Normal görünüm

Dün alınanlar — 5 Eylül 2026

Şevki Yılmaz yazdı: Akrabalık, Komşuluk ve Kardeşlik! Koparılan Bağlarımızı Acilen Onarmalıyız!

Eski Rize Milletvekili Şevki Yılmaz, kaleme aldığı çarpıcı yazısında toplumda giderek kaybolan ahlaki değerlere ve "Ev alma komşu al" şuurundan uzaklaşılan karanlık çağa dikkat çekerek, komşuluk ve akrabalık bağlarına karşı sorumluluk şuuruyla yaşamanın gerekliliğine vurgu yapıyor.

Yılmaz, mikrobik batılılaşma ile ölen ruhları ve koparılan bağları diriltmek için asrın yaşayan sahabeleri olan Gazze halkının direnişini ve İslami medeniyet temelli milli bir eğitimi işaret ederek okurlarına şöyle sesleniyor:

Peki, aynı apartmanda yaşayıp birbirini tanımayan komşular hâline nasıl geldik?

"Komşusu açken tok yatan bizden değildir!" şuurunu toplumsal hayatta yeniden nasıl kazanabiliriz?

Gazze'nin kahraman halkını rol model alarak, aile ve akrabalık bağlarımızı İslami bir medeniyet ekseninde yeniden nasıl ayağa kaldırabiliriz?

Bu sorular sadece bir muhasebe ve durum tespiti değil, aynı zamanda özlenen o samimi komşuluk, merhamet ve kardeşlik ruhuna yeniden dönmek için güçlü bir çağrı niteliğinde.

Tüm bu soruların cevabını ve çok daha fazlasını, Şevki Yılmaz'ın kaleme aldığı yüreklere dokunan o derin yazıda bulacaksınız…

Şevki Yılmaz Yazdı-4

Dünden önceki gün alınanlar

Prof. Dr. Mustafa Öztürk yazdı: Zilletin gölgesinde bir Cuma

Prof. Dr. Mustafa Öztürk, son köşe yazısında Ürdün’den gerçekleştirdiği Kudüs ziyaretini ve Mescid-i Aksa'ya giriş çabaları sırasında karşılaştığı manzarayı kaleme aldı.

İsrail askerlerinin kontrol noktalarındaki yıldırma politikalarını, kameralı yüz tanıma sistemleriyle yapılan kasıtlı engellemeleri ve ailesiyle birlikte içeri girebilmek için verdikleri mücadeleyi aktaran Öztürk, Filistinlilerin her gün maruz kaldığı ağır zulme bizzat şahitlik ettiği o anları okuyucularıyla paylaştı. Defalarca kapılardan geri çevrildiğini ve Aksa'nın avlusuna giremeyip namazını zeytin ağaçlarının gölgesinde Filistinli yaşlılarla kılmak zorunda kaldığını belirten Öztürk, yaşanan durumu tüm çarpıcılığıyla özetledi.

Filistinli Müslümanların her an enselerinde hissettiği zorbalığı bizzat tecrübe eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk'ün, okuyanları o anlara götüren çarpıcı gözlemlerini aktardığı o yazısı...

Zilletin Gölgesinde Bir Cuma Prof. Dr. Mustafa Öztürk Yazdı

Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'ni kim ne zaman kurdu? Hangi isim liderlik yaptı?

Yıllardır süren sistematik soykırımla, asimilasyon politikalarıyla ve Nazi vari toplama kamplarıyla Doğu Türkistan’ı bir kan gölüne çeviren barbar Çin diktası, bu asil milletin hürriyet aşkını asla söküp atamadı. Çünkü bu toprakların harcı, İslam'ın nuru ve bağımsızlık ateşiyle yoğrulmuştur. Bunun en şanlı kanıtı ise 12 Kasım 1933 tarihinde Kaşgar’da bütün dünyaya ilan edilen Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'dir.

Bu kutlu devletin kuruluşuna öncülük eden ve isimlerini tarihe altın harflerle yazdıran iki büyük mücahit lider vardı:

Sabit Damolla (Kurucu ve Başbakan): Cumhuriyetin ideolojik mimarı, sarsılmaz din alimi. Hoten, Yarkent ve Kaşgar bölgelerinde Çin zulmüne karşı başlatılan şanlı bağımsızlık mücadelesini teşkilatlandırarak devleti ilmek ilmek dokuyan, devletin kuruluşunu cihana ilan eden asıl isimdir.

Hoca Niyaz Hacı (Cumhurbaşkanı): Kumul İsyanı'nı başlatarak işgalcilerin yüreğine korku salan, halk ve direnişçiler üzerinde muazzam bir askeri nüfuza sahip olan başkomutan. Kurulan bağımsız devletin Reis-i Cumhur'u olarak ordunun ve milletin başına geçmiştir.

Doğu Türkistan Bayrağı
Doğu Türkistan Bayrağı (Gök Bayrak)


Farklı bölgelerdeki direniş hareketlerini İslam ve Türklük şuuruyla birleştiren bu kahramanlar; sadece bir isyan yapmamış, kendi anayasası, düzenli ordusu, işleyen devlet kurumları ve bugün hürriyetin sembolü olan gök mavisi zemin üzerine ay-yıldızlı bayrağıyla tam bağımsız bir devlet inşa etmişlerdir.

Ancak bu İslam yurdunun yükselişi, bölgedeki emperyalist güçleri dehşete düşürdü. Komünist Sovyetler Birliği'nin doğrudan ve alçakça askeri müdahalesi, Çinli milislerin vahşi saldırılarıyla birleşince, iki ateş arasında kalan bu şanlı cumhuriyet, Nisan 1934'te kanla bastırıldı.

  • Kahpe İhanet ve Şehadet: Cumhuriyet Yıkıldıktan Sonra Sabit Damolla ve Hoca Niyaz Hacı'ya Ne Oldu?

Komünist Sovyetlerin tankları ve acımasız Çinli savaş ağası Sheng Shicai'nin işgalci güçleri tarafından devlet yıkıldıktan sonra, Doğu Türkistan'ın bu iki yiğit evladı, zalimlerin hedefi oldu. Her iki kurucu lider de hürriyet sevdasının bedelini şehadet şerbeti içerek ödedi.

Sabit Damolla
Sabit Damolla (Kurucu ve Başbakan)


Tavizsiz Dava Adamı Sabit Damolla: Cumhuriyetin yıkılışı aşamasında işgalcilerle her türlü uzlaşmayı elinin tersiyle iten, tam bağımsızlık fikrinden bir milim dahi sapmayan Sabit Damolla, 1934 yılında kahpece esir alınarak Urumçi'ye götürüldü. Aynı yıl, zalim Sheng Shicai'nin emriyle asılarak şehit edildi. O, darağacına yürürken bile davasından taviz vermedi.

Hoca Niyaz Hacı
Hoca Niyaz Hacı (Cumhurbaşkanı)


Halkı İçin Kendini Feda Eden Hoca Niyaz Hacı: Milletinin, kadınların ve çocukların topyekûn bir soykırıma uğramasını engellemek umuduyla, yüreğine taş basarak Sovyetlerin aracılığını kabul etmek zorunda kaldı. Devletin lağvedilmesi karşılığında Urumçi'deki eyalet hükümetinde vali yardımcılığını üstlenerek halkına siper olmaya çalıştı. Ancak komünist rejimlerin doğasında olan ihanet gecikmedi. 1937'deki büyük siyasi tasfiye döneminde hapse atılan Hoca Niyaz Hacı, 21 Ağustos 1941'de Urumçi'de zalimce idam edildi.

İdama götürülürken Kızıl Çin ve Sovyet cellatlarının suratına haykırdığı o tarihi son sözler, bugün hala Doğu Türkistan direnişinin manifestosudur:

"Bu idam hükmü bana göre yeni bir şey değildir. Aslında Urumçi'ye geldiğim günde ölmüştüm. Öleceğim, ama halkım yaşamaya devam edecektir!"

Evet, Hoca Niyaz Hacı ve Sabit Damolla şehit edildiler. Kurdukları o şanlı devlet fiziken yıkıldı. Ancak onların yaktığı o bağımsızlık ateşi, o Gökbayrak sevdası bugün Urumçi'de, Kaşgar'da, Hoten'de milyonlarca Doğu Türkistanlının yüreğinde yanmaya devam ediyor. Kızıl Çin ne kadar zulmederse etsin, kahramanların kanıyla sulanan bu topraklar eninde sonunda özgürlüğüne kavuşacaktır!

Habur'da Filistin konvoyuna hukuksuz engel!

Bosna Hersek'ten yola çıkan ve Habur Sınır Kapısı'ndan Irak'a geçmeye hazırlanan tamamen sivil Filistin konvoyu, sınırda eşi benzeri görülmemiş bir zorbalıkla karşılaştı. Bağdat hükümetinin resmi vizesi olmasına rağmen, sınır güvenlik güçleri hükümetin talimatlarını hiçe sayarak silahlı askerlerle konvoyun yolunu kesti!

Filistin Konvoyu Aa 2481383

  • BAĞDAT İZİN VERDİ, SINIR GÜÇLERİ SİLAH ÇEKTİ!

Bosna Hersek'ten yola çıkarak Habur Sınır Kapısı'na ulaşan ve buradan Irak üzerinden geçiş yapması planlanan barışçıl Filistin konvoyu, skandal bir hukuksuzluğa maruz kaldı. HaberVakti.com'un bizzat Filistin konvoyu yetkililerinden edindiği son dakika bilgilerine göre; Bağdat hükümeti konvoya resmi olarak geçiş vizesi vermiş ve hukuki hiçbir engel bırakmamışken, sınır kapısındaki güvenlik güçleri adeta hükümete başkaldırdı. Verilen talimatlara uymayan sınır güçleri, Dicle Nehri üzerindeki sınır kapısında 6 otobüs dolusu sivili haksız ve mesnetsiz bir şekilde bekletiyor.

  • BARIŞÇIL SİVİLLERE "SİLAHLI" TEHDİT

Her şeyin tamamen hukuka uygun işlediği süreçte, sınır güçleri içinde hiçbir şiddet unsuru barındırmayan sivil konvoya sert bir müdahalede bulundu. Konvoyu zorla geri çevirmeye çalışan güvenlik güçleri, geri adım atılmaması üzerine namluları sivillere çevirdi. Silahlı askerlerin konvoyun ön tarafına dizildiği ve "Geri dönmezseniz zorla müdahale ederiz" şeklinde küstah tehditler savurduğu öğrenildi. Tamamen barışçıl bir amaç taşıyan sivillere uygulanan bu zorbalık, sınır kapısında hukukun nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gözler önüne serdi.

A A 20260811 42190976 42190973 B O S N A H E R S E K T E N Y O L A C I K A N F I L I S T I N K O N V O Y U H A B U R S I N I R K A P I S I N A U L A S T I

  • 5 YÖNETİCİ İÇERİDE TUTULUYOR: "BİR SAAT İÇİNDE HABER ALAMAZSAK..."

Yaşanan bu keyfi uygulamanın ve hukuksuzluğun boyutu sadece sınırda bekletmekle de kalmadı. Konvoyun yönetim kurulu üyelerinden 5 kişinin şu anda yetkililer tarafından içeride alıkonulduğu bildirildi. Dışarıda bekleyen konvoy üyeleri, bir saat içerisinde bu 5 isimden haber alınamaması durumunda, hukuki hiçbir dayanağı olmayan bu tutmanın fiili bir "gözaltı" veya "tutuklamaya" dönüşeceğini belirtiyor.

  • HABERVAKTİ ARACILIĞIYLA ACİL DESTEK ÇAĞRISI

Filistin davası için yollara düşen ve Habur'da hukuksuzluk duvarına çarpan konvoy yetkilileri, yaşanan bu skandalın ardından HaberVakti aracılığıyla kamuoyuna acil destek çağrısında bulundu:
"Vizemiz var, her şeyimiz hukuka uygun ancak geçiş hakkımız, hükümetin kararını tanımayan sınır güçleri tarafından silahla, tehditle ve sert müdahalelerle engelleniyor. Sadece bekliyoruz, geri dönmeyeceğiz. Kamuoyunun desteğine ihtiyacımız var!"

Dicle Nehri üzerindeki sınır kapısında bekleyişini sürdüren konvoyun akıbeti, atılacak adımlara ve Bağdat hükümetinin kendi sınır güçlerine söz geçirip geçiremeyeceğine bağlı. Olayla ilgili tüm gelişmeleri HaberVakti.com olarak anbean aktarmaya devam edeceğiz.

A A 20260811 42190963 42190958 B O S N A H E R S E K T E N Y O L A C I K A N F I L I S T I N K O N V O Y U H A B U R S I N I R K A P I S I N A U L A S T I

Şevki Yılmaz yazdı: Yeter artık! Yeter!

Tarih boyunca firavunların ve nemrutların sergilediği vahşetin bir benzerinin bugün işgalci İsrail zindanlarında yaşandığını vurgulayan Yılmaz, Ketziot Hapishanesi çevresine timsah yerleştirilme planına karşı adeta isyan ederek tüm vicdanlara sesleniyor: "Bebeklerin, çocukların, anne ve babaların timsahların ağızlarına atılıp yem olmalarına daha ne kadar seyirci kalacağız!"

Peki, yeryüzünün en zalim mahlukları mazlum esirleri canlı canlı timsahlara parçalatmayı planlarken, insanlık bu eşi benzeri görülmemiş vahşete neden kör ve sağır kalıyor? Asya'dan Afrika'ya uzanan bu kanlı işgal ve işkence çarkı, içimizdeki ırkçılık, particilik ve mezhepçilik hastalıklarından nasıl besleniyor? Terör bataklığını kurutmak, ahlaki çöküşü durdurmak ve tam bağımsız, süper güç bir Türkiye inşa etmek için hangi acil adımların atılması gerekiyor? Ve en önemlisi, Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde Siyonist planları yerle bir edecek o büyük vahdet ve uyanış hareketi ufukta nasıl şekilleniyor?

Küresel sömürüye, Siyonist vahşete ve içimizdeki parçalanmışlığa karşı tam bir uyanış manifestosu niteliği taşıyan bu tarihi feryadın arkasındaki gerçekleri ve kurtuluş reçetesini, Şevki Yılmaz'ın sarsıcı kaleminden okuyacaksınız…

Şevki Yılmaz Yeter Artık, Yeter

Bülent Deniz, NATO Zirvesi'nde neler yaşandığını yazdı! Sıradışı bir analiz

Bülent Deniz'in kendine özgü, adeta bir kozmik istihbarat romanı tadındaki yazısında, Silikon Vadisi merkezli yapay zeka ve veri analiz şirketi Palantir üzerinden ulus devletlere dayatılan "akli esaret" tehlikesi mercek altına alındı. Gazze Katliamı'nda aktif olarak kullanılan "Yapay Zekâ Ölüm Zinciri" (AI Kill Chain) ve küresel siber hegemonya girişimlerine karşı, Türkiye’nin "Sırrı Namus" bilen kadim devlet aklının direnişini işleyen Deniz, hem teknolojik mandacılığa karşı sert bir manifestoya hem de tarihin derinliklerinden gelen muazzam bir jeopolitik cevaba imza attı.

  • NATO Zirvesi’nin perde arkasında Türkiye’ye ve ulus devletlere dayatılan "Palantir" sisteminin arkasındaki asıl siber tehlike ne?

  • Gazze Katliamı'nda doğrudan kullanılan "Yapay Zekâ Ölüm Zinciri" (AI Kill Chain), insanlığı tek tipleştirip köleleştirmek isteyen modern bir "deccaliyet" projesi mi?

  • Silikon Vadisi’nin ezoterik ve kabalist tarikatlar gibi yönetilen teknoloji devleri, insan iradesini algoritmalarla teslim alarak yeni bir yapay "Levh-i Mahfuz" mu inşa etmek istiyor?

  • Türkiye, siber vatanda bağımsızlığını korumak için "teknolojik mandacılığa" nasıl bir kırmızı çizgi çekiyor?

  • Ankara’daki siber kuşatmaya karşı İstanbul’dan, Sokullu Mehmet Paşa’nın kabrinden yükselen o tarihi ve jeopolitik "mesaj paketi" küresel satranç masasını nasıl dağıtacak?

BÜLENT DENİZ'İN "Deniz Göktaş! NATO! Palantir! Revolver! Baal! Sokullu!" BAŞLIKLI YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Muhammed Sarı yazdı: O Geceyi Birde Benden Dinleyin!

Hain darbe girişiminin üzerinden yıllar geçse de destansı direnişin hatıraları ilk günkü sıcaklığını koruyor. Yazarımız Muhammed Sarı, kızının "Baba kalk, darbe oluyormuş" feryadıyla başlayan o karanlık geceyi ve Çekmeköy'de milletin iradesine nasıl sahip çıktığını anlattı.

Siyasi kimliklerin bir kenara bırakıldığı, sadece "Ölürüm Türkiye'm" ezgisiyle meydanların tek yürek olduğu o saatlerde yaşananlar okuyanları derinden etkileyecek.

  • O Gecenin Ruhunu Özetleyen Soru

Meydanlarda tekbir sesleri yankılanırken, meyhaneden yeni çıkmış bir vatandaşın yazarımıza yönelttiği o çarpıcı soru, direnişin ve ortak vicdanın en net fotoğrafıydı.

Cumhur İttifakı'nın toplumsal mayasının atıldığı o dakikalarda meydan nasıl inledi? Emniyet telsizlerinden duyulan tarihi anons, Çekmeköy'deki direnişçilere nasıl umut oldu? İhanetin köklerine ve aziz milletin ferasetine dair ibretlik detaylar bu özel yazıda...

Bu sarsıcı 15 Temmuz tanıklığının tamamını okumak için tıklayınız:

Ekran Görüntüsü 2026 07 14 224808

Esed'in Yeryüzü Cehennemi: Tedmur

Katil Esed rejiminin kanlı yüzü, yıllar sonra zulmün merkez üssünden gelen tanıklıklarla bir kez daha gün yüzüne çıkıyor. Çocuk yaşta Tedmur Hapishanesi'nin karanlık hücrelerine hapsedilen eski tutuklu Alaa Badencki, geçmişin acı hatıralarıyla yüzleşmek için o yeryüzü cehennemine adım attı. Her bir köşesinde akılalmaz işkencelerin yaşandığı, koğuş arkadaşlarının canice hayattan koparıldığı hücreleri gezen Badencki'nin anlattıkları, insan aklının sınırlarını zorlayan sistemli sadizmi tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

  • "İsrail Bile Buradan İyiydi"

Zindanın o dönem nasıl bir vahşet laboratuvarına dönüştüğünü kanıtlayan en çarpıcı diyalog ise bir askeri pilot ile hapishane müdürü arasında geçiyor. Tedmur Hapishanesi Müdürü'nün, geçmişte esaret yaşamış olan pilota yönelttiği "Burası mı daha iyi, yoksa bir dönem esir düştüğün İsrail mi?" sorusuna aldığı cevap, yaşanan zulmün vahametini özetlemeye yetiyor: "İsrail burasından daha iyiydi."

  • İşkencecilerin Hastalık Korkusu

İnsanlık dışı koşullarda cüzzam ve kolera gibi ölümcül hastalıklarla tek başına boğuşan Badencki, rejimin "ilaç tedariği" arkasındaki iğrenç gerçeği de ifşa etti. Hapishanedeki işkenceci caniler, tutuklulara acıdıkları veya sağlıklarını düşündükleri için değil; vahşi işkenceler esnasında etrafa sıçrayan kanlardan kendilerine hastalık bulaşmasından ölümüne korktukları için mahkumlara ilaç vermek zorunda kalmış.

Habervakti yazarları NATO Zirvesini Yorumladı...

Küresel siyasetin gözü kulağı Ankara'da gerçekleştirilen NATO zirvesindeydi. Habervakti.com'un güçlü ve tecrübeli yazar kadrosu zirvenin perde arkasını, tarihi arka planını ve iç siyasete yansımalarını çarpıcı analizlerle kaleme aldılar. Yazarlarımızın eşsiz analizlerinde, NATO'nun Türkiye'ye yönelik tarihsel tutumu ve Ankara'nın dünyaya verdiği stratejik mesajlar ön plana çıktı.

Hasan Canat

  • Hasan Canat: "Hangi" NATO?

Zirvenin perde arkasındaki çelişkilere dikkat çeken Hasan Canat, ittifakın Türkiye'ye yönelik tarihsel tutumunu sorgularken, Gazze'deki sessizliği şu sert sözlerle eleştirdi:

"Güya 'birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için' düsturuyla kurulan NATO 'hangi' konularda Türkiye'nin yanında yer aldı? NATO üyesi olan 32 ülkenin içinde Müslüman bir ülke olan Türkiye 'hangi' konularda NATO'dan destek gördü? [...] İran'dan, Rusya'dan, Ukrayna'dan ve Grönland'dan bahsedildi ama Gazze'den hiç bahsedilmedi. Sanki hiçbiri İsrail'in Gazze'deki katliamına destek olmamış gibi..."

Batılı ülkelerin savunma sanayimize yönelik ilgisine de değinen Canat, tam bağımsızlık için kritik teknolojilerin önemine şu sözlerle vurgu yaptı:

"Şunu unutmayın, devasa silahlar ve füzeler üretmek önemlidir ama o silahların ve füzelerin haberleşme sistemi, yazılımı, elektronik bakımı ve kritik teknolojisi daha önemlidir. Türkiye ne zaman tam bağımsız olursa, zulme karşı dimdik durursa, zalimlere karşı mazlumun yanında yer alırsa işte o zaman 'Mehter Marşı' dünyayı titretir."

mustafa süs-4

  • Mustafa Süs: NATO ve Muhalefetin Dayanılmaz Hafifliği

Mustafa Süs ise zirvenin iç siyasetteki yansımalarına ve muhalefetin tutumuna odaklandı. Normal şartlarda Batı ile uyumlu hareket eden çevrelerin zirve sırasındaki anlık "emperyalizm karşıtlığını" samimiyetsiz bulan Süs, metninde şu çarpıcı ifadelere yer verdi:

"Sırtında yumurta küfesi olmayanların emperyalizm düşmanı olduğu bir zamana denk geldi NATO zirvesi. Ülkemizi NATO’ya şikâyet edenler de NATO’nun yaptırdığı darbelerle ayakta duranlar da, NATO olmasa bir yudum suya hasret kalanlar da birden NATO düşmanı oluverdiler."

Ankara'yı yöneten yerel idarenin zirve hazırlıkları üzerinden yaptığı eleştirilere de tepki gösteren yazarımız, analizi şu tespitle noktaladı:

"Ankara’yı yedi yıldır yönetenler bile NATO dolayısıyla belediyenin yapacağı işi yapan devlete saydırmaya çalıştılar. 'Madem yapabiliyordun bu hizmetleri neden şimdiye kadar yapmadın?' diyerek. Ülkemizde muhalif olmanın dayanılmaz hafifliği var gerçekten. Bu 'hafiflik' bu zirveyle zirveye çıktı."

Nurettin Taşkesen-5

  • Nurettin Taşkesen: Nato’nun dünü bugünü

NATO'nun dünü ve bugünü arasındaki eksen değişimini jeopolitik bir perspektifle ele alan Nurettin Taşkesen, Ankara'daki karşılama törenlerinin rastgele olmadığını belirtti:

"Toplantı öncesi törenler, çok bilinçli bir organizasyonu gösteriyor. Mehter marşlarıyla yapılan yeniçerili karşılama ile Nato liderlerine önemli mesajlar verildi. Ülkenin eski Türkiye olmadığı anlatıldı."

Türkiye'nin uluslararası arenadaki denge politikasına dikkat çeken Taşkesen, NATO içindeki gücümüzün İslam coğrafyasına etkisini şöyle özetledi:

"Türkiye her ne kadar denge politikası izleyerek Rusya’dan S400 almış olsa da, jeopolitik olarak Nato’nun genel politikası dışına çıkamaz. Sadece Nato içindeki ağırlığını artırabilir. Bence Nato’nun içinde etkili ve ağırlığı olan bir Türkiye’nin, İslam Alemi nezdinde liderlik pozisyonu güçlenecektir."

Muhammed Köse-7

  • Muhammed Köse: Türkiye’nin NATO serencamı

Türkiye'nin geçmişteki "söz dinleyen" müttefik rolünden çıkarak kendi askeri gücünü tırnaklarıyla kazıyarak inşa ettiğini hatırlatan Köse, ittifakın sağladığı faydaları da sorguladı. En büyük müttefiklerin Türkiye'ye karşı sergilediği ikiyüzlü tutumu eleştiren yazarımız, "İttifaka üye yani dost ülkelerin farklı ambargo ve engelleri bir tarafa, bizzat en büyük ittifak üyesi tarafından uzun yıllar terörle yola getirilen bir ülke olması Türkiye’nin NATO’dan pek bir fayda elde edemediğini gösteriyor" tespitinde bulundu.

Ankara'daki son zirve hareketliliğinin ardından NATO'nun toplum nezdindeki gerçek karşılığına da değinen Köse, analizini dilimize pelesenk olmuş meşhur bir deyim üzerinden şu sözlerle noktaladı:

"Nato kafa Nato mermer! Biz bu deyimi anlayışsız, kafasız hatta kalpsiz anlamında kullanıyoruz. Ne biz NATO’yu tam olarak anladık, ne de kimse bize bunu anlatma ihtiyacı duydu. Bu bizim kafa kalınlığımızdan mı yoksa NATO’nun soğukluğundan ve anlamsızlığından mı orasını zaman gösterecek."

Şevki Yılmaz yazdı: İman varsa imkân da var izzette!

Yılmaz, geçmişte dış güçlere bağımlı olduğunu ifade ettiği Türkiye ile bugün kendi iradesini ortaya koyan Türkiye arasında dikkat çekici karşılaştırmalar yaparken, ülkenin yeniden güçlü ve itibarlı bir konuma yükseldiğini savunuyor.

Osmanlı'nın ihtişamlı dönemlerine atıflarda bulunan Yılmaz, Sultan Abdülhamid Han ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinden örnekler vererek Türkiye'nin tarihî misyonuna yeniden hazırlandığını ifade ediyor. Mehterin yeniden devlet törenlerinde yer almasını da bu değişimin sembollerinden biri olarak değerlendiren Yılmaz, İslam dünyasının geleceğine ilişkin dikkat çeken mesajlar veriyor.

