nde duvar kaplaması avukatın üzerine düştü

İstanbul Barosu’ndan yapılan açıklamaya göre, olay bugün İstanbul Adliyesi B Blok’un 5’inci katında meydana geldi. Mesleki faaliyetini yerine getirmek üzere adliyede bulunan avukat H.E., duvar kaplamalarının yerinden koparak üzerine düşmesi sonucu baş bölgesinden yaralandı.

Olayın bildirilmesinin ardından H.E., refakat eşliğinde ambulansla Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi’ne sevk edildi.

BARO: ‘HAYATİ TEHLİKE OLUŞTURABİLECEK BİR BULGUYA RASTLANMADI’

İstanbul Barosu, avukat ve sorumlu hekimiyle yapılan görüşmelerde darbeye bağlı yaralanma meydana geldiğinin, ilk tomografide hayati tehlike oluşturabilecek bir bulguya rastlanmadığının bildirildiğini açıkladı. H.E.’nin kontrol amacıyla müşahede altında tutulduğu ve ikinci tomografinin ardından sağlık durumuna ilişkin nihai değerlendirmenin yapılacağı belirtildi.

Baro, kamu binalarının can ve mal güvenliği bakımından güvenli olmasının idarenin sorumluluğunda olduğunu belirterek olayın etkili ve kapsamlı biçimde soruşturulması ve sorumlular hakkında yaptırım uygulanması için girişimde bulunacağını bildirdi.

‘ADLİYELER AVUKATLARIN İŞ YERİDİR; GÜVENLİ OLMAK ZORUNDADIR’

Avukatın Sesi İnisiyatifi de olaya ilişkin açıklamasında, adliyelerin avukatlar açısından fiili çalışma alanı olduğuna dikkati çekerek, adliyelerde yaşanan kazaların “münferit olaylar” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.

İnisiyatif, adliye binalarının fiziki koşullarının düzenli olarak denetlenmesi, bakım ve onarımların yapılması ve tespit edilen risklerin giderilmesi çağrısında bulunarak, “Adliyelerde güvenlik, ertelenebilecek ya da ihmal edilebilecek bir mesele değildir” ifadelerini kullandı.

  •  

İran’dan sert petrol resti: ‘Bizim satmadığımız bölgede kimse satamaz’

İran’ın resmi haber ajansı İRNA’nın aktardığına göre, İslam Danışma Meclisi’nde konuşan Kalibaf, ABD Başkanı Donald Trump’a seslenerek, “Büyük ve tarihe damga vuran İran milleti ne kırmızı çizgiler çizilerek, ne boş laflara, ne de hava ya da ticari ablukaya boyun eğip geri çekilmeye zorlanacaktır. İran İslam Cumhuriyeti’nin her türlü tehdit veya maceracılığa vereceği yanıt sert, acı verici ve hızlı olacaktır” ifadelerini kullandı.

“Beyaz Saray liderlerinin, İran’ın soylu ve tarihe yön veren ulusunun güç gösterileri, söylemler ya da hava ve ticari ablukalar karşısında asla geri adım atmayacağını anlaması gerektiğini” söyleyen Kalibaf, “İran İslam Cumhuriyeti’nin herhangi bir tehdide veya maceracı girişime vereceği yanıt süratli olacak ve saldırganı derin bir pişmanlığa sürükleyecektir” şeklinde konuştu.

Kalibaf, “ABD Başkanı yakın zamanda Hürmüz Boğazı ve gemilerin geçişiyle ilgili söylemlerde bulunarak önceki iddialarını tekrarladı. Hem ABD hem de diğer ülkeler şunu bilmelidir ki, daha önce de söylediğimiz gibi, bizim petrol satmadığımız bir bölgede kimse petrol satamaz ve güvenliğimiz garanti altına alınmazsa hiçbir altyapı güvende olmayacaktır” dedi.

  •  

AYM, Yeni Parti ismine itirazı görüştü: 1 ay savunma süresi

Yenilik Partisi’nin, Yeni Parti ile ilgili isim benzerliğine yönelik yaptığı başvurusunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti’ye isim değişikliği yapılması yönünde süre vermişti. Başsavcılık, sürenin bitmesinin ardından söz konusu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

Anayasa Mahkemesi, Yeni Parti’nin isminin, Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılığı ileri sürülerek hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebini, Genel Kurul’un bugünkü gündemine aldı.

Yüksek Mahkeme talebi inceledi, partiye konuyla ilgili savunmasını yapması için 1 ay süre verdi.

Yeni Parti, 1 ay içinde veya daha önce Anayasa Mahkemesi’ne savunmasını sunacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yazısı, Yenilik Partisi’nin görüşü ve Yeni Parti’nin savunması alındıktan sonra Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun kararı beklenecek.

Yüksek Mahkeme, aykırılık tespit ederse, Yeni Parti’nin isminin hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden silinmesine karar verecek.

Yeni Parti, Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili karar verene kadar isim değişikliği yapmama kararı almıştı. (ANKA)

  •  

‘Siyasi casusluk’ davası: Savcı İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün’ün tutukluluğunun devamını istedi

Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün “siyasal casusluk” iddiasıyla tutuklu yargılandığı davada yargılamaya devam ediliyor. Davanın üçüncü duruşması, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 4 No’lu duruşma salonunda başladı.

Duruşmayı Yeni Parti milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Evrim Rızvanoğlu ve Türkan Elçi, Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, eski Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve sanatçı Orhan Alkaya ile tutuklu aileleri de takip etti.

Tanıkların dinlenmesinin ardından mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, MİT Başkanlığı’na yazılan müzekkere akıbetlerinin sorulmasına, mevcut delil durumu ve üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti dolayısıyla tüm sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmesini istedi. Duruşmaya bir saat ara verildi. (ANKA)

  •  

İran: Katarlı arabuluculara önerilerimizi ilettik, ABD’nin yanıtını bekliyoruz

İran’ın resmi haber ajanslarından olan İRNA’nın haberine göre Arakçi, New York ziyaretinin amaçlarından birinin ülkesinin savaş konusundaki durumunu, özellikle de Hürmüz Boğazı’na ilişkin pozisyonlarını dünyaya anlatmak olduğunu dile getirdi. Bazı şartların olduğunu ve bunların liderleri tarafından vurgulandığını söyleyen Arakçi, şunları kaydetti:

“Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için bu şartların yerine getirilmesi gerekiyor. Görevimiz, bu şartları Amerikan tarafına bildirmek ve diğer tüm ülkelere ve uluslararası topluma, İran’ın bu konuda bir önerisi olduğunu, şartlarının tamamen adil ve makul olduğunu ve Amerikalılar bir anlaşma ya da barışçıl bir çözüm aradıklarını iddia ediyorlarsa, bizim bu çözümü ortaya koyduğumuzu bildirmekti.

İran nasıl savaşa hazırlıklıysa diplomasiye de hazırdır. Bunun ülkemizin konumunu ve diğer ülkelerin İran’a bakışını önemli ölçüde güçlendirdiğini düşünüyorum. Artık savaş arayan tarafın İran değil, Amerika olduğu görülüyor. Yedi maddelik plan olarak bilinen önerimizi, Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına ilettik. ABD Başkanı’nın yaptığı açıklamalara rağmen, ben açıkça ifade ettim. ABD’nin resmi yanıtını arabulucular üzerinden bekliyoruz.”

Arakçi, dün Katarlı arabulucularla tekrar görüştüğünü belirterek, “Onların bazı fikirleri vardı. Bu konuları yeniden Amerikalı tarafla da görüşecekler. Ardından ABD’nin nihai yanıtı bize iletilecek” ifadelerini kullandı.

Arakçi İran’ın nükleer konusunda esneklik göstereceğinin doğru olup olmadığı sorusunu, “Kesinlikle doğru değil. Bunu kesin bir dille reddediyorum. Hürmüz Boğazı’nın açılmasına ilişkin koşullarımız nettir. Diğer konulardaki tutumumuz da açıktır. Şu an için herhangi bir esneklik söz konusu değildir. Görüşmelerimizin kapsamı bellidir; şu anda konu yalnızca Hürmüz Boğazı’ndan ibarettir ve Boğaz’ın açılması, karşı taraflara duyurduğumuz bir dizi koşulun yerine getirilmesine bağlıdır” diye konuştu.

  •  

A Milli Takım İtalya’ya farklı mağlup

A Milli Futbol Takımı, UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup’taki ikinci maçında İtalya’yı Bursa’da ağırladı.

Yüzüncü Yıl Atatürk Stadı’nda oynanan karşılaşmada İtalya, 9. dakikada Bastoni’nin golüyle öne geçti. Frattesi, 22. dakikada farkı ikiye çıkarırken, Kayode 27. dakikada skoru 3-0 yaptı. İlk yarı bu skorla tamamlandı.

A Milli Takım, ikinci yarıya golle başladı. Barış Alper Yılmaz, 46. dakikada farkı ikiye indirdi.

İtalya, 50. dakikada Esposito’nun golüyle yeniden üç farklı üstünlüğü yakaladı ve karşılaşma 4-1 sona erdi.

Fransa’nın ardından İtalya’ya da kaybeden A Milli Takım, grupta puansız son sırada yer aldı. İlk galibiyetini alan İtalya ise 3 puana yükseldi.

  •  

Gazeteci Fatih Ergin tutuklandı

Gazeteci Fatih Ergin, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi.

Sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşım sebebiyle gözaltına alınan gazeteci Fatih Ergin tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Ergin’in ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ iddiasıyla gözaltına alındığı öğrenilmişti.

Avukat Sibel Sevinç Deveci Özçelik, gazeteci Ergin’in tutuklandığını duyurdu.

Ergin’in, eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu soruşturmasında gözaltına alınan eski kampüs doktoru Turgay Tamer’in evinde ölü bulunmasına ilişkin yaptığı bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle gözaltına alındığı öğrenilmişti.

Paylaşımda Tamer için “Adli Tıp çalışanı” ifadesini kullanması gerekçe gösterilerek Ergin hakkında TCK 217/A kapsamında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve TCK 218 kapsamında “basın ve yayın yoluyla işlenme” suçlamaları yöneltilmişti.

  •  

Eski MASAK yöneticisi de aralarında 3 kişi tutuklandı: Erdoğan ve ailesinin bilgilerini sorgulamışlar

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘Siyasal veya Askeri Casusluk’ suçundan yürütülen soruşturma kapsamında, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığında kullanılan Entegre Mali İstihbarat Sistemi’ne yönelik yetkisiz işlemler ile sistem kayıtlarının güvenliğine ilişkin incelemeler yapıldı.

İncelemelerde 2012-2018 yılları arasında MASAK’ın dijital altyapısının geliştirilmesi ve sürdürülmesi süreçlerinde FETÖ’nün mahrem yapılanmasıyla bağlantılı kişi ve şirketlerin etkili olduğuna ilişkin bulgulara ulaşıldı. İncelemelerde, EMİS yazılımının 2012 yılından itibaren AGMLAB A.Ş. tarafından geliştirildiği, bu şirket ile MRD A.Ş. ve 667 sayılı KHK kapsamında kapatılan Barış Ata A.Ş. arasında ortaklık ve yönetim ilişkileri bulunduğu belirlendi.

DHA’nın haberine göre şirketlerin bazı ortaklarının FETÖ’nün askeri, bilişim, savunma sanayii ve Jandarma mahrem yapılanmalarında sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiklerine ilişkin tespitler yapıldı. Bu kişilerin önemli bir bölümünün, 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde veya sonrasında yurt dışına çıktıkları belirlendi.

ERDOĞAN, YAKINLARI VE BAKANLARIN BİLGİLERİ SORGULANDI

EMİS üzerinde yapılan teknik incelemelerde, Siyasi Nüfuz Sahibi Kişiler Listesi’ne (PEP) ilişkin sistemin devre dışı bırakılmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yakınları ve bazı bakanlara ilişkin sorgulamaların gerçekleştirildiği tespit edildi. Bazı sistem kayıtları ve veri alanlarında ise sonradan müdahale edilmiş olabileceğine ilişkin bulgular bulundu. Ayrıca yönetici yetkisine sahip kullanıcıların işlemlerinin geriye dönük denetlenmesini sağlayacak log kayıtlarının tutulmadığı belirlendi.

ESKİ MASAK BAŞKANI TUTUKLAMAYA SEVK EDİLDİ

22 şüphelinin bulunduğu soruşturma kapsamında, bugün İstanbul merkezli olarak Ankara’da da 11 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi. Aralarında olay tarihinde MASAK Daire Başkan yardımcısı olarak görev yapan İnönü Akgün Alp’in de aralarında bulunduğu 6 şüpheli gözaltına alındı. 16 şüphelinin yurt dışında olduğu belirlendi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden İnönü Akgün Alp, Eda Aydoğan, Güner Eke, Zehra Yılmaz tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. 2 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri talep edildi.

ÜÇ ŞÜPHELİ TUTUKLANDI

Tutuklamaya sevk edilen 4 şüpheliden 3’ü tutuklandı. 1 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Tutuklanan isimler arasında MASAK’ın eski başkan yardımcılarından İnönü Akgün Alp’in de yer aldığı öğrenildi.

ESKİ MASAK BAŞKANLARI İFADE VERDİ

Öte yandan eski MASAK başkanları Mürsel Ali Kaplan, İbrahim Hakkı Polat ve Osman Dereli, soruşturması kapmasında ifade verdi. Üç isim, ifadelerinin ardından adliyeden ayrıldı.

Soruşturmada ifade veren eski MASAK başkanları şöyle:

-2009-2014 yılları arasında başkanlık yapan Mürsel Ali Kaplan

-2014-2016 yılları arasında başkanlık yapan İbrahim Hakkı Polat

-2016-2019 yılları arasında başkanlık yapan Osman Dereli

  •  

Emniyet Teşkilatı Sendikası iş bıraktı: Söz değil çözüm zamanı

Emniyet Teşkilatı Sendikası Genel Merkez Yönetim Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada, saat 13.00 itibarıyla iş bırakma eylemine başladıkları aktarıldı. Açıklamada, “Bu eylem, herhangi bir kişi ya da kurumu hedef almak için değil, yıllardır dile getirdiğimiz ancak çözüme kavuşturulamayan sorunlarımızın artık görülmesi, sesimizin duyulması ve somut adımların atılması amacıyla gerçekleştirilmektedir” denildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi:

“Son dönemde Emniyet Teşkilatımızda yaşanan intihar vakaları ve intihar girişimleri, içinde bulunduğumuz tablonun ne kadar ağırlaştığını bir kez daha göstermiştir. Bir üyemizi , bir teşkilat mensubumuzu, bir çalışma arkadaşımızı daha kaybetmek istemiyoruz. Ekonomik sıkıntıların, ağır çalışma şartlarının, mesleki belirsizliklerin ve geleceğe ilişkin kaygıların çözümü daha fazla ertelenmemelidir.

Bugün başlattığımız eylemin, yıllardır biriken sorunların çözümü için fitili ateşleyen, güçlü bir toplumsal ve kurumsal farkındalık oluşturan bir başlangıç olmasını istiyoruz. Bu eylem ile taleplerimize dikkat çekmek ve ilgili makamlarca somut çözümlere dönüştürülmesini bekliyoruz. Yardımcı Hizmetler Sınıfının statü ve görev tanımı sorunları, görevde yükselme ve kariyer imkanlarının geliştirilmesi, 3600 ek gösterge, eşit işe eşit ücret, ücretsiz ulaşım, 5510 sayılı Kanundan kaynaklanan emeklilikteki gelir kayıplarının giderilmesi, emeklilerin seyyanen zam kayıplarının telafi edilmesi ve sosyal haklarının iyileştirilmesi, mobbing ve ağır çalışma şartlarıyla etkin mücadele edilmesini istiyoruz.

Emniyet Teşkilatı mensuplarının emeğinin karşılığını aldığı, görevde ve emeklilikte insanca yaşam koşullarına sahip olduğu, çalışma barışının güçlendiği ve hiçbir mensubumuzun kendisini yalnız ya da çaresiz hissetmediği bir çalışma düzeni talep ediyoruz. Bugün attığımız bu adım bir son değil; çözüm için güçlü bir başlangıçtır. Sesimizin duyulmasını, sorunlarımızın görülmesini ve yıllardır bekleyen taleplerimizin artık çözüm iradesiyle ele alınmasını istiyoruz. Çünkü artık söz değil, çözüm zamanı. Emniyet Teşkilatı mensupları çözüm bekliyor.”

  •  

Erdoğan’dan Kabine sonrası açıklama: ‘Okullarda alınabilecek ilave tedbirleri görüştük’

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Saray’da saat 16.25’te toplandı.

Erdoğan, Kabine Toplantısı’nın açıklama yaptı.

Erdoğan şunları söyledi:

“Okullarda alınabilecek ilave tedbirleri görüştük. Güvenli okul ikliminin inşasını tamamlayacağız.

Değerli arkadaşlar, son toplantımızdan bu yana yine yoğun bir mesaiyle ülkemize ve aziz milletimize aşkla hizmet etmeyi sürdürdük. İçeride toplu açılış törenleri, dışarıda uluslararası toplantılarla Türkiye’yi dünyada hak ettiği yere getirmenin mücadelesini verdik. Özellikle dış politika kulvarında dolu dolu geçen bir gündemimiz oldu.

8 Eylül’de üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olarak milletimize büyük bir gurur yaşatan Filenin Sultanları’nı Külliye’mizde misafir ettik. Üç yıl önce Belçika’da ulaştığımız zaferi bu kez kendi evimizde, hem de muhteşem bir geri dönüşle tekrarlayan A Millî Kadın Voleybol Takımımızı şahsım ve milletim adına bir kez daha gönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde, 2026 Avrupa Boks Şampiyonası’nda 70 kiloda altın madalya kazanan millî boksörümüz Buse Naz Sürmeneli’yi kutluyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyorum. Elde ettikleri önemli başarılarla millî sporcularımız 86 milyonun göğsünü kabartırken, biz de 81 ilimizin geleceğini eserlerle, yatırımlarla, projelerle aydınlatmaya devam ediyoruz. Milletimizin bize yüklediği emanet, her anımızı, her günümüzü Türkiye için seferber etmemizi zorunlu kılıyor. Biz de bu mukaddes emanetin hakkını en güzel şekilde vermenin gayretindeyiz.

11 Eylül’de hem inşası tamamlanan yatırımlarımızın açılışını yapmak hem de yeni eserlerimizin temellerini atmak üzere baba ocağımız Rize’deydik. TOKİ konutlarımızdan millet bahçelerimize, yeni iş yerlerinden okul ve öğrenci yurtlarına, kültür ve sanat merkezlerinden ve spor tesislerine tam 26 projemizi Rizeli vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Kısa süre içerisinde nihayete erecek üç yeni yatırımın da temellerini attık. Toplam değeri 10 milyar lirayı aşan bu eser ve yatırımların Rize’mize ve ülkemize bir kez daha hayırlı olmasını temenni ediyorum.

13 Eylül’de Samsun’umuzu ziyaret ettik. 234 bin metrekare alanda inşa ettiğimiz Samsun Şehir Hastanemiz, 1.458 yatak kapasitesi, 230 yoğun bakım yatağı, son teknolojiye sahip 40 ameliyathanesi, 320 poliklinikle şehrimize hizmet verecek. Toplam 17 milyar liralık bu muazzam yatırımın Samsun’umuz, bölgemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, emeği geçenleri tebrik ediyorum.

18 Eylül’de İstanbul’a yeni bir eser daha kazandırmanın kıvancını yaşadık. Muhalefetin “Buraya uçak inmez.” dediği İstanbul Havalimanı’mız, açıldığı ilk günden bu yana biliyorsunuz rekora doymuyor. “Kuş uçmaz, kervan geçmez, böyle bir yerde havalimanının ne işi var?” diyerek karaladıkları bu eser, geçtiğimiz yıl 84,5 milyon yolcuya ev sahipliği yaptı.

Nisan 2025’te üçlü bağımsız paralel pist operasyonunu hayata geçirmiştik. Böylece havalimanımız dünyada ikinci, Avrupa’da ise ilk kez aynı anda üç pistten bağımsız iniş kalkış yapılabilen merkezler arasına girmişti. Bunu hizmete verdiğimiz dördüncü ana pistle daha da güçlendirmiş olduk. 890 milyon avro yatırım değerine sahip, 2.820 metre uzunluğundaki dördüncü ana pistle havalimanımızın toplam pist sayısı altıya çıktı. Bekleme sürelerini kısaltan, yakıt, zaman ve emisyon tasarrufu sağlayan, olumsuz hava şartlarında bile iniş-kalkış emniyetini üst seviyeye çıkartan yeni pistimizin de hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Gaziler Günü’nü idrak ettiğimiz 19 Eylül’de şehit yakınlarımız, gazilerimiz ve gazi yakınlarımızın kamu kurumlarına atamalarını gerçekleştirdik. Yeni görevlerine başlayan 571 kardeşimizle birlikte kamuda istihdam edilen şehit yakını, gazi ve gazi yakını sayısını 53 bin 179’a yükselttik.

Bir defa hepimiz şunun çok net farkındayız. İstiklal ve istikbalimiz için serden geçen şehitlerimizin, birlik ve beraberliğimiz için bedel ödeyen gazilerimizin, vicdana, zorluğa göğüs geren şehit yakınlarımızın hakkını hiçbir zaman tam olarak ödeyemeyiz. Bununla birlikte devlet olarak imkânlarımız nispetinde elimizden gelenin en iyisini yapmaya özellikle gayret ediyoruz. Şehitlerimizin emanetine gözümüz gibi bakmaya, hayata geçirdiğimiz düzenlemeler ve attığımız adımlarla şehit ailelerimiz, gazilerimiz ve gazi yakınlarımızın hayatını kolaylaştırmaya inşallah devam edeceğiz. Buradan yeni atanan kardeşlerimize, milletimize hizmet yolunda Cenab-ı Allah’tan başarılar temenni ediyorum. Şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Tahriklere kapılmayarak o vakarlarını, o metanetlerini, hepimize örnek olan o asil duruşlarını bozmayan tüm şehit ailelerimizden Allah razı olsun.”

  •  

AKOM’dan İstanbul’a gece saatleri için uyarı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı AKOM, güncel meteorolojik değerlendirmelerini paylaştı. İstanbul genelinde sabah saatlerine kadar sağanak ve yer yer kuvvetli sağanak şeklinde etkili olan yağışlar, İstanbul’un farklı yerlerinde metrekareye 20 ila 107 kg aralığında ölçüldü. Yapılan değerlendirmelere göre, yağışlar en çok Çekmeköy, Pendik, Sarıyer, Kartal ve Beykoz ilçelerinde gözlendi. Gün içinde aralıklarla hafif seyreden yağışların, akşam 20.00 itibarıyla etkisini artıracağı ve gece yarısından sonra il genelinde yer yer kuvvetli olacağı tahmin ediliyor.

YAĞIŞLAR ARALIKLARLA DEVAM EDECEK

AKOM verilerine göre, soğuk ve yağışlı havanın çarşamba günü akşam saatlerine (20.00) kadar aralıklarla yerel kuvvetli devam etmesi, il geneli 40-100 kg/m², Çatalca, Arnavutköy, Eyüpsultan, Sarıyer, Beykoz, Çekmeköy ve Şile başta olmak üzere kuzey ilçelerde ise 60-120 kg/m² aralığında, yer yer 150 kg/m²’nin üzerinde görülebileceği öngörülüyor.

YILDIRIM VE FIRTINA UYARISI

Karadeniz üzerinden bölgemize nemli hava taşıyan poyrazın etkisiyle nem oranının özellikle yüksek seviyelere ulaştığı bu günlerde, atmosferin üst seviyelerinin soğuk, deniz ve kara yüzeylerinin ise görece sıcak olması nedeniyle; yıldırım ve şimşeklerin eşlik ettiği, fırtına ve gök gürültülü kuvvetli sağanak yağış geçişleri yaşanabileceği tahmin ediliyor.

İBB TÜM EKİPLERİYLE SAHADA

Konuya ilişkin İBB’den yapılan bilgilendirmeye göre, kuvvetli sağanak yağış ve fırtına nedeniyle yaşanabilecek olumsuzluklara karşı hazırda bekleyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekipleri; 6.722 personel, 2.199 araç ve iş makinesiyle il genelinde teyakkuz halinde. AKOM kayıtlarına göre; yağışların başladığı andan itibaren İstanbul’da şu ana kadar 1.506’i İSKİ, 360’ı İtfaiye, 109’u Yol Bakım ve 142’si Çözüm Merkezine olmak üzere su baskını, göllenme, rögar taşması, yol çökmesi, ağaç devrilmesi ve tehlike arz eden parça düşmesi gibi konularda toplam 2.117 ihbar alındı. Ekiplerin ivedi müdahale ve temizlik çalışmaları devam ediyor. (ANKA)

  •  

Hamaney: Egemen güçler savaşın sona erdirilmesi için yalvarmaktadır

İran’da Dini Lider Mücteba Hamaney, Irak-İran savaşının ve Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah suikastinin yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayımladı.

Hamaney mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Eylül ayının ilk günleri, Allah’ın günlerini ve İran halkının Birinci Dayatılan Savaş’ta verdiği sekiz yıllık destansı direnişi hatırlatmaktadır.

O günlerde Devrim’in güneşi İran topraklarını aydınlatıyor; küresel vesayetin ve eski-yeni sömürgeciliğin buzlarını eriten millî dayanışma ile devrimci İslam mektebine bağlılık duygusu ülkeye yayılıyordu. O dönemde bazı İranlılar, sömürgecilerin kötü niyetlerini, petrolün millîleştirilmesi sürecini ve Amerikan darbesini hatırlıyordu. Bazıları bunları haberlerden öğrenmiş, birçoğu ise yabancı tahakkümünün ülkeye neler yaşattığını bizzat tecrübe etmişti.

Devrim öncesindeki dönemler, müstebit devletlerin elçilerinin İran Şahı’na ne yapması, ne yapmaması gerektiğini dikte ettiği; Şah’ın da isteyerek ya da istemeyerek bu talimatları uyguladığı karanlık günlerdi. Nihayet Büyük İmam Humeyni’nin liderliğindeki İran halkının büyük devrimi bu düzeni yıktı.

Karanlık günler, Devrim sayesinde İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu aydınlık günlere dönüştü. Bu gelişme, bu toprakların zenginliklerine göz diken ve yıllardır halkına her türlü kötülüğü reva gören müstekbirleri  rahatsız etti. Bu nedenle devrimci halkın coşkun ırmağını eski yatağına döndürmek için bütün güçlerini seferber ettiler. Birinci Dayatılan Savaş, İslam Cumhuriyeti’nin ilk on yılındaki en büyük saldırı oldu.

Halk düşmanı Baas Partisi’nin başlattığı bu savaş, birkaç gün içinde sonuçlanacağı ve kolayca zafer kazanılacağı düşüncesiyle ateşlenmişti. Ancak İslam Cumhuriyeti, savaşın küllerinden bir anka kuşu gibi yeniden doğdu; eskisinden daha güçlü, daha kararlı ve daha gür bir sesle ayağa kalktı. Bu durum, sonraki düşman komploları karşısında da düzenin kalıcı özelliklerinden biri hâline geldi.

Düşmanın kendi uşaklarını bu millete musallat ettiği ve sömürgeciliğin yeni bir biçimini uygulamaya çalıştığı o günler, Devrim’in, İslam bayrağının ve cihadi mücadelenin bereketiyle gurur dolu günlere dönüştü. Savaşın sona ermesinin üzerinden 38 yıl geçmiş olmasına rağmen o dönemde yaşanan olaylar ve hayatta kalanların içten anlatıları, ibadet, cesaret, direnç, ahlak ve insanlık dersleri veren yıldızlar gibi tarihimizin zirvesinde parlamaya devam ediyor.

Saldırganların harekete geçtiği ilk günlerde ülkemiz, Şah rejiminden  miras kalan sınırlı imkânlarla kendisini savunmaya çalışıyordu. Ancak hakkın hâkim kılınması ve ilahi yardım sayesinde bugün öyle bir noktaya gelinmiştir ki saldırgan müstekbirler, İslam savaşçılarının darbeleri karşısında sığınak aramakta ve savaşı durdurmak için yalvarmaktadır.

Ülkemizi yeniden döndürmek istedikleri eski günler; geri kalmışlığın, zilletin, bağımlılığın ve İslam dünyasında itibarsızlığın hüküm sürdüğü günlerdi. İçinde bulunduğumuz dönem ise ilerleme, izzet, bağımsızlık ve İslam dünyasında, hatta bütün dünyada yüksek itibarla anılmaktadır. Bugün bazıları bizi dünyanın dördüncü süper gücü olarak görmektedir. Elbette bu değerlendirmeler dünyevi hesaplara dayanmaktadır. Ancak ilahi ölçülere göre kendisini Ehl-i Beyt’e (Hz. Muhammed’in ailesine ve soyundan gelenlere) ait gören, halkının çoğunluğunun bu yüce şahsiyetlere gönülden bağlı olduğu ve hakkı hâkim kılmaktan korkmayan bir ülke, dünyanın birinci gücüdür.

HÜRMÜZ

O günlerde İran’ın güneyindeki iki deniz, düşman kuvvetlerinin cirit attığı bölgelerdi. Ancak bugün Hürmüz Boğazı’nın muhafızlarından ve yiğit savaşçılardan aldıkları ağır darbeler nedeniyle Umman Denizi’nin ötesine geçemiyorlar. Bu riski göze aldıklarında ise ağır kayıplara uğruyorlar. Çok yakında Umman Denizi de düşman kuvvetlerinden tamamen temizlenecektir.

Düşmanın psikolojik savaş yürüterek korku iklimi oluşturduğu ve başkentin caddelerini boşalttığı günler geride kaldı. Milletin bağımsızlık arayışına karşı darbe yapıldığı ve ülkenin servetinin 25 yıl boyunca yağmalandığı o dönem artık geçmişte kaldı. Bugün ise vatandaşlarımız, İslam savaşçılarının moral bulması ve düşmanın korkuya kapılması için yedi aydır ülkenin dört bir yanındaki meydanları ve caddeleri coşkulu katılımlarıyla dolduruyor.

Nitekim 30 milyondan fazla İranlı, canlarını feda etmeye hazır olduklarını ilan etti. Katılımın yenilenmesi yönündeki çağrının ardından, ilk 100 dakika içinde talep edilen 500 bin kişilik kapasite doldu. Bugün İslam İranı’nın dört bir yanında, farklı etnik kökenlerden vatandaşlarımız silahlı hazırlıklar da dâhil olmak üzere çeşitli biçimlerde hazır olduklarını gösteriyor.

‘KADINLARIN ERKEKLERİ GERİDE BIRAKTIĞI GÜNLERDEYİZ’

Bu milletin cesaretiyle yalnızca erkeklerinin öne çıktığı günler vardı. Ancak bugün kadınların da cesaretin bazı alanlarında erkekleri geride bıraktığı günleri yaşıyoruz.

Düşmanın, rejimin toplumsal tabanını sürekli zayıflatmaya çalıştığı günler vardı. Bugün ise toplumun bütün kesimleri, haklı gördükleri mevzileri ve özellikle bereketli Hürmüz Boğazı’nı koruma konusundaki kararlılıklarını sürdürüyor.

Geçmiş ile bugün arasındaki bu karşılaştırmayı daha da genişletmek mümkündür. Ancak bütün bunları tek bir ifadeyle özetlemek gerekirse, aziz İran halkının bir hizmetkârı olarak ilan ediyorum: Düşmanımızın geri dönmeyi hayal ettiği o eski günler geride kalmıştır ve bir daha asla geri gelmeyecektir.

Şüphesiz derin bir üzüntüyle belirtmeliyim ki bugünkü izzetimizi borçlu olduğumuz Büyük İmam Humeyni’nin ve Yüce Şehit Hamaney’in yokluğu bugün fazlasıyla hissedilmektedir.

Ancak onların bıraktığı değerli miras ve parlak, yol gösterici sözler sayesinde gelecek günler bugünkünden katbekat daha görkemli olacaktır. Çünkü Birinci Dayatılan Savaş’ın ateşinden doğan anka kuşu, düşman baskıları ve özellikle son iki dayatılan savaşın etkisiyle öylesine büyümüştür ki artık kanatlarının gölgesi düşman topraklarına düşmektedir.

Bu vesileyle Direniş Cephesi’nin büyük simgesi, kahraman Arap komutan ve Yüce Şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ı şehadetinin ikinci yıl dönümünde saygıyla anmak son derece yerindedir.

Nasrallah, halkı ve mensubu olduğu mektep için içtenlikle çalışan bir hayırseverdi. Samimi hitabeti ve cesur adımları hem kendi halkının hem de dünyadaki özgür insanların kalplerine güven veriyordu. Yıllarca bazı güçlerin arka bahçesi hâline gelmiş küçük bir ülke olan Lübnan’ın adını yücelten bir liderdi. Zafer ve fetih, onun daimi yoldaşlarıydı.

Hiç şüphesiz, Şam topraklarının bütün tarihi boyunca, peygamberler ve vasilerinden sonra bu kadim coğrafyada onun büyüklüğünde bir şahsiyet yetişmemiştir. Bugün onun gurur dolu bayrağını, Hizbullah’ın Aşura ruhunu taşıyan saflarının önünde cesaretle ilerleyen Şeyh Naim Kasım taşımaktadır.

NASRALLAH’I ANDI

Lübnan’ın bugünleri, tarih karşısında ve daha şimdiden, bütün direniş mücahitleri için gurur verici günlerdir. Buna karşılık, Siyonist düşman karşısında müstekbirlerin yalan vaatlerine umut bağlayanlar için bu günler zillet ve hüsranla doludur.

Şehit Direniş Lideri Seyyid Hasan Nasrallah, Seyyid Haşim Safiyyuddin ve bugün direnişi sürdüren mücahitler, zaman içinde parlayan yıldızlar gibi yol göstermeye devam edecektir. Diğerleri ise tarihin sayfaları arasında hızla unutulup gidecek; ileride hatırlandıklarında yalnızca kötülük, basiretsizlik ve hatta ihanetle anılacaklardır.

Son olarak, ilahi lütufların devam etmesi ve Efendimizin özel duaları hürmetine, İran halkının ve bütün direniş dostlarının daima zafer, fetih ve izzetle; düşmanlarının ise yalnızca yenilgi ve zilletle karşılaşmasını niyaz ediyorum.”

  •  

Fon soruşturmaları: 9 zanlı daha gözaltına alındı

Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında Destek Holding AŞ ve Özata Denizcilik şirketleriyle bağlantılı 9 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince karar sonrası düzenlenen operasyonda 7 şüpheli gözaltına alındı.

Çalışmalarda adreslerinde bulunamayan 2 şüpheli de yakalandı.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre şüphelilerin işlemlerinin emniyette sürdüğü öğrenildi.

BAŞSAVCILIKTAN AÇIKLAMA

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturma yürütüldüğü belirtildi.

Açıklamada, soruşturma kapsamında Sermaye Piyasası Kurulu tarafından Destek Holding ve Özata Denizcilik paylarındaki işlemlere yönelik piyasa dolandırıcılığı gerçekleştiğinin tespit edildiği bildirildi.

Bu kapsamda daha önce söz konusu şirketlerin sahipleri olan Altunç Kumova ve Özdemir Ataseven’in gözaltına alındığı ve çıkarıldıkları hakimlik tarafından tutuklandığı hatırlatılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“Destek Holding ve Özata Denizcilik şirketinin yönetim kurulu üyeleri hakkında ayrıca işlem yapılmıştır. Tespiti yapılan şüphelilerden Altuğ Kantarcı, Özgür Akayoplu, Kerim Tosun, Nuray Elmastaş, Azize Binnur Tosun, Ali Çil yakalanmıştır. Firar durumda olan Tuğba Hicran Ataseven, Duygu Somay, İskender Balcı hakkında ise yakalama kararı çıkarılmıştır.” denildi.

12 KİŞİ ADLİYEYE SEVK EDİLDİ

İstanbul’da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında gözaltında olan 12 şüpheli adliyeye sevk edildi.

Soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan Kerem Lafçı, Pusula Otomotiv Filo Kiralama AŞ Genel Müdürü Necmettin Enes Töbü, Katılımevim Tasarruf Finansman A.Ş. Satın Alma Yöneticisi Engin Geylan, iç denetçisi Niyazi Derindağ, uzmanı Hacı Bayram Adıyaman, MİEM Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ Bilgi İşlem Destek Uzmanı Yusuf Caf İle Tera Holding çalışanları Ayşegül Kaya, Evren Uçar, Okan Uzunoğlu, Cem Gürkan Alpay, Duygu Kuşçu ile Hüseyin Emre Sezer’in İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki işlemleri tamamlandı.

Şüpheliler sağlık kontrolünün ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. Şüphelilerin savcılıktaki ifade işlemlerine başlanacak.

SORUŞTURMA

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK’a 17 Eylül’de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmişti.

Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024’ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yapılan soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey’in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen 19 şüphelinin tutuklanmasına, 2 zanlının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verilmişti.

Devam eden soruşturmada 8 şüpheli daha gözaltına alınmış, 6’sının tutuklanmasına hükmedilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 51’e ulaşmıştı.

Tera Portföy CEO’su Emir Münir Sarpyener’le birlikte hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı.

İstanbul’da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırılmıştı.

  •  

28 ilde IŞİD operasyonu: 83 kişi yakalandı

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele (TEM) Daire Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Jandarma Komutanlıklarınca 28 ilde IŞİD terör örgütüne yönelik operasyonlar düzenlendiği belirtildi. Açıklamada, şöyle denildi:

“Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Burdur, Bursa, Çankırı, Denizli, Diyarbakır, Elâzığ, Gaziantep, Hatay, İstanbul, Kayseri, Kırşehir, Malatya, Mersin, Muğla, Niğde, Osmaniye, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa ve Tokat’ta gerçekleştirilen operasyonlarda yakalanan şüphelilerin; DEAŞ terör örgütüne üye oldukları, terör örgütüyle iltisaklı kişiler ve sözde yardım kuruluşları vasıtasıyla örgüte finans sağladıkları, sosyal medya hesapları üzerinden DEAŞ terör örgütünün propagandasını yaptıkları tespit edildi.”

ÇOK SAYIDA ÖRGÜTSEL DOKÜMAN ELE GEÇİRİLDİ

Gerçekleştirilen operasyonlarda 83 şüphelinin yakalandığı belirtilirken, operasyonlar sonucunda çok sayıda örgütsel doküman ve dijital materyale de el konulduğu aktarıldı. Terörle mücadelede kararlılık vurgulanan açıklamada, “DEAŞ terör örgütünün faaliyet ve finans yapılanmalarına yönelik operasyonlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Kahraman Jandarmamızı, TEM Daire Başkanlığımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik

  •  

Erdoğan’dan ‘silah bırakma’ mesajları… İran’daki PJAK hareketliliğine ne dedi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’de yayın yapan Newsweek dergisine röportaj verdi.

Türkiye’nin kuzeyinde Rusya-Ukrayna Savaşı’nın devam ettiğini, güneyinde ve doğusunda çatışmalar yaşandığını söyleyen Erdoğan, çatışmaların bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve istikrarını doğrudan etkilediğine dikkati çekti. Erdoğan, “Böyle dönemlerde diplomasinin alanını daraltmak yerine genişletmek uluslararası toplumun müşterek mesuliyetidir. Türkiye olarak Genel Kurul’daki önceliğimiz, çatışmaların daha geniş coğrafyalara yayılmasını önlemek, diplomatik kanalları açık tutmak ve tarafların yeniden müzakere zemininde buluşmasına katkı sağlamaktır. Türkiye, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan Orta Doğu’daki gerilimlere kadar ihtilafların bütün taraflarıyla temas kurabilen ve barış için inisiyatif alabilen bir ülkedir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, dünyanın ağırlık merkezinin değiştiğini belirterek, “Yeni güç merkezleri yükselirken, daha fazla ülke küresel karar alma süreçlerinde hak ettiği yeri talep ediyor. BM, bu değişimin gerisinde kalmamalıdır. Güvenlik Konseyi’nin daha temsili, daha etkin ve daha hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Genel Kurul’un iradesinin daha güçlü biçimde karar süreçlerine yansıdığı, sorumluluğun daha adil paylaşıldığı bir uluslararası sistem için reform artık ertelenemez” dedi.

‘BU İMKANIMIZI GERİLİMİ DÜŞÜRMEK İÇİN KULLANIYORUZ’

“ABD-İran ihtilafında her iki tarafa da barış yolunu izleme çağrısında bulundunuz. Ancak gerilim tırmanmaya devam ederken, mevcut küresel istikrarsızlığın çözümü için hangi adımları atmayı öngörüyorsunuz” sorusuna Erdoğan şu yanıtı verdi:

“ABD, NATO’daki müttefikimizdir. İran, bizim komşumuzdur. Sayın (Donald) Trump ile son görüşmemizde de İran ile ABD arasındaki gerilimde diplomasiden azami ölçüde istifade edilmesi gerektiğini ifade ettim. İranlı muhataplarımızla da temas kanallarımız açıktır. Türkiye’nin önemli bir imkanı ihtilaf yaşayan taraflarla konuşabilmesidir. Bu imkanımızı da gerilimi düşürmek için kullanıyoruz. Bu temasların netice vermesi, bölgemizin güvenliği kadar küresel ekonomi açısından da önem taşıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim enerji arzını ve küresel ticareti doğrudan etkiliyor. Önceliğimiz çatışmanın yayılmasını önlemek, ticaret yollarının güvenliğini korumak ve tarafları yeniden müzakere masasına döndürmektir.”

MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI

Erdoğan, Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili soru üzerine, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı İran’a, İsrail’e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmenin doğru olmayacağını ve bu anlaşmanın daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendikleri müşterek sorumluluğun bir ifadesi olduğunu söyledi. Uzun zamandır bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi gerektiğini söylediklerini aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Güvenliğimizi tahkim etmek, caydırıcılığımızı artırmak ve bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz. Anlaşma, BM Şartı’nın 51’inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır. Anlaşma üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağına hükmetmektedir. Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışmalar yoluyla karar verir. Dolayısıyla Irak’ta, Yemen’de veya başka bir yerde meydana gelebilecek her hadiseye bugünden otomatik bir askeri senaryo yazmak doğru olmaz.”

İlişkili Haber
thumbnail
Suudi Arabistan ve Pakistan ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması: ‘Üç devletten birine yapılacak silahlı saldırı…’
Haberi görüntüle

‘TRUMP İLE SAMİMİ BİR DİYALOĞUMUZ VAR’

ABD Başkanı Donald Trump ile ilişkisinin, Türkiye-ABD ilişkilerini daha ileriye taşımak açısından ne tür fırsatlar sunabileceği ve “Örneğin, Beyaz Saray’ın İran’ın ticaret ortaklarına yönelik yaptırım tehditlerini hayata geçirmesi halinde mevcut tablonun değişebileceği konusunda herhangi bir endişe duyuyor musunuz?” soruları üzerine Erdoğan, Trump ile doğrudan ve açık konuşabildiği bir ilişkisi olduğunu dile getirdi. Bunun Türkiye-Amerika ilişkileri ve hatta bölgedeki gelişmeler bakımından önemli bir imkan olduğunu düşündüğünü söyleyen Erdoğan, son görüşmede İran meselesinden bölgesel güvenliğe, Gazze’den ikili ilişkilere kadar geniş bir gündemi doğrudan ele aldıklarını kaydetti. Erdoğan şu değerlendirmeyi yaptı:

“Liderler arasında açık bir iletişim bulunduğunda, zaman zaman olabilecek görüş farklılıklarının yönetilmesi ve ortak çözüm yollarının üretilmesi de kolaylaşıyor. Türkiye ile ABD arasında uzun yıllara dayanan köklü ve çok boyutlu müttefiklik ilişkileri bulunuyor. Savunma sanayi, ticaret ve bölgesel güvenlik başta olmak üzere ciddi bir iş birliği pratiğimiz ve bunu daha da geliştirme potansiyelimiz bulunuyor. Bu nedenle böylesine güçlü temellere sahip ilişkilerimizi muhtemel senaryolar üzerinden konuşmayı da doğru bulmam. İran ile ABD arasındaki mevcut duruma dair Sayın Trump ile samimi bir diyaloğumuz var ve olası her türlü gelişmeyi de kendisiyle zamanı geldiğinde yine açık biçimde konuşuruz. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye egemen bir devlet olarak komşularıyla ilişkilerini, müttefiklik yükümlülüklerini, bölgesel sorumluluklarını ve milli menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en dengeli ve olması gerektiği şekilde gözeterek hareket eder.”

‘WASHINGTON’DAKİ MUHABATIMIZ ABD YÖNETİMİ’

Erdoğan, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de yakın bir ilişkisi bulunduğu hatırlatılarak, “Bazı İsrailli yetkililerin Türkiye’yi İran’ın ardından ‘sıradaki tehdit’ olarak nitelendirmeye başladığı bir dönemde, İsrail’in ABD yönetimi üzerindeki etkisi konusunda endişe duyuyor musunuz” sorusunun ardından, “Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum. Washington’daki muhatabımız ABD yönetimidir. Sayın Trump ile konuşmamız gereken bir konu olduğunda bunu kendisiyle doğrudan konuşuyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail yönetimiyle birçok konuda ciddi görüş ayrılıklarının olduğunun bilindiğini aktaran Erdoğan, “Son dönemde İsrail’de Türkiye’yi yeni bir tehdit kaynağı olarak sunmaya dönük hatalı bir söylem körükleniyor. Bu söylemin İsrail’deki iç siyasi süreç ve seçim atmosferiyle bağlantılı olduğunu değerlendiriyoruz. Bu dili bölgesel barışa katkı sağlayan sorumlu bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Türkiye’nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti yoktur. İtirazımız, uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz politikalara ve bölgemizde istikrarsızlığı derinleştiren adımlardır” şeklinde konuştu.

‘SURİYE’NİN EGEMENLİĞİNİN KORUNMASINI İSTİYORUZ’

İsrail’in son dönemde Suriye’ye yönelik saldırıları ve İsrail’in Yunanistan ile yaptığı savunma anlaşması gibi meselelerin, İsrail-Türkiye arasındaki rekabette gerilimi artıran başlıklar olarak öne çıktığı ifade edilerek, bu gerilimlerin askeri bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalini öngörüp öngörmediği ve böyle bir durumun NATO açısından ne anlama geldiği sorulan Erdoğan, “Türkiye dış politikasını kaçınılmaz savaş senaryoları üzerinden kurmaz” dedi. Erdoğan Suriye konusunda yaklaşımlarının net olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:

“Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve milli birliğinin korunmasını istiyoruz. Ülkenin yeniden ayağa kalkması, devlet kurumlarının güçlenmesi ve terörle mücadele kapasitesinin artması, bütün bölgemizin menfaatinedir. İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Şu nettir ki İsrail’in uluslararası hukuku ve yerleşik kuralları hiçe sayan saldırıları, Suriye’nin egemenliğine açıkça zarar veriyor ve bölgede istikrarın tesisini güçleştiriyor. Halbuki Suriye’nin istikrarı, İsrail dahil olmak üzere tüm bölgemizin barış ve gelişmesine katkı sağlayacaktır.”

‘TÜRKİYE HER İKİLİ İLİŞKİYİ KENDİSİNE TEHDİT ŞEKLİNDE OKUMAZ’

Türkiye’nin NATO içinde güçlü bir konumda olduğunu savunan Erdoğan, Yunanistan’ın veya başka bir ülkenin üçüncü devletlerle geliştirdiği ilişkilerin kendi tercihi olduğunu söyledi. Erdoğan sözlerine şu ifadelerle devam etti:

“Türkiye, her ikili ilişkiyi kendisine yönelmiş bir tehdit şeklinde okumaz. Bununla birlikte milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları da yakından takip ederiz. Türkiye, NATO içerisinde güçlü bir konuma ve ağırlığa sahiptir. Varsayımsal bir askeri çatışmanın İttifak bakımından hangi sonuçları doğuracağını bugünden tartışmak yerine böyle bir ihtimalin ortaya çıkmasını önleyecek diplomasiye yoğunlaşmak daha doğru olur. Bölgemizde kalıcı güvenliğin yolu, gerilimi düşüren, caydırıcılığı tahkim eden, karşılıklı kuşatma anlayışını aşan ve uluslararası hukuku esas alan 360 derece güvenlik anlayışı temelinde şekillendirilmiş müttefiklik ilişkileri ve bölgesel ortaklıklar üzerine inşa edilmiş bir güvenlik mimarisinden geçiyor.”

SÖZDE SİLAH BIRAKMA

Erdoğan, PKK’nın sözde feshiyle ilgili soru üzerine bölücü açılımın ülke için takvim meselesinden öte “stratejik bir hedef” olduğunu belirtti. On yıllardır can alan, kaynakları tüketen, Türkiye’nin ve bölgenin kalkınmasının önünde engel oluşturan terör meselesini kalıcı biçimde gündemden çıkarmak istediklerini iddia eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“PKK’nın fesih ve silah bırakma yönünde aldığı kararları bu bakımdan önemli bir eşik olarak görüyoruz. Ancak asıl olan, alınan kararların sahada eksiksiz uygulanmasıdır. Örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması, illegal yapının tasfiye edilmesi ve bu sürecin devletimizin ilgili kurumlarınca tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Suriye’deki gelişmeleri de aynı anlayışla takip ediyoruz. Oradaki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi, Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal birliğinin tahkimi açısından zaruridir. Bu sürecin eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini, Kürtler dahil bütün Suriye halkının kendisini daha emniyetli, daha özgür ve daha müreffeh hissedeceği bir düzenin kurulmasını destekliyoruz. Suriye’nin birliği güçlendikçe bölgemizin güvenliği de güçlenecektir.

İRAN’DAKİ PKK/PJAK HAREKETLİLİĞİ

İran’daki gelişmeler sırasında PKK/PJAK’ın ortaya çıkan şartlardan faydalanma girişimlerini de yakından takip ediyoruz. İran’ın iç meseleleri dış müdahalelerden uzak biçimde, İran halkı tarafından çözülmelidir. Etnik ve mezhebi fay hatlarının harekete geçirilmesi, İran’ı ve bütün bölgemizi uzun süreli bir istikrarsızlığa sürükler. Buna müsaade edilmemelidir.

İlişkili Haber
thumbnail
PJAK’tan PKK mesajı: ‘Fesih kararı bizi bağlamaz’
Haberi görüntüle

Kürtler, bizim kardeşlerimiz. Bin yıldır beraber, iç içe yaşıyoruz. Sevincimiz de bir. Her zaman söylüyorum: Kürtler, Araplar ve Türkler olarak etle tırnak gibiyiz. Kürt kardeşlerimizin huzurunu, güvenliğini ve refahını terör örgütlerinin veya dış güçlerin hesaplarından ayrı tutuyoruz. Türkiye’nin ölçüsü etnik kimlik değildir, terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir. Bölgemizde hiçbir topluluğun başka ülkelerin vekalet savaşlarında kullanılmasına müsaade edilmemesi gerektiğine inanıyoruz.”

‘ÖNCELİĞİMİZ SAVAŞIN YENİ ÜLKELERİ İÇİNE ÇEKEN BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞMESİNİN ÖNÜNE GEÇMEK’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa’da daha geniş çaplı bir çatışmaya doğru muhtemel bir tırmanıştan endişe duyup duymadığı ve Türkiye’nin barışın tesisi için arabuluculuk konusunda halen oynayabileceği bir rol olduğunu düşünüp düşünmediği soruları üzerine yaptığı değerlendirmede, Rusya-Ukrayna savaşının daha geniş bir coğrafyaya yayılma riskini göz ardı etmediklerini söyledi. Avrupa’da gündeme gelen sabotaj ve hibrit faaliyet iddialarının da mevcut güvenlik ortamının hassasiyetini artırdığını kaydeden Erdoğan, “Bu süreçte sağduyuyla hareket etmek, iddiaları sağlam deliller üzerinden değerlendirmek ve gerilimi daha da tırmandıracak adımlardan kaçınmak gerekiyor. Türkiye olarak önceliğimiz, savaşın yeni ülkeleri içine çeken bir çatışmaya dönüşmesinin önüne geçmektir” dedi.

‘KARADENİZ’DE BİR MEKANİZMAYA İHTİYAÇ OLDUĞUNA İNANIYORUM’

Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye’nin tutumunun dört yılı aşkın süredir değişmediğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“İstanbul görüşmeleri, Karadeniz Tahıl Girişimi ve esir takasları, her iki tarafla konuşabilmemizin ortaya çıkardığı somut neticelerdir. Türkiye, NATO’nun güçlü bir müttefikidir. Aynı zamanda Sayın Putin ile ve Ukrayna yönetimiyle doğrudan temas kurabiliyoruz. Bunda bir çelişki görmüyorum. Arabuluculuk yapabilmek için ihtilafın her iki tarafıyla da konuşabilmeniz gerekir. Sayın Putin ile Bişkek’te yaptığımız son görüşmede de barışın sağlanması için Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu açık biçimde ifade ettim.

Bugün üzerinde hassasiyetle durduğumuz meselelerden biri Karadeniz’in güvenliğidir. Sivil deniz taşımacılığının, ticaret yollarının ve enerji altyapısının savaşın dışında tutulması için taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı biçimde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Savaş uzadıkça insani, ekonomik ve siyasi maliyet büyüyor. Gerekli siyasi irade ortaya konulduğunda Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına ve barışın önünün açılmasına katkı sağlamaya hazırdır.”

İlişkili Haber
thumbnail
Zelenskiy: Üçlü toplantı için tarih bekliyoruz
Haberi görüntüle

Erdoğan, Türkiye’yi yeni dönemde nasıl yönlendirmeyi, Çin de dahil olmak üzere Batılı ve Doğulu güçlerle ilişkilerde nasıl bir denge gözetmeyi ve Türkiye’nin bölgede ve ötesinde istikrarlı ve etkili bir konuma sahip olmasını nasıl sağlamayı planladığı sorusu üzerine, Türkiye’ye “Batı mı, Doğu mu?” şeklinde bir tercih dayatılmasını doğru bulmadıklarını vurguladı. NATO Ankara Zirvesi’ne ev sahipliği yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, “NATO’daki güçlü konumumuzu tahkim ederken Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki iş birliğimizi derinleştiriyor, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda aktif sorumluluk üstleniyor, diyalog ortağı olduğumuz Şanghay İş Birliği Örgütü ile ilişkilerimizi ilerletiyor, G20, D-8 ve diğer çok taraflı platformlarda da etkinliğimizi artırıyoruz. Nitekim bunun son örneği olarak ASEAN’la iş birliğimizi ‘Diyalog Ortaklığı’ seviyesine yükselttik” diye konuştu.

Bunun yanında bölgesel sahiplenme anlayışı temelinde tesis ettikleri yeni iş birliği mekanizmalarıyla, diğer ülkelerle ilişkileri daha da geliştirerek hem coğrafyada istikrar ve refahı teşvik ettiklerini hem de ortak güvenliği ve caydırıcılık kapasitelerini tahkim ettiklerini ifade eden Erdoğan, “Hakeza Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bölge ülkeleriyle ortaklaşa biçimde hayata geçirmekte olduğumuz bu vizyonumuzun yakın zamandaki en müstesna örneğini teşkil etmiştir” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN MÜSTESNA KONUMU ÇOK YÖNLÜ DIŞ POLİTİKA YÜRÜTMEMİZİ TABİİ KILIYOR’

Erdoğan, Çin ile ticareti, yatırımları ve bağlantısallığı geliştirmek istediklerini belirterek şunları kaydetti:

“Bu doğrultuda Türkiye, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’un küresel lojistik ve ticarette daha büyük bir rol üstlenmesini önemsemekte ve TRIPP gibi hem bölge açısından stratejik vizyon sunan hem de Orta Koridoru daha da kuvvetli kılacak girişimleri desteklemektedir. Aynı zamanda Basra Körfezi’ni Türkiye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi’ni Irak ile birlikte hayata geçirmekte, bir yandan da Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’a yeni bir demiryolu ve karayolu bağlantısallık vizyonunu ortaya koymaktadır

Türkiye’nin Doğu ile Batı arasındaki müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor. Biz milli menfaatlerimizi, bölgesel istikrarı ve küresel barışı birlikte gözetiyor, köklü ittifaklarımızı muhafaza ederken yeni ortaklıklar kuruyor, gerektiğinde farklı güç merkezlerini aynı masa etrafında buluşturuyoruz. Türkiye’nin istikameti açıktır. Kendi iradesiyle hareket eden, bölgesinde istikrarı tahkim eden ve küresel meselelerde söz ve sorumluluk sahibi güçlü bir ülke olarak bu çizgiyi kararlılıkla sürdürmek.”

  •  

BM zirvesinde konuşan Miçotakis’ten ‘Türkiye’ mesajı

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, New York’ta düzenlenen BM 81. Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı. Konuşmasında Türkiye ile ilişkilere değinen Miçotakis, son üç yıl boyunca, istenmeyen krizlere yol açabilecek gerilimlerin tırmanmasını önlemek amacıyla Türkiye ile ilişkileri geliştirmek, güveni yeniden tesis etmek ve iletişim kanallarını açık tutmak için sürekli bir çaba gösterdiklerini savundu. Bunun hassas ve tarihin ağırlığını taşıyan bir ilişki olduğunu vurgulayan Miçotakis, “Doğrusu, daha geniş çaplı ve bölgesel sınırlar göz önüne alındığında, mevcut durum nasıl ilerleyeceğimiz konusunda ortak bir anlayışa varılmasını acilen gerektiriyor. Bu anlayış, uluslararası hukuka ve iyi komşuluk ilişkileri ilkelerine tam saygıya dayanmalıdır. Neticede, defalarca dile getirdiğim gibi, coğrafyamızı değiştiremeyiz, yan yana yaşamak kaderimiz” ifadelerini kullandı.

‘DİYALOG BARIŞ VE REFAH İÇİN ELZEMDİR’

“BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin kıta sahanlığının ve münhasır ekonomik bölgelerinin sınırlandırılmasına ilişkin tek uzun süreli anlaşmazlığı çözmek adına yegane kurumsal çerçeveyi sunduğunu” söyleyen Miçotakis, “Diyalog, barış ve refah için elzemdir. Ancak anlamlı bir diyalog, uluslararası hukuk düzenine meydan okuyan tek taraflı eylemlerle bir arada var olamaz. Keza uluslararası hukuka uygun meşru hakların kullanılmasına karşılık savaş tehditleriyle karşılaşıldığında da anlamlı bir ilerleme sağlanamaz. Bu tür eylemler anlaşmazlıkları çözmez. Aksine, onları daha da derinleştirir. Ayrıca, daha geniş bölgemizin istikrarını sarsma riski taşır” dedi.

Miçotakis şöyle konuştu:

“Unutmamalıyız ki bu bölge, hala kanayan bir yarayı, yani çözüme kavuşturulamamış Kıbrıs meselesini bünyesinde barındırıyor. Türkiye’nin Kıbrıs’ı yasa dışı yollarla işgal etmesinin ve bu işgali sürdürmesinin üzerinden 52 yıl geçti. Bu, sonuçları günümüze kadar devam eden, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir. BM açısından Kıbrıs meselesi, örgütün kendi kararlarını ve BM Şartı’nın ilkelerini uygulama kapasitesini ortaya koyan önemli bir sınav olmayı sürdürüyor.

Yunanistan, kapsamlı müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulları yaratmaya yönelik Genel Sekreter Guterres’in son dönemdeki çabalarını tam olarak desteklemektedir. Görev süresinin geri kalanında ilerleme sağlanabileceğini içtenlikle umuyoruz. Bu çabaların, aynı hedef doğrultusunda, yani ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olarak, işgal güçlerinden arındırılmış bir Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi, halefinin yönetiminde de devam etmesini bekliyoruz.”

  •  

Zelenskiy: Üçlü toplantı için tarih bekliyoruz

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesine ilişkin açıklama yaptı. Zelenskiy, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

“Başkan Trump ile genel konuları ele aldığımız bir görüşme yaptık. Ardından, müzakere heyetlerimiz ayrı ve uzun bir toplantı yaptı. Varılan mutabakat şu şekilde. Biz Avrupa tarafını bilgilendirip bu detayları onlarla görüşeceğiz, Amerikalılar Ruslarla konuşacak ve 10 gün sonra, bir şekilde görüş ve sonuçlarla tekrar bir araya geleceğiz. Ukrayna-ABD-Rusya üçlü toplantısına gelince, Amerikan tarafı, toplantının hazırlanmasını ve teknik düzeyde bir araya gelinmesini önerdi. ABD’nin bir tarih önermesini bekliyoruz. ABD, böyle bir toplantının yeri için Birleşik Arap Emirlikleri’ni önerdi.

Patriot lisansları konusunda somut anlaşmalara varıldı. Görüşmemiz sırasında Başkan Trump nihai kararını verdiğini belirterek, Ukrayna’nın Patriot füzelerini üretmesi için lisans alacağını vurguladı.

27 milyar dolarlık devlet bütçesi açığına gelince, bu paranın büyük bir kısmı insansız hava araçlarımız, füzelerimiz ve askerlerimizin ikmali içindir. Bu finansmanın üçte biri 2027 Ocak, Şubat ve Mart ayları için İHA üretimine ayrıldı. Eğer ekim ve kasım aylarında siparişleri verip ödemelerini yapmazsak ciddi zorluklarla karşılaşırız.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve IMF Başkanı Kristalina Georgieva ile bu konuyu, yani hangi programların devreye sokulabileceğini ve Ukrayna’ya nasıl yardımcı olunabileceğini, detaylı bir şekilde ele aldık. Gelen yanıtlar olumlu ve yapıcıydı. Herkes bu açığın kapatılmasının büyük önem taşıdığının bilincinde. Herkes, Ukrayna’nın kendi kaderine terk edilemeyeceğini ve Ukrayna yapımı insansız hava araçları ile füzelere daha fazla yatırım yapılması gerektiğini anlıyor. Zira söz konusu açığın büyük bir kısmı, tam da silahlanma için gereken finansmandan kaynaklanıyor. Sürekli saldırıların yaşandığı bir ortamda bu dönemi atlatmanın ne denli zor olduğu herkesçe anlaşılıyor. Ukrayna yalnız bırakılmayacak. AB bizi destekliyor ve IMF de programlarını sürdürecek. Ortaklarımızdan olumlu yanıt aldım, kendilerine minnettarım.

Tüm bu çerçeveyi Ukrayna Başbakanı’na ilettim. Maliye Bakanı ve Dış İstihbarat Servisi Başkanı ile beraber tüm ayrıntıları çalışacaklar. Çünkü bu finansmanın bir kısmı ‘Drone Deal’ (İHA Anlaşması) formatı üzerinden sağlanabilir. Ardından yakın zamanda ya Ukrayna’da ya da Brüksel’de bir toplantı yapılacak.

Rusya’nın davranışı, kendi tercihi, tırmanışı sürdürmek yönünde. Rusya, yalnızca NATO üyelerine değil, Avrupa’daki çeşitli ülkelere yönelik hibrit saldırılarına devam edecek. NATO ya da AB üyesi olmayan Moldova’nın yanı sıra Almanya ve Romanya’ya da hibrit saldırılar ve insansız hava aracı saldırıları düzenlenmektedir.

Çeşitli ülkelere, öncelikle de savaş sırasında bize yardım eden ülkelere yardım teklifinde bulunduk. Bir İHA anlaşması imzaladığımızda, bu yalnızca insansız hava araçları veya füzeler satmakla ilgili değildir. Aynı zamanda ortak üretim ve deneyim paylaşımıyla da ilgilidir. Ve bu, söz konusu deneyim paylaşımının ayrılmaz bir parçasıdır.”

  •  

Numan Kurtulmuş: Erken seçim tartışmalarının yeri ve zamanı değil

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Tören Salonu’nda düzenlenen 28. Dönem 4. Yasama Yılı Değerlendirme Toplantısı’nda parlamento muhabirleriyle bir araya geldi. Kurtulmuş, Meclis’in 4. yasama yılındaki faaliyetlerini değerlendirdikten sonra muhabirlerin sorularını yanıtladı.

Bölücü açılım süreci kapsamında kurulması planlanan İzleme Komisyonu’nun yapısına ilişkin soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, komisyonun kaç kişiden oluşacağı ve çalışma prensiplerinin Meclis açıldıktan sonra siyasi partilerle yapılacak istişarelerle belirleneceğini söyledi. Kurtulmuş, “Bu komisyon tabii ki Meclis açıldıktan sonra Meclis’te grubu bulunan partilerle yapacağımız istişarelerle bu komisyonun şeklini nasıl işleyeceğini bunları tespit edeceğiz. Partilerden de kendi güçleri oranında kendilerine düşen sayı kadar bu komisyona üye vermelerini talep edeceğiz” dedi.

Komisyonun Meclis’teki diğer komisyonlara benzemeyeceğini belirten Kurtulmuş, yapısının önceki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda olduğu gibi partilerle yapılacak müzakereler sonucunda belirleneceğini ifade etti.

Kurtulmuş, “Herhalde öyle çok geniş bir komisyon olmasına ihtiyaç yok. Daha fonksiyonel. Ve zaten bir yürütme görevi de üzerinde olmadığı için, yani alacağı bir karar, hazırlayacağı bir rapor da bu komisyonun olmayacağı için daha fonksiyonel bir komisyon şeklinde bunu kurarız” diye konuştu.

‘HER ŞEY TIKIR TIKIR YOLUNDA İŞLİYOR’

Sahadan gelen bilgilerin silah bırakma ve örgütün kendisini feshetmesi yönünde ilerleyip ilerlemediğinin sorulması üzerine Kurtulmuş, sürecin işlediğini söyledi. Kurtulmuş, “Her şey tıkır tıkır yolunda işliyor. Allah’a çok şükür, Allah bozmasın. Fitne çıkarmak isteyenlere, provoke etmek isteyenlere, bölgede terör ve kan görmeye alışmış olanların heveslerine rağmen bu süreç Allah’ın izniyle sonuna kadar başarıyla yürütülecek ve nihayet verecektir” ifadelerini kullandı.

Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki gelişmelerin de terörsüz bölge iradesini destekleyen ve tahkim eden gelişmeler olduğunu iddia eden Kurtulmuş, ilgili birimlerin silah bırakma ve örgütün kendisini feshetmesi sürecindeki gelişmeleri takip ettiğini söyledi.

‘3. GÖZ BİZATİHİ MİLLETİN KENDİSİDİR’

Kurtulmuş, Meclis’te kurulacak komisyonun temel görevlerinden birisinin süreci takip etmek olacağını belirterek, dünyadaki çatışma çözümü süreçlerinde devlet ile örgütler arasındaki sürecin kontrolünde başka ülkeler ya da uluslararası kuruluşların bulunduğunu söyledi. Bu mekanizmaları “3. göz” olarak nitelendiren Kurtulmuş, “Bu Türkiye modeli olarak adlandırdığımız bu Terörsüz Türkiye sürecinin en önemli özelliklerinden birisi yabancı bir 3. göz yoktur. 3. göz bizatihi milletin kendisidir. Milleti temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oluşturulacak komisyon da tabiri caizse millet adına bu süreci murakaba edecek bir komisyon olarak görev yapacaktır” dedi.

FON KRİZİ: KİMSENİN GÖZÜNÜN YAŞINA BAKILMASIN

Kurtulmuş, “fon krizine” ilişkin soruya da yanıt verdi. Konunun yaklaşık yarım milyon kişiyi, aileleri ve çevreleriyle birlikte birkaç milyon kişiyi etkileyen bir mesele olduğunu kaydeden Kurtulmuş, olayın Türkiye ekonomisini derinden sarsacak bir noktaya gelmeden tespit edildiğini belirtti. Kurtulmuş, “Kim, nerede, kime uzanıyor, kimin bu işte bir dahli, payı, kimin bu işte bir kusuru, noksanı varsa bunlar ortaya çıkarılmalıdır” dedi.

Ekonominin güçlü şekilde yoluna devam edebilmesinin en önemli unsurlarından birisinin ekonomik güven olduğunu belirten Kurtulmuş, hem iç hem de dış yatırımcının ülke ekonomisine güven duyması gerektiğini söyledi. Kurtulmuş, soruşturmaların tamamlanarak ilgililerin mahkeme önünde hesap vermelerinin sağlanması gerektiğini ifade ederek, “Vallahi kimsenin gözünün yaşına bakmadan kim varsa, nereye uzanıyorsa bu soruşturmaların tamamlanarak ilgililerin mahkeme önünde hesap vermeleri temin edilmesi lazım” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN YENİ BİR ANAYASAYA İHTİYACI VAR’

Kurtulmuş, yeni bir anayasa, İçtüzük ve Siyasi Partiler Kanunu’na yönelik tartışmalara ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin demokratik yapısını oluşturan dört temel hukuk metninin Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu olduğunu belirten Kurtulmuş, bu metinlerin Türkiye’nin geldiği noktayı karşılamak bakımından yeterli olmadığını söyledi. Kurtulmuş, “Türkiye’nin yeni, fevkalade kapsayıcı, demokrat, kuşatıcı ve gerçekten insan haklarını, özgürlüklerini esas alan, hukukun üstünlüğünü teyit eden yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Bu ekmek gibi, su gibi, aşımız gibi bir zorunluluktur” dedi.

Türkiye’nin darbe anayasalarının izlerinden kurtulması gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, Anayasa’nın içerisinde vesayet mekanizmalarının yer almaması ve herkesin “Bu benim anayasam” diyerek sahiplenebileceği bir metnin ortaya çıkması gerektiğini söyledi.

‘YENİ ANAYASA YAPMAYA EN UYGUN MECLİS’

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının Meclis’in müzakereci demokrasiyi uygulayabildiğini gösterdiğini belirten Kurtulmuş, Meclis’in yeni anayasa yapmaya uygun olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Hiçbir partinin tek başına anayasa yapma çoğunluğu yok. Dolayısıyla partilerin bir araya gelerek, herkesin kendi ideal anayasası kendisine ama ortak Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarını karşılayacak ve Türkiye’yi geleceğe taşıyacak güçlü, demokrat, katılımcı bir anayasa yapılmalıdır” diye konuştu.

İçtüzük değişikliğinin de gerekli olduğunu belirten Kurtulmuş, Meclis çalışmalarında yaşanan aksaklıkların önemli nedenlerinden birisinin demokratik akışı ve hızlı Meclis çalışmalarını sağlayacak bir İçtüzüğün bulunmaması olduğunu ifade etti. Kurtulmuş, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nun da değiştirilmesi gerektiğini belirtirken, buna ilave olarak Türkiye’de siyasi ahlak ve siyasi etik yasalarının oluşturulmasının demokrasiye katkı sunacağını söyledi.

‘SÜREÇ BAŞKA, ANAYASA SÜRECİ BAŞKA’

Yeni anayasa süreci ile bölücü açılım sürecinin paralel yürütülüp yürütülmeyeceği yönündeki soruya Kurtulmuş, iki sürecin birbirinden ayrı olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Terörsüz Türkiye meselesindeki müzakerelerimizi de sürdürürken yine bütün partilerin ortak anlayışıyla şunu söyledik. Bu süreç başka bir şey, anayasa süreci başka bir şey. Hiçbir şekilde yeni anayasa sürecinin Terörsüz Türkiye meselesiyle karıştırılmamasına özel bir özen gösterildi” dedi.

Her iki konunun da TBMM’nin uhdesinde olduğunu belirten Kurtulmuş, “Bunları birbirine karıştırmadan ama olgunlukla anayasa konusundaki tartışmalarımızı da süratle sürdürmek ve sonuçlandırmak noktasındayız” ifadelerini kullandı.

MEKKE SAVUNMA ANLAŞMASI: HENÜZ MECLİS’E İLETİLMİŞ BİR TEKLİF YOK

Kurtulmuş, Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Meclis’e sunulmasına ilişkin soruya da yanıt verdi. Henüz TBMM’ye iletilmiş bir teklif olmadığını belirten Kurtulmuş, uluslararası bir anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için TBMM’ye sunulması gerektiğini söyledi. Kurtulmuş, “Zannediyorum Meclis’in açılması ile birlikte en kısa süre içerisinde bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecektir” dedi. Mekke Anlaşması kapsamında şu anda yapılan çalışmaların hazırlık mahiyetinde olduğunu belirten Kurtulmuş, anlaşmanın ülkelerin kendi yasal süreçleri içerisinde meclislerinde veya ilgili kurullarında kabul edilmesinin ardından yürürlüğe gireceğini ifade etti.

‘MUHALEFET, İKTİDARA GÖRE YAKLAŞIK 2,5 KAT DAHA FAZLA SÖZ HAKKINA SAHİP’

Basın ve ifade özgürlüğü ile Meclis İçtüzüğü’ne ilişkin soruları da yanıtlayan Kurtulmuş, TBMM’de muhalefetin sesinin kısıldığı yönündeki değerlendirmelere katılmadığını söyledi.

Kurtulmuş, “Türkiye’de grup sayısı itibarıyla şu anda Türkiye’de muhalefette olan partilerin sayısı daha fazladır. Söz alma, Meclis’te söz alma bakımından değerlendirdiğimiz zaman iktidar tarafının neredeyse 2,5 katı daha fazla söz hakkına sahip bir muhalefet durumu” dedi.

TBMM’de farklı siyasi görüşlerin temsil edildiğini belirten Kurtulmuş, “Bildiğim kadarıyla 15-16 parti son değişikliklerle birlikte var olduğu bir Meclis tablosunda. Dolayısıyla Türkiye toplumunda hangi siyasi fikir varsa o siyasi fikir Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilmektedir” diye konuştu.

İçtüzük değişikliğine ilişkin ise Kurtulmuş, Meclis’te grubu bulunan partilerden konuyla ilgili raporlarını hazırlamalarını istediklerini belirterek, parti temsilcileriyle altı uzun toplantı yaptıklarını söyledi.

Kurtulmuş, “Demokrasi kendi görüşünü dayatmak değil, başkasının görüşü ile de uzlaşabilme kabiliyetidir. Bu ortaya konulursa, herkesin ayrı bir beklentisi olabilir. Bir parti diyebilir ki benden başka kimse konuşmasın. Bir diğeri diyebilir ki işte şunlar şu kadar az konuşsun. Mesele konuşmak değil, karşı taraftaki görüşüne tahammül edebilecek bir olgunluk göstermektir” ifadelerini kullandı.

Kurtulmuş, Meclis’te muhalefetin yaklaşık beş grubu, iktidarın ise iki grubu bulunduğunu belirterek, “İktidar muhalefete göre 5’te 2 konuşma hakkına sahip olduğu bir yasama yılını açacağız 1 Ekim’de” dedi.

ERDOĞAN’IN BM KONUŞMASINA ÖVGÜ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndaki konuşmasına ilişkin değerlendirmesi sorulan Kurtulmuş, Erdoğan’ın konuşmasını “fevkalade önemli, tarihi bir konuşma” olarak nitelendirdi. Kurtulmuş, “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, milletimiz adına Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımızı açıkça ifade etmek istiyorum. Duygulanarak her bir cümlesini dikkat ile izleyerek takip ettiğimiz bir konuşma oldu. Fevkalade önemli tarihi bir konuşmaydı” dedi.

‘NETANYAHU VE ÇETESİ İNSANLIĞA KARŞI İŞLEDİKLERİ SUÇLARIN HESABINI VERECEK’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’ndaki konuşması ve salondaki bazı delegelerin salonu terk etmesine ilişkin soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, Netanyahu ve İsrail hükümetine yönelik sert ifadeler kullandı. Kurtulmuş, “Netanyahu ve çetesiyle birlikte bırakın yan yana görünmeyi, aynı binada dahi görünmemek için insanların bir müddet sonra yolunu değiştireceğini göreceğiz. Dünkü Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler konuşması sırasında salonun boşalmış olması da tam da budur. Bundan sonra tehlike çanları Netanyahu ve çetesi için çalıyor. Bundan sonra giderek İsrail’in soykırımcı hükümetinin uluslararası alanda çok daha fazla yalnızlaşacağı bir döneme girdiğimizi ifade ediyorduk. Çünkü o görüntü bunun ispatıdır” diye konuştu.

‘360 BULUNDUĞU ANDA TBMM SEÇİMLERİ YENİLEME KARARI ALIR’

Erken seçim tartışmalarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Kurtulmuş, TBMM’nin şu anda zamanında yapılacak bir seçim hazırlığı içerisinde olduğunu belirtti.

Kurtulmuş, “Şu anda erken seçim tartışmalarının yeri ve zamanı değildir. Zaten seçim tartışmaları tartışıldığı için erken seçim olmaz. Siyasi şartlar olgunlaştığı için erken seçim olur. Türkiye Büyük Millet Meclisi şu anda vaktinde bir seçim hazırlamıyor” dedi.

Erken seçim yerine “seçimlerin yenilenmesi” ifadesinin kullanıldığını belirten Kurtulmuş, “360 bulunduğu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenileme kararı alır” diye konuştu.

‘SİLAHLARI ZİHİNLERDE DE BIRAKMAK LAZIM’

Bölücü açılım sürecinde silahların bırakılmasına ilişkin önceki açıklamasında kullandığı “silahları zihinlerde bırakmak” ifadesi sorulan Kurtulmuş, kastının silahlı mücadele anlayışının zihinsel olarak da terk edilmesi olduğunu söyledi.

Kurtulmuş, “Terör örgütü ya da silahlı bir mücadele peşinde koşanların artık zihinlerinde de bu silahları bırakmaları lazım” dedi. Bu süreçte kullanılan dilin de değişmesi gerektiğini belirten Kurtulmuş, “Ne ayrılıkçı bir dilin kullanılmasını ne de ayrımcı bir dille toplumun bir kesimini ötekileştirmeyi doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyoruz” diye konuştu.

MEKKE SAVUNMA ANLAŞMASI: İRAN’A KARŞI BİR ANLAŞMA OLARAK ASLA GÖRMÜYORUZ

Kurtulmuş, bir soru üzerine, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın İran’a karşı bir anlaşma olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını, bölgedeki sorunların ana kaynağının İsrail’in saldırgan politikaları olduğunu kaydetti. Son dönemde yaşanan gelişmelerin bölgesel dengeleri değiştirdiğini söyleyen Kurtulmuş, “Mekke Anlaşması’nı da bu çerçevede İran’a karşı bir anlaşma olarak asla görmüyoruz. Ve asla öyle olmamalı” dedi.

KURTULMUŞ’TAN BASIN ÇALIŞANLARININ HAKLARINA DESTEK MESAJI

Bir gazetecinin, gazetecilerin çalışma koşulları, basın sigortası ve düşük ücretlere ilişkin sorusu üzerine Kurtulmuş, konunun kendisine iletilecek her türlü çalışmayı destekleyeceğini söyledi. Kurtulmuş, “Basın emekçilerinin yanındayım. Bütün gücümüzle bizlere ileteceğiniz her türlü çalışmayı destekleyeceğim. Gereğinin gerçekleşmesi için destek olacağız” ifadesini kullandı.

‘SEÇİMLERİN YENİLENMESİ KARARI ALINIRSA SEÇİME GİDİLİR’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı ve muhalefetin seçimlerin birkaç ay öne alınmasının bir erken seçim olmayacağı yönündeki itirazlarının hatırlatılması üzerine Kurtulmuş, Meclis’in seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde Türkiye’nin seçime gideceğini söyledi.

Kurtulmuş, “Siyasi partilerin kendi açısından bir siyasi argümana dönüştürüldüğü tartışmanın içine girmem. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimi yenileme kararının nasıl olacağı bellidir. Hukuki olarak hiçbir boşluk yoktur. Ne zaman Türkiye’nin seçimi yenileme kararı olursa Türkiye bir seçime gider. Yenilenmiş bir seçime gider. Hukuki olarak hiçbir problem yok” dedi.

TBMM’de “fon krizine” ilişkin Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik bir sorun üzerine de TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Eğer Meclis araştırma komisyonunun kurulması ile ilgili bir teklif gelir ve Meclis’te kabul edilirse tabii araştırma komisyonu kurulur” ifadelerini kullandı. (ANKA)

  •  

İran Devrim Muhafızları: 7 şart yerine gelene kadar ABD ile çatışma sürecek

İran medyasında yer alan haberlere göre, İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, Takistan’da düzenlenen bir etkinlikte konuştu. Mehbi, “İslam Cumhuriyeti’nin güçlü kolu olan Devrim Muhafızları, saldırganı cezalandırmaya kararlıdır ve İran’ın açıkladığı yedi şartın tam olarak yerine getirilmesine kadar ABD ile çatışma süreci durmayacaktır” dedi.

İran ile ABD arasındaki mevcut duruma değinen Mehbi, savaşın önceki haliyle sona erdiğini söyleyerek, “Ancak çatışmanın niteliği sona ermedi ve İslam Cumhuriyeti bu çatışmanın yeni aşamalarına girmeye hazırdır” ifadelerini kullandı.

  •  

Akın Gürlek: Fon soruşturmasında 45 şüpheli tutuklandı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fon soruşturmasına ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı.

Vatandaşların birikimlerini korumak, mali sistemin güvenliğini sağlamak ve suçtan elde edilen kazançların izini sürmek amacıyla devlet kurumlarının koordinasyon içinde çalıştığını belirten Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) desteği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü çalışmalarıyla yürütülen fon soruşturmasının çok yönlü sürdüğünü kaydetti.

Gürlek, soruşturma kapsamında bugüne kadar yürütülen operasyonlarda toplam 76 şüpheli hakkında adli işlem yapıldığını belirterek, “45 şüpheli tutuklanmış, 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı uygulanmış, 12 şüpheli hakkında ise yakalama işlemleri başlatılmıştır. Gözaltındaki 14 şüphelinin adli işlemleri devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

“KİMSE KORUNMAMAKTA, KİMSE KAYIRILMAMAKTADIR”

Kimsenin mal kaçırmasına ve mağdur vatandaşların haklarına ulaşmasını engellemesine müsaade edilmediğini belirten Gürlek, tüm fon sahipleri ile yönetici kademelerinde yer alan şüphelilerin mal varlıklarına el konulduğunu, birinci derece yakınlarının mal varlıklarının ise dondurulduğunu bildirdi.

Gürlek, “Vatandaşlarımız müsterih olsun: Hiç kimsenin unvanı, görevi, ekonomik gücü veya çevresi hukukun üzerinde değildir. Kimse korunmamakta, kimse kayırılmamaktadır! Delillerin ortaya koyduğu sorumluluk zinciri takip edilmektedir” dedi. Gürlek, sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vereceğini ve mağdur vatandaşların hakkının sahipsiz bırakılmayacağını belirtti.

  •  

İmamoğlu’nun ‘makam aracı’ davası ertelendi

Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kişisel aracını makam aracı olarak kullanmasıyla ilgili Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davanın ilk duruşması yapıldı. İlk olarak İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’de yeni inşa edilen salonda yapılan ve tutuklu yargılandığı İBB Davası’na katılan İmamoğlu, daha sonra Silivri’deki diğer duruşma salonu binasına geçti.

Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Cezaevi’ndeki 4 No’lu salonda başlayan 12 sanıklı davada hazır bulunan İmamoğlu ile avukatları Kemal Polat ve Nusret Yılmaz, savunmasını tamamladı. Verilen aranın ardından tutuksuz sanıklar Orhan Yılmaz, Ercan Doğan, Fatma Hoşgöz Açıkgöz, Bülent Arslaner, YENİ Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş, Nuray Köker ve Selçuk Altun da savunma yaptı.

Duruşmayı Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan ile çok sayıda yurttaş da izledi. Diğer 4 sanığın savunmalarının bir sonraki duruşmada alınmasına karar verilerek duruşma, 23 Ekim’e ertelendi. Duruşma bitiminde bir grup yurttaş, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı attı.

İDDİANAMEDEN

İmamoğlu’nun kullandığı makam aracının İmamoğlu İnşaat’tan belediyeye bedelsiz tahsis edildiği, özel bir şirkete ait aracın belediye başkanının makam aracı olarak kullanıldığı, aracın yakıt, lastik, bakım ve onarım giderlerinin belediye bütçesinden karşılandığı gerekçesiyle “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla İmamoğlu hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası isteniyor. İddianamede 122 bin 305 lira 70 kuruş kamu zararının olduğu iddiası yer alıyor. İBB Davası kapsamında tutuklu olan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve YENİ Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş da bu davada yargılanıyor. (ANKA)

  •  

Erdoğan’dan Turgutlu’daki okul saldırısıyla ilgili açıklama

Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu sabah Manisa’mızın Turgutlu ilçesinde meydana gelen olayda yaralanan 11 evladımıza, bu elim hadiseden etkilenen tüm yavrularımıza, ailelerine, öğretmenlerimize ve eğitim camiamıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu müessif hadise, ilgili birimlerimiz tarafından titizlikle soruşturulmaktadır. Emniyet birimlerimiz, gereken tüm tedbirleri almaktadır. Milletimize geçmiş olsun.” ifadesini kullandı.

İlişkili Haber
thumbnail
Manisa’da okula silahlı saldırı: Yaralılar var!
Haberi görüntüle
  •  

Sayıştay raporuna göre milyonlarca hayvanın aşı kaydı bulunamadı

Sayıştay, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Bakanlığa bağlı Döner Sermaye İşletmelerinin 2025 yılı mali hesaplarına ilişkin denetim raporlarını tamamlayarak kamuoyuna açıkladı. Raporda, mera alanlarından elde edilen gelirlerin kullanım durumuna ve hayvancılık kayıt sistemlerindeki muhasebe ve veri uygulamalarına ilişkin tespitlere yer verildi.

Sayıştay raporunda yer alan verilere göre, Tarım ve Orman Bakanlığı’na 2025 yılı nihai bütçe ödeneği 487 milyar 940 milyon 42 bin lira olurken, mali yılı sonu itibarıyla toplam ödeneğin 479 milyar 204 milyon 405 bin lirasını harcadı. Böylece Bakanlık, başlangıçta kendisine tahsis edilen bütçenin yüzde 98,2 oranında kullandı.

MERA GELİRLERİ HESAPLARDA ATIL BEKLİYOR

Sayıştay denetçilerince yapılan tespitte, Mera Kanunu uyarınca mera, yaylak ve kışlaklardan elde edilen otlatma bedellerinin ve ürün satış gelirlerinin yüzde 75’i, mera ıslahı ve geliştirilmesi amacıyla kullanılmak üzere ilgili belediyelerin veya köy sandıklarının özel hesaplarına aktarıldığı hatırlatıldı.

Raporda, söz konusu hesaplarda biriken fonların mera ıslah projelerinin kullanımında elde edilen gelirlerin amacına yönelik kullanılmadığı tespit edildiği bildirildi.

Yapılan incelemeler sonucunda köy ve belediyelere yatırılan, ıslah ve geliştirme amacıyla kullanılması gereken mera gelirlerinin bu amaçla kullanılıp kullanılmadığı meralardan sorumlu Daire Başkanlığı tarafından araştırıldığı kaydedildi. Buna göre, 2024 yılında Türkiye genelinde sadece Tokat ilinde 1 adet ortak mera ıslah projesi yürütülürken, 2025 yılında ise belediyeler ve İl Tarım ve Orman Müdürlükleri iş birliğiyle yürütülen herhangi bir ortak mera ıslah projesi hayata geçirilmedi. Yevmiye kayıtları incelenebilen 82 belediyenin özel hesaplarında, 2023 yılında 18,2 milyon lira, 2024 yılında 20,8 milyon lira ve 2025 yılında 19,69 milyon lira mera geliri biriktiği kayıtlara geçti.

İlgili belediyelerdeki muhasebe kayıtlarında mera ıslahında kullanılmak üzere belediye hesaplarında her yıl biriken bir kaynak bulunduğu aktraılan raporda, “bu kaynakların ıslah ve geliştirme projelerinde kullanılamadığı” tespitine yer verildi. Raporda, bu kaynakların kullanılamamasının temel nedeni olarak Mera Yönetim Birliklerinin kurulamaması ve birlik bulunmayan yerlerde bu paraların harcanmasına yetkili mercilerin mevzuatta net olarak tanımlanmaması gösterildi.

Anka Haber | Yozgatlı besici: "Devlet, desteği gerçekten bu işi yapan insanlara versin"

MİLYONLARCA HAYVAN İÇİN AŞI KAYDI BULUNAMADI

Sayıştay’ın başka bir bulgusuna göre, hayvan işletmelerinin her yıl en az yüzde 3’ünün denetlenmesi ve sığır cinsi hayvanlara 2025 yılında üç kez aşılama programı uygulanmasına rağmen tanımlı hayvan bilgilerinin güncellenmediği belirlendi. Raporda, TÜRKVET Hayvan Kayıt Sistemi’nde 2025 yılında zorunlu aşı uygulamasına tabi kayıtlı hayvanlardan yaklaşık 2,5 milyon büyükbaş ve 35 milyon küçükbaş için herhangi bir aşılama işlemi yapıldığına dair kayıt bulunmadığı tespit edildi.

Sayıştay, hayvanların sistemde aktif statüde görünmesine rağmen aşılanmamış olmasının, ölüm, kesim, satış veya işletme değişikliği gibi nedenlerle hayvan düşümlerinin TÜRKVET’e zamanında ve eksiksiz işlenmemesinden kaynaklandığının değerlendirildiğini bildirdi. Raporda, 2025 yılında İl/İlçe Müdürlükleri veteriner hekimlerince üç kez gerçekleştirilen aşılama programı sırasında da işletmeler üzerine kayıtlı olduğu halde aşılanamayan hayvanlara ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığı belirtildi.

BİYOLOJİK OLARAK UYUMLU OLMAYAN YAŞ VE YAVRU KAYITLARI

TÜRKVET’teki hayvanların yaş bilgilerinin incelenmesi sonucunda, biyolojik ve hayvan işletmeciliği açısından makul kabul edilemeyecek yaşlarda görülen hayvan sayısının oldukça yüksek olduğu tespit edildi. Sayıştay, olağan dışı derecede ileri yaşta görünen hayvan kayıtlarının ölüm, kesim veya sistemden düşüm işlemlerinin zamanında yapılmadığına işaret ettiğini ve fiilen var olmayan hayvanların sistemde aktif tutulduğunu ifade etti.

Doğum kayıtlarında da benzer sorunlar tespit edildi. Bazı anne hayvanlar için üreme periyotları ve doğal doğum sıklığıyla uyumlu olmayan sayıda yavru kaydı bulunduğu, bazı kayıtlarda bir anne hayvana 20-30 yavru işlendiği belirtildi. Raporda, bu durumun doğum ve yavru kayıtlarında etkin bir kontrol ve doğrulama mekanizmasının bulunmadığını ve TÜRKVET verilerinin güvenilirliğini zedeleyen hatalı kayıtlar oluşturduğunu gösterdiği kaydedildi.

Anka Haber | TÜİK: Büyükbaş hayvan sayısı haziran ayında 16 milyon 555 bin baş oldu, sığır ve manda sayısı azaldı

GÜNCEL OLMAYAN KAYITLARA RAĞMEN BUZAĞI DESTEĞİ

Sayıştay, TÜRKVET kayıtlarının gerçek durumu yansıtmamasına rağmen, işletme kayıtlarını tutmayan ve bildirim yapmayan işletmelerin Yönetmeliğin 67’nci maddesindeki müeyyide ile ilişkilendirilmediğini tespit etti.

Raporda, bu işletmelerin güncel olmayan kayıtlarına rağmen buzağı desteklerinden yararlandırıldığı belirtildi. Sayıştay, işletme kayıt defterlerinin tutulmadığını, işletme plakalarının uygulanmadığını ve Yönetmeliğin 56-58’inci maddeleri kapsamında yapılan kontrollerin tanımlama ve tescil kayıtlarındaki hataları önlemeye yeterli olmadığını bildirdi.

AŞI VE KÜPE GELİRLERİNDE 3,56 MİLYAR LİRALIK ALACAK

Sayıştay’ın bir diğer bulgusunda da, veteriner biyolojik ürünler ve hayvan tanımlama araçlarına ilişkin gelir ve stok çıkış kayıtlarının hizmetin verildiği tarihte değil, destek ödemelerinden mahsup yoluyla tahsilat yapıldığında muhasebeleştirildiği aktarıldı. Rapora göre, 2025 yılı sonu itibarıyla küpe bedeli, aşı bedeli ve uygulama ücreti olarak toplam 3 milyar 560 milyon 914 bin 656 lira alacak oluştu. Destek ödemeleri henüz yapılmadığı için bu tutarın 1 milyar 809 milyon 420 bin 918 lirası, yani yüzde 51’i mahsuplaşma yoluyla tahsil edildi.

Sayıştay, gelirlerin hizmetin sunulduğu dönemde değil tahsil edildiği dönemde muhasebeleştirilmesinin dönemsellik ilkesine aykırı olduğunu aktararak, bu durumun dönemler itibarıyla gelirlerin hatalı raporlanmasına ve ticari mallar hesabının gerçekte olduğundan yüksek görünmesine neden olduğunu kaydetti. Raporda ayrıca, gelir ve alacakların hizmetin fiilen sunulduğu tarihte tahakkuk ettirilerek muhasebeleştirilmesi ve ticari mallar hesabından çıkışların da aynı tarihte yapılması gerektiği belirtildi. (ANKA)

  •  

Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Enver Altaylı tutuklandı

Ergenekon davasında tutuklu bulunduğu sırada, 2011 yılında Silivri’deki cezaevinde yaşamını yitiren eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin “kasten öldürme”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma” ile “2937 sayılı yasaya muhalefet” suçlarından başlatılan soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında sağlık sorunları nedeniyle şüpheli sıfatıyla ifadesi alınamayan eski istihbarat görevlisi ve Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında yargılandığı davada hükümlü olan Enver Altaylı, Silivri Adliyesi’nde “şüpheli” sıfatıyla ifade verdi.

Savcılıktaki ifade işlemi tamamlanan Altaylı, “Kasten öldürmeye azmettirme” suçundan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Enver Altaylı’nın tutuklanmasına karar verildi.

FETÖ kapsamında yargılandığı “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “siyasi ve askeri casusluk” suçlarından verilen 23 yıl 4 ay hapis cezası 2024’te onanan Enver Altaylı’nın soruşturma kapsamındaki ifadesinin sağlık sorunları nedeniyle alınamadığı öğrenilmişti.

Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada koğuş arkadaşlarına ev hapsi kararı

NE OLMUŞTU?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından, Silivri Cezaevi’nde 2011’de şüpheli şekilde yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.

Kozinoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri 1 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 12 Kasım 2011’de rahatsızlanarak Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğini anımsatan Gürlek, “Hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetmiş olduğu tespit edilmiştir. Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelenmiş, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve müteveffanın eşinin tanık ifadeleri alınmış, 10 Nisan 2012’de kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.” ifadelerini kullanmıştı.

Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğini belirterek, şunları kaydetmişti:

“Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yapılan değerlendirmeler ışığında Silivri Sulh Ceza Hakimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararı kaldırılmış ve soruşturma yeniden başlatılmıştır. Yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alınmış, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar başlatılmıştır. Bugün gelinen aşamada, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımızca olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmış, 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise FETÖ firarisi olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmiştir.”

Gözaltına alınan 10 şüpheliden biri tutuklanmış, 7’si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9 şüpheli serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında yürütülen çalışmalarda, biri muhabir, biri kameraman ve 7’si sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, adliyeye sevk edilmişti.

Savcılıkça ifadeleri alınan, muhabirin de arasında olduğu 3 şüpheli tutuklanmaları, kameramanın da arasında bulunduğu 3 şüpheli “yurt dışına çıkış yasağı” ve “imza atmak”, diğer 3 şüpheli ise “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol uygulanması talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.

Hakimlik, muhabirin de arasında olduğu 3 şüphelinin tutuklanmasına, kameramanın da arasında bulunduğu 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.

Soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 4, hakkında adli kontrol tedbiri uygulanan şüpheli sayısı da 13 olmuştu.

Bu arada Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeninin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla alınan karar kapsamında fethi kabir işlemi gerçekleştirilmişti.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan “bilgi sahibi” sıfatıyla savcılığa ifade vermişti.

Başsavcılık soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin incelenmesine karar verildiği bildirmişti.

Soruşturma kapsamında, olay tarihinde görev yapan Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan ve Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 4 şüpheliden, olay tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan, savcılıktaki ifadelerinin ardından “suç örgütüne üye olma” şüphesiyle tutuklanmıştı.

Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli deniz yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve jandarma albay Hasan Atilla Uğur’a ise sağlık durumları ve yaşları göz önüne alınarak “kasten öldürme” suçundan ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

 

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

ABD yaptırımlarının ardından geldi: Türk hava yolu şirketleri İran seferlerini askıya aldı

ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımlarının havacılık sektörünü de kapsayacak şekilde genişletilmesinin ardından Türkiye ile İran arasındaki hava ulaşımında yeni kısıtlamalar gündeme geldi. Türk Hava Yolları (THY), AJet ve Pegasus’un, 21 Eylül itibarıyla İran’a gidiş ve dönüş seferlerini durdurduğu görüldü. THY ve AJet’in rezervasyon sistemlerinde Mart 2027’ye kadar İran’a yönelik uçuş görünmezken, Pegasus’un da İran seferlerini rezervasyon sisteminden kaldırdığı bildirildi.

İngiltere merkezli Iran International’a konuşan bir THY yetkilisi ise Mart 2027’ye kadar İran’a planlanmış sefer bulunmadığını, uçuşların bu tarihten sonra yeniden başlayacağının da garanti edilemeyeceğini söyledi.

ABD, İRAN’IN HAVACILIK SEKTÖRÜNE YAPTIRIMLARI GENİŞLETTİ

ABD Hazine Bakanlığı, 8 Eylül’de İran’ın havacılık sektörünü hedef alan yeni yaptırım paketini açıklamıştı. ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), aralarında 27 İranlı hava yolu şirketinin de bulunduğu 36 kişi ve kuruluşu yaptırım listesine aldı. Bakanlık, İranlı hava yolu şirketlerine hizmet veren yabancı şirketlerin de ABD finans sistemine erişimlerini kaybetme riskiyle karşılaşabileceği uyarısında bulundu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de İranlı hava yolu şirketlerine yakıt, iniş, yer hizmetleri ve bilet satışı gibi hizmetleri sağlayan şirketlerin yaptırım riskiyle karşı karşıya kalacağını açıklamıştı. Yeni uygulamaların 23 Eylül itibarıyla İranlı hava yolu şirketlerinin uluslararası operasyonlarını ciddi ölçüde sınırlandırması bekleniyor. ABD Hazine Bakanlığı’nın 8 Eylül tarihli yaptırım kararında Türkiye merkezli Sky Phoenix, S Sistem ve Mes Cargo gibi bazı şirketler de İran’ın havacılık sektörüne ve Mahan Air’e destek sağladıkları iddiasıyla yaptırım kapsamına alınmıştı.

BANK MELLAT’IN İSTANBUL ŞUBESİNİN FAALİYET İZNİ DE KALDIRILMIŞTI

İran’a yönelik ekonomik baskının arttığı süreçte Türkiye’de İran merkezli Bank Mellat’a ilişkin de dikkat çeken bir karar alınmıştı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), 18 Eylül’de aldığı kararla İran bankası Bank Mellat’ın İstanbul Merkez Şubesi’nin faaliyet iznini kaldırmış, karar 19 Eylül tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Karar, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 71’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında alınmıştı.

BDDK kararında ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarına atıfta bulunulmadı. Reuters ise Bank Mellat kararını, ABD’nin diğer ülkelere İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çağrısında bulunduğu bir dönemde alınan gelişmelerden biri olarak değerlendirdi. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını finans ve havacılık sektörlerinde sıkılaştırdığı süreçte, Bank Mellat’ın İstanbul şubesinin faaliyet izninin kaldırılmasının ardından Türk hava yolu şirketlerinin İran seferlerini durdurması, Türkiye-İran arasındaki ekonomik ve ulaşım bağlantılarında peş peşe yaşanan iki gelişme oldu. (ANKA)

  •  

Sayıştay’dan Spor Toto’ya uyarı: ‘Adil rekabetle bağdaşmıyor’

Sayıştay’ın Spor Toto Teşkilat Başkanlığı 2025 Yılı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu’nda, elektronik platformdaki bahis oranları ile sanal bayi sözleşmelerine ilişkin iki ayrı bulguya yer verildi.

SAYIŞTAY: ‘KRAL ORAN’ ADİL REKABETLE BAĞDAŞMIYOR

Raporda, Başbayi tarafından işletilen elektronik platformdaki bahis oranlarının “Kral Oran” adıyla diğer sanal bahis sitelerinden daha yüksek belirlendiği belirtildi.

Haziran 2025’te gerçekleştirilen banka entegrasyonuyla birlikte iştirakçilerin bakiye yükleme ve ikramiye çekme işlemlerini banka kanalları üzerinden doğrudan yapabilmelerinin mümkün hale geldiği, böylece fiziksel bayiye gitme ihtiyacının ortadan kalktığı kaydedildi.

Raporda, yüksek olarak belirlenen bahis oranları ile banka entegrasyonunun sağladığı kolaylığın elektronik platformu iştirakçiler açısından avantajlı konuma getirdiği ve platformun pazar payının önemli ölçüde arttığı ifade edildi.

YÜKSEK ORANLAR KOMİSYON MALİYETİNİ DE ARTIRDI

Elektronik platform üzerinden gerçekleştirilen bahislerin ilgili bayinin cirosu olarak değerlendirildiği ve bayilere komisyon ödendiği belirtilen raporda, elektronik platform için ödenen komisyon oranlarının diğer sanal bayilere göre daha yüksek olduğu kaydedildi.

Sayıştay, iştirakçi talebinin elektronik platforma kaymasının da Teşkilatın katlandığı komisyon maliyetlerinin yükselmesine neden olduğunu belirtti. Raporda, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı’nın spora dayalı bahis ve şans oyunları piyasasında düzenleme, düzenletme ve denetleme konusunda tek yetkili kamu kurumu olduğu hatırlatılarak, sanal bayilerle rekabet halinde bulunan elektronik platformda diğer sanal bayilerden daha yüksek bahis oranlarının uygulanmaya devam edilmesinin adil rekabet ortamıyla bağdaşmadığı değerlendirildi.

SAYIŞTAY ‘KRAL ORAN’ UYGULAMASININ SONA ERDİRİLMESİNİ İSTEDİ

Kamu idaresinin cevabında, “Kral Oran” uygulamasının ardından fiziki bayilerin pazar payındaki artış üzerine oran farkının kademeli olarak azaltıldığı, elektronik platformda yalnızca iki banka üzerinden işlem yapılabildiği ve yüksek oranlarla yasa dışı bahis sitelerindeki oranlara kısmen yaklaşılmasının amaçlandığı belirtildi.

Sayıştay ise banka çeşitliliğinin sınırlı olmasına rağmen banka entegrasyonunun ardından elektronik platformun pazar payının kısa sürede önemli ölçüde artmasının, platformun iştirakçiler açısından avantajlı konuma geldiğini gösterdiğine dikkati çekti.

Raporda, yasa dışı bahisle mücadele amacıyla alınacak tedbirlerin piyasada faaliyet gösteren bayiler arasındaki adil rekabet koşullarını bozmayacak şekilde uygulanması gerektiği belirtildi.

Sayıştay, elektronik platform ile diğer sanal bayiler arasındaki rekabet koşullarının dengelenmesi, yüksek komisyon maliyetlerinin azaltılması ve piyasada daha adil bir rekabet ortamının sağlanması amacıyla “Kral Oran” uygulamasının sona erdirilmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınmasının uygun olacağını değerlendirdi.

SANAL BAYİLERİN İHLALLERİNDE MALİ KAYBIN NASIL KARŞILANACAĞI BELİRSİZ

Raporda ayrıca Spor Toto Teşkilat Başkanlığı ile sanal bayiler arasında yapılan sözleşmelerin mali hükümler açısından gözden geçirilmesi gerektiği belirtildi.

Sanal ortam bayiliklerinin iptaline ilişkin mevzuatta, bir takvim yılı içerisinde belirli süre oyun oynatmama, oyun bedellerinin kayıt dışı tahsil edilmesi veya satış toplamının gizlenmesi, yasa dışı bahis oynatılması, gerekli teminatın tamamlanmaması ve Teşkilatın talimatlarına aykırı hareket edilmesi gibi çok sayıda iptal nedeninin bulunduğu hatırlatıldı.

Sayıştay, ruhsat iptaline sebep olan birçok fiilin Spor Toto açısından doğrudan mali kayıp riski oluşturmasına rağmen, söz konusu zararların nasıl telafi edileceğine ilişkin açık ve bağlayıcı bir düzenleme bulunmadığını tespit etti.

TEMİNATIN NASIL KULLANILACAĞI AÇIKÇA DÜZENLENMEMİŞ

Raporda, sanal bayilerden ruhsat verilmeden önce Teşkilatın belirleyeceği oranda teminat alındığı, ruhsatın iptali halinde ise Teşkilatla hesap mutabakatının sağlanmasının ardından bayinin Teşkilata olan borçlarının teminattan mahsup edilerek kalan tutarın iade edildiği belirtildi.

Ancak mevzuatta, sanal bayilerin açık kusurları nedeniyle Spor Toto’nun uğrayacağı zararların karşılanmasında alınan teminatın nasıl kullanılacağı veya hangi hallerde gelir kaydedileceğinin düzenlenmediği kaydedildi.

Sayıştay, bu durumun teminat mekanizmasının telafi edici ve caydırıcı işlevini zayıflattığını, ruhsat iptalinin ise geçmişe dönük mali kayıpları tek başına karşılamasının mümkün olmadığını belirtti.

Kamu idaresinin cevabında, sanal bayilerin ruhsat iptaline sebep olan ve Teşkilat açısından mali kayıp riski oluşturan fiiller nedeniyle ortaya çıkabilecek zararların nasıl telafi edileceğine ilişkin uygulama yönetmeliği ve sanal bayilerle yapılan sözleşmeler üzerinde çalışma başlatıldığı bildirildi.

Sayıştay, ruhsat iptaline yol açan ve mali sonuç doğuran ihlaller bakımından teminatın kısmen veya tamamen gelir kaydedilmesine imkan tanıyan açık hükümlerin mevzuata eklenmesi, ruhsat iptalinin geçmişe dönük mali yükümlülükleri ortadan kaldırmadığının açıkça düzenlenmesi ve sanal bayilerle yapılan sözleşmelerin bu kapsamda revize edilmesi gerektiğini değerlendirdi. (ANKA)

  •  

İsrail, İran’ın muhtemel saldırısına karşı alarm seviyesini yükseltti

İsrail’de yayın yapan Kanal 12 televizyonunun haberinde, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Devrim Muhafızları Ordusu arasında karşılıklı tehditler artarken Tel Aviv yönetiminin, İran’la yeni bir gerilim yaşanması ihtimaline hazırlık yaptığı iddia edildi.

Washington ile Tahran arasında “şiddetli gerilim” yaşandığı kaydedilen haberde, Tahran ile Washington yönetimleri arasındaki müzakerelerin yeniden başlatılması için perde arkasında girişimlerin olduğuna işaret edildi.

Haberde, bu girişimlerin başarısız olması halinde İsrail’in hızla kötüleşecek bir senaryo için hazırlık yaptığı belirtilerek İran’ın ABD’ye taviz verme niyeti taşımadığı görüşüne yer verildi.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre İsrailli güvenlik yetkililerinin “işler kontrolden çıkabilir” değerlendirmesini aktaran Kanal 12, Tel Aviv yönetiminin gerilimin daha da yükselmesi durumunda, İran’ın İsrail’e saldırma ihtimaline karşı seçenekleri değerlendirdiği ve hazırlıkların ABD ordusuyla koordinasyon halinde hem savunma hem saldırı boyutunu kapsadığı ileri sürüldü.

  •  

Cennet vaadiyle geldiler, yaşamları cehenneme döndü!

YUSUF YAVUZ/VERYANSIN TV

Cennet vaadiyle cehennem: Antalya’nın doğu ilçelerindeki emlak piyasasında yaşanan organize vurgun iddiaları Türkiye’nin imajını da tehdit eder boyuta ulaştı. Antalya’nın Alanya ve Gazipaşa ilçelerinde peş peşe patlak veren milyonlarca Euroluk gayrimenkul dolandırıcılığı iddiaları, Türkiye’nin uluslararası arenadaki turizm ve yatırım imajını derinden sarsıyor. Türk devleti, ekonomiye yabancı sermaye kazandırmak amacıyla vatandaşlık teşvikleri, oturum izinleri ve küresel tanıtım afişleri hazırlarken; sahada yetkisiz aracıların, organize şebekelerin ve usulsüz imar oyunlarının kurbanı olan yüzlerce yabancı yatırımcı adliye koridorlarında hak arıyor. Mağdur olduklarını öne süren yabancılar, bugün de Alanya’da eylem ve basın açıklaması yaptı.

GAZİPAŞA’DA MİLYONLARCA EUROLUK ÇİFTE SATIŞ TUZAĞI

Gazipaşa ilçesinde patlak veren ve basına yansıyan son skandal, emlak dolandırıcılığının ulaştığı organize boyutu gözler önüne serdi. Pazarcı Mahallesi’nde inşa edilen ve proje aşamasındayken Rus, Ukrayna, ABD ve Kazakistan vatandaşlarına “Paradise” adı altında nakit indirimi vaatleriyle satılan lüks konut projesi, yatırımcılar için bir kâbusa dönüştü. Müteahhit firmanın, dairelerini yabancılara sattığı binayı bir bütün halinde otel zinciri işletmesine pazarladığı ortaya çıktı.

DAİRE ALDIKLARI BİNANIN OTEL OLDUĞUNU GÖRÜNCE ŞOKE OLDULAR

Skandalın perde arkasında ise Gazipaşa Belediyesi’nin planlama ilkelerine aykırı şekilde parsel bazında kişiye özel emsal artışı (0.90’dan 1.20’ye) yapması ve binayı otel kullanımına açması yer aldı. Belediyenin vatandaş itirazlarını reddederken kullandığı “1+1 konutlar boş kalıp güvenlik sorunu yaratıyor, otele dönüşmesi suç işlenmesini önler” gerekçesi ise hukukçular tarafından hayretle karşılandı. Toplamda 20 milyon Euroya yakın vurgunun yapıldığı projede gayrimenkullerini görmeye gelen yabancılar, karşılarında otel reklamlarını görünce şoke oldular.

Gazipaşa’da 4 farklı binadan aynı adla daire satın alan 100’den fazla yabancı dolandırıldıklarını öne sürerek Savcılığa başvurdu

ORGANİZE DOLANDIRICILIK İDDİALARI YARGIYA TAŞINDI

Benzer şekilde Alanya’da da çok sayıda yabancı uyruklu kişinin imzaladığı konut sözleşmelerine rağmen evlerin teslim edilmediği, sahte e-imzalar ve sahte pasaportlarla arsaların habersizce üçüncü kişilere satıldığı organize dolandırıcılık iddiaları yargıya taşınmış durumda.

EMLAK VURGUNU MAĞDURU YABANCILAR ALANYA’DA EYLEM YAPTI

Aralarında Rusya, Kazakistan, ABD, Ukrayna ve Kırgızistan vatandaşlarının da bulunduğu emlak vurgunu mağdurları bugün Alanya’daki Atatürk anıtı önünde eylem ve basın açıklaması yaptılar. Ellerinde mağduriyetlerini ifade eden dövizler taşıyan mağdurlar, ne paralarını ne de konutları alabildiklerini belirterek mağduriyetlerinin giderilmesini talep etti. Yaklaşık 3 yıldır devam eden emlak vurgununda 200’e yakın alıcının mağdur olduğu öne sürülüyor. Mağdurların konuyla ilgili suç duyurusunun ardından yürütülen adli sürecin halen devam ettiği öğrenildi.

Emlak vurgunu mağduru Alanya’da eylem ve basın açıklaması yaptı 

NE PARALARINI NE DE DAİRELERİNİ ALABİLDİLER

Ne satın aldıkları daireleri, ne de ödedikleri paraları geri alabildiğini belirten yabancı alıcılardan birinin konuyla ilgili iddiasına göre, daire almak için ödedikleri paralar nakit olarak alındı ve yurt dışına çıkarıldı. Mağdur alıcılar, aracı ve yüklenici firma arasında kalmış durumda. Paralarını geri istediklerinde, çözümsüzlüğe itildiklerini öne süren mağdurlar, projenin satışını yapan Alanya merkezli Messimo ve TNH firmaları ile Gazipaşa merkezli Müteahhitlik şirketi CLZ hakkında geçtiğimiz Mart ayında suç duyurusunda bulunmuştu.

CENNET GİBİ BİR YAŞAM HAYALLERİ KÂBUSA DÖNÜŞTÜ

Türkiye’den ev alarak “cennet gibi bir yaşam” hayal eden yabancı yatırımcılar, Alanya adliyesinde toplu suç duyurularında bulunmuştu. Sosyal medya gruplarında ve kamuoyuna açık yazışmalarda “Sizde hiç Allah korkusu yok mu?” ve “Kul hakkı” diyerek sitem eden mağdurların en büyük şikâyetlerinden biri de yürütülen adli süreçlerin aşırı yavaş işlemesi. Alanya’da sıklıkla benzer emlak dolandırıcılığı haberlerinin gündeme gelmesi dikkat çekerken, bu konuda yeni düzenlemelerin yapılarak mağduriyetlerin önüne geçilmesi talep ediliyor.

TÜRKİYE’NİN DİPLOMATİK VE TURİZM İMAJINA BÜYÜK DARBE

Yaşanan bu emlak skandalları, Türk devletinin yabancı yatırımcıyı ülkeye çekme politikalarıyla da çelişiyor. Devlet, doğrudan yabancı sermaye girdisini artırmak için konutla ilgili yatırım sınırlarını belirliyor ve farklı ülkelerde tanıtım yapıyor. Ancak sahada denetimsizlik sebebiyle yaşanan sorunlar, diplomatik kriz, turizm ve yatırım imajının zedelenmesi ve güven kaybı gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Yerel yönetimlerin kişiye özel imar planı değişiklikleriyle bu vurgunlara zemin hazırladığı iddiaları ise, Türk bürokrasisine ve adalet sistemine olan küresel güveni sarsıyor.

Emlak vurgunu mağduru Alanya’da eylem ve basın açıklaması yaptı

BAKANLIĞIN ‘GÜVENLİ ÖDEME SİSTEMİ’ DÜZENLEMESİ YOLDA

Sektör temsilcileri ve hukukçular, yaşanan bu kaosun önüne geçmek için acilen radikal önlemler alınması gerektiğini belirtiyor. Bu doğrultuda, gayrimenkul ticaretinde finansal güvenliği sağlamak amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan “Tapuda Güvenli Ödeme Sistemi” ise 1 Ekim 2026 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği açıklandı. Yeni uygulamaya göre gayrimenkul satışlarıyla ilgili ödeme sürecinde alıcı ve satıcıya ait kimlik bilgileri, tapu başvuru numarası, IBAN ve cep telefonu bilgilerinin kullanılması gerekiyor. Düzenleme ile ödeme tutarının güvenli bir mekanizma üzerinden bloke edilmesi ve tapu işleminin tamamlanmasının ardından satıcıya aktarılması planlanıyor. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün Güvenilir Hesap hizmetinde de satış bedeli tapu tesciline kadar Takasbank bünyesinde bloke edileceği belirtiliyor. Tescil işleminin tamamlanmasının ardından para satıcının hesabına aktarılırken, işlemin gerçekleşmemesi durumunda ise bloke edilen tutar alıcıya iade edilecek.

YENİ MAĞDURLAR YARATILMASIN

Gayrimenkul konusunda yatırımcıların para transferi ile tapunun devrini eş zamanlı olarak güvence altına alınması beklenen bu sistemin, piyasadaki “nakit para ve vergi kaçırma” tuzakları ile çifte satışları büyük oranda engellemesi bekleniyor. Ancak sistemin tamamen oturması için aradan geçen sürede Akdeniz kıyılarında özellikle yabancı konut alıcılarına yönelik ‘cennet’ vaatlerinin sıkı şekilde denetim altına alınması ve yeni mağdurların yaratılmaması önem taşıyor.

  •  

Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura hayatını kaybetti

İzmir’in Balçova ilçesindeki evinde önceki gün ani kalp durması nedeniyle Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine kaldırılan 83 yaşındaki eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura, kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım servisindeki yaşam mücadelesini kaybetti.

Özfatura, 1984 yılında yapılan yerel seçimde Anavatan Partisi adayı olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmış, 1989 yılındaki seçimleri kaybetmişti. Burhan Özfatura, 1994 yılında bu kez Doğru Yol Partisi (DYP) adayı olarak seçime girmiş ve yeniden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti.

  •  

MSB açıkladı: Kıbrıs’ın güneyi ve Akdeniz’de kapsamlı eğitim uçuşu

MSB’nin paylaşımı şu şekilde:

“Çelik Kanatlar Akdeniz’in semalarında! Ülkemizin Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin korunması, harekat kabiliyetlerimizin geliştirilmesi ve birliklerimizin hazırlık seviyesinin en üst düzeyde tutulmasına yönelik faaliyetlerimiz kararlılıkla devam ediyor. Bu kapsamda, Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza bağlı çeşitli üslerden havalanan muharip ve destek uçaklarımızın katılımıyla Kıbrıs Adası’nın güneyinde ve Akdeniz’in uluslararası hava sahasında kapsamlı bir eğitim uçuşu başarıyla gerçekleştirildi.”

MSB açıkladı: Kıbrıs’ın güneyi ve Akdeniz’de kapsamlı eğitim uçuşuhttps://t.co/CY0ZISl7Dt pic.twitter.com/MtI3zXQQ7f

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 21, 2026

 

 

💾

Açık Gündem’de Burakhan Başaran’ın konuğu Prof. Dr. Hasan Ünal.İsrail’in Suriye’deki hedefleri neler? Türkiye ile İsrail arasında Suriye üzerinden doğrudan b...
  •  

Avukatları, Öcalan karşıtı söylemleri ‘ırkçı’ ilan ederek Cumhuriyeti hedef aldı

Teröristbaşının avukatları tarafından sosyal medyadan yapılan yazılı açıklamada, Öcalan’a yönelik bir süredir çeşitli çevrelerce “manipülatif ve kışkırtıcı söylemlerin” dolaşıma sokulduğu iddia edilerek, şu değerlendirmeye yer verildi:

“Kürt sorununun tarihsel ve siyasal ağırlığını örtbas etmeye, yürütülen süreci kendi ucuz magazin gündemlerine indirgeyerek esas bağlamından koparmaya çalışan bu zihniyetin ahlaki sınırlarının bulunmadığının farkındayız. Bu söylemler, toplumun huzur ve demokrasi arayışlarını sekteye uğratmaya yönelik bir tutumun; çatışma ve şiddetin son bulmasından duyulan rahatsızlığın dışavurumudur.”

ŞEHİT EVLERİNE ‘HAMASET’ DEDİLER!

Açıklamada, “Çatışmanın sona ermesinden en fazla rahatsızlık duyanlar, geçmişte onun insani, ekonomik ve toplumsal bedelini ödeyenler değildir. ‘Sıvasız evler’ üzerinden hamaset üretirken kendi konfor alanlarından taviz vermeyenlerin, o evlerde yaşayan insanların yeniden bedel ödemelerini beklemesi, kan bezirganlığının en açık yansımasıdır” denildi.

İMRALI’DAKİ VİLLA

Açıklamada, bir diğer “manipülasyon alanının” İmralı’daki villa üzerinden yürütülen tartışma olduğu ileri sürülerek “Çatışma ve çözüm süreçlerinin doğurduğu bir ihtiyaç doğrultusunda, dünyadaki benzer örneklerin dahi gerisinde bir biçimde oluşturulan, sürecin siyasi ve hukuki çalışmalarının ilerleyebilmesi bakımından gerekliliği bulunan bu yapının, bağlamından koparılarak bir kışkırtma malzemesine dönüştürülmesi aynı yaklaşımın devamıdır” ifadeleri kullanıldı.

‘ÖCALAN ÜZERİNDEN KÜRT HALKINA SALDIRMAYI…’

Açıklamada, “Şüphesiz, yüzyıldır Kürde dair oluşturulan inkâr, 50 yıldır devlet eliyle inşa edilen Öcalan algısı ve 27 yıldır uygulanan İmralı rejimi, bu odaklara pervasızlaşma lüksünü vermiştir. Kürt meselesini inkâr ve şiddet rejimi içinde çözmeye çalışan politik güçler, günümüze kadar Sayın Öcalan üzerinden Kürt halkının hak mücadelesine saldırmayı, nefret söylemini onun üzerinden dolaşıma sokmayı bir yöntem olarak benimsemişlerdir” denildi.

Açıklamanın devamında, “Öcalan’ın geniş bir coğrafyaya dağılmış Kürt toplumu içinde temsil gücü, güvenilirliği ve desteği en yüksek şahsiyet olduğu”nun tarafsız herkesçe kabul edildiği öne sürülerek, “Bu nedenle Öcalan şahsında yürütülen olumsuz algı kampanyasının asıl hedefinin Kürt halkı olduğu açıktır” denildi.

‘STATÜ TARTIŞMASI ÖNEMLİ VE DEĞERLİDİR’

Açıklamada, “Statü tartışması önemli ve değerlidir. Kendini ifade etme ve savunma imkânları bu denli yok sayılmış Sayın Öcalan’ın barış yolunu gösterebilmesinin imkânları yaratılmalıdır. Statü talebi, toplumun bilmesi gereken her şeyin doğrudan muhatabı tarafından, ilk elden ve şeffaflıkla ortaya konulabilmesinin imkânlarının yaratılması ihtiyacıdır” ifadeleri kullanıldı.

“HUKUKİ GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞMESİ GEREKMEKTEDİR”

Açıklamada, “Kürtlerle ilgili ırkçı ve nefret söylemleri yargı uygulamasında nasıl çoğunlukla göz ardı edildiyse, Sayın Öcalan’a yönelik bu yönlü söylemler de bugüne kadar yargının kapsam alanı dışında tutulmuş, siyasal ve kamusal alanlarda cesaretlenmesinin önü açılmıştır. Türkiye’nin keyfi ve otoriter hukuk uygulamalarından kurtulması için öncelikle hukuki geçmişiyle yüzleşmesi gerekmektedir” denildi.

CUMHURİYETİ HEDEF ALDILAR: ‘YÜZYILIN ALGILARI YIKILMAKTADIR’

Açıklamada, “Yüzyılın algıları yıkılmaktadır. Demokratik bir cumhuriyet ve demokratik bir toplum çalışması, bütün farklılıkların özgür ve eşit temelde bir arada yaşayabileceği bir ülkenin imkanını vaat etmektedir. Haramilerin saltanatı sarsılmakta, bugün tanık olduğumuz feveran tam olarak bundan kaynaklanmaktadır. Savunulamaz kılınmaya çalışılan Sayın Öcalan’ın hukukunu da Kürdün hukukunu da tüm ezilenlerin hukukunu da her şart altında savunacağımızın bilinmesini isteriz” diye kaydedildi.

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

Adana’da 5 büyüklüğünde deprem… İçişleri Bakanı Çiftçi’den açıklama geldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, gece saat 04.02’de merkez üssü Saimbeyli olan 5 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

AFAD’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Adana ilimizin Saimbeyli ilçesinde saat 04.02’de meydana gelen ve Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye, Kayseri, Gaziantep illerimizde hissedilen 5.0 büyüklüğündeki deprem sonrası, an itibarıyla, olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Saha tarama çalışmaları devam etmektedir. Etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız” denildi.

Adana Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada da şu ifadelere yer verildi:

“Saat 04.02’de merkez üssü ilimiz Saimbeyli ilçesi olan 5,0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Meydana gelen deprem sonrasında an itibarıyla, olumsuz herhangi bir durum bulunmamakta olup, 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ulaşan ihbar yoktur. AFAD ile ilgili ekiplerimiz tarafından saha tarama çalışmaları devam etmekte olup, gelişmeler yakından takip edilmektedir. Depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.”

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Adana’nın Saimbeyli ilçesinde saat 04.02’de meydana gelen ve Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye, Kayseri, Gaziantep illerimizde hissedilen 5 büyüklüğünde deprem meydana gelmiştir. An itibarıyla herhangi olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Ekiplerimiz çalışmalarını devam ettirmektedir. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Allah ülkemizi ve milletimizi afetlerden korusun” ifadelerini kullandı.

  •  

MSB’den ‘Eurofighter Typhoon’ açıklaması

Milli Savunma Bakanlığı tarafından sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Hava Kuvvetleri’nin modernizasyon çalışmaları kapsamında İngiltere ile yürütülen Eurofighter Typhoon tedarik projesi çalışmalarının devam ettiği belirtildi.

Paylaşımda, “Bakanlığımız, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Uçak Bakım Çalışma Grubu ve Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğümüzden oluşan uzman personelimizin katılımıyla 15-17 Eylül 2026 tarihleri arasında Kraliyet Hava Kuvvetleri Coningsby Hava Üssündeki uçak bakım tesisleri incelendi. Gerçekleştirilen bu stratejik ziyaret; bakım-idame süreçlerinin planlanması, teknik altyapı uyumu ve ortak iş birliğinin güçlendirilmesi yolunda önemli bir adım oldu” denildi.

  •  

Trump ziyaretini yarıda kesti! Beyaz Saray’a dönüyor

ABD medyasında yer alan haberlere göre Donald Trump, hafta sonunu geçirmek üzere bulunduğu Camp David’deki programını yarıda keserek dün akşam Beyaz Saray’a dönme kararı aldı. Donald Trump’ın programındaki değişikliğin gerekçesine ilişkin Beyaz Saray tarafından açıklama yapılmadı.

Trump’ın Camp David’de bulunduğu sırada, Maryland eyaletinin Thurmont bölgesinde, başkanlık konutunun yakınındaki kısıtlı hava sahasına giren bir genel havacılık uçağı, Kuzey Amerika Hava Savunma Komutanlığı (NORAD) tarafından F-16 savaş uçağıyla durduruldu. Uçağın bölgeden güvenli şekilde uzaklaştırıldığı, olayın yerdeki kişiler açısından tehlike oluşturmadığı ve Trump ya da Camp David’e yönelik bir tehdit niteliği taşımadığı bildirildi.

ABD’DEN ORTADOĞU İÇİN ‘SEYAHAT’ UYARISI

Trump’ın programındaki değişiklik, Ortadoğu’da artan gerilimlerin ardından ABD Dışişleri Bakanlığı’nın seyahat uyarısı yayımladığı dönemde gerçekleşti. Bakanlık, bölge dışında bulunan ABD vatandaşlarına Ortadoğu’ya ve bölge üzerinden seyahatlerini ciddi şekilde yeniden değerlendirmeleri çağrısında bulundu.

Bakanlığın “Travel.Gov” sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Ortadoğu’daki ABD vatandaşlarının daha yüksek düzeyde dikkatli olmaları ve olası uçuş iptalleri, hava sahası kapanmaları ve diğer ulaşım aksaklıklarına hazırlıklı olmaları istendi. Açıklamada, “Ortadoğu’daki gerilimler nedeniyle güvenlik ortamı, öngörülemeyen tırmanma ihtimaliyle birlikte karmaşık olmaya devam ediyor” ifadeleri kullanıldı.

Bakanlık ayrıca, İran tarafından desteklenen Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik, sivil havalimanlarının da hedef alındığı saldırılar gerçekleştirdiğini belirterek, çatışmanın “hızla tırmanma potansiyeline” sahip olduğu uyarısında bulundu. Açıklamada, İran ve İran’ı destekleyen grupların dünya genelinde ABD çıkarlarını, şirketlerini ve kurumlarını ya da Amerikalılarla bağlantılı noktaları hedef alabileceği de ifade edildi.

 

  •  

Özgür Özel’den açılıma ‘Öcalan’ formülü: ‘Toplumsal destek azalıyor, artırma sürecindeyiz’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, gazeteci Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı.

Özel, “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin uzun süredir altını çizdiği, ‘Abdullah Öcalan’a statü’ konusu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum tarafından ‘Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda görev alacağı’ şeklinde geçen hafta açıklandı. Gelinen aşamayı nasıl karşılıyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Biz attığımız imzayla, kullandığımız oyla, yaptığımız konuşmayla bağlıyız. Ben diyorum ki bir örgüt silah bırakıyorsa ve silah bırakma şartlarını devletin çeşitli mekanizmaları çalışmışsa bize buna, ‘hayır’ demek düşmez. Tarih önünde bir terör örgütünün silah bırakmasıyla ilgili düzenlemeye ‘hayır’ diyecek halim yok. Ama diğer taraftan bu mesele, silahlıların bırakılması meselesi, Meclis komisyon raporunun altıncı maddesiydi sadece. Ama yedinci maddesinde demokratikleşme var ve esas Türkiye orada kazanacak. Kürtler de Türkler de orada kazanacak, Türkiye de kazanacak, Türkiye’nin yoksulları, işsizleri de orada kazanacak. Diyarbakır ve bölge, Doğu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi orada kazanacak. Esas mesele; heyecan verici, umut verici mesele orası.

