Bilgisayar mühendisliğinin yapay zekâ çağında önemini koruyacağını belirten Prof. Dr. Burhan Pektaş, yeni dönemde mühendislerin yapay zekâyla rekabet etmek yerine bu teknolojiyi etkin bir mühendislik aracına dönüştürmesinin öne çıkacağını söyledi.Yükseköğretim kurumlarındaki boş kontenjanlar için gerçekleştirilecek YKS ek yerleştirme süreci, üniversite tercihlerinde istediği sonucu elde edemeyen adaylara yeni bir seçenek sunuyor. Özellikle teknoloji ve mühendislik alanındaki bölümler, hızla dönüşen iş dünyasında gençlere farklı kariyer fırsatları sağlıyor.Prof. Dr. Burhan Pektaş, yapay zekânın çalışma hayatındaki etkisinin giderek arttığı bir dönemde bilgisayar mühendisliğinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Pektaş, yapay zekânın yazılım geliştirme süreçlerinden veri analizine, otomasyondan sistem tasarımına kadar pek çok alanda dönüşüm oluşturduğunu, ancak bu dönüşümün bilgisayar mühendisliğini ortadan kaldırmak yerine mesleğin çalışma biçimini değiştireceğini ifade etti.TEKNOLOJİ DEĞİŞİYOR, MÜHENDİSLİK İHTİYACI DEVAM EDİYORYapay zekâ teknolojilerinin sağlık, finans, savunma sanayisi, eğitim ve üretim gibi çok sayıda sektörde kullanılmaya başlanmasıyla birlikte bilgisayar mühendislerinin üstlendiği rollerin de çeşitlendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Pektaş, gelecekte nitelikli mühendislik bilgisinin daha önemli hale geleceğini belirtti.Pektaş, yapay zekânın kod yazma kapasitesinin gelişmesinin bilgisayar mühendislerine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmasının beklenmediğini aktararak, iyi yetişmiş, yapay zekâ araçlarını etkin biçimde kullanabilen ve güçlü problem çözme becerilerine sahip mühendislerin iş dünyasında daha fazla değer kazanacağını söyledi.Bilgisayar mühendisliğinin yalnızca yazılım kodu üretmekten ibaret olmadığını vurgulayan Pektaş, mühendislik eğitiminin problem tanımlama, algoritma geliştirme, sistem tasarlama ve güvenlik gibi çok daha geniş bir alanı kapsadığını ifade etti.Yapay zekâ sistemlerinin daha fazla kod üretebilmesiyle birlikte bilgisayar mühendislerinin gelecekteki konumuna ilişkin tartışmaların arttığını belirten Pektaş, mesleğin temelinde yalnızca kodlama becerisinin bulunmadığını dile getirdi.Pektaş, “Bir problemi doğru tanımlamak, uygun algoritmayı ve mimariyi tasarlamak, güvenli ve ölçeklenebilir sistemler geliştirmek, yapay zekâ tarafından üretilen kodun doğruluğunu ve güvenliğini değerlendirmek hâlâ güçlü bir mühendislik bilgisi gerektiriyor.” ifadelerini kullandı.Gelecekte başarılı olacak mühendis profilinin yapay zekâyla rekabet eden değil, bu teknolojiyi iş süreçlerine doğru şekilde entegre edebilen kişilerden oluşacağını kaydeden Pektaş, yapay zekânın mühendislerin çalışma yöntemlerini dönüştüreceğini söyledi.Pektaş, kodlama bilgisinin yanında matematiksel düşünme, algoritma geliştirme, sistem tasarımı ve problem çözme yeteneklerine sahip olan mezunların iş hayatında önemli bir avantaj elde edeceğini belirtti.
BİLGİSAYAR MÜHENDİSLERİNE FARKLI SEKTÖRLERDE İHTİYAÇ VARBilgisayar mühendisliği mezunlarının kariyer seçeneklerinin yalnızca geleneksel yazılım geliştirme alanıyla sınırlı olmadığına işaret eden Pektaş, teknoloji sektöründeki çeşitlenmenin yeni uzmanlık alanlarını da beraberinde getirdiğini söyledi.Siber güvenlik, yapay zekâ ve makine öğrenmesi, veri bilimi, bulut bilişim, büyük veri, robotik, nesnelerin interneti ve oyun teknolojilerini bilgisayar mühendislerinin öne çıkan çalışma alanları arasında sıralayan Pektaş, farklı sektörlerde de bilgisayar mühendislerine yönelik ihtiyacın arttığını ifade etti.Savunma sanayisi, finans ve fintek, sağlık teknolojileri, otomotiv, telekomünikasyon ve e-ticaret gibi alanlarda bilgisayar mühendislerinin farklı görevler üstlenebildiğini belirten Pektaş, özellikle yapay zekânın sektörler arasında yaygınlaşmasının yeni kariyer alanlarının oluşmasını hızlandırdığını kaydetti.Pektaş, önümüzdeki yıllarda yapay zekâ mühendisliği, veri mühendisliği, siber güvenlik ve otonom sistemler gibi uzmanlık alanlarının daha fazla önem kazanmasının beklendiğini söyledi.ÖĞRENCİLER MEZUN OLDUKLARINDA FARKLI BİR İŞ DÜNYASIYLA KARŞILAŞACAKBugün bilgisayar mühendisliği eğitimine başlayan öğrencilerin yaklaşık dört yıl sonra mezun olacaklarını hatırlatan Pektaş, bu süre içinde yapay zekâ ve otomasyon teknolojilerinin iş yapış biçimlerinde önemli değişikliklere yol açmasının beklendiğini ifade etti.Bu dönüşümün bazı görevleri değiştirirken yeni iş alanlarının da ortaya çıkmasını sağlayacağını belirten Pektaş, özellikle yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi ve yönetilmesi, veri analitiği, siber güvenlik, bulut ve uç bilişim, robotik ve otonom sistemler, yapay zekâ destekli yazılım geliştirme ve yapay zekâ güvenliği gibi alanların ön plana çıkacağını söyledi.Geleceğin bilgisayar mühendislerinin yalnızca kod yazan kişiler olmayacağını ifade eden Pektaş, mühendislerin aynı zamanda problemleri tanımlayan, doğru teknolojiyi seçen, yapay zekâ sistemlerini yöneten ve ortaya çıkan sonuçları değerlendiren uzmanlar olarak görev yapacağını belirtti.DEĞERLENDİRME BECERİSİ DE ÖNEM TAŞIYACAKYapay zekâ destekli araçların mühendislik süreçlerinde daha fazla kullanılmasının, mesleğin gerektirdiği yetkinlikleri de değiştireceğine dikkat çeken Pektaş, teknolojiyi kullanabilmenin yanı sıra elde edilen sonuçların doğruluğunu ve güvenilirliğini değerlendirebilmenin önem kazanacağını söyledi.Mühendislerin geliştirdikleri sistemlerin güvenli, ölçeklenebilir ve verimli olmasını sağlamaları gerektiğini belirten Pektaş, yapay zekâ tarafından ortaya çıkarılan kod ve çözümlerin de insan denetiminden geçirilmesinin önemini vurguladı.Bu nedenle üniversite adaylarının bölüm tercihinde yalnızca bugünün mesleklerini değil, teknoloji alanındaki dönüşümün oluşturacağı yeni uzmanlıkları da göz önünde bulundurmasının önem taşıdığını ifade eden Pektaş, güçlü bir bilgisayar mühendisliği eğitiminin öğrencilere değişen teknolojiye uyum sağlayabilecek temel yetkinlikleri kazandırabileceğini kaydetti.Pektaş, bilgisayar mühendisliğinin yapay zekâ nedeniyle önemini kaybetmesinin aksine, yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla farklı bir boyuta taşınacağını belirterek, “Yapay zekâ bilgisayar mühendisliğinin geleceğini tehdit etmekten çok, mesleğin sınırlarını yeniden çiziyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Yapay zekâ teknolojilerinin sağlık alanındaki kullanımının yaygınlaşması, Otizm Spektrum Bozukluğunun erken dönemde belirlenmesine yönelik çalışmalara da yeni bir boyut kazandırıyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme sistemleri sayesinde çocukların davranışlarındaki örüntüler analiz edilerek, geleneksel yöntemlerle daha ileri yaşlarda fark edilebilen bazı belirtilerin erken dönemde tespit edilmesi hedefleniyor. Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, yapay zekâ ile otizm araştırmalarının kesişiminin son yıllarda hızla gelişen çalışma alanlarından biri olduğunu belirtti.
İNSAN DAVRANIŞLARINDAKİ ÖRÜNTÜLERİ ANALİZ EDEBİLİYORYapay zekânın artık yalnızca veri işleyen sistemlerden ibaret olmadığını ifade eden Gülaldı, özellikle Derin Öğrenme ve Doğal Dil İşleme alanındaki gelişmeler sayesinde insan davranışlarındaki karmaşık örüntülerin de analiz edilebildiğini söyledi.
Bu sistemlerin büyük miktardaki veri içerisinden insan gözünün gözden kaçırabileceği küçük ipuçlarını belirleyebildiğine dikkat çeken Gülaldı, sağlık alanındaki gelişmelerin otizmin erken tarama ve tanılama süreçleri açısından da önemli fırsatlar oluşturduğunu kaydetti.
ERKEN MÜDAHALE KRİTİK ÖNEM TAŞIYOROtizmin sosyal etkileşim, iletişim ve davranış örüntülerindeki farklılıklarla karakterize edilen nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten Gülaldı, klinik tanının günümüzde büyük ölçüde gözlemlenebilir ve ölçülebilir davranışsal göstergelere dayandığını ifade etti.
Otizm belirtilerinin genellikle 2 yaşından önce ortaya çıkabildiğini ancak bazı bireylerin çeşitli nedenlerle daha ileri yaşlarda tanı alabildiğini aktaran Gülaldı, erken tanı ve müdahalenin gelişim açısından önem taşıdığını vurguladı.
Gülaldı, erken müdahalenin sosyal dikkat, dil ve bilişsel gelişim alanlarındaki yetersizliklerin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini belirterek, tanının gecikmesinin önemli bir müdahale döneminin kaçırılmasına yol açabileceğini söyledi.
GÖZ HAREKETİNDEN OYUN DAVRANIŞINA KADAR ANALİZYapay zekâ ile otizm çalışmalarının birleşmesinin özellikle erken taramada dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkardığını ifade eden Gülaldı, makine öğrenmesi algoritmalarının çocukların farklı davranışlarından elde edilen verileri değerlendirebildiğini belirtti.
Çocuğun göz hareketleri, ses tonundaki frekans değişimleri ve oyun oynama biçiminin yanı sıra göz teması, mimikleri ve dikkat süreçleri de yapay zekâ destekli sistemlerin analiz edebildiği veriler arasında bulunuyor.
Gülaldı, bazı çalışmaların geleneksel yöntemlerle daha ileri yaşlarda fark edilen işaretlerin yapay zekâ yardımıyla 6-12 aylık dönemde belirlenebilmesine yönelik önemli sonuçlar ortaya koyduğunu ifade etti.
TANI SÜRECİNİ HIZLANDIRABİLİRGeleneksel erken tarama yöntemlerinde ebeveynlerden alınan bilgiler ve klinik gözlemlerin önemli rol oynadığını hatırlatan Gülaldı, makine öğrenmesi yöntemlerinin ise geçmiş vakalardan ve kontrol gruplarından elde edilen çok sayıda veriyi analiz ederek tahmin modelleri oluşturabildiğini söyledi.
Bu modellerin tanı sürecinin otomatikleştirilmesi ve hızlandırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade eden Gülaldı, özellikle Evrişimli Sinir Ağı (CNN) tabanlı sınıflandırma sistemlerinde umut verici sonuçların bildirildiğini kaydetti.
Küçük çocuklarda yapay zekâ kullanımına yönelik araştırmaların da sürdüğünü belirten Gülaldı, bir çalışmada alternatif karar ağacı modeli kullanılarak 13 ila 48 aylık çocuklarda yüzde 99,97 doğruluk oranına ulaşıldığının bildirildiğini aktardı.
HER ÇOCUĞA ÖZEL DESTEK FIRSATIYapay zekânın kullanım alanının erken tarama ve tanıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Gülaldı, teknolojinin müdahale ve eğitim süreçlerinde de kullanılabileceğine dikkat çekti.
Otizm spektrumundaki her çocuğun gelişimsel özelliklerinin ve destek ihtiyaçlarının farklı olması nedeniyle kişiselleştirilmiş programların önem taşıdığını belirten Gülaldı, yapay zekâ destekli sistemlerin çocukların davranışlarını analiz ederek bireysel ihtiyaçlarına uygun eğitim ortamlarının oluşturulmasına yardımcı olabileceğini ifade etti.
Bu sistemlerin çocukların sosyal etkileşim, iletişim, duyguları tanıma ve yönetme becerilerinin desteklenmesinde de kullanılmasına yönelik çalışmalar bulunduğunu aktaran Gülaldı, yapay zekânın erken müdahalede yeni fırsatlar oluşturabileceğini söyledi.
Gülaldı, “Yapay zekâ destekli sistemler çocukların davranışlarını analiz edebiliyor, göz teması, mimik ve dikkat süreçlerini değerlendirebiliyor ve dolayısıyla tanı süresini önemli ölçüde kısaltabiliyor. Yapay zekâ artık sadece bir teknoloji değil; otizm alanında erken tanı, erken müdahale ve doğru destek almanın önemli bir aracı haline geliyor” ifadelerini kullandı.
Washington'daki ABD Ulusal Havacılık ve Uzay İdaresi (NASA) genel merkezinde düzenlenen imza törenine Türkiye adına Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Türkiye Uzay Ajansı Başkanı (TUA) Yusuf Kıraç katılırken, ABD'yi NASA Direktörü Jared Isaacman ve ABD Dışişleri Bakanlığı Uzay ve Çevreden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Connor Tomlinson temsil etti.
Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atan 71. ülke olduğunu belirten Bakan Kacır, "Türkiye, uzay yolculuğu alanında inanılmaz hedefler ve yeteneklerle yeni bir döneme giriyor. Amacımız, uzayda sürdürülebilir bir görünürlüğe sahip olmak ve tüm insanlığın yararı için uzayın barışçıl kullanımı konusunda adımlar atmaktır." dedi.
ABD Başkanı Donald Trump'ın temmuz ayında Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'ne bizzat katılmasının, her iki ülkenin uzay projelerinde işbirliği yapma planlarını güçlendirdiğini söyleyen Kacır, Türkiye'nin bu alanda çok güçlü planlamalar içinde olduğunu dile getirdi.
"TÜRKİYE, ORTAYA CESUR BİR VİZYON KOYUYOR"NASA Direktörü Isaacman da Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atmasından duyduğu memnuniyeti ifade ederek, iki ülke arasındaki bağların güçlendiğinin altını çizdi.
"Bugün önemli bir dönüm noktasıdır. Bu alanda Türkiye, ortaya cesur bir vizyon koyuyor." diyen Isaacman, ABD ile Türkiye'nin "astronotlarını Ay'ın yüzeyine geri gönderme vizyonunu" paylaştığını belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığından Tomlinson da Ankara'nın Artemis Anlaşmaları'na katılımından duydukları memnuniyeti dile getirerek, uzay çalışmaları alanında iki ülke arasında bundan sonra işbirliğinin artarak devam edeceğine inandığını söyledi.
Konuşmaların ardından Artemis Anlaşmaları'na imza atan Bakan Kacır, "Hayırlı olsun." diyerek anlaşmaya katılma konusundaki iyi dileğini ifade etti.
İmza töreninin ardından töreni takip eden Türk basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan Kacır, Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na katılmasının, son yıllardaki uzay atılımının sadece bir halkası olduğunu belirtti.
Kacır, 2027'nin ilk aylarında hibrit motora sahip bir uzay aracını Ay'a göndermeyi planladıklarını ifade ederek, "Bu vesileyle hem Ay yörüngesinden veri toplayacağız hem de Ay'a erişen ülkeler arasındaki yerimizi alacağız." diye konuştu.
Türkiye'nin Somali'de bir uzay limanının inşasına başladığını dile getiren Kacır, bu uzay limanının Türkiye'nin uzay ekonomisinde daha güçlü şekilde yer almasını sağlayacağını ve uzay çalışmalarında daha bağımsız adımlar atabilmesini mümkün kılacağını söyledi.
Artemis Anlaşmaları'na katılım konusunda uluslararası işbirliklerine işaret eden Bakan Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
"Artemis Anlaşmaları kapsamında özellikle Ay, Mars ve derin uzay alanında ülkelerin yürüttüğü çalışmalarda şeffaflık, veri paylaşımı ve birlikte çalışılabilirlik ilkelerinin benimsenmesi, bu alanda yürütülen çalışmalarda ülkelerin uyum içinde hareket etmesi konusunda iyi niyet çerçevesinde bir yaklaşım ortaya konuluyor. Türkiye olarak 2027 yılında gerçekleştirmeye hazırlandığımız Ay misyonu çerçevesinde Artemis Anlaşmaları'na imza atmak ve uluslararası işbirliğini bu anlamda daha ileri bir düzeye taşıyabilecek bir zemini oluşturmayı önemsiyoruz."
NASA'DAN TÜRKİYE PAYLAŞIMINASA'nın ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atmasına ilişkin paylaşımda bulunuldu.
Türkiye'nin, Artemis Anlaşmaları'nı imzalayarak uzayın barışçıl şekilde keşfedilmesi ve bu alanda refahın artırılması konusunda taahhütte bulunan diğer ülkelere katıldığı belirtilen paylaşımda, "Artemis Anlaşmaları'na hoş geldin, Türkiye." ifadesi kullanıldı.