Peki Türkiye gerçekten iki asırlık fetret devrini geride mi bırakıyor? Geçmişte yaşanan hangi olaylar bugünle kıyaslanıyor? Osmanlı'nın mirası günümüz Türkiye'sine nasıl bir sorumluluk yüklüyor? Türkiye'nin dış politikadaki son adımları tarihî bir dönüşümün işareti olarak mı görülmeli?

Tüm bu değerlendirmelerin yanı sıra tarihî göndermeleri, Kur'an-ı Kerim'den yapılan atıfları ve geleceğe dair dikkat çeken mesajları Şevki Yılmaz'ın kaleme aldığı yazının tamamında bulabilirsiniz.

İman Varsa Imkân Da Var İzzette

Turan Kışlakçı yazdı: Ankara’dan Yükselen Yeni Dünya Düzeni

Dünyanın ağırlık merkezi sessiz ama derinden yer değiştirirken, bu tarihi dönüşümün tam merkezinde artık tartışmasız bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti nasıl yer alıyor? Kurulduğu günden bu yana dış politikasında dengeyi esas alan Ankara, artık yalnızca Batı ittifakının güney kanadını koruyan bir sınır ülkesi olmaktan çıkarak, çok katmanlı küresel bir güce ve oyun kurucuya nasıl dönüştü?

İşte Turan Kışlakçı'nın o derin analizi:

  • Ankara’dan Yükselen Yeni Dünya Düzeni

Uluslararası siyasette bazı zirveler vardır; alınan kararlarla değil, verdikleri mesajlarla tarihe geçer. Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi de bunlardan biridir. Bu zirve, yalnızca NATO’nun geleceğinin tartışıldığı bir toplantı değil; Soğuk Savaş sonrası kurulan küresel düzenin artık son sınırlarına ulaştığını ve yeni güç haritasının şekillenmeye başladığını ilan eden tarihî bir dönüm noktasıdır. Dünyanın ağırlık merkezi sessiz ama derin bir şekilde yer değiştirirken, bu değişimin merkezindeki ülkelerden biri artık tartışmasız biçimde Türkiye’dir…

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren dış politikasında daima dengeyi esas alan bir çizgi izledi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan ekonomik sıkıntılar, Sovyetler Birliği’nin Boğazlar ve Doğu Anadolu üzerindeki talepleri ile değişen güvenlik ortamı Ankara’yı yeni bir tercih yapmak zorunda bıraktı. Kore Savaşı’na asker gönderen Türkiye, ardından NATO üyeliğiyle Batı güvenlik sisteminin ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Balkan Paktı, Bağdat Paktı ve CENTO gibi ittifaklar da bu dönemin güvenlik mimarisinin uzantılarıydı.

Fakat Türkiye hiçbir zaman yalnızca bir ittifak ülkesi olmadı. Aynı süreçte uzun süre mesafeli durduğu komşularıyla ve bir zamanlar ortak tarih ve medeniyet paylaştığı coğrafyalarla yeniden bağ kurmaya başladı. Böylece dış politika sadece güvenlik eksenli değil; tarih, kültür, ekonomi ve medeniyet perspektifiyle yeniden şekillendi…

Bugün ortaya çıkan tablo dikkat çekicidir. Türkiye aynı anda NATO’nun en güçlü ordularından birine sahip Batılı bir güvenlik aktörü, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurucu güçlerinden biri ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın en etkili ülkelerinden biridir. Bunun yanında Afrika’dan Latin Amerika’ya, Balkanlar’dan Asya-Pasifik’e kadar uzanan geniş bir diplomatik ağ kurmuş durumdadır. Dünyada bu kadar farklı jeopolitik havzaları aynı anda birbirine bağlayabilen başka çok az ülke bulunmaktadır.

Bu noktaya gelmek için ise dünya düzeninin geçirdiği büyük dönüşümü hatırlamak gerekir. 1945 yılı yalnızca İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği tarih değildir; aynı zamanda modern uluslararası sistemin yeniden kurulduğu yıldır. Üç yüz yıl boyunca dünya siyasetinin merkezi olan Avrupa, savaşın ardından yıkılmış; küresel ağırlık Atlantik’in ötesindeki Amerika Birleşik Devletleri ile Avrasya’nın doğusundaki Sovyetler Birliği’ne kaymıştır. Böylece uluslararası rekabet, yalnızca devletlerin çıkar çatışması olmaktan çıkmış; liberal kapitalizm ile sosyalist komünizm arasında iki farklı dünya tasavvurunun mücadelesine dönüşmüştür.

Ancak bu dönüşüm sadece iki kutuplu sistemden ibaret değildi. Aynı yıllarda sömürge imparatorlukları çözülmeye başladı. Hindistan’dan Endonezya’ya, Afrika’dan Orta Doğu’ya kadar onlarca yeni devlet bağımsızlığını kazandı. Soğuk Savaş, yalnızca Washington ile Moskova arasında yaşanan bir rekabet değil; aynı zamanda yeni bağımsız olan ülkelerin hangi dünya düzenine dahil olacağı üzerine yürütülen küresel bir mücadeleydi.

Bu mücadeleyi kurumsallaştıran en önemli yapı NATO oldu. Buna karşılık Sovyetler Birliği Varşova Paktı’nı kurdu. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Varşova Paktı tarihe karışırken NATO yaşamaya devam etti. Hatta Balkanlar’dan Afganistan’a, Libya’dan Karadeniz’e kadar sürekli yeni görev alanları üstlendi.

Fakat bugün NATO da yeni bir kırılma eşiğinde bulunuyor. Artık tehdit tanımları değişmiştir. Klasik kara savaşlarının yerini siber güvenlik, yapay zekâ, uzay teknolojileri, kritik altyapılar, enerji koridorları, veri güvenliği ve hibrit savaşlar almıştır. NATO’nun Ankara Zirvesi tam da bu nedenle yalnızca yeni savunma planlarının görüşüldüğü bir toplantı değil; “NATO 3.0” olarak adlandırılabilecek yeni bir güvenlik paradigmasının başlangıcıdır.

Bu zirvenin en dikkat çekici yönü ise ABD’nin küresel stratejisindeki değişimi göstermesidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere küresel liderliği nasıl kademeli biçimde Amerika’ya devrettiyse, bugün de ABD tek başına dünyanın her bölgesini yönetme kapasitesinin sınırlarına geldiğini kabul ediyor. Washington artık doğrudan müdahale eden tek hegemon olmak yerine, belirli bölgelerde güçlü müttefikler üzerinden yeni bir güvenlik sistemi kurmaya yöneliyor.

Başka bir ifadeyle dünya tek kutuplu Amerikan düzeninden çok katmanlı bölgesel güçler düzenine geçiyor. İşte Türkiye’nin önemi tam burada ortaya çıkıyor. Ankara artık yalnızca NATO’nun güney kanadını koruyan bir sınır ülkesi değildir. Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Körfez’e, Afrika Boynuzu’ndan Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada güvenlik üreten, kriz çözen ve diplomatik inisiyatif geliştiren merkez ülkedir. Savunma sanayiindeki büyük atılım, enerji koridorları üzerindeki konumu, tahıl koridorundan esir takasına kadar yürüttüğü diplomasi ve bölgesel krizlerde üstlendiği arabuluculuk rolü bu yeni statünün temel taşlarını oluşturmaktadır.

Bu nedenle Ankara Zirvesi yalnızca NATO’nun toplantısı değildir. Aynı zamanda Ortadoğu başta olmak üzere geniş bir bölgede Türkiye merkezli yeni güvenlik mimarisinin uluslararası düzeyde kabul gördüğünün işaretlerinden biridir. ABD’nin, Avrupa’nın ve diğer büyük aktörlerin bölgesel güç paylaşımı konusunda oluşan yeni mutabakatı da bu çerçevede okunmalıdır.

Elbette bu durum “tek başına Türkiye’nin egemen olduğu kocaman bir bölge” anlamına gelmiyor. Daha gerçekçi olan, çok kutuplu dünyada Türkiye’nin vazgeçilmez bir denge kurucu ve düzen inşa edici aktör olarak öne çıkmasıdır. Ankara’nın etkisi, yalnızca askerî kapasitesinden değil; aynı zamanda tarihî hafızasından, diplomatik tecrübesinden ve medeniyet birikiminden kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı NATO Zirvesi, Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi, İslam dünyasının toplantıları ve COP31 gibi uluslararası organizasyonlar birbirinden bağımsız etkinlikler olarak görülmemelidir. Bunların her biri, yeni dünya düzeninin düğüm noktalarının giderek Ankara’da birleştiğini göstermektedir. Dünyanın gözü bugün Türkiye’dedir. Çünkü artık yalnızca krizler Ankara’da konuşulmuyor; geleceğin güvenlik mimarisi, enerji hatları, teknoloji rekabeti ve diplomatik denklemleri de bu coğrafyada şekilleniyor. Türkiye, Batı ile Doğu, Kuzey ile Güney arasında köprü olmanın ötesine geçerek yeni uluslararası düzenin kurucu aktörlerinden biri olma iddiasını güçlendiriyor.

Belki de Ankara Zirvesi’nin en önemli mesajı budur: Yirmi birinci yüzyılın yeni jeopolitiği artık yalnızca Atlantik’te değil; Anadolu’nun kalbinde de yazılıyor. Bu nedenle Türkiye, sadece zirvelere ev sahipliği yapan bir ülke değil; geleceğin jeopolitik haritasına yön veren merkez ülkelerden biri hâline geliyor. Geleceğin mührü, bugün Ankara’da vuruluyor…

O yanlıştan dönüldü! Bakanlıktan resmi açıklama: Yabancı plakalı aracı Türkiye'de kimler kullanabilir?

Son haftalarda basına yansıyan olaylarda, yabancı plakalı araçların Türkiye'de yetkisi olmayan üçüncü şahıslara kullandırıldığı gümrük ekiplerince tespit edilmişti. "Bir turluk verdim", "Kardeşim acil işini halletti" şeklindeki savunmalar ise cezayı engellemeye yetmiyor.

Bakanlığın genelgesindeki hatırlatmaya göre; izin hak sahibi dışında mevzuata aykırı bir kişinin taşıtı kullanması halinde, hem taşıtı kullanan hem de kullandıran hakkında ayrı ayrı olmak üzere, 4458 sayılı Gümrük Kanununun 238 inci maddesi uyarınca işlem yapılıyor. Bu kapsamda, taşıtın gümrük vergileri tutarının 1/4'ü (dörtte biri) oranında çok ağır para cezaları kesiliyor ve araca 7 gün süre verilerek yurt dışı edilmesi isteniyor. Euro kurunun yüksekliği göz önüne alındığında bu cezalar binlerce euroyu buluyor.

Yabancı Plakalı Aracı Türkiye'de Kimler Kullanabilir? İşte Resmi Kurallar
Yaşanan cezai işlemlerin ardından Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü, 08/07/2026 tarihli ve E-72093537-225-00124003748 sayılı resmi yazısıyla yabancı plakalı araçların kullanım esaslarını netleştirdi. Mevzuata göre istisnalar ve kurallar şu şekilde listelendi:

Eş ve Birinci Derece Yakınlar (İzin Sahibi Türkiye'de Olmasa Bile):

Kişisel kullanıma mahsus yabancı plakalı taşıtlar; izin hak sahibinin Türkiye'de bulunması şartıyla, onun ikamet yeri Türkiye Gümrük Bölgesi dışında bulunan eşi, üstsoyu (anne, baba, dede, nene vb.) ve altsoyu (çocukları, torunları vb.) tarafından izin hak sahibi araçta olmasa dahi kullanılabilir.

Üçüncü Şahıslar (Sadece İzin Sahibi Taşıttayken):

Turistik kolaylıklar kapsamında getirilen yabancı plakalı taşıtlar, seyahat süresince üçüncü şahıslar (akraba olmayanlar veya uzak akrabalar) tarafından ancak ve ancak izin verilen kişinin (araç sahibinin) taşıtta bizzat bulunması koşuluyla kullanılabilir.

Acil Durum İstisnası:

Çok istisnai olarak, acil bir durumun varlığı halinde ve bu durum süresince, araç sahibinin de taşıtta bulunması şartıyla Türkiye'de yerleşik (gurbetçi olmayan) bir kişi tarafından aracın kullanılmasına müeyyide uygulanmaz.

Sınır Kapılarında Sürprizle Karşılaşmamak İçin Ne Yapmalı?
Yetkililer, tatil sezonunun yoğun olduğu bu dönemde gurbetçilerin büyük paralar ödemek zorunda kalmamaları ve araçlarına el konulmaması için gümrük kurallarına harfiyen uymalarını tavsiye ediyor.

Eğer aracınızı sürecek kişi eşiniz, anne-babanız veya çocuğunuz değilse, direksiyon başında mutlaka gümrük belgelerinde adı geçen hak sahibinin oturması veya araçta yolcu olarak bulunması yasal bir zorunluluktur. Aksi takdirde, gümrük muhafaza ekiplerinin yol kontrollerinde binlerce euroluk cezalar kaçınılmaz hale geliyor.

Mehmet Sebbah Yiğit yazdı: Maskeli solculuk ve çelişkinin siyaseti

Sebbah yazısında; Anadolu’nun her renginin ve dilinin bu ülkenin asli unsuru olduğunu belirterek; halkın bu tür "siyaset mühendisliklerini ve kışkırtmaları" fark ettiğini, dış destekli ve sahte solcu olarak tanımladığı bu ayrıştırıcı dili tasfiye ederek "Büyük Türkiye" ideali etrafında kenetleneceğini savunuyor.
İşte o yazı...

Ekran Görüntüsü 2026 07 08 221714

Dilipak: NATO, içine İsrail kaçmış bir Haçlı ittifakıdır!

Yazarımız Dilipak, NATO ve Batı İttifakına Yönelik Eleştirilerle dolu yazısında NATO'yu; "içine İsrail kaçmış bir Haçlı ittifakı" olarak tanımlıyor.

Türkiye'nin İHA'lar ve SİHA'lar gibi yerli savunma sanayii başarılarıyla övünen Dilipak; bir yandan DSÖ gibi uluslararası kurumlara diplomatik, yargısal ve vergisel muafiyetler tanınarak "aklın, kalbin ve midenin işgal edildiğini" iddia ederken, NATO Genel Sekreteri Rutte'nin Türkiye'nin güçlü ordusunu ve 3000 savunma sanayii şirketini övmesinin arkasında, aslında bu şirketlere ortak olma ve Türkiye'yi Rusya'ya karşı bir cepheye sürme niyetinin yattığını savunuyor.

Özetle Dilipak son yazısında; Ankara'daki NATO zirvesini küresel güçlerin (Siyonist, küreselci ve Masonik odakların) bir tiyatrosu olarak görüyor ve Türkiye'nin bu yapılarla kurduğu stratejik ortaklıkların hem dünyevi hem de ahiretteki vebali konusunda uyarılarda bulunuyor.

Dilipak'ın zülfiyare dokunan "Şeytanın Dostları!" başlıklı yazısını okumak için tıklayınız...

Güçer Kafa yazdı: Yahşi Kapitalizm

Yazarımız yazısında özellikle ilkeli, dürüst ve dik duruşlu olmak yerine; rüzgara göre yön değiştiren, niceliği niteliğin önüne koyan ve maddiyat için her şeyi mübah gören modern dönemin uyanık insan profilini sert ve edebi bir dille hicvediyor.

GÜÇER KAFA'NIN YAHŞİ KAPİTALİZM BAŞLIKLI YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Cedide Köprülü'den NATO liderlerinin okuması gereken bir yazı...

Cedide Köprülü yazdı: NATO 2026: Herkes aynı masada, kimse aynı dünyada değil

32 devlet başkanı bir arada! Nato kollektif bir bilinç ve eylem birliği mi yoksa çok parçalı bir yapı mı?
Türkiye'ye yeni bir rol mü biçilecek yoksa Türkiye vazgeçilmezliğini mi perçinleyecek?
Maginot Sendromu'ndan Şizoid Jeopolitiğe bir NATO analizi.
NATO liderlerinin okuması gereken bir yazı...

Cedide Köprülü yazdı!

İşte Cedide Köprülü'nün ''NATO 2026: Herkes Aynı Masada, Kimse Aynı Dünyada Değil'' başlıklı makalesi.

Bu hafta Ankara, otuz iki devletin liderini ve onların devasa bürokratik bagajlarını ağırlıyor. Masadaki resmi dil, paranın o soğuk aritmetiği: Savunmaya ayrılacak milli gelir yüzdeleri, Ukrayna’ya taahhüt edilen milyarlar, üretim kotaları... Beştepe’nin ışıkları altında herkes, cebindekini sayacak, ne kadar harcadığının çetelesini tutacak.

Oysa tarih, bize en çok bunu fısıldar: İttifaklar, fakirlikten ölmez. Meseleleri yanlış okumaktan yara alırlar. Belki de tedavisi güç yaralardır.

Bir stratejist ya da bir mühendis gözüyle bakarsanız, ittifak dediğiniz şey, beton bir duvar değildir. O canlı bir sinir sistemidir. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın meşhur 5. Maddesi, bu gövdenin kasıdır. Fakat o kası harekete geçiren yegâne şey nedir? Ortak bir gerçeklik okuması.

Otuz iki başkent, aynı koordinata baktığında aynı tehdidi görebiliyorsa gerçekten ittifak vardır. Göremiyorsa, elinizde sadece aynı yöne hizalanmış otuz iki ayrı duvar kalır. Ki buna ittifak değil, ancak konjonktürel bir tesadüf denir. Konjonktürel bir araya gelme / bir arada durma hâli…

Tam burada, diplomasi masasının tam ortasına, klinik bir kavramı sürmek istiyorum: Şizoid Jeopolitik.

Psikiyatride şizoid örüntü bellidir: İçe kapanma, ilişkiden kaçınma, duygusal soğukluk, dış dünyaya karşı mutlak bir kayıtsızlık ve kendi kurduğu fantezi dünyasına çekilme. Devletler de bu refleksi gösterebilir çünkü onlar da canlıdır. Eskiden bunun klasik örneklerini dışarıda arardık. Sınırlarını dünyaya kapatan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen, içe dönük ülkelerde... Ama 2026 dünyasının asıl büyük tehlikesi, ittifakın dışında aranmamalıdır. Çünkü mesele, ittifakın tam kalbinde beliren o şizoid reflekstir.

Bugün Ankara’daki masada herkes fiziksel olarak mevcut, evet. Ancak zihnen herkes, kendi inşa ettiği duvarın ardına çekilmekle meşgul. Biri, Atlantik’in ötesinden “Neden sizin güvenliğinizi benim mükellefim finanse etsin?” diye homurdanıyor. Diğeri, “O halde kendi göbeğimizi kendimiz keselim” diyerek stratejik bir otonomi illüzyonuna sığınıyor. Bir üçüncüsü ise tehdidi bambaşka bir haritada, tamamen yerel bir mikro-krizde görüyor.

Bugün Ankara'daki masada fiziksel bir kalabalık var, ama zihinsel bir ıssızlık hüküm sürüyor. Her üye ülke, kendi milli hikayesine, kendi konforlu korku odasına geri çekiliyor. Masa, fiziken orada duruyor. Fakat masadakilerin baktığı gerçeklik, tam ortadan ikiye bölünüyor. Aynı odada, aynı havayı soluyan otuz iki ayrı dünya, otuz iki ayrı yalnızlık var. Bireysel yalnızlık çağında, yalnız devletler geçidi. Hem de bu kez süslü bir teori değil, zorunlu bir kapanma.

Ve bu yazının, o soğuk istihbarat metodolojisine bağlandığı kırılma noktası tam burası.

Çünkü kolektif savunma, kolektif bir algıyı varsayar. Ortak savunmadan önce, ortak görmek gelir ve gerekir. NATO’nun bugün yaşadığı en derin kriz, bir bütçe krizi mi? Sanmıyorum. Bir hermenötik, yani bir yorumlama krizi. Eksik olan şey, istihbarat toplamak ya da teknolojik yetersizlik değil; eksik olan, ekrana düşen aynı sinyali, birlikte okuyabilme iradesi gösterebilmekte yatıyor.

Düşünün bir kere: Kuzeydeki komşu (Rusya) kimine göre varoluşsal bir tehdit, kimine göre ise sadece “yönetilebilir” bir ticari ortak. Amerika, kimine göre kök salmış bir müttefik, kimine göre ise her an çıkış kapısına yönelebilecek güvenilmez bir hâmi. Aynı radar ekranı üzerinde, otuz iki ayrı yorum. Böyle bir tabloda kalkanın tam finanse edilmiş olması, tek başına bir şey ifade eder mi?

Otuz iki ayrı gözün, otuz iki ayrı yöne çevirdiği bir kalkan, kalkan değil ancak pahalı bir süstür.

Zaten modern savunma, statik bir sur değildir. Gören, dinleyen, anlık hesaplayan dinamik bir ağdır artık. Ve bir ağın gerçek değeri, düğümlerinin büyüklüğünde aranmaz; o düğümler arasındaki bağın, sinyal mi yoksa gürültü mü taşıdığında gizlidir. Eğer siz, her düğüme daha çok kas ekler, ama bağların arasına daha çok gürültü üflerseniz, sistemi güçlendirmiş olmazsınız. Onu, sadece kendi ağırlığı altında kırılganlaştırırsınız. Sonuç ne mi olur? Daha kalın kollar, ama felç olan bir sinir sistemi.

Ne demek istediğimi popüler bir askeri tarih dersiyle somutlaştırayım: İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğindeki Fransa, dünyanın en kalın “kolunu” inşa etmişti: Maginot Hattı. Dönemin en ileri mühendisliğiyle üretilmiş, milyarlarca frank harcanmış, geçilemez denilen devasa bir beton surlar bütünüydü bu. Kas tamdı, bütçe kusursuzdu. Fakat Fransız askeri aklı, müttefikleriyle ve değişen savaş doktriniyle ortak bir sinyal okuması yapamadı. Tankların o yeni, dinamik ve akışkan hızını (Blitzkrieg) kendi statik radar ekranlarında doğru yorumlayamadılar. Sonuç mu? Alman orduları, o devasa bütçeli duvarın etrafından dolanıp geçti. Maginot Hattı, tek bir kurşun bile atamadan jeopolitik bir süs olarak tarihin tozlu raflarına gömüldü.

İşte bugün, 32 lideri Ankara'da toplayıp yapmaya çalıştığımız şey tam olarak bu Maginot sendromunu aşmaktır: Herkes kendi duvarına beton döküyor, ancak duvarlar arasındaki telsiz hatlarında sadece parazit yükseliyor.

Hazır sözü açılmışken soralım: Peki Türkiye, bu şizoid tiyatronun neresinde duruyor?

İlginç ve ironik biçimde; bu ittifakta şizoid buhranlar geçirme lüksü en az olan, kendi içine kapanma konforundan en uzak üye, Türkiye’dir.

Çünkü Ankara, coğrafyası gereği aynı anda çok fazla frekansı dinlemek zorunda: Karadeniz’in fırtınası, Doğu Akdeniz’in enerji denklemleri, Kafkasya’nın kırılgan dengesi, Irak ve Suriye’nin gri alanları, İran sonrası Ortadoğu’nun tektonik hareketleri, Körfez, Rusya, Amerika ve Avrupa... Bu kadar çok sinyalin aynı anda gövdesine çarptığı bir devlet, tek bir milli fanteziye çekilme lüksünü kendinde bulamaz. Bulduğu an, hayatta kalma refleksini kaybeder.

NATO’nun o meşhur “Türkiye Paradoksu” —askerî olarak vazgeçilmez, siyaseten rahatsız edici olmak— tam da bu antropolojik ve tarihsel gerçeklikten doğar. Kavşakta oturan bir devlet, adeta bir hub; dünyayı sadeleştirilmiş, steril bir anlatıyla kuramaz. İttifakın diğer üyelerini rahatsız eden de budur: Kendi konforlu duvarına çekilmiş her müttefik, kavşakta nöbet tutanın gördüğü o karmaşık manzarayı, hemen daima bir “arıza" olarak okur.

Eşikte duran devletin işlevi tam olarak budur: Herkes kendi şizoid güvenliğine sığınırken, dışarısı ile içerisi arasındaki o açık kalan tek hattı, o canlı iletişim kanalını hayatta tutmak. Fakat bu durum, bir övgü olmaktan çok öte; adeta, coğrafi ve stratejik bir mecburiyettir. Çünkü kavşakta durmanın sunduğu fırsat ne kadar büyükse, faturası da o kadar ağırdır. O frekansları yönetemediğimiz an, o kutlu konum, bir anda üzerimize çöken devasa bir baskı alanına dönüşüverir. Maazallah!

Bu hafta Ankara’dan şık yüzdeler, milyarlık taahhütler ve yüksek perdeden bildiriler çıkacak. Aile fotoğrafları çekilecek, sırtlar sıvazlanacak. Belki de klişe birlik mesajları havada uçuşacak.

Ama zirvenin resmi gündeminde asla yazmayacak olan, o en hayati madde şu olacak belki de: Herkes, hâlâ aynı şeye baktığında aynı şeyi görebiliyor mu?

Bu sorunun cevabını, zirve bildirisinin süslü cümlelerinde bulamayacağız. Satır aralarını deşip deşip televizyon programlarında ateşli savunmalar yapacağız. Peki şifreler nerede gizli? İstihbaratın o sağır odalarında, paylaşılan sinyallerin samimiyetinde. Daha açık bir ifadeyle; “Gerekirse savaşırız” diyebilme haddinde. Bir ittifakın gerçek sağlığı, kasasına ne kadar para koyduğuyla değil; dünyaya baktığında ne kadar “aynı” görebildiğiyle ölçülür.