‘TOPLUMSAL DESTEK AZALIYOR’

Şimdi biz imzayı bütün bir rapora attık. Sadece altıncı madde silahların bırakılması maddesine, ötesinde Abdullah Öcalan’ın statüsü nedir, konforu nedir, iletişimi nedir; bu meselelere yoğunlaşmayı bir kere şu yönüyle çok sakıncalı buluyorum: Toplumsal destek azalıyor, toplumsal karşıtlıklar çıkıyor. Oysa ki böyle süreçlerin başarısı, toplumdan aldığı destekle ölçülür. Sinir uçlarını kaşımak risktir. Vatandaşa sorunun çözülmesi noktasında doğrudan sorduğunuzda, ‘terör olmasın, kardeş kanı dökülmesin, anneler gözyaşı dökmesin’ toplumun yüzde 90’ı bunu destekliyor. Bu süreci sorduğunuzda yüzde 55’e düşüyor destek. Başarılı olacağını sorduğunuzda şüphe daha çok. Ama Abdullah Öcalan ile ilgili bir soruya geldiğinde iş, destek bir anda yüzde 10’ların altına geriliyor. Hal böyleyken ‘Öcalan’a daha konforlu bir hayat, bir ev yapalım, Öcalan’a adada bir ev yaptık…’ Bu işler zaten tedirgin olan toplumu boşu boşuna geriyor. Oysaki şimdi toplumsal desteği artırma sürecindeyiz. Bunu yapmak için karşılıklı gerginliklere değil, karşılıklı jestlere ihtiyaç var.

‘BENİM KİMSEYİ KARŞI KARŞIYA GETİRMEK GİBİ BİR NİYETİM YOK’

Ben Abdullah Öcalan’ın adada ev değiştirmesi, yeni bir eve kavuşması yerine Demirtaş’ın, Figen Hanım’ın, tüm siyasi tutsakların, ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ deme dışında bir günahı olmayan insanların evine kavuşmasını önceliyorum. Kimi çok olumlu karşıladı bunu. Kürt gençlerinden ve daha doğrusu çok sayıda kişiden bu meselenin çözüme kavuşmasını isteyen insanlardan ‘Bizi anlayan birisi çıktı’ diyen de oldu. Ama bu söyleminize başta DEM Parti yöneticileri, eleştiriler de geldi. Öcalan ile Demirtaş’ı karşı karşıya getirmek istediğimiz söylendi. Benim kimseyi karşı karşıya getirmek gibi bir niyetim yok. Kimin kiminle karşı karşıya geleceğini taraflar bilir. Benim dikkat çekmeye çalıştığım mesele, madde altının uygulanması ve başarıya ulaşması için madde yedi çok önemli. Kısım yedi demokratikleşme. Benim söylediğim Demirtaş’ın dışarıya çıkması, AYM kararının, AİHM kararının uygulanmasıdır. Bu durumda Kavala da dışarıya çıkacak Gezi Tutsakları da çıkacak Demirtaş da çıkacak, herkes çıkacak.

‘BENİM MESELEM…’

Bunun yanında demokratikleşme adımları dediğimiz adımlar atıldığında, kayyum sorunu ortadan kalkacak. Şu anda vize sorunu yaşıyor Türkiye ve herkes bu vize sorununa değiniyor. Vaktiyle eğer ki Erdoğan iki şeye direnmeseydi farklı olurdu durum. Bir tanesi Siyasi Ahlak Yasası çıkarılmasına karşıydı, siyasetin finansmanının şeffaf olmasına. Bugün bizi suçlayan kişi, yıllar önce buna karşıydı. Diğeri terör tanımı. ‘Teröriste ‘terörist’ densin; gazeteciden, akademisyenden, çizerden, yazardan terörist çıkarmayın’ diyordu Avrupa Birliği. Buna razı olmadı diye vizesiz kaldık. Şimdi önümüzde bir demokratikleşme paketi var. Yedinci maddede açıkça ifade edilen bu fırsatı dile getirmeye çalıştım. Yani ben, Abdullah Öcalan ile Demirtaş’a kavga ettirme tarafında değilim. O işin tarafları ortada. İsteyen tartışır, isteyen barışır. Bir kavga var mı, onunla da ilgilenmiyorum. Benim meselem demokratikleşme adımları.”

  •  

Emniyet Müdürleri Kararnamesi Resmi Gazete’de yayımlandı

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atama kararları Resmi Gazete’de yayımlandı.

Emniyet Genel Müdürlüğüne ilişkin 2026/316 sayılı karar kapsamında, Güvenlik Daire Başkanı Emrullah Gölcük, Tanık Koruma Daire Başkanı İsmail Hakkı Günay ile polis başmüfettişleri Ali Karabağ ve Selçuk Doğuş, Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına atandı. Erzurum İl Emniyet Müdürü Onur Karaburun ise Özel Güvenlik Denetleme Başkanı oldu.

Kararla Zonguldak’a İbrahim Kaba, Çorum’a Barış Erkol, Kahramanmaraş’a Beyti Kalaycı, Van’a Aytekin Canıtez, Kocaeli’ye Celal Özcan, Rize’ye İsmail Karasakal, Aydın’a Faruk Karaduman, Çankırı’ya Osman Elbir, Sinop’a Recep Tecimer, Balıkesir’e Serkan Karaman, İzmir’e Ahmet Arıbaş, Samsun’a Faruk Aydın, Diyarbakır’a Murat Mutlu, Kayseri’ye Sinan Ergen, Gaziantep’e Serdar Büyükleblebici, Denizli’ye Ali Süllü, Afyonkarahisar’a Gökhan Demirtola, Yalova’ya Yusuf Topcan, Amasya’ya Ali Erkan Aktaşgül ve Bartın’a Bülent Gürcan il emniyet müdürü olarak atandı.

Batman’a Yusuf Fatih Atay, Bayburt’a Ayhan Karaduman, Bingöl’e Mehmet Darendeli, Bitlis’e Hikmet Ataman, Burdur’a Gökhan Dedebağı, Erzincan’a Esat Feryadi Doköz, Erzurum’a Mahmut Ay, Gümüşhane’ye Mehmet Yüksel, Hatay’a Nihat Özen, Iğdır’a Eraslan Er, Karabük’e Osman Tınmazol, Kırklareli’ne Mustafa Çakır, Kilis’e Arslan Bağrıaçık, Kütahya’ya Arif Hakan Tandoğan, Mardin’e Mustafa Varol, Muş’a Cemal Dalman, Nevşehir’e Sinan Dallı, Şırnak’a Yavuz Doğan ve Tokat’a Kenan Şengül getirildi.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Çorumlu ile çeşitli illerde görev yapan 24 emniyet müdürü ise Emniyet Genel Müdürlüğü emrine atandı.

KENYA BÜYÜKELÇİLİĞİNE SELİN ÖZAYDIN, TÜİK BAŞKAN YARDIMCILIĞINA CİHAT ERCE İŞBAŞAR ATANDI

Resmi Gazete’de yayımlanan diğer atama kararlarına göre, Uluslararası Kuruluşlar Genel Müdür Yardımcısı Selin Özaydın, Türkiye’nin Kenya Büyükelçisi olarak görevlendirildi. TÜİK Başkan Yardımcısı Furkan Metin görevden alınırken, boşalan göreve Cihat Erce İşbaşar atandı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında açık bulunan Ar-Ge Teşvikleri Genel Müdür Yardımcılığına Ali Rıza Çataldağ, Türkiye Uzay Ajansı Başkan Yardımcılığına ise Fatih Dulkan getirildi.

Tarım ve Orman Bakanlığında ise Bingöl İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Fatih Aktay görevden alındı. Bingöl İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne Hikmet Güneş, Tarım Reformu Genel Müdür Yardımcılığına İzmir İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Şahin, İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne ise Kahraman Akdoğan atandı.

  •  

Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Hasan Atilla Uğur’un savcılık ifadesi ortaya çıktı

Eski MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu’nun FETÖ’nün Odatv kumpasından tutukluyken şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada ifade veren eski koğuş arkadaşı, emekli jandarma albay Hasan Atilla Uğur hakkında ev hapsi kararı verilmişti.

Uğur’un savcılıkta verdiği ifade ortaya çıktı.

Nefes yazarı Aytunç Erkin’in bugünkü yazısında aktardığına göre, Uğur’a “14 dakika kapalı kalan ortak yaşam alanı ışığı” soruldu.

Erkin, yazısında, “Dün gazetelerde ve internet sitelerinde ’14 dakikalık sır, karartma’ başlığıyla okuduk. Haberde, Hasan Atilla Uğur’un, Kozinoğlu’nun yürüyüş yaparken şüpheli bir şekilde koğuştaki ışıkları yaklaşık 14 dakika söndürmesi ve yine Kozinoğlu’nun rahatsızlanıp hastaneye gider gitmez kahve içtiği bardağı yıkamalarına dikkat çekildi” dedi.

KAŞİF KOZİNOĞLU DOSYASI | El Yazıları: Erdoğan - Gül - Kılıçdaroğlu - Fidan...

“14 dakika kapalı kalan ortak yaşam alanı ışığı” sorusuna ilişkin Hasan Atilla Uğur’un “Bu hususun hiçbir sebebi ve anlamı yoktur. Zaten gündüz saatiydi. Herhangi bir anlamı yoktur” dediği ifade edildi.

Uğur, ifadesinin ilerleyen bölümünde Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünün kasten gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasını istedi.

Kozinoğlu’nun FETÖ tarafından hedef alındığını hatırlatan Uğur, ölümün ardında örgütsel bir bağlantı bulunabileceğini belirtti. Uğur, aynı bölümde Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili kendisinin herhangi bir dahli, ihmali veya suistimali bulunmadığını söyledi.

İlişkili Haber
thumbnail
Kaşif Kozinoğlu soruşturması… Hasan Atilla Uğur’un avukatı: Kamera kayıtlarının getirtilmesini müvekkilim talep etmiştir
Haberi görüntüle

 

Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada koğuş arkadaşlarına ev hapsi kararı

NE OLMUŞTU?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından, Silivri Cezaevi’nde 2011’de şüpheli şekilde yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.

Kozinoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri 1 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 12 Kasım 2011’de rahatsızlanarak Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğini anımsatan Gürlek, “Hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetmiş olduğu tespit edilmiştir. Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelenmiş, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve müteveffanın eşinin tanık ifadeleri alınmış, 10 Nisan 2012’de kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.” ifadelerini kullanmıştı.

Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğini belirterek, şunları kaydetmişti:

“Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yapılan değerlendirmeler ışığında Silivri Sulh Ceza Hakimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararı kaldırılmış ve soruşturma yeniden başlatılmıştır. Yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alınmış, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar başlatılmıştır. Bugün gelinen aşamada, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımızca olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmış, 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise FETÖ firarisi olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmiştir.”

Gözaltına alınan 10 şüpheliden biri tutuklanmış, 7’si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9 şüpheli serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında yürütülen çalışmalarda, biri muhabir, biri kameraman ve 7’si sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, adliyeye sevk edilmişti.

Savcılıkça ifadeleri alınan, muhabirin de arasında olduğu 3 şüpheli tutuklanmaları, kameramanın da arasında bulunduğu 3 şüpheli “yurt dışına çıkış yasağı” ve “imza atmak”, diğer 3 şüpheli ise “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol uygulanması talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.

Hakimlik, muhabirin de arasında olduğu 3 şüphelinin tutuklanmasına, kameramanın da arasında bulunduğu 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.

Soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 4, hakkında adli kontrol tedbiri uygulanan şüpheli sayısı da 13 olmuştu.

Bu arada Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeninin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla alınan karar kapsamında fethi kabir işlemi gerçekleştirilmişti.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan “bilgi sahibi” sıfatıyla savcılığa ifade vermişti.

Başsavcılık soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin incelenmesine karar verildiği bildirmişti.

Soruşturma kapsamında, olay tarihinde görev yapan Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan ve Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 4 şüpheliden, olay tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan, savcılıktaki ifadelerinin ardından “suç örgütüne üye olma” şüphesiyle tutuklanmıştı.

Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli deniz yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve jandarma albay Hasan Atilla Uğur ise sağlık durumları ve yaşları göz önüne alınarak “kasten öldürme” suçundan ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

 

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

Gazilerden açılıma sert tepki: ‘PKK terör örgütüdür, elebaşı bebek katilidir!’

Balıkesir’de 19 Eylül Gaziler Günü’nde yapılan törende gaziler, bölücü açılım sürecini protesto etti.

Gazilerin açtıkları dövizlerde “PKK terör örgütüdür! Elebaşı tescilli bebek katilidir!” ifadelerine yer verildi.

Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Balıkesir Şube Başkanı Haydar Filiz, “Amerika ya da İsrail PKK silah bırakacak derse bırakır, aksi halde PKK silah bırakmaz.” dedi.

Önceki açılım sürecinin ülkeye ağır maliyetler getirdiği belirtilirken, bu süreçte meydana gelen şehit sayısını da hatırlatan Filiz, PKK’lı teröristlerin toplum içinde miting yapabilmelerinin kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Çerçeve yasaya evet oyu veren milletvekillerine “467 müptezel” diyerek seslenen Filiz, “Bebek katiline söve söve oy toplayıp seve seve teröristlere af çıkarmak milli iradeye en büyük saygısızlıktır.” ifadelerini kullandı.

Balıkesir'de gazilerden açılıma sert tepki:

'PKK terör örgütüdür, elebaşı bebek katilidir!' pic.twitter.com/7vLM3rWDtu

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 20, 2026

 

 

  •  

Kaşif Kozinoğlu soruşturması… Hasan Atilla Uğur’un avukatı: Kamera kayıtlarının getirtilmesini müvekkilim talep etmiştir

Eski MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu’nun FETÖ’nün Odatv kumpasından tutukluyken şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada ifade veren eski koğuş arkadaşı, emekli jandarma albay Hasan Atilla Uğur’un avukatı Adnan Özdemir, müvekkili hakkındaki iddialara yazılı açıklamayla yanıt verdi.

Özdemir, kamera kayıtlarının Uğur’un talebiyle dosyaya getirildiğini belirterek ’14 dakikalık karanlık’ iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve cezaevi görevlilerinin ilk 10 dakika boyunca koğuşa gelmediğini savundu.

Özdemir, açıklamasında koğuş görüntülerine ilişkin, “Koğuştaki kamera kayıtlarının getirtilmesini bizzat müvekkilim Hasan Atilla Uğur talep etmiştir. Bu görüntülere ilişkin olarak bugün yapılan maksatlı ve kötü niyetli yorumların, görüntülerin gerçek içeriğiyle hiçbir uyumu bulunmamaktadır. Görüntülerin içeriğinde müvekkilim aleyhine hiçbir olumsuz durum veya aleyhe delil bulunmamaktadır. Tam aksine; Merhum Kaşif Kozinoğlu’nun rahatsızlanması üzerine müvekkilimin derhal yardımına gittiği, hemen acil çağrı butonuna basıldığı kamera görüntülerinden açıkça görülmektedir” dedi.

Kamuoyunda yer alan iddialara değinen Özdemir, söz konusu zaman diliminde karanlık bir anın olmadığını belirterek şunları ifade etti:

“Kamuoyuna özellikle bu hususta açıkça sesleniyoruz: 14 dakikalık bir karanlık yoktur! ‘Işık kapama’ olarak adlandırılan saat gündüz vakti saat 16.00’dır. Kamera görüntüleri apaçık ortada olmasına rağmen, ‘14 dakikalık karanlık’ şeklinde gerçeğe aykırı bir anlatımla şaibe yaratılmaya çalışılması, soruşturmayı ve maddi gerçeğe ulaşılmasını saptırmaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır.”

Uğur’un avukatı Özdemir, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“14 yıl önce FETÖ tarafından kapatılmış olan bu soruşturmanın yeniden açılmasını sağlayan ve söz konusu şüpheli ölümün ilk ihbarcısı olan kişi, müvekkilim Sayın Hasan Atilla Uğur’dur.

Müvekkilim; hem 2011 yılında Mahkemeye sunduğu dilekçe ile hem de o tarihte yürütülen sözde soruşturmanın kapatılmasının ardından, bundan 8 yıl önce, 2018 yılında kaleme aldığı kitabında, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümünün hangi sebeplerle soruşturulmasının zorunlu olduğunu defalarca ve açıkça anlatmıştır.

Buna rağmen bugün sosyal medya üzerinden tam anlamıyla bir dezenformasyon ve bilgi kirliliği yaratıldığını; hiçbir hukuki değeri ve mantıksal temeli bulunmayan maksatlı yorumların kamuoyuna servis edildiğini görmekteyiz. Bu tür yorum ve saptırmalar, soruşturmanın gerçek bir sonuca ulaşmasına katkı sunmak bir yana, maddi gerçeğin saptırılmasından başka hiçbir amaca hizmet etmeyecektir.

Bu bakımdan aşağıdaki açıklamaların yapılması zorunlu hale gelmiştir:

1. Koğuştaki kamera kayıtlarının getirtilmesini bizzat müvekkilim Hasan Atilla Uğur talep etmiştir

Öncelikle altını çizerek ifade ediyoruz:

Koğuştaki kamera kayıtlarının getirtilmesini bizzat müvekkilim Hasan Atilla Uğur talep etmiştir.

Bu görüntülere ilişkin olarak bugün yapılan maksatlı ve kötü niyetli yorumların, görüntülerin gerçek içeriğiyle hiçbir uyumu bulunmamaktadır.

Görüntülerin içeriğinde müvekkilim aleyhine hiçbir olumsuz durum veya aleyhe delil bulunmamaktadır.

Tam aksine; merhum Kaşif Kozinoğlu’nun rahatsızlanması üzerine müvekkilimin derhal yardımına gittiği, hemen acil çağrı butonuna basıldığı kamera görüntülerinden açıkça görülmektedir.

Normal koşullarda en geç 1 dakika içerisinde gelmesi gereken cezaevi görevlilerinin ise bu çağrıya karşılık vermediği ve ilk 10 dakika boyunca hiçbir şekilde koğuşa gelmediği yine görüntülerden anlaşılmaktadır.

Bunun üzerine müvekkilim, son derece büyük bir gayret içerisinde, eline aldığı cisimlerle koğuşun demir kapısına defalarca vurmuş, gürültü çıkararak yardım çağrısında bulunmuş ve nihayetinde yardımın gelmesini sağlayabilmiştir.

Dolayısıyla bugün müvekkilim aleyhine şaibe yaratmak amacıyla kullanılmaya çalışılan kamera kayıtları, gerçekte bunun tam tersini; müvekkilimin merhum Kaşif Kozinoğlu’nun yardımına derhal koştuğunu ve cezaevi görevlilerinin gelmesini sağlamak için büyük bir gayret gösterdiğini ortaya koymaktadır.

2. Merhum, koğuştan çıkarıldıktan sonra cezaevi dışına götürülmeden önce 25 dakika bekletilmiştir

Merhum Kaşif Kozinoğlu’nun koğuştan çıkarılmasının ardından, cezaevi dışına götürülmeden önce 25 dakika boyunca koğuş dışında, fakat cezaevi içerisinde bekletildiği anlaşılmıştır.

Ambulansın geliş süreci, hastaneye ulaşma sürecinin uzunluğu ve bu süreç içerisinde gerekli müdahalenin yapılmaması hususları, yürütülen soruşturmanın son derece önemli bir kısmını kapsamaktadır.

Bunların her biri ayrı ayrı ve bütün ayrıntılarıyla soruşturulması gereken hususlardır.

KAŞİF KOZİNOĞLU DOSYASI | El Yazıları: Erdoğan - Gül - Kılıçdaroğlu -  Fidan...

3. “14 dakikalık karanlık” yoktur!

Kamuoyuna özellikle bu hususta açıkça sesleniyoruz: 14 dakikalık bir karanlık yoktur! “Işık kapama” olarak adlandırılan saat gündüz vakti saat 16.00’dır.

Kamera görüntüleri apaçık ortada olmasına rağmen, “14 dakikalık karanlık” şeklinde gerçeğe aykırı bir anlatımla şaibe yaratılmaya çalışılması, soruşturmayı ve maddi gerçeğe ulaşılmasını saptırmaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır.

Koğuş ortak alanının içerisine pencerelerden gelen gün ışığı ve dışarının aydınlığı, kamera görüntülerinin düşük çözünürlüklü olmasına rağmen açıkça görülebilmektedir.

Aynı dakikalarda spor yapılan ve koğuş ortak alanından çıkılan avlu görüntülerinden de olayın gündüz vakti gerçekleştiği aşikârdır.

Bütün bunlar görüntülerle ortadayken bunun aksini ileri sürmek suretiyle kamuoyunda kasıtlı biçimde bilgi kirliliği yaratılması kabul edilemez. Bu gerçeğe rağmen yaratılan bilgi kirliliğinin hukuki ve cezai sorumluluk doğurabileceğini açıkça hatırlatıyoruz.

4. “Önceki ifadesini kabul etmedi” denilen hususun gerçek mahiyeti

Gelelim, kamuoyuna “önceki ifadesini kabul etmedi” şeklinde servis edilen konuya. Burada “ifade” olarak bahsedilen husus; Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin olarak 2011 yılında açılan ve hemen, alelacele 2012 yılında kapatılan sözde soruşturma kapsamında, hem müvekkilim Hasan Atilla Uğur hem de Hasan Ataman Yıldırım’dan tanık sıfatıyla alındığı ileri sürülen; ancak beyanlarına aykırı şekilde oluşturulup sahtecilikle tanzim edilen belgelerdir.

Müvekkilim de söz konusu belgelerden, bugün yeniden açılan bu soruşturma kapsamında haberdar olmuştur.

Müvekkilim, yaklaşık 15 yıldır ısrarla açıkladığı beyanlarını, hiçbir çelişki ve değişiklik olmaksızın, tutarlı ve istikrarlı biçimde bugün de yinelemiştir. Nitekim müvekkilim, FETÖ kumpası kapsamında yargılanmakta olduğu Ergenekon Davası’nın, Kaşif Kozinoğlu’nun vefatından sonraki ilk duruşmasında, bugün verdiği beyanların aynısını tarihe not düşmek ve kayıtlara geçirmek amacıyla yazılı olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine 2011 yılında sunmuştur.

Sırf bu durum dahi; o tarihte üzeri ayrıca bir suç işlenmek suretiyle kapatılan olayın ve soruşturma dosyasında bulunan belgelerin gerçeğe aykırılığını açıkça ispat etmektedir.

Dolayısıyla FETÖ tarafından kapatılmış olan ilk soruşturma dosyasındaki sahte evrak ile, müvekkilimin yaklaşık 15 yıldır istikrarlı biçimde savunduğu beyanlarının ve bugün yeniden açılan güncel soruşturmadaki anlatımlarının birbiriyle çeliştiğini; bundan hareketle de müvekkilim üzerinde şüphe oluştuğunu iddia etmek abesle iştigaldir.

Müvekkilimin anlatımı değişmemiştir. Değişen bir beyan yoktur. Tartışılması gereken, eski soruşturma dosyasındaki sahte evraktır.

5. “Hatırlamıyorum” beyanı üzerinden yaratılmaya çalışılan şaibe

Müvekkilimin “hatırlamıyorum” dediği gerekçesiyle maksatlı şekilde sanki ortada bir şaibe varmış algısı yaratılan hususlardan biri, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun tansiyonunun 8/20 mi yoksa 12/20 mi olduğu gibi, olayın sonucuna hiçbir etkisi bulunmayan bir ayrıntıdır.

Merhumun tansiyonu, koğuşta bulunan tansiyon aletiyle derhal ölçülmüştür. Tansiyonunun çok yüksek olduğu görülünce, merhum kendi isteğiyle, koğuşta bulunan ve yüksek tansiyona acil müdahalede kullanılan tansiyon düşürücü dil altı hapını kullanmıştır.

Burada da müvekkilim yönünden hiçbir olumsuz veya yanlış durum bulunmamaktadır.

Yine aynı şekilde, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun, aralarında bir metreden daha az mesafe bulunan odalardan müvekkilimin odasının önüne gelerek mi seslendiğinin, yoksa kendi odasından mı seslendiğinin bugün müvekkilim tarafından kesin olarak hatırlanamaması da maksatlı biçimde bir şaibe konusu hâline getirilmeye çalışılmaktadır.

Aradan yaklaşık 15 yıl geçmişken, birbirine bir metreden daha yakın iki oda arasında merhumun seslendiği anda tam olarak nerede bulunduğu gibi olayın esasını ve sonucunu değiştirmeyen tali bir ayrıntının kesin biçimde hatırlanamaması son derece tabiidir. Bunun bir çelişki veya şaibe olarak sunulması mümkün değildir.

Yaklaşık 15 yıl önce gerçekleşen bir olayda gerek tansiyon değerinin 8/20 mi yoksa 12/20 mi olduğunun gerekse merhumun seslendiği anda bir metreden daha az mesafeyle birbirinden ayrılan iki odadan hangisinin önünde bulunduğunun bugün kesin olarak hatırlanmamasından hareketle müvekkilim aleyhine şaibe yaratmaya çalışılması, olayın esasından ne denli uzaklaşıldığını göstermektedir.

6. Müvekkilim, dosyanın ve maddi gerçeğin değerlendirilmesi sonucunda serbest bırakılmıştır

Tüm bu maddi gerçeklerin ve soruşturma dosyasının içeriğinin Cumhuriyet Savcılığı tarafından değerlendirilmesi sonucunda müvekkilim serbest bırakılmıştır.

Bu soruşturmanın derinleştirilmesi, daha da ayrıntıya inilmesi ve Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin bütün soru işaretlerinin eksiksiz biçimde aydınlatılması en büyük beklentimiz ve resmî talebimizdir.

Müvekkilimin bundan çekindiği veya soruşturmanın derinleştirilmesini istemediği yönünde oluşturulmaya çalışılan her türlü algı, yukarıda açıkladığımız yaklaşık 15 yıllık kronoloji karşısında dayanaksızdır.

Çünkü bu ölümün araştırılmasını isteyen, bunun için daha 2011 yılında Mahkemeye yazılı başvuruda bulunan, aradan yıllar geçmesine rağmen konunun üzerinin kapatılmasına razı olmayarak 2018 yılında yazdığı kitabında meseleyi yeniden gündeme taşıyan ve bugün de soruşturmanın bütün yönleriyle derinleştirilmesini talep eden kişi bizzat müvekkilimdir.

Bunun dışında; hiçbir hukuki bilgiye ve yorum yetkinliğine sahip olmaksızın yapılan kötü niyetli yorum ve saptırmalar, en iyi niyetli değerlendirmeyle dahi siyaset magazini yapmaktan öteye gitmemektedir.

Ancak bilinmelidir ki esas itibarıyla bu yaklaşımların; hem bu soruşturmanın çarpıtılarak sonuçsuz kalmasını sağlamaya hem de müvekkilimi hedef aldığı devlet kayıtlarıyla da sabit olan terör örgütünün yönetici, üye veya sempatizanlarının bu süreçteki özel ve kasıtlı çabalarından başka bir şey değildir.

Müvekkilim Hasan Atilla Uğur’un talebi son derece açıktır:

Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümü sonuna kadar soruşturulmalı ve soruşturma derinleştirilmelidir. Maddi gerçeğin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz.

Bu soruşturmanın dezenformasyonla, maksatlı yorumlarla ve gerçeğe aykırı bilgilerle başka yönlere çekilmesine müsaade etmeyeceğiz.

Müvekkilim hakkında gerçeğe aykırı bilgi ve isnatlarda bulunan, soruşturma dosyasındaki delilleri çarpıtan ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik yayın yapan kişiler bakımından her türlü hukuki ve cezai başvuru hakkımızı saklı tuttuğumuzu da kamuoyuna açıkça bildiriyoruz.”

Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada koğuş arkadaşlarına ev hapsi kararı

NE OLMUŞTU?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından, Silivri Cezaevi’nde 2011’de şüpheli şekilde yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.

Kozinoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri 1 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 12 Kasım 2011’de rahatsızlanarak Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğini anımsatan Gürlek, “Hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetmiş olduğu tespit edilmiştir. Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelenmiş, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve müteveffanın eşinin tanık ifadeleri alınmış, 10 Nisan 2012’de kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.” ifadelerini kullanmıştı.

Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğini belirterek, şunları kaydetmişti:

“Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yapılan değerlendirmeler ışığında Silivri Sulh Ceza Hakimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararı kaldırılmış ve soruşturma yeniden başlatılmıştır. Yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alınmış, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar başlatılmıştır. Bugün gelinen aşamada, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımızca olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmış, 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise FETÖ firarisi olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmiştir.”

Gözaltına alınan 10 şüpheliden biri tutuklanmış, 7’si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9 şüpheli serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında yürütülen çalışmalarda, biri muhabir, biri kameraman ve 7’si sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, adliyeye sevk edilmişti.

Savcılıkça ifadeleri alınan, muhabirin de arasında olduğu 3 şüpheli tutuklanmaları, kameramanın da arasında bulunduğu 3 şüpheli “yurt dışına çıkış yasağı” ve “imza atmak”, diğer 3 şüpheli ise “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol uygulanması talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.

Hakimlik, muhabirin de arasında olduğu 3 şüphelinin tutuklanmasına, kameramanın da arasında bulunduğu 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.

Soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 4, hakkında adli kontrol tedbiri uygulanan şüpheli sayısı da 13 olmuştu.

Bu arada Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeninin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla alınan karar kapsamında fethi kabir işlemi gerçekleştirilmişti.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan “bilgi sahibi” sıfatıyla savcılığa ifade vermişti.

Başsavcılık soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin incelenmesine karar verildiği bildirmişti.

Soruşturma kapsamında, olay tarihinde görev yapan Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan ve Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 4 şüpheliden, olay tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan, savcılıktaki ifadelerinin ardından “suç örgütüne üye olma” şüphesiyle tutuklanmıştı.

Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli deniz yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve jandarma albay Hasan Atilla Uğur ise sağlık durumları ve yaşları göz önüne alınarak “kasten öldürme” suçundan ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

Avukat Atal, Akbelen davası sonrası açıkladı… MAPEG Genel Müdürü’nden skandal ‘zeytin’ itirafı

BURAKHAN BAŞARAN/VERYANSIN TV

Danıştay 6. Dairesi, Akbelen’deki 7 köyün sınırları içerisinde bulunan zeytinlik ve tarım alanlarının acele kamulaştırılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı Kararı’nın iptali istemiyle 679 parselden 104’üne ilişkin açılan davaları görüştü.

Danıştay Savcılığı, köylüler tarafından açılan davaların reddedilmesi yönünde mütalaa verdi.

Savcılık, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti.

İkizköylülerin gönüllü avukatları CVP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Atal, Arif Ali Cangı ve İpek Sarıca’nın takip ettiği davaya, Akbelen’in yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen köylüler de destek verdi.

Danıştay 6. Dairesi’nin kararını en geç bir ay içerisinde açıklaması bekleniyor.

İlişkili Haber
thumbnail
Akbelen köylüleri Danıştay önünde: ‘Toprağımızı korumak için buradayız’
Haberi görüntüle

AVUKAT ATAL’DAN AÇIKLAMA

İsmail Hakkı Atal, duruşmaya ilişkin bir açıklama yaptı.

Duruşmada Cumhurbaşkanlığı kararının sebep, konu ve amaç unsurları bakımından hukuka aykırı olduğunu savunduklarını belirten Atal, “2024’te Zeytin Kanununca koruma altında olan zeytinlik parseller hakkındaki kamu yararı kararının da geçersiz olduğunu ve dolayısıyla buna dayanılarak çıkarılan Cumhurbaşkanı kararının da hukuka aykırı olduğunu beyan ettik.” dedi.

MAPEG GENEL MÜDÜRÜ’NDEN ‘ZEYTİN’ İTİRAFI

MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin, duruşmada dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Atal’ın açıklamasına göre Narin duruşmada, “zeytin kanununu bir türlü aşamadık” diyerek, tüm Türkiye için zeytin kanununda değişiklik içeren ve 24 Temmuz 2025’te Meclis’ten geçen kanun üzerinde çalışma yaptıklarını, ancak düzenlemenin Meclis’ten yalnızca Yeniköy-Kemerköy-Yatağan termik santralleri için çıktığını söyledi.

Atal, Narin’in sözlerine ilişkin şunları söyledi:

“Davamızda dava konusu Cumhurbaşkanı kararının sebep, konu ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı olduğunu beyan etmemizin yanı sıra; usul-şekil ve yetki unsurları açısından da dava konusu Cumhurbaşkanı kararının sakat olduğunu; Cumhurbaşkanı kararının dayanağı olan kamu yararı kararı, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından alınması gerekirken, yanlış kurum olan MAPEG tarafından kamu yararı kararı alındığını; diğer yandan kamu yararı kararının alındığı 16.07.2024 tarihinde henüz Zeytin Kanunundaki 4.08.2025 tarihli yasa değişikliği gerçekleşmediği için 16.07.2024’te Zeytin Kanununca koruma altında olan zeytinlik parseller hakkındaki kamu yararı kararının da geçersiz olduğunu ve dolayısıyla buna dayanılarak çıkarılan Cumhurbaşkanı kararının da hukuka aykırı olduğunu beyan ettik.

‘İFŞA ETTİK’

Duruşmaların en ilginç noktası, (takkenin düştüğü, kelin gözüktüğü) MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin’in duruşmalara katılarak adeta LİMAK-İÇTAŞ’ın vekiliymişçesine şirketi ve zeytin yasası değişikliğini savunması oldu. MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin’in üzerinde avukat cübbesi olsaydı, YK şirketinin avukatı olduğunu düşünebilirdik. Aslan Narin söz alınca hayretlere düştük. Zira duruşmada “zeytin kanununu bir türlü aşamadık ve tüm Türkiye için Zeytin Kanununda değişiklik içeren 24.07.2025’te meclisten geçen kanunu hazırlamıştık ancak meclisten sadece Yeniköy-Kemerköy-Yatağan termik santralleri için çıktı” diyerek görevi kötüye kullandığını ve suç işlediğini itiraf etmiş oldu, Allah MAPEG genel müdürünü şaşırttı. Zira; LİMAK-İÇTAŞ’ın önünü açacak kanun taslağını hazırlamak “kamu kurumu” olarak kamuya hizmet etme yükümlülüğü olan MAPEG’in yetkisi ve görevi olmadığı gibi, Türkiye’de kanunların meclis tarafından hazırlanmadığının da itirafı oldu. Aslan Narin bizlere, Meclisin hiçbir işlevinin kalmadığını ve sadece şeklen mecliste ellerin kalktığını ve kanun çıkaran AKP-MHP milletvekillerinin hiçbir fonksiyonunun olmadığını, MECLİSİN YASAMA FAALİYETİ YAPAN DEĞİL-ŞEKLİ TASDİKLEME organı olduğunu da İFŞA etmiş oldu. Diğer yandan MAPEG’in Cumhurbaşkanlığını da aldattığını ve kamu zararını ortaya koymayarak şirketin vekili gibi hareket etmek suretiyle “acele kamulaştırma kararı” alınmasına sebep olduğunu beyan ettik.”

Atal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“İkizköylülerin gönüllü avukatı olarak meslektaşlarım Arif Ali Cangı ve (gece gündüz çalışması sonucu) İpek Sarıca’yla birlikte Cumhurbaşkanlığına karşı açtığımız 104 parsel için “acele kamulaştırmanın iptali” davalarının duruşmaları Danıştay 6. Dairesi’nde 16 Eylül 2026 günü görüldü. Kamulaştırma adı altında LİMAK-İÇTAŞ’ın Türk köylüsünü mülksüzleştirme amacını taşıyan işleme karşı acele kamulaştırma sahası içinde kalan İkizköy, Karacahisar ve Çamköylülerin yanı sıra, Maden ve Petrol İşleri Müdürlüğünün Türkiye’nin her yerindeki vahşi madencilik uygulamalarından dolayı hayatları alt üst olan Giresun Tirebolu, Muş Varto, Fatsa, Denizli-Avdan, Tokat Niksar, Ordu-Perşembe, Aybastı v.s. köylüleri de katılarak hem duruşmayı izledi hem de davaya destek verdiler. Duruşmadan sonra Türkiye’nin her yerinden gelen köylüler MAPEG önüne giderek seslerini (sömürge madenciliği kurumu) MAPEG’e duyurdular.

80 MİLYARLIK SAĞLIK MALİYETİ!

Duruşmada “Avrupa Sağlık ve Çevre Birliği’nin çalışmasına göre LİMAK-İÇTAŞ’ın öldürdüğü, hasta ettiği, kanser ettiği yurttaşlar sebebiyle Türkiye’ye yılda 80 milyar sağlık maliyeti olduğunu” tüm araştırmalarımıza rağmen şirketin yıllık kazancını bulamadığımızı ve bizden sonra söz alacak davalı taraf vekillerinin bu konuda bilgi vermesini istedik.

Ancak her 2 turda da bu konuda ETKB vekili, MAPEG Genel Müdürü ve YK vekili hiçbir beyanda bulunamadılar. Hatta YK vekili Av. Eyüp Kul ise bizim duruşmada anlattığımız bu somut HALK SAĞLIĞI zararının davanın konusu olmadığını ifade ederek; sadece ve hukuka ve ahlaka değil, tüm kanun sistematiğine ve insanlığa aykırı şekilde KAÇAMAK beyanda bulunmayı tercih etti.

ETKB vekili Av. Ethem Çakar’ın beyanıyla da YK Enerjinin vekillerinin ve CEO’larının yıllardır söyledikleri bir argümanın yalan olduğu dolaylı olarak kabul edilmiş oldu. Yıllardır YK, termik santraller durursa Muğla bölgesinin elektriksiz kalacağı iddiasında bulunuyor, mücadelenin kızıştığı zamanlarda bölgede elektrik kesintileri yaşanıyordu. Ancak ETKB vekili sistemin enterkonnekte olduğunu ve burada üretilen elektriğin sadece Muğla’da değil Türkiye’nin tamamında kullanıldığını beyan ederek YK Enerjinin yıllardır süren yalanını dolaylı da olsa ifşa etmiş oldu.

Davalı vekillerinin tamamı 1119 MW kurulu gücü bulunan Yeniköy-Kemerköy termik santrallerinin, Türkiye’nin toplam 130.000 MW kurulu gücü içinde gerçekte %0,5 payı olan şirketin üretimdeki payının %2 olduğunu söyleyerek bu konuda da gerçeğe aykırı beyanda bulunmalarına rağmen, mahkemede resmi rakamlarla bu yalanı da ifşa ettik. Ayrıca duruşmada uzman olarak dinlettiğimiz EMO temsilcisi Muğla bölgesinde YK Enerjinin 1 yılda 1,42 GW enerji ürettiğini, oysa ki bölgede çalıştırılmayan termik santrallerden dolayı boştaki kapasitenin 4,39 GW olduğunu beyan etmesiyle, davalı tarafın “güneş ve rüzgarın olmadığı zamanlarda baz olarak bu santrallerin hazır tutulması gerektiği” yönündeki savunması da boşa düşmüş oldu.

ÇED’i dahi olmayan, 1994 yılında Aydın İdare Mahkemesinin kapatma kararlarının Danıştay tarafından 1996’da onanmasıyla 1996 yılından bu yana hukuka ve kanuna aykırı bir şekilde çalıştırılan ve kapatma kararları uygulanmadığı için Okyay v.d. Kararlarıyla Türkiye’nin AİHM’de mahkum olmasına ve Türkiye’nin dosyasının şu anda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin önüne gelmesine neden olan bu 3 termik santralin (Türkiye’yi karşılarına almak pahasına) çalıştırılması için neden bu kadar ısrar edildiği sorusuna ise duruşmada kendimiz sorduk, kendimiz cevap verdik.

Zira; bu kadar kamu zararı oluşturan bu termik santrallerin maden ve enerji ihtiyacı bahanesi arkasında, iklim krizi sürecinde bir hazine haline gelecek olan toprakların ve zeytinliklerin Türk halkının elinden alınarak halkın mülksüzleştirilmesi amacının olduğu tek rasyonel cevap olarak ortaya çıktı. Danıştay Savcılığı ise köylülerin aleyhinde mütalaa vererek davaların reddine karar verilmesini, eğer mahkeme aksi kanaatte ise bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi talep etti. Danıştay 6. Dairesi en geç 1 ay içinde kararları açıklayacak.”

 

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

Zafer Partisi’nde ‘darp’ krizi: Genel Başkan Yardımcısı Çolak ve 9 isim ihraç talebiyle disipline sevk edildi

Zafer Partisi GİK Üyesi Eray Ertürk’ü 8 Aralık 2024’te düzenlenen parti kongresinde darbettiği iddia edilen, aralarında Genel Başkan Yardımcısı Ali Dinçer Çolak’ın da bulunduğu 10 partili, kesin ihraç talebiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edildi.

Zafer Partisi Genel Sekreteri Cezmi Polat’ın parti teşkilatlarına yaptığı açıklamaya göre, Ertürk ile Çolak arasında, Genel Başkan Ümit Özdağ’ın kongrede konuşma yaptığı sırada tartışma çıktı. Ertürk, 10 kişi tarafından darbedildiğini öne sürdü.

Polat, Ertürk’ün darp raporu aldığını, avukatı aracılığıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu ve adli süreç başlatıldığını bildirdi. Ertürk’ün ayrıca 20 Aralık 2024’te partiye gönderdiği dilekçeyle disiplin sürecinin başlatılmasını istediği belirtildi.

08 Aralık 2024 tarihinde yapılan Parti Kongresi sırasında Genel Başkanımızın konuşma yaptığı esnada o tarihte parti MDK üyesi, halihazırda GİK üyesi Eray ERTÜRK ile Genel Başkan yardımcısı Ali Dinçer ÇOLAK arasında tartışma çıkmıştır.. Olay sonrası Eray ERTÜRK adli darp raporu…

— Cezmi Polat (@cezmi_polat) September 16, 2026

POLAT: TARAFLAR ARASINDA UZLAŞMA SAĞLANAMADI

Polat, Özdağ’ın tahliyesinin ardından Ertürk’ün avukatının, ilk başvurusu üzerine disiplin süreci başlatılıp başlatılmadığı, hangi işlemlerin yapıldığı ve herhangi bir yaptırım uygulanıp uygulanmadığına ilişkin partiye yeniden başvurduğunu belirtti.

Ertürk’ün avukatının 20 Temmuz 2026’da verdiği yeni dilekçeyle başvuruların ivedilikle işleme alınmasını ve Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında bilgi verilmesini istediğini aktaran Polat, şunları kaydetti:

“Genel Başkanımız Sayın Ümit Özdağ, siyasi parti kongrelerinde zaman zaman gerilimli tartışmaların yaşanabileceği değerlendirmesiyle olay sonrasında herhangi bir disiplin soruşturması başlatmamıştır. Ayrıca Eray Ertürk’e iki ayrı kez, parti içi birlik ve beraberliğin korunması amacıyla adli ve idari şikâyetlerini geri çekmesi yönünde görüşmüştür. Ancak Eray Ertürk, bu talepleri kabul etmemiş ve şikâyetini sürdürmüştür. Taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması nedeniyle gelinen aşamada disiplin sürecinin işletilmemesi hem Genel Başkanımızın hem de partimizin hukuksal anlamda ve kurumsal kimliğinin zarar görmesine neden olacaktır.”

Özdağ’ın parti tüzüğünün ilgili hükümleri uyarınca konunun Merkez Disiplin Kurulu tarafından değerlendirilmesi ve disiplin soruşturmasının başlatılması yönünde talimat verdiğini belirten Polat, Çolak’ın Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürdüğünü bildirdi.

Polat, işlemin parti tüzüğünün öngördüğü kurumsal yükümlülüğün yerine getirilmesinden ibaret olduğunu ifade ederek, sürecin henüz devam ettiğini, kurulun dosyayı savunma hakkını gözeterek parti tüzüğü ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde karara bağlayacağını kaydetti.

ÇOLAK SUÇLAMALARI REDDETTİ

Çolak ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kesin ihraç talebiyle savunmasının istendiğini duyurdu. Şikâyet dilekçesinde kendisinin de aralarında bulunduğu 10 kişinin Ertürk’ü tehdit ve darbettiğinin iddia edildiğini belirten Çolak, şöyle devam etti:

“İddiaya konu olayın tarihi ise 8 Aralık 2024. Yaklaşık iki sene önce yaşandığı iddia edilen bir olayla ilgili bugün disiplin soruşturması başlatılması ve ihracımın istenmesini şimdilik bir kenara bırakarak şikâyet dilekçesinde yer alan bir iddiayı sizlerle paylaşmak istiyorum.”

Çolak, şikâyet dilekçesinde Ertürk’ün yangın merdiveninde 10 kişi tarafından darbedildiğini ve Çolak’ın Ertürk’ün kızına küfür ettiği ileri sürüldüğünü aktardı. Kendisine yöneltilen hakaret suçlamasını reddeden Çolak, “Beni tanıyan herkes, kimseye böyle ağır bir küfür etmeyeceğimi bilir” ifadesini kullandı.

Öte yandan, Çolak’ın da aralarında bulunduğu 10 partilinin kesin ihraç talebiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi, sosyal medyada bazı Zafer Partililerin tepkisine neden oldu. (ANKA)

  •  

Tarık Akan’ı 10 yıl önce kaybettik: Törenlerle anıldı…

Sanatçı Tarık Akan için ölümünün 10’uncu yılında kurucusu olduğu Özel Taş İlkokulu’nda anma töreni gerçekleştirildi. Törene Akan’ın ailesi, sanatçı dostları, sevenleri ile okulun öğrencileri, öğretmenleri, mezunları ve yöneticileri katıldı. Akan’ın okulu anlattığı röportajın yer aldığı kısa film gösterimiyle başlayan anmada ilk konuşmayı Tarık Akan’ın kızı ve Özel Taş İlkokulu Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Üregül gerçekleştirdi.

AKAN’IN KIZI ÜREGÜL: TAŞ GİBİ DİMDİK DURDUN HEP HAYATINDA

“Taşa geldiğimden beri sen de farklı bir baba daha gördüm. Sen sevdiğin herkesin canı, dostu, gerektiğinde babasıydın” diyen Üregül şöyle konuştu:

“Gölgen hala omzumda, sesin hala rüzgarımda, sen hala burada okulun bahçesinde, taşında toprağına. Işığın sınıflarda. Sevgin, çocukların gülüşünde. İzin çok sevdiğin öğretmenlerin ve çalışanların emeğinde, yaşıyorsun, yaşatılıyorsun.

Taş gibi dimdik durdun hep hayatında. Sonra fark ettim; sevdiklerin, ideallerin, insanlık, adalet ve emek içinde taş gibi dimdik durduğun hayatta. Şimdi Atatürk’le atan kalbin bizimle; bize bıraktığın bu sağlam taşın üzerinde aynı umutla, aynı cesaretle, aynı aydınlık yarınlara yürüyoruz. Her adımında sen varsın, her nefeste senin umudun, her bakışımda senin sevgin. Taş ve sen, ikisi de bir; benim kalbimde, bu okulun yüreğinde, sonsuza dek.”

AYBAT: O ÇOCUKLARA İNANDI; İYİ BİR EĞİTİMİN BİR ÇOCUĞUN HAYATINI, O ÇOCUKLARIN DA BU ÜLKENİN GELECEĞİNİ DEĞİŞTİREBİLECEĞİNE İNANDI

Üregül’ün ardından okul müdürü Burcu Aybat konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında öğrencilere seslenen Aybat, “Siz onu tanımadınız belki ama yıllar önce size o inandı; çocuklara inandı. İyi bir eğitimin, bir çocuğun hayatını, o çocukların da bu ülkenin geleceğini değiştirebileceğine inandı. Ve bu inancını yalnızca sözlerle ifade etmedi. Onun için bir şey yaptı, Taş okulu kurdu. Bir insanın geleceğe duyduğu inancın en güzel göstergelerinden biri budur. Sonucunu kendisinin göremeyeceğini bilse bile hiç tanıyamayacağı çocuklar için bir şey bırakmak” ifadelerini kullandı.

Aybat şöyle konuştu:

“Tarık Akan, Türkiye’nin ortak hafızasında pek çok yüzde yaşamaya devam ediyor. Hayatı boyunca çok farklı karakterlere hayat verdi. Bizi güldürdü, düşündürdü, bazen de görmek istemediğimiz gerçeklerle yüzleştirdi. Ama bana kalırsa hayatındaki en önemli rollerden birini hiçbir filmde oynamadı. O rolün bir senaryosu yoktu. Kameraları, seti, alkışı da yoktu. O, çocuklara ve eğitime inanan bir insanın rolüydü. Ve o rolü oynamadı, yaşadı.

‘ÇOCUKLAR KENDİLERİNE GERÇEKTEN DEĞER VEREN YETİŞKİNLERİ UNUTMAZLAR’

Tarık Akan’a dair anıları dinlediğimde beni en çok etkileyen de bu oluyor. Anlatılanların çoğunda büyük sözler, büyük törenler yok. Tarık Akan okulun bahçesinde çocukların futbol oynamasını izliyor, karidorlarda öğrencilerle karşılaşıyor, yemekhanede elinde tepsisiyle bir çocuğun yanına oturup onunla birlikte yemek yiyor. Kalkarken yanağını okşuyor ve yoluna devam ediyor. Belki onun için sıradan bir okul günü. Ama o gün yanında oturduğu küçük çocuk akşam eve gidip bunu annesine ve babasına anlatmak için sabırsızlanıyor. Yıllar sonra da o anı hala aynı heyecanla hatırlıyor. Çünkü çocuklar kendilerine gerçekten değer veren yetişkinleri unutmazlar.

Bugün burada bu konuşmayı dinleyen sevgili öğrencilerimiz, çoğunuz Tarık Hakan’ı hiç tanımadınız. Siz onu tanımadınız belki ama yıllar önce size o inandı. Henüz isimlerinizi bilmiyorken, yüzlerinizi hiç görmemişken, hatta birçoğunuz dünyaya bile gelmemişken çocuklara inandı. İyi bir eğitimin, bir çocuğun hayatını, o çocukların da bu ülkenin geleceğini değiştirebileceğine inandı. Ve bu inancını yalnızca sözlerle ifade etmedi. Onun için bir şey yaptı. Taş okulu kurdu. Bir insanın geleceğe duyduğu inancın en güzel göstergelerinden biri budur. Sonucunu kendisinin göremeyeceğini bilse bile hiç tanıyamayacağı çocuklar için bir şey bırakmak.

‘BUGÜN TARIK AKAN’IN MİRASINA BAKTIĞIMDA BİR İNSANIN İNANDIĞI DEĞERLERİN KENDİSİNDEN ÇOK DAHA UZUN YAŞAYABİLECEĞİNİ GÖRÜYORUM’

Bugün aradan 10 yıl geçtikten sonra Tarık Akan’ın mirasına baktığımda bu nedenle yalnızca geçmişi görmüyorum. Bu sabah bu bahçede duran sizleri görüyorum. Sınıflarında çocukları için emek veren öğretmenlerimizi görüyorum. Yıllar önce bu okuldan mezun olup bugün hala kendisini Taş Okullu hissedenleri görüyorum. Ve bir insanın inandığı değerlerin kendisinden çok daha uzun yaşayabileceğini görüyorum. İyi ki bu çocuklara inandınız Tarık Akan. İyi ki bize bu emaneti bıraktınız. Ruhunuz şad olsun. Çok teşekkür ederim.”

AKTEMUR: TARIK ABİNİN HAYATI HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN MÜCADELE ETMEKLE GEÇTİ; İLK MÜCADELESİ DE İLKOKULDA YAŞADIĞI KONUŞMA GÜÇLÜĞÜYDÜ

Anne Kafamda Bit Var kitabını sahneye uyarlayan oyun yazarı Gökhan Aktemur ise törende yaptığı konuşmada Akan’ın hayallleri ve mücadelelerine değindi. “Tarık abinin hayatı hayallerini gerçekleştirmek için mücadele etmekle geçti.” diyen Aktemur şöyle devam etti:

“İlk mücadelesi de, sizin yaşlarınızdayken ilkokulda bir dönem konuşma güçlüğü çekiyor. Düşünsenize, sayısız filmde oynamış hatta son dönem belgesellerini kendisinin seslendirdiği Tarık Akan’ın eminim çocukken de anlatacak, konuşacak, paylaşacak çok şey vardır. Böyle bir çocuğun konuşma güçlüğü çekmesi sıkıntılı bir durum olsa gerek. Üstelik Kayseri gibi dönemin küçük Anadolu şehirlerinden birinde. Sevgili hocası Aliye öğretmen ona büyük sevgiyle, üstüne titreyerek birlikte çalışıyorlar ve ‘hele’ sözcüğün ardında tek tek diğer sözcükleri, cümleleri kuruyorlar ve birlikte bu sorunu hallediyorlar.

Tarık abi yıllar sonra o öğretmenine ulaşmak istiyor. Ki bizim hayatımızın büyük bir dönemi internet olmadan, telefon olmadan geçti. O dönemde insanlara ulaşmak bu kadar kolay değildi. Fakat Tarık abi bunu başarıyor. Yıllar sonra öğretmeniyle bir araya geliyor. Bu da hayallerinden biriydi…

Sizler de onun gibi, tıpkı Mustafa Kemal gibi, hayallerinizi, sözlerinizi, fikirlerinizi saklamayın. Onları büyütün, çoğaltın. Tabii ki karşınıza engeller çıkacaktır. O durumda da öğretmenlerinizin, bu çatı altında size verilenlerin ve bizlerin de her zaman size destek olacağını bilin. Ve o hayaller gerçek olduğunda size destek olanları tıpkı Tarık abinin Aliye öğretmeni hatırladığı, bir araya geldiği gibi, onları unutmayın.”

AKAN MEZARI BAŞINDA ANILDI

Kurduğu okulda gerçekleştirilen törenin ardından Akan, Bakırköy Mezarlığı’nda bulunan mezarı başında anıldı. Ailesi ve yakınları Akan’ı mezarı başında duygularını aktardıkları kısa konuşmalarla andı.

ESKİ DOSTU GÖZYAŞLARINI TUTAMADI

Anma sırasında duygusal anlar yaşandı. Akan’ın yakın arkadaşı Zeki İrfanoğlu konuşması sırasında gözyaşlarını tutamadı.

Taş İlkokulu’nun öğretmenlerinin de katılım gösterdiği anmaya katılan öğrenciler Akan’ın mezarına karanfiller bıraktı.

  •  

Nasuh Mahruki hakkında tahliye kararı!

15 Temmuz darbe girişimine ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla hakkında dava açılan Mahruki hakkındaki davanın ilk celsesinde karar çıktı. Bakırköy 57. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Mahruki ve avukatı katıldı.

Duruşmayı Mahruki’nin eşi Mine Mahruki ve oğlu Barlas Mahruki’nin yanı sıra Ayşe Kulin, Sunay Akın, Suat Suna, Ahmet Yavuz’un da arasında bulunduğu çok sayıda kişi takip etti.

Mahruki, savunmasında, paylaşımının “toplum içinde infial oluşturacak nitelikte olduğu” ve “açık ve yakın tehlike oluşturduğu” yönündeki değerlendirmelere itiraz ederek, iddianamede bunların somut olarak ortaya konulmadığını savundu.

Mahruki, “İçeriğinde neyin yanlış olduğunu bana söylerseniz ben ona göre bir savunma yapayım. Şu anda ben burada herhangi bir suç unsuru görmedim” dedi.

Hakim ise “İddianame bu şekilde. Ben iddianameyi anlatıyorum, siz savunmanızı yaparsınız. Siz ne derseniz şu an onu dinleyeceğiz. İddianamede yazanı anlatıyorum, onu okuyorum. Şu an yapmam gereken bu” karşılığını verdi.

‘TOPLUMDA İNFİAL OLUŞMUŞ MU?’

İddianamede 15 Temmuz darbe girişimini “oyun” olarak tanımladığının öne sürüldüğünü belirten Mahruki, şöyle konuştu:

“Benim anladığım, ‘oyun’ diye tanımladığımdan suçlanıyorum. Tweet’e baktığınız zaman içinde ne ‘tiyatro’ ne de ‘oyun’ geçiyor. Şimdi ben kendimi nasıl savunabilirim? ‘Hayır, ben oyun demedim’ demekten başka ne söyleyebilirim? Yoksa 571 bin takipçimin olması bir suç unsuru olamaz herhalde. ‘Toplum içinde infial oluşturacak nitelikte bulunduğu’ diyor. Acaba infial oluşmuş mu? Bunu nasıl tespit edeceğiz? Buna ilişkin bir tespit var mı? Ben 63 gündür içerideyim, pek bir şey takip edemedim ama böyle bir şey var mı?”

Paylaşımının “açık ve yakın tehlike” oluşturduğu yönündeki suçlamaya itiraz eden Mahruki, “Bunun ortaya konması lazım. Bunu ben ortaya koyacak değilim. Beni suçlayan makamın hangi açık ve yakın tehlikenin oluştuğunu söylemesi lazım herhalde. Önüme somut bir şey koymadan ben hangi açık ve yakın tehlikeye karşı savunma yapabilirim ki?” dedi.

‘TCK 216’NIN BU PAYLAŞIMA NASIL UYGULANDIĞINI ANLAYABİLMİŞ DEĞİLİM’

Savunmasının devamında hakkındaki “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlamasına değinen Nasuh Mahruki, paylaşımında toplumun iki kesimini karşı karşıya getiren bir ifade bulunmadığını savundu.

Mahruki, “Asıl konuya geleyim. TCK 216, özellikle benim açımdan oldukça rahatsız edici bir madde. Burada ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik’ suçlaması var. Bir kere bu maddeyi benim paylaşımıma uygulamak çok zor. Çünkü paylaşımda halkın bir kesimiyle diğer kesimi karşı karşıya getirilmiyor. Ortada ABD ve bu süreçten etkilenen Türk milleti var. İki ayrı halk kesimi yok” dedi.

Paylaşımının ilk bölümünde de 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin önceden istihbarat alındığını ve bunun gereğinin yapılmadığını savunduğunu belirten Mahruki, “Bir tarafta darbe girişimini durdurmadığını söylediğim kişiler, diğer tarafta bunun sonucunda zarar gören Türk milleti var. Dolayısıyla bu maddenin burada nasıl uygulandığını anlayabilmiş değilim” diye konuştu.

‘HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK EDECEK EN SON KİŞİLERDEN BİRİ BENİM’

AKUT’u 26 yaşında kurduğunu ve 20 yıldan uzun süre yönettiğini anlatan Mahruki, Türkiye’de arama kurtarma alanında yapılan birçok çalışmanın kavramsal altyapısının AKUT tarafından oluşturulduğunu söyledi.

Mahruki, şöyle devam etti:

“‘Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek’ benim için kolay kolay söylenebilecek bir şey değil. Türkiye’nin ilk gönüllü arama kurtarma takımını ben kurdum ve 20 yıldan fazla yönettim. Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik edecek en son kişilerden biri benim. AKUT’u kurmaya karar verdiğimizde 26 yaşındaydım. AKUT bugün 28 yaşında. Ben ise bugün karşınızda, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmediğime sizi ikna etmeye çalışıyorum. Benim gibi biri için bu oldukça incitici.”

Nasuh Mahruki tutuklandı! 15 Temmuz paylaşımı sonrası gözaltına alınmıştı - Internet Haber

‘BU İDDİANAMEDE TARİF EDİLEN KİŞİ BEN DEĞİLİM’

Profesyonel dağcılık kariyerini ve AKUT bünyesinde yaptığı çalışmaları anlatan Mahruki, Türkiye’de ve yurt dışında gerçekleştirilen arama kurtarma faaliyetlerini hatırlattı. Everest’e çıkan ilk Türk ve ilk Müslüman dağcı olduğunu belirten Mahruki, yedi kıtanın zirvesine Türk bayrağı diktiğini söyledi.

Eski Başbakan Bülent Ecevit, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda isimden çalışmaları nedeniyle takdir gördüğünü anlatan Mahruki, AKUT’un Yunanistan, Hindistan, Pakistan, Nepal, Mozambik, Haiti ve Tayvan dahil farklı ülkelerde arama kurtarma çalışmalarına katıldığını söyledi.

Mahruki, savunmasını şöyle tamamladı:

“Bunca yıldan sonra bana ‘Sen halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettin’ denmesini kabul etmiyorum. Dolayısıyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçlamasını şiddetle reddediyorum. Ben öyle bir insan değilim. Burada tarif edilen kişi ben değilim. Ben, size biraz önce anlattığım kişiyim.”

Mahruki’nin avukatı Uğur Poyraz’ın savunması sırasında izleyici bölümünden sık sık alkış sesleri yükseldi.

SAVCI CEZALANDIRILMASINI TALEP ETTİ

Mahruki ve avukatlarının savunmalarının ardından mütalaasını açıklayan savcı, suçlamaya konu paylaşımda “oyun” ve “tiyatro” ifadelerinin bulunmadığı yönündeki savunmaya katıldığını söyledi. Savcı buna karşın, paylaşımın içeriği itibarıyla Mahruki’ye atılı suçun unsurlarının oluştuğu kanaatinde olduğunu belirterek cezalandırılmasını talep etti.

Savcı, “Herhangi bir ‘oyun’ ve ‘tiyatro’ hususu yok. O husustaki görüşlerinize katılıyorum. Fakat paylaşımdaki tespit yönünden atılı suçun oluştuğu kanaatindeyim” dedi.

Mahruki’nin avukatlarının, suçun hangi ifadeler nedeniyle oluştuğunun açıklanmasını istemesi üzerine savcı, ayrıntılı değerlendirmesini mütalaasında açıkladığını belirterek, “İddia makamı olarak atılı suçun unsurlarının oluştuğu kanaatindeyim. Sadece ‘tiyatro’ ve ‘oyun’ hususundaki görüşlerinize katılıyorum” ifadelerini kullandı.

Savcı, Mahruki’nin TCK’nin 216 ve 218’inci maddeleri uyarınca cezalandırılmasını ve tutukluluk halinin devam etmesini talep etti.

MAHRUKİ HAKKINDA CEZA İLE TAHLİYE KARARI

Hakim, değerlendirme yapmak üzere duruşmaya ara verdi.

Aranın ardından kararını açıklayan hakim, Mahruki’yi “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmettiğini ve tahliyesine karar verdiğini duyurdu. (ANKA)

  •  

Ankara Valiliği’nden kritik yağış uyarısı!

Ankara Valiliği tarafından yapılan açıklamada, Meteoroloji Genel Müdürlüğü Analiz ve Tahmin Merkezi’nden alınan son verilere göre, 17 Eylül Perşembe günü sabah saatlerinden sonra Ankara çevrelerinde yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış beklendiği bildirildi.

Açıklamada, yağışlarla birlikte sel, su baskını, yıldırım, dolu, kuvvetli rüzgar ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.

  •  

Bulgaristan ile yeni gümrük kapısı için mutabakata varıldı

Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye ile Bulgaristan arasında Kapıkule ve Kapitan Andreevo gümrük kapılarındaki yoğunluğun azaltılması amacıyla açılması planlanan yeni gümrük kapısına ilişkin çalışmalar kapsamında, 10 Eylül’de Edirne’nin Kapıkule bölgesinde toplantı düzenlendi.

Toplantıya, Ticaret Bakan Yardımcısı Sezai Uçarmak başkanlığındaki Türkiye heyeti ile Bulgaristan İçişleri Bakanı Ivan Demerdzhiev başkanlığındaki Bulgaristan heyeti ve Bulgaristan Ulusal Gümrükler Ajansı Başkanı Nikolay Shushkov katıldı.

Toplantıda, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerinin olumlu seyrinden duyulan memnuniyet dile getirildi. Kapıkule/Kapitan Andreevo-Kuzey Gümrük Kapısı Projesi’nin hızla hayata geçirilmesi amacıyla gerekli hukuki ve teknik altyapı çalışmalarının koordineli şekilde yürütülmesi konusunda mutabakata varıldı.

Türkiye ile Bulgaristan’ın Kalkınma Yolu ve Orta Koridor üzerindeki stratejik konumlarına dikkatin çekildiği toplantıda, açılması planlanan yeni gümrük kapısının bölgesel bağlantısallığı güçlendireceği ve iki ülke arasındaki iş birliğini daha ileri bir seviyeye taşıyacağı değerlendirildi.

Toplantının ardından Uçarmak, Demerdzhiev ve Shushkov, beraberlerindeki heyetlerle yeni gümrük kapısının inşa edileceği alanda incelemelerde bulundu. Heyetler, gümrük kapısının inşası için yapılması gereken çalışmaları değerlendirdi.

  •  

‘Hakaret’ davası: İmamoğlu 2 yıl 1 ay hapis cezası aldı

Ekrem İmamoğlu’nun, 2023 yılında yapılan bir törende eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya yönelik sözleri nedeniyle “hakaret” suçundan yargılanıp iki kez beraat ettiği davanın ikinci duruşması, Silivri’de bulunan 6 no’lu duruşma salonunda görüldü.

İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarının ardından Şadi Yazıcı’nın avukatı söz aldı. Yazıcı’nın avukatı, müvekkilinin şikayetinin devam ettiğini söyledi.

İMAMOĞLU: NE BÖYLE BİR MÜTALAA OLUR NE BÖYLE BİR İDDİANAME

Duruşma savcısı, İmamoğlu’nun 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Mütalaaya karşı beyanda bulunan İmamoğlu, “Ne böyle bir mütalaa olur ne böyle bir iddianame olur. Bu mahkemenin bile burada kurulu olması skandaldır. Bu mütalaa da mesnetsizdir. Türk yargısı adına hakim konumundasınız ve Türk milleti adına karar vereceksiniz. Dilerim ve umarım ki bu kararı verebilirsiniz” dedi.

SALONDAN GÖTÜRÜLDÜ

İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi, İmamoğlu’nu “kamu görevlisine hakaret” suçundan 2 yıl 1 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdi. İmamoğlu, kararın açıklanmasının ardından karara tepki göstererek, “Benim adıma karar verecek hiçbir mahkeme yoktur. Yere düşen Türk yargısına sağlam bir tekme vurmuştur. Hakimler yok hükmündedir” dedi.

İmamoğlu, sözlerinin ardından zor kullanılarak salondan götürüldü.

‘UMARIM YARGITAY BU HUKUKA AYKIRI KARARI DÜZELTİR’

Kararın ardından ANKA Haber Ajansı’na açıklama yapan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, şunları söyledi:

“Aslında çok fazla söyleyecek bir şey yok. Daha önce iki kez beraat kararı verilen bir yargılama sürecinden geçtik. Beraat kararı, bize göre usule uygun olmayan bir şekilde bozuldu ve dosya yeniden buraya gönderildi. Duruşmalarda da bunu dile getirdik. Hâkim değişikliğinin ardından böyle bir karar çıktı.

Bir hukukçu olarak bu kararı doğru bulmuyorum. Hiçbir hukukçunun doğru bulacağını ve vicdanına sığdırabileceğini de düşünmüyorum. Kararı hukuka aykırı görüyoruz. Gerekli yasal başvuruları yapacağız ancak bugün yaşanmaması gereken bir gün yaşadık.

Hâkim değişikliğinin kararda etkili olup olmadığını kamuoyunun takdirine bırakıyorum ancak olağan bir süreç yaşanmadığını elbette değerlendirmek durumundayız. Hâkim hanım, duruşma salonundan çıkarken siyasi yasak uyguladığını söyledi. Ancak istinaf ve temyiz süreçleri tamamlanana kadar bu kararın herhangi bir hukuki sonucu olmayacaktır. Umarım istinaf ve Yargıtay bu hukuka aykırı kararı düzeltir; böylece Türk yargısı adına büyük ve tarihî bir yanlıştan dönülmüş olur.”

  •  

Tunç Soyer hakkında iddianame: Avukatlarından tahliye talebi

Tutuklu eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in avukatları Murat Aydın, İsmet Köymen ve Defne Soyer, bugün Tunç Soyer hakkında hazırlanan iddianamenin mahkemeye sunulmasının ardından yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, iddianamede Soyer hakkında bir paragraflık bölüm bulunduğu belirtilerek, Soyer’in kooperatifleşmeye yönelik açıklamalarının, kooperatiflerde işlendiği iddia edilen zimmet suçuna yardım kapsamında değerlendirildiği aktarıldı. Avukatlar, suçlamaların hukuka aykırı olduğunu savunarak, Soyer’in tahliyesini talep etti.

Açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Tunç Soyer 1 Temmuz 2025 tarihinde tutuklanmıştı. Tutukluluk kararı ve hakkındaki suçların tümünün haksız ve hukuk dışı olduğu açıkça ortaya çıkınca Sayın Soyer için tahliye kararı verildi. Ancak özgürlüğüne kavuşmasını engellemek için aynı iddiaları başka bir niteleme ile yeniden soruşturma konusu yaptılar ve 30 Aralık 2025 tarihinde Tunç Başkan yedek tutuklama olarak yeniden tutuklandı. Ardından aynı dosyadan ayrılan başka bir dosyayla yedeğin yedeği tutuklama yapıldı. 30 Aralık 2025 tarihinden bu yana yapılan tüm araştırmalar, dosyaya giren tüm belgeler Sayın Soyer’in suçsuzluğunu, masumiyetini tekrar tekrar kanıtladı. Buna rağmen aylardır iddianame yazılmadı.

Nihayet bugün savcılık makamı iddianamesini düzenledi ve mahkemeye sundu. Bugün mahkemeye sunulan iddianame yapılan haksızlığın açıkça kabulüdür. İddianamede, Tunç Soyer hakkında sadece bir paragraf bulunmaktadır. 11 satırlık bu paragrafta Tunç Soyer’in tüm İzmir’e ‘kooperatifleşin, güvenli konutlarda yaşayın’ demesi; kooperatiflerde iddia edilen zimmet suçuna yardım olarak değerlendirilmiştir. Bu iddianamedeki iddiaların da önceki iddialar gibi maddi gerçeği yansıtmadığı, hukuka aykırı olduğu apaçık ortadadır. Bu nedenle artık bu haksız tutukluluğa son verilmesini talep ediyoruz.”

  •  

‘Rüşvet’ davası: Ayhan Bora Kaplan ve 4 polis beraat etti

Ayhan Bora Kaplan davası kapsamında rüşvet ve mal varlığı bildirilmesi kanununa muhalefet suçlarından yargılnan dört polis hakkında beraat kararı verildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nden sorumlu eski İl Emniyet Müdür Yardımcısı A.A., eski Asayiş Şube Müdürü O.Ö., Başkomiser E.K. ve polis memuru S.C.‘nin hesaplarına yüksek tutarlarda para yatırıldığı iddiasıyla Temmuz 2024’te soruşturma başlattı.

Soruşturma sonunda Ayhan Bora Kaplan ile 4 polis hakkında ‘Rüşvet’ ve ‘Mal Varlığı Bildirilmesi Kanunu’na muhalefet’ suçlarından iddianame düzenlenerek dava açıldı.

SAVCIDAN BERAAT TALEBİ

DHA’nın haberine göre sanıkların Ankara 33’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya tutuksuz sanıklar S.C., E.K., A.A. ve O.Ö. ile suç örgütü davası kapsamında tutuklu bulunan Ayhan Bora Kaplan ve taraf avukatları katıldı.

Esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine ilişkin kesin ve yeterli delil bulunmadığını belirterek, tüm sanıkların beraatına karar verilmesini talep etti. Sanıklar, mütalaaya katıldıklarını söyleyerek beraatlarını istedi.

Sanık ve avukatlarının beyanlarının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Ayhan Bora Kaplan ve diğer 4 sanığın üzerlerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatına karar verdi.

  •  

İngiltere, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinde üretilen mallara ticaret yasağı getirecek

İngiltere’de yeni hükümetin İsrail politikasını şekillendirme girişimleri kapsamında, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinde üretilen malların ülkeye girişine yönelik ticaret yasağı uygulanacağı belirtildi.

Emeklilik Bakanı Pat McFadden, İngiltere merkezli radyo kanalı Times Radio’ya yaptığı açıklamada, ticaret yasağının nasıl uygulanacağına ilişkin ayrıntı vermedi. McFadden, “Dışişleri Bakanı bugün Parlamento’ya açıklama yapacak” dedi.

İngiliz hükümetinin kararında, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini genişletmesinin etkili olduğu belirtildi. McFadden, “Bu tehlikenin daha acil hale gelmesinin nedeni, son haftalarda ve aylarda yerleşim faaliyetlerinin genişlemesidir” ifadelerini kullandı.

‘İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM RİSK ALTINDA’

Dışişleri Bakanı Miliband, geçen hafta yaptığı açıklamada, İsrail’in Batı Şeria’daki E1 yerleşim projesinin, Filistinlilerin gelecekte kuracakları devlet için talep ettiği toprakları böleceğini ve iki devletli çözümü riske atacağını belirtmişti.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham da dün ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde “iki devletli çözümün önemini” vurguladı. İngiliz hükümetinin yeni ticaret kısıtlamasının, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerine karşı atılan adımlardan biri olması bekleniyor.

Birleşmiş Milletler (BM) kurumları ve İngiltere dahil çok sayıda ülke, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuk kapsamında yasa dışı kabul ediyor ve bölgeyi İsrail’in askeri işgali altındaki Filistin toprağı olarak değerlendiriyor.

İsrail ise Batı Şeria’nın işgal altında değil, statüsü tartışmalı bir bölge olduğunu savunuyor ve Yahudilerin söz konusu topraklar üzerinde tarihsel hakka sahip olduğunu ileri sürüyor.

İsrail Başbakanlık Ofisi ve İsrail Dışişleri Bakanlığı, İngiltere’nin ticaret yasağı kararına ilişkin henüz açıklama yapmadı. (ANKA)

  •  

DEM Partili Selçuk Mızraklı tahliye edildi

Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, yaklaşık yedi yıldır bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden ceza süresinin tamamlanmasının ardından tahliye edildi.

Ailesi ve yakınları ve DEM Partililerin karşıladığı Mızraklı, cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş’a da değindi. Mızraklı, “Eğer ben bugün burada, bu kapının önündeysem asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş’tır. Ve eğer ben bugün bu kapının önündeysem, ben çok kısa zamanda bu kapının önüne tekrar geri dönmek istiyorum. İçeriye girmekten korkum yok. İçeriye girmek için değil, oradaki yoldaşlarımızı, oradaki Selahattin Başkan’ımızı almak için buraya gelmek istiyorum” diye konuştu.

Mızraklı şunları söyledi:

“Yani bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor ve ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını atarlar. Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, enformasyonun çoğaltılması gerekiyor”

  •  

Lavrov: ABD Başkanı Trump’ın Ukrayna planları Avrupa ülkelerini ölümüne korkuttu

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rus medyasına verdiği bir röportajda, Avrupa ülkelerini, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna savaşına ilişkin girişimlerini sabote etmeye çalışmakla suçladı. Lavrov, Avrupa ülkelerinin, Trump’ın geçen yıl Alaska’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştüğü önerilere geri dönmesini engellemeye çalıştığını ileri sürde. Lavrov ayrıca, iki lider arasında bu yıl 4 Temmuz’da yapılan telefon görüşmesine işaret etti. Lavrov, “Avrupa, Amerikalıların birdenbire Alaska’daki görüşmelerde gündeme gelen ilk önerilerine dönmesinden ölümüne korktu” dedi ve Avrupalı liderlerin bu nedenle Trump’ı Ukrayna’ya ilişkin girişimlerinden vazgeçirmeye çalıştığını savundu.

Lavrov, “Batı diplomasisi makul, dengeli ve uzlaşmaya dayalı girişimlerde bulunan ülkeleri engellemekten ibaretse, öyle olsun” ifadesini kullandı. Rusya’nın hedeflerine müzakere masasında ulaşmayı tercih ettiğini söyleyen Lavrov, bunun mümkün olmaması halinde hedeflerin “savaş alanında” gerçekleştirileceğini kaydetti.

ABD’DEN YENİ DİPLOMASİ GİRİŞİMİ

Lavrov’un açıklamaları, Beyaz Saray yönetiminin Ukrayna savaşına ilişkin diplomatik süreci yeniden canlandırma girişimlerinin başladığı bir dönemde geldi. ABD Başkanı Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner, haftasonu Moskova’da Putin ile üç saatten uzun süren bir görüşme gerçekleştirdi. İki temsilci Moskova’nın ardından Kiev’e geçti.

Beyaz Saray, görüşmelerde savaşın sona erdirilmesine yönelik “sonraki adımlar için somut planların” ele alındığını açıkladı. Kremlin danışmanı Yuri Uşakov ise görüşmenin “son derece açık sözlü” geçtiğini ve ABD’li temsilcilerin olası bir anlaşmaya ilişkin çeşitli fikirler sunduğunu belirtti. Lavrov ise Kiev ve Batılı ülkelerin diplomasiye ilişkin açıklamalarının büyük bölümünün çatışmalara yeni bir ara verilmesini sağlayarak Ukrayna’ya yeniden silahlanması ve güçlerini toparlaması için zaman kazandırmayı amaçladığını öne sürdü.

Mevcut durumda yapıcı barış görüşmelerinin bulunmadığını savunan Lavrov, “Diplomatik cephede hiçbir şey olmuyor” dedi. Lavrov, gelişmelerin “gerçek cephede” yaşandığını ve Rus güçlerinin burada ilerlediğini ifade etti.

UKRAYNA’YA MİSİLLEME MESAJI

Lavrov, Ukrayna’nın Rusya’daki sivil altyapıya yönelik saldırılarına karşı Moskova’nın misilleme tehdidini hayata geçireceğini de söyledi. Rusya’nın daha önce bu tür saldırılara Ukrayna açısından “çok daha ağır” bir karşılık verileceği uyarısında bulunduğunu hatırlatan Lavrov, “Şimdi olan da bu” ifadelerini kullandı.

İngiltere’nin Ukrayna’ya savaşın sonuna kadar destek verme taahhüdünü de eleştiren Lavrov, “İngiltere adına üzülüyorum” diyerek, söz konusu sonun “mutlu olmayacağını” söyledi. Avrupa ülkelerinin Rusya ile gelecekte yaşanabilecek olası bir çatışmaya yönelik hazırlıklarına da değinen Lavrov, Putin’in Rusya’nın Avrupa’ya saldırma niyetinin bulunmadığı yönündeki açıklamasını yineledi. Lavrov, Avrupa ülkelerinin Rusya’ya saldırması halinde ise bunun “temelden farklı bir savaş” olacağını ve “çok kısa” süreceğini ileri sürdü.

  •  

Diyarbakır’da korucunun şüpheli ölümü… Valilikten açıklama geldi!

Kulp ilçe Turgut Özal mahallesinde bir kişinin cansız bedeninin istinat duvarına asılı olduğunu gören çevredekiler sağlık ekiplerini ihbarda bulundu. Ekipler yaptıkları incelemede cesedin, güvenlik korucusu Mehmet Sevinç’e ait olduğunu tespit etti.

Diyarbakır Valiliği’nce olaya ilişkin yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“İlimiz Kulp ilçesi, Turgut Özal Mahallesinde bir alanda 7 Eylül 2026 tarihinde sabah saatlerinde bulunan erkek cesediyle ilgili olarak, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi maksadıyla aşağıdaki açıklamanın yapılması zaruri görülmüştür. Kolluk birimlerimizce yapılan çalışma neticesinde; bulunan cesedin Güvenlik Korucusu Mehmet Sevinç adlı kişiye ait olduğu, vücudunda ateşli silah ya da kesici aletle yaralanma izine rastlanmadığı, olayın meydana geldiği bölgedeki kameralarda yapılan incelemede şüpheli bir durumun tespit edilmediği, kişinin cep telefonunda yapılan araştırmada şüpheli olarak değerlendirilebilecek herhangi bir arama, aranma veya mesajlaşmaya rastlanılmadığı, Adli Tıp Kurumunda yapılan otopsi işlemi sonucunda hazırlanan ön raporda ölümün intihara bağlı olarak gerçekleştiği şeklinde uzman görüşü bulunduğu anlaşılmıştır. Netice olarak, olay yerindeki mevcut bulgular, kamera çalışmaları, tanık araştırmaları, cep telefonu incelemesi ve ön otopsi raporu birlikte değerlendirildiğinde adı geçen şahsın intihar etmiş olabileceğinin kuvvetle muhtemel olduğu değerlendirilmekte olup, detaylı adli soruşturma halen devam etmektedir.”

  •  

Husiler, Suudi Arabistan’daki enerji tesislerini vurdu

Yemenli Husilerin Suudi Arabistan’ın güneyindeki kentlere düzenlediği operasyonlarda hedef alınan bazı enerji tesislerinde faaliyetler durduruldu.

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, düzenlenen misillemeler nedeniyle bazı enerji tesislerinde yangın çıktığını bildirdi. İtfaiye ve diğer acil müdahale ekiplerinin yangınları kontrol altına almak ve hasarı tespit etmek üzere bölgelere sevk edildiği belirtildi.

Yemen’de Husilere karşı oluşturulmuş Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon daha önce yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerine yönelik Husi misillemelerinde en az 73 kişinin yaralandığını duyurdu.

Koalisyon Sözcüsü Albay Turki el-Maliki, yaşananları “tehlikeli” bir tırmanış olarak nitelendirerek karşılık verileceği tehdidinde bulundu. Maliki, “Koalisyon, bu terörist milisleri caydırmak ve düşmanca yaklaşımına kararlılıkla karşı koymak için gerekli tüm operasyonel önlemleri alacaktır” dedi.

Yemen’in kuzeyinin büyük bölümünü ve ülkenin en kalabalık bölgelerini kontrol eden Husiler, temmuz ayında Suudi Arabistan’a karşı deniz ablukası ilan etmelerinin ardından ülkeye yönelik opreasyonlarını artırmış, Kızıldeniz’de Suudi gemilerini de hedef almaya başlamıştı.

Misillemelerden etkilenen enerji tesislerinin hangileri olduğu resmi açıklamada belirtilmedi. ABD merkezli Financial Times ise Suudi Arabistan’ın devlet kontrolündeki petrol şirketi Saudi Aramco’nun Cizan’daki petrol tesislerinin dün vurulduğunu bildirdi. Bölgede Aramco’nun günlük 400 bin varil işleme kapasitesine sahip Cizan rafinerisi bulunuyor.

  •  

Mustafa Köse’nin ‘İmralı’ya nasıl sızdık?’ başlıklı köşe yazısına erişim engeli!

VERYANSIN TV

Veryansın Tv yazarı emekli tuğgeneral Mustafa Köse, 12 Ağustos’ta kaleme aldığı köşe yazısında PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın tutulduğu İmralı Adası’nın güvenliğine yönelik geçmişte gerçekleştirildiğini aktardığı kontrollü bir güvenlik tatbikatını kaleme almıştı.

Köse, yazısında adanın güvenlik sisteminin gerçekçi şartlarda test edildiğini belirtmişti.

Söz konusu yazı, Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 4 Eylül 2026 tarihli kararı doğrultusunda erişime engellendi.

Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından Veryansın Tv’ye gerekçesiz olarak gönderilen bildirimde, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8/A maddesine atıf yapıldı.

Bildirimde, “ilgili internet içeriğinin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesine karar verildiği belirtilerek kararın en geç dört saat içerisinde uygulanması” istendi.

MUSTAFA KÖSE NE YAZMIŞTI?

Mustafa Köse’nin ‘İmralı’ya nasıl sızdık?’ başlıklı köşe yazısını aynen aktarıyoruz:

“Mustafa Köse yazdı…

Bu yazı, bir sızma yöntemini anlatmak için değil; bir güvenlik testinin devlete, askere ve güvenlik kültürüne neler öğrettiğini ortaya koymak için kaleme alınmıştır.

BİR GÜVENLİK TESTİ

Her şey, komutanın beni yanına çağırmasıyla başladı.

Yüzünde sıradan bir mesai yorgunluğundan ziyade büyük bir sorumluluğun insana yüklediği o ağır dikkat vardı. Devletin en hassas noktalarından birinin güvenliğinden sorumlu olmanın ne demek olduğunu bilenler, bu bakışı tanır.

Komutan, adanın güvenliğiyle ilgili bazı endişelerini dile getirdi. Alınan tedbirlerin, görev yapan personelin dikkatinin ve güvenlik sisteminin bütün olarak gerçek bir tehdit karşısında ne ölçüde etkili olabileceğini merak ediyordu.

“Birileri adaya sızmak istese, bunu zamanında fark edebilir miyiz?” diye sordu.

Bu soru askerî bir merakın çok ötesindeydi. Bana göre devlet ciddiyetinin de bir gereğiydi. Çünkü güvenlik, raporlarda yazan tedbirlerin yanında, o tedbirlerin gerçek hayatın şartları karşısında nasıl işlediğiyle ölçülür.

Ben de kendisine, bunun yalnızca masa başında tartışılarak tam anlamıyla anlaşılamayacağını söyledim.

“Komutanım,” dedim, “bunu ancak gerçekçi şartlarda yapılacak kontrollü bir tatbikatla sınayabiliriz.”

Önce durdu. Sonra daha dikkatli bakmaya başladı.

“Nasıl yani?” dedi.

Önerim, güvenlik düzeninin önceden belirlenmiş emniyet esasları çerçevesinde ve mümkün olduğunca gerçekçi şartlarda sınanmasıydı. Amacımız kimseyi küçük düşürmek, herhangi bir personeli başarısız göstermek veya sonucu önceden belli bir gösteri yapmak değildi. Esas maksadımız, sistemin güçlü yönlerini ve geliştirilmesi gereken taraflarını, gerçek bir tehditle karşılaşmadan önce görebilmekti.

Komutanın en büyük kaygısı personel güvenliğiydi. Gerçekçi bir tatbikatla kontrolsüz risk arasındaki çizginin çok dikkatli korunması gerekiyordu. Bu nedenle faaliyetin genel çerçevesi, emniyet esasları ve görev sınırları önceden belirlendi.

Bu bir sızma harekâtından çok bir güvenlik testiydi.

Hazırlıklarımızı tamamladık ve uygun şartları beklemeye başladık.

FIRTINAYI BEKLEMEK

Bazı askerî faaliyetlerde asıl mevzu, planı hazırlamakla beraber planın hangi şartlarda sınanacağını da doğru belirlemektir. Biz de güvenlik sisteminin ideal şartlardan çok, zorlayıcı şartlar altında nasıl işleyeceğini görmek istiyorduk. Bu nedenle faaliyetin gerçekçi olmasını sağlayacak bir zamanı bekledik.

Marmara o gece biraz farklıydı. Karanlıkta kabaran dalgalar insanı ürkütüyor ve denizin gücünü bir kez daha hatırlatıyordu. Dalgaların taşıdığı su zaman zaman üzerimize geliyor; denizin nispeten ılık suyu ense ve yakalarımızdan içeri süzüldükten birkaç saniye sonra gece ayazıyla birleşerek bedenimizde soğuk bir ürpertiye dönüşüyordu.

Böyle anlarda insan fazla konuşmaz.

Motorun uğultusu, botun gövdesine vuran dalgalar ve yanınızdaki arkadaşınızın karanlıkta seçilen silueti zaten yeterince şey anlatır.

O gece bizim için asıl amaç belirli bir noktaya ulaşmaktan çok güvenlik sisteminin gerçek hayatın değişken şartları altında nasıl davrandığını görebilmekti.

Faaliyet planlanan çerçevede başladı.

Görevlendirilen personel, kendilerine verilen görevleri yerine getirmek üzere harekete geçti. Biz de faaliyetin diğer safhalarını yürüttük.

Barınağa geldikten sonra Ada Komutanı’na faaliyetin başladığı bilgisini verdim.

Artık yapılacak şey, güvenlik sisteminin nasıl tepki vereceğini dikkatle gözlemlemekti.

ADANIN İÇİNDEKİ GÖLGE

Tatbikat devam ederken bizim açımızdan en önemli konu, belirli kişileri veya belirli bir güvenlik unsurunu “geçmek” olmadı.

Bir güvenlik sistemi tek bir nöbetçiden, tek bir teknik cihazdan veya tek bir tedbirden oluşmaz. İnsan, teknoloji, prosedür, koordinasyon ve görev disiplini birlikte çalışır. Bizim istediğimiz husus, sistemin güçlü yönlerini ve geliştirilmesi gereken taraflarını birinci elden görebilmekti.

Faaliyete katılan personel, askerî eğitimin sınırlarını zorlayan bir operasyonel ruhla hareket etti. Fırtınalı denizin ve çetin arazi şartlarının yarattığı fiziki baskı altında; her bir sızma ve ilerleme safhası, gerçek bir muharebe ortamının aksiyonu ve gerilimiyle icra edildi. Personelimiz, aldığı yüksek eğitimin, görev bilincinin ve askerî disiplinin gereğini azami gayret göstererek sahaya yansıttı. Tatbikat sonunda bazı tedbirlerin beklediğimiz gibi etkili olduğu, bazı hususların ise yeniden değerlendirilmesinin faydalı olacağı görüldü.

Burada özellikle altını çizmek isterim: Bu tatbikatta güvenlik sistemini başarısız ilan etme amacı gütmedik. Tam tersine, onu daha güçlü hâle getirmekti hedefimiz.

Çünkü güvenliğin en tehlikeli düşmanlarından biri, eksik tedbirin yanı sıra aşırı özgüvendir.

“Buradan kimse geçemez.”

Bu cümle, askerlik hayatım boyunca en fazla çekindiğim cümlelerden biri oldu.

Çünkü bir sistemin kusursuz olduğuna inanmaya başladığınız anda artık zayıf ihtimali aramazsınız. Oysa güvenlik, tam da o zayıf ihtimali aramakla başlar.

Tatbikat tamamlandığında elde edilen sonuçlar, dönemin ilgili makamları tarafından titizlikle değerlendirildi. Bu testten çıkarılan dersler ışığında ilave tedbirler süratle uygulamaya konuldu; adanın güvenlik sistemi o günün şartları içinde daha bütünlüklü, daha disiplinli ve daha dirençli bir yapıya kavuşturuldu. Böylece icra edilen tatbikatın maksadına ulaştığı, güvenlik sisteminin yalnızca kâğıt üzerinde değil, gerçekçi şartlarda da sınanarak güçlendirildiği görüldü. Benim için asıl önemli olan da buydu: Sistemin gerçekçi şartlarda denenmesi, geliştirilmesi gereken hususların görülmesi ve sorumluluk bilinciyle daha sağlam bir güvenlik anlayışının inşa edilmesiydi.

Bir sistemi sınamak, ona güvensizlik göstermek olarak algılanmamalı. Onu daha güçlü hâle getirmek için sorumluluk almak olarak değerlendirilmeli. Zira askerlikte sıkça kullanılan bir parola vardır; “İtimat, kontrole mâni değildir.”

ASIL TEHLİKE NEREDEN GELEBİLİRDİ?

Tatbikattan bir süre sonra Jandarma Genel Komutanlığı’ndan bir denetleme heyeti adaya geldi. Toplantıda farklı görev unsurları kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili değerlendirmelerini yaptı.

Sıra bana geldiğinde, daha önce gerçekleştirdiğimiz güvenlik tatbikat ve değerlendirmelerinden söz ettim. Fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim husus, alışılmış tehditlerden fazlasıydı.

Bana göre güvenlikte en büyük hatalardan biri, geçmişte karşılaşılan tehdidin gelecekte de mutlaka aynı biçimde ortaya çıkacağını varsaymaktı.

İnsan zihni sürekli gördüğü şeye zamanla alışıyor. Zira bir görüntü ne kadar sıradanlaşırsa, insanın dikkatinde o kadar görünmez hâle gelebiliyordu.

Ben de heyete, İmralı’nın güvenliğinde yalnızca en muhtemel görülen klasik senaryoların değil, alışılmışın dışında kalan ihtimallerin de düşünülmesi gerektiğini ifade ettim. Hava kaynaklı tehditlerin de bu değerlendirmelerin dışında bırakılmaması gerektiğini söyledim.

Benim düşüncem, belirli bir saldırının gerçekleşebilme ihtimalini ortaya koymaktı.

Söylediğim şey şuydu:

Bir ihtimal düşük olabilir; fakat gerçekleştiğinde doğuracağı sonuç ağırsa, o ihtimali hiç düşünmemek daha büyük bir hata olabilir.

Heyet başkanı söylediklerimin not edilmesini istedi.

Toplantı sona erdi.

Ardından Ada Komutanı beni yanına çağırdı.

Yüzünde hem sitem hem de hafif bir kızgınlık vardı.

“Sen nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri?” dedi. “Şimdi başımıza bir de hava savunma sistemi, onun personeli, onun bakımı çıkacak.”

Onun açısından bakıldığında söylediklerinde bir mantık vardı. Yeni bir tedbir, yeni personel, yeni eğitim, yeni sorumluluk demekti.

Fakat benim baktığım yer biraz farklıydı. Bir tedbiri almanın zor veya külfetli olması, o ihtimali düşünmemek için yeterli bir gerekçe olmamalıydı. Benim görevim, gördüğüm riski söylemekti. Karar vermek ise yetkili makamların işiydi.

Aradan çok zaman geçmedi. Bir gün odamda kendi işlerimle meşgulken Ada Komutanı’nın habercisi aradı.

“Komutanım, Ada Komutanı sizi acele çağırıyor.”

Hemen yanına gittim.

Odaya girdiğimde televizyon açıktı. Ekranda New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne yönelik saldırıların görüntüleri vardı. Ada Komutanı bir süre ekrana baktı. Sonra bana döndü.

“Senin söylediğin şeyi yapmışlar,” dedi.

Bir an durdu.

Sonra cümlesini tamamladı:

“Ama burada değil, Amerika’da…”

Ben de ister istemez gülümsedim.

“Vallahi bizimle bir ilgisi yok komutanım,” dedim.

O gün 11 Eylül 2001’di.

Elbette benim İmralı açısından düşündüğüm ihtimalle Amerika’da yaşanan saldırıların ölçeği, yöntemi ve şartları birbirinden bütünüyle farklıydı. Ben 11 Eylül’ü öngördüğümü de hiçbir zaman iddia etmedim. Fakat o gün televizyondaki görüntülere bakarken bir kez daha şunu düşündüm:

İnsanların gerçekleşmesini çok uzak, hatta imkânsız gördüğü hadiseler de bir gün gerçeğe dönüşebiliyordu.

GÜVENLİK, UYKUSU KAÇANLARIN İŞİDİR

Bu hatırayı yıllar sonra anlatırken maksadım bir kahramanlık menkıbesi yazmak değil elbette.

Niyetim, güvenliğin ne olduğunu hatırlatmak. Güvenlik yalnızca duvar örmek, nöbetçi koymak veya teknik sistemler kurmak olamaz. Güvenlik, bütün bunların ötesinde bir zihniyet meselesidir. Gerçek güvenlik, “Bize bir şey olmaz.” rahatlığındansa, “Ya olursa?” sorusunu sormaktan vazgeçmeyen insanların dikkatiyle ayakta kalır.

Bir ülkenin en hassas noktalarını koruyanlar, mevcut tehditlerin yanı sıra, henüz gerçekleşmemiş ihtimallere de bakmak zorundadır. Bazen bu bakış rahatsız eder.

Bazen “Abartıyorsun,” derler.

Bazen “Başımıza iş çıkarıyorsun,” diye sitem ederler.

Fakat askerî akıl ve öngörü, felaket gerçekleşmeden önce ihtimalleri düşünmek için vardır.

İmralı’ya gerçekten sızdık mı?

Evet.

Ama bunu bir düşman gibi zarar vermek için değil, başkaları yapamasın diye kendi güvenlik sistemimizi kontrollü şartlarda sınamak için yaptık.

Tatbikatın yöntem, güzergâh ve teknik ayrıntılarının bu yazı bakımından bir önemi yok. Benim için asıl önemli olan, o faaliyetten geriye kalan derstir:

Kendi sisteminize inanabilirsiniz. Ama onu kusursuz sanmamalısınız.

Çünkü devlet ciddiyeti güçlü olmanın ve güçlü görünmenin ötesinde kendi zayıf ihtimalini arayacak kadar cesur, gördüğü eksikliği sorgulayacak kadar dürüst ve gerçek bir tehditle karşılaşmadan önce kendisini sınayacak kadar sorumlu olabilmektir.

İmralı’daki o geceden bana kalan soru da yıllar boyunca değişmedi:

Ya olursa?”

İLK AÇIKLAMASINI YAPTI

Yazısına erişim engeli getirilen Köse, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“BUYURUN SİZE “DEMOKRATİK CUMHURİYET”! Türk bayrağına hakaret serbest. İstiklâl Marşı’na hakaret serbest. Stat önlerinde Kalaşnikof güzellemesi yapmak serbest. PKK’lı teröristler için taziye çadırı kurmak serbest. Teröristbaşına övgü serbest. Ama 25 yıl önceki bir anımı yazmak YASAK! Nasıl bir hukuk devletiysek…”

BUYURUN SİZE “DEMOKRATİK CUMHURİYET”!

Türk bayrağına hakaret serbest. İstiklâl Marşı’na hakaret serbest. Stat önlerinde Kalaşnikof güzellemesi yapmak serbest. PKK’lı teröristler için taziye çadırı kurmak serbest. Teröristbaşına övgü serbest.

Ama 25 yıl önceki bir anımı yazmak… https://t.co/jyErZ4ZP4z

— Mustafa Köse (@mustafakosemus) September 7, 2026

VERYANSIN TV GYY ERAY ÇELEBİ’DEN TEPKİ

Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi, sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı.

Karara tepki gösteren Çelebi, “Mustafa Köse’nin “İmralı’ya nasıl sızdık?” yazısına erişim engeli getirildi. Şikayetçi kim, gerekçe ne bilmiyoruz! Yazı, Mustafa Köse komutanımızın dediği gibi “bir güvenlik testinin devlete ve askere neler öğrettiğini ortaya koymak için” kaleme alındı ve yayımlandı. İmralı’ya dair hiçbir şey söylenmeyecek mi, anlamadım! Kim rahatsız oldu, anlamadım!” dedi.

Mustafa Köse’nin “İmralı’ya nasıl sızdık?” yazısına erişim engeli getirildi.

Şikayetçi kim, gerekçe ne bilmiyoruz!

Yazı, Mustafa Köse komutanımızın dediği gibi “bir güvenlik testinin devlete ve askere neler öğrettiğini ortaya koymak için” kaleme alındı ve yayımlandı.… https://t.co/nUGDBY9Cy2

— Eray Çelebi (@celebieray) September 7, 2026

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

Melih Gökçek’in oğlu ve gelini adli kontrolle serbest bırakıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddialarına ilişkin Melih Gökçek ve ailesi hakkında re’sen başlattığı soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek, geçen cuma günü şüpheli sıfatıyla ifade vermişti. Bugün ise Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ile gelini Hülya Gökçek, şüpheli sıfatıyla ifade verdi.

Savcılık ifadeleri yaklaşık 5 saat süren Gökçek çifti, yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiriyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Sulh ceza hakimliğinde yaklaşık yarım saat süren sorgunun ardından Ahmet ve Hülya Gökçek, yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Korumalarıyla adliyeden çıkmaya çalışan Ahmet ve Hülya Gökçek, vatandaş girişi yerine protokol kapısından çıkmak istedi ancak bu talep kabul edilmedi. Vatandaş girişinden çıkan Gökçek çifti, gazetecilerin sorularını ise yanıtsız bıraktı. (ANKA)

Melih Gökçek’in oğlu ve gelini adli kontrolle serbest bırakıldı

Eski ABB Başkanı İbrahim Melih Gökçek’in ailesinin Almanya’da kurduğu HAMAG GmbH üzerinden gayrimenkul yatırımları yaptığı ve yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddialarına ilişkin soruşturma… pic.twitter.com/olmOLs7wMR

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 7, 2026

  •  

Adana ve Kayseri sınırındaki yangınların enerjisi düşürüldü, Antalya’da müdahale sürüyor

OGM’den yapılan açıklamada, Karaisalı ile Yahyalı-Feke sınırındaki yangınlarda ekiplerin çalışmalarının devam ettiği belirtildi.

Antalya’nın Aksu ilçesinde orman dışı alanda başlayan yangına da hava ve kara unsurlarıyla müdahalenin sürdüğü bildirildi.

OGM, açık alanlarda ateş yakılmaması ve yangına neden olabilecek davranışlardan kaçınılması çağrısında bulundu. (ANKA)

  •  

Etimesgut Belediye Başkan Yardımcısı Özgüven’e uyuşturucu soruşturması

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Etimesgut Belediyesi Başkan Yardımcısı Taylan Özgüven hakkında uyuşturucu kullanımı iddiasıyla soruşturma açıldı.

Adli Tıp incelemesinde Özgüven’in saç örneğinde sentetik kannabinoid türü 5F-ADB ve MDMB-INACA uyuşturucu maddeleri tespit edildiği bildirildi. (ANKA)

  •  

Okul masrafları cep yakıyor: Dikkat çeken fiyatlar!

Eğitim-İş tarafından 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi öncesinde Ankara’da yapılan piyasa araştırması, öğrencilerin okula başlama maliyetinin geçen yıla göre yüzde 23 ile 29 arasında arttığını ortaya koydu. Araştırmaya göre ulaşım ihtiyacını servisle karşılayan bir ilkokul öğrencisinin başlangıç maliyeti uzun mesafede 77 bin 559 liraya, ortaokul öğrencisinin 78 bin 862 liraya, lise öğrencisinin ise 81 bin 524 liraya ulaştı. Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti ilkokul için 28 bin 113, ortaokul için 29 bin 416, lise öğrencisi için 32 bin 78 lira olarak hesaplandı.

Eğitim-İş, 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi öncesinde Ankara özelinde yaptığı piyasa araştırmasında öğrencilerin okula başlamadan önce karşılaşacağı kırtasiye, giyim ve ulaşım giderleri ile eğitim dönemi boyunca aylık ulaşım ve beslenme maliyetlerini hesapladı. Araştırmada başlangıç harcamalarına dönem içerisinde yapılabilecek ek kırtasiye ve giyim giderlerinin dahil olmadığı belirtildi.

Araştırmada kırtasiye maliyeti ilkokul öğrencileri için 6 bin 363 lira, ortaokul öğrencileri için 7 bin 666 lira, lise öğrencileri için ise 10 bin 328 lira olarak hesaplandı. Giyim giderleri ise tüm eğitim kademeleri için iki takım üniforma, çorap, kışlık ayakkabı, kaban, eşofman ve spor ayakkabı dikkate alınarak 15 bin 900 lira olarak tespit edildi.

Ulaşımda kısa mesafe servis için sezonluk maliyet 42 bin 194 lira, uzun mesafe servis için 55 bin 296 lira olarak hesaplandı. Öğrenci abonmanının sezonluk maliyeti ise 5 bin 850 lira oldu.

SERVİSLİ EĞİTİMDE BAŞLANGIÇ MALİYETİ 81 BİN LİRAYI AŞIYOR

Uzun mesafe servis kullanan öğrenciler için başlangıç maliyeti ilkokulda 77 bin 559, ortaokulda 78 bin 862, lisede 81 bin 524 lira olarak hesaplandı. Kısa mesafe servis kullananlarda bu tutar sırasıyla 64 bin 457, 65 bin 760 ve 68 bin 422 lira oldu.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti ilkokul için 28 bin 113, ortaokul için 29 bin 416, lise için 32 bin 78 lira olarak belirlendi.

Eğitim-İş, ulaşım için araç kullanmayan öğrenciler açısından yalnızca kırtasiye ve giyim giderlerinin dahi ilkokulda 22 bin 566, ortaokulda 23 bin 566, lisede 26 bin 228 liraya ulaştığını bildirdi.

AYLIK MALİYET 9 BİN LİRAYI AŞIYOR

Araştırmada öğrencilerin eğitim dönemi boyunca karşılaşacağı aylık en düşük maliyetler de hesaplandı. Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisinin beslenme ve ulaşım gideri aylık 8 bin 440 lira, ortaokul ve lise öğrencilerinin aylık gideri ise 9 bin 134 lira olarak belirlendi.

Kısa mesafe servis kullananlarda aylık maliyet ilkokul için 6 bin 984 lira, ortaokul ve lise için 7 bin 678 lira oldu. Otobüs abonmanı kullananlarda ise bu tutar ilkokul için 2 bin 946, ortaokul ve lise için 3 bin 640 lira olarak hesaplandı.

İlkokul öğrencileri için aylık beslenme çantası maliyeti 2 bin 296 lira olarak hesaplanırken ortaokul ve lise öğrencilerinde okul kantininde tost, ayran ve su tüketimi üzerinden aylık 2 bin 990 liralık maliyet öngörüldü.

ASGARİ ÜCRETLİNİN BAŞLANGIÇ AÇIĞI 49 BİN 484 LİRAYA ULAŞIYOR

Araştırmada başlangıç ve aylık maliyetler asgari ücret, en düşük kamu emekçisi maaşı ve en düşük emekli aylığıyla karşılaştırıldı.

Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisi için 77 bin 559 liralık başlangıç maliyetine karşılık 28 bin 75 liralık asgari ücret dikkate alındığında aile bütçesinin 49 bin 484 lira açık verdiği hesaplandı. Bu açık ortaokulda 50 bin 787, lisede 53 bin 449 liraya çıktı.

Kısa mesafe servis kullananlarda başlangıç maliyeti ile asgari ücret arasındaki açık ilkokul için 36 bin 382, ortaokul için 37 bin 685, lise için 40 bin 347 lira olarak hesaplandı.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti asgari ücretin ilkokulda 38, ortaokulda 1341, lisede 4 bin 3 lira üzerinde kaldı.

Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisinin aylık 8 bin 440 liralık maliyetinin asgari ücretin yüzde 30,06’sına, ortaokul ve lise öğrencilerinde 9 bin 134 liralık maliyetinin ise asgari ücretin yüzde 32,53’üne denk geldiği belirtildi. Kısa mesafede bu oran ilkokul için yüzde 24,88, ortaokul ve lise için yüzde 27,35 oldu. Abonman kullanımında ise aylık maliyetin asgari ücret içindeki payı ilkokulda yüzde 10,49, ortaokul ve lisede yüzde 12,96 olarak hesaplandı.

EN DÜŞÜK KAMU EMEKÇİSİNİN MAAŞI UZUN MESAFE SERVİS MALİYETİNİ KARŞILAMIYOR

En düşük kamu emekçisi maaşı 70 bin 224 lira üzerinden yapılan hesaplamaya göre uzun mesafe servis kullanan öğrencilerde başlangıç maliyeti ilkokulda maaşın 7 bin 335 lira, ortaokulda 8 bin 638 lira, lisede 11 bin 300 lira üzerinde kaldı.

Kısa mesafe servis kullanımında ise maaş ile başlangıç maliyeti arasındaki fark ilkokulda 5 bin 767, ortaokulda 4 bin 464, lisede bin 802 lira olarak hesaplandı.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde en düşük kamu emekçisi maaşından başlangıç maliyeti çıktıktan sonra ilkokulda 42 bin 111, ortaokulda 40 bin 808, lisede 38 bin 146 lira kalıyor.

EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞIYLA OKULA BAŞLAMAK MÜMKÜN DEĞİL

En düşük emekli maaşı olan 23 bin 552 lira üzerinden yapılan hesaplamada ise uzun mesafe servis kullanan öğrenciler için başlangıç maliyeti ile gelir arasındaki açık ilkokulda 54 bin 7, ortaokulda 55 bin 310, lisede 57 bin 972 lira oldu.

Kısa mesafe servis kullananlarda açık ilkokulda 40 bin 905, ortaokulda 42 bin 208, lisede 44 bin 870 lira olarak hesaplandı.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde de başlangıç maliyeti en düşük emekli maaşının ilkokulda 4 bin 561, ortaokulda 5 bin 864, lisede 8 bin 526 lira üzerinde kaldı.

KIRTASİYEDE ARTIŞ YÜZDE 32’YE ULAŞTI

Eğitim-İş’in araştırmasında kırtasiye harcamaları geçen yıla göre yüzde 27 ile yüzde 32 arasında arttı. Giyim maliyetindeki artış yüzde 15, beslenme çantası maliyetindeki artış ise geçen yılın eylül ayına göre yüzde 19,22 oldu.

Ankara Kantinciler Odası’nın 2026 yılı fiyat tarifesine göre tostun fiyatı 70 liradan 95 liraya yükselirken artış yüzde 35,71 oldu. Karışık tost 90 liradan 120 liraya, Ayvalık tost 110 liradan 150 liraya çıktı. Simit 20 liradan 25 liraya; börek, açma ve poğaça 25 liradan 35 liraya yükseldi.

Kantinde ayranın fiyatı da 15 liradan 20 liraya çıktı. Araştırmada kantin ürünlerindeki artışın ürüne göre yüzde 41’e kadar ulaştığı belirtildi.

Servis ücretlerinin geçen yıla göre yüzde 25,49, öğrenci abonmanının da yüzde 44,44 arttığı kaydedildi.

EĞİTİM-İŞ: EĞİTİM HARCAMALARI AİLELERİ BORÇLANMAYA İTİYOR

Eğitim-İş’in araştırmasında, ağustos ayında açlık sınırının 38 bin 318 liraya, yoksulluk sınırının ise 121 bin 36 liraya ulaştığı; asgari ücretin 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığının 23 bin 552 lira ve en düşük kamu emekçisi maaşının 70 bin 224 lira olduğu belirtildi.

Eğitim-İş, eğitim için yapılması gereken harcamaların tek seferle sınırlı kalmadığına dikkati çekerek, dönem içerisinde beslenme, ulaşım, kırtasiye ve giyim giderlerinin devam ettiğini vurguladı.

Araştırmada, “En temel hakların başında gelen eğitim için büyük maliyetlere katlanmak zorunda kalmak, buna karşın gelirin yetersiz olması toplumu çözümsüzlüğe sürüklemektedir. Bu durumda ailelerin bulabildiği tek yol borçlanmaktır” değerlendirmesine yer verildi.

Eğitim-İş, gelirlerin eğitim harcamalarını karşılamada yetersiz kalması ve yıl boyunca artan fiyatlarla birlikte beslenme çantalarının içinin boşaldığını, öğrencilerin okula harçlıksız gitmek zorunda kaldığını belirtti. (ANKA)

  •  

Oyuncu Serhat Kılıç için Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendi

Yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç için Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendi.

Cenaze töreni, Muhsin Ertuğrul adına saygı duruşuyla başladı. Törende, yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç anıldı.

‘HUZUR İÇİNDE UYUSUN’

Kılıç’a çok sayıda meslektaşı kürsüden yaptığı konuşmalarla veda etti. Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, törende yaptığı konuşmada Serhat Mustafa Kılıç’ı genç yaşta tanıdığını belirterek, “Serhat’ı ben çok genç yaşta tanıdım. Devlet Tiyatrosu’na girdiği zaman ilk oyununu ben yönettim. Muazzam bir enerjisi vardı. Bazı oyuncuları yükseltmeye çalışırsınız provada yönetmen olarak, bazı oyuncuları da indirmeye çalışırsınız. Ben Serhat’ı bütün provalar boyunca indirmeye çalıştım ama indiremedim. Hayatı boyunca inmedi. Sahnede aceleci değildi, hayatta çok aceleciydi. Hayır demeyi bilmezdi. Üç kişilik çalışır ve becerirdi. Huzur içinde uyusun” dedi.

Törenin sonunda, Türk bayrağına sarılı Kılıç’ın cenazesinin üzerine yakınları ve arkadaşları tarafından kırmızı karanfiller bırakıldı.

Kılıç, yarın Ankara’da Ahmet Akseki Camisi’nde öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrası Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Oyuncu Serhat Kılıç için Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendihttps://t.co/pzbk5hgwwU pic.twitter.com/ztclOb1ani

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 7, 2026

  •  

Memur, işçi ve emekliye ocak zammında oran tahmini

Ekonomist Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program’ına (OVP) göre 2026 yılı enflasyon tahmininin yüzde 28,4 olduğunu belirterek, “Bu tutarsa işçi ve BAĞ-KUR emeklileri, 2027 yılı ocak ayında yüzde 9, memur ve emeklileri ise yüzde 7 zam alacak. En düşük emekli aylığı da 25 bin 671,68 TL olacak” dedi. Yıl sonunda enflasyonun yüzde 31 düzeyinde gerçekleşmesinin daha gerçekçi görüldüğünü vurgulayan Yılmaz, “Buna göre memur ve memur emeklilerinin alacağı artış oranı yüzde 9,3, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin alacağı zam yüzde 11,3 olmaktadır” dedi.

Yılmaz, dün açıklanan OVP bağlamında enflasyon tahminleri ve enerjideki fiyat artışlarının ekonomide yarattığı sonuçlarla ilgili ANKA Haber Ajansı’na açıklama yaptı.

Motorin ve benzin başta olmak üzere enerji fiyatlarındaki artışların enflasyonu yukarı yönlü etkilediğini belirten Yılmaz, ekim ve izleyen aylarda elektrik ve doğal gaza zam yapılması durumunda enflasyon açısından çok daha zor bir döneme girileceğine dikkati çekti.

Yılmaz, yeni OVP’de, 2026 yılı enflasyon tahmininin 28,4 olarak revize edildiğini anımsatarak, “2027 enflasyon hedefi ise yüzde 21 olarak belirlenmiştir. 2027 yılı enflasyon hedefinde önceki OVP’ye göre sapma oranı yüzde 133 gibi oldukça yüksektir. Gelişmeler 2026 enflasyonun enerji fiyatlarındaki artışla yüzde 31-32 bandında gerçekleşme ihtimalinin daha yüksek olacağını göstermektedir” diye konuştu.

RİSK BÜYÜYOR

Enerji fiyatlarındaki artışın diğer mal ve hizmetlere zam olarak yansıma süresinin giderek kısaldığını vurgulayan Yılmaz, bunun fiyatlama davranışlarındaki bozulmayı hızlandırdığını ifade etti.

Prof. Dr. Yılmaz: Enflasyon tahmini tutarsa ocakta işçi ve BAĞ-KUR emeklileri  yüzde 9, memur ve emeklileri yüzde 7 zam alacak

Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rakamlar bu tabloyu daha açık gösteriyor. Motorinin litre fiyatı birçok yerde 90 lira sınırına ulaştı, bazı illerde bu seviyeyi geçti. Eşel mobil sistemi uygulanmamış olsaydı motorin fiyatı yaklaşık 101 lira düzeyine çıkacaktı. Motorinde, yılbaşından bugüne artış yüzde 67. Benzinin litre fiyatı 80 liraya yaklaşırken, eşel mobil olmasaydı fiyat 90 lira sınırına dayanacaktı. Benzinde, yılbaşından bu yana artış yaklaşık yüzde 47.”

Yılmaz, eylül ayında akaryakıt fiyatlarının hiç artmadığı ve mevcut seviyelerde kaldığı varsayımı üzerinden bir hesaplama yaptı. Yılmaz, bu durumda bile aylık ortalama fiyat artışının benzinde yaklaşık yüzde 10,1, motorinde yüzde 12,7 olacağını ifade ederek, “Bunun tüketici enflasyonuna yalnızca doğrudan aylık katkısı en az 0,3 puan, yılbaşından bugüne birikimli doğrudan katkısı yaklaşık 1,5 puandır” dedi.

SOFRAYI DA FABRİKAYI DA VURUYOR

Motorin fiyatlarındaki artışın ekonomide çok geniş bir etkide bulunduğunu kaydeden Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu:

“Tarladan fabrikaya, fabrikadan market rafına kadar ekonominin neredeyse bütün üretim ve dağıtım zincirinin maliyet unsurudur. Dolayısıyla enerji fiyatlarındaki yükselişin ikincil fiyatlara geçiş süresi kısaldıkça, zamlar yalnızca bugünün enflasyonunu değil, gelecek ayların enflasyonunu ve enflasyon beklentilerini de yukarı taşımaktadır. Bu nedenle mesele artık sadece akaryakıt üzerindeki vergilerin ne kadarının eşel mobil yoluyla erteleneceği değildir. Enerji fiyatlarının enflasyon programıyla uyumlu biçimde yönetilmesi, vergi politikasının bu amaçla daha etkin kullanılması ve elektrik, doğal gaz ve akaryakıt fiyat düzenlemelerinin birbirinden bağımsız kararlar olarak değil, tek bir enflasyon patikasının parçaları olarak ele alınması gerekiyor.”

MAAŞ VE AYLIK ZAMLARI

Yılmaz, OVP tahmini kapsamında emekli aylıklarına ve memur maaşlarına yapılacak zammı da hesapladı.

Yılmaz, yeni OVP’de 2026 yılı enflasyon tahmininin yüzde 28,4’e yükseltildiğini belirterek, “Bu tutarsa işçi ve BAĞ-KUR emeklileri, 2027 yılı ocak ayında yüzde 9, memur ve emeklileri ise yüzde 7 zam alacak. En düşük emekli aylığı da 25 bin 671,68 lira olacak” dedi.

Yıl sonunda enflasyonun yüzde 31 seviyesinde gerçekleşmesinin daha gerçekçi görüldüğünü yineleyen Yılmaz, “Buna göre memur ve memur emeklilerinin alacağı artış oranı yüzde 9,3, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin alacağı zam yüzde 11,3 olmaktadır” dedi.

ASGARİ ÜCRET

Yılmaz, asgari ücrete 2026 yılında yüzde 27 zam yapıldığını anımsatarak, “OVP’ye göre 2027’de yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 21 olması nedeniyle 2026 kaybı ile birlikte asgari ücret artış oranın yüzde 22-24 arasında olacağını söylemek mümkün” diye konuştu. (ANKA)

  •  

Kapitalizm ve emperyalizmin tarihi seyri

Barış Tekin yazdı…

Sermayenin dünya tarihindeki belirleyici rolünü ele almak için hikayeyi büyük değişimin başladığı yıllara, 15. ve 16. yüzyıllara kadar geri götürmek gerekir. Bu yıllar aynı zamanda büyük kolonizasyonun (sömürgeciliğin) ve kıtaların keşfinin başladığı yıllardır. İspanyol ve Portekizli denizcilerin Amerika kıtasını keşfi ardından İngiliz ve Fransızların da dahil olmasıyla Amerika’da bulunan İnka, Maya, Aztek toplumlarının sömürü süreci başladı. Bu toplumlara ait olan tüm altın, gümüş gibi değerli madenler Kıta Avrupasına taşınmış ve Amerikan yerlileri büyük bir soykırıma tabi tutulmuştur. Bu büyük yağma yarışına dahil olan İngiltere, Ümit Burnu üzerinden Baharat Yolunun başladığı Hindistan’a ve Doğunun zenginliklerine de göz dikti. İngilizler Hindistan’da kurduğu East India Company (Doğu Hindistan Kumpanyası) isimli şirket sayesinde tekstil alanında büyük karlar elde etmeye başladı ve İngiltere kumaş üretiminde dünyada öncü oldu. Ağır şartlar altında çalışmaya mecbur bırakılan Hint köylüleri ise İngilizlerin ağır vergileri altında ezildi. Özellikle ticareti karlı olan afyon, pamuk, çay gibi ürünler İngilizlerce Hint köylülere zorla ekilip biçtirildi. İngiltere’ye büyük gelirler kazandıran kumaş üretimi için kurulan atölyelerde Hintlilerin emeği sömürüldü. Aynı şekilde Portekiz’in ve Hollanda’nın Doğu Asya’da kurduğu kolonilerdeki doğunun zenginlikleri sömürülüp Kıta Avrupasına taşındı. Çin ve Avusturalya Kıtası da ilerleyen zamanlarda benzer şekilde büyük sömürüye maruz kaldı. Afrika kıtası da Asya ile aynı kaderi paylaştı. İngilizler, Fransızlar, Hollandalılar, Belçikalılar, Almanlar ve İtalyanlar tarafından tüm Afrika kıtası sömürüldü. Değerli madenlerin yağmalanması, kitlesel katliamlar ve kıtalararası köle ticareti birbirini izledi. Öyle ki İngilizler Kuzey Amerika’daki tarım plantasyonlarında çalıştırmak üzere milyonlarca Afrikalıyı gemilerle Amerika’ya götürdü. Bu kölelerden birçoğu uzun okyanus yolculuklarında öldü, hayatta kalanlar ise ölesiye çalıştırıldı. 

Hikayenin bizi ilgilendiren kısmı ise üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün başlangıcının bu yıllara denk gelmesidir. Her ne kadar üç kıtada hüküm sürse de Osmanlı kara gücüne dayanan bir devletti. Denizlerdeki gücü ise Akdeniz ve Karadeniz ile sınırlıydı. 16 yy’a kadar Osmanlı Devleti, İpek yolu ve Baharat yollarının kontrolünü elinde tutuyordu. Ticaretin kalbi ise adeta Doğuda atıyordu. Batı ise çoğu alanda Doğunun gerisinde kalmış ve sefalet içerisindeydi. Ancak bu yoksunluk Batılı ülkeleri okyanusları aşmaya zorladı. Okyanuslara dayanıklı gemilerle yeni kıtalar keşfedildi, ateşli silahların yaygınlaşmasıyla sömürgecilik faaliyetleri hız kazandı. İpek ve Baharat yolları yön değiştirdi, dünya ticareti bu yüzyıldan itibaren okyanuslar üzerinden akmaya başladı. Osmanlı’nın ve Doğu’nun yıldızı ise bu yıllarda sönmeye başladı. Amerika’nın, Afrika’nın ve Asya kıtasının tüm zenginlikleri Avrupalılar tarafından ele geçirildi. Kolonilerdeki nüfusun köleleştirilmesiyle emek sömürüsü üzerinden büyük bir sermaye birikimi yaratıldı. İşte bu sermaye birikiminden en çok yararlanan ülke ise dünyanın hemen her yerinde koloni ağı kuran İngiltere oldu.  

Sanayi Devriminin ilk olarak İngiltere’de ortaya çıkması da tesadüf değildir. 18 yüzyıla gelindiğinde mal ticaretiyle gelişen sermaye birikimi ve ticari kapitalizm ilk olarak İngiltere’de sınai kapitalizme doğru evrilmeye başladı. Buharlı makinelerin icadıyla birlikte seri üretimin ve sanayinin başlaması Batı ile Doğu arasında yüzyıllar boyunca kapanmayacak bir teknolojik farkı ortaya çıkardı. Sanayileşme yarışına diğer Avrupa ülkeleri de katıldı. Hız kazanan sanayileşme yarışıyla birlikte hammadde ve petrole duyulan ihtiyaç doğal kaynaklardan pay kapma yarışını öne çıkardı ve 20. yüzyıl 1. ve 2. Dünya Paylaşım Savaşlarına sahne oldu. Bundan sonraki yıllarda sömüren ve sömürülen ülke arasındaki ilişki erken sanayileşen-geç sanayileşen ve borca dayalı bağımlılık şeklinde devam etti. 

Osmanlı ise 17. yüzyıldan itibaren ticari pazarlarını ve denizler üzerindeki hakimiyetini kaybetti. Savaşları finanse edecek gelirlerden yoksun olduğu için giderek borçlanmaya başladı. 1838 yılına gelindiğinde Baltalimanı Antlaşması ile İngilizlere verilen gümrük muafiyetleri ve imtiyazları Osmanlı’nın mali açıdan çöküşünü hızlandırdı. Yusuf Akçura’nın Siyaset ve İktisat isimli kitabında sözünü ettiği gibi sanayileşmiş ve seri üretime geçmiş Avrupa mallarının akınına uğrayan Osmanlı coğrafyasındaki esnaf ve zanaatkarlar büyük gelir kayıplarına uğradı ve dışarıdan gelen mallarla rekabet edemeyen birçoğu iş yerini kapatmak zorunda kaldı. Yine Akçura’nın deyimiyle deve kervanlarıyla yapılan ticaret artık demiryollarıyla yapılır hale gelmişti, yelkenli gemilerle yapılan ticaret ise buharlı gemilerle çok büyük ivme kazanmıştı. Mesleğini kendi dükkanında icra eden zanaatkarın yerini büyük sermayedar almış, işsiz kalan ustalar, kalfalar ve zanaatkarlar büyük sermayedarların kurduğu fabrikalarda geçimlik işçi haline gelmiştir.

Doğan Avcıoğlu, Avrupa dışında kalan dünyadaki diğer ülkeler gibi Türkiye’nin de geri kalmadığını, emperyalizm tarafından sömürülerek gelişme vasıtalarından geri bıraktırıldığını söylemektedir. Avcıoğlu Türkiye’nin Düzeni kitabında bu durumu şu şekilde özetlemektedir: 

“Bu düzen atalarımızdan kalma bir düzen midir? Hayır. Bu düzen, Batı emperyalizminin, Japonya hariç, bütün Avrupa dışı toplumlarda, derece farklarıyla yarattığı kökü dışarıda bir sömürge ve talan düzenidir. Bütün sömürgelerin ortak manzarası şudur: Ön planda parlak ışıklı Avrupa mahalleleri ile ihracat ve ithalatın toplandığı bir iki büyük liman şehri vardır. Geride prekapitalist düzenin ilkel şartları içinde derebeyi, toprak ağası ve tefeci tüccarıyla tarıma ve köylünün sefaletine dayanan bütün bu ülke yatmaktadır. Kapitalist gelişme, Batı’da evrim ya da devrim yoluyla prekapitalist düzeni ve bu düzenin egemen sınıflarını ortadan silerken, kapitalizmin dünya egemenliğine yönelmiş üst biçimi olan emperyalizm, hegemonyasını kurduğu bütün Avrupa dışı ülkelerde, kendi ihtiyaçlarına uygun bir toplumsal yapı yaratmış, fakat gerilik unsurlarını yaşatmış, hatta onları çıkarları gereği güçlendirmiştir.”

“Tarım ve madencilik alanlarında Avrupa pazarının ihtiyaç duyduğu hammadde ve gıda maddeleri üretimi bir ölçüde geliştirmiştir. Yalnız bu gelişme derebeyi, ağa, tefeci tahakkümünü değiştirmiş değildir. Gelişme, prekapitalist düzenin egemen sınıflarını güçlendirecek biçimde, köylünün daha fazla sömürülmesi pahasına gerçekleştirilmiştir. Artan sömürü, Avrupa sermayesi ve bu sermaye hizmetine giren yerli azınlık arasında paylaşılmıştır. Birkaç liman şehrinin Avrupai görüntülü mahallelerindeki lüks ve israf kaynağını bu ortak sömürüden almaktadır. İstanbul, İzmir ve hatta Zonguldak’ta Avrupa mahalleleri kurulmuştur. Yabancılar kadar, kompradorlaşmış yerli unsurların da yaşadığı bu mahalleler, ilkel sömürü şartları içinde köylü kitlelerinin alın teriyle gerçekleştirdikleri hammadde ve gıda ihracatından sağlanan olanakları, Avrupa’dan gelen lüks ithalatla tüketmişlerdir. Pamuk, tütün, tiftik, fındık, üzüm vb. ihraç edilmekte ve bundan emperyalizmin yerli ortaklarına düşen pay, Avrupai mahallelerde, Avrupa tüketim maddeleriyle, Avrupai bir yaşayış için harcanmaktadır.”

Ticari kapitalizmden sınai kapitalizme, sanayi kapitalizminden ise finans kapitale doğru evrilen sermaye hem ülkemizde hem de dünya genelinde kurduğu borca dayalı bağımlılık ilişkisiyle sömürüsünü daha ileri ve sistematik bir boyuta taşımıştır. Osmanlı’nın son yüzyılında kurulan İngiliz ve Fransız sermayeli Ottoman Bank ve yabancı sermayeyle kurulan ardılları paradan para kazanmayı ve vurgunculuğu bankacılık faaliyetleri üzerinden yasal bir hale getirmiştir. Borçlara karşılık yabancı şirketlere verilen imtiyazlar ve hazine garantili ihaleler Osmanlı’nın çöküş döneminde olduğu gibi günümüzde de vakayı adiyeden bir hale gelmiştir. Borçların ödenemez noktaya geldiği 1881 tarihinde Düyun-u Umumiye idaresi kurulmuş ve Osmanlı’nın vergi gelirleri yabancı bankaların yönetimine teslim edilmiştir. Bununla da kalmamış 1883 yılında kurulan Tütün Rejisi ile ülkenin en çok gelir getiren tarım ürününden biri olan tütüne de yabancılar el koymuştur. Türk çiftçisi ve köylüsü ise kölelik şartlarına maruz kalmış, ekinini yabancılara istedikleri fiyattan vermediğinde kolluk gücüyle malına el konulmuştur. Tuz işletmeleri de yabancı bankaların kontrol ettiği Düyun-u Umumiye denetimine verilmiştir. Hazinesi boşalan ve Aşar gibi vergi gelirlerine el konulan devlet, daha fazla borçlanabilmek için yabancı bankaların iştiraki olan şirketlere son derece karlı ve hazine garantili demiryolu ihaleleri vererek yabancıların daha da zenginleşmesine göz yummuştur. Bu şirketlere demiryollarını inşa etmesi için km başı yüksek garanti ücretleri de taahhüt edilmiş, bahse konu demiryollarının düz bir hat üzerinde olduğu yerlerde şirketler çoğu zaman yolları dolambaçlı şekilde uzatmış ve bu sayede daha yüksek kazançlar elde etmiştir. 

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yabancılara verilen tüm imtiyazlar ortadan kaldırılmış ve Türkiye Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesi etrafında sanayileşmenin ilk örneklerini devlet öncülüğünde hayata geçirmiştir. Dış ticaretini eksiden artıya geçirmiş ve kesintisiz 15 yıl boyunca dış ticaret fazlası vermiştir. Ancak Atatürk’ün vefatından sonra Batı hegemonyasını tahkim eden kurumlardan Imf ve Dünya Bankası’na üye olunmuş ve ardından iktisadi bağımsızlık kaybedilmiştir. İktisadi yönden bağımlı hale gelen ülke ekonomisi hegemon Batıya siyasi tavizler vermek zorunda kalmış ve içine çekildiği borç sarmalından o gün bugündür çıkamamıştır. Çıkış yolu bellidir: Tam Bağımsızlık ve Kemalizm.