ARTEMİS ANLAŞMALARI1967 Dış Uzay Anlaşması'na dayanan Artemis Anlaşmaları, "uzayın sorumlu keşfinin yönetimini geliştirmek için çok taraflı, bağlayıcı olmayan bir ilke ve kurallar bildirgesi" olarak biliniyor.
Artemis Anlaşmaları ilkeleri arasında uzay nesnelerinin kaydı, faaliyetlerin çakışmasının önlenmesi, bilimsel verilerin paylaşımı ve acil yardım sağlanması gibi maddeler yer alıyor.
ABD, aynı anlaşma çerçevesinde Ay'da kalıcı bir üs kurulması ve Ay'ın hem Mars yolculuğu için bir durak olarak kullanılması hem de burada değerli madenlerin çıkarılmasını öngörüyor.
13 Ekim 2020'de ABD ile birlikte Kanada, Japonya, Avustralya, İtalya, Lüksemburg ve Birleşik Arap Emirlikleri, Artemis Anlaşmaları'na imza atan ilk ülkeler olmuştu.
Kaynak: AA
Çocukların dijital dünyadaki güvenliğinin yalnızca yaş sınırıyla sağlanamayacağını belirten Yeşilay, güvenli tasarım, güçlü denetim, şeffaflık ve mahremiyetin de güvence altına alınmasını istedi.Yeşilay, çocukların dijital dünyada korunmasına ilişkin kapsamlı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Türkiye’de 1 Kasım 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek düzenlemenin, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulmamasını, 15 yaşını dolduran çocuklara yaşlarına uygun ayrıştırılmış hizmetler geliştirilmesini ve ebeveyn denetim araçlarının güçlendirilmesini öngördüğü hatırlatıldı.“RİSK YALNIZCA EKRAN SÜRESİ DEĞİL”Dijital platformların çalışma biçiminin de bu bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiği ifade edilen açıklamada, çocukların dijital dünyada karşı karşıya kaldığı risklerin yalnızca fazla ekran süresinden ibaret olmadığı kaydedildi.Yeşilay, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, sürekli bildirimler, kişiselleştirilmiş öneri sistemleri, sosyal karşılaştırmayı güçlendiren etkileşim mekanizmaları ve kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre çevrim içi tutmaya yönelik tasarımların çocukların dikkatini, uyku düzenini, sosyal ilişkilerini ve ruhsal iyilik halini olumsuz etkileyebildiğine işaret etti.Açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri’nde Meta ile eyaletler arasında varılan ve mahkeme onayına sunulan uzlaşma çerçevesinde genç hesapları için günlük kullanım sınırları, gece saatlerinde erişim kısıtlamaları, okul saatlerinde bildirimlerin azaltılması, yaş doğrulamanın güçlendirilmesi ve ebeveyn araçlarının geliştirilmesi gibi tedbirlerin gündeme gelmesinin, dijital platformların çocuklar için daha güvenli tasarlanması gereğini bir kez daha ortaya koyduğu belirtildi.Yeşilay, çocukların dijital dünyanın risklerinden korunması için yalnızca çocuğun sosyal medyayı ne kadar süre kullandığına değil, sosyal medyanın çocuğu daha uzun süre kullanmaya teşvik edecek şekilde nasıl tasarlandığına da bakılması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, Türkiye’deki yaş düzenlemesinin değerli bulunduğu ancak çocukların dijital güvenliğinin yalnızca yaş sınırıyla sağlanamayacağı belirtilerek, yaş sınırının; çocukların üstün yararını esas alan güvenli dijital tasarım standartları, etkili denetim mekanizmaları ve aile-okul-toplum iş birliğiyle tamamlanması gerektiği ifade edildi.
YEŞİLAY’DAN SOMUT ÖNERİLERYeşilay, ilgili kamu kurumlarını, teknoloji şirketlerini, akademiyi ve sivil toplumu çocukların dijital güvenliği konusunda somut, ölçülebilir ve denetlenebilir adımlar atmaya çağırdı. Bu kapsamda çocuk ve genç hesaplarında günlük kullanım sürelerini sınırlayan, yaşa göre kademelendirilmiş ve varsayılan olarak etkinleştirilmiş koruma mekanizmalarının oluşturulması istendi. Çocuk hesaplarında gece saatlerinde sosyal medya erişiminin ve özellikle yüksek etkileşim üreten içerik akışlarının sınırlandırılması gerektiği belirtilirken, okul saatlerinde çocuklara yönelik bildirimlerin varsayılan olarak susturulması ve eğitim ortamını kesintiye uğratan tasarım uygulamalarının engellenmesi çağrısı yapıldı.Yeşilay, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve aralıksız içerik akışı gibi kesintisiz tüketime yönelten özelliklerin çocuk hesaplarında varsayılan olarak kapatılması veya sıkı biçimde sınırlandırılması gerektiğini bildirdi. Algoritmik öneri sistemlerinin de etkileşimi ve kullanım süresini artırma hedefiyle değil; güvenlik, gelişim, yaşa uygunluk ve dijital iyilik hali ilkeleriyle tasarlanması gerektiği vurgulandı. Belirli sürelerle kesintisiz kullanım sonrasında yalnızca uyarı veren sistemlerin yeterli olmadığı belirtilen açıklamada, kullanıcıyı gerçekten ara vermeye yönlendiren etkili mola mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.Çocuk hesaplarında siber zorbalık, cinsel istismar ve istismar amaçlı iletişim, kendine zarar verme, yeme bozukluğu, şiddet, nefret söylemi, yasa dışı bahis ve kumar, alkol-tütün-nikotin ürünleri ile uyuşturucu maddeleri özendiren içeriklerin daha güçlü biçimde önlenmesi gerektiği kaydedildi. Çocuklara kişiselleştirilmiş reklam gösteriminin de sınırlandırılması gerektiğini belirten Yeşilay, özellikle bağımlılık yapıcı ürünler, bahis-kumar uygulamaları ve yaşa uygun olmayan ticari içeriklerin çocuklara ulaşmasının engellenmesini istedi. Açıklamada, ebeveyn kontrol araçlarının yalnızca şeklen sunulmaması gerektiği belirtilerek, bu araçların sade, erişilebilir, ücretsiz, anlaşılır ve gerçekten etkili biçimde tasarlanması çağrısında bulunuldu.15 yaşını dolduran çocuklara yönelik geliştirilecek ayrıştırılmış dijital hizmetlerin ise yalnızca daha sınırlı değil; aynı zamanda güvenli, erişilebilir, kapsayıcı, yaşa uygun ve gelişimi destekleyici olması gerektiği ifade edildi.“ŞEFFAFLIK VE DENETİM ŞART”Çocukların dijital güvenliğine yönelik tedbirlerin yalnızca platformların gönüllü tercihlerine bırakılmasının yeterli olmayacağı vurgulanan açıklamada, teknoloji şirketlerinin çocuk hesaplarına ilişkin tasarım tercihleri, algoritmik öneri sistemleri, reklam uygulamaları ve risk azaltıcı önlemlerinin bağımsız denetime açık olması gerektiği belirtildi. Platformların çocukların dijital güvenliği konusunda düzenli ve standartlaştırılmış şeffaflık raporları yayımlaması gerektiğini bildiren Yeşilay, bu raporlarda çocuklara yönelik içerik denetimi, zararlı içeriklerin yayılımı, şikayet mekanizmalarının işleyişi, algoritmik önerilerin etkileri, reklam uygulamaları ve alınan önlemlerin sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmasını istedi.Çocukların güvenliğini ilgilendiren sistemlerin kamu otoriteleri, bağımsız uzmanlar, akademi, sivil toplum, ebeveynler ve çocukların görüşleri dikkate alınarak geliştirilmesi gerektiği kaydedildi. Yeşilay, çocukların yalnızca korunması gereken bireyler olmadığını, yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun biçimde dijital geleceklerine ilişkin söz hakkı bulunan hak sahipleri olduğunu vurguladı.Yaş doğrulama sistemlerinin çocukları korumak açısından önemli olabileceğine dikkat çekilen açıklamada, bu sistemlerin çocukların ve ailelerin kişisel verilerinin gereğinden fazla toplanmasına yol açmaması gerektiği belirtildi. Yaş güvence mekanizmalarının veri minimizasyonu, amaçla sınırlılık, güvenlik, mahremiyet ve çocukların kişisel verilerinin korunması ilkeleriyle uyumlu biçimde tasarlanması gerektiği ifade edildi. Yeşilay, çocukların güvenliğinin onların dijital izlerinin gereksiz biçimde büyütülmesi pahasına sağlanmaması gerektiğini kaydetti.“ÇOCUĞA TELEFONU BIRAK DEMEK YETMEZ”Çocukların dijital dünyadaki güvenliğinin ortak sorumluluk olduğuna dikkat çeken Yeşilay, sorumluluğun yalnızca ailelere yüklenmemesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, “Çocuğa ‘telefonu bırak’ demek yetmez. Çocuğu telefonu bırakmayı zorlaştıran bir dijital tasarımla baş başa bırakmamak gerekir.” ifadesi kullanıldı.Ailelerin rehberliğinin vazgeçilmez olduğu ancak ebeveynlerden, milyarlarca kullanıcının davranışını yönlendirecek biçimde tasarlanmış algoritmalarla tek başlarına mücadele etmelerinin beklenmesinin gerçekçi olmadığı vurgulandı. Bu nedenle ailelere yönelik dijital ebeveynlik desteğinin yaygınlaştırılması, okullarda yaşa uygun dijital iyi oluş, dijital okuryazarlık, siber zorbalıkla mücadele ve güvenli internet eğitimlerinin güçlendirilmesi gerektiği bildirildi. Problemli dijital kullanım, siber zorbalık ve ruh sağlığı riskleriyle karşılaşan çocuklar için erken destek, yönlendirme ve danışmanlık mekanizmalarının da erişilebilir hale getirilmesi gerektiği ifade edildi.Yeşilay, Türkiye’nin 15 yaş altına ilişkin düzenlemesini güçlü biçimde desteklediğini belirterek, bu önemli adımın yaşa uygun hizmetler, güvenli tasarım standartları, bağımsız denetim, şeffaflık, mahremiyet güvenceleri ve etkili koruma mekanizmalarıyla tamamlanması gerektiğini vurguladı. Çocukları teknolojiden tamamen uzaklaştırmanın ne mümkün ne de doğru bir hedef olduğu belirtilen açıklamada, asıl hedefin teknolojiyi çocukların gelişimini destekleyen, güvenli, dengeli, erişilebilir ve sağlıklı bir araç haline getirmek olduğu kaydedildi.Yeşilay, bu süreçte yalnızca “Çocuk sosyal medyaya kaç yaşında girmeli?” sorusunun sorulmaması gerektiğine işaret ederek, “Çocuk sosyal medyaya girdiğinde karşısında nasıl bir dijital dünya bulacak?” sorusunun da gündeme alınması gerektiğini belirtti.Açıklamanın sonunda Yeşilay, çocukları koruyan unsurun yalnızca yaş sınırları olmadığını, çocukları korumak üzere tasarlanmış, şeffaf biçimde denetlenen ve çocukların üstün yararını merkeze alan dijital platformların da bu korumanın temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Yeşilay, çocukların dijital geleceğini bilimsel kanıtlara, çocuk haklarına ve ortak sorumluluk anlayışına dayalı biçimde şekillendirmeye hazır olduğunu bildirdi.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” raporu, Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki 2030 hedeflerini ve dijital egemenlik açısından karşı karşıya olduğu riskleri mercek altına aldı. Raporda, kritik dijital altyapılarda dışa bağımlılığın yalnızca ekonomik değil, devlet kapasitesi ve ulusal güvenlik açısından da stratejik risk oluşturabileceği uyarısı yapıldı.Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE), “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı raporunda dijital teknolojilerin devletlerin egemenlik anlayışını değiştirdiğine dikkat çekti. Raporda, veri işleme kapasitesinin artması, bulut bilişim altyapılarının yaygınlaşması, yapay zekânın günlük yaşamın merkezine yerleşmesi ve dijital platformların ekonomik faaliyetlerdeki ağırlığının artmasıyla birlikte egemenliğin artık yalnızca fiziki sınırların korunmasıyla ölçülemeyeceği belirtildi.Enstitüye göre ülkelerin egemenlik kapasitesi; veri akışlarını, kritik dijital altyapıları ve algoritmik karar mekanizmalarını ne ölçüde kontrol edebildiğiyle de doğrudan bağlantılı hale geldi.DİJİTAL GÜÇ KÜRESEL DENGELERİ DEĞİŞTİRİYORRaporda “dijital hegemonya” üç temel katman üzerinden değerlendirildi. İlk katmanda ağ etkileri, veri yoğunlaşması ve ekosistem bağımlılığı üzerinden oluşan piyasa gücü bulunurken, ikinci katmanda devletler ile teknoloji şirketleri arasındaki bütünleşmeye dikkat çekildi. Üçüncü katmanda ise CLOUD Act gibi düzenlemelerin ulusal hukuk sistemlerinin fiziksel sınırların ötesine taşınmasına yol açabileceği ifade edildi.Bu unsurların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Enstitü, dijital platformların gücünün yalnızca ekonomik bir yoğunlaşma olmadığını, giderek jeopolitik bir güç mimarisine dönüştüğünü vurguladı.Raporda Türkiye’nin dijital egemenlik gündemi, 18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) kapsamında ele alındı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan planın, 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi üzerine inşa edildiği belirtildi.İnsan odaklılık, güvenilirlik, etik sorumluluk, dijital egemenlik ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerini temel alan planın hazırlık sürecinde kamu, özel sektör, üniversite ve sivil toplum temsilcilerinden yaklaşık 500 profesyonelle çalıştaylar gerçekleştirildiği ve 2 binden fazla eylem önerisinin değerlendirildiği kaydedildi.“Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” başlıkları altında dört eksen üzerine kurulan plan; insan kaynağının geliştirilmesi, veri altyapısının güçlendirilmesi, hesaplama kapasitesinin artırılması, yerli yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve yapay zekâ yönetişimini kapsıyor.
Plan kapsamında ilk 12 ayda en az 1,5 milyon, 24 ay sonunda ise toplam 5 milyon vatandaşın yapay zekâ okuryazarlığı programlarına dahil edilmesi hedefleniyor. Ayrıca 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ile 100 bin uygulama profesyonelinin yetiştirilmesi ve en az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden makine okunabilir biçimde erişime açılması öngörülüyor.10 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM HEDEFİTürkiye’nin 2030 hedefleri arasında yapay zekâ ve veri merkezi altyapısının önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekilen raporda, 2030 yılına kadar en az 1 GW yapay zekâ ve veri merkezi kurulu gücüne ulaşılması hedeflendiği belirtildi.Bunun yanı sıra yıllık en az 10 TWh düşük karbonlu elektrik satın alma anlaşması hacmi, en az 1 eksabayt depolama kapasitesi ve omurga bağlantılarında en az 100 Tb/sn erişim hedefleniyor. Bu altyapının oluşturulması için ağırlıklı olarak özel sektör kaynaklı en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi planlanıyor.Raporda ayrıca araştırmacılar, girişimler ve KOBİ’lerin hesaplama kapasitesine erişiminin artırılması ve tek bir teknoloji sağlayıcısına bağımlılık oluşmaması için çoklu tedarikçi yaklaşımının önemine işaret edildi.DİJİTAL EKONOMİDE DIŞA BAĞIMLILIK UYARISITÇE’nin raporunda Türkiye’nin dijital ekonomisinin büyümesine rağmen kritik alanlarda yabancı teknoloji şirketlerine bağımlılığın sürdüğüne dikkat çekildi.Rapora göre Türkiye’de aktif internet kullanıcılarının sayısı 77,3 milyona, internet kullanım oranı ise yüzde 88,3’e ulaştı. Buna karşılık arama motorları, sosyal medya platformları, mobil işletim sistemleri, uygulama mağazaları, bulut bilişim hizmetleri ve dijital reklam altyapılarının önemli bölümünün yabancı şirketlerin kontrolünde olduğu belirtildi.Raporda, dijital ekonomideki büyümenin stratejik dış bağımlılığı da beraberinde getirebildiği ifade edildi. Türkiye’de toplam medya ve reklam yatırımlarının 2024 yılında 253,6 milyar liraya ulaştığı, medya yatırımlarının yüzde 74,2’sinin dijital mecralara yöneldiği kaydedildi.Enstitü, bu gelirlerin önemli bölümünün küresel platformlara aktarılmasının ekonomik boyutunun yanı sıra kullanıcı profilleme, içerik görünürlüğü ve davranışsal yönlendirme kapasitesini de bu şirketlerde yoğunlaştırdığı değerlendirmesinde bulundu.Raporda Türkiye’nin dijital egemenlik politikasının yalnızca yerli teknoloji ve yapay zekâ geliştirilmesine dayandırılmasının yeterli olmayacağı vurgulandı.Büyük dijital platformlara yönelik düzenlemelerin güçlendirilmesi, veri taşınabilirliği ve birlikte çalışabilirlik yükümlülüklerinin artırılması, platform verilerinin belirli koşullarda paylaşılmasına yönelik mekanizmaların geliştirilmesi ve Dijital Hizmet Vergisi’nin denetim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.Enstitü, Avrupa Birliği’nde büyük platformların “kapı bekçisi” olarak tanımlanarak daha ağır yükümlülüklere tabi tutulduğunu, Türkiye’de ise aynı şirketlere yönelik benzer kapsamda bir düzenlemenin bulunmadığını belirterek bu durumu “düzenleyici asimetri” olarak değerlendirdi.“BAĞIMLILIKLARI SIFIRLAMAK DEĞİL, RİSKLERİ YÖNETMEK”Raporda dijital egemenliğin bütün yabancı teknolojilerden vazgeçmek ya da Türkiye’nin tüm teknoloji alanlarında tamamen kendi kendine yeterli hale gelmesi anlamına gelmediği de vurgulandı.Yarı iletkenlerden bulut altyapılarına, telekom ekipmanlarından büyük dil modellerine kadar teknoloji değer zincirinin küresel ölçekte dağıldığına dikkat çekilen raporda, asıl hedefin tüm dış bağımlılıkları ortadan kaldırmak değil, stratejik risk oluşturan bağımlılıkları belirleyerek yönetilebilir hale getirmek olması gerektiği ifade edildi.Raporun sonuç bölümünde Türkiye’nin önündeki temel tercih, dijital teknolojilerin pasif tüketicisi olmak ya da dijital geleceğin kurallarını şekillendiren ülkeler arasında yer almak şeklinde ortaya konuldu.Enstitüye göre dijital çağda egemenlik; verinin korunması, algoritmaların denetlenmesi, kritik altyapıların yönetilmesi ve teknolojik bağımlılıkların stratejik biçimde kontrol edilmesini de kapsıyor. Raporda, geleceğin egemen devletlerinin en fazla teknoloji satın alan ülkeler değil; teknolojiyi yöneten, düzenleyen, denetleyen ve gerektiğinde alternatiflerini geliştirebilen ülkeler olacağı vurgulandı.