Saklamaya gerek yok: Dünya yangın yeri ve savaş, her cephede. Tüm yollar ise ya Türkiye’ye çıkıyor ya burada kilitleniyor. Bu açıdan bakarsak “adam” haklı, ne diyelim. Dünyanın yangın yerine karşı, aşırı derecede “sözde soğukkanlı” özde şizoid reflekslerin ortasında; mesele savaşmaksa savaş, bizim işimiz. Hem de her alanda ve her cephede… Bir ekleme ile: Mesele sulh ise sulh da bizim işimiz. Hem de her alanda ve her cephede…

Şevki Yılmaz yazdı: Zaman; Sadakat ve Vefa ile birlik olma zamanıdır...

Eski Rize Milletvekili Şevki Yılmaz, kaleme aldığı bu sarsıcı yazıda, İslam âleminin her sahada yaşadığı mağlubiyetlerin temel nedenlerine inilerek, “ilahi yardımı kesilen toplumların” anatomisi çıkarılıyor.

Yılmaz, fertten topluma kadar ümmeti içten içe kemiren ehliyetsizlik, istişare eksikliği ve sadakatsizlik gibi hastalıklara dikkat çekerek okurlarına çarpıcı bir uyarıda bulunuyor: “Yolda bulduklarını, yola beraber çıktıklarına tercih edenler, gün gelir o tercih ettiklerinin eliyle tasfiye edilirler.”

Peki, İslam dünyası kolektif akıldan kaçarak neden bu hâle geldi? Gazze yıkılırken, Doğu Türkistan ağlarken içine düştüğümüz vurdumduymazlığın asıl sebebi nedir? Sevgi ayarımız bozulduğu için mi modern hayatta bu kadar yalnızlaştık? Dostu uzaklaştırıp düşmanı yakınlaştırmanın acı bedelini daha ne kadar ödeyeceğiz?

Bu sorular sadece derin bir özeleştiri çağrısı değil, aynı zamanda şûraya, nebevi ahlaka, vefaya ve Cumhurbaşkanı'nın çağrısında da vücut bulan, yeniden omuz omuza vermeye bir davet niteliğinde.

Tüm bu soruların cevabını, tarihten alınması gereken ibretleri ve çok daha fazlasını yüreklere dokunan o derin yazıda bulacaksınız…

Makalenin tamamını okumak için tıklayınız...

Ekran Görüntüsü 2026 07 07 084010

Başakşehir'de Direniş Meydanı 250. Gününde...

  • ZULME KARŞI OMUZ OMUZA

Çocuk, genç ve her yaş grubundan insanın yoğun katılımıyla gerçekleşen eylemlerde, Gazze'deki katliama sessiz kalınmıyor. Zeynep Yurttaş'ın önderliğinde toplanan kalabalık, Siyonist destekçisi firmaları, özellikle de alanda bulunan Burger King şubesini hedef alarak güçlü bir protesto duruşu sergiliyor. Bugüne kadar medyada hak ettiği yeri yeterince bulamayan bu kutlu nöbet, ümmetin dirilişi adına tüm Türkiye'ye örnek teşkil ediyor.

  • 250. PROGRAM 5 Temmuz PAZAR GÜNÜ GERÇEKLEŞECEK

Geniş zamanlı bir iradeyle sürdürülen direnişin 250. programı, bu pazar günü yine büyük bir coşkuyla yapılacak. 250. buluşma kapsamlı bir organizadyonşa gerçekleşecek. Habervakti.com Genel Koordinatörü Kudüs Mihmandarı Bülent Deniz'in de katılacağı programda süpriz isimler haklı davayı kitlelere haykırmaya devam edecek.

Bu anlamlı boykot nöbetine dair güncel program bilgilerine, eylem detaylarına ve meydandan yansıyan görsellere ulaşmak isteyenler, "Başakşehir Direniş" Instagram hesabını takip edebilirler. Mazlumların sesi olmak, topluma değer katacak, Gazze direniş ruhunu canlı tutacak bir duruş sergilemek için adresin adı: Başakşehir Direniş Meydanı.

5 Temmuz günü gerçekleşecek programın detaylarını imajda bulabilirsiniz.

Whatsapp Image 2026 07 05 At 00.19.00

Whatsapp Image 2026 07 05 At 00.19.00Qwe

Başakşehir Direniş İnstagram Linki:
https://www.instagram.com/basaksehirdirenis?igsh=MXU5MGVvbWVmanJpZA==

Dera'da Tarihi Destan: İsrail Terör Ordusu Taşlarla Püskürtüldü!

İşgalci İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki Dera kırsalında yeni bir işgal girişimi başlatmak istedi ancak bölge halkının destansı direnişiyle büyük bir tokat yiyerek geri çekilmek zorunda kaldı. Siyonist güçler havadan ve karadan saldırmasına rağmen, tankı ve topu olmayan yöre halkı işgalcileri taşlarla bölgeden kovaladı.

  • Yeni Bir İşgal Karakolu Hedefi

Bölgedeki gerilim, işgalci İsrail kuvvetlerinin Dera kırsalındaki Telletü’l-Muğr tepesine askeri çadır kurmasıyla tırmandı. Golan Tepeleri'nin paralelinde yer alan, Yermuk havzasına hakim konumdaki bu stratejik bölgede yeni bir işgal karakolu inşa etmeyi planlayan İsrail güçleri, sınırları aşarak Abidin köyüne doğru ilerledi. İşgalciler, sadece kendi arazilerine gitmek isteyen masum çiftçilerin ve çobanların üzerine acımasızca ateş açtı.

Siyonistlerin bu hamleyle bölgedeki stratejik avantajını artırmak, yerel halkın geçim kaynaklarını engellemek ve hem askeri hem de ekonomik bir caydırıcılık tesis etmek istediği anlaşıldı.

  • Halk Ayağa Kalktı, İşgalci Arkasına Bakmadan Kaçtı

Zulme boyun eğmeyen köy halkı derhal harekete geçerek köyün girişlerini taşlarla kapattı. Başta çocuklar ve gençler olmak üzere Dera halkı, İsrail askerlerini taş yağmuruna tuttu. Karşılaştıkları bu cesur direniş karşısında neye uğradığını şaşıran işgalci askerler, çareyi geri çekilmekte buldu.

Sahadan çekilmek zorunda kalan korkak İsrail birlikleri, halkı korkutmak ve göçe zorlamak amacıyla bölgeye topçu atışları yapıp İHA'lar uçurdu. Hatta bazı işgalci birliklerin sivilleri otomatik silahlarla hedef aldığı anlar yerel kaynakların videolarına yansıdı. Şam hükümeti ise bu ihlaller karşısında yalnızca bir kınama metni yayınlamakla yetindi.

  • "Biz Gazze Gibi Olmayacağız, Gazze'yi de Kurtaracağız"

Sahadan gelen bilgiler, bu direnişin sıradan bir olay olmadığını, İsrail'e karşı büyük bir uyanışın ayak sesleri olduğunu gösteriyor. Bölgedeki bir direnişçinin aktardıklarına göre; hava savunma sistemi, SİHA'sı veya tankı olmayan halk sadece Allah'ın kudretine sığınarak bu zaferi elde etti.

Dera'dan tüm İslam alemine seslenen Şam ehli, kararlılıklarını şu tarihi sözlerle özetliyor: "Biz zulme boyun eğmeyeceğiz. Biz Ümmeti Muhammed'iz. Biz şerefimizi bırakmayacağız. Biz Gazze gibi olmayacağız, Gazze'yi de kurtaracağız inşallah". Suriye'nin güneyinden yükselen bu şanlı direniş, tüm Ümmeti birliğe davet ediyor.

Yalan ve İftira yenildi, Hak ve adalet bir kez daha kazandı. Yusuf Hoca'nın cezası ev hapsine çevrildi!

3,5 Yıldır kurgulanan kumpas süreci hukuken büyük bir darbe aldı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ile sanık müdafilerinin tutukluluğun devamına yönelik karara yaptıkları itirazlar mahkeme heyetince incelendi.

Dosyaya sunulan sağlık raporları ve Adli Tıp Kurumu süreçlerini dikkate alan İstinaf 20. Ceza Dairesi, tutukluluk halinin adli kontrol tedbirine çevrilmesini yeterli bularak oy birliğiyle itirazı kabul etti. Alınan kararla, asılsız iddialarla zindanda tutulan Yusuf Ziya Gümüşel'in yurt dışına çıkış yasağı ve konutu terk etmeme şartıyla bihakkın tahliyesine hükmedildi.

Ekran Görüntüsü 2026 06 17 173113

  • Kumpas Çöktü

İlahiyatçı-hatip Şevki Yılmaz, davadaki çelişkilere ve dosyaya giren gerçek düğün fotoğraflarına dikkat çekerek 6 yaş iddiasının koca bir yalan olduğunu vurgulamıştı. Yılmaz, İstinaf Mahkemesi'nin Yüksek Mahkeme'ye direnmesini hukuki bir garabet olarak nitelemiş ve mazlumlara kurulan bu kumpasın çökerek adaletin mutlaka tesis edileceğini belirtmişti.

İlahiyatçı-hatip @Sevkiyilmaz Yusuf Ziya Gümüşel davasında Yargıtay'ın kararına direnen İstinaf Mahkemesi'nin tavrını eleştirerek adaletin tesis edilmesi çağrısında bulunarak Adalet Bakanı @abakingurlek 'e seslendi...https://t.co/u3aAvhTG6e

— Haber Vakti (@HaberVakti) June 15, 2026
  • Feminist Baskı

İFAM Kurucusu Dr. İhsan Şenocak, davanın hukuki bir süreçten çıkarılıp açık bir İslam düşmanlığına dönüştürüldüğünü ifade etmişti. Tam teşekküllü bir hastanede yaş tespiti yapılmadığına ve kızın yönlendirildiğine dikkat çeken Şenocak, adaletin adliye önlerindeki feminist baskıyla katledilmeye çalışıldığını ancak hakikatin er geç ortaya çıkacağını dile getirmişti.

G Y L3B T L W I A A9V Qt

  • İftira Dine Zarar

Cübbeli Ahmet Hoca ise böylesi bir iddianın akılla ve İslam'la bağdaşmadığını kesin bir dille ifade etmişti. 6 yaşında evlilik gibi bir durumun İslam'da ve Kur'an'da asla yeri olamayacağının altını çizen Cübbeli, bu asılsız senaryoların ve kurguların doğrudan dini yıpratmayı hedeflediğini söylemişti.

3,5 Yıldır yürütülen haksız tutukluluğun ardından 21. Ceza Dairesi'nden çıkan tahliye ve adli kontrol şartı, kamuoyunda "medya eliyle kurgulanan kumpas nihayet çatırdıyor" şeklinde yorumlandı. Beklenti ise atılan bu iftiraların tamamen düşerek sürecin mutlak beraatla sonuçlanması.

Tahliye olan Yusuf Hoca sevenleri tarafından Tekbirlerle karşılandı:

Şevki Yılmaz: Yusuf Ziya Gümüşel davasında adaletin tesis edileceğine inanıyorum

X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda davanın hukuki boyutuna değinen Şevki Yılmaz, Hiranur Vakfı Hadimi Yusuf Ziya Gümüşel Hoca davasında adaletin yerini bulacağına dair inancını dile getirdi.

Yargıtay’ın davayı çökertecek 9 ayrı gerekçe sunduğunu ve bu kararın oy birliğiyle verildiğini hatırlatan Yılmaz, İstinaf Mahkemesi’nin bir takım gerekçelerle bu karara direnmesini "Yüksek Mahkeme ile adeta dalga geçmek" olarak nitelendirerek hukuki sürece dikkat çekti.

Dava dosyasında yer alan düğün fotoğraflarına da değinen Yılmaz, iddiaların gerçeği yansıtmadığını şu sözlerle ifade etti:

"İşte düğün resimleri!! Bu kız düğününde 6 yaşındaymış öyle mi! Fesubhanallah!"

"Mazlumların Yanındayız"
Açıklamasının sonunda Yusuf Ziya Gümüşel ve davadaki diğer sanıkların haksızlığa uğradığını savunan Yılmaz, "Allahımızın, meleklerin ve tüm peygamberlerin laneti başta Hafız Yusuf Hocamıza ve diğer mazlumlara diliyle ve eliyle zulmeden, iftira eden her yalancı ve hainlerin üzerine olsun. Amin" diyerek sözlerini tamamladı.

Hiranur Vakfı Hadimi Yusuf Hoca'ya bu yapılan revamıdır? Bu nasıl adalet ki; Yargıtay’ın davayı çökertecek 9 ayrı gerekçe ve oy birliğiyle verdiği bozma kararına rağmen, İstinaf Mahkemesi adeta Yüksek Mahkeme ile dalga geçer gibi bir takım gerekçelerle kararında direniyor?… https://t.co/OVA092PieP

— Şevki Yılmaz (@Sevkiyilmaz) June 14, 2026

Hasan Canat yazdı: Sonralık

Günümüzde insanların ehl-i keyf bir yaşam tarzını benimsediğini ve nefsin vicdanın önüne geçtiğini kaydeden Canat, dünyevi konularla imtihan olunurken uhrevi konuların çoğunlukla ertelendiğine dikkat çekerek "Öncelik nefsani duygular olunca, rahmani duygular sonralık oldu. Kavramlar, terimler, karakterler ve roller birbirine karışınca öncelikler bozuldu." dedi.

Eğitimden siyasete, medyadan aile yapısına kadar toplumun her alanında tepeden tırnağa bir ahenk bozukluğu yaşandığını belirten Canat; yöneticilerin, kurumların ve bireylerin rant, gösteriş, popülerlik ve makam sevdası gibi hırslara kapılarak asıl gayelerini unuttuklarını kaydetti.

Kangren haline gelen bu toplumsal sorunların basit bir "erteleme hastalığı" denilerek geçiştirilemeyeceğini ve ertelenerek çözülemeyeceğini vurgulayan yazar, geç kalınmadan bir özeleştiri yapılması gerektiği konusunda uyardı:

"Her şeyin anlamını yitirdiği bir dönemde aklımızı başımıza alıp bir nefs muhasebesi yapmalıyız. İş işten geçtikten sonra söylenen sözlerin bir anlamı olmuyor, su gibi akıp giden zaman da geri gelmiyor."

Sonralık Hasan Canat Yazdı

İstanbul'daki Max Korzh konserinde skandal! Tribünlerde İsrail bayrağı açıldı!

6 Haziran gecesi Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda sahne alan Belaruslu sanatçı Max Korzh, binlerce müzikseveri bir araya getirdi. Ancak dev konsere, izleyiciler arasından açılan İsrail bayrağı damga vurdu. Sosyal medyada hızla yayılan görüntüler, kısa sürede büyük tepki topladı.

Kamuoyu Gazze'de soykırıma varan katliamlar devam ederken, İstanbul’un merkezinde bu bayrağın elini kolunu sallayarak nasıl açıldığını, bu provokasyona kimlerin göz yumduğu ve arkasındaki yapılanmaların rahatlığını merak ediyor.

Bu Organizasyonları Kimler Yapıyor, Yetkililer Neden Sessiz?

Arka arkaya yaşanan bu skandallar, Türkiye’deki konser organizasyonlarının hem ahlaki hem de güvenlik boyutundaki zafiyetlerini gözler önüne serdi.

Vatandaşlar Türkiye'nin ve halkın Filistin konusundaki net duruşu ve hassasiyeti ortadayken, İstanbul'un göbeğinde Siyonist sembollerin sergilenmesine tepki gösteriyor.

Kamuoyu şimdi şu kritik soruların cevabını arıyor:

  • Milyonlarca dolarlık bu dev organizasyonları perde arkasında kimler yönetiyor?

  • Toplumun sinir uçlarıyla oynayan bu provokasyonlara kapı açan, stadyumlardaki güvenlik önlemlerini hiçe sayarak bu bayrağın içeri sokulmasına göz yumanlar kimler?

  • Söylem ve eylem arasındaki bu çelişki, Türkiye’deki bazı Siyonist yapılanmaların ne kadar rahat hareket edebildiğini mi gösteriyor?

Türkiye’nin milli ve manevi değerleriyle uyuşmayan bu "rezaletler zinciri" karşısında, başta Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı olmak üzere yetkili mercilerden ve organizasyon firmalarından kamuoyunu tatmin edecek acil bir açıklama ve denetim hamlesi bekleniyor.

🔴 İstanbul'da Marx Korzh konserinde İsrail bayrağı açıldı.


Batı’nın Veto Ettiği Kanye West’e İstanbul’da Kırmızı Halı
Konser krizleri yalnızca bununla da sınırlı değil. Geçtiğimiz haftalarda Avrupa ülkelerinin kapılarını kapattığı Amerikalı rapçi Kanye West’in İstanbul’da ağırlanması da hafızalardaki tazeliğini koruyor. Adı cinsel saldırı, fuhuş şebekeleri ve insan kaçakçılığı gibi ağır suçlarla anılan; geçmişte "Ben Naziyim" diyerek gamalı haçlı tişörtler satan West, Avrupa’dan tek tek veto yemişti.

İtalya, Fransa, İngiltere, İsviçre ve Polonya'nın "kamu güvenliği ve ahlaki gerekçelerle" sınırlarından içeri sokmadığı karanlık figür, Türkiye'ye elini kolunu sallayarak giriş yaptı. Batı dünyasının dahi tahammül edemeyip kapı önüne koyduğu West, İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı'nda 118 binden fazla kişi tarafından adeta bir kahraman gibi karşılandı.

Travis Scott’tan 20 Dakikalık "Vurgun"
Türkiye’deki organizasyonların denetimsizliği ve fahiş fiyat politikası bir diğer dünya yıldızı Travis Scott’ın konserinde de baş gösterdi. Türkiye’ye gelen ünlü rapçi, sahnde yalnızca 20 dakika kalırken, loca biletlerinin minimum 80 bin TL’den başlayan fiyatlarla satılması "müzikseverlerin sömürülmesi" olarak yorumlanmış ve büyük tepki çekmişti.

Derin Gerçekler 10. Sezon Finali Canlı Yayınla Habervakti.com'da!

46 yıllık emek ve alın terinin simge isimlerinden, yakın siyasi ve fikri tarihimizin yaşayan tanığı usta kalem Abdurrahman Dilipak ve Habervakti.com Genel Koordinatörü Bülent Deniz, mayınlı tarlalara girmeye ve zülfiyare dokunmaya devam ediyor.

Sezon Finalinde Neler Konuşulacak?

Bu akşamki özel programda Bülent Deniz soruyor, Abdurrahman Dilipak cevaplıyor!

  • Son 10 yılda yaşanan büyük dönüşüm: Dünya nereden nereye geldi?

  • İdeolojik ayrışmalar ve dinlerin savaşı.

  • Küresel bunalımlar ve salgınlar.

  • Cennet ve cinnet arasında insanlık!

Hepsi ve daha fazlası bu akşam saat 21.00'da Habervakti.com, Abdurrahman Dilipak ve Bülent Deniz YouTube hesapları ile tüm sosyal medya platformlarında canlı yayında izleyicisiyle buluşuyor.

CANLI YAYIN:

Şevki Yılmaz yazdı: Büyük Filistin Davamızı asla unutmayacağız ve unutturmayacağız!

Yılmaz, net ve tavizsiz analizinde; zaferin sayıca üstün kalabalıklarla değil, sarsılmaz bir inanca sahip ve "Kalubela"daki ahdine sadık kalan müminlerle geleceğini ilahi müjdelerle hatırlatıyor. Dün Malazgirt’te, Kosova'da ve Çanakkale’de yedi düvele meydan okuyan o ilahi ruhun, bugün Gazze harabelerinde "Bedrin Aslanları" gibi yeniden dirildiğini vurgulayarak yetkililere, gafil Müslümanlara ve tüm insanlığa şu can alıcı sorularla sesleniyor:

Şehit babasının naaşına sarılıp "Beni sabah namazına kim götürecek!" diye feryat eden çocukların yaşadığı bir toplumu kim korkutabilir?

Enkazların altında, bombaların gölgesinde evlenerek aile kurmayı cihadın bir parçası gören Asım'ın neslini hangi güç yutabilir?

Küresel Siyonist ve Haçlı ittifakına karşı malıyla, canıyla direnen bu kahramanları ticari ve siyasi hesaplarla yalnız bırakmanın hesabını huzur-u mahşerde nasıl vereceğiz?

Bu çarpıcı sorular yalnızca küresel sisteme bir eleştiri değil; boykotu delenlerden sessiz kalanlara, devlet kademelerinden evlerimize kadar uzanması gereken topyekûn bir irşad ve silkiniş davetidir.

"Ya İstiklal! Ya Şehadet!" ilkesinden taviz vermeyenlerin, korkuyu korkutan Kassam mücahitlerinin ve Kudüs’ün fethini müjdeleyen o büyük inancın manifestosu niteliğindeki bu derin kurtuluş reçetesini, yüreğiniz sarsılarak okuyacaksınız...

Ekran Görüntüsü 2026 06 06 013614

Rahmi Koç'tan kürt analar hakkında ırkçı, cinsiyetçi sözler. Savcı Sayan'dan sert tepki!

İzmir Balçova'da, Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç ve Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım'ın katılımıyla gerçekleşen hastane açılışında akıllara durgunluk veren görüntüler kameralara yansıdı. Kürsüde 150 milyon dolarlık yatırımdan, "birinci sınıf sağlık hizmetinden" ve Türkiye'nin sağlıkta geldiği iddialı noktadan övgüyle bahsedilen törenin kulisinde bambaşka bir tablo vardı.

  • Sağlık Konuşulacak Yerde İğrenç Fıkra

Şifa dağıtmaya vesile olacak bir kurumun ciddiyetinin konuşulması gerekirken, kameralara yansıyan görüntülerde Rahmi Koç'un hastane odası girişinde etrafındaki kalabalığa şu fıkrayı anlattığı duyuldu:

"Doktor Kürt kadının derdini dinlemiş. 'Hanımefendi perdenin arkasına gidin soyunun' deyince, kadın demiş ki 'Doktor Bey, ilk sen soyun'."

Bu sözlerin hemen ardından, açılışta Türkiye'nin sağlık atılımlarını uzun uzun anlatan eski Başbakan Binali Yıldırım ve beraberindeki protokol üyelerinin sözde fıkraya kahkahalarla eşlik ettiği anlar saniye saniye kaydedildi.

  • Savcı Sayan'dan Sert Tepki: "Para Her Şeyi Satın Alamıyor"

33 bin metrekarelik devasa bir sağlık tesisinin kurdelesini kesenlerin, kamera arkasındaki bu üslubu sosyal medyada büyük infiale neden oldu. Görüntülerin ardından siyasetçi Savcı Sayan duruma sert tepki gösterdi. Dili, dini, ırkı ne olursa olsun bir kadının bedeni üzerinden yapılan bu tarz esprilerin kabul edilemez olduğunun altını çizen Sayan, duruma şu sözlerle isyan etti:

"Koç’un fıkrasından sonra eski başbakanımız protokoldeki jakoben beyaz zihniyetlilerle kahkahalar atıyorlar. Acaba fıkrayı anladılar mı? Yoksa Koç söylediyse zaten doğrudur diye mi güldüler, çözemedim."

"Derhal Özür Dileyin, Dava Açarız"

Yaşanan olayı büyük bir "iğrençlik" olarak nitelendiren Sayan, Binali Yıldırım ve Rahmi Koç'un Kürtlerden derhal özür dilemesi gerektiğini vurguladı. Özür dilenmemesi durumunda milyonlarca Kürdün dava açabileceğini belirten Sayan, sürecin sıkı takipçisi olacağını ilan ederek sözlerini, "Demek ki, para her şeyi satın alamıyor." diyerek noktaladı.

🔴YAZIKLAR OLSUN..
İzmir’de Bir hastane açılışında sağlık ve hekimlik konuşulması gerekirken, Kürt kadınlarını daha doğrusu,
Dili dini ırkı ne olursa olsun bir kadını aşağılayan ve bedeni üzerinden iğrenç espriler yapan
Tutum kabul edilemez.

KONU KÜRT KADINI !!!
Koç… pic.twitter.com/2bFcqVbrIi

— Savcı Sayan 🇹🇷 (@SavciSayan) June 5, 2026

Güçer Kafa yazdı: Hamûle-i Kibar

Güçer Kafa son yazısında, boyun borcu olan mesuliyetlerin zamanla nasıl bir kördüğüme dönüştüğüne ve halis niyetlerle çıkılan yollarda ödenen ağır diyetlere dikkat çekti. İnsan ilişkilerinde sıkça aranan "vefa" ve çekilen "cefa"nın, gerçek yük sahipleri için ne denli yıpratıcı olduğu vurgulayarak, yorgunluğun ve kırgınlıkların da ruhun sırtına yüklenen görünmez ağırlıklar olduğu ifade etti.

  • "Yükünü Şerefin Bil"

İnsani ilişkilerdeki sahte suretlerin ve dünyevi heveslerin geçiciliğine işaret edilen satırlarda, nihai tesellinin maneviyatta olduğu hatırlatıldı. Dünyevi dertlerin ve çaresizliklerin karşısında ilahi rahmete sığınılması gerektiği belirtilen yazıda, okuyuculara şu çarpıcı tavsiyede bulunuldu:

"Bulut rahmet yüklü zira... Böyle yüke can kurban. Yükünü şerefin bil, takat vereni her nefeste an kurban!"

Hamûle I Kibar Kafa Yazdı

Doç. Dr. Ahmet Kavlak yazdı: Fitneci kimdir?

Akademisyen-yazar Doç. Dr. Ahmet Kavlak, son makalesinde İslam dünyasının tarih boyunca karşılaştığı en büyük tehdidin dış düşmanlar değil, "sahte dindarlık" maskesi takarak ümmeti içeriden bölen fitne odakları olduğunu belirtti.

Tarihteki Haricî zihniyetinden günümüzün modern akımlarına kadar uzanan bu tehlikeye dikkat çeken Kavlak, devletin ve toplumun bu konuda uyanık olması gerektiğini vurguladı.

Kavlak, Müslümanların geleceğini ve manevi gücünü en çok sarsan grubun, cephede savaşılan düşmanlar olmadığını ifade etti. Kendilerini "en dindar", "en takvalı" olarak gösteren bu yapıların, sahte maskeler altında ümmetin inanç dünyasını ve birliğini parça parça ettiğini belirtti.