Son olarak emperyalizme karşı önderlik edip kazandığı Kurtuluş Savaşı ve kurduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ile dünyada sömürülen ve ezilen tüm uluslara örnek olan Büyük Atatürk’ün şu sözüyle bitirelim:

“En büyük düşman, düşmanların düşmanı; ne filan ne de falan milletler; bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış bir saltanat halinde, bütün dünyaya hâkim olan Kapitalizm afeti ve onun çocuğu Emperyalizmdir.”
(Mustafa Kemal Paşa, Temmuz 1920, Hakimiyet-i Milliye)

 

 

  •  

‘Ergun Plak’ karakteriyle tanınıyordu: Serhat Mustafa Kılıç evinde ölü bulundu

Kağıthane’de oyuncu Serhat Mustafa Kılıç (51), kendisinden haber alamayan kız arkadaşı tarafından evinde ölü bulundu. Kız arkadaşının lenf kanseri olduğunu belirttiği Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı.

Olay, saat 17.00 sıralarında Nurtepe Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, oyuncu Serhat Kılıç’tan perşembe gününden bu yana haber alamayan kız arkadaşı Özlem E. (50), Kılıç’ın yaşadığı eve geldi. Kapıyı çalan Özlem E., yanıt alamayınca hayatından endişe ettiği Kılıç’ın evine, kendisinde bulunan anahtarla kapıyı açarak girdi.

SALONDAKİ KOLTUKTA HAREKETSİZ BULDU

DHA’nın haberine göre Özlem E., Kılıç’ı salondaki tekli koltukta oturur halde hareketsiz buldu. Kılıç’ın nefes almadığını ve vücudunun soğuk olduğunu fark eden Özlem E., 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. İhbar üzerine adrese Kağıthane Asayiş Büro Amirliği ekipleri ile sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Kılıç’ın hayatını kaybettiği belirlendi.

LENF KANSERİ OLDUĞUNU BELİRTTİ

Polisin bilgisine başvurduğu Özlem E., erkek arkadaşı Kılıç’ın lenf kanseri olduğunu, perşembe gününden bu yana kendisinden haber alamadığını söyledi. Polis ekipleri, olayla ilgili birimlere bilgi vererek Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlattı.

Kılıç, Seksenler dizisindeki Ergun Plak karakteriyle hafızalarda yer edinmişti.

SERHAT MUSTAFA KILIÇ KİMDİR?

Serhat Mustafa Kılıç, 8 Temmuz 1975 tarihinde Ankara’da doğdu. Aslen Malatya’lıdır. Çocukluğu Ankara’da geçti.

1994’te Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Tiyatro bölümünü burslu olarak kazandı. 1998 yılında yüksek şeref öğrencisi olarak bu okuldan mezun oldu. İlk profesyonel oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Rutkay Aziz rejisiyle 1998 Ariel Doffman’ın Kayıplar (Dullar) adlı oyunudur.

1999 – 2000 sezonunda Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. Aynı yıllarda, Diyarbakır Şehir Tiyatroları’nda sahne ve oyunculuk dersleri verdi ve bu kurumda Barış Adası adlı oyunu yönetti. 2002 yılında mecburi hizmetini tamamlamak üzere Erzurum Devlet Tiyatrosu’na oyuncu olarak atandı. 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Reji üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayıp Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı. 2008 yılında Devlet Tiyatroları’ndaki görevinden istifa ederek çalışmalarına İstanbul’da devam etmeye başladı.

İstanbul’da çalıştığı tiyatrolar arasında Tiyatro Dot, BKM gibi tiyatrolar yer almaktadır. 2009 – 2010 sezonunda “İntiharın Genel Provası” adlı oyun ile İstanbul Şehir Tiyatroları’na katıldı. “İntiharın Genel Provası” adlı oyun 3 sezon İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kapalı gişe olarak sahnelendi.

Serhat Kılıç, dört farklı karakteri canlandırdığı bu oyundaki performansı ile 14. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında, Yılın En Başarılı Müzikal ve Komedi Erkek Oyuncusu dalında adaylığa layık görüldü. 2012 yılında Cats&Dogs (Soho İstanbul) adlı bir prodüksiyon şirketi kurdu. 2014 yılında Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü’nü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı Kış Uykusu filminde İmam Hamdi karakterini canlandırdı. Bu filmdeki performansı ile 47. SİYAD ödülleri, En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı dalında adaylığa layık görüldü.

  •  

HKP üyelerine ‘NATO’ davası

Ankara’da 5 Temmuz’da Birinci Meclis önünde düzenlenen NATO karşıtı eylemde gözaltına alınan 6 avukat ertesi gün, 13 HKP üyesi de 3 günlük gözaltı süresinin ardından serbest bırakılmıştı.

Edinilen bilgiye göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 19 parti üyesi hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, 4 üye hakkında ise ayrıca “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan iddianame hazırladı.

‘İZİNSİZ TOPLANMA ÇAĞRISI YAPILDI’

İddianamede, 24-25 Haziran 2025 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey kentinde yapılan NATO toplantısında alınan karar doğrultusunda 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde güvenlik tedbirlerinin alındığı, Ankara Valiliği’nin almış olduğu açık alanlara yönelik eylem yasağına rağmen HKP’nin resmi sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlarla 5 Temmuz’da Ulus’taki Birinci Meclis önüne “izinsiz toplanma çağrısı yapıldığı” aktarıldı.

5 Temmuz’da ellerinde parti bayraklarıyla Birinci Meclis önüne gelerek slogan atan grubun, kolluk güçlerinin 2911 Sayılı Kanun kapsamındaki “dağılın” ihtarına ve “verilen makul süreye uymadığı” gerekçesiyle “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, bazı parti üyelerinin ise polis barikatını zorladıkları gerekçesiyle “görevi yaptırmamak için direnme” suçunu işledikleri ileri sürüldü.

“Şüphelilerin benzer nitelikteki savunmalarında suçlamayı kabul etmedikleri, demokratik haklarını kullandıklarını beyan ettikleri anlaşılmış ise de görüntü kayıtları, kolluk tutanakları ve tüm dosya kapsamından şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işledikleri anlaşıldığından savunmalarına itibar edilmediği anlaşılmıştır” denilen iddianamede, parti üyelerinin ilgili suçlardan cezalandırılmaları talep edildi.

İddianamenin kabulü halinde 19 HKP üyesi, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacaklar.

  •  

CVP’den özelleştirmelere tepki

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde bulunan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile otoyol ve çevre otoyollarının 30 yıllığına özelleştirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararı, Resmi Gazete’nin bugün sayısında yayımlandı. Özelleştirme işlemi, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.

İlişkili Haber
thumbnail
Köprü, otoyollar ve çevre otoyolları için 30 yıllık özelleştirme kararı
Haberi görüntüle

CVP’den yapılan açıklamayla, bu karara tepki gösterildi.

Partinin sosyal medya hesaplarından yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!

Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!

Bu yollar iktidarın bağışı ya da şirketlerin lütfu değil, doğrudan Türk milletinin emeğiyle, vergisiyle, kuşakların birikimiyle yarattığı servetidir. Bu yollar üretimimizin, ortak hayatımızın ve ekonomik bağımsızlığımızın damarlarıdır. Türk milletinin alın teriyle yapılan yolları, Türk milletinin sırtından kazanç sağlama imtiyazına dönüştüremezsiniz!

AKP iktidarına soruyoruz:
Türk milletin ortak varlıklarını şirketlere devretmekten başka bir ekonomi politikanız yok mudur? Kamu işletmeciliğini güçlendirmek yerine neden her defasında şirketlere yeni gelir alanları açıyorsunuz? Bugünün hesabını kapatmak için gelecek kuşakların gelirlerinden vazgeçme hakkını size kim vermiştir?

Satmıyoruz, işletme hakkını devrediyoruz” demekle bu kararın siyasi ve ekonomik sorumluluğundan kurtulamazsınız! Tapunun Türk milletinde kalması, gelirin ve işletmenin otuz yıllığına şirketlere bırakılmasını haklı çıkarmaz!

Hükümetler Türk milletinin malının sahibi değil, emanetçisidir! Çocuklarımızın geleceğini şirketlerin kazanç hesabına bağlayamazsınız!
Türk milletinin malı, yönetimiyle, geliriyle ve hizmetiyle Türk milletinin olmalıdır!

Türk milletinin ortak geleceğinden otuz yılı bir seçim için feda ettirmeyeceğiz. Çocuklarımızın büyüyeceği, çalışacağı, üreteceği yıllardır bunlar. Hiçbir iktidarın, Türk milletinin geleceğini kendi siyasi ömrünün hesabına bağlamasına razı olmayacağız. Bizler yurttaşı müşteriye, devleti şirketlerin tahsilat düzenine, vatanı gelir getiren varlıklar listesine indirgeyen bu neoliberal anlayışa karşıyız!

Özelleştirmeci düzenin makyajına değil, değiştirilmesine talibiz!

Bu karar geri çekilmeli, köprü ve otoyollar kamuda kalmalı, gelirleri Türk milletinin refahına ayrılmalıdır. Özelleştirilen stratejik işletmeler hukuk içinde yeniden kamuya kazandırılmalıdır!

Kararın iptali için en kısa sürede dava açacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz!

Ortak servetimizi savunmak için aynı partide olmamız gerekmiyor! Hukuki ve demokratik mücadeleyi birlikte büyütelim.

İktidarlar geçicidir; karar, kazanç ve gelecek Türk milletinindir!

Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!”

Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!

Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!

Bu yollar iktidarın… pic.twitter.com/qXMPZAEJcY

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) September 5, 2026

 

 

  •  

Girne gemi faciasında can kaybı 13’e yükseldi: 15 kişi halen kayıp

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından yürütülen arama kurtarma çalışmalarına ilişkin açıklama yaptı.

Üstel, Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerinin yürüttüğü arama faaliyetleri sonucunda bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldığını belirterek, naaşın bir kadına ait olduğunun tespit edildiğini bildirdi. Üstel, kadının kimliğinin belirlenmesi için KKTC Polis Teşkilatı tarafından çalışma başlatıldığını kaydetti.

Son gelişmeyle birlikte kazada hayatını kaybedenlerin sayısının 13’e, kayıp sayısının ise 15’e ulaştığını açıklayan Üstel, arama çalışmalarının ilgili tüm birimlerin katılımıyla 7 gün 24 saat esasına göre sürdürüldüğünü belirtti.

Üstel, arama çalışmalarına katkı sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, Deniz ve Hava Kuvvetleri, Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı personeli ile sahada görev yapan askeri ve sivil ekiplere teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’e de destekleri dolayısıyla teşekkür eden Üstel, ekiplerin kayıp kişilere ulaşmak için çalışmalarını “aynı kararlılık, hassasiyet ve özveriyle” sürdüreceğini bildirdi. (ANKA)

  •  

Erdoğan: İmam hatip mezunlarının neler başardığına harp okullarının mezuniyetinde şahit olduk

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon’da düzenlenen “Önder 23’üncü İmam Hatipliler Kurultayı”na video mesaj gönderdi.

Kurultay kapsamındaki panel ve oturumlarda ortaya konulacak fikir ve önerilerin geçmişle birlikte bugünü ve geleceği de kuşatan teklif ve değerlendirmelerin ortak vizyona katkı sunmasını temenni ettiğini söyleyen Erdoğan, imam hatip okullarının kurulması, yaşatılması, güçlendirilmesi ve daha fazla gence ulaşması için mücadele vermiş kişileri andı. Erdoğan, “75 yıllık bu mücadelenin bugünkü neferleri, taşıyıcıları ve sancaktarları olan siz değerli kardeşlerime Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum” dedi.

İmam hatiplerin başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ettiğini ileri süren Erdoğan, savunma sanayiinden bürokrasiye, akademiden siyasete, özel sektörden sivil topluma kadar hemen her yerde imam Hatip mezunlarının büyük bir adanmışlıkla ülkeye hizmet ettiğini iddia etti.

Erdoğan: İmam hatip mezunlarının neler başardığına harp okullarının mezuniyetinde şahit olduk pic.twitter.com/cmrmXKFj9Y

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 5, 2026

‘ŞUURLU BİR NESLİN YETİŞMESİNDEN BÜYÜK BAHTİYARLIK DUYUYORUM’

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önlerindeki suni engeller kaldırıldığında imam hatip mezunlarının neler başarabildiğine işte en son harp okullarımızın mezuniyet töreninde bir kere daha gururla şahit olduk. Liselere geçiş ve yükseköğretim kurumları sınavlarında okullarımız aynı şekilde elde ettikleri başarılarla göz dolduruyor. Tüm bunları yasaklardan ve vesayetçi prangalardan kurtulan Türkiye’nin artık normalleştiğinin birer işareti olarak görüyoruz.

Hangi okuldan mezun olursa olsun, şuurlu, özgüvenli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinden ülkemiz ve geleceğimiz adına bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak büyük bahtiyarlık duyuyorum. İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un ‘Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek’ mısralarıyla müjdesini verdiği bu gençliğin, Türkiye’nin ve ümmetin teminatı olacağına yürekten inanıyorum.

Sizlerden de nerede okursa okusun, hangi görüşe, kökene, kültüre sahip olursa olsun, hiçbir ayrım yapmadan Türkiye’nin bütün gençlerini kardeşçe kucaklamanızı, tüm gençlerimizi bağrınıza basmanızı rica ediyorum. Unutmayın, 86 milyon olarak hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz, biz birlikte Türkiye’yiz. İnşallah bu topraklarda daha nice asırlar boyunca kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz.”

  •  

Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçimi 8 Eylül’e ertelendi

Tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine bu sabah 10.00’da yapılması planlanan seçim, meclis çoğunluğunun sağlanamaması üzerine 8 Eylül’e ertelendi.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 31 Temmuz’da tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli başkan vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi, seçimin yenilenmesi kararı ve bu süreçte oy verme hakkı olan bazı meclis üyelerinin gözaltına alındığı Üsküdar’da belediye başkanvekilliği seçimi bu sabah 10.00’da yapılacaktı.

Yenilenecek seçim öncesi polis, seçim öncesi belediye binası çevresini bariyerlerle kapattı, olağanüstü önlemler alındı. İstanbul’da bu zamana kadar yapılan bütün seçimleri izleyen basın mensupları içeri girişlerde engellemeyle karşılaştı.

Ancak saat 10.30 sıralarında meclis çoğunluğu sağlanamadığı için seçimin 8 Eylül’e ertelendiği açıklandı. Kararın açıklandığı saatlerde belediye önünde bulunan vatandaşlar “Direne direne kazanacağız”, “Sinem Dedetaş onurumuzdur”, “Özgür İstanbul, Özgür Türkiye” sloganları attı. (ANKA)

  •  

Meteorolojiden yurt geneline sıcaklık uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) yapılan açıklamaya göre, hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor.

MGM hava durumu tahminlerine göre, kuzey ve iç kesimlerinin parçalı bulutlu, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Doğu Karadeniz kıyıları, Orta Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Hatay’ın kıyıları, Osmaniye, Denizli, Artvin, Kars ve Ardahan çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıkları yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyredecek. Rüzgarın, genellikle kuzeyli, yurdun güney kesimelerinde günay yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

Güney Ege’de fırtınamsı rüzgar bekleniyor.

  •  

DEM Parti kongreye gidiyor

DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi, yarın saat 10.00’da Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacak. En son Ekim 2023’te olağan kongresini toplayan DEM Parti, bu kongreyi yasal zorunluluklar nedeniyle yapacak.

Delegelerin katılımıyla sabah saatlerinde başlayacak kongrede, parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmeleri yapılacak, önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bildirge kamuoyuna duyurulacak.

YÖNETİM DEĞİŞİKLİĞİ BEKLENMİYOR

Kongrede, isim, tüzük ya da parti programında değişiklik beklenmediği gibi eş genel başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi’nde ise sınırlı sayıda değişiklik olması öngörülüyor.

KAPSAMLI KONGRE 2027 BAHARDA

DEM Parti, 5. Olağan Kongresi’nin ardından bölücü açılım sürecine paralel olarak kapsamlı bir değişim ve yeniden yapılanma kongresi yapmayı planlıyor.

Bu kongrenin bölücü çerçeve yasanın uygulanması ile eşgüdümlü halde 2027’nin bahar aylarında gerçekleştirilmesi bekleniyor.

İlişkili Haber
thumbnail
Veryansın Tv yazmıştı… Öcalan’ın talimatı sonrası DEM Parti’den isim değişikliği sinyali
Haberi görüntüle

 

  •  

Resmi Gazete’de yayımlandı: Erdoğan’dan çok sayıda atama

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın atama ve görevden alma kararları, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Kararlara göre, Sayıştay Başsavcılığı’na Sayıştay Savcısı Recep Çevik atandı.

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nde açık bulunan Genel Sekreter Yardımcılığı’na Tuğgeneral Murat Yetiş, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu üyeliğine ise yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlamak üzere Erdinç Avşar getirildi.

12 ÜLKEYE BÜYÜKELÇİ ATANDI

Türkiye’nin Burundi Büyükelçisi Alp Işıklı merkeze alınırken, yerine Teftiş Kurulu Üyesi Haydar Kerem Divanlıoğlu atandı. Türkiye’nin Kuzey Makedonya Büyükelçisi Fatih Ulusoy da merkeze alındı.

Filipinler Büyükelçiliği’ne Dış Politika Danışma Kurulu Üyesi Kaan Esener, Finlandiya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Bahreyn Büyükelçisi Ayşe Hilal Sayan Koytak, Bahreyn Büyükelçiliği’ne Cumhurbaşkanı Danışmanı Necati Sancaktutan, Umman Büyükelçiliği’ne İran ile İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ergani, Namibya Büyükelçiliği’ne Fikriye Aslı Güven atandı.

Kore Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Sudan Büyükelçisi Fatih Yıldız, Sudan Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Gambiya Büyükelçisi Fahri Türker Oba, Kuzey Makedonya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Somali Büyükelçisi Alper Aktaş, Somali Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Mozambik Büyükelçisi Ferhat Alkan getirildi.

Gambiya Büyükelçiliği’ne Diplomatik Arşiv Genel Müdür Yardımcısı Özgür Gökmen, Mozambik Büyükelçiliği’ne ise Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdür Yardımcısı Ayça Oşafoğlu İnam atandı.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA ATAMALAR

Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Batı ve Orta Afrika) İkili İlişkiler Genel Müdürü (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Volkan Işıkcı, İnsani ve Teknik Yardımlar Genel Müdürlüğü’ne Sadık Babür Girgin, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Yönet Can Tezel, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Suriye) Rıza Hakan Tekin atandı.

Konsolosluk Hizmetleri ve Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlar Genel Müdürlüğü’ne Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürü Esin Çakıl, Protokol ve Diplomatik İşlemler Genel Müdürlüğü’ne Ertan Yalçın, Yurt Dışı Tanıtım ve Kültürel İşler Genel Müdürlüğü’ne Ülkü Kocaefe, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Kuzeydoğu Akdeniz) Levent Eler getirildi.

Personel Genel Müdürlüğü’ne Strateji Geliştirme Başkanı Tufan Büyükuzun, Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdürlüğü’ne Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Polat Safi, Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürlüğü’ne Vize İşlemleri Genel Müdür Yardımcısı Reyhan Özgür, Strateji Geliştirme Başkanlığı’na Burcu Aykut atandı.

DİYANET AKADEMİSİ BAŞKANI VE ALTI İL MÜFTÜSÜ GÖREVDEN ALINDI

Diyanet İşleri Başkanlığı Diyanet Akademisi Başkanı Doç. Dr. Enver Osman Kaan görevden alınırken, yerine Prof. Dr. Ahmet Bostancı atandı.

Bilecik İl Müftüsü Ahmet Dilek, Karabük İl Müftüsü Ali Erhun, Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, Nevşehir İl Müftüsü Kazım Güzel, Zonguldak İl Müftüsü İbrahim Halil Demir ve Konya İl Müftüsü Ali Öge görevden alındı.

Bilecik İl Müftülüğü’ne Yusuf Dikmen, Karabük İl Müftülüğü’ne Mustafa Yavuz, Kocaeli İl Müftülüğü’ne Bolu İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş, Nevşehir İl Müftülüğü’ne Gümüşhane İl Müftüsü Hayri Erenay, Zonguldak İl Müftülüğü’ne Bayburt İl Müftüsü Bayram Danacı, Konya İl Müftülüğü’ne Diyarbakır İl Müftüsü Celal Büyük atandı.

Diğer il müftülüklerine yapılan atamalar şöyle:

Tunceli İl Müftülüğü’ne Fethullah Yavuz, Iğdır İl Müftülüğü’ne Kilis İl Müftüsü Alettin Bozkurt, Kilis İl Müftülüğü’ne Iğdır İl Müftüsü Zahit Demirel, Bolu İl Müftülüğü’ne Giresun İl Müftüsü Selçuk Kılıçbay, Giresun İl Müftülüğü’ne Hakkari İl Müftüsü Hüseyin Okuş, Hakkari İl Müftülüğü’ne Recep Eren atandı.

Niğde İl Müftülüğü’ne Kars İl Müftüsü Yavuz Yıldız, Kars İl Müftülüğü’ne Selami Aykul, Gümüşhane İl Müftülüğü’ne Karaman İl Müftüsü Faruk Gürbüz, Karaman İl Müftülüğü’ne Isparta İl Müftüsü Muharrem Biçer, Isparta İl Müftülüğü’ne Kırklareli İl Müftüsü Yusuf Eviş, Kırklareli İl Müftülüğü’ne Aksaray İl Müftüsü Veysel Işıldar, Aksaray İl Müftülüğüne Ali Efe getirildi.

Bayburt İl Müftülüğü’ne Basri Bektaş, Diyarbakır İl Müftülüğü’ne Erzincan İl Müftüsü İsmail Fakirullahoğlu, Erzincan İl Müftülüğü’ne Selim Yazıcı, Yalova İl Müftülüğü’ne Rize İl Müftüsü Naci Çakmakçı, Rize İl Müftülüğü’ne Yalova İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk atandı.

Şanlıurfa İl Müftülüğü’ne Van İl Müftüsü Mehmet Sırrı Şık, Van İl Müftülüğü’ne Bitlis İl Müftüsü Kadir Koçak, Bitlis İl Müftülüğü’ne Bartın İl Müftüsü Ömer Keskin, Bartın İl Müftülüğü’ne Mehmet Çelebi getirildi.

Aydın İl Müftülüğü’ne Samsun İl Müftüsü Seyfullah Çakır, Samsun İl Müftülüğü’ne Aydın İl Müftüsü Hasan Güneş, Adana İl Müftülüğü’ne Afyonkarahisar İl Müftüsü Lütfü İmamoğlu, Afyonkarahisar İl Müftülüğü’ne Burdur İl Müftüsü Ali Hayri Çelik, Burdur İl Müftülüğü’ne Sinop İl Müftüsü Paşa Bektaş, Sinop İl Müftülüğü’ne Mehmet Arslaner, Kütahya İl Müftülüğü’ne Hasan İzmirli atandı.

AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI’NDA GÖREV DEĞİŞİMİ

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kırklareli İl Müdürü Bilgin Özbaş ile Muğla İl Müdürü Yakup Kütük görevden alındı.

Muğla İl Müdürlüğü’ne Nevşehir İl Müdürü Mahmut Selçuk, Nevşehir İl Müdürlüğü’ne Ankara İl Müdürü Cüneyd Özdemir, Ankara İl Müdürlüğü’ne Artvin İl Müdürü Nevim Öz atandı. Adıyaman İl Müdürlüğü’ne Mesut Polat, Kilis İl Müdürlüğü’ne Çetin Tutaş getirildi.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NDA ATAMALAR

Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcılığı’na Hüseyin Yalçın Çakar atandı.

Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürü Ayhan Gök, Bolu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne İbrahim Emre Gürsoy, Şırnak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Celal Baz getirildi.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı’na Derya Örs, Vakıflar Genel Müdürlüğü Erzurum Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne Murat Uslu atandı.

MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINDA GÖREVDEN ALMA VE ATAMA

Milli Savunma Bakanlığı Teknik Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Murat Soykan görevden alındı.

Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Doğu Bölge Müdürlüğü’ne Cengiz Altaş atandı.

TARIM VE ORMAN BAKANLIĞINDA GÖREV DEĞİŞİMİ

Tarım ve Orman Bakanlığı Denizli İl Tarım ve Orman Müdürü Yılmaz Erkaya görevden alınırken, yerine Mustafa Nevzat Zayim getirildi.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürü Hacı Ahmet Çiçek de görevden alındı.

REKABET KURULU VE MANAS ÜNİVERSİTESİNE ATAMALAR

Rekabet Kurulu İkinci Başkanlığı’na Ahmet Algan, kurul üyeliklerine Şükran Kodalak ve Cengiz Çolak atandı.

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Denetleme Kurulu üyeliklerine Ercan Özkan ile Prof. Dr. Osman Karamustafa getirildi.

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nda açık bulunan 1. Hukuk Müşavirliği’ne ise Verda Gülsen Yaşar atandı. (ANKA)

 

  •  

Köprü, otoyollar ve çevre otoyolları için 30 yıllık özelleştirme kararı

Cumhurbaşkanı kararına göre, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu’nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arası bağlantı yolları ve bunların üzerinde bulunan bakım, işletme ve hizmet tesisleri, ticaret toplama ve yük aktarma merkezleri özelleştirme kapsam ve programına alındı.

Kararda, 2010 yılında özelleştirme kapsam ve programına alınan Karayolları Genel Müdürlüğü’nün işlettiği köprü ve otoyollara da işaret edildi.

Bu tarihte özelleştirme kapsam ve programına alınan köprü ve otoyollar şöyle:

Edirne-İstanbul-Ankara,

Pozantı-Tarsus-Mersin,

Tarsus-Adana-Gaziantep,

Toprakkale-İskenderun,

Gaziantep-Şanlıurfa,

İzmir-Çeşme,

İzmir-Aydın Otoyolları,

İzmir ve Ankara Çevre Otoyolları,

Boğaziçi Köprüsü (15 Temmuz Şehitler) ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve çevre otoyolu ile bunların bağlantı yolları, hizmet tesisleri, bakım ve işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıkları.

BÜTÜN YA DA PARÇA PARÇA ÖZELLEŞTİRİLECEK

Cumhurbaşkanı kararı uyarınca söz konusu köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları bir bütün halinde veya ayrı ayrı gruplar halinde işletme hakkı devri, kiralama, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun diğer yöntemlerden biri ya da birkaçı birlikte uygulanarak özelleştirilecek. Mülkiyet devri yapılmayacak.

SÖZLEŞME SÜRESİ 30 YIL

Köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları, 30 yıl için özelleştirilecek. Özelleştirme işlemleri, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.
Özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar söz konusu köprü, otoyollar, çevre ve bağlantı yollarının bakım işletme ve hizmet tesisleri ve yük aktarma merkezlerinin bakım onarım işlerini Karayolları Genel Müdürlüğü yürütecek.

Karayolları Genel Müdürlüğü, özelleştirmenin tamamlanmasının ardından işletmeyi devralacak şirketlerin köprü ve otoyollarda bakım ve onarım ile diğer yükümlüklerini belirleyecek, gerekli denetimleri yapacak.

YENİ Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, köprü ve otoyolların özelleştirmesiyle ilgili karara tepki göstererek, “AKP’nin halka ihanet planı Resmi Gazete’de yayınlandı. Cumhurbaşkanı kararıyla 2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındı” dedi. (ANKA)

  •  

Girne’deki faciada can kaybı 12’ye yükseldi, 16 kişi kayıp

KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında sürdürülen arama çalışmalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Üstel’in açıklaması şöyle:

“Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından sürdürülen arama çalışmalarında iki insanımızın daha naaşına ulaşılmıştır. Türk Deniz Kuvvetlerine bağlı TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerimizin derin sularda yürüttüğü arama faaliyetleri neticesinde ulaşılan iki naaşın da kadın olduğu belirlenmiştir. Polis Teşkilatımız tarafından kimlik tespit çalışmalarına başlanmıştır. Ulaşılan iki naaşla birlikte kazada hayatını kaybeden insanlarımızın sayısı 12’ye yükselmiştir. Kayıp 16 insanımıza ulaşmak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü desteği ve ilgili tüm birimlerimizin katılımıyla arama faaliyetlerimiz 7 gün 24 saat esasına göre aralıksız devam etmektedir.

Bu zorlu süreçte ilk andan itibaren yanımızda olan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’na, Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığımıza ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımıza teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde, TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerimizin komutanlarına ve personeline, arama çalışmalarında gece gündüz büyük bir özveriyle görev yapan tüm askeri ve sivil ekiplerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Arama çalışmalarında görev alan tüm ekiplerimiz, kayıp insanlarımıza ulaşmak için aynı kararlılık ve hassasiyetle çalışmalarını sürdürecektir. Hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve yakınlarına sabır diliyoruz. Milletimizin bir kez daha başı sağ olsun.”

  •  

Kılıçdaroğlu’ndan açıklama: AKP’ye geçen meclis üyelerine ne dedi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yüreğir ve Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimlerinde yaşananları eleştirdi. Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Bir zamanlar bu iktidarın dilinden ‘millet iradesi’ düşmezdi. Üsküdar’da ve Yüreğir’de yaşananlara bakıyorum: Mahkemeler, soruşturmalar, gözaltılar, meclis üyesi transferleri… Soruyorum: Millet iradesi yalnızca halk sizi seçtiğinde mi kutsal?

Buradan bütün Cumhuriyet Halk Partililere sesleniyorum: Birbirinize sahip çıkın. Kimse bu baskılar karşısında kendisini yalnız hissetmesin. Korkmayacağız, dağılmayacağız, birbirimizi yalnız bırakmayacağız.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri milletin oylarıyla kazanılmıştır. Milletin verdiği emaneti masa başı oyunlarıyla kimseye teslim etmeyeceğiz. Bir belediye başkanlığı uğruna iktidarın gücünü insanların üzerine sürmekten vazgeçin. Sandıkta alamadığınız belediyeleri tek tek bu yöntemlerle mi alacaksınız? Bir belediyeyi daha almak için memleketi bu hâle getirmeye, hukuku, ahlakı ayaklar altına almaya değer mi? Cumhuriyet Halk Partisi’ni korkutarak, parçalayarak asla teslim alamazsınız.”

  •  

CVP’den Sivas Kongresi mesajı

Partinin sosyal medya hesaplarından yayımlanan mesajda şu ifadeler yer aldı:

“4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen milli iradenin tek bir çatı altında birleştiği gündür. “Manda ve himaye kabul olunamaz” diyen irade, bu topraklarda bağımsızlığın yolunu çizmiş ve Cumhuriyet’in temellerini daha da sağlamlaştırmıştır.

Bugün de aynı iradenin, aynı bağımsızlık ruhunun, aynı vatan sevgisinin ve dolayısıyla Türk milletinin izindeyiz. Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak emperyalizme ve bölücü dayatmalara karşı mücadeleyi sürdürecek; Sivas’ta yakılan meşalenin ışığında, aynı kararlılıkla yürüyeceğiz.”

4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen milli iradenin tek bir çatı altında birleştiği gündür. “Manda ve himaye kabul olunamaz” diyen irade, bu topraklarda bağımsızlığın yolunu çizmiş ve Cumhuriyet’in temellerini daha da sağlamlaştırmıştır.… pic.twitter.com/IL3wOihjrQ

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) September 4, 2026

  •  

Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi kadrosu belli oldu

Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde sahne alacağı kadro UEFA’ya bildirildi. Sarı-kırmızılılarda 5 oyuncu liste dışında kaldı.

Kaan Ayhan, Arda Ünyay, Kazımcan Karataş, Eyüp Aydın ve Can Armando Güner kadroda kendine yer bulamadı.

Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi kadrosu şu şekilde:

“Uğurcan Çakır, Günay Güvenç, Jankat Yılmaz, Enes Emre Büyük, Abdülkerim Bardakcı, Davinson Sanchez, El Chadaille Bitshiabu, Wilfried Singo, Eren Elmalı, Ismail Jakobs, Roland Sallai, Aleksey Batrakov, Gabriel Sara, İlkay Gündoğan, Mario Lemina, Lucas Torreira, Renato Nhaga, Lesley Ugochukwu, Yunus Akgün, Victor Osimhen, Barış Alper Yılmaz, Rafael Leao, Leroy Sane, Deniz Gül”

  •  

İBB davasında savcı, 53 ismin tutukluluk halinin devamını istedi

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılaması sürüyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda görülen davanın 75’inci gününde tutuklu sanıkların tahliyeye yönelik talepleri alındı.

Bu kapsamda Medya AŞ Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık, İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin adına avukatı Pınar Çengel ile Turgut Hökenek, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ramazan Gülten, Kültür AŞ Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç, iş insanı Güldem Şık, İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz, Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İmamoğlu İnşaat AŞ Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve Ekrem İmamoğlu’nun beyanları dinlendi.

Daha sonra görüşü sorulan duruşma savcısı, tutuklu tüm sanıkların tutukluluk hâllerinin devamı istedi. Mahkeme heyeti, ara kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verdi.

  •  

Türkiye Maden-İş: Yaklaşık 400 işçinin kıdem tazminatının ana parası ödendi

Kocabıyık, Türkiye Maden-İş Sendikası Misafirhanesi’nde işçilerin alacaklarına ilişkin basın açıklaması yaptı.

Yaklaşık 40 gündür Ankara’nın göbeğinde hak arama mücadelesini sürdürdüklerini belirten Kocabıyık, şunları söyledi:

“Sürdürmeye de devam edeceğiz. Evet, bugün bir ödeme daha yapıldı. Ödeme yüklü miktarda oldu. Herkesin merak ettiği bir konu vardı. Yıllardır süregelen, ödenmeyen rakamlar vardı. Bugün itibarıyla yaklaşık 400 çalışanın kıdem tazminatlarının ana paraları ödenmiş durumda. Yasal alacak kalemlerinden de bugün yine ayrıca yatan paralar var. Burada şimdi geriye ne kaldı? Kıdem tazminatı faizleri bilirkişi huzurunda hesaplanacak. Bireysel icra ve emeklilik sistemine aktarılan paralar en kısa sürede hesaplara geçinceye kadar biz yine mücadelemizi sürdüreceğiz.

Gerçekten zorlu bir süreç oldu. Mücadele bitmedi. Bugün şirket yöneticileriyle, hatta şirketin sahibi Sebahattin Yıldız Bey’le görüşüldü. Kendisi geldi, arkadaşları bizzat ziyaret etti. Yarım saati aşkın bir istişare yapıldı. Kendisi bütün hatalarını kabul etti. Çalıştıracağını söyledi. Çalıştırırken de buradaki arkadaşları tekrar işbaşı yapmaları için değerlendireceğini, arkadaşlarımızın huzurunda beyan etti.

Süreç zorlu bir süreç mi? Evet, zorlu bir süreç. Gerçekten şu an ülkemizin ekonomisinin nasıl olduğunu herkes bizden daha iyi biliyor. Özellikle maden sektöründe yaşanan sıkıntılar her geçen gün artıyor. Nasip olursa salı veya çarşamba günü, artık Enerji Bakanımız ne zaman müsait olursa, o gün kendisiyle hem bir teşekkür ziyaretinde bulunacağız hem de buradaki konuları aktaracağız. Aktaracağım konuların başında da buradaki arkadaşların 2016 ve 2023 yıllarındaki toplu sözleşmeden doğan hakları var. Ayrıca TMSF döneminde emekli olup Yıldızlar SSS Holding bünyesine devri olmayan yaklaşık 60-70 arkadaşımızın kıdem tazminatı ödenmedi. Biz bunu bakanlığımıza bildirdik. Detaylı bir şekilde kendisine de ileteceğiz. Yapılan toplantıda ayrıca şunu söyleyeceğiz Bakanımıza; gerçekten kömür sektöründeki sıkıntılar büyüyor. İthal kömür lobisinden mi, artık ithal kömürün ucuzluğundan mı, ne hikmetse ülkemizdeki yerli kömüre rağbet günden güne azalıyor. Bu da işsizliğin artmasına, sorunların çığ gibi büyümesine neden oluyor.”

‘HAKLARIMIZIN TAMAMINI ALANA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ’

Kocabıyık, her zaman sorunları masada çözmeyi tercih ettiğini anlatarak, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Bu minvalde çalışmaya devam edeceğim. Hem masada hem meydanda mücadele ve müzakereyi sürdüreceğim. Allah’a çok şükür bugüne kadar mücadele verdik. Kimsenin burnu kanamadan bugün bir sonuca ulaştık. Bu sonucun neticesinde de işsiz olan arkadaşlarla bugün iş yerinin sahibi görüştü. İlerleyen günlerde tekrar çağıracağını da beyan etti. Derdim hak ararken bir tarafı kırmamaktır. Evet, herkes doludur. Herkesin gönlünde bir kızgınlık vardır. Ama haklarını aldıktan sonra hayat mücadelesi devam ettiği için, herkesin bir ekmeğe ihtiyacı olduğu için, bu arkadaşların da çoğu bu sektörde uzman olduğu ve başka sektörlerde çalışma imkânları az olduğu için tekrar maden sektöründe çalışmak durumundalar. O yüzden hiçbir zaman kapıları kapatmadım. Hak arama mücadelesinde saygıyı, sevgiyi hiçbir zaman bozmadım. Bozdurmayız da. Devletimize karşı herhangi bir kötü söylemde kesinlikle bulunmadık, bulunmayız da.

Bu yüzden emniyet güçlerimizle hiçbir zaman karşı karşıya gelmedik. Kendileri de şahittir. 40 gün boyunca yürüttüğümüz mücadelede saygı, sevgi ve edep çerçevesinde sürdürdüğümüz hak arama mücadelemizin bugün en büyük başarısını kazanmış durumdayız. Buraya gelemeyen arkadaşların hepsinin hakkını savunduk. Yaklaşık 300 arkadaşım daha var buraya gelemeyen. Onların da hak mücadelesini savunduk. Herkese de beyan ettim. Alacakları kalan arkadaşlar da bize ulaşıyor. Haklarını sonuna kadar alıncaya kadar buradan ayrılmayacağımı da beyan ettim. Aynı çizgideyiz. Çizgimizi bozmadan mücadelemize devam edeceğiz. İnşallah en kısa sürede sonuç alınır. Herkes huzurlu, mutlu bir şekilde evine döner. Hak arama mücadelesinde yine söylüyorum; çizgimiz, tavrımız Türkiye Maden-İş Sendikası ve TÜRK-İŞ üyesi olarak bellidir. Her zaman devletimizin işaret ettiği yerdeyiz.”

  •  

Selçuk Türkoğlu’ndan Yusuf Tekin’e: ‘Öğretmenlerin feryadını duyun artık’

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Türkoğlu, öğretmenlerin il/ilçe emri ve yer değiştirme taleplerine ilişkin açıklama yaptı. Türkoğlu, şunları kaydetti:

“Aile bütünlüğünü sağlamak için atama talebinde bulunan öğretmenlerimize, ‘Kontenjan yok’ demek, haksızlıktan da öte vicdansızlıktır. Ne demek, kontenjan yok? Soruyorum; eşinden, çocuğundan ayrı bırakılan bir öğretmenden hangi fedakârlığı bekleyeceksiniz? Bu saçma bahaneyle ailesine kavuşamayan öğretmenlerimizin mağduriyetini görün artık. Onların, il/ilçe emri ve ek yer değiştirme feryadını da bir zahmet duyun atık.

‘DAHA FAZLA VEBAL ALTINDA KALMAYIN’

Aile birliği, boş kontenjan bulunduğunda kullanılabilecek bir ayrıcalık değil; doğrudan korunması gereken hukuksal bir haktır. Devlet öğretmeninden fedakârlık bekliyorsa, öğretmeninin ailesini de korumak zorundadır. Nedir bu saçmalık? Geçmişte uygulanan il emri uygulamasını yeniden hayata geçirin. Mazeret tayini gerçekleşmeyen öğretmenlerimizin ailelerine kavuşmalarının önünü açın. Öğretmenin aile birliği, onu daha verimli çalışmasını sağlayan sıcak yuvası. Sizin o sıradan excel tablonuzdaki kontenjan sayınızdan daha değerlidir. Aileyi korumak sözle değil, gereğini yapmakla olur. Hamaseti bırakın; öğretmenlerin evini, barkını, yuvasını ayırmayın, ailelerinin parçalanmasına göz yummayın. Ezcümle; daha fazla vebal altında kalmayın.”

İyi Partili Selçuk Türkoğlu’ndan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e:

“Öğretmenlerin il/ilçe emri ve ek yer değiştirme feryadını duyun artık”https://t.co/erHIv2Jhp2 pic.twitter.com/frK5dgn6UC

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 3, 2026

  •  

Dışişleri’nden AB’ye ‘GKRY’ tepkisi

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi:

“Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu’nun 2027 AB bütçesine ilişkin verdiği görüşte, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerine iftira atmak amacıyla inşa edilecek sözde bir anıta kaynak ayrılmasının da tavsiye edildiği öğrenilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’yla Kıbrıs Türk halkının yok edilmesini engellemiş ve Ada’nın tamamına yarım asrı aşkın süredir devam eden barışı getirmiştir. Rum tarafınca ortaya atılan iddialar, tarihi gerçekleri çarpıtmakta ve siyasallaştırmaktadır.

AB kurumlarının, Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sunmak yerine, tarafsızlık ve adalet ilkelerinden uzaklaşarak Rum tarafının propagandasına alet olması, toplumlar arası güveni daha da zedelemektedir. AB yetkililerine, attıkları her adımla Türkiye’yi AB’den uzaklaştırmayı hedefleyen çevrelerin aracı haline gelmemeleri çağrısında bulunuyoruz.”

  •  

UEFA, Fenerbahçe ile oyuncuları Guendouzi ve Greenwood hakkında disiplin soruşturması başlattı

UEFA, Fenerbahçe’nin Olympique Lyon ile oynadığı rövanş maçı nedeniyle Fenerbahçe Spor Kulübü ve oyuncular Mattéo Guendouzi ve Mason Greenwood hakkında disiplin süreci başlattı.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nden konuya ilişkin yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“UEFA Şampiyonlar Ligi Play-Off Turu rövanş karşılaşmasının ardından futbolcularımız Mattéo Guendouzi ve Mason Greenwood ile Kulübümüz hakkında UEFA tarafından disiplin süreci başlatılmıştır. Kulübümüz, söz konusu süreçte futbolcularımızın ve Fenerbahçe’nin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla gerekli savunmaları UEFA’nın ilgili kurulları nezdinde gerçekleştirecektir. Sürece ilişkin gerekli bilgi, belge ve savunmalar UEFA’ya sunulacak olup gelişmeler Kulübümüz tarafından titizlikle takip edilmektedir.”

  •  

Doğu Ekonomik Forumu’nda gündem yeni ticaret rotaları

Okay Deprem yazdı…

Seneledir Rusya’nın Pasifik Okyanusu kıyısındaki en büyük kenti Vladivostok’ta düzenlenegelen “Doğu Ekonomik Forumu” (DEF) bu sene de tam 1 Eylül itibariyle binlerce ziyaretçisine kapılarını açtı. Ondan hemen öncesinde Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü üye, gözlemci ve olası aday ülkelerin delagasyonlarının bir kısmı dsa, Kırgız başkentindeki buluşma sona erer ermez, Rusya’nın forumun her yıl organize edilegeldiği şehrine uçtular. Aynı zamanda Asya’nın en büyük iktisadi etkinliklerinden birisi olan DEF’te bu sene de gündem oldukça yoğun ve yüklü. Dahası, Avrasya’nın motor gücü ekonomileri özellikle bu yıl, hem devasa kıtayı hem de toplamda global ekonomik dengeleri giderek daha fazla değiştirecek sayısız ticaret anlaşmasına imza atıyor ve kritik kararlar alıyorlar. Bir kere en başta ev sahibi ülke Rusya Federasyonu’nun ekonomisini, her yıl oranı artacak biçimde daha fazla Asya ve Afrika ülkeleri yönünde yapılandırmakta olduğu görülüyor. Bununla birlikte ziyaretçi ve gözlemciler, önceki yılki mütevazi büyüme oranına rağmen “Rus ekonomisinin bu seneden itibaren daha istikrarlı bir büyüme yönelişine geçeceğinin kuvvetli sinyallerinin alındığını” belirtiyorlar.  

TARİHİ GELİŞME

Son yıllarda geniş Avrasya havzasındaki dinamik ekonomik eğilimlere yakından bakıldığında ev sahibi ülkenin “Küresel Güney” ve Doğu pazarlarında “kilit oyuncu” statüsünü pekiştirdiği ileri sürülüyor. Gerçekten de özellikle son 10-15 yıldır küresel ticaret akışlarının Batı ülkelerinden giderek Asya ve hatta Afrika’ya doğru yön değiştirmekte olduğunu, her iki kıtanın da, ancak bilhassa birincisinin rekor düzeylerde ticaret hacmine ulaşmakta olduğunu ve dahası ve belki de en önemlisi, dünya tarihinde yüzyıllar sonra yepyeni lojistik rotalarının oluşturulduğu ifade edilmekte. Burada tam olarak bahsediyor olduğumuz yeni gerçekliğin en güncel simgesi muhtemelen, Çin’den yola çıkan büyük tonajlı bir geminin “Kuzey Deniz Yolu” üzerinden geçip önceki günlerde Rusya’nın meşhur Murmansk limanına varması oldu. Bu ticari sehayat; nam-ı değer “Arktik Koridoru”nun, Asya’daki üretim merkezlerini Rusya’nın sanayi ve ticari merkezlerine bağlayan geleneksel güney rotalarına gerçek anlamda ve güvenli bir alternatif haline geldiğini kanıtlamaya başladı. İşte DEF, dünya ticari – lojistik ve haliyle ekonomi tarihini kökten değiştirecek gelişmelerin ve dönüm noktalarının yaşandığı bir dönemde düzenleniyor bu yıl. Her sene Güney Asya ülkelerinden daha çok yatırım çeken Vladivostok’ta çok kutuplu dünya ekonominin mimarisi oluşturulurken, Asya-Pasifik bölgesinden ve Afrika kıtasından yüzlerce heyetle karşılıklı, şimdiden milyarlarca dolarlarla ölçülen ticaret sözleşmeleri imzalanıyor. Şimdi de, yaşanan değişimlerin ölçeğini tam olarak yansıtan ve toplam dört ana temaya ayrılan bu yılki forum gündemine ve programların içerine detaylıca bakalım. 

NELER KONUŞULDU?

DEF’in sabahtan akşama kadar tam dört gün boyunca sürmekte olan oturum, toplantı ve diğer etkinliklerinin temel üst başlıkları, alt başlıkları ve de kısa içerikleri özetle şunlar:

1. Çok kutuplu bir dünyada uluslararası işbirliği ve ticari diyaloglar: “Rusya – Çin”, “Rusya – Hindistan”, “Rusya–ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği)” ve “Rusya – Afrika” formatında toplantılar. Birliklerin entegrasyonu: EAEU (Avrasya Ekonomik Birliği) ve BRICS’in gündemlerinin birleştirilerek tek ve kesintisiz bir ekonomik alan oluşturulması. Yeni finansal sistem: İlgili ülkeler arasında bağımsız ödeme mekanizmalarının geliştirilmesi ve ulusal para birimleri üzerinden ödemelerin genişletilmesi.

2. Lojistik ve bağlantı altyapısı – Kuzey Deniz Yolu: Liman altyapısının, ticari buzkıran filolarının ve yıl boyunca seyrüseferlerin arttırılması. Baykal–Amur ve Transsibirya demiryolu hatlarının modernizasyonu: Doğu demiryolu hattının taşıma kapasitesinin genişletilmesi. Ulaşım koridorları: Rusya’nın Çin ve Asya’daki “dost ülkelerle” olan hudutu boyunca yeni lojistik merkezlerin oluşturulması.

3. Teknolojik egemenlik ve endüstriyel büyüme – Ortak inovasyonlar: Mikroelektronik ve robotik sahalarında teknoloji transferi ve ortak girişimlerin oluşturulması. Enerji ittifakı: Petrol, gaz ve kömür tedariklerinin yeniden yönlendirilmesi ve nükleer enerji alanında müşterek projeler. Dijital entegrasyon: Siber güvenlik, yapay zeka ve “bulut bilişim” alanlarında iş birliği.

4. Yerel bölgelerin geliştirilmesi ve Uzak Doğu’nun insan sermayesi: Sonuçların özetlenmesi ve uzmanları çekme programlarının ölçeklendirilmesi. Şehirlerin master – planları: Uzak Doğu’nun mühim kentsel alanlarının finansmanı ve yenilenmesi. Turistik potansiyel: Yeni tatil bölgelerinin teşkil edilmesi ve de Asya ve Afrika ülkeleri ile Rusya arasındaki vize rejiminin kolaylaştırılması. 

ASYA-AFRİKA İLETİŞİMİNİN KİLİT ALANLARI

“Uzakdoğu Federal Üniversitesi”nin kampüsünde düzenlenen DEF’teki tartışma, görüşme ve buluşmaların ağırlık noktalarının ilk sıralarında Güneydoğu Asya başta olmak üzere, geniş Avrasya hinterlandındaki yeni lojistik merkezlerin yapılandırılması ve mevcutların da geliştirilip entegrasyonlarının ilerletilmesi geliyor. Bu kapsamda Çin ie Rusya arasındaki ticari görüşmeler ve ilgili anlaşmalar öncelikli olarak elektronik, otomotiv endüstrisi, enerji kaynaklarının tedariki, Kuzey Deniz Rotası (Murmansk-Şanghay) ve de Blagoveşçensk / Zabaykalsk sınır geçiş kapıları ve gümrük noktaları üzerine odaklanmış. Rusya ile Hindistan arasındaki konu başlıkları ise petrokimya, ilaç, gübre, savunma sanayi, Kuzey – Güney Uluslararası Taşımacılık Koridoru üstüne yoğunluk kazanmış durumda. Bunun dışında ise, Afrika ülkeleri ile Rusya arasındaki temaların merkezinde ise gıda, tarım makineleri ve madencilik endüstrisinin geldiği görülüyor. 

‘EKONOMİK EGEMENLİK VE BAĞIMSIZLIK’

DEF boyunca hakikaten de fark ediliyor ki, Rusya’nın  “ekonomik egemenlik ve bağımsızlığı” artık teorik bir kavram veya tek taraflı hayal olmanın çok ötesine geçip gerçekliğe dönüştüğü savunuluyor. Vladivostok’taki ekonomik forumun; Güney Asya limanlarından Arktik Okyanusu üzerinden Murmansk ve Saint Petersburg limanlarına kadar yapılmaya başlanan düzenli ticari gemi seferleri, yine Rusya üstünden de geçen Çin’in yeni kuşak-yolunun Novorossiysk Limanı’na bağlanması, ülkenin sadece yeni yaptırım ve abluka koşullarına fazlasıyla uyum sağlamadığını, ama dahası ve aynı zamanda Çin başta olmak üzere en yakın büyük ticari partnerleriyle beraber yepyeni bir küresel ekonomik haritanın oluşum sürecine öncülük ettiği ileri sürülüyor.

  •  

Cevdet Yılmaz’dan KKTC’ye taziye ziyareti

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ı Ercan Havalimanı’nda KKTC Başbakanı Ünal Üstel karşıladı. Yılmaz’ın, gemi faciasında kayıp yakınlarını bekleyen aileler ve Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a taziye ziyaretinde bulunacağı öğrenildi.

  •  

ÖSYM’den KPSS açıklaması: Pazar günü bazı nüfus müdürlükleri açık olacak

ÖSYM’nin açıklamasına göre, sınav günü T.C. kimlik kartını kaybeden, kimlik kartında fotoğrafı bulunmayan, nüfus cüzdanı olmayan veya nüfus cüzdanında T.C. kimlik numarası, fotoğraf ya da soğuk damga bulunmadığı için sınava kabul edilmeyecek durumda olan adaylar için sınav merkezlerinde belirlenen il ve ilçe nüfus müdürlükleri açık olacak.

Nüfus müdürlükleri, 6 Eylül Pazar günü 07.00-10.00 saatleri arasında hizmet verecek. Müdürlüklere başvuran adaylara, gerekli kontrollerin yapılmasının ardından fotoğraflı, imzalı-mühürlü, barkodlu-karekodlu veya fotoğraflı, barkodlu-karekodlu “Geçici Kimlik Belgesi” düzenlenecek.

Adayların sınav günü nüfus müdürlüğüne başvururken sınava giriş belgesi ile biyometrik fotoğraflarını yanlarında bulundurmaları gerekiyor.

Adayların, nüfus müdürlüğü personeliyle birlikte ÖSYM’nin Aday İşlemleri Sistemi üzerinden sınav başvuru bilgilerine T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleriyle erişebileceği belirtildi. Aday bilgilerinin kontrolünün ardından düzenlenecek “Geçici Kimlik Belgesi” ile sınava giriş yapılabilecek.

ÖSYM, “Geçici Kimlik Belgesi” dışında verilen hiçbir belgenin sınava giriş için kabul edilmeyeceğini bildirdi.

Sınav günü açık tutulacak il ve ilçe nüfus müdürlüklerinin adreslerine ve açık olacakları saatlere ÖSYM’nin duyurusunda yer alan bağlantı üzerinden erişilebilecek.

  •  

CHP’li Öztürkmen: Kozinoğlu dosyasını aydınlatmak Türk yargısının görevidir

CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmaya dair değerlendirmelerde bulundu.

Öztürkmen, soruşturma kapsamında, olayın yaşandığı dönemde cezaevinde görev yapan nöbetçi müdürler, gardiyanlar, görev başında bulunmayan sağlık personeli ve ambulans görevlilerinin de aralarında bulunduğu en az 15 kişinin ifadeye çağrılacağının açıklandığını belirterek, Kozinoğlu’nun ölümünün sadece görevlilerin ihmali olarak değerlendirilemeyeceğine dikkati çekti. Öztürkmen, MİT Dış Operasyonlar Başkanlığı bünyesinde uzun yıllar kritik görevler üstlenen Orta Asya sorumlusu MİT Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu’nun, Ergenekon kumpası kapsamında 10 Mart 2011’de tutuklandığını, ilk duruşmasına 9 gün kala 11 Kasım 2011’de cezaevinde hayatını kaybettiğini hatırlattı.

RESMİ AÇIKLAMA VE SAĞLIK RAPORLARINDAKİ ÇELİŞKİLER

Kozinoğlu’nun ölümünün ardından Adalet Bakanlığı’nın “ağır spora bağlı kalp krizi” açıklaması yaptığını ifade eden Öztürkmen, bakanlığın oda arkadaşının beyanına dayandırdığı açıklamada, Kozinoğlu’nun ağır spor sonrası fenalaştığı bilgisinin yer aldığını kaydetti.

Buna karşın koğuş arkadaşları emekli Albay Hasan Atilla Uğur ve emekli Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım’ın ifadelerinde ağır spor iddialarını reddettiğini ifade eden Öztürkmen, Yıldırım’ın dilekçesinde “Avluda 60 dakika yürüdü, sonra koğuştaki odasına çıkıp 45 dakika spor yaptı. Bana göre ağır değildi” dediğini söyledi. Öztürkmen, Kozinoğlu’nun yakınlarının önceden kalbiyle ilgili bir rahatsızlığı bulunmadığını belirttiklerini ve geçmiş sağlık tetkiklerinde de bir problem olmadığını aktararak, otopsi raporunda “Erken miyokard zamanını düşündüren bulgu saptanmamıştır” denildiğini dile getirdi.

‘BİLİRİKİŞİ RAPORUYLA BELGELERİN SAHTE OLDUĞU TESPİT EDİLDİ’

Kozinoğlu’nun FETÖ tarafından hedef alındığını belirten Öztürkmen, “Kozinoğlu açık bir biçimde Fetullahçı Terör Örgütü’nün hedefiydi. Yurt dışındaki Fetullahçı Terör Örgütü okullarının CIA’in casusluk üssü gibi çalıştığını tespit etmiş ve bunları raporlamıştı. Fetullahçı Terör Örgütü bu okulların kapatılmasından Kozinoğlu’nu sorumlu tutuyordu. Fetullahçı Terör Örgütü’nün savcısı Zekeriya Öz tarafından sorgulandı ve ardından çıkarıldığı mahkemece ‘devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek ve açıklamak’ suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklanmasına neden olarak gösterilen sözde dijital belgelerin sonradan üretildiği, yani sahte olduğu bilirkişi raporuyla da tespit edildi. Buna rağmen tahliye edilmedi” dedi.

Soruşturmanın hedefine ulaşması için olayın sadece ihmal çerçevesinde ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Öztürkmen, “Şüphe uyandıran bütün unsurların birbiriyle bağlantısı ele alınmalıdır. Şüphe uyandıran çok fazla nokta bulunmaktadır. Dosyayı aydınlatmak Türk yargısının görevidir. Bu sürecin sahibi ve takipçisi olmayı sürdüreceğiz” dedi.

  •  

Kremlin açıkladı: Rusya ve Çin, vizesiz seyahati kalıcı hale getirmeyi görüşecek

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iki ülke arasındaki vizesiz seyahat uygulamasının kalıcı hale getirilmesi” önerisini destekleyip desteklemediğine ilişkin soruya “Konu iki taraf arasında görüşülecek ve üzerinde mutabakata varılacak” yanıtını verdi.

PUTİN GÜNDEME GETİRMİŞTİ 

Putin, 31 Ağustos’ta Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Çin Devlet Başkanı Xi ile yaptığı görüşmede, Pekin’in bunu mümkün ve faydalı görmesi halinde Rusya’nın Çin ile vizesiz seyahat uygulamasını kalıcı hale getirmek için çalışmaya hazır olduğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı, 1 Aralık 2025’te imzaladığı kararnameyle Çin vatandaşlarının karşılıklılık esasına göre Rusya’ya 30 güne kadar vizesiz giriş yapabilmesine imkan tanımıştı. Uygulamanın ilk olarak 14 Eylül 2026’ya kadar geçerli olması öngörülmüştü.

Çin de daha önce Rus vatandaşları için benzer bir vizesiz seyahat uygulaması başlatmıştı. İki ülke daha sonra karşılıklı vizesiz giriş uygulamasını 2027 sonuna kadar uzatma kararı almıştı.

ÇİN’DEN RUSYA’YA TURİST SAYISI YÜZDE 50 ARTTI 

Çin’in Moskova Büyükelçisi Zhang Hanhui’nin daha önce yaptığı açıklamaya göre, vize şartının kaldırılmasının ardından 2026’nın ilk çeyreğinde Çin’den Rusya’ya seyahat eden turistlerin sayısı yaklaşık yüzde 50 arttı.

  •  

Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu tutuklandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Yeni Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu, savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Tekinoğlu, buradaki sorgusunun sonucunda “fuhuşa teşvik veya aracılık” ile “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamalarından tutuklandı.

  •  

Çağrılanlar

Elif Kır yazdı…

Atam düşmanı kovdu, bu yurdu bize armağan etti. Atatürk düşmanı kovdu kovmasına da bu düşman neredeydi, ne yaptı, Türk ordusu nerede vuruştu, kaç ayda kaç yılda kovdu düşmanı? Atatürk büyük askerdi ama neden? Nasıl?

Ankara’dan yola çıkıp İzmir istikametinde araba yolculuğu yaptıysanız, önce Polatlı’dan sonra Eskişehir-Sivrihisar’dan, daha sonra Afyon’dan, Kütahya’dan yolunuz geçti. İstanbul’dan yola çıkıp güneye gittiyseniz belki Bozüyük’ten, Kütahya’dan yolunuz geçti. Az biraz tarih bilginiz varsa etrafınıza bakıp bu dağlarda, tepelerde, bu koca arazide nasıl savaş olmuş, bu uçsuz bucaksız topraklarda düşmanı nasıl yenmişiz diye düşünmüş olabilirsiniz. Üstelik uçak desen yok denecek kadar azdı o dönem. Onu da şimdiki gibi düşünmemek lazım. Tren desen, toprağımızdan geçen raylı sistemin işletmesi bize ait değildi büyük ölçüde. Yol desen asfaltta gitmek gibi değil. Bırak otomobili kağnı gidebilse büyük şans… Buralarda yürünür mü? Kah güneşin altında kah yağmurun… Havası gündüz nasıldır, gece nasıldır? Tüm bu soruların en azından birkaçı zihninizde belirdiyse eğer, peşinden gidin lütfen bu merak zincirinin. Sonunda varacağınız yer, binlerce vatan evladının gençliğini, hayallerini, sevdalarını, ömürlerini gömdüğü; gözyaşıyla, terle, kanla suladığı, ama onuru ve haysiyeti silinemez şekilde bu yurdun havasına, toprağına, ovasına ve dağına kattığı o kutsal topraklar olacaktır.

“O kutsal topraklara nasıl giderim, nasıl gezerim, bir anlatan yok mu” diye soracak olursanız sanırım Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en şanslı zamanına denk geldiniz. Evet son cümlem yanlış yazılmadı. Sayın Selim Erdoğan, Sayın Fuat Serdar Aydın ve ekipleri yıllardır canla başla bu toprakları adım adım dolaşıp, harp ceridelerini tabiri caizse hatmedip, hem Türk hem Yunan arşivlerini tarayıp, arazide doğrulamasını yapıp Türk çocuğuna kendi tarihini anlatmayı görev edinmişler. Durumdan vazife çıkarmışlar bir nevi. Üstelik bunu gönüllü şekilde, vatana ve onbinlerce kefensiz yatana bir borç olarak görüp canla başla, kendi imkanlarıyla yapıyorlar.

26 Ağustos 2026 sabahı, gönlü yüreği vefa dolu, belki sayıca bir avuç ama manevi adanmışlığı yüksek bir ekip olarak, Mürettep Müfreze gönüllüleri ile Selim Erdoğan ve Fuat Serdar Aydın’ın öncülüğünde, saat 05.00’te Kocapınar Sargıyeri Şehitliği’nden yola çıkıp 15. Tümen’deki atalarımızın takip ettiği rotayı yürüyerek, sabahın ilk ışıklarıyla Tınaztepe’ye vardık. Güneş doğmuştu doğmasına fakat 104 yıl önce o gün başlayan ve Türk’ün tarihteki en organize büyük savaşı zaferle sonuçlanmasa yine doğar mıydı? Yol boyu yürürken sohbetler edilmiş, çoğu zaman düşmeden yürüyebilmek için etrafa bile doğru düzgün bakamadan önümüze bakmamız gerekmişti. Fakat 104 yıl önce aynı yolu yürüyenlerin çoğunu kurşun, kan ve ölüm bekliyordu o yolun sonunda. Biz onlar sayesinde o dağın eteğinde güvende olduğumuzu bilerek yürürken, ses çıkarırken, gökyüzüne bakıp yıldızların ve dolunaya dönen ayın tadına varırken, onlar hilalin karanlığında toprakla bütünleşmiş bir sessizlikte yola çıkmış, onlardan önce başlayan top ateşinin gürültüsü bir yanda sevdiklerini son kez gözlerinin önüne getirmişlerdi belki. Empati yapmamak ne mümkün!

Tınaztepe’de mevzileri gördük, Türk ordusunun ne şekilde hücum ettiğini dinledik. Her şeyden öte, bastıkları toprağın nasıl olduğunu, ortalığın bitki örtüsünü, coğrafi şartlarını gördük. Havanın gece nasıl soğuk olduğunu ve güneş doğunca nasıl ısındığını, kış ve yaz mevsiminin saatler içinde art arda nasıl yaşandığını deneyimledik. Atatürk’ün o meşhur fotoğrafında Kocatepe’de neden kışlık palto giydiğini anlıyorsunuz mesela. Ama bence en eşsiz kazanım; o uçsuz bucaksız, yer yer dağlık yer yer çukur olan coğrafyada, adeta sarı bir denizi andıran o bozkırda, kilometrelerce kare alanda nasıl organize olduğumuzu, coğrafyanın en ufak planlama eksikliğini ve öngörüsüzlüğü nasıl acımasızca cezalandıracağını idrak ettiğiniz noktada, Atatürk neden Atatürk, komuta kademesi neden çok büyük iş yaptı, vuruşan erin kahramanlığı, çevredeki köylünün fedakarlığı, her şeyi unutamayacak şekilde içselleştiriyor olmanız.

Boztepe eteklerine vardığımızda ise ormanlık arazinin ortasında yatan 12 vatan evladının ebedi istirahatgahına ulaştık. Hem saygı duruşunda bulunup İstiklal Marşımızı okuduk hem de dua edip rahmet diledik ruhlarına. Uzmanlarımız, detaylı ve hassas çalışmalarının sonucunda şehitlerimizin künye bilgilerine ulaşmışlardı. Hatırladığım kadarıyla aralarında Samsun Çarşambalı, Ankaralı, Çorumlu ve Amasyalılar vardı. En yüreğimi sızlatan, 1922 yazında şehit olan atalarımızın çoğu 1900, 1901 doğumluydu. Yirmi yıl sürmüş ömürlerinin denk geldiği dönem gerçekten insanın yüreğini burkuyor. Bireysel hayatlarınızı, o yaşlarınızı, o yaşlara dair hayallerinizi düşünürseniz şayet yapılan fedakarlığın boyutu çok daha iyi anlaşılıyor. Üstelik bu insanlar, kendi yerlerinden yurtlarından çıkıp belki hayatları boyunca görmedikleri, iklimine ya da coğrafyasına bile alışık olmadıkları fakat vatan bildikleri topraklarda kendilerinden 100 sene sonra doğacak, yaşayacak o hiç tanışmadıkları insanların yirmili yaşları, kendilerininkinden farklı, refah içinde olsun, kendi bayrağının gölgesinde geçsin, insanlık onuruyla bezeli kalsın diye savaşarak, dövüşerek, yiğitçe canlarından geçtiler.

Atalarımıza ne kadar minnet etsek, onlar için ne kadar dua etsek az. Gezi biterken, kulaklardan silinmeyen ve zihinde yankılanan o söz Fuat Serdar Aydın’a aitti:

“Siz buraya gelmediniz, siz buraya çağrıldınız”.

30 Ağustos Zafer Bayramımızı en içten şekilde kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatanın her karışında ve bir zamanlar vatan olmuş
her coğrafyada toprağa mukaddes kanını içirmiş tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Saygılarımla.

  •  

Büyük Zafer’in 104’üncü yılı: 30 Ağustos kutlu olsun!

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Türk ordusunun 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, dünya tarihinin gördüğü en büyük kahramanlık destanlarından biri olarak tarihe geçti.

1919 yılında Birinci Dünya Savaşı sonrası İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine dayanarak türlü bahanelerle Anadolu’yu işgale başladı, ordusunun cephanesi elinden alınan Türk milleti zor durumda bırakılmaya çalışıldı.

Ünlü yazar Halide Edip Adıvar’ın ”Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabında anlattığı işgal günlerinde, itilaf donanması İstanbul’a, Fransızlar Adana’ya, İngilizler Urfa, Maraş, Samsun ve Merzifon’a, İtalyanlar, Antalya ve Anadolu’nun güneybatısına yerleşti.

15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletlerinin izniyle Yunan Ordusu İzmir’e çıkarma yaptı.

Bu durum karşısında Türk milleti, tarih boyunca gösterdiği ”millet olma bilinci” içerisinde işgallere karşı Kuvayımilliye hareketini başlattı. İki seçenek vardı; ya işgal güçlerine teslim olunacak ya da yıkılan yakılan bir ülke, yılmaz evlatlarının azmiyle yeniden ayağa kalkacak ve küllerinden doğacaktı.

1920’de TBMM’nin açılması üzerine işgal güçleri tüm baskıcı politikalarını Atatürk ve silah arkadaşları üzerine yoğunlaştırdı, özellikle Batı Cephesi’nde hareketlilik başladı. 1921’de Polatlı’ya kadar gelen Yunan ordusunu püskürtmek, daha birkaç yıl önce tarih literatürüne ”Çanakkale geçilmez” sözünü altın harflerle yazdıran vatan evlatlarına düştü.

Sakarya’da 22 gün 22 gece süren kanlı çarpışmaların ardından durdurulan düşman ordusunu tamamen yurttan atmak amacıyla bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra 26 Ağustos 1922’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’u başlattı.

26 AĞUSTOS’TA KOCATEPE’DE ŞAFAK SÖKERKEN

Başkomutan Mustafa Kemal, 26 Ağustos sabahı Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile muharebeyi yönetmek üzere Afyonkarahisar sınırlarında kalan Kocatepe’de yerini aldı.

Topçu ateşleriyle şafak vakti başlayan harekatın devamında Türk askeri, sabahın ilk ışıklarıyla hücuma geçip Tınaztepe’yi ele geçirdi ve Belentepe ile Kalecik Sivrisi’nden düşmanı uzaklaştırdı.

Taarruzun ilk gününde 1. Ordu birlikleri, Büyük Kaleciktepe ile Çiğiltepe arasında 15 kilometrelik alanda, düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5’inci Süvari Kolordusu, düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu, 2’nci Ordu ise cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.

Türk ordusu, 27 Ağustos sabahı yine bütün cephelerde yeniden taarruza geçti ve aynı gün Afyonkarahisar, 8’inci Tümen tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. 28 ve 29 Ağustos’ta başarıyla sürdürülen taarruz, düşmanın 5’inci tümeninin etkisiz kılınmasıyla neticelendi.

29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçilip taarruzun kısa sürede sonuçlandırılmasında hemfikir oldu ve planın 30 Ağustos’ta aksamadan uygulanması için gerekli önlemler alındı.

BÜYÜK ZAFER VE BİR KIRIK KAĞNI

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk Ordusu’nun Kurtuluş Savaşı’nda kazandığı en önemli zaferin arifesinde, 30 Ağustos sabahında şimdi belde olan Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy’de birliklere taarruz emrini verdi.

O’nun bizzat yönettiği Dumlupınar’daki meydan muharebesinde kahraman Mehmetçik, Yunan birliklerini Allıören, Keçiler, Kızıltaş deresi yolunun iki yanında tamamen sarıp imha etti. Kızıltaş deresi bölgesinde açık kalan alandan bazı Yunan birlikleri, General Trikopis, General Diyenis ve birçok Yunan komutanı kaçtı.

Büyük Zafer’in ertesi günü, 31 Ağustos’ta Zafertepe Çalköy’de bir evin bahçesindeki kırık kağnının üzerine muharebe alanlarının haritasını koyan Başkomutan Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile durum değerlendirmesi yaparak Yunanlıların yeniden savunma düzenine geçmesini önlemek ve onları mağlup etmek için İzmir’e girme görüşünde birleşti.

‘ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR, İLERİ’

Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer sonrası 1 Eylül’de Dumlupınar’da, Batı Cephesi’ndeki tüm subay ve erlere okunmak üzere yayımladığı bildiride, şu ifadelere yer verdi:

”Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları, Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde, zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve seçkin ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk ulusu, geleceğine güvenmekte haklıdır. Savaş alanlarındaki başarı ve fedakarlıklarınızı yakından görüp izliyorum. Ulusumuzun size olan övgülerinin iletilmesine aracılık etme görevinin arkasını bırakmayacak, sürekli olarak yerine getireceğim. Ödüllendirme için Başkumandanlığa öneride bulunulmasını, Cephe Kumandanlığına buyurdum. Bütün arkadaşlarımın, Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri de verileceğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kullanarak, yarışmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”

27 Ağustos’ta Afyonkarahisar, 30 Ağustos’ta Kütahya’nın kurtuluşunu 1 Eylül’de Gediz, 3 Eylül’de Emet ve Tavşanlı’nın kurtuluşları izledi, 9 Eylül’de İzmir’de Yunan Ordusunu denize döken Türk ordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın emrini büyük bir başarıyla yerine getirdi.

‘VERDİĞİM SÖZÜ YERİNE GETİREMEDİM’

Büyük Taarruz’dan akıllarda kalan en önemli olaylardan biri, 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey’in, 27 Ağustos’ta Çiğiltepe’nin alınmasının yarım saat gecikmesi üzerine, görevini yerine getirememenin üzüntüsü ile kendisini vurarak intihar etmesiydi.

Kocatepe’den verilen emirle Büyük Taarruz’u başlatan Türk askerleri, taarruzun ilk ve ikinci gününde tüm tepeleri ele geçirmeye başladı. Çiğiltepe’de bulunan Yunan askerlerine karşı direnen 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey ile Mustafa Kemal Paşa arasında, şu telefon konuşması geçti:

Sonraki yarım saatte Çiğiltepe’yi düşman askerinden alamayan Albay Reşat Bey, ”Verdiğim sözü yerine getiremediğim için yaşayamam” diyerek beylik tabancasıyla intihar etti.

Mustafa Kemal Paşa’ya, Çiğiltepe sırtlarında çarpışan 57’nci Tümen Komutanlığını yeniden telefonla aradığında Albay Reşat Bey’in intihar ettiği söylendi ve ”Yarım saat zarfında o mevkiyi almaya size söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam” yazdığı notu okundu.

Çiğiltepe, Albay Reşat Bey’in ölümünün 15 dakika sonrasında düşman askerlerinden kurtarıldı.

‘TÜRK CUMHURİYETİ’NİN TEMELİ BURADA SAĞLAMLAŞTI’

Büyük Önder Atatürk, Büyük Zafer’den tam iki yıl sonra, 30 Ağustos 1924’te, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nın temel atma törenine katılmak üzere Zafertepe Çalköy’e geldi.

Törene katılanlara iki yıl öncesini hatırlatan Atatürk, Büyük Zafer’i şu cümlelerle anlattı:

”Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son parçası olan 30 Ağustos Zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil dünya tarihine yeni bir adım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbellidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır. Türk ulusu burada kazandığı zaferle, açığa vurduğu gücü ve istemiyle, bu belli gerçeği bir kere daha tarihin bağrına çelik kalemle koymuş bulunuyor.”

  •  

ABD ve İsrail, ‘ortaklık’ masalları altında Türkiye’nin ‘silahsızlandırılmasını’ hazırlamaya çalışıyor

Okay Deprem yazdı…

Türkiye epeydir Ortadoğu’da öncü bir rol oynamayı amaçlıyor ve bölgede düzeni sağlamak istiyor. Bu basit ve temel sonuca varabilmek için, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamadan yola çıkmak bile yeterli olacaktır. Erdoğan bir kez daha, Ankara’nın Ortadoğu’da “kanlı senaryoların hayata geçirilmesine izin vermeyeceğini” söyleyip açıkça, İsrail’in Filistinlilere karşı devam eden soykırımına ve Tel Aviv’in Lübnan ile Suriye’ye yönelik sinsi saldırganlığına göndermede bulundu. Bu beyanat, Malazgirt Savaşı ve Anadolu’nun fethinin başlangıcının 955. yıldönümü anısına düzenlenen etkinlikler çerçevesinde verildi.  

ABD’NİN ‘BASKIN ÜLKE’ OLARAK GÖRDÜĞÜ İSRAİL’E HER TÜRLÜ SİLAH MÜBAH LAKİN TÜRKİYE’YE HAYIR!

Bazı birtakım uluslararası uzman ve yorumculara bakılırsa Ankara’nın bölgede önüne koyduğu siyasi-askeri ve stratejik hedeflere ulaşması uzak ara hiç de kolay değil, çünkü ona İsrail açıkça, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise örtülü olarak karşı. Ne Amerikalıların ne de İsraillilerin güçlü bir Türkiye’ye ihtiyaçları olduğunu adeta yedi alem uzunca süredir biliyor, çünkü Washington her şeyden önce bölgenin “baskın ülkesi” olarak her zaman İsrail’i göregelmiştir. Bu çerçevede, Yahudi devletine beşinci nesil F-35 savaş uçakları da dahil olmak üzere sınırsız miktarlarda en yeni Amerikan silahları geldi ve gelmeye de devam ediyor. Ancak Türkiye’ye Amerikalılar, çeşitli uydurma bahanelere atıfta bulunmak suretiyle söz konusu uçakları bilindiği gibi bir türlü vermiyorlar. Her şey, askeri güç dengesini İsrail lehine değiştirmek için yapılıyor… 

‘BATI, TÜRKİYE’NİN DAHİL OLACAĞI BÖLGESEL ASKERİ İHTİLAFTA KKTC’Yİ ELE GEÇİRMEK İSTEYEBİLİR’

Yukarıda betimlenen gidişat deneyimli siyaset bilimciler, jeopolitoglar, diplomatlar ve diğer uzmanlar tarafından uzun süredir yakınen takip ediliyor. Bunlardan birisi de tarihçi Mehmet Perinçek. Batı’nın; Ankara’yı müttefiklerden mahrum bırakmak, konumunu zayıflatmak ve sonunda da Kuzey Kıbrıs’ı ele geçirmek emelleriyle, Türkiye’yi bir tuzağa doğru sürüklediğinden emin gözüken Perinçek, Türkiye’nin buna karşı koyamayabileceğini çünkü ABD’nin ona, “Made in USA” damgalı silahları İsrail’e ve NATO müttefiklerine karşı kullanmasını muhtemelen yasaklayacağı uyarısında bulunarak şunları dile getirdiği dikkat çekti geçtiğimiz günlerde:  

MEHMET PERİNÇEK: İRANLILAR, ABD VE BATI’DAN BAĞIMSIZ ASKERİ SİSTEMLER SAYESİNDE KAZANDILAR

“Şunu anlamamız gerekiyor ki, eğer Türkiye ile İsrail arasında bir çatışma olursa, Amerikan uçaklarını veya hava savunma sistemlerini kullanamayız. Tüm bu tür ekipmanlar Washington’a bağlıdır. Eylül 2025’te İsrail Katar’a saldırdığında benzer bir şeyi gördük. İşte, Katar o zaman İsrail’e karşı Amerikan sistemlerinden istifade edemedi – bu çok büyük bir ders. Tıpkı İran’daki son savaş gibi… İranlılar, ABD ve Batı’dan bağımsız olan askeri sistemler sayesinde kazandılar. Ve şimdi Türkiye hükümeti Rus S-400 füzelerinden kurtulmak ve Amerikan sistemlerini satın almak istiyor. Onlar bu yolla Türkiye’yi İsrail’in saldırganlığından koruyabileceklerini düşünüyorlar, ancak bu tam tersine Türkiye’nin silahsızlandırılmasıdır.” Türk tarihçi, verdiği mülakatının devamında, ülkesinin ulusal çıkarlarının Çin, İran ve Rusya Federasyonu ile daha yakın ilişkiler kurulmasını gerektirdiğini sözlerine ekledi. 

İRAN’IN SURİYE’DEN AYRILMASINDAN SONRA “BÜYÜK İSRAİL”İN ÖNÜNDEKİ TEK ENGEL TÜRKİYE KALDI

Son yıllardaki olaylar gerçekten de, Tel Aviv’in Afrika’dan Kafkasya’ya kadar uzanan “Büyük İsrail”in yaratılması yönündeki malum hayalini tutarlı bir şekilde gerçekleştirmeye doğru ilerlediğini gösteriyor. İranlıların Suriye’den ayrılmasından sonra, bu geniş-bölgesel hegemonik planın hayata geçirilmesinin önündeki tek ciddi engel olarak Türkiye kalmış bulunuyor. Yahudi devletinin, sadık müttefiki ABD’yi de yanına alarak, Türkiye’yi kendi yolundan uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi ardına koymayacağı çoktan kesinlik kazanmış bir olgu. Aslında ilgili süreç çoktan başlamış gözüküyor: Türkiye’yi kendince itibarsızlaştırma peşindeki Tel Aviv işe sözde «Ermeni Soykırımı”nı tanımakla başladı. Hızını alamayan İsrail, Lübnan ve Suriye’de askeri tampon bölgeler oluşturdu ve dahası Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile düzenli ortak hava tatbikatları, silah tedariki ve istihbarat alışverişini içeren bir de yöresel askeri-stratejik-siyasi ittifak kurmaya soyundu. Yani açıkça Beyaz Saray’ın onayıyla Doğu Akdeniz’in Türkiye’yi kontrol altına almak ve İsrail’in çıkarlarını korumak için bir “arena” haline getirilmesi planlı şekilde gerçekleştiriliyor. 

‘MEKKE PAKTI’NA YAKIN VADEDE BANGLADEŞ VE İRAN’IN İŞTİRAK ETMESİ SÜRPRİZ OLMAYABİLİR

Yukarıda sıralananların hepsini bir araya getirdiğimizde, Türkiye’nin istikrarın bölgesel garantörü ve İslam Dünyası’nın çıkarlarının savunucusu olarak rolünün NATO’daki mecut üyeliğiyle giderek daha fazla çeliştiği pekala söylenebilir çünkü bazı ittifak ülkelerinin Arap topraklarındaki eylemlerinin çoktandır Müslümanların bilinçli imhası olarak görüldüğü İsrail hükümetine açıkça sponsorluk yaptığı bilinmez değil. Belki de tam da bu yüzden, bölgede bazılarının “İslami NATO” olarak adlandırdıkları başka bir askeri bloğun örgütlemesine başlanıldı bile. Burada bahsedilen tahmin edileceği gibi, 7 Ağustos’ta Mekke’de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ve katılımcı ülkelerin Kuzey Atlantik Antlaşması’nın Beşinci Maddesi ilkesine benzer bir şekilde korunmalarını öngören “Mekke Paktı”. Bangladeş, çiçeği burnunda ittifaka katılma konusunu ele alırken, İran da böyle bir olasılığı göz ardı etmiyor… 

  •  

DEM Parti’den ‘eşit yurttaşlık’ açıklaması: ‘Silahlar sustu ama…’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Şanlıurfa’da düzenlenen halk buluşmasında, ölen PKK’lı teröristlerin ailelerinin yanı sıra “şehit ailelerine başsağlığı” mesajını iletirken, “Türkiye’nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Annelerinin, Cumartesi Annelerinin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon’un acısı da Siirt’in acısı da Urfa’nın acısı da eşittir. Kimse evladını yitirmesin. ‘Bu süreç nedir?’ diye bize soruyorlar. Hiçbir annenin evladını yitirmemesi sürecidir. O sıvasız evlere acı düşmeme sürecidir. Bakın, iki yıldır bu süreç başladı. Çok şükür tek bir canımızı yitirmedik. O fakir, sıvasız, yoksul evlere gençlerin bedenleri gitmedi. Bak bundan daha kutsal bir şey olamaz” dedi.

‘İLK DEFA KÜRT MESELESİ İÇİN BİR YASA GEÇTİ’

Bölücü çerçeve yasaya ilişkin görüşlerini paylaşan Bakırhan, şunları kaydetti:

“İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına ‘bilinmeyen dil’ diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir.”

‘ŞİMDİ BU YASA KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜM YASASI DEĞİL’

Yasada Kürtlere yönelik bir kazanımının olmadığına ilişkin yapılan eleştirilere yanıt veren Bakırhan, “Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil” ifadelerini kullandı.

“YÜZ YILLIK BİR MESELE BU YASAYLA ÇÖZÜLMEYECEK”

Yasanın terör örgütü PKK ve bütün sonuçlarını ortadan kaldıran bir yasa olduğunu iddia eden Bakırhan, şunları kaydetti:

“Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK’nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı.”

‘HENÜZ YOLUN BAŞINDAYIZ. BU YASA HER ŞEY DEĞİL’

Bakırhan, yasanın küçümsenmemesi gerektiğini savunarak, “Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt’ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt’ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt’ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi’nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı” diye konuştu.

‘ŞAM’DA ÖNEMLİ BİR ADIM ATILDI’

Suriye’deki gelişmelere de değinen Bakırhan, “Kürtlerin Suriye’nin geleceğinde kilit bir role sahip olduğunu” ifade ederek, “Şimdi gelelim Rojava’ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam’da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye’nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye’nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte” ifadesini kullandı.

‘MAZLUM KOBANİ, AHMED ŞARA’NIN DEĞİL, CUMHURBAŞKANLIĞI DANIŞMANI OLDU’

“Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” diyen Bakırhan, “Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye’nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye’de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor” dedi.

‘BU BEDELLERİN KARŞILIĞINDA EKSİK DE OLSA KAZANIMLAR DA VAR’

“Kürtlerin Suriye yönetimi ile yaptığı anlaşmaların küçümsenmemesi” gerektiğini savunan Bakırhan, “Kobani’de, Afrin’de değil, Halep’te de Şam’da da Suriye’nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz” diye konuştu. (ANKA)

  •  

Erhürman: Kıbrıs Türk halkının görünmez kılınmasına göz yummayacağım

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin uluslararası temaslarını sürdürme ve Kıbrıs sorununda müzakere masasında kalma konusundaki tutumunu yineledi.

Kıbrıs Türklerinin Kıbrıslı Rumlarla eşit olduğunu vurgulayan Erhürman, görev süresi boyunca halkın hakları, güvenliği ve eşitliğinden vazgeçmeyeceğini kaydetti. Erhürman, şu ifadeler yer aldı:

“Kıbrıs Rum Liderliği’nin büyükelçilerle yapılacak görüşmeyi engelleme girişimi hangi sebeple yapılmış olursa olsun… O sebeple yapılmaması gerektiği iddia ediliyor iseydi, büyükelçilerin katılmış olması, o sebebin uluslararası toplum tarafından dikkate alınabilecek, meşru bir sebep olmadığını yeterince göstermiştir herhalde!

Görüşmeler devam etmesine karşın Kıbrıs Rum Liderliği Kıbrıslı Türkleri görünmez kılma çabalarına devam edecekmiş! Görüşmeler devam etmesine karşın bizler de hem Kıbrıs Rum Liderliği’nin bu girişimlerini hem de halkımızı görünür kılma çabalarımıza devam edeceğiz. Bu çabaların görünen, görünmeyen tarafları vardır ve hep olacaktır tabii ki…

Bu Ada’daki iki eşit kurucu ortaktan biri olan Kıbrıslı Türkler masadan kaçsın, uluslararası toplumla ve kuruluşlarla tüm iletişimini koparsın diye iki taraflı bir çaba var. İki taraf birbirinin değirmenine su taşımaya devam ediyor her zamanki gibi. Güneydekiler Kıbrıslı Türkler masadan kaçsın, biz çözüm isteyen mağdur taraf rolünü oynamaya devam edelim derdinde, kuzeydekiler ise, bizimkiler masadan kaçsın, çözümsüzlük çözümdür, hep izole kalalım, çocuklarımızın dünyayla buluşmasına gerek yok, biz böyle iyiyiz gailesinde. İkisinin buluştuğu yer, Kıbrıslı Türkler’in görünmez kılınması, dünyayla buluşamamasının sağlanması! Halkımız biliyor ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ne birine teslim oluruz ne de öbürüne…!

‘KIBRISLI TÜRKLER KIBRISLI RUMLARLA EŞİTTİR’

Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumlarla eşittir. Bunu kabul etmeyen Rum, Türk, uluslararası kuruluş, temsilci, kim varsa, bilecekler ki yolumuzun onlarla herhangi bir yerde kesişmesi mümkün değildir. Uluslararası kuruluşlar da bilecekler ki dünde değiliz! Ama zaten siz de daha önce öyle, böyle… Yok öyle! Dünyanın adil bir yer olmadığını kimse bize öğretmeye kalkmasın. Biz bunun bedelini ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Ama adaletsizliğin ‘norm’ haline getirilmesine teslim olmadık, olmayacağız.

‘OMURGA KADAR BEYİN VE YÜREK DE ÖNEMLİDİR’

Omurga önemlidir! Ama sanırım herkes bilir ki en az omurga kadar, beyin ve yürek de önemlidir. Hatta bilinir ki beynin ve yüreğin olmadığı yerde omurga tek başına hiçbir şey ifade etmez. Yaşam belirtisi dahi gösteremez. Kimse bizden bir kez daha Kıbrıslı Türklerin tüm uluslararası temaslarını ortadan kaldırarak, tüm süreçleri dondurarak, onunla bununla konuşmam, diyalog kurmam, diplomasi yapmam diyerek, sözde dik durarak, aslında bulunduğu yere çakılarak, Kıbrıslı Türklerin görünmez kılınması çabalarını fark etmeden desteklemek aymazlığını beklemesin.

‘HERKES ELİNDE NE VARSA ARDINA KOYMASIN!’

Kıbrıslı Türklerin moral motivasyonunu kırmak için dört bir yandan harekete geçildi. Geçilir elbet! Çünkü konfor alanları bozuldu. Şimdi kartlar yeniden dağıtılacak. Herkes elinde ne varsa ardına koymasın! Kıbrıs Türk halkı bu adada 1878’den beri varoluş mücadelesi veriyor. Kimse, bu halkın deneyimini, birikimini, yetişmiş insan kaynaklarını küçümsemeye kalkmasın. Mücadele Sarayönü’nde birbirine laf atarak verilmez. Mücadele sahada verilir ve bu mücadele sahada veriliyor.!

‘SEÇİMLER BİTER, VAROLUŞ MÜCADELESİ BİTMEZ’

Saha kuruldu. Kılını kıpırdatmayıp, görevinin farkında dahi olmayıp, ona buna laf yetiştirip, ‘biz böyle iyiyiz’ diyenlerin Kıbrıs Türk halkı açısından sahada yeri yok. Bu daha fazla nasıl görülebilirdi ki?” Seçim dönemidir (kuzeyde de, güneyde de seçim rüzgarları esiyor)… Elbette herkesin kendini göstermeye, laf üretip görünür olmaya ihtiyacı var. Bunu bilir ve anlarım. Ama bilinecek ki seçimler geçer, biter, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi bitmez.

‘SÖZÜNE GÜVENEN SÖZÜNÜ GÖZÜME SÖYLER’

Bu halk bana on ay önce görev verdi. Daha dört yıldan fazla görev sürem var. Halkıma sözüm, bu halkın bu adadaki haklarından, güvenliğinden ve eşitliğinden asla vazgeçmeyeceğim, bu halkın görünmez kılınmasına, dünyayla buluşmasının engellenmesine asla göz yummayacağımdır. Sözüm sözdür. Ben sözümü muhataplarımın gözüne bakarak söylüyorum ve söyleyeceğim. Sözüne güvenen sözünü gözüme söyler!”

  •  

Manifest grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alındı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu’nca yürütülen soruşturma kapsamında, “Manifest” grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alındı.

Akış hakkında, “müstehcenlik”, “uyuşturucu madde kullanma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçları kapsamında soruşturma yürütüldüğü öğrenildi.

  •  

Rus ‘muhalifler’ seçimlere savaş mı açtı?

Okay Deprem yazdı…

Rusya parlamentosu’nun alt kanadı Devlet Duması’nın yaklaşan eylül ayının ikinci yarısında seçimleri gerçekleşecek. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin medyasında ilgili seçimlerin gayrimeşru olarak tanınması için şimdiden dikkatlice koordine edilmiş bir kampanya yürütüldüğü gözleniyor. Bu enformasyon saldırısının araçlarından birisi de tahmin edileceği üzere, ülke dışına çıkmış bulunan Rus muhalifler. Bunlardan bazıları bilindiği gibi çok uzun zaman önce vatanlarını terk etmişti, geri kalanları ise şubat-Mart 2022 döneminde Rusya’dan göç etmişlerdi. Ama bu durum onların her nedense ve halen, Rusya Federasyonu seçim sistemini itibarsızlaştırma yönünde güçlerini birleştirmelerine engel olmuyor. Ve bu hakikaten de asılsız bir iddia değil. Söz gelimi, sadece resmi veriler dahi baz alındığında, Kremlin’e muhalif “Yolsuzlukla Mücadele Vakfı”nın (FBK) eski başkanı Leonid Volkov’un, Avrupa’da ikamet ettiği mahalde birkaç yıl önce 540.000 avro değerinde iki katlı bir ev satın aldığı hatırlanacaktır. Putin’in yurt dışına kaçan diğer muhaliflerinin de pek “yoksulluk çekmedikleri” belirtilebilir: FBK’nın eski çalışanlarından İvan Jdanov, Yulia Navalnaya (hapishanede ölen ünlü muhalif siyasetçi Aleksey Navalni’nin dul eşi), Devlet Dumasının eski milletvekilleriden İlya Ponomarev, eski satranç şampiyonu Garry Kasparov, emekli petrol patronu Mikhail Khodorkovski ve rejim değişikliği talep eden diğerleri gibi… Hepsi de Rusya’nın Batı siyasetine geri dönmesini, Ukrayna ile savaşta yenilmesini ve ardından da ülkenin muhtemel birkaç sözde egemen cumhuriyete bölünmesini savunageliyor.

GÖRECE MADDİ REFAHLARI KENDİ VATANLARINA BİR ŞEKİLDE SIRT ÇEVİRMELERİ SAYESİNDE OLMASIN?

Bu insanlar kendilerini birer büyük stratejistler sanıyor olabilirler, ancak şu anda zorunlu olarak bulundukları ortamda siyasi göçmenlere artık çok da saygıyla değil, fakat tersine, olabildiğinde tersi duygu ve düşüncelerle bakanların sayısının hiç de az olmadığını biliyor olsalar gerek. Çevrelerindeki pek çok kişi, kavuştukları görece maddi refahlarının kendi vatanlarına bir şekilde sırt çevirmek sayesinde olduğunu anlayıp görebiliyor. Ve benzer grupların günümüzde her yerde giderek daha çok hor görülüp dışlandıklarına tanık olunuyor… Yukarıda tasvir edilen politize karakterlerin gerçek siyasi mücadele yerine adeta “yabancı hibeler” uğruna çekişmede daha başarılı olduklarını düşünenlerden ünlü Slovak toplumsal aktivistlerden ve aynı zamanda eski Slovakya Yüksek Mahkemesi Başkanı Stefan Garabin bakın bu konuda neler dile getiriyor: 

STEFAN GARABİN: YURTDIŞINDAKİ MUHALİF FİGÜRLERİN ÇABALARI RUSYA SEÇİMLERİNİ ETKİLEMEZ

“Elbette, burada asıl rolü para oynuyor. Onların rekabetinin bir diğer nedeni ise, bu kişilerin artık kamuoyunun ilgisini çekememesi gerçeği. Bu onların şişirilmiş özgüvenlerini yok ediyor. Onlar, çoktan kaybolmuş olan zirveye geri dönmek istiyorlar. Dünya değişti, öncelikler değişti ve Rusya, hızla tam ekonomik, finansal ve sosyal bağımsızlığa doğru ilerleyen güçlü bir dünya gücü haline geldi. Zaten askeri bir güçtü… Muhalif figürlerin hatalı yaklaşımının özü, eleştiriyi toplumdaki ve devlet yönetimindeki eksiklikleri düzeltme girişimi olarak değil, ama yalnızca Batı’nın hizmetinde kişisel bir siyasi kariyer aracı olarak düşünmeleridir. Samimiyetsizlik, onların her şeye karşı içlerindeki Rus nefretinin bir sonucu. Kendilerini Rus halkının bir parçası gibi hissetmiyorlar… Kendilerini Rusya’nın “liderleri” olarak gösteren kişiler, uzun zamandır itibarsızlaştırılmış figürlerdir ve Rusya Federasyonu vatandaşlarının seçimini etkileyemeyeceklerdir… ” 

İTİBARLARININ BU DENLİ DÜŞMÜŞ OLMASI, SPONSORLARININ FİNANSE ETMEYİ REDDETMESİNE YOL AÇIYOR

Yıllardır süregelen mülteci yaşamları nedeniyle epey bir yıpranmış ve yaşlanmış bulunan Rus muhalif şahsiyetlerin, kuvvetle muhtemel aldıkları “telif ücretler” karşılığında, gürültülü ama bir o kadar da etkisiz bir bilgi-propaganda kampanyası yürüttükleri izleniyor. Batı’nın sağladığı parasal kaynaklar uğruna çıkan kavgalarla bağlantılı iç çelişkiler ve de “liderlerin” bir türlü koordineli bir çalışma organize edememesi, Devlet Duması seçimleri öncesinde faaliyetlerinin düşük verimli olmasına yol açıyor gibi. Kimilerine göre itibarlarının o denli düşmüş olmasından kaynaklı olarak, bazı Batılı sponsorlar artık başarısız muhalifleri finanse etmeyi reddediyor – tıpkı Amerikan USAID programında görüldüğü gibi… Eğer Brüksel, Londra ve Washington’un bu güçleri Rusya toplumunu istikrarsızlaştırma mekanizması olarak kullanma planları bir şekilde hâlâ mevcutsa, o zaman onların sancağı altında birleşenler bu planlarda sadece “tek kullanımlık bir araç” olarak yer alabilirler gibi gözüküyor. Kendilerini adeta “cennet bahçesi” havasında gören AB ile ABD’nin, skandal yaratmakla meşgul “sürgündeki” muhalifleri günü gelince eşit haklara sahip “partnerler” olarak göreceklerini varsaymak ise gerçekten komik bir senaryo olurdu…

  •  

Motorine indirim yapıldı

Brent petrol ve küresel piyasalarda motorinin ton fiyatı hareketli bir dönemden geçiyor. Petrol fiyatları, İran ile Umman arasındaki görüşmelerin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının önünü açabileceği ve Orta Doğu’daki savaşın neden olduğu arz kesintilerini azaltabileceği beklentisiyle düştü. Brent vadeli kontratları 85-86 dolar, ABD ham petrolü (WTI) 81-82 dolar düzeyinde işlem görüyor.

Petrolle koşut olarak küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyatı da düştü. Bu gerileme motorine indirimi gündeme getirdi. Motorine, bugünden geçerli 5 TL 36 kuruş indirim yapıldı.

Motorine, cumadan geçerli olacak şekilde 2 TL daha ikinci bir indirim hesaplanırken, dün kapanışa doğru piyasalar birden yukarı yönlü hareketlendi, Brent petrol ve motorinin ton fiyatı yükseldi. İndirim için oluşan marj ortadan kalktı.

Sektör kaynakları, ANKA’ya yaptığı açıklamada, “Çarşamba, hareketli bir gün yaşandı. Motorine, gün içindeki fiyatlara (Brent petrol ve küresel piyasalarda ürün fiyatı) göre 2 TL’lik indirim hesaplandı. Kapanışa doğru yukarı yönlü hareket hesapları alt üst etti, indirim konusu gündemden çıktı” dedi.

Kaynaklar, benzine indirim beklenip beklenmediği sorusunu, “Uluslararası piyasalarda benzinin ton fiyatı da bir miktar geriledi. Ancak, indirimi gerektirecek bir gerileme henüz oluşmadı” diye yanıtladı.

  •  

Güran ailesinin ‘faili meçhul’ talebi hakkında karar

Diyarbakır’da 21 Ağustos 2024’te kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümüne ilişkin Güran ailesi, cinayetin “faili meçhul” kapsamında yeniden ele alınması yönünde Adalet Bakanlığı’na başvuru yapmıştı.

Güran ailesi tarafından yapılan başvuruda, “Narin Güran’ın ölümüne ilişkin dosyanın yeniden değerlendirilmesi ve cinayetin faili meçhul kapsamında ele alınması” talep edildi.

Adli kaynaklar, başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, Narin Güran cinayetine ilişkin yargılamanın ilk derece mahkemesi ve temyiz mercilerinde kamuoyuna açık şekilde yapıldı ve dosya karara bağlandığını kaydetti. Dosyanın “faili meçhul” kapsamında yeniden değerlendirilmesini gerektirecek yeni ve somut bir delile ulaşılamadığı gerekçesiyle başvurunun kabul edilmediği belirtildi.

Edinilen bilgiye göre, Adalet Bakanlığı, başvuruyu dosyada mahkumiyet hükümleri bulunduğu gerekçesiyle peşinen reddetmezken, ileri sürülen iddialar ile yeni olduğu belirtilen hususların da tamamını değerlendirdi. Bu kapsamda aile fertleri ve başvuruda bulunan kişilerin dinlendiği; ileri sürülen tezler, alternatif olay senaryoları ve diğer iddiaların soruşturma ve kovuşturma dosyasındaki deliller, teknik incelemeler, bilirkişi raporları ve yargı kararlarıyla karşılaştırılarak incelendiği aktarıldı.

Yapılan değerlendirmeler sonucunda Narin Güran cinayetinin “faili meçhul” olduğunu ortaya koyan veya dosyanın Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kapsamında yeniden ele alınmasını gerektirecek “yeni ve somut herhangi bir olguya ulaşılamadığı” bildirildi.

Narin Güran dosyasında failler konusunda yargısal hükümlerin kurulduğu ve üç sanık hakkında verilen “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezalarının Yargıtay tarafından onandığı belirtilerek, yapılan incelemelerde mevcut delil durumunu ve yargısal tespitleri değiştirecek yeni ve somut bir bulguya ulaşılamadığı ifade edildi. Adalet Bakanlığı’nın yargı mercilerinin bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde hareket ettiği belirtilerek, yeni ve somut her türlü bilgi ve delilin yetkili adli makamlarca değerlendirilmesini teminen üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceği bildirildi. (ANKA)

  •  

MHP’li Yıldız’dan bölücü açılıma ilişkin çağrı: ‘Sürece dahil edelim…’

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla bölücü açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

“‘Terörsüz Türkiye’ vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade devletin bekası, iç cephenin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü,
demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı kapsayan, toplumsal bütünlüğü, milli dayanışmayı ve devletin stratejik geleceğini esas alan kapsamlı bir devlet politikasıdır. Durmadan, yorulmadan ve bıkmadan farklı duyarlılıkları olan insanları sürece dahil edelim, hiç kimseyi dışarıda bırakmayalım. Bize benzemeyenlere sabırla gerçekleri gösterelim. Her şeyin başında sürecin ruhuna uygun özenli bir dil kullanalım.”

Yıldız paylaşımında bölücü açılım süreci kapsamında TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan çerçeve yasanın vatandaşlara tekrar tekrar anlatılması gerektiğinin altını çizerek şunları kaydetti:

“Terörsüz Türkiye sürecine ait çerçeve yasanın amacını, münfesih terör örgütü PKK/KCK ve bununla bağlı her türlü oluşumu, kişi bakımından kimlerin kanunun kapsamında olduğunu, hangi suçların istisna tutulduğunu, örgütün fiili varlığına son verildiğine, silah ve mühimmatın teslimine dair teyit ve tespit mekanizmasını, Milli Güvenlik Kurulu kararını, kanunun yürürlük tarihini tekrar tekrar insanımıza anlatalım.”

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

ABB’den Ankapark açıklaması: Ücretsiz olarak kullanıma açılmıştır

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) sosyal medya hesabından Ankapark’a ilişkin son durum paylaşıldı. Paylaşımda Ankara halkına açıldığı belirtilen Ankapark’a ilişkin şunlar kaydedildi:

“Ankapark’ın geleceğine ilişkin kararı Ankaralılarla birlikte aldık. ‘Ankapark ne olmalı’ sorusu üzerine gerçekleştirdiğimiz ankete 80 bini aşkın vatandaşımız katıldı; katılımcıların yüzde 90’ından fazlası Ankapark’ın yeşil alan ve rekreasyon alanı olarak değerlendirilmesi yönünde görüş bildirdi. Ankaralıların iradesi doğrultusunda Ankapark, ücretsiz olarak halkımızın kullanımına açılmıştır. Ankapark’ın yapımına başlanmasından bugüne kadar geçen süreçte; hangi kararların alındığı, ne kadar kamu kaynağı harcandığı ve Ankara halkının 801 milyon dolarlık kaynağının nasıl heba edildiği, tüm belgeleriyle kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

‘TÜM BİLGİ VE BELGELER İNTERNET SİTESİNDE YAYIMLANMAKTADIR’

Şeffaflık anlayışımız gereği Ankapark’a ilişkin tüm bilgi ve belgeler http://ankaparkgercekleri.com internet sitesinde yayımlanmaktadır. Dileyen herkes site üzerinden bütün süreci inceleyebilir; ayrıca ‘Soru Sor’ bölümünden Ankapark’a ilişkin merak ettiği konuları doğrudan iletebilir. Kamuoyunun bilmesini isteriz ki; sürecin en başında, Ankapark’ın yapımı ve oluşan kamu zararına ilişkin olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş, kendisi de dahil olmak üzere sorumluluğu bulunan herkesin araştırılması ve varsa hukuki sorumluluklarının tespit edilmesi amacıyla suç duyurusunda bulunmuş; söz konusu başvuru takipsizlikle sonuçlanmıştır.”

  •  

Gökay Çakır ve Başaran Aksu tutuklandı

Sendika Genel Başkanı Gökay Çakır dün Soma’daki sendika genel merkezinde, Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu ise Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürdürülen maden işçileri eyleminde gözaltına alınmıştı.

Çakır ve Aksu, savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.

Hakimlik, Çakır ve Aksu’nun tutuklanmasına karar verdi.

  •  

İstanbul Valiliği’nden kritik sağanak uyarısı! Tarih verildi…

İstanbul’da yüzde 94’lere ulaşan nemin de etkisiyle son günlerde etkili olan bunaltıcı hava, cuma günü için yerini yağışlı ve fırtınalı bir havaya bırakacak. İstanbul Valiliği, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün son değerlendirmelerine dayanarak cuma günü için yağış uyarısı yaptı. Uyarıya göre sıcaklığın da yarından itibaren mevsim normallerinin 4-5 derece altına düşmesi bekleniyor.

YAĞIŞLA BİRLİKTE FIRTINA DA ETKİLİ OLACAK

Valiliğin sosyal medya hesabından paylaşılan uyarı şöyle:

“İlimizin yarın (28.08.2026, Cuma) sabah saatlerinden itibaren yağışlı sistemin etkisi altına gireceği tahmin ediliyor. Yarından itibaren hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin 4 ila 6°C altında seyretmesi bekleniyor. Yağışlı sistemin Cumartesi günü akşam saatlerinde ilimizi terk edeceği, hava sıcaklıkların ise Pazartesi gününden itibaren artarak yeniden mevsim normalleri civarına yükselmesi bekleniyor. Rüzgârın kuzeyli yönlerden yarın (Cuma) ve Cumartesi günleri orta, zaman zaman kuvvetli eseceği tahmin ediliyor. Rüzgârın hızının yarın (Cuma) 40-60 km/saat, Cumartesi günü ise 30-50 km/saat seviyelerine ulaşması bekleniyor”

  •  

MSB’den SDG’nin feshine ilişkin açıklama

Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Afyonkarahisar Zabit Yurdu’nda haftalık basın bilgilendirme toplantısı düzenledi.

Toplantının ardından gazetecilerin soruları MSB tarafından yanıtlandı. Suriye’de faaliyet gösteren SDG’nin feshine ilişkin soru üzerine, “SDG’nin feshi ve Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması ile ‘tek devlet, tek ordu’ anlayışının güçlendirilmesi bakımından önemli bir gelişmedir. Bu yöndeki gelişmeleri memnuniyetle karşılıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’de sağlanan olumlu ivmenin ülke geneline yayılması, istikrarın kalıcı hale getirilmesi ve Suriye ordusunun başta terörle mücadele olmak üzere kapasitesinin geliştirilmesine yönelik desteğini, mevcut askeri iş birliği anlaşması çerçevesinde sürdürmeye devam edecektir” değerlendirmesi yapıldı.

Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin bir soru üzerine Bakanlık’tan yapılan açıklamada, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de görev aldığı Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ilk toplantısını gerçekleştirdiği ve çalışmaların yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar ele alınarak dört alt komisyonun kurulmasının kararlaştırıldığı kaydedildi. Açıklamada, “Alt komisyonların teşkiline yönelik çalışmalar, ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde sürdürülmektedir. Terörsüz Türkiye sürecinin sağlıklı ve istikrarlı şekilde ilerlemesi önem arz etmektedir. Bu kapsamda Bakanlığımız, terör örgütü ve bağlantılı yapıların fiilî varlıklarının sona erdiğinin, ellerindeki silah ve mühimmatın tamamının teslim edildiğinin tespit ve teyidine yönelik görevini ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde sürdürecektir” denildi.

‘SÖZLEŞME BİR TEKİL PROJE VEYA PLATFORMLA SINIRLI DEĞİL’

ABD’de lobi şirketi Ballard Partners ile yapılan anlaşmaya dair soru üzerine, söz konusu çalışmanın Türkiye ile ABD arasında gelişen ilişkilere katkı sağlamak, savunma ve güvenlik alanındaki kurumsal diyaloğu güçlendirmek ve ülkemizin görüş ve önceliklerinin ilgili muhataplara doğru biçimde aktarılmasını temin etmek amacıyla, tamamen profesyonel bir yaklaşımla hazırlanan ortak stratejinin bir ürünü olduğu belirtildi. Devamında, “Her iki ülkenin mevzuatına uygun ve şeffaf biçimde kayıt altına alınan sözleşmenin kapsamı herhangi bir tekil proje veya platformla sınırlı değildir. Bu nedenle çalışmanın yalnızca belirli bir savunma programıyla ilişkilendirilmesi, sözleşmenin kapsamını yansıtmamaktadır” denildi.

MSB, Kerpe Adası’nda bulunan Patriot hava sistemlerinin Kerpe’den Girit Adası’na taşınması kararına ilişkin, “Gayriaskeri statüdeki adaların hukuki durumu, 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmaları ile açıkça düzenlenmiştir. Yunanistan’ın söz konusu adaları antlaşmalara aykırı şekilde silahlandırmasının hukuka aykırı olduğunu ve bu uygulamadan vazgeçilmesi gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz” denildi. Kararın mevcut yanlış uygulamadan geri dönülmesi yönünde olumlu bir adım olarak değerlendirildiği bildirildi. Devamında, “Türkiye olarak, bölgemizde barış ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacak, uluslararası hukuka ve antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklere uygun her türlü yapıcı adımı desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verildi.

RODOS’TA İHA ÜSSÜ KURULMASI

Yunanistan’ın Rodos Adası’na İHA üssü kurulması yönündeki iddialara ilişkin Bakanlık açıklamasında şunlar kaydedildi:

“Rodos Adası’nın gayriaskeri statüsü, uluslararası antlaşmalarla açık ve bağlayıcı şekilde düzenlenmiştir. Bu statüyü ihlal edecek her türlü girişim, Yunanistan’ın uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır. Bu çerçevede, Rodos’ta İHA üssü kurulmasına yönelik muhtemel bir adımın, Ada’nın gayriaskeri statüsünün ihlali anlamına geleceği gibi Ege’de barış ve istikrara, ayrıca iyi komşuluk ilişkilerine zarar vereceği açıktır. Türkiye, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumaya ve bu doğrultuda gerekli tedbirleri almaya devam edecektir.”

MSB, Somali’de kaçırılan gemiye ilişkin, “Somali karasularında meydana gelen olaya ilişkin olarak, Dışişleri Bakanlığımızla koordinasyon içerisinde Somali makamlarına gerekli destek sağlanmaktadır” açıklamasını yaptı. (ANKA)

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

CIA’dan Rusya’ya tehdit: NATO müttefiklerine saldırmayın, İran’a desteği azaltın

Politico’nun haberinde, Ratcliffe’in Moskova’daki görüşmelerinin ana gündem maddelerinden birinin Rusya’nın Baltık ülkelerine yönelik olası saldırgan veya gerilimi tırmandırıcı adımları olduğu, Ratcliffe’nin “öncelikle Rusya’yı Baltık ülkelerine yönelik herhangi bir gerilimi tırmandırıcı eyleme karşı uyarmaya” odaklandığı değerlendirmesi yapıldı.

Rusya ile Ukrayna arasında son dönemde cephe hattının çok ötesindeki bölgelere yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarının yoğunlaştığı, Moskova’nın Ukrayna’ya destek veren NATO ülkelerine yönelik tehditlerinin de arttığı kaydedildi.

NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesi uyarınca bir üyeye yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yönelik saldırı kabul edildiği hatırlatılan haberde, Rusya’nın Avrupa’daki ABD müttefiklerine karşı sabotaj ve siber saldırılar gibi doğrudan savaşa varmayan yöntemleri uzun süredir kullandığı belirtildi.

TRUMP: “YARI RUTİN BİR ZİYARET”

ABD Başkanı Donald Trump ise Ratcliffe’in Moskova ziyaretine ilişkin spekülasyonları reddetti. Trump, Ratcliffe’in ziyaretinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i NATO’nun kararlılığını test etmemesi veya İngiltere’ye saldırmaması konusunda ikna etmek amacı taşımadığını söyledi.

Ziyareti “yarı rutin bir adım” olarak nitelendiren Trump, görüşmelerin Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesiyle ilgili olduğunu belirterek, “Ukrayna ile savaşın sona erdiğini görmek istiyoruz” dedi.

CIA ise Ratcliffe’in ziyareti hakkında Politico’nun yorum talebine yanıt vermedi.

İRAN’A DESTEĞİN AZALTILMASI İSTENDİ

Haberde ayrıca Ratcliffe’in, Moskova’da Rus yetkililerle İran’a yönelik desteğin azaltılması konusunu da gündeme getirdiği öne sürüldü. Ratcliffe’in Rusya’dan İran’a silah ve savunma teknolojisi aktarımını durdurmasını istediği, Moskova’nın ABD yaptırımlarından etkilenmesi halinde “aşırı tepki vermemesi” yönünde uyarıda bulunduğu aktarıldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de 25 Ağustos Pazartesi günü, İran’la ekonomik ilişkilerini kesmeyi reddeden ülkelere yönelik yaptırımların önemli ölçüde genişletilebileceği uyarısında bulunmuştu.

RATCLIFFE RUSYA KONUSUNDA “ŞAHİN” OLARAK NİTELENDİRİLİYOR

Ratcliffe’in Moskova ziyareti, Trump yönetiminin Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerinin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

Politico, Trump’ın ilk başkanlık döneminden bu yana ABD istihbarat topluluğuyla özellikle Rusya konusunda zaman zaman görüş ayrılıkları yaşadığını, ancak Trump’ın savaşın sona erdirilmesi konusunda Putin’den beklediği sonucu alamaması nedeniyle Rusya’ya yönelik tutumunun son dönemde sertleştiğini belirtti.

Ratcliffe’in ise Rusya konusunda daha “şahin” bir tutuma sahip olduğu ifade edildi.

Ratcliffe’in Moskova ziyareti, Trump yönetiminin CIA direktörünü önemli diplomatik temaslarda kullanmasının son örneği oldu. Ratcliffe’in mayıs ayında da Küba’ya gizlice giderek ülke yönetimini temel reformlar yapması, aksi takdirde ABD baskısıyla karşılaşabileceği uyarısında bulunduğu aktarıldı.

ABD’li Senatör James Lankford da Ratcliffe’in Moskova ziyaretini olumlu karşılayarak, “Konuşmamakla işler daha iyiye gitmez” değerlendirmesinde bulundu. (ANKA)

  •  

Rojin’in ailesinin avukatı: ‘Bulgular katledildiğini kanıtlamaktadır’

Rojin Kabaiş’in ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, Kabaiş’in otopsi raporunda tespit edilen Rocuronium ve Ornidazole maddeleri ve ameliyat kayıtları üzerinden yaptıkları incelemeye ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı.

Kabaiş’in 11 Eylül 2024 tarihindeki ameliyat kayıtları ile Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarının adli-tıbbi incelemesinin ölümün arkasındaki gerçeği ortaya koyduğunu savunan Karabulut, Kabaiş’in 15 Ekim’de cansız bedeninin bulunmasının ardından yapılan otopside midesinde ve iç organlarında Rocuronium, midesinde ise Ornidazole tespit edildiğini belirtti.

‘BİYOKİMYASAL OLARAK İMKANSIZ’

Karabulut, normal şartlarda parazit veya anaerob bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde ve cerrahi müdahaleler sonrasında enfeksiyonu önlemek amacıyla kullanılan Ornidazole ile ameliyathane dışında temini imkansız olan ve solunum kaslarını kısa sürede felç eden Rocuronium’un Kabaiş’in midesinde bulunmasının olayın seyrine ilişkin önemli bir bulgu olduğunu ifade etti.

Rocuronium’un yarılanma ömrünün 30 ila 90 dakika olduğunu belirten Karabulut, 11 Eylül’deki ameliyattan haftalar sonra gerçekleştirilen otopside maddenin “taze halde” tespit edilmesinin biyokimyasal olarak mümkün olmadığını savundu.

Karabulut, açıklamasının devamında şunları kaydetti:

“​Bu adli veriler; müvekkilimizin 15 Ekim’de bulunmasından hemen önce, bu kimyasallara erişim yetkisi olan kişilerce mide yoluyla Ornidazole ve özellikle Rocuronium verilerek bayıltıldığını ve solunumu felç edilerek katledildiğini kanıtlamaktadır.”

NE OLMUŞTU?

Rojin Kabaiş, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisiyken 27 Eylül 2024 tarihinde kaldığı KYK yurdundan ayrıldıktan sonra kayboldu. Kabaiş’in cansız bedeni 18 gün sonra 15 Ekim 2024’te Van Gölü’nün Mollakasım sahilinde bulundu. Ölümü önce “suda boğulma” olarak kayda geçti ve intihar üzerinde duruldu. Süreç içerisinde ortaya çıkan adli bulgular olayın şüpheli bir ölüm olduğunu ortaya koyarken, ailesinin mücadelesi ile soruşturmada ilerleme kaydedildi.

  •  

Tuna Nehri ‘akmam’ diyor: Nükleer santral kuraklık nedeniyle devre dışı kaldı!

Romanya, kuraklık nedeniyle Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesi üzerine Cernavoda Nükleer Santrali’ndeki son çalışan reaktörü de geçici olarak kapattı. Santralin ilk reaktörü 28 Temmuz’da yine düşük su seviyesi nedeniyle devre dışı bırakılmıştı.

Santrali işleten Nuclearelectrica, normal koşullarda Romanya’nın elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılayan Cernavoda’daki 706 megavatlık iki reaktörün, Tuna’daki su seviyesinin “önemli ve devam eden düşüşü” nedeniyle devre dışı kaldığını açıkladı.

Tuna’nın Romanya’ya girişindeki debi, temmuz sonunda saniyede bin 700 metreküp seviyesindeyken ağustos ayında bin 370 metreküpe kadar geriledi. Temmuz ayının uzun yıllar ortalaması ise saniyede 4 bin 700 metreküp seviyesinde bulunuyor. Şirket, reaktörün izleyen 10 gün içinde yeniden devreye alınmasını beklemediğini bildirdi.

Romanya hükümeti ağustos ayı boyunca enerji alanında olağanüstü hal ilan ederken şirketlerden ve hanelerden yoğun tüketim saatlerinde elektrik kullanımını azaltmalarını istedi. Enerji Bakanlığı, açığı karşılamak amacıyla 330 megavat kapasiteli linyit santralinin devreye alındığını, rüzgar ve rezervuarlardaki mevcut suya bağlı hidroelektrik üretiminin de artırıldığını açıkladı.

MOLDOVA’DA ELEKTRİK KESİNTİSİ RİSKİ

Cernavoda’nın tamamen devre dışı kalması, kendi elektrik açığının yüzde 60’a kadar olan bölümünü Romanya’dan karşılayan Moldova’yı da doğrudan etkilemekte.

Romanya’dan ithalatın durması halinde Moldova’nın Ukrayna’dan elektrik temin etmeye, daha pahalı Batı Avrupa kaynaklarına yönelmeye veya dönüşümlü elektrik kesintileri uygulamaya başvurabileceği belirtiliyor.

Moldovalı enerji uzmanı Sergiu Tofilat, Kişinev Radyosu’na yaptığı açıklamada, “Elektrik kesintileri dahil durumun kötüleşmesine hazırlıklı olmamız gerektiğini düşünüyorum ancak şu anda kesin bir şey söylemek zor” dedi.

TUNA’DA SU SEVİYESİ REKOR DÜŞÜKLÜKTE

Romanya’daki Cernavoda ölçüm istasyonunda su seviyesi, 28 Temmuz’da sıfır referans kotunun 194 santimetre altında ölçülürken, 14 Ağustos’ta 240 santimetre altına gerileyerek 17 günde 46 santimetre daha düştü.

Düşük su seviyeleri aynı zamanda Almanya’dan Karadeniz’e kadar uzanan yaklaşık 2 bin 850 kilometrelik Tuna Nehri boyunca taşımacılığı da olumsuz etkilemekte. Nehirdeki sığlaşma, yük gemilerinin taşıyabilecekleri yük miktarını azaltırken ulaşım maliyetlerini artırıyor.

Kuraklık Avrupa’nın diğer nükleer santrallerinde de üretimi sınırlandırdı. Fransa’da kuraklık ve aşırı sıcaklıkla bağlantılı kesintiler nedeniyle 57 reaktörden 13’ü bu hafta çeşitli düzeylerde etkilendi. Macaristan’ın Tuna suyuyla soğutulan Paks Nükleer Santrali’nde ise üretim geçen aydan bu yana azaltıldı.

Macaristan hükümeti, nehir seviyesinin daha da düşmesi ihtimaline karşı Paks yakınlarında su akışını kontrol etmek amacıyla su altı bariyeri inşa edilmesi talimatını verdi. İki büyük mavnanın da gerektiğinde batırılarak santral çevresindeki su seviyesinin yükseltilmesi planlanıyor.

Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, Avrupa’nın geniş bölümünde normalin altında yağış ve nehir akışlarının görüldüğünü, aşırı sıcaklıkların kurak koşulları daha da ağırlaştırdığını bildirdi. (ANKA)

  •  

Mürettebatın ruh sağlığına ilişkin iddiaların ardından USS Lincoln görevine ara verecek

ABD Donanması, İran’a yönelik katliamlar nedeniyle görev süresi uzatılan ve yaklaşık 260 gündür denizde bulunan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerine Pasifik’te konuşlu USS George Washington’ı Orta Doğu’ya gönderiyor. Değişim, Lincoln’de görev yapan askerlerin ruh sağlığı ve gemideki yaşam koşullarına ilişkin iddiaların ABD kamuoyunda tartışma yaratmasının ardından geldi.

ABD’nin Kaliforniya kıyılarından 2025 yılının Kasım ayında ayrılan USS Abraham Lincoln, başlangıçta Güney Çin Denizi’nde görevlendirilmiş, daha sonra ABD-İran geriliminin tırmanması üzerine Orta Doğu’ya yönlendirilmişti. Yaklaşık dokuz aydır konuşlandırılmış durumda olan uçak gemisi, İran’a karşı yürütülen askeri operasyonlarda görev aldı. Gemi, 200 günü aşkın süredir liman ziyareti gerçekleştirmedi.

Lincoln’ün uzayan görev süresi, son günlerde gemideki koşullara ilişkin haberlerle ABD’de tartışma konusu oldu. ABD medyasında mürettebat arasında moral ve ruh sağlığı sorunları yaşandığı, temel ihtiyaç malzemelerinde sıkıntılar bulunduğu, tesisat sorunları görüldüğü ve bazı askerlerin intihar girişiminde bulunduğu öne sürüldü. ABD Donanması, ağustos ayı başında bir askerin denize düştüğünü ve kısa sürede kurtarıldığını doğrularken, olayın koşullarına ilişkin soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.

HEGSETH: HABERLER TAMAMEN ÇARPITILDI

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise USS Abraham Lincoln’deki koşullara ilişkin haberlerin “tamamen çarpıtıldığını” söyledi. Hegseth, Donanmanın uzun süreli görevlerde bulunan askerleri desteklemeye devam ettiğini savundu.

ABD Donanması, İran’a yönelik katliamların Orta Doğu’daki tedarik merkezlerini sekteye uğrattığını ve bunun Lincoln’e yapılan bazı teslimatları etkilediğini kabul etti. Donanma, tedarikte önce gıda, ardından hijyen malzemeleri ve postaya öncelik verildiğini, gemideki askerlerin temiz suya ve sağlıklı yemek seçeneklerine erişebildiğini açıkladı.

USS GEORGE WASHINGTON ORTA DOĞU’YA DOĞRU YOLA ÇIKTI

Öte yandan, ABD medyasına göre, USS George Washington geçen hafta Vietnam’ın Da Nang limanından ayrıldı. Bir kruvazör ve muhribin eşlik ettiği uçak gemisi, daha sonra Singapur Boğazı’nı geçerek Pasifik ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan Malakka Boğazı’na yöneldi. ABD’li bir yetkili, ABD medyasına George Washington’ın USS Abraham Lincoln’ün yerini almasının planlandığını doğruladı.

George Washington’ın Orta Doğu’ya kaydırılması, ABD’nin Pasifik’teki uçak gemisi varlığını da geçici olarak azaltacak. USS Abraham Lincoln’ün yanı sıra diğer ABD uçak gemilerinin İran’a yönelik saldırılar nedeniyle uzayan konuşlandırmaları, Donanmanın personel ve operasyonel kapasitesi üzerindeki baskıya ilişkin tartışmaları artırdı.

ABD’de Demokrat milletvekilleri, USS Abraham Lincoln’deki koşullar hakkında Pentagon ve Donanma yönetiminden daha fazla bilgi ve şeffaflık talep etti. Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi üyesi Connecticut Senatörü Richard Blumenthal, Donanma yönetimine gönderdiği mektupta, Lincoln’ün uzun süreli konuşlandırılmasının İran’a karşı devam eden askeri operasyonlar ve bölgede uzun süre önemli ABD deniz kuvvetlerine ihtiyaç duyulabileceği dikkate alındığında özellikle önemli olduğunu belirtti.

Arizona Senatörü ve eski Deniz Piyadesi Ruben Gallego da gemideki koşulları incelemek üzere iki partiden milletvekillerinin katılacağı resmi bir ziyaret düzenlemeyi planladığını açıkladı. Gallego, mürettebata yönelik muamelenin “yalnızca iğrenç değil, aynı zamanda tehlikeli olduğunu” söyledi.

  •  

Müsavat Dervişoğlu’ndan Ömer Karakaş’ın istifasına dair açıklama

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Her cepheden saldırdıklarına göre, bilin ki doğru yoldayız. İlk kez eksilmiyoruz… İlk kez bölünmüyoruz… İlk kez ihanete uğramıyoruz… Gönderdiğiniz akbabaların kopardığı et, bizi hem acıtmaz hem de tüketmez. Bu siyasi namus bataklığında siz boğulacaksınız, biz değil!..” ifadelerini kullandı.

  •  

Hakan Fidan, Suudi ve Mısırlı mevkidaşlarıyla görüştü

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tamim Khallaf, X hesabından yaptığı paylaşımda görüşmeye ilişkin şunları kaydetti:

“Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları El Alameyn’de, bölgedeki gelişmeleri görüşmek üzere bir araya geldi. Görüşmede, üç ülkeyi birleştiren güçlü dostluk ve iş birliği bağları ile ortaklıklarını güçlendirme ve ortak çıkarlarını ilerletme konusundaki kararlılık yeniden teyit edildi.”

AÇIKLAMA YAPTI

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır ziyaretine ilişkin değerlendirmede bulundu. Fidan, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

“Mısır’a gerçekleştirdiğimiz ziyaret, mükemmel düzeyde seyreden ikili iş birliğimizi ve bölgemizdeki gelişmeleri ele almak bakımından son derece önemli bir fırsat teşkil etti. Samimi misafirperverlikleri için başta değerli mevkidaşım ve kardeşim Bedir Abdülati olmak üzere tüm Mısırlı yetkililere teşekkür ediyorum. Ziyaret kapsamında mevkidaşımla beraber Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu İkinci Toplantısı’na eş başkanlık yaptık. Ayrıca Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad ve Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil Fehmi’yle görüştük.

Bakan Fidan: Mısır ile ilişkilerimizi karşılıklı güven ve ortak çıkarlarımız temelinde derinleştirmeye devam edeceğiz

İkili ticaretimizi artıracak, ekonomik ilişkilerimizi çeşitlendirecek ve ülkelerimiz arasındaki bağlantısallığı güçlendirecek anlaşmaları imzaladık. Türkiye ve Mısır, tarihin ve coğrafyanın kendilerine yüklediği sorumluluğun bilinciyle hareket eden iki büyük devlettir. Ülkelerimiz arasındaki iş birliğinin güçlenmesi, yalnızca halklarımızın ortak menfaatlerine değil, bölgemizde barış, istikrar ve refahın tesisine de hizmet etmektedir. Bu anlayış ve Cumhurbaşkanlarımızın vizyonu doğrultusunda omuz omuza çalışmaya ve ilişkilerimizi karşılıklı güven ve ortak çıkarlarımız temelinde derinleştirmeye devam edeceğiz.”

  •  

İmamoğlu’ndan çerçeve yasaya destek: Altına imzamı atıyorum

Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” sosyal medya hesabından, bölücü çerçeve yasa teklifinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında açıklama yaptı.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in teklife “evet” oyu verme kararına destek veren İmamoğlu’nun açıklamasının tamamı şöyle:

“Aziz milletim, Türkiye, tarihinin önemli eşiklerinden birindedir. Barışı, huzuru ve kardeşliği kalıcı kılmak; demokrasiyi ve hukuku güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine inanıyor; bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı yürekten destekliyorum. Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum.

Kıymetli Başkanımız Sayın Mansur Yavaş’ın dikkat çektiği, uyardığı ve önerdiği bütün tespitlere katılıyor ve önemsiyorum.

Sayın Selahattin Demirtaş’ın arzuladığı, bütünleştirici ve birleştirici barış temennilerini kıymetli buluyorum.

Ancak bu iktidarın süreç yönetimi, samimiyeti ve şeffaflık sicili bozuktur. Bu nedenle mücadelemize bir yandan sorunların çözümü için destek ve katkı anlayışıyla devam edecek, diğer taraftan denetleme görevimizi ve milletimizi bilgilendirme gayretimizi en üst seviyede göstereceğiz.

Kıymetli halkımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve 86 milyon yurttaşımızın eşitliği bizim ortak güvencemizdir. Cumhuriyetimizi demokrasiyle, birliğimizi adaletle, devletimizi hukukla güçlendireceğiz. Türkiye yalnız kendi içinde huzuru sağlayacak bir ülke değildir. Bölgemizde barışın, istikrarın ve refahın güvencesi olacak; gücünü hukukundan, demokrasisinden, ekonomisinden ve milletinin birliğinden alan güçlü bir devlet olacağız. Türkiye’nin büyüklüğüne ve devletimizin ciddiyetine yakışan budur.

Bu mesele günlük siyasi hesaplara, kapalı kapılara ve kişisel ikbal arayışlarına bırakılamaz. Sürecin güvencesi şeffaflık, TBMM, hukuk ve milletin iradesidir. Barışı siyasi hesaplara teslim etmeyeceğiz. Siyasi hesaplara duyduğumuz güvensizliğin de barış umudumuzu esir almasına izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin bunu başaracak gücü vardır. Barışın da huzurun da Cumhuriyetin de sahibi millettir.”