İçişleri Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı iş birliğinde hazırlanan “Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi” tanıtılırken, kamu yöneticilerinin dijital mecralarda daha güvenli, hızlı ve kurumsal iletişim yürütmesi hedefleniyor. Programda deepfake görüntülerden sahte ses kayıtlarına kadar büyüyen dezenformasyon tehdidine karşı ortak mücadele mesajı verildi.Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konferans Salonu’nda “Dijital Çağda Kamu İletişimi” başlıklı panel düzenlendi. İçişleri Bakanlığı ile İletişim Başkanlığının iş birliğinde gerçekleştirilen programda, dijitalleşmenin kamu yönetimi ve devlet-vatandaş iletişimi üzerindeki etkileri ele alınırken “Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi”nin de tanıtımı gerçekleştirildi. Programa İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran katıldı.KAMU İLETİŞİMİNDE DİJİTAL DÖNÜŞÜMProgramın açılışında konuşan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Türkiye Yüzyılı vizyonunun hayata geçirilmesinde iletişimin önemli bir yere sahip olduğunu belirtti. Türkiye’nin köklü devlet geleneğine dikkat çeken Çiftçi, kamu yönetiminde vatandaşla doğrudan iletişim kurulmasının zaman içerisinde güçlendiğini ifade etti.BİMER ve ardından CİMER ile vatandaşların talep, öneri ve şikâyetlerini doğrudan kamu yönetimine ulaştırabildiği kapsamlı bir iletişim modelinin oluşturulduğunu kaydeden Çiftçi, kamu iletişiminin vatandaşın sesini yönetime taşıyan güçlü bir köprü haline geldiğini söyledi.
“VATANDAŞIMIZLA DOĞRUDAN VE HIZLI İLETİŞİM KURABİLİYORUZ”Dijitalleşmenin kamu kurumlarına önemli imkânlar sunduğuna işaret eden Çiftçi, afetlerden kriz dönemlerine kadar birçok alanda vatandaşlara hızlı biçimde ulaşılabildiğini belirtti.Dijital iletişim kanalları sayesinde vatandaşların taleplerinin anlık takip edilebildiğini ifade eden Çiftçi, teknolojinin sağladığı avantajların yanında yeni tehditleri de beraberinde getirdiğini vurguladı.Çiftçi, “Artık vatandaşımızla doğrudan ve hızlı iletişim kurabiliyoruz. Afet anında uyarı yapabiliyor, kriz dönemlerinde kamuoyunu bilgilendirebiliyor ve vatandaşlarımızın taleplerini anlık olarak takip edebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.DEEPFAKE VE SAHTE SES KAYITLARINA DİKKAT ÇEKİLDİDijital platformlarda giderek yaygınlaşan yanlış ve yanıltıcı içeriklerin kamu iletişimi açısından önemli bir sorun oluşturduğunu belirten Çiftçi; deepfake videolar, sahte ses kayıtları, organize sosyal medya ağları ve manipülatif içeriklerin gerçek ile yanlış bilgi arasındaki ayrımı zorlaştırdığına dikkat çekti.Özellikle afetler, terör olayları, asayiş hadiseleri, düzensiz göç ve toplumsal hassasiyetin yüksek olduğu dönemlerde yanlış bilginin ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Çiftçi, dezenformasyonla mücadelenin yalnızca iletişim alanının konusu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.Dezenformasyonun kamu düzeni, toplumsal huzur ve milli güvenliği doğrudan ilgilendirdiğini kaydeden Çiftçi, “Devlet olarak, teknolojiyi yalanı büyütmek için kullananları engelleyecek, doğru içeriği üretecek ve hakikatin sesini hep birlikte yükselteceğiz.” dedi.KAMU KURUMLARININ SOSYAL MEDYA HESAPLARI İÇİN GÜVENLİK VURGUSUDijital mecralarda doğru içerik üretmenin yanı sıra kullanılan hesapların güvenliğinin de önem taşıdığını belirten Çiftçi, kamu kurumları ve yöneticilerine ait sosyal medya hesaplarının korunması gerektiğini ifade etti.İki aşamalı doğrulama sistemlerinin kullanılması, sosyal medya hesaplarındaki yetkilendirme süreçlerinin doğru şekilde belirlenmesi ve siber tehditlere karşı kurumsal tedbirlerin alınmasının artık kamu iletişiminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini vurguladı.
MÜLKİ İDARE AMİRLERİNE SOSYAL MEDYA REHBERİProgram kapsamında tanıtılan “Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi” ile vali ve kaymakamlar başta olmak üzere mülki idare amirlerinin dijital platformlardaki iletişim faaliyetlerine kurumsal bir çerçeve kazandırılması amaçlanıyor.Bakan Çiftçi, rehber sayesinde mülki idare amirlerinin dijital mecralardaki iletişiminin daha güvenli ve kurumsal standartlar içerisinde yürütülmesini hedeflediklerini söyledi.Rehberin aynı zamanda kamu iletişiminin daha şeffaf ve etkin yürütülmesine, kriz dönemlerinde kamu otoritesinin güvenilir ilk kaynak olmasına, dezenformasyonla mücadelede koordinasyon sağlanmasına ve dijital güvenlik konusunda farkındalığın geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor.TÜRKİYE’DE 62,3 MİLYON AKTİF SOSYAL MEDYA KULLANICISICumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran da dijital teknolojiler ve yapay zekânın yalnızca iletişim araçlarını değil, insanların düşünme biçimlerini, karar alma süreçlerini ve kamu yönetiminin işleyişini de yeniden şekillendirdiğini söyledi.Devletlerin artık yalnızca fiziki sınırlarını değil, dijital varlıklarını, bilgi güvenliğini ve hakikat alanını da korumak zorunda olduğunu ifade eden Duran, kamu iletişiminin devlet yönetiminin stratejik unsurlarından biri haline geldiğini belirtti.Duran, 2026 yılı verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 62,3 milyon aktif sosyal medya kullanıcısının bulunduğunu ve bunun toplam nüfusun yüzde 70,9’una karşılık geldiğini ifade etti.Vatandaşların kamu hizmetlerini artık yalnızca hizmet binalarında değil, dijital platformlarda da deneyimlediğine işaret eden Duran, “Kamu yöneticileri olarak vatandaşımızın olduğu her alanda, her platformda olmak, iletişim kanallarını açık ve aktif tutmak zorundayız.” dedi.DEZENFORMASYON KÜRESEL RİSKLER ARASINDADijitalleşmeyle birlikte bilgiye erişim hızlanırken yanlış ve yanıltıcı içeriklerin yayılma hızının da arttığını belirten Duran, özellikle yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle gerçeğinden ayırt edilmesi zor görüntü ve seslerin iletişim dünyasında önemli bir sorun haline geldiğine dikkat çekti.Duran, 2025 yılı Küresel Risk Raporu’nda dezenformasyonun en önemli kısa vadeli küresel risklerden biri olarak gösterildiğini, 2027 yılında ise en büyük küresel risklerden biri haline gelebileceğinin öngörüldüğünü söyledi.REHBER KAMU YÖNETİCİLERİNE BAŞVURU KAYNAĞI OLACAKYeni sosyal medya rehberinin yalnızca teknik güvenlik tavsiyeleri içermediğini belirten Duran, çalışmanın kamu yönetiminde ortak bir dijital iletişim kültürü oluşturmasına da katkı sağlamasının amaçlandığını ifade etti.Rehberin mülki idare amirleri açısından bir başvuru kaynağı haline geleceğine inandığını dile getiren Duran, sosyal medya kullanımında devlet geleneğinin ve kamu yönetiminin ortak değerlerinin korunmasının önemine dikkat çekti.İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere kamu kurumlarıyla koordinasyon içinde stratejik iletişim kapasitesini geliştirmeye yönelik projeler, eğitim programları ve rehber çalışmalarının devam edeceğini belirten Duran, CİMER ve Dezenformasyonla Mücadele Merkezi aracılığıyla vatandaş-devlet iletişiminin güçlendirilmesi ve kamuoyunun doğrulanmış bilgilerle buluşturulması yönündeki çalışmaların sürdürüleceğini kaydetti.
TÜRKONFED Dijital Dönüşüm Komisyonu tarafından düzenlenen “Yeni Nesil Liderlik: Yapay Zekâ ile Dönüşüm Rehberi” programında yaklaşık 1.500 iş insanı ve sivil toplum kuruluşu temsilcisine yapay zekâdan veri okuryazarlığına, üretken yapay zekâ uygulamalarından veri güvenliği ve KVKK uyumuna kadar geniş bir yelpazede eğitim verildi. Programda özellikle KOBİ’lerin yapay zekâ dönüşümünün önemli aktörlerinden biri olabileceğine dikkat çekildi.Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırmak ve yapay zekâ teknolojilerinden daha etkin yararlanmalarını sağlamak amacıyla başlattığı “Yeni Nesil Liderlik: Yapay Zekâ ile Dönüşüm Rehberi” eğitim programını tamamladı.TÜRKONFED Dijital Dönüşüm Komisyonu tarafından gerçekleştirilen program, altı çevrim içi buluşmadan oluştu. Türkiye’nin farklı şehirlerinden, farklı sektör ve ölçeklerdeki şirketlerden yaklaşık 1.500 iş insanı ile sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı eğitimlerde, yapay zekânın işletmeler açısından oluşturduğu fırsatlar ve dönüşüm alanları kapsamlı şekilde değerlendirildi.Program boyunca yapay zekânın yalnızca teknolojik bir yenilik olmadığı, şirketlerin üretimden pazarlamaya, insan kaynaklarından finans yönetimine kadar birçok iş sürecini yeniden şekillendirebilecek önemli bir araç haline geldiği vurgulandı.YAPAY ZEKÂ ŞİRKETLERİN KARAR SÜREÇLERİNE GİRİYOREğitimlerde, yapay zekâ teknolojilerinin şirketlerin rekabet gücü, operasyonel verimliliği ve karar alma süreçleri üzerindeki etkileri üzerinde duruldu. İşletmelerin sahip oldukları verileri doğru analiz etmeleri ve bu verilerden iş sonuçlarına dönük çıktılar üretmelerinin önemi anlatıldı.Programa katılanların önemli bölümünü şirket sahipleri, genel müdürler ve üst düzey yöneticiler oluşturdu. Bu tablo, yapay zekâ dönüşümünün artık yalnızca bilgi teknolojileri birimlerinin gündeminde olmadığını, doğrudan şirket yönetimlerinin stratejik konuları arasına girdiğini de ortaya koydu.Sektörel dağılıma bakıldığında tekstil ve hazır giyim, eğitim, bilişim teknolojileri, hizmet ve gıda sektörleri programa en fazla ilgi gösteren alanlar oldu. Şirket büyüklüğüne göre değerlendirildiğinde ise mikro işletmeler katılımda ilk sırayı aldı. Mikro işletmeleri büyük ölçekli şirketler takip ederken, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin katılım oranlarının birbirine yakın olduğu belirtildi.
“KOBİ’LER YAPAY ZEKÂ DÖNÜŞÜMÜNÜN GÜÇLÜ AKTÖRÜ OLABİLİR”TÜRKONFED Dijital Dönüşüm Komisyonu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, yapay zekânın artık yalnızca teknoloji ekiplerinin ilgilendiği bir alan olmaktan çıktığını belirterek, teknolojinin kurum kültürünün sürekli gelişen unsurlarından biri haline geldiğini söyledi.Yeni dönemde şirketler arasındaki farkı yalnızca yapay zekâ araçlarını kullanmanın oluşturmayacağını ifade eden Yelkenbiçer, doğru ihtiyacın belirlenmesi, nitelikli verinin kullanılması ve güçlü bir yönetişim modelinin oluşturulmasının da önem taşıdığına dikkat çekti.Yelkenbiçer, “Yapay zekâyı yalnızca büyük şirketlerin kullanabileceği karmaşık bir teknoloji olmaktan çıkararak her ölçekteki işletme için anlaşılır ve uygulanabilir hale getirmeyi hedefliyoruz. Özellikle KOBİ’ler, hızlı karar alma kabiliyetleri, girişimci yapıları ve müşteriye yakınlıkları sayesinde bu dönüşümün güçlü aktörleri olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.YAPAY ZEKÂNIN GÜNLÜK İŞLERDE KULLANIMI ANLATILDIProgramın önemli başlıklarından birini üretken yapay zekâ teknolojilerinin günlük iş süreçlerine nasıl uyarlanabileceği oluşturdu.Eğitim serisi kapsamında yapay zekânın temel çalışma prensipleri, büyük dil modellerinin çalışma yapısı ve üretken yapay zekâ araçlarının işletmeler tarafından hangi alanlarda kullanılabileceği ele alındı.Katılımcılara yapay zekâ araçlarından daha doğru sonuç alınmasını sağlayan komut oluşturma yöntemleri hakkında da bilgiler verildi. Veri analizi ve karar destek uygulamalarının işletme yönetimine sağlayabileceği katkılar farklı örneklerle değerlendirildi.SATIŞTAN ÜRETİME GENİŞ KULLANIM ALANIYapay zekânın teorik boyutunun yanı sıra şirketlerin günlük faaliyetlerindeki kullanım örneklerine de yer verildi.Müşteri segmentasyonu, stok yönetimi ve talep tahmini gibi alanlarda yapay zekâ destekli sistemlerden nasıl yararlanılabileceği aktarılırken, raporlama süreçlerinin hızlandırılması ve verilerin daha etkin analiz edilmesi konusunda da uygulama örnekleri paylaşıldı.Satış ve pazarlama faaliyetleri, finans, insan kaynakları ve üretim süreçleri de yapay zekânın işletmelerde kullanılabileceği başlıca alanlar arasında gösterildi.Böylece katılımcıların yapay zekâyı yalnızca gelecekte kullanılabilecek bir teknoloji olarak değil, mevcut iş süreçlerinde verimliliği artırabilecek bir araç olarak değerlendirmeleri amaçlandı.VERİ OKURYAZARLIĞI DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDEProgramda üzerinde durulan önemli konulardan biri de veri okuryazarlığı oldu. Yapay zekâ sistemlerinin sağlıklı sonuçlar üretebilmesi için işletmelerin sahip oldukları verilerin niteliğinin ve bu verilerin doğru şekilde yönetilmesinin kritik önem taşıdığı belirtildi.
Şirketlerin yapay zekâ yatırımlarına başlamadan önce hangi problemi çözmek istediklerini belirlemeleri, ellerindeki verilerin niteliğini değerlendirmeleri ve teknolojiyi doğrudan iş hedefleriyle ilişkilendirmeleri gerektiğine dikkat çekildi.Bu yaklaşımın, şirketlerin yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmasını değil, yapılan yatırımların ölçülebilir sonuçlara dönüşmesini de sağlayabileceği ifade edildi.KVKK, ETİK VE VERİ GÜVENLİĞİ DE ELE ALINDIYapay zekânın şirketlerde yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan hukuki ve etik konular da eğitim programının başlıkları arasında yer aldı.Katılımcılara veri gizliliği, kişisel verilerin korunması, KVKK uyumu, yapay zekâ sistemlerinde sorumluluk, şeffaflık ve veri güvenliği konularında bilgi verildi.İşletmelerin yapay zekâ sistemlerini kullanırken yalnızca teknolojinin sağlayacağı verimlilik avantajlarına odaklanmaması, kullanılan verilerin güvenliği ve hukuki yükümlülüklerin de dönüşüm sürecinin temel parçaları olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.İŞLETMELERE “KÜÇÜK BAŞLAYIN, SONUÇLARI ÖLÇÜN” ÖNERİSİEğitimlerde işletmelerin yapay zekâ dönüşümüne nasıl başlaması gerektiğine ilişkin yol haritası da paylaşıldı.Şirketlerin ilk aşamada bütün iş süreçlerini aynı anda dönüştürmeye çalışmak yerine, belirli ihtiyaçlara yönelik küçük ölçekli uygulamalarla başlamalarının daha sağlıklı olabileceği belirtildi.Uygulamaların sonuçlarının ölçülmesi, başarılı modellerin belirlenmesi ve elde edilen deneyimin ardından bu çalışmaların şirket geneline yayılması önerildi.Bu yöntemle özellikle sınırlı kaynaklara sahip KOBİ’lerin yapay zekâ teknolojilerine daha kontrollü biçimde geçiş yapabileceği, yatırım risklerini azaltabileceği ve kendi ihtiyaçlarına uygun kullanım alanlarını daha kolay belirleyebileceği ifade edildi.Programın tamamlanmasıyla birlikte, farklı sektör ve büyüklükteki işletmelerin yapay zekâ konusundaki bilgi düzeyinin geliştirilmesi ve teknolojinin iş dünyasında daha bilinçli, güvenli ve verimli şekilde kullanılmasına katkı sağlanması hedefleniyor.