Yazısında İslam tarihinin ilk büyük kırılması olan Haricîlik fikrine değinen Kavlak, bu sığ ve katı anlayışın Hz. Ali’yi bile tekfir edecek kadar gözünün döndüğünü hatırlattı. Bu tehlikeli virüsün günümüzde de şekil değiştirerek devam ettiğini belirten Kavlak önemli uyarılarda bulundu.

Doç. Dr. Ahmet Kavlak'ın 'Fitneci kimdir' başlıklı yazısını okumak için tıklayınız...

Nurettin Taşkesen yazdı: Bizi içimizden vuran örgüt: NİLİ

Yazarımız Nureddin Taşkesen, Birinci Dünya Savaşı’na dair doğru bilinen yanlışları yıkmaya devam ediyor. "Araplar ihanet etti" perdesinin arkasında ustaca gizlenen asıl Siyonist ihanet şebekesini ve Alman generallerin şüpheli rollerini belgeleriyle gün yüzüne çıkarıyor.

NİLİ: İÇİMİZDEKİ DÜŞMAN
1915 yılında masum bir tarım laboratuvarı maskesiyle kurulan Siyonist NİLİ örgütü, Filistin'i İngilizlere teslim etmek için nasıl çalıştı? Botanik mühendisi Aaron Aronson ve ekibinin, çekirge istilasını bahane ederek 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın karargahına kadar nasıl sızdığını şok edici detaylarla okuyacaksınız.

KUDÜS'Ü DÜŞÜREN CASUSLAR
İngiliz General Allenby'nin beklenmedik taarruzunun ardındaki karanlık sır neydi? Taşkesen, Sarah Aronson öncülüğündeki genç kadın casusların Şam ve Kudüs otellerinde Osmanlı subaylarından topladıkları hayati bilgileri; Managem adlı İngiliz gemisine, denize atılan şifreli şişelere ve posta güvercinlerine varan sinsi yöntemlerle nasıl sızdırdığını gözler önüne seriyor.

HAİN ÖRGÜTÜN FECİ SONU
Teşkilat-ı Mahsusa bu ölümcül istihbarat ağını nasıl çökertti? Dikkatli Osmanlı subaylarının sahildeki düzenli hareketliliği fark etmesiyle başlayan süreç, ele geçirilen şifreli mesajlar ve örgüt lideri Sarah Aronson'un baskın anındaki trajik intiharı... Tarihin seyrini değiştiren bu amansız istihbarat savaşının gizli kalmış tüm gerçekleri bu yazıda!

Bizim Için Vuran Örgüt Ni̇li̇ Nureddin Taşkesen Yazdı-2

Mehmet Sebbah Yiğit yazdı: Hakikat önce aynada görülür

Mehmet Sebbah Yiğit’in "Hakikat önce aynada görülür" başlıklı son köşe yazısı okuyucuyla buluştu.

Yazısında toplumsal ahlak, adalet, liyakat ve samimiyet kavramlarını masaya yatıran Yiğit, ideolojik körlüğü eleştirerek muhafazakar camiayı ve kendi mahallesini dürüst bir muhasebe yapmaya davet etti.

Toplumların dış düşmanlardan ziyade içerideki adalet duygusunun kaybolmasıyla yıkılacağını vurgulayan Yiğit, gençliğin mevcut durumuna ve toplumsal yozlaşmaya dikkat çekti.

"Zulüm Sadece İdeolojik Olmaz"
Yazısında geçmişte dindarlara ve başörtülülere yönelik yapılan haksızlıklara ve baskılara net bir duruş sergileyen Yiğit, eleştirinin sadece karşı mahalleye yapılmasının samimiyetsizlik olduğunu belirtti. Zulmün sadece ideolojik olmadığının altını çizen yazar, şu ifadeleri kullandı:

"Zulüm bazen makam odalarında, bazen ihale masalarında, bazen cemaat görünümlü yapılarda, bazen de dindarlık kisvesinin arkasında ortaya çıkar. Haksızlık, onu yapanın kimliğine göre değişmez. Kul hakkı, siyasi görüşe göre haram veya helal olmaz."

MEHMET SEBBAH YİĞİT'İN "Hakikat önce aynada görülür" BAŞLIKLI YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Bülent Deniz: Tırlar sınırda bekliyor! Gazze'ye giremiyorsak Yermük'e gidelim!

Bülent Deniz: Tırlar sınırda bekliyor! Netanyahu dallamasının merhametine kaldık

10 yıldır Pazartesi akşamlarının yayıncılık klasiği haline gelen, farklı, özgün ve cesur program 'Derin Gerçekler', yine gündem belirleyen bir yayına imza attı. Genel Koordinatörümüz Bülent Deniz'in sunumu ve usta kalem, yazarımız Abdurrahman Dilipak'ın yorumlarıyla pazartesi akşamı ekranlara gelen programda, yürekleri sızlatan Filistin dramı farklı bir boyutuyla masaya yatırıldı.

Canlı yayında, Habervakti.com ve Derin Gerçekler'in de paydaşı olduğu, Medeniyet Uluslararası İnsani Yardım Derneği koordinasyonuyla Suriye'deki Yermük Filistin Mülteci Kamplarında gerçekleştirilen 2026 Kurban Projesi konuşuldu.
Medeniyet Uluslararası İnsani Yardım Derneği Genel Başkanı Mehmet Ali Ustabaş'ın da konuk olduğu yayında, bölgede gerçekleştirilen faaliyetler yerinden çarpıcı görsel sunumlarla izleyiciye aktarıldı. AK Parti Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz'ın da destek vererek bizzat iştirak ettiği kurban dağıtımlarına ait detaylar ve Yermük Kampı'nın tarihi süreci tüm şeffaflığıyla gözler önüne serildi.

  • "GAZZE'DE TIRLARDAKİ YARDIMLARIN BİR KISMI ÇÜRÜYOR, DEVLETLER BİLE YARDIM EDEMİYOR! HEM GAZZE'YE HEM DE YERMÜK'E ULAŞALIM"

Bölgedeki yardım çalışmalarına bizzat katılan Genel Koordinatörümüz Bülent Deniz, programda tüm Türkiye'ye ve yardım kuruluşlarına tarihi bir çağrı yaptı. İsrail'in ablukası nedeniyle Gazze sınırında yaşanan acı tabloyu hatırlatan Deniz, şu çarpıcı ifadeleri kullandı:

"Gazze'ye yardımları ulaştıramıyoruz, direkt ulaşım imkanı yok. Aylardır durum böyle; Refah sınır kapısında tırlar bekliyor. Dallama Netanyahu'nun merhametine kalmış, günde ancak 3-5 tır girebiliyor. Devletler düzeyinde bile yardım edemiyoruz Gazze'ye. Hatta öyle ki tırlarda bekleyen bazı ürünler çürüdü!"

  • STK'LARA ÇAĞRI: YERMÜK'TE ENGEL YOK, ORADA DA FİLİSTİNLİLER AÇ!

Gazze'deki aşılamaz ablukaya karşın, Suriye'deki Yermük Filistin Mülteci Kampı'na yardım ulaştırmanın önünde hiçbir bürokratik veya fiili engel bulunmadığına dikkat çeken Deniz, Türk yardım kuruluşlarına şöyle seslendi:

"Yermük Filistin Mülteci Kampı böyle değil! Buradan Kızılay'a, İHH'ya, AFAD'a, Diyanet Vakfı'na, Yetim Vakfı'na, Sadakataşı'na, velhasıl bütün hayır hizmeti yapan kardeşlerimize sesleniyoruz: Lütfen oraya da yönelelim. Oraya yardım için bir engel yok; Şam yönetimi 'yeter ki buraya gelinsin, destek olunsun' durumunda. Gittik, her türlü kolaylığı da gördük. Yermük, adeta bir harabe şehir. Orada başlarını sokacak kapalı bir evleri dahi olmayan, 7 bine yakın aile var ve bizi bekliyorlar. Evet, Gazze'ye yardımlarımız inadına devam etsin ancak tırlarda ürünlerin çürüdüğü bu zor şartlarda, engelsiz ulaşabildiğimiz Yermük'teki ihtiyaç sahibi Filistinli kardeşlerimize de mutlaka yönelmemiz lazım!"

Derin Gerçekler'in bu haftaki bölümünün tamamı:

Avrupa kovdu, Türkiye sahneye çıkardı: İstanbul'da Kanye West rezaleti

  • Avrupa Kovdu, Biz Bağrımıza Bastık

Adı cinsel saldırı, fuhuş şebekeleri ve insan kaçakçılığı gibi ağır suçlarla anılan; geçmişte "Ben Naziyim" diyerek gamalı haçlı tişörtler satan bu karanlık figür, Avrupa ülkelerinden tek tek veto yedi. İtalya, Fransa, İngiltere, İsviçre ve Polonya'nın kamu güvenliği ve ahlaki gerekçelerle sınırlarından sokmadığı Kanye West, ne yazık ki Türkiye'ye elini kolunu sallayarak girdi. Batı'nın dahi tahammül edemeyip kapı önüne koyduğu bu ismi, İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı'nda 118 binden fazla kişi adeta bir kahraman edasıyla karşıladı.

  • Konser Kılıfı Altında Karanlık Ritüel

Bunun sadece sıradan bir müzik eğlencesi mi? Sahneye, okültizm ve karanlık sanatlarla anılan sözde 'cadı' Michèle Lamy ile çıkan West, organizasyonu resmen şeytani bir ayine çevirdi. Şarkılarında geçen “I am a God” (Ben Tanrıyım) şeklindeki hadsiz ifadelerin yer aldığı, on binlerce genç tarafından şuursuzca bu cümlelerin tekrarlanması, neslimizin nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Cadı Michèle Lamy
Sözde 'cadı' Michèle Lamy


Yazar Hazar Tandoğan da bu tehlikeye dikkat çekerek şu çarpıcı uyarıyı yaptı:

"Bazı ideolojiler, işlerini büyü ve ayin ile başlatırlar. Genelde bu ritüelleri de müzik ve görsel ışıklarla desteklerler. Siz bunu hurafe gibi görürsünüz, onlar uygularlar."

Kanye West ile beraber Türkiye'ye gelen kadın ünlü büyücü cadı Michèle Lamy.
Umarım neden bu tarz konserlere karşı olduğumuzu anlarsınız. Bazı ideolojiler işlerini büyü ve ayin ile başlatırlar. Genelde bu ritüelleri de müzik ve görsel ışıklarla desteklerler. Siz bunu hurafe gibi… pic.twitter.com/W0ibX2GwPH

— Hazar Tandoğan (@TandoganHazar) June 2, 2026

  • Ahlaksızlığa 30 Milyon Dolar Akıttılar

Bu utanç tablosunun faturası sadece kültürel değil. Dünyanın ahlak yoksunu ilan ettiği bir isme, gençlerimiz milyonlar akıttı. Skandal geceden yaklaşık 30 milyon dolar brüt gelir elde eden şarkıcı, cebini doldurarak ülkemizden ayrılırken geriye büyük bir kültürel enkaz bıraktı. Muhafazakar kesimin gençlerinin dahi bu kültürel kuşatmaya dahil olması, toplumsal değer yargılarımızdaki kırılmanın vahametini ortaya koydu.

  • Saral'dan Kültür Bakanlığı'na Sert Tepki

Yaşanan bu rezalete devletin zirvesinden de haklı bir isyan geldi. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, organizasyonun inancımıza ve medeniyet değerlerimize açık bir saldırı olduğunu belirterek yetkilileri uyardı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nı göreve çağıran Saral, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

"118 bin genç, inancımıza aykırı sembollerin sergilendiği bir gösterinin parçası hâline getirilmiştir."

"Michèle Lamy’nin bu organizasyonun etrafında yer alması, meselenin yalnızca eğlence olmadığını göstermektedir."

"Sahne ışıkları altında gençliğimize dayatılan bu yabancılaşmaya kimsenin itiraz etmemesi vahimdir."

Sorumlulara soruyoruz: Bu milletin medeniyet değerlerine açıkça savaş açan, şirki ve ahlaksızlığı meşrulaştıran bu sapkınlara sahnelerimizi daha ne kadar peşkeş çekeceksiniz?

İstanbul’da sahnelenen Kanye West konseri, sıradan bir müzik organizasyonu olarak kabul edilemez.

118 bin genç, para vererek inancımıza ve medeniyet değerlerimize aykırı söylem ve sembollerin sergilendiği bir gösterinin parçası hâline getirilmiştir. “I am a God” sözlerinin on…

— Oktay SARAL (@oktay_saral) June 2, 2026

Yermük Kurban Projesi başarıyla tamamlandı! Habervakti.com ve Derin Gerçekler, Yermük Kampı'ndaydı!

10 yıldır Pazartesi akşamlarının yayıncılık klasiği farklı, özgün ve cesur program Derin Gerçekler, Genel Koordinatörümüz Bülent Deniz'in sunumu, yazarımız usta kalem Dilipak'ın yorumlarıyla dün akşam yayınlanan bölümüyle izleyicisiyle buluştu.

Canlı yayında, Habervakti.com ve Derin Gerçekler'in paydaşı olduğu, Medeniyet Uluslararası İnsani yardım Derneği Koordinasyonuyla YERMÜK FİLİSTİN MÜLTECİ KAMPLARINDA gerçekleştirilen KURBAN Projesi masaya yatırıldı ve 2026 Kurban Bayramı vesilesiyle Filistin'li kardeşlerimize ulaştırılan kurban bağışlarının gerçekleşme süreci canlı yayında konuşuldu.

Medeniyet Uluslararası İnsani yardım Derneği Genel Başkanı Mehmet Ali Ustabaş'ın da katıldığı canlı yayında derneğin faaliyetleri ve YERMÜK'te gerçekleşen Kurban çalışmaları görsel sunumlarla izleyiciye aktarıldı.

Genel Koordinatörümüz Bülent Deniz'in bizzat katıldığı proje kapsamında kesilen kurbanların yanı sıra Yermük Kampı'nın tarihi süreci ve bölgede yaşananların son durumu konuşuldu.

  • Proje nasıl start aldı?
  • Kimler projeye destek verdi?
  • Neden Yermük Kampı seçildi?
  • Yermük Kampı neden önemli?

Kesilen kurbanlar, ulaştırılan yardımlar ve Yermük Filistin Mülteci Kampı'nın içler acısı görüntüleri bu videoda!

Canlı yayının ilgili bölümünü izlemek için...

Siyonistlerden akıl dışı tören: İthal Hristiyanlarla 'af' şovu!

İsrail Meclisi’nde (Knesset) gerçekleştirilen oturumda skandal anlar yaşandı. İsrail hükümetinin dünyanın dört bir yanından Hristiyanları Meclis’e getirerek, ülkelerinin İsrail’e yeterince destek vermediği için Tanrı’dan af dilettiği anlar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

KÜRSÜDE AKILALMAZ SÖZLER

Oturum sırasında kürsüye çıkan katılımcıların İsrail’e destek mesajlarını yinelediği ve dikkat çeken ifadeler kullandığı görüldü.

Knesset’teki oturumda en çok dikkat çeken an ise Güney Koreli bir kadının konuşması oldu. Ağlayarak kürsüye çıkan kadın, yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Tanrım, İsrail’e ve İsrail halkına karşı söz söyleyen Kore ulusunu affet. Tanrım, Tanrı’nın halkına yapılan o kötü şeyleri affet. Hükümetten İsrail’e karşı sözler söylense bile bugün diyorum ki İsrail’in Tanrısı; İbrahim, İshak ve Yakup, Kore’nin de tanrısıdır. Hem Güney hem de Kuzey Kore’nin Tanrısıdır. Bugün burada İsrail Meclisi’nde duruyorum ve diyorum ki: Kore hükümeti İsrail’in yanında duracaktır.”

Oturumdaki sahneler uluslararası kamuoyunda tartışma yaratırken, Meclis’e farklı ülkelerden Hristiyanların getirilerek siyasi ve dini içerikli açıklamalar yaptırılması dikkat çekti.

'DİPLOMATİK ABSÜRTLÜK'

Sosyal medyada paylaşılan görüntülere çok sayıda kullanıcı tepki gösterdi. Kullanıcılar, İsrail’in dünyanın dört bir yanından getirttiği onlarca Hristiyan'ı parlamentosunda toplayarak, kendi ülkelerinin İsrail’e yeterince destek vermedikleri sebebiyle Tanrı’dan af dilemesini sağlamasını "çılgınca" olarak nitelendirdi.

Almanya'dan katılan Harald Eckert'in İsrail Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, "Holokost'a" atıfla "bir daha asla" (never again) ifadesini kullandığına dikkati çeken kullanıcılar, bölgede devasa insani krize ve yıkıma sebep olan İsrail politikalarına körü körüne destek verilmesini eleştirdi.

Sosyal medya kullanıcıları, hiçbir resmi diplomatik yetkisi veya devlet temsili bulunmayan yabancı sivil grupların, İsrail Parlamentosu çatısı altında "devletleri adına" af dilemesini diplomatik bir absürtlük olarak niteledi.

ULUSLARARASI KAMUOYUNDA İSRAİL’E İZOLASYON

İsrail, 7 Ekim saldırısının ardından kademeli bir şekilde uluslararası alanda ciddi bir izolasyon sürecine girdi. Son olarak Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi tarafından yayımlanan raporda, İsrail’in Gazze’deki saldırılarının soykırım kapsamında değerlendirildiği ifade edildi. Batı’da çeşitli şehirlerde gerçekleştirilen gösteriler; İspanya gibi bazı ülkelerin liderlerinin tutundukları net ve sert tavır ile uluslararası örgütlerin demeçleri ve raporlarının yanında anketler de İsrail’in izolasyonunu rakamlarla gözler önüne seriyor.

DÜNYADAN PEŞ PEŞE TEPKİLER

Bu bağlamda, 7 Ekim sonrası İsrail’in uluslararası imajı tüm alanlarda belirgin bir düşüş sergiliyor. Morning Consult’un 43 ülkede yaptığı ankete göre, Eylül-Aralık 2023 arasında İsrail’e yönelik net olumlu algı ortalama 18.5 puan azaldı. İngiltere’deki bir ankette katılımcıların yüzde 62’si İsrail’in dünyada sorumlu davranacağına inanmadığını belirtirken, Pew Research’e göre ABD’de Demokratlar ve demokrat eğilimli bağımsızların yüzde 71’i Netanyahu’ya artık hiç güvenmiyor. Kültürel ve ekonomik izolasyon da somut biçimde hissediliyor. Eurovision’da İsrail delegasyonu eleştirilere maruz kaldı, İtalya’da futbol taraftarları milli marşa sırtını döndü, Endonezya ve Maldivler İsrail pasaportlarını kabul etmiyor, Türkiye ise tüm ticari bağlantıları kesti. Bank of Israel’in 2024 büyüme tahmini, turizmdeki yüzde 76’lık düşüş ve küresel yatırımcı tepkileriyle birlikte aşağı yönlü revize edildi. Bu veriler, İsrail'e yönelik uluslararası destek kaybını matematiksel olarak gözler önüne serdi.

Tarım Bakanlığı 'Yapay Ete Hayır' demişti! Bu iddialar hakkında açıklama yapacak mı?

Meclis'ten geçen yeni bir kanun olmasa da Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kendi yetkisiyle çıkardığı bu yönetmelik, yapay et ve türevlerinin Türkiye’ye girişi, üretimi ve tescili için gerekli olan hukuki altyapıyı resmen kurmuş durumda. Araştırmacı Yazar Yeliz Şeviktürk Altınöz'ün gündeme getirdiği bu çarpıcı tespitlerin ardından, bakanlığın konuya ilişkin yeni bir açıklama yapıp yapmayacağı ise merak konusu oldu.

Yönetmelikte "Yapay Et" İfadesi Yer Almıyor Ama...
Sosyal medyada gündem olan videodaki hukuki analizlere göre, yayımlanan yeni gıdalar yönetmeliğinde doğrudan "yapay et" ibaresi kullanılmadı. Bunun yerine teknik bir tanımlamayla; "hayvan, bitki, mikroorganizma veya doku kültüründen elde edilen gıdalar" ifadesine yer verildi. Bilimsel ve teknik açıdan bakıldığında bu tanım, laboratuvar ortamında üretilen yapay etin tam karşılığı olarak kabul ediliyor. Bu durum, siyasi söylemde reddedilen yapay etin, bürokratik ve hukuki zeminde mevzuata dahil edildiği yorumlarına neden oldu.

Üretim Formülleri "Ticari Sır" Olarak Gizlenebilecek
İlgili videoda yönetmeliğin satır aralarına dikkat çekilerek, en önemli maddelerden birinin "veri koruması" ve gizlilik olduğu vurgulanıyor. Yeni yönetmeliğe göre, laboratuvar ortamında üretilen bu yeni gıdaları Türkiye'ye ithal etmek veya ülkede üretmek isteyen firmaların bakanlığa sunacağı bilimsel veriler ve üretim formülleri, "ticari sır" kapsamında korunabilecek.

Ayrıca veri koruma maddesi uyarınca, yeni bir gıda formülü için onay alan ilk şirket, sunduğu bilimsel verileri 5 yıl boyunca koruma altına alabilecek. Bu süre zarfında başka hiçbir firma aynı verileri kullanarak pazara giriş yapamayacak. Bu da onay alan ilk firmaya yasal bir tekel hakkı tanınacağı anlamına geliyor. Vatandaşlar ise laboratuvar süreçlerinin ve içeriklerin detaylarını "ticari sır" engeli nedeniyle tam olarak öğrenemeyebilir.

"Mevzuat Yok" Denilemeyecek: Başvuru Süreci Başlayabilir
Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte, yapay et ürünlerinin yarın hemen market raflarında satışa sunulması beklenmiyor. Ancak videoda paylaşılan hukuki tespitelere göre bu yönetmelik, ithalat ya da üretim yapmak isteyen şirketlerin önündeki hukuki boşluğu tamamen ortadan kaldırdı.

Bundan sonra herhangi bir firma yapay et üretimi veya ithalatı için başvurduğunda, bakanlık "buna dair bir mevzuatımız yok" gerekçesiyle başvuruyu reddedemeyecek. Yasal zemin hazırlandığı için başvuru yapıldığı andan itibaren sürecin işletilmesi hukuki bir zorunluluk haline gelecek.

CANLI YAYIN|Derin Gerçekler habervakti.com'da başladı

10 yıldır Pazartesi akşamlarının yayıncılık klasiği...
Farklı, özgün ve cesur program Derin Gerçekler, yepyeni bölümüyle gündemi konuşmaya değil, yine gündem oluşturmaya geliyor...
45 yıllık emek ve alın terinin simge isimlerinden...
Yenilgi yenilgi büyüyen zaferlerin, inişlerin ve çıkışların, Yakın siyasi ve fikri tarihimizin yaşayan canlı tanıklarından...
Usta kalem, cesur yorumcu Abdurrahman Dilipak ve Habervakti.com Genel Koordinatörü Bülent Deniz, mayınlı tarlalara girmeye, zülfiyare dokunmaya devam ediyorlar...

Bu gerçeği hangimiz duymuştu? 'Araplar bizi arkamızdan vurdu' iftirasına tokat gibi cevap

I. Dünya Savaşı sırasında İngiliz Yüksek Komiseri Percy Cox, Uceymi Bey’e Osmanlı ordusuna verdiği desteği çekmesi karşılığında tam 300 bin altın sterlin teklif etti. Bu astronomik teklifi reddeden çöl aslanına karşı bu kez İngilizlerin ünlü ajanı Lawrence devreye girdi. Lawrence’ın "Gel Osmanlı’yı beraber yıkalım, seni Irak’ın kralı yapalım" teklifi üzerine Uceymi Sadun Paşa, tarihe geçecek şu cevabı verdi:

"O hain elime geçmesin. Ona bir gün bu teklifi bana yapabilme cesaretini nereden bulduğunu soracağım!"

Osmanlı birliklerinin Kut bölgesinde İngiliz kuşatmasında sıkıştığı o kritik günlerde, adeta bir çöl şahini gibi ordunun yardımına koşan Uceymi Paşa, sarsılmaz ahlakı ve sadakatiyle düşmanın tüm planlarını altüst etti.

Topraklarını Bırakıp Milli Mücadele’ye Koştu
Mondros Mütarekesi’nin ardından Osmanlı yenilse de Uceymi Paşa pes etmedi. Irak’taki 150 bin dönümlük devasa arazisini ve servetini geride bırakarak 5 Haziran 1920’de Mardin’e geldi. Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Milli Mücadele’ye katılan Iraklı lider, adamlarıyla birlikte Urfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunda aktif ve hayati bir rol oynadı.

"14 Köy Değil, 1 Köy Yeter; Kalanı Yoksul Köylüye Verilsin"
İngilizlerin ısrarlı iade taleplerini Türkiye her seferinde kararlılıkla reddetti. Savaşın ardından Mustafa Kemal Atatürk, TBMM’den Uceymi Paşa ve adamları için 14 köy bağışlanmasını talep etti. Ancak krallığı reddeden o asil ruh, mal mülk davası da gütmedi. Atatürk’e "Bize sadece bir köy yeter, geri kalan 13 köye yoksul köylüler yerleştirilsin" diyerek adını bir kez daha gururla tarihe kazıdı.

Cebinde Türkiye Cumhuriyeti Kimliğiyle Sessiz Veda
Takvimler 29 Ekim 1960’ı gösterdiğinde, Uceymi Sadun Paşa Ankara’da sessizce gözlerini yumdu. Arkasında ne İngilizlerin vadettiği altınları ne bir taht ne de bir krallık tacı bıraktı. Ondan geriye kalan tek şey; tertemiz bir vicdan, şerefli bir tarih ve gururla taşıdığı Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanı oldu.

Çöl Mücahidi Uceym Sadun Paşa kimdir? Uceym Sadun Paşa'nın hayatı... OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...

Bülent Deniz yazdı: Cümle Cengaverlerin Kurban Bayramı Mübarek Olsun...