  •  

Kolombiya’da 7,4 büyüklüğünde deprem

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) ve Kolombiyalı yetkililere göre depremin merkez üssü, Bogota’nın yaklaşık 400 kilometre batısındaki San Jose del Palmar oldu. USGS, depremin yaklaşık 107 kilometre derinlikte meydana geldiğini bildirdi.

Choco Valisi Nubia Carolina Cordoba, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada bölge başkenti Quibdo’da yaralılar bulunduğunu ve binalarda ciddi hasar meydana geldiğini açıkladı.

Cordoba, “Choco bölgesinde büyük bir deprem yaşadık. Artçı sarsıntılar konusunda endişeliyiz. Merkez üssü San Jose del Palmar yakınlarında olsa da Quibdo’da yaralılar ve binalarda önemli hasar var” dedi.

Vali, ekiplerin bölgede hasar tespit çalışmalarına başladığını belirtti. Yaralıların sayısı ve hasarın boyutuna ilişkin henüz ayrıntılı resmi bilanço açıklanmadı.

Depremin ardından Kolombiya ve Ekvador’un bazı bölgelerinde insanlar ev ve iş yerlerinden çıkarak açık alanlara yöneldi.

VENEZUELA’DA HAZİRAN DEPREMLERİ 6 BİN 125 CAN ALMIŞTI

Venezuela’da 24 Haziran’da art arda meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki iki depremde 6 bin 125 kişi hayatını kaybetmişti. Deprem, Venezuela’nın kuzey kesimlerinde, özellikle başkent Caracas ve La Guaira çevresinde geniş çaplı yıkıma yol açmıştı. Dünya Bankası, doğrudan fiziksel hasarın yaklaşık 19,6 milyar dolara ulaştığını tahmin ediyor.

Kolombiya’daki son deprem de Venezuela’ya kadar hissedildi ve bölgede haziran ayında yaşanan yıkıcı depremleri yeniden gündeme getirdi.

  •  

Kılıçdaroğlu: ‘Sürece tereddütsüz katkı vereceğiz’

Kılıçdaroğlu, bölücü açılım sürecine ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin huzurunu, birliğini ve kardeşliğini bozmak isteyen bölücü küresel yapılar şunu iyi bilmelidir:

Türk baharı hayali kuranlara, Türk milletinin birlik ve beraberliği karşısında zemheri kışı yaşatacak olan bu milletin ortak iradesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kararlılığı ve sarsılmaz kardeşliğimizdir. Türk milleti, içerisinde barındırdığı bütün evlatlarıyla, bütün kültürleriyle, bütün dilleriyle ve bütün renkleriyle ayrılmaz bir bütündür. Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak vatanımızın zenginliğidir.

Bizim için tartışılmaz olan üniter devlet yapımız, Anayasa’nın ilk dört maddesi ve milletimizin sarsılmaz, bölünmez kardeşliğidir. Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil, tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir.

Türkiye’nin önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmasının yolu kendi içinde kavga eden değil, kardeşliğini dünyaya ilan eden güçlü bir Türkiye’den geçmektedir.

Bizim milliyetçiliğimiz milleti bölmek değil, milleti birleştirmektir. Bizim vatanseverliğimiz kardeşi kardeşe düşürmek değil, aynı bayrağın altında omuz omuza yürümektir. Bizim ülkümüz zayıf ve parçalanmış bir Türkiye değil, birliğini koruyan, demokrasisi güçlü, ekonomisi sağlam, itibarlı ve büyük bir Türkiye’dir.

Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz.

Çünkü biliyoruz: Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir. Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır. Birlik varsa gelecek vardır. Bu topraklar ayrılığın değil birliğin, düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur.”

  •  

Ümit Özdağ’dan çerçeve yasaya tepki: Bu yeni bir Sevr tasarımıdır

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Birinci TBMM Binası önünde yaptığı açıklamada, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen çerçeve yasaya tepki gösterdi.

Özdağ, “PKK terör örgütü ve elebaşısı Abdullah Öcalan’la yapılan ikinci müzakere süreci sonunda gelinen noktada, Sevr Anlaşması’nın uğursuz 106’ncı yıl dönümünde PKK’ya yönelik bir özel af yasa tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmiştir ve şimdi görüyoruz ki başta Abdullah Öcalan olmak üzere terör örgütü ve yandaşları sevinç naraları atmakta, Abdullah Öcalan bu süreci, Cumhuriyetimizin kuruluşu kadar önemli olarak nitelendirmektedir. Demek ki mesele sadece bir af yasası değil, bu PKK’ya yönelik özel af yasasıyla birlikte devletimizin kuruluş esaslarının ortadan kaldırılarak, Öcalan’ın ifadesiyle sözde bir demokratik Cumhuriyet’e geçiş sürecinin ilk adımı atılmak istenmektedir” diye konuştu.

Teklif Meclis’e getirilirken, Türk milletine de dünyaya da “PKK terör örgütünün kendisini feshettiği, silah bırakmayı kabul ettiği, bu silahların devlet güçlerinin denetiminde toplanacağı”nın söylendiğini ifade eden Özdağ, şöyle devam etti:

“PKK, sadece PKK değil, PKK, KCK, PKK kapsamında Irak’ta, İran’da ve Suriye’de de örgütlü bir narkoterör örgütüdür. PKK’nın Suriye ayağı YPG’nin 4 tugay halinde örgütlenen yapısının silahlarını da toplayacak mısınız? Hayır. Irak PKK’sının silahlarını teslim alıp imha edecek misiniz? Hayır. Hala İran’da, İran Özel Kuvvetleri ve Devrim Muhafızlarıyla çarpışan PKK terör örgütünün elindeki silahları alacak mısınız? Ona da hayır. O zaman hangi silahları alıyorsunuz? PKK, kendisini feshedecek… Hangi PKK kendisini feshediyor? İran’daki PKK mı, Suriye’deki PKK mı, Irak’taki PKK mı? Hayır. Örgütün örgütsel yapısı, varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bu yasa tasarısı ile terör örgütü elebaşı ve üyeleri dağılmak yerine affediliyor, cezaevinden tahliye ediliyor. Dış destek başta olmak üzere finansal, lojistik ve uyuşturucu altyapısına yönelik tedbirler olduğunu görmüyoruz. 2024’e kadar devlet kayıtlarından ‘narkoterör örgütü’ olarak geçen örgütün, 2025 ve 2026 belgelerinden narkotik kaçakçılığı ile ilgili faaliyetlerinin durmamasına rağmen çıkartıldığını görüyoruz. Ayrıca Öcalan’ın, bu yasa ve süreç çerçevesinde bulunduğu İmralı adasında mahkum konumundan çıkartılıp ‘siyasi misafir’ haline getirileceği ve umut hakkı çerçevesinde de sonunda serbest kalacağı anlaşılıyor.

‘TERÖRLE MÜCADELEDE AMAÇ ÖRGÜTÜ YOK ETMEKTİR’

Terörle mücadele sonucunda devletlerin amacı, terör örgütlerini yok etmek, toplumla bağını kesmektir. Oysa bu yasayla Irak’ta, İran’da, Suriye’de terör eylemlerini sürdüren bir örgütün elemanları Türkiye’de topluma entegre edilecekmiş gibi gösterilmektedir. Bunların zaman zaman Irak’a, Suriye’ye, İran’a gidip yarı zamanlı terörist olarak faaliyet göstermeyeceklerinden emin misiniz? Birinci terörle müzakere sürecinde pratiklerinizin Irak’a gidip Kandil’de eğitim aldıktan sonra gelip Türkiye’deki hendek terörünün altyapısını hazırladıklarını unuttunuz mu?

Önümüzdeki aylarda, anayasal veya yasal düzenlemeler yapılması sırasında anlaşmazlık çıkarsa PKK terör örgütünün Irak, Suriye veya İran’daki unsurlarıyla Türkiye içinde eylem yapmayacağından, terör eylemi yapmayacağından emin misiniz? Ankara’da Kahramankazan’da TUSAŞ’a yapılan baskının Suriye PKK’sı tarafından yapıldığını unuttunuz mu? Bu Çerçeve Yasa, Türk siyasetinde Ergenekon, Balyoz, casusluk davalarıyla yaratılan birinci travmadan, 2017’deki kirli referandumla gerçekleşen ikinci travmadan sonra çok ağır ve telafisi zor yeni bir toplumsal, siyasal travmaya, psikolojik travmaya, bir toplumsal kırılmaya neden olabilir.

Çünkü biliyoruz ki PKK affı olan bu tasarı, sadece bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Daha sonra Anayasa’da yapılacak değişikliklerle mezhep ve etnik yapılara siyasi ayrıcalıklar verilmesi ve ucu açık bir Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi hedeflenmektedir. Böylece büyük Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının arkada burada, Birinci Meclis’te kurmuş olduğu Milli Üniter Laik Türkiye Cumhuriyeti fesholacak, Öcalan’ın ‘Demokratik Cumhuriyet’ diye ifade ettiği gevşek bir üniter devlet denilen bazıları tarafından, ama gerçekte çok uluslu özerk bölgeli bir federasyona doğru Türkiye, sürüklenmek istenecektir.”

‘TÜRKİYE, YUGOSLAVYA’YA, IRAK’A, LÜBNAN’A DÖNÜŞTÜRÜLMEK İSTENMEKTEDİR’

Ümit Özdağ, terör örgütü yandaşlarının, “yüz yıllık düğüm çözülüyor” diyerek sevindiklerini savundu.

İktidara 3 Kasım 2002’de gelen AK Parti’nin, bugün Türkiye’yi getirdiği noktanın bu olduğunu söyleyen Ümit Özdağ, “İstiklal Harbi ile kurduğumuz ve şimdi bugünkü gayrimilli eğitimsizlik Bakanı’nın ders kitaplarından çıkartmak istediği İstiklal Harbi sonucunda inşa ettiğimiz Cumhuriyet, ağır bir tehdit altındadır. Türkiye, Yugoslavya’laştırılmak istenmektedir. Türkiye Irak’laştırılmak, Türkiye Lübnan’laştırılmak istenmektedir. Bu yeni bir Sevr tasarımıdır ve Sevr’in 106’ncı uğursuz yıl dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmesi de tesadüf değildir. Allah’ın günü mü kalmadı?” dedi.

Zafer Partisi olarak, terörle müzakere yerine hemen mücadeleye dönülmesi gerektiğine inandıklarını dile getiren Özdağ, şöyle devam etti:

“PKK’nın dış desteği; lojistik, finans ve uyuşturucu altyapısı tahrip edilmeli; bölge ülkeleri ile iş birliği içerisinde PKK/KCK’nın Orta Doğu’daki bütün parçaları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin meşru hedefi haline gelmelidir. Milli Üniter Laik Türkiye Cumhuriyeti, tavizsiz bir şekilde babalarımızdan ve dedelerimizden devraldığımız gibi çocuklarımıza ve torunlarımıza emanet edilmelidir. Türkiye teröre, terör örgütüne yenilmedi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Jandarma Teşkilatı, Türk Polis Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı, kahraman güvenlik güçlerimiz terör örgütünü iki defa yendiler, ezdiler ve şimdi onların kanları pahasına, terleri pahasına kazanmış oldukları büyük zafer siyasi masalarda heba edilmemeli. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

‘BU YEMİNİ EDEN MİLLETVEKİLLERİNİN BU YASAYA ‘EVET’ DEME LÜKSÜ YOKTUR’

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ümit Özdağ, “çerçeve yasanın TBMM’de edilen milletvekili yeminiyle örtüşüp örtüşmediği” sorusuna, şu yanıtı verdi:

“Bir sayın milletvekili, bu yasaya ‘hayır’ diyeceğini dün akşam açıklarken, bu hayırın gerekçesini milletvekili yeminine dayandırdı. Çok haklıdır. Bu yemini eden milletvekillerinin, bu yasaya ‘evet’ deme lüksü yoktur. Ayrıca, bu yasaya, ‘evet’ diyenler, destekleyenler oluşması için çalışanlara hukuki bir koruma getiriyor. Neden? Yaptığınız işin doğru olduğundan emin değil misiniz? Neden hukuki bir korumaya ihtiyaç duyuyorsunuz? Hani büyük bir iş yapıp terörü sona erdiriyorsunuz, onu söylüyorsunuz. Peki neden kendinizi hukuki koruma altına almak istiyorsunuz? Doğru iş yaptığından emin olanlar, millete karşı vicdanı rahat olanlar yasa maddelerinin arkasına sığınarak koruma aramazlar.

Zafer Partisi olarak biz Türkiye’nin milli, üniter, laik cumhuriyet olarak İstiklal Harbi felsefesi üzerinde 21’inci yüzyılda yoluna devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu inanca sahip olan herkesi, daha önce hangi siyasi partiye oy vermiş olurlarsa olsun, Zafer Partisi saflarında milli, üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaya davet ediyoruz.” (ANKA)

 

  •  

Özgür Özel çerçeve yasaya evet dedi: ‘Kürt meselesi eşit yurttaşlık meselesidir’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bölücü çerçeve yasa teklifini görüşmek üzere toplanan Meclis’te konuştu.

“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu” diyen Özel, “Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” açıklamasında bulundu.

Özgür Özel:

“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu. Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” pic.twitter.com/lMDtGzrvSr

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 10, 2026

Özel, çerçeve yasaya evet oyu vereceğini açıkladı, Devlet Bahçeli alkışladı.

Özgür Özel çerçeve yasaya ‘evet’ dedi, Devlet Bahçeli alkışladı pic.twitter.com/gVNsdy6RL7

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 10, 2026

Özel, şunları söyledi:

“Toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil, eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet özgüven üzerinde ayakta sağlamdır. Baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler. kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyeti kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de ünlüler zayıflatmamış aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de cumhuriyetimizi devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir. Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık.

Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. işine geldiğinde çözüm diyen işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde hep doğru yerde Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Bu mesele şiddetle değil siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil milletin gözü önünde milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir. Yıllarca biz bunu savunduk. Bu meselenin çözüm adresi meclistir dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyon kurulduğunda katılım gösterdik.

Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk. Bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. Yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik. Destekleyeceğiz, katkı sunacağız ve denetleyeceğiz. Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil tarihsel konjonktürel değil, ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince çözüm işine gelmeyince terörist diyen bir süreci önce masaya koyup sonra buz dolabına kaldıran Dolmabahçe’de görüştükleri rahmetli Sırır Süreyya Önder’i hapse atıp sonra arkasından Timsah yaşı, timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırtınasını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni hatta akla gelmeyenleri yapmıştır. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. Üç kişinin bildiği metin diye bir metin kutsanıp meclisten gizlenmiş. Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir.

Komisyonda itiraz eden, soru soran, eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar bir süreç yönet yerine bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik bilinmeyen bir ruh hali bütün meclisin, bütün milletin önünde yaşanmıştır. Barışın hukuku milletin gözünden kaçırarak yazamayız. Yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi olamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir.

Bu teklife ‘hayır’ deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan Yeni Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Günlerdir bu teklife ‘hayır’ dememiz için binlerce öneri, eleştiri alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum. Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz. Kolaya kaçmayan devlet ciddiyetiyle karar veren bu ülkenin on yıl, yirmi yıl otuz yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz.

Bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı, milletin barış hakkının önüne koymayan da biziz. Komisyonda masadan kalkmadık çünkü o masa milletin barış umutlarının masasıdır. Türkiye’de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunudur. Yazıma aylar süren komisyon raporu katılan tüm partilerin mutabakatı ile hazırlandı. Raporun yedinci maddesinde demokratikleşme vardı. Siyasi tutukluların durumundan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasına kayyım uygulamaların sona erdirilmesine pek çok demokratikleşme önerisi vardı. Altında iktidar milletvekillerinin de imzası vardı. Ama bu kanunun teklifinde hiçbiri yok. Şimdi bunlar kanunla olmak zorunda değil, yürütme yapar, uygulamayla olur, gelecekte olur. Hele bu süreç bir yere varsın, ondan sonra olur diyorlar. Sürecin bir yere varsın diye tarif edilen verilen süre örgütün silah bırakmasının teyit ve tespiti için geçen süre, ‘o süreyi de bekleyelim demokrasi için verdiğimiz sözleri bundan sonra yaparız…’

Bu kanun teklifinde hepimizin altına imza attığı Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı uygulaması tartışmalı, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara gizli tanık düzenine siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok, örtülü keyfiyete kalmış bir muğlaklık var. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan meseleyi yüzeye eli alan özensiz bir metin var.

Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır. Mecbur kaldığı için barıştan yanaymış gibi taraftadır. Yeni Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır.

Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi için barışın önünde durmayacağız. Korku olmadan, ayrımcılık olmadan ortak geleceği inşa etmek için barışın önünü açacağız. Biz ölüm değil, hayat olsun diye; korku değil umut olsun diye bu sorumluluğu alacağız.

Terörün kökünü ancak demokrasi kazır. Bu milletin hiçbir ferdinin umudunu, siyasi hesaplara ezdirmeyeceğiz. Barışı samimiyetsizliğe, çıkarcılığa teslim etmeyeceğiz.

Bugün silah faslının kapanması için bir kapı aralanıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız. Ama asıl mücadele şimdi başlayacak. Demokrasi, eşit yurttaşlık, kalkınma mücadelesi. Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silah bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen altıncı bölümüne de demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan yedinci bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız. Ama Cumhur İttifakı’nın da yedinci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz. Biz imzamızı namus biliyoruz. Sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz.

Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclis’e getireceğiz. Kayyım uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. Anayasa Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulamasının mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulan haklının mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının ifade özgürlüğünün seçilmişlerin iradesinin ve eşit yurttaşlığın mücadelesini vereceğiz. AK Parti’nin yapmak istemediğini demokratlar olarak biz yapacağız. Onların kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz. Onların kurmadığı toplumsal mutabakatı biz arayalım. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız. Onların ertelediği demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz.

İlk günden şehit aileleri ve gazilerimizin gözünün içine bakamayacağımız bir şeyin İçinde olmayacağımızı söylemiştik Aynı kararlılıkla ifade ediyorum ki Herkes kendi vicdanıyla yaşar. Herkes vicdanının sesini bastırabildiği zaman uykuya dalar.

Esas olan şehit ailelerinin, gazilerin, teröre karşı sarsılmaz bir kararlılıkla mücadele eden başta Türk Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere tüm güvenlik güçlerimizin ve terörden zarar gören vatandaşlarımızın olmak üzere tüm milletimizin yüzüne bakamayacak bir duruma düşmemektir. Kırmızı çizgilerimiz nettir.

Atatürk, Lozan Anlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğüyle Anayasa’nın güvence altına aldığı Cumhuriyetin temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz. Buna asla izin vermeyiz.

Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur. Partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde halk ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Yeni Parti grubunu kararında serbest bırakıyor değil, aksine kendi il bölge temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum.

Hiçbir Yeni Parti milletvekili üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. Yeni Parti’nin yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki biliyoruz ki barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa alacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum.”

  •  

CVP’den çerçeve yasaya tepki: ‘Türk milleti teslim alınamaz!’

CVP’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ!

Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk milletinin önüne, sonucu önceden kararlaştırılmış bir teslimiyet düzeni konulmaktadır. Türk Milleti’nin, adına Terörsüz Türkiye denilen, komisyon denilen, nerede ne konuşulduğundan, 10 yıl boyunca neyin saklı tutulacağından, nelerin pazarlığının döndüğünden haberi ve bilgisi yoktur. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurları dinlenmemiştir. Ama emperyalizm ödevi vermiş, İmralı konuşmuş, Kandil şartlarını sıralamış, siyasi iktidar da milletvekillerinden “eksiksiz imza” istemiştir.

Ortaya çıkan utanç verici manzara şudur: Önce bebek katili Öcalan biliyor, terörist yuvası Kandil biliyor; milletvekillerinin ve egemenliğin gerçek sahibi Türk Milleti’nin haberi yok!

Milletvekillerinin önüne bir kağıt konularak “Şu saate kadar imzalayacaksınız” demek, kanun yapmak değildir. Bunun adı Milli irade hiç değildir. Türk Milleti’nin adayını belirleyemediği, milletvekilinin kendisini listeye koyan parti merkezine bağlı olduğu ve okumadığı metne imza atmaya zorlandığı bir düzende Meclis, Türk milletinin iradesini üretmez, teslimiyetin ve iradeyi üretemediğinin net fotoğrafı görülmüştür.

Meclis bu değildir! Türk milletinin egemenliğini, güvenliğini, bağımsızlığını, refahını, hak ve özgürlüğünü savunmakla görevli meclis, emperyalizmin teslim aldığı parti genel merkezlerinin noteri olamaz!

Bağlılığı ve dayanağı Türk Milleti’ne olmayan bir meclis, eninde sonunda tasfiye olacaktır!

“Suça karışmamış PKK’lı” ne demektir?

Bir insan terör örgütüne piknik yapmak için mi katılır? Örgütün içinde hangi görevi üstlendiği, hangi talimatı taşıdığı, hangi suçu bildiği, hangi suçun gizlenmesine yardım ettiği araştırılmadan kim, hangi yetkiyle bu insanları topluca “suça karışmamış” ilan edecektir?

Bireysel olarak teslim olmak, örgütten ayrılmak ve yargı önünde hesap vermek isteyenler için hukuk yolları zaten vardır. Çıkartılmak istenen, Türk Milleti’ne 40 yıl boyunca ağır bedeller ödetmiş olan ve Türk Milleti’nin ordusunun defalarca kez belini kırdığı, yendiği PKK terör örgütüne özel af yasasının sonucu ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz!

Bu kanun, terör örgütün kadrolarına özel ceza indirimi, sicil temizliği, siyasi hak ve toplumsal alana dönüş sistemi kurulmasıdır. Adına “genel af” denmemesi gerçeği değiştirmez.

Bir terör örgütünün mensupları için özel hukuk çıkarıyorsanız, bunun adı çerçeve yasa değil, PKK’ya af yasasıdır!

Terör örgütü, yurtiçi ve yurtdışı, silahlı, silahsız, siyasi, ekonomik vs. tüm unsurlarıyla tasfiye edilmediği ve silahların tamamının teslim edildiği kayıt altına alınıp, doğrulanmadığı halde özel yasa çıkarılması, bireysel teslimiyeti değil örgütsel bir dönüşümü hedeflemektedir.

DEVLET FOTOĞRAFLA DEĞİL, BELGEYLE YÖNETİLİR

Kameraların önünde birkaç silah yakıldı diye PKK bitmedi. Silahların tamamı yok.

Kamplar dağıtılmamış ancak sınır karakollarımız boşaltıldı,
Komuta zinciri çözülmemiş ancak TSK’ya durun emri var,
Finans, propaganda, istihbarat ve lojistik ağları tasfiye edilmemiş, ancak Türk milletinin vergilerinden siyasi ayağına hala hazine yardımı var,
Suriye’deki ve Irak’taki silahlı yapılar dağıtılmamış, KCK ve PJAK sona ermemiş, devletleşme hesapları yapmaktadırlar.

Bu sorulara açık, somut ve doğrulanabilir olgular varken, Türk milletine “Terör bitti” masalı anlatılamaz!

Devlet fotoğrafla, törenle değil, belgeyle ve hukukla yönetilir.

Terör örgütüne silah bıraktırılmadan, tamamen çökertilmeden militanlarına siyasi ve hukuki alan açmak, terörü bitirmek değildir. Silahlı kadroyu siyasi kadroya dönüştürmektir!

Bugün adli kontrolle serbest bırakılacak teröristler yarın belediyede, bürokraside veya Mecliste hangi sıfatla karşımıza çıkacağını sormak zorundayız. Türk milletinden, kendisine silah doğrultmuş kadroların “toplumsal bütünleşme” adı altında ödüllendirilmesini sessizce seyretmesi beklenemez!

ÖCALAN’A STATÜ VERMEK İÇİN KANUNA “STATÜ” YAZMANIZ GEREKMİYOR

“Yasada Öcalan’ın statüsü yok” diyerek kimse Türk milletinin aklıyla alay etmesin. Statü yalnızca kanuna “statü” kelimesi yazılarak verilmez. Bir hükümlünün mesajı yasa yapımına yön veriyorsa, siyasi heyetler onun kapısında sıraya giriyorsa, örgütün atacağı adımlar onun yaşam ve çalışma koşullarına bağlanıyorsa, gazeteciler ve milletvekilleri kendisini siyasi bir merkez gibi ziyaret ediyorsa orada fiilî statü çoktan oluşturulmuş demektir.

Bebek katili terörist başı Öcalan’ın koşullarının “mevcut imkânlar içinde” genişletilebileceği tartışması da statünün açıkça kanuna yazılmadan idari yollarla kurulabileceği kaygısını doğurmaktadır.

Şimdi asıl soruyu soruyoruz:
Teröristbaşına statü aranırken Türk milletinin kendi devletindeki statüsü nedir?

Yasayı önce İmralı biliyor, millet bilmiyorsa, milletvekili seçmene değil parti merkezine bağlıysa, meclis tartışmıyor, yalnızca imza atıyorsa, kendi devletinde egemenlikten uzaklaştırılan Türk milletidir. Asıl statü sorunu budur!

“DEMOKRATİK CUMHURİYET” DEDİKLERİ HANGİ CUMHURİYETTİR?

Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci bir kurucuya ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyet’in kurucu öznesi Türk milletidir. Türk milletinin tanımı da bellidir. Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Kurucu iradesi Kuvâ-yı Milliye’dir.

İmralı’dan “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir kuruluş tarifi kabul etmiyoruz!

Demokrasi, milletvekilinin önüne okumadığı metni koyup imzalatmak değildir. Demokrasi, Türk milletinin adını silmek, vatandaşlığı etnik kimliklere ayırmak, devlet makamlarını etnik ve mezhepsel kotalara bölmek değildir.

Gerçek demokrasi, seçmenin adayını belirlemesi, milletvekilinin parti başkanına değil millete hesap vermesi, yargının siyasi emir almaması ve halkın devlet yönetimine yeniden hâkim olmasıdır.

Kürt kökenli yurttaşımızı Türk milletinden koparmak demokrasi değildir. Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye karşı ayrı siyasi bölmelere kapatmak kardeşlik değildir. Bizim mücadelemiz hiçbir yurttaşımıza karşı değil, yurttaşlarımızı birbirine düşman ederek milli devleti parçalayıp, emeğini ve varlıklarını sömürmek isteyen emperyalist ve bölücü siyasete karşıdır!

TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ

Bu süreç Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, İsrail’den, ABD’den ve NATO’dan ayrı düşünülemez.

Irak parçalandı. Suriye’nin kuzeyinde silahlı ve idari bir yapı kuruldu. İran kuşatıldı. Gazze yıkıldı. Doğu Akdeniz’de yeni paylaşım hesapları yapıldı. Şimdi aynı coğrafyanın ortasında Türkiye’ye “entegrasyon”, “statü”, “yerelleşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” kavramları dayatılıyor.

Başkanlar değişir. Büyükelçiler değişir. Kullanılan kelimeler değişir ama Pentagon kalır, CENTCOM kalır, NATO kalır, İsrail’in bölgesel hedefleri kalır.

Türk milletinin direnme omurgasını NATO’ya bağlayıp ABD’nin bölgede oluşturduğu sonuçları Türkiye’nin hukukuna taşıyarak antiemperyalist olunamaz. Gücünü milletten alan Kuvâ-yı Milliye’nin yerine, gücünü Saray’dan, parti merkezlerinden ve dış ittifaklardan alan bir Kuvâ-yı Külliye düzeni kurulmuştur.

TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ

Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi emperyalizmin kurduğu masada kendisine daha iyi bir sandalye aramak değildir.

Türkiye’nin görevi o masayı devirmek ve kendi bağımsız masasını kurmaktır!

TÜRK MİLLETİ YALNIZ BIRAKILDI; AMA SAHİPSİZ DEĞİLDİR

Bugün AKP seçmeni de MHP seçmeni de CHP seçmeni de aynı soruyu soruyor: “Bize yıllarca söylenenlerin tam tersi neden yapılıyor?” Şehit annesi soruyor: “Evladımın hesabı hangi masada bırakıldı?” Gazi soruyor: “Ben kolumu, bacağımı bu devlet için verdim, devlet neden beni değil, kendisine silah çekenleri dinliyor?” Türk milleti yol haritası ve adres arıyor.

Millet, Cumhuriyet’i savunacak kadroların neden bir araya gelmediğini soruyor!

Türk milletinin örgütlü iradesini ayağa kaldırmadan bu oyun bozulamaz!

Kurtuluşu kapalı kapılardan, saraylardan veya “devletin bir bildiği vardır” masalından beklemeyeceğiz!

Cumhuriyetçi aydınları, işçileri, çiftçileri, esnafı, gençleri, kadınları, şehit ailelerini, gazileri ve bütün vatanseverleri örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Bu oyunu bozacak olan Türk milletinin kendi çocuklarıdır.

Bugün sürece karşı çıkan herkesi mahalle mahalle, köy köy, iş yeri iş yeri, gerçekleri anlatmaya, Her milletvekilinin attığı imzayı, kullandığı oyu ve aldığı tavrı takip etmeye, Türk Milleti’nin hafızasına kaydetmek için var gücüyle çalışmaya davet ediyoruz.

Verilecek hesap varsa Türk Milleti’ne verilir. Başarısız olan istifa eder.

Suç işleyen, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde hesap verir.

Biz terörün bitmesini istiyoruz ama Cumhuriyet’in tasfiyesi ve Türk Milleti’nin ve devletinin parçalanması pahasına değil.

Türk Milleti kırk asırdır devletli şekilde yaşamaktadır. Bir millet böyle teslim alınamaz!

Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükümetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir.

Sevr’in çocuklarına sesleniyoruz;
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi Türk Milletidir! Bizler cumhuriyetin çocuklarıyız! Türk Milletini emperyalizm ve terör karşısında teslim alamazsınız! O kurumlar cumhuriyetin çocuklarıyla yeniden geri gelecektir. Türk Milletinin egemenliğine kastedenler cumhuriyet hukukunda yargılanacaklardır!

Son Sözü Her Zaman Türk Milleti Söyler!
Ne Mutlu Türküm Diyene!”

BASINA VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE

TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ!

Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk… pic.twitter.com/MjTIaLoHmZ

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) August 5, 2026

İlişkili Haber
thumbnail
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
Haberi görüntüle

  •  

İYİ Parti’den çerçeve yasaya karşı TBMM Başkanlığı’na dilekçe

İYİ Parti, AKP tarafından Meclis’e sunulan ve MHP, DEM, CHP tarafından imzalanan bölücü çerçeve yasaya karşı bir adım attı.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez; Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iade edilmesi talebiyle TBMM Başkanlığı’na başvurduklarını duyurdu.

Başvuru dilekçesinde, söz konusu kanun teklifinin incelendiği ve Anayasa’nın yasama sürecine ilişkin usul ve şekil kurallarına açık aykırılıklar taşıdığı ifade edildi.

İYİ Parti’den çerçeve yasaya karşı TBMM Başkanlığı’na dilekçe https://t.co/IrMRf7r7fy pic.twitter.com/N8IMaNJrqJ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 5, 2026

Dilekçede, şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü uyarınca kanun tekliflerinin yasama sürecine usulüne uygun şekilde dahil edilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu kapsamda, Başkanlığın yalnızca teklifleri ilgili komisyonlara havale eden idari bir makam olmadığı; Anayasa’ya ve İçtüzüğe açık aykırılık teşkil eden tekliflerin yasama sürecine dahil edilmesini önleme sorumluluğuna da haiz olduğu kuşkusuzdur.”

‘GAZİ MECLİS HAİN TERÖR YAPILANMASININ MEŞRULAŞTIRILACAĞI BİR ZEMİN OLMAMALIDIR’

“Teklifin yasama sürecinin devam ettirilmesinin hukuk devleti, Anayasa’nın üstünlüğü ve yasama faaliyetlerinin hukuka uygun yürütülmesi ilkeleri bakımından sakınca doğuracağı değerlendirilmektedir. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletimizin ortak iradesini temsil eden, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve millî egemenliği korumakla görevli anayasal bir organdır. Gazi Meclis; aziz milletimize, şanlı tarihimize, kahraman ecdadımıza ve devletimizin kurucu değerlerine yönelik her türlü alçak teşebbüse girişmiş olan hain bir terör yapılanmasının, yasama faaliyeti adı altında meşrulaştırılacağı bir zemin değildir, olmamalıdır.”

İlişkili Haber
thumbnail
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
Haberi görüntüle

Söz konusu dilekçede, kanun teklifinin PKK/KCK terör örgütü yöneticilerine TCK ve TMK hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirildiği vurgulanarak şöyle dendi:

“Uygulamada ve doktrinde kabul edildiği üzere, örgütlü suç yapılanmalarında siyasi ve ideolojik amaçların ön planda olması hâlinde ‘terör örgütü’; maddi çıkar elde etme amacının ön planda olması hâlinde ise ‘çete’ veya ‘mafya tipi örgüt’ nitelendirmesi yapılmaktadır. Bu çerçevede, Meclis teamüllerine aykırı biçimde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları sonucunda bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ‘Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’; PKK/KCK terör örgütünün yöneticileri ile teröristlere, terör örgütü kurma ve yönetme, infaz emri verme, terör örgütüne üye olma ve örgütün amaçları doğrultusunda işlenen diğer suçlar bakımından yürürlükteki Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirmektedir. Bir terör örgütünün silah bırakmasının beklendiği yönündeki iddia, o örgütün siyasi ve ideolojik hedeflerine ulaşmasının bir sonucudur.”

‘TERÖRİSTLER LEHİNE İMTİYAZLI HÜKÜMLER ÖNGÖREN BÖYLE BİR KANUN TEKLİFİNİN HAZIRLANMASI ANAYASA’YA AYKIRI’

“Nitekim söz konusu terör örgütü Türk Ceza Kanunu’nun 312’nci maddesinde düzenlenen ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs’ suçunu işlemiş ve 12 Mayıs 2025 tarihli sözde fesih bildirisinde Büyük Türk milletini soykırım ve asimilasyonla itham etmiştir. Bu nedenle terör örgütü yöneticileri ve teröristler lehine imtiyazlı hükümler öngören böyle bir kanun teklifinin hazırlanması, imzalanması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulması; Anayasa’nın 2’nci maddesinde düzenlenen Cumhuriyetin nitelikleri, 3’üncü maddesindeki Devletin bütünlüğü, 5’inci maddesindeki Devletin temel amaç ve görevleri, 6’ncı maddesindeki Egemenlik, 7’nci maddesindeki Yasama yetkisi, 9’uncu maddesindeki Yargı yetkisi, 10’uncu maddesindeki Kanun önünde eşitlik, 11’inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile 14’üncü maddesindeki Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması hükümleri olmak üzere, Anayasa’nın genel esasları bakımından Anayasa’ya aykırıdır.

TBMM Başkanlığının, Anayasa’nın kendisine yüklediği sorumluluk çerçevesinde hareket ederek, teklifi işleme almaksızın teklif sahibine iade etmesi hukukun ve anayasal düzenin gereğidir. Bu itibarla Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetlerini hukuka uygun yürütme yükümlülüğü çerçevesinde Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından taşıdığı usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iadesine karar verilmesini saygılarımızla arz ederiz.”

 

  •  

AKP’li Güler açıkladı… Başsavcılıklar soruşturma için izin alacak, Öcalan’ın şartları ‘rahatlıkla’ esnetilebilecek, gazeteciler ve akademisyenler ziyaret edebilecek

VERYANSIN TV

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler; partisi, MHP, DEM Parti ve CHP’nin imzalarıyla TBMM’ye sundukları “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adı verilen bölücü çerçeve yasa teklifinin detaylarını açıkladı.

İşte kanun teklifi… 

Güler’in açıklamasına göre başsavcılıklar, PKK terör örgütüne dair sonradan ortaya çıkmış eski bir durum veya delile ilişkin soruşturmalarda Kurul’dan izin alacak.

Bu Kurul ise Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşacak.

‘ÖCALAN’ SORUSUNA YANIT

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin istediği “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” olmasını istediği Öcalan’a statünün sorulması üzerine Güler, “Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok” yanıtını verdi.

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’den “Öcalan’ın statüsü” sorusuna yanıt:

“Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok”… pic.twitter.com/oaKr9G8x1U

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 5, 2026

Öte yandan Güler, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın şartlarının “aile talebiyle, her zaman, rahatlıkla, yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan” esnetilebileceğini belirterek “Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.” dedi.

Çerçeve Yasa Mecliste | Gündem Özel | Eray Çelebi – Burakhan Başaran

GÜLER’İN AÇIKLAMASI

Güler’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

“Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Huzurlarınızdayız. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız Bey, yine Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay Bey ve Filiz Hocamız, yine yanımda AK Parti Grup Başkanvekilimiz Abdulhamit Gül Bey, yine Adalet Komisyonu Başkanımız Cüneyt Yüksel Bey ve milletvekili arkadaşlarımızla birlikte sizleri, biraz önce meclis başkanlığımıza, genel sekreterliğimize iletmiş olduğumuz ve ismiyle beraber biraz sonra detaylı açıklama yapacağım çerçeve yasa hakkında bilgilendirmiş olacağız.

Çok değerli basın mensupları, ismi olarak “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” toplamda, yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber, 12 maddeden oluşuyor. Biraz sonra kanunun içeriğine dair, madde başlıkları hakkında da sizleri teknik olarak neler getirdiğine dair açıklamamızı yapacağız.

TEŞEKKÜR ETTİ

Ben bu sürece gelene kadar, öncelikli olarak teşekkürlerimizi arz edeceğimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ve biraz sonra imza sahipleri olarak DEM Parti grubuna, yine biraz sonra izahatını yapacağımız Cumhuriyet Halk Partisi grubuna ve eş genel başkanlarına, genel başkanlarına teşekkür ediyoruz. Yine bu konuda imzalarını eksik etmeyen HÜDA PAR’a ve bağımsız milletvekillerimize, yine Yeni Yol Grubundan bazı milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Toplama baktığımızda yaklaşık 360’a yakın bir imza ile teklifimizi Meclis Başkanlığımıza arz ettik.

Tabii bu teklife daha sonradan, içtüzük kapsamı içinde teknik olarak desteklediklerini, imzaladıklarını ifade edecek milletvekillerimiz de olacaktır. Süreç açısından bu, bu şekliyle devam edecek. Tabii komisyonumuz, Adalet Komisyonu başkanımız kendi planlaması çerçevesinde içtüzük kapsamında 48 saat sonra yani Cuma günü öğleden sonra saat 14.30-15.00 gibi inşallah komisyon toplantısı için gerekli davetlerini yapacaktır.

Değerli basın mensupları, şimdi bu sürece kadar biz nasıl geldik? Bu konuda biraz sizleri teknik olarak aydınlatmak istiyorum.

5 Ağustos 2025 tarihinde malumunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde meclis başkanlığımızın başkanlığında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, kuruluşundan itibaren ilk toplantısını bundan tam bir yıl önce, 5 Ağustos 2025 tarihinde yapmıştı. Ve devamında da yaklaşık 18 toplantı icra etti. 137 kişiyi; gerek başkan olarak, gerek şahıs olarak, gerek dernek başkanı, sendika başkanı, baro başkanı olarak, koruyucu ailelerimizin mensubu olarak, şehit ve gazi derneklerimizin başkanı olarak, yine ailelerimizin temsilcisi olarak, Diyarbakır annelerinin temsilcisi olarak, barış annelerinin temsilcisi olarak, birçok değerli hocalarımızı, ceza hukukçularımızı ve bu tür süreçleri yakından akademik olarak çalışmış hocalarımızı dinledik. Toplam 137 kişi. Hakikaten çok kıymetli, çok değerli fikirler orada konuşuldu ve dile getirildi.

Yine İçişleri Bakanlığımız, Milli Savunma Bakanlığımız, MİT Başkanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız ve Adalet Bakanlığımız değişik dönemlerde komisyona gelerek mevcut bu durumları, gelişmeleri, ilerleyişi komisyonumuzda bilgilendirdiler.

Peki komisyonumuz nihai evrede şubat ayına gelindiğinde çalışmalarını tamamladı. Raporları bir bütün haline getirerek oraya temsilci veren gruplarımızın ve yine grubu olmayan siyasi partilerin temsilcileriyle beraber uzun istişareler ve müzakereler sonucunda bir rapor ortaya çıktı. Raporumuzu sizinle paylaşmak istiyorum: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”. 18 Şubat 2026 tarihiyle de bu yayınlandı, ortak mutabakat ile. İki milletvekilimiz tabii farklı düşünceleri vardı ama büyük bir ekseriyet, büyük bir çoğunlukla beraber bu rapor yayınlandı ve bütün kamuoyuyla paylaşıldı, internet sitesinde yer alıyor.

Burada raporumuzun altıncı başlığında, değerli basın mensupları, sürece ilişkin yasal düzenleme önerileriyle beraber bir başlık var. Buradan birkaç konu başlığını, izahatı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Komisyonun bir diğer görevi, önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Milli dayanışma ve kardeşliğimizi pekiştirecek adımların atılmasının geniş katılımlı, temsil gücü yüksek, açık ve şeffaf bir istişare süreciyle temin etmektir.

Rapor devam ediyor değerli arkadaşlar. Özellikle 6’ya 1: “Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması”. Rapor aynen diyor ki: “Süreçte en kritik eşik, PKK/KCK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bırakmasının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyididir.” Raporumuzun önemli başlığı.

Yine buradaki raporda: “Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgütün tehdidinin sona erdiğini ilanıyla sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinde hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktası olacaktır.”

Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda da bütün partilerle genel bir anlayış ve mutabakatın varlığı da rapora yansıyor.

Peki, 6’ya ikinci fıkrası: “Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemelerin içeriği nasıl olacak?” Orada aynen raporda: “Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye de ihtiyaç duyulmaktadır.” diyor.

Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.

Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.

Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.

Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.

Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.

Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.

Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.

En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.

Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.

Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.

Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.

Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.

Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.

Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.

Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.

Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.

Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.

Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.

Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.

Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.

En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.

Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.

Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.

Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.

Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.

Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.

Raporun konu başlığında, değerli basın mensupları, adil… Yani nihayetinde silahını bırakmış, örgüt feshedilmiş, tamamen varlığı ortadan kalkmış örgüt mensuplarının da konumunun, hukuki durumunun adil, gerçekçi, topluma kazandırma, bütünleştirme noktasında da kanunun bir cevap vermesi gerekiyor bu düzenleme içinde diye.

Şimdi orada kanunumuzda aynen bu beklentiye karşılık üçüncü maddemizde “Soruşturma ve Kovuşturmaların Ertelenmesi” başlığında bir madde kaleme alındı. Burada aynen denildi ki: Örgütün fiili varlığına son verildiğinin ilgili Resmi Gazete’de yayınlanması olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme suçu ile 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturma hariç olmak üzere…

Yani burada açıkça, değerli basın mensupları, adam öldürme suçları ve 2005 tarihinden önce örgüt yöneticisi olarak TCK 765 sayılı, TCK 125. madde bağlamında ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası alan veya bu soruşturma ve kovuşturması sürdürülen kişiler, örgüt mensupları hariç olmak üzere; çok net bir şey söylüyoruz, adam öldürme, kasten adam öldürme suçları hariç. Onu bir şekilde speküle edecek veya farklı anlamlara gelecek şekilde ifade edecek kişileri de buradan uyararak söyleyelim ki kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve yine 2005 öncesi müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası soruşturması ve kovuşturması yürütülenler hariç olmak üzere diğer suçlara yönelik olarak bir düzenleme içeriyor.

Peki diğer suçların düzenlenmesinde ne esas alındı? Değerli basın mensupları, onunla da ilgili sizlere teknik birkaç hususu anlatmak isterim. Malumunuz bizim ilgili 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun 221. maddesi var, başlığı “Etkin Pişmanlık”. Bunun bir bütünleyici… Çünkü bizim aynı zamanda düzenlemelerimizin Türk Ceza Kanunu içerisinde bir bütünlüğünü sağlaması gerekiyor.

Burada etkin pişmanlık maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarını sizlerle paylaşmak isterim ki bu maddeye bir bakış açısı geliştirilsin diye. Şu andaki halihazırda mer’i bulunan maddemizin ikinci fıkrası: “Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

Üçüncü fıkra: “Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

Dördüncü fıkra: “Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde hakkında örgüt kurmak, yönetmek ve örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.”

Biz bu maddeyi, üçüncü maddemizi kaleme alırken TCK 221. maddesinin bu fıkraları gelince de bir bütünlüğünü arz etme noktasında bir yaklaşım sergiledik. Bu yaklaşımımızda da kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve 2005 tarih öncesi, yani yeni TCK değişiminden önceki TCK 125 bağlamında verilen cezalarla ilgili soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili bir düzenlemeyi yaptık. Diğer suç tipleri, yine 221’e benzer şekilde; örgüt yöneticiliği, örgüt üyeliği, yardım yataklık ve diğer propaganda gibi unsurlardan, örgüt faaliyeti çerçevesindeki işlenen suçlardan örgüt mensupları 15 yıla kadar olan cezalarda 5 yıl ertelemeye tabi, 15 yıl ve üstü müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet unsurlar çerçevesinde olanlara da 10 yıl ceza ertelemesini burada öngörüyoruz. Ki bu kişiler örgütün tamamen feshi, dağıtılması ve ortadan kalkması neticesinde topluma bir kazandırma ve bütünleştirme noktasında bir adil, gerçekçi, bir hukuki belirlilik kapsamında düzenleme olsun.

Üçüncü maddemizden sonra dördüncü maddemiz: Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar. Halihazırda soruşturma devam eden, soruşturması tamamlanmış, kovuşturmaya dönmüş, kovuşturmada istinafta gerekirse onanmış, yerel mahkeme karar vermiş, Yargıtay safhası olan dosyalar var. Dolayısıyla bunlarla ilgili de ne yapılacak? Üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu yerdeki yetkili hakim veya mahkeme tarafından; ilgili Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay’la ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir, gerekirse koşulların oluşması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına dair madde. İkinci fıkrada, üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istisnai veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında da bozma kararı verilerek ilgili yerel mahkemesine gönderilecek dördüncü maddemizde.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi, beş yıllık ve on yıllıkla beraber ve yeniden suç işlenmesi hali. Değerli basın mensupları, bunlar özel bir takip modeliyle, cezası ertelenmiş olan bu tür örgüt mensuplarının doğrudan izlenmesi, herhangi bir terör suçu bağlamında -Terörle Mücadele Kanunumuz çok açık, TCK 220, 314 çok açık, Terörle Mücadele Kanunu üçüncü, dördüncü maddesi çok açık- bu eylemler noktasında tekrar bir suç işlenmesi halinde de bu erteleme kararının da ortadan kaldırılacağına dair bir hükmü getiriyoruz.

Yani ilgili kişi bundan yararlandıktan sonra topluma hem entegre olma, uyum sağlama, bütünleşme, toplum hayatında iyi bir vatandaş olma noktasında bir hayatı sürdürmesini de arzu ediyoruz. Tekrar eylemler, tekrar farklı çalışmalar içerisinde olmaması bizim esas amacımız. Olursa da bunun yaptırımının ne olduğunu açıkça kanunun metnine yazmış olduk.

Biraz önce bahsettik, soruşturma ve kovuşturma durumunda. Peki mahkumiyeti olanlar ne yapacak? Evet, bu suçlardan mahkum olanların, yine aynı istisnası belli -adam öldürme, kasten adam öldürme suçları ve 2005 öncesi TCK değişimi önceki müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ve mahkumiyeti infaz aşamasında olanlar hariç olmak üzere- diğer, bahsettiğim gibi, TCK 221 bağlamında örgüte üye olma, yönetme, yardım yataklık, propaganda gibi eylemlerinden dolayı ceza almış ve infazı olan kişilerle de ilgili yine 15 yıla kadarki süreç açısından 5 yıl erteleme, özel takip, ve 10 yıl olaraktan da diğer 15 yıl üstü ve müebbet, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlarla da ilgili olarak bir izleme durumu olacak.

Yine buradaki hükümler kapsamı içerisinde açık hükümleri yazdık bu kapsam içerisinde. Bu kayıtlar kendi sistematiği içerisinde takip edilecek. Erteleme kararı verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içerisinde yine terör suçlarından birinin işlenmesi halinde infaz hakimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak mevcut hem soruşturma konusu diğer dava devam edecek hem de mevcut durum içerisinde bu erteleme kararı kaldırılmış olacak.

Çok önemli bir maddeye gidiyoruz, yedinci madde. Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, biz aynı zamanda dedik ki mevcut raporda en önemli eşiği geçtik, teyit mekanizması işledi, silahlar tamamen teslim ve imha ve yok edilmesi ve örgütün bu konuda tamamen tasfiyesiyle beraber, altıncı maddenin beşinci fıkrasında kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlamasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizma oluşturulması. Bu hedef doğrultusunda arkadaşlar yedinci maddeyi kaleme aldık.

Yedinci maddede Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında; İçişleri, Adalet, Dışişleri, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, MİT Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden oluşan bir heyet oluşturuyoruz. Bu süreci dönemsel yapacağı toplantılarla beraber diğer kamu kurum kuruluşlarından her türlü bilgi, belgeyi almak suretiyle takip edecek. Ve ihtiyaç duyulması halinde de kendisi, daha alt seviyede teknik çalışmalar yapacak komisyonlar da oluşturulabilecek.

Nihai evrede örgüt mensuplarının bir an önce silahlarını bırakması, örgütün kendini feshedip tamamen tasfiyesi ve devamında bu örgüt mensuplarının hem topluma entegre edilmesi, uyumunun gerçekleşmesi, bütünleşmenin sağlanması noktasında da özel çalışmalar yapacak, raporlar hazırlayacak alt komisyonlar da kurulacak şekilde biz bu kurula izin vermiş oluyoruz.

Burada bir durum var. Kurul, yine ikinci bir komisyonumuz var. Bu dönemsel çalışmalarını, faaliyetlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düzenli olarak bilgilendirecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bu kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere bir izleme komisyonu kurulacak. Bu izleme komisyonu bu süreci takip edip gerekirse de ihtiyaç halinde gerekli tavsiyelerde bulunacak.

Tabii bunun sayısıyla ilgili bir durum şu anda belirlemedik. Anayasamızın 95. maddesi gereğince siyasi parti gruplarının milletvekili sayısınca zaten belli bir sayı anlaşılır. O komisyonla da beraber hem aktif olarak hem de yarar sağlayacak, katkı sağlayacak bir sayıda inşallah komisyonumuzu da oluşturmuş olacağız.

8. maddede silahların teslimi ve malzeme, mühimmat, diğerlerle ilgili Milli Savunma Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız bu konularda ortak, diğer kurumların görüşlerini almak suretiyle bu çalışmaların nerede, nasıl yapacağına dair bir yönetmelikle de beraber bu çalışmayı tamamlamış olacak.

Peki süre, arkadaşlar, önemli. Süre başlığı… Yine burada raporumuzda geçici ve müstakil özel bir kanun hedefi vardı. Süremiz, bu mekanizmaların tamamı teyit mekanizmasıyla beraber Milli Güvenlik Kurulu kararı olarak Resmi Gazete’de yayınlandığı andan itibaren 6 aylık başvuru süresi başlıyor. İlgili başsavcılıklarda bu müracaat başlayacak. Yurt dışında olanlar için de yine kurulumuz gerek büyükelçilikler gerek başkonsolosluklar, konsolosluklar müracaatıyla beraber başlayacaktır.

Yine raporumuzda süreçte görev alanlara yönelik yasal güvence sağlanması diye bir başlık vardı. 10. maddede de bu kanun kapsamında verilen görevlerle ilgili olarak görevi yerine getiren, çalışanlarla ilgili olaraktan hukuki, idari veya ceza sorumluluğu olmayacağına dair de bir maddeyi burada dercetmiş oluyoruz.

Teknik olarak kanun teklifimiz bu şekliyle beraber tamamlanmış oluyor. Ben emeği geçen bütün milletvekillerimize, uzmanlığı olan kamu kurumlarındaki arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, kararlı duruşu, yine Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yol gösterici, ufuk açıcı açıklamaları, yine kararlı duruşu, bizlere destekleri çok kıymetliydi. Yine çok teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, var olsunlar.

DEM Parti gerek İmralı heyeti gerekse eş başkanlar her süreçte bu manada olumlu katkıları oldu, sağ olsunlar. Tabii olumsuz beyanlar da geçti, doğrudur yanlıştır. Ben şuna arzu ediyorum bundan sonraki süreçte de: Bu bir kendi oluşumu içinde, gerçekliği içinde uzun uğraşların, komisyonun uzun çalışmalarının geldiği bir nokta. Bu kadarını yapabiliyoruz. Bundan sonra da gerek kanunun uygulamasında gerekse de kurulun çalışmalarında çok farklı ihtiyaçlar, farklı durumlar ortaya çıkabilecektir. Zaten biz bu kurula yetki veriyoruz.

Bu tasfiye sürecinden sonraki aşamada gerek adli gerek idari gerekse de yasal düzenlemeler noktasında her zaman bu çalışmalar ortaya konulabilecektir. Yine önümüzdeki dönemlerde de biz ihtiyaç duyulması halinde farklı alanlarda gerek yasal düzenleme gerek idari düzenlemeler mutlaka oluşacaktır. Çünkü çok değişken bir yapı. Uluslararası konjonktürün, bölgesel krizlerin de bu konuda etkisi yadsınamaz. Ben o yüzden aziz milletimiz şundan müsterih olsun: Çok net bir şey yapıyoruz. Bu topraklarda, bu coğrafyada, sadece ülkemizde değil, bölgede diğer ülkelerimizde de kardeşliğin, barışın, huzurun, güvenliğin sağlanması noktasında biz çalışmalar yürütüyoruz.

Biz biliyoruz ki yaklaşık 50 yıldır bu ülkede derin acılar yaşatmış, birçok manada olaylara, derin acılara yol açan olaylara yol açmış, saldırılara yol açmış, şehitlerimizin, gazilerimizin bu manada biz haklarını, hukuklarını ortadan kaldıracak veya zarar verecek asla bir konumda olamayız, öyle bir hedefimiz olamaz. Ama şunu da biliyoruz ki: Türkiye gelecek ikinci yüzyıla, Türkiye Yüzyılı’na, daha güçlü, daha müreffeh bir noktada 86 milyon aziz milletimizin tamamının etkileneceği ve hayatının daha da iyileşeceği; güven ortamı, huzur ortamı, hoşgörü ortamı, barış ortamının da sağlanmasını da hedefliyoruz. Dolayısıyla buna herkesin, her bireyin bu sürece katkı vermesi lazım.

‘NATO ZİRVESİ’ VURGUSU

Bu topraklardan asla silahın, şiddetin bir daha konuşulmaması lazım. Kim ne diyorsa açık yüreklilikle, demokratik ortamın zenginliği içerisinde fikirlerini herhangi bir suç ve suça teşvik olmaksızın paylaşabilir, hedeflerini ortaya koyabilir. Yani önemli olan aziz milletimizin, ülkemizin daha güçlü olması, sözünün ve kararlılığının dünyada saygı görmesi. Bakın biz yakın zamanda Ankara’da, başkentimizde NATO Devlet Başkanları Zirvesi yaptık. Oradaki dünyanın ülkemize bakışı, Sayın Cumhurbaşkanımıza, ülke ortamına, güvenliğine ve dünya barışına katkısı çok özel anlatıldı. Yani Türkiye’nin bu güçlü müreffeh gelecek dönemlere yansıyacak kararlı duruşu şu anda dünyada zaten etki yaratıyor.

‘DEVAM ETTİRECEĞİZ’

Bölgemizdeki krizlere, maalesef bazı saldırgan katil İsrail’in dönem dönem yaptığı saldırılar maalesef devam ediyor. Ama dünyanın gerek kuzeyimizdeki Rusya-Ukrayna savaşı gerekse de ABD, İsrail, İran savaşı ve güneyimizde Kızıldeniz’de ve Yemen bölgesinde maalesef bölgesel krizler devam ediyor. Dolayısıyla bizim ülke olarak kararlı duruşumuzu, imkanlarımızı dünya barışına, dünyanın güvenliğine, diğer kriz bölgelerindeki krizlerin çözümü noktasında kararlı duruşumuzu Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devam ettiriyoruz, bundan sonra da devam edeceğiz. Ama aynı zamanda da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları, iç cephenin güçlendirilmesi, yine Sayın Devlet Bahçeli’nin, MHP Genel Başkanı’nın açıklamaları iç cephenin güçlendirilmesi, bunu da devam ettireceğiz.

İç cephemizi güçlü kılacak, iç cephemizi bundan sonra sürdürülebilirliğini, devamlılığını, güveni artıracak çalışmalarımız da devam edecek. Gazi Meclisimizde elimizden gelen tüm gayret ve çaba da bu yöndedir. Ben nihayetinde destek olan parti gruplarına tekraren teşekkür ediyorum. Bağımsız milletvekillerimiz var, ben biraz önce bahsettim, Yeni yol Partisi’nden bazı milletvekili arkadaşlarımız var, HÜDA PAR’dan dört milletvekili arkadaşımız imza koydu, CHP grubundan grup başkan, grup başkanvekilleri imza koydu, DEM Parti eş başkanlar, grup başkanvekilleri, meclis başkanvekili ve bölgeler partisinden imzalarını koydu, AK Parti 277 milletvekiliyle beraber tamamı imzasını koydu meclis başkanımızla birlikte, yine MHP tüm grubuyla beraber tamamı imzasını koymak suretiyle, Devlet Bahçeli Bey’in, genel başkanın bizzat ilk imza sahibi olaraktan imzalarını koyduğu kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun. Ben şundan eminim ki iyi niyetle, samimiyetle bu çabaları sürdürelim. Ben Gazi Meclisimizdeki partilere de bu tavsiyede bulunmak isterim. Herkes lütfen samimi destek olsun.

Eksik olabilir. Bakın, arkadaşlar, biz dört dörtlük, mutlak manada her şeyi düşünerek bir şey yazdık demiyoruz. Elbette ortak akılla, samimi çabalarla da desteğe açığız bu konuda. Yıkıcı olmamak lazım, bozucu olmamak lazım, art niyet ve kötü niyet taşımamak lazım. Samimi niyetlerimizle bu sürece sahip çıkmamızı ben bütün parti gruplarından, milletvekillerimizden de hassaten bekliyorum. Çok teşekkür ediyorum. Kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun.

‘AMAÇ ENTEGRASYON’

Şimdi mahkumiyet halinde biliyorsunuz TCK 53. maddesi kapsamında hak yoksunluğuna yönelik de karar veriliyor. Bu ne olacak? Değerli arkadaşlar, bu özel bir ifadeye kullandık. Bizim amacımız entegrasyonu, topluma kazandırmayı ve şeyi sağlamak, bütünleşmeyi sağlamak. 5 yıla kadar ertelenenlerde 2 yıl bir süre, hak yoksunluğu devam edecek, 10 yıl olanlarda da 3 yıl. Bu tabii otomatik devreye giren bir durum değil, doğrudan kurul burada devrede olacak. Çünkü alt komisyonlarda bu süreci işleyecek bir durum var. Kurul bu konularda da karar verecek. Uygun görülen, bu manada dediğim gibi farklı şeylere karışmamışsa, ertelemeyle ilgili bir olumsuzluğu yoksa, ilgili infaz hakimliğinden hak yoksunluğuna yönelik tüm haklarının iadesi noktasında talepte bulunulabilecek.

‘ANAYASAL MANADA BİR AYKIRILIK TEŞKİL EDECEKTİR’

Bazı tabii hukukçu kişilerin de açıklamaları var: Soruşturma ve kovuşturma safahatında nedir? Bakın arkadaşlar, anayasamızın 38. maddesi. Bir mahkumiyet oluşmadan, hüküm kesinleşmeden ona bağlı olarak (TCK 53 bağlamında) bir hak mahrumiyetini biz soruşturma ve kovuşturma safahatında yapma imkanımız yok. Yapsanız bile bu anayasal manada bir aykırılık teşkil edecektir. Siz kesin mahkumiyeti olmayan kişiyi, masumdur, cezası yoktur. Zaten halihazırda bakın uygulamamızda da siz herhangi bir seçimlerde herhangi bir soruşturma ve kovuşturmanız olsa bile, kesin mahkumiyetiniz yoksa, adli sicil kaydında yer almayan bir durumdan dolayı kişinin özellikle anayasal manada örgütlenme hürriyeti kapsamında, yine kişinin kendi bağlamında kişiye bağlı sıkı sıkıya haklar bağlamında bir engel oluşturabileceğini düşündüğümüz için bu konuda herhangi bir duruma burada yer vermedik.

BAŞSAVCILIKLAR SORUŞTURMA İÇİN İZİN ALACAK!

Bir husus daha var, değerli basın mensupları, ondan da bahsedeyim. Kanun yürürlüğe girdi. Bu dönem içerisinde, kanundan önceki döneme ait herhangi bir şikayet, herhangi bir ihbar oldu, bundan 10 yıl önce, 15 yıl önce bilinmeyen faili meçhul veya soruşturma kovuşturma dosyası içerisinde bir durum ortaya çıktı, yeni bir delil. Burada arkadaşlar, başsavcılıklarımız kuruldan izin almadan soruşturmaya devam edemeyecek. Çünkü değerli arkadaşlar bundan sonraki süreç içerisinde yalan beyanlar, iftiralar, farklı ihbarlar, şikayetler de başsavcılıklarımızda olabilir. Bunun ciddi, toplum vicdanını, kamu vicdanını etkileyen, gerçekten delillendirilmiş şikayetin konumu, durumu iyiyse bu konuda kurul izin verecek ve soruşturma devam edecek. Burada da bir belirsizlik oluşmaması için böyle bir metni yazmış olduk.

Arkadaşlar bunlar, bakın, koşullu salıverilme şartlarımız ceza kanunumuzda, infaz kanunumuzda belli. Bugün verdiğiniz rakam yarın değişebilir çünkü bu canlı bir dönem. Yani şu anda şartları tutmuştur; 30 kişi, 40 kişi doğal olarak, hakkı olaraktan tahliye edilebilir. Ama bu süreç uzun bir süreç. Bakın buradaki teyit mekanizmasıdır. Teyit mekanizması gelişmeden bu gerek 3. maddede gerekse 6. maddeden yararlanma imkanı yok. Yani teyit mekanizması tüm silahların teslimi, imhası, örgütün feshi noktasında bir teyit mekanizması önce MGK kararıyla ilan edilecek. Sonra 6 aylık süre başlıyor. Henüz işin başındayız, çok erken. Bizim amacımız terörün tamamen bu topraklardan tasfiyesidir. Şu andaki sayı dediğiniz, 6 ay sonra 4.000’dir; 1 yıl sonra 3.000, bilemezsiniz ki yani, bu sayı üzerine takılmayın arkadaşlar. Evet.

ÖCALAN’IN STATÜSÜ SORUSUNA YANIT

Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.

Yani bize sorarsanız, bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belli bir disiplinle, belli kurallara tabi olarak İmralı’da akademisyen ziyaretleri, gazeteci ziyaretleri, bu konudaki açıklamalar noktasında gayet idari düzenleme içinde yapılabilir. Ama bunun için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok, statüye de ihtiyaç yok arkadaşlar.

‘ÖZEL’E FEZLEKE’ SORUSUNA YANIT

Arkadaşlar, biz yargının işleyişine karışmıyoruz. Bakın, bağımsız ve tarafsız yargının işleyişine karışmıyoruz. Hiçbir milletvekilinin suç işleme özgürlüğü yok. Ben ne bileyim yani, hangi milletvekilimiz neye karıştı. Bağımsız, tarafsız yargı kendi çalışmasını yürütüyor. Bunun da alakası olan bir durum değil arkadaşlar. Dolayısıyla herkes kendi işine baksın diyoruz. Peki teşekkür ediyorum arkadaşlar.”

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

Motorine yeni indirim

Brent petrol ve küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyat, ABD ile İran arasındaki gerilimin düşürülmesine yönelik diplomatik çabaların sürmesi ve Hürmüz Boğazı konusunda anlaşma olasılığının güçlenmesiyle geriliyor. Bu durum, motorine peş peşe indirimi gündeme getirdi.

İlk indirim bugün tabelalara yansıdı. Motorine, 6,37 TL indirim bekleniyordu. Eşel mobil sistemi gereğince ÖTV kesintisi yapıldı. ÖTV ve yüzde 20 KDV’si ile birlikte kesinti tutarı, 5 TL 32 kuruşu buldu. Pompa satış fiyatlarına, sadece 1 TL 5 kuruş indirim yansıtıldı.

İKİNCİ İNDİRİM

Motorine, ikinci indirim de göründü. Bu gece yarısından geçerli 3,97 TL indirim hesaplandı. Akaryakıt sektörü temsilcileri, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, “Bu tutarın, tamamı ya da önemli bir bölümü üzerinden ÖTV kesintisinin yapılmasını bekliyoruz. Bu durumda tabelalar ya hiç değişmeyecek ya da çok düşük tutarlı bir indirim gündeme gelecek” diye konuştu.

Kaynaklar, benzinde indirim olup olmayacağı sorusuna, “Küresel piyasalarda benzin fiyatları de geriliyor. Birkaç güne kadar benzine de indirim yapılabilir” yanıtını verdi. (ANKA)

  •  

‘Cumhurbaşkanına suikast timi’ zanlısı firari FETÖ mensubu adliyeye sevk edildi

Afyonkarahisar’da düzenlenen operasyonla yakalanan Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan ihraç Karatepe’nin emniyetteki işlemleri tamamlandı. Karatepe, geniş güvenlik önlemleri altında Muğla Adliyesi’ne getirildi.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik suikast timinde yer alan eski yüzbaşı Karatepe Afyonkarahisar’da yakalanmıştı. Sahte kimlikler ve başkasına ait GSM hatları kullandığı belirlenen Karatepe’nin evinde yaklaşık 6 milyon 445 bin lira değerinde ziynet eşyası ile nakit para ele geçirilmişti.

Karatepe, İçişleri Bakanlığı Terör Arananlar Listesinde kırmızı kategoride bulunuyordu.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:

“15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminde, FETÖ Silahlı Terör Örgütü’nün talimatı doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik Marmaris’te gerçekleştirilen suikast girişiminde aktif rol alan ve o tarihten bu yana firari durumda bulunan ihraç Yüzbaşı Burkay Karatepe, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı koordinesinde yürütülen operasyonel çalışmalar sonucunda 1 Ağustos 2026 günü Afyonkarahisar’da gözaltına alınmış olup emniyetteki işlemleri tamamlanarak bugün adli mercilere sevk edilmiştir.

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheli ifadesinde; 1998 yılında örgüte dahil olduğunu, sorumlu örgüt abisinden yüz yüze eğitimler aldığını, Maltepe Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu döneminde örgütün mahrem yapılanmasını öğrenerek verilen talimatlar doğrultusunda hareket ettiğini, gizlilik kurallarına uyup örgütsel emirleri yerine getirdiğini ve bu süreçte örgüt içerisinde ‘Selim’ kod adını kullanmaya başladığını beyan etmiştir. Meslek hayatına geçtikten sonra Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesindeki bilgileri bağlı olduğu mahrem imama aktardığını, ABD’deki görevi esnasında örgüt elebaşı ile görüştüğünü ve örgüt içi yönlendirmeyle evlendiğini itiraf etmiştir.

‘MÜCADELEMİZ FİRARİ SON ÖRGÜT MENSUBU ADALETE TESLİM EDİLİNCEYE KADAR SÜRECEKTİR’

Şüpheli; darbe girişimi öncesinde İstanbul’da düzenlenen örgütsel toplantılara katılarak suikast timine dahil edildiğini, 15 Temmuz gecesi İzmir Çiğli’den hareket eden timle birlikte Marmaris’te Sayın Cumhurbaşkanımızın konutuna yönelik gerçekleştirilen, koruma polislerimizin hedef alındığı silahlı ve bombalı saldırıda bizzat yer alarak ateş açtığını itiraf etmiştir. Darbe girişiminin başarısız olması üzerine sahte kimlikle ‘Salih Usta’ adını kullanarak 7 yıl boyunca Afyonkarahisar’da gizlendiğini, yakalanmamak adına yabancı uyruklu şahısların kimlik ve internet hatlarını kullandığını, ailesiyle e-posta üzerinden haberleştiğini beyan etmiştir. Yapılan incelemelerde şüphelinin çok sayıda ankesörlü/ardışık arama kaydının bulunduğu da tespit edilmiştir.

Milli iradeye, devletimizin bekasına ve Sayın Cumhurbaşkanımıza kasteden terör odaklarına karşı mücadelemiz, firari son örgüt mensubu adalete teslim edilinceye kadar kararlılıkla sürecektir.”

YÜRÜTÜLEN İSTİHBARİ VE OPERASYONEL ÇALIŞMALAR

İçişleri Bakanlığı’nın Karatepe’nin yakalanmasına ilişkin açıklamasında şu bilgilere yer verilmişti:

“Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığımız koordinesinde özel bir çalışma grubu kurulmuştur. Afyonkarahisar ve Eskişehir İstihbarat Şube Müdürlüklerimizin analizleri sonucunda teröristin izi bulunmuştur.

Şahsın sahte kimlik ve kılık değiştirme ihtimalleri incelenmiştir. Afyonkarahisar’da yerel bir firmada çalışabileceği değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda açık kaynak çalışmaları derinleştirilmiştir.

2026 yılı nisan ayında Afyonkarahisar’daki bir otel toplantısında şüpheli bir şahıs tespit yapılmıştır. Bere ile yüzünü gizleyen bu şahsın sahte isimle kayıt yaptırdığı belirlenmiştir.

Şahsın sahte kimlikler ve başkasına ait GSM hatları kullandığı saptanmıştır. Afyonkarahisar il merkezinde aynı sokaktaki iki ayrı hücre evi takibe alınmıştır. Şahsın üçüncü bir adrese geçmesi üzerine operasyon kararı alınmıştır.

Afyonkarahisar ve Eskişehir İstihbaratı ile Afyonkarahisar TEM ekiplerimiz 1 Ağustos 2026 gecesi ortak operasyon yapmıştır. Firari Burkay Karatepe hücre evinde gözaltına alınmıştır.”

Burkay Karatepe’nin yakalandığı elektrik ve suyu bulunmayan atıl durumdaki hücre evinde yapılan aramalarda, yaklaşık 6 milyon 445 bin lira değerinde 98 Ata Lira, 4 yarım altın, 23 çeyrek altın, 50 gram külçe altın, 33 bin 700 dolar, 2 bin 620 avro ve 13 bin 535 lira ile 1 dizüstü bilgisayar, 1 hard disk, 8 USB bellek, 3 cep telefonu, 4 SIM kart, örgütsel dokümanlar, başkası adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı, askeri parka, 2 bıçak ve 1,26 gram esrar maddesi ele geçirildiği bildirilmişti.

  •  

Yeni Parti ilk 24 saatte topladığı bağışın miktarını açıkladı

Yeni Parti İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özgür Ceylan, sosyal medya hesabından partilerine yapılan bağışa ilişkin açıklamada bulundu. Ceylan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Yeni Partimizin dayanışma kampanyasına ilk 24 saatte 31.934 vatandaşımız tarafından 113.841.910 TL bağışta bulunulmuştur. Bağış yapan tüm vatandaşlarımıza destekleri için yürekten teşekkür ediyoruz. Yapılan bağışlarla ilgili bilgileri şeffaf bir şekilde halkımız ile paylaşmaya devam edeceğiz. Yeni Partimiz milletimizin desteğiyle büyümeye devam edecek. Tek resmi bağış sayfamız aşağıdadır, desteklerinizi bekliyoruz.”

  •  

Gülistan Doku soruşturması: 4 polis tutuklandı

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 18 şüpheliden jandarmadaki işlemleri tamamlanan 8 polis sevk edildikleri Erzurum Adalet Sarayı’nda cumhuriyet savcısına ifade vermişti.

Savcı, şüphelilerden 1’ini serbest bırakırken, 1 hakkında adli kontrol şartı uygulanması, 6’sının ise tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk etmişti.

Nöbetçi hakimlik, şüphelilerden 4’ünün tutuklanmasına karar verirken, 3 kişiyi “yurt dışına çıkış yasağı” ve “karakola imza atma şartı” ile serbest bıraktı.

  •  

2 yıl önce istifa etmişti: Edirne Milletvekili Ediz Ün, yeniden CHP’ye katıldı

28 Eylül 2024’te hakkında açılan bir dava nedeniyle CHP’den istifa eden Edirne Milletvekili Ediz Ün, yeniden CHP’ye üye oldu. Konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuşan Ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü ve partiye geri döndüğünü söyledi.

Hakkında açılan bir davanın olduğunu ancak soruşturma sürecinin ardından konunun kendisiyle alakalı olmadığının anlaşıldığını söyleyen Ün, “Bir çalışanımın yanlışı nedeniyle itham edilmeye çalışıldım ancak konunun benle alakalı olmadığı ortaya çıktı. Aklandım ve partime geri dönüyorum,  baba ocağında çalışmalarıma devam edeceğim” dedi.

15 gün önce Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini partiye katılma kararı nedeniyle Kılıçdaroğlu’nun kendisine başarılar dilediğini söyleyen Ün, “Ulu çınarın gölgesinde vatandaşlarıma hizmet etmeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

NE OLMUŞTU?

Eylül 2024’te CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün’e ait şahsi araçta emniyet güçleri tarafından yapılan aramada çok sayıda kaçak elektronik sigara aparatı ele geçirilmiş, Ün olayla bir ilgisinin olmadığını ve aracını gayriresmî danışmanına emanet ettiğini belirterek suç duyurusunda bulunmuştu. Ancak Ün, dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in talebi doğrultusunda, adli süreç tamamlanana kadar partisine zarar vermemek adına 28 Eylül 2024’te CHP’den istifa etmişti.

  •  

Madenciler kendilerini Yıldızlar Holding önüne zincirledi: Gözaltına alındılar

Yıldızlar SSS Holding bünyesinde Eskişehir’de faaliyet gösteren Doruk Madencilik’te çalışan ve Türkiye Maden İşçileri Sendikası (Türk Maden-İş) üyesi maden işçileri, resmi taahhütlere rağmen alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle başlattıkları eylemlerini sürdürüyor.

Eylem kapsamında işçiler, pazartesi günü Ankara’da Yıldızlar SSS Holding önünde oturma eylemi gerçekleştirdi. Salı günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde, çarşamba günü ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde basın açıklaması yapan işçiler, bugün yeniden Yıldızlar SSS Holding önünde açıklama yapmak için toplandı. Madencilere, İYİ Parti Sendikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu ve İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan da destek verdi.

Eylem boyunca işçiler, “Madenciyi hor gören geleceği zor görür”, “Maden işçisi vatan bekçisi”, “Yağmur çamur demeyiz, biz bu yoldan dönmeyiz”, “Direne direne kazanacağız” ve “Hırsız Sabahattin” sloganları attı.

Türkiye Maden İşçileri Sendikası Orta Anadolu Şube Başkanı Talih Kocabıyık, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“En büyük sıkıntımız, arkadaşlarımızın kıdem tazminatları ve maaş alacaklarıdır. Haziran ayında yapılan protokolde, bu alacakların 23 Temmuz’da ödeneceği taahhüt edilmişti. Ancak bu protokol yerine getirilmedi. Eylemlerimizin şiddetinin ve dozunun artarak devam edeceğini söylemiştim. Bu kararlılığımızı sürdüreceğiz. Defalarca ifade ettim; emniyet güçlerimizle karşı karşıya gelmek gibi bir niyetimiz yok. Ancak bu firmadan alacaklarımızı tahsil etmenin başka bir yolu kalmadı. Bu nedenle eylemlerimizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Protokolde yer alan tutarlar ödeninceye kadar Ankara’dan ayrılmayacağımı belirtmiştim. Sözümün arkasındayım. Kangren büyüdü, artık bütün vücudu sarmaya başladı. Maalesef Yıldızlar Holding bu işi yapamıyor. 45 aydır sabrettik, artık sabrımız taştı.

Dün şirket tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Gerçekten akıllara hayret verecek ifadeler yer alıyordu. Sözde arkadaşlarımız çalışmamış, üretime engel olmuş. Buradan tüm kamuoyuna soruyorum: Maaşını vermediğiniz, mazotunu almadığınız bir iş yeri ne kadar sağlıklı olabilir? Biz maaşımızı almayacakmışız ama çalışmaya devam edecekmişiz. Bir de faturayı bize kesiyorlar. Yetmiyormuş gibi, utanmadan tüm arkadaşlarımıza ‘işi engelledikleri’ gerekçesiyle 50’şer bin liralık dava açıyorlar. Değerli kamuoyu, ben bu madencilerin hepsine kefilim. Yetkililerimize sesleniyoruz; gündem bu kadar yoğunken bu firmaya bir an önce müdahale edilmesini talep ediyoruz.”

🚨Madenciler kendilerini Yıldızlar Holding önüne zincirledi: Gözaltına alındılar

Eskişehir’de Yıldızlar SSS Holding bünyesinde faaliyet gösteren Doruk Madencilik’te çalışan Türk Maden-İş üyesi maden işçileri, resmi taahhütlere rağmen alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle… pic.twitter.com/QIKuypWKL3

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) July 30, 2026

‘ÖLÜMÜNE KADAR BURADAYIZ’

Açıklamanın ardından işçilerin bir kısmı, Yıldızlar SSS Holding binası önündeki ağaçlara kendilerini zincirledi. Diğer işçiler ise baretlerini yere vurarak, ıslık çalıp sloganlar attı.

ANKA Haber Ajansı’na konuşan işçiler, yaşadıkları mağduriyeti dile getirdi. Kendisini ağaca zincirleyen işçilerden biri, “Biz paramızı almadan buradan ayrılmayacağız. Burada olmamızın nedeni bu. Polis ve jandarmayla karşı karşıya gelmemek, gözaltına alınmamak için kendimizi ağaca zincirledik. Buradan ayrılmayacağız, bunu böyle bilsinler” dedi.

Kendisini zincirleyen bir diğer işçi ise üç gündür eylemde olduklarını belirterek, “Bugün de kendimi zincirledim. 23 Temmuz’da bakanlıkta görüşme yapıldı. Yıldızlar Holding’den Sabahattin Yıldız hakkımızı vermedi. Ölümüne kadar buradayız. Ölmek var, dönmek yok” ifadelerini kullandı. Bir başka işçi de, “Üç gündür buradayız. Daha önce verdikleri sözleri tutmadılar. Hakkımızı almadan gitmeyeceğiz” dedi.

BU ADAM TÜRKİYE’DE NEREDE İŞ YAPTIYSA REZİLLİK, AHLAKSIZLIK YAŞANDI

Bir diğer işçi ise 15 yıldır aynı şirkette çalıştığını belirterek, ömrünün dörtte birini bu şirkette geçirdiğini ifade etti. İşçi, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:

“Evden çıktığımda çocuklarıma dedim ki, ‘Ben bu Sabahattin’den bu parayı alacağım.’ Alamadığım zaman sizden utanıyorum. Eve döndüğümde şevkim kırılıyor. Ama eninde sonunda paramı Sabahattin’e bırakmayacağım dedim. Ancak şöyle bir durum var. Ne yazık ki bundan 45 gün önce Beypazarı’nda gerçekleştirdiğimiz ve yürümemize izin verilmeyen eylemin ardından, Çalışma Bakanı ve Enerji Bakanı ile bizzat yapılan toplantılarda bakanlarımızdan aldığımız söz şuydu: ‘Gerekenler yapılacak, mağdur edilmeyeceksiniz.’ Çalışma Bakanlığı genelgesini yayımladı ve kamuoyuna, ’23 Temmuz itibarıyla alacaklarınız ödenecek’ diye duyurdu. Ama ne yazık ki bu şahıs bunu dikkate almıyor. Bunu söylerken ben utanıyorum. Devletin bakanlarını da, devleti de tınlamıyor. Ben şunu anlıyorum: Bu adam Ali Kıran Başkesen. Devlet bu adamdan korkuyor. İsterlerse gelsinler, beni bugün alsınlar. Beni savunmayan devleti ben de istemiyorum. Koskoca Çalışma Bakanı verdiği sözün arkasında duramıyorsa bu ülke bitmiş demektir. Böyle Sabahattin’ler daha çok ürer. Bu adam Türkiye’de nerede iş yaptıysa rezillik, ahlaksızlık yaşandı. Nerede iş yaptıysa işçinin emeğine çöken, işçinin maaşına göz diken bir insan oldu. Hacca gidiyormuş, geliyormuş. Şirketin her katında mescit varmış. Yanlış anlamayın, ne yaparsa yapsın kul hakkıyla gidecek. Ama devletime de buradan sesleniyorum: Verdiğiniz sözü tutun. Sabahattin’e destek çıkmayın.”

TÜRKOĞLU: ORANTISIZ BİR GÜÇ KULLANILIYOR

Kısa bir süre sonra emniyet güçleri, basın mensuplarını alandan uzaklaştırarak işçilere müdahalede bulundu. Müdahale sırasında işçiler, basın mensuplarına siper olarak “Basına dokunma” sloganları attı.

Basın mensuplarının alandan uzaklaştırılmasına ve işçilere yönelik müdahaleye tepki gösteren Selçuk Türkoğlu, “Maaşını alamayan, tazminatlarını alamayan işçiler burada bir oturma eylemi yapıyor. Emniyet, kaldırımın ve yolun kapatılmadığı, işçilerin duvar kenarında bulunan ağaçlara sembolik olarak kendilerini zincirleyip beklediği bir durumda müdahalede bulundu. Orantısız bir güç kullanılıyor. Müdahale yalnızca işçilere yönelik değil; basın mensuplarına da orantısız ve kabul edilemez bir şekilde yapılıyor. Basın olay yerinden uzaklaştırılarak haber alma hakkı engelleniyor, özgür medyanın görev yapmasının önüne geçiliyor. Bu durum tam anlamıyla bir karartma ve engellemedir. Yetkililer, işçilere yönelik yapılan müdahalenin gerekçesini açıklamalıdır. Basın mensupları görüntü alabilir” diye konuştu.

KOCABIYIK: ARAMIZDA KENDİNİ ZİNCİRLEYEN, EŞİ KANSER TEDAVİSİ GÖREN BİR ÇALIŞAN VAR

Kendilerini zincirleyen işçilere polis müdahalesi sırasında, Talih Kocabıyık da emniyet güçlerine seslenerek duruma tepki gösterdi. Kocabıyık, “Arkadaşlar, bakın siz hepiniz emir kulusunuz. Hiçbir şikayetim yok. Size bu emri verenler 5 yıllık kıdem tazminatını almasın, 3 ay maaş almasın; vallahi buraya katılmazlarsa ben de bu işi bırakırım. Bir tane emek hırsızı holdingi koruyorsunuz. Bu talimatı verenlere sesleniyorum. İçişleri Bakanlığımız, Sayın Valimiz buraya bir teşrif buyurun. Ben size derdimizi anlatayım. Eğer ben haksızsam bu grubu alıp götüreceğim. Türkiye’de ne kadar hırsız, ne kadar vatan haini varsa sahip çıkılıyor. Emeğinin karşılığını almak isteyen gariban madenciye ise güç uygulanıyor. Ülkenin başına, emekçinin başına gerçekten bela olan bir adam. O mu savunulacak? Yıllardır emeğinin karşılığını alamayan işçi mi savunulacak? Aramızda kendini zincirleyen, eşi kanser tedavisi gören bir çalışan var. 700 bin lira tazminat alacağı bulunuyor. Eşine ilaç alacak. Dedim ki buna bir öncelik verin. İyi niyetli bir firma olsaydı, önceliği o arkadaşa verirdi” dedi.

Bir süre sonra polis ekipleri tarafından işçilerin zincirleri kırıldı. Türkiye Maden-İş Sendikası üyesi maden işçileri ile sendika yöneticileri gözaltına alındı.

  •  

Açlık sınırı 36 bin 940, yoksulluk sınırı 120 bin 325 liraya yükseldi

TÜRK-İŞ, temmuz ayı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” hesaplamasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama tutarını ifade eden “açlık sınırı”, bu ay 36 bin 940 liraya yükseldi. Araştırmada, açlık sınırının 28 bin 75 lira olan asgari ücreti 8 bin 865 lira aştığına dikkati çekildi.

Gıda ile birlikte barınma, ulaşım, giyim, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu ihtiyaçların yer aldığı “yoksulluk sınırı” ise 120 bin 325 liraya yükseldi. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 47 bin 758 lira olarak hesaplandı.

TÜRK-İŞ’in verileri, temel gıda grubundaki fiyat artışlarının bu ay da sürdüğünü ortaya koydu. TÜRK-İŞ’ e göre, “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Temmuz 2026 itibarıyla şu şekilde gerçekleşti:

“Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin ‘gıda için’ yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 3,30 oranında gerçekleşmiştir. On iki aylık değişim oranı yüzde 39,85 olmuştur. Yıllık ortalama artış yüzde 40,60 olarak gerçekleşmiştir. Yedi aylık artış oranı ise yüzde 22,54 olmuştur.” (ANKA)

  •  

BMW, 8 bin kişiyi işten çıkarmayı planlıyor

Alman otomotiv devi BMW, dünya genelinde yaklaşık 8 bin çalışanını işten çıkaracak. Şirket, Almanya’da Ekim 2026 ile 2027 sonu arasında uygulanacak gönüllü tazminat programıyla özellikle üretim dışındaki ofis çalışanlarıyla yollarını ayıracak. Şirketin 154 bin çalışanının 84 binden fazlası Almanya’da bulunurken, 30 ila 40 bin ofis çalışanına tazminat teklifi sunulması bekleniyor.

Bu kapsamda BMW, Almanya’da ekonomik koşullar kötüleşse bile gelecek yıllarda zorunlu işten çıkarma yapılmayacağını, Almanya’daki istihdam güvencesini de genişleteceğini duyurdu. Buna göre, önümüzdeki yıllarda şirket zarar etse dahi çalışanlar için zorunlu işten çıkarma uygulanmayacak.

BMW, haziran ayında kârlılık beklentisini aşağı yönlü revize etmiş ve maliyetleri azaltmak amacıyla yeni yapısal önlemler alınacağını açıklamıştı. Şirket, yönetim kademelerinde sadeleşmeye gidileceğini, bazı birimlerin birleştirileceğini ve yapay zekâ uygulamaları sayesinde idari süreçlerde verimliliğin artırılacağını ifade etti.

Yeniden yapılanmanın şirkete maliyetinin netleşmediği belirtilirken, finans yönetimi daha önce bu süreç kapsamında yaklaşık 1 milyar avroluk tek seferlik gider oluşabileceğini açıklamıştı. BMW, son döneme kadar büyük çaplı personel azaltma programı açıklamayan tek büyük Alman otomobil üreticisiydi. Ancak Volkswagen, Mercedes-Benz, Audi ve Porsche’nin ardından BMW de küresel otomotiv sektöründeki daralma, Çin pazarındaki zayıflama, artan rekabet, ABD’nin uyguladığı gümrük tarifeleri ve küresel ekonomik belirsizliklerin etkisiyle maliyet azaltma adımı attı.

Şirket ayrıca, elektrikli araç platformu yeni sınıf “Neue Klasse” için yapılan yüksek yatırım harcamalarının ardından ürün geliştirme maliyetlerini düşürmeyi hedeflediğini ve bunun personel planlamasına da yansıdığını kaydetti. BMW’nin çalışan sayısı, Haziran 2025 ile Haziran 2026 arasında yaklaşık 2 bin kişi azalmıştı. (ANKA)

  •  

AKP, şehit ve gazi haklarında iyileştirme öngören yeni kanun teklifinin imzaya açıldığını duyurdu

TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Genel Kurul gündemine geçilmeden önce grup başkanvekilleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yeni Yol Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Yeni Parti’nin kuruluşunu tebrik ederek, CHP’nin grup yönetimine seçilen Grup Başkanı Faik Öztrak ile Grup Başkanvekilleri Sevda Erdan Kılıç ve Rahmi Aşkın Türeli’ye de görevlerinde başarılar diledi.

TBMM’ye bu hafta sunulması beklenen “çerçeve yasa”ya tartışmalarına değinerek, adli mahkumlara ilişkin beklentilere dikkati çeken Kaya, tToplumsal vicdanda, çerçeve yasaya ilişkin adımlar atılırken adli mahkumların yok sayılmasının karşılık bulmayacağını, cezaevlerinde sayıları 450 bine yaklaşan mahkumların bulunduğunu, bunların çoğunun kapasite ve kontenjanın üzerinde doluluk nedeniyle vardiyalı olarak cezalarını infaz etmek zorunda kaldığını söyledi.

Adli mahkumların taleplerini kendilerine ilettiğini belirten Kaya, “Adli mahkumlar sürekli bizlere ulaşıyor. Dolayısıyla, böyle bir çerçeve yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine getirildiği bir dönemde adli mahkûmların ıskalanmış olması ya da bunların hiç dile getirilmemiş olmasının gerçekten toplumsal vicdanda ciddi zararlara yol açacağını buradan ifade etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

İYİ PARTİLİ POYRAZ’DAN ‘ÇERÇEVE YASA’ ELEŞTİRİSİ

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in AKP MYK’sının ardından yaptığı açıklamada, bölücü açılım sürecinde yasal zeminin oluşturulduğunu ve “ince işçilik” aşamasına geçildiğine ilişkin açıklamasına tepki gösterdi. İktidarın daha önce kamuoyuna verdiği mesajlarla bugünkü gelişmeler arasında çelişki olduğunu savunan Poyraz, “Bize, vatandaşa ne denildi? Biz zaten dediklerinizi not alıyoruz da vatandaşa dediler ki: ‘Pazarlık yok, al ver yok'” dedi.

TBMM’nin yaklaşık bir aydır kamuoyunda bir kesim tarafından “kök yasa”, bir kesim tarafından ise “çerçeve yasa” olarak nitelendirilen düzenleme için bekletildiğini öne süren Poyraz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Öyle hiç bu mazeretlere, hikayelere falan gerek yok, burada hiç kimse hiç kimsenin aklıyla da dalga geçmesin. Bu yasada da özellikle halihazırda kendini feshettiği ilan edilen örgütün yöneticileri o kıyafetlerle örgütün merkezlerinde açıklamalar yapıyorlar gazetecilere her gün bir demeç veriyorlar. Her gün örgüt yöneticileri demeç verirken, her ne kadar iktidar tarafından bunlara ‘PKK mensubu’ deniliyor ise, bunlar PKK terör örgütünün üyeleri, PKK mensubu değil, bunlar bir sivil toplum örgütü değil, bunlar terör örgütü. Bunlar silah bırakmamış, örgüt devam ediyor. ‘Hiçbir al-ver yok’ diyor koca koca adamlar. Bugün parlamentonun gündemine ama öyle ama böyle teröristlere af, teröristlere infaz indirimiyle ilgili alıştıra alıştıra yasa teklifi getirilmeye çalışılıyor. Eğer bu ülkenin iktidar partisi sözcüsünün, Adalet Bakanı’nın, Meclis Başkanı’nın, Milli Savunma Bakanı’nın, komisyon başkanlarının sözüne itimat etmeyecekse bu vatandaş kimin sözüne itimat edilecek ya kimin sözüne itimat edecek?”

TÜRELİ: ‘TEK HANELİ ENFLASYON HEDEFİ GERÇEKLEŞMEDİ’

CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, seçimlerin ardından Haziran 2023’te uygulanmaya başlanan ekonomi programının üç yılını doldurduğunu belirterek, “Sonuca baktığımız zaman ortada gerçek bir başarısızlık var. Bunu söylemek istemeyiz, sonuçta ülkenin sorunlarının çözülmesini elbette hepimiz isteriz” ifadelerini kullandı.

2021 yılının Eylül ayında Cumhurbaşkanı’nın “Faiz sebep, enflasyon sonuç” yaklaşımıyla başlayan sürecin, Merkez Bankası tarafından talimat olarak uygulanmasının Türkiye’de enflasyonu artırdığını ve ekonomik dengeleri bozduğunu öne süren Türeli, kur korumalı mevduat sistemi nedeniyle Merkez Bankası’nın iki yılda 1,5 trilyon lira zarar ettiğini söyledi.

Seçimlerin ardından ekonomi yönetiminin değiştiğini ve yeni Hazine ve Maliye Bakanı’nın “irrasyonel politikalardan rasyonel politikalara dönüleceği” yönünde açıklama yaptığını hatırlatan Türeli, şu ifadeleri kullandı:

“2026 yılında tek haneli enflasyon seviyelerine ulaşacaktık, hatta Maliye Bakanı şöyle de söylüyordu: ‘Merak etmeyin enflasyon tek hanelere düştüğü zaman durumunuz iyileşecek’ ama bakıyoruz, nerede tek hane? Aldıkları zaman, o üç yıllık program başladığı zaman yüzde 38,21’miş, şimdi yüzde 32,11. O arada ne olmuş? Cari açık patlamış, büyüme hızı yavaşlamış, reel sektör kan ağlıyor, sanayicisi, KOBİ’si, iflaslar, konkordato ilanları yani böyle bir şey olmaz. İstikrar programı neden bu noktaya geldi? Çünkü istikrar programının tasarımı yanlıştı. Sadece talebi kısıcı, vatandaşların alım gücünü azaltma üzerine kurulu bir programın başarılı olmasına ihtiyaç yok. Bunun arz yönlü politikalarla desteklenmesi gerekirdi. Piyasalardaki tekelci ve oligopolist yapıların dönüştürülmesi, ortadan kaldırılması gerekirdi. Hiç bunlar yapılmadı ve maliyet işçinin, memurun, emekçinin, çiftçinin üzerine geldi. Bugün çok ciddi bir bölüşüm krizi var, belki cumhuriyet tarihinin en büyük bölüşüm krizini yaşıyoruz.”

GÜNAYDIN, EKONOMİYE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU

Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Yeni Parti’yi Lozan’ın 103’üncü kuruluş yıl dönümünde kurduklarını hatırlatarak, kuruluş sürecine ilişkin bilgi verdi. Partinin siyasi birikimi itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilke ve devrimlerine bağlı olduğunu ifade eden Günaydın, “Artık Türkiye’de, siyasi tarihimizde bir Yeni Parti var ancak bu parti müktesebatı itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya bağlıdır” dedi.

Ekonomik göstergelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Günaydın, TÜİK’in göreli yoksulluğun 17 milyon 361 bin kişiyi etkilediğine yönelik verisini hatırlatarak, bu değerlendirmeye katılmadığını ifade etti. Günaydın, şöyle konuştu:

“TÜİK her zamanki gibi yalan söylüyor çünkü bu memlekette 10 milyon insan asgari ücret alıyor, 28 bin lira asgari ücrete mahum 10 milyon insan ve biz biliyoruz ki açlık sınırı 35 bin lira yani 10 milyon insan açlık sınırının altında ve siz onlara diyorsunuz ki: ‘Yılbaşından yıl sonuna kadar böyle devam edeceksiniz, size beş kuruş para vermeyeceğiz’. En düşük emekli aylığı alan 5 milyon insan var. 20 bin liradan 23 bin 552 liraya yükselttiniz, öyle mi? Bunun için mi açık tutuyorsunuz bu Meclis’i, bunun için mi bu turuncu koltuklarda oturuyorsunuz? İşsiz sayısı 12 milyon arkadaşlar, 12 milyon. Türkiye’nin en klasik sektörü olan tekstili bu memlekette tutamadınız, tekstil Mısır’a kaçtı. İnsanlar ürettiğine, üreteceğine bin pişman oldular. Yoksulluk almış başını gidiyor. Dünyada tarımın başladığı toprakları bütün tarım ürünlerinde dışarıya net bağımlı hale getirdiniz, çiftçinin yaşı 58, çiftçi iflas ediyor. Gıda enflasyonunda memleketi dünyanın 5’inci ülkesi haline getirdiniz, mutfakta çorba kaynamıyor. Peki, bütün bunlara karşılık ne yapıyorsunuz? 2 trilyon 740 milyar lirayı gözünüzü kırpmadan faize veriyorsunuz.”

‘AYNI NOKTADAYIZ’

AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Yeni Parti’nin kurulmasının ardından oluşturulan grup yönetimine başarı dileklerini ileterek, CHP’de yeni görev alan grup başkanvekilleri ve grup yönetimini de tebrik etti.

Bölücü açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Usta, AKP Sözcüsü, bakanlar ve TBMM Başkanı’nın süreç boyunca aynı tutumu ortaya koyduğunu vurgulayarak, “Gerek Parti Sözcümüz gerekse bakanlarımız gerekse Meclis Başkanımız Terörsüz Türkiye konusunda her zaman kararlılıkla aynı söylemleri ve aynı doğruları konuşmuştur. Bugün de yine aynı noktadayız, değişen hiçbir şeyimiz yoktur” diye konuştu. Şahin Usta, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Dileğimiz ve temennimiz, ülkemizin ve bölgemizin geleceği açısından önemli bir süreç olan Terörsüz Türkiye sürecinin hakkıyla tamamlanması, ülkemizin ve bölgemizin daha da güvenli daha da huzurlu bir ortam haline gelmesine vesile olmasıdır. Tarihin yanlış tarafında bulunmayı tercih edenlere saygı duyuyor ve onların yorumlarını kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.

Az önce şehit ve gazilerimizle ilgili birtakım düzenlemelere ihtiyaç olduğundan bahsedildi. Biz bu konuyla ilgili uzun süredir Milli Savunma Komisyonumuzun da başkanlığında kıymetli vekillerimizle çalışmalarımızı yapıyoruz ve tamamladık. Bugün itibarıyla da bu konuyla ilgili, şehit ve gazi haklarının yeniden düzenlenmesi ve haklarının iyileştirilmesiyle ilgili kanun teklifimizi de imzaya açmış bulunuyoruz. Dileğimiz ve temennimiz Meclisimizin bu konudaki sorumluluğunu da yerine getirerek yasalaşmasını sağlamak ve bekleyen şehit yakınlarımıza ve gazilerimize her türlü iyileştirmeyi en kısa sürede sunabilmeyi de arzu ediyoruz.”

  •  

Erdal Beşikçioğlu’ndan karar: CHP mi Yeni Parti mi?

Ankara Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun ise CHP’de kalma kararı aldığı iddia edildi.

Gazeteci Hilal Köylü’nün haberine göre, CHP Etimesgut İlçe Örgütü toplu şekilde istifa ederek Yeni Parti’ye katılma kararı aldı. Etimesgut Belediyesi’nde görev yapan 15 CHP’li belediye meclis üyesi de partilerinden ayrılarak Yeni Parti’ye geçiş başvurularını tamamladı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ndeki siyasi aritmetiğin korunması amacıyla ise büyükşehir belediye meclis üyelerinin istifaları istenmedi. Ayrıca Mansur Yavaş ile hareket eden 2 meclis üyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne giden Etimesgutlu meclis üyeleri ile Erdal Beşikçioğlu’nun kontenjanından meclise giren üyelerin de istifalarının talep edilmediği ifade edildi.

Gazeteci Deniz Zeyrek de ilçe örgütünün ve belediye meclis üyelerinin önemli bölümünün ayrılmasına karşın, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun CHP’de kalmayı tercih ettiğini aktardı.

  •  

Trump’tan İran’a tehdit: ‘Görüşmeler iyi gidiyor, anlaşma olmazsa…’

ABD merkezli televizyon kanalı Fox News’e konuşan Trump, mümkün olması halinde İran’ın köprülerini ve elektrik santrallerini hedef almaktan kaçınmak istediğini söyledi. Trump, “Bu çok ama çok hassas bir denge. Şu anda çok güçlü bir konumda olduğumuzu düşünüyorum. Eğer anlaşma yapmazlarsa bunu yapacağımı biliyorlar. Artık anlaşmaları bozmalarına izin veremeyiz” ifadelerini kullandı.

İran ile yürütülen diplomatik temaslara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Trump, “Çok iyi görüşmeler yaptık” dedi. Trump’ın, İran’ın nükleer programını ele almak üzere İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile salı günü Beyaz Saray’da bir araya gelmesi bekleniyor.

‘HÜRMÜZ BOĞAZI’NI BİZ KONTROL EDİYORUZ’

Trump ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmediğini savunarak, “Biz, Hürmüz Boğazı’nı kontrol ediyoruz” iddiasında bulundu.

Röportajda Trump’a, Netanyahu’nun İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğu belirtilen ve Tahran yakınlarında yerin derinliklerine inşa edilen tahkimatlı Pickaxe Mountain tesisini görüşmede gündeme getireceğine ilişkin haberler soruldu.

Trump, Netanyahu’ya atıfta bulunarak, “Bana bunu Bibi’nin söylemesine gerek yok. Bibi bunu bana, benim sürecin içinde kalmamı istediği için söylüyor” dedi.

İran’ın nükleer altyapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Trump, “Pickaxe’ta neler olup bittiğini tam olarak biliyorum. Bu büyük bir sorun değil. Onların nükleer tesislerini ortadan kaldırdık. Eğer anlaşma yapmazsak Pickaxe’ı da ortadan kaldırmak zorunda kalacağız. Anlaşma olmazsa bunu çok kolay yaparız” ifadelerini kullandı. (ANKA)

 

  •  

Akın Gürlek, DEM’li Sırrı Sakık ile görüştü

Sakık, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Dün Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek ile son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizde, Ağrı Diyadin’de fırında çalışırken katledilen çocuklar Orhan ve Muhammed’in dosyası başta olmak üzere, yıllardır adalet bekleyen faili meçhul dosyaları kapsamlı biçimde ele aldık. Ayrıca barış ve çözüm sürecini güçlendirecek hukuki ve insani adımlar, AİHM kararları konusunda kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunduk.

Toplumsal barışın ve ortak geleceğimizin en güçlü teminatının adalet olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda yaptığımız görüşmenin, kısa süre içinde somut ve olumlu sonuçlara vesile olmasını temenni ediyorum. Nazik ev sahipliği ve yapıcı yaklaşımı dolayısıyla Sayın Adalet Bakanına teşekkür ediyorum.”

  •  

Aziz İhsan Aktaş davası: Rıza Akpolat ‘itirafçı oldu’ iddiasına ne dedi?

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin tutuklu olmak üzere 7 belediye başkanının yargılandığı davanın karar duruşmasının 27’nci günü, Silivri’de yeni inşa edilen duruşma salonunda yapılıyor.

‘İTİRAFÇI OLDUĞUM SÖYLENDİ’

Savunması devam eden Rıza Akpolat, dosya süreci boyunca yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Ağzımızdan çıkan her söze, kamuoyuna yaptığımız her açıklamaya dikkat ettik. İddianame hazırlanıp huzurunuza gelene kadar bir devlet terbiyesi içerisinde hareket ettik. Masumiyet karinemiz yok sayılmasına rağmen, gizlilik kararı olan dosyalarımız basına sızdırılmasına rağmen sustuk. Herkesin gözü önünde bana, çalışma arkadaşlarıma, aile bireylerime yapılan haksız uygulamaların hepsine mahkeme salonunda cevap verdik, duyurduk. Tabii kolay olmadı. Her sabah yeni bir operasyonla uyanıp ve detaylarını belli basın mecralarından öğrendiğimiz bir süreci yaşadık. Bu ülkenin, bu toprakların adalet duygusuna olan inancımla yarın yöneteceğimiz kurumları itibarsızlaştırmamak için sustum. Önce itirafçı olduğumuz söylendi. Sonra iddianame çıktığında bakıldı ki böyle bir şey yok. Günlerce televizyonlarda konuşuldu, ‘40 sayfa itiraf yazdı. Onu yaptı, bunu yaptı’. İddianame bir çıktı. Ben hep sustum. Sustum. Sustum. Sustum… İddianame çıktı. Böyle bir şey olmadığı ortaya çıkınca bir açıklama yapmak zorunda kaldım ki tek yaptığım açıklama bu kötü dedikoduya karşıydı, bugüne kadar bunca suçlamanın içinde.

‘YALANLA İKNA ETMEK ZORUNDALAR’

Çünkü o benim siyasi tarafıma dokunduğu için ona bir şey söylemem gerekiyordu. Sonra ne oldu? Bu olmayınca ikinci bir yalan ortaya atıldı. Ne dediler? ‘Rıza Akpolat aslında iki kere savcıya gitti Çağlayan’a. İki tane ifade yazdı. Altını imzalamadı. Üçüncüsünde de gittiğinde savcı istemedi. Geri gönderdi’. Çok güzel. Bu yalan da ortaya çıktı. Nasıl çıktı? Ben 17 Ocak 2025 tarihinde Marmara Kapalıya Ceza İnfaz Kurumu’na gelmişim. 18 Ocak’ta revire çıkmışım. Bir de bir kere tutukluluk incelemesine çıkmışım. Onun dışında ne tutukluluk incelemesine ne de yerleşkeden dışarı çıkmışım. Ne zamana kadar? 6 Ocak 2026’daki İstanbul İl Kongresi davasına kadar. Böyle bir şeyin doğru olmadığı ortaya çıkınca ne dediler bu sefer? ‘Rıza Akpolat bize avukat yolladı. Suçu Ali Rıza Yılmaz’ın, Alican Abacı’nın üzerine atmamızı söyledi’. Yılmaz burada. Benim yol arkadaşım, abim, yıllardır beraberiz. Avukatlarımız burada. O bahsi geçen avukatlar da burada. Böyle bir şey olabilir mi? Niye? Yalan üretmek zorundalar, birilerini ikna etmek zorundalar. İhanet etmişler çünkü.

‘MAHALLE DEDİKODUSU YAPMIYORUM’

Şimdi o da ortaya çıkmadı. Bir de mantık hatası var. Şimdi mantıken ne olması gerekir? Benim birinin üzerine suç atarak çıkabileceğim düşünmem hayatın doğal akışına aykırı. Çünkü bu yapılan operasyonların tamamı siyasilere, başkanlara yapılmış operasyonlar. Bir başkan yardımcısına, bir müdüre ya da bir ihale komisyonu üyesine suç atarak buradan çıkmam mümkün mü? Ne olur? Demek ki o insanlar benden daha önemli insanlar, aslında konu ben değilim; konu onlar. Bana da diyorlar ki ‘Bunların üzerine iftira at, çık’. Bana şunu söylediler. Burada huzurunuzda söyledim. ‘CHP’nin 38. kurultayıyla ilgili konuş, çık. Beşiktaş dosyasını temizleyelim’. Böyle şeyler söylendi. Sorsaydınız kimlerin söylediğini de söylerdim. Ben mahalle dedikodusu yapmıyorum. Basına da demeç veriyorum. Ben her şeyi huzurunuzda söyleyeceğime dair söz verdim. Bütün demeçlerimi de burada huzurunuzda veriyorum. Çünkü burası adaletin huzuru ve sayın savcı da burada.

‘İRADELERİ SAKATLANDI’

Bir şeyin soruşturması açılacaksa bunu bana çok rahat sorabilir. Ben de kimlerin bana geldiğini burada çok net söyleyebilirim. Bütün bu anlattıklarım teknik savunmalar, hukuki savunmalar bir kenara bırakılıp ‘Kim bunu söyledi? Bunu açıklaması gerekir’. Ben dediğim gibi burada söyledim. Burada sorulursa burada cevabını söylerim. Bunun dışında söyleyeceğim bir yer yok. Ben cezaevindeyim, tutukluyum, kısıtlıyım. Adam 15 senedir yanımda. İhanet etmiş. Bir şey söylemesi lazım. Adam soruyor, ‘Nasıl yaptın’. ‘Senin bilmediğin şeyler var’ deyip o an aklına ne geliyorsa… Günün sonunda aslında ben bunlara ağır laf söylemedim. Savunmamda çıktım dedim ki bu çocuklar, bu arkadaşlar itirafçı oldular. Bunların iradeleri sakatlandı. Tehdit edildi. Kiminin işte eşi, babası, teyzesi, eniştesi gözaltına alındı. Ötekinin eşi doğum yapacaktı bir hafta sonra. Ötekinin işte özel bir çocuğu var. Ötekini Iğdır Cezaevi’ne yollayacaklar bilmem ne… Ben bunları duyuyorum. Hepsini biliyorum. Onlar da benim bildiğimi biliyorlar. Hâlen devam ediyorlar. Keşke otursalar, devam ettirmeseler. Yaptınız bari oturun.”

İTİRAFÇILARA TEPKİ GÖSTERDİ

İtirafçı olarak ifade veren sanıklara tepki gösteren Akpolat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben ilk savunmamı yaptığım gün burada savunmadan önce dışarı çıkarken iki kadın arkadaş gözümün içine bakamadı. Ben onu söyledim. Dedim ki ya gözümün içine bakamıyor. Üzüldüm çünkü kardeşim kadar sevdiğim insanlar. Onu söyledim. Ondan sonra bir baktım, hepsi buraya dizilmiş. Böyle gözümün içine bakıyorlar. Anladım ki bu arkadaşlar yaptıkları şeyin arkasındalar. O yüzden ilk savunmamdaki bazı şeyleri geri almak istiyorum. İfade değiştiriyorum. Bu arkadaşlar kendi iradeleriyle itirafçı olmuşlar. Yarın öbür gün ‘Bize baskı yaptılar. Biz o yüzden itirafçı olduk’ diyemeyecekler. Tarihe ve kayıtlara böyle geçmesini istiyorum. ‘Babam, teyzem, eniştem, kız kardeşim, eşim alındı. Ben o yüzden itirafçı oldum’ diyen arkadaş meğer onun için olmamış. Şahsiyet meselesiymiş. Kendiliğinden gitmiş itirafçı olmuş. Eşi bir hafta sonra doğum yapacak arkadaş da kendiliğinden gitmiş ifade vermiş. Hepsi için aynı şeyi söyleyebilirim. Burada dedim ki Aziz İhsan Aktaş’la Mustafa Mutlu, aynı anda ifadeye alındı. Ben onlara hiçbir şey demedim ki. Onlara bir kumpas kuruldu orada. Konkordato tehdidiyle, Aziz İhsan Aktaş malıyla canıyla belki de bizim bilmediğimiz birçok şeyle tehdit edildi. İtirafçı hâline getirildi. Mustafa Mutlu ile aynı anda odaya alındı. Orada hukuka aykırı bir işlem yapıldı ve bütün iş öyle başladı.

‘AKTAŞ, ‘RÜŞVET ANLAŞMASI YAPMADIM’ DEDİ’

Onlar Ozan İş’i verdi. Ozan İş onu görünce Alican Abacı’yı verdi. Alican Abacı, Emirhan Akçadağ’ı verdi. Günün sonunda birbirlerine girdiler. Hepsi bizimle ilgili konuşmaya başladılar. Sonra ne oldu? A kişisi, B kişisini verdi. B kişisi, A kişisini verdi. Üçer kez birbirlerinin aleyhine ifade vermişler. Geldiler buraya, birbirleriyle ilgili bir cümle etmediler. Siz de doğal olarak sordunuz. Çünkü dışarıdalar, özgürler. Anlaşmışlar birbirleriyle. Birlikte gelip gidiyorlar zaten. Ne oldu o kadar ifade? Şimdi bana sormuş avukatı, ‘Aziz İhsan Aktaş’la Rıza Akpolat, hiç birbirlerinin aleyhine bir şey söylemedi’. Ne zaman söyledi ki? Bu dosyanın başından beri ifadelerimiz ortada. Tutuklandığımız günden bugüne Aziz İhsan Aktaş’la ilgili benim söylediğim, bugün söylediklerimin dışında herhangi bir şey var mı ya da onun benimle ilgili bugüne kadar söylediklerinin dışında bir şey var mı? O itirafçı olduktan sonra söylediklerini söylemiyorum. O günden sonra da söylediği şeyi burada devam ettirdi. Kaldı ki kendisi burada çıktı. Dedi ki ‘Ben avukatları sormadan söyleyeyim. Ben Rıza Akpolat’la rüşvet ilişkisi falan içerisine girmedim. Rüşvet pazarlığı yapmadım. Rüşvet anlaşması yapmadım’ diye kendisi söyledi.” (ANKA)

  •  

Yeni Parti’nin kuruluşuyla Meclis’in yeni oturma düzeni belli oldu

Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün Yeni Parti ile CHP parti yöneticileriyle görüştükten sonra Genel Kurul’da oturma düzenini belirledi. Kurtulmuş, partilere gönderdiği yazıda “TBMM’de temsil edilen siyasi parti grubunun 7’ye çıkması üzerine Genel Kurul’da oturma düzeninin yeniden belirlenmesine ihtiyaç olduğunu” vurguladı.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu
Haberi görüntüle

Kurtulmuş, “Başkanlık Divanı’nda bu konuda bir karar alınıncaya kadar geçici olarak siyasi parti gruplarının Genel Kurul’da oturma düzeninin, ön sıralar ile arka sıraların mevcut yerleşim düzeni göz önünde bulundurularak DEM Parti’nin mevcutta kullandığı iki ön sıradan birinin CHP Grubu’na tahsis edileceğini” bildirdi.

Numan Kurtulmuş, Başkanlık Divanı’nın oturuşuna göre en solda AKP olmak üzere sırasıyla Yeni Parti, DEM Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi grupları şeklinde belirlendiği kaydetti.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Haberi görüntüle

  •  

Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu

Toplantıda Yeni Parti TBMM Başkanvekilliği’ne CHP’de bu görevi yürüten Ankara Milletvekili Tekin Bingöl seçildi. Grup Yönetim Kurulu Üyeliklerine; Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, Ordu Milletvekili Seyit Torun ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat seçildi.

Meclis Başkanlık Divanı’nda görev alacak idare amiri, CHP Grubu’nun da idare amirliğini yapan Kocaeli Milletvekili Harun Özgür Yıldızlı oldu. Katip üye ise Antalya Milletvekili Aliye Coşar olarak belirlendi.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Haberi görüntüle

Ağbaba, grup yönetimine seçilmesine ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, “Ben 2023 Kasım Kurultayı’ndan sonra hiçbir görev almamıştım. Daha önce de açıklamalarda bulundum, ‘Partimde hiçbir göreve talip değilim. Yeni ve genç arkadaşlarımızın görev alması lazım’ dedim. Ama bugün bir görevlendirmeyle Grup Yönetim Kurulu üyesi olduk. Yeni Partimiz için çalışmaya, Genel Başkanımız liderliğinde görev ne olursa olsun bir nefer gibi çalışmaya her zaman hazırız” ifadelerini kullandı.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre de, Grup Yönetim Kurulu seçimlerine ilişkin olarak, “Kurucu olup PM’de yer almayan arkadaşlar değerlendirildi” ifadesini kullandı. (ANKA)

 

  •  

Kanuni şakası nedeniyle yargılanan komedyen Tuba Ulu’ya ceza istendi

Komedyen Tuba Ulu’nun stand-up gösterisi sırasında Kanuni Sultan Süleyman hakkında yaptığı şaka nedeniyle “tarihi milli manevi değerlere hakaret” suçlamasıyla gözaltına alınıp, adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılmıştı. Ulu, hakkında açılan dava kapsamında İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nce görülen davanın ikinci duruşmasında hakim karşısına çıktı.

‘YAPTIĞIM ŞAKA İLE HİÇ KİMSEYİ AŞAĞILAMAK VEYA İNCİTMEK GİBİ BİR KASTIM YOKTU’

Duruşmada savunmasını yapan Ulu, “Bir komedyen olarak Türkiye’nin her yerinde gösteri yaptım, onlarca izleyiciyle buluştum. Yaptığım şakayla hiç kimseyi aşağılamak veya incitmek gibi bir kastım yoktu. Beraatımı talep ediyorum” şeklinde konuştu.

Ulu’nun bütünsel bakıldığında bağlamı anlaşılacak olan ifadelerinin bir kesitinin ele alınarak yargılama konusu yapıldığını ifade eden avukatlar da ifade özgürlüğünün dokunulmazlığına vurgu yaparak suç kastı olmaması ve suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmaması nedeniyle suç unsuru oluşmadığını savundu.

Avukatların savunmalarının ardından duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. Savcılık mütalaasında, davaya konu ifadelerin cinsiyetçi yaklaşımda olduğu iddiasıyla Ulu’nun “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan cezalandırılmasını talep etti.

Ulu’nun avukatları mütalaayı kabul etmediklerini belirtti. Avukat Jiyan Tosun, “Savcılığın mütalaasını şok içinde dinledim. Müvekillimin bir gün şaka olarak kullanabileceği bir şeydir bu” şeklinde konuştu.

Duruşma 14 Temmuz’a ertelendi.

 

  •  

Rutte ve Leyen’den NATO zirvesi öncesi ortak mesaj: Avrupa savunmasını güçlendirmeli

İngiltere merkezli The Economist dergisinde yayımlanan “Avrupa ve NATO’nun Savaşa Hazır Olmak İçin Yapması Gerekenler” başlıklı ortak yazıda, Soğuk Savaş sonrasında Avrupa’nın barış ortamına güvenerek savunma harcamalarını azalttığı, ancak mevcut güvenlik koşullarının bu yaklaşımı değiştirdiği ifade edildi.

Ortak değerlendirmede, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırdığı, yeni üretim tesisleri kurduğu ve mevcut fabrikaların kapasitesini genişlettiği belirtilirken, insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri ve hava savunma teknolojileri gibi alanlarda yeni şirketlerin sektöre katkı sunduğu kaydedildi. Bazı sivil üreticilerin de savunma sanayii için parça üretimine yöneldiği aktarıldı.

Buna karşın mevcut kapasitenin yeterli olmadığına dikkati çekilen yazıda, NATO müttefikleri ile Avrupa Birliği ülkelerinin savaş uçağı, havadan yakıt ikmal uçağı, deniz platformları, hava ve füze savunma sistemleri ile insansız hava araçları gibi alanlarda önemli eksiklikler bulunduğu ifade edildi. Ukrayna’ya verilen askeri desteğin mevcut stokları azalttığına işaret edilirken, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ın savunma kapasitelerini geliştirmeyi sürdürdüğü değerlendirmesi yapıldı.

Rutte ve von der Leyen, bu tablo karşısında Avrupa ve Kuzey Amerika’daki müttefiklerin sanayi altyapısı, teknoloji ve üretim kapasitesini daha yakın koordinasyon içinde kullanmasının önemine vurgu yaparak, Atlantik’in iki yakasında daha güçlü bir savunma işbirliği kurulması çağrısında bulundu ve “Bu, Atlantik’in her iki yakasında da gerçek bir çabadır. California’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya kadar uzanan coğrafyada varlıklarımızı, uzmanlığımızı ve yenilikçi yeteneklerimizi bir araya getirdiğimizde savunmamız eşsizdir” ifadelerini kullandı. (ANKA)

  •  

AP Türkiye Raportörü Amor, İmamoğlu davasını izlemek için İstanbul’a gelecek

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Son gelişmelerin ciddiyeti göz önüne alındığında, Ekrem İmamoglu hakkındaki yarınki duruşmalara, İBB davası dahil katılmak üzere İstanbul’a seyahat ediyorum. Türkiye, NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaparken, demokratik geleceği Silivri’deki bir mahkeme salonunda şekilleniyor. Avrupa Birliği, sadece Ankara’ya odaklanmamalı” açıklamasını yaptı.

Amor, sosyal medya hesabından, “İmamoğlu davasındaki son gelişmeler” başlıklı bir açıklamayı da paylaştı. Açıklama şöyle:

“İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, tutuklu olarak 1 yıl 3 aydan fazla süre geçirdi. İmamoğlu, 416 sanıklı toplu bir ceza davasında halen tutuklu bulunan 59 sanıkla yargılanıyor. İmamoğlu hakkında 142 ayrı suçlama bulunuyor ve iddia edilen bir suç örgütünün lideri olmakla suçlanıyor. Kendisine yönelik açılan çok sayıdaki ceza ve idari soruşturmadan yalnızca biri olan bu dava, zayıf suçlamalar ve adil yargılanma ilkeleriyle bağdaşmadığı öne sürülen ciddi usul eksiklikleri nedeniyle eleştirilirken, son gelişmeler bu kaygıları daha da artırdı.

Mahkeme heyeti, 1 Temmuz 2026 tarihinde, 9 Mart’tan bu yana devam eden ilk duruşma aşamasının 9 Temmuz’da tamamlanacağını açıkladı. Aynı gün, savunma avukatlarından biri henüz savunmasına yeni başlamışken mahkeme, savunma tarafına beyanlarını kısaltarak ertesi gün öğle saatine kadar tamamlamaları talimatını verdi. Oysa mahkeme daha önce, sanıklar ile avukatlarının içerik veya süre bakımından herhangi bir kısıtlama olmaksızın savunmalarını yapabileceklerini defalarca ifade etmişti. Bu tutum aniden değiştirildi.

2 Temmuz’da İmamoğlu ve avukatları, kalan sanıkların, İmamoğlu da dahil olmak üzere, 9 Temmuz’a kadar etkili bir savunma yapmasının mümkün olmadığını belirterek itiraz etti. Ayrıca daha önce İmamoğlu’nun, duruşmalarda ortaya konulan tüm iddialara cevap verebilmesi amacıyla savunmasını en son yapacağı anlaşılmışken, mahkeme herhangi bir gerekçe göstermeden bu sıralamayı değiştirdi ve İmamoğlu’nun savunmasını öne aldı. Savunma tarafı, mahkemenin ilk duruşma aşamasını neden 9 Temmuz’a kadar tamamlamak istediğine ilişkin ikna edici bir gerekçe sunulmadığını belirtti. Bunun yerine mahkeme başkanının talimatıyla İmamoğlu jandarma tarafından duruşma salonundan çıkarıldı. Bunun ardından duruşma daha da gergin bir hal aldı, bazı milletvekilleri ile savunma avukatları salondan çıkarıldı veya salona alınmadı. İmamoğlu’nun avukatlarından birinin duruşma salonundan çıkarılırken, bir diğer avukatı ise bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunuyor. Savunma avukatları daha sonra duruşmayı terk etti.

Mahkemenin artık adil yargılama görüntüsünü dahi koruyamadığı, savunma hakkının ciddi biçimde zedelendiği belirtilmektedir. 142 ayrı suçlamayla yargılanan bir sanığın savunmasının, sonucun önceden belirlenmiş olduğu izlenimi yaratmakta, bu büyüklükte ve siyasi öneme sahip bir davada savunmanın usule ilişkin bir formalite değil, yargılamanın temel unsuru olduğu vurgulanmaktadır.

İMAMOĞLU ÜÇ AYRI MAHKEMEDE

Bu kaygıların, İmamoğlu’nun 6 Temmuz 2026’da üç ayrı mahkemede hakim karşısına çıkacak olması nedeniyle arttığı belirtilmektedir. Bunlar; üniversite diplomasının iptaline ilişkin ceza davası, 19 Mart 2025’ten beri tutuklu bulunduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası ve tutukluluğunun uzatılmasını amaçladığı öne sürülen ‘casusluk’ davasıdır. Uluslararası medya, diplomatik temsilcilikler, uluslararası kuruluşlar ve insan hakları kurumları 6-9 Temmuz tarihleri arasındaki duruşmaları yakından izlemeye çağrılmaktadır. Savunma süresinin aniden kısıtlanması, baş sanığın duruşma salonundan çıkarılması, avukatların ve seçilmiş temsilcilerin salondan uzaklaştırılması ve uzun tutukluluk halinin devamının, yargılamanın adilliği konusunda ciddi endişeler doğurduğu ifade edilmektedir.

‘NATO’ VURGUSU

Türkiye’nin demokratik geleceğini etkileyebilecek bu önemli davanın, uluslararası ilginin Ankara’daki tarihi NATO Zirvesi’ne yoğunlaştığı sırada hızlandırıldığı belirtilmektedir.

Türkiye’nin ortaklarının, özellikle Avrupa Birliği ve üye devletlerin, hukukun üstünlüğünü ikincil bir mesele olarak görmemesi gerektiği savunulmaktadır. Stratejik önem, demokratik meşruiyetin yerini alamaz. Demokratik meşruiyet ise temel hakları koruyan, adil yargılamayı sağlayan ve vatandaşların yöneticilerini seçme hakkını güvence altına alan bağımsız kurumlara bağlıdır. Demokratik bir Türkiye’nin yalnızca kendi vatandaşları için değil, Avrupa’nın ve daha geniş bölgenin istikrarı ve güvenliği açısından da daha güçlü ve güvenilir bir ortak olacağı ifade edilmektedir.”

  •  

NATO karşıtı eylemlere polis müdahalesi: Çok sayıda gözaltı

Ankara’da yapılacak 36. NATO Zirvesi’ni protesto etmek isteyen HKP üyeleri, Ankara’da Birinci Meclis önünde toplanmak üzere iken, Birinci Meclis’e yaklaşık 20 metre kala polis tarafından durduruldu.

“NATO, ülkemizden defol”, “Bağımsızlık Bizim Karakterimizdir” sloganları atan gruptakiler, çevik kuvvet tarafından engellendi. Müdahale sırasında 19 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Erkan, Genel Başkan Yardımcısı Sait Kıran, Genel Sekreter Yardımcısı Tacettin Çolak, Genel Sekreter Yardımcısı Adnan Okur, MYK üyeleri Pınar Akbina ve Doğan Zafer Çıngı’nın yanı sıra Parti yöneticileri ve üyeleri bulunuyor.

Partiden yapılan açıklamada, gözaltına alınanların en küçüğünün 18, en büyüğünün 73 yaşında olduğu belirtildi. Gözaltına alınanların, hastanedeki sağlık kontrolünün ardından Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü ve haklarında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan soruşturma açıldığı öğrenildi.

ÇOK SAYIDA TKP ÜYESİNE GÖZALTI

TKP, Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi’ni protesto etmek amacıyla Kızılay’da yürüyüş düzenledi. Polisin müdahale ettiği eylemde, yöneticilerin de bulunduğu 100’ün üzerinde parti üyesinin gözaltına alındığı bildirildi.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Ankara Kızılay’da NATO’ya karşı eylem düzenledi. “Katil NATO ülkemizden defol”, “NATO’ya geçit yok” sloganlarının atıldığı yürüyüşte kortejin önü polis tarafından kapatıldı.

Ablukaya karşın yürüyüşlerini sürdüren TKP’lilere polis müdahale etti. Aralarında parti yöneticilerinin de bulunduğu 100’ün üzerinde TKP üyesinin gözaltına alındığı belirtildi.

TKP’nin Ankara’daki NATO yürüyüşüne polis müdahalesi: 100’den fazla kişi gözaltına alındıhttps://t.co/RHDOzgubTO pic.twitter.com/tNNwu1UxlW

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) July 5, 2026

Türkiye Komünist Partisi (TKP), NATO zirvesi yaklaşırken Ankara’da düzenlenen NATO karşıtı eylemde ve Kocaeli ile Soma’da 145 parti üyesinin gözaltına alınmasının ardından bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“‘NATO’yla mücadele bir suç değil bir sorumluluktur’ demiştik. AKP iktidarı ise, Filistin’de katliam sürerken, İran’a dönük ABD-İsrail saldırganlığının nereye evrileceği belli değilken, Ukrayna’daki savaşın kapsamının genişlemesi gündemdeyken NATO’yu protesto etmeyi suç olarak tanımlamaya çalışıyor. Bunu kabul etmeyeceğimizi söylemiştik. Darbelerin, siyasi cinayetlerin, katliamların, işgallerin arkasındaki güçlerden biri olan NATO bakanlık ya da valilik kararnameleri ile temize çıkartılamaz. İnsanlık buna izin vermez, tarihsel gerçekler bu şekilde değiştirilemez.

‘ÜLKENİN YURTSEVERLERİNİ NATO BAYRAĞIYLA KORKUTMAYA ÇALIŞIYORLAR’

Bu iktidarın temsilcileri ve yandaşları daha düne kadar 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin sorumluluğuyla ilgili olarak NATO’yu ve batılı emperyalist ülkeleri işaret etmekte, ‘artık eski Türkiye yok’ diye övünmekteydi. Şimdi yine ‘artık eski Türkiye yok’ diyerek ülkenin yurtseverlerini, devrimcilerini, komünistlerini ellerindeki NATO bayrağı ile korkutmaya çalışıyorlar.

Ülkemizin NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana bir değişiklik yok bu düzenin efendilerinin cephesinde. Bir taraftan vatan-millet edebiyatı yapıp diğer taraftan ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin dümen suyunda bölge gücü olmaya çalışmaktan hiç vazgeçmediler. Biz de emperyalizme ve onun NATO başta olmak üzere bütün kurumlarına karşı mücadele etmekten vazgeçmedik. Gün geldi 6. Filo’ya karşı, gün geldi yabancı üslere karşı, gün geldi yanıbaşımızdaki işgal girişimlerine karşı, gün geldi savaşa karşı durduk, durmaya devam edeceğiz. NATO zirvesi yaklaşırken tanık olduğumuz pişkinlik, zorbalık ve onursuzluğu kabul etmeyen, sesini çıkaran, eylem yapan herkes, her parti, her örgüt, her kesim Türkiye’nin üzerine yapıştırılmak istenen ‘kolektif işbirlikçilik yaftasını yırtıp atmıştır.

‘ANKARA’DAKİ EYLEM YAYGIN DESTEK BULDU’

TKP’nin dün Ankara’da Kızılay Meydanı’nda ‘NATO’ya karşı durmak bir görevdir’ diyerek gerçekleştirdiği eylemin çok yaygın bir destek bulması iktidarın bütün çabalarına rağmen Türkiye’nin bağımsızlıkçı, anti-emperyalist damarlarının kurutulamadığının kanıtıdır.