Uzmanlar, ilanlar üzerinden toplanan özgeçmiş bilgilerinin kişilerin dijital profillerinin çıkarılması, hedefli oltalama saldırıları ve kimlik dolandırıcılığı gibi yöntemlerde kullanılabileceği konusunda uyarıyor.İşe alım süreçlerinin giderek dijital platformlara taşınması, iş arayanlar açısından önemli kolaylıklar sağlarken kişisel verilerin güvenliği konusunda yeni riskleri de beraberinde getiriyor. İş başvuruları sırasında paylaşılan özgeçmişlerde yer alan telefon numarası, e-posta adresi, eğitim geçmişi, çalışılan kurumlar, uzmanlık alanları ve referans bilgileri, kötü niyetli kişilerin eline geçtiğinde kapsamlı bir dijital profil oluşturmak amacıyla kullanılabiliyor.Adli Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı Hamza Aytaç Doğanay, dijital platformlarda yayımlanan sahte, yanıltıcı veya gerçek amacı gizlenmiş iş ilanlarının artık yalnızca klasik bir dolandırıcılık yöntemi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.Doğanay, “Yapay zekâ ile güçlenen yeni nesil siber tehditlerde saldırganın hedefi artık yalnızca sistemler değil; insanın kimliği, verisi ve dijital güvenidir.” dedi.“CV ARTIK DİJİTAL KİMLİĞİN BİR PARÇASI”Bir özgeçmişin yalnızca eğitim ve iş deneyimini göstermediğine dikkat çeken Doğanay, CV'lerde kişilerin profesyonel yaşamlarına ilişkin çok sayıda önemli bilginin bir arada bulunduğunu belirtti.Doğanay, “Bugün bir CV; telefon numarası ve e-posta adresinin ötesinde kişinin eğitim geçmişini, çalıştığı kurumları, görevlerini, uzmanlık alanlarını, referanslarını ve kariyer yolculuğuna ilişkin çok sayıda kişisel veriyi barındırıyor. Bu nedenle CV artık yalnızca bir özgeçmiş değil, kişinin dijital kimliğinin ve profesyonel yaşamının ayrıntılı bir veri haritasıdır.” ifadelerini kullandı.
Bu bilgilerin başka veri sızıntılarından veya açık internet kaynaklarından elde edilen bilgilerle birleştirilebileceğini belirten Doğanay, ortaya çıkan dijital profillerin sosyal mühendislik, hedefli oltalama, hesap ele geçirme, kimliğe bürünme ve deepfake destekli dolandırıcılık girişimlerinde kullanılabileceğini söyledi.İŞVERENLER DE HEDEF HALİNE GELEBİLİRCV'lerde yer alan görev, yetkinlik ve şirket bilgilerinin saldırganlara kişinin çalıştığı kurumu hedefleme imkânı da sağlayabileceğine dikkat çeken Doğanay, özellikle kritik pozisyonlarda çalışanların bilgilerinin siber saldırganlar açısından değer taşıyabileceğini ifade etti.“Bir CV'nin yanlış ellere geçmesi yalnızca kişisel veri ihlali anlamına gelmeyebilir.” diyen Doğanay, saldırganların bu bilgiler üzerinden kişinin kimlerle bağlantılı olduğunu, hangi alanda çalıştığını ve hangi senaryolarla ikna edilebileceğini analiz edebileceğini kaydetti.“HER İŞ İLANI GERÇEKTEN İŞE ALIM AMACI TAŞIMAYABİLİR”İnternette yayımlanan her iş ilanının gerçek bir personel ihtiyacına dayanmayabileceğini belirten Doğanay, uzun süre yayında kalan veya sürekli yenilenen ilanların da dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.Doğanay, herhangi bir şirket veya platformu doğrudan suçlamanın doğru olmayacağını ancak gerçek bir işe alım yapılmadan kişisel veri toplanıp toplanmadığının incelenmesi gerektiğini belirtti.Gerçek bir açık pozisyon bulunmadığı halde yayımlanan ilanların web sitesi trafiğini artırmak, sosyal medya etkileşimi sağlamak veya büyüyen şirket algısı oluşturmak gibi farklı amaçlar taşıyabileceğini ifade eden Doğanay, bu durumun kişisel verilerin korunması açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.YAPAY ZEK RİSKİ BÜYÜTÜYORYapay zekâ teknolojilerinin büyük miktardaki kişisel verileri kısa sürede analiz edebilmesi, özgeçmiş havuzlarının siber saldırganlar açısından değerini de artırıyor.Doğanay, milyonlarca CV'den oluşan veri havuzlarının kötü niyetli kişilerin eline geçmesi durumunda çalışanların görevlerine, sektörlerine veya şirketlerine göre sınıflandırılabileceğini belirterek, bu verilerin kişiye özel saldırı senaryoları oluşturmak için kullanılabileceğini ifade etti.Bu nedenle işe alım süreçlerinin artık yalnızca insan kaynakları departmanlarının konusu olmadığını vurgulayan Doğanay, siber güvenlik ve kişisel verilerin korunması süreçlerinin de işe alım sistemlerinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini söyledi.
İŞE ALIM SÜREÇLERİ İÇİN YENİ STANDART ÇAĞRISIDoğanay, gerçek bir açık pozisyon bulunmadan iş ilanı yayımlanmaması, adaylardan yalnızca gerekli kişisel bilgilerin talep edilmesi ve verilerin hangi amaçla işlendiğinin açık biçimde bildirilmesi gerektiğini belirtti.İşe alım süreci tamamlandıktan sonra ihtiyaç duyulmayan özgeçmişlerin mevzuata uygun şekilde silinmesi gerektiğini ifade eden Doğanay, kariyer platformları ile işverenlerin kişisel veri işleme ve saklama süreçlerinin de düzenli olarak denetlenmesi gerektiğini kaydetti.Aktif olarak iş aramayan kişilere de uyarıda bulunan Doğanay, kullanılmayan kariyer platformu hesaplarının gözden geçirilmesini, ihtiyaç duyulmayan CV'lerin yayından kaldırılmasını ve uzun süre kullanılmayacak hesapların silinmesinin değerlendirilmesini önerdi.“SİBER GÜVENLİK ARTIK İNSAN VERİSİNİ KORUMAKTIR”Yapay zekâ çağında kişisel verilerin ekonomik ve stratejik değerinin daha da yükseldiğine dikkat çeken Doğanay, siber güvenlik anlayışının da buna paralel olarak değişmesi gerektiğini söyledi.Doğanay, “Eskiden siber güvenlik denildiğinde akla sunucular, ağlar ve bilgisayar sistemleri gelirdi. Bugün ise en değerli hedef insanın kendisi ve ona ait veriler. Yapay zekâ çağında siber güvenlik artık yalnızca sistemleri değil, insan verisini korumaktır.” ifadelerini kullandı.
İş arayan milyonlarca kişinin özgeçmişlerinin de korunması gereken dijital varlıklar arasında bulunduğunu vurgulayan Doğanay, kişisel veri güvenliğinin yalnızca bireysel mahremiyet meselesi olmadığını, dijital ekonominin güvenliği açısından da önem taşıdığını kaydetti.İşe alım süreçlerinin bundan sonraki dönemde insan kaynakları, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik başlıklarının birlikte ele alındığı bir yapıya dönüşmesi gerektiğini ifade eden Doğanay, yapay zekâ destekli saldırıların yaygınlaşmasıyla bu ihtiyacın daha da belirgin hale geleceğini belirtti.Doğanay, “Yapay zekâ ile güçlenen yeni nesil siber tehditlerde saldırganın hedefi artık yalnızca sistemler değil; insanın kimliği, verisi ve dijital güvenidir.” diyerek, hem işverenlerin hem kariyer platformlarının hem de iş arayanların kişisel verilerin korunması konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Üniversite tercih döneminde yapay zekanın mühendislik mesleklerini ortadan kaldıracağı yönündeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığı belirtilirken, asıl ihtiyacın teknolojiyi geliştirecek nitelikli insan kaynağı olduğu vurgulandı.
YAPAY ZEKA MESLEKLERİ ORTADAN KALDIRMIYORÜniversite tercih döneminde özellikle sosyal medya platformlarında sıkça dile getirilen "Yapay zeka yazılımcıları işsiz bırakacak", "Bilgisayar mühendisliğinin geleceği kalmadı" ya da "Teknoloji meslekleri yakında sona erecek" yönündeki yorumlar, birçok gencin kariyer planlamasında soru işaretleri oluşturuyor. Teknolojik dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte bu tartışmalar daha görünür hale gelirken, sektör temsilcileri mevcut verilerin bu karamsar tabloyu doğrulamadığını belirtiyor.Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), üniversite tercih döneminde yaptığı değerlendirmede, yapay zekanın bazı görevleri otomatikleştireceğini ancak mühendislik ve teknoloji alanlarındaki insan kaynağı ihtiyacını ortadan kaldırmayacağını vurguladı. Açıklamada, esas riskin yapay zekanın gelişmesi değil, bu teknolojiyi geliştirecek ve yönetecek nitelikli insan kaynağının yeterince yetiştirilememesi olduğu ifade edildi.Son yıllarda üretken yapay zeka uygulamalarının hızla yaygınlaşması, iş dünyasında önemli değişimleri beraberinde getirdi. Yazılım geliştirmeden finans sektörüne, üretimden sağlık hizmetlerine kadar pek çok alanda yapay zeka çözümleri kullanılmaya başlanırken, bu dönüşümün istihdam üzerindeki etkisi de en çok tartışılan başlıklardan biri haline geldi.
Ancak uluslararası kuruluşların yayımladığı raporlar, teknolojik dönüşümün kitlesel işsizliğe değil, iş yapış biçimlerinin yeniden şekillendiği bir döneme işaret ettiğini ortaya koyuyor. Rutin görevler giderek otomasyon sistemlerine devredilirken, analitik düşünme, problem çözme, sistem tasarlama, veri yönetimi ve siber güvenlik gibi alanlarda uzman ihtiyacının büyümeye devam ettiği belirtiliyor.ULUSLARARASI ARAŞTIRMALAR YENİ İŞ ALANLARININ BÜYÜYECEĞİNİ GÖSTERİYORDeğerlendirmede yer verilen uluslararası araştırmalar, yapay zeka teknolojilerinin istihdam üzerindeki etkisinin sanılanın aksine yeni fırsatlar oluşturduğunu ortaya koyuyor.Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) öngörülerine göre 2030 yılına kadar dünya genelinde yaklaşık 170 milyon yeni iş rolü ortaya çıkacak. Aynı dönemde 92 milyon iş dönüşüm geçirirken, küresel ölçekte net 78 milyon yeni istihdam oluşturulması bekleniyor. Raporda en hızlı büyümesi öngörülen alanların başında büyük veri, yapay zeka, makine öğrenmesi ve siber güvenlik geliyor. Bu tablo, dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte teknoloji alanındaki uzman ihtiyacının azalmadığını, aksine farklı uzmanlık alanlarıyla birlikte genişlediğini gösteriyor.Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan raporlarda da üretken yapay zekanın meslekleri tamamen ortadan kaldırmaktan çok çalışma biçimlerini değiştireceği belirtiliyor. Buna göre birçok meslek varlığını sürdürecek ancak çalışanların kullandığı araçlar, görev dağılımları ve ihtiyaç duyulan beceriler önemli ölçüde farklılaşacak. OECD'nin değerlendirmeleri de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Yapay zeka teknolojilerini kullanan şirketlerin yarısından fazlasında yüksek eğitimli çalışan ihtiyacının arttığı belirtilirken, özellikle teknik uzmanlık gerektiren pozisyonlarda insan kaynağı talebinin büyümeye devam ettiği ifade ediliyor.Sektör temsilcilerine göre bu gelişmeler, gelecekte yalnızca teknolojiyi kullanan değil; geliştiren, denetleyen, güvenliğini sağlayan ve etik sınırlar içinde yöneten profesyonellerin daha fazla önem kazanacağını gösteriyor.TÜRKİYE'DE BİLİŞİM SEKTÖRÜ BÜYÜMEYE DEVAM EDİYORKüresel dijital dönüşüm Türkiye'deki bilgi ve iletişim teknolojileri sektörüne de yansıyor. Paylaşılan verilere göre sektör geçtiğimiz yıl yaklaşık yüzde 45 büyüyerek 54 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğe ulaştı. Sektörde çalışan sayısı da aynı dönemde yüzde 17 artış göstererek 289 bine yükseldi. Bu artış, teknoloji alanındaki gelişmenin yalnızca ekonomik büyüklükle sınırlı kalmadığını, istihdama da doğrudan katkı sunduğunu ortaya koyuyor.Bununla birlikte uzmanlar, mevcut büyüme hızının korunabilmesi için nitelikli insan kaynağının artırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle yazılım geliştirme, veri bilimi, yapay zeka, bulut bilişim ve siber güvenlik alanlarında yetişmiş uzman ihtiyacının önümüzdeki yıllarda daha da artacağı öngörülüyor. Küresel bilişim pazarının önümüzdeki beş yıl içinde 8,4 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmasının beklendiği hatırlatılırken, Türkiye'nin bu büyümeden daha fazla pay alabilmesi için teknoloji üreten bir ekosistem oluşturmasının önem taşıdığı ifade ediliyor.
YAPAY ZEKA YENİ BECERİLERİ ÖNE ÇIKARIYORTeknolojik dönüşüm yalnızca kullanılan araçları değil, iş dünyasının ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri de değiştiriyor. Günümüzde şirketler artık sadece belirli yazılımları kullanabilen çalışanlar değil, yapay zeka sistemlerini anlayan, geliştiren, denetleyen ve farklı sektörlere uyarlayabilen uzmanlara ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle rutin işlerin otomasyona devredilmesiyle birlikte insan kaynağının değeri azalmak yerine daha nitelikli alanlara kayıyor.Özellikle sistem tasarımı, algoritma geliştirme, veri analizi, siber güvenlik, etik değerlendirme ve yapay zeka çıktılarının doğrulanması gibi konular, teknoloji sektörünün öncelikli çalışma alanları arasında yer alıyor. Yapay zeka pek çok işlemi hızlandırsa da hangi verilerin kullanılacağına, sonuçların nasıl yorumlanacağına ve güvenliğin nasıl sağlanacağına ilişkin kararlar hâlâ insan uzmanlığı gerektiriyor. Bu nedenle teknoloji alanında eğitim alan gençlerin yalnızca programlama dillerini öğrenmeleri yeterli görülmüyor. Analitik düşünme, disiplinler arası çalışma, problem çözme, iletişim becerisi ve etik sorumluluk gibi yetkinliklerin de geleceğin mesleklerinde belirleyici olacağı ifade ediliyor.Sektör temsilcileri, yapay zekanın insanların yerine geçen bir teknoloji olarak değil, insanların daha verimli çalışmasını sağlayan güçlü bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu yaklaşımın hem eğitim politikalarının hem de kariyer planlamalarının temelini oluşturması gerektiği vurgulanıyor.TÜRKİYE'NİN REKABET GÜCÜ YETİŞMİŞ İNSAN KAYNAĞINA BAĞLIDeğerlendirmede, Türkiye'nin dijital dönüşüm sürecinde yalnızca teknoloji tüketen değil, teknoloji geliştiren ülkeler arasında yer almasının stratejik önem taşıdığına dikkat çekildi. Bunun için güçlü bir mühendislik altyapısı, nitelikli araştırmacılar ve yenilikçi girişimcilik ekosisteminin birlikte geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak da yapay zekanın bazı görevleri otomatikleştireceğinin açık olduğunu ancak bundan teknoloji mesleklerine ihtiyaç kalmayacağı sonucunun çıkarılamayacağını söyledi. Tombalak, yapay zeka sistemlerinin tasarlanması, eğitilmesi, test edilmesi, siber saldırılara karşı korunması ve güvenilir biçimde kullanılmasının çok daha fazla mühendislik bilgisi gerektirdiğini belirterek, gelecekte yalnızca yapay zeka uzmanlarının değil, kendi alanında yapay zekayı doğru kullanan doktorların, hukukçuların, mühendislerin, tasarımcıların ve yöneticilerin de öne çıkacağını ifade etti.Türkiye'nin küresel teknolojileri yalnızca kullanan değil, kendi yazılımını geliştiren, verisini koruyan ve yüksek katma değerli teknoloji üreten bir ülke olmasının önemine dikkat çeken Tombalak, bunun ancak geniş ve nitelikli bir teknoloji ekosistemiyle mümkün olabileceğini dile getirdi. Bu doğrultuda orta ve uzun vadede yaklaşık 1 milyon nitelikli teknoloji çalışanına ulaşılmasının stratejik bir insan kaynağı hedefi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tombalak, eğitim kurumları ile sektörün bu hedef doğrultusunda birlikte hareket etmesinin önemine işaret etti.ÜNİVERSİTELER İLE SEKTÖR ARASINDAKİ İŞ BİRLİĞİ GÜÇLENDİRİLMELİAçıklamada, yapay zeka çağının ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirebilmek için üniversiteler ile özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiği de vurgulandı.Temel bilimler ve mühendislik disiplinlerinin güçlü yapısının korunmasının yanı sıra müfredatların yapay zeka, veri bilimi, siber güvenlik ve teknoloji etiği gibi alanlarla güncellenmesinin kaçınılmaz hale geldiği belirtildi. Böylece öğrencilerin yalnızca teorik bilgiyle değil, güncel teknolojilere hâkim şekilde mezun olmalarının sağlanabileceği ifade edildi. İş dünyasına yönelik çağrıda ise şirketlerin deneyimli çalışan ihtiyacının yanında yeni mezunlara yönelik staj, aday mühendislik ve ilk iş programlarını artırmasının sektörün geleceği açısından önemli olduğu kaydedildi. Gençlerin henüz eğitim sürecindeyken gerçek projelerde görev almasının hem deneyim kazanmalarını hem de iş hayatına daha hızlı uyum sağlamalarını kolaylaştıracağı değerlendirildi.Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesiyle akademik bilgi ile sektör deneyiminin ortak projelerde buluşturulmasının, yapay zeka çağının ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetişmesine önemli katkı sağlayacağı ifade edildi.GENÇLERE KORKUYLA DEĞİL BİLGİYLE HAREKET ETME ÇAĞRISIÜniversite tercih döneminde teknoloji alanlarına ilişkin yanlış veya eksik bilgilerin gençlerin kariyer planlarını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekilen açıklamada, yapay zeka konusunda oluşan karamsar söylemlerin bilimsel verilerle desteklenmediği belirtildi. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda rekabet avantajı sağlayacak unsur, yapay zekadan kaçınmak değil; onu anlayan, geliştiren ve farklı alanlarda etkin biçimde kullanabilen insan kaynağını yetiştirmek olacak. Bu nedenle gençlerin tercihlerini kısa süreli tartışmalardan ziyade uzun vadeli teknolojik dönüşüm doğrultusunda değerlendirmeleri önem taşıyor.Değerlendirmede son olarak, yapay zeka çağında en büyük riskin teknolojinin ilerlemesi değil, bu ilerlemeyi yönetecek insan kaynağının yeterince yetiştirilememesi olduğu vurgulandı. Türkiye'nin dijital ekonomide daha güçlü bir konuma ulaşmasının; üniversitelerin, özel sektörün, kamu kurumlarının ve gençlerin ortak vizyon doğrultusunda hareket etmesiyle mümkün olacağı belirtilirken, geleceğin yalnızca yapay zekayı kullananların değil, onu geliştiren ve yöneten toplumların şekillendireceği ifade edildi.