Bülent Deniz'in kendine özgü çarpıcı diliyle kaleme aldığı metinde, Gazze halkının açlığa, susuzluğa ve bombardımanlara karşı gösterdiği iradeyi "yaşayan efsane" olarak nitelendirerek Filistinlilerin sadece kendi topraklarını değil, küresel sisteme karşı insanlığın onurunu savunduğunu belirtti. Her türlü askeri teknolojiye karşı inançla direnenleri selamlayan Deniz , hem bir bayram tebriğine hem de küresel sisteme karşı sert bir manifestoya imza attı.

Satır aralarında ezber bozacak, vicdanları sorgulatacak daha pek çok mesaj barındıran yazıda, Gazze hayalet bir şehre dönüştürülürken İslam dünyasının ve liderlerin somut bir adım atamadığını vurgulayan Deniz, uluslararası kurumların işlevsizliğini şu sözlerle eleştirdi:

"Sesleri sadece bir araya geldikleri salonların duvarlarında yankılanan, aciz kınama bildirgeleriyle zilleti dile getirmekten başka hiçbir işe yaramayan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın ve Arap Ligi’nin sessizliğine yazıklar olsun!"

BÜLENT DENİZ'İN ''Cümle Cengaverlerin Kurban Bayramı Mübarek Olsun...'' BAŞLIKLI YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Bülent Deniz Yermük Kampı’nda! Kurban emanetleri Filistinli kardeşlerimize ulaşacak

Habervakti.com ve Derin Gerçekler’in de paydaşı olduğu, Medeniyet Uluslararası İnsani Yardım Derneği’nin organizasyonuyla hayata geçirilen Suriye genelinde ve Yermük Kampı özelinde organizasyonun yerelde sistemize edilmesini sağlayan, bölgedeki her türlü lojistik altyapıyı üstlenen Umut Ol Derneği'nin de büyük katkılarıyla yürütülen kampanya, bayram öncesi bölgedeki Filistinli kardeşlerimizin yüzünü güldürmeyi hedefliyor.

İlk Görüntüler Geldi: Bülent Deniz Kampa Ulaştı
Kampanya kapsamında saha çalışmalarını yerinde denetlemek, emanetlerin dağıtım sürecini organize etmek ve mülteci kampındaki son durumu aktarmak üzere Yermük’e giriş yapan Bülent Deniz, bölgeye ulaştıktan hemen sonra sosyal medya hesaplarından bir video paylaştı. Deniz, paylaştığı videoda Yermük Kampı'ndaki atmosferi ve kurban organizasyonunun detaylarını aktararak bağışçıların emanetlerinin güvenle yerine ulaştırılacağının mesajını verdi.

Kurbanlarınızı ulaştırmak için büyük bir yıkıma maruz kalan Yermük FİLİSTİN Mülteci Kampındayız..
Kelimelerin aciz kaldığı görüntüler...
BİLGİ İÇİN: 0505 013 84 44 pic.twitter.com/Yne0xDVdqb

— Mihmandar-ı KUDÜS (@bulentdenizim) May 26, 2026

Medeniyet Uluslararası İnsani Yardım Derneği tarafından titizlikle yürütülen çalışma çerçevesinde, hayırseverlerin vekâlet verdiği vacip kurban emanetleri, bayram süresince Yermük Filistin Kampı’nda kesilerek ihtiyaç sahibi Filistinli ailelere dağıtılacak. Bölgedeki zorlu şartlarda yaşam mücadelesi veren ailelerin bayram sevincine ortak olmak amaçlanıyor.

Bülent Deniz Alım Merkezinde Denetimleri Takip Etti

Çalışmaları yakından takip eden Genel Koordinatörümüz Bülent Deniz, kurban alım merkezine geçerek incelemelerde bulundu. Bağışçıların emanetlerinin usulüne uygun, sağlıklı ve eksiksiz bir şekilde seçilmesi için yürütülen denetim çalışmalarını yerinde takip eden Deniz, sürecin her aşamasının titizlikle kontrol edildiğini vurguladı.

Son Bağış Tarihi: Bayramın 2. Günü Akşamı

Yermük Kampı'ndaki Filistinli kardeşlerimizin bayram sevincine ortak olmak ve bu anlamlı seferberlikte yer almak isteyen hayırseverler için bağış süreci devam ediyor. Kampanyaya destek olmak isteyen vatandaşlar, Kurban Bayramı’nın 2. günü akşam saatlerine kadar bağışlarını ulaştırabilecekler.

Online bağış yapmak isteyenler bagis.medeniyetyardim.org (tıklayınız) adresini ziyaret ederek instagram (tıklayınız) hesabından da detaylı bilgiye erişilebiliyor. İletişim için ise 0505 013 84 44 numaralı telefon hattı üzerinden yetkililere ulaşılabiliyor.

Kurban Bayramı boyunca bölgedeki mazlumların yanında olacak olan Habervakti ve Derin Gerçekler ekibi, organizasyonun tüm detaylarını ve sıcak gelişmeleri aktarmaya devam edecek.

Habervakti ve Derin Gerçekler bu bayramda Filistinli kardeşlerimizin yanında!

Medeniyet Uluslararası İnsani Yardım Derneği tarafından titizlikle yürütülen çalışma çerçevesinde, hayırseverlerin vekâlet verdiği vacip kurban emanetleri, bayram süresince Yermük Filistin Kampı’nda kesilerek ihtiyaç sahibi Filistinli ailelere dağıtılacak. Bölgedeki zorlu şartlarda yaşam mücadelesi veren ailelerin bayram sevincine ortak olmak amaçlanıyor.

Genel Koordinatörümüz Bülent Deniz Şam’dan Seslendi
Daha önce kamuoyuna duyurulan yardım kampanyasının saha çalışmalarını yerinde takip etmek üzere hareketlilik başladı. Habervakti Genel Koordinatörü Bülent Deniz, bu sabah erken saatlerde Suriye’ye uçtu.

Şam’a ulaşmasının ardından bir video mesaj paylaşan Bülent Deniz, sürecin işleyişi ve bölgedeki son duruma ilişkin bilgilendirmelerde bulundu.

Son Bağış Tarihi: Bayramın 2. Günü Akşamı
Yermük Kampı'ndaki Filistinli kardeşlerimizin bayram sevincine ortak olmak ve bu anlamlı seferberlikte yer almak isteyen hayırseverler için bağış süreci devam ediyor. Kampanyaya destek olmak isteyen vatandaşlar, Kurban Bayramı’nın 2. günü akşam saatlerine kadar bağışlarını ulaştırabilecekler.
Online bağış yapmak isteyenler bagis.medeniyetyardim.org (tıklayınız) adresini ziyaret ederek instagram (tıklayınız) hesabından da detaylı bilgiye erişilebiliyor. İletişim için ise 0505 013 84 44 numaralı telefon hattı üzerinden yetkililere ulaşılabiliyor.

Şevki Yılmaz yazdı: Gazze'de ve tüm mazlum coğrafyada bayram yoksa...

Eski Rize Milletvekili Şevki Yılmaz, kaleme aldığı sarsıcı yazısında putperestlerin bile haram aylarda savaşı durdurduğunu hatırlatarak, günümüz dünyasındaki zulümlere ve Müslümanların içine düştüğü gaflete dikkat çekiyor.

Yılmaz, bayramın sadece bir tatil değil; direniş, teslimiyet ve kardeşlik ruhunu yeniden kuşanmak olduğunun altını çizerek okurlarına şöyle sesleniyor:

“Küffar, kafirliğini yapıyor da ya Müslümanlar?”

Peki, gerçek bayram kimlerin bayramıdır? Mekkeli müşriklerin bile haram aylara gösterdiği hürmeti, bizler neden kaybettik? Kurbanlıklarımızla birlikte hırsımızı, çıkarımızı ve hasedimizi de kurban edebiliyor muyuz? Gazze'de kardeşlerimiz katledilirken, otel odalarında tatil yapmak bayramın ruhuyla bağdaşır mı?

Bu sorular sadece bir yüzleşme çağrısı değil, aynı zamanda tevhide, uyanışa ve zalimlere karşı omuz omuza vermeye bir davet niteliğinde.

Tüm bu soruların cevabını ve çok daha fazlasını, Şevki Yılmaz’ın kaleme aldığı yüreklere dokunan o derin yazıda bulacaksınız…

Makalenin tamamını okumak için tıklayınız...
Ekran Görüntüsü 2026 05 23 020206

21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgüsü! İnsanlık tarihinin kara lekesi 162. yılında

Kuzey Kafkasya'nın kadim halkları olan Adigeler, Abhazlar, Nogaylar ve Kırım Tatarları, 19. yüzyılın ortalarında insanlık tarihinin gördüğü en acımasız ve kanlı planlardan birinin kurbanı oldu. Rusya İmparatorluğu'nun Ortodoks koruyuculuğu maskesi altında yürüttüğü ve tüm Müslüman-Türk nüfusunu etkisiz hale getirmeyi amaçlayan politikası, 21 Mayıs 1864'te geri dönüşü olmayan bir trajediye dönüştü. Bugün, başta Abhazya olmak üzere tüm dünyada "Ulusal Yas Günü" olarak anılan bu sürgün, aslında planlı bir soykırımın koordinatlarını taşıyordu.

"Sıcak Denizler" Uğruna Yok Edilen Hayatlar
Kırım Savaşı’nın ardından Kafkasya’daki stratejik hedeflerini hızlandıran Rus yönetimi, batı dünyasıyla deniz yolu üzerinden hızla kalkınma potansiyeli bulunan ve güçlü bir dayanışma kültürüne sahip olan Adigeleri açık bir tehdit olarak gördü. Rusya’ya göre bu topluluklar, imparatorluğun güneye yayılma politikasının önündeki en büyük engeldi.

Bu doğrultuda göç sürecini hızlandırmak adına diplomatik ve kirli hamleler arka arkaya geldi. 1860 yılında General Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, Kuzey Kafkasya'daki Müslüman nüfusun Osmanlı topraklarına transferinin Rusya açısından "yaşamsal" önemini anlatmak üzere İstanbul’a gönderildi. Rus yönetimi, halkı göçe zorlamak için bölgedeki bazı ajanlara ve yerel derebeylerine gizlice paralar dağıtarak içten içe bir çözülme operasyonu başlattı.

Kafkasya'da Bir Ölüm Kavramı: "İstambulak'o"
Rus zulmünden kaçarak canını kurtarmak isteyen halk arasında yeni bir kavram doğmuştu: İstambulak'o (İstanbul'a Göç). Ancak bu yolculuk, bir kurtuluş değil; kökten yok etmeyi hedefleyen dalgalar halinde 20. yüzyılın başlarına kadar sürecek bir ölüm yürüyüşüydü. Bu süreçte sadece Çerkesler değil, 22 bin Çeçen ve Oset de yurtlarından koparılarak Türkiye’ye sürüldü.

Karadeniz Kana Bulandı: Gemiye Binenin de Binmeyenin de Kaderi Değişmedi
Sürgünün en kanlı sayfaları Karadeniz kıyılarında yazıldı. Rus askerlerinin süngü ve dipçik darbeleriyle sahile yığılan sivil halk, adeta üst üste gelecek şekilde yığınlar halinde gemilere dolduruldu. Kıyıda süngülerin ucunda bekleyen, gemilerde ise açlık, susuzluk ve salgın hastalıklarla boğuşan Çerkeslerin dramı, insanlık onurunu ayaklar altına aldı.

Daha fazla para kazanma hırsıyla kapasitelerinin çok üzerinde yolcu alan gemi sahipleri, yüzlerce insanın içinde bulunduğu teknelerin Karadeniz’in azgın sularında batmasına neden oldu. Dönemin dehşetini anlatan en çarpıcı raporlardan biri, 1864 yılının Mayıs ayında Trabzon'daki Rus Büyükelçisi tarafından tutulmuştu. Raporda, sadece Trabzon kıyılarına ulaşabilen ya da ulaşamayan 30 bin kişinin açlık ve salgın hastalıklardan hayatını kaybettiği kayıtlara geçmişti. Alabildiğince kalabalık olan gemilerde en ufak bir hastalık belirtisi gösteren insanlar, canlı olup olmadıklarına bakılmaksızın acımasızca denize atıldı.

Göçmen Kamplarından Ölüm Kamplarına
Zorlu deniz yolculuğunu aşarak Osmanlı İmparatorluğu'nun Karadeniz kıyılarına ulaşmayı başaran az sayıdaki Çerkes’i ise başka bir trajedi bekliyordu. Osmanlı yönetimi tarafından kıyılarda kurulan göçmen kampları; lojistik yetersizlikler, amansız salgın hastalıklar, yoksulluk ve açlık nedeniyle kısa sürede birer "ölüm kampına" dönüştü.

Büyük çoğunluğu Karadeniz'in sularında can veren sürgünlerin, kıyıya ayak basabilen az sayıdaki kısmı da bu kamplardaki elverişsiz koşullar nedeniyle hayatını kaybetti. Yurtlarından koparılan yüz binlerce Çerkes, bu insanlık dışı sürgün neticesinde dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda kaldı.

Bugün, 21 Mayıs 1864'ün üzerinden asırlar geçse de, Çerkes halkı Karadeniz’e her baktığında adalar halinde yok olan nesillerini, süngülerin gölgesinde yitip giden vatanlarını ve tarihin gördüğü bu en büyük karanlığı acıyla hatırlamaya devam ediyor.

Canı pahasına 140 çocuğu kurtarmıştı: Şehit Amin Abdullah’ın Hidayet öyküsü

İki gün önce ABD'de bir camiye gerçekleştirilen ve büyük bir facianın eşiğinden dönülen saldırıda, 140 çocuğun siperi olan güvenlik görevlisi Amin Abdullah, adını kahramanlar arasına yazdırdı. Saldırı anında çocukları korumak için kendisini feda eden Abdullah’ın vefatının ardından, geçmişte İslam'ı seçme hikayesini ve hayata bakışını anlattığı video görüntüleri ortaya çıktı.

Kahraman görevlinin yüreklere dokunan hidayet öyküsü ve dünyaya seslendiği o çarpıcı mesajlar:

İsrail, Sumud Filosu'na saldırdı!

İSTANBUL (AA) - İsrail ordusu, Gazze'ye yönelik ablukayı kırmayı ve insani yardım ulaştırmayı amaçlayan Küresel Sumud Filosu'nu ele geçirmek için Akdeniz’deki uluslararası sularda saldırı başlattı.

A A 20260518 41415698 41415695 I S R A I L K U R E S E L S U M U D F I L O S U N A U L U S L A R A R A S I S U L A R D A M U D A H A L E E T T I

Küresel Sumud Filosu Kriz Masası, Kıbrıs Adası açıklarındaki filoda bulunan teknelerden iki savaş gemisinin görüldüğünü açıklarken, bazı teknelere yanaşarak taciz eden İsrail ordusu hücumbotlarının fark edildiği videolar paylaştı.

A A 20260518 41415874 41415873 I S R A I L K U R E S E L S U M U D F I L O S U N A U L U S L A R A R A S I S U L A R D A M U D A H A L E E T T I

İsrail basınında da "müdahalenin başladığı" haberleri yer alırken teknelerdeki bazı aktivistlerin canlı yayınlarda, İsrail askerlerinin kendilerine yaklaşması nedeniyle telefonlarını denize atıp ellerini havaya kaldırdığı görüldü.

Kriz Masası yetkilileri ayrıca, "İsrail ordusunun taciz ettiği bir teknemizle irtibat koptu." bilgisini paylaşarak İsrail askerlerinin bazı teknelere çıktığını bildirdi.

A A 20260518 41415874 41415872 I S R A I L K U R E S E L S U M U D F I L O S U N A U L U S L A R A R A S I S U L A R D A M U D A H A L E E T T I

- İsrail ordusunun, Küresel Sumud Filosu'na saldırıları

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik ablukasını kırmayı ve yaşamsal insani yardım ulaştırmayı amaçlayan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu, 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında İsrail ordusunun hukuk dışı müdahalesine maruz kalmıştı.

Uluslararası sularda hukuk dışı müdahalede bulunarak aktivistleri taşıyan teknelere saldıran İsrail ordusu, Gazze'ye 600 deniz mili uzaklıkta ve Yunan kara sularından birkaç mil açıkta 177 aktivisti alıkoyup kötü muamelede bulunmuştu.

A A 20260518 41415787 41415785 I S R A I L K U R E S E L S U M U D F I L O S U N A U L U S L A R A R A S I S U L A R D A M U D A H A L E E T T I(1)

Küresel Sumud Filosu'ndan yapılan bilgilendirmeye göre, 52 teknede toplam 426 katılımcı yer alıyor.

A A 20260518 41415787 41415786 I S R A I L K U R E S E L S U M U D F I L O S U N A U L U S L A R A R A S I S U L A R D A M U D A H A L E E T T I

96 Türk aktivistin bulunduğu filoda, Türkiye'nin yanı sıra Almanya, ABD, Arjantin, Avustralya, Avusturya, Bahreyn, Belçika, Brezilya, Cezayir, Endonezya, Fas, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İtalya, İsviçre, Kanada, Libya, Malezya, Meksika, Mısır, Moritanya, Norveç, Pakistan, Polonya, Romanya, Slovakya, Sri Lanka, Şili, Tunus, Umman, Vietnam, Yeni Zelanda olmak üzere 39 ülkeden aktivistler bulunuyor.

A A 20260518 41415698 41415697 I S R A I L K U R E S E L S U M U D F I L O S U N A U L U S L A R A R A S I S U L A R D A M U D A H A L E E T T I

İsrail ordusu, Ağustos 2025'te de 44'ten fazla ülkeden 500 aktivisti taşıyan 40'tan fazla tekneyle Gazze'ye yönelen Küresel Sumud Filosu'na benzer bir saldırıda bulunmuştu.

2026 Zilhicce ayı başlıyor! Zilhicce ayının faziletleri ve önemi

Zilhicce ayı için geri sayım başladı. Hac ibadetinin yerine getirildiği ve aynı zamanda Kurban Bayramı’nın kutlandığı, İslam’daki dört haram aydan biri kabul edilen Zilhicce Ayı’nın başlangıcı öncesinde bekleyiş sona yaklaştı. Kurban Bayramı’nın içinde bulunduğu aya Zilhicce adı verilir. Zilhicce ayının ilk on gününde yerine getirilen ibadetlerin değeri oldukça büyüktür. Zilhicce’nin ilk günlerinde tutulan orucun, bir yıllık oruç sevabına denk olduğu belirtilmektedir. Bu günlerde bir geceyi ihya etmek ise Kadir Gecesi’ni ihya etmek kadar kıymetli kabul edilir. Peki, 2026 yılında Zilhicce Ayı hangi gün başlayacak? Zilhicce ayının faziletleri nelerdir, hangi ibadetler yerine getirilir?

İslam dünyası, Hicri takvimin en faziletli aylarından biri olan Zilhicce’yi idrak etmeye başladı. Hac ibadeti, Kurban Bayramı ve kutsal on gün; bu ayı maneviyatın zirvesi haline getiriyor.

Müslümanlar için ibadet ve teslimiyetin sembolü olan Zilhicce ayı, Hicri takvimin son ayında yer alıyor. Bu ay, hac ibadetinin eda edilmesi, Kurban Bayramı’nın kutlanması ve Kur’an ile hadislerde övgüyle anılan ilk on günüyle dikkat çekiyor.


Zilhicce Nedir?

Zilhicce (ذو الحجة), Arapça kökenli bir kelime olup “hac sahibi” anlamına gelir. Hicri yılın 12. ve son ayıdır. Adını, bu ayda hac ibadetinin eda edilmesinden alır. Aynı zamanda dört haram aydan biri olan Zilhicce, savaşın ve kavganın yasaklandığı, huzurun ve ibadetin öne çıktığı zamanlardandır.


Zilhicce Ayının Önemi Nereden Geliyor?

Zilhicce ayını diğer aylardan ayıran bazı önemli ibadet ve olaylar şunlardır:

  • Hac ibadeti yalnızca Zilhicce ayında yapılır.

  • Kurban Bayramı, Zilhicce’nin 10. günü başlar.

  • Zilhicce’nin ilk on günü, Kur’an-ı Kerim ve hadislerde övgüyle anılmıştır.

  • Arefe Günü (9. gün), hacıların Arafat vakfesine durduğu ve affa en açık günlerden biridir.

Kur’an-ı Kerim’in Fecr Suresi 2. ayetinde geçen “On geceye andolsun” ifadesinin, bu ayın ilk on gecesine işaret ettiği İslam alimlerince belirtilmiştir.


Peygamber Efendimiz Zilhicce İçin Ne Buyurmuştur?

Hz. Muhammed (s.a.v.), Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan ibadetlerin değerini şöyle ifade etmiştir:

“Allah katında Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan salih amellerden daha sevimli hiçbir amel yoktur.”
(Buhârî, Deavât, 104)

Bu günlerde:

  • Oruç tutmak (özellikle Arefe günü)

  • Zikir ve tesbihat

  • Sadaka vermek

  • Kur’an okumak

  • Tevbe ve istiğfar etmek
    tavsiye edilen başlıca ibadetlerdir.


Zilhicce Neden Haram Aylardandır?

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

"Şüphesiz Allah katında ayların sayısı, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır..."
(Tevbe Suresi, 36. Ayet)

Bu dört haram ay:

  1. Zilkade

  2. Zilhicce

  3. Muharrem

  4. Recep

olarak belirlenmiştir. Bunlar, savaşmanın ve kan dökmenin haram kılındığı, saygı gösterilmesi gereken aylardır.

Zilhicce'nin Haram Ay Olmasının Sebepleri

1. Hac Mevsimini Korumak

Zilhicce, hac ibadetinin yapıldığı aydır. Hac gibi büyük bir ibadetin güvenli ve barış içinde gerçekleşebilmesi için bu ay, tarih boyunca kutsal ilan edilmiştir. İslam öncesi Araplar bile hac mevsiminde savaşa girmezdi.

2. Kurban ve Bayram Günlerini Korumak

Zilhicce’nin 10. günü Kurban Bayramı’dır. İbadet, toplumsal birlik ve infak (paylaşım) duygusunun öne çıktığı bu günlerde, çatışmadan uzak durmak dinin temel ahlaki mesajlarındandır.

3. Tarihi ve İlahi Gelenek

İslam öncesi putperest Araplar arasında bile bu aylar "haram" kabul edilirdi. İslam bu uygulamayı kaldırmamış, vahiy ile sabitlemiş ve bu aylara ilahi bir onay vermiştir.


Arefe Günü ve Fazileti

Zilhicce’nin 9. günü, Arefe Günü olarak bilinir. Hac farizasının zirvesi olan Arafat vakfesi bu günde gerçekleşir. Peygamberimiz (s.a.v.) bu günü şöyle tanımlar:

“Arefe günü oruç tutmak, bir önceki ve bir sonraki yılın günahlarına kefarettir.”
(Müslim, Sıyâm, 196)

Hacca gitmeyen Müslümanlar da bu günü oruçla ve ibadetle geçirerek faziletinden istifade edebilir.


Kurban Bayramı: Teslimiyetin Sembolü

Zilhicce’nin 10. günü başlayan Kurban Bayramı, Hz. İbrahim’in Rabbine duyduğu tam teslimiyetin nişanesidir. Kurban kesmek, hem bir ibadet hem de yardımlaşma ve paylaşmanın güçlü bir ifadesidir. Kurban ibadeti, maddi durumu elveren her Müslümanın yerine getirmesi gereken vacip/sünnet-i müekkede bir ibadettir (mezheplere göre değişkenlik gösterir).


Zilhicce Ayında Nelere Dikkat Edilmeli?

Yapılması Tavsiye Edilenler:

  • Zilhicce’nin ilk 9 günü oruç tutmak (özellikle Arefe günü)

  • Bol bol zikir, tekbir, tehlil ve tahmid (Allahu Ekber, La ilahe illallah, Elhamdulillah)

  • Kur’an okumak ve sadaka vermek

  • Nafile ibadetlerle manevi atmosferi değerlendirmek

Kaçınılması Gerekenler:

  • Kurban kesecek kişi, Zilhicce hilali görüldükten sonra saç ve tırnak kesmemelidir.

    “Kurban kesecek kişi, Zilhicce’nin hilalini gördükten sonra kurbanını kesene kadar saçından ve tırnaklarından bir şey almasın.”
    (Müslim, Edahi, 13)


Sonuç: Zilhicce, Sadece Bir Ay Değil, Bir Fırsattır

Zilhicce ayı, sadece ibadetle değil; tevbe, yenilenme ve kulluğu derinleştirme açısından da büyük bir fırsattır. Hac ile tevhid, kurbanla teslimiyet, Arefe ile af ve ilk on günle ibadet kapıları Müslümanlara ardına kadar açılır.


Kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Fecr Suresi, 1–2

  • Sahih-i Buhârî, Deavât, 104

  • Sahih-i Müslim, Sıyâm, 196; Edahi, 13

  • Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları

  • Riyâzü’s-Sâlihîn, İmam Nevevî

Şevki Yılmaz yazdı: Nesillerimizi ve Ailelerimizi korumak için İslam’ın evi varken başka kapılarda işimiz ne?

Şevki Yılmaz, kaleme aldığı derin analizinde, Müslümanın kimlik ve davranış kurallarının bizzat Allah tarafından belirlendiğini hatırlatarak, toplumun yaşadığı ahlaki erozyondan kurtulmasının tek yolunun "Kalubela"daki söze sadakatten geçtiğini vurguluyor.

Yılmaz, adliye sarayları ve cezaevleri artırılarak suçun önlenemeyeceğini ifade ederek okurlarına ve yetkililere şöyle sesleniyor:

“Dünyada hiçbir güç, toplumları ahiretin dehşetli hesap gününe hazırlamadan suçları önleyemez!”

Batı kapısında beklediğimiz iki asır bize ne kazandırdı?
Roma'nın kanunlarıyla Asım'ın nesli yetişir mi?
Cezaevlerini sulh evlerine dönüştürecek o büyük inanca ne zaman döneceğiz?
Dünya hayatının aldatıcı bir oyundan ibaret olduğunu ne zaman idrak edeceğiz?

Bu sorular sadece bir sistem eleştirisi değil; valilerden memurlara, mekteplerden kahvehanelere kadar uzanması gereken topyekûn bir irşad ve uyanış davetidir.