Ancak mücadele sürüyor ve bilmeliyiz ki bu mücadele henüz başarının çok uzağında. Düzen partilerinin tamamının NATO’yu meşrulaştırmak için çabaladığı, halkımızın aklına on yıllardır NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini sağladığı yalanının sokulduğu koşullarda 85 milyonluk bir ülkede binlerle sayılacak protesto gösterileri düzenlendi diye ya da yasak ve engellemeleri tanımadığımızı bir kez daha kanıtladığımız için rahatlayacak değiliz.

‘ASIL GÖREVİMİZ TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRMEK’

Tarihe ve topluma not düşüyoruz ama asıl görevimiz tarihin akışını değiştirmektir. Türkiye emperyalizmden, çokuluslu tekellerden, sömürüden arındırılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Ankara’da, Kocaeli’nde, Soma’da gözaltına alınan 145 TKP’linin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. NATO’culuğa karşı çıktıkları için gözaltına alınan, tutuklanan tüm devrimciler için de aynı talebi yineliyoruz. NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur. Bunu kimse unutmasın. Polis şiddeti sonucunda yaralanan bütün partili arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyor, dayanışma gösteren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.”

  •  

Esenboğa Havalimanı güzergahına NATO ülkelerinin bayrakları asıldı

NATO Zirvesi, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek. ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere NATO müttefikleri ve NATO ortaklarının liderleri ile heyetlerinin katılacağı Zirve kapsamında hazırlıklar devam ediyor. Liderler ve heyetlerinin uçaklarının ineceği havalimanlarından biri olan Esenboğa Havalimanı güzergahında hazırlıklar bitmek üzere.

Liderlerin uçaklarının ineceği Esenboğa Havalimanı güzergahına NATO ülkelerinin bayrakları asıldı. Ankara Zirvesi’nin sloganı olan “Barışta Ortak Gelecek”, “Güvenliğin Anahtarı” ve “Barışın Anahtarı” yazılı pankartlar havalimanına giden yol olan Özal Bulvarı’nda sağlı sollu yerlerini aldı.

Bulvar üzerindeki panolarda KAAN, Hürjet, TCG Anadolu gibi Türk savunma sanayinin öne çıkan ürünleri ile aralarında Galata Kulesi, Kapadokya, Efes Antik Kenti, Anıtkabir gibi Türkiye’nin tarihi ve turistik lokasyonlarının fotoğraflarına da panolarda yer verildi. (ANKA)

  •  

Şehit oğlu Serkan Tarakcı’dan Erdoğan’a çağrı

Tarakcı, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

“Bingöl Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ile ilgili yaşadığım süreçleri ve duyduğum rahatsızlıkları kamuoyunun bilgisine sunmak ve tarafınıza iletmek istiyorum.

Ben, Bingöl’de terörle mücadelede şehit düşmüş bir kahramanın şehit evladıyım. Babamın uğruna canını verdiği vatanımıza, devletimize ve milletimize olan bağlılığımı her zaman korudum ve korumaya devam ediyorum.

26.02.2026 tarihinde Bingöl Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü hakkında bazı iddiaları içeren bir paylaşımda bulundum. Bu paylaşımın ardından Bingöl Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Abdulbari Aksoy’un şehit ve gazi ailelerine karşı olumsuz tutum ve davranışlar sergilediğini ifade ettim.

Kamuoyuna yansıyan iddiaların araştırılması amacıyla @bingolvaliligi tarafından inceleme başlatıldığı ve müfettiş görevlendirildiği tarafımıza bildirilmiştir. Ancak aradan yaklaşık beş ay geçmesine rağmen süreç hakkında kamuoyuna herhangi bir açıklama yapılmamış, iddiaların akıbeti konusunda şeffaf bir bilgilendirme yapılmamıştır. Bu durum, konunun üzerinin örtbas edildiği yönündeki endişeleri artırmaktadır.

Bizler devletimize ve adalet sistemimize güveniyoruz. Talebimiz, iddiaların bağımsız, tarafsız ve şeffaf bir şekilde araştırılması ve kamu vicdanını rahatlatacak sonuçların ortaya konulmasıdır.

Konunun Bingöl Valiliği tarafından bilinmesine rağmen gerekli adımların atılmadığını düşünüyoruz. Bu süreçte ne Bingol Valiliği ne de Sayın Vali Cahit Çelik tarafından kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapılmamıştır.

Öte yandan, hakkımda yapılan şikâyetler nedeniyle ifade verdim. Hatta hakkımda uzaklaştırma talebinde bulunulmuştur. Ancak aynı kişinin ikamet ettiğim bölgeye gelmesi dikkat çekici bir durumdur. Bu nedenle ben de kendisi hakkında Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum.

Şahsımı baskı altına almak, kamuoyu önünde itibarsızlaştırmak ve susturmak amacıyla yürütülen girişimlere rağmen geri adım atmayacağım. Kamu görevlileri, makamlarının gücünü vatandaşlar üzerinde baskı unsuru olarak değil, hukuk ve adalet çerçevesinde kullanmalıdır.

Şehit ve gazi ailelerini karakol koridorlarında bırakacak uygulamaların kabul edilebilir olmadığına inanıyorum. Devletimizin emanetleri olan şehit ailelerinin yaşadığı mağduriyetlere sessiz kalınmamalıdır.

Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Hiçbir söylem, hiçbir görüntü ve hiçbir süslü söz gerçeğin üzerini sonsuza kadar örtemez. Hukukun önünde herkes eşittir. Eğer ortada bir usulsüzlük varsa, bunun hesabı bağımsız yargı önünde verilmelidir.

Benim babam bu vatan için canını feda etmiş bir şehittir. Şehit evladı olarak kamu görevlilerinden beklentim; hukuka, adalete ve kamu vicdanına uygun hareket etmeleridir. Hakkımda yapılan şikâyetler beni doğruları dile getirmekten vazgeçirmeyecektir.

Terörle mücadelede şehit düşmüş bir kahramanın evladı olarak hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğim. Yasal haklarımı sonuna kadar kullanacak, gerekli tüm başvuruları yapacağım. Hiç kimse hukukun üstünde değildir.

Benim tek beklentim adaletin tecelli etmesidir. Şehitlerimizin emanetine yakışan da budur. Babamın canı pahasına savunduğu değerlerin temsil edildiği makamların, o değerlere layık kişiler tarafından temsil edilmesi gerektiğine inanıyorum. Saygılarımla.”

 

  •  

CHP’li Hasan Öztürkmen’den ‘et baronları’ sorusu: ‘Beyaz’a uygulanan tarife ‘kırmızı’ya neden uygulanmıyor?

CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, yaptığı yazılı açıklamada, Et ve Süt Kurumu (ESK) üzerinden yürütülen ithal et politikaları ve kırmızı et sektörüne yönelik soruşturma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İki ay önce Ankara merkezli 8 ilde düzenlenen operasyonda, et fiyatlarını manipüle ettikleri, arzı kısıtladıkları ve piyasaya hastalıklı et sürdükleri iddia edilen 31 şüphelinin gözaltına alındığını, bunlardan 7’sinin tutuklandığını hatırlatan Öztürkmen, operasyonun ardından büyük kırmızı et şirketlerine yönelik herhangi bir adım atılmadığını savundu.

Hasan Öztürkmen, açıklamasında şunları söyledi:

“Türkiye beyaz et firmalarına yönelik operasyonu konuşurken, kırmızı et baronları adeta unutuldu.

Et fiyatlarını manipüle ettikleri, arzı kısıtladıkları ve piyasaya hastalıklı et sürdükleri iddia edilen şüphelilere yönelik iki ay önce Ankara merkezli 8 ilde düzenlenen operasyonda 31 şüpheli gözaltına alınmış, bunların 7’si tutuklanmıştı. Operasyonun üzerinden iki aydan fazla bir süre geçti ancak şüphelilerin sahibi olduğu büyük kırmızı et şirketleriyle ilgili de bir adım atılmadı. Beyaz et firmalarına atanan “denetim kayyumu” et baronlarının firmalarına uygulanmadı. Daha vahimi savcılık kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre söz konusu soruşturma dosyası kapalı durumda. Son HSK kararnamesiyle soruşturma savcısının değiştirildiğini ancak dosyaya yeni savcı görevlendirilmediğini de öğrendik. Soruşturmaya ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı sessizliğe gömülmüş durumda. Aylardır kamuoyuna tek satır bilgilendirme yapmadılar.

‘YÜZDE 5’İ VATANDAŞA ULAŞABİLİYOR’

Soruşturma konusu edilmedi ancak bu firmaların tek suçu “et fiyatlarını manipüle etmek” değil. Çok daha büyük bir vurgun söz konusu. İktidar destekli büyük et firmalarının Et ve Süt Kurumu’nun ithal ettiği etler ve canlı hayvanlar üzerinden kurduğu büyük vurgun çarkını iki yıldır kamuoyuna tüm ayrıntılarıyla anlatıyorum.
Kamuoyu beyaz et firmalarına yapılan operasyonu konuşuyor ancak asıl büyük vurgun yıllardır kırmızı et sektöründe yaşanıyor. Et ve Süt Kurumu (ESK) eliyle yaklaşık 10 yıldır milyar dolarlık et ve canlı hayvan ithalatı yapılıyor. Tam gaz devam eden karkas et ve canlı hayvan ithalatı da fiyatları düşürmüyor. Çünkü “Vatandaş ucuz et yiyecek” denilerek başlatılan ithalatla getirilen ucuz etler vatandaşın sofrasına değil, et baronlarının ve büyük zincir şirketlerin kasasına giriyor. Milyar dolarlık ithalatların ancak yüzde 5’i vatandaşa ulaşabiliyor. Yüzde 95’lik kısmı ise AKP destekli 8-10 büyük şirket arasında adeta talan ediliyor.

CHP’li Hasan Öztürkmen’den ‘et baronları’ sorusu:

“‘Beyaz’a uygulanan tarife ‘kırmızı’ya neden uygulanmıyor? Et baronlarını kimler koruyor? Et baronlarının vurgun dosyası neden kapalı?”https://t.co/cm0ErtSdYY pic.twitter.com/3X0XL6tTGM

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) July 2, 2026

Hâlbuki kilogram fiyatı 7 dolara alınan ithal karkas etler doğrudan halka sunulsa vatandaş en fazla 400 TL’ye et yiyebilecek. Ancak iktidar, ucuz etleri yandaş şirketlere peşkeş çekmeyi tercih ediyor.

İki yıldır vurgun çarkını ifşa ediyorum. Meclis çatısı altında defalarca basın toplantısı düzenledim. Cumhuriyet savcılıklarını göreve çağırdım. Hatta Et ve Süt Kurumu (ESK) tarafından ithal edilen ucuz etlerin tamamının Tarım Kredi marketlerinde doğrudan ve sadece vatandaşa satılması için kanun teklifi dahi verdim. İktidar duymazdan geldi. Çabalarımız ve kamuoyunun desteğiyle bu büyük et şirketlerine yönelik soruşturma başlatıldı. Soruşturma konusu ithal etler üzerinden yapılan vurgun olmasa da kırmızı et firmalarının mercek altına alınması değerliydi. Ancak soruşturmaya rağmen et firmalarının faaliyetlerine devam ediyor olması ve operasyonun üzerinden iki ay geçmesine rağmen dosyanın kapalı durumda bulunması vahimdir.

‘ET BARONLARINI KİMLER KORUYOR?’

Bu durumda, “Et baronlarını ve onların şirketlerini kim koruyor?” sorusu gündeme gelmektedir. Beyaz et firmalarına uygulanan tarife, bunların yüz katı daha fazla haksız kazanç sağlayan kırmızı et firmalarına uygulanmıyor olması dikkat çekmektedir.

Buradan yetkililere tekrar sesleniyorum: ‘Beyaz’a uygulanan tarife ‘kırmızı’ya neden uygulanmıyor? Et baronlarını kimler koruyor? Et baronlarının vurgun dosyası neden kapalı?”

  •  

Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılı: Dava düşürüldü, failler kol geziyor!

2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan aydın, yazar ve sanatçılardan oluşan 51 kişilik grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de bulunuyordu.

Otelde 33 yazar ve ozan ile iki otel çalışanı yakılarak veya yangından kaynaklı duman zehirlenmesi sonucu öldürülmüştü.

MADIMAK OLAYI

Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok sanatçı ve fikir insanı dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak kente geldi.

Kültür Merkezi içindeki gerici grubun taşlı sopalı saldırısı polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Binlerce kişiden oluşan gerici grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti.

MADIMAK OTELİ’NİN YAKILMASI

Madımak Olayı’nda grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak Oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı.

Otele sığınmış olan kişilerden, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi.

Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip, merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan gerici kalabalığa doğru itildi.

UTANÇ GÖRÜNTÜLERİ

Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.

Madımak Olayı sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ve 2 gösterici yaşamını yitirdi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.

İKTİDARDAKİLERİN TEPKİSİ NE OLMUŞTU?

Turgut Özal’ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel’in yerine DYP Genel Başkanı seçilen ve Başbakan olan Tansu Çiller görevi devralalı henüz bir hafta olmuştu.

Çiller’in Madımak Oteli’nde yaşananların ardından söylediği sözler tartışma yaratacaktı: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir”

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını” vurguluyordu: “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”

İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin’i hedef gösterdi: “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.”

Aziz Nesin, ilerleyen günlerde Gazioğlu’nun “yalancılıkla” suçladı.

Koalisyon ortağı SHP’nin eski genel başkanı, dönemin başbakan yardımcısı Erdal İnönü, olaylar sırasında Aziz Nesin’le telefonla görüşerek “en kısa zamanda takviye güç gönderileceğini, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacağını” söyledi.

İnönü, katliam ardından SHP’ye ve kendisine yönelik eleştirilere, “Ne yapayım, yetkim yoktu” cevabını verdi.

DAVA SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?

Madımak Olayı‘ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı.

Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

YARGITAY DGM KARARINI BOZDU

Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

Madımak Olayı’nda 33 kişiye idam cezası 28 Kasım 1997’de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idama ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu.

Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı.

2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.

ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLDÜ

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında Madımak Katliamı davasında duruşma savcısı, zamanaşımının uygulanmasını ve davanın düşmesini istedi. Mütalaanın ardından ara veren mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düşmesine karar verdi.

Avukatların beyanlarını sunmasının ardından mahkeme heyeti, tüm istemleri reddetti. Esas hakkında mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, kaçaklık durumunun zamanaşımını durdurmadığını, bu nedenle davanın düşmesini istedi.

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre, duruşmayı izleyen vatandaşlar “Kimin savcısısın?” diyerek tepki gösterdi. Mütalaanın ardından ara veren mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düşmesine karar verdi. Vatandaşlar, “Katilleri koruyorsunuz” tepkisini gösterdi. Mahkeme heyeti tepkiler üzerine salonun boşaltılmasına karar verdi.

Mağdur aileleri, salonu alkışlar ve yuhalamalar eşliğinde boşalttı.

‘KIRMIZI BÜLTEN DE SONUÇ VERMEDİ’

Karara kamuoyundan ve muhalefetten tepkiler yükselirken, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Zonguldak Valiliği’ni ziyaretinin ardından konuya ilişkin açıklama yaptı. O günkü Türk Ceza Kanunu’nda zaman aşımı süresinin 30 yıl olduğu için düşme kararı verildiğini ancak AKP’nin insanlığa karşı suçlarda zaman aşımını kaldırdığını belirten Tunç, şöyle konuştu:

“Burada şunu ifade edelim; bir kere 1993 yılında meydana gelen bu elim olaylar sonrasında Sivas davası süreci başladı. Sivas davasında gözaltına alınıp tutuklanan sanıklarla ilgili yargılama süreçleri o dönem başladı, devam etti ve mahkumiyetler verildi. Şu anda o sanıklar hükümlü konumunda. Ana davanın hükümlüleri, cezalarını cezaevlerinde çekmeye devam ediyorlar. Tabii 3 firari sanıkla ilgili yargılama süreci gerçekleştirilememişti. Firari sanıklar yakalanamamıştı. Kırmızı bülten çıkarılarak uluslararası düzeyde de aranmaları sağlandı. Bu da sonuç vermedi.

KATLİAMIN YAŞANDIĞI MADIMAK OTELİ’NE NE OLDU?

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi Alevi örgütleri başta olmak üzere, her yıl olaylarla ilgili anma programı düzenleyen kurumlar, otelin ‘Utanç Müzesi’ olmasını talep ediyor. Ancak bu talep bugüne kadar hükümetler tarafından kabul edilmedi.

Katliamı takip eden yıllarda otelin girişinde bir kebap lokantası açıldı. Bu, mağdur yakınlarının tepkisine neden oldu.

LOKANTA, TEPKİLER ARDINDAN 2009 YILINDA TAŞINDI

Otel ise kamulaştırıldı, yenilendi ve 2011’de Bilim ve Kültür Merkezi olarak kullanıma açıldı.

Merkezdeki anı köşesine, olaylarda ölen 33 aydın, iki otel görevlisi yanında iki saldırganın da adı yazıldı. Listede iki göstericinin de adının yer alması, katliam mağduru ailelerin tepkisini çekti.

Sivas anmalarını düzenleyen kurumlar özellikle her yıl 2 Temmuz’da “Utanç Müzesi” taleplerini yineliyor.

  •  

Kızılcagün Platformu’nun yeni durağı Antalya: Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik Paneli

VERYANSIN TV

Kızılcagün Platformu, “Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik” başlıklı panel serisini bu kez Antalya’da sürdürecek. 11 Temmuz 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilecek panelde, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu siyasi gelişmeler, açılım süreci, milli birlik, güvenlik politikaları ve Cumhuriyet’in geleceği farklı yönleriyle değerlendirilecek.

Panel, Assım Abdullah Sevimçok Sivil Toplum ve İnovasyon Merkezi’nde (1219. Sokak, Doğuyaka Mahallesi No:9, Muratpaşa/Antalya) saat 13.50’de başlayacak.

Kızılcagün Platformu, Antalya ve çevre illerde yaşayan tüm yurttaşları panele davet ederek, etkinliğin ücretsiz olduğunu duyurdu.

  •  

Müsavat Dervişoğlu: Devlet aklı dokunulmazlık zırhı değildir

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Hukuk ve Seçim İşlerinin düzenlediği “İyilik için Adalet: Türk Hukuk Çalıştayı”na katıldı. Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Bu salona adım attığımız anda, sıradan bir toplantıya değil, tarihin önümüze koyduğu bir sınava girdiğimiz hissiyatına kapıldım. Türkiye’nin hukukla imtihanı, bugün bu çatı altında, sizlerin bilgisiyle, vicdanıyla ve cesaretinin ışığıyla yeni bir sayfa açmak üzeredir. Biliyor ve tüm kalbimizle inanıyoruz ki; hukukun siyasi görüşü olmaz. Sağın da solun da, muhafazakârın da sekülerin de, iktidarın da muhalefetin de ortak ihtiyacıdır hukuk. Adalet bir kesim için değil, herkes için varsa anlam taşır. İşte bu sözleri bugün bu salona bir davet olarak, memleketin ortak vicdanını ayağa kaldırma çağrısı olarak söyledim. Şunun altını kalın çizgilerle çizmek isterim: Hukuk Çalıştayımız, İYİ Parti’nin sıradan bir parti içi etkinliği değildir. Bu çalıştay, milletin hukukla olan kadim ve derin bağını yeniden kurmak için çıkılan bir yolculuktur. O yolculukta Türkiye’nin hukuk dünyasının bütün paydaşları avukatı, hakimi, savcısı, akademisyeni, noteri, gazetecisi ve siyasetçisi aynı masada oturmaktadır. Çünkü hukuk, yalnız başına bir kurumun, bir meslek grubunun ya da bir partinin taşıyabileceği bir yük değildir. Hukuk, toplumun omurgasıdır ve omurganın her kemiği birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

‘TÜRKİYE BELKİ DE EN KRİTİK KAVŞAKLARINDAN BİRİNDE DURUYOR’

Peki neden şimdi? Neden bugün? Çünkü Türkiye, hukuk tarihinin belki de en kritik kavşaklarından birinde duruyor. Bir tarafta, on yıllar içinde kademeli olarak çözülen anayasal denge ve denetim mekanizmaları, öte tarafta, yapay zekadan dijital haklar alanına, seçim güvenliğinden yargının bağımsızlığına uzanan dev bir reform gündemi bekliyor bizleri. Bir yanda, ‘Bir devletin derini olmaz, hukuku olur’ diyen anlayışın haklı özlemi öte yanda, hukuku kişilere, güncelliğe ve siyasi hesaplara göre eğip bükme, kendi ikbali için şekillendirme eğiliminin kalıcı tehlikesi duruyor. İşte tam bu kavşakta, tarihin bize verdiği bu ağır sorumlulukla sizleri bu salona davet ettik. Bugün burada düşünürlerle, tarihle, karşılaştırmalı deneyimlerle bir yolculuğa çıkacağız. Üreteceğimiz ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, yalnızca bir siyasi parti programı değil, Türkiye’nin hukuk toplumunun ortak sesi, ortak aklı ve ortak geleceği olacaktır.

‘HUKUK İKTİDARIN MEŞRUİYET ÖRTÜSÜ YA DA KALKANI OLAMAZ’

Büyük Alman filozofu Immanuel Kant, hukuku yalnızca bir kural dizisi olarak görmez. Kant’a göre hukuk, özgür irade sahiplerinin bir arada var olmasını mümkün kılan, evrensel ilkelerin tüm toplamıdır. Kant, ‘Başkasının özgürlüğüyle birlikte var olabilecek biçimde özgür ol’ derken,
hukuk devletinin bir tercih değil, aklî bir zorunluluk olduğunu ilan etmiştir. Bugün ülkemizde yaşananlara baktığımızda bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu görüyoruz. Bir kişiyi yerinde tutmak amacıyla, Anayasa’nın çiğnenmesini, hukukun çiğnenmesini, demokrasinin ve millet iradesinin ayaklar altına alınmasını kabul edebilmek asla mümkün değildir. Hukuk, güçlünün aracı olamaz. Hukuk, iktidarın meşruiyet örtüsü ve kalkanı olamaz. Biz İYİ Parti olarak, adalet, hürriyet ve eşitlik davasını savunurken her zaman şu gerçeğin altını çiziyoruz: İktidarın otoritesi ile bireyin hürriyeti arasındaki o tarihi çatışma, ancak ve ancak insan onurunu merkeze alan tam teşekküllü bir hukuk devletinde sükûnete erer.

‘TÜRKİYE’NİN HUKUKİ ASABİYESİNİ YENİDEN İNŞA EDECEĞİZ’

Hans Kelsen, hukuku kendi içinde tutarlı, hiyerarşik bir normlar sistemi olarak tanımladı. En tepede Anayasa yer alır ve alttaki hiçbir kural ona aykırı olamaz. Peki bugün Türkiye’de neler yaşıyoruz? Normlar hiyerarşisinin bozulduğu, Anayasa’nın kişisel ya da siyasi çıkar için zorlandığı bir ortamda, hukuk devleti yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Ve kâğıt üzerinde yaşayan bir hukuk devleti, gerçekte hukuk devleti değildir o, hukuk görünümlü bir keyfiyet rejimidir. Montesquieu, ‘Her insan iktidara sahip olduğunda onu kötüye kullanma eğilimindedir’ der. Özgürlüğü güvence altına alacak tek yol, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılmasıdır. Türkiye’nin siyasi tarihi, kuvvetler ayrılığının aşındığı dönemlerde adaletin nasıl zedelendiğini, basının nasıl susturulduğunu acı tecrübelerle göstermiştir. Unutmayalım ki, büyük düşünür İbn Haldun’un asırlar evvel işaret ettiği ‘Asabiyet’, yani toplumsal dayanışma bağı, ancak hukuka olan güvenle ayakta kalır. İnsanlar, mahkemelere güvenmez, adaleti yalnızca, tanıdık ve güçlü olanların erişebildiği bir imtiyaz alanı olarak görürse, o toplumda asabiyet çözülür. İşte bizim amacımız, Türkiye’nin o hukuki asabiyesini yeniden inşa etmektir. İnsanların ‘hukuk benim için de işler’ diyebileceği bir düzeni kurmaktır.

‘TÜRKİYE’Yİ İKİLİ DEVLET İLLETİNDEN KURTARACAĞIZ’

James Madison’ın güzel bir ifadesi var: ‘Eğer insanlar melek olsaydı, hükümete ihtiyaç olmazdı. Eğer melekler, insanları yönetiyor olsaydı, hükümet üzerinde ne dış ne de iç denetim gerekli olurdu.’ İktidarın kötüye kullanılması tehlikesini bertaraf etmek için denge ve denetim mekanizmaları şarttır. Türkiye’ye dayatılan ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu ucube yapı, yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayarak, Madison’ın uyardığı o büyük tehlikeyi, yani yozlaşmayı bizzat sistemin kendisi haline getirmiştir.

Alman hukukçu Ernst Fraenkel Nazi dönemi Almanyasını anlatırken, ‘İkili Devlet’ teorisini ortaya atar. Fraenkel’e göre, sıradan vatandaşların günlük işlerinde kısmen işleyen bir ‘Norm Devleti’ vardır. Ancak iktidarın bekası ve siyasi muhalifler söz konusu olduğunda, kuralların değiştiği, idari keyfiyetin devreye girdiği bir ‘Tedbir Devleti’ baş gösterir. Eğer bugün Türkiye’de, ‘Bir yargı kararıdır’ denilip geçilemeyen, vicdanlarda kara bir leke olarak kalan kararlar varsa, bu kararlar, siyasi iktidara yakınlık ya da uzaklığa göre veriliyorsa, orada ‘Tedbir Devleti’ işlemekte demektir. Biz İYİ Parti olarak, Türkiye’yi bu ikili devlet illetinden kurtarıp, güçlünün de zayıfın da önünde eşit biçimde yürüyen, onurlu bir norm devleti inşa etmeye geliyoruz.

‘DENGE DENETİMİ KURMAK HEPİMİZİN BOYNUNUN BORCUDUR’

Roma Cumhuriyeti, dışarıdan gelen bir darbeyle değil, içeriden çürüyen, işlevsizleştirilen kurumlarıyla çöktü. Senatonun, meclisin ismi kaldı ama içi boşaldı. Weimar Cumhuriyeti, bir anayasaya sahip olmasına rağmen yargının kişisel tercihlerle siyasileşmesi ve olağanüstü hal hükümlerinin istismarı yüzünden demokrasiden otokrasiye sürüklendi. Carl Schmitt ‘Egemen, olağanüstü hâl hakkında karar verendir’ diyordu. Biz ise hayır diyoruz! Egemen, hukuki normlardır ve o normların bekçisi ise bağımsız yargıdır! Türkiye’nin kendi tarihinde de askeri darbeler ve vesayet dönemleri hep ‘hukuku kurtarmak’ kılıfıyla hukuku katletmiştir. İşte bu nedenlerle bugün kuvvetler ayrılığını ve denge-denetimi yeniden kurmak hepimizin boynunun borcudur.

‘FEDERALİZM YA DA ÖZERKLİK TARTIŞMALARI ÜLKEMİZ AÇISINDAN TEHDİTTİR’

İşte bu kurucu vizyon doğrultusunda, çalıştayımızın on temel başlığında Türk hukukunun röntgenini çekecek ve reçetesini yazmaya çalışacağız: Üniter Devlet Yapısı ve Parlamenter Demokratik Sistemi ele alacağız. Bu konuda İYİ Parti’nin tutumu açıktır: Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğünün ve milli birliğin kırmızı çizgisidir, güvencesidir. Federalizm ya da özerklik tartışmaları ülkemiz açısından bir tehdittir. Ancak biz üniter yapıyı savunurken, Meclis’in gücünü tek adama teslim etmeyi reddediyoruz. Yürütmenin yasamaya hesap verdiği, iktidarın sonsuz süremeyeceği, çoğulculuğu ve denetimi sağlayan bir Parlamenter Sisteme geçiş anayasal reformumuzun birinci önceliğidir. Hukuk devleti revizyonu ve insan hakları açısından şunu söylemek gerekir ki, insan hakları kağıt üzerinde kalamaz. İfade özgürlüğü anayasal güvence altındayken, gazeteciler yargılanıyorsa; örgütlenme özgürlüğü varken, sendikacılar gözaltına alınıyorsa, belediye başkanları sabah operasyonlarında, ensesinden bastırılarak tutuklanıyorsa, orada hukuk devleti yoktur.”

‘YOLSUZLUĞUN YAPISAL ZEMİNİNİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ’

İYİ Parti’nin hukuk alanındaki vaatlerini sıralayan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyum ve Lon Fuller’ın ‘hukukun içsel ahlakı’ prensipleri doğrultusunda, hukuku, çelişkisiz, geriye yürümez ve herkese eşit uygulanan bir yapıya kavuşturacağız. Mali Hukuk Normları ve İhale Mevzuatı… Devletin namusu beytülmaldir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nu bir ‘istisnalar kanununa’ dönüştüren, mali hukuk normlarını yandaşın çıkarına uyduran bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Sayıştay’ın denetim yetkisini yeniden tam ve eksiksiz olarak hayata geçirerek, yolsuzluğun yapısal zeminini ortadan kaldıracağız. Kadına yönelik şiddetle mücadele, hukukun vicdanıdır.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararı ne kadar yanlışsa, kadın cinayetlerinde uygulanan haksız tahrik indirimleri de o kadar vicdansızdır. Hukuk, kadının yanında dağ gibi durmak zorundadır. Adalet, cinsiyet ayrımı tanımaz; koruyucu tedbir kararlarının sürüncemede bırakılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Suça sürüklenen çocukları hapis cezasına değil, onarıcı adalet yaklaşımıyla topluma geri kazandıran çocuğun yüksek yararını her koşulda koruyan bir sistemi inşa edeceğiz. Bir kişinin mahkûmiyet kararından önce yıllarca tutuklu kalması, masumiyet karinesinin fiilen işlevsiz kılınmasıdır. Tutukluluk bir ceza infazına dönüştürülemez. Uzun yargılama sürelerine son verecek, farklı siyasi görüşlerin hukuk karşısında eşit muamele gördüğü, toplumsal uzlaşı zeminini adaletle pekiştireceğiz. Demokrasinin dördüncü gücü olan basın, kamuoyunun nefes borusudur. Medya mülkiyetinin tekelleştiği, gazetecilerin tutuklu olduğu bir tablo demokrasimiz için tehdittir. Dezenformasyonla mücadele kılıfı altında, basın özgürlüğünü kısıtlayan sansür yasalarına geçit vermeyecek, gerçeklerin şeffafça dolaştığı bir medya iklimi yaratacağız.

‘DEMOKRASİLERDE SANDIK NAMUSTUR’

Yargı bağımsızlığı bir lütuf değil, haktır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu yürütmenin siyasi tahakkümünden tamamen arındıracağız. Karar kürsüsündeki hakimi coğrafi teminata, iddia makamındaki savcıyı liyakate, savunmadaki avukatı ise müvekkilini savunurken, yargılanma korkusu taşımayacağı tam bir hürriyete kavuşturacağız. Aynı şekilde hukukun güven kapısı olan noterlerimizin mesleki sorunlarını çözecek, dijital dönüşüme entegrasyonlarını hızlandıracağız. Teknoloji inanılmaz bir evrim geçirdi. Büyük veri, algoritmik karar alma ve yapay zekanın yargı süreçlerine etkisi, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik artık bugünün konusudur. İYİ Parti, Türkiye’yi AB standartlarında dijital haklar çerçevesine kavuşturacak vizyona sahiptir. Bunu da mutlaka hayata geçirecektir. Demokrasilerde sandık namustur. Rekabetin sonucu mahkeme salonlarında değil, milletin önüne konulan sandıkta belirlenmelidir. Devlet olanaklarının iktidar partisi lehine pervasızca kullanıldığı eşitsizliğe son verecek, Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsızlığını kurumsal bir zırha büründüreceğiz.

‘DEVLETİN DERİNİ OLMAZ, HUKUKU OLUR’

Türk siyasetini zehirleyen, hesap vermeyen gizli güç merkezlerini meşrulaştıran ‘derin devlet’ safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefemiz şudur: Bir devletin derini olmaz, hukuku olur. Devlet, vatandaşının önünde hesap vermekten kaçınan değil her kararını hukuki gerekçeyle ortaya koyan şeffaf bir varlıktır. Devlet aklı, iktidarın her hukuksuzluğuna giydirilen bir dokunulmazlık zırhı değildir. Devlet aklı, milletin tarih içinden süzülüp gelen ortak aklıdır. Devlet aklı, anayasal sadakattir. Bilge Kağan’ın ‘il ve töre’ uyarısında, Tonyukuk’un bağımsızlık siyasetinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesinde yatan öz tam da budur! Bu öz, kişilerin değil, kurumların, normların ve milletin iradesinin üstünlüğüdür.

‘ATATÜRK’ÜN AYDINLATTIĞI YOLDAN YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

Kant’tan, Madison’a, İbn Haldun’dan Fraenkel’e uzanan bu tarihi seyahatte gördük ki; hukuk devleti bir hediye değildir. O, her neslin yeniden kazanmak zorunda olduğu bir mirastır. Türkiye, bugün bu yeniden inşanın, bu büyük restorasyonun eşiğinde durmaktadır. Bu eşikte atacağımız adım, önümüzdeki on yılların siyasi, ekonomik ve toplumsal kaderini belirleyecektir. Ve o adımı atacak olan kadrolar, vicdanını kiraya vermemiş hakimler, savcılar, korkusuz avukatlar, kalemini satmamış gazeteciler, liyakatli akademisyenler ve milletin hakiki temsilcileridir. Bu çalıştayın amacı siyasi bir kavga vermek değil, Türkiye’nin ortak aklını üretmektir. Tarih, bugün bu salona kulak verecektir. Yarın kamuoyuyla paylaşacağımız ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, bu eşsiz çalıştayın mirası olarak Türk demokrasi tarihine altın harflerle kazınacaktır. Adaletin zarar gördüğü yerde demokrasinin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Bu bilinçle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürümeye, devletimizi hukukun üstünlüğüyle şaha kaldırmaya ant içtik. Türkiye’nin yarınları, hukuku, dengeyi ve millet iradesini koruyan cesurların elindedir.” (ANKA)

  •  

Trump: ‘İran’a yönelik planlanan saldırıları iptal ettim’

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “İran İslam Cumhuriyeti ile yürütülen görüşmelerin İran liderliğinin en üst düzeyine taşınması ve onaylanmış olması nedeniyle, ABD Başkanı olarak bu akşam İran’a yönelik planlanan saldırı ve bombardımanları iptal ettim” ifadelerini kullandı.

Trump, “Görüşmeler ve nihai maddeler, hem genel çerçevesi hem de ayrıntılarıyla ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Türkiye, Pakistan, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün, Mısır ve diğer ilgili tüm taraflar tarafından onaylanmıştır. Deniz ablukası ise bu anlaşma tamamlanıncaya kadar tüm gücüyle yürürlükte kalacaktır. İmza töreninin yeri ve zamanı kısa süre içinde açıklanacaktır” dedi.

  •  

Muğla Büyükşehir Belediyesi’nden şehit aileleri ve gazilere tekne turu

Muğla Büyükşehir Belediyesi, şehit aileleri ve gazilere yönelik sosyal destek faaliyetleri kapsamında Fethiye ve Ula Akyaka’da tekne turu düzenledi. Menteşe, Ula, Kavaklıdere, Fethiye, Seydikemer, Ortaca, Köyceğiz, Dalaman ve Yatağan’dan toplam 360 şehit yakını ve gazi, özel tekne turunda bir araya geldi. Tekne turu kapsamında katılımcılar, Fethiye koyları ile Akyaka’nın doğal güzelliklerini yakından görme fırsatı buldu. Gün boyu süren etkinlikte şehit aileleri ve gaziler hem dinlendi hem de sosyalleşti.

‘ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİMİZ BAŞIMIZIN TACI’

Kıyı Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, şehit aileleri ve gazilerin toplumun en değerli emanetleri olduğunu belirterek, “Bu vatan için canlarını feda eden aziz şehitlerimizin aileleri ve kahraman gazilerimiz her zaman başımızın tacıdır. Onlara duyduğumuz minneti ifade etmek hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. Büyükşehir Belediyesi olarak şehit yakınlarımız ve gazilerimizin sosyal yaşamda daha aktif yer almaları, bir araya gelerek güzel anılar biriktirmeleri için çeşitli etkinlikler düzenliyoruz” diye konuştu.

 

  •  

Meteoroloji’den kuvvetli yağış uyarısı!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) kuvvetli yağış, kuvvetli rüzgarlar ve hava sıcaklığındaki düşüşlere ilişkin uyarıda bulundu. MGM’nin X hesabından yapılan paylaşımda, hava sıcaklığının Batı kesimlerde 5 ila 7 derece azalacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmini aktarıldı.

Yağışların, İç Ege, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu, Edirne’nin güneyi, Çanakkale, Adana, Osmaniye, Çorum ve Tokat çevreleri ve Hatay’ın batı kesimlerinde yerel kuvvetli olması beklendiği belirtilerek, sel, su baskını, heyelan, yıldırım, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması tavsiye edildi.

Kuvvetli rüzgarın Marmara, Kuzey Ege kıyıları ile Doğu Anadolu’nun batısında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) esmesinin beklendiği kaydedildi. (ANKA)

  •  

LGS başladı: 1 milyondan fazla aday ter döküyor

8’inci sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen merkezi sınava katılım isteğe bağlı olarak gerçekleştiriliyor. Sınava girmeyen adaylar, liselere yerel yerleştirme yöntemiyle kaydolacak.

81 İL VE 8 ÜLKEDE SINAV HEYECANI

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen organizasyon kapsamında sınav, yurt içinde 81 il ve 920 ilçede, 4 bin 244 okulda ve 64 bin 697 salonda gerçekleştiriliyor. Yurt dışındaki adaylar için ise 8 ülkede, 11 merkezde ve 40 salonda sınav oturumları düzenleniyor.

Özel gereksinimli adaylar için de sınav binalarında çeşitli tedbirler uygulandı. Evde veya hastanede sınava girmesi gereken öğrenciler ile görme engelli öğrenciler için gerekli düzenlemeler yapıldı. Bu kapsamda muafiyeti olan öğrencilere 20 dakika ek süre tanınırken, kendilerine “Sınav Tedbir Hizmeti Uygulayıcı Kursu”nu tamamlamış olan öğretmenler “okuyucu ve kodlayıcı” olarak eşlik ediyor.

SINAV İKİ OTURUMDA GERÇEKLEŞİYOR

Öğrenciler, kimlik kontrolleri ve salonlara yerleştirme işlemlerinin zamanında tamamlanabilmesi amacıyla sabah en geç saat 09.00’da binalarda hazır bulundu. Adaylar salonlara fotoğraflı, onaylı sınav giriş belgesi ve geçerli kimlik belgeleri kontrol edilerek alındı.

Toplam 90 çoktan seçmeli sorudan oluşan sınav, iki oturum hâlinde tamamlanacak. Birinci Oturum (Sözel) saat 09.30’da başladı. Türkçe, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile Yabancı Dil derslerinden toplam 50 sorunun yöneltildiği bu oturumda adaylara 75 dakika süre veriliyor.

Sayısal dersleri içeren ikinci oturum ise saat 11.30’da başlayacak. Matematik ve Fen Bilimleri derslerinden 40 sorunun yer alacağı bu oturumda ise öğrencilere 80 dakika süre tanınacak.

ADAYLARIN YÜZDE 91’İNE BESLENME PAKETİ DAĞITILACAK

Bu yılki sınavda, başvuru sırasında velileri tarafından talep edilen öğrencilere, iki oturum arasındaki dinlenme süresinde tüketilmek üzere beslenme paketi verilecek. Kuru meyveli yulaf bar, ceviz, kuru üzüm ve sudan oluşan bu paketlerden, sınava giren öğrencilerin yüzde 91’i faydalanacak.

Velisi talep etmeyen öğrencilere ise yalnızca su dağıtımı yapılacak. Beslenme paketi alacak öğrenciler ile almayacak öğrenciler, lojistik planlama doğrultusunda farklı binalarda veya salonlarda sınava alınıyor.

Sınav binalarında güvenliğin artırılması amacıyla bu yıl teknik altyapıda değişikliğe gidildi. Bina girişlerindeki üst arama kontrol noktalarında ve sınav evraklarının salon görevlilerine dağıtıldığı toplantı odalarında, süreçlerin izlenebilmesi amacıyla yapay zeka destekli altyapıya sahip kamera kurulumları gerçekleştirildi. Bunlara ilaveten bazı binalarda sınavın gerçekleştirileceği salonlarda da kamera sistemi olacak.

SONUÇLAR 10 TEMMUZ’DA AÇIKLANACAK

Merkezi sınavın sonuçları 10 Temmuz’da Bakanlığın resmi internet sitesinden açıklanacak. Sınav sonuçlarının ilan edildiği gün, tercih süreçlerine yön verecek olan “Ortaöğretime Geçiş Tercih ve Yerleştirme Kılavuzu” da yayımlanarak kamuoyuna duyurulacak. (ANKA)

  •  

İran Dışişleri Bakanı Arakçi tarih verdi: Mutabakat zaptı dijital ortamda imzalanabilir

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran devlet televizyonuna açıklamalarda bulundu.

Arakçi, ABD ile yürütülen müzakerelere ilişkin yaptığı açıklamada, “Mutabakat zaptının gelecek birkaç gün içinde dijital ortamda imzalanması ihtimali mevcut” dedi.

Arakçi, “Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşma ile ilgili müzakere yapılmayacak” ifadelerini kullandı.

Yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arakçi, “Eğer yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun durumu netleştirilecekse, bunun tek yolu bu malzemenin İran’da seyreltilmesidir” dedi.

URANYUM STOKLARI

Arakçi, zenginleştirme faaliyetleri ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarının yanı sıra yaptırımların kaldırılması ve İran’ın yeniden yapılanması için oluşturulacak fon mekanizmasının nihai anlaşmada karara bağlanacağını söyledi.

ABD’nin müzakere talebinde bulunduğunu öne süren Arakçi, “Düşman savaşta hedeflerine ulaşamayacağını anladı ve ümitsizliğe kapıldı. Bununla birlikte müzakere talep etti” diye konuştu.

‘KAZANIMLARI PEKİŞTİRECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM’

Müzakerelerin sonucuna ilişkin değerlendirmede bulunan Arakçi, “Müzakerelerin sonucunun İran’ın çıkarları için iyi olacağını ve savaş meydanındaki kazanımları pekiştireceğini düşünüyorum” dedi.

Mutabakat zaptının teknik detaylarına ilişkin de bilgi veren Arakçi, “Mutabakat zaptı iki sayfadan az ve her kelimesi titizlikle gözden geçirildi. Bakanlığımız talep edilen tüm hususları uyguladı” ifadelerini kullandı.

HÜRMÜZ BOĞAZI

Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ile ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılması konularının da mutabakat zaptında yer aldığını belirterek, “Hürmüz Boğazı idaresi önceki gibi olmayacak. Boğaz, Umman ve İran’ın egemenliği altındadır. İki ülke bundan önce boğazdaki hizmetleri ücretsiz sağlıyordu. Umman ile Hürmüz Boğazı’nın idaresine ilişkin olumlu görüşmeler yaptık. Kılıcımız, Hürmüz Boğazı’nın üzerinde olacaktır” dedi.

İran’ın dondurulmuş varlıklarına ilişkin bir mekanizma öngörüldüğünü söyleyen Arakçi, “Bu anlaşmanın düşmanları var ve bunların başında İsrail rejimi geliyor” ifadelerini kullandı.

Medyada yer alan bazı metinleri onaylamadığını belirten Arakçi, “Eğer altyapımıza yönelik tehditler nedeniyle geri adım atacak olsaydık, bunu daha önce yapmış olurduk. Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşmaya yönelik müzakereler yapılmayacak” dedi.

Arakçi, İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nin müzakere sürecini takip ettiğini ve sürece ilişkin raporların konseye sunulduğunu belirterek, “Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nde ilgili metine taraftar olan muhalif olanda mevcut. Ancak sonunda karar birlikte alınacaktır. Karar alındıktan sonra da açıklanacaktır” diye konuştu. (ANKA)

  •  

Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde 4,6 büyüklüğünde deprem

AFAD Deprem Dairesi Başkanlığı’nın verilerine göre, merkez üssü Gaziantep’in Nurdağı ilçesi olan 4,6 büyüklüğündeki deprem saat 00.08’de, 7,01 kilometre derinlikte meydana geldi.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, depremin Gaziantep’in yanı sıra Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye ve Hatay’da hissedildiğini belirterek, “Gaziantep ilimizin Nurdağı ilçesinde saat 00.08’de meydana gelen ve Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye ve Hatay illerimizde hissedilen 4.6 büyüklüğündeki deprem sonrası, an itibarıyla, olumsuz bir durum bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

Çiftçi, ekiplerin sahadaki çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek depremden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. (AFAD)

  •  

Müsavat Dervişoğlu çağrı yapmıştı: Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’nden açılıma karşı Tandoğan mitingine destek açıklaması

VERYANSIN TV

CVP, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenleyeceği mitinge destek vereceğini açıkladı.

Parti Meclisi’nin oy birliğiyle aldığı kararın ardından yayımlanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan mitingine karşı miting’e katılma ve destek verme kararı almıştır. Parti Meclisimiz, kararını oy birliğiyle vermiştir.

Partimiz bölücü açılıma karşı ilk günden tavır almış, bu konuda en net ve en kararlı mücadeleyi veren sesi yükseltmiştir. 27 Aralık’ta Ankara’da yükselen itirazımız neyse, bugün de aynı yerde duruyoruz. 27 Haziran’da Tandoğan Meydanı’nda yapılacak buluşmayı herhangi bir partinin veya ittifakın değil, Türk milletinin büyük buluşması olarak görüyoruz.

Bu nedenle tüm siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, dernekleri, vakıfları, yazarları, gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri ve aydınları bu tarihi çağrıya omuz vermeye davet ediyoruz! Çağrımız; en başta büyük Türk milletine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetini korumayı namus bilenleredir. Kazanan, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti olacaktır! Ya İstiklal Ya Ölüm, Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”

27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan… pic.twitter.com/ScqvddqT8X

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) June 12, 2026

SERKAN ÖZ’DEN AÇIKLAMA

CVP Genel Başkanı Serkan Öz, partisinin açıklamasını alıntılayarak şu ifadeleri paylaştı:

“Gelin, Türk milletinin gücünü gösterelim!

Gelin, memleketin sahipsiz olmadığını gösterelim!

Gelin, Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlık konusu yapılamayacağını gösterelim!

Gelin, 27 Haziran’da Tandoğan’ı kırmızı-beyaza boyayalım!”

Gelin, Türk milletinin gücünü gösterelim!

Gelin, memleketin sahipsiz olmadığını gösterelim!

Gelin, Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlık konusu yapılamayacağını gösterelim!

Gelin, 27 Haziran’da Tandoğan’ı kırmızı-beyaza boyayalım! https://t.co/PqPLYvaleY

— Serkan Öz (@CVPSerkanOz) June 12, 2026

  •  

Tarihin üzerine tuvalet yaptılar!

YUSUF YAVUZ/VERYANSIN TV

Anemurium Ören yerinin sahil kesiminde, 1. Derece Arkeolojik Sit alanında inşa edilen betonarme yapı, vatandaşların tepkileri üzerine yıkılmıştı. Bunun ardından aynı alanda daha küçük bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak bir vatandaşın elde ettiği görüntüler, Koruma Kurulu’nun onayı ile yapıldığı belirtilen tuvalet için kazılan çukurda tarihi duvar yapılarının olduğunu ortaya koydu. Konuyla ilgili açıklama yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) “yıkılan önceki çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddiasını gündeme getirdi.

DENİZ KIYISINDAKİ ANTİK KENT: ANEMURİUM

Türkiye’nin en iyi korunmuş ören yerlerinden biri olan Anemurium antik kentinde bir süredir tartışmalı bir proje yürütülüyor. Deniz kıyısındaki ören yeri, yaz aylarında denize girerek serinlemek isteyen ziyaretçilere de ev sahipliği yapıyor.

ÇALIŞMALAR ‘GELECEĞE MİRAS’ KAPSAMINDA

Anemurium’da ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üç yıldır bir proje yürütülüyor. ‘Geleceğe Miras’ projesi kapsamında yapılan ziyaretçi karşılama merkezi ve çevre düzenlemesi projesi; bilet satış gişesi, otopark, hediyelik eşya satış dükkanları ile duş ve tuvalet gibi birimlerden oluşuyor.

TARİHİN ÜZERİNE TUVALET ÇUKURU

Proje kapsamında ören yerinin sahil kısmında inşa edilen yaklaşık 100 m2’lik yapı gelen tepkilerin ardından yıkılarak kaldırılmıştı. Yıkılan bu yapının yerine daha küçük ölçekli bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak ortaya çıkan yeni görüntüler, duş ve tuvalet için kazılan alanda tarihi duvarların çıktığını ortaya koydu. 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan bölgede açılan fosseptik çukurundan duvar kalıntıları çıkmasına rağmen, tarihin üzerine duş ve tuvalet yapılmasına nasıl izin verildiği sorusuna yanıt aranıyor.

Konuyla ilgili bir basın açıklaması yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) ilgili kurumların konuya açıklık getirmesini istedi.

‘DUVAR KALINTILARI GÖRMEZDEN GELİNDİ’ İDDİASI

Ziyaretçilerin tuvalet ve duş ihtiyacı gözetilerek yapılan uygulama sırasında üzeri beyaz fayanslarla kapatılan foseptik çukurunun Anemurium antik kentine karşı işlenen suçlardan biri olduğu savunulan açıklamada, “bir vatandaş tarafından gönderilen bu fotoğraflar, geçtiğimiz yıllarda Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan alınan izin gereğince yapıldığı söylenen, ancak kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine bir sabah, ağır iş makinalarıyla yıkılan betonarme binanın yerine, yine Kurul kararı ile yapıldığı iddia edilen yeni binanın altında duvar kalıntıların olduğunu açıkça göstermektedir. Anladığımız kadarıyla, yıkılan çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddialarına yer verildi.

‘ANTİK KENTE BU KÖTÜLÜĞÜ KİM YAPIYOR?’

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili kurumların konuyla ilgili adım atmaya çağırıldığı açıklamada, şöyle denildi: “Anlaşılması güç bir şekilde ve inatla inşaat sahası haline getirilen 1. derecede arkeolojik sit alanına yapılan bu kötülüğün kim ya da kimler tarafından yapıldığını bilmemekle birlikte; birçok kişinin katkısı ile gerçekleştirildiği ve ne yazık ki, bu sorunun antik kente yapılan kötülüklerde dahli olan Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından çözülemeyeceği ortadadır.

BAKANLIĞA SORUŞTURMA ÇAĞRISI

Mimarisi ve konumu itibariyle yapılış amacının sadece halkın ve turistlerin tuvalet ihtiyacını karşılamak olmadığını düşündüren söz konusu bina ile hemen yanında kazılan foseptik çukuru,  yerin altındaki kalıntıların çıkarılması ve restorasyonu için çalışma yapan kazı ekibi ile Anamur Müze Müdürlüğü yetkilileri başta olmak üzere Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun anıt abidesi olarak kayıtlara geçecektir. Umarız ki, ilgili bakanlık yetkilileri, tuvalet ve foseptik çukurunun altına gömülen, tüm dünya halklarına ait kültürel mirasları gün yüzüne çıkarırlar ve sorumlular hakkında soruşturma başlatarak bu utancı tarihten silerler.”

2016’DAN BU YANA KAZILAR SÜRÜYOR

Anemurium antik kentindeki kazılar 2016 yılından bu yana devam ediyor. Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tekocak başkanlığında yürütülen kazılarda bugüne kadar Odeon, palaestra, büyük hamam, küçük hamam, halk hamamı, hazine kilisesi, nekropol kilisesi ile çok sayıda mezar ve su kemerlerinde belgeleme çalışması yapıldı. Ortaya çıkarılan yapılar, yürütülen restorasyon ve konservasyon çalışmalarının ardından ziyarete açıldı. Anemurium Kazı Başkanlığı’nın hazırlattığı çevre düzenleme projesi, Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayı ile Mersin Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından uygulandı.

GÜNEYİN RÜZGARLI BURNUNDAKİ KENT

Anemurium antik kentinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine eklenmesi konusunda ilgili kurumlar ve yerel idareler tarafından farklı zamanlarda açıklamaların yapıldığı biliniyor. Ancak ören yerinde koruma ve kullanma konusundaki dengenin bozulduğu yönündeki eleştiriler de sık sık gündeme geliyor. Arkeolojik sit alanı içerisinde uygulanan yapılaşma, bu eleştirilerin başında geliyor. İlgili kurumların ve yetkililerin tavrı ise eleştirilerde dile getirilen iddiaları yalanlamak ya da yapılan uygulamaların mevzuata uygun olduğunu savunmaktan ibaret. Bu tartışmaların ortasında, güneyin ‘rüzgarlı burnunda’ konumlanan Anemurium, üzerini kaplayan zamanın tozu ve binlerce yıllık sırlarıyla ziyaretçilerin ilgisini çekmeyi sürdürüyor.

*Fotoğraflar, sırasıyla ören yerinde tuvalet ve duş için kazılan foseptik çukuru ve duvar kalınlıkları, daha önce yıkılan betonarme yapı, son olarak alanın yapılaşmadan önceki görünümü ile yıkılan yapının yerine yapılan daha küçük ölçekli duş ve tuvalet.

  •  

Ege Üniversitesi soruşturmasında 44 gözaltı: 3 milyar liralık kamu zararı iddiası!

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir İl Emniyet Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen soruşturma kapsamında, Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde gerçekleştirilen ihale ve doğrudan temin alımlarında usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla İzmir merkezli 6 ilde operasyon düzenlendi. İddiaya göre 3 milyar 100 milyon liralık kamu zararı oluştu.

45 kişi hakkında gözaltı kararı verildiğini ve bu kişilerden 44 kişinin gözaltına alındığını duyuran Başsavcılık şu açıklamayı yaptı:

ALIMLARDA USULSÜZLÜK

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen soruşturma kapsamında; Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde gerçekleştirilen ihale ve doğrudan temin alımlarında usulsüzlük yapıldığı, kurum yöneticileri ile bazı şirket temsilcilerinin organize şekilde hareket ederek kamu zararına neden oldukları, ihale süreçlerinde rekabet koşullarının ortadan kaldırıldığı ve kamu kaynaklarının belirli kişi ve firmalara menfaat sağlamak amacıyla kullanıldığı yönündeki iddialar üzerine başlatılan soruşturma kapsamında çalışma yürütülmüştür.

3 MİLYAR 100 MİLYON LİRALIK KAMU ZARARI

Yapılan inceleme ve değerlendirmelerde; Sayıştay raporlarında da tespit edildiği üzere Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen alım işlemleri nedeniyle yaklaşık 3 milyar 100 milyon Türk Lirası kamu zararının oluştuğu değerlendirilmiştir. Soruşturma kapsamında, aralarında kamu görevlileri ile firma temsilcilerinin de bulunduğu 45 şüpheli hakkında yakalama kararı verilmiş; 09.06.2026 tarihinde İzmir merkezli 6 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. Operasyon neticesinde; 44 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmış, 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği tespit edilmiştir.

İKİ RUHSATSIZ TABANCA

Ayrıca operasyon kapsamında 2 adet ruhsatsız tabanca ele geçirilmiş, çok sayıda dijital materyale incelenmek üzere el konulmuştur. Gözaltına alınan şüpheliler arasında; D.B., Ö.Ö., M.A., H.Z., H.T., R.K.Ç., R.U., E.T.B., B.K., F.B., M.K.G., R.H., O.Ö., S.Ö., S.D., R.D., Ş.Ç., S.S., A.Ö., A.C., A.G., A.K., B.E., E.Ş., D.Ö., E.Y., E.K., F.A., K.T., M.C., M.E.U., M.S.A., M.K., M.C., G.Ş., Y.Y., E.Ç.S., N.G., Ö.F.B., R.C., S.Ö., T.K., Y.B.A. ve Y.Ç.U. isimli şahıslar bulunmaktadır. Soruşturma çok yönlü olarak devam etmektedir.” (ANKA)

  •  

İçişleri’nden bir haftalık uyuşturucu bilançosu

İçişleri Bakanlığı, son bir haftada 69 ilde yapılan uyuşturucu operasyonlara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“69 ilde ‘Uyuşturucu Madde Satıcılarına’ yönelik Polisimiz tarafından son 1 haftada düzenlenen operasyonlarda; -1 Ton 916 kg Uyuşturucu Madde ile 725 bin 312 adet Uyuşturucu Hap ele geçirildi. 974 şüpheli yakalandı. 381’i tutuklandı. 98’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüklerince toplam 69 ilde bin 458 ekip, 3 bin 659 personel, 23 hava aracı ve 52 narkotik dedektör köpeğinin katılımıyla operasyonlar düzenlendi.

Gençlerimizin geleceğini, ailelerimizin huzurunu ve toplumumuzun güvenliğini hedef alan zehir tacirlerine asla fırsat vermiyoruz. Güvenlik güçlerimizin kararlı ve özverili çalışmalarıyla ülkemizin dört bir yanında uyuşturucuya yönelik operasyonlarımızı kesintisiz şekilde sürdürüyoruz. Kahraman Polislerimizi, Başkanlığımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz.”

  •  

Atlas Çağlayan davasında siyasilere çağrı

16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ının Güngören’de çocuk yaştaki E.Ç tarafından bıçaklanarak öldürülmesine ilişkin davanın ilk duruşması bugün Bakırköy Adliyesi’nde görülmesine devam ediliyor. Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen dava öncesi adliye önü ve koridorlarında toplanan vatandaşlar “Atlas Çağlayan için adalet” sloganı attı.

‘DURUŞMA SALONUNDA UFAK BİR ARBEDE YAŞANDI’

Duruşmaya ara verildiği anlanda Atlas Çağlayan’ın yakınları ve desteğe gelenler adliye bahçesinde toplandı. Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü basına ve izleyicilere kapalı olarak yapılan duruşmaya ilişkin konuştu. Ünlü şunları söyledi:

“Katil girerken önümüzden geçti. Geçerken ilk giriş anında yüzüme baktı, gözlerime baktı. Orada zaten bir ufak arbede yaşandı içeride. Yani çok cesur. Çok cesurca işlemiş zaten. Çok bilinçli yapmış. Yaptığını tamamen ‘ben yaptım’ ama hiçbir sebebe dayayamıyor. Sebebi ne soruyoruz, neden diye soruyoruz. Bir sebebi yok ona göre. O zaten o gün onun için yola çıkmış. Her şeyi inkar ediyor. Cep telefonunda sevgilisiyle ilgili olan konuşmalarında başkası için zaten tehditlerde bulunuyor. Bununla ilgili haberim yok diyor. Kendi yaptığı her şeyi inkar ediyor ve ‘haberim yok’ diyor. Zaten o gün içerisinde saat 4 civarında başkasından silah istemiş. Aslında o günkü eylemi zaten net”

Duruşmayı takip eden Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM) adliye önünde açıklama gerçekleştirdi. Taraflar ve vekilleri haricinde duruşma salonuna girişlere izin verilmemesi nedeniyle, duruşmayı takip etmek isteyen avukatlar olarak mahkeme salonu önünden süreci takip ettiklerini aktaran UCİM İstanbul Hukuk Koordinatörü avukat Helin Almak, “Bugün sanığın olaya ilişkin beyanları alındı. Olay anına tanıklık eden diğer mağdur çocuklar da bugün dinlendi. Olayı tutarlı şekilde anlattılar mahkeme salonunda. Olaya tanıklık eden tanıkların beyanları da alındı. Biz bugün artık adil bir karar çıkacağını düşünüyoruz. Bugün çıkmasa dahi yargılamanın sonunda artık bu suçların işlenmesini önleyecek caydırıcı cezalar verilmesini istiyoruz. Ceza kanunumuzda bu suçlara ilişkin yeterli cezalar aslında öngörülmüş ancak asıl sıkıntı daha çok infaz kanunumuzda. İnfaza ilişkin değişiklikler yapılırsa bu suçların işlenmesi noktasında caydırıcılık oluşturabileceğini düşünüyoruz.

ÖZKAN: ‘MÜEBBET ALIRIM AMA BİR KAÇ SENE SONRA ÇIKARIM’ DÜŞÜNCESİNİN KALDIRILMASI GEREKİYOR

“Biz koridorda da olsa Atlas çocuğumuz için adaletin yerini bulması için annemizin yanında olmaya devam edeceğiz” diyen UCİM) Genel Başkanı Saadet Özkan da, “Bu sözde SSÇ (Suça Sürüklenen Çocuk) tanımının değişmesi gerekmekte. Ceza infaz sisteminin değişikliği, suçu işleyenlerin ceza alma şeklini de değiştirecektir. Yani, ‘Ben müebbet alırım ama yaşım 18’in altında, birkaç sene sonra çıkarım’ düşüncesinin kaldırılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

CEYLAN: ÇOCUKLAR O MAFYA BOZUNTULARINA ÖZENİYOR, ÇOCUKLARI ÇETELER KULLANIYOR

UCİM Genel Başkan Yardımcısı Yücel Ceylan ise “Çocuklarımız heba oluyor. Çocuklar çocukları öldürüyor. Bu infaz yasaları değişmezse biz daha çok çocuklarımız için adliyelere geleceğiz” ifadelerini kullandı. Ceylan şöyle konuştu:

“Ben tüm sivil toplum kurum ve kuruluşlarına seslenmek istiyorum. Biz 1990 senesinde Avrupa Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza attık. 18 yaşının altındaki çocuklara çocuk diyoruz doğrudur. Ama Avrupa’nın hangi ülkesinde çocukları kullanan bu kadar suç örgütü var. Avrupa’nın hangi ülkesinde diziler, filmler bu suç örgütlerine bu kadar methiyeler dizip övebiliyor, bunların başındaki insanları bu kadar ilahlaştırıyor. Bu bizim ülkemizde var… Bugün burada mahkeme heyeti yasal sınırları zorlayarak cezayı verecek ama eminim ki toplumun vicdanı rahat etmeyecektir. Ben sesleniyorum yine, özellikle siyasilere de sesleniyorum bu ülkenin çocuklarını seviyorsanız gerçekten lütfen cesur olun, ceza infaz sistemini değiştirin. Bu çocukları çeteler kullanıyor. Bu çocuklar o mafya bozuntularına özeniyorlar. Bu çocuklarımız heba oluyor” (ANKA)

  •  

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Osmanlı’ çıkışı: ‘Türkiye o coğrafyaya gitmek zorundadır’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Genel Merkezi’nde milletvekillerine ve partililere hitap etti.

Kılıçdaroğlu, kendisine yöneltilen “Saray adamı” söylemine tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Erdoğan Meclis’e geldiğinde Kılıçdaroğlu mu kalktı? ‘Biz, müzakere ediyoruz diyorlardı.’ Kılıçdaroğlu dedi ki, ‘Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir.’ Dolayısıyla hiç endişe etmeyin. Beraber güzel şeyler yapacağız. Sizin iradenizle yapacağız. Siz mücadele ettiğinizde unutmayın, Ankara’da bir Kemal ağabeyiniz var” ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, gençlere seslenerek, “Biraz onların derinlikli düşünmelerini istiyorum. Sosyal medyanın, trollerin ya da adını tanımlayamadığım bazı kişilerin dolduruşuna gelmesinler. Akıllarını kullansınlar. Sorgulamayı öğrensinler. Sorgulamayı öğrendiğimizde siyaseti güzel bir zemine oturmuş oluruz. Bunu yapmamız gerekiyor, bunun mücadelesini vermemiz gerekiyor” dedi.

Resim

‘BEŞLİ ÇETELERE KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ’

Değişimin “üç aşamadan oluşan bir değişim olacağını” kaydeden Kılıçdaroğlu, bunları şöyle sıraladı:

“Bir değişim var, bir de gerçek değişim var. Değişim, geriye doğru da olabilir. Ama bizim söylediğimiz gerçek değişim, üç aşamadan oluşacak. Birincisi, arınma ve temiz siyaset.

İkinci değişim, ekonomik kurtuluş ve üretimci kalkınma. Kalkınmayı üreterek yapacağız, faiz baronlarına karşı mücadele edeceğiz. Beşli çetelere karşı mücadele edeceğiz, halkı soyanlara karşı mücadele edeceğiz, uyuşturucu baronlarına karşı mücadele edeceğiz, Türkiye’yi kara para cenneti yapanlarla mücadele edeceğiz.

Üçüncüsü ise iktidarın yarattığı tahribatları düzeltmemiz lazım. Yani devletin yönetiminin ahlak zeminine oturması lazım. Devletin yönetimi ahlak zeminine oturmazsa hepimiz kaybederiz.

İnşallah iktidara geldiğimizde ilk yapacağımız iş, devlete çöken mafyayı temizlemek olacak. Parayı gasp edenlere çökmek olacak. Şöyle güzel bir özdeyiş hazırlamışlar, onu size okumak isterim: Ay ve güneş herkesin lambasıdır. Hava herkesin havası, su herkesin suyudur. Neden ekmek herkesin ekmeği değildir? Bizim kavgamız bu.”

‘DEVLETTE LİYAKAT OLMAZSA ÜLKE DÜZELMEZ’

Sorunlara karşı çözüm önerilerinde bulunacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Devletin dini adalettir. Toplumun temeli adalettir. Adaletin kardeşi ahlaktır. Onun kardeşi liyakattir. Hakkın, hukukun, adaletin, liyakatin mutlaka sağlanması lazım. Devlet dediğiniz kurum, bir siyasal partinin rahat at koşturacağı bir alan değildir. Devlette liyakat olmazsa ülke düzelmez. Devlette huzur ancak liyakatle gelir, emekle gelir, bilgiyle gelir, birikimle gelir. Bunun mücadelesini vereceğiz. Önümüzdeki toplantılarda sizlere çok daha farklı Türkiye’nin temel sorunlarını nasıl çözeceğimizi anlatacağım. Çünkü şu var: Efendim herkes eleştirir ama biz çözüm önereceğiz. Bir şey söylüyorsak ‘yanlıştır’ diye, doğrusu nedir onu da söyleyeceğiz. Bu bizim görevimiz” diye konuştu.

Resim

Kılıçdaroğlu, “Kürt sorununun parlamentoda çözülmesi gerektiğini söyleyen ilk partinin CHP olduğunu” söyleyerek, “Bu soruna en sıcak yaklaşan, arşivinde onlarca raporu olan bir partiyiz biz. Bu sorunu çözmek parlamento dışında mümkün değil. Dikkat buyurunuz, bizim söylediğimiz noktaya geliyoruz. Bakın CHP, sorunların çözümünde öngörüsü olan, önerisi olan bir partidir. Sıradan bir parti değildir. Bu ülkenin aydınlarıyla beraber olmak zorundadır. Bu ülkenin aydınlarının bize yaptığı katkılardan yararlanmak zorundadır. Ve sizler de sokaklarda bunu anlatmak zorundasınız. Biz ahlaki üstünlüğümüzü alacağız, ahlaki üstünlüğümüzü koruyacağız. Kirli kimse onları kapının önüne koyacağız. Ahlaklı, erdemli siyaseti yeniden getireceğiz” dedi.

‘KURULTAY’ MESAJI

Konuşmasında CHP kurultayının toplanması yönündeki çağrılara da yanıt veren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Benim koltuk derdim yok. Ben bir köşeye çekilip huzur içinde de yaşayabilirim. Ama tarihin yüklediği bir sorumluluk var. Ben kurultayı toplayacağım. Hiç kimse endişe etmesin. Ahlaklı, erdemli bir kurultayı elbette yapacağız. Elbette genel başkanınızı erdemli, yüce oylarınızla seçeceksiniz. Hiç kimse kapalı kapılar ardında özel pazarlıklar yapmayacak. Kimse zenginleşme aracı olarak kurultayı kullanmayacak. Dolarlar havada savrulmayacak” ifadesini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Benim koltuk derdim yok ama tarihin yüklediği bir sorumluluk var. Ben kurultayı toplayacağım”https://t.co/yRHYK0vk6e pic.twitter.com/U8Opp0EdS3

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

‘OSMANLI’ ÇIKIŞI

Kılıçdaroğlu,  dikkat çeken ‘Osmanlı’ mesajında ise şunları söyledi:

“Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Çok önemli bir coğrafyada. Bakın, dünya dengeleri değişiyor derken Çin’e, Amerika’ya, İngiltere’ye, Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundadır. Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Ne demiştim? Cumhuriyet Halk Partisi devlete istikamet çizen bir partidir. Bunları dillendirmek zorundadır Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partisi kısır tartışmaların dışına çıkmak zorundadır. Eğer kısır tartışmalara takılır kalırsak bu bize değil, en çok Türkiye’ye zarar verir. O nedenle bizlerin mücadelesi hak ve adalet mücadelesidir.”

Kılıçdaroğlu’ndan dikkat çeken ‘Osmanlı’ çıkışı: ‘Türkiye o coğrafyaya gitmek zorundadır’

“Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın… pic.twitter.com/1yjmb9psvk

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

 

 

  •  

DEM Parti’den Cumhur İttifakı’na yasa çağrısı: Elinizi taşın altına koyun

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’deki grup toplantısında Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirdi.

Hatimoğulları, Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesinin kimi zaman darbelerle, kimi zaman olağanüstü hukukla, kimi zaman yargı kararlarıyla baskılandığını savunarak şunları kaydetti:

“Zaman zaman sekteye uğratılmıştır. Bugün CHP’ye mutlak butlan ataması demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biridir. Askeri vesayet rejimine karşı çıkanlar şimdi oluşturdukları yeni bir yönetim zümresiyle otoriter bir zümreyle vesayet rejimine dönüşmüş durumdalar. Böyle bir tablo içinde CHP ve mutlak muktan tartışması bir parti içi kriz, bir koltuk kavgası ya da güncel bir siyasi çekişmenin çok ama çok ötesinde. Asıl mesele kimin nerede, hangi koltukta oturacağı ya da oturduğu değil. Asıl mesele Türkiye açısından demokrasinin nereye oturacağıdır. Siyasal rekabet sandıkta mı kurulacak, mahkeme koridorlarında mı? Halkın, üyelerin, delegelerin, seçmenlerin iradesi mi esas alınacak yoksa yargı eliyle siyaset yeniden mi dizayn edilecek? CHP’ye mutlak butlan kararı, demokratik ve sivil alanı komple tehdit etmektedir. YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasbettirmiştir. Anayasa’ya aykırı davranmıştır. Mahkemeler yetkilerini aşmışlardır. Bunlar basitçe geçiştirilecek konular değildir. Demokrasinin kalbine, demokratinin az da kalan kırıntılarının kalbine hançer saplanmıştır. Bu uygulamalar ya Yargıtay yargı eliyle oluşan bu kaosu mutlaka çözmelidir. Zamana yaymamalıdır. Siyasal sorunların çözüm adresi elbetteki mahkeme salonları değildir. Olamaz, olmamalıdır. Demokratik toplumlarda siyasi partilerin yönetimlerine, programlarına, geleceklerine mahkemeler karar vermez. Üyeleri, delegeleri, seçmenleri karar verir ve biz ümit ediyoruz ki CHP’nin sorunları bu yaklaşımla çözüme kavuşur.”

Hatimoğulları, “Halkın iradesine yönelik her türlü müdahaleye net olarak karşıyız. Demokratik siyaset alanının daha fazla genişlemesini savunuyoruz. Demokratik cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerinde dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır” dedi.

HATİMOĞULLARI’NDAN ’12. YARGI PAKETİ’NDE SÜREÇ’ ELEŞTİRİSİ

Hatimoğulları, bölücü açılım sürecine ilişkin ise şöyle konuştu:

“Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. ‘Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız’ demişti. Ardından ‘hayırlı işlerde çabuk olunmalı’ demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmelidir. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz. Buna hapsedilemez çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini katlayacak paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı. Barış ahlak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir.”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları:

“Sayın Erdoğan ‘Hayırlı işlerde çabuk olunmalı’ demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli”https://t.co/y9yQSRU88k pic.twitter.com/l96OKIzq28

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

Süreçle ilgili 12. Yargı Paketi beklentilerine ilişkin Hatimoğulları, “Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokrasi ve demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var” dedi.

‘EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR’

Hatimoğulları, DEM Parti İmralı Heyeti’nin son İmralı görüşmesinde terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın bir formül ve yol haritası ortaya koyduğunu savunarak, “Sayın Öcalan’ın sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu ve AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı iğne konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP hükümetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz ve çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı dönemden demokratik, sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmelidir. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalıdır. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmelidir” diye konuştu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları:

“Son İmralı görüşmesinde Öcalan mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koymuştur”https://t.co/y9yQSRU88k pic.twitter.com/C1yafbOnAh

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

Hatimoğulları, “Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri, 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmelidir. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreçte barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir” dedi.

Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:

“Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım. Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı, istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak olarak sadece bugün barış demedik, sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz, Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük.” (ANKA)

  •  

Erdoğan, Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ile bir araya geldi

Cumhurbaşkanlığı’nın resmi internet sitesinden yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, davetine icabetle Türkiye’yi ziyaret eden Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’i resmi törenle karşıladı. Karşılama töreninin ardından Erdoğan ile Rodriguez, ikili ve heyetler arası görüşmeye geçti. Görüşmede, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat hazır bulundu.

İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmeye ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ülkemize çalışma ziyaretinde bulunan Venezuela Cumhurbaşkanı Vekili Delcy Rodriguez ve heyetini İstanbul’da kabul etti. Kabulde Türkiye-Venezuela ikili ilişkileri ile küresel gelişmeler ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, ülkemizin her daim dost Venezuela halkının yanında olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanımız, Türkiye ile Venezuela’nın ticaret, enerji ve madencilik alanları başta olmak üzere birçok alandaki iş birliğini daha da ilerletmek için kararlı olduğumuzu vurguladı. Görüşmede, 3 milyar dolar ticaret hacmi hedefine ulaşılması için atılacak adımlar da değerlendirildi.”

  •  

İçişleri Bakanlığı’nda NATO zirvesi öncesi ‘tedbir’ toplantısı

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:

“NATO Zirvesi kapsamında alınacak güvenlik tedbirlerine ilişkin hazırlıkları değerlendirmek üzere, Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi (GAMER) Toplantı Salonu’nda kapsamlı bir koordinasyon toplantısı gerçekleştirdik. Toplantıya; Bakan Yardımcılarımız Sayın Ali Çelik ve Doç. Dr. Sayın Kübra Güran Yiğitbaşı, Ankara Valimiz Sayın Yakup Canbolat, Emniyet Genel Müdürümüz Sayın Ali Fidan, Jandarma Genel Komutanımız Orgeneral Ali Çardakcı ve ilgili birim amirleri katıldı.

‘NATO ZİRVESİ’NE EN ÜST DÜZEYDE EV SAHİPLİĞİ YAPILACAKTIR’

Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin güvenli ve başarılı bir şekilde icra edilmesi amacıyla tüm hazırlıkları kapsamlı şekilde ele aldık. Devletimizin tüm kurumları arasında güçlü bir koordinasyon ve eşgüdüm anlayışıyla hareket ederek, kamu düzeninin korunması, misafir heyetlerin güvenliği ve zirvenin başarıyla tamamlanması için gerekli tüm tedbirleri titizlikle almaya devam edeceğiz. Türkiye, sahip olduğu tecrübe, güçlü güvenlik altyapısı ve kurumsal kapasitesiyle NATO Zirvesi’ne en üst düzeyde ev sahipliği yapacaktır.”

  •  

Akın Gürlek’ten ‘uyuşturucu, yasa dışı bahis ve sanal kumar’ bilançosu

Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde gençlerimizin geleceğini, aile yapımızı ve toplum düzenimizi hedef alan uyuşturucu, yasa dışı bahis ve sanal kumar suçlarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. 81 il Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinesinde, İçişleri Bakanlığımız ile yürütülen etkin iş birliği ve eşgüdüm sayesinde Mayıs ayında ülke genelinde 706 operasyon gerçekleştirilmiştir.

Bu operasyonlar neticesinde 9 bin 381 şüpheli hakkında işlem yapılmış; 4 bin 606 şüpheli tutuklanmış, 1.317 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. İstanbul ilimiz, 2 bin 531 şüpheli hakkında yapılan adli işlem ile operasyonel süreçlerin en yoğun yürütüldüğü illerimizin başına gelmektedir. Bu vesileyle; Cumhuriyet başsavcılıklarımıza, emniyet ve jandarma kolluk birimlerimize, süreçte emeği geçen tüm kamu kurumlarımıza ve personelimize teşekkür ediyorum. Milletimizin huzurunu ve güvenliğini tehdit eden hiçbir suç odağına geçit vermeyeceğiz.”

  •  

Lütfü Savaş’tan mutlak butlan için yeni hamle

Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) “mutlak butlan” krizi sürüyor.

SIRADAKİ HAMLE BELLİ OLDU

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, dava sürecinde aralarında eski Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın da yer aldığı ve delegelerden oluşan 7 kişilik davacı ekibin yeni bir adım atacağı iddia edildi.

TEMYİZ BAŞVURUSU

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı çıkmasında etkili isimlerden Lütfü Savaş ve beraberindeki 7 kişinin İstinaf’ta bekleyen dosyaya tekrar temyiz başvurusunda bulunacağı öğrenildi.

Davacıların bu hafta İstinaf Mahkemesinde bekleyen dosyaya tekrar temyiz başvurusunda bulunacağı belirtiliyor. Hukukçular, dosyanın Yargıtay’a gitmesinin adli tatil sonrasına kalmasına neden olabileceğini belirtti.

UZATMANIN YOLUNU BULDULAR

Davanın kısa sürede neticelenmesi önündeki en büyük engel, hukuki prosedürdeki tarafların çokluğu ve itiraz süreleri olarak öne çıkıyor. İstinaf Mahkemesi’nde ‘itiraz ve başvuru süreleri’ tamamlanmadığı için dosya henüz Yargıtay’a gönderilemiyor.

Dört farklı tarafın yer aldığı dosyada; Lütfü Savaş ve 5 delege davacı, CHP kurumsal olarak davalı, süreçten etkilenen 45 kişi fer’i müdahil, Özgür Özel ve yönetimi ise görevden uzaklaştırma kararı verilen taraflar olarak bulunuyor.

  •  

Ferdi Zeyrek’in ölümünde yeni gelişme: Dosyalar birleştirildi

Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in evindeki havuzda elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesine ilişkin Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada yeni bir gelişme yalandı.

Toplam 10 sanığın, “taksirle bir kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olma” suçundan yargılandığı davada, olayda kusurları bulunduğu iddia edilen Yunusemre Belediyesi’nde çalışan 6 kamu görevlisi hakkında da iddianame tamamlandı.

Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Yunusemre Belediyesi’nde çalışan 6 kamu görevlisi hakkında “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan açılan kamu davasının, aynı olaya ilişkin yürütülen ana dava dosyasıyla birleştirilmesine karar verdi.

1 TEMMUZ’DA GÖRÜLECEK DURUŞMADA SAVUNMALARI ALINACAK

Konuya ilişkin açıklama yapan Ferdi Zeyrek’in ailesinin avukatı Necibe Karaoğlanlar, “Yunusemre Belediyesi’nde çalışan; inşaat mühendisi, tekniker, yapı belge görevlisi ve müdürlerden oluşan 6 kişi hakkında iddianame düzenlenerek ana dava dosyasıyla birleştirildi.  Şüphelilerin savunmalarını almak ve 1 Temmuz’da görülecek duruşmada dinlenilmek üzere mahkemece davetiye çıkarıldı” dedi. (ANKA)

  •  

Eskişehir Uluslararası Gürer Aykal Orkestra Şefliği Yarışması’nda final heyecanı

Eskişehir Uluslararası Gürer Aykal Orkestra Şefliği Yarışması kapsamında ön eleme sonuçları açıklandı.

Türkiye’nin duayen orkestra şeflerinden Gürer Aykal’a saygı niteliğinde düzenlenen yarışmaya dünyanın dört bir yanından yoğun başvuru yapılmıştı.

Yapılan değerlendirmeler sonucunda toplam 16 genç orkestra şefi ön elemeyi geçerek Türkiye’ye gelmeye ve yarışmanın canlı performans aşamalarında yer almaya hak kazandı.

Ön elemeyi geçen isimler ise Anton Lemekhov, Atay Bağcı, Brian Liao, Francesco Gennaro, Georg Albegov, Hancheng Guo, Joshua Yoon, Maciej Tomasz Kotarba, Omar El Jamali, Shuyang Chen, Tom Zwoliński, Vera Slasnaya, Wei-Chung Chen, William Garfield Walker, William Lai ve Yumeki Terunuma olarak açıklandı.

Bu adaylardan 12’si Eskişehir’e gelerek yarışmanın canlı performans aşamalarında yer alacak. Yarışmacılar bu süreçte Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası eşliğinde sahneye çıkarak orkestra şefliği alanındaki yeteneklerini uluslararası jüri karşısında gösterecek.

Sanat yönetmenliğini Rengim Gökmen’in üstlendiği yarışma, genç şeflere uluslararası bir platformda kendilerini gösterme imkanı sunarken klasik müzik dünyasına yeni yetenekler kazandırmayı hedefliyor.

Yarışmanın ilerleyen aşamalarında finalistler, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nı sırayla yöneterek yorumlarını ve müzikal yaklaşımlarını uluslararası jüriye sunacak.

Sevda-Cenap And Müzik Vakfı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası sponsorluğunda gerçekleşen yarışma takvimine göre canlı performansların birinci ve ikinci aşaması 8-11 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Final konseri ve ödül töreni ise 14 Haziran 2026 Pazar günü saat 18.00’de yapılacak.

  •  

Ağrı’da görev yapan genç öğretmen Irmak Ayşe Koparan evinde ölü bulundu

Ağrı’nın Hamur ilçesindeki Soğanlıtepe İlkokulunda okul öncesi öğretmeni olarak görev yapan Irmak Ayşe Koparan’dan haber alamayan arkadaşları, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.

İhbar üzerine Koparan’ın Ağrı il merkezindeki evine giden polis ekipleri, kapıyı açtıklarında genç öğretmenin hayatını kaybettiğini tespit etti.

Olay yeri incelemelerinin ardından Koparan’ın cenazesi, otopsi için morga kaldırıldı.

Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin soruşturma başlatırken, il milli eğitim müdürlüğü de ölümün tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla müfettiş görevlendirildiğini duyurdu.

  •  

TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘Yeni anayasa fantezi değil zarurettir’

Galatasaray Üniversitesi’nde “Bir Sultan, Bir Darbe, Bir Anayasa” konulu “Sultan Abdülaziz Han’ı anma programı” düzenlendi.

Programın açış konuşmasını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş yaptı. 150 yıl gibi kısa bir süre içerisinde anayasacılık bakımından bu kadar derin bir tecrübeye sahip olan başka bir millet olmadığını dile getiren Kurtulmuş, şunları söyledi:

“Bu tecrübenin iyi tarafları da vardır, kötü tarafları da vardır. Yanlışları düzeltip yolumuza devam etmek boynumuzun borcudur. Anayasaları darbelerden bütünüyle ayırarak, hiçbir şekilde darbelerin gölgelerinin, tortularının anayasalar üzerine aksetmesine müsaade etmeden Türkiye’nin yeni bir anayasayı yapma gücüne, kuvvetine, kudretine sahip olduğunun altını çizmek isterim. Ayrıca anayasa tartışmaları kısır gündelik siyasi tartışmaların da mevzuu değildir. Siyasi partiler gelir gider, isimler gelir geçer ama ülkelerin anayasaya ihtiyaçları, milletin talepleri ortadadır. Bunun gerektirdiği şekilde hareket edilmesi Türkiye’nin geleceğinin en önemli unsurlarından birisidir. Bu 150 yıllık mücadelemiz sırasında en önemli meselelerimiz den birisi de hem aydınların hem Sultan Abdülaziz Han gibi yöneticilerin üzerinde durduğu temel sorulardan birisi ve belki de başlıcası ‘Ne oldu da biz batı karşısında yenildik’ sorusudur. Yenildiğimizi kimisi kurumsal kapasitemizin zayıflamasına, kimisi bilim ve teknolojide geri kalmamıza, kimisi ordu bakımından zayıf düşmemize, kimisi içeride toplumsal bütünlüğün zayıflamasına bağlar ama ne olursa olsun, bu 150 yıl içerisinde entelektüellerin, siyasetçilerin iyi niyetli bir şekilde çözüm arayan, Türkiye’yi daha ileriye götürmek isteyenlerin üç temel soruya cevap bularak anayasa çalışmalarına, daha doğrusu Türkiye’de devletin gücünü geliştirme, artırma çabalarına katkı sunmaya çalıştıklarını görüyoruz.

‘MİLLET İRADESİNİ NASIL GÜÇLENDİRECEĞİ…’

Bu 150 yıllık anayasa tartışmalarının, devlet-millet ilişkileri konusundaki tartışmaların üzerinde hâlâ bugün bile çok derin tartışılabilecek ilk konularından birisidir. İkinci mesele ise milletin iradesini hangi kurumlar, hangi mekanizmalar vasıtasıyla temsil edeceği meselesidir. Evet, milletin iradesi var. Bütün bu metinlerde 150 yıl öncesinden itibaren başlayarak sultanın, padişahın iradesinin yanında bir de milletin iradesini önemseyen bir tavrın olduğu, bunun ilk anayasa olarak kabul edebileceğimiz 1876’nın maddelerinin içerisinde de yer aldığı ama milletin iradesinin hangi mekanizmalarla nasıl, ne şekilde ifade edileceği, gündeme getirileceği, nasıl ele alınacağı da hep tartışma konusu olmuştur. Milletin iradesini nasıl temsil edeceği, aynı zamanda da demokrasinin genişleme fikriyle de birebir ilgili konudur. Dolayısıyla dün bu konularda devam eden tartışmaların bugün de bundan sonra da bu konular üzerinde yoğunlaşması mukadderdir ve hatta doğru konulardır bunlar. Bir başka üçüncü mesele ise insanın onuru, insanın haysiyeti, bugünkü tabiriyle kullanırsak insan hak ve özgürlüklerinin hangi çerçeveler içerisinde korunacağı, hangi mekanizmalarla ele alınacağı ve bunun millet iradesini nasıl güçlendirebileceği de önemli tartışmaların arasında olmuştur.”

MENDERES’İ ÖRNEK GÖSTERDİ

Yeni anayasa tartışmalarına değinen Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün de Türkiye’nin geleceğinde fevkalade önemli bir şekilde bu tartışmaların yeri olacaktır ve bunları tartışmaya devam edeceğiz. Geldiğimiz noktada 150 yıllık müktesebatımızı asla hafife almamamız gerektiğini bir kere daha ifade ediyorum. Bu 150 yıl içerisinde Türkiye, demokrasi bakımından da fevkalade ileriye gitmiştir. Büyük merhaleler geçirmiştir. Büyük badireler atlatmıştır. Sultan Abdülaziz Han’ın katli gibi, cumhuriyet döneminde de Adnan Menderes’in ve arkadaşlarının katli gibi fevkalade hazin bir antidemokratik sonuçla karşılaşmıştır. Partilerin kapatıldığı, siyasetin sözünün kısıldığı nice dönemleri Türkiye geride bırakmıştır ama Türkiye’nin istikameti 150 sene evvel olduğu gibi bugün de daha ileriye gitmek, daha modern toplumlar inşa etmek, daha güçlü demokrasileri inşa etmek ve milletle devlet arasındaki bütünleşmeyi tam manasıyla sağlamaktır. Şimdi bu perspektiften baktığımızda bugün önümüzde siyaset olarak Türkiye’ye fikir üreten üniversiteler, bilim insanları, akademik camia olarak, fikir insanları olarak üzerimizdeki önemli sorumluluklardan birisi de Türkiye’nin yeni bir anayasa ihtiyacını karşılamaktır.

2027’Yİ İŞARET ETTİ

Türkiye artık 21’inci yüzyılın bu şartları içerisinde, hele hele dünyanın tam manasıyla bir savaş meydanına döndüğü, dünyada hemen hemen oluşan bütün bölge ve küresel krizlerin bizim çevremizde yer aldığı böylesi bir dünyada Türkiye iç birliğini, bütünlüğünü, öncelikle anayasal düzenini demokratik unsurlarla tahkim ederek yoluna devam etmek durumundadır. Yeni bir anayasayı yapmak mutlaka ve mutlaka Türkiye’nin öncelikli ödevlerinden birisidir. Türkiye’nin bu anlamda gücünü artıracak katılımcı, çoğulcu, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa yapmak için hepimizin üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz lazım. Bu çerçevede hiçbir sözün artık zamanı gelmedi diye düşünmeden, anayasa tartışmalarını da sadece ezberlenmiş birtakım kalıplar etrafında ele almadan bu tartışmaları sürdüreceğiz ve inanıyorum ki sonunda Türkiye artık 2027’de kendisine yaraşan, milletimizin birliğini bütünlüğünü temin eden, Türkiye’nin küresel alandaki rekabet gücünü artıran, Türkiye’yi bölgesindeki ve dünyadaki tehditlerden koruyan yeni, çağdaş bir toplum sözleşmesi olarak yeni anayasasını gerçekleştirecektir.”

‘FANTEZİ DEĞİL ZARURETTİR’

Yeni anayasa yapılmasına karşı çıkanlara da Kurtulmuş, şu sözlerle tepki gösterdi:

“Bunu her söylediğimizde hiçbir fikri olmayan anayasa konusunda ama sağdan soldan, kıyıdan köşeden ‘Kurucu irade yok ama’ diyenleri duyar gibi oluyorum. Onların derdi millete kurucu irade olarak bir paye ve güç vermemektir. Onların anayasadan anladıkları kapalı kapılar ardında birileri anayasa yapar ve hâkim unsurların mütegallibenin ihtiyacı neyse o çerçevede bir anayasa metni yazarak bunu millete dikte ederler. Çünkü millet öyle anayasa falan yapabilecek olgun bir şahsiyet değildir. Millet güdülecek. Millet etrafı kuşatılarak ne tarafa gitmesi gerektiği söylenecek. Yeri geldiğinde de parmakla tehdit edilecek bir unsurdur. Hayır, o devirler geride kaldı. Artık Türkiye kendi anayasasını yaparak önündeki bütün engelleri kaldıracak ve ümit ediyorum ki çok daha güçlü bir şekilde Türkiye bugünün güç dünyasında yerini alacaktır. Niye anayasayı bu kadar önemsiyoruz? Anayasa, milletle devlet arasındaki herkesin kabul ettiği bir toplum sözleşmesidir. Bunun dayatılan bir sözleşme değil, bunun içselleştirilmiş bir sözleşme hâline gelmesi özellikle bu kadar yoğun tartışmaların, bu kadar yoğun altüst oluşların yaşandığı bir dönemde Türkiye için bir zarurettir. Bir siyasi tercih ya da bir fantezi değil, Türkiye için bir zarurettir.”

  •  

Nizamettin Kabaiş: Bizim için bayram Rojin’in katilleri bulunduğu zamandır

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi olan 21 yaşındaki Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te KYK yurdundan ayrıldıktan sonra kaybolmuş, 18 gün süren arama çalışmalarının ardından 15 Ekim 2024’te Van Gölü Mollakasım sahilinde cansız bedeni bulunmuştu. Ölümü “şüpheli” olarak değerlendirilen Kabaiş’in dosyasına ilişkin süreç devam ediyor.

‘ROJİN’SİZ DÖRDÜNCÜ BAYRAMIMIZ’

Nizamettin Kabaiş, şunları söyledi:

“Bizim için bayram, Rojin’in katilleri bulunduğu zaman olacak. Adalet yerini bulduğu zaman bizim için bayram olacak. Bu genç kızımızın hayatına mal oldu. Okulda katledildi. Ama adalet hala da yerini bulmamış. Adalet yerini bulduğu gün bizim için o gün bayramdır. Herkesin bayramı mübarek olsun. Rojin’imin bayramı da mübarek olsun. Keşke şimdi o da hayatta olsaydı şeker alacaktı, bayramlığını yapacaktı. Kur’an okuyacaktı ve biz beraber oturacaktık ama maalesef 2024’te Rojin’i kaybettik. Bizim Rojin’siz dördüncü bayramımız. Çok zor durumdayız. Özellikle bayram günü çok insanın aklına geliyor. Acı günler, bayram günü hazindır.”

‘ÖZEL EKİP BAYRAMDAN SONRA VAN’A GÖNDERİLECEK’

Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Ankara’da görüştüğünü hatırlatan baba Kabaiş, “İnşallah Allah’ın izniyle bayramdan sonra da çalışmalar devam edecek. Özel ekip Van’a gönderilecek. Hem telefon için hem de kameralar için üniversiteyi araştıracaklar, yurdu araştıracaklar. Rojin’in telefonu için İspanya’ya gönderileceğini söyledi. İnşallah Allah’ın izniyle adalet yerini bulacak. Rojin için biz adalet istiyoruz” dedi.

‘ADLİ TIP’TAN RAPORUN GELMESİNİ İSTİYORUZ’

Adli Tıp raporunu beklediklerini belirten Kabaiş, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Yarım kalan çalışmaların tamamlanacağını söylediler. Çünkü daha önce de yapılmayan çok şey var. Şimdi Rojin’in suda boğulduğunu söylüyorlar. Böyle olmaz. Biz bunu kesinlikle o şekilde kabul etmeyiz. Net bir şekilde Adli Tıp’tan raporun gelmesini istiyoruz. Yani ne gelirse en azından içimiz rahat olur. Rapor gelsin, kaç gün suda kalmış, hangi gün öldürülmüş… 18 günün içinde kaç gün su üstünde kalmış, biz bunun rapor olarak gelmesini istiyoruz. Ama maalesef yaklaşık 2 senedir, 21 aydır biz o raporu bekliyoruz.

‘ARTIK KESİNLİKLE İNTİHAR DİYEMEZLER’

Yeni Adalet Bakanımız göreve başladığından beri gelişmeler oldu. İnşallah Allah’ın izniyle bayramdan sonra da daha güzel gelişmeler olacak. Kolay netleşecek, aydınlanacak. Hep birlikte önümüzdeki günlerde göreceğiz. Daha kesinlikle kimse diyemez intihar olduğunu. İntiharda yani herhangi bir delil, bir kanıt yok ortada ama cinayetle ilgili çok delil kanıt vardır. Hem Rojin’in vücudunun üzerinde iki erkek DNA’sı tespit edilmiş. Akciğerinde su olmadığı tespit edilmiş. Vücutta, bazı yerlerinde darp cebir izi olduğu halde onları da yani o bazı şeyleri de dosyada yazılmamış ama Rojin’in boğazında da hasar var. Bunu tespit etmişler. O da dosyada yazılı resmi olarak. Bunları hepsini dile getirmek yani bizim görevimizdir. Bunu söylemezsek örtbas ediyorlar.” (ANKA)

Nizamettin Kabaiş: Bizim için bayram Rojin’in katilleri bulunduğu zamandırhttps://t.co/xbS0AUBySh pic.twitter.com/W7FpCjq5qR

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) May 29, 2026

 

  •  

Esra Işık’ın avukatlarından çağrı

Akbelen Ormanı çevresindeki altı mahallede bulunan 679 parsellik tarım arazisinin, Yeniköy Termik Santrali için kömür sahası amacıyla acele kamulaştırılmasına karşı çıkan İkizköylü Esra Işık’ın yargılandığı davanın ikinci duruşması, 1 Haziran Pazartesi günü Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. “Görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla yargılanan Işık, ilk duruşmada adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı şartıyla tahliye edilmişti. Duruşma öncesinde Esra Işık’ın avukatları yazılı açıklama yaparak duruşmaya çağrıda bulundu.

BİLİRKİŞİLER HAKKINDA ŞİKAYET BAŞVURUSU

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Savcılık, iddianameyi tekrar ederek Esra’nın zincirleme şekilde cezalandırılmasını istemektedir. Savunma tarafı olarak, henüz savunma delili toplanmadan verilen esas hakkındaki mütalaaya itiraz ettik ve tevsii tahkikat taleplerimizi mahkemeye sunduk. Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim AŞ’nin maden ruhsat sahası içinde yer alan Milas’ın 7 köyünü kapsayan 679 parsel taşınmazın acele kamulaştırılmasına ilişkin 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan acele kamulaştırma kararının hukuka aykırı olduğu, Danıştay kararıyla tevsik edildi. Bu nedenle bu acele kamulaştırma kararına dayanılarak yapılan bütün işlemler hukukilik vasfını yitirmiştir. Diğer yandan davaya müdahil olarak katılan bilirkişiler bir ayda alabilecekleri azami dosyadan çok çok fazla dosyada görev almışlar, bilirkişilik mevzuatına aykırı hareket etmişlerdir. Bu nedenle haklarında bağlı oldukları Bilirkişilik Bölge Kurulları’na şikayet başvurusu yapılmıştır. Bu gelişmeler üzerine, savunma tarafı olarak mahkemeden geçen celse zaman olmadığı için dinlenilmeyen tanıklarımızın dinlenmesini, Esra’nın engellediği iddia edilen keşfin Danıştay kararı ile hukukiliğini yitirdiğinden, bunun delili olarak Danıştay dosyasının getirtilmesini, davaya müdahil olarak katılan bilirkişilerin olay günü kaç dosyanın keşfine katıldıklarının tespit edilmesini, bilirkişilik mevzuatına aykırı olarak görev kabul eden müdahil bilirkişiler hakkında şikayet başvuruların sonuçlarının beklenmesini talep ettik.

‘ESRA’NIN HAK SAVUNUCULUĞU CEZALANDIRILMAK İSTENİYOR’

Esra’nın mahkum edilmek istendiği davanın arkasında, bir şirketin çıkarı için, zeytinlikler, tarım alanları, konutlar, yaşam alanlarını kapsayan Milas’ın 7 köyündeki 679 parsel taşınmaza hukuka aykırı şekilde el konulma hazırlığı var. Danıştayın yürütmeyi durdurma kararına rağmen, el koyma davalarına devam ediliyor, Şirket tarafından hukuka aykırı şekilde Danıştay’a dava açmayanların taşınmazlarının acele kamulaştırmadan kurtulamayacağı propagandası yapılıyor. Esra Işık, İkizköy – Akbelen bölgesinde madencilik faaliyetleriyle ihlal edilen sağlıklı dengede yaşama hakkını savunmak, bölgedeki ekokırım suçlarının önüne geçmek için mücadele eden, anayasal sorumluluğunu yerine getiren bir yurttaştır, yaşam savunucusudur. Esra’nın hak savunuculuğu cezalandırılmak istenmektedir. Onun savunduğu hak, herkesi ilgilendirmektedir. O yaşamı savunduğu için yargılanıyor, onu savunmak hepimizin sorumluluğu olmalı. Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 1 Haziran Pazartesi saat 10.00’da başlayacak duruşmaya katılım için çağrıda bulunuyoruz.” (ANKA)

  •  

İçişleri Bakanlığı 8 ili uyardı: Kuvvetli sağanak geliyor!

İçişleri Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan son bilgilere göre 29 Mayıs 2026 Cuma günü; Adana’nın kuzey ve doğusu, Osmaniye, Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesi ve zamanla Hatay’ın batısında aralıklı ve yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.

Giresun ve Trabzon çevreleri ile Artvin’in güneyinde yerel kuvvetli; Rize çevreleri ile Artvin’in kuzeyinde yer yer çok kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.

Vatandaşlarımızın sel, su baskını, yıldırım, heyelan, ulaşımda aksamalar, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olmasını; yetkili mercilerin uyarılarını dikkate almalarını önemle hatırlatıyoruz.”

  •  

Erdoğan cuma namazını Ayasofya’da kıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar Kısıklı’daki konutundan çıkarak Ayasofya’ya geldi.

Cuma namazını burada kılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çıkışta gazetecilere açıklamada bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kurban Bayramı’nın üçüncü gününü bitirdiklerini, İstanbul’un fethi hasebiyle Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek “İstanbul’un Fethi’nden Gönüllerin Fethine Bayramlaşma ve Fetih Kutlaması”na katılacağını söyledi.

Alanın tıklım tıklım dolu olduğunu belirten Erdoğan, “Bugün 29 Mayıs Cuma. Tevafuk olarak Ayasofya’da kılma imkanımız oldu. Ayasofya’da da katılım gayet güzeldi, muhteşemdi. Hamdolsun Fatih’ten Ayasofya’ya bugün bir yürüyüş yapıldı ve İstanbullu burada cumayı kıldı. Bu da ayrı bir güzellik.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde olacaklarını dile getirerek, “Akşam İstanbul bir başka güzel olacak ve yıldızlar inşallah bir gösteri yapacak İstanbul’da. Hep birlikte bunu kutlayacağız.” dedi.

Gazetecilerin gayretine de teşekkür eden Erdoğan, lokum dağıttı.

Bir gazetecinin kendisine lokum uzatması üzerine Erdoğan, “Ben yemiyorum, dikkat ediyorum.” dedi.

Lokumun nasıl olduğunu soran Erdoğan, “Çok lezzetli.” yanıtını aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İstanbul Valisi Davut Gül, Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve AKP İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir eşlik etti.

  •  

CHP’de iki ayrı bayramlaşma: Kılıçdaroğlu ve Özel, Ankara’da yurttaşlarla buluşacak

CHP, yarın Ankara’da iki ayrı bayramlaşma programına hazırlanıyor. İstinafın kararıyla tedbiren CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, yarın ilk kez CHP Genel Merkezi’ne gelerek vatandaşlarla bayramlaşacak. Saat 14.00’teki program için birçok ilden sosyal medya kanalıyla “Ankara’ya ücretsiz ulaşım” çağrıları paylaşıldı. Kılıçdaroğlu’nun halk buluşması şeklinde gerçekleşecek bayramlaşma programına ilişkin afişlerin basım görüntüleri sosyal medyada yayılırken Kılıçdaroğlu’nun “Gül ki Güller Açsın” şarkısıyla karşılanacağı ifade ediliyor. Karşılama için şarkı seçiminin Özel’in “Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin” şiirinden yaptığı alıntıya yanıt olarak seçildiği belirtiliyor.

Edinilen bilgiye göre, Kılıçdaroğlu Genel Merkez bahçesinde vatandaşlara hitap edecek. Kılıçdaroğlu’nun hitabı için bahçeye bir sahne kurulumu veya otobüs yerleştirilmeyecek, konuşma CHP yazısının yer aldığı merdivenler üstünden yapılacak. Genel Merkez’de, yarınki bayramlaşma programı için hazırlıklar devam ediyor.

ÖZEL DE AYNI SAATTE GÜVENPARK’TA OLACAK

Aynı saatte bir diğer bayramlaşma programı ise CHP Grup Başkanı Özgür Özel tarafından gerçekleştirilecek. Güvenpark’taki CHP Ankara İl Başkanlığı önünde yapılacak olan buluşmada, Özel, otobüs üstünden vatandaşlara hitap edecek. İl Başkanlığı tarafından vatandaşlara yapılan çağrıda, “Bayramın dayanışma ruhunu büyütmek, birlik ve mücadelemizi güçlendirmek için tüm halkımızı bekliyoruz” ifadeleri yer aldı. (ANKA)

  •  

Fransa Açık’ta talihsiz kaza: Milli yıldız Zeynep Sönmez maçtan çekildi!

Başkent Paris’te düzenlenen organizasyonda Zeynep Sönmez ile Alman Tatjana Maria, ikinci turda Ukraynalı Anhelina Kalinina-Dayana Yastremska çiftiyle karşılaştı.

Milli tenisçi Zeynep, 2-0 geride oldukları ilk sette, topa yetişmek için koştuğu sırada reklam tabelasına takılarak düştü.

🎾Fransa Açık’ta talihsiz kaza: Milli yıldız Zeynep Sönmez maçtan çekildi!

Başkent Paris’te düzenlenen organizasyonda Zeynep Sönmez ile Alman Tatjana Maria, ikinci turda Ukraynalı Anhelina Kalinina-Dayana Yastremska çiftiyle karşılaştı.

Milli tenisçi Zeynep, 2-0 geride… pic.twitter.com/jo5X6qxHUQ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) May 29, 2026

Sağlık ekibinin müdahale ettiği Zeynep, yaşadığı sakatlık sonrası maçtan çekilmek zorunda kaldı.

Zeynep Sönmez, teklerde ilk turda Avustralyalı Daria Kasatkina’ya yenilerek elenmişti.

  •  

Kılıçdaroğlu’ndan Parti Meclisi açıklaması: Tüm üyelerin tebligat alabilmesi adına mesai saatini bekliyoruz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TV100’de gazeteci Barış Yarkadaş’a açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu, sosyal medyada CHP’liler arasında süren tartışmalara ilişkin, “Herkes şunu bilsin Partimiz en kısa sürede ahlaki kodlarına dönecektir. Özellikle sosyal medyada CHP’liler arasında ayrışma, tartışma yaratmaya çalışan kişiler, hesaplar var. Kimse tartışma görüntüsü vermemeli. Biz bu süreci aşacağız” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, kamuoyunda tartışılan CHP Parti Meclisi (PM) toplantısının ne zaman yapılacağına ilişkin ise, “Biz PM’nin 1 Haziran’da toplanacağına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadık. Arkadaşlarımızla kendi aramızda fikir yürüttük. Araya tatil girmesiyle birlikte PM üyesi arkadaşlarımızın tebliğ alamayacakları anlaşıldı. Tüm üyelerin tebligat alabilmesi için mesai saatini bekliyoruz. 1 Haziran tarihi gazeteci arkadaşlarımızın kulislere dayanarak aldığı bilgidir” diye konuştu.

  •  

Arjantin’in Dünya Kupası kadrosu açıklandı

Arjantin Milli Futbol Takımı’nın 2026 FIFA Dünya Kupası kadrosu belli oldu.

Arjantin Futbol Federasyonunun açıklamasına göre teknik direktör Lionel Scaloni, 11 Haziran-19 Temmuz tarihlerinde ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğindeki Dünya Kupası’nda mücadele edecek 26 kişilik kadroyu belirledi.

Kadroya dahil edilen Dünya Kupası’nın en çok forma giyen oyuncusu (26) Lionel Messi, kariyerinde 6. kez turnuvada boy gösterecek.

Dünya Kupası J Grubu’nda Cezayir, Avusturya ve Ürdün ile mücadele edecek Arjantin’in kadrosu şöyle:

Lionel Messi, Arjantin'deki son milli maçında 2 gol attı

Kaleci: Juan Musso (Atletico Madrid), Geronimo Rulli (Olimpik Marsilya), Emiliano Martinez (Aston Villa)

Defans: Leonardo Balerdi, Facundo Medina (Olimpik Marsilya), Nicolas Tagliafico (Olimpik Lyon), Gonzalo Montiel (River Plate), Lisandro Martinez (Manchester United), Cristian Romero (Tottenham), Nicolas Otamendi (Benfica), Nahuel Molina (Atletico Madrid)

Orta saha: Leandro Paredes (Boca Juniors), Rodrigo de Paul (Inter Miami), Valentin Barco (Strasbourg), Giovani Lo Celso (Real Betis), Ezequiel Palacios (Bayer Leverkusen), Alexis Mac Allister (Liverpool), Enzo Fernandez (Chelsea)

Forvet: Julian Alvarez, Nicolas Gonzalez, Thiago Almada, Giuliano Simeone (Atletico Madrid), Lionel Messi (Inter Miami), Nico Paz (Como), Jose Manuel Lopez (Palmeiras), Lautaro Martinez (Inter)

  •  

İbrahim Anlaşmaları ve karekök

Şükrü Göksoy yazdı…

Ortadoğu denklemini anlamak isteyenler, önce bu denklemin karekökünü görmek zorundadır. Çünkü görünen rakamlar, diplomatik cümleler, protokol masaları, alkışlar ve fotoğraf kareleri çoğu zaman hakikati gizler. Hakikat ise daha derindedir.

Bu denklemin karekökü İsrail’dir.

Amerika, Ortadoğu’dan çekilirken bunu açık bir yenilgi gibi göstermek istemiyor. Bir imparatorluk, çekilirken bile kendisine onurlu bir geri çekiliş sahnesi arar. Fakat bu çekilişin arkasında bırakmak istediği temel düzen bellidir: İsrail’in güvenliğini, meşruiyetini ve bölgesel merkeziliğini garanti altına almak.

İbrahim Anlaşmaları tam da bu nedenle sıradan bir diplomatik normalleşme metni değildir. Bu anlaşmalar, İsrail’i Ortadoğu’da yalnızlıktan çıkarmak, ona yeni güvenlik koridorları açmak ve Müslüman ülkelerin sessiz onayıyla bölgenin karekökü haline getirmek üzere kurgulanmış bir projedir.

Daha açık söyleyelim:

İbrahim Anlaşmaları, İsrail’in Ortadoğu’daki siyasi ve ahlaki sıkışmışlığını kurtarma girişimidir.

Pakistan “bu imza halkı ayağa kaldırır” diyerek geri duruyorsa; Suudi Arabistan bu yükü taşıyamıyorsa; hatta savaşlarla parçalanmış, baskı altındaki Suriye bile bu denkleme kolayca giremiyorsa, Türkiye’nin bu masaya nasıl bakacağı sıradan bir diplomatik tercih değil, tarihî bir imtihandır.

Çünkü Türkiye sıradan bir bölge ülkesi değildir. Türkiye, hem Batı ittifakının içinde hem İslam dünyasının hafızasında duran ağır bir devlettir.

Bu yüzden Türkiye’nin tavrı sadece diplomatik bir tercih değildir; aynı zamanda tarih, hukuk, vicdan ve millet hafızasıyla ilgilidir.

Akşamdan sabaha İsrail’e havlayan bir siyaset, sabah olduğunda İbrahim Anlaşmaları masasına nasıl oturabilir?

Eğer İsrail’e karşı çıkışınız hakikatse, bu anlaşmaya “evet” diyemezsiniz. Eğer bu anlaşmaya “evet” diyorsanız, gece boyunca yaptığınız bütün bağırışlar sadece iç siyasete oynanan ucuz bir tiyatrodur.

Gündüz diplomasi, gece hamaset olmaz.

Ya ilken vardır ya da rolün.

Amerika’nın zayıflığından güçlü ve bağımsız bir siyaset üretmek yerine; kölelik, yancılık, mezhepçilik ve sahte Abdülhamitçilik üzerinden ikbal arayan siyaset aklı, sonunda kendi ülkesini de kayıp riskiyle karşı karşıya bırakır.

Çünkü büyük imparatorluklar çekilirken, onların satrapları ya akıllanır ve milletine döner ya da efendisinin enkazı altında kalır.

Bugün mesele şudur:

Türkiye, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilirken geride bırakmak istediği İsrail merkezli karekök denklemine mi girecek, yoksa kendi tarihî ağırlığıyla yeni ve bağımsız bir denklem mi kuracak?

Karekök ortadayken denklemi bozuyorsan, hukuk ortadayken adaleti çiğniyorsan, halkın vicdanı ortadayken meşruiyet arıyorsan; buna diplomasi değil, devlet aklı hiç değil, düpedüz dalyarakça siyaset denir.

Çünkü gerçekler yalın biçimde ortadayken; matematiği inkâr eden, hukuku eğip büken, tarihî hafızayı yok sayan kaba ve cahil siyaset aklına artık “yanıldı” denmez.

O noktada halkın argosu devreye girer.

Bu artık dalyaraklıktır.

İbrahim Anlaşmaları, barış adı altında İsrail’i bölgenin merkez değişkeni yapma projesidir. Bu projeye dahil olan her ülke, önce kendi halkının vicdanıyla, sonra tarihî hafızasıyla, en sonunda da kendi devlet aklıyla hesaplaşmak zorunda kalacaktır.

Çünkü Ortadoğu’da denklem basittir:

ABD çekiliyor.
İsrail korunmak isteniyor.
Müslüman ülkeler denkleme alınmak isteniyor.

Türkiye ise ya bu karekökün içine hapsedilecek ya da kendi denklemini kuracaktır.
Tarih, bu tercihi unutmaz.

  •  

ABD’den İran’a yeni yaptırım

ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etmesini ve ABD ile bölgedeki ortaklarına yönelik tehditlerini engellemek amacıyla İran ordusunun petrol satışlarına yönelik yeni yaptırımları duyurdu.

ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisinin (OFAC), İran’ın askeri petrol satışlarına karşı ek adımlar attığı bildirildi.

Bu satışların, İran’ın silahlı kuvvetlerinin yeniden inşasını finanse etmesine ve ABD ile bölgedeki ortaklarına yönelik tehditlerini sürdürmesine imkan verdiği belirtilen açıklamada, İran ordusunun bir dizi paravan şirket aracılığıyla İran ham petrolünü satarak gelir sağladığı ifade edildi.

Açıklamada, İran Genelkurmay Başkanlığının petrol satış kolu olan Sepehr Energy Jahan firmasının petrol ihracatını gerçekleştirebilmek için büyük ölçüde gölge filo gemilerine ve paravan şirketlere bağımlı olduğu belirtilerek, bu kapsamda çeşitli şirketlerin yaptırım listesine eklendiği bildirildi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti:

“Hazine Bakanlığı, İran ve ordusunu ABD müttefikleri ile Orta Doğu’daki ortaklarını tehdit etmek için ihtiyaç duyduğu finansal kaynaklardan mahrum bırakmak amacıyla İran’ın petrol satışları üzerindeki baskıyı artırmaya devam edecektir. İran hükümetinin silahlı kuvvetlerini ve askeri yeteneklerini yeniden inşa etmek amacıyla petrol gelirlerini artırmasına izin vermeyeceğiz.”

  •  

19 Mayıs 1919: Atatürk’ün Samsun’a çıktı, Kurtuluş’a ilk meşaleyi yaktı!

Mustafa Kemal Atatürk, 107 yıl önce İstanbul’dan bindiği Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmış ve Milli Mücadele ateşini yakmıştı. İşte kurtuluşa giden yol…

ATATÜRK’ÜN SAMSUNA ÇIKIŞI ÖNCESİ OSMANLI

Atatürk Nutuk’un ilk sayfalarında Samsun’a çıkışının öncesinde Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu genel vaziyet ve manzarayı şu sözlerle anlatıyor;

“Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi’de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumi’ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler.

Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; ikiz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını
koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

İtilaf devletleri, mütareke hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap,ı İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askeri kıtaları; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurları ve özel adamları faaliyette. Nihayet, söze başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin rızasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.

Bundan başka, memleketin her tarafında, Hıristiyan unsurlar gizli, açık, özel emel ve maksatlarının elde edilmesinin teminine, devletin bir an evvel çökmesine mesai sarf ediyorlar. Daha sonra elde edilen sağlam malumat ve vesikalar ile teyit olundu ki, İstanbUl Rum Patrikhanesi’nde teşekkül eden Mavri Mira heyeti  vilayetler dahilinde çeteler teşki ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul.

Yunan Salibi Ahmeri, resmi Muhacirin Komisyonu; Mavri Mira heyetinin mesaisinin kolaylaştırılmasına hizmet etmekte. Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilatları, yirmi yaşını aşmış gençler de dahil olmak üzere her yerde ik mal olunuyor.
Enneni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyetiyle hemfikir olarak çalışıyor. Enneni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor.Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde teşekkül etmiş ve İstanbul’daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve muvaffakiyetle çalışıyor “

MONDROS ANTLAŞMASI 7. MADDE

(Beş sayfalık Mondros Mütarekesi’nin ilk sahifesi)

(Mütarekenin tarafların imzalarının bulunduğu beşinci ve son sahifesi)

Atatürk‘ün “Mondros Mütarekenamesi maddeleri ve bilhassa bu maddeler arasında yedincisi, beyni yakan ateşten bir zehirdi.” sözleri ile bahsettiği bu tehlikeli madde İtilaf Devletleri’nin güvenliklerinin tehdit altında olduğunu öngördükleri stratejik yerleri işgal etmelerine zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti’ni düşman işgaline açık bir hale getiriyordu.

(Mütarekenin İngilizce ve Türkçe metninin birarada bulunduğu müsvedde sayfalarından biri)

İNGİLİZLER MONDROS ANTLAŞMASININ 7. MADDESİNİ BAHANE EDEREK NOTA VERİYOR

Bir hafta kadar Samsun’da kalan ve 25 Mayıs’tan 12 Haziran’a kadar Havza’da kaldıktan sonra Amasya’ya giden Mustafa Kemal Atatürk bu müddet zarfında bütün memlekette milli teşkilat vücuda getirilmesi gerektiğini bütün kumandanlara ve üst seviyedeki mülki memurlara tebliğ etti.
İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgali ve icra olunan tecavüz ve zulüm hakkında henüz millet aydınlanmamış ve milli varlığa vurulan bu darbeye karşı alenen herhangi bir üzüntü ve şikayet ortaya konulmamıştı.

Mustafa Kemal, milletin bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalmasının milletin aleyhinde olacağını düşünerek, milleti ikaz edip harekete geçirmek maksadıyla 28 Mayıs 1919 tarihinde, valilere ve bağımsız mutasarrıfllıklara, Erzurum’da 15. Kolordu, Ankara’da
20. Kolordu ve Diyarbekir’de 13. Kolordu Kumandanlarına, Konya’da Ordu Müfettişliği’ne şu sözlerle seslendi;

“İzmir’in ve maalesef bunu takip eden Manisa ve Aydın’ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha aleni hissettirmiştir. Ülke bütünlüğümüzün muhafazası için, milli tezahüratın daha canlı olarak gösterilmesi ve devam ettirilmesi lazımdır. Milli hayat ve bağımsızlığı yaralayan işgal ve ilhak gibi hadiseler bütün millete kan ağlatmaktadır. Üzüntülerin önü alınamıyar. Hazım ve tahammül edilemez olan bu ahvalin derhal giderilmesini bütün medeni milletlerle büyük devletlerin adalet ve tesirinden sabırsızlıkla beklemek zemininde, önümüzdeki hafta zarfında ve muhtelif vilayetlere göre
Pazartesi başlayıp Çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli tezahüratta bulunulması ve bunun bütün bağlı yerlere de yayılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıali’ye tesirli telgraflar verilmesi ve yabancı olan yerlerde yabancılara da tesir yapılmakla beraber, milli tezahüratta adap ve sükunetin fevkalade korunması ve Hıristiyan halka karşı bir taarruz ve gösteri ve husumet gibi tavırlar alınmaması elzemdir. Zatıalilerinin bu fikirler etrafında hassas ve tesirli bulunmalan dolayısıyla işin iyi idaresinden ve muvaffakiyetten acizlerinde tam bir güven mevcuttur. Neticesinin bildirilmesini rica eylerim.”

Verilen bu talimat üzerine dört bir yanda mitingler yapılmaya başlandı. Her tarafta tezahürat yapılması için yapılan tebligat tarihinden üç gün sonra Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı’nın 31 Mayıs 1919 tarihli tebligatı ile karşı karşıya kaldı.

Sıvas Vali Vekaleti’nden 2 Haziran i 919 tarihli aldığı tebligatta ise “bugün Miralay DömanjI imzasıyla alınan telgrafnamede ‘Aziziye’de İzmir’in
işgali üzerine Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği ve bu ise uygun olmayıp size vaziyeten haber veriyorum ki , bu haller Müttefik askerleri tarafından vilayetinizin işgaline sebep olur’ mealinde bildirimlerde bulunulmaktadır” denilmekte idi

Hakikatte, ne Sivas’ta endişe verici bir hal vardı ve ne de Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği…

Bölgede oluşan gerilim İngiliz Yüksek Komiserliği ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığı’nı rahatsız etti. Rumlara yapılan sözde saldırıları bahane ederek İstanbul Hükümeti’ne nota verdiler. Durumun kontrol altına alınmasını istediler. Aksi takdirde bölgenin işgal edileceğini bildirdiler.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN SAMSUN’DAKİ RESMİ GÖREVLERİ NELERDİR?

Hükümet, Anadolu’ya göndereceği Atatürk’e şu görevleri verdi:
  • Bölgede asayişin sağlanması,
  • Silah ve cephanenin toplanıp koruma altına alınması,
  • Şuralar varsa ve asker toplanıyorsa bunların derhal engellenmesi,
  • Şuraların kapatılması.

ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A ÇIKIŞI

16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919‘da Samsun’a çıktı. İngilizlerin denetiminde olan Samsun’da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayısta Havza’ya geçti.

Samsun’a çıkışını Mustafa Kemal, Nutuk’ta şu şekilde anlatmıştır:

“1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve manzara : Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı’na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919’da itilaf Devletleri’nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir’e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı.”

MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE SAMSUN’A ÇIKANLAR

1. Kurmay Albay Kazım Dirik Müfettişlik Kurmay Başkanı
2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı Kurmay Başkanı Yardımcısı
3. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede Birinci şube müdürü
4. Binbaşı Kemal Doğan Müfettişlik Topçu Kumandanı
5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören Ordu Sıhhiye Başkanı
6. Dr. Binbaşı Refik Saydam Sıhhiye Başkan Yardımcısı
7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer Müfettişlik Başyaveri
8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç Müfettişlik ikinci Yaveri
9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev Müfettişlik Emir Subayı
10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı
11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay
12. Yüzbaşı İsmail Hakkı
13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy Karargah komutanı
14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı
15. Birinci Sınıf Katip Faik Aybars Şifre Katibi
16. Dördüncü Sınıf Katip Memduh Şifre Katibi Yardımcısı
17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele
18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Alb. Rafet Bey’in yaveri

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ASKERLİKTEN İSTİFA EDİYOR

İstanbul’un emrettiği gibi Türk direnişçilerini dağıtmayan ve silahlarını toplamayan, aksine halkı direnişe çağırarak silah dağıtan Mustafa Kemal Atatürk İstanbul tarafından geri çağrıldı.

Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasından sonra 23 Haziran 1919’da Dahiliye Nezareti Atatürk’ün azledilmesine karar verdi. Dahiliye Nezareti 26 Haziran 1919’da milli ordu kurmayı yasaklayan bir genelge yayınladı.

Dahiliye Nezareti daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ü padişah adına yeniden geri çağırdı. Atatürk İstanbul’un çağrılarına uymayınca 8 Temmuz 1919’da İstanbul tarafından görevden alındı. Atatürk bunun üzerine askerlikten istifa ederek sine-i millete döndü.

ATATÜRK’ÜN İSTİFA TELGRAFI

“Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.”

ATATÜRK’E ‘KATLİ VACİPTİR’ DİYEREK ÖLÜM FETVASI ÇIKARDILAR

Mustafa Sabri, Sadrazam Damat Ferit’i, Kuvayı Milliye’ye karşı yeterince sert olmamakla eleştiriyordu. Anadolu hareketini bastırmak için “silahın” ve “dinin” kullanılmasını istiyordu. Sonunda bu düşünceleri karşılık buldu. Damat Ferit Hükümeti, 18 Nisan 1920’de Kuvayı Milliye’ye karşı Kuvayı İnzibatiye’yi (Halifelik Ordusu)’nu kurdu ve bir hafta önce de 11 Nisan fetvasını yayımladı. Yani bu ihanet fetvasının fikir babalarından biri Mustafa Sabri’ydi. İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit’in isteği ve Padişah Vahdettin’in onayıyla Atatürk ve silah arkadaşlarının öldürülmelerinin “dinen caiz” olduğunu belirten ihanet fetvası, 11 Nisan 1920’de o zamanki Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımlandı.

İSTANBUL HÜKÜMETİ DURMUYOR: KUVAYİ MİLLİYE’YE KARŞI KUVAYİ İNZİBATİYE

Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul Hükûmeti’nin Kuvâ-yi Milliye’ye karşı kurduğu bu askeri örgüt, Birleşik Krallık’ın Damat Ferit hükûmetine 7 Nisan 1920 tarihinde Hilafet Ordusu’nun kurulması için izin vermesi ile 18 Nisan tarihinde kuruldu.

VAHDETTİN’DEN ATATÜRK VE ARKADAŞLARINA İDAM KARARI

Padişah Vahdettin, Atatürk ve arkadaşları hakkında verilen dört ayrı idam kararını onaylamıştır. İdam kararlarının gerekçesi de karar kadar ihanet içermekteydi. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları “Kuvayi Milliye adı altında ‘fitne ve fesat’ düzenlemek, halktan para ve asker toplamak” gibi gerekçelerden dolayı idama mahkum ediliyorlardı.

SAMSUN’A ÇIKIŞ SONRASI GENELGELER VE KONGRELER

AMASYA GENELGESİ

Havza’daki çalışmalarını tamamladıktan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geçtiler. Milli Mücadele çalışmalarını sürdüren Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy birlikte Amasya Genelgesi’ni hazırladılar. Hazırlanan bildiri, Erzurum’da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’e sunuldu. O’nun da onayının alınmasından sonra, bildiri, 22 Haziran 1919’da tüm mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla Abdurrahman Rahmi Efendi tarafından ulaştırıldı.

Amasya Genelgesi, milli mücadelenin temel gerekçe, amaç ve yöntemini ilk olarak belirtmiş oldu. Amasya Genelgesi’nin yayınlanması İstanbul’da bulunan işgal güçlerinin tepkisini çekmişti. Özellikle İngilizlerin, Mustafa Kemal’i geri getirmek için İstanbul Hükümeti üzerindeki baskıları iyice artmıştı. Mustafa Kemal, İstanbul’a dönmediği için daha sonra görevinden alınacaktır.

O sırada İçişleri Bakanı olan ve Milli Mücadele’ye sıcak bakmayan Ali Kemal Bey, bir genelge yayınlayarak, Mustafa Kemal’in iyi bir asker olduğunu, fakat İngiliz baskısı sonucu görevinden alındığını duyurmuştur.

Amasya Genelgesi’nin içeriği şöyledir:

1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.
2- İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi âdeta yok olmuş göstermektedir.
3- Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
4- Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.
5- Anadolu’nun her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas’ta bir kongre toplanacaktır.
6- Bunun için her ilden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Bu temsilciler, Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir.
7- Her ihtimale karşı, bu meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin, lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan yapmaları lazımdır.
8- Doğu illeri için, 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe kadar diğer illerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse; Erzurum Kongresi’nin üyeleri, Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket edecektir.

ERZURUM KONGRESİ

Anadolu’da milli mücadele birliğinin kurulmasının ikinci adımı Erzurum Kongresi ile atıldı. Amasya Genelgesi’nden sonra İstanbul ve askerlikle ilişkisi kesilen Mustafa Kemal’e, başta Kazım Karabekir olmak üzere Anadolu’daki komutan ve mülki amirlerin büyük bir çoğunluğu verdikleri desteği sürdürmeye devam ettiler.

Amasya Genelgesi’nde yer aldığı gibi, Mustafa Kemal bu dönemde milli bir kongre toplayarak, milli mücadele ile ilgili tüm faaliyetleri birleştirmeyi planlıyordu. Kazım Karabekir, milli bir kongreden önce Doğu illeri için bölgesel bir kongre toplanmasının faydalı olacağı görüşündeydi. Mustafa Kemal, bölgesel bir kongreye karşı olmasına rağmen, Kazım Karabekir ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin ısrarları karşısında bir kongre toplanmasını ve kongreye katılmayı kabul etti. Kongre, 10 Temmuz’da toplanması kararlaştırılmış olmasına rağmen, 23 Temmuz’da bir okul salonunda 54 delege ile çalışmalarına başladı.

(23 Temmuz 1919 günü Erzurum Kongresinin toplandığı okul)

Mustafa Kemal’in davetli olarak katıldığı bu kongreye asil üye olabilmesi için, Erzurum delegesi Cevat Dursunoğlu istifa ederek, kendi yerine Mustafa Kemal’in seçilmesini sağladı. İlk gün, Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçildi. Milli bir hal alan kongrede, genel değerlendirmeler yapıldı ve doğu illerinin durumu görüşüldü.

Milli mücadelenin temelleri açısından önemli kararlar alındı. Erzurum Kongresi’ne katılanlar, 17 çiftçi ve tüccar, 5 emekli subay, 4 emekli memur, 5 öğretmen, 4 gazeteci, 5 hukukçu, 2 mühendis, 1 doktor, 6 din adamı, 3 eski milletvekili, 1 general ve 1 eski bakan olmak üzere 54 delegeden oluşmuştu.

Alınan Kararlar:

1. Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. Vatanı korumayı ve istiklali elde etmeyi İstanbul Hükümeti sağlayamadığı takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri milli kongrece seçilecektir. Kongre toplanmamışsa, bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.
4. Kuva-yı Milliyeyi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. Hıristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.
6. Manda ve himaye kabul edilemez.
7. Milli Meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.
8. Milli irade padişahı ve halifeyi kurtaracaktır.

BALIKESİR KONGRELERİ

Balıkesir Kongresi, bölgedeki milli kuvvetlerin sayılarının artması karşısında, bunların bir düzen altına alınması, beslenme ve teçhizatın sağlanması amacıyla düzenlendi. 28 Haziran – 12 Temmuz 1919 günleri arasında Hacım Muhittin Çarıklı başkanlığında toplandı. Balıkesir ve çevresinde Yunanlılar’ı Anadolu’dan çıkarmak için bir direniş hattı oluşturuldu.

26-30 Temmuz arasında, I. Balıkesir Kongresi’nde kurulan Merkez Heyeti, teşkilatı kuvvetlendirmek için Erzurum Kongresi sürerken, ikinci bir kongre topladı. Kongreye katılanlar bütün güçlerini birleştirmeyi, Yunanlılara karşı savaşmak için asker toplamayı ve gereken diğer bütün önlemleri almayı kararlaştırdı.

Kongre, direniş hareketinin meşruiyetini sağlayacak bir dil kullandı. Yöre halkına ve İstanbul’a yumuşak mesajlar göndererek, faaliyetlerinin ittihatçılık ve çetecilikle alakası olmadığını, amaçlarının saltanatın ve hilafetin korunması olduğunu belirtti. Ayrıca, mücadelelerinin Yunan işgalini bertaraf etmekle sınırlı olduğu ve herhangi bir iktidar kaygısına düşmedikleri vurgulandı.