Araştırmaya göre şirketler artık yalnızca dış tehditlere değil, mevcut güvenlik sistemlerinin tespit edemediği "kör noktalara" karşı da dayanıklılık geliştirmek zorunda.
YAPAY ZEKA SİBER TEHDİTLERİN HIZINI VE KAPSAMINI DEĞİŞTİRİYOR
Yapay zeka teknolojilerindeki hızlı gelişim, iş dünyasında dijital dönüşümü hızlandırırken siber güvenlik alanındaki riskleri de yeniden şekillendiriyor. Yeni nesil yapay zeka sistemleri iş süreçlerini kolaylaştırırken, aynı teknolojiler siber saldırıların daha hızlı, daha karmaşık ve daha etkili hale gelmesine de zemin hazırlıyor. Bu durum şirketlerin güvenlik anlayışını yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Farklı sektörlerden 800'ü aşkın siber güvenlik yöneticisinin katılımıyla hazırlanan Küresel Siber Güvenlik Araştırması, kurumların artık yalnızca dış kaynaklı saldırılarla değil, kendi sistemlerinde fark edemedikleri güvenlik açıklarıyla da mücadele etmek zorunda kaldığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre siber güvenlik yöneticilerinin yüzde 70'i en kritik risklerin mevcut güvenlik çözümlerinin göremediği alanlarda bulunduğunu ifade ediyor.
Araştırma sonuçları, siber güvenliğin yalnızca bilgi teknolojileri ekiplerinin sorumluluğu olmaktan çıktığını ve kurumların operasyonel dayanıklılığı ile iş sürekliliğinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Günümüzde yaşanabilecek bir siber saldırının yalnızca veri kaybına değil, üretimin durmasına, hizmetlerin aksamasına ve kurumsal güvenin zedelenmesine de yol açabileceği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre gelişmiş yapay zeka sistemleri sayesinde güvenlik açıklarının belirlenmesi ve saldırıya dönüştürülmesi için gereken süre önemli ölçüde kısaldı. Daha önce saatler hatta günler sürebilen bazı işlemler artık saniyeler içerisinde gerçekleştirilebiliyor. Bu nedenle şirketlerin yalnızca saldırı sonrasında müdahale eden sistemler yerine, sürekli izleme ve erken uyarı mekanizmalarına yatırım yapmaları gerektiği belirtiliyor.
GÖRÜNMEYEN GÜVENLİK AÇIKLARI YENİ RİSK ALANI OLUŞTURUYOR
Araştırmanın öne çıkardığı en önemli başlıklardan biri, şirketlerin "kör nokta" olarak tanımlanan alanlarda yeterli görünürlüğe sahip olmaması oldu. Güvenlik çözümlerinin kapsayamadığı bu bölgeler, saldırganların en fazla yararlandığı zafiyetler arasında gösteriliyor. Bulgulara göre en fazla risk taşıyan alanların başında operasyonel teknoloji sistemleri ve fiziksel varlıklar geliyor. Bunları üçüncü taraf iş ortaklarıyla kurulan dijital bağlantılar ile yapay zeka tabanlı sistemler takip ediyor.
Şirketler dijital dönüşüm kapsamında üretim tesislerinden sensörlere, akıllı cihazlardan otomasyon sistemlerine kadar çok sayıda altyapıyı birbirine bağlıyor. Ancak dijital bağlantı sayısı arttıkça güvenlik açısından izlenmesi gereken alanlar da genişliyor. Uzmanlar özellikle gerçek zamanlı görünürlük sağlayamayan kurumların saldırıları erken aşamada tespit etmekte zorlanabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kritik sistemlerin sürekli izlenmesi ve güvenlik verilerinin tek merkezden analiz edilmesi yeni dönemin en önemli ihtiyaçları arasında gösteriliyor.
DİJİTAL DÖNÜŞÜM KRİTİK SEKTÖRLERDE YENİ GÜVENLİK İHTİYAÇLARI DOĞURUYOR
Araştırma, dijitalleşmenin hız kazandığı sektörlerde siber risklerin de arttığını ortaya koyuyor. Özellikle altyapı hizmetleri, ulaşım sistemleri ve sanayi tesislerinde kullanılan dijital sistemler kritik öneme sahip olduğu için bu alanlarda güvenlik yatırımları daha fazla önem kazanıyor. Demiryolu altyapıları, trafik yönetim sistemleri ve uzaktan izleme teknolojileri gibi birçok kritik yapı artık dijital ağlar üzerinden yönetiliyor. Bu sistemlerde yaşanabilecek güvenlik sorunlarının yalnızca bilgi kaybına değil, fiziksel hizmetlerin aksamasına da neden olabileceği belirtiliyor.
Araştırmada yaşam bilimleri sektörünün de dikkat çeken alanlardan biri olduğu görülüyor. Klinik araştırmalar, laboratuvar süreçleri, ilaç geliştirme çalışmaları ve üretim sistemlerinde yapay zeka kullanımının yaygınlaşması, bu alanlarda veri güvenliği ve siber dayanıklılığı daha kritik hale getiriyor. Madencilik, metal, perakende ve endüstriyel üretim sektörlerinde de benzer şekilde dijitalleşmenin hızlandığına işaret edilirken, güvenlik yatırımlarının bu dönüşümle aynı hızda ilerlemesinin önem taşıdığı vurgulanıyor.
BİLGİ TEKNOLOJİLERİ İLE OPERASYONEL SİSTEMLER BİRLİKTE KORUNMALI
Araştırma, siber güvenliğin yalnızca bilgi işlem altyapısını korumaktan ibaret olmadığını, üretim süreçleriyle doğrudan bağlantılı operasyonel sistemlerin de aynı ölçüde güvenlik planlamasının parçası olması gerektiğini ortaya koyuyor.
Özellikle enerji, sanayi, üretim ve altyapı sektörlerinde kullanılan operasyonel teknolojilerin dijital ağlarla daha fazla entegre olması, olası siber saldırıların yalnızca veri kaybına değil, üretim süreçlerinin durmasına veya fiziksel hizmetlerin aksamasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor. Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 59'u bilgi teknolojileri ve operasyonel teknoloji ekipleri arasında ortak risk değerlendirmeleri yürütüyor. Kuruluşların yüzde 56'sı farklı birimlerden oluşan ekiplerle koordinasyon sağlarken, yüzde 51'i ise her iki yapıyı aynı anda izleyebilen ortak görünürlük sistemlerinden yararlanıyor.
Buna karşın kurum genelindeki tüm riskleri tek merkezde toplayan ortak risk kayıt sistemlerini kullanan şirketlerin oranı yalnızca yüzde 27 seviyesinde bulunuyor. Bulgular, birçok işletmenin teknoloji yatırımlarını artırmasına rağmen bütüncül risk yönetimi konusunda gelişime ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre dijitalleşme arttıkça bilgi işlem ekipleri ile operasyon ekiplerinin daha koordineli çalışması, güvenlik stratejilerinin de kurumun tamamını kapsayacak şekilde oluşturulması gerekiyor.
YAPAY ZEKA YENİ GÜVENLİK ALANLARINI DA BERABERİNDE GETİRİYOR
Araştırma sonuçları, yapay zekanın kurumlara önemli verimlilik avantajları sunarken yeni güvenlik risklerini de gündeme taşıdığını ortaya koyuyor.
Bugün birçok kuruluş yapay zekayı tehdit analizi, anormal hareketlerin tespiti, güvenlik olaylarının önceliklendirilmesi ve saldırılara daha hızlı müdahale edebilmek amacıyla kullanıyor. Ancak aynı teknoloji kötü niyetli kişiler tarafından daha karmaşık saldırılar geliştirmek için de kullanılabiliyor.
Araştırmaya göre teknoloji şirketleri siber güvenlik bütçelerinin ortalama yüzde 20'sini yapay zeka uygulamalarına ayırırken, diğer sektörlerde bu oran yüzde 14 seviyesinde bulunuyor. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde yapay zeka sistemlerinin güvenliği, eğitim verilerinin korunması, algoritmaların güvenilirliği ve kimlik doğrulama süreçlerinin daha fazla önem kazanacağını değerlendiriyor. Bu nedenle kurumların yalnızca yapay zekayı kullanmaları değil, kullandıkları yapay zeka sistemlerini de güvenli hale getirmeleri gerektiği ifade ediliyor.
KUANTUM TEKNOLOJİLERİ DE GÜVENLİK GÜNDEMİNDE YER ALIYOR
Araştırmanın dikkat çektiği başlıklardan biri de kuantum bilişim teknolojilerinin gelecekte siber güvenlik üzerinde oluşturabileceği etkiler oldu.
Katılımcıların büyük bölümü kuantum teknolojilerinin önümüzdeki yıllarda mevcut şifreleme yöntemlerini değiştirebilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyor. Bu nedenle birçok kurum uzun vadeli güvenlik planlarında kuantum dayanıklı güvenlik altyapılarını da değerlendirmeye başladı.
Uzmanlara göre kuantum bilişim bugün için günlük operasyonları doğrudan etkileyen bir tehdit oluşturmuyor. Ancak teknolojinin gelişim hızı dikkate alındığında şirketlerin gelecekte kullanılacak güvenlik standartlarına bugünden hazırlık yapması önem taşıyor.
ŞİRKETLER SALDIRILARI ÖNLEMEKTEN ÇOK DAHA FAZLASINI HEDEFLİYOR
Araştırma, siber güvenlik anlayışında önemli bir değişime işaret ediyor. Artık yalnızca saldırıları engellemek yeterli görülmüyor. Kurumların aynı zamanda saldırı gerçekleştiğinde hizmetlerini kesintisiz sürdürebilecek operasyonel dayanıklılığa sahip olması gerekiyor.
Bu kapsamda rapor; kritik varlıkların sürekli izlenmesi, güvenlik açıklarının hızla giderilmesi, kritik iş süreçlerinin korunması, modern güvenlik teknolojilerine yatırım yapılması, üçüncü taraf risklerinin düzenli takip edilmesi ve ağ güvenliğinin güçlendirilmesini öncelikli başlıklar arasında sıralıyor.
Araştırma bulguları, dijital dönüşüm hızlandıkça siber güvenliğin yalnızca bilgi teknolojileri departmanlarının teknik sorumluluğu olmaktan çıktığını, şirketlerin rekabet gücünü, iş sürekliliğini ve kurumsal güvenilirliğini doğrudan etkileyen stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Yapay zeka destekli yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte, gelecekte başarılı olacak kurumların yalnızca dijitalleşmeyi hızlandıranlar değil; bu dönüşümü güçlü, bütüncül ve sürekli güncellenen siber güvenlik stratejileriyle destekleyebilen şirketler olacağı değerlendiriliyor.
YAPAY ZEKÂ VE ENERJİ ARASINDAKİ İLİŞKİ YENİ DÖNEMİN EN KRİTİK BAŞLIĞI HALİNE GELİYOR
Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı gelişim yalnızca dijital dönüşümü değil, enerji sektörünü de doğrudan etkileyen yeni bir dönemi beraberinde getiriyor. İş dünyasından kamu kurumlarına kadar birçok alanda yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, veri işleme kapasitesine duyulan ihtiyacı artırırken, bu büyümenin sürdürülebilmesi için güçlü enerji altyapısının gerekliliği her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda ülkelerin dijital rekabet gücünü belirleyecek temel unsurlardan biri, yapay zekâ yatırımları ile enerji altyapısını aynı strateji içinde yönetebilme kapasitesi olacak.
EY tarafından yayımlanan "Karşılıklı Etkileşim" başlıklı rapor da bu dönüşümün iki yönlü ilerlediğine dikkat çekiyor. Raporda, yapay zekânın enerji sektöründe verimlilik, operasyonel yönetim ve sürdürülebilirlik açısından önemli fırsatlar sunduğu belirtilirken, yapay zekânın gelişimini sürdürebilmesi için de güvenilir, düşük karbonlu ve kesintisiz enerji altyapısına ihtiyaç duyduğu vurgulanıyor.
Rapor, yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişkinin artık birbirinden bağımsız iki sektör olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor. Dijital ekonominin büyümesi enerji yatırımlarını hızlandırırken, enerji sektöründe yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması da üretimden dağıtıma kadar birçok alanda verimlilik artışı sağlıyor. Böylece iki alan birbirini besleyen stratejik bir ekosisteme dönüşüyor.
Uzmanlara göre geçmişte dijitalleşme daha çok yazılım ve donanım yatırımları üzerinden değerlendirilirken, bugün veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacı nedeniyle elektrik üretim kapasitesi de dijital dönüşümün ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Bu durum, enerji planlamasını yalnızca elektrik üretimi açısından değil, dijital ekonominin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir konu haline getiriyor.
VERİ MERKEZLERİNİN ENERJİ İHTİYACI HIZLA BÜYÜYOR
Raporda dikkat çekilen en önemli başlıklardan biri, veri merkezlerinin küresel enerji tüketimindeki payının giderek artması oldu. Yapay zekâ uygulamalarının büyük veri işleme kapasitesine ihtiyaç duyması nedeniyle dünya genelinde yeni veri merkezi yatırımları hız kazanırken, buna bağlı olarak elektrik talebi de sürekli yükseliyor.
Rapora göre günümüzde veri merkezleri küresel elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturuyor. Ancak bu oranın önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi bekleniyor. Yapay zekâ odaklı tipik bir veri merkezinin yaklaşık 100 bin hanenin elektrik tüketimine eşdeğer enerji kullandığı belirtilirken, inşası devam eden en büyük veri merkezlerinin bunun yaklaşık 20 katı enerji tüketebileceği öngörülüyor.
Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre küresel veri merkezi kapasitesi 2020-2025 döneminde yıllık ortalama yüzde 13 büyüyerek 60 gigavattan 114 gigavata ulaştı. Mevcut eğilimin sürmesi halinde 2030 yılına kadar toplam kurulu kapasitenin 226 gigavata çıkması bekleniyor. Bu büyüme, elektrik üretiminden iletim altyapısına kadar enerji sektöründe kapsamlı yatırımları zorunlu hale getiriyor.
Veri merkezlerinin enerji ihtiyacındaki yıllık artışın yaklaşık yüzde 12 seviyesinde olduğu belirtilirken, yalnızca 2025-2030 döneminde küresel elektrik talebindeki artışın yaklaşık yüzde 7'sinin veri merkezlerinden kaynaklanabileceği ifade ediliyor. Daha uzun vadeli projeksiyonlarda ise bu oranın yüzde 9 seviyelerine ulaşabileceği öngörülüyor.
Rapor, veri merkezi yatırımlarının yalnızca teknoloji sektörünü değil, ekonomik büyümeyi de desteklediğine dikkat çekiyor. Özellikle ABD'de yapay zekâ odaklı yatırımların iş yatırımları ve gayri safi yurt içi hasıla büyümesinin önemli itici güçlerinden biri haline geldiği belirtiliyor.