Tüm bu can alıcı soruların cevabını ve kurtuluş reçetesini, Şevki Yılmaz’ın kaleme aldığı, adeta bir manifesto niteliğindeki o derin yazıda bulacaksınız…

Makalenin tamamını okumak için tıklayınız...
Nesillerimizi Ve Ailelerimizi Korumak Için İslam’ın Evi Varken Başka Kapılarda Işimiz Ne, Şevki Yılmaz Yazdı

GAVİ 10 Mayıs 2021'de duyurmuş: Bir sonraki pandemi: Hantavirüs!

Gates Vakfı tarafından finanse edilen GAVİ; 10 Mayıs 2021'de "Gelecek Pandemi: Hantavirüs?" başlıklı bir makale yayınladı; bu makalede pandemi haline gelme tartışması, ölüm oranları, PCR testleri ve geliştirilmekte olan aşılar yer alıyor.

İDDİALAR FECAAT!
EĞER BUNLAR GERÇEKSE TOPYEKUN BİR SALDIRIYA MARUZ KALACAĞIZ DEMEKTİR!

Sözde mRNA aşısını bulan ve haklarında onbinlerce dava açılan Pfizer, (Gates Vakfı tarafından finanse ediliyor) 2 Mart 2022'de FOIA talebi doğrultusunda deneme verilerini yayınladı; bu veriler arasında özel ilgi gerektiren advers olayların uzun bir listesi var ve "Hantavirus pulmoner enfeksiyonu"nu içeriyor; bu da COVID mRNA biyosilah enjeksiyonlarını yapanların varsayılan olarak Hantavirus için pozitif test edeceği anlamına geliyor.

GAVI (Global Alliance for Vaccines and Immunization - Küresel Aşı ve Bağışıklama İttifakı), dünya genelinde aşıya erişimi artırmak ve özellikle düşük gelirli ülkelerdeki çocukları önlenebilir hastalıklardan korumak amacıyla kurulmuş uluslararası bir kamu-özel sektör ortaklığı olarak kendini tarif ediyor.

2000 yılında kurulan aşı tedarik oluşumu Gavi; hükümetleri, uluslararası kuruluşları ve özel sektörü bir araya getirdiği oranizasyon şemasında Küresel elitlerin karanlık işlerini hayata geçiren kurumlarla işbirliği yapıyor!
Temel ortakları arasında:
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
UNICEF
Dünya Bankası
Bill & Melinda Gates Vakfı

Donör ülke hükümetleri ve gelişmekte olan ülkeler.
yer alan GAVİ, bakın 10 Mayıs 2021 tarihinde resmi web sitesinden HANTAVİRÜS hakkında neler yayınlamış.

İŞTE GAVİ'NİN SİTESİNDE YER ALAN RESMİ AÇIKLAMALAR...

Bir Sonraki Pandemi: Hantavirüs mü?
Kemirgenlerden insanlara yayılan eski ve yeni dünya Hantavirüs birçok kıtada endemik hale geldi, ancak ara sıra kişiden kişiye bulaşma vakaları, pandemik potansiyelinden korkmaya yetecek kadar güçlü kanıt mı?

Kemirgenlerden insanlara yayılan eski ve yeni dünya Hantavirüs birçok kıtada endemik hale geldi, ancak ara sıra kişiden kişiye bulaşma vakaları, pandemik potansiyelinden korkmaya yetecek kadar güçlü kanıt mı?

Nisan 1993'te gizemli bir veba salgını endişeleri Utah, Colorado, Arizona ve New Mexico sınırındaki Kızılderili bölgesini sarstı. New Mexico'da genç bir Navajo çiftinin gizemli ölümlerinin ardından eyalet yetkilileri bunun nedenini belirlemekte zorlandı ancak semptomları bu bölgedeki bir düzine vakayla daha ilişkilendirmeyi başardılar. Daha sonra, Sin Nombre Virüsü (İspanyolca “No name”) olarak bilinen ve sonunda 13 kişinin hayatına mal olan yeni bir hantavirüs türünün ortaya çıktığı keşfedildi. Bu salgın artık “1993 Four Corners salgını” olarak biliniyor ve hantavirüslerin evrimi hakkındaki endişeleri artırdı.

Orthohantavirüsler insanlarda hastalığa neden olabilen viral bir cinstir. Bunlar, enfekte kemirgen atılımlarından aerosollerin solunması yoluyla bulaşır ve bir dizi hemorajik ve pnömonik semptomlara neden olur. Hantaan ortohantavirüs ve Dobrava-Belgrad ortohantavirüs gibi belirli türler büyük olasılıkla yüzyıllardır dünyanın bölgelerinde dolaşırken, Sin Nombre virüsü ve Andes virüsü türleri 1990'larda izole edildi. Eski ve yeni dünya virüsleri arasındaki bu ayrım, hastalık ve ölüm oranlarının yanı sıra pandemiye dönüşme potansiyelleri açısından da önemlidir. Hantavirüsün insandan insana bulaşması çok nadirdir, ancak yine de salgın hastalıklar, özellikle hastaneler ve kliniklerde bulaşmanın meydana geldiği ev enfeksiyonları ve hastane kaynaklı yayılma riski nedeniyle halk sağlığı açısından endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.

HASTALIK: Hantavirüs
Nerede dolaşıyor? Hantavirüsler dünyanın çoğu yerinde endemik olarak bulunabilir. Böbrek sendromlu (HFRS) hantavirüs hemorajik ateşi yüzyıllardır ortalıkta dolaşıyor ve ağırlıklı olarak Avrupa ve Asya ülkelerinde dolaşıyor. Ancak, içinde 2006 gine'deki bir Afrika orman faresinde Sangassou virüsü adı verilen bir tür izole edildi. Daha ileri seroprevalans çalışmaları (kaç kişinin belirli bir patojene karşı antikorlara sahip olduğunu ve dolayısıyla maruz kalma ihtimalinin yüksek olduğunu belirleyen), hiçbir vaka bildirilmemiş olmasına rağmen Fildişi Sahili ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde varlığını göstermektedir. Öte yandan hantavirüs pulmoner sendromu (HPS) veya hantavirüs kardiyopulmoner sendromu (HCPS), ilk kez 1990'larda izole edildiği için Yeni Dünya hastalığı olarak kabul edilmektedir. O zamandan bu yana Kuzey ve Güney Amerika'da endemik hale geldi ve And Dağları virüsü gibi türler Şili ve Arjantin'de özellikle endişe verici hale geldi.

Pandemi tehdidi: Düşük. Yılda yaklaşık 200.000 küresel vaka ve hantavirüs benzeri semptomlar rapor edilmektedir. Bununla birlikte, HPS'ye neden olan Yeni Dünya türlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte uzun kuluçka süresi, hantavirüslerin giderek artan bir endişe haline geldiği anlamına geliyor. Benzer şekilde salgın hastalıklar da kişiden kişiye and virüsünün Arjantin ve Şili'de bulaşması, insandan insana bulaşmayı sürdürecek şekilde gelişebileceğini gösteriyor.

Nasıl yayılıyor? Kemirgenler virüse yakalanabilir ancak hastalanmazlar. Virüs en yaygın olarak enfekte kemirgenlerin enfekte tükürük, idrar veya dışkı maddesinden gelen aerosollerle temas ettiğinde insanlara bulaşır. Ile de küçük salgınlar 1996, 2006 ve 2018'deki epidemiyolojik veriler, nedeni kişiden kişiye bulaşmayla ilişkilendirdi.

Vaka ölümü: HFRS oranları genellikle %5-15 arasında değişirken, HPS oranları %35-50 arasındadır.

Kuluçka dönemi: Hantavirüs inkübasyonu iki ila dört hafta arasında değişir. Bu uzun kuluçka süresi, hastalığın yayılmasını durdurmak için önleyici tedbirler alınmadan önce daha fazla insanın enfekte olmasına olanak tanıyabilir.

Belirtiler: Başlangıçta belirtiler grip - ateş, ağrı ve kusma benzer. HFRS, böbrek fonksiyon bozukluğuna yol açabilecek iç kanamaya (hemoraji) neden olurken, HPS, akciğerlerde sıvı birikmesi gibi kardiyovasküler şokla sonuçlanabilecek pnömonik semptomlarla ilişkilidir.

Teşhis: Hantavirüsler, akciğer dokusunun, kan pıhtılarının ve çekirdekli kan hücrelerinin ters transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) kullanılarak tespit edilebilir. İmmünolojik analizler ayrıca enfeksiyon sırasında antikorların varlığını da tanımlayabilir; bu, enzime bağlı immünosorbent analizleri (ELISA) veya hızlı immünoblot şerit analizleri (RIBA) kullanılarak yapılır. Semptomlar diğer enfeksiyonlar için yanlış yorumlanabileceğinden birçok vakanın tespit edilememesi muhtemeldir. Içinde bir vakacolorado'da bir kadın, kamp gezisinden sonra SARS-CoV-2'ye yakalandığına inanıyordu ancak hantavirüs testi pozitif çıktı.

Aşılar veya tedavi veya devam eden Ar-Ge var mı? 1976'da Ho Wang Lee adlı Güney Koreli bir doktor, Hantaan virüsünü izole eden ilk kişiydi ve 1990'da HFRS'ye karşı bir aşı üretti. Bu inaktive edilmiş tam viral aşı, etkinliğine ilişkin sınırlı kanıt nedeniyle yalnızca Çin ve Güney Kore'de onaylandı. Ancak HPS'ye karşı aşı yoktur geliştirilmekte olan dört tür vardır: üçü klinik çalışmaların 1. aşamasında ve biri 2a aşamasında. Hantavirüs, ventilasyon ve sıklıkla anti-viral bir ilaç olan ribavirin gibi semptomatik önleyiciler kullanılarak tedavi edilir. Ribavirinin etkinliğini belirleyen sınırlı çalışma vardır, bu da muhtemelen vaka ölüm oranlarının bu kadar yüksek olmasının nedenidir.

SALGINA DÖNÜŞME RISKINI NASIL AZALTABILIRIZ?
Bireysel bazda, yiyecekleri kaplarda saklayarak ve temiz bir ev tutarak maruz kalma riskinden kaçınmak önemlidir. Kemirgenler bir evi istila ederse, aerosollerin solunmasını önlemek için bir kemirgen kontrol programı uygulamak ve dışkıyı temizlemek önemlidir. Ortaya çıkan ve yeniden ortaya çıkan tüm hastalıklar gibi, genomik ve serolojik sürveyans da daha bulaşıcı hantavirüs türlerinin yayılmasını önlemek için mutasyonların ilerlemesinin izlenmesinde önemlidir. Andes virüsüne duyarlı bölgelerde, hastaları ve sağlık çalışanlarını korumak amacıyla sağlık sistemleri, kişiden kişiye bulaşmayı önleme stratejilerini uygulamaya hazır olmalıdır.

Yeni küresel planın adı: Hantavirüs! Hanta ne demek? habere gitmek için tıklayınız...

Eyüpsultan'da gizli Fetö Merkezi ifşa oldu!

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, "PHN789TKM" kod adlı gizli tanığın Topçular İş Merkezi'nde örgütsel toplantılar yapıldığı yönündeki beyanları üzerine, bu kişilerin kimliğinin tespit edilmesi ve FETÖ ile irtibatlarının belirlenmesine yönelik emniyet birimlerince yapılan çalışma sonucunda rapor hazırlandığı belirtildi.

Gizli tanığın beyanlarında isimleri geçen ve FETÖ'nün güncel yapılanmasına ilişkin faaliyet yürüttükleri belirtilen sanıkların HTS kayıtlarının incelendiği anlatılan iddianamede, sanıkların cep telefonlarına ilişkin yapılan baz incelemesinde, Topçular İş Merkezi'nde birlikte olduklarının anlaşıldığı kaydedildi.

İddianamede, HTS ve MASAK raporlarının gizli tanığın beyanlarını destekler nitelikte olduğu, sanıklardan elde edilen dijital materyallerde örgütsel amaçla kullanıldığı değerlendirilen uygulamalar ile fotoğraflar bulunduğu ifade edildi.

Sanıkların İstanbul'da farklı görev ve sorumluluklarının bulunduğu, sözde sorumluların yeniden yapılanma ve örgütsel canlılıklarını korumak amacıyla kurban dağıtımı ve para yardımı gibi organizasyonlar düzenledikleri belirtilen iddianamede, yurt dışından gelen nakdi paranın yine örgütün devamlılığını sağlamak amacıyla geçmiş dönemde "silahlı terör örgütüne üye olmak" ya da "silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek" suçlarından adli işlem görmüş kişilere dağıtıldığı anlatıldı.

İddianamede, MASAK'tan alınan rapora göre de sanıkların "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan işlem kaydı bulunan kişilerle para alışverişi olduğu anlatıldı.

Olağan akışa aykırı yüklü miktarda para ele geçirildi
Gizli tanığın ifadesinde, örgütün üst düzey yöneticilerinin talimatı doğrultusunda nakdi para yardımı yaptığını söylediği kişilerin ikametlerindeki aramalarda, olağan akışa aykırı değerlendirilebilecek yüklü miktarda nakit para ele geçirildiği belirtilen iddianamede, yapılan aramalarda çok sayıda doküman da bulunduğu kaydedildi.

İddianamede, suç unsuru olabileceği değerlendirilen dijital materyallerin belli periyotlarda yenilendiği ya da ikinci el telefon satın alındığının sanıklar tarafından beyan edildiği anlatıldı.

İddianamede, 50 sanığın "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7,5 yıldan 15'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianame kapsamında sanıkların yargılanması sürüyor.

Nurettin Taşkesen yazdı: Araplar bizi arkadan vurdu mu?

Nureddin Taşkesen, son günlerde hortlatılan ırkçı söylemlerin arkasındaki İslam düşmanlığına dikkat çekti. "Osmanlı bizi Araplaştırdı" diyenlerin cehaletini ifşa eden yazarımız, Birinci Dünya Savaşı’nda saklanan gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor.

  • ŞERİF HÜSEYİN’İN KİRLİ PAZARLIĞI

İngilizlerin vaatlerine kanıp Osmanlı’ya sırt dönen Şerif Hüseyin ve oğullarının gizli mektup trafiklerini anlatan Taşkesen, bu ihanetin tüm Arap halkına mal edilemeyeceğini; meselenin İngiliz altınları ve koltuk sevdası olduğunu belgeleriyle ortaya koyuyor.

  • ASIL HANÇER: SİYONİST NİLİ ÖRGÜTÜ

Yazının en çarpıcı kısmı ise bugüne kadar gizlenen Siyonist ihaneti! Taşkesen, Osmanlı ordusunu Filistin’de asıl arkadan vuranın masum köylü maskeli Yahudi casus şebekesi NİLİ olduğunu ifşa ediyor. İngilizlerin bölgedeki galibiyetinin arkasındaki karanlık istihbarat ağını deşifre ediyor.

  • İNGİLİZ OYUNUNA GELMEYİN!

"Türk’e Arap, Arap’a Türk düşmanlığı aşılayan İngiliz fitnesidir" diyen Taşkesen, Çanakkale’den Yemen’e omuz omuza çarpışan ümmetin evlatlarını hatırlatıyor ve ekliyor: "Uydurulmuş maceraları değil, yaşanmış gerçekleri okuyun!"

Nureddin Taşkesen'in ezberleri bozan ve tarihin tozlu raflarındaki gerçekleri haykıran o çok konuşulacak yazısı için TIKLAYIN...

Araplar Bizi Arkadan Vurdu Mu Taşkesen Yazdı

Habervakti ve Derin Gerçekler, Kurban Bayramı'nda Yermük Filistin Mülteci Kampı'nda!

Medeniyet Uluslararası İnsani Yardım Derneği tarafından yürütülen çalışma çerçevesinde, bağışçıların vacip kurban emanetleri vekâlet yoluyla kesilerek Yermük Filistin Kampı’ndaki Filistinli kardeşlerimize dağıtılacak.

“Bu Hayırda Pay Sahibi Olun”

Yetkililer, kamp şartlarında yaşamını sürdüren aileler için bu tür yardımların büyük önem taşıdığına dikkat çekerken, hayırseverleri kampanyaya destek olmaya davet ediyor. “Siz de bu hayırda pay sahibi olun, emanetinizi güvenle ulaştıralım” çağrısıyla yapılan duyuruda, bağışların online olarak gerçekleştirilebileceği belirtildi.

Online bağış yapmak isteyenler bagis.medeniyetyardim.org (tıklayınız) adresini ziyaret ederek instagram (tıklayınız) hesabından da detaylı bilgiye erişilebiliyor. İletişim için ise 0505 013 84 44 numaralı telefon hattı üzerinden yetkililere ulaşılabiliyor.

Bülent Deniz Detayları Anlattı

Genel Koordinatörümüz Bülent Deniz’in de katılacağı organizasyon dün akşam gazeteci, yazar Abdurrahman Dilipak'ın yorumcusu olduğu Derin Gerçekler programında konuşuldu. “Kudüs özgür olmadan yeryüzünde hiçbir şehrin özgür olamayacağını motto edinmiş bir ekip olarak, bize sunulan davet üzerine önümüzdeki Kurban Bayramı’nda Filistinli kardeşlerimizle buluşmak üzere Yermük Filistin Mülteci Kampı’na gidiyoruz” ifadelerini kullanan Deniz, kampanyayı Derin Gerçekler izleyicisine de açtıklarını ve destekleriyle, ''Mescid-i Aksa'nın izzeti için varlarını yoklarını feda edip, cümle sevdiklerini Allah yolunda kurban eden Filistin'li mülteci kardeşlerimize bu kurban, vacip kurbanlarımızı ulaştıralım'' çağrısı yaparak organizasyonun detaylarını canlı yayında izleyenlere aktardı.

Şevki Yılmaz yazdı: Mazlumları sahiplenenler bu mübarek ayın af finalistleridir!

Hicr Suresi’nin 98-99. ayet-i kerimelerinin ilahi uyarısını merkeze alan bu metinde; kulluğun son nefese kadar devam eden bir görev olduğu vurgulanırken, Ramazan’da elde edilen manevi kazanımların terk edilmemesi gerektiği özellikle dile getiriliyor!

Gazze’den Doğu Türkistan’a, Arakan’dan Keşmir’e kadar uzanan mazlum coğrafyaların feryadını gündeme taşıyan yazı; Siyonist saldırılar ve emperyalist kuşatmalar karşısında ümmetin dağınıklığını sorguluyor ve birlik çağrısı yapıyor.

“Ramazan biter, kulluk bitmez!” hakikati ekseninde şu can alıcı soruları vicdanlara yöneltiyor:
Ramazan’da elde ettiğimiz ibadet, merhamet ve yardımlaşma ruhunu neden yılın tamamına yayamıyoruz?

Mazlumlar açlık, yokluk ve zulümle mücadele ederken, biz onların derdiyle ne kadar dertleniyoruz?

Şeytanın tuzaklarından arındırdığımız nefislerimizi, Ramazan sonrası neden yeniden aynı hatalara teslim ediyoruz?

Asırlardır süren dağınıklığın bedelini ödeyen İslam coğrafyası için ne zaman gerçek bir birlik ve diriliş adımı atacağız?

İnfak, merhamet ve kardeşlik ekseninde yeniden diriliş çağrısı yapan bu çarpıcı metni okumak; kulluğun sürekliliğini hatırlamak ve gerçek bayrama ulaşmanın yolunu keşfetmek için tıklayınız…

Mazlumları Sahiplenenler Bu Mübarek Ayın Af Finalistleridir

Şevki Yılmaz'dan STK ve Bakanlıklara 'Ramazan Öğretmen' çağrısı: 'Neredesiniz?'

  • NE OLMUŞTU?

İddiaya göre Manisa Turgutlu’da 34 yıllık felsefe öğretmeni R.A., derste "Sanat ve Felsefe" konusunu işlerken bir öğrencinin sorusu üzerine "Mustafa Kemal sanatçı değil, asker ve savaşçıdır" ifadesini kullandığı, bu sözlerin ardından 11 öğrenciye baskı yapılarak öğretmene karşı şikayet dilekçesi yazdırıldığı gündeme gelmişti. Akabinde hakkında 5816 sayılı kanun kapsamında jet hızıyla tutuklama kararı verilmişti.

H Dxuapa X Y A Io P B G

  • İftira ve linç kampanyası deşifre oldu

Tutuklanan öğretmenin ailesi ve damadı Erdal Tursun yaptığı paylaşımla, yaşananların tamamen bir "iftira operasyonu" olduğunu dile getirmiş. 34 yıldır lekesiz hizmet veren, iki engelli evladı olan mazlum hocanın, sol görüşlü hesaplar tarafından sosyal medyada servis edilen sahte görüntülerle linç edildiği ortaya çıkmıştı. Ramazan Hoca ise savcılık ifadesinde, kesinlikle hakaret etmediğini, kendisine yönelik bir operasyonla okul yönetiminden ve öğretmenlerden bazılarının öğrencileri kışkırtarak aleyhinde zorla dilekçe yazdırıldığını ifade etmişti.

  • Şevki Yılmaz’dan sert tepki: "Gayretullah’a dokunur!"

Yaşanan bu gelişmeler karşısında sosyal medya hesabından görüşlerini paylaşan İlahiyatçı Hatip Şevki Yılmaz STK'lara ve Bakanlıklara seslenerek Ramazan hoca ne büyük bir cürüm işledi neredesiniz ey STK'lar? Bu hukuksuzluğa karşı neden ses çıkartmıyorsunuz? İlgili Bakanlıklara da seslenerek "Komplo ayan beyan ortadadır, Ramazan Hoca tahliye edilmelidir." ifadelerini kullandı.

Şevki Yılmaz’ın çağrısı şu şekilde kayıtlara geçti:

"Suçu nedir?": "Mübarek Ramazan'da 40 yıllık öğretmen hakkındaki tüm iddialar tutarsız olduğu ve delillendirilmediği halde bayramda hapse atmanın izahı var mıdır? Hoca hangi büyük cürmü işlemiştir?"

Allahaşkına, Lillah aşkına bu mazlum öğretmenimize sahip çıkalım?!
Milli Sendikalarımız ve STK larımız nerede?
Açık ve net iftiralarla kendisine komplo kurulduğu ayân olan Muallim kardeşimize yapılanlar, Vallahi Billahi Tallahi Gayretullah'a dokunmadan başımıza büyük bela ve…

— Şevki Yılmaz (@Sevkiyilmaz) March 19, 2026

Bakanlıklara Çağrı: Yılmaz; İçişleri, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlarına seslenerek, "Bu durum karşısında niçin sessizsiniz? Allahaşkına bu mazlum öğretmenimize sahip çıkalım!" ifadelerini kullandı.

Mübarek Ramazan'da 40 yıllık öğretmen hakkındaki tüm iddialar tutarsız olduğu ve delillendirilmediği halde Bayram'da tutuklayıp hapse atmanın izahı var mıdır?
Hoca hangi büyük cürmü işlemiştir?
Sayın @TC_icisleri , @adalet_bakanlik ve @tcmeb bakanlarımız bu durum karşısında niçin…

— Şevki Yılmaz (@Sevkiyilmaz) March 19, 2026

"Hemen Tahliye Edilmeli": Kurulan komplonun ayan beyan ortada olduğunu belirten Yılmaz, "Vallahi Billahi Tallahi, Gayretullah'a dokunmadan, başımıza büyük bela ve musibetler gelmeden bu gece tahliye edilmelidir!" uyarısında bulundu.

Ramazan Öğretmen'in haber detayları için ilgili görsellere tıklayınız:

Ekran Görüntüsü 2026 03 21 001042

Ekran Görüntüsü 2026 03 21 001058

Ekran Görüntüsü 2026 03 21 001114

Alem-i İslam'ın sessizliği ve tarihi zilleti: Mescid-i Aksa'nın yanı başına füze düştü!

  • Kutsal Harimin dibine füze düştü!

840 yıl sonra Bayram Namazı’nın yasaklanması gibi bir alçaklığa imza atan işgal rejimi, saldırganlıkta sınır tanımıyor. Mescid-i Aksa'nın hemen dibindeki Mağribliler Bölgesine düşen füze parçası, kutsal mekanın fiziksel imhası için kaza süsü verilmiş hamlelerin ilk işareti olarak değerlendiriliyor.

  • Mehmet Akif Yılmaz'ın uyarısı: "Bu bir savaş ilanıdır!"

AK Parti Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz, yaşanan bu zillet tablosu öncesinde Türkiye ve tüm İslam dünyasını şu sert sözlerle uyarmıştı: "Mescid-i Aksa’mızı yıkmak üzere yapılacak her saldırı, bizim topraklarımıza yapılmış sayılır ve bu bir savaş ilanı olur."

Yılmaz, kasten ya da kaza süsü verilmiş füze atışlarına karşı tüm İslam ülkelerini ortak bir bildiriyle "Mescid-i Aksa'ya saldırı, bize saldırıdır!" demeye çağırmıştı.

Siyonistlerin artık kutsal mabedi yıkma hamlesine geçtiğini belirten Yılmaz, sessiz kalınması halinde yakın zamanda Mescid-i Aksa'nın yıkılışının seyredileceği uyarısında bulunmuştu.

  • Alem-i İslam'ın utanç sessizliği

840 yıllık namaz geleneğinin çiğnenmesi ve kutsal mekanın dibine füzeler düşmesi karşısında İslam dünyasının çıtını dahi çıkartamaması, "zilletin zirvesi" olarak nitelendirilmekte. Yılmaz'ın "Bu zilleti yaşarsak vay halimize!" çığlığına rağmen İslam alemi'nin derin sessizliği, Siyonist haydutların cüretini daha da artırıyor.



AK Parti Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz, yukarıda izlediğiniz görüntülerle ilgili gelişmeleri önceden öngörerek önemli uyarılarda bulunmuştu. Habervakti.com olarak biz de bu olayları kamuoyunun gündemine taşımıştık. Yılmaz’ın söz konusu uyarılarını ve yaşanan gelişmeleri içeren haberi okumak için görsele tıklayınız...

Ekran Görüntüsü 2026 03 20 192421

Kutsala alçak saldırı: Cami içerisinde çıplak şekilde küfürlü sözler eşliğinde dans etti!