Bu kongre, asker toplamanın yanında, bütün kongrelerde olduğu gibi, padişaha olan bağlılığını da bildirmişti. İşgal devletlerinin temsilcilerine telgraflar çekilmişti.

ALAŞEHİR KONGRESİ

Erzurum Kongresi sürerken, Ege’deki vatanseverler de Balıkesir’de büyük bir kongre toplamıştı. Erzurum Kongresi bittikten sonra, bu vatanseverler Alaşehir’de tekrar bir araya gelip yeni bir kongre topladılar. Bu kongrede, Balıkesir Kongresi ve Erzurum Kongresinin kararları görüşüldü. İki önemli konuda karar alındı.

Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı direnilecek ve ölünceye dek bu direniş sürecekti. Bu amaçla silahlanma ve askere alma gibi her tür işlem yapılacaktı. Gerekirse İtilaf Devletlerinden yardım istenecekti. Kongreye katılanlar, mutlaka gerekli ise bölgelerinin Yunanlılar yerine İtilaf Devletlerince işgalinin daha uygun olacağını saptamışlardı.

SİVAS KONGRESİ

Sivas Kongresi, Amasya Genelgesi ile milli bir kongre olarak öngörülmüştü. Erzurum Kongresi’nden sonra kongre ile ilgili çalışmalar yapılıyordu. Bu arada, Fransızlar Sivas Kongresine karşı bazı önlemler alıyordu. Fransız Binbaşı Brunot, kongrenin toplanması halinde Sivas Valisi Reşit Paşa’ya şehrin işgal edileceğini söylemişti. Hatta, Elazığ Valisi Ali Galip, kongreyi basmakla görevlendirilmişti. Tüm engellemelere rağmen, kongre 4 Eylül 1919’da bugün lise olarak kullanılan binada saat 15:00’de toplandı. (Katılanlar) Mustafa Kemal’in Kongre başkanlığına seçilmesine kimi üyelerden itirazlar geldi. Ancak yapılan seçimde kongre başkanlığına Mustafa Kemal Paşa getirildi. Kongre ilk günlerinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkisi olup olmadığını tartıştı. Daha sonra manda sorunu gündeme geldi. Sivas Kongresi, ilk milli kongre niteliğinde olduğu için kararlar da bu doğrultuda alınmıştır. Erzurum Kongresinde alınan kararların tümü kabul edilmiştir. Yurtta ayrı ayrı bölgesel olarak çalışan tüm cemiyetlerin birleştirilmesi ve tek yönetim altına alınması sağlandı. Yeni bir Temsil Heyeti oluşturuldu ve bu heyetin başına Mustafa Kemal getirildi.

(Mustafa Kemal Sivas Kongresi günleri)

Sivas Kongresi Kararları

1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
4. Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. Manda ve himaye kabul olunamaz.
6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir.
7. Aynı gaye ile, milli vicdandan doğan cemiyetler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.
8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.

AMASYA GÖRÜŞMELERİ ve PROTOKOLÜ

Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin temsilcisi Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Sivas Kongresi Temsil Heyeti adına Başkan Mustafa Kemal Paşa, Rauf (Orbay) ve Bekir Sami (Kunduh) Beyler arasında Amasya’da görüşmeler yapıldı.

Amasya görüşmesi ve imzalanan protokoller, Anadolu’da başlatılan milli mücadelenin İstanbul Hükümeti’nce tanınması bakımından önemlidir. Yapılan toplantılar sonunda, önemli kararlar ve hükümler içeren, üçü açık ve ikisi gizli beş protokol hazırlanıp kabul edildi.

ANKA

Atatürk tarafından kurulan gizli birim, onun havacılık alanındaki planlarını ve projelerini yerine getirmek adına ciddi şekilde uğraş vermiştir. Atatürk’ün “Bana vaad ettiğiniz işler yapılıp bitirildikten sonra imzamın geri kalan kısmını tamamlarım” demesi de bir bakıma bu gizli birimin varlığını kanıtlar niteliktedir.

Seçkin subaylardan kurulan ve havacılık ile alakalı önemli çalışmaların yapıldığı bu birimde subaylar sık sık yabancı uçak pilotları ile de bir araya gelmiş, bu sayede Türk havacıları önemli derecede bilgi ve deneyim kazanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Osmanlıca olarak, askere özel, az sayıda basılmış havacılık ve gelişmelerle alakalı kripto (şifreli) bir mecmuada şunlar yazılıydı:

“İstikbalde tayyareler öyle ileri gidecek ki, devletlerin ve milletlerin her hareketlerini gözetleyecek, dev gece görüşü teknikleriyle, şehirler ve milletler gece dahi gözetlenecek.” Atatürk ve arakadaşları, bu sistemi ANKA olarak adlandırmışlardı.

(1922 yılında yayınlanan bir dergideki ANKA Kuşu)

Resimlerdeki ANKA’lara dikkat edecek olursak, o dönemde hayal edilerek çizilmiş bu ANKA’lar, dönemin süper gücü İngiltere’nin Başkenti Londra’yı aydınlatarak gözetlemektedir. Buckingham Sarayı ve Thames Nehri de çizimlerde yer almaktadır.

HEM CEPHEDE HEM MASADA SAVAŞ

SSCB İLE İLİŞKİLER

Dünya Savaşı sırasında Rusya’da Ekim Devrimi olmuş ve savaştan çekilmişti. Lenin önderliğindeki Bolşevikler, Çarlık Rusya zamanında İtilaf Devletleri arasında yapılan Türkiye aleyhindeki gizli antlaşmaları açıkladılar ve Çarlık Rusya’nın işgal ettiği Türkiye topraklarından çekildiler. Ankara Hükümeti Milli Mücadele boyunca S.S.C.B ile iyi ilişkiler kurarak maddi yardım ve silah, cephane desteği aldı.

FRANSA İLE İLİŞKİLER

İngiltere ve Fransa arasındaki çıkar çatışmalarını iyi değerlendiren Ankara Hükümeti Fransa ile Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile İtilaf Devletleri cephesi bozulmuş, Güney Cephesindeki savaş sona ermiştir. Ankara Antlaşması aynı zamanda Fransa’nın Ankara Hükümeti’ni tanıması anlamına da gelmektedir.

 İTALYA İLE İLİŞKİLER

Tıpkı Fransa gibi İtalya’nın da İngiltere ile arasında problemler baş göstermişti. 1. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri tarafından İtalya’ya vaat edilen topraklar Yunanistan tarafından da isteniyordu ve Akdeniz’de İtalya’yı kendine rakip olarak gören İngiltere Yunanistan’ı destekliyordu. Ankara Hükümeti bu durumu da iyi bir şekilde kullanarak İtalya ile ilişkilerini geliştirdi. Sonuç olarak İtalya işgal ettiği topraklardan çekildi.

TÜM YURDA YAYILDI

Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Samsun’a çıkarak yaktığı kurtuluş meşalesi sırasıyla Amasya, Erzurum ve Sivas’ta da yakılarak tüm yurda yayıldı. Milli Mücadele sonunda 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu yıl 103. yaşına giriyor.

  •  

Erdoğan, şampiyon Galatasaray’ın heyetini kabul etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Süper Lig’i şampiyon olarak tamamlayan Galatasaray Futbol Takımı’nın yöneticilerini, teknik heyetini ve futbolcularını kabul etti.

Erdoğan, Galatasaray heyetini Cumhurbaşkanlığı’nın Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde kabul etti.

Erdoğan, sosyal medya hesabından kabule ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Üst üste 4’üncü defa Süper Lig Şampiyonu olarak tarihî bir başarıya imza atan Galatasaray’ın futbolcuları, teknik heyeti ve yöneticileriyle İstanbul’da bir araya geldik. Galatasaray’ın bilhassa Avrupa’da elde ettiği başarılar, milletimizin belleğinde çok müstesna bir konuma sahiptir. Türk sporunun uluslararası arenadaki yüzlerinden biri olmaya devam eden Galatasaray’ın başarılarının devamını diliyorum. Galatasaray taraftarına ve tüm Galatasaray camiasına selamlarımı iletiyorum” ifadesini kullandı.

  •  

İyi Parti milletvekili Ersin Beyaz istifa etti!

İyi Parti İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Beyaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Siyasi atılım yönündeki beklentilerimizle mevcut yaklaşım arasında belirgin bir mesafe oluştuğu, değişen toplumsal ve siyasal ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir vizyon yerine mevcut siyasi anlayışın devam ettirilmesine öncelik verildiği kanaatini halkımız görmektedir. Bu tablo karşısında; temsil ettiğimiz değerlerle mevcut işleyiş arasındaki makasın her geçen gün daha da açıldığını müşahede etmek, siyasi sorumluluğum ile şahsi kanaatim arasında derin bir çelişki doğurmuştur. İnandığımız ilkeler ile fiili gerçeklik arasındaki bu uyumsuzluk, İYİ Parti çatısı altındaki siyasi faaliyetlerimi sürdürmemi imkânsız kılmıştır. Bu çerçevede; İYİ Parti üyeliğimden istifa ettiğimi aziz milletimizin ve kamuoyunun bilgisine saygıyla arz ederim.”

Beyaz’ın istifası ile İyi Parti’nin Meclis’teki vekil sayısı 30’dan 29’a indi.

  •  

Beşiktaş’ta Sergen Yalçın ile yollar ayrıldı

Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı ile teknik direktör Sergen Yalçın, tesislerde bir araya geldi.

Sezon değerlendirmesinin yapıldığı toplantıda tarafların geleceğe dair kararını netleştirdiği öğrenildi.

Görüşme sonrası teknik direktör Sergen Yalçın ile yolların ayrıldığı öğrenildi.

Yalçın’la birlikte Altyapı Futbol Planlama ve Geliştirme Direktörü Serkan Reçber’le de yolların ayrıldığı ileri sürüldü.

 

  •  

İran’dan ABD’ye Hürmüz uyarısı: ‘Donanmanız mezarlığa dönüşür’

İran, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasını sürdürmesi halinde Tahran’ın askeri karşılık verebileceğini belirterek, Umman Körfezi’nin “ABD donanmasının mezarlığına dönüşebileceği” uyarısında bulundu.

İran devlet televizyonuna konuşan ve İran’ın dini lideri Ayetullah Mücteba Hamaney’e danışmanlık yapan Muhsin Rızai, Hürmüz Boğazı üzerindeki ablukalar nedeniyle yaşanan krizin ardından Tahran’ın sabrının tükenmekte olduğunu belirtti.

Eski Devrim Muhafızları Komutanı da olan Rızai, “İran’a yönelik deniz ablukası ne kadar uzun sürerse dünya ekonomisine verilecek zarar da o kadar büyük olur. ABD ordusuna kuşatmayı kaldırmasını tavsiye ediyoruz, aksi halde Umman Körfezi onların mezarlığına dönüşür” dedi.

Rızai, Hürmüz’de İran’a yönelik ablukanın “savaş eylemi” anlamına geldiğini belirterek, Tahran’ın askeri yanıt verme hakkı bulunduğunu ifade etti.

TRUMP’TAN İRAN’A TEHDİT

ABD Başkanı Donald Trump ise hafta sonu yaptığı sosyal medya paylaşımında İran üzerindeki baskıyı artırarak “İran için saat işliyor” ifadelerini kullanmıştı. Trump’ın tehdidi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından geldi.

İsrail basınında dün yer alan haberlere göre, Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump, gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde İran’a yönelik savaşın yeniden başlatılması ihtimalini ele aldı.

İran medyası ise Washington’un Tahran’ın son önerilerine “somut tavizler” içermeyen bir yanıt verdiğini belirtti. Yarı resmi Mehr Haber Ajansı, ABD’nin mevcut tutumunu sürdürmesi halinde görüşmelerin “çıkmaza girebileceğini” yazdı.

Trump daha önce de İran’ın taleplerini “tamamen kabul edilemez” olarak nitelendirmiş ve ateşkesin “yoğun bakımda” olduğunu söylemişti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Esmail Bakei ise Tahran’ın önerilerinin “sorumlu” ve “cömert” olduğunu söyledi.

Öte yandan Axios ve CNN’in haberlerine göre Trump, Çin ziyaretinden dönüşünün ardından cumartesi günü Başkan Yardımcısı J. D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, CIA Direktörü John Ratcliffe ve özel temsilci Steve Witkoff ile bir araya gelerek, İran’a yönelik olası yeni askeri seçenekleri değerlendirdi.

  •  

Tekirdağ’da şehit polislere veda

Hacı Mehmet Şirikçi Camisi’nde düzenlenen törene şehit polislerin ailesi ve yakınlarının yanı sıra İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan, Tekirdağ Emniyet Müdürü Ahmet Metin Turanlı, milletvekilleri, protokol üyeleri ve vatandaşlar katıldı.

Tekirdağ Müftü Vekili Ahmet Nuri Bayraktutan tarafından öğle vakti kıldırılan cenaze namazının ardından şehitler için dua edildi.

Törende şehit polis memuru Erkan Tütüncüler’in eşi Eda Tütüncüler ile oğlu Ege Tütüncüler’in polis üniforması giymesi duygusal anlar yaşattı.

Eda Tütüncüler, eşinin Türk bayrağına sarılı tabutuna sarılarak, “Sen ölmedin canım eşim, evladımız bana emanet.” diyerek gözyaşı döktü.

Meslektaşları da törende gözyaşlarını tutamadı.

Daha sonra tören mangasının omuzlarında cenaze araçlarına taşınan şehitlerden Emrah Koç’un naaşı memleketi Van’a gönderilmek üzere Çorlu Atatürk Havalimanı’na götürüldü.

Şehit Erkan Tütüncüler’in naaşı ise Çorlu Şehitliği’ne defnedildi.

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde polis memurları Erkan Tütüncüler ve Emrah Koç, Reşadiye Mahallesi Kumyol Caddesi’ndeki bir iş merkezinde şüpheli Orhan Altan’ın (24) açtığı ateş sonucu şehit olmuştu.

  •  

Irak’ta Zeydi ve 14 bakan güvenoyu aldı

Irak Meclisi’nde, hükümeti kurmakla görevlendirilen Başbakan Ali ez-Zeydi’ye ve çoğu kabine üyesine güvenoyu verildi.

Meclis’te gerçekleştirilen oturumda hükümet programının yanı sıra Başbakan Zeydi ile kabinede yer alacak 14 isim mutlak çoğunlukla güvenoyu aldı.

Parlamentoda yapılan oylama sonucunda Basim Muhammed Hıdır Petrol Bakanı, Muhammed Nuri Ahmet Sanayi Bakanı, Ali Saad Vehib Elektrik Bakanı, Abdülhüseyin Aziz Sağlık Bakanı, Serve Abdülvahid Çevre Bakanı, Abdürrahim Casım Tarım Bakanı, Müsenna Ali Mehdi Su Kaynakları Bakanı, Mustafa Nizar Cuma Ticaret Bakanı, Halid Şevani Adalet Bakanı, Abdülkerim Abtan Eğitim Bakanı, Veheb Selman Muhammed Ulaştırma Bakanı, Fuad Hüseyin Dışişleri Bakanı, Ali Falih Sari Maliye Bakanı ve Mustafa Sened İletişim Bakanı oldu.

Başbakan Zeydi ve güvenoyu alan bakanlar Meclis’te yemin ederek resmen göreve başladı.

Kabinede 23 bakan bulunuyor. Meclis’te yapılan oylama sonucu 14 bakan güvenoyu alırken, kabinenin İçişleri, Planlama, İmar ve İskan, Kültür ve Turizm ile Yüksek Öğretim Bakan adayları ise güven oyu alamadı. Geri kalan Çalışma, Spor ve Gençlik, Göç ve Göçmenler ile Savunma Bakanlığı için aday isimleri ise Meclis’e sunulmadı.

Kabinenin geri kalan bakan adayları için Meclis’te ileri tarihte oturum düzenlenecek.

  •  

İBB davasında İmamoğlu ile hakim arasında ‘sorgu’ tartışması

Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 77’si tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 38’inci gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görüldü.

İmamoğlu’nun da katıldığı duruşmada iş insanı Murat Kapki savunma yaptı. Kapki, şunları söyledi:

“24 Haziran günü öğlen saatinde avukatım geldi. Avukat görüşmesi için içeriye girdim (Eşi) Feyza Hanım’ı adliyeye götürdüklerini söyledi. Tabii orada kan beynime sıçradı. Tam avukat bana bunu söylediği sırada arkamdan kapı açıldı. İnfaz memuru, ‘Çağlayan’a gidiyorsun’ dedi. Olaylar dakikası dakikasına oluyor. ‘Savcı bey seni çağırıyor’ dediler. Tekirdağ’dan Çağlayan’a 2,5 saat içerisinde kafamdan eşim tutuklanır mı; oğlum, kızım, çocuklarım ne olacak, neden eşimi aldılar, onun hiçbir suçu yok diye geçirdim. Kendi kendimi yiyorum. Kardeşimi tutuklamışlar, kayınpederimi almışlar.”

‘SAVCI, ‘DAVET ETTİK’ DEDİ’

Adliyeye geldiğindeki süreci anlatan Kapki, “Beni savcının odasının önüne getirdiler. Yanımda jandarmalar var, 7’nci kata çıktık. ‘Avukatlarım burada mı? Eşim nerede? Avukatlarımı bulup görüşebilir miyiz’ dedim. Kapıda 3-5 dakika bekledikten sonra beni içeri aldılar. Savcı bey sağ olsun ayağa kalktı, elimi sıktı. Direkt, ‘Sayın savcım eşimi de almışsınız’ dedim. Aynen bu şekilde sordum. O da gülerek ‘Almadık canım, davet ettik’ dedi. ‘Allah razı olsun sayın savcım, beterin beteri var demek ki’ dedim. Artık o esnada eşimin tutuklanma ihtimali dışında hiçbir şey düşünemiyordum. Çocuklarımız ne olacak? Eşim tutuklanırsa neler yaşarız? Bunları düşünerek oturduğum yere gömüldüm” ifadelerini kullandı.

‘SAVCI, ‘FEYZA GİTSİN’ DEDİ’

Savci ile görüşmesini anlatan Kapki, “Savcı bey bana açık açık her şeyi anlattı. Ben önceki verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum; baştan söyledim, şu anda da yine söylüyorum. Savcı bey konuşmamda aynen ‘Konuş’ dedi. Ben de ‘Ne konuşayım sayın savcı, bir şey bilmiyorum. Yemin ediyorum bir şey bilmiyorum’ diyorum. Biraz sohbet ettik, bana bir kahve söyledi. Sonra ‘İfade verecek misin’ dedi, ben de ‘Vereceğim’ dedim. Kahveyi bitirdik, yine sohbet ettik. Savcı bey bana daha önce ifade veren kişilerin ifadelerini okudu. Yani hakkımda verilen ifadeleri okuyor ama kimin olduğunu söylemiyordu. Sonra bir ara durdu, telefon açtı. ‘Feyza Hanım tamam, gitsin’ dedi. Aynen böyle. Yemin ediyorum size ‘Feyza gitsin’ dedi” diye konuştu.

‘ASLINDA ETKİN PİŞMANLIK İFADESİ VERMEDİM’

Kapki, 24 Haziran’da verdiği ifadeye dikkati çekerek, “Dosyadaki neredeyse bütün etkin pişmanlık ifadeleri ‘Ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum’ cümlesiyle başlar. Savcı bey bana sordu, ‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musun’ diye. ‘Hayır, etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum’ dedim. ‘Peki’ dedi; ifademizi yazdık, yazdık, yazdık… En sonunda bana dedi ki, ‘İleride sana atfedilen bir suç çıkarsa o zaman etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin’. İstemediğimi söyledim ama ‘Bu ileride senin için iyi bir şey olabilir’ dedi. Ben de avukatıma sordum, ‘Yazabilirsin’ dedi. Oraya o şekilde yazdık. Yani aslında ifadelerime bakarsanız ben etkin pişmanlık ifadesi vermedim” diyerek süreci anlattı.

MAHKEME BAŞKANINDAN “MİTİNG DEĞİL” UYARISI

Savunmasının ardından Kapki’nin hakim sorgusuna geçildi. Mahkeme Başkanı, Kapki’ye “Çıkamayacağınızı anlayınca mı ifadenizi değiştirdiniz” sorusunu yöneltti. Bu sırada Ekrem İmamoğlu araya girerek, soruya itiraz etti. Mahkeme Başkanı, “Ekrem Bey sesinizi yükseltmeyin. Burası miting alanı değil, araya giremezsiniz. Burası mahkeme salonu” dedi. İmamoğlu, “Bu soruyu sormanız gereken ilk kişi Kapki değildi. Birçok etkin pişmanlıkçı konuştu. Bu insanların can ve mal güvenliği size emanet” diye konuştu.

Tartışmalar üzerine Mahkeme Başkanı, duruşmayı bitirdi. Duruşmaya pazartesi günü devam edilecek.

İMAMOĞLU, KAPKİ’NİN EŞİNE SESLENDİ

İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken tutuksuz sanıklar arasında yer alan Kapki’nin eşi Feyza Kapki’ye, “Size ve evlatlarınıza yapılanları duyunca kanım dondu. Evlatlarınızın hakkını savundum” diye seslendi. (ANKA)

  •  

Şi ile Trump’tan ‘Hürmüz ve İran’ anlaşması

ABD Başkanı Donald Trump, Çin’i ziyaretinde Devlet Başkanı Şi Cinping ile ikili ve heyetler arası görüşme için Pekin’de bir araya geldi.

Beyaz Saray’dan görüşmeye ilişkin açıklamada bulunuldu.

Trump, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, İran’la anlaşma ve Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda yardımcı olmaya hazır olduğunu söylediğini bildirdi.

Çin ziyaretini sürdüren ABD Başkanı Trump, Fox News kanalından Sean Hannity’ye verdiği röportajda, Şi ile görüşmesini değerlendirdi.

Trump, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, hem İran’la anlaşmanın sağlanması hem de Hürmüz Boğazı’ndaki ticari geçişlerin yeniden başlamasını umduğunu söylediğini aktardı.

ABD Başkanı, “Devlet Başkanı Şi, (İran’la) bir anlaşma yapılmasını istiyor. Kendisi bir teklifte de bulundu, ‘Eğer herhangi bir şekilde yardımcı olabilirsem, yardımcı olmak isterim.’ dedi. Kendisi, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını istiyor, bu kadar çok petrol satın alan herkesin onlarla (İranlılarla) bir tür ilişkisi olduğu açıktır ancak o, herhangi bir şekilde yardımcı olabilirse olmak istediğini belirtti.” ifadelerini kullandı.

‘ÇİN’İN ÇIKARI VAR’

Trump’ın Çin ziyaretinde heyetinde yer alan ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD merkezli CNBC televizyonuna Pekin’den verdiği röportaj, konuyla ilgili sorulan soruya yanıt verdi.

Bessent, “Çin’in Hürmüz Boğazı’nın açılmasında ABD’den daha fazla çıkarı var. Bence perde arkasında çalışarak İran liderliğine söz geçirebilen herkes kadar ellerinden geleni yapacaklar.” dedi.

Trump’ın ziyaretinin hemen öncesinde Güney Kore’de Çin heyetiyle yaptıkları ekonomi ve ticaret müzakerelerine ilişkin Bessent, Çinli muhataplarıyla zirve için somut sonuçlar üretmek üzere çalıştıklarını belirtti.

RUBIO’DAN AÇIKLAMA

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Başkanı Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi’den İran konusunda “hiçbir şey istemediğini” kaydederek, “Çin’in yardımını istemiyoruz. Yardımlarına ihtiyacımız yok.” ifadesini kullandı.

TRUMP’TAN Şİ’YE DAVET

Trump, Pekin’de düzenlenen akşam yemeği etkinliğinde, Şi ile eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül’de Beyaz Saray’a davet etmekten onur duyduğunu ve bunu dört gözle beklediklerini söyledi.

ÇİN’DEN AÇIKLAMA

Çin Dışişleri Bakanlığından, Şi ve Trump’ın başkent Pekin’de yaptığı görüşmenin ayrıntılarına ilişkin açıklama yapıldı.

Açıklamaya göre Devlet Başkanı Şi, Tayvan meselesinin, ABD-Çin ilişkilerinde en önemli konu olduğunu belirterek, Trump’a Tayvan konusunun iyi yönetilmesi halinde ilişkilerin istikrarını koruyacağını, aksi takdirde iki ülke arasında “çatışmalar yaşanabileceğini ve bunun ilişkileri büyük tehlikeye” atacağını söyledi.

  •  

Antalya’da kadın cinayeti: Dayısı tarafından öldürüldü

Antalya’nın Kepez ilçesinde arsa satışı konusunda tartıştığı dayısı tarafından silahla vurulan kadın hastanede yaşamını yitirdi.

İddiaya göre, Yeşiltepe Mahallesi Sakarya Bulvarı’daki noterin önünde Amine Bozkurt (40) ile dayısı Ömer A. (63) arasında tartışma çıktı.

Tartışmanın büyümesi üzerine Ömer A, tabancayla Bozkurt’a 4 el ateş etti.

Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekibi yönlendirildi.

Ekipler, yaralı Bozkurt’u ilk müdahalenin ardından hastaneye kaldırdı. Ameliyata alınan Bozkurt, müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Bozkurt’un cenazesi, otopsi için Antalya Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi.

Ömer A. ile olay yerindeki eşi Fadime A. (64) polis ekiplerince gözaltına alındı.

  •  

DEM Parti’nin ‘Kürtçe’ önerisi Meclis’te reddedildi

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da “varlık barışı” ile ilgili düzenlemeler ve İstanbul Finans Merkezi bünyesindeki firmalara vergi avantajları sağlayan, ayrıca SGK’ya borç taksitlerinin 36 aydan 72 aya çıkarılmasını öngören Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşülecek.

Teklifin görüşmelerinden önce partilerin grup önerileri görüşüldü. DEM Parti’nin “Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımının önündeki engellerin belirlenmesi amacıyla” verdiği Meclis araştırma önergesi AKP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla reddedildi.

Öneri üzerine söz alan DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, “Kürt sorununun çözümü yolunda atılacak adımların, onlarca yıldır Kürt halkının karşılaştığı engellerin kaldırılmasını da beraberinde getireceğini” savunarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bugün Kürt sorununun demokratik çözümünde tarihi bir eşikten geçmekteyiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı elli yıllık çatışma ortamını sonlandırma fırsatı değil, aynı zamanda bu topraklara ait farklılıkların zenginlik olarak bir arada eşit yaşamın kapısını araladı. Bu süreçte gerekli adımların atılması aynı zamanda onlarca yıldır Kürt’ün önündeki engellerin kaldırılmasını beraberinde getirecektir. Demokratik entegrasyon demek aynı zamanda bu topraklarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diğer dillerin de geleceğini garanti altına almaktır. Bu nedenle tam da içerisinden geçtiğimiz bu sürecin gereği olarak Kürtçenin korunması ve geliştirilmesi demokratik toplum ilkeleri ve kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından hayati önem taşıyor.”

‘TOPLUMSAL BARIŞA KATKI SAĞLAYACAKTIR’ İDDİASI

“Kürtçenin korunması ve geliştirilmesinin, demokratik toplum ilkeleri ile kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından en iyi yerde durduğunu” savunan Varlı, “Bu nedenle komisyonun kurulması aynı zamanda toplumsal barışın güçlenmesine de katkı sağlayacaktır” diye konuştu.

Varlı, yıllardır her alanda dillerin ve kültürlerin eşitliği ilkesini koruduklarını ve hiçbir dilin bir diğerine karşı üstünlüğü bulunmadığını ifade ederek, “Bizler yıllardır sokakta, okulda, fabrikalarda, tam da bu kürsüde dillerin, kültürlerin eşitliğini savunduk. Hiçbir dilin diğerinden üstün olmadığını, hiçbir çocuğun ana dilinden koparılmadığı, dillerin birbirini beslediği demokratik bir cumhuriyeti savunduk, bunu savunmaya da devam edeceğiz” dedi.

CHP’Lİ KONURALP: ANA DİLİ HAK OLARAK GÖRÜYORUZ

CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, CHP’nin “parti programında yer alan ilkelere” dikkati çekerek, “toplumsal sorunların çözüm adresinin eşit yurttaşlık temelinden geçtiğini” ifade etti. Konuralp, şu ifadeleri kullandı:

“Parti programımızda vurgulandığı şekliyle demokratikleşme, toplumsal sorunların eşit yurttaşlık temelinde çözümü için elzemdir diyoruz ve yine, programımızda vurgulandığı üzere, ana dili bir hak olarak görüyor, tüm yurttaşlarımızın ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkının sağlanacağı, kimsenin kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramayacağı ve toplumsal olarak dışlanmayacağı, farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin özgürce var olabileceği bir Türkiye hedefi doğrultusunda mücadele ediyoruz.”

‘ANNELERİMİZİN DİLLERİNİ ÖTEKİLEŞTİRMEDEN KORUMAK BİR ZORUNLULUKTUR’

Bu bağlamda, Türkçe, Kürtçe, Abhazca, Çerkezce, Gürcüce, Lazca, Ermenice, Rumca, Süryanice, Arapça, Boşnakça ve sayamadığım hangi dil varsa, annelerimiz rüyalarını hangi dilde görüyorsa, hangi dilde görmüşse, bizi hangi dilde sevmiş ve hangi dilde azarlamışsa işte o dilin ama daha da önemlisi başka annelerin dillerini de ötekileştirmeden, önemsizleştirmeden, değersizleştirmeden tüm dillerin varlığını sürdürmelerini sağlamak bir zorunluluktur. Çünkü dillerin kaybı yalnızca sosyokültürel, antropolojik bir sorun değildir, daha da ötesinde toplumsal mesafeleri büyüten bir sorundur. Dillerin kaybı aidiyet duygusunu zedeler, ortak yaşam iradesini aşındırır. Ana dil hakkının güvence altında olduğu toplumlarda ise bireyler ülkelerine daha güçlü bağlarla bağlanır, ortak geleceğe daha fazla inanır.”

ÇALIŞKAN: AK PARTİ İKTİDARINA KADAR BARIŞ VE HUZUR İÇERİSİNDE YAŞANIYORDU

Yeni Yol Grubu Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, Türkiye’nin geçmişten bu yana barındırdığı farklı medeniyet ve kültürlerin bir arada yaşama kültürüne değinerek, “Bugün ülkemiz bir mozaik olarak Arap, Kürt, Türk, Laz, Çerkez her medeniyetten, her milletten, her kültürden insanların barış, huzur ve kardeşlik içerisinde yaşadığı bir ülke oldu AK Parti iktidarına kadar” dedi.

Son dönemde izlenen politikalarda toplumsal ayrışma noktalarının ve kimliksel farklılıkların siyasi birer araç olarak kullanıldığını ileri süren Çalışkan, “Ne yazık ki son dönemde bir seküler, dindar, Alevi, Sünni fay hatlarının ısrarla ne yazık ki üzerine gitmeyi belki de bir kazanç gördüler. Elbette seçim dönemlerinde politik manevralarla oy alma uğruna belki bazı şeyler kaşınabilir gibi görünüyor ama bu milletin geleceğini düşünmek zorundayız” diye konuştu.

Çalışkan, siyasetçilerin ve devlet yönetiminin günübirlik çıkarlar yerine ülkenin geleceğini planlaması gerektiğini dile getirerek, “Eğer bu ülkede yapacağınız politikalar bu milletin tarihi bağlarını koruyup gelecekte barış, huzur içerisinde yaşayacağı ortamı planlamadıktan sonra hiçbir anlamı yok” ifadelerini kullandı. (ANKA)

  •  

YPG elebaşı Mazlum Abdi: ‘Ankara ziyareti hazırlık aşamasında, Öcalan ile görüşme olabilir’

PKK/YPG terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi, Al Monitor’den Amberin Zaman’a açıklamalarda bulundu.

AKP hükümeti ile yürütülen görüşmeler, Şam yönetimiyle entegrasyon sürecine ilişkin açıklamalarda bulunan Abdi, Ankara’ya olası bir ziyaret için “Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Ziyaretin hayata geçmesi halinde Abdullah Öcalan’la bir görüşmenin gündeme gelip gelmeyeceği sorusunu da yanıtlayan Abdi, “Evet, olabilir” dedi. Abdi, “Onunla telefonda konuşmadım. Mektuplar aldık. Sonuncusu Ocak’taki savaştan önceydi. O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır” ifadelerini kullandı.

Abdi’nin “Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı.” sözleri ise dikkat çekti.

İşte sorulan sorular ve Abdi’nin yanıtları…

“Al-Monitor: Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ile 29 Ocak’ta revize edilen entegrasyon ve ateşkes anlaşmasını imzalamanızın üzerinden dört ay geçti. Rojava önemli ölçüde küçüldü, ABD kuvvetleri bölgeden çekildi ve merkezi hükümetle entegrasyon görüşmeleri sürüyor. SDG komutanı olarak bu süreçte ne yaptınız, öncelikli odak noktanız ne? Pek çok kişi bunu merak ediyor.Tarih

Abdi: Öncelikli odak noktamız Şam ile yaptığımız entegrasyon anlaşmasının doğru biçimde hayata geçirilmesidir. Bu çerçevede hem askeri kuvvetlerimizin Suriye ordusuna entegrasyonu hem de özerk yönetime bağlı kurumların entegrasyonu yürütülmektedir. Bu sürecin adil ve hakkaniyetli bir şekilde tamamlanmasını istiyoruz. Süreç boyunca temel önceliğimiz, Kürt bölgemizin kendine özgü niteliklerinin korunması ve gözetilmesidir.

Al-Monitor: Biraz daha ayrıntı verebilir misiniz?

Abdi: Oldukça kapsamlı bir süreç. Farklı dosyaları ele alan ayrı ekiplerimiz var. Örneğin askeri entegrasyonla ilgilenen ekip; Sipan Hemo da bu ekipte yer alıyor. Ayrıca özerk yönetimin diğer birimlerinin entegrasyonuyla ilgilenen meslektaşlarımız var. Asayiş’i örnek verelim: Şam ile, Asayiş’in Kürt çoğunluklu bölgelerde yapısını koruyacağı konusunda mutabık kalındı. Tüm Asayiş yetkilileri ve personeli görevlerini sürdürecek, Suriye devletiyle bütünleşerek devletin bir parçası haline gelecek. Yaklaşık 15.000 kişiden söz ediyoruz. Aslında üzerinde mutabık kaldığımız iki temel ilke var. Özerk yönetimin hiçbir çalışanı işten çıkarılmayacak ya da “diskalifiye” edilmeyecek; herkes görevini sürdürecek ve ücretlerini ilgili bakanlıklardan almaya devam edecek. Yaklaşık 50.000 kişiden söz ediyoruz. İkinci ilke ise şu: Kürt çoğunluklu bölgelerde yerel yönetim, yerel halk tarafından yürütülecek; karma nüfuslu bölgelerde ise yönetim uzlaşı temelinde paylaşılacak. Karma bölgelerden kastım, Arap, Kürt, Hristiyan ve başka toplulukların bir arada yaşadığı Haseke gibi yerler. Kobani’ye bağlı Sirrin ve Şexler adlı iki ilçe Arap çoğunlukludur. Serêkaniyê de böyle. Bu tür bölgelerde Arapların halk iradesine dayalı olarak yönetimde söz sahibi olması gerekiyor. Afrin’in durumu biraz daha hassas çünkü Türk devleti hâlâ orada varlığını sürdürüyor. Ancak Afrin tartışmasız biçimde Kürt bir bölgedir; Afrin çevresindeki Şehba bölgesi de öyle. Halep’teki Şeyh Maksut ise Kürt çoğunlukludur.

Al-Monitor: Suriye hükümeti size çeşitli görevler teklif etti ancak hiçbirini kabul etmediniz. Neden?

Abdi: Dedim ya, önceliğimiz bu entegrasyon çalışmasını tamamlamak. İkinci neden ise Kürt birliğini pekiştirmenin de öncelikli hedeflerimizden biri olması.

Al-Monitor: Kürdistan Ulusal Kongresi (KUK) ile mi kastediyorsunuz?

Abdi: Onlar ve diğer partilerle.

Al-Monitor: Anladığım kadarıyla Haseke’den ulusal seçimlerde Kürtlere ayrılması planlanan dört sandalyeden ikisini KUK’a vermeyi önerdiniz ve KUK kabul etti.

Abdi: Bu konuda uyum sağlamak için çalışıyoruz.

Al-Monitor: Yeni bir siyasi parti kurduğunuz doğru mu?

Abdi: Hayır. Bu talep halktan geliyor ve biz de bu nedenle değerlendiriyoruz. Ancak açıkçası şu an öncelik listemizin en üstünde yer almıyor.

Al-Monitor: Entegrasyona geri dönelim. Hükümet, Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) entegrasyon sürecine dahil edilmesi taleplerini kabul etmiyor. Özerk yönetim tarafından verilen ortaokul ve lise diplomalarının tanınacağı defalarca dile getirildi; ancak hiçbir şey ilerlemiyor. Şam, bu dört ayda somut olarak ne yaptı?

Abdi: Askeri kuvvetlerin entegrasyonu plana uygun ilerliyor. SDG güçlerinden oluşacak ve SDG komutanları tarafından yönetilecek dört askeri tugayın kurulması konusunda mutabık kalmıştık. Bu tugayların oluşturulması ve resmi olarak tanınması aşaması büyük ölçüde tamamlandı. Suriye ordusu bünyesinde yeni isimler aldılar; ancak münhasıran SDG savaşçılarından oluşuyorlar. Örneğin Kobani için kurulan tugay, Kobani’de konuşlandırılmış olup Halep merkezli bir tümene bağlı. Cezire bölgesinde üç tugay daha var: biri Derik’te, biri Haseke’de, biri de Kamışlı’da. Cezire’deki tugayların tamamının koordinasyonu Ciya Kobane’nin sorumluluğunda. Derik’teki tugaya Sasun Derik komuta ediyor, Kamışlı’daki tugayı Lokman Halil yönetiyor. Haseke tugayının komutanı Serdar Afrin, Kobani için kurulan tugayın komutanı ise Mahmut Kobane.

Al-Monitor: SDG hâlâ var mı?

Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar SDG varlığını sürdürecek. SDG feshedilmedi.

Al-Monitor: Süreç tamamlandığında feshedilecek mi?

Abdi: Evet.

Al-Monitor: Peki sizin unvanınız ne olacak?

Abdi: Güzel soru [güler]. Halkımın arasında kalacağım. Halkımızı örgütlemeye odaklanacağız ve doğal olarak yeni yapılar oluşacak.

Al-Monitor: Eğitim meselesine ne oldu? Şam neden ayak sürüyor?

Abdi: Uygulamanın geciktiği doğru. Ancak artık birkaç gün içinde yürürlüğe girecek nihai bir anlaşmaya vardık. Buna göre bu ve gelecek öğretim yılında özerk yönetimin müfredatı kapsamında eğitim gören ve ortaokul ile lise diploması alacak çocuklarımız, bu diplomalarını Suriye devletinden alacak. Bunun yanı sıra özerk yönetim tarafından o günden bu yana verilen tüm ortaokul ve lise diplomaları Suriye devleti tarafından resmi olarak tanınacak.

Al-Monitor: Gelecek öğretim yılının ardından bölgenizdeki okullar hükümetin ulusal müfredatına mı dönecek?

Abdi: Bu meseleyi tartışmak üzere bizim ve Şam’ın temsilcilerinden oluşan ortak bir komite kuruluyor. En önemli talebimiz, Kürt çoğunluklu bölgelerde eğitimin Kürtçe olması. Ulusal müfredat uygulanacak ve Kürtçeye çevrilecek. Bu komitenin önümüzdeki iki ay içinde hükümete görüşünü bildirmesi bekleniyor.

Al-Monitor: SDG ve özerk yönetim tarafından hükümetin çeşitli pozisyonları için aday gösterilen kişilerden kaçı şimdiye kadar göreve atandı?

Abdi: Bu, Şam’ı eleştirdiğimiz başka bir konu. Birlikte mutabık kalmıştık: insanlarımız hem hükümete hem orduya katılacaktı. Çeşitli bakanlıklar ve müdürlüklerdeki pozisyonlar için 20’den fazla isim önerdik; büyük çoğunluğu özerk yönetimin eski çalışanları. Şimdiye kadar herhangi bir yanıt almadık.

Al-Monitor: Cumhurbaşkanı Şaraa yeni kabinesini açıkladı. Sizden bazı isimlerin bu pozisyonlara gelmesini bekliyor muydunuz?

Abdi: Bu pozisyonlar için bazı isimler ilettik. Şam’ın yalnızca Kürtleri değil, ülkenin farklı bileşenlerini de daha fazla kapsayıcı bir şekilde dahil etmesi gerekiyor.

Al-Monitor: Bütçe meselesi nasıl işliyor? Şam özerk yönetime herhangi bir finansman sağlıyor mu?

Abdi: Suriye ordusuyla entegre edilen askeri kuvvetlerin maaşları hükümet tarafından ödeniyor. Tüm SDG güçlerini Suriye ordusuna entegre etmek için çalışıyoruz; bu konu hâlâ görüşülüyor. Şu an için maaşları özerk yönetim ödüyor.

Al-Monitor: Özerk yönetim gelirlerini nasıl elde ediyor? Deir ez-Zor’daki petrol sahalarının kaybı gelirlerinizi önemli ölçüde azaltmış olmalı.

Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar eski gelir kaynaklarının bir kısmı kullanılabilir olmaya devam edecek. Sınır gelirleri, vergiler ve bir miktar petrol geliri topluyoruz.

Al-Monitor: Rmeilan ve bölgenizdeki diğer petrol sahaları şu an kimin kontrolünde?

Abdi: Anlaşma kapsamında devlet, sahalar üzerinde varlık kurdu. Sahalar önceden bizim şirketimiz olan Cezire şirketi tarafından yönetiliyordu ve bu şirket hâlâ faaliyette. Üretim paylaşımına ilişkin nihai anlaşma için müzakereler sürüyor. Sahalar Suriye devletine aittir.

Al-Monitor: Kontrolünüzdeki bölgelerde şu an kaç hükümet yetkilisi görev yapıyor?

Abdi: Kesin rakamları bilmiyorum ama onlarca yetkili diyelim. Henüz erken dönemde. Güvenlik kuvvetleri açısından ise 29 Ocak anlaşmasında öngörülen sayıda bulunuyorlar. Şimdiye kadar herhangi bir sorun yaşamadık. Bu aşamada kuvvetlerimiz ile Suriye ordusu arasında bir ayrım yapmak doğru olmaz çünkü artık aynı ordunun parçasılar.

Al-Monitor: Kamuoyunun genel algısı şu: başlangıçta siz ve Cumhurbaşkanı Şaraa birbirinizden pek hoşlanmıyordunuz, ancak artık oldukça iyi geçiniyorsunuz.

Abdi: İkimiz de aynı şeyi istiyoruz: entegrasyon sürecinin başarıyla tamamlanması.

Al-Monitor: İkinizin de askeri geçmişten gelmeniz birbirinizi daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor mu?

Abdi: Evet. Bu bir etken.

Al-Monitor: Sizi ziyaret edecek mi? Davet ettiniz mi?

Abdi: Onu geçen yıl davet etmiştik. Entegrasyon süreci tamamlandığında daveti yenileyeceğiz.

Al-Monitor: Bu ne zaman olacak?

Abdi: Tarafların ne kadar hızlı hareket ettiğine, anlaşmanın mutabık kalınan şartlar çerçevesinde tam anlamıyla uygulanmasına ne ölçüde bağlı kalındığına bağlı. Bizim tarafımızdan tam bir taahhüt var.

Al-Monitor: Kadın savaşçılar meselesi nasıl çözüme kavuşacak? Suriye ordusunun pek çok birliği cihatçı geçmişten geldiği düşünüldüğünde bu son derece güç görünüyor; saflarında radikal feminist kadın savaşçıların yer alması rahatsızlık yaratabilir.

Abdi: Şam, kadınların aktif muharebe görevi veya orduda başka pozisyonlar üstlenmesi için yasal bir dayanağın bulunmadığını, bu nedenle iç güvenlik kuvvetleri kapsamında İçişleri Bakanlığı bünyesine alınmaları gerektiğini söylüyor. Gerçek şu ki kadın savaşçılarımız ve komutanlarımız, herhangi bir erkek savaşçı ya da komutan kadar, hatta daha fazla cesur, zeki ve yetenekli. Müzakereler sürüyor; ancak mevcut koşullar altında kadın savaşçılarımızın büyük ihtimalle iç güvenlik kuvvetlerinin bir parçası olacağı görünüyor.

Al-Monitor: Bir başka hassas konuya geçelim: Şam ile sürdürülen esir takasları. Hükümet tarafından bölgenizden kaç SDG savaşçısı ve sivil tutuklu bulunuyor?

Abdi: Annelerimiz bu duruma çok üzülüyor ve haklılar. Esir takası çok daha önce başlamalıydı. Hükümet şimdiye kadar toplam yaklaşık 900 kişiyi serbest bıraktı; bizim tarafımız ise toplam 500’ü aşkın kişiyi serbest bıraktı. Şu an hükümet tarafında tutulan yaklaşık 500 kişi var; bunların yarısı SDG savaşçısı, yarısı Kürt sivil. Bu meseleyi bir an önce çözüme kavuşturmayı umuyoruz.

Al-Monitor: Bazı SDG savaşçılarının saflarınıza katılmış Aleviler olduğu söyleniyor.

Abdi: Birkaç yüz kişi var. Biz Kürt olup olmadığına ya da Alevi olup olmadığına bakmıyoruz. Bu insani bir mesele. Bu kişilerin pek çoğu, geçen yılın Mart ayında kıyı bölgelerinde Alevi nüfusa yönelik toplu şiddet olaylarının ardından bölgemize sığındı. Canlarını kurtarmak için kaçıyorlardı; bir kısmı geçimini sağlamak için yönetimde ya da SDG’de iş buldu ve burada kalmaya devam ediyorlar. Hükümet bunu anlıyor. Bu kişilerin serbest bırakılması için SDG savaşçıları olarak çalışıyoruz; etnik ya da dini kimliklerini esas almaksızın. Hepimiz eşitiz: Araplar, Kürtler, Aleviler, Dürzi, Hristiyanlar. SDG’de bu toplulukların hepsinden insanlar var. Bu bizim için ilkesel bir meseledir ve her zaman böyle olmuştur.

Al-Monitor: Ocak çatışmalarındaki resmi kayıp sayısı nedir? SDG’de hâlâ kayıp savaşçılar olduğuna dair söylentiler var ve bu durum kamuoyunda öfkeye yol açıyor.

Abdi: Tüm şehitlerimizin naaşlarını geri getirdik. Toplam rakam 260. Kimsenin kayıp kalmaması için bu dosya üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Bu amaçla Şam ile ortak bir görev gücü oluşturduk. Dosyalarımızda Ocak öncesindeki çatışmalara ait birkaç isim var ve bu kişilerin akıbetini araştırıyoruz. Tüm ailelere sevdikleri hakkında eksiksiz bir yanıt verilene kadar her taşı yerinden oynatmaya kararlıyız.

Al-Monitor: SDG’nin bu kadar hızlı toprak kaybetmesinin nedenlerinden birinin komutanların mevzilerini terk etmesi olduğu iddia ediliyor.

Abdi: Hayır, bu kesinlikle doğru değil. Deir Hafer için Amerikalılar’ın arabuluculuğuyla Şam ile bir ateşkes anlaşması yapılmıştı. Anlaşma kapsamında çekilirken Suriye ordusu şartları ihlal ederek Deir Hafer’e girdi. Bu, çatışmaya yol açtı ve biz kuvvetlerimize savaşmamaları emrini verdik. Ateşkese bağlıydık ve daha fazla can kaybını önlemek istedik. Halkımız savaş istemiyordu. Önce IŞİD gibi vahşi bir örgütle savaştık, ardından yıllarca Türk ordusunun saldırılarına maruz kaldık. İnsanlar savaştan bıktı. Halkımızın çıkarları doğrultusunda hareket ettik. Komutanların yoldaşlarını terk ettiği gibi bir durum söz konusu değil. Ne yazık ki çatışma ortamlarında, özellikle uzaktan bakıldığında, pek çok efsane uydurulur.

Al-Monitor: Ocak ayında, çatışmalar sırasında Rojava’daydım ve halk açıkça çatışma istemiyordu. Ancak şu an size ve diğer komutanlara, hatta Abdullah Öcalan ve PKK’ya yönelik ciddi bir öfke var. Türkiye’nin “Rojava’yı yok etmesi” için ortaklaşa emir aldığınız, teslim olduğunuz söyleniyor. Bir kesim ise Rakka ve Deir ez-Zor’dan çok daha önce ve daha iyi şartlarla çekilmeniz gerektiğini söylüyor. Kısacası ciddi bir eleştiri var. Bunların herhangi biri haklı mı?

Abdi: Hayır, değil. Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı. Rakka ve Deir ez-Zor meselesine gelince… Başlangıçta o kadar uzaklara gitmeyi gerçekten düşünmüyorduk. Ancak bize yönelik saldırıların büyük bölümü Rakka, Münbiç ve Deir ez-Zor’dan geliyordu. Ana bölgelerimizi korumak için düşmanı kendi kalelerinde takip etmek askeri bir zorunluluk haline geldi. Üstelik IŞİD yönetimindeki bu bölgelerde yaşayan halkın liberasyon çağrısı da bize ulaşıyordu. Yerel halkla omuz omuza savaşarak, birlikte hayatımızı kaybederek tüm bu bölgeleri özgürleştirdik. ABD öncülüğündeki koalisyon ise havadan destek sağlıyordu. Rakka nihayet kurtarıldığında yerle bir olmuştu; bunu gördünüz. Hem son derece kısıtlı imkânlarla hem de Türkiye’den gelen saldırılarla aynı anda boğuşurken Rakka’yı yeniden ayağa kaldırdık. Koalisyon fonlarının büyük bölümü Rakka ve Deir ez-Zor’a aktarıldı. İnsanlar memnun değilseydi neden Rakka’yı terk edip Esad kontrolündeki bölgelere, hatta Esad’ın devrilmesinin ardından bile bu bölgelere geçmiyorlardı? Tam tersi oluyordu: Hükümet kontrolündeki bölgelerden Araplar bize geliyordu. Bu nedenle “hiçbir şey yapmadık” gibi suçlamalarla karşılaşmak şaşırtıcı. Bu, hatalar yapılmadığı, yanlış politikaların uygulanmadığı anlamına gelmiyor elbette. Ama hiçbir şey göründüğü kadar siyah ya da beyaz değil.

Al-Monitor: İnsanların çekilmenizi sevinçle karşılamasına dair görüntüler ve hapishanelerde tutulan çocuklar?

Abdi: Bunlar münferit vakalar. Dediğim gibi bazı hatalar yapıldı.

Al-Monitor: Peki ya hükümet Rakka ve Deir ez-Zor’u zorla geri almadan önce daha iyi bir anlaşma yapamamış olmanız?

Abdi: Bu eleştiride bir doğruluk payı var. 2025’te Şam ile imzalanan 10 Mart anlaşması bu bölgelerin yeniden entegrasyonunu öngörüyordu. Biz bu bölgelerden çekilmeden önce, demokratik bir Suriye çerçevesinde yerel halkın haklarını güvence altına alan ve tüm bileşenlerin tanınıp adil biçimde temsil edildiği nihai bir anlaşma istiyorduk. Kuzey ve kuzeydoğuyu, parça parça terk edilecek bir toprak değil, bütünlüklü bir bölge olarak tasavvur ediyorduk. Yalnızca Kürt halkının değil, birlikte çalıştığımız, birlikte savaştığımız tüm halkların haklarını neden göz ardı edelim ki; onlara daha fazla borçluyduk. Bunun için çok uğraştık ama maalesef başaramadık.

Al-Monitor: Neden?

Abdi: Her iki tarafın da bu sonuçta payı olduğunu söylerim. Hükümet sürekli oyalıyor, önerilerimizden hiçbirine yanıt vermiyordu. Bizim hatamız ise orta yol aramamaktı. Yeterince esnek davranmadık. Rakka ve Deir ez-Zor gibi Arap çoğunluklu bölgelerin entegrasyonuna çok daha erken başlayabilirdik. Bunun yerine kontrolümüzdeki alanın tamamının bir bütün olarak ele alınmasını talep ettik; bunun nedenlerini zaten anlattım.

Al-Monitor: Bu süreçte Amerikalılar Şam’a yakınlaştı. Sizi desteklemediler.

Abdi: Bu da doğru. Amerikalıların politikası merkezi hükümeti destekler nitelikteydi.

Al-Monitor: Bu sizin için bir şok değil miydi?

Abdi: Bunu beklemiyorduk. Bu savaş başladığında Amerikalılar, merkezi hükümet kuvvetleri ilerledikçe ağırlıklarını koyarak savaşı durdurabilirlerdi. Durum bu kadar kötüye gitmeden önce bir anlaşmaya arabuluculuk etmeleri mümkündü. Çok geç devreye girdiler; ancak hükümet kuvvetleri Kürt çoğunluklu bölgelere yaklaştığında. Savaşı sona erdirmek için o zaman yaptıklarını çok daha önce yapabilirlerdi. Tabii bunları söylerken yönetimin politikasını eleştiriyorum. Rojava’da bizimle birlikte görev yapan Amerikalı komutanlar ve askerler bize her zaman çok destek oldular; onları suçlamamak gerekir. Emirleri doğrultusunda hareket ediyorlardı. Ve elbette varlıklarını özledik. Pek çok değerli, sadık dost edindik; hâlâ iletişimdeyiz. Onların bilgi ve deneyiminden yararlandığımız gibi onlar da bizimkinden yararlandı. ABD’nin askeri varlığı artık yok; bu yeni ortama uyum sağlıyoruz.

Al-Monitor: Suriye için ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile hâlâ iletişimde misiniz?

Abdi: Evet, yaklaşık iki hafta önce telefonla konuştuk. Kendisi ve ekibi, entegrasyon anlaşmasının takibi ve uygulanmasıyla aktif olarak ilgilenmeye devam ediyor.

Al-Monitor: ABD Başkanı Donald Trump son dönemde Kürtler hakkında son derece aşağılayıcı açıklamalar yapıyor; Kürtlerin İranlı protestoculara gönderilmesi amaçlanan silahları kendilerine sakladığını öne sürüyor. Amerika Birleşik Devletleri ile bu kadar yakın çalışmış bir Kürt lider olarak bu açıklamalar sizi nasıl etkiliyor?

Abdi: Yanlış bilgilendirildiğini düşünebilirim. Kuvvetlerimiz hakkında, bizi bir tür paralı asker gibi tanımlayan bazı açıklamalar da yaptı. Hiçbir zaman kimseden para almadık. IŞİD’e karşı mücadele için kullanılan fonlar Pentagon tarafından bu amaçla tahsis edildi; bu mücadeleyi birlikte yürüttük. Sadece kendimizi değil, bu belayı tüm dünyadan uzaklaştırmak için savaştık. O fonlar onlar tarafından kontrol ediliyordu.

Al-Monitor: Pentagon’dan hâlâ fon alıyor musunuz?

Abdi: SDG’ye değil, “Suriye ordusuyla entegre güçlere” fon sağlanması tartışılıyor. Henüz hiçbir şey netleşmedi. Görüşmeler sürüyor.

Al-Monitor: İranlı Kürtlere tavsiyeniz ne olurdu? Amerikalılara güvenmeliler mi?

Abdi: Rojhelat Kürtlerinin meşru talepleri var. Haklarını aramaları en doğal haklarıdır. Bunu diyalog yoluyla mı yoksa silahlı direniş yoluyla mı yapacakları kendilerinin vereceği bir karar. Her iki seçeneğe de saygı duyarız. Ancak Amerikalılar, onların İran rejimini değiştirmeye yönelik silahlı bir girişime katılmaları için gerekli güvenceleri vermedi.

Al-Monitor: Türkiye’ye geçelim. Türkiye’deki barış süreci ile Şam görüşmelerinizin iç içe geçtiği açık. Nusaybin dahil çeşitli mekânlarda Türk yetkililerle gayri resmi görüşmeler yürütüyorsunuz. Türk yetkililerle temaslarınız sürüyor mu? Birkaç hafta önce Şam’daki Türk Büyükelçisi Nuh Yılmaz ile görüştüğünüz basına yansıdı.

Abdi: Basında yer alan haberler doğru değildi. Ancak Türk yetkililerle temaslarımız sürmektedir. Ayrıntılara girmeyeceğim. Bununla birlikte, Türkiye ile yürüteceğimiz her türlü görüşmeye Suriye hükümetinin de dahil olmasının daha verimli olacağına inanıyoruz. Tutumumuz bu yönde.

Al-Monitor: Nusaybin-Kamışlı sınır kapısının yeniden açılması konusunda ilerleme kaydedildi mi?

Abdi: İki hafta önce Şam’daki görüşmelerimde merkezi hükümetle sınırın yeniden açılması konusunda mutabık kaldık. Hatta bir tarih bile belirlendi. Ancak Haseke’deki adliye binasındaki tabelayla ilgili olaylar nedeniyle açılış ertelendi. Krizi yatıştırdık; açılış kısa süre içinde gerçekleşmeli.

Al-Monitor: Türkiye bu konuda ne düşünüyor? Türkiye’nin ortak sınır boyunca ağır silah bulunmasına ilişkin kaygılarını biliyoruz.

Abdi: Türkiye’nin endişelenecek bir şeyi yok. Hep barışçıl ve komşuluk ilişkilerine dayalı ilişkiler istediğimizi söyledik. Üstelik artık Suriye ordusunun bir parçasıyız.

Al-Monitor: Yakın zamanda verdiğiniz bir röportajda Ankara’ya gitmeyi düşünüp düşünmediğiniz sorulduğunda “neden olmasın?” dediniz. Türk hükümetinden resmi bir davet aldınız mı?

Abdi: Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz.

Al-Monitor: Türkiye ziyaretiniz kesinleşirse Abdullah Öcalan ile de görüşme gündemde olabilir mi?

Abdi: Evet, olabilir.

Al-Monitor: Öcalan ile en son ne zaman konuştunuz?

Abdi: Onunla telefonda konuşmadım.

Al-Monitor: Hiç yazışmadınız mı? Kendisinin size yazılı mesajlar gönderdiği geniş çevrelerde haber oldu.Hantavirüs Gelişmeleri

Abdi: Mektuplar aldık. Sonuncusu Ocak’taki savaştan önceydi.

Al-Monitor: Öcalan’ın Suriyeli Kürtler için bir liderlik figürü olmaya devam ettiğini söyleyebilir miyiz?

Abdi: O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır.

Al-Monitor: Bundan sonraki süreçte devriminizin idealleri çıkar ve iktidar hırsının gölgesinde kalma riski yok mu? Irak Kürdistanı’ndaki durum, işlerin nasıl yanlış gidebileceğinin acı bir örneği. Bu hataların Rojava’da tekrarlanmaması için ne yapıyorsunuz?

Abdi: Bu riskler her zaman var oldu ve bu tür senaryoların olasılığı kesinlikle arttı. İşte bu yüzden dedim ki önceliğimiz, bir yandan entegrasyon anlaşmasını başarıyla tamamlamak, öte yandan halkımızı örgütlemek ve kurumlarımızı ile stratejilerimizi yeniden şekillendirmektir. Halkımızı yolsuzluk ve açgözlülüğe karşı bağışıklı kılmanın en iyi yolu devrimci ruhumuzu canlı tutmak ve tüm siyasi yelpazedeki Kürtler olarak birliğimizi pekiştirmektir. Bu şeffaf ve kapsayıcı bir sistem inşa etmek, birlikte omuzladığımız bir sorumluluktur.

Al-Monitor: Hataların yapıldığını kabul ediyorsunuz. Bunu kamuoyu önünde kabul etmek Ortadoğu’da nadir görülen bir şey. Son bir değerlendirme olarak, bu 15 yıla geriye baktığınızda Rojava’daki Kürt halkının elde ettiklerine ilişkin ne söylersiniz?

Abdi: Nereden başladığımızı hatırlamak çok önemli. IŞİD tarafından yok edilmenin eşiğindeydik. Halkımız her yönden kuşatma altındaydı. Irak Kürdistanı’ndaki kardeşlerimizin aksine geri çekilecek yerimiz yoktu. Bir yanda Türkiye, diğer yanda IŞİD. 2014’te Kobani’nin nereye geldiğini hatırlayalım. Nüfusun büyük çoğunluğu zorla yerinden edildi. Yok oluşun eşiğinden döndük. Halkımızın fedakârlıkları sayesinde, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin koridorlarından dünyanın en ücra köşelerine kadar, dünya onların tarihin gördüğü en kötü ve kana susamış örgütlerden birine karşı gösterdiği kahramanca direnişi öğrendi. Bugün Suriye’de —Kürtlerin resmi kimlik belgeleri bile verilmezken, etnik haklardan söz edilemezken— biz Cumhurbaşkanı Şaraa ile bizzat, Kürtler olarak ve Kürtler adına bu hakları masada müzakere ediyoruz. Halkımızın umutları ve hayalleri istediğimiz biçimde gerçekleşmedi, bu doğru. Ancak bu, haklarımız için mücadeleyi bırakacağımız, hikâyenin burada bittiği ve Suriye’nin demokratik geleceğine katkı sunmak için elimizden geleni yapmaktan vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Suriye ordusunun genel komutası altında olsa da Kürtlerin kendi topraklarını savunacak kendi kuvvetleri var. Son 15 yılda Kürt çocuklar kendi ana dillerinde eğitim gördü ve bunu sürdüreceklerini güvence altına alacağız. Düşünün; Esad yönetiminde küçük bir çocukken ben bile Kürtçe bir kitap taşıdığım için rejim tarafından hapsedildim. Bugünün Suriyesi, 2011 öncesiyle kıyaslanamaz. Ruhumuz yılmaz. Uzlaşıyı barışçıl yollarla, diyalog aracılığıyla ve onurumuzu, özgün Kürt kimliğimizi hiçbir zaman feda etmeksizin inşa etmek, bizim yolumuzdur. Suriye Kürtleri artık görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir.”

 

  •  

Bartholomeos’tan Heybeliada Ruhban Okulu mesajı… ‘Açılacak’ diyerek tarih verdi

Fener Rum Patriği Bartholomeos, seçilişinin 35. yıl dönümü nedeniyle Atina’da düzenlenen törende açıklamalarda bulundu.

Bartholomeos, “Önümüzdeki aylarda okul kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmaları tamamlanacak. Eylül ayında da açılışı kutlayacağız” dedi.

NE OLMUŞTU?

1844 yılında Ortodoks din görevlisi yetiştirmek iddiasıyla açılan Heybeliada Ruhban Okulu, 1971 yılında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tüm özel yükseköğretim kurumlarının bir devlet üniversitesine bağlanması kararı üzerine kapatılmıştı.

2024 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Patrik Bartholomeos arasında yapılan görüşmelerle okulun yeniden açılmasına ilişkin adımlar atılmıştı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise Kasım 2025’te yaptığı açıklamada okulun Eylül 2026’da yeniden açılmasının hedeflendiğini duyurmuştu.

Barrack daha sonra yaptığı açıklamada “Bartholomeos, Oval Ofis’i ziyaret ettiğinde, hem Başkan Trump hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan için son derece önemli olan Heybeliada Ruhban Okulu konusunu gündeme getirdi. Bu nedenle, ilerlemeyi takip etmek ve 2026 yılının Eylül ayında okulun olası yeniden açılışına ulaşmak amacıyla tartışmaları kolaylaştırmak, hızlandırmak ve desteklemek için yapabileceğimiz bir şey olup olmadığını görmek istedik” ifadelerini kullanmıştı.

  •  

İran’dan ABD ile ateşkes sonrası İsrail’e misilleme

İran’dan yapılan misillemenin ardından İsrail’in işgali altındaki Doğu Kudüs’ün hava sahasında şiddetli patlama sesleri duyuldu.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’dan füze atıldığının tespit edilmesinin ardından hava savunma sistemlerinin devreye girdiği bildirildi.

İran misillemesinin ardından İsrail’in orta kesimlerinde geniş bir bölgede ve Kudüs’te sirenler çaldı.

İran’dan ABD ile ateşkes sonrası İsrail’e misilleme… Füzeler, Tel Aviv semalarında görüntülendihttps://t.co/kdjMqiFVUq pic.twitter.com/u2Lc58uE0s

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) April 8, 2026

Bölgedeki AA muhabiri, işgal altındaki Doğu Kudüs semalarında önleyici füzelerin ateşlenmesinin ardından şiddetli patlama seslerinin geldiğini aktardı.

Yedioth Ahronot gazetesi, önleyici füzelerin ateşlenmesinin ardından Kudüs’te bazı bölgelere şarapnellerin düştüğünü kaydetti.

İran’ın misillemesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2 haftalık ateşkesi kabul ettiklerini duyurmasından dakikalar sonra geldi.

  •  

Ateşkeste anlaştılar: Trump’tan ‘Hürmüz’, İran’dan ‘zafer’ açıklaması

ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la 2 haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurdu.

ABD Başkanı Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, İran’a tanıdığı sürenin dolmasına saatler kala Pakistan’ın arabuluculuğunda yapılan görüşmelere ilişkin önemli bir duyuru yaptı.

Trump, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in öncülüğünde, iki ülke arasında yürütülen müzakerelerin olumlu sonuç verdiğini belirtti.

ABD Başkanı, Pakistan’ın bu gece olası saldırıların durdurulması ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasını kapsayan önerisini kabul ettiğini ifade ederek, “İran’a yönelik bombardıman ve saldırıları iki haftalık süre için askıya almayı kabul ediyorum. Bu, iki taraflı bir ateşkes olacaktır.” ifadelerini kullandı.

İran’daki askeri hedeflerini zaten gerçekleştirdiğini savunan ve İran’la “uzun vadeli” bir barış konusunda anlaşmaya yakın olduklarını belirten Trump, “İran’dan 10 maddelik bir teklif aldık ve bunun müzakere için uygulanabilir bir temel olduğuna inanıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Geçmişte ABD ile İran arasındaki ihtilafların neredeyse tamamının mutabakat ile sonuçlandığını kaydeden Trump, “Bu iki haftalık süre, anlaşmanın son halini almasına ve tamamlanmasına imkan verecektir.” ifadesini kullandı.

Trump ayrıca, Orta Doğu’daki ülkeleri temsilen “uzun vadeli bir sorunun çözülmesinin” kendisi için bir onur olacağını sözlerine ekledi.

İSRAİL DE KABUL ETTİ

Öte yandan AA muhabirinin sorusuna yanıt veren bir Beyaz Saray yetkilisi, İsrail’in de söz konusu anlaşmayı kabul ettiğini belirtti.

İRAN ZAFERİNİ İLAN ETTİ

İran, ateşkes teklifini kabul ettiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Pakistan’da yapılacak müzakerelerin 15 gün içinde sonuçlandırılmasını ve sahadaki zaferin siyasi alanda da tescillenmesini hedefliyoruz” denildi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada, “İran’ın savaştaki hedeflerine ulaştığı” ifadesine yer verildi.

Açıklamada, “Ülke lideri Mücteba Hamaney ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin onayıyla nihai hale getirilmesi için müzakerelerin İslamabad’da yapılmasına karar verilmiştir. Bu müzakerelerin en fazla 15 gün içinde sonuçlandırılması ve sahadaki zaferin siyasi alanda da tescil edilmesi hedeflenmektedir.” değerlendirmesinde bulunuldu.

İŞTE O 10 MADDE

ABD tarafından sunulan tüm planların reddedildiği belirtilen açıklamada, Tahran yönetiminin sunduğu 10 madde “Hürmüz Boğazı’ndan geçişin, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde kontrollü şekilde yapılması, direniş ekseninin tüm unsurlarına karşı yürütülen savaşın sona erdirilmesi, ABD savaş güçlerinin bölgedeki tüm üs ve konuşlanma noktalarından çekilmesi, Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi garanti altına alacak ve üzerinde mutabakata varılan protokol çerçevesinde İran’ın hakimiyetini sağlayacak bir geçiş düzenlemesinin oluşturulması, İran’a verilen zararların hesaplamalara göre tamamen tazmin edilmesi, tüm birincil ve ikincil yaptırımlar ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının kaldırılması, İran’ın yurt dışındaki tüm bloke edilmiş varlık ve mali kaynaklarının serbest bırakılması ve tüm bu maddelerin bağlayıcı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanması” şeklinde sıralandı.

Müzakerelerin ABD tarafına “tam bir güvensizlik” içinde, 10 Nisan Cuma günü İslamabad’da başlayacağı vurgulanan açıklamada, görüşmelerin 15 gün içerisinde tamamlanmasının hedeflendiği, tarafların mutabakatıyla bu sürenin uzatılabileceği kaydedildi.

Açıklamada, “Parmağımız tetikte. Düşmandan gelebilecek en küçük bir hataya dahi güçlü şekilde karşılık verilecektir.” ifadeleri kullanıldı.

ARAKÇİ: HÜRMÜZ BOĞAZI’NDAN GÜVENLİ GEÇİŞ SAĞLANACAK

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkes açıklamasının ardından paylaştığı mesajında, “İran’a yönelik saldırılar durdurulursa, güçlü silahlı kuvvetlerimiz savunma operasyonlarını sonlandıracaktır. İki haftalık bir süre boyunca, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik sınırlamalar dikkate alınarak Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanacaktır” dedi.

Arakçi, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir’e, savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaları nedeniyle teşekkür etti. Arakçi’nin sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şu şekilde:

“İran İslam Cumhuriyeti adına, bölgedeki savaşı sona erdirmek için yorulmak bilmeden çaba gösteren sevgili kardeşlerim, Pakistan Başbakanı Sayın Şerif ve Mareşal Munir’e şükran ve takdirlerimi sunarım. Başbakan Şerif’in tweet’inde dile getirdiği kardeşçe talebe yanıt olarak ve ABD’nin 15 maddelik önerisine dayalı müzakereler talebini ve ABD Başkanı’nın İran’ın 10 maddelik önerisinin genel çerçevesini müzakerelerin temeli olarak kabul ettiğini duyurmasını dikkate alarak, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına şunu beyan ederim: İran’a yönelik saldırılar durdurulursa, Güçlü Silahlı Kuvvetlerimiz savunma operasyonlarını sonlandıracaktır. İki haftalık bir süre boyunca, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik sınırlamalar dikkate alınarak Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanacaktır.”

İlişkili Haber
thumbnail
İran’dan ABD ile ateşkes sonrası İsrail’e misilleme
Haberi görüntüle

TRUMP’TAN YENİ MESAJ

Trump, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la iki haftalık karşılıklı ateşkesin duyurulmasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Dünya barışı için “büyük bir gün” olduğunu belirten Trump, İran’ın bunun gerçekleşmesini istediğini ve “artık bıktığını” savundu.

ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki trafik yoğunluğunun düzenlenmesine yardımcı olacağını ve pek çok olumlu adım atılacağını kaydeden Trump, şu ifadeleri kullandı:

“Büyük paralar kazanılacak. İran yeniden inşa sürecine başlayabilir. Her türlü malzemeyi yükleyeceğiz ve her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için orada bulunacağız. Her şeyin yolunda gideceğinden eminim. Tıpkı ABD’de yaşadığımız gibi bu, Orta Doğu’nun Altın Çağı olabilir.”

  •  

Osmaniye’de sel: Araçta mahsur kalan 2 kişi öldü!

Osmaniye’de etkili olan sağanakta Bülbül Deresi’nin taşması sonucu selde sürüklenen araçtaki 2 kişi hayatını kaybetti.

Kadirli ilçesinde akşam saatlerinde başlayan sağanak nedeniyle ilçe merkezinden geçen Bülbül Deresi taştı.

Taşkın nedeniyle oluşan selde bazı araçlar akıntıya kapıldı, bazıları ise sular altında kaldı.

İhbarlar üzerine bölgeye AFAD, belediye, jandarma, emniyet ve DSİ ekipleri sevk edildi.

Ekipler, araçlarında mahsur kalan vatandaşları kurtarmak için çalışma başlattı.

2 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, ilçeye giderek sağanaktan etkilenen alanlarda incelemede bulundu.

Ekiplerin çalışmalarını takip eden Vali Serdengeçti, gazetecilere, Kadirli ilçesinde Bülbül Deresi’nin saat 20.00’de şiddetli yağışla taştığını ve sular altında kalan yerlerin olduğunu söyledi.

Taşkınla ilgili bilgi veren Serdengeçti, şunları kaydetti:

“Bu lokasyonlardan birinde de belediyemizin Sağlık İşleri Müdürlüğü Birimi ve Öğretmenevi lokasyonunda otoparkın içerisinde 2 vatandaşımız vefat etti. Araç çıkarıldı. Sel, taşkın ihbarıyla birlikte tüm birimlerimiz koordinasyonla AFAD, DSİ, jandarma ve emniyet birimlerimiz, belediyemiz, itfaiyemiz 550 personel ve 150’nin üzerinde makine ekipmanla vatandaşlarımızın öncelikle can güvenliğini sağlamak, sonra maddi tahribatın ortadan kaldırılmasıyla ilgili canhıraş bir çalışma içerisine girildi. Birçok vatandaşımızın tahliyesi gerçekleştirildi. Maalesef bu arada da 2 vatandaşımız sele kapılarak otoparkın içerisinde Belediye Sağlık İşleri Müdürlüğümüzün bahçesinde araç içerisinde vefat etti. Milletimizin başı sağ olsun.”

KİMLİKLERİ TESPİT EDİLDİ

2 kişinin cenazeleri, bulundukları yerden ekiplerin çalışmasıyla çıkarıldı.

Sudan çıkartılan araçta hayatını kaybedenlerin Hüseyin Kul ile Fatih Anbarcıoğlu (69) olduğu tespit edildi.

Cenazeler, yapılan incelemenin ardından Kadirli Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

Öte yandan, ekiplerin taşkından etkilenen alanlarda su tahliye işlemleri ve temizlik çalışmaları devam ediyor.

 

  •  

İran: ABD ve müttefiklerinin altyapısına öyle bir saldıracağız ki…

İran’ın yarı resmi haber ajansı Tesnim’e göre, Hatemül Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Yarbay İbrahim Zülfikari, “Gerçek Vaat 4 operasyonunun 99. dalgasına” ilişkin açıklamada bulundu.

Zülfikari, “İran Silahlı Kuvvetleri, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin altyapısına öyle bir darbe vuracak ki yıllarca bölgenin petrol ve doğal gazdan mahrum kalacak ve bölgeden ayrılmak zorunda kalacaklar.” İfadelerini kullandı.

ABD ve İsrail’in İran altyapısına yönelik saldırılara karşılık verdiklerini belirten Zülfikari, Devrim Muhafızları Ordusu’nun deniz ve hava kuvvetlerinin, ABD’nin bölgedeki çıkarları ve üslerini, İsrail ordusunun komuta ve toplanma merkezlerini balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçları ile hedef aldığını söyledi.

 

  •  

Pakistan’dan ABD ve İran’a çağrı: Süreyi iki hafta uzatın

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD Başkanı Donald Trump’a İran’a tanınan süreyi iki hafta uzatması, İran yönetimine ise Hürmüz Boğazı’nı iki hafta süreyle açması çağrısında bulundu.

Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, ABD ve İran arasında yürütülen müzakerelerin “güçlü şekilde ilerlediğini” bildirdi.

Paylaşımında, Şerif, “Orta Doğu’da devam eden savaşın barışçıl bir şekilde çözümü için diplomatik çabalar istikrarlı, güçlü ve etkili bir şekilde ilerlemekte ve yakın gelecekte somut sonuçlara yol açma potansiyeli taşımakta.” ifadesini kullandı.

Şahbaz Şerif, şunları kaydetti:

“Diplomasinin kendi seyrinde ilerlemesine izin vermek için, Başkan Trump’tan süreyi iki hafta daha uzatmasını içtenlikle rica ediyorum. Pakistan, iyi niyet göstergesi olarak İranlı kardeşlerimizden Hürmüz Boğazı’nı iki hafta süreyle açmalarını samimiyetle rica etmekte.”

Başbakan Şerif, bölgede uzun vadeli barış ve istikrarın sağlanması amacıyla “diplomasinin, savaşı kesin olarak sona erdirmesine” imkan tanınması için “tüm savaşan tarafların” iki hafta boyunca ateşkesi uygulamaları çağrısında bulundu.

TRUMP YANIT VERDİ

Trump, Pakistan’ın ABD’ye “süreyi iki hafta uzat” ve İran’a da “Hürmüz’ü iki haftalığına aç” çağrısına yanıt verdi. ABD Başkanı, “İran İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı’nı tamamen, derhal ve güvenli bir şekilde açmayı kabul etmesi şartıyla, İran’a yönelik bombalama ve saldırıları iki haftalık bir süre için askıya almayı kabul ediyorum.” dedi.

  •  

Sağlık kime emanet? (2): Alt vekâlet

Onur Beden yazdı…

İlk yazımda tıp eğitimindeki “mesleki eğitim istismarı”ndan söz etmiş, sağlık sisteminin hem hekimi hem  vatandaşı yoran bir düzene dönüştüğünü anlatmaya çalışmıştım. Yazıyı da şu soruyla bitirmiştim:  Hastalığınız birilerine emanet ama sağlığınız kime emanet? 

Bu kez o soruya daha açık cevap vermek istiyorum ancak genel hatlarıyla değindiğim bir öneri sunarak  ülkemiz için yararlı olacağını düşündüğüm bir tartışma konusu açmak istediğimi baştan belirtmem  gerekir.  

Bugün sağlık sistemindeki birçok düğümün, hukukta zaten bilinen ama sağlık alanında henüz kurucu  ilke haline gelmemiş bir ayrımda toplandığını düşünüyorum: vekâlet ile alt vekâlet ayrımında. 

Mevcut sistemde hasta ile her hekim arasındaki ilişki ayrı ayrı ve doğrudan kuruluyor. Başınız ağrıdığında  bir uzmana gidiyorsunuz, mideniz ağrıdığında başka bir uzmana, cildinizde sorun çıktığında başka bir  hekime. Her biriyle yeni ve bağımsız bir ilişki kuruyorsunuz. Yani sistemin zihin dünyasında vekâlet var;  ama bu ilişkileri birbirine bağlayan, merkezileştiren ve yöneten bir alt vekâlet sistemi yok. 

Sorun tam da burada başlıyor. 

Çünkü her hekimle ayrı ayrı ilişki kurduğunuzda, o ilişkilerin toplamından kendiliğinden bir sağlık sistemi  doğmuyor. Tersine, ortaya parçalı bir yapı çıkıyor. Her uzman kendi alanından bakıyor, kendi branşının  mantığıyla karar veriyor, kendi penceresinden haklı gerekçeler sunuyor. Ama bu parçalar arasındaki  bağlantıyı kurmak çoğu zaman vatandaşa kalıyor. Hangi doktora önce gidileceği, hangi tedavinin daha  öncelikli olduğu, hangi tetkikin gerçekten gerekli olduğu… Bütün bunları hasta kendi başına çözmek  zorunda bırakılıyor. 

Yani vatandaş yalnızca hasta olmuyor; aynı zamanda sistemin koordinasyon yükünü de sırtlanıyor. 

Oysa sağlığın doğasına uygun olan şey bu değildir. Sağlık hizmeti, rastgele çoğalan doğrudan ilişkilerin  toplamı olamaz. Sağlık ancak bütünlüklü biçimde korunabilir. Bunun için de ilk ve asli ilişkinin tek bir  hekim üzerinden kurulması gerekir. 

Bence düşünmemiz gereken model şudur: Kişi öncelikle bir genel hekimle, pratikte çoğu durumda aile  hekimiyle bir vekâlet ilişkisi kurmalıdır. Bu hekim yalnızca hasta olduğunuzda başvurduğunuz biri  değildir; sizi tanıyan, yaşam koşullarınızı bilen, sağlık sürecinizi bütün olarak takip eden kişidir. Uzman  hekime ihtiyaç duyulduğunda ise hasta sıfırdan, dağınık biçimde yeni ilişkilere savrulmamalıdır. Uzman,  bu ana ilişkinin içinde, belirli ve sınırlı bir konuda devreye giren alt vekil olarak konumlanmalıdır. 

Böylece uzmanlık değersizleşmez; tam tersine yerli yerine oturur. Kardiyolog da, nörolog da,  endokrinolog da kendi alanında derinleşir. Ama birden fazla uzmanın devrede olduğu durumda  çelişkileri süzen, kararları bütüncül tabloya göre değerlendiren ve süreci taşıyan merkez genel hekim  olur. 

Bu değişiklik yalnızca teknik bir organizasyon önerisi değildir. Aynı zamanda halkçı, kamucu ve  cumhuriyetçi bir sağlık düzeninin temelidir. Çünkü vatandaşın sağlık hizmeti içinde kendi başına yön  bulmak zorunda kaldığı, doğru uzmana ulaşmanın kişisel beceriye ya da maddi güce dönüştüğü bir yapı  kamusal değildir. Olsa olsa piyasalaşmış bir hastalık sistemidir. 

Bugün doğrudan uzmanlarla kurulan dağınık ilişkiler sağlık hizmetini fiilen bir pazar düzenine  yaklaştırıyor. Parası olan daha hızlı hareket ediyor, daha çok uzmana ulaşıyor, daha fazla tetkik yaptırıyor.  Parası olmayan ise aynı sistemin içinde yönünü tek başına bulmaya çalışıyor. Böylece sağlık, hak  olmaktan uzaklaşıp giderek daha fazla sınıfsal bir avantaj alanına dönüşüyor.

Ama mesele burada bitmiyor. Çünkü halk yalnızca sağlık sisteminin kullanıcısı değildir; aynı zamanda o  sistemi taşıyacak hekimlerin çıktığı toplumsal zemindir. Bu yüzden sağlık sistemini konuşurken tıp  eğitimini dışarıda bırakmak mümkün değildir. 

Bir önceki yazımda söylemeye çalıştığım şey buydu: Tıp eğitimi bugün yalnızca bilgi aktaran bir süreç  değil, aynı zamanda bir eleme, yorma ve sınıflandırma düzeni haline gelmiş durumda. Altı yıl boyunca,  ileride büyük kısmını hiç kullanmayacağı ansiklopedik bilgiyi ezberlemek zorunda kalan genç bir insanın  aynı zamanda çalışarak hayatını sürdürmesi neredeyse imkânsız hale geliyor. Böylece tıp eğitimi fiilen  yalnızca maddi desteği olanların daha rahat tamamlayabildiği bir alana dönüşüyor. 

Bunun sonucu yalnızca öğrencilerin zorlanması değildir. Halkın kendi içinden hekim çıkarma imkânı da  daralır. Yani mesele yalnızca eğitim yükü değil; toplumun sağlık sistemine tıp eğitimi aracılığıyla  katılabilme hakkıdır. 

Eğer bir ülkede tıp okumak, ancak ailesinin maddi desteği güçlü olanların sürdürebileceği kadar ağır,  uzun ve ezbere dayalı hale gelirse, yarının hekimleri giderek daha dar bir toplumsal sınıftan çıkmaya  başlar. Bu da sağlık sisteminin kendi sınıfını yeniden üretmesi demektir. Halk sağlık hizmetinin yalnızca  muhatabı olur; kurucu unsuru olmaktan çıkar. 

Oysa kamucu ve cumhuriyetçi bir düzende olması gereken bunun tam tersidir. Halk, sağlık sistemine  yalnızca hasta olarak değil, hekim olarak da girebilmelidir. Tıp eğitimi zeki, çalışkan ve emek veren her  gencin erişebileceği bir yol olmalıdır. Bir Cumhuriyet düzeni, kendi hekimlerini yalnızca varlıklı ailelerden  değil, doğrudan halkın içinden çıkarabilmelidir. 

İşte bu nedenle tıp fakültelerinin amacı da yeniden düşünülmelidir. Eğer sistemin merkezi genel hekim  olacaksa, tıp fakültesinin temel amacı da uzmanlığa hazırlanan öğrenci değil, sağlığı yöneten hekim  yetiştirmek olmalıdır. Eğitim; ansiklopedik ayrıntılarla öğrenciyi ezmek yerine tanı mantığına, klinik  karar vermeye, koruyucu hekimliğe, rasyonel ilaç kullanımına, uzun süreli izleme ve uzman  koordinasyonuna dayanmalıdır. Bu eğitimi de esas olarak sahada gerçekten genel hekimlik yapanlar  vermelidir. Çünkü uzmanların yan yana gelmesi kendiliğinden genel hekimlik eğitimi üretmez. 

Uzmanlık eğitimi ise bundan sonra, ayrı ve ikinci bir aşama olarak örgütlenmelidir. Önce genel hekim  yetiştiren bir eğitim kurumu olmalı; sonra isteyenlerin belirli alanlarda derinleştiği uzmanlık kurumları  gelmelidir. Çünkü uzmanlık, sistemin başlangıç noktası değil; belirli bir ihtiyacın teknik karşılığıdır. 

Burada savunulan şey uzmanlığa karşı çıkmak değildir. Tam tersine, uzmanlığı yerli yerine koymaktır.  Uzmanlık, doğru kurulduğunda çok değerlidir. Ama bu değer, sistemin merkezi haline geldiğinde değil;  genel hekimliğin koordine ettiği bütüncül yapı içinde çalıştığında ortaya çıkar. 

Belki de artık şu gerçeği daha açık söylemenin zamanı gelmiştir: Sorun yalnızca sağlık hizmetinin  eksikleri değil, sağlık ilişkisinin ve tıp eğitiminin aynı yanlış mantık üzerine kurulmuş olmasıdır. Biri  vatandaşı sistem içinde yalnız bırakıyor, diğeri halkın çocuklarını bu sisteme hekim olarak katılmaktan  uzaklaştırıyor. 

Oysa bizim ihtiyacımız olan şey şudur: Sağlığın tek tek uzman kapılarında parçalanmadığı, genel hekim  tarafından bütünlüklü biçimde yönetildiği; tıp eğitiminin ise halktan kopuk bir eleme düzeni değil, halkın  içinden hekim çıkaran erişilebilir bir kamusal yol olduğu bir sistem. 

Çünkü sağlık gerçekten kamusal olacaksa, halk o sistemin yalnızca bekleyen hastası değil; aynı zamanda  yetişen hekimi de olmalıdır.

Sağlığımız birilerine emanet olabilir. Ama o emaneti kime, nasıl ve hangi toplumsal düzen içinde teslim ettiğimiz; yalnızca hastaneleri değil,  Cumhuriyet’in kendisini de ilgilendirir. 

Ve artık bunu açıkça söylemek gerekir: Sağlık, ancak genel hekimliği merkeze alan bir alt vekâlet sistemiyle; tıp eğitimi ise ancak halkın  çocuklarının erişebileceği kadar sade, işlevsel ve kamusal bir yapıyla yeniden topluma ait olabilir.

  •  

İranlılar, Trump’ın tehditleri sonrası altyapı tesislerine kalkan oldu

Uluslararası medya kuruluşlarının aktardığı haberlerde, özellikle enerji tesisleri ve köprüler çevresinde toplanan binlerce kişinin, olası saldırılara karşı bu alanları korumak amacıyla insan zincirleri oluşturduğu ifade edildi. İranlıların, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yönelik çağrısı ve aksi durumda “geri dönüşü mümkün olmayan sonuçlar doğabileceğine” ilişkin tehditlerinin ardından protesto eylemlerini yoğunlaştırdığı kaydedildi.

İranlılar, Trump’ın tehditleri sonrası altyapı tesislerine kalkan olduhttps://t.co/TOzEKWnO9o pic.twitter.com/jatQFbCE55

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) April 7, 2026

İran’ın Ahvaz kentinde İran bayrakları taşıyan kalabalıkların bir köprü üzerinde toplandığı görüldü. Fars Eyaleti’ndeki bir enerji santralinde de benzer şekilde grupların bir araya geldiği aktarıldı. Ayrıca Buşehr’de bulunan nükleer enerji santrali çevresinde de geniş katılımlı bir gösteri düzenlendiği bildirildi. Kazerun’da da bir enerji santrali önünde benzer eylemlerin gerçekleştirildiği belirtildi.

İran kenetlendi: Halk, Trump’ın saldırı tehdidinde bulunduğu süreye saatler kala sokaklara döküldühttps://t.co/TOzEKWnO9o pic.twitter.com/TswcLzNMKG

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) April 7, 2026

Öte yandan ABD merkezli yayın organı Fox News, gösterilere ilişkin görüntüler yayımlayarak, “İran yönetiminin gençleri ve çocukları da bu eylemlere katılmaya teşvik ettiğini ve çocuklardan koruma kalkanı yaptıklarını” iddia etti. Fox news, “söz konusu durumun uluslararası hukuka aykırı olabileceğini” öne sürdü.

  •  

İsrail ordusu, İran’da su altı tespit sistemlerinin üretildiği tesisi vurduğunu iddia etti

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’a yönelik hava saldırılarının devam ettiği aktarıldı.

Açıklamada, hedef alınan İran Savunma Bakanlığı’na ait Şiraz’daki tesiste denizaltıları, gemileri, dalgıçları ve su altı füzelerini tespit etmek için kullanılan sonar sistemlerinin üretildiği iddia edildi.

İsrail savaş uçaklarının hava saldırısıyla İran donanmasının denizaltı ve deniz elektronik sistemleri üretim kabiliyetine “önemli ölçüde zarar verildiği” öne sürüldü.

Öte yandan İran’ın Kerec kentine dün yapılan bir başka hava saldırısında ise deniz seyir füzeleri ve hava savunma sistemlerinin üretimi için kullanılan bir başka tesisin de vurulduğu savunuldu.

ABD-İSRAİL’İN İRAN’DAKİ KATLİAMLARI

İsrail ve ABD, Tahran ile Washington yönetimleri arasında müzakereler sürerken 28 Şubat’ta İran’a askeri saldırı başlattı.

İran da İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılarla karşılık verdi.

ABD-İsrail saldırılarında, eski İran lideri Ali Hamaney’in yanı sıra çok sayıda üst düzey yetkili öldü.

  •  

Belediye başkanını kıyafeti üzerinden hedef alan Korkmaz için istenen ceza belli oldu

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame, Eskişehir 11. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Hazırlanan iddianamede, şüpheli Mehmet Emin Korkmaz’ın emniyette alınan ifadesinde, sosyal medya hesabının çalındığını ve paylaşımı kendisinin yapmadığını belirttiği yer aldı.

Ayrıca iddianamede, Eskişehir Emniyet Müdürlüğüne bağlı Siber Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince M.E.K’nin cep telefonunda yapılan incelemede, paylaşım tarihinde sosyal medya hesabına kendisinin giriş yaptığı, çalındığı iddiasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu belirtildi.

İKİ FARKLI SUÇTAN HAPSİ İSTENDİ

İddianamede tutuklu şüpheli Mehmet Emin Korkmaz’ın, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” ve “hakaret” suçlarından toplamda 2 yıldan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

Mahkemece kabul edilen iddianamede, şüphelinin daha önce “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan Erzurum 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandığı, 11 ay 20 gün hapis cezası aldığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın 22 Eylül 2023 tarihinde kesinleştiği bilgisine yer verildi.

İddianamede, denetim süresi içerisinde yeni bir suç işlenmesi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması için ilgili mahkemeye ihbarda bulunulmasının talep edildiği belirtildi.

Şüpheli Mehmet Emin Korkmaz, 8 Şubat’ta Erzurum’da yakalanmış, işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanmıştı.

NE OLMUŞTU?

Eski İYİ Parti üyesi Mehmet Emin Korkmaz, sosyal medya hesabından, Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’i kıyafeti üzerinden hedef alan paylaşımlarda bulunmuştu. Kamuoyunda tepki geçen paylaşımların ardından Korkmaz hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ve “Hakaret” suçlarından soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında tutuklanan Korkmaz, ayrıca İYİ Parti’den de ihraç edilmişti.

  •  

İzmir’de madencilerin eylemine müdahale! Gözaltına alınan sendikacılar serbest bırakıldı

İzmir’in Kınık ilçesinde bulunan Polyak Madencilik önündeki eylemde gözaltına alınan Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, uzman Başaran Aksu, genel merkez yöneticisi Volkan Çetin ve Öncü Çetin serbest bırakıldı.

Bağımsız Maden İş Sendikası’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Gözaltına alınan genel başkanımız, yöneticilerimiz ve örgütlenme uzmanımız serbest bırakıldı. 1243 Polyak maden işçisinin haklarını alıncaya kadar mücadelemiz sürecek. Direne direne kazanacağız. Mutlaka kazanacağız.” ifadesine yer verildi.

İzmir’in Kınık ilçesinde bulunan Polyak Madencilik önündeki eylemde gözaltına alınan Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, uzman Başaran Aksu, genel merkez yöneticisi Volkan Çetin ve Öncü Çetin serbest bırakıldıhttps://t.co/v1422nMDQu pic.twitter.com/1Pmrbm3Elm

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) February 27, 2026

  •  

CHP’li Yavuzyılmaz: 2012-2019 arasında İBB’de genel teftiş yapılmamış

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde(İBB) AK Parti döneminde; 2012-2019 yılları arasında İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından hiçbir ‘Genel Teftiş’ yapılmadığını belgelerle tespit ettiklerini ifade etti.

Image

Yavuzyılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Yargıdan kaçarsa AKP kaçar İstanbul Büyükşehir Belediyesinde AKP döneminde; 2012-2019 yılları arasında İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından hiçbir ‘Genel Teftiş’ yapılmadığını tespit ettik CHP döneminde ise; 2020-2025 yılları arasındaki İBB’nin tüm iş ve işlemleri mülkiye müfettişleri tarafından ‘Genel Teftişe’ tabi tutuldu. Bunun adı, İBB’de AKP dönemindeki tüm iş ve işlemlerin, ihaleler, tahsisler, bağış adı altındaki tüm işlemlerin denetimden ve yargıdan kaçırılmasıdır!”

Image

 

  •  

ABD ve çok sayıda ülkeden vatandaşlarına ‘Derhal İran’ı terk edin’ çağrısı

İlk uyarı, Avustralya’dan geldi. Avusturalya, Ortadoğu’da güvenlik endişelerinin “artması” nedeniyle İsrail ve Lübnan’daki görevli diplomatların yakınlarına ülkeden ayrılmaları talimatı vererek bu ülkelerdeki vatandaşlarına ticari uçuşlar sürerken ülkeden ayrılmaları çağrısında bulundu.

Bu çağrının ardından Çin de benzer bir açıklama yaparak Ortadoğu’da güvenlik risklerinin artması nedeniyle İsrail’deki vatandaşları için güvenlik uyarısı yayımladı.

ABD’nin İsrail’deki Büyükelçiliği, İran’la artan gerilimin ardından, “oluşan güvenlik riskleri nedeniyle” kritik görevlerde bulunmayan çalışanlar ve ailelerinin ülkeyi terk etmesine izin verdi.

New York Times gazetesi, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, Büyükelçilik personeline gönderdiği e-postada, ülkeyi terk etmek istiyorlarsa “bunu bir an önce yapmaları” konusunda uyarıda bulunduğunu yazdı.

Bu gelişmelerin ardından birçok ülkeden benzer açıklamalar gelmeye başladı.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı, “Bölgesel gerginliğin artma riskleri nedeniyle vatandaşlarımıza İsrail ve Filistin’e zorunlu olmadıkça seyahat etmemelerini tavsiye ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bakanlık ayrıca Tel Aviv’de görev yapan bazı personel ve ailelerinin geçici olarak İsrail içinde başka bir noktaya nakledildiğini açıkladı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, bölgesel gelişmeler ve hava sahasının kapanma ihtimali nedeniyle vatandaşlarına İsrail’e seyahat etmemeleri tavsiyesinde bulundu.

Almanya Dışişleri Bakanlığı ise vatandaşlarına İsrail ve Doğu Kudüs’e seyahatten kaçınmaları yönünde uyarı yaparak Tel Aviv’in “resmi olarak hâlâ savaş halinde” olduğunu vurguladı.

Açıklamada, “Gazze Şeridi ve Batı Şeria’ya seyahatten şiddetle kaçınılması tavsiye edilir.” denildi. Gazze veya Batı Şeria’da bulunan Alman vatandaşlarına da mümkünse bölgeden ayrılmaları çağrısı yapıldı.

GÜNEY KORE

Washington ile Tahran arasında artan gerilim nedeniyle birçok ülke İsrail’e olduğu gibi İran’daki vatandaşları için uyarılarda bulundu.

İran’a son günlerde ilk seyahat uyarısı Güney Kore’den geldi. Güney Kore merkezli haber ajansı Yonhap’ın haberine göre, Güney Kore’nin Tahran Büyükelçiliği, ABD’nin Tahran’a olası askeri saldırısı nedeniyle bölgede gerilimin artması üzerine vatandaşlarına “İran’ı terk etmeleri” tavsiyesinde bulundu.

Güney Kore’nin ardından Hindistan Tahran Büyükelçiliği’nden İran geneline yayılan gösteriler ve bölgedeki gerilimin artması nedeniyle Hindistan’dan, vatandaşlarına ticari uçuşlar da dahil olmak üzere, mevcut ulaşım araçlarıyla İran’ı terk etmeleri tavsiyesi geldi.

ÇİN

Çin, dış güvenlik risklerinin artması nedeniyle vatandaşlarına İran’ı ülkeyi terk etmeleri uyarısı yaptı.

İNGİLTERE

İngiltere Dışişleri Bakanlığı, ayrı bir açıklamasında İran’a yönelik seyahat uyarısını sürdürdüğünü ve güvenlik durumu nedeniyle İran’daki diplomatik personelini geçici olarak geri çektiğini bildirdi.

FRANSA

Fransa Dışişleri Bakanlığı da hâlihazırda İran’da bulunan Fransız vatandaşlarına azami dikkat göstermeleri ve bireysel ya da toplu sığınma yerlerini belirlemeleri çağrısı yaptı.

İSVEÇ

İsveç de İran’daki vatandaşlarına ülkeyi acilen terk etmeleri çağrısında bulundu.

İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, ABD merkezli X sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, bakanlığın İran’a seyahat edilmemesi yönündeki tavsiyesine uyulması gerektiğini belirtti.

Stenergard, İran’da bulunan İsveç vatandaşlarına ülkeyi acilen terk etmeleri yönündeki güçlü çağrısını yineleyerek, “İsveçliler fırsat varken İran’ı terk etmeli ve beklememeli. İran’da kalmayı seçenler büyük bir kişisel sorumluluk almış olur. Bu noktada Dışişleri Bakanlığı, İran’dan tahliye konusunda yardımcı olamayacaktır.” ifadelerini kullandı.

İTALYA

İtalya Dışişleri Bakanlığı, İran’daki İtalyan vatandaşlarına bu ülkeyi terk etme çağrısını yineleyip dikkatli olmaları konusunda uyarırken, İsrail’deki vatandaşlarına da ihtiyatlı olmalarını ve teyakkuzda kalmalarını tavsiye etti.

POLONYA

Polonya Dışişleri Bakanlığı ise İran’daki gelişmeler nedeniyle vatandaşlarına Lübnan’ı “derhal” terk etmeleri çağrısında bulundu. Açıklamada, “İran’daki durum nedeniyle Lübnan’ı derhal terk etmenizi tavsiye ediyoruz. Hava yoluyla dönüş zor veya hatta imkânsız olabilir.” ifadelerine yer verildi.

Bunlara ek olarak, Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, bölgede artan gerginlik nedeniyle İran’da bulunan vatandaşlarına ülkeyi terk etmelerini tavsiye etti.

Brezilya, Sırbistan ve Singapur da benzer şekilde seyahat uyarısı yaparak vatandaşlarından İran’ı terk etmeleri çağrısı yaptı.

  •  

Babasını öldüren çocuktan ‘cinsel istismar’ ifadesi

İstanbul’da, 9 Aralık 2024’te, sabah saat 08.18’de Güngören Merkez Mahallesi’ndeki adrese “intihar” ihbarı yapıldı. Olay yerine giden polis ve sağlık ekipleri, Murat Dilsiz’i (48) başından vurulmuş halde yatağında buldu. Elinde silah, yerde ise bir boş kovan vardı. Olay, ilk aşamada intihar izlenimi verdi.

İKİ AYRI İDDİANAME

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturmanın yönü, cenaze için gidilen Diyarbakır’da değişti. Murat Dilsiz’in o dönem 13 yaşında olan kızı E.D. (16), kuzeni Büşra Dilsiz’e babasını kendisinin vurduğunu itiraf etti. E.D.’nin anlattıkları üzerine savcılığa başvuran kuzenin ihbarıyla soruşturma derinleştirildi. Olayla ilgili anne Eylem Dilsiz ve abla Rojin Dilsiz gözaltına alınırken, savcılık iki ayrı iddianame hazırladı.

İLK İFADESİNDE ‘ŞİDDET UYGULUYORDU’ DEDİ

Habertürk’ten Mustafa Şekeroğlu’nun haberine göre E.D için hazırlanan ilk iddianame, Bakırköy Çocuk Ağır Ceza’ya verildi. İddianamede suça sürüklenen ve olay zamanı 13 yaşında olduğu öğrenilen çocuk E.D.’nin ilk savunmasında babasının uzun süredir kendilerine şiddet uyguladığını, hakaret ve tehditlerde bulunduğunu anlattı.

Olay günü de evde tartışma yaşandığını belirten E.D., daha fazla dayanamayacağını düşünerek kanepenin altındaki silahı eldiven takarak aldığını ve babasına ateş ettiğini söyledi. Parmak izi bırakmamak için eldiven kullandığını, ardından eldivenleri tuvalet penceresinden apartman boşluğuna attığını ifade etti.

‘SESİNİ KİMSE DUYMADI’

Babasını vurduktan sonra annesi ve kardeşlerinin odasına giderek yattığını, silah sesiyle kimsenin uyanmadığını belirten E.D, sabah kardeşleri okula gittikten sonra annesinin babasını gördüğünü, bunun üzerine annesine gerçeği anlattığını dile getirdi. Polis çağrıldığında ise babasını kendisinin vurduğunu söylemediğini belirten E.D., kimsenin kendisini bu eyleme yönlendirmediğini beyan ederek suçlamayı kabul etti.

İKİNCİ İFADE: CİNSEL İSTİSMAR

İddianamede E.D.’nin, 29 Nisan 2025 tarihinde alınan ikinci ifadesi de yer aldı. İkinci ifadesinde ise yaklaşık bir yıldır babası tarafından istismara uğradığını, bunu birine anlatması halinde kardeşleriyle tehdit edildiğini öne sürdü. Evde sürekli şiddet gördüklerini belirten E.D., olay günü yaşananların ardından babasını tek başına öldürdüğünü, kimsenin kendisini azmettirmediğini söyledi.

Olaydan hemen sonra annesinin yanına giderek babasını vurduğunu söylediğini, annesinin önce inanmadığını, gidip baktıktan sonra ağlayarak neden böyle bir şey yaptığını sorduğunu aktardı. Ancak istismara uğradığını o an annesine de söylemediğini, sabah polis geldiğinde ise olayın intihar olarak değerlendirildiğini düşündükleri için sessiz kaldığını ifade etti.

İKİNCİ İDDİANAME

Olayla ilgili soruşturmayı sürdüren savcılık, E.D.’nin, annesi ve ablasının isimlerinin yer aldığı ayrı bir iddianame daha hazırladı. Hazırlanan iddianame Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianamede, olayın nasıl gerçekleştiği ve E.D.’nin kuzenine cinayeti anlatmasının ardından yapılan başvuruya yer verildiği, bu kapsamda anne Eylem Dilsiz’in ifadesinin alındığı belirtildi.

KIZINI YÖNLENDİRMEDİĞİNİ SAVUNDU

Eylem Dilsiz ifadesinde, sabah kızı tarafından uyandırıldığını, eşini başından vurulmuş halde gördüğünü, gece silah sesi duymadığını söyledi. Olayı intihar olarak değerlendirdiğini belirten anne Dilsiz, kızına silah vermediğini ve onu yönlendirmediğini savundu.

ABLANIN İFADESİ

Şüpheli olarak dosyada yer alan abla Rojin Dilsiz ise sabah saatlerinde uyandığını, babasını kanlar içinde gördüğünü, bağırması üzerine kardeşinin polisi aradığını anlattı. Babasının vurulmasıyla ilgili kardeşine herhangi bir yönlendirmede bulunmadığını ifade etti.

ADLI TIP VE KRİMİNAL İNCELEME RAPORU

Maktulün otopsi ve kriminal raporu da iddianameye girdi. Yapılan otopside atışın sağ şakak bölgesinden, yakın mesafeden ve öldürücü nitelikte tek mermiyle gerçekleştiği belirtildi. Kriminal incelemede ise evde bulunan tabancanın gaz tabancasından dönüştürülerek gerçek mermi atar hale getirildiği ve 6136 sayılı yasa kapsamında yasak nitelikli silah olduğu tespit edildi.

  •  

CVP’den 6 Şubat’ın yıl dönümünde iktidara ‘Epstein’ çağrısı

CVP Sözcüsü Ayşe Ülkü Ülger, Kahramanmaraş depremlerinin 3. yılında ilişkin açıklaması basın açıklaması yaptı.

Sözcü Ülger, parti genel merkezinde yaptığı açıklamada depremde yitirilen yurttaşları saygıyla andıklarını belirterek şunları söyledi:

“6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin üçüncü yılında, kaybettiğimiz on binlerce yurttaşımızı saygıyla anıyoruz. Bu büyük felaket yalnızca yerin altından gelen bir sarsıntı değil; yıllara yayılan ihmalin, yanlış tercihlerin, çürümüş rant sisteminin ve bilinçli gecikmelerin sonucudur.Enkaz altındaki insanlarımız saatlerce yardım beklerken devletin tüm imkânlarının zamanında ve kararlılıkla sahaya sürülmemesi halkımızın hafızasına acı şekilde kazınmıştır. Askerin kışlalardan geç çıkarılması başta olmak üzere kriz anında alınmayan her karar bu acının bir parçasıdır. Aradan üç yıl geçti. Ne tek bir istifa geldi ne de ihmallerle yüzleşildi.

‘HATAY’DA İHMALLER ZİNCİRİ’

Geçen zamana rağmen gerekli yapısal önlemler hâlâ alınmamış, bilim insanlarının uyarıları görmezden gelinmiştir. Bugün olası bir İstanbul depremi yalnızca bir felaket değil, çok daha ağır bir toplumsal yıkım anlamına gelecektir. Yaşananlardan ders çıkarılmayan her gün, milyonlarca insanın hayatı sorumsuzluğa terk edilmektedir. Hatay’da yaşananlar ise ihmaller zincirinin hâlâ sürdüğünü göstermektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti öncesinde yıkıntıların brandalarla gizlenmesi, bitmemiş inşaatların tamamlanmış gibi gösterilmesi açık bir algı operasyonudur. Aynı süreçte “eviniz hazır” denilerek yapılan konut kuralarında, aynı dairenin birden fazla hak sahibine çıkması ve bir daireye sekiz ortağın düşmesi skandalın boyutunu ortaya koymuştur. Depremzedelere verilen “olur öyle şeyler” yanıtı ise bu ciddiyetsizliğin ve sorumsuzluğun itirafıdır. Gerçeği örtmekle, brandalarla gizlemekle bu milletin vicdanı susturulamaz. Bir diğer acı gerçek ise yüz binlerce yurttaşın hâlâ konteynerlerde yaşam mücadelesi vermesidir. Vatandaşlarımız kışın soğuğunda, yağmurunda ve çamurunda hayata tutunmaya çalışmaktadır. Bu manzara yalnızca bir ihmalin değil bitmeyen bir mağduriyetin açık göstergesidir.

‘EPSTEIN’ ÇAĞRISI

Depreme ilişkin hesap vermesi gerekenler suskunken bugün daha ağır bir tablo karşımızdadır! Yeni Epstein belgelerinin yayımlanmasının ardından depremde kaybolan çocuklara ilişkin ortaya atılan iddialar, Türk milletinin yükselen çığlığı haline gelmiştir. Vatanımızın geleceği olan yavrularımızın Epstein adasına kaçırıldığı iddiaları karşısında saray rejiminin hâlâ elle tutulur tek bir açıklama yapmamış olması kabul edilemez.

‘TARİKAT’ İDDİALARI

Deprem sonrası kimsesiz kaldığı söylenen çocukların akıbeti hâlâ karanlıktadır. Bu çocukların bir kısmının tarikat yapılarına teslim edildiği yönündeki bilgiler son derece ağır bir sorumluluğa işaret etmektedir. Devletin asli görev alanına giren bir konuda çocukların bakanlıklar dışında yapılara bırakılması, paralel bir yapı oluşturulması anlamına gelmesinin yanı sıra anayasal sorumluluk doğurur! Bu sürece izin veren, göz yuman veya ihmali bulunan herkesin en ağır şekilde yargılanmalıdır. Bu mesele siyasetin gündelik hesaplarına sığmaz. Bu mesele devletin namusu, çocuklarımızın hayatı, Türk milletinin vicdanıdır! Yetkilileri derhal açık ve şeffaf biçimde konuşmaya, sorumlular için hukuki adımları atmaya çağırıyoruz. Deprem sürecindeki tüm ihmaller ve kaybolan çocuklara dair iddialar gecikmeksizin aydınlatılmalıdır.

‘SORUMLULULAR YARGI ÖNÜNE ÇIKACAK’

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak açıkça ilan ediyoruz. Bu dosya kapatılamaz, bu iddialar görmezden gelinemez. Depremde yaşanan ihmaller de kaybolan çocuklara ilişkin ortaya atılan vahim iddialar da devlet ciddiyetiyle ele alınmak zorundadır. Susmak, geçiştirmek, gerçekleri perdelemek suçtur. Yetkili olan herkes konuşacak, sorumlu olan herkes hesap verecek. Halkımız enkaz altında kalan evlatlarının da kaybolan çocuklarının da peşini bırakmayacaktır. Adalet sağlanana kadar bu konunun peşini bırakmayacağız. Gerçekler ortaya, sorumlular yargı önüne çıkacak! Büyük Türk milletine saygılarımızla.”

Parti Sözcümüz Ayşe Ülkü Ülger’in Kahramanmaraş depremlerine ilişkin açıklaması:

6 Şubat’ta yitirdiğimiz yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz.

Konteynerlerde yaşam sürerken Hatay’da gerçekler brandalarla örtülüyor. Kaybolan çocuklara ilişkin Epstein ve tarikat iddiaları ise Türk… pic.twitter.com/XC1oVXpVPz

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) February 6, 2026

  •  

Aracını muayeneye götüren polis kavga sonrası fenalaşarak hayatını kaybetti! TÜVTÜRK’ten açıklama

Yenimahalle ilçesinde, 2 Şubat’ta muayene istasyonuna aracını götüren polis memuru Melih Okan Keskin (44) ile istasyon çalışanları arasında tartışma çıktı.

Kavgaya dönüşen olayda darbedildiği öne sürülen Keskin, olaydan birkaç saat sonra fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Beyin kanaması teşhisiyle yoğun bakımda tedavi altına alınan Keskin, üç günlük yaşam mücadelesini kaybetti.

Vefat eden polis memuru için Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde tören düzenlendi. Keskin’in cenazesi, törenin ardından toprağa verildi.

Olayla ilgili polis ekiplerince gözaltına alınan 2 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan şüphelilerden 1’i tutuklanırken, diğeri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Keskin’in kesin ölüm nedeni, Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsi raporunun ardından netlik kazanacak.

TÜVTÜRK’TEN AÇIKLAMA

TÜVTÜRK’ten yapılan açıklamada, Ankara İvedik Araç Muayene İstasyonu’nda 2 Şubat’ta yaşanan ve kamuoyuna yansıyan olayla ilgili derin bir üzüntü içerisinde olunduğu belirtildi.

Söz konusu tarihte araç sahibi polis memuru Keskin ile istasyonda görevli Saruhan Atasoy arasında muayene işleminin ardından, otopark alanında yaşanan tartışma sırasında görevli çalışanın kabul edilemez şekilde fiziki müdahalede bulunduğunun tespit edildiği bilgisi verildi.

Şirketin, hiçbir koşulda şiddet içeren davranışlara müsamaha göstermediği belirtilen açıklamada, olayın tespit edilmesini takiben ilgili çalışanın iş akdinin sonlandığı ifade edildi.

Olayın ardından tarafların emniyet birimlerine gittiği ve adli sürecin başlatıldığı aktarılan açıklamada, aynı günün ilerleyen saatlerinde Keskin’in rahatsızlanarak hastaneye başvurduğu, dün ise hayatını kaybettiğinin büyük bir üzüntüyle öğrenildiği belirtildi.

Keskin’in vefat nedeninin kesin olarak belirlenmesine yönelik Adli Tıp Kurumu tarafından yürütülen inceleme sürecinin devam ettiği, konunun adli makamlarca tüm yönleriyle değerlendirildiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Söz konusu eski çalışan Saruhan Atasoy, yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanmış olup hukuki süreç devam etmektedir. Şirketimiz, olayın aydınlatılabilmesi amacıyla ilk andan itibaren kolluk kuvvetleri ve soruşturmayı yürüten savcılık ile tam bir işbirliği içerisinde hareket etmektedir. Sürecin hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve sorumluluk ilkeleri doğrultusunda yürütülmesine yönelik hassasiyetimiz kararlılıkla sürmektedir. Bu elim olay nedeniyle hayatını kaybeden merhum Polis Memuru Melih Okan Keskin’e Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz. Yaşanan acıyı yürekten paylaşıyor, kamuoyunu adli sürecin sonuçları doğrultusunda bilgilendirmeye devam edeceğimizi saygıyla bildiriyoruz.”

  •  

Netanyahu’dan ‘Epstein’ sorusuna yanıt: İsrail için çalıştı mı?

Netanyahu, ABD’de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı kurduğu iddiasıyla yargılandığı sırada hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein’in İsrail için çalışmadığını savundu.

Netanyahu, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Epstein arasındaki ilişkiyi ileri sürdü.

Epstein ile Barak arasındaki “alışılmadık derecede yakın ilişkinin” Epstein’in İsrail için çalıştığı anlamına gelmeyeceğini savunan Netanyahu, eski Başbakan Barak’ın 20 yıl önceki seçim yenilgisinin etkisinde kalarak yıllardır “İsrail demokrasisini baltalamak için çalıştığını” iddia etti.

Netanyahu, Barak’ı İsrail hükümetini baltalamak için faaliyetlerde bulunmakla da suçladı.

EPSTEIN’E YÖNELİK İSRAİL İDDİALARI

Epstein’in İsrail için çalıştığı ve ölmediği yönündeki iddialar son günlerde kamuoyunda yer alıyor.

Bu iddialara Epstein’in YouTube ve Fortnite isimli oyundaki kullanıcı adı “littlestjeff1” gerekçe gösteriliyor.

Kamuoyuyla paylaşılan dosyalarda yer alan ve Epstein’in sık sık oyun içi satın alımlar yaptığını gösteren belgelerde “Fortnite Tracker” adlı sitede “littlestjeff1” adıyla kullanılan hesabın, oyunun 3 Aralık 2023’te başlayan ve 8 Mart 2024’e kadar süren bölümüne yükseldiği öne sürülüyor.

İddialar, Epstein’in Fortnite hesabının, ölümünden 4 yıl sonra İsrail’den aktif kullanıldığına işaret ediyor.

İlişkili Haber
thumbnail
Eski İsrail Başbakanı, Trump’ı ikna etmesi için Epstein’den yardım istemiş: ‘Sarışın bir kadını göndermeye hazırlar’
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
thumbnail
ABD’li gazeteci: Epstein’ın İsrail için çalıştığını başkentte herkes biliyordu
Haberi görüntüle

EPSTEIN OLAYI

En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019’da ölü bulunmuştu.

Açıklanan Epstein dava dosyalarında, Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan “müşteri listesi”nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein’ın ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.

İlişkili Haber
thumbnail
Epstein skandalında Clinton ekibine uzanan yazışmalar
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
thumbnail
Epstein belgelerinden çıktı… Mossad’a 400 milyon sterlinlik şantaj: ‘Her şeyi ifşa ederim’
Haberi görüntüle

Sapık ve Ajan | Epstein ve Çocukları | Bab-ı Ali Kılıcı | Hasan Erel – Erdem Atay videosunu izlemek için tıklayın:

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Epstein dosyaları: Çok sayıda belgede Macron’un adı geçti
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
thumbnail
Eski İsrail Başbakanı, Trump’ı ikna etmesi için Epstein’den yardım istemiş: ‘Sarışın bir kadını göndermeye hazırlar’
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
thumbnail
Trump’tan Epstein savunması: ‘Beni aklıyor’
Haberi görüntüle

 

 

 

 

 

💾

Veryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... 📌Kitaplarımızı satın almak için:https://pankusyayinlari.com/📌Yeni Deniz Mecmuası dergimize abone olmak için...
  •  

Emekli polis, eşini ve MHP Karapürçek İlçe Başkanı Mustafa Hıraç’ı öldürdü

Alınan bilgiye göre A.Y, MHP Karapürçek İlçe Başkanı Mustafa Hıraç’ın İnönü Mahallesi Osmanlı Caddesi’ndeki iş yerine gitti. A.Y. burada henüz bilinmeyen nedenle silahla Hıraç’a ateş etti.

Daha sonra Cumhuriyet Mahallesi Şehit Selim Gedik Caddesi’ndeki evine giden A.Y, silahla eşi S.Y’yi yaraladı.

Haber verilmesi üzerine eve ve iş yerine, polis ile sağlık ekipleri sevk edildi.

Sağlık görevlilerince yapılan kontrolde, Hıraç’ın ve S.Y’nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Şüpheli A.Y, suç aletiyle polise teslim oldu.

  •  

Epstein dosyaları: Sahte kahramanlar ve itibar kalkanı

Mahmut Esat Bozkurt yazdı…

Önceki bir yazımda dünyanın “post-truth” (hakikat-ötesi) denen bulanık bir çağdan, “post-post-truth” diyebileceğimiz daha üst bir evreye doğru sürüklendiğini yazmıştım. Hem iç hem de dış gündemde öylesine absürt gelişmeler öylesine hızlı ve üst üste yaşanıyor ki artık neyin gerçek, neyin dikkat dağıtma olduğunu ayırt edemiyoruz.

Şu son dönemde değişmeyen tek şey, maruz kaldığımız absürtlük seviyesinin istikrarlı biçimde artması olabilir. Zira akıl almaz olan, özellikle geçiş ve kriz dönemlerinde zihinleri meşgul etmenin en pratik yoludur. “Bu kadar da olmaz” dediğimiz başlıklar çoğu zaman esas düzleminden koparılır; yoğun insani duygulara, histerik reflekslere bağlanır. Bir süre sonra meseleleri ve sonuçlarını tartışmak yerine anlık tepkiler üretmeye başlarız. Anormal görülen giderek normalleşir; akıl almaz olan ise rutinleşir ve geçiştirilir.

İşte dünya elitlerinin karanlık yüzü; bu akıl almaz iddialar ve mide bulandırıcı ayrıntılar, Epstein dosyalarıyla ortalığa bir irin gibi saçıldı. Milyonlarca sayfa belge, ifşaatlar ve yeni soruşturmalar adeta gözümüzün içine sokuldu. Illuminati’den Rockefeller’a, Üçlü Komisyon’dan istihbarat servislerinin karanlık dehlizlerine kadar; ben de dâhil olmak üzere pek çoğumuzun yıllarca “komplo teorisi, o kadar da değildir” diyerek ciddiye almadığı başlıklar dahi belgelerle açığa çıkarıldı.

Her adımı hesaplanmış bu küresel düzende, böylesine büyük bir irinin bu kadar “açık ve seçik” biçimde, üstelik gözümüze sokulurcasına ortaya dökülmesinin elbette bir sebebi olmalı. Küresel sistemin “kaza” yapacağına, birilerinin kontrolü kaybedip bu devasa lağımı “yanlışlıkla” patlattığına inanacak kadar saf değiliz.

Denilebilir ki hâkim güçler ve uluslararası sermaye, kendi içindeki yöntem ve aktörleri revize ediyordur; belki eski kadroların tasfiyesiyle, hâlihazırda kirlenen yüklerden kurtulup “yeni yüzlerle” kendini güncellemek istiyordur. Fakat bu çıkarımların hiçbiri şu aşamada hüküm üretecek düzeyde değil.

Elbette sağlıklı bir hüküm için çok daha fazla veriye ihtiyaç var. Ama her sarsıcı gelişmede olduğu gibi burada da histeriyi ve aşırıya kaçan anlık reaksiyonları bırakıp soğukkanlı yaklaşmakta fayda var. İlerleyen süreçte konuyu değerlendirirken şu soruları da sormak gerekecek:

  1. Bu dosyalar hangi anda, hangi amaçla ve hangi siyasi-psikolojik sonuçları üretecek şekilde dolaşıma sokuldu?
  2. Bu sonuçlar kime, ne ölçüde fayda ve zarar sağladı?
  3. En önemlisi: Biz bu iğrençliğe dehşet içinde bakarken, gözümüzden kaçırmamız istenen başka neler var?

Şu aşamaya bakarak, özellikle ülkemizi ilgilendiren birkaç detay üzerinden resmin geneline dair bir değerlendirme yapmaya çalışalım.

Bilindiği gibi Jeffrey Epstein dosyalarında, Rixos Otelleri’nin sahibi Fettah Tamince’nin adının geçtiği e-postalar ortaya çıktı. 2017 tarihli bir yazışma trafiğinde, Dubaili iş insanı Sultan Ahmed bin Sulayem’in Tamince’den, Epstein’in özel spasında çalışan iki kadının Türkiye’de eğitim almasını talep ettiği görülüyor.

Öncesinde “FETÖ Borsası” üzerinden örgütten aklandığı iddialarıyla da gündeme gelen Tamince, bu kez Epstein dosyalarının içinden çıkıyor. Geçmişte FETÖ iltisakı olduğunu kendisi de itiraf eden; fakat darbeden önce bu yapıdan uzaklaştığını söyleyen Tamince, yine hakkındaki iddiaları şiddetle reddediyor.

Tabii ülkede “adalet” sözü bile iktidar hattının dışında kalan sadakatsizler için bir anlam ifade etmiyorken… “FETÖ Borsası” gibi bir meselenin bile üzerine gidilememişken… Yüzü kızarması gerekenlerin pişkince omuz silkmesi de şaşırtmıyor.

Neyse… Tamince’nin verdiği cevapta bazı kısımlar özellikle dikkatimi çekti:

“Sultan Ahmed bin Sulayem bizim arkadaşımız, dünya çapında bir şahsiyet… Biz talep Sulayem’den geldi diye dikkate alıyoruz açıkçası. Gerisine bakmıyoruz… Sorgulama yapmaz, çünkü Sulayem bizim çok itibar ettiğimiz bir şahsiyet.”

Peki, Tamince’nin arkadaşı ve “sorgulamaya gerek duymayacak kadar” itibar ettiği bu Sulayem kim? Epstein dosyalarında geçen “sıradan bir isim” değil elbette…

Körfez–İsrail–ABD hattındaki kirli diplomasinin ve kurulan ağın merkezindeki isimlerden biri. (tıpkı çok yakından tanıdığımız, Tom Barrack gibi…)

Sulayem, Birleşik Arap Emirlikleri’nin önde gelen kraliyet ailelerinden birine mensup. Dubai merkezli dev lojistik şirketi DP World’ün en tepesindeki isim. Şirket, dışarıdan “ticari bir yapı” gibi dursa da BAE’nin devlet desteğiyle, özellikle Orta Doğu ve Afrika’da büyüyen ve dış politikasının bir “jeopolitik aygıtı” olarak anılan bir yapıda. Sulayem ayrıca Epstein’in Karayipler’deki Little St. James adasının “özel” konuklarından.

İfşaatlara göre:

2007’nin Kasım ayında Epstein, Sulayem’e ortak tanıdıkları bir kadın hakkında “komik bir hikâye” duyduğunu yazıyor. Sulayem durumu şöyle özetliyor: “Evet, birkaç denemeden sonra New York’ta buluşabildik. Ama bir yanlış anlaşılma olmuş; kadın iş istiyordu, ben ise sadece kadın istiyordum!” Epstein’in cevabı ise: “Allah’a şükür, hâlâ sizin gibi insanlar var.”

2011 yılında Sulayem, Epstein’e bir e-posta atıyor. Konu başlığı: “GPS GTX Akıllı Ayakkabı.” İçerik ise “çocukları da izlemek için” pazarlanan takip cihazlı ayakkabılar. Epstein’in yanıtı memnuniyet dolu: “Teşekkürler, harika fikir. Arkadaşını gerçekten çok sevdim.”

Tabii aralarındaki diyalog, sapkınlık düzlemine sıkışmış değil. Belli ki sapkınlık meselesi, Epstein için daha büyük bir misyonun aracı oluyor; tıpkı Adnan Oktar ve FETÖ’nün yöntemlerinde de gördüğümüz gibi.

2013 yılına gidelim…
Epstein, meşhur İbrahim Anlaşmaları’ndan (İsrail-Arap ilişkilerinin güçlendirildiği) yıllar öncesinde sahnede. Çok yakın olduğu ve birlikte çalıştığını anladığımız eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Sulayem arasındaki görüşmelere aracılık ediyor. Drop Site News’un aktardığına göre Barak ve Sulayem, Epstein’in ayarladığı toplantılarda defalarca bir araya geliyor.

Yani 2020’deki “tarihi atılım” denilen anlaşmalardan çok önce, BAE–İsrail arasındaki derin istihbarat ve iş ilişkilerinin merkezinde yine bu isimler var. Bu ağ, o tarihten çok önce, Epstein’in gölgesinde ve yine bu isimler üzerinden ilmek ilmek dokunmuş. İfşaatlar, BAE–İsrail arasında onlarca yıla yayılan bir istihbarat ve ticaret ağının zaten örülü olduğuna dair tezleri de güçlendiriyor.

Tamince elbette bir iş insanı olarak herkesin arka planını bilmek zorunda değil; herkesin bağlantı haritasını tutacak hâli de yok. Ama bir “maşallah” demek de lazım… Maşallah. Ne güzel dostlarınız var yahu. Ne sağlam, ne “itibar” sahibi insanlarla bağlantılar kuruyorsunuz.

İtibardan bahsederken, “itibarın” nasıl bir silaha dönüştüğünü yine ifşaatlardan bu sefer ters bir örnekle görelim:

Epstein ve şahsi avukatı Alan Dershowitz, “İsrail Lobisi”ni eleştiren bir makale yazan John Mearsheimer ve Stephen Walt’a karşı “Yahudi karşıtlığı” suçlamasını yaymak için birlikte hareket ediyorlar. İkilinin eleştirileri 2007’de “İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası” adıyla meşhur bir kitaba dönüşüyor; kısa sürede de büyük bir linç kampanyasının hedefi hâline geliyorlar.

(Dershowitz; 1964–2013 yılları arasında Harvard’da hukuk profesörlüğü yapmış, bugün 87 yaşında; Fox gibi kanallara düzenli çıkan, İsrail’in yasa dışı yerleşimlerini savunan ve Batı Şeria/Gazze’deki İsrail suçlarını ABD izleyicisi nezdinde aklamaya çalışan bir figür.)

Epstein, Dershowitz’in Mearsheimer ve Walt’a yönelik saldırısını “muhteşem” diye övüyor; e-postasını “tebrikler” diye bitiriyor. Dershowitz’in “En Yeni ve En Eski Yahudi Komplosunu Çürütmek” başlıklı yazısını çevresine bizzat dağıtacağını söylüyor; “dağıtıyor musun?” sorusuna da “başladım” diye yanıt veriyor.

Yetmiyor, İsrailli grupların baskısı sonrası Chicago Küresel İlişkiler Konseyi, 2007’de yazarların planlanan konuşmasını iptal ediyor. Brookings Enstitüsü başkanı ve Clinton döneminin eski üst düzey yetkilisi Strobe Talbott ise çalışmayı “grotesk” diye niteliyor.

Sonuç malum, Mearsheimer ve Walt o dönemde akademik çevrelerde dışlanıyor ve konuşmaları iptal ediliyor.

(Mearsheimer’ın tanınırlığı son yıllarda YouTube ve sosyal medya üzerinden arttı; özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceğini doğru öngörmesiyle daha geniş kitlelere ulaştı. Ancak 2022 işgalinin sorumluluğunu NATO ve ABD’ye de paylaştıran çizgisi nedeniyle Washington’daki politika çevrelerinde bu kez başka bir cepheden tepki ve linçle karşılaştı.)

Özetle, İsrail’in lobiler aracılığıyla ABD’deki etkisini eleştiren bilim insanları, Epstein gibiler eliyle linç edilip itibarsızlaştırılmaya çalışılırken; aynı Epstein’ın sapkınlık adasında gezen Sulayem gibi isimler “sorgulanamayacak kadar itibarlı” görülebiliyor. Demek ki bu düzende itibar, hangi kirli ağın hangi halkasına sadakat gösterdiğinle ölçülüyor…
Kimini koruyan bir kalkan, kimine saplanan bir bıçak…

Özellikle Atatürk ilke ve devrimlerini savunanlar için, ne kadar tanıdık değil mi? Doğruyu savunanın, aykırı soru soranın, ezberi bozanın “linç” ve “itibarsızlaştırma” saldırılarına maruz kalması…

Şimdi dönüp en başa bakalım. Esas vurgulamak istediğim, Tamince’nin kendisini savunmaya çalışırken aslında çok fazla şey anlatmış olması: “Sorgulama yapmayız, çünkü Sulayem bizim çok itibar ettiğimiz bir şahsiyet.”

“İtibar”… Ne kadar önemli, değil mi?