BÜYÜK TEKNOLOJİ YATIRIMLARI ENERJİ PLANLAMASINI DEĞİŞTİRİYOR
Yapay zekâ alanındaki küresel rekabet, teknoloji şirketlerinin yatırım planlarını da yeniden şekillendiriyor. Rapora göre dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri, üretken yapay zekânın çalışma hayatını ve ekonomik üretimi köklü biçimde değiştireceği beklentisiyle bu alana yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor.
2020-2025 yılları arasında beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcamalarının yüzde 280'in üzerinde arttığı tahmin edilirken, bu yatırımların önemli bölümünü yeni veri merkezleri oluşturuyor. Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025-2030 döneminde yaklaşık 7 trilyon dolara ulaşabileceği ve dünya genelinde 2 binden fazla yeni veri merkezinin devreye alınabileceği öngörülüyor.
2025 yılı sonu itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 12 bin veri merkezinin faaliyet göstermesi beklenirken, bunların yaklaşık yüzde 45'inin ABD'de, yüzde 27'sinin ise Avrupa'da yer aldığı belirtiliyor. Bu tablo, yapay zekâ rekabetinin aynı zamanda enerji altyapısı yatırımları açısından da ülkeler arasında yeni bir yarış başlattığını gösteriyor.
Uzmanlara göre veri merkezlerinin büyümesi yalnızca enerji üretim kapasitesini artırmayı gerektirmiyor. Elektrik iletim hatları, şebeke yatırımları, depolama sistemleri ve düşük karbonlu enerji kaynaklarına yönelik yatırımların da eş zamanlı olarak geliştirilmesi gerekiyor. Aksi halde yapay zekâ yatırımlarının büyüme hızı enerji altyapısındaki sınırlamalar nedeniyle yavaşlayabiliyor.
JEOPOLİTİK RİSKLER VE ENERJİ GÜVENLİĞİ ÖNE ÇIKIYOR
Raporda dikkat çekilen bir diğer başlık ise küresel belirsizlikler oldu. Veri merkezlerinin gelecekteki enerji ihtiyacına ilişkin projeksiyonların yalnızca teknolojik gelişmelere değil, jeopolitik gelişmelere de bağlı olduğu ifade ediliyor.
Düşük karbonlu enerji üretim kapasitesi, elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi, yapay zekâ çiplerinin üretimi ve kritik bileşenlere erişim gibi birçok faktörün veri merkezi yatırımlarını doğrudan etkilediği belirtiliyor. Özellikle son dönemde yaşanan jeopolitik gerilimlerin, çip üretimi ve veri depolama sistemlerine yönelik küresel tedarik zincirlerinde yeni belirsizlikler oluşturduğu değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre enerji güvenliği ile dijital güvenlik artık birbirinden ayrı değerlendirilemiyor. Yapay zekâ altyapısının kesintisiz çalışabilmesi için güvenilir enerji arzı kadar kritik teknolojilere erişimin de güvence altına alınması gerekiyor.
AVRUPA'DA VERİ MERKEZİ YATIRIMLARI YENİ BÖLGELERE KAYIYOR
Rapora göre Avrupa'nın veri merkezi ekosistemi de önemli bir dönüşüm sürecine giriyor. Geleneksel veri merkezi bölgelerinde arazi ve enerji kısıtlarının artması nedeniyle yatırımcıların yeni lokasyonlara yöneldiği belirtiliyor.
Şebeke kapasitesi yüksek, enerji maliyetleri daha düşük ve uygun arazi imkânı sunan bölgelerin önümüzdeki yıllarda daha fazla yatırım çekmesi bekleniyor. Özellikle makine öğrenmesi uygulamalarını destekleyen büyük ölçekli veri merkezlerinde kullanıcıya yakın olmaktan çok enerji maliyetlerinin belirleyici hale geldiği ifade ediliyor.
Raporda Orta Avrupa'nın bu dönüşümden en fazla yararlanabilecek bölgeler arasında bulunduğu belirtiliyor. Bölgenin enerji üretiminin yaklaşık yüzde 65'inin yenilenebilir enerji, hidroelektrik ve nükleer enerji gibi düşük karbonlu kaynaklardan sağlanmasının önemli avantaj oluşturduğu ifade ediliyor.
2035 yılına kadar veri merkezlerinin bazı Avrupa ülkelerinde ulusal elektrik talebinin önemli bölümünü oluşturabileceği öngörülüyor. Norveç'te veri merkezlerinin toplam elektrik tüketimindeki payının yaklaşık yüzde 9'a, Danimarka'da yüzde 13'e, İsveç'te ise yüzde 8'in üzerine çıkabileceği tahmin ediliyor.
EY Türkiye Enerji Sektör Lideri ve EY-Parthenon Şirket Ortağı Cem Çamlı da yapay zekânın yalnızca dijital dönüşümün değil, enerji dönüşümünün de temel belirleyicilerinden biri haline geldiğini belirtiyor. Çamlı, sektörler arasında koordinasyonu erken sağlayan, altyapı planlamasını uyumlu hale getiren ve yönetişim modellerini güncelleyen enerji şirketlerinin yapay zekânın sağladığı verimlilikten daha güçlü şekilde yararlanacağını ifade ediyor.
Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda ülkelerin ve şirketlerin rekabet gücü; güvenilir enerji altyapısı, dijital yetkinlikler ve sürdürülebilirlik hedeflerini aynı strateji altında birleştirebilme becerisine bağlı olacak. Yapay zekâ yatırımlarının başarısının yalnızca işlem kapasitesiyle değil, bu dönüşümü destekleyecek enerji ekosisteminin gücüyle de şekilleneceği değerlendiriliyor.
Uzmanlar, klasik güvenlik önlemlerinin yetersiz kalabildiğine dikkat çekerek, hem kurumların hem de bireylerin dijital güvenlik konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini belirtiyor.
Dijital dönüşüm, iş dünyasında operasyonel süreçleri hızlandırırken siber suçluların kullandığı yöntemler de her geçen gün daha gelişmiş hale geliyor. Özellikle üretken yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte ses klonlama, deepfake videolar, yapay zekâ ile hazırlanan oltalama e-postaları (AI phishing), sahte QR kodlar ve IBAN değiştirme girişimleri dijital dolandırıcılıkta yeni bir dönemin kapısını araladı.
IBM X-Force, Verizon Data Breach Investigations Report (DBIR) ve Deloitte tarafından yayımlanan uluslararası araştırmalar da yapay zekâ destekli siber saldırıların son iki yılda önemli ölçüde arttığını ortaya koyuyor. Siber güvenlik uzmanları, üretken yapay zekâ araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte saldırıların artık çok daha kişiselleştirilmiş ve hedef odaklı gerçekleştirildiğini, bu nedenle klasik güvenlik reflekslerinin yetersiz kalabildiğini belirtiyor.
ŞİRKETLER KADAR BİREYLER DE RİSK ALTINDA
Uzmanlara göre yapay zekâ destekli dolandırıcılık yalnızca büyük şirketleri hedef almıyor. Bankacılık işlemleri, e-ticaret ödemeleri, sosyal medya hesapları ve mobil bankacılık uygulamalarını kullanan bireyler de bu saldırıların hedefi haline geliyor. Özellikle aile bireylerinin veya yakınların sesi taklit edilerek acil para talebinde bulunulması, sahte yatırım teklifleri ve kargo bildirimi görünümündeki mesajlar son dönemde en sık kullanılan yöntemler arasında yer alıyor.
Dolandırıcıların yapay zekâ sayesinde kişilerin sosyal medya hesaplarından topladıkları bilgilerle güven veren senaryolar oluşturabildiği belirtilirken, uzmanlar bilinmeyen bağlantılara tıklanmaması, kişisel bilgilerin paylaşılmaması ve ödeme taleplerinin mutlaka ikinci bir iletişim kanalı üzerinden doğrulanması gerektiğini vurguluyor.
"ARTIK SALDIRILAR SİSTEMİ DEĞİL, İNSANI HEDEF ALIYOR"
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, dijital dolandırıcılığın artık yalnızca bilgi işlem birimlerinin değil, şirket yönetimlerinin de öncelikli gündem maddelerinden biri haline geldiğini söyledi.
Eskiden siber saldırıların daha çok teknik altyapıyı hedef aldığını belirten Çiftçi, günümüzde ise güven ilişkisini istismar eden çok daha karmaşık yöntemlerle karşı karşıya olunduğunu ifade etti.
Çiftçi, "Bugün birkaç saniyelik bir ses kaydıyla şirket yöneticisinin sesi klonlanabiliyor. Çalışanlara gerçekmiş gibi görünen ödeme talimatları gönderilebiliyor ya da tedarik zincirindeki ödeme süreçleri manipüle edilebiliyor. Risk artık yalnızca teknolojik değil; operasyonel, finansal ve itibari boyut da taşıyor." dedi.
YAPAY ZEKÂ DOLANDIRICILIĞI DAHA İNANDIRICI HALE GETİRİYOR
Dolandırıcılık girişimlerinin artık çok daha hedef odaklı hazırlandığını belirten Çiftçi, saldırganların şirketlerin internet siteleri, sosyal medya hesapları ve kamuya açık bilgilerini analiz ederek gerçekçi senaryolar oluşturabildiğini söyledi.
Muhasebe birimine gönderilen bir ödeme talimatının şirket yöneticisinden gelmiş gibi görünebildiğini ifade eden Çiftçi, tedarikçiden gönderilmiş izlenimi veren IBAN değişikliği mesajları veya ses kayıtlarının çalışanlar tarafından kolaylıkla gerçek sanılabildiğini belirtti.
Yapay zekânın yalnızca saldırıları daha ikna edici hale getirmediğini, aynı zamanda tespit edilmelerini de zorlaştırdığını vurgulayan Çiftçi, özellikle finans, sağlık, üretim, lojistik ve perakende gibi yoğun dijital işlem yapılan sektörlerde risk seviyesinin her geçen gün arttığını kaydetti.
ŞİRKETLER GÜVENLİK POLİTİKALARINI GÜNCELLİYOR
Yapay zekâ kaynaklı tehditlerin artmasıyla birlikte şirketlerin de siber güvenlik politikalarını yeniden şekillendirdiği belirtiliyor. Birçok kurum, kritik finansal işlemlerde çok aşamalı doğrulama sistemlerine geçerken, çalışanlara düzenli siber güvenlik eğitimleri veriyor. Özellikle muhasebe, insan kaynakları ve satın alma birimlerinde görev yapan çalışanların yapay zekâ destekli dolandırıcılık yöntemleri konusunda bilinçlendirilmesi, saldırıların önlenmesinde önemli rol oynuyor.
Uzmanlar, yalnızca güvenlik yazılımlarına yatırım yapmanın yeterli olmadığını, kurum kültürünün de siber güvenliği merkeze alan bir anlayışla oluşturulması gerektiğini ifade ediyor.
SİBER SİGORTALARDA YENİ İHTİYAÇLAR ORTAYA ÇIKIYOR
Yapay zekâ destekli dolandırıcılık yöntemlerinin yaygınlaşması, siber sigorta alanında da yeni çözümleri gündeme getiriyor.
Çiftçi, veri ihlalleri, fidye yazılımları, dijital varlık kayıpları ve iş durmasına karşı geliştirilen siber sigorta poliçelerinin önemli koruma sağladığını ancak yapay zekâ kaynaklı yeni saldırı yöntemleri nedeniyle teminat kapsamlarının da yeniden şekillendiğini söyledi.
Ses klonlama, deepfake teknolojileri, algoritmik manipülasyonlar ve sosyal mühendislik saldırılarının önümüzdeki dönemde sigorta sektöründe yeni ürün ve teminatların geliştirilmesini zorunlu kılacağını belirten Çiftçi, her kurumun faaliyet alanına göre farklı risklerle karşı karşıya olduğunu ve bu nedenle standart poliçelerin her zaman yeterli koruma sağlamayabileceğini ifade etti.
EN GÜÇLÜ SAVUNMA BİLİNÇLİ ÇALIŞANLAR
Dijital dolandırıcılıkla mücadelede insan faktörünün hâlâ en önemli savunma mekanizması olduğunu vurgulayan Çiftçi, teknolojik yatırımlar kadar çalışan eğitimlerinin de kritik önem taşıdığını belirtti.
Çiftçi, çalışanların düzenli siber güvenlik farkındalık eğitimlerinden geçirilmesi, ödeme süreçlerinde çift doğrulama sistemlerinin uygulanması ve kritik finansal işlemlerin farklı iletişim kanalları üzerinden mutlaka teyit edilmesi gerektiğini ifade etti.
Özellikle telefonla iletilen ödeme talimatlarının, ses kayıtlarının veya elektronik posta mesajlarının tek başına yeterli kabul edilmemesi gerektiğini belirten Çiftçi, insan denetiminin finansal süreçlerden çıkarılmamasının önemine dikkat çekti.
QR KOD VE IBAN DEĞİŞİKLİĞİ TALEPLERİNE KARŞI UYARI
Son dönemde sahte QR kodlar ve IBAN manipülasyonlarının da önemli dolandırıcılık yöntemleri arasında yer aldığını belirten Çiftçi, vatandaşların ödeme yapmadan önce QR kodun kaynağını mutlaka doğrulaması gerektiğini söyledi.
IBAN değişikliği taleplerinin yalnızca e-posta veya mesajla gelmesi halinde işlem yapılmaması gerektiğini vurgulayan Çiftçi, bu tür taleplerin mutlaka telefonla veya farklı bir iletişim kanalı üzerinden doğrulanmasını önerdi.
Yapay zekâ ile oluşturulmuş ses veya görüntü kayıtlarına koşulsuz güven duyulmaması gerektiğini belirten Çiftçi, özellikle üst düzey yöneticilerin kimliklerini taklit eden saldırıların önümüzdeki yıllarda daha da artmasının beklendiğini ifade etti.
Yapay Zeka Politikalar Derneği (AIPA) tarafından Ankara'da düzenlenen AI Tomorrow Summit 2026'da konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye'nin yapay zeka alanında son yıllarda önemli bir ilerleme kaydettiğini belirtti. Türkiye'nin yapay zeka endeksinde 2021'de 44'üncü sırada yer alırken 2024 yılı sonunda 34'üncü sıraya yükseldiğini ifade eden Yılmaz, bu başarının küresel rekabet gücünü artırdığını söyledi. Yeni dönemde güçlü insan kaynağı, yüksek başarımlı hesaplama altyapıları, veri ekosistemi ve sektörel yapay zeka uygulamalarına odaklanacaklarını vurgulayan Yılmaz, Cumhurbaşkanı tarafından açıklanacak yeni Yapay Zeka Vizyonu ve Eylem Planı'nın Türkiye'nin teknoloji hedeflerine yön vereceğini kaydetti.YAPAY ZEKADA YENİ DÖNEM BAŞLIYORTürkiye'nin yapay zeka alanında uluslararası sıralamada yükseldiğini belirten Yılmaz, "Ülkemiz strateji belgemizin yayın yılı olan 2021'de yapay zeka endeksinde 44'üncü sırada yer alırken 2024 yılı sonu itibarıyla 34'üncü sıraya yükselerek küresel rekabette önemli bir ivme yakalamıştır. Diğer taraftan, ülkemizin Milli Teknoloji Hamlemizi daha ileriye taşımayı hedefleyerek gelecek döneme dair Yapay Zeka Vizyonumuz ve Eylem Planımız 13 Haziran tarihinde Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyu ile paylaşılacaktır. Yeni dönemde odağımızı; güçlü insan kaynağı, yüksek başarımlı hesaplama altyapıları, veri ekosistemi, sektörel uygulamalar ve yönetişim mekanizmaları oluşturacaktır. Dünyada son dönemde öne çıkan agentic yapay zeka uygulamaları, egemen yapay zeka yaklaşımları, veri egemenliği ve yeni nesil model mimarileri gibi başlıkları da bu yeni dönemin önemli çalışma alanları arasında görüyoruz" dedi.
KAMU YAPAY ZEKA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURULDUYapay zeka alanındaki çalışmaları daha etkin koordine etmek amacıyla Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğü'nün kurulduğunu, kamu-özel sektör iş birliğinin ise Ulusal Yapay Zeka Stratejisi Yönlendirme Kurulu aracılığıyla güçlendirileceğini söyleyen Yılmaz, "Aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı bünyesinde Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğünü hayata geçirdik. Bu adımlar, yapay zeka alanındaki çalışmaların daha güçlü bir koordinasyonla yürütülmesini sağlayacak; kamu kurumlarımızın bu teknolojilerden daha etkin biçimde yararlanmasına katkıda bulunacaktır. Önümüzdeki dönemde başkanlığını yürüttüğüm Ulusal Yapay Zeka Stratejisi Yönlendirme Kurulu çalışmalarıyla da kamu ve özel sektör kurumları arasında eşgüdüm ve iş birliğini daha da üst seviyelere çıkarmayı öngörüyoruz" diye konuştu.TÜRKÇE BÜYÜK DİL MODELİ VURGUSUCumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkçe Büyük Dil Modeli çalışmalarına büyük önem verdiklerini belirterek, yerli verilerle eğitilen ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına göre geliştirilen yapay zeka çözümlerini desteklediklerini söyledi. Türkiye'nin yapay zeka alanında kendi teknolojik kapasitesini geliştirmeyi hedeflediğini ifade eden Yılmaz, özellikle yerli ve milli imkanlarla geliştirilen projelerin öncelikli destek alanları arasında bulunduğunu kaydetti.