  • Kutsal mekanda küfürlü ve hakaretvari rezalet

İbadet ve huşu mekanı olan camiye girip tişörtünü fırlatan bu şahıs, cami adabına ve maneviyatına tamamen aykırı bir "müzik" eşliğinde dans etti. Şarkı denilemeyecek kadar pespaye, içinde ağza alınmayacak küfür ve uygunsuz ifadelerin geçtiği bir ses kaydıyla beraber, el hareketleriyle de hakaretler yağdıran şahıs, Müslümanların kutsalına fütursuzca saldırdı.

  • Pişkinlikte son nokta: "Fark eder mi?"

Olayın kendisi kadar, bu alçaklığı savunan tavır da infiale neden oldu. Sosyal medya üzerinden gelen "Camidesin, kendine gel" şeklindeki haklı uyarıları küstahça bir tavırla karşılayan şahıs, "Fark eder mi?" diyerek yaptığı terbiyesizliği açıkça savundu. İbadethaneyi hakaret ve küfür sahasına çeviren bu pervasız yaklaşım, bardağı taşıran son damla oldu.

  • Yargı ve Diyanet göreve: Bu aymazlığın hesabı sorulmalı!

Müslüman vatandaşlar, Diyanet İşleri Başkanlığı ve yargı makamlarını bu hadsizliğe karşı derhal en sert adımları atmaya çağırdı. Kutsal mekanları küfürlü videolarına meze yapan, el hareketleriyle inançlara hakaret eden bu zihniyete karşı caydırıcı yaptırımların uygulanması bekleniyor.

İşte sabrınızın sınırlarını zorlayacak o video: (Çıplaklık nedeniyle video sansürlenmiştir!)

839 yıl sonra bir ilk: Mescid-i Aksa bayramda kapalı

  • Tarihi bir eşik: Haçlı işgalinden beri ilk kez

Mescid-i Aksa’nın 839 yıl sonra ilk kez bayramda kapalı kalacak olması, İslam dünyası için tarihi bir dönüm noktası olarak görülüyor:

En son 1187 yılında, Kudüs’ün Haçlı işgali altında olduğu dönemde benzer bir durum yaşanmıştı.

Selahaddin Eyyubi'nin fethiyle başlayan süreçte, savaş ve salgın dönemleri dahil olmak üzere bayram namazları bugüne kadar kesintisiz olarak eda edilmişti.

  • 17 günlük abluka bayramda da sürüyor

İsrail yönetiminin 17 gündür uyguladığı ibadet yasağı ve fiziki engellemeler, Ramazan Bayramı’nda da devam ettiriliyor. Bu durum, bölgedeki gerilimi tırmandırırken uluslararası kamuoyunda da büyük tepkiyle karşılanıyor.

Diyanet açıkladı: İl il bayram namazı saatleri

Gemini şunu dedi:

İl il Ramazan Bayramı namaz saatleri belli oldu

Bir Ramazan ayının daha sonuna gelinirken, yarın sabah kılınacak bayram namazı için Diyanet İşleri Başkanlığı il il namaz saatlerini açıkladı.

Üç büyükşehirde bayram namazı saatleri

  • İstanbul: 07:39

  • Ankara: 07:23

  • İzmir: 07:45

İl il bayram namazı vakitleri

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın paylaştığı verilere göre diğer illerdeki bayram namazı saatleri şu şekildedir:

İl Namaz Saati
Adana 07:12
Adıyaman 07:01
Afyonkarahisar 07:32
Ağrı 06:42
Aksaray 07:18
Amasya 07:12
Ankara 07:23
Antalya 07:31
Ardahan 06:44
Artvin 06:48
Aydın 07:42
Balıkesir 07:43
Bartın 07:26
Batman 06:49
Bayburt 06:54
Bilecik 07:35
Bingöl 06:52
Bitlis 06:46
Bolu 07:29
Burdur 07:33
Bursa 07:38
Çanakkale 07:49
Çankırı 07:20
Çorum 07:15
Denizli 07:37
Diyarbakır 06:53
Düzce 07:30
Edirne 07:49
Elazığ 06:57
Erzincan 06:56
Erzurum 06:49
Eskişehir 07:32
Gaziantep 07:04
Giresun 07:01
Gümüşhane 06:57
Hakkari 06:39
Hatay 07:09
Iğdır 06:38
Isparta 07:31
İstanbul 07:39
İzmir 07:45
Kahramanmaraş 07:06
Karabük 07:25
Karaman 07:21
Kars 06:42
Kastamonu 07:20
Kayseri 07:12
Kilis 07:05
Kırıkkale 07:20
Kırklareli 07:46
Kırşehir 07:18
Kocaeli 07:35
Konya 07:24
Kütahya 07:34
Malatya 07:01
Manisa 07:44
Mardin 06:51
Mersin 07:15
Muğla 07:40
Muş 06:48
Nevşehir 07:15
Niğde 07:15
Ordu 07:03
Osmaniye 07:08
Rize 06:53
Sakarya 07:33
Samsun 07:10
Siirt 06:46
Sinop 07:15
Sivas 07:06
Şanlıurfa 06:58
Şırnak 06:44
Tekirdağ 07:45
Tokat 07:08
Trabzon 06:56
Tunceli 06:56
Uşak 07:36
Van 06:40
Yalova 07:38
Yozgat 07:15
Zonguldak 07:28

Dijital veri savaşları ve operasyonlar... 'İstanbul Senin' uygulaması tekrar gündemde!

  • ABD'li uzmandan Türkiye'ye yönelik siber tehdit iması

ABD'li akademisyen Michael Rubin'in 10 Mart tarihinde yaptığı bir paylaşım, siber güvenlik endişelerini artırdı. Rubin, İsrail'in Tahran'daki trafik kameralarını hackleyerek İranlı liderlerin yerlerini tespit ettiğini öne sürdü. Aynı durumun İstanbul ve Ankara için de geçerli olabileceğini iddia eden Rubin, olası bir çatışmada Türk siyasetçilerin, İHA fabrikası çalışanlarının, istihbarat ve askeri yetkililerin trafik verileri üzerinden anlık olarak takip edilip hedef alınabileceğini savundu.

Ekran Görüntüsü 2026 03 18 140512

  • İsrail'den Rusya'ya 'web kamerası' uyarısı

Siber istihbaratın ulaştığı boyut, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Sözcüsü Anna Ukolova'nın Rus RBC radyosundaki açıklamalarıyla da gündeme geldi. İsrail karşıtı bir tavır almaları durumunda Rus yetkilileri uyaran Ukolova, Rusya’daki tüm web kameralarının kontrolünün ellerinde olduğunu ve Devlet Başkanı Vladimir Putin dahil istedikleri hedefi vurabileceklerini iddia etti. Rus stratejist Alexander Dugin de bu açıklamaları sosyal medya hesabından paylaşarak durumun ciddiyetine dikkat çekti.

Ekran Görüntüsü 2026 03 18 140409

  • 7/24 takip ve 'nokta operasyon' tehlikesi

İran'da üst düzey yetkililerin verilerinin ele geçirilmesi, kişilerin sadece trafik akışının değil, günlük yaşam rutinlerinin, evden çıkış saatlerinin ve kullandıkları güzergâhların da dijital birer hedefe dönüştüğünü gösterdi. Yabancı istihbarat servislerinin, şehirlerin ulaşım altyapılarından elde ettikleri bu hassas bilgilerle kolaylıkla "nokta operasyonlar" düzenleyebileceği belirtiliyor.

imamoğlu-3

  • İmamoğlu dönemi ve 'İsrail merkezli yazılım' iddiaları

Siyasal casusluk ve suç örgütü yöneticiliği gibi iddialarla Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 2019'da ABD Büyükelçisi ile imzaladığı "İstanbul Ulaşım ve Trafik Mükemmeliyet Merkezi" projesi de bu kapsamda yeniden tartışmaya açıldı. CHP'li İBB'nin "İstanbul Senin" uygulamasında 4.7 milyon vatandaşın kimlik, konum ve aktivite verilerinin İsrail merkezli yazılım firması Appsflyer'ın sunucularında tutulduğu ve yurt dışına aktarıldığı öne sürüldü.

ABD'li vekilden korkunç iddia: Trump çocuklara tecavüz etti!

ABD Temsilciler Meclisi Demokrat milletvekili aynı zaman Demokrat Parti Meclis Grubu Başkan Yardımcısı olan Ted Lieu, ABD'de pedofili ağı kurmakla suçlanırken hapishanede ölen Jeffrey Epstein hakkında açıklama yaptı.

"TRUMP ÇOCUKLARA TECAVÜZ ETTİ"
Lieu, Jeffrey Epstein dosyalarında, ABD Başkanı Donald Trump'ın çocuklara tecavüz ettiği ve onları öldürmekle tehdit ettiği bilgilerinin yer aldığını iddia etti.

"CLINTONLARI İFADEYE ÇAĞIRMAK DİKKAT DAĞITMAK AMAÇLI"
Bu iddiaların kamuoyuna yansımaması ve dikkat dağıtılması için ise, eski Başkan Bill Clinton ve eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın ifadeye çağrıldığını söyledi.

"MAĞDURLARIN MAHREMİYETİ İHLAL EDİLDİ"
Lieu ayrıca, Adalet Bakanlığı'nın dosyalardaki bazı açık içerikli görüntüleri sansürlemeyerek mağdurların "mahremiyetini ihlal ettiğini" ve Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche'ın istifa etmesi gerektiğini söyledi.

AK Parti heyetinden Mısır'da anlamlı Gazze buluşması

Whatsapp Image 2026 03 03 At 03.12.48

İslam coğrafyasının kanayan yarası Gazze için Türkiye'nin diplomatik ve insani seferberliği aralıksız sürüyor. AK Parti milletvekillerinden oluşan heyet, köklü tarihi bağlara sahip olduğumuz Mısır'da hem resmi temaslarda bulundu hem de siyonist zulümden kaçarak bölgeye sığınan Gazzeli mazlumlarla kucaklaştı.

642786706 10162810681023892 7912955225432180393 N

  • Büyükelçilik ziyareti

AK Parti Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz; Bursa Milletvekili Müfit Aydın, Kocaeli Milletvekili Cemil Yaman ve Konya Milletvekili Abdullah Ağralı ile birlikte Kahire Büyükelçisi Salih Mutlu Şen’i ziyaret etti. Gerçekleşen görüşmede, Türkiye ile Mısır arasındaki dostluğu ve iki ülke arasındaki iş birliğini daha da güçlendirmeye yönelik verimli değerlendirmeler yapıldı.

645906109 10162812050948892 4901195482211033619 N

  • İHH sofrasında Gazzelilerle kucaklaşma

Diplomatik temasların ardından heyet, İHH ve Kızılay’ın organizasyonuyla gerçekleşen 500 Gazzeli ailenin davet edildiği İftar ve yardımlaşma programına katılarak ailelerle biraraya geldiler.

Kardeşlik bağlarının vurgulandığı buluşmada Heyet, "Türkiye’den uzanan her yardım eli, paylaşılan her lokma ve edilen her dua; acıyı hafifleten, umudu büyütüyor, kardeşliğimizi pekiştiriyor. Acılar paylaşıldıkça azalıyor" diyerek bu hayra vesile olan İHH'ya, Kızılay’a ve emeği geçenlere gönülden teşekkür ettiler.

644208377 10162812164133892 672820190618546994 N

  • Mısır'a "Ensar" teşekkürü ve Özgür Filistin duası

İşgalci İsrail'in Gazze'de iki yıldır kesintisiz sürdürdüğü soykırıma dikkat çekilerek, Mısır halkının ve hükümetinin on binlerce yaralı Gazzeliye kapılarını açarak ensarlık görevini layıkıyla yerine getirdiğini vurguladılar ve ümmet adına müteşekkir olduklarını belirttiler.

645761899 10162812050168892 8039760398537182991 N

Gazzeli aileleri evlerinde ziyaret ederek iftarlarını açarak şu anlamlı dua ile ayrıldılar:
"Rabbimiz, Gazzeli kardeşlerimizi, anavatanlarında, Gazze’de, Özgür Filistin Devletinde, mutlu ve müreffeh yuvalarında ziyaret edebilmeyi nasip eylesin."

646029494 10162812051093892 7378375581572604003 N-1

Whatsapp Image 2026 03 03 At 03.12.48 (1)

Asdadsadsa

Şevki Yılmaz yazdı: Avcılara yem, av köpeklerine av olmayalım!

20. Dönem Rize Milletvekili ve ilahiyatçı hatip Şevki Yılmaz, Enfal Suresi 73. Ayet-i Kerime'nin sarsıcı uyarısıyla Müslümanları son pişmanlık fayda etmeden birlik olmaya çağırıyor! Siyonist işgal planlarından emperyalistlerin "av köpeği" devletler eliyle kurduğu küresel tuzaklara, İran’dan Gazze’ye, Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye uzanan 'Ortak İslam Pazarı' idealine kadar; ümmetin izzetini yeniden ayağa kaldırma çağrısında bulunuyor.

İslam dünyasının içine düştüğü tefrika batağından çıkış yollarını gösteren Kur'anımız sarsıcı bir Birlik Manifestosudur!
Enfal Suresi’nin 73. ayetindeki ilahi ihtarı merkeze alan bu yazıda Yılmaz, ''Müslümanların kendi aralarındaki ittifakı kuramadıkları her an, yeryüzünü kan, gözyaşı ve fitnenin kaplayacağını'' net ifadelerle dile getiriyor.

150 yıldır ırkçılık, mezhepçilik ve particilik fitnesiyle parçalanan, "devletçiklere" bölünen İslam coğrafyasının; bugün nasıl tek tek yutulmaya çalışıldığını çıplak bir gerçeklikle gözler önüne seriyor.

"Biz birleşmezsek, av köpeği devletlere yem olacağız!" hakikati ekseninde şu can alıcı soruları vicdanlara yöneltiyor:

  • Siyonist "Arz-ı Mev’ud" hayalleri ve emperyalist "Yeni Dünya Düzeni" planları karşısında; Afganistan, Irak ve Suriye’den sonra sıranın komşumuz İran’a ve ardından bize gelmesini daha ne kadar seyredeceğiz?

  • Geçmişteki hatalara ve mezhepsel kırgınlıklara rağmen, "hesaplaşma zamanı değil, birleşme zamanıdır" diyerek neden tek bir saf olamıyoruz?

  • Gazze’yi bir direniş kalesinden turizm merkezine dönüştürmek isteyen şeytani planlara ve "Melhâme-i Kübrâ" (Armageddon) kapımızdayken süregiden bu uykumuza ne zaman son vereceğiz?

Emperyalist efendilerin "av köpekleri" eliyle kurduğu bu sömürü düzenini parçalamak, "leş" değil "bir" olmak ve tarihin en kritik virajında yeniden izzetle ayağa kalkmak için bu derin tefekküre kulak verin.

Zulme karşı direnişin, birliğin ve yeniden büyük bir medeniyet inşasının yol haritasıyla tanışmak; küresel kuşatmayı yaracak tavsiyeleri okumak için tıklayınız...
Avcılara Yem, Av Köpeklerine Av Olmayalım, Şevki Yılmaz Yazdı

Şok iddia! 10.000 çocuğa ait adrenokrom kan sevkiyatı ortaya çıkarıldı

Rus istihbarat birimlerinden sızdığı iddia edilen bir rapor, dünya kamuoyunda büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. İddiaya konu olan sevkiyatın varış noktasının ABD olduğu belirtilirken, olay "tıbbi yardım" görünümlü bir "insanlık suçu" olarak nitelendiriliyor.

  • Tartus’ta Baskın: "İnsani Yardım" Değil Sapkın Sevkiyat mı?

İddia edilen raporun detaylarına göre, Rus özel kuvvetleri Tartus Deniz Üssü açıklarında bir İsrail gemisine operasyon düzenledi. Gemideki yükün resmi belgelerde "insani tıbbi yardım" olarak beyan edildiği, ancak derinlemesine yapılan aramada askeri tip soğutma üniteleriyle gizlenmiş özel şişeler bulunduğu savunuldu.

Şişelerin üzerinde, çatışma bölgelerindeki gizli hastanelerle bağlantılı seri numaralarının yer aldığı ve içeriğinin laboratuvar analizine gönderildiği öne sürüldü.

  • Korkunç Tahmin: "10 Bin Çocuğun Kanı"

Kremlin’e sunulan brifingde yer aldığı iddia edilen rakamlar kan dondurucu boyutta. Sevkiyatın elde edildiği kanların; Ukrayna, Suriye ve özellikle Gazze’deki çatışma bölgelerinden "toplanan" çocuklara ait olduğu iddia ediliyor.

Sevkiyatın nihai varış noktasının ABD olduğu, elit tabakaya yönelik bir ticaret ağının parçası olduğu ileri sürülüyor.

  • Kremlin’de "Özel Görev Gücü" Alarmı

Rusya Devlet Başkanı Putin’in talimatıyla kurulan "adrenokrom görev gücü"nün operasyon sonrası doğrudan brifing verdiği aktarıldı. Rus makamları, bu tür operasyonları "küresel sapkınlık ağlarına karşı verilen bir savaş" olarak nitelendirse de, Batılı kaynaklar bu raporları "dezenformasyon ve hibrit savaşın bir parçası" olarak tanımlıyor.

  • Adrenokrom Komplosu mu, İstihbarat Savaşı mı?

Adrenokrom (korku anında salgılanan adrenalinin oksitlenmiş hali), yıllardır internette yayılan ve elitlerin "gençlik iksiri" olarak kullandığı iddia edilen bir olayın merkezinde yer alıyor. Tıbbi dünyada sentetik olarak üretilebilen bir madde olmasına rağmen, bu tür "insan hasadı" iddiaları özellikle İsrail-Rusya hattındaki gerilimin arttığı dönemlerde propaganda malzemesi olarak kullanıldığı tahmin edilmekte.

Bu sarsıcı iddialar, taraflar arasındaki 'kara propaganda' savaşının ne kadar derinleştiğini gösteriyor. İsrail kanadından konuya dair henüz resmi bir reddiye gelmezken, sevkiyatın içeriğine dair tarafsız bir laboratuvar raporunun açıklanıp açıklanmayacağı küresel kamuoyu tarafından merakla bekleniyor.

İddianame tamamlandı: Kocaeli'de iki il müdürü göreve iade edildi!

Dilovası iddianamesi tamamlandı...

7 işçinin yaşamını yitirdiği parfüm dolum fabrikası yangını sonrası başlatılan soruşturma kapsamında görevden uzaklaştırılan SGK Kocaeli İl Müdürü Mehmet Salih Aydın ile İŞKUR Kocaeli İl Müdürü Ulvi Yılmaz görevlerine iade edildi. İki ismin de yeniden görev başına geçtiği belirtildi.

7 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRMİŞTİ

Olay, 8 Kasım 2025 tarihinde Dilovası Mimar Sinan Mahallesi Mimar Sinan Caddesi'ndeki bir parfüm dolum tesisinde meydana geldi. Tesiste çıkan yangında Hanım Gülek (65), Esma Dikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ile Cansu Esatoğlu (16) yaşamını yitridi.

Soruşturma kapsamında hazırlanan ve Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesince delil yetersizliği gerekçesiyle iade edilen ilk iddianame, eksikliklerin giderilmesinin ardından kabul edildi. Tutuklu şüpheliler İsmail Oransal, Altay Ali Oransal, Aleyna Oransal, Gökberk Güngör, Ali Osman Altay, Onay Yürüklü, Ünal Aslan, Güven Demirbaş ve tutuksuz sanık Ömer Akat ile soruşturma sürecinde cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Kurtuluş Oransal'ın da aralarında bulunduğu 16 kişi hakkında dava açıldı.

PATLAMANIN NEDENİ STATİK ELEKTRİK VE TEMAS ARIZASI

İddianamede yer alan bilirkişi raporunda, patlamanın üretim sırasında etil alkol aktarımı esnasında oluşan statik elektrik boşalması ve ekipmanlardaki elektriksel temas arızasından kaynaklandığı belirtildi. Ex-proof (patlamaya karşı korumalı) ekipman, topraklama ve havalandırma sistemlerinin bulunmamasının alevlerin kısa sürede yayılmasında etkili olduğu vurgulanan raporda, iş yerinde yangın merdiveni, otomatik söndürme sistemi, alarm ve diğer güvenlik önlemlerinin olmadığı kaydedildi. Raporda binanın yapı kullanım izin belgesi olmadan imalathane olarak kullanıldığına, iş güvenliği ve itfaiye uygunluk onayının alınmadığına dikkat çekildi. Bilirkişi heyeti, yangının sabotaj veya kasıtlı bir eylem sonucu değil, teknik yetersizlik ve ihmaller zincirinden kaynaklanan "öngörülebilir ve önlenebilir bir endüstriyel kaza" olduğu kanaatine vardı.

KUSUR DURUMLARI BELİRLENDİ

Bilirkişi raporuna göre, işletmeci Ravive Kozmetik yönetimi ile İsmail Oransal, Altay Ali Oransal ve soruşturma sürecinde vefat eden Kurtuluş Oransal "asli ağır kusurlu" bulundu. Binayı kiraya veren eski mal sahibi Güven Demirbaş "tali ağır kusurlu", yeni malik Özzade Yapı İnşaat Ltd. Şti. "tali orta kusurlu", iş sağlığı ve güvenliği hizmeti veren OSGB firması ve yetkilileri "tali ağır kusurlu", iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi ise "tali kusurlu" olarak değerlendirildi. Dilovası Belediyesi'nin denetim gecikmesi nedeniyle "sınırlı idari kusurlu", SEDAŞ'ın ise elektrik kullanımını yeterince denetlememesi sebebiyle "sınırlı teknik kusurlu" olduğu raporda yer aldı. Çalışanlara ise eksik güvenlik şartlarında görev yaptıkları için kusur atfedilmedi. Soruşturma kapsamında yangının çıktığı imalathanenin altındaki depo niteliğindeki yapının geçmişte "imar kirliliğine neden olma" suçundan yargılamaya konu olduğu ortaya çıktı.

İddianamede, bina sahibi Güven Demirbaş hakkında açılan davada belediye denetiminde binanın üzerine izinsiz kolonlar dikildiği ve duvar örüldüğü gerekçesiyle "mahkumiyet" kararı verildiği, yapının mühürlendiği ve Demirbaş'ın ertelenmiş 10 ay hapis cezası aldığı bilgisi yer aldı. Ayrıca belediye encümeni tarafından kaçak yapının yasal hale getirilmemesi nedeniyle yıkım kararı alındığının tespit edildiği kaydedildi. Patlamanın yaşandığı binanın kira sözleşmesinde yapının "sağlam ve kullanıma elverişli" gösterildiği, sözleşmede İsmail Oransal'ın kefil olarak imzasının bulunduğu belirtildi.

KAÇAK YAPI GEÇMİŞİ

İddianamede, yangının çıktığı imalathanenin altındaki depo niteliğindeki yapı hakkında daha önce "imar kirliliğine neden olma" suçundan yargılama yapıldığı ortaya çıktı. Soruşturma kapsamında incelenen mahkeme dosyasına göre depo ile ilgili olarak Güven Demirbaş hakkında açılan davada mahkumiyet kararı verildi. Belediye denetiminde binanın üzerine izinsiz kolonlar dikildiği ve duvar örüldüğü tespit edilerek yapı mühürlendi ve savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Açılan davada Demirbaş'a ertelenmiş 10 ay hapis cezası verildiği ve kararın kesinleştiği iddianamede aktarıldı. Ayrıca belediye encümeni tarafından kaçak yapının verilen süre içinde yasal hale getirilmemesi nedeniyle yıkım kararı alındığı, yıkımın diğer yapılarla birlikte ihale yoluyla gerçekleştirileceğinin belirlendiği bildirildi.

OLAY GÜNÜ VE SONRASINDA YOĞUN İLETİŞİM

İddianamede, şüphelilerden Onay Yürüklü'nün ifadesine dayanılarak, Ali Osman Akat'ın, yeğenleri İsmail ve Altay Ali Oransal'ın saklanmasını sağladığı belirtildi. Şüphelilerin Tekirdağ'da bir evde barındırıldığı, haberleşme ve ihtiyaçlarının karşılandığı iddia edilen dosyada, Ali Osman Akat, Ömer Akat, Onay Yürüklü ve Abdurrahman Bayat hakkında "suçluyu kayırma" suçundan cezalandırma talep edildi.

HTS kayıtları ve dijital materyal incelemelerinde olay günü ve sonrasında şüphelilerin yoğun iletişimde olduğu, para transferleri ve çeklerin tahsiline ilişkin talimatlar içerdiği belirlenen mesajlaşmalar da dosyaya girdi.

"PARAYI ALEYNA'NIN HESABINA YATIRIN"

İddianamede, sanıkların dijital materyalleri üzerinde yapılan incelemelerin sonuçlarına da detaylıca yer verildi. Sanık Gökberk Güngör'ün telefonunda yapılan incelemede, yangının çıktığı 8 Kasım 2025 ve sonrasında diğer sanıklarla yoğun bir iletişim trafiği yürüttüğü belirlendi. Güngör'ün sanık Abdurrahman Bayat ile yaptığı WhatsApp yazışmalarında, sanık İsmail Oransal tarafından hazırlandığı değerlendirilen bir talimat dosyası tespit edildi. Söz konusu dosyada dizüstü bilgisayarların güvenli bir yere gönderilmesi, gelecek paraların sanık Aleyna Oransal'ın hesabına yatırılması, çeklerin tahsil edilmesi ve sanıkların cep telefonlarının emanete bırakılması gibi ifadeler yer aldı. Ayrıca talimatlarda şüphelilerden "15-20 gün haber alınamaması" durumunda eldeki çeklerin "Çetin" isimli şahsa teslim edilmesinin istendiği bilgisi de dosyaya girdi.

İMALATIN DETAYLARI MESAJLARDA

Öte yandan soruşturma sürecinde hayatını kaybeden Kurtuluş Oransal ile çalışanların telefonlarında yapılan incelemelerde, imalathanedeki iş akışına dair veriler bulundu. Gökberk Güngör ile Kurtuluş Oransal arasında 20 Ocak 2024 tarihli yazışmada dolum işleminin makineye gerek duyulmadan yapılacağına dair ifadeler yer alırken, diğer mesajlarda denetim süreçleri ve uygun iş kıyafetleriyle ilgili konuşmaların bulunduğu tespit edildi.