Çevremize bir bakalım: Ekranlar, siyaset, akademi, iş dünyası…

Hangi alana baksak, beş para etmeyecek ama ısrarla parlatılan bu “itibar sahibi” insanlarla dolu. Ve çoğu zaman o itibarın kaynağı; başarı, erdem, liyakat değil… Bağlantı, sadakat ve biat sonucu gelen dokunulmazlık.

Benim açımdan, Epstein dosyalarının şu aşamadaki en önemli sonucu da işte budur. Artık hiçbir alanda, hiçbir ülkede, “itibarı sorgulanamayacak” derecede kimsenin kalmaması gerektiğidir.

Elbette paranoyak bir histeriyle değil. Ancak şunu da her zamanki gibi hatırlayarak: İlkeler, değerler ve doğrular; kişilere, liderlere, taraflara endeksli bir çıkar veya tarafgirlik hesabının gerisine asla düşmemelidir.

O yüzden ısrarla diyoruz ki bu kısır döngülerden çıkış; yeni bir “kahraman” veya “kurtarıcı” aramakta değil, sahte kahramanlara ihtiyaç duymayan; kolektif aklın ve fikri mücadelenin esas alındığı bir siyasal zeminin kurulmasında yatıyor.

Ancak bu anlayış ve iradeyle, duraksatılan Türk Devrimi yeniden canlandırılacak; tam bağımsız Türkiye idealine giden yol yeniden inşa edilecektir. Aksi hâlde siyasi mücadele şahıslara ve sahte kahramanlara bu denli indirgendikçe; yaşanılan hayal kırıklığı döngüleri, mülkiyet ve çıkarlara dayalı siyaset anlayışı, seçmenleri aldatan siyasiler ve kirli pazarlıklar, Türk milletinin geleceğini karartmaya devam edecektir.

  •  

İMÇ’de banka soygunu: Şüpheli parayla yakalandı!

Fatih’te bir banka şubesinden yaklaşık 112 bin lira çalan silahlı ve cerrahi maskeli soyguncu gözaltına alındı.

Unkapanı Mahallesi’nde bulunan bankaya cerrahi maskeyle gelen şüpheli, silah tehdidiyle yaklaşık 112 bin lirayı aldıktan sonra koşarak uzaklaştı.

Kaçarken bir vatandaşa çarparak düşen şüpheli, bu sırada silahını ve çaldığı paranın bir kısmını düşürdü.

Düşen yaklaşık 80 bin liranın, şüphelinin yolda çarptığı vatandaş tarafından bankaya teslim edildiği, bankada yaklaşık 32 bin liralık açık olduğu öğrenildi.

Polis ekipleri, şüpheliyi yaptığı çalışmanın ardından gözaltına aldı.

 

 

💾

Fatih'te bir banka şubesinden yaklaşık 112 bin lira çalan silahlı ve cerrahi maskeli soyguncu gözaltına alındı.
  •  

Epstein, defalarca Putin’e ulaşmaya çalışmış: Adını değiştirmiş, araya başbakan sokmuş

ABD’de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlarıyla tutuklu yargılanırken hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ulaşmaya çalıştığı ortaya çıktı.

ABD Adalet Bakanlığı tarafından, Epstein hakkındaki soruşturma kapsamında yayınlanan 3 milyondan fazla yeni belgeye göre Epstein, Putin ile bir araya gelmek için girişimlerde bulundu.

Belgeler, birçok üst düzey Rus yetkilinin Epstein ile doğrudan yazışmalar yaparak görüştüğünü ve Epstein’in yıllar boyunca değişik isimler üzerinden Putin ile bir görüşme ayarlamaları için defalarca girişimlerde bulunduğunu ortaya koydu.

Epstein’ın özel e-postalarında, 2010’lu yıllarda eski Norveç Başbakanı Thorbjorn Jagland üzerinden Putin ile görüşme ayarlanması için birçok defa yazışmalar yapıldığı ve Jagland ile bu çabaların 2018’e kadar aralıklarla devam ettiği görüldü.

Adalet Bakanlığı dosyaları ayrıca, Epstein’in, Rusya Federal Güvenlik Hizmetleri Akademisi’nin üst düzey mezunlarından Sergey Belyakov, Kremlin’e yakın isimlerden Rus milyarder Oleg Deripaska ve Rusya’nın eski Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vitaly Churkin gibi üst düzey isimlerle de irtibatta olduğunu gösterdi.

ABD Adalet Bakanlığı dosyalarında tüm girişimlere rağmen Epstein’in Putin ile herhangi bir görüşme gerçekleştirdiğine dair bir kayıt bulunmuyor.

Yayımlanan Epstein dosyalarında Putin’in adı 1000’den fazla kez geçiyor, ancak bu referansların büyük çoğunluğu kişisel ilişkiden ziyade Putin hakkındaki haber kupürleri ve medya özetlerinden oluşuyor.

EPSTEIN OLAYI

En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019’da ölü bulunmuştu.

Açıklanan Epstein dava dosyalarında, Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan “müşteri listesi”nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein’ın ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.

İlişkili Haber
thumbnail
Epstein skandalında Clinton ekibine uzanan yazışmalar
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
thumbnail
Epstein belgelerinden çıktı… Mossad’a 400 milyon sterlinlik şantaj: ‘Her şeyi ifşa ederim’
Haberi görüntüle

Sapık ve Ajan | Epstein ve Çocukları | Bab-ı Ali Kılıcı | Hasan Erel – Erdem Atay videosunu izlemek için tıklayın:

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Epstein dosyaları: Çok sayıda belgede Macron’un adı geçti
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
thumbnail
Eski İsrail Başbakanı, Trump’ı ikna etmesi için Epstein’den yardım istemiş: ‘Sarışın bir kadını göndermeye hazırlar’
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
thumbnail
Trump’tan Epstein savunması: ‘Beni aklıyor’
Haberi görüntüle

 

 

 

💾

Veryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... 📌Kitaplarımızı satın almak için:https://pankusyayinlari.com/📌Yeni Deniz Mecmuası dergimize abone olmak için...
  •  

3. Dünya Savaşı: BRICS, Monroe Doktrini’ne Karşı

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

EMPERYALİZMİN BUDALALARI

Emperyalizmden bahsedenleri eski kafalılıkla suçlayan, çağı ve gelişmeleri anlamaktan yoksun sayanlar, kendilerinin çok akıllı, ahâlinin aptal olduğunu sanıyorlardı. Aslında durum tam tersi ve aptal kendileri. Emperyalizmi bir uydurma, safsatadan ibaret sayan bu budalalar; ABD’nin açık haydutluğu karşısında bile Venezuela’daki Maduro yönetimin yozlaşmasından, İran’daki muhaliflerin Amerika tarafından desteklenmesinin, aşırı otoriter ve sömürücü bir iktidara karşı demokrasi mücadelesi olduğunu söyleyebilecek kadar muhakeme yeteneğinden yoksunlar. Şaşırtıcı değil, çünkü varlık koşulları Batı ve Amerikancılık.

EMPERYALİZMİN SUÇ İKRARI; NATOCULUĞUN İFLÂSI

Trump’ın Venezuela’ya yönelik haydutça girişiminden sonra, Grönland’ı işgal etmeye yelteniyor olması, konvansiyonel ve ekonomik savaş dâhil tüm araçları kullanarak yeni bir paylaşım savaşı başlattığını gösteriyor. Bir önceki yazımda döne döne vurguladı. Bu bir Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı. Beyaz Saray’ın gözü dönmüş… Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı adına uluslararası hukuk ve regülasyon üretmek için kurulan tüm örgütler Beyaz Saray tarafından baypas ediliyor. NATO da buna dahil. Danimarka NATO ve AB üyesi, Trump’ın ”Bize vereceksiniz, yoksa zorla alırım” dediği Grönland, Danimarka’ya bağlı özerk bir yönetim. Böylece pratikte bir NATO üyesinin bir başka NATO üyesine saldıramayacağı şeklindeki Kuzey Atlantik Savunma Örgütü hukuku ortadan kalkıyor.

Suriye’nin fiilen bölünmesi ve İsrail tarafından işgali, İran’ın, içerisindeki haklı muhalif tepkilerin ABD tarafından İran’ı yıkmaya yönelik bir operasyona dönüştürülmesi, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması, Kolombiya ve Küba’nın açık tehdit altında olması, bizim usanmadan söylediğimiz emperyalizm ve NATO gerçeğini dünyanın gözü önüne serdi.

Türkiye’deki NATO’cuların ”NATO’dan çıkarsak ABD’nin açık hedefi oluruz” şeklindeki argümanın ne kadar yersiz olduğunu kanıtladı.

HAZAR’DAN KIZILDENİZ’E SÖMÜRÜ KORİDORU

Türkiye zaten ABD’nin hedefinde… Güneydoğu Akdeniz’den, Batı Trakya’dan, Ortadoğu’dan ülkemize namlularını uzatıyor.

Zengezur geçidi ve Somaliland üzerinden Hazar’dan Kızıldeniz’e bir büyük hat inşa etmeyi amaçlıyor ve Türkiye ile İran ulusal devletlerini bu hedefin en büyük engeli olarak görüyor.

Türkiye’nin en büyük düşmanı ABD… bu gerçek ülkemizdeki Batıcıların da inkâr edemeyeceği noktaya geldi.

GRÖLAND, İKLİM KRİZİ VE YER ALTI KAYNAKLARI

2 milyon metrekare toprağı olan Grönland’da sadece 52 bin kişi yaşıyor; ancak altın, uranyum, petrol kaynakları ve gaz yatakları açısından büyük bir potansiyel barındırıyor. Ve… son 100 küsur yılda 2 dereceye yaklaşan küresel ısınma nedeniyle, dünyanın en büyük adası olan Gröland bir yeni yaşam alanı olarak tasarlanıyor.

ABD’deki ünlüler, aralarında Robert de Niro da var, oradan arazi satın almaya başladılar.

İnşaatçı Trump, Grönland’ı yeni yaşam plantasyonları üzerinden bir rant alanına çevirmeye hevesleniyor. Aynısını Gazze için düşündüğünü gizlememişti. Danimarka satın alma teklifini reddetti. Trump, askerî planlarını devreye sokmaya hazırlanıyor.

BRICS, MONROE DOKTİRİNE KARŞI

ABD, pratikte 3. Dünya Savaşı’nı başlattı; çünkü dünyanın en borçlu ülkesi ve tepetaklak gidiyor. BRICS’in varlığı ve BRICS artının oluşumu ile dolar uluslararası ödeme aracı olma tekelini kaybediyor. Çin’in borcu değil fazlası var; yapay zekâ başta olmak üzere 43 teknoloji alanının 37’sinde ABD’den önde. Bu nedenle Beyaz Saray 1823’teki Monroe doktrinini yeniden canlandırma çabasında.

“Latin Amerika benim, başka hiçbir sömürücü güç benim sömürü alanıma giremez” diyor. Yani kendisinden farklı olarak, kapitalizmi devlet eliyle yöneten Çin’i ne Venezuela ne de diğer Latin Amerika ülkelerinde istiyor. Tehdit, Rusya ve Avrupa Birliği için de geçerli.

DOLAR EGEMENLİĞİNİ KAYBEDİYOR

ABD’nin yıllık bir trilyon dolar borç yükü var. Bu rakam çevrilebilir olmaktan uzaklaşıyor. Enflasyonist yöntemle borcu çevirme ayrıcalığını koruyabilmesi içi doların rezerv para olarak hegemonyasını sürdürmesi gerekiyor. Dolar değişim aracı olma özelliğini kaybediyor, koşar adımlarla borçlanma kapasitesi ve halkının tüketim düzeyini koruyamayacağı, ordusunu finanse edemeyeceği noktaya gidiyor.

ABD müflis tüccar olmak üzere, bu nedenle savaşa mecbur; 1. ve 2. Dünya Savaşları, dünyadaki kaynak paylaşımının yeniden tasnifi üzerine yapılmıştı.
3. Dünya Savaşı’nın bundan bağımsız olması düşünülemez.

Savaş olmamalı; emperyalizmin yeni paylaşım savaşını durdurmak gerekiyor; işte tam bu nedenle Türkiye’nin yeri kendi ulusal devleti ve BRICS ile yükselen Küresel Güney’in yanında olmalı.

  •  

Uyuşturucu soruşturmasında yeni gözaltılar: Bebek Otel’e baskın düzenlendi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında ünlü isimlere yönelik yeni bir operasyon yapıldı. Selen Görgüzel, Ayşe Sağlam ve Ceren Alper gözaltına alındı.

BEBEK OTEL’E OPERASYON

DHA’nın haberine göre Bebek Otele jandarma ekipleri tarafından gece saatlerinde operasyon düzenlendi. Ekiplerin çalışmaları sürüyor.

Ünlülere yönelik yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında, uyuşturucunun merkezi konumundaki Bebek Otel sahibi Muzaffer Yıldırım ve işletme müdürü Arif Altunbulak tutuklanmıştı.

  •  

ABD’de ‘Venezuela petrolü’ toplantısı: Maduro’yu kaçırttı, patronlarla masaya oturdu

ABD Başkanı Donald Trump, petrol şirketlerinin Venezuela’da gerekli kapasite ve altyapıyı inşa etmek için en az 100 milyar dolar harcayacağını belirterek, bu şirketlerin “güvenliğini sağlayacaklarını” söyledi.

Trump, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısının ardından ülkenin petrol endüstrisindeki yatırım olanaklarını görüşmek üzere ABD’li petrol şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle Beyaz Saray’da bir araya geldi.

Toplantıya, Chevron, ExxonMobil, ConocoPhillips, Continental, Halliburton, HKN, Valero, Marathon, Shell, Trafigura, Vitol Americas, Repsol, Eni, Aspect Holdings, Tallgrass, Raisa Energy ve Hilcorp’un yöneticilerinin yanı sıra ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Enerji Bakanı Chris Wright da katıldı.

Trump, burada yaptığı konuşmada, büyük Amerikan şirketlerinin Venezuela’nın “harap durumdaki” petrol endüstrisini hızla yeniden inşa etmeye nasıl yardımcı olabileceğini ve milyonlarca varillik petrol üretiminin ABD’ye, Venezuela halkına ve tüm dünyaya fayda sağlayacak şekilde nasıl sağlanabileceğini ele alacaklarını söyledi.

‘GÜVENLİK GARANTİSİ’

Venezuela’nın perşembe günü 4 milyar dolar değerindeki 30 milyon varil petrolü ABD’ye verdiğini belirten Trump, söz konusu petrolün ABD’ye doğru yola çıktığını aktardı.

Trump, hangi petrol şirketlerinin Venezuela’ya gitmesine izin verileceğine karar vereceklerini, şirketlerle anlaşma yapacaklarını kaydetti.

Petrol şirketlerine güvenlik garantisinde bulunan Trump, şirketlerin Venezuela yerine ABD ile doğrudan muhatap olacaklarını ifade etti.

Trump, Venezuela’nın çok uzun zaman önce kurdukları petrol endüstrisini ABD’den aldığını öne sürerek, “kendilerinden alınanı geri aldıklarını” vurguladı.

ABD Başkanı Trump, “Amerikan şirketleri, Venezuela’nın çürüyen enerji altyapısını yeniden inşa etme ve nihayetinde petrol üretimini daha önce hiç görülmemiş seviyelere çıkarma fırsatına sahip olacak. Venezuela ve ABD’yi bir araya getirdiğinizde, dünyadaki petrolün yüzde 55’ine sahip oluyoruz.” dedi.

‘100 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM’ İDDİASI

Petrol şirketlerinin gerekli kapasite ve altyapıyı inşa etmek için en az 100 milyar dolar harcayacağını belirten Trump, şirketlerin hükümetin parasından ziyade korumasına ve güvenliğine ihtiyacı olduğunu savundu.

Trump, Venezuela’nın, ABD’nin Venezuela ham petrolünden 50 milyon varile kadar olan kısmını derhal rafine edip satmaya başlamasını ve bunun süresiz olarak devam etmesini kabul ettiğini söyledi.

Ayrıca Trump, Venezuela petrolü konusunda gelecek hafta bir toplantı daha yapacaklarını belirtti.

‘BİZ YAPMASAK…’

“Bunu Venezuela’ya biz yapmasak Çin ya da Rusya yapardı.” ifadesini kullanan ABD Başkanı Trump, “Çin’e ve Rusya’ya söyledim, sizinle çok iyi anlaşıyoruz, sizi çok seviyoruz, sizin orada olmanızı istemiyoruz, orada olmayacaksınız. Onlara ve size söyleyeceğim bir şey var, o da iş için açığız. Çin, orada veya ABD’de bizden istediği kadar petrol satın alabilir. Rusya, ihtiyaç duyduğu tüm petrolü bizden alabilir.” diye konuştu.

Trump, ExxonMobil yöneticisinin ekipleri hemen harekete geçirebileceklerini ve birkaç hafta içinde işe başlayabileceklerini söylemesi üzerine, “Bizim istediğimiz de bu. Hız ve kalite istiyoruz.” dedi.

Basın mensuplarının, “güvenlik garantisinin nasıl sağlanacağına” yönelik sorusunu da cevaplandıran Trump, Venezuela liderleri ve halkıyla birlikte çalışacaklarını ve “güvenli bir grup” oluşturacaklarını iddia etti.

Trump, “Onlar da yanlarında bazı güvenlik önlemleri getirecekler. Bunlar bebek değiller, oldukça zorlu koşullarda petrol sondajı yapan insanlar.” değerlendirmesinde bulundu.

  •  

Trump’tan Suriye mesajı: ‘İkisiyle de iyi geçiniyoruz…’

ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’nin barış içinde olmasını istediklerini ifade ederek, “Suriye’nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz.” dedi.

ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da petrol yöneticileriyle yaptığı toplantının ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Trump, bir soru üzerine, Suriye’deki olayları takip ettiklerini ve bu ülkede barışın hakim olduğunu görmek istediklerini belirtti.

ABD Başkanı, “Kürtler ve Suriye hükümeti, biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Onlar yıllardır doğal düşmanlar olsalar da biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Suriye’nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz.” diye konuştu.

SURİYE’DEN YPG’YE OPERASYON

Suriye ordusu, önceki gün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.

Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk ederek Fırat Nehri’nin doğusuna tahliyeyi kabul etmesi istenmişti.

Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.

Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.

Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/SDG’den bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açmıştı.

Suriye ordusunun, terör örgütü YPG/SDG mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00’de insani koridor açacağı bildirilerek örgüte ait hedeflerin konumları paylaşılmıştı.

Suriye’de terör örgütü YPG/PKK, 6 Ocak’tan itibaren işgal ettiği bölgelerden Halep’teki birçok noktaya saldırılar düzenlemişti.

Şam yönetimi, YPG/PKK’dan 10 Mart Mutabakatı’na uymasını ve Halep’teki saldırıları sonlandırmasını istemişti.

YPG/PKK’nın saldırılarını sürdürmesi üzerine Suriye ordusu, terör örgütünün işgal ettiği Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki mevzilerine nokta operasyonlar başlatmıştı.

Terör örgütünün 6 Ocak’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 9 Suriyeli hayatını kaybetti, çoğu sivil 55 kişi yaralandı.

Halep Kent Merkez Komitesi, Halep’teki güvenli bölgelere tahliye edilenlerin sayısının 142 bin olduğunu açıklamıştı.

  •  

Trump’tan İran’a ‘protesto’ tehdidi: ‘Ateş açarsanız…’

ABD Başkanı Donald Trump, İran’da devam eden gösterileri yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “İranlı liderlere şunu söylüyorum, ateş açmasanız iyi olur, çünkü biz de ateş etmeye başlarız.” dedi.

ABD Başkanı Trump, petrol şirketlerinin yöneticileriyle Beyaz Saray’da bir araya geldiği toplantının ardından basın mensuplarına gündemi değerlendirdi.

Trump, İran ile ilgili bir soru üzerine, “İran’ın başı büyük dertte. Bana öyle geliyor ki halk bazı şehirleri ele geçiriyor, birkaç hafta önce kimse bunun mümkün olacağını düşünmezdi. Durumu çok yakından izliyoruz.” dedi.

İran’daki protestocuların güvende olmasını istediklerini belirten Trump, “İranlı liderlere şunu söylüyorum, ateş açmasanız iyi olur, çünkü biz de ateş etmeye başlarız.” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı, “İran’ı vurabiliriz” ifadesiyle Amerikan askerlerinin bu ülkeye ayak basmasını kastetmediğini, göstericilere ateş açılması durumunda kendilerinin de bu hususta bazı adımlar atacaklarını söyledi.

İRAN’DAKİ GÖSTERİLER

İran’da 28 Aralık 2025’te ülkedeki “yerel para biriminin döviz karşısında yüksek değer kaybı ve ekonomik sorunlar” iddiasıyla Tahran Büyük Çarşı’da esnafın başlattığı protestolar, ülkenin birçok kentine yayıldı.

Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı, şu ana kadar gösterilerde 8’i emniyet görevlisi 42 kişinin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin yaralandığını ve 2 bin 277 kişinin gözaltına alındığını bildirmişti.

  •  

Suriye ordusundan YPG’ye yeni operasyon

Suriye resmi devlet televizyonunun Suriye Arap Ordusu Operasyon Dairesi’ne dayandırdığı haberine göre, Halep ilinin Şeyh Maksud Mahallesi “askeri kapalı bölge” ilan edildi.

Ordu, mahallede saat 18:30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan ederek, sivillere, pencerelerden uzak durmaları, alt katlara inmeleri ve YPG/PKK noktalarına yaklaşmamaları tavsiye edildi.

Suriye ordusu, Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde terör örgütü YPG/PKK unsularının yuvalandığı yerlerin haritalarını paylaşarak bu noktaların hedef alınmasının planladığını belirterek sivillerin bu alanlardan uzak durmaları istedi.

Suriye ordusu, Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde vurmayı planladığı YPG/PKK unsurlarının bulunduğu noktaların haritasını paylaştı.

Şeyh Maksud’un kuzeyi ve güneyinde yer alan bazı noktalara işaret edilen paylaşımda, bu yerlerin terör örgütü mensuplarınca kullanıldığı ifade edildi.

Bu yerlerin hedef alınacağı belirtilerek bölgedeki sivillere söz konusu noktalardan uzak durmaları çağrısı yapıldı.

Açıklamada ayrıca, bölgedeki sivillerden yerel saatle 16.00 ila 18.00 saatleri arasında açık olan insani koridor üzerinden Şeyh Maksud’dan tahliye olmaları istendi.

Suriye ordusu, dün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.

Halep’teki terör örgütü unsurları operasyonun ardından Şeyh Maksud Mahallesi’ne sıkışmıştı.

Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/PKK’dan bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açtı.

Halep’te Suriye ordusunun operasyon bölgesi olan Eşrefiyye-Şeyh Maksud mahalleleri hattında bulunan AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, örgüt mensupları Cendul kavşağı mevkiinde güvenlik güçlerine ateş açtı.

Saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı.

Öte yandan Suriye resmi haber ajansı SANA’ya konuşan bir askeri kaynak, örgütün bazı unsurlarının Halep’teki Şeyh Maksud Mahallesi’nden çekilmeyi reddederek saldırılara devam etmekte ısrar ettiğini söyledi.

Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk etmeyi kabul etmesi istenmişti.

Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.

Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.

Suriye ordusunun terör örgütü YPG/SDG mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00 arasında insani koridor açacağı bildirildi.

Suriye ordusundan resmi haber ajansı SANA’ya yapılan açıklamada, Şeyh Maksud Mahallesi’nde kalan sivillerin tahliyesi için insani koridor açılacağı belirtildi.

Şeyh Maksud’daki sivillerin söz konusu koridor üzerinden 16.00 ila 18.00 saatleri arasında Halep’in güvenli bölgelerine geçişine izin verileceği ifade edildi.

Şeyh Maksud’da kalan sivillere insani koridor üzerinden bölgeden tahliye olmaları çağrısı yapıldı.

Açıklamada ayrıca, terör örgütü YPG/PKK mensuplarının silahlarını bırakarak teslim olmaları halinde güvenliklerinin sağlanacağı kaydedildi.

Öte yandan Suriye devlet televizyonu El-İhbariye’ye konuşan askeri kaynak, “terör örgütü PKK mensuplarının Şeyh Maksud Mahallesi’nde yuvalandığını, teröristlerin uzlaşıyı baltalamaya ve Suriye güçlerini hedef almaya çalıştıklarını tespit ettiklerini” belirtti.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberine göre, YPG/PKK’dan kaçışlar sürüyor.

Haberde, “Halep’te İç Güvenlik Güçleri tarafından yakalanan SDG’den firar edenlerin sayısı 100’e yükseldi.” ifadeleri kullanıldı.

Suriye ordusu, dün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.

Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk ederek Fırat Nehri’nin doğusuna tahliyeyi kabul etmesi istenmişti.

Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.

Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.

Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/PKK’dan bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açmıştı.

Suriye ordusu, terör örgütü YPG/PKK mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00 arasında insani koridor açacağı bildirilerek örgüte ait hedeflerin konumlarını paylaşmıştı.

NE OLMUŞTU?

Suriye’de terör örgütü YPG/PKK, 6 Ocak’tan itibaren işgal ettiği bölgelerden Halep’teki birçok noktaya saldırılar düzenlemişti.

Şam yönetimi, YPG/PKK’dan 10 Mart Mutabakatı’na uymasını ve Halep’teki saldırıları sonlandırmasını istemişti.

YPG/PKK’nın saldırılarını sürdürmesi üzerine Suriye ordusu, terör örgütünün işgal ettiği Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki mevzilerine nokta operasyonlar başlatmıştı.

Terör örgütünün 6 Ocak’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 9 Suriyeli hayatını kaybetti, çoğu sivil 55 kişi yaralandı.

Halep Kent Merkez Komitesi, Halep’teki güvenli bölgelere tahliye edilenlerin sayısının 142 bin olduğunu duyurmuştu.

  •  

Hatay’da 1 ton kaçak et ele geçirildi!

İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Erzin İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü veteriner hekimleri ile kolluk kuvvetlerinin ortaklaşa düzenlediği yol kontrolünde bir kamyonet şüphe üzerine durduruldu.

Kamyonette, veteriner sağlık raporu bulunmayan ve menşei belli olmayan 1 ton et ele geçirildi.

El konulan etler imha edildi.

  •  

Zelenskiy duyurdu: Ukrayna’da üst düzey istifa

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak’ın görevinden istifa ettiğini açıkladı.

Zelenskiy, resmi hesabından yayımladığı görüntülü mesajda, Yermak’ın istifasını sunduğunu doğrulayarak, kararı “spekülasyon ve söylentilerin önüne geçmek” amacıyla kabul ettiğini bildirdi.

Yermak’a görev süresi boyunca yürüttüğü çalışmalar için teşekkür eden Zelenskiy, “Andriy, müzakere sürecinde Ukrayna’nın tutumunu her zaman olması gerektiği şekilde temsil etti. Bu tutum daima vatansever bir duruştu.” dedi.

Zelenskiy, Devlet Başkanlığı Ofisi’nde yeniden yapılanma sürecine işaret ederek, yeni başkanın belirlenmesi için istişarelere yarın başlayacağını ve sürecin şeffaf yürütüleceğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU), sabah saatlerinde, bir soruşturma kapsamında Devlet Başkanlığı Ofisi’nde arama yapıldığını bildirmişti.

NABU’nun sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Uzmanlaşmış Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) tarafından Devlet Başkanlığı Ofisi’nde soruşturma faaliyetlerinin yürütüldüğü belirtilmişti.

  •  

Airbus’tan o modeli için kritik uyarı: THY, Pegasus ve AJet’ten açıklama geldi

Airbus, A320 filosuna yönelik alınan ihtiyati tedbir kararına ilişkin yazılı açıklama yayımladı.​​​​​​​

Açıklamada, A320 ailesi uçaklarının karıştığı yakın tarihli bir olay analizinin, yoğun güneş radyasyonunun uçuş kontrollerinin çalışması için kritik öneme sahip verileri bozabileceğini ortaya koyduğu belirtildi.

Airbus’un bu nedenle şu anda hizmet veren ve bu durumdan etkilenebilecek önemli sayıda A320 ailesi uçağı tespit ettiği bildirilen açıklamada, Airbus’un, mevcut yazılım ile donanım korumasını uygulamak ve filonun uçuş güvenliğini sağlamak amacıyla havacılık otoriteleriyle çalışarak tüm dünyadaki A320 tipi uçakları ilgilendiren bir Operatör Uyarı Bildirimi (AOT) yayımladığı ifade edildi.

Açıklamada, söz konusu Operatör Uyarı Bildirimi’nin, Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi’nde yer alacağı belirtilerek, “Airbus, bu önerilerin yolcular ve müşteriler için operasyonel aksaklıklara yol açacağını kabul etmektedir. Verilen rahatsızlıktan dolayı özür dileriz ve güvenliği bir numaralı ve en önemli önceliğimiz olarak tutarken, operatörlerle yakın işbirliği içinde çalışacağız.” değerlendirmesine bulundu.

Köln merkezli AB uçuş emniyeti kurumu EASA da konuyla ilgili, “EASA, Airbus A320 ailesi için, uçak içi bilgisayarlarından birinde yapılan bir yazılım güncellemesinin yol açtığı bir hassasiyeti gidermek amacıyla bir Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi yayımladı.” açıklamasında bulundu.

Açıklamada, Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi’nin 30 Ekim 2025’te JetBlue’nun 1230 sefer sayılı uçuşunda yaşanan bir olayda ortaya çıkan sorunu ele aldığına işaret edilerek, “Bu önlemler, uçuş programlarında kısa süreli aksaklıklara ve dolayısıyla yolcular için rahatsızlığa neden olabilir. Ancak havacılıkta her zaman olduğu gibi güvenlik her şeyden önemlidir.” ifadesi kullanıldı.

Öte yandan, Airbus A320’lere ilişkin ihtiyati tedbirin 6 bin civarında uçağı etkileyebileceği öngörülüyor.

THY’DEN AÇIKLAMA

Türk Hava Yolları (THY) İletişim Başkanı Yahya Üstün, Airbus tarafından dünyadaki tüm A320 tipi uçakları ilgilendiren bir Operatör Uyarı Bildirimi (AOT) yayınlandığını belirterek “Filomuzda bulunan 8 adet A320 tipi uçağımız bu kapsamda değerlendirilmiş olup ilgili talimatlara uygun işlemler tamamlandıktan sonra emniyetli bir şekilde tekrar servise verilecektir” açıklamasını yaptı.

THY İletişim Başkanı Üstün, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Airbus tarafından dünyadaki tüm A320 tipi uçakları ilgilendiren bir AOT yayınlandığını bildirdi.

Üstün, “Filomuzda bulunan 8 adet A320 tipi uçağımız bu kapsamda değerlendirilmiş olup ilgili talimatlara uygun işlemler tamamlandıktan sonra emniyetli bir şekilde tekrar servise verilecektir. Tüm operasyonlarımız güvenli bir şekilde kesintisiz devam etmektedir. Bu süreçte EASA başta olmak üzere tüm ilgili havacılık otoritelerinin talimatlarını yakından takip ediyor ve gerekli yazılım güncellemelerinin uygulanması için Airbus ile eşgüdümlü şekilde çalışıyoruz. Yolcu güvenliği şirketimizin her zaman birinci önceliğidir. Kamuoyunun bilgisine sunarız” ifadelerini kullandı.

PEGASUS’TAN AÇIKLAMA

Pegasus Hava Yolları, uçak üreticisi Airbus tarafından yayınlanan uyarı bildirimi nedeniyle filosunda bulunan A320 tipi uçaklarda gerekli güvenlik işlemlerine başlandığını duyurdu.

Şirketin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, uçuş emniyetinin sağlanması için gerekli düzenlemelerin başlatıldığı bildirildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Airbus, dünyada faaliyet gösteren tüm A320 ailesi uçakları ilgilendiren Operatör Uyarı Bildirimi yayınlamıştır. Pegasus Hava Yolları olarak bu kapsamdaki uçaklarımıza ilgili bildirimdeki talimatlara uygun işlemler yapılmaktadır. En emniyetli operasyonu sağlamak amacıyla EASA ve Airbus ile koordineli şekilde süreci hızla yürütmekteyiz. Bu süreçte operasyonumuzun ve misafirlerimizin en az şekilde etkilenmesi için çalışmaktayız. Uçuş iptal ve gecikmeleri için bilgilendirmeleri takip etmenizi rica ederiz.”

AJET’TEN AÇIKLAMA

AJet Basın Müşaviri Mehmet Yeşilkaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, uçak üreticisi Airbus tarafından yapılan bildirim nedeniyle bu tip uçakların seferden çekildiğini belirtti.

Yeşilkaya, paylaşımında şunları kaydetti:

“Avrupa merkezli uçak üreticisi Airbus, A320 uçakları için Operatör Uyarı Bildirimi yayınlamıştır. Uçuş emniyetini her zaman en üst seviyede tutan AJet olarak filomuzda bulunan ve bu kapsamda değerlendirilen 7 uçağımız gerekli işlemler yapıldıktan sonra yeniden operasyonlarına devam edecektir. Bu süreçte hem EASA ve ilgili havacılık otoritelerinin talimatlarını yakından takip ediyor hem de gerekli yazılım güncellemelerinin uygulanması için Airbus ile koordineli bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu durum operasyonel süreçlerimizi etkilememektedir. Uçuşlarımız güvenli bir şekilde devam etmektedir.”

  •  

Hafta sonu hava durumu nasıl olacak?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, hafta sonu yurdun büyük bir kesimi yağışlı geçecek.

Bugün, yurdun kuzey, iç ve batı kesimleri parçalı yer yer çok bulutlu, Marmara, Ege (Kütahya hariç), Batı Akdeniz, İç Anadolu’nun batısı ile Batı Karadeniz’in batısında sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.

Öte yandan, bugün yağışların, Marmara’nın batısı, Kıyı Ege ve Batı Akdeniz’de kuvvetli, Balıkesir’in batı kıyıları, İzmir, Aydın ve Muğla’nın kıyı ilçelerinde yerel çok kuvvetli ve şiddetli olması tahmin ediliyor.

Pazar günü, Edirne ve Kırklareli dışında yurdun tamamı yağışlı geçecek.

Yağışların, Marmara, Ege ve Akdeniz’de gök gürültülü sağanak, İç Anadolu’nun doğusunun yüksekleri, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunun yükseklerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde, Mersin ve Adana çevreleri ile Hatay kıyılarında yerel kuvvetli olması bekleniyor.

Gelecek hafta ise yurt genelinde parçalı ve çok bulutlu bir hava öngörülüyor.

  •  

Bosna Sancak Derneği’nden açılıma karşı Anıtkabir buluşmasına destek

TBMM’de kurulan bölücü açılım komisyonu heyetinin Öcalan ile İmralı’da görüşmesi sonrası ilan edilen Anıtkabir buluşmasına peş peşe destek mesajları geldi.

Veryansın Tv’nin “Hainsiz Türkiye için Anıtkabir buluşması” başlıklı Youtube yayınına konuk olan Doğru Parti Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu, Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz, emekli Albay Orkun Özeller, Tarihçiler Dr. Selim Erdoğan, Sinan Meydan, eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, şehit anası Pakize Akbaba, terör gazisi İdris Tuğunmuş ve Erlik’in buluşmaya desteklerini bildirmesinin ardından bir açıklama da İstanbul Anadolu Yakası Bosna Sancak Derneği Başkanı Erdoğan Erden’den geldi.

Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Erden, şu ifadeleri kullandı:

“27 Aralık’ta Anıtkabir’deyiz. Atatürk’ün devrimlerini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü savunmak için…”

27 Aralık’ta Anıtkabir’deyiz. Atatürk’ün devrimlerini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü savunmak için… #Atatürk #Anıtkabir #27AralıktaAtamızınyanında @medreyata @celebieray https://t.co/07CHl4LJeZ

— Erdoğan Erden (@Erden2Erdoan) November 28, 2025

 

 

💾

Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube.
  •  

Adalet Partisi’nden açılıma karşı Anıtkabir çağrısına destek

TBMM’de kurulan bölücü açılım komisyonu heyetinin Öcalan ile İmralı’da görüşmesi sonrası ilan edilen Anıtkabir buluşmasına peş peşe destek mesajları geldi.

Veryansın Tv’nin “Hainsiz Türkiye için Anıtkabir buluşması” başlıklı Youtube yayınına konuk olan Doğru Parti Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu, Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz, emekli Albay Orkun Özeller, Tarihçiler Dr. Selim Erdoğan, Sinan Meydan, eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, şehit anası Pakize Akbaba, terör gazisi İdris Tuğunmuş ve Erlik’in buluşmaya desteklerini bildirmesinin ardından bir açıklama da Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz’den geldi.

Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Öz, şu ifadeleri kullandı:

“Adalet Partisi olarak Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni sonuna kadar destekliyoruz. Hep birlikte Anıtkabir’de olacağız…”

Adalet Partisi olarak Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni sonuna kadar destekliyoruz. Hep birlikte Anıtkabir’de olacağız…@cvpgenelmerkez @CVPSerkanOz https://t.co/uakYQZ6EeD

— Dr. Vecdet Öz (@oz_vecdet) November 27, 2025

 

💾

Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube.
  •  

‘Trump, Maduro ile görüştü’ iddiası

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile telefonda görüştüğü bildirildi.

New York Times (NYT) gazetesinin olay hakkında “çok sayıda kaynağa” dayandırdığı haberine göre, ismi paylaşılmayan yetkililer, Trump ve Maduro’nun geçen hafta telefonda olası bir ikili görüşme konusunu değerlendirdiği bilgisini paylaştı.

Yetkililer, ABD’nin, Venezuela’ya karşı askeri müdahale tehdidini sürdürdüğü dönemde gerçekleşen telefon konuşması sonucu, henüz iki liderin görüşmesine yönelik herhangi bir planın olmadığını belirtti.

Gazetenin haberinde, söz konusu telefon görüşmesine ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da katıldığı vurgulandı.

Öte yandan haberde, hem Beyaz Saray’ın hem de Venezuela hükümetinin, söz konusu görüşme hakkında yorum yapmayı reddettiği kaydedildi.

Bununla birlikte “Venezuela hükümetine yakın iki kişinin” iki liderin görüşmesini doğruladığı bilgisine yer verildi.

NYT, ekim ayında Maduro’nun gerilimi azaltmak amacıyla ABD’ye ülkenin petrol sahalarında önemli bir hisse ve Amerikan şirketleri için bir dizi başka fırsat teklif ettiğini bildirmişti.

ABD’NİN VENEZUELA’YA YÖNELİK SALDIRILARI

ABD, Maduro ve üst düzey Venezuelalı yetkililerin yönettiğini iddia ettiği Cartel de los Soles suç örgütünü Yabancı Terörist Örgütler (FTO) listesine almıştı.

Venezuela, varlığını kabul etmediği ABD’nin Cartel de los Soles adımını, ülkeye müdahale etmek için bahane oluşturma girişimi olarak nitelendirmişti.

ABD’nin, “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” gerekçesiyle gönderdiği dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford ve saldırı grubunun, Latin Amerika bölgesine ulaştığı belirtilmişti.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro da buna karşılık ülkede 4,5 milyon milis gücünü seferber ettiğini ve herhangi bir saldırıyı püskürtmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

  •  

İZBETON’da ‘araç kiralama’ davasında ara karar

İzmir Büyükşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında aralarında eski İZBETON AŞ Genel Müdürü Heval Savaş Kaya’nın da bulunduğu tutuksuz 56 sanığın yargılandığı “iş makinesi ve araç kiralanması hizmet alımı” davasında ara karar açıklandı.

İzmir 17. Asliye Ceza Mahkemesince Aliağa Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen duruşmaya, aynı soruşturma kapsamındaki “kooperatif” davasında tutuklu bulunan İZBETON AŞ Genel Müdürü Heval Savaş Kaya ve bazı tutuksuz sanıklar ile taraf avukatları katıldı.

Hafta boyunca dinlenen sanıkların ardından bugün avukatlar gün boyu savunma yaptı.

Cumhuriyet savcısı, açıkladığı mütalaasında, bazı sanıklar ve avukatlarının talepleri doğrultusunda 14 sanığın duruşmalara gelmemesi ve adli kontrollerin devamı yönünde karar verilmesini istedi.

İddia makamı ayrıca, dosyanın emekli Sayıştay uzmanlarına gönderilerek yeni bilirkişi raporu alınmasını talep etti.

Bazı avukatlar, cumhuriyet savcısının yeni bilirkişi raporunun emekli Sayıştay uzmanlarınca hazırlanması talebine karşı çıkarak, raporun üniversitelerdeki uzman kişilerce hazırlanmasını istedi.

HAKİMDEN AVUKATLARA TEPKİ

Hakim, karar öncesi avukatlara yönelik yaptığı konuşmada, yargılamanın 5 gün sürmesi nedeniyle kendisine yönelik eleştirilerin olduğunu belirterek, “Her bir sanığı tek tek dinledim. Tüm Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarını tek tek okudum. Bugün gelen eleştiriler şahsıma yönelikti ve çirkindi. Suç unsuru olan durumlara SEGBİS kayıtlarının ardından başvuru yapacağız. Tüm konuşmaları tek tek not almaya çalıştım. Bu kadar ön yargılı olmayın, ‘Tetikçi’ gibi ifadeler kullanıldı. Ben size ithamlarda bulunmuyorum. Savunmalarda şahsıma saldırılar olmasın.” diye konuştu.

Daha sonra ara kararını açıklayan hakim, kamu ihale uzmanı ve Sayıştaydan emekli 3 uzman tarafından yeni bilirkişi raporu hazırlanmasına karar verdiğini aktardı.

Her sanığın hangi pozisyonlarda görev yaptığının tek tek belirlenmesi için ilgili yerlere müzekkere yazılmasına karar veren hakim, tüm sanıkların adli kontrol tedbirlerinin de devam ettiğini bildirdi.

Ayrıca hakim, bilirkişi heyetince kamuda zarar olup olmadığını, olduysa da ne kadar olduğunun belirlenmesini ve iddianamede geçen ihalelere ilişkin Sayıştay raporlarının temini için müzekkere yazılmasına hükmetti.

NE OLMUŞTU?

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca, 1 Temmuz’da İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ’de taşeron şirketler eliyle yolsuzluk yapıldığı iddiası üzerine soruşturma başlatılmış, bu kapsamda Sayıştay raporu, mülkiye müfettişi raporu, bilirkişi raporlarına istinaden “ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırma” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçlamasıyla 157 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.

Şüphelilerden 22’sinin İZBETON AŞ, 2’sinin İş İnsanları Örnekköy Konut Yapı Kooperatifi, 3’ünün İş Dünyası Konut Yapı Kooperatifi, 2’sinin İş İnsanları Gaziemir Konut Yapı Kooperatifi, 3’ünün İş Alemi Yeni Yaşam Konut Yapı Kooperatifi, 3’ünün Egeli İş İnsanları Konut Yapı Kooperatifi’nde görevli olduğu, diğer 122 şüphelinin ise belediye personeli, inşaat, yapı, elektrik, mermer, ayrıştırma gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin sahibi ve çalışanları olduğu belirtilmişti.

Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu’nun da aralarında bulunduğu 139 şüpheli yakalanmıştı.

Sulh ceza hakimliğine sevk edilen şüphelilerden aralarında Soyer ve Aslanoğlu’nun da bulunduğu 60’ı tutuklanmış, 58 şüpheli adli kontrol şartıyla salıverilmişti. Şüphelilerden 20’si emniyetten, biri savcılıktan serbest bırakılmıştı.

Başsavcılık tarafından “iş makinesi ve araç kiralanması hizmet alımı” soruşturması kapsamında “edimin ifasına fesat karıştırmak” suçunu birden fazla kez zincirleme şekilde işledikleri iddiasıyla 56 şüpheli hakkında 3 yıldan 12 yıl 3 aya kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan ilk iddianame, İzmir 17. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

“Asfalt kaplaması, yol ve inşaat bakım onarım ve yenileme işlerindeki” yolsuzluk soruşturması kapsamında ise “ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırmak” suçlarından 44 şüpheli hakkında 3 yıldan 14 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan ikinci iddianame, İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

Soyer ile Aslanoğlu’nun da aralarında olduğu 65 şüpheli hakkında, “kooperatif” işlerinde yolsuzluk iddiasıyla iştirak halinde ve zincirleme şekilde, “kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık”, “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak nitelikli dolandırıcılık”, “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında nitelikli dolandırıcılık” ve bu suçlara teşebbüs suçlarından hazırlanan üçüncü iddianamede 3’er yıldan 45’er yıla kadar hapis cezası talep edilmiş, iddianame İzmir 23. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

  •  

Mersin merkezli uyuşturucu operasyonu: 351 şüpheli tutuklandı

Mersin merkezli 10 ilde uyuşturucu satıcılarına yönelik düzenlenen “Narkokapan Mersin” operasyonunda gözaltına alınan şüphelilerden 351’i tutuklandı.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 21 Ekim’de İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen “Narkokapan Mersin” operasyonunda yakalanan şüphelilerin emniyetteki işlemleri tamamlandı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 351’i “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” suçundan çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 21 Ekim’de Mersin’de düzenlediği basın açıklamasında, Mersin merkezli 10 ilde düzenlenen uyuşturucu operasyonunda 3 organize suç örgütünün çökertildiğini, 370 şüphelinin gözaltına alındığını bildirmişti.

Operasyonda 3 bin 250 polis, 30 özel eğitimli narkotik dedektör köpeği, 2 insansız hava aracı, 3 dron ile 1 helikopter yer almış ve 403 adrese baskın düzenlenmişti.

  •  

Kurucu değerler savunusu

CVP Genel Başkan Yardımcısı Tuna Kolbaşı yazdı…

EMPERYALİZME VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNE DİRENEN İRADE

Türk Milleti, emperyalizmin kuşatması altında, yeniden bir varoluş mücadelesi içine çekiliyor. Bu bir zorunluluk olarak gündemimizin ilk sırasındadır; kapsayıcıdır, tüm toplumsal sorunların üst başlığıdır.

Büyük Ortadoğu Projesi, 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde sonuca doğru yaklaşan; emperyalizmin bölgeye yönelik en kapsamlı yeniden yapılandırma stratejisidir. Bu strateji, yapay sınırlarla çizilmiş, etnik ve mezhepsel temellerde parçalanmış, dışa bağımlı kukla devletçikler öngörüyor.

Elbette, Kemalistlere, tam bağımsızlıkçı cumhuriyetçi vatanseverlere de görev düşüyor.

CUMHURİYET SAVUNUSU

Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin tam karşısında bir direniş hattı olarak, ulusal egemenlik, üniter yapı ve tam bağımsızlık üzerine inşa edilmiş bir devlettir. İşte bu nedenle, BOP’un yerli işbirlikçileri ve onların medyadaki sözcülerinin yoğun propagandasına rağmen, Cumhuriyetçi ve Vatanseverler için Cumhuriyet’in kurucu değerlerini savunmak, yalnızca bir siyasi tercih değil, Türk Milleti’nin varoluş mücadelesidir.

Bu mücadele, İstiklal Savaşı ve sonrasında yaşanan “arasız devrimler”le, milli bilinçaltını, bilince çıkaran, eski çağların zihniyetini aşan, “ümmet” içindeki etnik kimliklerden sıçrayarak bir üst kimlik olan Türk milletinin yeniden inşası’nı sağladı.

1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya vardığında yoğun bir coşkuyla karşılandı, and içildi. Bir gün sonra 28 Aralık’ta Ankara halkına şöyle sesleniyordu:

“Bir millet varlığı ve hakları için bütün gücüyle, bütün maddi ve düşünce gücüyle ilgili olmazsa; bir millet kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa; şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Milli hayatımız, tarihimiz ve son dönemde yönetim şeklimiz buna çok güzel kanıttır. Bu nedenle teşkilatımızda Kuvayı Milliye’nin etken ve Milli İrade’nin hakim olması ilkesi kabul edilmiştir.”

İşgal altındaki günlerde, o gün bize verilen uyarı, bugünün koşullarında bizim için kılavuzdur.

Bunda ısrarcıyız!

“20. yüzyıldaki, uluslararası ilişkilerin evrimi, ekonomik ve politik gerilimler, savaşlar, ulusal ve toplumsal hareketler, bir bütünlük içinde ele alındığında; Yüz yıllık geçmiş içinde, teknolojik gelişme, sermayenin küresel dolaşımı ve finans kapital yoğunlaşması olağan üstü artmıştır ama emperyalist sistem niteliksel bir değişime uğramamıştır.

BOP, Soğuk Savaş sonrası ABD’nin küresel hakimiyet stratejisinin Ortadoğu ayağıdır. Hedef, bölge ülkelerinin ulus-devlet yapılarını zayıflatmak, etnik-dini çatışmaları derinleştirerek kontrol etmek ve enerji kaynaklarına daha doğrudan erişim sağlamaktır.

Kuvayı Milliye ve Milli İrade niteliği açısından günümüzde de bağımsızlığımız için ısrar edilmesi gereken güncel bir yöntemdir.

BOP’un planlayıcıları bugün de, aynı yöntemle yerli uygulayıcılar kullanıyor.

Yerli uygulayıcıların profillerine bakıldığında;

“Yeni Osmanlıcı” retorikle, ümmetçi bir söylem etrafında, Türkiye’nin ulus-devlet kimliğini aşındırmayı hedefleyenler, ulus devletin yıkılışını gelişme olarak anlatan hamaset diliyle sömüren mukaddesatçılar, sözde “demokrat”, “konfederalizm”i savunan batı işbirlikçisi etnikçiler, bölücülerdir.

Yöntem değişmedi.

1940’lardan itibaren, aynı oyun devam ediyor. Kendi bağışıklığına saldıran kanser hücreleri.

“Demokratikleşme”, “çözüm süreci”, “açılım” gibi kavramların arkasına sığınarak, BOP’un gündemini topluma dayatan yazar ve gazeteciler, “ilerici” “demokrat” veya “liberal” bir kimlikle ortaya çıkarak, projenin yerelleştirilmiş sözcülüğünü yapmaktadırlar.

Ekonomi aktörleri, küresel sermayeyle bütünleşmiş, dışa bağımlı bir ekonomik modeli savunan ve kamu kaynaklarının özelleştirilmesinden çıkar sağlayan çevrelerdir.

Bu ittifak, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini “jakoben”, “vesayetçi”, “çağdışı” hatta “faşist” olarak yaftalayarak, bu değerlerin bağımsızlık savaşı ve Hakimiyet-i Milliye’den aldığı meşruiyetini zayıflatmaya çalışmaktadır.

Bu propagandaya rağmen kurucu değerlerde ısrar etmek, hayati anlamları taşır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Tam Bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temelidir” sözü, bu mücadelenin özüdür. BOP, ekonomik, siyasi ve askeri olarak dışa bağımlı bir yapı öngörür. Kurucu değerleri savunmak, karar verme mekanizmalarının milli iradenin tekelinde kalması anlamına gelir. Bu, bir lütuf değil, Lozan’da kanla kazanılmış bir haktır.

“Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” ifadesiyle somutlaşan anayasal vatandaşlık tanımı, BOP’un etnik ve mezhepsel temelde parçalayıcı projesine karşı en güçlü panzehirdir. Kurucu değerleri savunmak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında kaynaşmış bir “millet” olmuş toplumu ve vatanın bölünmez bütünlüğünü korumaktır.

Laiklik, dinin hem devlet hem de birey nezdinde istismar edilmesini engelleyen, toplumsal barışın temel güvencesidir. BOP ve onun yerli uzantıları, dini kimliği siyasetin merkezine yerleştirerek toplumu kutuplaştırmayı hedefler. Laikliği savunmak, aklın, bilimin ve ortak yaşam iradesinin üstünlüğünü kabul etmektir.

“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi, hiçbir iç veya dış gücün milletin iradesinin üzerinde olamayacağını belirtir. BOP, bu egemenliği uluslararası aktörler ve onların yerli temsilcileriyle paylaşmayı dayatır. Kurucu değerleri savunmak, milletin azim ve kararıyla kurtardığı istiklalini, sonuna kadar korumaktır.

Bu savunu, kolay bir yol değildir. Israr gerektirir, çünkü;

Sistemli bir propaganda ile karşı karşıyayız. Medya, akademi ve sivil toplumun önemli bir kısmı, BOP perspektifini sürekli olarak pompalıyor. Hakikatin sesi, çoğu zaman bu gürültü içinde kayboluyor.

Psikolojik bir savaş yürütülüyor. Kurucu değerleri savunanlar, “yobaz”, “dar kafalı”, “geçmişte kalmış”, “faşist” gibi yaftalarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu, bir yıpratma ve yıldırma stratejisidir.

Kısa vadeli çıkarlar, uzun vadeli felaketlerle pazarlanıyor. “Ekonomik istikrar”, “dış yatırım” vaatleriyle, ulusal egemenlikten tavizler veriliyor.

Israr, bu aldatıcı vaatlere kanmamak demektir.

Bugün, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının 1919’da başlattığı Milli Mücadele’nin bir benzeri, farklı bir cephede verilmektedir. Düşman, topa tüfeğe değil; algı operasyonlarına, kültürel erozyona ve ekonomik bağımlılığa dayalı bir işgal projesi yürütmektedir.

Bu ısrar, bir nostalji veya körü körüne bir bağlılık değildir. Bu ısrar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ülke olarak varlığını, bağımsızlığını ve geleceğini garanti altına alma çabasıdır. Kurucu değerleri savunmaktaki ısrarın anlamı ve değeri işte buradadır.

Bu inançla, bu ısrarla, bu kararlılıkla; emperyalizmin, BOP’un ve onun işbirlikçilerinin tüm planları, Türk Milleti’nin akla, bilime, vatan sevgisine ve milli iradeye olan sarsılmaz bağlılığı karşısında bir kez daha boşa çıkarılacaktır.

Cumhuriyetçi Vatanseverler, kimseye iltifat etmeden, hiç kimseyi aldatmadan, ülke için gerçek amaç ne ise onu görmeye çalışarak, hedefe yürümektedirler. Herkes onların aleyhinde bulunabilir, herkes onları yolundan çevirmeye çalışabilir. Fakat onlar buna karşı direnmektedirler, direnmeye devam edeceklerdir. Önlerine sonsuz engeller yığılabilir; kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, kimseden destek istemeden yollarına devam edecekler ve kendilerine inanan Türk milleti ile bu engelleri aşacaklardır.

  •  

İran Savunma Bakanı: ‘Muhtemel bir savaşa hazırız’

Türkiye’ye ziyareti sonrasında basına açıklama yapan Nasirzade, Türk yetkililerle İsrail’in bölgedeki tüm ülkeler için yarattığı tehditler konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.

Görülmede Suriye konusunun da gündeme geldiğini aktaran Nasirzade, “İyi bir ziyaret oldu çünkü uzun zamandır bu konuda Türkiye ile bir araya gelmemiş veya görüş alışverişinde bulunmamıştık.” dedi.

İranlı bakan, Türkiye ve İran’ın ortak noktalarının görüş farklılıklarından daha fazla olduğunu ifade etti.

Nasirzade, ABD’nin bölgeye askeri yığınak yapmasına dair soruya ise, “Bu hareketliliğin büyük bir kısmı psikolojik harekattır. Sürekli olarak saldırı yapılacağını tekrarlayarak toplumu ikileme düşürmek istiyorlar. Ekonomik istikrarı bozmak istiyorlar ve bu da savaşın bir parçası. Ülkeyi savunmak için sürekli hazırız. Bize savaş dayatılırsa asker olarak görevimiz savunmaktır.” diye konuştu.

Küresel Sumud konvoyuna İsrail’in saldırısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Nasirzade, “Bu konvoy aslında uluslararası toplumun iradesinin bir sembolü. Siyonist rejim buna saldırıda bulundu. Bu rejim için kırmızı çizgi yok ancak dünya karşı karşıya oldukları büyük tehdidin farkına vardı ve dünya halkları bu konuda kesinlikle daha fazla benzer eylem görecek.” ifadelerini kullandı.

  •  

Mülakat mağduru öğretmenler MEB önünde eylem yaptı: ‘İnşaatta çalışıyorum’

MEB önünde eylem yapan Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu üyeleri basın açıklaması yaptıktan sonra yaşadıkları sorunu ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Artık okullarında öğrencilerine kavuşmak istediklerini söyleyen öğretmenler, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bir an önce konuya ilişkin çözüm bulmasını beklediklerini belirttiler.

‘İNŞAATTA ÇALIŞIYORUM’

ANKA’dan Halil Yatar’a konuşan Samet öğretmen, “Din kültürü öğretmeniyim. 2023 KPSS’de ve alanımda derece yaparak kazandım. 2024 Van’da girdiğim mülakatta 3’te 3 yapmama rağmen eğlendim. Şu anda inşaatta çalışıyorum. Bizim yerimiz inşaat veya herhangi bir iş değil. Biz öğretmeniz, okulda olmamız gerekiyor. Onun için biz hakkımızı istiyoruz, yani kazandığımız hakkımızı istiyoruz. Hakkımızı alana kadar da devam edeceğiz mücadelemize” dedi.

‘KUCAĞIMDA ÇOCUKLA KARNIMDA BEBEKLE BURALARDA REZİL OLMAK İSTEMİYORUM’

2023 mülakat mağduru olan edebiyat öğretmeni Sümeyye öğretmen, “Bizim ailemiz bizi kolay okutmadı, biz de kolay okumadık. Şahsen ben marketlerde çalışarak okudum. Ben kucağımda çocukla, karnımda bebeğimle daha fazla buralarda rezil olmak istemiyorum. Bizim suçumuz neydi? Bizim suçumuz ben 8 aylık hamileyken Edebiyat gibi zor bir bölümden kontenjanına girmem miydi? Yoksa bizim suçumuz mülakatlarda bütün sorulara doğru cevap vermek miydi? Mülakat mağdurları öğretmenlerinin sorunlarının bir an önce çözülmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

‘BAKAN MAHKEMELERE MÜDAHALE YAPIYOR’

2023 KPSS’de psikolojik danışmanlık ve rehberlik branşına 929’uncu olan Kübra öğretmen, “Mülakata girdim, mülakatım çok iyi geçti. Ankara’da girmiştim. Benim komisyonum yuvarlama yaptı. Yanındaki komisyonlar ya da başka illerde artı beş, artı on puan verildiği için sıralama 1800’e geriledi ve kontenjan dışına çıkarıldım. Bugün 335’inci gündeyiz. Yaklaşık bir yıl oluyor. Biz her gün buraya geldik, her ay buraya geldik, yetkililerle görüştük. Ancak bizim hakkımız bize verilmedi. Her seferinde bir yere yönlendirildi… Ankara 16’ıncı İdari Mahkemesi bana yürütmeyi durdurmaya ret verdi. Benim davam bir istinafa gitti. Oradan da umudumuz yok. Şu an bakan mahkemelere müdahale ediyor. Bizim hakkımızı almamamız için müdahalede bulunuyorlar. Hakkımızı almak istiyoruz artık. Bize engel olmayın. Haklı olduğumuzu herkes biliyor. AK Partili vekillerle görüşmüştük sürecin başında. MHP’li vekillerle görüştük. Meclis’e gittik. Herkes bize dedi ki ‘Siz haklısınız, hakkınızı alacaksınız’. Bizi oyaladılar. 335’inci güne geldik. Hala burada arkadaşlarımızla beraber hakkımızı aramaya çalışıyoruz. Artık sesimizi duyun, atamamızı geri verin. Okullarımıza kavuşalım” dedi.

‘KONUŞMAYA BİLE MECALİM YOK’

Ağrı’dan gelen Sulay öğretmen ise kısaca şunları kaydetti:

“18 saatlik yoldan geliyorum. Konuşmaya bile mecalim yok. Bu sene 15 bin alımda 50 kişi elendi. Evet keşke bir arkadaşımız bile elenmeseydi ama bizde 35 katı elendi. Bizim burada suçumuz neydi? Ve biz çok yorulduk. Yusuf Tekin yaptığı haksızlığı söylememek adına 50 kişi tek eledi. Ve onlar da kendi yoluna devam etti davalarını açarak. Biz davaları açtık. Benimle aynı rubriklere sahip olan 8 kişi davayı kazandı. Mesleğe başlayacak. Ama ben kaybedip davamı istinafa taşıdım. Çok yoruldum artık. Ankara’dan gelip gitmekten yoruldum. Ben şu an öğrencilerimin yanında olmalıydım. Benim Ankara’da ne işim var? Artık bu olaya bir çözüm getirsinler. Hepimizi en azından davadan atasınlar. Birilerini atarken birilerini bırakıyorlar. Biz de yorulduk bu durumdan.”

  •  

Milli halterci Muhammed Furkan Özbek, rekor kırarak dünya şampiyonu oldu

Türkiye Halter Federasyonunun açıklamasına göre Forde kentindeki organizasyonda Muhammed Furkan Özbek, erkekler 65 kiloda mücadele etti.

Koparmada 145 kiloyla altın madalya kazanan milli sporcu, toplamda da 324 kiloyla rekor kırarak dünya şampiyonluğunu elde etti.

Muhammed Furkan, bu başarısıyla Türkiye’ye 15 sene sonra dünya şampiyonluğu kazandırmış oldu.

Ay-yıldızlı halterci, silkmede ise 179 kiloluk derecesiyle gümüş madalya aldı.

Aynı kiloda mücadele eden bir diğer milli sporcu Ferdi Hardal, koparmada 135 kiloyla dördüncü oldu.

  •  

AKP’nin planı belli oldu: ‘CHP’li tüm belediyelere…’

VERYANSIN TV/ÖZEL

Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay ve Veryansın Tv yazarı Engin Balım, CHP İstanbul İl Yönetimi’nin tedbiren görevden uzaklaştırılması sonrası siyaset kulislerini aktardı.

İlişkili Haber
thumbnail
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle

Veryansın Tv’de Salı Sallanır canlı yayınında konuşan Engin Balım, AKP kulislerinde konuşulan “CHP planı”na ilişkin iddiaları aktardı.

Balım, söz konusu planın AKP medyasında “15 Temmuz’da başarılı olamayan küresel çete CHP’yi ele geçirdi” söylemleriyle başlayacağı, CHP’li isimlerin büyükelçiler ve küresel isimlerle yemek görüntülerinin tekrar dolaşıma sokulacağı iddialarını aktardı.

Kulislerde “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu işin hukuki kılıfına uydurulmasını istediği”nin konuşulduğunu da belirten Balım, CHP kurultayının 9 Eylül’den 15 Eylül’e ertelenmesinin bu iddia ile bağlantılı olduğunu ileri sürdü.

Planın “hukuki kılıfına uydurulamaması halinde Saray’ın B planını uygulamaya sokacağı” iddiasını aktaran Balım, mutlak butlan kararının uygulanması sonrası “15 Temmuz’da başarılı olamayan küresel çete CHP’yi ele geçirdi” söylemlerini bizzat Erdoğan ya da Bahçeli’nin ağzından aktarılacağının kulislerde konuşulduğunu belirtti.

Bir algı inşa edildikten sonra Erdoğan ve Bahçeli sürekli olarak “Mevcut CHP yönetimi korsan bir yönetimdir. Bu yönetimin atadığı, belirlediği, ön seçim yapmadan getirdiği meclis üyeleri ve belediye başkanları küresel çeteye finans sağlayarak anayasal yapıyı yıkmaya yönelik faaliyetler yürüttüğü için belediyeler gayrimeşrudur, korsandır.” şeklinde çıkışlar yapacağını belirten Balım, CHP’li bütün belediyelerin bu sayede görevden alınmasının yolunun açılacağı iddiasını aktardı.

Balım, son olarak AKP’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin de görevden alınmasıyla AKP’nin “adalet” görüntüsü çizeceği iddiasını aktardı.

Yayını izlemek için tıklayın:

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
  •  

CHP’den ihraç edilen Gürsel Tekin’den açıklama

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.

İlişkili Haber
thumbnail
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV canlı yayınında “Gürsel Tekin’den bağımsız teknik bir şey söylüyorum. Kayyumun, partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor, Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa olur, bir başka isim olsa olur” dedi.

TEKİN’DEN AÇIKLAMA

Mahkeme kararıyla CHP İstanbul İl Başkanı olarak görevlendirilen Tekin, görevi kabul edeceğini beyan etmesinin ardından CHP tarafından ihracına karar verildi.

Tekin, ihraç kararına ilişkin TV100’e yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu kararı kabul etmiyorum. AK Parti yargısı diye bağırıyorsunuz siz daha beter durumdasınız. Bana sormadan benim ifademi almadan, ben bir savunma yapmadan beni ihraç edemezsiniz. Disiplin kuruluna veremezsiniz.”

  •  

CHP İstanbul Yönetimi’ne kayyım… AKP’den ilk açıklama geldi

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı’na ilişkin, parti genel merkezi önünde açıklamalarda bulundu, basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı.

Bölücü açılım sürecine ilişkin toplumdaki bakış açısı ve tablonun sorulması üzerine Çelik, şu iddialarda bulundu:

“Biz, vatandaşlarımızla buluşuyoruz, vatandaşlarımızın tabii ki soruları oluyor, cevap vermekle mükellefiz. Vatandaşlarımızın soruları oluyor, kaygıları oluyor, eleştirileri oluyor, geleceğe dönük uyarları oluyor. Hepsini not ediyoruz, başımızın üstünde yeri var çünkü memleketin sahibi ve bütün bu süreçlerin sahibi millettir. Gittiğimiz yerlerde bu sorulara tabii ki açık yüreklilikle cevap veriyoruz. Kameraların önünde de veriyoruz ama aynı zamanda vatandaşlarımızın Sayın Cumhurbaşkanı’mıza ve Sayın Bahçeli’ye dönük yüksek güvenlerini de görüyoruz. Onların yanlış yapmayacağını, devlet ve millet aleyhine herhangi bir işe izin vermeyeceğini net bir şekilde vatandaşlarımızın vurguladıklarını da görüyoruz. Bu süreçler doğası gereği işin içinde siyasetin olduğu, devlet kurumlarının çalıştığı, sahada bir sürü gelişmenin olduğu süreçler.

Tabii ki birtakım başka devletlerin sabotajlarına da dikkat etmek gerekiyor. Geçmişte de bu tecrübeleri yaşadık. Bu açılardan baktığımızda biz çok yönlü, çok kapsamlı, iyi çalışılmış, tarihi dersleri çıkarılmış, bundan sonrasının nereye gitmesi gerektiği konusunda kafamızın berrak olduğu, hem askeri hem istihbari hem siyasi hem toplumsal boyutunun çok yönlü olarak ele alındığı bir süreçtir.”

Çelik, “Türkiye’de Türk ile Kürt arasına kimse girememiştir. Terör mevzusu, ayrı bir mevzudur. Bunun ortadan kalkması tabii ki demokrasimizin üzerindeki stresi kaldıracaktır ve Türkiye’nin birtakım konularla yıllardır sürdürülen meşguliyetinin ortadan kalkmasına yol açacaktır. Bölge açısından da yeni fırsatların, yeni işbirliklerinin doğmasına yol açacaktır. Bu, aynı zamanda başka terör örgütlerinin, bölgedeki başka terör örgütlerini nasıl feshedileceğine ve silah bıraktırılacağına dair bir model de oluşturulacaktır. Onun için Türkiye Cumhuriyeti, gündemine hakimdir. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar.” değerlendirmesinde bulundu.

PYD ELEBAŞI MÜSLİM’İN AÇIKLAMASI

PYD yöneticisi Salih Müslim’in “Yeni Suriye hükümeti, ademimerkeziyetçiliği reddederse bağımsızlık talep etmek zorunda kalacağız.” şeklindeki açıklamasının sorulması üzerine Çelik, şöyle konuştu:

“Yakın zamanda PYD yöneticisi Salih Müslim’in bahsettiği açıklamasını gördüm. Önceki açıklamalarıyla birleşik bir açıklama. Biz, dediğimiz gibi Şam’daki merkezi hükümetle çatışma şeklindeki bir tutumun ‘terörsüz bölge’ sürecine karşı bir tutum olduğunu değerlendiriyoruz. Aynı şekilde PYD’nin, SDG’nin silah bırakmasına yani Suriye PKK’sının silah bırakmasını engellemeye çalışanların bu terörsüz bölge ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine karşı bu gün Sayın Bahçeli’nin açıklamasında da var. Bu işi geciktirmeye, zamana oynamaya ve sulandırmaya dönük bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz. O açıklama da zaman zaman biliyorsunuz, bu teröre destek verenler, birtakım meşru kavramları tüketim malzemesi olarak kullanırlar. Aslında ademimerkeziyetçilik diye bahsettiği şey, bir ademimerkeziyetçilik değil. Ademimerkeziyetçilik dediğinin fiili karşılığının ne olduğunu bilecek milli güvenlik bilincine sahibiz.

Onun ademimerkeziyetçilik dediği şey, bizim açımızdan terör devletçiğidir. Dolayısıyla terör devletçiklerine müsaade etmeyeceğimizi geçmişte Cumhurbaşkanı’mız ‘Bir gece ansızın gelebiliriz.’ mottosuyla ifade etmişti. Biz, bir devlet politikası olarak ve bütün siyasi partilerin katılımıyla yüce Mecliste kurulmuş bir komisyonla bu sürecin ‘Terörsüz Bölge’ ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin hedefine ulaşması için bu gayreti gösteriyoruz.”

“Terörsüz Türkiye” sürecini sabote etmek isteyen bazı devletlerin olduğunu gördüklerine dikkati çeken AK Parti Sözcüsü Çelik, “Özellikle siyonist soykırımcılık, bu süreci sabote etmek istiyor. Birisi çıkıp da burada ‘Ben ademimerkeziyetçilik’ falan diyerek esasında altyazısında terör devletçiği olan bir yaklaşım ortaya koyarsa biz, bunun ne olduğunu görecek tecrübeye sahibiz. Üzerinde çok düşünmemize bile gerek yok. Bir saniye içerisinde bunu teşhis ederiz.” dedi.

CHP İSTANBUL’A KAYYIM

CHP’nin İstanbul Kongresi’ne ilişkin İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara kararla ilgili soruyu da yanıtlayan Çelik, konunun MYK’da gündeme gelmediğini söyledi.

İlişkili Haber
thumbnail
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle

Ömer Çelik, şunları kaydetti:

“Nihayetinde mahkeme ile ilgili bir süreç. Orada sadece bazı yayınlarda ‘Kayyum atandı.’ falan deniyor. Halbuki yargı süreci gördüğümüz kadarıyla devam ediyor. İhtiyati tedbir kararı almış orada mahkeme ve daha önceki bir CHP il yönetimini tekrar atamış. Bir öncekinde siyasi yasaklılık durumu olduğu içindir belki o. Onu mahkemenin nasıl takdir ettiğini bilemiyorum ama bu ihtiyati tedbir olarak gündeme gelmiş bir şey.

Biz, siyasi partilerin bu şekilde gündeme gelmesini istemeyiz ama siyasi partiler açısından herhangi bir usulsüzlük varsa da bunu mahkemenin tespit etmesi ve bununla ilgili adım atması da işleyen yargı süreciyle ilgilidir. O bakımdan onunla ilgili herhangi bir detay değerlendirme yapmamız doğru değil ama görüldüğü kadarıyla CHP yönetimi alınmış ve daha önceki bir CHP il yönetimi oraya ihtiyati tedbir açısından kayyum olarak değil koyulmuş yani yargı süreci devam ediyor. İtiraz süreci devam ediyor, biz de onu takip ediyoruz.”

İlişkili Haber
thumbnail
Özgür Özel’den ‘İstanbul’ açıklaması: Kararı tanımıyoruz, Gürsel Tekin’i ihraç ettik
Haberi görüntüle

ERDOĞAN’IN ÇİN SEYAHATİ

Kapsamlı bir MYK Toplantısı yapıldığını belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılışta iç ve dış politikanın yanı sıra Çin seyahatine dair değerlendirmeler yaptığını söyledi.

Çelik, birinci gündemin her zaman olduğu gibi Netanyahu hükümetinin her geçen gün daha fazla katliam yaparak Gazze’deki soykırımı devam ettirmesi olduğunu vurgulayarak, “Dünyanın gözü önünde Gazze’nin işgal edilmesine dair talimatlar verildiği ve buna göre hareket planları hazırlandığı açık bir şekilde ifade ediliyor. Bu doğrusunu söylemek gerekirse Nazilerin yaptığı cinayetleri bile geride bırakacak, insanlık tarihinin en hunharca, en barbarca katliam siyasetinin, soykırımın bir örneğidir. Bunu gerçekleştirenlerin eninde sonunda bir insanlık mahkemesinde yargılanması, insan haysiyetinin, insan onurunun ve insanlık adına var olan bütün değerlerin gereğidir.” ifadelerini kullandı.

Bütün dünyada Filistin’in tanınması yönünde çok anlamlı, çok değerli bir hareketlilik de olduğunu belirten Çelik, şöyle devam etti:

“Tam bu hareketlilik karşısında ise ABD yönetiminin Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etmesi son derece yanlış olmuştur. Birleşmiş Milletler gibi meşru otoritelerin, devletlerin sesini duyuracağı bir platformun işlevsizleşmesi ve zemininin kaybolması anlamına gelmektedir bu. Dolayısıyla gerek Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın gerek diğer yetkililerin vizelerinin iptal edilmesi adaletsiz ve hakkaniyetsiz bir karardır. Bu uluslararası hukuk, meşru zeminler, Birleşmiş Milletler zemininde artık zaten büyük oranda yıpranmış olan objektif yaklaşımların, görülmeyen objektif yaklaşımların, tamamen berhava olduğunu, tek taraflı olarak birtakım işlemlerin yapıldığını göstermektedir. Bu karardan geri dönülmesi gerekir. Çünkü Filistinlilerin sesinin duyurulması, her meselede olduğu gibi Filistin meselesinde de saldırıya uğrayanların, soykırıma maruz kalanların sesinin duyulması meselenin doğası, hakkaniyetin ve adaletin gereğidir. Tabii bu olmadığı takdirde, vizelerin iptali ile ilgili karar düzeltilmediği takdirde, orada pek çok devlet başkanı, hükümet başkanı Filistin’in sesi olacaktır. Kuşkusuz bu konuda, Filistin’in gür sesi olma konusunda en gür ses Sayın Cumhurbaşkanımızdan çıkacaktır.

Yıllardır Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bütün konuşmalarında, Filistin Davası’nı en yüksek sesle haykırmaktadır. Dolayısıyla bu sene de Cumhurbaşkanımızın konuşması başta olmak üzere, pek çok liderin konuşmasıyla birlikte Filistin Davası, Gazze’de Netanyahu hükümetinin gerçekleştirdiği soykırım Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na damgasını vuracaktır. Bu, artık devletlerin meselesi olmayı çoktan aşmıştır. Bu bir katliam şebekesiyle insanlık ittifakı arasında bir meseledir. İnsanlık ittifakı eninde sonunda değerlerin kazanımı, medeniyetin kazanımlarının korunması için bu katliam şebekesini yenmek zorundadır. Dolayısıyla hep beraber Sayın Cumhurbaşkanımızın Filistinli yetkililere izin verilmese bile Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmanın, Filistin’in en gür sesi olarak Birleşmiş Milletler’de ve bütün dünyada yankılanacağını görüyoruz, değerlendiriyoruz.”

SAVUNMA SANAYİİ

Ömer Çelik, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı içinde barındıran Zafer Haftası kapsamında birçok önemli gelişmenin de yaşandığına dikkati çekerek, “En önemlilerinin başında Çelik Kubbe ile ilgili geldiğimiz nokta söz konusu oldu. Bütün dünyada yankılandığı gibi ülkemizin savunması açısından da son derece önemli bir eşik geçilmiş oldu. Görüldüğü gibi geçmişte sıradan bir tabanca almak için başvurduğumuzda bize bunları bile vermeyenler, ambargo uygulayanlar bugün Türkiye’nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar. Tabii bizim savunma sanayimiz kimse için bir tehdit değil. Kendi milli güvenliğimiz için bunu gerçekleştiriyoruz, bu başarılara imza atıyoruz.” şeklinde konuştu.

Erdoğan’ın, “Biz yapabiliriz, daha iyisini de yaparız” şeklinde tüm kurumlara bir vizyon aşıladığını işaret eden Çelik, “Geldiğimiz noktada, dünyanın barbarlık tarafından teslim alınmaya çalışıldığı ve Türkiye’nin etrafında neredeyse dünyadaki çatışmaların yüzde 70’e yakınının gerçekleştiği bir ortamda ve büyük potansiyel krizlerin var olduğu bir ortamda, savunma sanayimizin geldiği nokta tabii ki gurur vericidir. Bu bakımdan Çelik Kubbe’nin dünyada bu kadar yankılanması, herkesin aslında bütün bu meseleleri hem okumakta hem de bunlara karşı savunma sanayi açısından somut tedbir almakta çok geç kaldıklarını itiraf ettiği bir noktada Türkiye’nin öngörüsünün, Cumhurbaşkanımızın vizyonunun Türkiye’yi içinde tuttuğu hattın ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görülmektedir.” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN GÜCÜ KİMSE İÇİN TEHDİT DEĞİLDİR’

Çelik, bazı komşu ülkelerin, Türkiye’nin yerli entegre hava savunma sistemi Çelik Kubbe’ye dair endişeli açıklamalarına ilişkin şunları kaydetti:

“Tabii bazı komşu ülkeler, Türkiye’nin Çelik Kubbe’de attığı imzanın kendileri için tehdit oluşturduğunu söylüyor. Onlara bir kere daha ifade ediyoruz, Türkiye’nin gücü kimse için tehdit değildir. Türkiye’nin gücü barışın teminatıdır. Ama Ege’de, Akdeniz’de, başka yerlerde hiç kimsenin yanlış işler peşinde koşmaması lazım. Meseleleri masada, müzakereyle, diplomasiyle halletmemiz lazım. Bu işlerin sahaya kalmaması lazım. Dünyanın zaten büyük streslerle yüklü olduğu, büyük fay hatlarının tetiklendiği bir dönemde daha fazla strese ve fay hattının tetiklenmesine gerek yok. Onun için biz komşularımızla barış içerisinde ve ‘herkesin güvenliği bizim güvenliğimizdir, herkesin refahı bizim refahımızdır’ ilkesiyle hareket ediyoruz. Kimsenin güvenliğinde bir zaafa düşmesini, kimsenin refahtan mahrum kalmasını arzu etmiyoruz. Topyekun bir barış, topyekun bir refah peşinde koşuyoruz.”

Geçmişte, Suriye’deki olaylar ve haricen yaşanan olaylar sebebiyle pek çok ülke tarafından Akdeniz’e savaş gemisi gönderildiğini hatırlatan Çelik, Mavi Vatan vurgusunun ve bu konuda atılan adımların son derece önemli olduğuna değindi.

Çelik, şöyle devam etti:

“Bu sene TEKNOFEST gençliğini Mavi Vatan’la buluşturan TEKNOFEST Mavi Vatan’ın hayata geçirilmesi de bu konudaki gelişmelerin gün yüzüne çıkması, gençlerimizin bu alandaki çalışmalarının teşvik edilmesi bakımından son derece önemlidir. Milli Savunma Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’yla birlikte TEKNOFEST’in bu sene Deniz Kuvvetleri’mizle birlikte böylesine kapsamlı bir şekilde yapılmış olması, aslında Türkiye’nin ‘mavi vatan’ vurgusu ve ‘mavi vatan’ın geleceğine dönük olarak etrafımızdaki denizlerde oluşan kaynamalara karşı, daha büyük meydan okumalara karşı hazırlıkları açısında da son derece önemlidir. Burada gençlerin yaptığı çalışmalar, orada ortaya konulan icatlar, kazanımlar geleceğe denizlerde de damga vuracağımızı göstermesi bakımından önemlidir. Tabii sık sık kahraman Silahlı Kuvvetlerimize gerek devlet kurumlarımız tarafından, savunma sanayi kurumlarımız tarafından, gerek diğer alanlarda bu teslimatların yapılması, bunların birleşik ve entegre bir şekilde gündeme gelmesi, önümüzdeki dönemin önümüze gelecek meydan okumaları açısından son derece kıymetli sonuçlar doğuracaktır.”

BÖLÜCÜ AÇILIM

Bölücü açılım süreci konusunun her zaman gündemlerinde olduğunu belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MYK’nin açılış konuşmasında bu noktaya değindiğini aktardı.

Çelik, “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devlet başkanı olarak koyduğu iradeyle Cumhur İttifakı’nın bu konuda yekpare bir şekilde bu konuyu sonuca ulaştırmaya kararlı olduğunu” söyledi.

Çelik, şunları kaydetti:

“Cumhur İttifakı’nın yanı sıra Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına talimat vermesiyle birlikte bu süreç aynı zamanda bir devlet politikası haline gelmiştir. TBMM’de, PKK terör örgütünün fesih ve silah bırakması ile ilgili yol haritası oluşturması ve yasal dayanak oluşturması ile ilgili bir komisyonun kurulmuş olması, yüce Meclisin, siyasi partilerin desteğini de alacak şekilde sürecin yürütülmesine imkan vermektir. Komisyonun asıl odağının PKK’nın feshi ve silah bırakması olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bunun dışında başka konuların öne çıkarılmaya çalışılması, PKK’nın fesih ve silah bırakılması gündeminin perdelenmesi, örtülmesi ya da aksatılmasına dönük birtakım gündemler ve ajandalar olarak gündeme gelmektedir. Odağı bu işin silah bırakma ve fesih sürecinin gerçekleşmesidir.

Burada da PKK terör örgütünün bütün şube ve uzantılarıyla, bütün illegal yapılarıyla, bütün finans odaklarıyla ve propaganda merkezleriyle, bu Terörsüz Türkiye ve aynı zamanda terörsüz bölge sürecine uygun olarak yapılan çağrılar çerçevesinde silah bırakması ve kendisini feshetmesi gerekir. Bunun dışında herhangi bir şekilde bu odağın kaybına yol açacak davranışların, aslında Terörsüz Türkiye’ye söylemini kullanmakla birlikte bu süreci akamete uğratacak davranışlar ve söylemler olduğunu ifade etmek isteriz.”

Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün MYK toplantısının açılış konuşmasında bu konuda, bazılarının odak kaybı yaşadığını, bunun yaşanmaması gerektiğini ifade ettiğini söyledi.

BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMALARI

Bahçeli’nin bugün bölücü açılım komisyonu ile Suriye konusunda yaptığı açıklamaların son derece önemli olduğuna işaret eden Çelik, “Biz ‘Terörsüz Türkiye’ derken, PKK’nın şu adres ya da bu adresinin değil, bütün adreslerinin, bütün şube ve uzantılarının, Avrupa’daki birtakım legal görünümlü yapılarının ve illegal yapılanmalarının tamamının feshedilmesi gerektiğini ve silah bırakılması gerektiğini daha bu sürecin başında ifade ettik. Bu sürecin başında bundan bunu anladığımızı ve bunun anlaşılması gerektiğini söyledik ama bunun dışındaki yaklaşımlar olursa, bu gerçekten Terörsüz Türkiye sürecine, terörsüz bölge sürecine zarar verir.” diye konuştu.

İlişkili Haber
thumbnail
Bahçeli’den YPG’ye operasyon sinyali
Haberi görüntüle

Bölücü açılım süreci ile terörsüz bölge sürecinin iki ayrı süreç olmadığını belirten Çelik, bunların entegre süreçler olduğunu, bu iki süreci birbirinden ayırmanın sağlıklı bir yaklaşım olmadığını belirtti.

Çelik, şunları ifade etti:

“Bölgede özellikle Suriye’de net bir şekilde gözlemliyoruz, silah bırakmaktan kaçınmak, Suriye’deki merkezi yapıyı sabote edecek davranışlar içerisine girmek ve Türkiye’deki Terörsüz Türkiye sürecinden ve terörsüz bölge sürecinden kendisini ayrıştırmak, kendisine başka pozisyon belirlemek, bununla birlikte silahlanmak şeklindeki davranışların bütün bu sürece karşı davranışlar olarak kodlanması gerektiğini değerlendiriyoruz. Cumhurbaşkanımızın, ‘Yüzünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacaktır.’ ifadesinin anlamı budur. Yine bugün MYK’mız başlarken, Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamada son derece önemli bir cümle var. Deniyor ki orada Sayın Bahçeli tarafından, ‘Bu süreci akamete uğratmaya çalışanlar, Suriye’de başka bir plan peşinde koşanlar esasında terörsüz bölge sürecinin değil, siyonizmin planının parçası durumuna düşeceklerdir.’ Şimdi burada bunları söylediğimiz zaman birileri tutuyor diyor ki ‘Kürtlerin kazanımlarına karşı bir şeyler söylüyorsunuz.’

Hayır, hiçbir terör örgütünün varlığı ya da hiçbir terör örgütünün birileri tarafından desteklenmesi Kürtlerin kazanımı değildir, Türklerin kazanımı değildir, Arapların kazanımı değildir, Sünnilerin kazanımı değildir, Alevilerin kazanımı değildir, Dürzilerin, Nusayrilerin, Şiilerin hiç kimsenin kazanımı değildir. Hiç kimse herhangi bir terör örgütünün varlığını ya da birileriyle iş tutmasını, kendi kimliğinin, kendi aidiyetinin, kendi mensubiyetinin, kendi siyasal kimliğinin, etnik kimliğinin, mezhebi kimliğinin kazanımı olarak görmemelidir, terörün kimseye kazandıracağı bir şey yoktur.”

Çelik, bölücü açılım sürecini sonuca erdirmekte, hedeflerine ulaştırmakta kararlı olduklarının altını çizdi.

Buna dönük birtakım devletlerin örtülü operasyonlarını, silah bırakması gerekenlerin açıklamalarının arkasındaki organizasyonları gördüklerini belirten Çelik, Türkiye’nin, yakın bölgedeki herkesin kazanımı için terör örgütlerinin silah bırakması ve terör gündeminin ortadan kalkması gerektiğini savundu.

Çelik, “Vatandaşlarımız müsterih olsunlar, en baştan itibaren söyledik. Bu meselelere bakışımız, Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefinde esas bunun şemsiyesi, tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ilkesidir. Bunlardan taviz yoktur, bunlarla ilgili bir pazarlık yoktur, bunlarla ilgili bir müzakere yoktur. Devletin nitelikleriyle ilgili ve milletin değerleriyle ilgili herhangi bir pazarlık söz konusu değildir.”

 

  •  

Özgür Özel’den ‘İstanbul’ açıklaması: Kararı tanımıyoruz, Gürsel Tekin’i ihraç ettik

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.

İlişkili Haber
thumbnail
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı canlı yayında gündemi değerlendirdi, soruları yanıtladı.

Özel, Gürsel Tekin’in İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesince CHP İstanbul İl yönetimine görevlendirilmesine ilişkin, “Gürsel Tekin’den bağımsız teknik bir şey söylüyorum. Kayyumun, partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor, Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa olur, bir başka isim olsa olur” dedi.

Halk TV’de konuşan Özgür Özel şunları söyledi:

“En hukuk tanımaz, en diplomasını hak etmeyen, mesleğine en büyük hakareti eden kişidir Akın Gürlek. Bu açıklamayı yapması için Adalet Bakanlığı’nın 153/1 nolu genelgesine göre HSK’dan izin alması gerekiyor. Almış mı? Diyelim ki almış. HSK’nın 33 nolu genelgesine göre yaptığı açıklama kişilerin suçlu olduğuna ilişkin kanaat uyandıramaz diyor. Açıklaması, ‘yüzyılın en büyük yolsuzluk dosyası.’ Daha iddianame yazılmamış, yargılama başlamamış, deliller tartışılmamış, tanıklar dinlenmemiş, savunma yapılmamış, mahkeme başkanı ve heyetinin vereceği kararı şimdiden ilan ediyor. Bir an önce iddianameyi çıkar, konuş. Akın Gürlek denen adam diplomasını inkar eden, hukukçu kimliğine hakaret eden birisi.

‘SIRF ZULÜM OLSUN DİYE’

Hemen şoför arkadaşları salsınlar. Ekrem Başkan’ın iki emekçi şoförü bir iftiracının sadece beyanlarıyla delil olmadan tutuklandı. Birisi söylemiş, ‘Bunlara Ekrem İmamoğlu şirket kurdurttu.’ Bari adamların TC’sini gir de bu kişiler şirket kurdu mu bir bak. Sırf zulüm olsun diye yapıyor. Vaktiyle bir MASAK raporu çıkardı, peçete oldu gitti. Cevdet Yılmaz dün adli yıl açılışında dedi ki, ‘Kimse karar alan mahkemeye hakaret etme hakkına sahip değildir.’ Bir kişi alkış yapmadı. Neden yapmadı. Herkes biliyor ki Özgür Özel, meydanlara toplanan yüz binler mahkemeye, mahkeme kararına hakaret ediyor değiller. Bir savcının masumiyet karinesini ayaklar altına almasına, suçsuz insanları aileleriyle tehdit etmesine… İtirafçı olanlar açısından mahkeme safhasında başka şeyler yaşanacak. O kadar şirkete el koyuyorlar sonra itirafçı olursan malları geri veririm diyor. Bu kadar düştüler. Yüzyılın en büyük haysiyet cellatlığıyla, yüzyılın en büyük iftira kampanyasıyla karşı karşıyayız. Yüz yıl boyunca unutulmayacak bir büyük saldırının altında yüz yıllık parti. Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü’nden çıkmış gelmiş herhangi bir siyasetçi değil. AK Parti’nin elinden İstanbul’u almış, İstanbul’u üç kez kazanmış birisini, Atatürk’ün partisini iktidar yapacak birisini içeri attılar. Ekrem İmamoğlu’nun suçu Erdoğan’ı yenme suçudur. Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluk gerekçesi bu suça yeniden teşebbüs edecek olmasıdır. Bunu bilmeyen kendini kandırır. Ekrem İmamoğlu benim babamın oğlu değil. İnsan olarak çok seviyorum ayrı bir şey. Bir kusuru olsa, deriz ki, ‘Ettiğini çekecek arkadaş’. Gözümün önünde İmamoğlu’nun bu ülkede CHP’yi iktidar yapacağı güçte birisi olduğunu gördüğüm için böyle bir mücadele veriyorum.

‘DEVLET BEY İLE ŞUNU MU KONUŞAYIM…’

Devlet Bey ile şunu mu konuşayım o zaman. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla partisinde kaybettiği iktidarı kazananların, bugünkü iktidarın dümen suyunu girdiğini unutmadık mı diyeyim. Meral Akşener, 900 delegenin desteğini almışken… İzmir Milletvekili olan birisinin, MHP ile mahkeme arasında mekik dokuduğunu, MHP’nin kurultay sürecinin durdurulduğunu, partinin bölündüğünü ve AK Parti ile rejim değişikliğine rıza gösterdiğini mi söyleyeyim. Biz bunu yapmadığımız için eğer partinin başından gideceksek, ben giderim partinin başından. AK Parti 10 yıl daha asgari ücretliyi, emekliyi ezecekse, memura sefalet zamları verecekse, ben bunun karşısında partinin genel başkanı olacaksam, olmaz olsun öyle genel başkanlık, reddediyorum. Denemesi bedava. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi düzeni üzerinden AK Parti’ye teslim olmuşlar. Cumhur İttifakı 15 Temmuz günü sokaklarda kuruldu diyorlar. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Cumhur İttifakı’nın temellerini attınız. Hukuk camiası bilmiyor mu bunları. MHP’nin bunun diyetini ödediğini bilmeyen mi var. Bugün yeni bir Asliye Hukuk dümeniyle CHP’ye aynı teklif… Biz o parti gibi davranmayacağımızı gösteriyoruz. CHP’nin liderine ‘Ankara’ya dön, partinin başında otur’ dediler. İstanbul’a, Samsun’a, Bayburt’a gitme diyorlar. Bu partiyi kişisel çıkarlar için asla paspas ettirmeyiz. Bu parti öyle bir parti olsaydı darbelerden sonra yeniden ayağa kalkmazdı. Biz başkasına benzemeyiz. Bir arkadan vurmayız hele hele birileri gibi yere düşene asla tekme atmayız. Vuruşacaksak da yüz yüze vuruşuruz. Maalesef arkadan vuranlarla muhatabız.

YILMAZ TUNÇ’A YANIT

Sayın Tunç, HSK’nın başkanı. Akın Gürlek, HSK’dan izin almadan basın açıklaması yapıyor. Sayın Tunç, bunun altında eziliyor bir şey diyemiyor. Akın Gürlek’in yaptığı her iş, Sayın Tunç’u paspas eden işler. Yılmaz Tunç, Adalet Bakanlığı portresidir. Duvara asmışlar bunu Adalet Bakanı diye. Türkiye’de adaleti Tayyip Erdoğan ile Akın Gürlek yönetiyor. En kötü şekilde yönetiyorlar. Hababam Sınıfı’nda paşanın resmi var ya, onun gibi duruyor. 7 soru sordum, desin ki o sorulardakiler olmadı. Bir tane avukat var, Adalet Bakanlığı’ndan izin almadan sorgulanıyor, bir tane avukat var Adalet Bakanlığı’ndan izin alınıyor. Sorulara cevap vereceğine… Özgür Bey, bu eczacı halinle senin Adalet Bakanı olarak durduğun yerden 10 kat daha fazla neyin ne olduğunu görüyor biliyor.

‘MANSUR YAVAŞ’ MESAJI

En doğru adayı, aday göstereceğiz. Bir genel başkan partinin doğal adayıdır, Türkiye’deki siyaset sistemi de Türkiye’deki siyasi gelenek de buna müsait. Geçmişte bunun örnekleri de çok oldu. Parlamenter sistemde partinin genel başkanı milletvekili adayı olur, hangi parti seçimi kazanırsa onun genel başkanına hükümeti kurma görevi verilir. Yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde CHP’nin genel başkanını aday gösterdiği de oldu, göstermediği de oldu. Kendime baştan bir kısıt koydum ve bu kurala uyuyorum. Ben dedim ki, ‘Kendi adaylığımı bu partiye dayatmak yerine en doğru adayı belirlemenin teminatı olacağım.’ Son ana kadar adayımız İmamoğlu’dur. Ama gazeteci ısrarla soruyor, ‘Ya olamazsa…’ Bunun üzerine cevap veriyorum. O gün olamazsa en doğru adaya bakılır. Anketlere bakılır. Bir isim kesin kazanıyorsa o isim aday olmalıdır. Ama onu da kendim ilan etmek yerine İmamoğlu’nun adaylığında olduğu gibi, yine toplumsallaştırmak lazım. Birden çok aday kazanıyordur, o zaman sandık kurulur siz karar verin denir topluma. Baktığımızda Mansur Bey, CHP’nin yadsıyamayacağı, yok sayamayacağı bir aday alternatifidir. Buna da yalan atacak halim yok sorulduğunda. Mansur Bey’in kendi işine odaklı gayreti var, toplum tarafından beğeniliyor. Bugünden o güne bir şey söylemek mümkün değil. Ekrem Başkan’ı bırakmayız, ona sahip çıkmak zorundayız. Mansur Bey, Ekrem Bey’in yedeği değil, o Mansur Bey’e de haksızlık olur. Ama Ekrem Bey’in de yeniden siyaset yapmasının teminatıdır hem Mansur Yavaş hem Özgür Özel hem bütün CHP’liler. Ne dayanışmamızı eksik edeceğiz, ne kimseyi şimdiden aday göstereceğiz. Bu kadar şeyin içinde bana çalışmak ve fedakarlık düşer. Seçeneklerden biri genel başkan olunca orada iş değişir. Bir anda işler size doğru döner.

ANKETLER

9 şirketin ortalamalarına bakıyoruz. Parti açık ara önde. Ekrem Başkan, 19 Mart meselesinden sonra Tayyip Erdoğan’a karşı açık ara önde. 11 puanlık bir ağırlıklı ortalama ile önde. CHP, neredeyse bazı anketlerde AKP-MHP toplamından fazla. Anket dediğin bir trend meselesi. CHP, 31 Mart seçimlerinden beri yükseliş trendini sürdürüyor. Şu anda da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin saldırıları karşısında gerilemiş değiliz.

‘MORALİMİZİ BOZARSAK…’

Bir kötülük yapmak üzere görevlendirilmiş bir ekip saldırdıkça saldırıyor, saldırmaya devam ediyor. Biz moralimizi bozarsak, enerjimizi düşürürsek onlar kazanır. Toparlanın, teslim olmuyoruz kardeşim. Biz buranın asli sahipleriyiz. Bu bayrağın üzerindeki kırmızı renk şehit kanı, dedelerimizin kanı. Üstüne düşen ay yıldız da muharebe meydanındaki ay yıldız. Biz öyle işine geldi mi düşman donanmasına kırmızı halı serenlerden, sıkıştı mı İngiliz zırhlısıyla kaçanlardan değiliz. Biz, ‘Geldikleri gibi giderler’ diyen gelenekten geliyoruz. Teslim olmak geleneğimizde yok. Birileri cumhuriyetin kolonlarını kesmeye çalışıyor, biz o kolona çivi çaktırmayanız. Büyük bir mücadelenin içindeyiz. Bugünkü de 10’uncu dalga olsun. Biz direnmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz. Karşımızdakilerin demokrasiden ne kadar nasibini almamış olduklarını herkes görüyor. Biz buna karşı dimdik ayaktayız. Bizim aramızda olmayı hak etmeyenlerle yolu ayırırız.”

İlişkili Haber
thumbnail
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle

  •  

Özgür Çelik’ten açıklama: ‘Biz il binamızda olacağız’

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.

İlişkili Haber
thumbnail
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle

Özgür Çelik, kararın ardından İstanbul İl Binası önünde bir açıklama yaptı. Binayı terk etmeyeceklerini söyleyen Çelik, “Buradan çok açık ve net olarak şunu ifade etmek isterim: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olup cebinde parti kartını taşıyan hiç kimse bu karara uymaz. Gerçek bir CHP’li bu karara uymaz.” dedi.

İlişkili Haber
thumbnail
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle

Çelik şunları söyledi:

“Demokrasiye sahip çıkmak için İstanbul İl Başkanlığımızın önüne gelen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Bugün bir karar açıklandı. 14 Ağustos tarihinde, adli tatil döneminde açılan bir davayla jet hızıyla bir dava süreci gerçekleştirildi. 15 günlük bir zaman dilimi içerisinde jet hızıyla bir karar alındı. Öncelikli olarak bu kararı alanlara şu soruyu yöneltmek istiyorum: 300 gündür Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer, yargılandığı ikinci davadan iddianame bekliyor. 230 gündür Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın iddianamesi yazılmadı. 165 gündür Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun iddianamesi hazırlanmadı. Peki neden 15 gün önce açılan bir davada jet hızıyla bir karar alınmıştır? Bunu kamuoyunun vicdanına havale ediyoruz.

Açıklanan karar hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Bu kararın amacını biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 31 Mart 2024 seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi olduk. İstanbul’da 14 olan belediye sayımızı iki katına çıkarttık ve 26 belediye kazandık. 300 gündür büyük bir hukuksuzlukla, büyük bir adaletsizlikle karşı karşıyayız. Bu 300 günlük adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelemizi kesintiye uğratmak istiyorlar. Temel amaçları budur. Şu ana kadar İstanbul’da kongre süreçleri mahallelerde çok sağlıklı bir biçimde ilerlemektedir.

İkinci amaçları, partimizin kongre sürecini durdurmaktır. Temel hedefleri, demokrasi kılıcını Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde sallandırmaya devam etmektir. Alınan karar hukuka aykırıdır. Bu kararla ilgili az önce il binamızda milletvekillerimiz, parti meclis üyelerimiz, ilçe başkanlarımız, Yüksek Disiplin Kurulu üyelerimiz, il yöneticilerimiz, belediye başkanlarımız, gençlik ve kadın kollarımızla toplantımızı gerçekleştirdik.

‘MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ’

Bu karara karşı hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Ancak bu karara karşı siyasi mücadelemizi de sürdüreceğiz. Hukukçularımız, alınan bu karara itiraz edecekler. Biz il binamızda olacağız, örgütümüz burada olacak. Görevimizin başındayız, görevimizin başında olmaya devam edeceğiz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel öncülüğünde MYK’mız Ankara’da toplandı. Sayın Genel Başkanımız kamuoyuna açıklamalarda bulunacak. MYK’mızın aldığı kararları da buradan takip edeceğiz ve uygulayacağız.

Şunu ifade etmek isteriz: Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu dönem gerçekleştirdiği kongreler süreci de pırıl pırıldır. Bir önceki 38’inci Olağan Kurultayımız da, 38’inci Olağan İl Kongremiz de; mahalleden ilçeye, ilçeden ile, ilden de kurultaya doğru gerçekleşen kongrelerimiz ve kurultaylarımız pırıl pırıldır, tertemizdir. Başlayan kongre süreçlerimizin devam etmesini sağlayacağız. Mahalle kongresi süreçleri ilçe başkanlıkları tarafından yürütülür. Mahalle kongre süreçlerimizi kesintisiz bir biçimde devam ettireceğiz. İlçe kongrelerimizin gerçekleşmesi için tüm hukuksal mücadeleyi vererek ilçe kongrelerimizi devam ettireceğiz.

‘GERÇEK BİR CHP’Lİ BU KARARA UYMAZ’

Bu karar hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Bu karar, mahkemeler tarafından alınmış bir karar değildir. Yargıyı bir sopa olarak kullanan, yargı sopasıyla siyaseti dizayn etmek isteyenlerin aldığı bir karardır. Amaçlarını biliyoruz. CHP’siz bir Türkiye istiyorlar. Muhalefeti dizayn etmek istiyorlar. Türkiye’de, güzel ülkemizde sandığı sembolik hale getirmek istiyorlar. Buradan çok açık ve net olarak şunu ifade etmek isterim: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olup cebinde parti kartını taşıyan hiç kimse bu karara uymaz. Gerçek bir CHP’li bu karara uymaz.

Cumhuriyet Halk Partisi, parti içinde demokrasiyi yaşatan yegane partidir. Bizde mahallelere sandıklar kurulur, delegeler seçilir. O delegeler ilçe başkanlarını seçerler. O delegeler il delegelerini, kurultay delegelerini seçerler ve mahalleden başlayarak kurultaya kadar partide, partiyi kimin yöneteceğine delegeler karar verirler. Bu yönüyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin kongreleri pırıl pırıldır. Eğer kongreler üzerinden bir tartışma yürütülecekse, örneğin Türkiye’nin azınlık iktidarının kongrelerine bakılması gerekir. Ankara’da bir grup tarafından, bir kişi tarafından verilen kararlarla ilçe başkanları seçilen, il başkanları belirlenen kongrelere bakılması gerekir.

‘UÇURUMUN KIYISI’

Bugün açıklanan karar sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselesi değildir. Bu karar bütün Türkiye’mizin meselesidir. Bu kararın güzel ülkemize bir maliyeti vardır. Kararın açıklandığı anda borsada ciddi bir düşüş yaşandığını hepimiz takip ettik. Bu kararın Türkiye ekonomisine bir maliyeti vardır. Bu kararın ülke demokrasisine bir maliyeti vardır. Mesele Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselesi değildir; mesele bütün ülkemizin meselesidir. 300 gündür yaşananların Türkiye ekonomisine çok ağır bedelleri olmuştur. Bugün Türkiye’nin ekonomisi, deyim yerindeyse uçurumun kıyısına sürüklenmiştir. Bugün ülkemizde büyük bir gelir adaletsizliği vardır. Bugün Türkiye’nin demokrasisi zedelenmiştir. Türkiye’nin seçilmiş belediye başkanları cezaevine koyularak milli irade hiçe sayılmıştır. 15,5 milyon oyla belirlenmiş Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun şu anda Silivri zindanında oluşunun hem Türkiye ekonomisine hem de Türkiye demokrasisine ağır bir maliyeti vardır. Bugün güzel ülkemizde anayasal düzen ayaklar altına alınmıştır. Anayasa kararları tanınmamaktadır.

‘BUGÜN DEVLETİN KURUMLARI ÇÖKERTİLMİŞTİR’

Bugün Cumhuriyet’in kurumlarının içi boşaltılmıştır. Bugün devletin kurumları çökertilmiştir. Şunun bilinmesi gerekir: Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet’in kalesidir. Cumhuriyet Halk Partisi baba ocağıdır. Cumhuriyet Halk Partisi, İçişleri Bakanlığı’na dilekçe verilerek kurulmuş bir siyasi parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi, Kuvayı Milliyeciler tarafından savaş meydanlarında kurulmuş bir partidir. Biz de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin yöneticileri olarak buradayız, görevimizin başındayız. CHP halktır, halkın evidir. Halkın evini hiç kimseye teslim etmeyiz. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Bu karanlığı hep birlikte yeneceğiz, bu zorlukları hep birlikte aşacağız ve mutlaka kazanacağız.”

 

  •  

CHP İstanbul İl Başkanlığı görevden alındı… Mansur Yavaş’tan ilk mesaj

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.

İlişkili Haber
thumbnail
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle

MANSUR YAVAŞ’TAN İLK MESAJ

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, karara ilişkin X hesabından açıklama yaptı.

Yavaş, “Siyasete demokrasi dışı müdahaleler, en çok demokrasinin kendisine zarar vermiştir. Partimizin İstanbul İl Kongresi’yle ilgili verilen tedbir kararı; demokrasi ve hukuk ilkeleriyle bağdaştırılması güç bir karardır. Oysa hukukun asli görevi, demokrasiyi korumaktır. Türkiye’nin geleceği; ancak adaletin tarafsız işlediği, hukukun üstün kılındığı ve demokrasinin tam anlamıyla hayata geçtiği bir düzenle güvence altına alınabilir.” dedi.

İlişkili Haber
thumbnail
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle
  •  

ABD’den İran’a petrol yaptırımı

ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisince (OFAC), bir nakliye ve gemi ağına İran petrolü kaçakçılığı dolayısıyla yaptırım uygulandığı bildirildi.

Söz konusu ağın İran petrolünü Irak petrolüyle gizlice karıştırarak faaliyet gösterdiği aktarılan açıklamada, bunun yaptırımlardan kaçınmak için kasıtlı olarak yalnızca Irak menşeli olarak pazarlandığı kaydedildi.

Açıklamada bu durumun hem ağın başında bulunan Irak ve Saint Kitts ve Nevis çifte vatandaşı olan iş insanı Waleed al-Samarra’ya hem de İran’a yüz milyonlarca dolarlık gelir sağladığı belirtildi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Irak’ın “teröristler için güvenli bir sığınak” haline gelmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu nedenle ABD’nin İran’ın ülkedeki etkisini engellemek için çalıştığını anlattı.

Petrol gelirlerini hedef alarak, İran’ın ABD ve müttefiklerine karşı saldırı düzenleme kabiliyetini daha da zayıflatacaklarına dikkati çeken Bessent, “İran’dan bağımsız petrol tedarikine bağlılığımıza devam ediyoruz ve Tahran’ın ABD yaptırımlarından kaçma girişimlerini engellemek için çabalarımızı sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.

  •  

İskenderun’da 2 asker şehit oldu: MSB’den açıklama…

İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı’nda en az 7 asker, yüksek ateş şikayetiyle hastaneye sevk edildi.

Yapılan tüm müdahalelere rağmen 2 asker şehit oldu. Diğer askerlerin ise hastanede tedavilerinin devam ettiği öğrenildi.

İskenderun Devlet Hastanesine kaldırılan askerlerden İkmal Er Semih Erdoğan ve Muhafız Er Hayrullah Halit Karaman yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.

MSB’DEN AÇIKLAMA GELDİ

Milli Savunma Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada şöyle denildi:

“İskenderun Denir Er Eğitim Alay Komutanlığı’nda temel askerlik eğitiminde bulunan 7 silah arkadaşımızın yüksek ateş şikayeti ile hastaneye sevk edilmişlerdir. Hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen Muhafız Er Hayrullah Halit Karaman ve İkmal Er Semih Erdoğan şehit olmuşlardır. İlk otopsi raporunda ölüm nedenlerinin aşırı sıvı kaybına bağlı kandaki sodyum düzeyinin sebep olduğu çoklu organ yetmezliği olduğu tespiti yapılmıştır. Konu ile ilgili idari tahkikat başlatılmıştır”

CHP’DEN AÇIKLAMA MÜESSİF OLAYI TAKİP EDİYORUZ

Hatay Ticaret ve Sanayi Odası, yaptığı paylaşımda “İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı’nda yaşanan gıda zehirlenmesi olayı hepimizi derinden üzmüştür. Yaşanan elim olayda iki Mehmetçiğimizin şehit düştüğünü büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Tedavi altındaki askerlerimize acil şifalar diliyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabır diliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Emekli tümamiral ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu ise, “İskenderun Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığı’nda meydana gelen müessif olayı yakından takip ediyoruz. Evlatlarımızdan hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, tedavi görenlere acil şifalar diliyoruz.” paylaşımı yaptı.

  •  

Suriye’den ‘YPG’ açıklaması: Yapılan anlaşma ilerlemiyor

Suriye Dışişleri Bakanlığı, SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG ile Suriye hükümeti arasında yapılan anlaşmanın uygulanmasında ilerleme kaydedilmediğini bildirdi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı Amerikan İşleri Dairesi Müdürü Kutaybe İdlbi, Suriye resmi devlet televizyonu El-İhbariyye’ye yaptığı açıklamada, terör örgütü PKK/YPG’nin Deyrizor’da vilayetin kaynaklarına el koyduğunu belirtti.

İdlbi, 10 Mart’ta PKK/YPG ile imzalanan anlaşmanın uygulanmasında şu ana kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini söyledi.

ABD’nin Suriye hükümetiyle çeşitli konularda tam bir anlayış içinde hareket ettiğini belirten İdlbi, Fransa’nın başkenti Paris’te PKK/YPG ile yapılacak istişare toplantısının, tam entegrasyon amacıyla sürdürülen müzakerelerin bir devamı niteliğinde olduğunu vurguladı.

İdlbi, ABD ve Fransa’nın, Suriye’nin birliğini koruyacak adımların tamamlanmasının gerekliliğine inandığını dile getirerek, Fransız yetkililerin tutumunun, Paris’in “Suriyelilerin arzuladığı çözüme ulaşılması” amacıyla PKK/YPG üzerinde baskı kurmaya hazır olduğunu gösterdiğini kaydetti.

ANLAŞMA NEYDİ?

Suriye geçiş hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (Colani) ve YPG elebaşı Mazlum Abdi, 10 Mart 2025’te kameralar karşısına geçerek anlaşma imzalamıştı.

Anlaşmadaki “Kürt toplumu, Suriye devletinin resmi bir parçası olarak tanınacak ve vatandaşlık hakları güvence altına alınacak.” ifadeleri dikkat çekmişti.

Ahmed Şara ve Mazlum Abdi’nin imzaladığı anlaşmanın maddeleri şu şekildeydi:

“SDG, Suriye’nin devlet güvenlik kurumlarına dahil edilecek.

Tüm Suriyelilerin siyasi temsil hakkı garanti altına alınacak. Dini ve etnik köken farkı gözetmeksizin anayasal eşitlik sağlanacak.

Kürt toplumu, Suriye devletinin resmi bir parçası olarak tanınacak ve vatandaşlık hakları güvence altına alınacak.

Suriye topraklarının tamamında çatışmalar durdurulacak.

Rojava’daki (Kuzeydoğu Suriye) tüm sivil ve askeri kurumlar, devlet yönetimi altında birleştirilecek. Sınır kapıları, havaalanları ve petrol sahaları devlet kontrolüne geçecek.

Suriyeli mültecilerin evlerine dönüşü sağlanacak ve güvenlikleri devlet tarafından garanti altına alınacak.

Şam yönetimi, savaşın yıkıcı etkileriyle mücadelede ve ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden unsurlara karşı harekete geçecek.

Suriye devletinin, Esed rejiminin kalıntıları ve ülkenin güvenliği ile birliğini tehdit eden tüm unsurlara karşı mücadelesine destek verilmesi, bölünme çağrıları, nefret söylemi ve Suriye toplumunun tüm bileşenleri arasında fitne yayma girişimlerinin reddedilmesi 

Bölünme çağrıları ve toplumda kaos yaratmaya yönelik girişimler reddedilecek.

Uygulama komisyonları, anlaşmanın yıl sonuna kadar tamamen hayata geçirilmesi için çalışacak.”

İlişkili Haber
thumbnail
Ahmed Şara ve Mazlum Abdi imzaladı, YPG resmen Suriye ordusuna katıldı!
Haberi görüntüle

 

  •  

Hatay’da konteyner yangını

Hatay’ın Antakya ilçesinde Narlıca Mahallesi’nde yangın meydana geldi.

Bursa-Kütahya Konteyner Kentte bulunan bir konteynerde henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı.

İHA’nın haberine göre yanan konteyneri gören çevredeki vatandaşlar durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulundu. İhbar üzerine olay yerine itfaiye ekipleri sevk edildi.

Yangın, Hatay Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı itfaiye ekiplerin hızlı müdahalesi sayesinde diğer konteynerlere sıçramadan kontrol altına alındı. Çıkan yangından dolayı konteyner kullanılamaz hale geldi. Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için çalışma başlatıldı.

  •  

ABD’de Trump’ın doğumla vatandaşlık kararı 3. kez engellendi

ABD’de federal yargıç, ABD Başkanı Donald Trump’ın doğum yoluyla vatandaşlık hakkını sınırlamayı amaçlayan başkanlık emrini üçüncü kez engelleyen bir karara imza attı.

ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Leo Sorokin, Trump’ın söz konusu başkanlık emrine yönelik kararını açıkladı.

Sorokin, üçüncü kez Trump’ın söz konusu kararının engellemesi yönünde karar verdi.

ABD Başkanı Trump, yemin töreninin yapıldığı 20 Ocak’ta, ülkede doğan çocukların otomatik vatandaşlık almasını sağlayan düzenlemeyi kaldıran başkanlık kararnamesini imzalamıştı.

Kararnamede, ülkede kaçak şekilde bulunan bir anneden ABD’de doğan bir çocuğun, babası vatandaş veya yeşil kart sahibi olmadığı takdirde doğum hakkıyla vatandaşlık garantisi alamaması öngörülüyor.

Kararnameye karşı 21 Ocak’ta 22 eyaletin başsavcısı dava açmıştı. Ülkede birçok federal yargıç Trump’ın söz konusu kararının “anayasaya aykırı” olduğu yönünde karara imza atmıştı.

  •  

Fitch, Türkiye’nin kredi notunu açıkladı

Fitch Ratings, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmesini açıkladı.

Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye’nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notunun “BB-“, not görünümünün ise “durağan” olarak teyit edildiği bildirildi.

Türkiye’deki politika risklerine ve kredi notunu etkileyen zayıf ve güçlü unsurlara değinilen açıklamada, ülkenin düşük kamu borcu, dış finansmana erişimin sürdürülebilmesi, dayanıklı bankacılık sektörü ve “BB” grubunun ortalamasına göre yüksek kişi başı Gayri Safi Yurt İçi Hasıla gibi güçlü yönlerinin bulunduğu vurgulandı.

Açıklamada, Fitch’in temel senaryosunun politikaların 2026 boyunca görece sıkı kalacağı yönünde olduğu belirtilerek, 2028’deki seçimler öncesinde bir gevşeme beklendiği ancak negatif reel faizlere dönüşün öngörülmediği kaydedildi.

Haziranda yüzde 35’e düşen enflasyonun 2025 sonunda yüzde 28’e, 2026 sonunda ise yüzde 21’e gerilemesinin beklendiği aktarılan açıklamada, ancak bu oranın hala yüksek olduğu belirtildi.

Açıklamada, Türkiye ekonomisinin 2025’te yüzde 2,9, 2026’da yüzde 3,5 ve 2027’de yüzde 4,2 büyüyeceğinin tahmin edildiği ifade edildi.

Artan politika güvenilirliğiyle desteklenen enflasyonda kalıcı düşüş ve makro dengesizlik riskinin azalmasının Türkiye’nin kredi notunda artışa neden olabileceği belirtilen açıklamada, dış tamponlarının belirgin şekilde güçlenmesinin de kredi notuna olumlu etki yapabileceği vurgulandı.

Fitch Ratings, geçen yıl eylül ayında, Türkiye’nin kredi notunu “B+”dan “BB-“ye yükseltirken, not görünümünü “durağan” olarak belirlemişti.

Kredi derecelendirme kuruluşu, ocak ayında yaptığı değerlendirmede de Türkiye’nin kredi notunu ve not görünümünü teyit etmişti.

  •  

CVP Bursa Nihat Genç için lokma dağıttı

VERYANSIN TV

CVP Bursa İl Başkanlığı, “Cumhuriyeti yaşatın” sözleri sonrası 4 Temmuz 2025’te kaybettiğimiz Veryansın Tv kurucusu yazar Nihat Genç için kentte lokma dağıttı.

Görükle’de “Cumhuriyeti Yaşatacağız” yazılı pankart açan CVP üyeleri, yurttaşlara Nihat Genç için lokma ikram etti.

CVP Bursa İl Başkanı Okan Hallemoğlu, etkinlik sonrası Veryansın Tv’ye konuştu.

Hallemoğlu, ulusun onuru, mutluluğu ve onu kurtaracak bağımsızlık yolundan başka bir şey düşünmediğini belirttiği Genç’i tanıdıkları için talihli olduklarını söyledi.

Genç için rahmet dileyen Hallemoğlu, “Kurucu onursal başkanımız, en büyük cumhuriyetçi vatansever Nihat Genç abimizin hatırasını diri tutmak, eserlerinden biri olan partimizin bilinirliliğini artırmak üzere organize ettiğimiz lokma hayrında bir kez daha şahit olduk ki kendisinin inat ve inançla sulayarak yeşerttiği Kemalist cumhuriyet fidesinin gençlik aşısı tutmuştur. Parti üyelerimizin yoğun katılımı ve özellikle partimize sempati duyan gençlerimizin rağbet ettiği hayrımızı Tanrı kabul etsin. Tam bağımsız ve anti emperyalist cumhuriyetimizin bekçileri olan cumhuriyetçi vatanseverler olarak bizler hazırlıklarımızı yaptık, yapıyoruz ve yapacağız… Cumhuriyetimize karşı örgütlü cahillik ve bağnazlığın , kötücül karşı devrim hareketlerinin etkilerini her ne pahasına olursa olsun tarihten silmek için inanç ve azimle çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

 

 

 

 

  •  

Fransa’dan İsrail’e kınama

Fransa, İsrail’in Gazze’nin kuzeyinde yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Kutsal Aile Kilisesi’ne (Latin Manastırı) saldırısını kınadı.

Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in Gazze’deki Kutsal Aile Kilisesi’ne yönelik saldırıda 3 kişinin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 10 kişinin yaralandığı kaydedildi.

Açıklamada, Fransa’nın İsrail’in bu kiliseye yönelik saldırısını sert bir şekilde kınadığı belirtilirken, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot’un da Kudüs Latin Patriği Başpiskoposu Kardinal Pierbattista Pizzaballa ile telefonda görüşerek Fransa’nın Gazze’deki Katolik toplumuna dayanışma içinde olduğunu ilettiği ifade edildi.

1913 tarihli İstanbul Anlaşmaları kapsamında Kutsal Aile Kilisesi’nin Fransa’nın “tarihi koruması” altında olduğu iddia edilen açıklamada, İsrail’in saldırılarında her gün onlarca Gazzelinin öldürüldüğü hatırlatıldı.

Açıklamada, bu saldırıların haklı çıkarılamayacağı vurgulanarak, “Gazze’de sivillerin yanı sıra, sivil altyapılar, ibadet yerleri, hastaneler ve sığınaklar asla hedef alınmamalı.” ifadesine yer verildi.

Gazze’de ateşkes sağlanması çağrısının yer aldığı açıklamada, Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası insancıl hukuka saygı duyan kuruluşların bölgedeki sivillere büyük miktarda yardımı onurlu ve engelsiz bir şekilde ulaştırabilmesi için insani yardımlar üzerindeki ablukanın kaldırılması istendi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da dün akşam X hesabından yaptığı açıklamada, kiliseye yönelik saldırının ardından Kardinal Pizzaballa ile telefonda görüştüğünü belirtti.

Macron, kiliseye yönelik saldırıyı kınadığını belirterek, “Düşüncelerimiz, yaşamını yitirenler, aileleri, tüm Hristiyanlar ve her gün cehennemi yaşayan Gazze’deki tüm sivil Filistinliler ve esirlerle beraber.” ifadelerini kullandı.

Kardinal Pizzaballa’ya Fransa’nın Filistin’deki tüm Hristiyanlarla dayanışma içinde olduğunu söylediğini aktaran Macron, Gazze’den Taybe’ye tüm Hristiyanların bugün tehdit altında olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Macron, Gazze’de her gün onlarca sivilin öldüğüne dikkati çekerek, İsrail’in Gazze’deki saldırılarının devam etmesinin haklı gösterilemeyeceğinin altını çizdi.

Ayrıca derhal ateşkes sağlanması, sivillerin ve esirlerin serbest bırakılması çağrısında bulunan Macron, bölgeye büyük miktarda insani yardımın girememesinin haklı tarafı olmadığını ve bu durumun insani yardım faaliyetleriyle ilgili uluslararası prensiplerini ihlal ettiğini belirtti.

İsrail ordusunun, dün Gazze kentinin kuzeyindeki Kutsal Aile Kilisesi’ni hedef alan saldırısında 3 kişi hayatını kaybetmiş, en az 10 kişi yaralanmıştı. İsrail’in saldırısı tepki çekmişti.

  •  

Moody’s Türkiye’nin kredi notunu yükseltti

Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “B1″den “Ba3″e yükseltirken, not görünümünü “durağan”a çevirdi.

Moody’s’ten yapılan açıklamada Türkiye’nin kredi notunun “B1″den “Ba3″e çıkarıldığı bildirildi.

Not artırımının etkili politika yapımının güçlenen performansını yansıttığı belirtilen açıklamada, daha spesifik olarak da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının enflasyon baskılarını kalıcı şekilde hafifleten, ekonomik dengesizlikleri azaltan ve yerli mevduat sahipleri ile yabancı yatırımcıların Türk lirasına olan güvenini kademeli olarak yeniden tesis eden para politikasına bağlılığını gösterdiği ifade edildi.

Açıklamada, not artışının politika değişikliği riskinin azaldığı yönündeki görüşü de yansıttığı ancak bu riskin gelecek yıllarda da devam edeceği belirtildi.

Kredi notu görünümünün ise “pozitif”ten “durağan”a çevrildiği bildirilen açıklamada, bunun Türkiye’nin kredi profiline yönelik yukarı ve aşağı yönlü riskleri dengelediği ifade edildi.

Açıklamada, etkili politika yapma geleneğinin sürdürülmesinin Türkiye’nin dış pozisyonundaki iyileşmeyi öngörülenden daha fazla destekleyebileceği kaydedildi.

Devam eden ve planlanan yapısal reformların enerji ithalatına bağımlılığı daha da azaltacağı ve ihracatın rekabet gücünü artıracağına işaret edilen açıklamada, bu durumun ülkenin dış şoklara dayanıklılığını artırabileceği vurgulandı.

GEÇTİĞİMİZ YIL İKİ KADEME ARTIRILMIŞTI

Moody’s, Temmuz 2024’te Türkiye’nin kredi notunu iki kademe artırarak “B3″ten “B1″e çıkarmış, kredi notu görünümünü “pozitif” olarak korumuştu.

Kredi derecelendirme kuruluşunun bu yıla ilişkin takviminde Türkiye için ilk kredi notu değerlendirme tarihi 24 Ocak olarak belirlenmiş, ancak Moody’s bu tarihte Türkiye’nin kredi notuyla ilgili bir karar almamıştı.

  •  

Bilirkişi raporu netleşiyor: İşte Ferdi Zeyrek’in ölümüyle ilgili tespitler…

Yunusemre ilçesindeki evinde 6 Haziran akşamı elektrik akımına kapılarak ağır yaralanan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, tedavi gördüğü Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi’nde dün, saat 17.05’de yaşamını yitirdi. Olayın ardından Manisa İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri ve Cumhuriyet Savcısı tarafından Zeyrek’in evinde detaylı inceleme yapıldı. Ayrıca, olay yerinde bulunan itfaiye ve sağlık personelleri ile Zeyrek’in komşularının da aralarında bulunduğu 2’si şüpheli sıfatıyla 20’den fazla tanığın ifadesi alındı.

’68- 80 VOLT DALGALANAN ELEKTRİK AKIMINA KAPILMIŞ’

Ayrıca, makine ve elektrik mühendislerinden oluşan bilirkişi heyeti de olay yerinde keşif çalışması yaparak teknik tespitlerde bulundu. Ön incelemelerde, Başkan Zeyrek’in evindeki havuz makine dairesi ile elektrik tesisatının havuza olan mesafesinin standartların altında olduğu ve tesisatta nem oluştuğu belirlendi. Raporda, 50 volt üzerindeki elektrik akımı öldürücü olarak nitelendirildi. Raporda Başkan Zeyrek’in yaklaşık 68- 80 volt dalgalanan elektrik akımına kapıldığı belirtildi.

‘KAÇAK AKIM KORUMA SİSTEMİ KOROZYONA UĞRAYIP, İŞLEVİNİ KAYBETMİŞ’

Bilirkişi raporunda, havuz makine dairesinde kaçak akım koruma sisteminin bulunmasına rağmen sistemin korozyona uğrayarak işlevini yitirdiği, villanın ana şalterinde ise kaçak akım koruma önleminin bulunmadığı ifade edildi. Filtreleme sistemindeki arızayı kontrol etmek üzere makine dairesine giren Zeyrek’in, ıslak ve nemli zeminde çıplak ayakla bulunduğu da rapora yansıdı.

Yapı ruhsatına ilişkin detayların da yer alacağı bilirkişi raporunun, tamamlanmak üzere olduğu bildirildi. Raporda, teknik incelemelerin ardından olayın meydana geliş şekli ve olası ihmal iddialarının da değerlendirileceği kaydedildi. Raporun yarın Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilmesi bekleniyor.

  •  

Orduevlerine girişi yasaklanan Emekli Albay Yıldız’dan MSB’ye tazminat davası

Emekli Albay Murat Yıldız, orduevlerine girişinin yasaklanmasına ilişkin açıklama yaptı.

MSB’ye 1919 TL’lik manevi tazminat davası açtığını ifade eden Yıldız, “Umarım 1919 rakamı bu uygulama da payı olanlar için bir şeyler ifade eder.” dedi.

Yıldız, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Yüce Türk milletine

Gönülden bağlı olduğum TSK’nın emekli bir ferdi olarak anayasaya aykırı olarak değerlendirdiğim MSB’nin şahsıma uyguladığı “orduevi giriş yasağı” üzerine 1919 TL’lik manevi tazminatı içeren davayı avukatım Doğukan Kozan vasıtasıyla açmış bulunmaktayım.

Umarım 1919 rakamı bu uygulama da payı olanlar için bir şeyler ifade eder.

Bilinmektedir ki terörle mücadele etmiş Atatürkçü bir komutanın askeri tesislere alınmaması ancak teröristleri ve tarikatları sevindirecek, Türk askerinin de savaşma azmini olumsuz etkileyecektir.

Yukarıda gösterilen nedenlerle idarenin işlemi sebebiyle manevi zarar gören, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Cumhuriyetimizin temel niteliklerine ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yüksek sadakati şeref ve onur sayarım.”

YÜCE TÜRK MİLLETİNE
1. Gönülden bağlı olduğum TSK’nın emekli bir ferdi olarak anayasaya aykırı olarak değerlendirdiğim MSB’nin şahsıma uyguladığı “orduevi giriş yasağı” üzerine 1919 TL.lik manevi tazminatı içeren davayı avukatım Doğukan Kozan vasıtasıyla açmış bulunmaktayım. pic.twitter.com/0QLYZcXcMa

— Murat Yıldız (@MuratYildiz_MY1) June 10, 2025

 

  •  

Kadıköy’de İsrail protestosu: 5 gözaltı

İstanbul Kadıköy’de, İsrail ile ticareti protesto etmek amacıyla bir lojistik firmasının binasında eylem yapan 5 kişi gözaltına alındı.

Edinilen bilgilere göre, İsrail merkezli olduğu öne sürülen bir lojistik firmasının Türkiye temsilciliğinin bulunduğu Kadıköy’deki binasında eylem gerçekleştiren grup, İsrail’e yönelik ticareti protesto etti.

İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, eylemcilere müdahale ederek 5 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar, ifadeleri alınmak üzere Kadıköy Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.

ANKA’nın haberine göre emniyet kaynakları, “olay sırasında herhangi bir rehin alma durumunun yaşanmadığını, gözaltına alınanların sadece protesto eylemi nedeniyle emniyete götürüldüğü”nü açıkladı.

  •  

AKP yöneticisinin babası olan firari deprem sanığından ‘yakalama kararını kaldırın’ dilekçesi

Şehit Abdullah Çavuş Mahallesi’ndeki Palmiye Sitesi’nin 6 Şubat’ta meydana gelen ilk depremde yıkılarak 150 kişinin hayatını kaybettiği, 16 kişinin de yaralanmasıyla ilgili Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada müteahhit Hacı Mehmet Ersoy, 26 Aralık 2024’te görülen 2’nci duruşmada tutuklandı. Ersoy, 21 gün tutuklu kaldıktan sonra 17 Ocak’ta Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nin verdiği ‘kocama hali’ raporu nedeniyle tahliye edildi.

İTİRAZ SONRASI YAKALAMA KARARI

Sitede ölenlerin yakınlarının itirazı sonrası üst mahkeme olan Kahramanmaraş 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, sağlık raporu ve Hacı Mehmet Ersoy’un yargılandığı davanın SEGBİS görüntülerini inceleyerek Ersoy’un beyanları sırasında yer zaman oryantasyonunda bir noksanlığın görülmediği ve raporun Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanmadığı gerekçesiyle 29 Ocak’ta Ersoy hakkında yakalama kararı çıkardı. Karar sonrası kolluk kuvvetleri, Hacı Mehmet Ersoy’un ikamet adresine gitti ancak bulamadı.