YAPAY ZEKA EKOSİSTEMİ GÜÇLENDİRİLİYORYapay zekanın sağlık, finans, eğitim ve telekomünikasyon başta olmak üzere birçok sektörde ekonomik ve toplumsal fayda sağlayacağını vurgulayan Yılmaz, bu alanlarda yürütülen çalışmaların artırılarak devam ettiğini belirtti. TÜBİTAK destekleriyle yapay zeka projelerini sürdürdüklerini dile getiren Yılmaz, Yapay Zeka Ekosistemi ve Kamu Yapay Zeka Ekosistemi çağrıları aracılığıyla üniversiteler, araştırma merkezleri, özel sektör kuruluşları ve kamu kurumlarını ortak projelerde bir araya getirdiklerini ifade etti.ETİK VE HUKUKİ ÇERÇEVE VURGUSUYapay zekanın iş gücü piyasasına etkilerine de değinen Yılmaz, bazı mesleklerin dönüşüme uğradığını ve bazı iş alanlarının ortadan kalktığını, ancak bunun yanında yeni mesleklerin ve uzmanlık alanlarının da ortaya çıktığını söyledi. Teknolojik dönüşüm sürecinde sürdürülebilirliğin önemine dikkat çeken Yılmaz, yapay zeka teknolojilerinin etik ilkeler ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde geliştirilmesi gerektiğini, ancak bu düzenlemelerin yenilikçiliği engelleyecek boyutlara ulaşmaması gerektiğini ifade etti.
İŞ BİRLİĞİ PROTOKOLLERİ İMZALANDIProgram kapsamında AIPA Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu tarafından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a yapay zeka teknolojileri kullanılarak hazırlanan özel bir tablo hediye edildi. Ayrıca Yılmaz'ın şahitliğinde AIPA ile ASO arasında ve AIPA ile MEXT arasında iş birliği protokollerinin imzalandığı tören gerçekleştirildi.STANTLARI ZİYARET ETTİEtkinliğin devamında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, toplu fotoğraf çekiminin ardından fuaye alanındaki stantları ziyaret etti. Başta Türk Uzay Ajansı (TUA) ve Google olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların stantlarını gezen Yılmaz, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Program, ziyaretlerin ardından gerçekleştirilen oturumlarla devam etti.
Yumaklı, tarımda dijital dönüşüme yönelik yeni yol haritasının yakında açıklanacağını belirtirken, Bolat ise ticaret ve gümrük süreçlerinde yapay zeka destekli uygulamaların yaygınlaştırıldığını söyledi.Yapay Zeka Politikalar Derneği (AIPA) tarafından Ankara’da düzenlenen AI Tomorrow Summit 2026, kamu, özel sektör ve teknoloji dünyasının temsilcilerini bir araya getirdi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu Başkanı Fatih Dönmez, AIPA Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu ile çok sayıda davetlinin katıldığı zirvede, yapay zekanın tarım, ticaret ve kamu hizmetlerindeki dönüştürücü etkisi ele alındı. Etkinlikte konuşan Yumaklı ve Bolat, Türkiye'nin yapay zeka odaklı dönüşüm sürecine ilişkin yürütülen çalışmalar ve yeni hedefler hakkında değerlendirmelerde bulundu.
"YAPAY ZEKA TARIMIN GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR"Bakan Yumaklı, günümüzde ülkelerin gücünün yalnızca sahip oldukları doğal kaynaklarla değil, bilgi üretme, veriyi etkin yönetme ve teknolojiyi doğru kullanma kapasiteleriyle belirlendiğini söyledi. Tarım sektörünün artan ihtiyaçlar karşısında daha az kaynakla daha fazla üretim yapmak zorunda olduğuna işaret eden Yumaklı, "Bu hedefe ulaşmanın yolu ise bilimi, teknolojiyi ve insan aklını üretim süreçleriyle buluşturan modellerdir. Tam da bu noktada yapay zeka teknolojileri, tarımın geleceğini yeniden şekillendiren stratejik bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapay zeka; toprağın ihtiyacını analiz edebilmekte, bitki hastalıklarını erken teşhis edebilmekte, sulama zamanını belirleyebilmekte, verim tahminleri yapabilmekte, hayvancılık işletmelerinin sürü yönetimini optimize edebilmekte ve milyonlarca veriyi saniyeler içinde işleyerek üreticimize karar desteği sunabilmektedir. Kısacası yapay zeka, tarımda yalnızca bir teknoloji değil; verimliliğin, sürdürülebilirliğin en önemli anahtarıdır" dedi.AKILLI ÜRETİM DÖNEMİTürkiye'nin hem vatandaşların gıda arz güvenliğini sağladığını hem de çok sayıda tarım ve gıda ürününü dünya pazarlarına ulaştırdığını belirten Yumaklı, yeni dönemde başarının yalnızca üretim miktarıyla değil, üretimin ne kadar akıllı ve verimli yapıldığıyla ölçüleceğini söyledi. Türkiye'nin sahip olduğu tarımsal bilgi birikimi ve tecrübenin yapay zeka ile dijital teknolojilerle desteklenmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Yumaklı, bu dönüşümün sektörün geleceğini şekillendireceğini vurguladı.Gençlerin teknoloji üretme kapasitesini tarımla buluşturmayı hedeflediklerini dile getiren Yumaklı, kırsal kalkınma desteklerinde gençlere öncelik verdiklerini belirtti. Araştırma enstitüleri, Ar-Ge merkezleri ve teknoloji odaklı projeler aracılığıyla tarımsal bilgi birikimini geleceğe taşıdıklarını kaydeden Yumaklı, kuraklık, hastalıklar ve iklim değişikliğine dayanıklı yeni çeşitler geliştirerek yerli üretim kapasitesini güçlendirdiklerini, tarımda dijital dönüşümün artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini söyledi.
TARIMDA DİJİTAL DÖNÜŞÜM İÇİN YENİ YOL HARİTASITarımda yapay zeka kullanımını artırmak amacıyla bir araştırma merkezi kurduklarını ve sektörün dijital dönüşümüne yönelik strateji belgesini yakında açıklayacakları belirten Yumaklı,"Bu doğrultuda, TAGEM bünyesinde Yapay Zeka ve Dijital Tarım Teknolojileri Araştırma Merkezimizi kurduk. Aynı zamanda Tarım ve Orman Sektöründe Yapay Zeka Destekli Dijital Dönüşüm Strateji Belgesi ve Eylem Planımızı hazırladık. Bu belgeyle; veriye dayalı yönetim anlayışını güçlendirmeyi, dijital dönüşüm kapasitemizi artırmayı, yapay zeka uygulamalarını yaygınlaştırmayı ve sektörümüzü geleceğe daha güçlü hazırlamayı hedefliyoruz. Strateji Belgemizi yakın bir zamanda sizlerle paylaşmış olacağız" diye konuştu.YAPAY ZEKANIN GÖRÜNMEYEN MALİYETİYapay zekanın sadece fırsatlar değil, ciddi kaynak tüketimi ve maliyetler de doğurduğunu belirten Bolat, "Dünya genelindeki veri işleme ihtiyacının yüzde 90'ından fazlası henüz karşılanmamış durumdadır. Bir başka ifadeyle, küresel veri potansiyelinin büyük bölümü hala işlenmemiş, etiketlenmemiş ve değere dönüştürülmemiş hâldedir. Yapay zekanın görünmeyen maliyetlerinden biri, veri merkezlerinde ısınan işlemcilerin soğutulması için harcanan su kaynaklarıdır. Güncel araştırmalara göre, 100 kelimelik tek bir yapay zeka komutu, sunucuların soğutulması için yaklaşık 519 mililitre tatlı su tüketmektedir. Küresel yapay zeka talebinin 2027 yılına kadar 4,2 ila 6,6 milyar metreküp su çekimine yol açacağı; bu miktarın bir ülkenin yıllık toplam su tüketiminden daha fazla olduğu öngörülmektedir. Tek bir büyük dil modelinin eğitimi için yaklaşık 5,4 milyon litre su ihtiyacı söz konusudur. Bir teknoloji şirketinin yurt dışındaki veri merkezi kampüsünün ise tek bir ayda 43 milyon litre su tükettiğini vurgulamak durumundayım" ifadelerini kullandı.KRİTİK HAMMADDELERDE DIŞA BAĞIMLILIK RİSKİYapay zeka teknolojilerinin ihtiyaç duyduğu kritik hammaddeler ve altyapı üzerindeki küresel bağımlılık riskine dikkat çeken Bolat, "Bu alandaki en stratejik risk, arzdan ziyade işleme kapasitesinin belirli ülkelerde yoğunlaşmasıdır. Mevcut verilere göre, nadir toprak elementlerinin küresel ayrıştırma ve rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 91'i, mıknatıs üretiminin ise yaklaşık yüzde 94'ü Çin’in kontrolündedir. Nitekim ihracat kısıtlamaları sonrasında galyum fiyatları yüzde 365, germanyum fiyatları yüzde 400’e kadar artmıştır. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) sektör verilerine dayanarak veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2024 yılındaki 415 teravatsaat düzeyinden 2030 sonuna kadar yaklaşık iki katına çıkarak 945 teravatsaate yükseleceği beklenmektedir" dedi.YAPAY ZEKADA BÜYÜME HEDEFİTürkiye'nin Oxford Insights Hükümet Yapay Zeka Hazırlık Endeksi'nde 193 ülke arasında 53'üncü sırada yer aldığını belirten Bolat, ülkenin yapay zeka alanında güçlü bir gelişim potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Türkiye'de 3 bin 500'ü aşkın akademisyen ve 1100'den fazla girişimcinin bu alanda faaliyet gösterdiğini kaydeden Bolat, yapay zekanın ekonomiye katkısını artırmayı hedeflediklerini, bu kapsamda GSYH'ye katkının yüzde 5'e, istihdamın ise 50 bin kişiye çıkarılmasının amaçlandığını ifade etti.E-ticaret ve e-ihracatta yapay zeka destekli dönüşüm çalışmalarının sürdüğünü belirten Bolat, E-Kolay İhracat Platformu'nun (E-KİP) girişimcilere destek sağladığını söyledi. Ticaret Bakanlığı bünyesinde geliştirilen yeni sistemlerle ürün güvenliği, risk analizi ve serbest bölgelerdeki yönetim süreçlerinde dijitalleşmenin güçlendirildiğini de sözlerine ekledi.
GÜMRÜKLERDE YAPAY ZEKA DÖNEMİGümrüklerde yapay zeka ve makine öğrenmesi teknolojilerini kullanarak riskli işlemleri daha hızlı ve doğru tespit ettiklerini belirten Bolat, "Devreye aldığımız Dış Ticaret Anomali Tespit Sistemi sayesinde eşya, ülke ve firma bazlı olağandışı hareketleri kısa sürede matematiksel ve istatistiksel modellerle anında tespit ediyoruz. Yürüttüğümüz makine öğrenmesi destekli mali risk analizi çalışmalarımız kapsamında, 2026 yılında ithalatımızın yüzde 10’luk kısmı riskli görülerek fiziki kontrole sevk edilmiş, yaptığımız cari kontrollerde 7,6 milyar lira vergi ve teminatın eksik beyan edilmesi engellenmiştir" dedi.SINIR GÜVENLİĞİNDE YAPAY ZEKA DESTEĞİSınır kapılarında riskli unsurların tespitinde yapay zeka destekli sistemlerden yararlandıklarını belirten Bolat, makine öğrenmesiyle çalışan MUHAFIZ programının evrakları risk derecesine göre sınıflandırdığını ve taşıt hareketlerindeki olağandışı durumları tespit ettiğini söyledi. X-Ray Görüntü Paylaşım Ağı Projesi'nin de devreye alınacağını kaydeden Bolat, bu teknolojik dönüşüm sayesinde uyuşturucu ve kaçakçılıkla mücadelede önemli sonuçlar elde edildiğini ifade etti.Gümrük işlemlerinde yapay zeka kullanımını artırmayı hedeflediklerini dile getiren Bolat, belgelerin dijitalleştirileceğini, yapay zeka destekli sistemlerle denetim süreçlerinin daha doğru ve hızlı yürütüleceğini belirtti. Ayrıca TARA sistemine eklenecek yeni özelliklerle ürünlerin tarife kodlarının saniyeler içinde belirlenebileceğini ve Ticaret Veri Analitiği Merkezi'nin (TiVAM) kurulacağını söyledi.TİCARETTE DİJİTALLEŞME HIZ KAZANIYORTicarette bürokrasiyi azaltmak ve işlemleri hızlandırmak için dijitalleşme çalışmalarını sürdürdüklerin ifade eden Bolat, "Bir girişimcimizin şirket kurarken veya ana sözleşmesinde değişiklik yaparken bürokrasiyle zaman kaybetmesini istemiyoruz. Merkezi Sicil Kayıt Sistemi'ni, yani MERSİS'i her geçen gün daha da geliştiriyoruz. 2025 yılının hemen başında tüm ticaret sicili işlemlerini MERSİS Mobil uygulamamıza taşıyarak cebinize kadar indirdik. İç ticaretimizin geleceği olan elektronik ticaret tarafında ise teknolojiyi sadece kullanan değil, aynı zamanda bu teknolojinin sektörel etkilerini ölçerek veriye dayalı politikalar üreten bir vizyonla Türkiye’de E-Ticaretin Görünümü Raporu 2025 kapsamında, e-ticaret ekosistemimizin yapay zeka röntgenini çektik" diye konuştu.
Dijitalleşmenin hız kazandığı iş dünyasında bilgiye erişim biçimleri köklü bir dönüşüm geçiriyor. “Her an, her yerde öğrenme” ihtiyacının artmasıyla birlikte podcastler, özellikle yöneticiler ve beyaz yaka profesyoneller için stratejik bir bilgi kaynağı olarak öne çıkıyor. 2026 yılı itibarıyla dünya genelinde iş dünyası liderlerinin yüzde 60’ından fazlasının, sektörel gelişmeleri takip etmek, liderlik becerilerini geliştirmek ve yapay zekâ gibi karmaşık başlıklarda güncel kalmak için podcastleri temel başvuru kaynağı olarak kullandığı belirtiliyor.ZAMAN KAZANDIRAN BİR ÖĞRENME MODELİGünümüz iş dünyasında zaman, en sınırlı ve en değerli kaynaklardan biri olarak kabul ediliyor. Podcastler ise bu ihtiyaca doğrudan yanıt veriyor. Trafikte, spor yaparken, seyahat sırasında ya da kısa molalarda dinlenebilen bu içerikler, profesyonellerin yoğun gündem içinde sektörel bilgiden kopmadan ilerlemesini sağlıyor. Bu yönüyle podcastler, yalnızca bir içerik formatı değil; esnek, erişilebilir ve sürdürülebilir bir öğrenme modeli olarak konumlanıyor.Uzmanlar, özellikle uzun ve teorik eğitim programlarının yerini daha kısa, odaklı ve pratik bilgi sunan mikro öğrenme modellerinin aldığını vurguluyor. Podcastler de bu dönüşümün en güçlü araçlarından biri olarak öne çıkıyor.
KÜRESEL LİDERLER PODCASTLERİ ANA KAYNAK OLARAK KULLANIYORKüresel ölçekte podcastler; liderlik, organizasyonel dönüşüm, yapay zekâ, insan yönetimi ve yeni iş modelleri gibi konularda güncel bilgiye erişimin ana kanallarından biri haline gelmiş durumda. Özellikle üst düzey yöneticiler, farklı coğrafyalardaki deneyimleri ve iyi uygulama örneklerini bu format sayesinde yakından takip edebiliyor.Bu durum, podcastleri klasik eğitim içeriklerinden ayıran en önemli unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Çünkü podcastler, yalnızca teorik bilgi sunmakla kalmıyor; gerçek deneyimlerin, başarı hikâyelerinin ve başarısızlıklardan çıkarılan derslerin paylaşılmasına da olanak tanıyor.TÜRKİYE’DE PODCAST EKOSİSTEMİ HIZLA GENİŞLİYORTürkiye’de podcast kullanımındaki artış, özellikle son iki yılda dikkat çekici bir ivme kazandı. İnsan Kaynakları alanının deneyimli isimlerinden Başak Kavaklı Bilgin, Türkiye’de podcastlerin iş dünyasında hızla yaygınlaştığını belirterek, bu gelişmede yerel içerik üreticilerinin ve İK liderlerinin önemli bir rol oynadığını ifade etti.Bilgin’e göre, geleneksel sınıf eğitimleri ve uzun seminerler yerini, kısa ama etkili öğrenme modellerine bırakıyor. Profesyoneller artık kendi dillerinde, Türkiye pazarının dinamiklerine uygun vaka analizlerini ve uzman görüşlerini podcastler aracılığıyla takip ediyor. Bu durum, Türkiye’deki İK ekosisteminin daha şeffaf, paylaşımcı ve kolektif bir yapıya evrilmesine katkı sağlıyor.