“ELEKTRİK TESİSATINI HEDİYE OLARAK YAPTIM”

İddianamede ifadesine yer verilen elektrikçi Ali Ç., iş yerinin elektrik tesisatını herhangi bir proje olmadan Kurtuluş Oransal'ın tarifi üzerine yaptığını söyledi. Fatura kesmediğini ve ücret almadığını belirten Ali Ç., "Kurtuluş Oransal'ın daha önce de işini yapmıştım. Yeni iş yerine taşınması nedeniyle hediye olarak yaptım. Çektiğim pano ve hattın projesi yoktu. Ne dediyse onu yaptım" şeklinde konuştu.

Ali Ç., makine bağlantılarını kendisinin yapmadığını, sadece makinelerin geleceği yere kadar ek hat çektiğini savundu.

TİCARİ İLİŞKİLER MERCEK ALTINDA

İddianamede, LYKKE Kozmetik ve Ravive Kozmetik arasında ticari ilişki tespit edildiği, 2023 yılında LYKKE Kozmetik'in diğer firmadan 262 bin lira tutarında mal alımı yaptığı, Altay Ali Oransal'ın her iki şirkette de ortak ve yönetici sıfatıyla bulunduğu bilgisine yer verildi.

'Şeytani ayin' İstanbul’a taşınacaktı! Kamuoyu ayağa kalktı, Kaymakamlık iptal etti!

Sosyal medyada ve kamuoyunda çığ gibi büyüyen tepkiler, İstanbul’da düzenlenmesi planlanan 'şeytani ayine' odaklandı. Vladimir Putin’in “gençliği zehirledikleri” gerekçesiyle ülkeden kovduğu, Polonya’da ise dini değerlere hakaret ettikleri iddiasıyla defalarca yargılanan grupların İstanbul’u konser merkezi olarak seçmesi kamuoyunda “manidar” bulunmuştu.

Tepkilerde özellikle, bu tür grupların İslam dünyasının ve Türkiye’nin manevi merkezlerinden biri olarak görülen İstanbul’da sahne almasının büyük rahatsızlık yarattığı vurgulandı.

Vatandaşlar ve sivil toplum temsilcileri, bu etkinliklerin “sanat” adı altında sunulmasına sert tepki göstererek, “Sanat adı altında kutsal değerlere küfretmek, şeytanı yüceltmek ve gençlerin zihnini karanlık sembollerle bulandırmak özgürlük değil, toplumsal bir zehirlenmedir” görüşünü dile getirmiş, Rusya ve Polonya’nın “dur” dediği bu yapıya İstanbul’un sessiz kalamayacağını belirten çağrılarda, gençleri ve inanç değerlerini korumanın en asli görev olduğu ifade edildi.

Bu tepkiler ve çağrılara kayıtsız kalmayan Beşiktaş Kaymakamlığı, kültürel etkinlik adı altında gerçekleştirileceği belirtilen ve kamuoyunda “şeytani ayin” olarak nitelendirilen söz konusu konserleri iptal etti. İstanbul Valisi Davut Gül ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "İstanbul’da toplumu ifsat eden hiçbir faaliyete bugüne kadar izin verilmemiştir ve bundan sonra da verilmeyecektir" ifadelerini kullandı.

İstanbul’da toplumu ifsat eden hiçbir faaliyete bugüne kadar izin verilmemiştir ve bundan sonra da verilmeyecektir. https://t.co/TQngbtiB6r

— Davut GÜL (@gul_davut) February 10, 2026

DİLİPAK: BU BİR MEYDAN OKUMADIR!

Dün akşam yayınlanan Derin Gerçekler programında Genel Koordinatörümüz Bülent Deniz ve usta yazar Abdurrahman Dilipak, İstanbul’da düzenlenmesi planlanan sanat adı altındaki 'şeytani ayini' değerlendirmişti. Dilipak, duruma sert tepki göstererek, "Bu bir meydan okumadır!" ifadelerini kullandı. Yazar, söz konusu etkinliklerin sadece sanatsal faaliyet olarak görülemeyeceğini belirterek, "Toplumu ve siyaseti test ediyorlar. Karşıt mahalleleri, kim nerede duruyor; bunu ölçüyorlar. Bu tür şeyler aslında açık bir meydan okumadır. Epstein lobilerinin Türkiye’ye gelip boy göstermesi hadisesidir," dedi.

Haberi ilk gündeme getiren gazeteci Yusuf Ozan Demir olurken, konu Habervakti ve Derin Gerçekler programlarında detaylı şekilde tartışılmış etkinliğin iptal olması için çağrıda bulunmuştu.

İLGİLİ HABERİ OKUMAK İÇİN GÖRSELE TIKLAYINIZ...

Dilipak Ve Deniz'den Satanist Konseri Iptal Edin Çağrısı

Slaughter to Prevail: "Maskeli Tehlike"

10 Şubat'ta sahne alması planlanan Rus menşeli grup, liderleri "Alex Terrible" (Aleksandr Shikolai) öncülüğünde karanlık bir imaj çiziyor. Grup, sahnede cinleri ve şeytanı simgeleyen maskeler takıyor. Şarkı sözlerinde ve kliplerinde şiddet, karanlık imgeler ve şeytana övgüler diziliyor.

Rus Ortodoks Kilisesi ve devlet yetkilileri, grubun gençlerde "şeytanı normalleştirdiğine" hükmederek konserlerini yasakladı. Hapis riskiyle karşılaşan grup lideri, 2022'de ABD'ye kaçmak zorunda kaldığını itiraf etmişti.

Slaughter to Prevail, Rusya'nın Kapı Dışarı Ettiği 'Maskeli Tehlike'

Behemoth: Kutsal Kitapları Yırtan "Ateist Çocuklar"
11 Şubat'ta sahne alması planlanan Polonyalı Behemoth grubu ise doğrudan dinleri hedef almasıyla tanınıyor. Grubun lideri "Nergal" (Adam Darski), 2007 yılında sahnede İncil yırtarak kiliseye "katil tarikat" yakıştırması yapmıştı.

Konserlerinde ters haçlar, pentagramlar ve Baphomet heykelleri kullanan Nergal, "Satan benim için her şeydir" sözleriyle niyetini açıkça ortaya koyuyor.

Grup, 2014 yılında Rusya'dan kovulmuş ve 5 yıl giriş yasağı almıştı. Polonya ve İtalya'da halen Hristiyanlığa hakaret davalarıyla boğuşuyorlar.

Behemoth, Kutsal Kitapları Yırtan 'Ateist Çocuklar'

Şevki Yılmaz yazdı: Batıl güç, taşeronlarını kullanım süresi bittiğinde satar!

ABD ve müttefiklerinin yarım asırdır terör örgütlerini nasıl satın alıp işi bitince sattığını, ülkeleri içeriden nasıl kaosa sürüklediğini ve sıranın kimlere geldiğini hiç bu kadar açık düşündünüz mü?

PKK’dan YPG’ye, IŞİD’den Saddam’a, Libya’dan Suriye’ye uzanan bu kirli zincirde kimler kullanıldı, kimler yarı yolda bırakıldı, kimler hâlâ aynı tuzağa bakarak alkış tutuyor?

“Destek” adı altında sunulan vaatler gerçekten kurtuluş mu, yoksa yeni bir parçalanmanın ön sözü mü? Venezuela’dan Gazze’ye, Bosna’dan Endülüs’e uzanan bu tarihsel ihanet çizgisi bize ne anlatıyor ve asıl çözüm nerede duruyor?

Bu yazı; küresel güçlerin “böl, parçala, yut” oyununu, Müslüman coğrafyada oynanan büyük senaryoyla yüzleşme çağrısıdır.

Şevki Yılmaz Yazdı Batıl Güç, Taşeronlarını Kullanım Süresi Bittiğinde Satar Köprü

Ünlü alim Seyyid Ömer el-Ceylani Hakk’a yürüdü

Bir ilim çınarı devrildi. Şâfiî fıkhının önemli müftülerinden ve tasavvuf yolunun seçkin rehberlerinden Seyyid Ömer el-Ceylânî, ilim yolculuğu kapsamında gittiği Endonezya’ya yapılan uçuş sırasında, kitap okurken Hakk’a yürüdü.

  • Son Nefese Kadar İlimle Meşguliyet

Seyyid Ömer el-Ceylani'nin vefatı, hayatı gibi vakar ve ilimle dolu oldu. Ceylani, vefatından sadece 15 dakika öncesine kadar kitap mütalaasıyla meşguldü. Son anına kadar ilim denizinden ayrılmaması, talebeleri tarafından "yaşadığı gibi vefat etti" şeklinde yorumlandı.

Endonezya’nın Cakarta şehrindeki bir ilmi davete katılmak üzere yola çıkmıştı.

İslam Alimi Seyyid Ömer Ceylani

  • Yemen'de Başlayan, Mekke'de Olgunlaşan Bir Hayat

1946 (Hicri 1365) yılında Yemen’in Hadramut bölgesinde doğan Ceylani, ilim ehli bir ailede yetişti. Bölgedeki siyasi baskılar nedeniyle Mekke’ye hicret etti.

Mekke’de 30 yılı aşkın süre boyunca kurduğu ilim halkalarıyla Şafii fıkhı, hadis ve tasavvuf dersleri verdi. Dünyanın dört bir yanından gelen alimler onun rahle-i tedrisinden geçti.

O sadece bir hoca değil, aynı zamanda güzel ahlakı ve hilmiyle (yumuşak huyluluğuyla) tanınan bir mürebbi ve mürşid idi.

  • "Cevher Değerinde" Bir Miras

Seyyid Ömer el-Ceylani’nin geride bıraktığı ilmi miras, sadece yazdığı eserlerle değil, dijital platformlarda da takip edilen dersleriyle yaşamaya devam ediyor:

Fıkıh alanındaki derinliği ile tanınan Ceylani, çok sayıda risale ve eser kaleme aldı. Davet çalışmalarını daima Peygamber Efendimiz’in (sav) sünnet ölçüleri çerçevesinde yürüttü. Talebeleri, onun sohbetlerinde dile getirdiği her sözü "cevher değerinde" süzülmüş hakikatler olarak nitelendirdi.

Seyyid Ömer el-Ceylani'nin vefatı, İslam dünyasındaki ilmi ve manevi bağların ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. Mekke'den Endonezya'ya uzanan bu kutlu yolculuğun uçakta kitap okurken sona ermesi, gelecek nesil ilim talebeleri için en büyük nasihattir.

Prof. Thomas Seyfried: Fenbendazol ve Mebendazol kanser tümörünü yok ediyor!

Tıp endüstrisi, kanser tedavisinde toksik olmayan ve ucuz yöntemleri görmezden mi geliyor?

Kanser tedavisinde metabolik perspektifi savunan Prof. Thomas Seyfried’in yıllardır dile getirdiği ucuz, toksik olmayan ve etkili alternatiflerin üzerinin nasıl örtüldüğüne dair kanıtlar giderek güçleniyor.

Prof. Thomas Seyfried, Fenbendazol ve Mebendazol adlı kedi ve köeklerdeki parazitleri yokeden ilaçların kanser tümörünü yokettiğini iddia ediyor.

2014 yılında Johns Hopkins’te çalışan bir araştırma ekibi, laboratuvar farelerinde tümör oluşturma çalışmaları yürütürken beklenmedik bir sonuçla karşılaştı.
Bir fare grubunda tümör bir türlü oluşmuyordu.

Araştırmacılar sebebi şöyle raporladı:
Söz konusu fareler, rutin bir sağlık uygulaması olarak antiparazitik bir ilaçla kurtlarından arındırılmıştı.
Bu bulgu, ilacın kanser karşıtı bir etkisi olabileceği ihtimalini doğurdu. Böylece antiparaziter ilaçların metabolik süreçler üzerindeki etkisi araştırılmaya başlandı.

Fenbendazol: Ucuz bir parazit ilacı, potansiyel bir -metabolik perspektifli- kanser ilacı mı?

Evcil hayvanlarda sık kullanılan ve reçetesiz satılan antiparaziter ilaç fenbendazol, özellikle metabolik kanser teorisini savunan bilim insanlarının ilgi odağı haline geldi.

Kanser hücreleri enerji üretmek için şekere (glukoza) bağımlı olmasında yola çıkılarak yapılan 2008 tarihli bir laboratuvar çalışmasında, fenbendazol vitaminlerle birlikte test edildiğinde, diğer tüm kontrollü gruplara kıyasla belirgin düzeyde daha küçük tümör oluşumu gözlemlendi.

Fenbendazol'ün kanser hücrelerinde şeker emilimini engellediği ve kanser hücreleri ölüm sürecine sokabildiği rapor edildi.

Bu sonuçlar, Seyfried’in kanserin metabolik zayıflıklarına vurgu yapan yaklaşımını destekler nitelikte.

Joe Tippens Vakası: “3 Ay Ömrü Kaldı” denen hasta tamamen iyileşti

Fenbendazole ilgisini küresel düzeyde artıran olay ise Oklahoma’dan Joe Tippens adlı bir metastatik akciğer kanseri hastasının viral hale gelen hikâyesi oldu.

Tippens’a 4. evre kanser nedeniyle 3 ay ömür biçildi.

Ancak kendi araştırmaları sonucu bir protokol uygulamaya başladığını söyledi:

Fenbendazol (Panacur C – 222 mg içeren 1 g granül, 3 gün kullanıp 4 gün ara)

E Vitamini Süksinat (günlük 800 IU)

Kurkumin (600 mg/gün)

CBD yağı (25 mg/gün)

Tippens, yalnızca üç ay sonra yapılan görüntülemelerde “vücudunda kanser izi kalmadığını” iddia etti.

Bu hikâye internette milyonlarca kişiye ulaştı ve fenbendazolün bilinirliğinin artmasında önemli rol oynadı.

“Sistem ucuz çözümlerden korkuyor”

Syfried, "Kanser tedavi endüstrisi yüksek maliyetli yöntemlere bağımlı. Düşük maliyetli metabolik yaklaşımlar ve yeniden konumlandırılmış ilaçlar sistem için kârlı değil. Bu nedenle etkili olabilecek seçeneklerin önü tıkanıyor." dedi

  • Ayrıca kemoterapi ve radyasyonun “çoğu zaman toksik ve etkisiz” olduğunu belirtiyor.

Gazeteci Coşkun: 'Barzani’nin barış sürecine desteğini gölgelemek için kriz çıkarmaya çalışıyorlar'

Akit TV Haber Koordinatörü Muharrem Coşkun, Barzani’nin Türkiye’de başlatılan barış ve çözüm sürecine verdiği desteğin bazı kesimleri rahatsız ettiğini ifade etti. Coşkun, Barzani’nin “Bu süreci tüm gönlümüzle destekliyoruz” sözlerinin özellikle PKK konusunda Türkiye’nin yanında yer alması açısından önemli olduğunu vurguladı.

Barzani ile birlikte gelen birkaç peşmergenin fotoğrafları üzerinden krizin büyütülmesini eleştiren Coşkun, bu yaklaşımın süreci sabote etmeye yönelik olduğunu belirterek, geçmişte yabancı askerlerin Türkiye’deki varlığına gösterilmeyen tepkinin bugün abartılı şekilde ortaya konduğunu söyledi. Coşkun, 90’lı yıllarda Amerikan askerlerinin Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde uzun namlulu silahlarla dolaştığını, hatta bir Amerikan çavuşunun bir kaymakamı tokatladığını hatırlattı.

ABD Başkanı Clinton’ın Türkiye ziyaretinde kaldığı otelin bulunduğu katın “Amerikan toprağı” ilan edildiğini, Türk yasalarının askıya alındığını ve buna da kimsenin ses çıkarmadığını söyleyen Coşkun, bu örneklerle bugünkü tartışmalar arasındaki çelişkiye dikkat çekti.

Kuzey Irak’ta Türk komandolarının uzun namlulu silahlarla Türk yetkilileri koruduğunu anımsatan Coşkun, bu durumun bölgede hiçbir sorun yaratmadığını belirtti. Barış sürecinin iyi ilerlediğini söyleyen Coşkun, İsrail, Batı, bazı iç klikler ve PKK içinde bu süreçten rahatsız olan çevrelerin provokasyon arayışında olduğunu söyledi.

Coşkun, “Barzani’nin kardeşlik mesajı ve barış sürecine desteği yerine birkaç peşmerge üzerinden kriz çıkarılması iyi niyetli bir yaklaşım değil” dedi.

İlgili programın tamamını izlemek için:

Şevki Yılmaz, Gazze ruhunun kodlarını yazdı! Çarpıcı tespitler...

Şevki Yılmaz yazısında; ''Nefsimizin istek ve arzularına ve şeytanın çeşitli tuzaklarına direnmeden, Maddi ve Manevi Dirilişin ve şeytanın izimlerini terk ederek İslami Hayata dönmeden nefislerimize, zulüm ve zalimlere direnişin de olamayacağını bir kere daha Gazze diriliş ve direnişinde gördük!'' ifadeleriyle Aksa Tufanı'yla esen rahmani rüzgarın nasıl ferd ferd bilinci yükselttiğine vurgu yaptı.
Peki Gazze direnişinde başka neler gördük?
Dünya'nın her yerinde evlilikler zorlaşırken, yuvalar dağılırken, dünyanın görmediği bir zulüm, soykırım ve katliamlar arasında Gazzeli gençler nasıl aile oldular? Savaşın yıkımına rağmen yokluklar içinde nasıl yuva kurmaktan, aile olmaktan vazgeçmediler?
İslami bir şahsiyet nasıl inşa edilir?
Bahanelere, yokluklara sığınmadan, mazeretler üretmeden imana, mukeddesata nasıl sahip çıkılır?
Kısaca nasıl kul olunuru öğreten Gaze Mektebi'nin karakter inşa eden yönleri neler?
Gazze'nin çocuğu, kızı, annesi, babası, evladı, dedesi kısaca Gazze'li olmak deyince akla neler gelir?
Bir çok ibretler ve dersler alacağımız makaleyi okumak için tıklayınız...

Tüm Zalimler Için Yaşasın Cehennem Banner

İstanbul Başsavcılığı'ndan Netanyahu hakkında yakalama kararı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Netanyahu ve İsrailli bakanlar hakkında tutuklama kararı çıkardı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının açıklaması şöyle:

"İsrail Devletinin bugüne kadar Gazze'de sistematik bir şekilde gerçekleştirdiği soykırım ve insanlığa karşı suçlar neticesinde aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu binlerce insanın hayatını kaybettiği, yine binlerce insanın yaralandığı ve yerleşim yerlerinin kullanılamaz hale geldiği, 29.01.2024 günü "Hind Recep" isimli 6 yaşındaki kız çocuğunun İsrail askerleri tarafından 335 kurşunla katledildiği, özellikle 7 Ekim 2023 tarihinden bugüne dek belirtilen eylemlerin her geçen gün artarak devam ettiği, 17 Ekim 2023 tarihinde el-Ehli Baptist Hastanesi'ne yapılan saldırı sonucunda hastanede bulunan 500 kişinin hayatını kaybettiği, 29 Şubat 2024 günü İsrail askerleri tarafından tıbbi ekipmanların bilinçli olarak tahrip edildiği, 21.03.2025 tarihinde Türk Filistin Dostluk Hastanesi'nin bombalandığı, yine benzer şekilde birçok sağlık kuruluşuna saldırı gerçekleştirildiği, ayrıca Gazze'nin abluka altına alındığı ve mağdurların insani yardıma erişiminin engellendiği, bu durumun dünya kamuoyunda da geniş çaplı yer bulduğu anlaşılmıştır.

Bu kapsamda, insanî yardım ulaştırmak amacıyla Küresel Sumud Filosu içerisinde yer alan aktivistlerin deniz ulaşım araçlarıyla Gazze'ye doğru yol aldıkları, Küresel Sumud Filosuna İsrail donanması unsurları tarafından uluslararası sularda saldırı gerçekleştirildiği, gerçekleştirilen saldırı neticesinde alıkonulan mağdurlarla ilgili olarak Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesindeki düzenlemeler, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 15. Maddesindeki yetki kuralları ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 12-13. Maddelerindeki görev kuralları çerçevesinde Cumhuriyet Başsavcılığımızca ‘Eziyet, Nitelikli Yağma, Mala Zarar Verme, Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma ve Ulaşım Araçlarının Kaçırılması Veya Alıkonulması' suçları kapsamında re'sen soruşturma başlatılmıştır.

İsrail Devleti tarafından alıkonulan mağdurların 04.10.2025 - 07.10.2025 - 09.10.2025 ve 10.10.2025 tarihlerinde hava yolu ile ülkemize gönderilmiş, mağdurların ülkemize dönmelerinin akabinde İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığında adli ve psikolojik muayeneleri yapılmış ve düzenlenen adli muayene raporları Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmiştir.

Cumhuriyet Başsavcılığımızca şahısların mağdur/müşteki sıfatıyla beyanlarına başvurulmuş, yürütülen soruşturma işlemleri sırasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve olayda cezai sorumluluğu bulunan şahısların tespiti amacıyla İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığına (MİT) müzekkereler yazılmıştır.

Soruşturma sürecinde; Küresel Sumud Filosu mağdurlarının vekilleri aracılığıyla Cumhuriyet Başsavcılığımıza yaşanan süreçle alakalı bir takım dilekçeler ibraz ettikleri, İstanbul 2 Nolu Baro Başkanlığınca 07.11.2025 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığımıza ihbar mahiyetinde suç duyurusu dilekçesi gönderildiği, elde edilen deliller ışığında aşağıda isimleri yer alan İsrail Devlet yetkililerinin Gazze'de sistematik bir şekilde gerçekleştirilen ‘İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırım' eylemleri yönünden ve Küresel Sumud Filosu'na yönelik gerçekleştirilen eylemler yönünden cezai sorumluluklarının bulunduğu tespit edilmiştir.

Şüphelilerin halihazırda ülkemizde bulunmamaları sebebiyle yakalanamadıklarının tespit edilmesiyle 07.11.2025 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığımızın talebi üzerine İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince aralarında İsrail Başbakanı Binyamin NETENYAHU, İsrail Savunma Bakanı Israel KATZ, İsrail Sınır Güvenliği Bakanı Tamara Ben GVİR, İsrail Genel Kurmay Başkanı Eyal ZAMİR ve İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı David Saar SALAMA'nın da aralarında bulunduğu 37 şüpheli hakkında Türk Ceza Kanununun 77. Maddesinde düzenlenen 'İnsanlığa Karşı Suçlar' ve Türk Ceza Kanununun 76. Maddesinde düzenlenen ‘Soykırım' suçlarından tutuklamaya yönelik yakalama emri düzenlenmiştir."

G5 Ku4Z4 X M A A Du V C

Bülent Deniz: Dün Nene Hatun; bugün Ayçin, Dilek, İkbal, Semanur'la işte DERİN MİLLET

Siyonist rejimin kamu güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle İsrail tarafından Filistin topraklarından deport edilen ve 10 yıl giriş yasağı konan Kudüs Mihmandarı, habervakti.com Genel Koordinatörü Bülent Deniz, Sumud'un destansı hikayesini kaleme aldı.

Deniz, Sumud Filosu'na katılan Ayçin Kantoğlu, Dilek Tekocak, İkbal Gürpınar ve Semanur Sönmez Yaman şahsında filoya katılan hanımefendiler ve aktivistler için ''Derin Milletin'' mensupları tanımlamasını yaptı ve; ''Dün Nene Hatun, kara Fatma, Hayme Ana'nın üstlendiği sorumluluğu bugün Ayçin, Dilek, İkbal, Semanur'lar omuzladı'' dedi.

Köklü bir iman, tarih, cesaret ve adanmışlık bilinciyle hareket eden, özgürlük, adalet ve mazlumun yanında durmayı dava edinmiş bir topluluk olarak "derin millet" tamlamasını öneren Deniz, 'Sumud ne yaptı' sorusunu ise şöyle cevapladı:

Derin Milletin şanlı yiğitleri olan Mavi Marmara şehidlerimizin kanlarıyla çizdikleri fedakarlık haritasının yol işaretlerinin yardımıyla, gönül navigasyonlarında kalp rotalarını Gazze diye oluşturup rızaenlillah, fisebilillah, din-ü devlet, mülk-ü millet muhafazası için niyet edip, zalime Yavuz mazluma Yunus olmak duasıyla bedel ödemeyi göze aldılar!

Deniz, Filistin direnişinin, Hamas'ın 7 Ekim AKSA TUFANI ile, 'Kudüs'ü ve Gazze'yi özgür kılacak tüm şartları oluşturduğunu ve meselenin sadece zaman olduğunu vurglayarak, Murad-ı İlahi'nin tecellisi ile gayretimiz örtüşüyor, mesele sadece bir an meselesi, tüm şartlar oluştu. Tarih boyunca içeriden bir direnişle özgürlüğüne kavuşamamış olan Kudüs, şimdi vaktini bekliyor'' dedi.
İşte o yazı:

Derin Millet

Şevki Yılmaz'dan Trump'ın barış planı yorumu: ''O kafirler ne zaman sözlerinde durmuşlar?''

Yalnızca 7 Ekim Aksa Tufanı Harekâtı'ndan bu yana değil; ilahiyat ve siyaset dünyasında var olduğu günden bu güne Filistin davasını sürekli gündemde tutan ve Anadolu halkının Filistin konusunda bilinçlenmesine önemli katkılar sağlayan 20. Dönem Rize Milletvekili ve ilahiyatçı Hatip Şevki Yılmaz bu haftaki Cuma yazısında, ABD Başkanı Donald Trump'ın ''BARIŞ PLANI'' üzerine bir yazı kaleme alarak, ''Bu küffara güven olmaz! Çok dikkatli olunmalı. O kafirler ne zaman sözlerinde durmuşlar?'' dedi ve tarihi perspektiften örneklerle uyarılarda bulundu.
İşte o yazı:
O Kafirler Ne Zaman Sözlerinde Durmuşlar

❌