DHA’nın haberine göre aradan geçen zaman zarfında da yakalanamayan Ersoy, dün avukatı aracılığıyla yargılandığı Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdiği dilekçe ile hakkında yakalama kararının kaldırılmasını talep etti.

AKP YÖNETİCİSİNİN BABASI OLDUĞU ORTAYA ÇIKMIŞTI

BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre 150 kişinin ölümünden sorumlu tutulan AKP Kahramanmaraş İl Başkan Yardımcısı Eray Ersoy’un babasının müteahhit Hacı Mehmet Ersoy olduğu ortaya çıkmıştı.

DİLEKÇEDEN DETAYLAR

Adalet Bakanlığı’nın 2 Ocak 2023 tarihli genelgesinin 8’inci maddesinde, “Hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan tutuklu yönünden cezaların hafifletilmesi veya kaldırılması işlemlerine tevessül olunamayacağından, bu şekildeki talebin tahliye istemi mahiyetinde kabul edilerek gereğinin mahallinde takdir edilmesi” şeklinde değerlendirme yapıldığını belirten Ersoy, dilekçesinin devamında şöyle dedi: “İlgili genelgeden de açıkça anlaşılacağı üzere yargılaması devam eden bir tutuklu için sağlık kurulu raporunun Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanmasına gerek yoktur. Yerelde bulunan tam teşekküllü bir devlet hastanesinin cezaevi şartlarında hayatını idame ettiremeyeceğine karar verdiği bir tutuklunun, yargılaması bitmiş bir hükümlüye uygulanabilecek şartlarda değerlendirilmesi hukuka aykırıdır. Yakalama kararının mahkemece uygun görülecek bir adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle kaldırılmasına; eğer ki bu talebimiz kabul görmeyecek ise sanığın tedavisinin yapıldığı ve raporunun düzenlendiği ilgili hastaneden tedavi evrakları asıllarının dosyaya celp edilip, hazırlanan raporun Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek değerlendirmesinin yaptırılmasına karar verilmesini arz ve talep ederiz.”

DAVADA 3 SANIK YARGILANIYOR

150 kişinin yaşamını yitirdiği Palmiye Sitesi ile ilgili davada tutuklu müteahhit Ali Babaoğlu (62), firari müteahhit Hacı Mehmet Ersoy ile tutuksuz jeoloji mühendisi Ömer Tarakçıoğlu (55) ‘Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Davanın 4’üncü duruşması 12 Haziran’da Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

  •  

Halk TV’nin patronu Cafer Mahiroğlu hakkında yakalama kararı!

Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Aziz İhsan Aktaş’ın verdiği ifade üzerine Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında “ihaleye fesat karıştırmak”, “suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamalarıyla yakalama kararı çıkarıldı.

Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklama şu şekilde:

“Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2024/236201 soruşturma sayılı dosyasında suç örgütü kurmak, yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek, mal varlığı değerlerini aklamak, vergi usul kanununa muhalefet etmek suçlarından hakkında soruşturma yürütülen Aziz İhsan Aktaş’ın alınan beyanı ve yapılan araştırma işlemleri kapsamında şüpheli Cafer Mahiroğlu’nun, ihale süreçlerine müdahale ettiğine ilişkin tespitlerin yapılması üzerine şüpheli Cafer Mahiroğlu hakkında ihaleye fesat karıştırmak suçundan soruşturma işlemlerine başlanılmış, Yurtdışına çıktığı tespit edilen şüpheli ile ilgili İstanbul nöbetçi sulh ceza hakimliğince yakalama emri kararı verilmiştir. Kamuoyuna duyurulur.”

  •  

Cumhuriyetin valisi: Anayasal sadakat ve bürokratik etik bağlamında Bülent Tekbıyıkoğlu örneği

Sefa Yürükel yazdı…

Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter, laik ve demokratik yapısının korunmasında mülki idare amirlerinin rolünü, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun 2025 yılında yaşanan bir olay karşısındaki tutumu bugün tüm devlet görevliletine örnek teşkil etmektedir.. Vali Tekbıyıkoğlu’nun, terör örgütü PKK’nın önde gelen isimleri için düzenlenen anma etkinliğine izin verilmesi yönündeki merkezi talimat karşısında istifa kararı alması, anayasal sadakat ve bürokratik etik açısından değerlendirilmesi önemlidir. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin hukuka ve vicdana dayalı karar alma süreçleri, devletin temel ilkeleriyle uyumlu bir şekilde çakışması, tutum alması ve TC devlet ve Türk milletine karşı sadık olması gerekmektedir..

VAKİ KİMDİR, MAKAM MI MİZAÇ MI?

Vali, devletin taşradaki en yüksek mülki idare amiri olarak, hem merkezi hükümetin temsilcisi hem de kamu düzeninin sağlanmasından sorumlu kişidir. Bu görev, sadece idari işlemlerin yürütülmesiyle sınırlı olmayıp, aynı zamanda anayasal değerlerin korunması ve kamu düzeninin sağlanması sorumluluğunu da içermektedir. Valilik makamı, sadece bir idari pozisyon değil, aynı zamanda etik ve ahlaki sorumlulukları da beraberinde getirir. Bu bağlamda, valilerin karşılaştıkları etik ikilemler ve bu durumlar karşısında aldıkları kararlar, kamu yönetimi açısından önemli bir araştırma konusudur. Valilik makamının, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalması gerekmektedir.

OLAYIN ARKA PLANI

Mayıs 2025’te Tunceli’de, terör örgütü PKK’nın önde gelen isimleri Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun için bir anma etkinliği düzenlenmesi planlandı. Bu etkinliğe izin verilmesi yönünde merkezi idareden gelen talimat üzerine, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, görevinden istifa ederek merkeze çekilme talebinde bulundu. İçişleri Bakanlığı, Vali Tekbıyıkoğlu’nun bu talebini kabul ederek, kendisini merkez valiliğine atadı. Bu olay, kamu görevlilerinin karşılaştıkları etik ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifası, bürokratik etik açısından, kamu görevlilerinin karşılaştıkları ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.

ANAYASAL SADAKAT VE BÜROKRATİK ETİK

Anayasa’nın 137. maddesi, kamu görevlilerinin hukuka aykırı emirleri yerine getirmeme yükümlülüğünü düzenlemektedir. Bu maddeye göre, “Kamu hizmetlerinde çalışanlar, amirlerinden aldıkları emirleri yerine getirmekle yükümlüdürler; ancak, emrin kanuna aykırı olduğunu düşünmeleri hâlinde, yerine getirmemekle yükümlüdürler.” Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifa kararı, bu anayasal hüküm çerçevesinde değerlendirildiğinde, hukuka ve vicdana dayalı bir tutum olarak öne çıkmaktadır. Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir.

BÜROKRATİK ETİK VE KAMU GÖREVLİLERİNİN SORUMLULUĞU

Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir. Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifası, bürokratik etik açısından, kamu görevlilerinin karşılaştıkları ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir.

SONUÇ: CUMHURİYETİN VALİ PROFİLİ

Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun istifa kararı, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter, laik ve demokratik yapısının korunmasında mülki idare amirlerinin üstlendikleri sorumluluğun bir göstergesidir. Bu olay, kamu görevlilerinin hukuka ve etik ilkelere bağlılıklarının, devletin temel değerlerinin sürdürülebilirliği açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir. Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifası, bürokratik etik açısından, kamu görevlilerinin karşılaştıkları ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.

  •  

CHP’li Yavuzyılmaz: Yunus Emre Vakfı’nda 43 milyon liralık yolsuzluk tespit ettik

CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Yunus Emre Vakfı’nda beş ayda yapılan 61 ihalede 43 milyon TL’lik yolsuzluk tespit ettiklerini ileri sürdü.

Vakıf kaynaklarının sistematik şekilde zarara uğratıldığını savunan Yavuzyılmaz, dosyada AKP’li bir bakan ile MHP’li bir yöneticinin aile bireylerinin adının geçtiğini belirtti.

Yavuzyılmaz, X hesabından şu ifadeleri paylaştı:

“Organize işler! AK Parti’nin bir ahtapot gibi sardığı Yunus Emre Vakfı’nda; Anka Kongre Turizm adlı organizasyon şirketinin 5 ayda kazandığı 61 ihalede yolsuzluk yapıldığını tespit ettik. Yolsuzluk tutarı: 1 milyon 120 bin 38 Dolar. Güncel kurla: 43 milyon 457 bin TL. Dosyada AK Partili bir Bakanın ve MHP’li bir yöneticinin, aile bireylerinin de adı geçiyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu müfettişlerince yapılan soruşturmaya göre: İhalelerin satın alma dosyalarının baştan sona uydurma veya kurgulanmış olduğu, teklif süreçlerinin göstermelik yürütüldüğü, piyasa araştırmalarının gerçekçi olmadığı, alım süreçlerinin belirli bir firmanın lehine olacak şekilde yürütüldüğü, 5 ayda 61 ihaleyi kazanan firmanın tek bir çalışanının olduğu, ofisinin Sanal Ofis olduğu, aynı kişiye ait şirketlerin aynı ihaleye teklif verdiği, ihaleye giren üçüncü firmaların adına sahte teklif belgeleri düzenlendiği, ihale süreçlerinin manipüle edildiği, haksız kazanç sağlandığı, satın alma süreçlerine fesat karıştırıldığı, sahte hizmet ifa tutanakları düzenlendiği, vakıf kaynaklarının bilinçli ve sistematik zarara uğratıldığı, bu doğrultuda satın alma evraklarında ve banka ödeme talimatlarında imzası bulunan kişiler ve şirket yetkilisinin, kendileri ve/veya başkalarının lehine menfaat temin ettikleri tespit ediliyor.

Satın alma onay belgeleri ve piyasa araştırma tutanaklarında imzası olanlar: Enstitü Başkanı Şeref Ateş (kaçak), Başkan Yrd. Rahmi Göktaş (serbest), Daire Başkanı Murat Çakır (tutuklu). Ayrıca bu kişiler satın alma komisyonunda da yer alıyor.

Vakıftan şirkete banka ödeme talimatlarını verenler: Enstitü Başkanı Şeref Ateş (kaçak), Başkan Yrd. Kutalmış Yalçın (serbest), Daire Başkanı Safiye Yurduseven (tutuklu)

Kaynak: Soruşturma Dosyası, İhale Tablosu, Satın alma onay belgesi örneği, Piyasa araştırma tutanağı örneği, Satın alma komisyonu örneği, Banka havale talimatı örneği”

 

  •  

Avcılar gişeleri kapatıldı: Çalışma kaç gün sürecek?

Avrupa Otoyolu Avcılar Ücret Toplama İstasyonu’nda yapılacak çalışmalar nedeniyle Avcılar gişelerinden otoyola giriş ve çıkışlar kapatıldı.

Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü sorumluluğundaki gişelerde, O-3 Avrupa Otoyolu Avcılar Ücret Toplama İstasyonunda, gişe adaları ve kanopilerinin yıkılması çalışmaları nedeniyle Avcılar gişelerinden otoyola giriş ve çıkışlar kapatıldı.

Otoyoldaki alana getirilen iş makineleri yardımıyla gişelerin kaldırılma çalışması başladı.

24 saat esaslı yürütülecek çalışmalar 6 gün sürecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ulaşım Yönetim Merkezinden (UYM) yapılan açıklamada, Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü sorumluluğundaki gişelerde, “kanopiler ile binaların yıkılması ve Serbest Geçiş Sisteminin altyapı imalatlarının yapılması işi” kapsamında O-3 Avrupa Otoyolu Avcılar Ücret Toplama İstasyonunda, gişe adaları ve kanopilerinin yıkılması çalışmaları yapılacağı, Avcılar gişelerinden otoyola giriş ve çıkışlar kapatılıp, sürücülerin alternatif yolları kullanabileceği belirtilmişti.

  •  

Samsun’da astsubay boğularak öldü

İlçenin Akçay Mahallesi’nde bulunan Akçay Irmağı kenarına arkadaşlarıyla birlikte dinlenmek için giden Jandarma Astsubay Çavuş Hakan Fidan (24), bir süre sonra ırmağa girdi. Irmağın derinliğinde dengesini kaybeden Fidan, suda çırpınmaya başladı.

Bu sırada ırmak içinde genç astsubayı kurtarmaya çalışan arkadaşları ise 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İhbar üzerine bölgeye sağlık, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Ordu Büyükşehir Belediyesi Ünye İtfaiye Amirliğine bağlı dalgıç ekipler, suyun yaklaşık 6 metre derinliğinde genç astsubayın cansız bedenine ulaştı.

Olay yerinde bulunan sağlık ekiplerinin yaptığı incelemelerde astsubayın hayatı kaybettiği belirlendi. Astsubayın cenazesi, Ordu’nun Ünye ilçesinde bulunan özel bir hastaneye kaldırıldı.

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde görevli olan 24 yaşındaki Hakan Fidan’ın, tim komutanı olarak görev yaptığı ve yıllık izin için Ordu’nun Ünye ilçesinde ailesinin yanına geldiği öğrenildi.

Terme İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı olay yeri inceleme ekipleri ve savcı, olayın yaşandığı alanda incelemelerde bulundu.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

  •  

Husilerden açıklama: İşte ABD’nin Yemen planı

Husilere bağlı hükümetteki Dışişleri Bakanı Cemal Amir, ABD’nin Yemen’de kara harekatına hazırlandığını belirterek, böyle bir hareketin “durumu tamamen istikrarsızlaştırma tehlikesi taşıdığı” uyarısında bulundu.

Husilere ait SABA haber ajansına göre, Amir, başkent Sana’da, Birleşmiş Milletler Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu (UNMHA) Başkan Yardımcısı Mari Yamashita ile bir araya geldi.

Bakan Amir, “Yemen’in batısındaki el-Hudeyde kentinde Ras İsa Limanı’nın hedef alınması ve sağlık görevlilerinin bombalanması tam anlamıyla bir savaş suçudur ve araştırılması gerekir.” dedi.

Özellikle temas bölgelerinde ve kıyılardaki ABD hava saldırılarına dikkati çeken Amir, “Bu durum, ABD’nin, bir kara askeri harekatına hazırlandığını ve yakıp yıkma politikası izlediğini gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Durumun kontrolden çıkmaması gerektiğine dikkati çeken Amir, “Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne (Antonio Guterres) durumun kontrolden çıkmaması için bir mesaj gönderiyoruz.” diye konuştu.

Amir, böyle bir hareketin “durumu tamamen istikrarsızlaştırma tehlikesi taşıdığı” uyarısında bulundu.

ABD’NİN YEMEN’E SALDIRILARI

Husiler, 7 Mart’ta yaptıkları açıklamada, İsrail’e Gazze’ye yardımların girişine izin vermesi için 4 gün süre tanıdıklarını, aksi takdirde İsrail’e karşı deniz operasyonlarını yeniden başlatacaklarını duyurmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformundan 15 Mart’ta yaptığı açıklamada, orduya Yemen’deki Husilere karşı “büyük bir saldırı” başlatma talimatı verdiğini belirtmişti.

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi de ABD’ye ait uçak ve savaş gemilerinin Husilerin hedefi olacağını belirterek, saldırılarını sürdürdüğü sürece deniz seferlerindeki engellemelerin Washington’ı da kapsayacağını söylemişti.

  •  

İsrail, Suriye’ye saldırı planını onayladı!

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, bugün bir heyetle gittiği işgal altındaki Suriye topraklarında, geleceğe dönük saldırı ve savunma planlarını onayladığı bildirildi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Zamir’in İsrail ordusundaki üst düzey komutanlarla işgal altındaki Suriye topraklarında saha turu ve durum değerlendirmesi yaptığı kaydedildi.

İsrail Genelkurmay Başkanı’nın, bölgede görevli komutan ve askerlerle görüşerek geleceğe dönük saldırı ve savunma planlarını onayladığı aktarıldı.

Bölgede açıklama yapan Zamir, bölgenin önemine işaret ederek, kilit mevzileri tuttuklarını ve İsrail’in güvenliği için işgali sürdürmelerinin önemli olduğunu öne sürdü.

İSRAİL’İN SURİYE’DEKİ İŞGALİ

İsrail ordusu, 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nde, buraya bitişik tampon bölgeyi 8 Aralık 2024’te işgal etmişti.

İsrail birlikleri, işgali tampon bölgenin de ilerisine taşıyarak başkent Şam’ın 20 kilometre yakınına ulaşmıştı.

İki ülke arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile Golan Tepeleri’ndeki tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye’nin güneyindeki işgalin kalıcı olacağı mesajını vermiş ve Suriye’nin egemenliğine aykırı olarak güney bölgesinin silahsızlandırılması talebinde bulunmuştu.

  •  

İmamoğlu’ndan AKP’ye: ’50 milyar doları cayır cayır yakan bir avuç muhteris’

Silivri’de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından yeni bir paylaşım yaptı.

AKP iktidarına seslenen İmamoğlu, “50 milyar doları cayır cayır yakan, milleti pahalılığa ezdiren, açlıkla ve yoklukla imtihan eden, bir avuç muhteris” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, AKP’ye yönelik “Kendisini iktidar zanneden bir avuç muhteris; milletimizin nefesini kestiğini, sesini kıstığını, onları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Kendisini iktidar zanneden bir avuç muhteris; milletimizin nefesini kestiğini, sesini kıstığını, onları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor.

86 milyon insana ait 50 milyar doları cayır cayır yakan, milleti pahalılığa ezdiren, açlıkla ve yoklukla imtihan eden, mutsuzluğa ve umutsuzluğa hapseden, paramızı pula döndüren bir avuç muhteris.

Geleceğimize kasteden, milleti ayrıştırıp, kutuplaştıran, Anadolu irfanından ve erdeminden zerre nasiplenmemiş bir avuç muhteris.

Korkuyu, tehditi, zindanları göstererek kendi çıkarı için yalancı şahit, iftiracı, gizli tanık üretmeyi bağımsız yargı diye yutturmaya çalışan zalim ve baskıcı bir avuç muhteris.

AZİZ MİLLETİM,

MİLLET EGEMENLİĞİNİN KUTLU HAFTASINA GİRİYORUZ. HİÇBİR GÜÇ MİLLETİMİZİN ÖZGÜR DÜŞÜNCESİNE ZİNCİR VURAMAZ.

SEVGİ DOLU, HOŞGÖRÜLÜ, DUYARLI, CESUR GENÇLER BİZİMLE.

HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK DİYEN ÇOCUKLARIMIZ BİZİMLE.

Ellerinden hürmetle öptüğüm, inşallah özgür olduğumda ilk fırsatta ziyaret edeceğim “TURPUNAN, ŞALGAMINAN DEVLET İDARE EDİLMEZ, ADALET İLE İDARE EDİLİR” diyen YOZGATLI ÇİFTÇİLERİMİZ BİZİMLE.

MERTLİKLE, CESARETLE, ADALETLE yürüyeceğiz bu yolu.

MİLLET İRADESİDİR HEPİMİZİN GÜVENCESİ.

Hiç merak etmeyin, MİLLET NE DERSE O OLACAK. MİLLETİMİZ KAZANACAK, MİLLETİMİZ BÜYÜKTÜR.”

Kendisini iktidar zanneden bir avuç muhteris; milletimizin nefesini kestiğini, sesini kıstığını, onları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor.

86 milyon insana ait 50 milyar doları cayır cayır yakan, milleti pahalılığa ezdiren, açlıkla ve yoklukla imtihan eden, mutsuzluğa ve…

— Ekrem İmamoğlu (@ekrem_imamoglu) April 20, 2025

  •  

Trump’tan ‘Paskalya’ mesajında ağır ifadeler

ABD Başkanı Donald Trump, Paskalya Bayramı nedeniyle paylaştığı kutlama mesajında, “radikal sol çılgınlar” şeklinde nitelendirdiği muhalefet grubu dahil, karşıt görüşe sahip olanları hedef alırken ağır ifadeler kullandı.

Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social’dan yaptığı paylaşımda, “Ülkemize katilleri, uyuşturucu baronlarını, tehlikeli mahkumları, akıl hastalarını, tanınmış MS-13 çete üyelerini ve kadın dövenleri geri getirmek için çok çabalayan ve entrika çeviren radikal sol çılgınlar da dahil olmak üzere herkese mutlu Paskalyalar.” ifadesine yer verdi.

Başkan Trump, kutlama mesajında, ABD’ye yönelik “uğursuz saldırıların” devam etmesine izin verdiğini iddia ettiği bazı yargıç ve kolluk kuvvetlerini de “zayıf” ve “etkisiz” olarak nitelendirdi.

Ayrıca mesajında, eski ABD Başkanı Joe Biden’a “moron” diye hitap eden Trump, “Uykucu Joe Biden, Amerika’ya karşı işlenmiş en felaket getiren eylem olarak tarihe geçecek olan Açık Sınır Politikası aracılığıyla, araştırılmadan ve kontrol edilmeden milyonlarca suçlunun ülkemize girmesine bilerek izin verdi.” ifadesini kullandı.

Trump, Biden döneminde, ABD’yi aslında başka birinin yönettiğini ima ederken, 2020’deki başkanlık seçiminde “hile yapıldığı” iddialarını yeniden gündeme getirdi.

  •  

Fenerbahçe’ye şampiyonluk yarışında ağır yara

Fenerbahçe, Trendyol Süper Lig’in 32. haftasında Bellona Kayserispor’la 3-3 berabere kalarak lider Galatasaray’ın 5 puan gerisine düştü.

Ülker Stadı’nda oynanan karşılaşmanın 7. dakikasında Ramazan Civelek’in attığı golle 1-0 geriye düşen sarı-lacivertli ekip, 36. dakikada Anderson Talisca’nın golüyle maçta eşitliği yakaladı.

İkinci yarının başında Bellona Kayserispor yeniden öne geçti. Gökhan Sazdağı’nın sağdan ortasında kale sahası önünde yükselen Nazon’un kafa vuruşunda direkten dönen top Livakovic’in ayaklarına çarparak filelere gitti.

Mücadelenin 64. dakikasında kaleci Bilal’in uzaklaştırmak istediği topu ceza yayı üzerinde önünde bulan Allan Saint-Maximin, gelişine bir vuruşla skora yeniden denge getirdi.

2-2’nin ardından ataklarını sıklaştıran Fenerbahçe, 79. dakikada aradığı golü penaltıdan buldu. Kazanılan penaltı atışında topun başına geçen Talisca, kalecinin solundan topu ağlara göndererek skoru 3-2’le getirdi.

Müsabakanın uzatma anlarında Bellona Kayserispor, Talha Sarıaslan’ın golüyle skora denge getirdi: 3-3.

Taraftarı önünde uzatma dakikalarında yediği golle sahadan 3-3’lük beraberlikle ayrılan Fenerbahçe, lider Galatasaray’ın 5 puan gerisine düştü.

TRİBÜNLERDEN YÖNETİME TEPKİ

Bellona Kayserispor’un 90+4. dakikada Talha Sarıaslan’la bulduğu golün ardından tribünler Başkan Ali Koç’a tepki gösterdi.

Sarı-lacivertli tribünler uzatma dakikalarında “Ali Koç istifa” ve “Yönetim istifa” diyerek tempo tutarken maçın bitiş düdüğüyle birlikte takımı da protesto etti.

Karşılaşmanın ardından stadyumda çalınan müziği de yuhalayan tribünler uzun süre “Çıkmıyoruz” ve “Ali Koç gelecek, hesap verecek” diye bağırdı.

Bu sırada bazı taraftarlar basın tribününe girerek gazetecilere tepki gösterdi. Basın tribününün solunda bulunan tribündeki bir kişi ise fenalık geçirdi. Taraftarın ilk müdahalesini bir başka taraftar yaptı.

LİVAKOVİC İKİNCİ KEZ KENDİ KALESİNE ATTI

Bellona Kayserispor’un 49. dakikada 2-1 öne geçtiği pozisyonda Nazon’un kafa vuruşunda direkten dönen top Livakovic’in ayaklarına çarparak filelerle buluştu.

Hırvat file bekçisi bu senaryoyu bu sezon ikinci kez yaşadı.

Ligin ilk yarısında iç sahada Galatasaray ile oynanan derbi maçta da Torreira’nın ceza sahası dışından şutunda yan direğe çarpan top oyun alanına geri dönerken Livakovic’in sırtına çarpıp yeniden kaleye yönelerek filelere gitmişti.

TALİSCA SERİYE BAĞLADI

Bellona Kayserispor karşısında 36. dakikada skoru eşitleyen, 79. dakikada da takımını öne geçiren Anderson Talisca, ligde üst üste dördüncü maçında gol attı.

Mücadelenin 36. dakikasında Allan Saint-Maximin’in soldan geliştirdiği atakta kaleci Bilal’den seken topu filelere gönderen Brezilyalı futbolcu, 79. dakikada ise penaltı atışında ağları havalandırmayı başardı.

Üst üste 4 lig maçında gol sevinci yaşayan Talisca, bu süreçte 7 gol kaydetti.

Ligdeki ilk golünü Corendon Alanyaspor deplasmanında atan Talisca; Kasımpaşa, Galatasaray, Onvo Antalyaspor ve Reeder Samsunspor maçlarında skor üretememişti.

Sipay Bodrum FK deplasmanında attığı golle 4 maçlık suskunluğunu bitiren Talisca, 30. haftadaki Trabzonspor mücadelesinde hat-trick yaparken galibiyette de başrol oynamıştı. Geçen hafta Net Global Sivasspor filelerini havalandıran Brezilyalı oyuncu, Bellona Kayserispor karşısında da gol atma serisini sürdürdü.

Fenerbahçe’ye devre arasında transfer olan Brezilyalı futbolcu, Ziraat Türkiye Kupası’nda 3 gol atarken, Süper Lig’de ise 8. kez gol sevinci yaşayarak sarı-lacivertli forma altında 11. golünü kaydetti.

MAXIMIN 18 HAFTA SONRA

Fenerbahçe’nin Fransız futbolcusu Allan Saint-Maximin, Bellona Kayserispor karşısında kaydettiği golle, ligde 18 hafta sonra gol sevinci yaşadı.

Ligde son olarak 10 Kasım 2024’te oynanan ve Fenerbahçe’nin 4-0 kazandığı Net Global Sivasspor müsabakasında gol sevinci yaşayan Saint-Maximin, 2025 yılında sarı-lacivertli formayla ilk golünü Bellona Kayserispor’a karşı kaydetti.

Müsabakanın 64. dakikasında Kayserispor file bekçisi Bilal’in uzaklaştırmak istediği topa ceza yayı üzerinden gelişine bir vuruş yapan Saint-Maximin, skoru da 2-2’ye getiren isim oldu.

PENALTI VAR’DAN GELDİ

Fenerbahçe mücadelenin 78. dakikasında penaltı kazandı. 76. dakikada ceza sahası içinde yaşanan karambolde Skriniar’ın vuruşunda top Gökhan Sazdağı’nın koluna çarptı.

Oğuzhan Çakır oyunu devam ettirirken, VAR uyarısı sonrasında pozisyonu yeniden izleyerek penaltı noktasını gösterdi. Kazanılan penaltı atışını Talisca gole çevirdi.

  •  

Fahrettin Altun’dan ‘Kıbrıs ve kaset’ açıklaması

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Yasin Ekrem Serim’i Kıbrıs’a büyükelçi olarak şantaj kasetlerini alması için gönderdiği iddia edilmişti.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise geçen hafta “Kıbrıs kadar büyük bir turp var” çıkışını yaptı, “Her şeyi göze alacak savcılar aranıyor” çağrısında bulunmuştu.

İlişkili Haber
thumbnail
Özgür Özel’den Yozgat’ta Erdoğan’a ‘KKTC’ sorusu: Nasıl bir pazarlıkla vazgeçiyorsun?
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
thumbnail
Özgür Özel’den KKTC’de Erdoğan’a ‘kara liste’ çağrısı
Haberi görüntüle

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Türkiye’nin “Lefkoşa Büyükelçiliği görev değişimi ile ilgili haberler ile bu haberlerin CHP’li siyasetçilerce dillendirilmesine” tepki gösterdi.

Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği görev değişimi ile ilgili manipülatif haberler kurgulandığı tespit edilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın isimlerinin de geçtiği haberlerdeki sözde diyalog ve iddiaların tamamı hayal ürünüdür.… pic.twitter.com/iI0u40d3Ry

— Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (@dmmiletisim) April 19, 2025

Altun, sosyal medya hesabından, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin (DMM) Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliğindeki görev değişimi ile ilgili haberlere dikkati çektiği paylaşımı alıntılayıp, şu ifadeleri kullandı:

“Tüm uyarılarımıza ve dezenformasyonlarını açık gerçeklerle çürütmemize rağmen bazı CHP’li siyasetçilerin, hakikatle bağdaşmayan, mesnetsiz ve çirkin iddiaları ısrarla dillendirmeleri siyasi tükenmişliklerinin ve çaresizliklerinin açık bir göstergesidir. Bu şahıslar, iftiraları ayyuka çıkmasına rağmen kamuoyundan özür dilemek yerine yalan bataklığına daha da çekilmektedirler. Bu sorumsuz tavır, doğrudan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatanımız için büyük bir özveriyle çalışan bakanlarımızı ve ülkemizin kıymetli isimlerini hedef almakta; kamuoyunu yalan ve iftiralarla yönlendirme gayesi taşımaktadır.”

Altun, şunları kaydetti:

“Bu millet; kimin samimiyetle hizmet ettiğini, kimin iftira ve karalama siyasetinde boğulduğunu çok iyi bilmektedir. Biz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu doğrultusunda, ifsada değil inşaya, yıkıma değil yapıya odaklanan anlayışla yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Hiçbir karalama kampanyası bizi yolumuzdan alıkoyamayacaktır. Bu iftiraları dillendirenleri kamuoyunu yanıltmaktan vazgeçmeye ve açık bir şekilde kamuoyundan özür dilemeye davet ediyoruz.”

Tüm uyarılarımıza ve dezenformasyonlarını açık gerçeklerle çürütmemize rağmen bazı CHP’li siyasetçilerin, hakikatle bağdaşmayan, mesnetsiz ve çirkin iddiaları ısrarla dillendirmeleri siyasi tükenmişliklerinin ve çaresizliklerinin açık bir göstergesidir. Bu şahıslar, iftiraları… https://t.co/mV0XwdjYDP

— Fahrettin Altun (@fahrettinaltun) April 20, 2025

  •  

Kadınlar basketbolda şampiyon Fenerbahçe!

İki takımın da karşılıklı sayılar bulduğu ilk çeyrek 22-22’lik eşitlikle geçildi. İkinci periyotta Rupert ve McCovan ile pota altında etkili olan Mersin ekibi soyunma odasına 46-45 üstün gitti.

Üçüncü çeyreğin ilk 5 dakikasını 55-54 önde geçiren rakibi karşısında oyunu bırakmayan Fenerbahçe, McBride’nin skor katkısıyla son periyot öncesi 62-61’lik üstünlük yakaladı.

Mersin ekibi, maçın bitimine 10 saniye kala skoru 78-77’e getirse de Fenerbahçe son saniyelerde Emma Eeesseman’ın elinden bulduğu sayıyla müsabakayı 79-78 kazandı.

Aldığı galibiyetle play-off serisinde 3-0 öne geçen Fenerbahçe, 2024-2025 sezonunun şampiyonu oldu.

Sarı-lacivertli oyuncular ve taraftarlar, maçın ardından büyük sevinç yaşadı.

  •  

CHP’ye izin verilmemişti: İHH’dan Gazze yürüyüşü

Üsküdar’da iktidara yakın İHH Vakfı, “Mehmetçik Gazze’ye” ve “Stop the genocide in Gaza” yazılı pankartlar ve “Filistin’de 50.800 + kişi şehit oldu”, “Gazze’deki abluka hukuksuzdur”, “Ey İslam devletleri siyonist çeteyi durdurun” yazılı dövizler taşıyarak, ellerindeki Türk ve Filistin bayraklarını sallayıp zaman zaman tekbir getirerek yürüdü.

“Zalim İsrail Filistin’den defol”, “Gazzeli çocuklar bizi bekliyor”, “Özgürlük filosu yola çıksın”, “Üsküdar’dan Gazze’ye direnişe bin selam”, “Gazze’nin izzeti, diriltiyor ümmeti”, “Yaşasın Filistin mücadelemiz” ve “Katil İsrail, Filistin’den defol” sloganları atan katılımcılar, meydanda toplandı.

İHH Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Göksun, toplanan kalabalığa seslenerek “Artık bu vahşete, soykırıma ve caniliğe son verin.” dedi.

“İslam dünyası bugün korkaklar ve ortaklar olarak ikiye bölünmüştür. Ortaklar elbet bir gün hesabını verecektir.” diyen Göksun, “Buradan korkaklara sesleniyoruz. Gazze’de tankın karşısına dikilmiş, daha sütten yeni kesilmiş çocuklar kadar da mı cesaretiniz yok? Bu zulme ‘dur’ denmezse Gazze’deki çocukların ahı bütün dünyayı yakıp kavuracak. Bunu göreceğiz. Bunun olmaması için artık İsrail’e ve ABD’ye ‘dur’ denmesi gerekiyor.” diye konuştu.

Katılımcılar, yürüyüş ve konuşmaların ardından alandan ayrıldı. Etkinlik boyunca çevrede geniş güvenlik önlemleri alındı.

CHP’YE İZİN VERİLMEMİŞTİ

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Filistin’e destek kapsamında Tünel’den Taksim’e yürüyüş düzenleyeceklerini duyurmuştu.

Mitinge saatler yaklaşırken Taksim bölgesinde de yoğun güvenlik önlemleri alındı. İstiklal Caddesine giriş çıkışlar kontrol altına alınırken saat 17.00 itibariyle M2 Yenikapı-Hacıosman Metro Hattı’nda Taksim İstasyonu ile F1 Taksim-Kabataş Füniküler Hattı kapatıldı.

İlişkili Haber
thumbnail
İstanbul Valiliği’nden Taksim için ikinci karar
Haberi görüntüle

CHP İstanbul İl Başkanlığı, “Gazze’de soykırıma, katliama ve tehcire hayır” sloganıyla bir araya gelerek Tünel’den Taksim’e yürümek istedi.

CHP’lilerin yapmak istediği yürüyüşe polis izin vermedi.

Polis ile görüşmesinde Özgür Çelik, “Gazze’deki yaşanan katliamı protesto etmek için yürüyüş yapmak istiyoruz. Sloganlar da sadece bu çerçevede atılacak. En fazla 15 dakika içinde bitecek. Anayasa bu konuda çok açık. İzin alınmaz, bildirimde bulunulur. Biz daha önce Galata Köprüsünde yürümek istedik engellendi, buradan yürümek istedik yine engelleniyor. Anayasal suç işliyorsunuz, bu suçu işleyenler hakkında savcılığa başvuracağım.” dedi.

Polis ise kitleye “Atmış olduğunuz sloganlar kanunsuzdur. Kanunsuz toplantınızı derhal sonlandırın” anonsu yaptı.

POLİS’TEN ‘BAĞIMSIZ TÜRKİYE’ SLOGANINA UYARI: KANUNSUZDUR

Eyleme katılanlar “Özgür Filistin, tam bağımsız Türkiye” sloganı attı, polis “Atmış olduğunuz sloganlar kanunsuzdur, kanunsuz sloganlarınızı derhal sonlandırın” anonsu yaptı. Polisin bu anonsuna CHP’lilerden “Dikkat dikkat, kolluk kuvvetlerine sesleniyoruz. Yaptığınız iş anayasaya aykırıdır, lütfen yolu açın, anayasal suç işlemeyin” yanıtı geldi.

İSTANBUL VALİSİ: SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK

İstanbul Valisi Davut Gül, CHP’nin yürüyüşüyle ilgili sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Vali Gül, şunları ifade etti:

“Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nde güvenlik gerekçesiyle uzun yıllardır hiçbir gösteriye izin verilmemektedir. Bu durum ilgili kişi ve gruplara defalarca açıkça bildirilmiştir. İstanbul’un pek çok farklı noktasında gösteri ve toplanma hakkı serbestken, güvenlik gerekçesiyle sınırlı tutulan bu alanda ısrarla toplanma çağrısı yapmak, en hafif tabiriyle provokasyondur. Filistinli kardeşlerimizin kutsal davasını kendi siyasi hesaplarına alet edenleri kınıyoruz. Toplumsal hassasiyetleri istismar ederek kamu düzenini bozma girişimlerine asla müsaade edilmeyecektir. Tüm bu süreçte sağduyusunu koruyan güvenlik güçlerimiz, hukuk çerçevesinde görevini ifa etmiş; milletimizin huzurunu hedef alan girişimlere karşı kararlı bir duruş sergilemiştir. Polislerimizin yaralanmasına, bazı vatandaşlarımızın yargılanmasına sebep olan bu yasa dışı çağrıları yapan ve organize edenler hakkında suç duyurusunda bulunulacak; adli süreç titizlikle takip edilecektir.”

 

  •  

Rusya ile İran arasında stratejik ortaklık anlaşması

Putin ile Pezeşkiyan, Rusya’nın başkenti Moskova’da Kremlin Sarayı’nda yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Toplantının başında iki lider “Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması” imzaladı.

Putin, imzaların ardından yaptığı konuşmada, Rusya ile İran arasında karşılıklı fayda sağlayan büyük bağların bulunduğunu söyledi.

İmzalanan anlaşmayla, bu ilişkileri yeni seviyelere çıkardıklarına işaret eden Putin, “Bugünkü anlaşma, uzun vadede ikili işbirliğini derinleştirmek için iddialı hedefler belirliyor. Bu, gerçekten çığır açan bir anlaşma ve Rusya ile İran’ın istikrarlı ve sürdürülebilir kalkınması için gerekli koşulları yaratmayı amaçlıyor.” dedi.

Rusya ve İran’ın ticaret, finans ve yatırım alanlarında önemli ortaklar olduğunun altını çizen Putin, iki ülke arasında artan ticaretin neredeyse tümüyle yerli para birimleriyle yapıldığını söyledi.

İKİ ÜLKENİN ÖDEME SİSTEMLERİ

Putin, iki ülkenin ulusal ödeme sistemlerini eşleştirmek için de çalışmalar yürüttüklerini kaydetti.

İran ile Avrasya Ekonomik Birliği arasında serbest ticaret anlaşmasının da yakın zamanda tümüyle devreye girmesini beklediklerini anlatan Putin, “Kuzey-Güney koridorunun gelişimi de yeni fırsatlar yaratıyor. Koridorun parçası olarak bir demir yolu hattı bölümünün inşası ile ilgili konuları tartışmaya devam ediyoruz. Bu projenin uygulanması, Rusya ve Belarus’tan İran limanlarına bağlanan lojistik yolunun kurulmasına yardımcı olacaktır.” diye konuştu.

Putin, Rus gazının İran’a sevkiyatına ilişkin de görüşmeler yaptıklarına işaret ederek “Başlangıçta yaklaşık 2 milyar metreküplük ufak hacimlerle başlayıp ardından 55 milyar metreküpe kadar çıkabilir. Ayrıca petrolde de işbirliği mümkün görünüyor.” dedi.

Rusya ve İran, stratejik ortaklık anlaşmasıyla işbirliğini güçlendirmeyi planlıyor
Rusya ile İran arasında imzalanan stratejik ortaklık anlaşmasıyla güvenlik, enerji ve ticaret alanındaki işbirliğini geliştirilmesi hedefleniyor.

Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın bugün Moskova’da imzaladığı “Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması”na ilişkin detayları paylaştı.

Anlaşmaya göre, iki ülke ortak askeri tehditlere karşı birlikte hareket edecek, ortak askeri tatbikatlar düzenleyecek ve askeri-teknik alanda işbirliğini geliştirecek.

ÜLKELERDEN BİRİNE SALDIRI GERÇEKLEŞMESİ HALİNDE…

Ülkelerden birine bir saldırı gerçekleşmesi halinde, diğer ülkenin saldıran tarafa destek vermemeyi taahhüt ettiği anlaşmada, taraflar, topraklarını diğer ülkenin istikrarına zarar verebilecek ayrılıkçı hareketler tarafından kullanılmasına izin vermeyecek.

Anlaşmayla, iki ülke istihbarat ve güvenlik kurumları da işbirliğini geliştirmesi de öngörülürken karşılıklı bilgi ve tecrübe paylaşımının da artırılması planlanıyor.

ENERJİ VE TİCARET

Rusya ve İran’daki enerji şirketlerinin doğal gaz ve petrolde karşılıklı işbirliğini ve yatırımlarını artırmasının öngörüldüğü anlaşmada, “Her iki taraf da nükleer santrallerin inşası da dahil, nükleer enerjinin barışçıl kullanımı konusunda uzun vadeli ortak projeler üzerinde çalışacak.” ifadesine yer verildi.

Anlaşmaya göre, iki ülke bağımsız bir ödeme sistemi kurulması konusunda çalışma yürütecek ve bankalar arasındaki işbirliğini de güçlendirecek.

SURİYE

Suriye’deki son gelişmeleri de Pezeşkiyan ile ele aldıklarını aktaran Putin, durumun Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde kapsamlı şekilde çözülmesinden yana olduklarını belirtti.

Putin, “Suriye halkına, durumun normalleşmesi, insani yardımın acilen sağlanması ve çatışmalar sonrası kapsamlı çözüm sürecinin başlatılması ile ilgili konularda gerekli desteği sağlamaya hazırız. Bununla birlikte Suriyelilerin, ülkesinin geleceğini diyalog aracılığıyla belirlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Suriye halkının, geçiş dönemiyle bağlantılı olarak ortaya çıkan tüm zorlukları başarıyla aşmasını içten diliyoruz.” dedi.

ATEŞKES ANLAŞMASI

İsrail ile Hamas arasında Gazze Şeridi’nde sağlanan anlaşmayı değerlendiren Putin, anlaşma gereği Gazze’ye insani yardım hacminin arttırılmasının önemli olduğunu vurguladı.

Putin, “Tüm bunların, Gazze’deki insani durumun iyileşmesine ve uzun vadeli istikrara kavuşmasına katkı sağlayacağını umuyoruz. Bununla birlikte İsrail-Filistin meselesine kabul görmüş uluslararası temelde kapsamlı çözüm bulunmasına yönelik girişimlerin zayıflatılmaması önemli. Bu, İsrail ile barış ve güvenlik içinde var olacak Filistin Devletinin kurulmasını öngörüyor.” ifadelerini kullandı.

İran ile Güney Kafkasya bölgesindeki etkileşimi değerlendiren Putin, bölgede barış ve istikrarın korunmasının her iki ülke için faydalı olduğunu belirtti.

Uluslararası hukukun üstünlüğünün önemini vurgulayan Putin, uluslararası ilişkilerin Birleşmiş Milletler prensipleri temelinde inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

  •  

Ekim ayı verileri açıklandı: İkinci el araç fiyatlarında düşüş

2024 Ekim ayında yayımlanan rapora göre ikinci el otomobil piyasasında talep artarken, reel araç fiyatları düştü.

Online araç alım satım sitesi sahibinden.com ve Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin ortak hazırladığı hazırladığı Ekim 2024 ‘Otomobil Piyasası Görünümü’ raporu yayımlandı.

Rapora göre ekim ayında otomobil talebi artarken, ikinci el araç fiyatlarının 16 ayın ardından düşüşe geçtiği belirtildi. Eylül ayına göre 1.7 artan otomobil talebi 2023 yılının aynı ayına göre yüzde 50.8’lik bir yükseliş kaydetti. İzlenen satılan otomobil sayısı ilan sayısı oranına göre 0.9’luk puan artışı yakalayarak yüzde 22 oldu. İlan sayısı yüzde 2.9, satılan otomobil sayısı ise yüzde 5.5 arttı. Satılık otomobillerin ilanda kalma süresi ise 20.2 gün olarak belirlendi.

Eylül ayında 880 bin 318 lira olan ortalama otomobil fiyatı ekim ayında 888 bin 907 lira seviyesine yükseldi. Otomobil fiyatlarında yıllık değişim oranındaki düşüşün ise bir miktar yavaşladığı açıklandı.

  •  

Askerlere cinsel saldırıdan yargılanan albayın cezası belli oldu

Görev yaptığı süreçte emrindeki askerlere cinsel saldırıda bulunduğu öne sürülen eski Sakarya Garnizon Komutanı Albay Fahri Can Çağlar tutuklanmıştı. İddia makamı sanık Çağlar’ın, ‘Cinsel sarkıntılık’, ‘Cinsel sarkıntılığa teşebbüs’, ‘Cinsel taciz’ suçlardan cezalandırılması yönünde mütalaasını sunmuştu.

İHA’nın haberine göre tutuklu sanık Fahri Can Çağlar, Sakarya 4. Ağır Ceza Mahkemesinde son kez hakim karşısına çıktı. Duruşmaya sanık ve taraf avukatları katıldı.

TAHLİYESİNİ İSTEDİ

Celse arasında gelen belgelerin zapta geçirilmesi sonrasında başlayan duruşmada sanık, önceki savunmalarını tekrar ederek tahliyesini ve beraatını talep etti.

CEZASI BELLİ OLDU

Mütalaasını tekrar eden iddia makamı, sanığın tutukluluk halinin devamı yönündeki görüşünü açıkladı. Söz hakkı verilen tutuklu sanık Fahri Can Çağlar ise, beyanlarının aynı olduğunu, bu sebeple tahliyesi ve beraatını istediğini söyledi. Mahkeme heyeti ise sanık hakkında 10 müştekiye karşı ‘Zincirleme şekilde cinsel sarkıntılık’, ‘Cinsel sarkıntılık’, ‘Cinsel sarkıntılığa teşebbüs’, ‘Cinsel saldırı’ ve ‘Zincirleme şekilde cinsel saldırı’ suçlarından toplam 38 yıl 70 ay 106 gün hapisle cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına hükmetti.

  •  

BBC Türkçe’den açık operasyon: Türkiye’nin harekatları Suriye’nin kuzeyinde ‘su krizi’ne neden olmuş!

VERYANSIN TV

BBC Türkçe, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü operasyonları hedef aldı.

Kanalın YouTube hesabından Suriye’nin kuzeyinde su krizi yaşandığı yansıtılan videoda Türkiye “savaş suçu işlemekle” suçlandı.

BBC Türkçe’nin videosunda Türkiye Cumhuriyeti’nin operasyonları sonrası bölgede su krizi yaşandığı ileri sürülerek 2019’da başlatılan Barış Pınarı Harekatı ile Türkiye’nin petrol sahalarına, gaz tesislerine ve elektrik altyapısına yönelik 100’den fazla saldırıda bulunduğu iddia edildi.

BBC Türkçe’nin soru yönelttiği hükümet ise iddiaları reddederek, operasyonlarının PKK terör örgütüne karşı meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yürütüldüğünü vurguladı.

Açıklamada, Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun davrandığı ve sivillerin güvenliğini öncelik olarak gördüğü belirtildi. Ayrıca, Türkiye’ye yönelik savaş suçları iddialarının temelsiz olduğu ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden ve videoda sıklıkla dile getirilen “Rojava” söylemine ilişkin “‘Rojava’yı ve bir ‘Kürt anavatanını’ meşrulaştırmak, Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik BM Güvenlik Konseyi kararlarının ihlalidir ve barışçıl bir geleceğe katkı sağlamayacaktır.” denildi.

Videonun altına yorum yapan yurttaşlar, Suriye ile olası bir normalleşme sürecine girilmesi sonrası yayınlanan içeriğe tepki gösterdi.

  •  

Tunceli’de kayyım kararı sonrası eylem ve etkinlik yapılması 10 gün süreyle yasaklandı

İçişleri Bakanlığı, Tunceli il ve Ovacık ilçe belediyelerine kayyım atadı.

Bakanlık, DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak’ın yerine Vali Bülent Tekbıyıkoğlu’nu; CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün yerine de Kaymakam Hüseyin Şamil Sözen’i görevlendirdi.

İlişkili Haber
thumbnail
Tunceli ve Ovacık belediyelerine kayyım atandı
Haberi görüntüle

Tunceli Valiliği’nden yapılan açıklamada, il sınırları içinde huzur ve güvenliğin sağlanması amacıyla çeşitli kararlar alındığı bilgisi verildi.

İlde sadece Valilik ve kaymakamlıkların uygun göreceği etkinliklerin yapılabileceği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“İlimizde yapılmak istenilen açık ve kapalı alanlarda toplanma, yürüyüş, nöbet, basın açıklaması, açlık grevi, oturma eylemi, miting, stant açma, çadır kurma, bildiri, broşür dağıtma, sticker, afiş, pankart asma, her türlü eylem ve etkinliklerin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. ve 19. maddeleri ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/A, B ve C maddeleri gereğince (jandarma bölgesi dahil) il ve ilçe mülki sınırlarımız içinde 1 Aralık saat 23.59’a kadar 10 gün süreyle yasaklanması kararı alınmıştır.”

  •  

TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’ndan ‘paralel yapı’ açıklaması: ‘Hakemler üye olup aidat vermeden maç alamıyor’

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, katıldığı canlı yayında futbol gündemine ilişkin açıklamalar yaptı.

Hacıosmanoğlu, “Hakem Akademisi diye yer kurdular. Merkez Hakem Kurulu’nun üzerinde o da paralel bir yapı. Bu bugünün sorunu değil, dünün de sorunu değil. Dernek kurabilirler ama bana şikayet gelirse farklı davranırım. Faal hakemler üye olup aidat vermeden maç alamıyor, terfi alamıyor, yukarı çıkamıyor. Bunun en ufak emaresini gördüğüm anda öteki frekansa geçmem kısa sürer” dedi.

Hacıosmanoğlu, kulüplerin kendi aralarındaki kavgalara son vermeleri gerektiğini belirterek Trendyol Süper Lig’in yayıncı gelirlerinin 500 milyon dolardan 180 milyon dolara kadar düştüğünü açıkladı.

HT Spor’da Mehmet Ayan’ın sorularını yanıtlayan Hacıosmanoğlu ”Marka değerini korumak lazım. Yayıncı gelirleri neden 1 milyar dolar olmasın. Kulüp başkanları ile kahvaltı yaptık. Aradan 1 hafta geçmeden salıncaklar kuşlar havada uçuştu. Bunların kimseye faydası yok” ifadelerini kullandı.

YASA DIŞI BAHİS

Başkan Hacıosmanoğlu, yasa dışı bahis soruşturmalarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Yasa dışı bahis futbolu kirleten şeyler. Futbolun güzelliğini, sahada oynanmasını engelleyen faktörler. Yine bu da Federasyonun tek başına yapacağı şey değil. Devletin ilgili organlarıyla üstesinden gelmek lazım. İstişare halindeyiz. Bahis oynayıp gençlerimizin parasını almak değil sadece. Futbol sahalarına da sirayet ediyor, oyunun ahlakını bozuyor. Topluma iyi örnek olmak istiyorsak buna örnek olmak lazım. Orada ismini zikretmeyelim, bir haber portalı diye geçiyor. Aslında orada bir kutu var. İçine girdiğinizde orada bir teklif var. Dursun Başkan ‘Biz bunu yaptık ama bana 100 bin, 200 bin, 250 bin parça başı geldiği zaman iptal edin’ dediğini söyledi. Parça parça geliyor diye kapattıklarını söyledi. Bize sormuşlar, x firma diye. Normal haber portalı olarak geçiyor. Biz de ‘sorumluluk size ait aksi durumda’ demiş bizimkiler. Olay patladıktan sonra iki kulüple anlaşma yaptılar. Paraları ödediler. Cezaları artırdık talimat değiştirdik. Adamlar öyle girmişler ki ‘federasyon ne kadar ceza verse de öderiz’ demişler.

‘BAHSİN GİRDİĞİ YERDE PİSLİK VAR’

Biraz da amacına ulaştı, reklamlarını yaptı. Bunu engellememiz lazım. Adı geçen 2 kulübe ceza kestik. Spor Toto Genel Müdürlüğü savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ne hikmetse davaya bakan hakim bey takipsizlik kararı verdi. Biz bunlarla mücadele edecek isek, bahis serbestse, o zaman bıraksınlar, önünü açsınlar, kulüpler de para alsın o zaman! Belki de yayıncı kuruluştan alınan paradan daha çok para onlardan alınıyor. Bunlar girdiler ve ligin dengesini bozdular. İsmini vermeye gerek yok. Bahisin girdiği yerde pislik var.”

  •  

Göç İdaresi’nden ‘Suriyeli sayısı’ açıklaması

Açıklamada, Göç İdaresi Başkanlığınca yürütülen tüm iş ve işlemlerin 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile ilgili diğer mevzuatlara uygun yapıldığı ve geçici koruma kapsamındaki yabancıların kayıt işlemlerinin de Geçici Koruma Yönetmeliği’nin 21. maddesi kapsamında gerçekleştirildiği kaydedildi.

Bahse konu maddede geçici korumadan yararlananların, Türkiye’de doğan çocuklarının geçici koruma kayıtlarının en kısa sürede yapılmasının hüküm altına alındığı ifade edilen açıklamada, şu bilgiler paylaşıldı:

‘TAMAMI GERÇEK DIŞI’

“Bu kapsamda, il göç idaresi müdürlükleri tarafından, hastaneden alınan doğum bildirim formu ve ilgili diğer evrak ile birlikte yeni doğan çocuğun kaydı, tüm bilgileri içerecek şekilde GöçNet veri tabanı sistemine işlenmekte ve söz konusu çocuklara yabancı kimlik numarasını içeren geçici koruma kimlik belgesi düzenlenmektedir.

Yukarıdaki açıklamadan anlaşılacağı üzere, ülkemizdeki geçici koruma altında bulunan 2 milyon 935 bin 742 Suriyeli sayısının içerisinde geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin Türkiye’de doğan çocukları da yer almaktadır. Başkanlığımız tarafından şeffaf bir şekilde internet sitesinden paylaşılan ve her hafta düzenli olarak güncellenen ülkemizdeki yabancı sayılarının dışında, kamuoyu ile paylaşılan sayıların tamamı gerçek dışıdır ve hiçbir dayanağı yoktur.”

  •  

Pençe Kaplan’dan acı haber: Sözleşmeli Er Kander Babür şehit oldu

Bakanlıktan yapılan açıklamada, üs bölgesinde rahatsızlanan Sözleşmeli Er Kander Babür’e ilk müdahalenin revirde yapıldığı, sonrasında ileri tetkik ve tedavi maksadıyla helikopterle Şehit Tümgeneral Aydoğan Aydın Devlet Hastanesi’ne sevk edildiği, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olduğu belirtildi.

Açıklamada, “Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile asil milletimize başsağlığı ve sabır dileriz.” ifadelerine yer verildi.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de yayımladığı mesajda, Babür’e Allah’tan rahmet, ailesi ile Türk milletine başsağlığı ve sabır diledi.

  •  

İsrail’den İran’a saldırı: Tahran’da patlama sesleri duyuldu

İran’ın yarı resmi haber ajansı Fars, başkent Tahran’da bazı patlama sesleri duyulduğunu bildirdi.

İran’ın yarı resmi Fars Haber Ajansının haberinde, “Bir kaç dakika önce Tahran’da patlama sesleri duyuldu.” ifadelerine yer verildi.

İran devlet televizyonu da başkent Tahran’daki patlama haberlerini doğruladı.

Haberde, “patlamanın kaynağının henüz belli olmadığı” aktarılırken “bazı patlama seslerinin ise hava savunma sistemlerinden kaynaklandığı” bilgisi verildi.

Yarı resmi Tesnim Haber Ajansı ise olayla ilgili detayların daha sonra açıklanacağını belirterek, Tahran’daki Uluslararası İmam Humeyni Havalimanı ile Mehrabad Havalimanı’nda olağanüstü bir durum yaşanmadığını bildirdi.

Haberde, sosyal medyada patlamaya dair yayınlanan görüntülerin bir kısmının eski olduğunun tespit edildiği ve bu geceki patlamalarla ilgili olmadığı ifade edildi.

Öte yandan yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Tahran’daki petrol rafinerisinden görüntüler paylaşarak, rafineride herhangi bir patlama yaşanmadığını aktardı.

Konuya ilişkin İranlı yetkililerden henüz açıklama gelmedi.

SURİYE VE IRAK’TA DA PATLAMA SESLERİ

İran’ın başkenti Tahran’daki patlamalarla eş zamanlı olarak Suriye’nin başkenti Şam ve Humus ilinde de patlamalar meydana geldiği bildirildi.

Suriye resmi devlet ajansı SANA’nın haberinde, Şam yakınlarında patlama seslerinin duyulduğu belirtildi.

Şam ve Humus’ta Hizbullah ile direniş grupları yoğun varlık gösteriyor.

Irak’taki Al Mayadeen muhabiri de, ülkenin Diyala ve Salah Al-Din şehirlerinin dış kesimlerinde patlamalar olduğunu bildirdi.

İSRAİL ORDUSU DOĞRULADI

İsrail, yaptığı açıklamayla İran’a saldırı gerçekleştirdiklerini doğruladı.

İsrail ordusu, İran ve ‘bölgedeki vekillerinin askeri hedeflerine’ yönelik saldırılar düzenlediğini duyurdu

Yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“İran’daki rejimin İsrail Devleti’ne karşı aylarca süren sürekli saldırılarına yanıt olarak, şu anda İsrail Savunma Kuvvetleri İran’daki askeri hedeflere hassas saldırılar düzenliyor. İran’daki rejim ve bölgedeki vekilleri, 7 Ekim’den bu yana İsrail’e yedi cephede, İran topraklarından doğrudan saldırılar da dahil olmak üzere amansızca saldırıyor.

Dünyadaki diğer egemen ülkeler gibi, İsrail Devleti’nin de yanıt verme hakkı ve görevi vardır. Savunma ve saldırı yeteneklerimiz tamamen seferber edilmiştir. İsrail Devleti’ni ve İsrail halkını savunmak için gereken her şeyi yapacağız.”

ABD’DEN AÇIKLAMA

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC), İsrail’in “meşru müdafaa” hakkı uyarınca İran’da askeri hedefleri vurduğunu bildirdi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Sean Savett, konuya ilişkin AA muhabirine yazılı açıklama yaptı.

İsrail’in İran’a yönelik saldırısının 1 Ekim’de İran’ın balistik füze saldırısına cevaben gerçekleştiğini aktaran Savett, İsrail’in “meşru müdafaa” hakkı uyarınca İran’da askeri hedefleri vurduğunu kaydetti.

Savett, daha fazla bilgi için İsrail hükümetiyle irtibata geçilmesi gerektiğini belirtti.

  •  

Marmara Denizi’nde yeniden müsilaj: ‘Acil önlem alınmalı’

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nde 2021 yılında büyük zarara yol açan müsilaj oluşumunun yeniden ortaya çıktığını duyurdu.
Erdek Körfezi’nde 23 Ekim 2024’te yapılan dalışta, 10 metreden başlayarak 15 metreye kadar müsilajın oluştuğu tespit edildi. 25 Ekim’de yapılan sonraki incelemelerde ise müsilajın 24 metreye kadar yayıldığı gözlemlendi. Deniz yüzey sıcaklığının uzun yıllar ortalamasından 2 derece yüksek seyretmesi müsilajı tetikleyen unsurlar arasında gösteriliyor.

Uzmanlar, Marmara Denizi’ni müsilajdan korumanın tek yolunun deniz kirliliğini azaltmak olduğuna dikkat çekiyor. 2021 yılında uygulamaya alınan Marmara Denizi Eylem Planı (MDEP), kirlilikle mücadele kapsamında 22 madde içeriyordu, ancak bu planın etkin uygulanamaması nedeniyle müsilaj tekrar sorun haline geldi.

‘ACİL ÖNLEM ALINMALI’

İHA’nın haberine göre Prof. Dr. Mustafa Sarı, başta balıkçılık ve turizm olmak üzere, Marmara Denizi’ni olumsuz etkileyen müsilajın daha da yayılmasını önlemek için merkezi ve yerel yönetimlerin bir an önce harekete geçmesi gerektiğini belirtti. Marmara Denizi’ne akan Gönen, Nilüfer ve Ergene Nehirleri gibi kaynaklardan kontrolsüz endüstriyel atıkların boşaltılması durdurulmalı; akarsuların deşarj limitleri yeniden düzenlenerek denetimler artırılmalıdır. Marmara Denizi’nin korunması için alınacak önlemler artık aciliyet taşımaktadır.

MÜSİLAJ NEDEN GERİ GELDİ?

Müsilaj, kirliliğin etkisiyle artan azot ve fosforu kullanan alglerin suya salgıladığı kıvamlı bir polisakkarit yapısından oluşuyor. Müsilaj kümeleri, denizde kilometrelerce yayılarak sünger, midye ve mercan gibi deniz canlılarının yaşamsal faaliyetlerini durduracak kadar ağırlaşıp dibe çöküyor. Marmara Denizi çevresinde yaşayan 25 milyon insanın atıklarının yalnızca yüzde 55’i tam arıtılabiliyor. Geri kalan yüzde 45’i ise derin deşarj yoluyla denize veriliyor. Ülkenin yarısından fazlası Marmara Denizi çevresinde bulunan sanayi tesislerinin atıklarının da yalnızca yarısı arıtılıyor. Tarımsal gübre ve kimyasallar da akarsularla denize taşınıyor ve müsilajı tetikleyen kirlilik yükünü artırıyor.

  •  

Trump’tan Netanyahu’ya Filistin ve Lübnan telefonu: ‘Ne yapman gerekiyorsa yap’

Washington Post gazetesi, konu hakkında bilgisi olan 6 kişiye dayandırdığı haberinde, Trump’ın bu ay Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmelerinden detaylar verdi.

Trump’ın İsrail Başbakanı ile bu ay en az iki kez telefonda görüştüğünü açıkladığı kaydedilerek, bunlardan birinde Netanyahu’ya Hamas ve Hizbullah konusunda “Ne yapman gerekiyorsa yap” diyerek destek verdiği aktarıldı.

Görüşme hakkında WP’ye açıklama yapan South Carolina’nın Cumhuriyetçi Senatörü Lindsey Graham da Trump’ın Netanyahu’ya “askeri olarak ne yapması gerektiğini” söylemediğini, özellikle Lübnan’daki çağrı cihazlarının patlatılması operasyonu nedeniyle hayranlığını dile getirdiğini belirtti.

‘YENİ BİR ORTADOĞU’DAN BAHSEDİYORUZ’

Graham, “Onlara, ‘kendinizi savunmak için yapmanız gerekeni yapın’ dedi ancak burada açıkça yeni bir Orta Doğu’dan bahsediyoruz. Trump, yozlaşmış Filistin Devletiyle ilgili çok fazla şeyin değişmesi gerektiğini anlıyor.” ifadelerini kullandı.

Trump’ın seçim kampanyası sözcüsü Karoline Leavitt de Trump döneminde Ortadoğu’da “tarihi bir barış yaşandığını” savunarak, o dönemde “kaydedilen ilerlemelerin” Kamala Harris – JoeBiden yönetiminin zayıflığı nedeniyle bozulduğunu öne sürdü.

Leavitt, “Başkan Trump Oval Ofis’e geri döndüğünde, Kamala ve Biden’ın politikalarının yarattığı karmaşayı düzeltecek. İsrail bir kez daha korunacak, İran tekrar iflas edecek, teröristler avlanacak ve kan dökülmesi sona erecek.” değerlendirmesinde bulundu.

Diğer yandan, Trump ile Netanyahu’nun telefon görüşmeleri hakkında İsrail tarafının yorum yapmayı reddettiği belirtildi.

  •  

İsrail’den Lübnan’a hava saldırıları

Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberinde, İsrail’in akşam saatlerinde başkente düzenlediği hava saldırılarının sayısının 8’e ulaştığı ve bu saldırıların dördünde Hureyk Mahallesi’nin hedef alındığı belirtildi.

Diğer saldırılarda Burc el-Baracine, Leylaki ve El-Kefaat mahallelerinin vurulduğu, saldırılardan birinin oldukça şiddetli olduğu ifade edildi.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, akşam saatlerinde X hesabından bir harita paylaşarak Hureyk Mahallesi ve Burc el-Baracine bölgelerindeki 3 nokta için “tahliye” uyarısı yapmıştı.

CAN KAYIPLARI

Hizbullah ile 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yoğun hava saldırısı başlattı.

Lübnan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 8 Ekim 2023’ten bu yana düzenlenen İsrail saldırılarında 2 bin 634 kişi öldü, 12 bin 252 kişi yaralandı.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.

İsrail bombardımanı nedeniyle Lübnan’da 100 binlerce kişinin yerinden edildiği değerlendiriliyor.

Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Lübnan hükümeti yerinden edilen kişilerden 486 binden fazlasının Suriye’ye göç ettiğini açıkladı.

Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.

  •  

Biden Amerikan yerlilerinden özür diledi

ABD Başkanı Joe Biden, Arizona eyaletinin Phoenix kentini ziyaret ederek, burada Gila Crossing adlı tarihi okulda, ülkesinin yerli çocuklarının asimilasyonundaki rolüyle ilgili konuşma yaptı.

Biden, “Yaptıklarımız için ABD Başkanı olarak resmen özür diliyorum. Bunun çoktan zamanı gelmişti” dedi.

Bu açıklamayla ilk kez bir ABD başkanı, yıllar boyunca yatılı okullara gitmeye zorlanan on binlerce Amerikan yerlisi çocuğun maruz kaldığı davranışlar için özür dilemiş oldu.

PUEBLO OF LAGUNA KABİLESİ ÜYESİ: SEBAT EDİP DİRENDİK

Biden’a eşlik eden ve New Mexico’daki Pueblo of Laguna kabilesinin bir üyesi olan, dedesi ve büyük dedesi de bu yatılı okullara gönderilen ABD İçişleri Bakanı Deb Haaland de bu özür açıklamasının Amerikalı yerliler için çok değerli olduğunu vurguladı.

Haaland, “Federal hükümetimizin bu konuda başarısız olduğunu biliyoruz. Dilimizi, geleneklerimizi ve yaşam tarzlarımızı bozma konusunda başarısız oldu, bizi yok etme konusunda başarısız oldu çünkü biz sebat edip direndik” ifadesini kullandı.

Amerikan yerlisi çocukların gittiği Gila Crossing adlı okuldaki törene Tulalip Kabilesi vatandaşı ve Ulusal Amerikan Yerlileri Yatılı Okul İyileştirme Koalisyonu’nun Başkanı Deborah Parker ve bölgede yaşayan çok sayıda Amerikalı yerli topluluk üyesi katıldı.

Parker da konuyla ilgili açıklamasında, “Bu okullar, dil ve kültür kaybına, çocukların ailelerinden ayrılmasına yol açan asimilasyon ve kültürel soykırım araçlarıydı” diye konuştu.

BAKANLIĞIN RAPORU GÜNDEMİ SARSMIŞTI: YÜZLERCE ÇOCUĞA KÖTÜ MUAMELE

ABD İçişleri Bakanlığının kısa süre önce açıklanan raporuna göre bu okullarda en az 973 çocuğun kötü muamele ve koşullar nedeniyle hayatını kaybettiği ortaya çıkmıştı. Raporda, pek çok çocuğun fiziksel, cinsel ve duygusal şiddete maruz kaldığı, hayatını kaybeden çocukların gömüldüğü ülke genelinde toplam 74 toplu mezar olduğu belirtilmişti.

İlişkili Haber
thumbnail
ABD, Kızılderili çocukların yatılı okullardaki akıbetini araştıracak
Haberi görüntüle

ABD hükümeti, 1819’dan 1969’a kadar 37 eyalette 400’den fazla federal Amerikan yerlisi yatılı okulunu yönetmiş ya da kiliselere ve dini gruplara bu okullar için para ödemişti.

Kızılderili Medeniyeti Yasası’nın 1819’da çıkarılmasıyla ABD çapında Kızılderili yatılı okulları kurmak ve desteklemek için yasalar çıkarılmıştı. 1996 yılına kadar Kızılderili çocuklar asimilasyon için bu yatılı okullara gitmeye zorlanmıştı.

ABD ve Kanada’da, Amerika kıtasının yerli halkının çocuklarının, asimile edilmek üzere devlet tarafından finanse edilen Hristiyan okullarına gitmesi gerekiyordu. Bu çocuklar aynı zamanda zorla Hristiyanlığa geçiriliyor ve dillerini konuşmalarına izin verilmiyordu.

  •  

Meral Akşener’den ‘İyi Parti’ paylaşımı

Eski İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin 7’nci kuruluş yıl dönümünü kutladı.

Sosyal medya hesabından bir mesaj yayımlayan Akşener, “Bir 25 Ekim günü, milletimizin hayalleriyle, umutlarıyla, talepleriyle doğan hikayemiz, bugün 7 yaşında…” dedi.

Akşener, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“Demokrasi tarihimize, eşi benzeri görülmeyen bu kutlu hikâyeyi yazabildiğimiz için ilk günkü mutluluğu taşıyorum. Fısıltılarda kalanların meydanlarda haykırılmasına, Sokakta konuşulanların kürsülere taşmasına, Milletin yön verdiği bir siyasetin de mümkün olduğunun gösterilmesine vesile olabildiğimiz her bir an için gurur duyuyorum. Eminim ki geçen zaman; İYİ Parti’nin değerini, Türk milletiyle bütünleşen yerini, neleri başardığını ve hangi yolları, hangi sebeplerle, nasıl aştığını daha da iyi gösterecek… Kutlu olsun!”

Bir 25 Ekim günü, milletimizin hayalleriyle, umutlarıyla, talepleriyle doğan hikayemiz, bugün 7 yaşında…

Demokrasi tarihimize, eşi benzeri görülmeyen bu kutlu hikâyeyi yazabildiğimiz için ilk günkü mutluluğu taşıyorum.

Fısıltılarda kalanların meydanlarda haykırılmasına,…

— Meral Akşener (@meral_aksener) October 25, 2024

  •  

İsrail’den Lübnan’a yeni bombardıman

Lübnan Hizbullahı ile savaş ihtimali gündemde olan İsrail, Lübnan’daki Hizbullah Hareketi’ne ait olduğunu ileri sürdüğü hedeflere yeni hava saldırıları gerçekleştirdiğini bildirdi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılar düzenlendiği belirtildi.

Lübnan kaynakları ve sosyal medya kullanıcıları, İsrail savaş uçaklarının, Lübnan’ın güneyindeki yerleşim yerleri yakınlarındaki dağlık bölge ve vadilere, Litani Nehri çevresine düzenlediği hava saldırılarındaki patlamaların görüntülerini paylaştı.

İsrail’in kuzeyindeki bölgelerde de akşam saatlerinde sirenler çaldı.

Öte yandan, Lübnan resmi haber ajansı NNA’da yer alan habere göre, İsrail savaş uçakları, ülkenin güneyindeki kasabalara 40 dakika içinde 50’den fazla hava saldırısı düzenledi.

Çoğunlukla tepe, vadi ve nehir yataklarının hedef alındığı saldırılarda, güneyde yer alan Rumin Vadisi, Deyr ez-Zehrani bölgesi, El-Luveyze, Melih, Barti, Kefer Melki, Bel er-Reyhan kasabalarının etekleri ile İzze ve Deyr ez-Zehrani kasabaları arasındaki ormanlık alan ve Et-Tuffah bölgesinde yer alan Basalya beldesi gibi birçok nokta hedef alındı.

İSRAİL HAZIRLIK İÇİNDE

Öte yandan, İsrail Ordusu Kuzey Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Ori Gordin’in, İsrail’in kuzeyinde konuşlandırılmış birliklerin komutanlarıyla değerlendirme toplantısı yaptığı belirtildi.

Ordudan yapılan açıklamada, kuzey komutanlığına bağlı komutanların, “bölgedeki çatışmanın genişletilmesine yönelik hazırlıkların parçası olarak durum değerlendirmeleri yaptığı” ifade edildi.

İsrail ordusundan yapılan bir diğer açıklamada da İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar’ın, “hava kuvvetlerinin mümkün olan en yüksek alarm seviyesinde olduğu” sözlerine yer verildi.

İsrail’in dün Beyrut’a düzenlediği saldırıda Hizbullah’ın üst düzey askeri komutanlarından İbrahim Akil’in yanı sıra “Rıdvan Gücü”nün eski komutanlarından Ahmed Mahmud Vehbi’nin de aralarında bulunduğu 15 Hizbullah mensubu ölmüştü.

Lübnan Sağlık Bakanı Firas el-Ebyad, düzenlediği basın toplantısında, hava saldırısında ölenlerin sayısının 3’ü çocuk, 7’si kadın 37’ye yükseldiğini, 68 kişinin yaralandığını belirtmişti.

Ebyad, çağrı cihazlarının ve telsizlerin patlatılması ve dünkü saldırılarda ölenlerin toplam sayısının ise 76’ya yükseldiğini dile getirmişti.

💾

Lübnan Hizbullahı ile savaş ihtimali gündemde olan İsrail, Lübnan'daki Hizbullah Hareketi'ne ait olduğunu ileri sürdüğü hedeflere yeni hava saldırıları gerçekleştirdiğini bildirdi.
  •  

Eskişehir’de engelli çocuğa cinsel istismar: Anne, üvey baba ve istismarcı tutuklandı!

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamaya göre, mağdur P.D’nin (17) yabancı uyruklu C.Z. tarafından cinsel istismara uğradığı iddiasıyla ilgili soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde P.D’ye cinsel istismarda bulunduğu öne sürülen C.Z. ile P.D’nin annesi A.K. ve üvey babası S.K. gözaltına alındı.

3 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından Eskişehir Adliyesi’ne sevk edildi. C.Z, A.K. ve S.K. savcılık sorgusunun ardından Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldı.

Mağdur P.D’ye cinsel istismarda bulunan C.Z, mağdura yönelik gerçekleştirdiği eylemler doğrultusunda “çocuğun nitelikli cinsel istismarı”, “çocuğa ya da kendisini beden veya ruh bakımından savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından, annesi A.K. hakkında çocukları P.D. ve B.K’ye yönelik gerçekleştirdiği eylemlerden dolayı “çocuğun nitelikli cinsel istismarına yardım etme”, “çocuğa ya da kendisini beden veya ruh bakımından savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya yardım etme”, “çocuğa ve alt soya karşı eziyet”, “kendini savunamayacak durumda olan alt soya karşı hayati tehlike geçirecek şekilde kasten yaralama” suçlarından, üvey babası S.K. ise mağdur P.D.’ye yönelik eylemleri nedeniyle “silahla tehdit, kendisini savunamayacak durumda olan kadına karşı kasten yaralama” suçlarından tutuklandı.

  •  

Galatasaray Fenerbahçe’yi 3 golle geçti

Trendyol Süper Lig’in 6. haftasındaki derbide Fenerbahçe’yi 3-1 yenen Galatasaray, 6’da 6 yaptı.

Ülker Stadı’ndaki maçın başında rakibinden baskı yiyen sarı-kırmızılı ekip, yaptığı iyi savunmayla kalesinde gol görmedi. Karşılaşmanın 20. dakikasında Dominik Livakovic’in kendi kalesine attığı golle 1-0 öne geçen “Cimbom”, 28. dakikada Victor Osimhen-Dries Mertens ortaklığı sonrası gelen golle farkı 2’ye çıkardı. Maçın devre arasına 2-0 Galatasaray’ın üstünlüğüyle girildi.

İkinci yarıya iyi başlayan sarı-kırmızılı takım, 59. dakikada Gabriel Sara’nın şık golüyle 3-0 üstünlük kurdu. Fenerbahçe, 63. dakikada Edin Dzeko’nun penaltıdan kaydettiği golle farkı 2’ye indirse de kalan dakikalarda skor değişmedi ve Galatasaray derbiden 3-1 galip ayrıldı.

Bu sonuçla Süper Lig’e 6’da 6 yaparak başlayan Galatasaray, liderliğini sürdürdü.

TARİHİN EN İYİ BAŞLANGICI TEKRARLANDI

Sarı-kırmızılı ekip, ilk 6 maçını kazanarak Süper Lig tarihindeki en iyi sezon başlangıcını tekrarladı.

Kendi adına en iyi sezon başlangıcını Hollandalı teknik adam Frank Rijkaard yönetiminde 2009-2010 sezonunda 6’da 6 yaparak gerçekleştiren sarı-kırmızılı ekip, bu sezon bu başarısını yineledi.

Galatasaray, 7. haftada sahasında Kasımpaşa’yı yenmesi durumunda kendi rekorunu kırarak tarihi bir başlangıç yapacak.

5 PUAN FARK

Galatasaray, rakibi Fenerbahçe’yle arasındaki puan farkını 5’e çıkardı.

Sezona iyi başlayan iki takımın mücadelesinde kazanan sarı-kırmızılı ekip oldu. Derbiye 2 puan önde gelen Galatasaray, rakibiyle arasındaki puan farkını açtı.

KADIKÖY’DE İYİ PEFORMANS SÜRÜYOR

Galatasaray, son dönemde Fenerbahçe ile deplasmanda yaptığı maçlarda aldığı iyi sonuçlarla dikkati çekiyor.

Sarı-kırmızılı ekip, Kadıköy’de çıktığı son 8 derbide sadece 1 kez mağlup oldu. Üç beraberliği bulunan Galatasaray, dördüncü kez galip geldi.

Ülker Stadı’nda son 2 derbide 3-0 ve 0-0’lık sonuçlar alan “Cimbom”, üçüncü müsabakayı 3-1 kazandı.

TORREİRA’NIN ŞUTU GOLLE BİTTİ

Galatasaray’ın Uruguaylı orta saha oyuncusu Lucas Torreira’nın çıkardığı iyi şutun ardından Galatasaray golü buldu.

Mücadelenin 20. dakikasında duran top sonrasında Fenerbahçe savunmasının uzaklaştırmak istediği meşin yuvarlak ceza yayı gerisindeki Torreira’ya geldi. Tecrübeli futbolcunun gelişine vurduğu top düzgün bir şekilde giderek önce yan direğe sonra da kaleci Dominik Livakovic’in sırtına çarparak ağlarla buluştu.

MUSLERA’DAN KRİTİK KURTARIŞ

Galatasaray kaptanı Fernando Muslera, yaptığı kritik kurtarışla takımının üstünlüğünü sürdürmesini sağladı.

Maçın 20. dakikasında öne geçen sarı-kırmızılı takım, iki dakika sonra tehlikeli bir pozisyon verdi. Bu anda sahneye çıkan Uruguaylı file bekçisi Muslera, karşı karşıya pozisyonda Jayden Oosterwolde’ye gol izni vermedi.

MERTENS 3 GOLE ULAŞTI

Galatasaray’ın Belçikalı yıldızı Dries Mertens, Süper Lig’de bu sezon 3. kez fileleri havalandırdı.

Sezona iyi bir başlangıç yapan 37 yaşındaki futbolcu, 6. maça da ilk 11’de başladı. Derbiye kadar son 3 müsabakada 2 kez gol sevinci yaşayan Mertens, Fenerbahçe ağlarını da sarsarak 3. golünü kaydetti.

Dries Mertens, üçüncü sezonunu geçirdiği sarı-kırmızılı takımda 93. resmi karşılaşmada 22 gole ulaştı.

SARA’NIN KATKILARI SÜRÜYOR

Galatasaray’ın yeni transferi Gabriel Sara, sarı-kırmızılı formayla ikinci kez gol sevinci yaşadı.

Sarı-kırmızılı kulübün tarihindeki en pahalı transfer olan Brezilyalı futbolcu, ligde 5. maçına çıktı. Sara, 5. haftadaki Çaykur Rizespor müsabakasının ardından derbide de golünü attı.

DIŞ SAHA PERFORMANSI DEVAM EDİYOR

Galatasaray, Süper Lig’de dış sahadaki son 15 maçta mağlup olmadı.

Ligde rakip sahadaki son yenilgisini geçen sezonun 12. haftasında Atakaş Hatayspor karşılaşmasında yaşayan sarı-kırmızılı ekip, sonrasında yenilgiyi unuttu.

Galatasaray, söz konusu mücadeleden sonra çıktığı 15 lig maçında 13 galibiyet, 2 beraberlik yaşadı. “Cimbom”, deplasmanda çıktığı son 12 maçın tamamını kazandı.

SALLAİ İLK KEZ SAHADA

Galatasaray’ın yeni transferi Roland Sallai, ilk kez sarı-kırmızılı formayla maça çıktı.

Almanya’nın Freiburg takımından transfer sezonunun son gününde kadroya katılan Macar futbolcu, derbinin 75. dakikasında Dries Mertens’in yerine oyuna girdi.

GALATASARAY SARARDI

Sarı-kırmızılı takım, derbiyi 6 sarı kartla tamamladı.

Mücadelenin hakemi Atilla Karaoğlan, Galatasaray’dan Yunus Akgün, Davinson Sanchez, Kaan Ayhan, Abdülkerim Bardakcı, Barış Alper Yılmaz ve Ismail Jakobs’a sarı kart gösterdi.

Fenerbahçe’de ise Mert Hakan Yandaş (kulübede), Fred ve Yusuf En-Nesyri sarı kartla cezalandırıldı.

GALİBİYETİ TARAFTARIYLA KUTLADI

Galatasaraylı futbolcular, derbi galibiyeti sevincini deplasman tribünündeki taraftarlarıyla paylaştı.

Maçın bitiş düdüğünün ardından büyük sevinç yaşayan sarı-kırmızılı futbolcular, orta sahada bir araya gelerek taraftarının önüne gitti. Futbolcular ile taraftarlar, galibiyeti birlikte kutladı.

  •  

AKP’de kongre süreci başladı

AKP’de, 3 Eylül’de Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nda (MKYK) alınan kongre kararının ardından, 8. Büyük Olağan Kongre sürecine ilişkin çalışmalar hızlandı.

Parti öncelikle MKYK’de belirlenen kongre takvimi ve parti tüzüğüne göre mahalle delege seçimlerini gerçekleştirecek.

Bunun için “delege listelerinin ilanı, delege listelerinin kesinleşmesi” sürecini tamamlayan parti, bugün ve yarın gerçekleştirilecek mahalle delege seçimiyle belde ve ilçe kongre delegelerini tespit edecek.

Ardından belde ve ilçe kongrelerine geçecek ve 37 beldede kongre yapacak AKP’nin, 12 Ekim’de ise ilçe kongrelerinin başlaması bekleniyor.

Bu süreci 90 günde tamamlamayı planlayan AKP, ilçe kongreleri devam ederken de süreci tamamlayan ilçeler için 28 Aralık’ta il kongrelerini başlatmayı hedefliyor.

Böylece bu takvim çerçevesinde en geç mart ayı sonuna kadar 8. Büyük Olağan Kongre’ye hazırlık çalışmaları tamamlanmış olacak.

Bu arada kongresi biten ilçe ve il teşkilatlarını süratle saha çalışmalarına yönlendirecek parti, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı büyükşehirlerin kongrelerini ise en son yapmayı planlıyor.

  •  

CHP’li Öztürkmen açıkladı… Cumhurbaşkanlığı 2023’te günlük kaç asgari ücret harcadı?

CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, Cumhurbaşkanlığı’nın 2023 yılı harcamalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

ANKA’nın aktardığına göre Cumhurbaşkanlığı giderlerinde 2022 yılına göre yaklaşık yüzde 70 artış belirten Öztürkmen’in açıklaması şöyle:

“Sayıştay’ın 2023 raporuna göre Cumhurbaşkanlığının 2023 yılında faaliyet gideri 9.565.656.331,30 TL (9.56 milyar) olarak gerçekleşti. 2022 yılında bu rakam 5.363.433.755,07 TL (5.3 milyar) idi.

BİR YILDA CUMHURBAŞKANLIĞI GİDERLERİNDE YÜZDE 70’E YAKIN ARTIŞ YAŞANDIĞI GÖRÜLDÜ

2022 yılında günlük 15.5 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı harcaması, 2023 yılında günlük 26.2 milyon liraya çıktı. Yani Saray, 2023 yılında günlük ortalama 1.541 asgari ücret harcamış! 1 yılda ise harcadığı asgari ücret sayısı 562.465! Bu artış oranıyla hesaplandığında 2024 yılında Cumhurbaşkanlığı giderlerinin toplamı en az 16 milyar TL olacak! Vatandaşa tasarruf paketi, Saray’a saltanat bütçesi.

BİR BAŞKA KONU KORUMA GİDERLERİ

Emniyet’in verilerine göre, Erdoğan’ın koruma ordusu yani Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi yılın ilk 4 ayında 798 milyon TL harcadı. Aynı sürede; TBMM Koruma Dairesi Başkanlığına 244 milyon, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığına 221 milyon, Siber Suçlarla Mücadele Başkanlığına 191 milyon TL harcanmış. Yani üç kurumun toplamından daha fazla…

Bu ordu kaç kişi? Kimleri koruyor, kaç kişiyi koruyor, aralarında resmi görevi olmayanlar var mı? Bu kadar para tam olarak neye harcanıyor bilen yok. Yılın ilk 4 ayındaki veriler dikkate alındığında, yıl sonunda Saray’ın koruma ordusu için yaklaşık 2,4 milyar TL harcanmış olacak. Bu kadar ‘elitist’ bir koruma dünyanın az ülkesinde görülür.”

  •  

Sayıştay’ın raporunda çıktı: İletişim Başkanlığı en çok parayı neye harcadı?

Sayıştay’ın 2023 denetim raporuna göre, İletişim Başkanlığı bütçesinin büyük bir kısmını “mal ve hizmet” alımlarına ayırdı.

1434 personeli bulunan başkanlık, bütçesinin yalnızca yüzde 12,20’sini personel harcamalarına ayırırken, mal ve hizmet alımları için yaklaşık 2,7 milyar TL harcama yaptığı tespit edildi.

Raporda, başkanlığın geri kalan bütçesinin yüzde 1,40’ını Sosyal Güvenlik Kurumu devlet primi giderlerine, yüzde 2,99’unu sermaye giderlerine ve yüzde 0,17’sini ise cari transferlere ayrıldığı belirtildi.

  •  

Sakaryaspor Başkanı Gökhan İn’i darbeden kişi tutuklandı

Sakaryaspor Başkanı Gökhan İn, bir tartışma sırasında C.Ş. tarafından darbedildi.

Saldırı anında kayıtta olan telefon, yaşananları saniye saniye kaydetti. Saldırganın, Gökhan İn ile konuşurken söylediği sözler dikkat çekti.

Gökhan İn’e tokat atan C.Ş. şu ifadeleri kullandı:

“Dinle beni. İsim kullanmayacaksın. Artık basın açıklaması yok. Bu işler bitti. Birol’un aldığı 150 bin TL’yi de bu hafta sen ödeyeceksin. Duyuyor musun beni? Bana bak!”

Gökhan İn ise bu ifadelere “Tamam oğlum, sakin ol. Bende kalp var biliyorsun değil mi? Tamam.” şeklinde yanıt verdi.

ADLİYEYE SEVK EDİLDİ

Gökhan İn’e bir kişinin tokat attığı görüntünün sosyal medya hesaplarından paylaşılması üzerine Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca “yağma” suçundan soruşturma başlatıldı.

Soruşturma kapsamında şüpheli C.Ş. hakkında gözaltı kararı verildi.

Polis ekiplerince İstanbul’da gözaltına alınan C.Ş, Sakarya’ya getirildi.

‘SİNİRLERİME HAKİM OLAMADIM’

İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğündeki işlemleri tamamlanan şüpheli, sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edildi.

Şüpheli C.Ş’nin emniyetteki ifadesinde, yönetimde yaşanan sıkıntılara ilişkin çıkan tartışma sonrası sinirlerine hakim olamadığını iddia ettiği öğrenildi.

C.Ş’nin olay sırasında yanında S.İ’nin olduğunu, görüntülerin nasıl yayıldığını bilmediğini öne sürdüğü belirtildi.

Öte yandan görüntüyü çektiği tespit edilen S.İ’nin ifadesinin alınması için çalışma başlatıldı.

TUTUKLANDI

İn’e tokat atan şüpheli C.Ş. “yağmaya teşebbüs” suçundan tutuklandı.

💾

Sakaryaspor Başkanı Gökhan İn, bir tartışma sırasında C.Ş. tarafından darbedildi.
  •  

Diyarbakır’da şantaj operasyonu: 3 kişi tutuklandı

Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde düzenlenen şantaj operasyonunda gözaltına alınan 3 şüpheli tutuklandı.

İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri, ilçede yaşayan M.K’nin şikayeti üzerine, sosyal medya aracılığıyla tanıştıkları kişilere kişisel verilerini ve müstehcen görüntülerini ele geçirdiklerini iddia ederek şantaj yapan suç şebekesine yönelik çalışma yürüttü.

Kent Güvenlik Yönetim Sistemi ile takibe alınan ve sahte isim kullandığı belirlenen S.B. adlı kadın, daha önce seri numaraları alınmış 2 milyon liralık ödemenin teslimi için M.K. tarafından polisin belirlediği bir iş yerine davet edildi.

Ekipler, S.B’yi buluşma yerinde parayı alıp ayrılacağı sırada üzerinde ruhsatsız tabancayla yakaladı.

Soruşturmayı derinleştiren polis, şebekenin diğer üyeleri R.H. ve H.T’yi de gözaltına aldı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheliler tutuklandı.

  •  

Özgür Özel’den ‘çay’ çağrısı: Kanun mutlaka çıkarılmalıdır

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Rize 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen çay mitingde, çayda fiyat açıklandığı günden itibaren Rize’de büyük bir moral bozukluğu, umut kırıklığı, yükselen bir tansiyon olduğunu söyledi.

Milletin gündeminde olmayan hiçbir konunun kendisinin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin gündeminde olmayacağını belirten Özel, “Asla kısır çekişmelerle kimlik siyasetiyle lüzumsuz polemik ve kavgalarla meşgul olmayacağız ama milletin gündeminde ne varsa o bizim gündemimizde olacak. Onu konuşacağız, onu anlatacağız. Müzakereler yapacağız. Eğer sonuç alamazsak sokaklar bizimdir, meydanlar bizimdir, sizin sesinizi, sesimizi duyuracağız.” ifadelerini kullandı.

Özel, birilerinin siyasetteki normalleşmeden rahatsızlık duyduğunu ifade ederek, normalleşmenin muhalefetin dozunu düşürmek, vatandaşın sorununu görmemek olmadığını söyledi.

Normalleşmenin müzakere ve mücadele etmek olduğunu dile getiren Özel, şöyle devam etti:

“Buradan Sayın Erdoğan’a kendi memleketinde hakaret etmenin, tartışmanın, onunla kavga etmenin ne bana ne kendisine ne Rize’ye ne Türkiye’ye faydası var. Ancak ben buradan Sayın Erdoğan’a kendi memleketinden, AK Partili, MHP’li, CHP’li, İYİ Partili her görüşten hemşehrisinin sesini duyurmaya, çay üreticisinin sesini duyurmaya geldim. Rize’den katılımın yanı sıra Artvin’den, Trabzon’dan, Ordu’dan, Giresun’dan çay üreticileri var. Hepiniz hoş geldiniz. Bugün mücadeleye destek olmak, hemşehrilerinin yanında olmak için Samsun’dan dahi kalkıp gelenler var, hoş geldiniz. Buraya katılımlarına katkı sağlayan il başkanlarıma, örgütümüze yürekten teşekkür ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugün burada bulunmamızın en önemli sebebi 31 Mart’ta hep birlikte büyük bir başarı kazandığımız Türkiye ittifakının bize yüklediği sorumluluktur. O yüzden ben Türkiye ittifakının verdiği görev ve sorumlulukla buraya geldim.”

Özel, mitingin düzenlendiği alandaki bayraklara dikkati çekerek, “Meydanda Türk bayrağının yanında miting bayrakları var. Miting bayraklarını gösterin. Üzerinde ‘Çayda sömürüye son yazıyor.’ ama aynı zamanda bayrağın kırmızısını, çayın yeşilini ve karasını ama Filistin bayrağının rengini taşıyor. Bu tasarım için, kendi derdini anlatırken Filistin’i unutmayanlar için emeği geçenlere, il başkanımıza, milletvekilimize yürekten teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun.” diye konuştu.

Filistin’i tanıyan ülkeleri tek tek aradıklarını ve teşekkür yazısı yolladıklarını kaydeden Özel, “Şu ana kadar 50’ye yakın ülke tanıdı. Bütün dünyanın Filistin’i tanımasını bekliyoruz. ‘Zulüm dursun’ diyoruz, İsrail’in yaptığı katliamları, soykırımını bir kez de Rize’den lanetliyoruz.” dedi.

Özel, Türkiye’nin bir tarım ülkesi olmasıyla yıllarca övündüklerini, son yıllarda bu vasfın kaybedilmesini üzüntüyle takip ettiklerini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çiftçilere gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i kadar destekleme verilecekti. Peki hiç verildi mi? Hiç verilmedi. Ne kadar veriliyor? Binde 2. Yüzde 1, binde 2. Öyle olunca toplamda 853 milyar lira alacağınız var devletten. Sadece geçen sene 178 milyar lira ödenmesi gerekirken size ödenmeyen desteklemedir ve bu sene eğer yüzde 1 verilecek olsa alınacak para 410 milyar lira iken bu parayı sizlere, çay üreticilerine, fındık üreticilerine, bizi doyuranlara ödemek yerine, çetelere, müteahhitlere, zenginlere verenlere yazıklar olsun. Hangi ürüne ne destek verileceği 1 yıl önceden ilan edilmelidir. Çiftçi ne ekip biçeceğine ona göre karar vermelidir. Ayrıca bu ürünlerden destek verilen, üretilmesi istenenler için yüksek primli teşvik sistemi oluşturulmalıdır. Sulamada kullanılan elektrik borçları hemen bugün değil, ürün satılınca ödenebilmelidir.”

Özgür Özel, çiftçilere ait banka ve tarım kredisi borçlarının faizlerinin silinerek 5 yıla kadar yapılandırılması, çiftçinin elinde kalan ürünlerin devlet tarafından mutlaka alınması gerektiğini söyledi.

‘ÇAY MİTİNGİ 100 YILLIK BİR YÜRÜYÜŞÜN GELDİĞİ NOKTADIR’

Gıda enflasyonunu düşürmek için üretici fiyatını düşürmek yerine üretim maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini kaydeden Özel, “Çiftçilerin çektikleri sıkıntıları bitirmek gerekir. Çaya gelince Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün Rize meydanında yapmış olduğu bu çay mitingi 100 yıllık bir yürüyüşün geldiği noktadır. 100 yıldır buralarda çay tarımı yapılmaktadır. Ancak Türkiye çay tüketiminde birinci sıradayken çay üretiminde beşinci sıradadır. Yani diğer ürünlerde, örneğin üzümün çoğu ihraç edilmektedir. Fındıkta benzer durumlar vardır. Ama çayda yerli tüketim yeterince vardır.” ifadelerini kullandı.

Özel, sadece çay ithalatının denetlenmesi ve kaçak çaya engel olunması halinde sıkıntıların çözülebileceğini savunarak, şöyle devam etti:

“1,5 milyon insan, 210 bin aile çayla geçiniyor. Maalesef bugün en büyük sıkıntı Cumhuriyet tarihi boyunca en kötü durum buradadır. Biliyorsunuz bir çay fiyatı açıkladılar. Kim açıklar çay fiyatını? Bakan, başbakan açıklar. Şimdi bakan yok, başbakan yok, hükümetin başı gelir açıklar. Senelerce tütün fiyatı, memleketim Manisa’da Akhisar’da açıklandı. Üretici fiyatı beğenirse kasketi havaya atardı gazeteler yazardı, ‘Fiyat güzel, kasket havada.’ Fiyat beğenilmezse kasketi alırdı yere çalardı, tütün fiyatı kötü, kasketler yerde. Şimdi hadi bakalım gelin açıklayın, ortada kimse yok. Çay fiyatını açıklamayan bir tarım bakanı, çay fiyatını açıklamayan hükümetin başkanı, Cumhurbaşkanı olur mu? Çayı niye tweet atarak açıklıyorsunuz? Gelin Rizelinin gözüne bakın, 17 lirayı söyleyin, bakalım kasketler nasıl yere çalınıyor. 17 lira çay fiyatını açıklamaya utanıp tweet attırıyorlar. ‘2 lira da destekleme var’ diyor. Seneye martta, nisanda. O yüzden o 2 lira da bugünün 2 lirası değil, 1 sene sonranın 2 lirası.”

Verilen 17 liralık yaş çay alım fiyatını kabul etmediklerini belirten Özel, ÇAYKUR’da çalışan işçilerin de sorunu bulunduğunu söyledi.

‘GÖZÜNÜZÜN İÇİNE BAKACAĞIZ’

Özel, çay üreticisinin sorunlarının çözümü konusunda önceliğin çay kanununun çıkarılması olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Ancak bu kanun hükümetin 1,5 yıl önce getirdiği, çay üreticisini perişan eden, tamamen özel sektörün eline teslim eden, uluslararası çay tekellerinin topraklarımızda egemenlik kurmasını sağlayacak bir teklif olmamalıdır. Biz geçmişte sizin hemşehriniz İstanbul milletvekilimiz Mehmet Bekaroğlu’yla bu dönem sizin evladınız, bizim abimiz Tahsin Ocaklı ile dört başı mamur bir çay teklifi verdik. Teklife ‘Evet’ dediğinde, işçinin de sorunu çözülüyor, üreticinin de sorunu çözülüyor, Rize’nin de yüzü gülüyor. Trabzon’un da Artvin’in de nerede çay üreten varsa yüzü gülüyor. Taşkın Bey önergeyi verdi, maalesef AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Buradan çağırıyoruz, Tahsin Bey öneriyi bir daha verin, hemşehrileriniz için verin. Buradan Sayın Bahçeli’ye, Sayın Erdoğan’a, Rize’nin bütün milletvekillerine, Karadeniz vekillerine sesleniyoruz. Önergeyi vereceğiz, gözünüzün içine bakacağız. Rize’yi unutmayın. Çay üreticisi elini uzatıyor, bu eli havada bırakmayın, bu eli boşta bırakmayın. Tutun elimizi tutun, önergeyi reddetmeyin.”

Çayda her yıl üretim maliyetlerinin üzerine hakkaniyetli bir kar oranı konularak taban fiyatın erkenden açıklanmasını isteyen Özel, ayrıca organik çay üreticisinin taban fiyatının da açıklanan fiyatın en az iki katı olması gerektiğini kaydetti.

‘YURDA KAÇAK YOLLARLA GELEN ÇAYLAR ENGELLENMELİDİR’

Özel, çaya yönelik destekleme oranlarının artırılması gerektiğini öne sürerek, “Çay üreticisine söz verilen banka promosyon ödemelerine derhal başlanmalı. Çay verimliliğin artması için düşük verimlilikle mücadele yapılmalı, ürün çeşidi artırılmalı, yurda kaçak yollarla gelen çaylar engellenmelidir. Buradan hatırlayalım, bir selam yollayalım, ne diyordu Kemal Bey? ‘Kaçak çayları getireceğim, Rize meydanında yakacağım.’ CHP’yi iktidara taşıyacağız. Kaçak çayları buraya getireceğiz. Çayları yakmaya Kemal Bey’i de davet edeceğiz. Kemal Bey’in sözü partimizin sözüdür. Önünde sonunda o işi yapacağız.” dedi.

Konuşması öncesinde çay fabrikalarının bacalarında bulunan filtre sistemiyle ilgili şikayetler aldığını aktaran Özel, Rize’de 160’a yakın özel fabrikanın pek azının bacasında filtre bulunduğunu, olmayanların bacalarına filtre takması, ilgili bakanlığın da bunu mutlaka denetlemesi gerektiğini ifade etti.

Özgür Özel, bölgede en önemli sıkıntılardan birinin de fındık üreticisinin sorunları olduğunu belirterek, “Türkiye yüzde 70’ini üretiyor ama parayı çok uluslular kazanıyor. İhracat gelirimiz 2 milyar dolar civarında, maliyetler her gün artıyor. Biz fındığın sorunlarını biliyoruz. ‘Fındıkla ilgili sakın çayda yapılanları yapmaya kalkmayın.’ diye uyarıyoruz. Karadeniz’i batısından, ortasından doğusuna yalnız bırakmamaya Karadeniz’le birlikte olmaya söz veriyoruz. Hep burada, hep yanınızda olacağız. Bugün Rize’ye geldik, sizi duyduk, sesimizi duyurduk. Bundan sonra da hep birlikte olacağız. Bugün burada olan sosyal demokratlara, muhafazakar demokratlara, milliyetçi demokratlara, Rize’nin bütün demokratlarına teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

Çayın baş tacı olduğu günleri görmek istediklerini dile getiren Özel, “Artık yüzümüz gülsün, Rize’nin yüzü gülsün istiyoruz. Rize’deki AK Partililer, Rize’deki MHP’liler alın terinin rengi, alın terinin partisi olmaz. Alnınızın teri kutsaldır. Alın terinin karşılığını vermek devletin boynunun borcudur. Doğru çay fiyatının, 31 Mart tarihinde yapılan seçimden önce Rize Pazar’da 25 lira olması gerektiğini söylemiştim. Buradan çağrımı tekrarlıyorum. 17 liralık fiyatın üzerine tam 8 liralık destekleme verilmeli. Bu para da en geç ağustos ayının sonunda ödenmelidir. Buradan sesimizi duyuralım. Ne kadar istiyoruz? 25.” değerlendirmesinde bulundu.

Özgür Özel, miting öncesinde Gündoğdu Mahallesi’ndeki bir çay bahçesine giderek üreticilerle bir araya geldi, çay hasat etti.

  •  

Bakan Tunç: Oyları bölmeyelim, ampulün altında birleşelim

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, partisinin yerel seçim çalışmaları kapsamında öğle saatlerinde Zonguldak’a geldi. Kilimli ilçesinde esnafı ziyaret eden Bakan Tunç, AKP’nin seçim koordinasyon merkezinde vatandaşlara seslendi.

“Gerçek belediyeciliğin mimarının 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki başarılarıyla Recep Tayyip Erdoğan” olduğunu ve AKP’nin de bu başarının üstünde kurulduğunu ileri süren Bakan Tunç, “AK Parti’yi kuran kadrolar belediyecilikten gelir. Gerçek belediyecilik derken biz bunu icraatımızla, eser siyasetimizle gösterdik ve 2002 yılından bu yana da gerçek belediyecilik, eser ve hizmet siyasetine dönüştü. Bir marka, bir ekol haline geldi” ifadelerini kullandı.

Daha sonra Gelik beldesindeki seçim koordinasyon merkezine giden Bakan Tunç, burada da toplanan vatandaşlarla konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Türkiye’nin 81 kentini kalkındırırken yüksek standartlı demokrasiye de ulaştırdıklarını belirten Bakan Tunç, “17 sandık konuldu, sizin önünüze. 17’sinde de AK Parti dediniz, Recep Tayyip Erdoğan, dediniz, Cumhur İttifakı dediniz. Şimdi 18’inci sandık geliyor. Muhalefetin içinde bulunduğu durumu görüyoruz. Neler konuşuyorlar, birbirlerine sataşmalar. Hani bunlar 10 ay önce Türkiye’nin yönetimine taliplerdi. Cumhurbaşkanı adaylarını, Türkiye Cumhurbaşkanlığı’na layık görürken kendi partilerine genel başkan olmaya bile layık görmediler. Cumhurbaşkanı yardımcıları vardı. Neredeler şimdi, birbirine düştüler. Allah korusun iktidar olsalardı, bunlar iktidarı nasıl paylaşabilirlerdi? Memleketi kaosa sürüklerdi bunlar” dedi.

‘OYLARI BÖLMEYELİM’

Bakan Tunç, “Farklı farklı sebeplerle, farklı yerlere bu oyları bölmeyelim. AK Parti’nin ampulünün altında birleşelim. Işığın altında birleşelim, karanlık iyi değildir. Türkiye’nin geleceği hep aydınlık olsun. Türkiye yüzyılını yerel kalkınmayla beraber, ülke kalkınmasıyla beraber yürüttüğümüz zaman Türkiye yüzyılını daha hızlı inşa edeceğiz inşallah. 22 yıldır insanımızı güçlendirmek için çalıştık. İnsan güçlü olacak ki aile güçlü olsun, toplum güçlü olsun. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle 81 ilimizi yatırımlarla donattık. Altyapı problemlerini çözdük. Bundan sonra bu ülkede darbeci vesayetçi anlayış tarihe karışmıştır. ‘Gençler yaparsa, başımızın üstünde yeri var darbeyi’ diyenler bile var. Bunlar ne yapıyor? Böyle bir siyaset olabilir mi? Böyle bir demokrasi olabilir mi? Bunlar demokrasiye inanmaz, bunlar milli iradeye inanmaz. Hep darbelerden, vesayetçi anlayıştan medet umarak iktidara gelmeyi düşünür ama artık geride kaldı. O Yassıada zihniyetine bu ülkede hiçbir zaman yer yok. Millet buna müsaade etmez” diye konuştu.

Bakan Tunç, Soğuksu semtindeki pazaryerini ziyaret ederek esnaf ve vatandaşlarla sohbet etti. Tunç, daha sonra Karabük’ün Yenice ilçesindeki ‘halk buluşması’ etkinliği için kentten ayrıldı. (DHA)

  •  

Özgür Özel’den Erdoğan’a ’emekliye banka promosyonu’ tepkisi

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, gençlerin geleceğini başka ülkelerde aramasının ülke için bir beka sorunu olduğunu savunarak, “14 ve 28 Mayıs’ta ümidi tükenen gençlerimize sesleniyorum; sakın küsmeyin, uzak durmayın. Size söz veriyoruz başınızı öne eğdirmeyeceğiz. Sizi bu ülkeden göndertmeyeceğiz.” dedi.

Özel, partisince 29 Ekim Bulvarı’nda düzenlenen halk buluşmasında yaptığı konuşmada, “bütün Denizli’nin Özgür Özel’in kardeşi ve ağabeyi olduğunu” söyledi.

Denizli’nin tarımla uğraşanların kenti olduğunu, pamuk ve buğday üretiminde önemli iller arasında yer aldığını belirten Özel, mazot fiyatının çiftçiyi zorladığını, 1 Nisan’dan sonra düzenleyecekleri büyük mitinglerle çiftçinin hakkını almak için mücadele vereceklerini dile getirdi.

EMEKLİYE BANKA PROMOSYONU

Özel, emeklilerin de sandıkta tepkilerini göstermesi gerektiğini ifade ederek, “Şimdi bankaya promosyon verdiriyorlar. Banka promosyonu emeklinin kendi hakkı. Hangi banka fazla veriyorsa gider alır promosyonu. 8 ila 12 bin diyor. Özel bankalar zaten 15 bin lira veriyor. Bir kere aldın mı 3 yıl almıyorsun. Seçimde bir kerelik para verip, sizi kandırıp 5 sene de promosyondan mahrum edecek. Bizim karnımız bunlara tok.” diye konuştu.

‘GENÇLERİMİZE SESLENİYORUM’

Türkiye’nin asıl beka sorununun, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde araması olduğunu anlatan Özel, gençlerden partilerine destek vermelerini istedi.

Özel, şöyle konuştu:

“14 ve 28 Mayıs’ta ümidi tükenen gençlerimize sesleniyorum. Gençler dünyanın en güzel ülkesindeyiz. Size söz veriyoruz. 31 Mart’ta sandıklara gelin. Sakın küsmeyin, uzak durmayın. Gelin 31 Mart’ta muhalefete, iktidarın karşısına dimdik dikilecek olan CHP’ye destek verin. Size söz veriyoruz başınızı öne eğdirmeyeceğiz. Sizi bu ülkeden göndertmeyeceğiz. Atatürk’ün size emanet ettiği bu güzel ülkeye hep beraber sahip çıkacağız.”

İYİ PARTİ SEÇMENİNDEN OY İSTEDİ

Denizli için yapılan anketlerde daha önce ittifak yaptıkları partilerin seçmenlerinin oylarını kendi partilerinin adaylarına vermeleri durumunda AKP adayının kazanacağı, CHP’ye vermeleri durumunda ise CHP adayının kazanacağının görüldüğünü belirten Özel, “iyi insanların” kendilerine destek vermesi gerektiğini söyledi.

‘TÜRKİYE İTTİFAKI’

Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İyi insanlara, yakasında, gönlünde, gözünde güneş açanlara sesleniyorum. Gelin 31 Mart’ta sandıkta vicdanın ittifakını yapalım. Ankara’da siyasetin ittifakını yapamadık. Bizden de ayrılanlar var. Ben canları sağ olsun diyorum. ‘Eski dosttan düşman olmaz’ diyorum. ‘Gün gelir yeniden birlikte oluruz’ diyorum. Buradan bütün iyi insanlara sesleniyorum. Sandıkta birleşelim, AK Parti’yi gönderelim. Tek talebim, tek isteğimdir. Bu ittifakın adı Denizli ittifakıdır. Renkleri yeşil ile siyahtır. Ama Türkiye’deki ittifakımızın adı Cumhur İttifakı’na karşı umudun ittifakıdır, adı Türkiye ittifakıdır.”

  •  

Gelecek Partisi’nde toplu istifa: MHP’ye geçtiler

Bolu’da Gelecek Partisi’nin tüm yönetim kadrosu ve üyeleri toplu halde istifa etti.

Gelecek Partisi Bolu İl Başkanı Özkan Güneç, Merkez ilçe Başkanı Sefer Gülen, Gençlik Kolları Başkanı Utku Erişen ile Kadın Kolları Başkanı Elif Aksu ile il ve ilçe yönetimi toplu halde partilerinden istifa ederek MHP saflarına katıldı. MHP Bolu İl Başkanlığında düzenlenen rozet takma törenine MHP İl Başkanı Ayhan Çelikkol, MHP Bolu Milletvekili İsmail Akgül ile partililer katıldı.

3.5 yıl sürdürdüğü görevinden istifa ettiğini belirten Özkan Güneç, “Gördüğüm lüzum üzerine 3.5 yıl boyunca yürüttüğüm Gelecek Partisi Bolu kurucu il başkanlığından şu an devam etmekte olan il başkanı görevimden, il başkan yardımcılarım, il yönetimi ve ilçe başkanları yönetimleri, gençlik kolları başkanları yönetimleri, kadın kolları başkanları yönetimleri ve üyelerimizle toplu halde istifa ederek Milliyetçi Hareket Partisi saflarına katıldık. Liderimiz Devlet Bahçeli’nin ve partimizin her daim yanında olacağız” dedi.

  •  

HKP’den ‘Şevki Yılmaz’ açıklaması: Soyu hainlere dayanıyor

II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.

thumbnail
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz nikahta Atatürk’e kin kustu: İlber Ortaylı’dan yeni açıklama
20:35

İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.

thumbnail
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı
23:37

HKP’DEN AÇIKLAMA

Halkın Kurtuluş Partisi, Atatürk’e hakaret eden gerici Şevki Yılmaz hakkında bir açıklama yayımladı.

Yılmaz’ın ‘ortaçağcı insan sefaleti’ sözleriyle nitelendirildiği açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Şevki Yılmaz adlı kaşar Ortaçağcı, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kuruluş Savaşı’mızın Ölümsüz Önderi Mustafa Kemal’e “soysuz” diyerek hakaret etme haysiyetsizliğinde bulundu. Biz de diyoruz ki; Şevki Yılmaz’ın soyu, milyonlarca insanımızın canı pahasına zafere ulaştırdığımız Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızı daha en başından arkadan hançerleyen emperyalist uşağı hainlere dayanır. O zamanlar İngiliz Emperyalizmine hizmet eden halk düşmanlarının torunları, bugün de tıpkı Şevki Yılmaz adlı Ortaçağcı insan sefaleti gibi ABD-AB Emperyalist Haydutlarına uşaklık etmektedir. Genel Başkan’ımız Nurullah Efe Ankut’un söylediği gibi; Mustafa Kemal, Bayrak demektir Türkiye Cumhuriyeti için. Bu Devletin, bu Cumhuriyetin kurucusudur, kurucu lideridir Mustafa Kemal. Ona saldırmak Bayrağa saldırmakla eşdeğerdir. Mustafa Kemal’e karşı yapılan bu hakareti sineye çekmeyeceğiz!”

Şevki Yılmaz adlı kaşar Ortaçağcı, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kuruluş Savaşı’mızın Ölümsüz Önderi Mustafa Kemal’e “soysuz” diyerek hakaret etme haysiyetsizliğinde bulundu.

Biz de diyoruz ki; Şevki Yılmaz’ın soyu, milyonlarca insanımızın canı pahasına zafere ulaştırdığımız… pic.twitter.com/WFpnW1LS4f

— HKP (@kurtuluspartisi) February 19, 2024

  •  

Bulutsuz bir yaşam özlemi

Hasan Murat Doğan yazdı…

1988 yılı yazıydı. Ankara Kızılay’daki Soysal Pasajı’nın yakınındaki yeni açılmış, küçük kasetçi dükkanına sık sık giderdim. Türkçe sözlü müzik rafında kapağı ve özellikle üzerinde yazan ismi ilginç olan kaset, her gidişimde dikkatimi çekerdi. Mavilik içerisindeki bir bulutu delen ucu sivri bir şemsiye sapı ve değişik bir kaset ismi. O yıllarda ‘özgün müzik’ ismi verilen bir tür çok revaçtaydı. Ben de kasetin isminden bu türde bir müzik olacağını düşünerek, elime alıp bakmazdım bile, ama her gittiğimde aynı yerde görürdüm.
Ondan yaklaşık üç yıl sonra, üniversiteden bir arkadaşım, birkaç gün önce bahsettiği grubun kasetini, bölümün kantininde elime tutuşturdu. Yine o tuhaf isim, ama bu sefer başka bir kaset, kapak resmi bu sefer daha da ilginç. Bu kasete bakışım da, kasetçideki bakışım ile aynıydı. Arkadaşımı kırmak istemedim, dinlemem, birkaç hafta sonra da geri veririm diye düşünerek, yüzümü buruşturmamı saklamaya çalışıp, burun kıvırarak, kaseti cebime koydum.

Birkaç gün sonra evde kaset elime geçti. Arkadaşımın hatırına az bir şey dinler, kapatırım diye düşünüp, önyargıyla teybe koydum. Beklentim ile ilgisi olmayan müzik ve sözler beni karşıladı. Daha ilk şarkıdan beni etkiledi: Gün Başlıyor. Yaşamın tüm karmaşıklığına rağmen, bir nefes alabilirsek, yaşamanın gücüne yenilip, coşacağımız bir yaşama sevincini duyumsatan bu şarkı ile otuz yılı aşkın Bulutsuzluk Özlemi grubu ile dostluğum, o anda başladı. Bu dostluk o kadar yaşamımın içerisine geçmiş ki, öykü kitabımda bile iki öyküde grubun isminin ve şarkısının geçmesi adeta kendiliğinden oldu. O yıllardaki saçma sapan şarkı sözleriyle ilgisi olmayan sözler, ona eşlik eden gitar ve saksafon ağırlıklı şarkı, birkaç yıl geç de olsa Bulutsuzluk Özlemi ile tanışmama sebep oldu. Tüm şarkılar yaşamın tam içindendi, kasetin son şarkısı ‘Sözlerimi Geri Alamam’ otuz üç yıldır beni aynı duygularla etkiledi: Hiçbir kere hayat bayram olmadı, ya da her nefes alışımız bayramdı.

Bu sefer 1992 yılının Nisan ayında üçüncü albüm ‘Güneşimden Kaç’ çıktı. Kaseti her gün defalarca dinlemekten, vize ve final sınavlarına çalışmakta çok zorlandığımı hatırlıyorum. Yaz stajı yaptığım o yaz bu kaset gurbette bana arkadaşlık etti.

Edebiyat ve müzik, genel olarak sanat yaşamımıza çok büyük değer ve anlam katar hiç kuşkusuz. Bulutsuzluk Özlemi’nin müziği bu anlamı ve değeri benim için çoğaltan bir müzik olmuştur, otuz üç yıldır.
Bizim popüler müziğimizin ana konusu genelde aşktır. Özellikle yaklaşık son kırk yıldır, konusu, sözleri birbirine benzeyen, arabesk veya benzeri bir müzikle, vıcık vıcık sözlerle, sözde aşk şarkıları toplumdaki çürümenin, yozlaşmanın da göstergesi ve hatta öncüsü olmuştur. Grubun da aşk şarkıları var tabii ki, ama onun ki genel geçer aşk şarkıları değildir. Tepedeki Çimenlik’te yalınayak dolaşarak, yemyeşille, masmavinin ortasında hayaller kurup, sadece sevgi diyen, başka hiçbir şey istemeyen, beklemeyenlerin şarkısı örneğin. Bir Güzel Gördüm Giderken Yolda, Yıllar Sonra, Yalnız Kalma Bu Dünyada, Evinde Gitarın Var mı?, Evet Evet, Aşk Zamanı, Lili Yar, Aşk Çok Para Yok, Rüzgar ve diğerleri. Bu şarkılar içi boş aşk, sevgi şarkıları değil, yaşamın akışı içerisinde, doğal, insana özgü duyguları, düşünceleri anlatan şarkılar.

Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkılarının bana göre en önemli özelliği yaşama, yaşamın birçok alanına dokunmasıdır; söyleyecek çok sözü vardır grubun. Onların dokunduğu konulara, başka müzisyenlerde pek rastlayamazsınız. Protest müziğin de öncüsü olan grup, 70-80’li yıllardaki çoğunlukla ajitasyon ve slogandan oluşan protest şarkılar benzeri şarkılar yapmamıştır. ‘Hezarfen Ahmet Çelebi’de naif, iç sızlatan protesto duyulur, başka bir şarkıda Şili’ye özgürlük isterken, örgütlü bir halkı hiçbir kuvvetin yenemeyeceği haykırılır. ‘Harran Ovası’nda pamuk tarlasında kadın, erkek, çocukların çapa yapması anlatılırken, ‘Seni Görmem Lazım’ şarkısında tarikat, ticaret, siyaset üçgeninden, ormanların işgaline, derelerin, denizlerin kirlenmesine kadar bahsedilir. ‘Bütün Bu Yaşananlardan Sonra’ şarkısında adeta küçük bir insanlık ve dünya tarihi anlatıldıktan sonra, özgürlük vurgusu yapılır. Irak işgali, ‘Bağdat Kafe’ ve ‘Felluce’ şarkılarında göz yaşartan, lirik bir şekilde söylenir.

Şarkılarında çoğunlukla, her şeye rağmen umut vardır, yaşama sevincine davet vardır, emek vardır, hatta her koşulda yaşamaya mecbur olduğumuz inancı vardır, zengin melodi ve ritm dolu seçkin bestelerle.
Tabii ki bu kısa yazıda, grubun onlarca şarkısının dökümünü yapamam, ama Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkılarında sade, içimizden olan insanlar da unutulmaz.  Kaportacısından, üniversite öğrencisine, pastanedeki garsondan, mekanik bir fanatiğe, salepçisi, kokoreççisinden, Taksim’de PTT’nin önündeki insanlara kadar insana, onların duygularına, yaşamına dokunulur.

Bulutsuzluk Özlemi kentin, kentlinin müziğidir aynı zamanda. Anadolu rock müziğinin ağırlıklı kırsala, köye vurgu yapan tarzının, geleneği reddetmeden, ondan da yararlanarak, kentli müziğine evrilmesinin öncüsü olmuştur.

Bulutsuzluk Özlemi kendi türünde ilklerin grubudur. İlk Türkçe rock yapan müzik grubudur. Gruptan önce de Türkçe rock vardı, ama grupla birlikte Batı kaynaklı rock ve yer yer Anadolu ezgisi güzel Türkçemizle harmanlanmıştır. Şarkı sözleri bana göre çağdaş bir kent ozanının elinden çıkmış bir edebi nitelik taşır. Benim bildiğim ülkemizde senfoni orkestrasıyla birlikte konser veren ve ayrıca akustik, fişsiz (unplugged) konser veren ilk rock grubudur.

Grup ismini değerli aydın, yazar Mümtaz Soysal hocamızın bir yazısından almıştır. Güzel, yaşanılası bir dünya için yaşamları pahasına mücadele etmiş insanları anmak için  yazılan bu yazıdan, grubun ismi doğmuştur. Bu ismin grubun kırk yıla yaklaşan, değişmeyen çizgisine, söylemine son derece uygun olduğu gerçektir.

Gerek ülkemiz müzik tarihinde, gerekse benim kişisel tarihimde son derece önemli bir yere sahip olan, Cumhuriyetimizin, zengin  kültürümüzün müzik alanındaki yüz akı örneği, aydınlanmanın ezgisi diye tanımlayabileceğim Bulutsuzluk Özlemi’ne nice müzik dolu uzun yıllar diliyorum. Savaş, terör, açlık, yoksulluk, emperyalizm, sömürü, salgın, paranın egemenliği, çevre kirliliği gibi kara kötülük bulutlarının insanlığın ve tüm canlıların üzerinde olmadığı bir dünya ve yaşam özlemiyle.

  •  

İsrail yeni katliam mı planlıyor? On binlerce silah satın alacaklar

Silahlı Kuvvetler Planlama Dairesi işbirliğiyle gerçekleştirilecek milyonlarca şekellik ihalenin, Savunma Bakanlığının, İsrailli şirketlerden silah satın almak için gerçekleştirdiği en büyük ihale olduğu vurgulandı.

İhalenin, İsrail ordusunun silah stoğunu yenileme ve artırma gereksinimi doğrultusunda açılacağına değinilen açıklamada, ABD’den de silah alımının devam edeceği aktarıldı.

İsrail, ABD’den büyük askeri destek alıyor. ABD Başkanı Joed Biden, Aralık 2023’te Yahudi bayramı Hanuka vesilesiyle Beyaz Saray’da düzenlenen kutlama sırasında, “İsrail, Hamas’tan kurtuluncaya kadar Tel Aviv yönetimine askeri destekte bulunmayı sürdüreceklerini” söylemişti.

  •  

CHP Hatay için kararını verdi: Lütfü Savaş’la devam mı?

CHP, Lütfü Savaş’ın Hatay’da adaylığına ilişkin kararını verdi.

Partinin genel merkezinden yapılan açıklamada son değerlendirmeler sonucunda Lütfü Savaş’ın adaylığının devamına karar verildiği açıklandı.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Partimizin Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı üzerine yapılan son değerlendirmeler sonucunda; il örgütümüzün, ilçe örgütlerimizin, ilçe belediye başkan adaylarımızın talep ve mutabakatları üzerine Lütfü Savaş’ın adaylığının devamına karar verilmiştir. Kamuoyunun bilgilerine sunarız.”

‘HATAY’DA SİZİNLE DEVAM EDİYORUZ’

Gazeteci İsmail Saymaz, konuya ilişkin yaptığı paylaşımda “CHP lideri Özel, yarım saat önce Lütfü Savaş’ı Genel Merkez’e çağırdı. Savaş’a “Hatay’da sizinle devam ediyoruz” dedi. Savaş’ın adaylığı bugün açıklanacak.” ifadelerini kullandı.

CHP lideri Özel, yarım saat önce Lütfü Savaş’ı Genel Merkez’e çağırdı.
Savaş’a “Hatay’da sizinle devam ediyoruz” dedi.
Savaş’ın adaylığı bugün açıklanacak.

— İsmail Saymaz (@ismailsaymaz) February 19, 2024

 

  •  

BBP adayı AKP lehine yarıştan çekildi

BBP Gemlik Belediye Başkan Adayı Oğuz Han, Cumhur ittifakı Gemlik Belediye Başkan Adayı Refik Yılmaz lehine adaylıktan çekildiğini duyurdu.

AKP Gemlik İlçe Başkanı Mehmet Taşar, söz konusu destek üzerine “Cumhur İttifakımızın kıymetli paydaşlarından BBP’nin İlçe Başkanı Oğuz Han’ın yanımızda olması gücümüze güç katacaktır. Kalbi Gemlik’e hizmet için atan herkesi bu ittifak içinde yürümeye davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

Cumhur İttifakı Gemlik Belediye Başkan Adayı Avukat Refik Yılmaz da “Oğuz Han ile ilçe belediye meclisinde AK Parti, MHP ve BBP bileşenleri olarak Gemlik’in yeniden hizmetlere kavuşmasını isteyen partili partisiz tüm vatandaşlarımızla birlikte yeniden Gemlik için birlikte çalışacağız” diye konuştu.

Oğuz Han ise “Cumhur İttifakı ile birlikte Gemlik’te rekor oyla Gemlik Belediyesini yeniden geri alacağız. Biz bugüne kadar Türk siyasetinde de ittifak içinde de hep yapıcı olduk. Parti çıkarını öncelemedik. Devletin, ülkenin çıkarlarını önceledik. 31 Mart’ta yapılacak seçimlerde de Gemlik’in tekrar bir 5 yıl daha fetret devri yaşamaması için, güzel ilçemizin yeniden hizmetlere kavuşabilmesi için Refik Yılmaz’ın lehine adaylıktan çekiliyorum. Gemlik’te Yılmaz’a olan teveccühü görüyor ve kendisinin seçimi açık ara kazanacağına inanıyoruz. Böylesi güzel bir hizmet yürüyüşünde Cumhur ittifakı bileşenleriyle birlikte yürümemekten gurur duyuyoruz” dedi.

  •  

Canlı yayında gergin anlar: CHP’li Cemal Canpolat ile Şaban Sevinç birbirine girdi

tv100’de Gürkan Hacır’ın sunduğu Taksim Meydanı programında konuk olan gazeteci Şaban Sevinç ile eski CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat arasında gergin anlar yaşandı.

‘SAHİBİNE KARŞI GÖREVİNİ YAPTIN’

Canpolat, 31 Mart seçimlerine ilişkin CHP üzerinden yapılan tartışmada Sevinç’e yönelik, “Bunlar senin tahriklerindir, ben bir kere tahriklerine geldim daha gelmem. Sen görevini yaptın Şaban, sahibine karşı görevini yaptın” dedi.

‘TERBİYESİZ HERİF, UTANMAZ’

Bu sözlere öfkelenen Sevinç ise “Sen de sahibine karşı görevini yapıyor musun Cemal Canpolat? Senin sahibin kim? Terbiyesizlik yapıyorsun. Benim sahibim olacak kişi anasının karnından doğmadı. Terbiyesiz herif. Utanmaz” ifadelerini kullandı.

CANLI YAYINA ARA VERİLDİ

Gerginlik sonrasında Cemal Canpolat ekrandan alınırken, sunucu Gürkan Hacır canlı yayına ara verdi.

İşte o anlar…

 

 

  •  

Muharrem İnce’den Şevki Yılmaz’a şiirli yanıt: Atatürk’e soysuz demiş itin birisi

II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.

thumbnail
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz nikahta Atatürk’e kin kustu: İlber Ortaylı’dan yeni açıklama
20:35

İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.

thumbnail
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı
23:37

‘İTİN BİRİSİ…’

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin, sosyal medya hesabından “Atatürk’e soysuz demiş itin birisi / soysuz kimmiş babana sor hele” sözleriyle başladığı şiirin tamamı şu şekilde:

Muharrem İnce’nin şiiri şu şekilde;

“Atatürk’e soysuz demiş itin birisi

Soysuz kimmiş babana sor hele

Arı namusu çatlamış ayı irisi

Sen bizim köylerden geç hele

Bu herifin önü sonu ayandır

Anlayana benim sözüm beyandır

Seni adam yerine koyan hayvan oğlu hayvandır

Gel de o sözü burada söyle hele” 

SUÇ DUYURUSU

Öte yandan Memleket Partisi tarafından yapılan açıklamada, Atatürk’e hakaret eden Şevki Yılmaz hakkında suç duyurusunda bulunulduğu açıklandı.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, “soysuz” diyerek açıkça hakaret eden Refah Partisi Rize Eski Milletvekili Şevki Yılmaz adlı şahıs hakkında suç duyurusunda bulunduk. İlgili makamların şahıs hakkında gerekli işlemleri yapmasını talep…

— Memleket Partisi (@MemleketimParti) February 19, 2024

  •  

Kemal Okuyan’dan ‘İlber Ortaylı ve Celal Şengör’ mesajı: Türkiye’nin aydın birikimine hakaret

II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.

thumbnail
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz nikahta Atatürk’e kin kustu: İlber Ortaylı’dan yeni açıklama
20:35

İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.

thumbnail
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı
23:37

‘TÜRKİYE’NİN AYDIN BİRİKİMİNE HAKARET’

Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Celal Şengör ve Ortaylı Türkiye’nin aydın birikimine hakarettir” dedi.

Okuyan paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“Abdülhamit’in akrabalarından Berna Sultan evlenmiş. Namlı yobaz Şevki Yılmaz düğünde “Osmanlı’yı süren soysuzları lanetliyorum” demiş. Düğünde arz-ı endam eden “soylu” tarihçi İlber Ortaylı konu sorulduğunda “ilgilenmiyorum” diye cevaplamış. Celal Şengör ve Ortaylı Türkiye’nin aydın birikimine hakarettir.”

Abdülhamit’in akrabalarından Berna Sultan evlenmiş. Namlı yobaz Şevki Yılmaz düğünde “Osmanlı’yı süren soysuzları lanetliyorum” demiş. Düğünde arz-ı endam eden “soylu” tarihçi İlber Ortaylı konu sorulduğunda “ilgilenmiyorum” diye cevaplamış. Celal Şengör ve Ortaylı Türkiye’nin…

— Kemal Okuyan (@OkuyanKemal) February 19, 2024

  •  

Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı

II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.

İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.

Ortaya çıkan yeni görüntülerde Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e “Selanik’ten gelen dönme” dedikten sonra beddua ettiği duyuluyor. Diyanet’e bağlı imam Halil Konakçı ise gülerek “Amin” diyor.

 

 

  •