“PODCAST ARTIK BİR MİKRO ÖĞRENME MODELİ”Podcastlerin yükselişini bilginin demokratikleşmesi açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiren Başak Kavaklı Bilgin, yoğun iş temposu nedeniyle kurumsal dünyada deneyim paylaşımının giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. Bu ihtiyacın kendisini de podcast üretmeye yönelttiğini belirten Bilgin, uzun yıllara dayanan kurumsal deneyimlerinden ilhamla kendi podcast serisini hayata geçirdiğini ifade ediyor.Bilgin’in hazırladığı Burada Yapılmışı Var adlı podcast serisinde, her bölümde alanında uzman bir iş profesyoneli konuk ediliyor. Podcastin hedef kitlesinin yalnızca yeni mezunlar değil, orta ve üst düzey yöneticiler olduğunu vurgulayan Bilgin, bu format sayesinde dinleyicilerin deneyimlerden ilham alarak kendi iş süreçlerine ışık tutabildiğini söylüyor.KURUMSAL DÜNYADA PODCASTLERİN GELECEĞİUzmanlara göre podcastlerin etkisi önümüzdeki dönemde daha da artacak. Kurumsal iç iletişim, işveren markası stratejileri, liderlik gelişim programları ve yetenek yönetimi gibi birçok alanda podcastlerin aktif biçimde kullanılması bekleniyor. Şirket içi podcast kanallarıyla çalışanların bilgiye daha hızlı ve samimi bir şekilde ulaşmasının önü açılacak.Podcastler, deneyimin dijital ortamda kalıcı hale gelmesini sağlayarak farklı kuşaklar arasında bilgi aktarımını da güçlendiriyor. Bu yönüyle podcastler, sadece bugünün değil, geleceğin iş dünyasında da önemli bir öğrenme ve paylaşım aracı olarak konumlanıyor.YENİ NESİL NETWORK ALANIİş dünyası uzmanları, podcastlerin aynı zamanda yeni bir “network alanı” yarattığına dikkat çekiyor. Dinleyiciler, benzer ilgi alanlarına sahip profesyonellerle ortak bir bilgi zemini oluştururken, içerik üreticileri de sektörler arası etkileşimi güçlendiriyor. Bu durum, podcastleri yalnızca dinlenen bir mecra olmaktan çıkarıp, iş dünyasında etkileşim ve fikir üretiminin merkezlerinden biri haline getiriyor.Podcastlerin yükselişi, iş dünyasında öğrenmenin, paylaşmanın ve bağlantı kurmanın yeniden tanımlandığını gösteriyor. Dijital çağda bilginin en hızlı ve etkili dolaşım kanallarından biri olarak podcastler, profesyonel hayatın vazgeçilmez unsurları arasında yerini sağlamlaştırıyor.
Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, dijital dönüşüm sürecinin gazetecilik pratiklerini derinden etkilediğini belirterek, bu dönüşümün yapay zekâ, dijital yetkinlikler ve mesleki sorumluluklar çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade etti.
Basın İlan Kurumu’nun düzenlediği “Dijital Dönüşüm Çağında Habercilik: Yapay Zekâ ve Dijital Yetkinlikler” paneli, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın katılımıyla İstanbul’da gerçekleştiriliyor.Panelin açılışında konuşan Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, internet teknolojileriyle birlikte yaşanan dijital dönüşümün gazetecilik pratiklerinde meydana getirdiği değişimlerin özellikle yapay zekâ ve dijital yetkinliklerle ilgili boyutlarını değerlendirmek üzere Basın İlan Kurumu’nun 65. kuruluş yıl dönümü ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle böyle bir panelin düzenlendiğini söyledi.
2025 yılında basına sağlanan kamu desteği 6 Milyar TLBasın İlan Kurumu’nun; düzenleyici, denetleyici ve destekleyici fonksiyonlarıyla birlikte rehberlik eden, çağa ayak uyduran ve dijital dönüşümünü sürdüren bir Kurum olduğunu kaydeden Çay, yıllık 95 milyon sayfa görüntülemesiyle ilan.gov.tr ilan portalını ve internet haber sitelerinin ziyaretçi trafiklerini objektif bir şekilde ölçümleyen BİK Analitik uygulamasını geliştirmeye devam ettiklerini belirtti. Sektöre yönelik desteklere değinen Genel Müdür Çay, “Görev alanımızda 2.173 gazete, dergi ve internet haber sitesi bulunmaktadır. Resmî ilan ve reklamlarla basına sağlanan; özellikle yerel medya için hayati öneme sahip kamu desteği 2025 yılında 6 milyar Türk Lirasını aşmıştır” şeklinde konuştu.
Konuşmasında Filistin halkının haklı mücadelesini dünyaya duyurmak isterken şehit olan 250’den fazla gazeteciyi ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında gösterdikleri duruşla hain kalkışmanın seyrini değiştiren gazetecileri de anan Genel Müdür Çay, “Çoğu zaman güvenlik güçlerinin, sağlık ekiplerinin bile zor erişebildiği afet bölgelerine, kendi hayatını hiçe sayarak koşan, insanları bilgilendirmek için alın terinden daha fazlasını ortaya koyan, mesaisi olmayan bir işi icra eden kıymetli gazetecilerimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyor, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü canı gönülden tebrik ediyorum” açıklamasında bulundu.
Plan ve projelerini bu yönde hazırlıyorlarTürk Dil Kurumu’nun 2025 yılını en iyi karşılayan kelime oylamasında ‘dijital vicdan’ kavramının ilk sırada yer aldığını anımsatan Genel Müdür Çay, önlerinde duran bu gerçeklere rağmen internet dünyasının büyüklüğünün, olumlu ve faydalı yönlerinin kendilerini umutsuzluktan arındırdığını ve gelecek adına iyi işler, projeler yapmaya sevk ettiğini dile getirdi.
Çay, “Dijitalleşme söz konusu olduğunda olumsuz çok şey sayabiliriz ama unutmamalıyız ki gelecek bu dünyada şekilleniyor. Burada karar vermemiz gereken husus şu olmalıdır; Biz bu geleceğe şekil verenlerden mi olacağız yoksa trendin gerisinde mi kalacağız?” ifadelerini kullandı.
Genel Müdür Çay, Kurum olarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın öncülüğünde üniversiteler, gazeteler, internet haber siteleri ve basın işletmeleriyle birlikte bir gelecek inşası öngördüklerini; plan ve projelerini bu yönde hazırladıklarını kaydetti.
Gazetecisiz, kalitesiz ve ilkesiz gazetecilik yapamayızYapay zekânın ve robotların devreye girmesiyle birlikte insansız haberciliğin de konuşulduğu bir zamanda olduklarını dile getiren Çay, “Yapay zekâ programları ne kadar iyi olursa olsun, gazetecisiz, içerik kalitesinden yoksun, ilkesiz gazetecilik yapamayız” dedi.
Konuşmasında ‘veri zehirlenmesi’ kavramına dikkat çeken Genel Müdür Çay, “Geleneksel medyanın da; ‘gerçeklik’ algısını bozmasına, topluma yanlış bilgi vermesine ve medya gücünün kamuoyu oluşturmak üzere kötüye kullanımına geçmişte şahitlik etmiş bir nesiliz” diyerek şöyle devam etti:
“Manşetlerle darbelere zemin hazırlanmasından, Başbakan idamına, halkı aşağılamaktan, devleti aciz göstermelere varan zehirli yayınları da gördük vaktiyle. Dezenformasyonla mücadele işte böyle zamanlarda büyük önem kazanıyor. Bu anlamda İletişim Başkanlığımızın yürüttüğü çalışmalar, daha da değerli hale geliyor. Toplumumuzun yerel ve ulusal basın aracılığıyla doğru haber alma hakkının, veri zehirlenmelerine kurban gitmemesi için Basın İlan Kurumu olarak üstümüze düşen vazifeyi yapıyoruz.”
Genel Müdür Çay, konuşmasının sonunda panele katılımları dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’a ve sektör temsilcilerine teşekkürlerini ileterek, panelin hayırlara vesile olmasını temenni etti.
Kaynak: Haber Merkezi
Basın İlan Kurumu’nun 65. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Abdulkadir Çay, Anadolu Ajansı muhabirine değerlendirmelerde bulundu. Çay, dijitalleşme ve yapay zekâ odaklı yeni adımlarla basın sektörünün sürdürülebilirliğine katkı sunmayı hedeflediklerini söyledi.
Genel Müdür Abdulkadir Çay, Anadolu Ajansı (AA) muhabirine verdiği röportajda, Basın İlan Kurumu’nun kurulduğu günden bugüne kadar basın kuruluşlarını resmî ilanlar ve reklamlar yayımlatmak suretiyle düzenli ve sürekli destekleyen bir kamu kuruluşu olduğunu kaydetti.
Çay, “Bu desteklerin onların açısından kimi zaman can suyu mahiyetinde destekler olduğunun farkındayız. Dolayısıyla kurumumuzun destekleyici yönünün daha da güçlendirilmesi için elimizden gelen çalışmayı 65. yıl itibarıyla daha da güçlendirerek sürdürmeye gayret edeceğiz” dedi.
Genel Müdür Çay, konuşmasında dijital dönüşüm sürecinin basın sektörüne olan etkilerini, Kurum tarafından verilen desteklerin genişletilmesi yönünde kamu kurumları ve diğer paydaşlarla geliştirilen iş birliklerini ve Kurumun gelecek vizyonunu değerlendirdi.
Dijital Çağda Yeni HabercilikÇay, Basın İlan Kurumu tarafından 9 Ocak’ta İstanbul’da düzenlenecek “Dijital Dönüşüm Çağında Habercilik: Yapay Zekâ ve Dijital Yetkinlikler” başlıklı panele de değinerek, bu etkinliğin Kurumun misyonunu daha geniş çevrelere anlatma imkânı sunacağını söyledi.
Genel Müdür Çay, AA’nın 2025 fotoğraflarını oyladıBasın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, Anadolu Ajansı tarafından düzenlenen ve 2025 yılına damga vuran olaylara ait fotoğrafların yer aldığı “Yılın Kareleri” oylamasına da katıldı. Çay, AA foto muhabirleri ve muhabirlerinin 2025 yılında Türkiye ile dünya gündeminde yankı bulan toplam 6 kategorideki 112 fotoğrafını inceledi.
“Haber” kategorisinde Ashraf Amra’nın “İnsanlar ve bombalar”, “Spor” kategorisinde Bünyamin Çelik’in “Statların dili” karesini oylayan Çay, “Doğal Yaşam ve Çevre” kategorisinde Özgün Tiran’ın “Yeşilin sonu”, “Günlük Hayat” kategorisinde ise İsa Terli’nin “Dolunay sefası” başlıklı fotoğrafına oy verdi.
Çay, bu yıla özel hazırlanan “Gazze: Açlık” kategorisinde Ahmed Jihad Ibrahim Al-arini’nin “Gazze’de yetersiz beslenme sorunu yaşayan çocuk, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya” fotoğrafını, “Portre” kategorisinde ise Mahmoud Abu Hamda’nın “Annesinin biriciği” karesini seçti.
Oylamadaki fotoğrafların hepsinin çok profesyonelce çalışılmış ve hazırlanmış fotoğraflar olduğunu belirten Çay, bu noktada Anadolu Ajansı’na teşekkür etti.
Çay, “Maalesef 2025 yılı kareleri içerisinde çok içimizi acıtan seçimler yapmak durumunda kaldık. Karelerin birçoğu bizim zihnimizde güzel hatıralar bırakmadı. İnşallah 2026 yılında bunları geride bırakmış oluruz ve seçeceğimiz kareler hep zihnimizde güzel hatırlayacağımız kareler olur” dedi.
Kaynak: Haber Merkezi
Yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşması, veri merkezlerinin yalnızca dijital altyapı açısından değil, enerji yönetimi bakımından da yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Büyük dil modelleri, görüntü işleme sistemleri ve gerçek zamanlı analiz platformları gibi yüksek hesaplama gücü gerektiren uygulamalar, klasik veri merkezi tasarımlarının sınırlarını zorluyor. Bu gelişmeler, enerji arzının sürekliliği, soğutma kapasitesi ve operasyonel dayanıklılık gibi başlıkları sektörün temel gündem maddeleri arasına taşıyor.
ENTEGRE ALTYAPI ARAYIŞI HIZLANIYORSektörde son dönemde dikkat çeken eğilimlerden biri, veri merkezlerinin “parça parça” çözümlerle değil, önceden mühendisliği yapılmış bütüncül sistemlerle kurulması yönünde. Güç üretimi, dağıtımı, soğutma ve yük yönetimi gibi bileşenlerin bir arada planlanması, hem kurulum süresini kısaltıyor hem de ilerleyen aşamalarda yaşanabilecek uyumsuzluk risklerini azaltıyor.
Bu yaklaşım, özellikle büyük ölçekli yapay zekâ yatırımlarında önem kazanıyor. Çünkü yüksek kapasiteli veri merkezlerinde yapılacak küçük bir tasarım hatası, hem ciddi enerji kayıplarına hem de uzun süreli operasyonel aksaklıklara yol açabiliyor. Ön tasarımlı ve test edilmiş referans mimariler, bu tür risklerin en baştan minimize edilmesini hedefliyor.
YERİNDE ENERJİ ÜRETİMİ ÖNE ÇIKIYORArtan enerji ihtiyacıyla birlikte, veri merkezlerinde yerinde (on-site) enerji üretimi çözümleri de daha fazla tartışılmaya başlandı. Doğal gaz temelli sistemler ve birleşik soğutma, ısıtma ve güç üretimi (CCHP) modelleri; hem elektrik hem de ısıl enerji ihtiyacını aynı anda karşılayabilmesi nedeniyle tercih ediliyor.
Bu sistemler, veri merkezlerinin yalnızca şebekeye bağımlı kalmadan çalışabilmesini sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda enerji arzındaki dalgalanmalara karşı daha dayanıklı bir yapı oluşturuyor. Özellikle enerji kesintilerinin kritik sonuçlar doğurabileceği yapay zekâ uygulamalarında, bu tür çözümler operasyonel süreklilik açısından önemli bir güvence olarak görülüyor.
SOĞUTMA SİSTEMLERİ STRATEJİK HÂLE GELİYORYapay zekâ iş yükleri, yüksek işlem gücüyle birlikte ciddi bir ısı üretimini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle soğutma sistemleri, veri merkezlerinde artık yardımcı bir unsur değil; doğrudan performansı ve verimliliği belirleyen stratejik bir bileşen olarak değerlendiriliyor.
Uzman değerlendirmelerine göre, güç altyapısıyla entegre çalışan modüler soğutma sistemleri, enerji verimliliğini artırırken bakım ve ölçeklendirme süreçlerini de kolaylaştırıyor. Standartlaştırılmış kurulumlar sayesinde, veri merkezlerinin farklı lokasyonlarda benzer performans değerleriyle çalışması mümkün hâle geliyor.
YATIRIMCILAR İÇİN ZAMAN VE MALİYET AVANTAJIÖn tasarımlı ve modüler çözümlerin bir diğer önemli etkisi, veri merkezi yatırımlarında zaman faktörünü öne çıkarması. “Time-to-power” olarak ifade edilen, tesisin enerjiye kavuşup tam kapasite çalışmaya başlamasına kadar geçen sürenin kısalması, yatırımın geri dönüş süresini de doğrudan etkiliyor.
Enerji altyapısının baştan bütüncül şekilde planlanması, sonradan yapılacak revizyon ihtiyacını azaltıyor. Bu durum, yalnızca ilk yatırım maliyetlerini değil; uzun vadeli işletme giderlerini de daha öngörülebilir hâle getiriyor. Özellikle hızlı büyüyen dijital hizmet sağlayıcıları için bu öngörülebilirlik, rekabet avantajı anlamına geliyor.
ENERJİ VERİMLİLİĞİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BASKISIVeri merkezleri, küresel enerji tüketiminde giderek daha büyük bir paya sahip oluyor. Bu nedenle enerji verimliliği ve karbon ayak izi konusu, sektörde yalnızca çevresel değil, aynı zamanda regülasyon kaynaklı bir zorunluluk olarak da ele alınıyor. Daha düşük PUE (Power Usage Effectiveness) değerlerine ulaşmayı hedefleyen tasarımlar, bu baskıya yanıt vermeyi amaçlıyor.
Enerji, soğutma ve yük yönetiminin uçtan uca optimize edilmesi; gereksiz tüketimin azaltılmasına ve kaynakların daha etkin kullanılmasına katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, sürdürülebilirlik hedefleri bulunan veri merkezi işletmecileri için uzun vadede önemli bir avantaj sunuyor.
OPERASYONEL DAYANIKLILIK ÖN PLANDAVeri merkezlerinde altyapı yatırımı kadar, bu altyapının kesintisiz ve güvenilir biçimde işletilmesi de kritik önem taşıyor. Küresel servis ve bakım ağlarıyla desteklenen sistemler, olası arızalara hızlı müdahale imkânı sunarak operasyonel riskleri azaltıyor.
Sektör temsilcileri, yapay zekâ çağında veri merkezlerinin yalnızca “bilgi işleyen” tesisler değil, aynı zamanda yüksek güvenlik ve süreklilik gerektiren kritik altyapılar olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle enerji çözümlerinin dayanıklılık, ölçeklenebilirlik ve uzun vadeli uyum kriterleriyle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Son yıllarda veri merkezleri, yalnızca dijital hizmetlerin altyapısı olmaktan çıkarak, enerji ekosisteminin de önemli aktörlerinden biri hâline gelmeye başladı. Yerinde enerji üretimi, akıllı yük yönetimi ve entegre soğutma çözümleri, bu dönüşümün temel unsurları arasında yer alıyor.
Uzmanlara göre bu eğilim, önümüzdeki dönemde daha da güçlenecek. Yapay zekâ yatırımlarının artmasıyla birlikte, enerji kısıtlarını aşabilen ve verimliliği merkeze alan veri merkezleri rekabette öne çıkacak. Entegre ve optimize edilmiş enerji çözümleri, bu rekabetin belirleyici faktörlerinden biri olmaya aday.
Yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezleri, geçmişe kıyasla çok daha yüksek ve dalgalı enerji yükleriyle karşı karşıya kalıyor. Büyük dil modelleri, görüntü işleme sistemleri ve gerçek zamanlı analiz platformları; klasik bulut bilişim altyapılarından farklı olarak sürekli, yoğun ve kesintisiz güç ihtiyacı doğuruyor. Bu durum, veri merkezlerinin yalnızca kapasite artırımıyla değil, enerji üretimi, dağıtımı ve soğutma mimarisini bütüncül biçimde yeniden ele almasını zorunlu kılıyor.