DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi, yarın saat 10.00’da Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacak. En son Ekim 2023’te olağan kongresini toplayan DEM Parti, bu kongreyi yasal zorunluluklar nedeniyle yapacak.
Delegelerin katılımıyla sabah saatlerinde başlayacak kongrede, parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmeleri yapılacak, önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bildirge kamuoyuna duyurulacak.
YÖNETİM DEĞİŞİKLİĞİ BEKLENMİYOR
Kongrede, isim, tüzük ya da parti programında değişiklik beklenmediği gibi eş genel başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi’nde ise sınırlı sayıda değişiklik olması öngörülüyor.
KAPSAMLI KONGRE 2027 BAHARDA
DEM Parti, 5. Olağan Kongresi’nin ardından bölücü açılım sürecine paralel olarak kapsamlı bir değişim ve yeniden yapılanma kongresi yapmayı planlıyor.
Bu kongrenin bölücü çerçeve yasanın uygulanması ile eşgüdümlü halde 2027’nin bahar aylarında gerçekleştirilmesi bekleniyor.
İlişkili Haber
Veryansın Tv yazmıştı… Öcalan’ın talimatı sonrası DEM Parti’den isim değişikliği sinyali
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, parti genel merkezinde Habertürk Ankara Temsilcisi Nasuhi Güngör’ün sorularını yanıtladı. Terörsüz Türkiye süreci, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yeni anayasa ve bölgesel iş birliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“467 RAKAMINI BEN DE BEKLEMİYORDUM”
Terörsüz Türkiye sürecinde ciddi bir sıkıntıyla karşılaşmadıklarını belirten Bahçeli, Meclis komisyonundaki görüşmelerin geniş bir uzlaşmanın oluşmasına katkı sağladığını söyledi.
Çerçeve Yasa’nın kabulünde ortaya çıkan desteği değerlendiren Bahçeli, “Doğrusu 467 rakamını ben de beklemiyordum” dedi. Bu sonucun toplumsal dayanışmayı güçlendirdiğini belirten MHP lideri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki aşiret liderleri, kanaat önderleri ve farklı toplum kesimlerinden partisine ziyaretlerin arttığını anlattı.
YENİ ANAYASA VE SEÇİM KANUNU ÇAĞRISI
Türkiye’nin siyasi istikrara ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne desteğini yineledi. Bununla birlikte, uygulamada ortaya çıkan bazı sorunların değerlendirilmesi ve sistemin sağlıklı işlemesi için yeni anayasa hazırlanması gerektiğini ifade etti.
Seçim kanunu ile siyasi partiler kanununda değişiklik önerisini de açıklayan Bahçeli, sistemi güçlendirecek ve aksaklıkları giderecek düzenlemelerin tartışılmasını istedi. Bu çalışmalara siyasetçilerin yanı sıra sivil toplum kuruluşları, aydınlar ve akademisyenlerin katılması gerektiğini belirtti. Düzenlemelerin yeni anayasa çalışmalarıyla uyumlu yürütülmesine dikkat çekti.
MEKKE ANLAŞMASI İÇİN GENİŞLEME MESAJI
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki Mekke Anlaşması’nı önemli bir adım olarak değerlendiren Bahçeli, diğer ülkelerin katılımıyla iş birliğinin daha güçlü hâle geleceğini söyledi.
Müslüman ülkelerin nüfus ve doğal kaynak potansiyellerini yeterince değerlendiremediğini savunan Bahçeli, Türkiye’nin liderliğinde yürütülecek çalışmaların hem ülkenin uluslararası konumunu güçlendireceğini hem de İslam dünyasına katkı sağlayacağını kaydetti.
ANKETLERE DÜZENLEME, SPORDA BİRLEŞTİRİCİLİK VURGUSU
Kamuoyu araştırmalarına yönelik eleştirilerini de yineleyen Bahçeli, bu alanda yasal düzenleme yapılmasını istedi. Toplumun doğru bilgilerle bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti.
Amedspor üzerinden yürütülen tartışmalara da değinen MHP lideri, sporun siyasi görüş, etnik köken ve mezhep ayrımı gözetmeden herkesi birleştirmesi gerektiğini söyledi. Tribünlerdeki hareketliliğin farklı amaçlarla kullanılmasının gerilimleri artırabileceği uyarısında bulundu.
Üsküdar Belediye Meclisinde belediye başkan vekilini belirlemek üzere bugün yapılması planlanan seçim gerçekleştirilemedi. Mecliste salt çoğunluğa ulaşılamaması üzerine seçim 8 Eylül’e bırakıldı.
İstanbul Valiliği, daha önce yapılan başkan vekili seçimine ilişkin yargı kararlarının ardından belediye meclisinin 5 Eylül Cumartesi günü saat 10.00’da yeniden toplanmasını kararlaştırmıştı.
CHP'DEN AÇIKLAMA
CHP Sözcüsü Müslim Sarı, konu ile alakalı açıklamasında şunları söyledi:
"Gözaltında bulunan Belediye Meclis Üyesi arkadaşlarımızın oy kullanabilmelerini teminen bugün yapılacak Üsküdar Belediyesi Başkan Vekilliği seçimine CHP ve Yeni Parti grubu olarak katılmama kararı almış bulunuyoruz. Böylece salt çoğunluk sağlanamadığından seçim 8 Eylül 2026 Salı gününe ertelenmiş oldu."
ÖNCEKİ SEÇİM YARGIYA TAŞINMIŞTI
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından görevden uzaklaştırılması üzerine, 5 Ağustos’ta belediye meclisinde başkan vekili seçimi yapılmıştı.
CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ile Cumhur İttifakı’nın adayı Dündar Ziya Gültekin’in yarıştığı seçimin dördüncü turunda Çetinkaya 22, Gültekin ise 18 oy almıştı. Dört oyun geçersiz sayıldığı oylamanın ardından Çetinkaya belediye başkan vekili seçilmişti. Seçim sonucuna yönelik itirazlar üzerine süreç yargıya taşınmıştı.
MAHKEME KARARININ ARDINDAN YENİDEN SEÇİM KARARI
İstanbul 2. İdare Mahkemesi, 24 Ağustos’ta başkan vekili seçimine ilişkin meclis kararının yürütmesini durdurmuştu. Bu karara yapılan itiraz da İstanbul Bölge İdare Mahkemesi tarafından 2 Eylül’de reddedilmişti.
Bunun üzerine İstanbul Valiliği, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45. maddesi kapsamında yeni başkan vekilinin belirlenmesi için belediye meclisini toplantıya çağırmıştı.
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 21 şüpheliden 7'si daha İl Jandarma Komutanlığındaki işlemlerin ardından adliyeye getirildi.
TANJU ÖZCAN DAHİL 7 KİŞİ TUTUKLANDI
Dün savcılığa sevk edilen 8 zanlı ile bugün getirilen 7 şüphelinin işlemleri tamamlandı.
Görevden uzaklaştırılan ve başka bir suçtan tutuklu bulunan Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın da aralarında bulunduğu 7 zanlı tutuklama, 8 zanlı ise adli kontrol talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi.
Şüphelilerden 8'i adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, Özcan, Belediye Başkan Yardımcısı Gülden Özaydın, Temizlik İşleri Müdür Vekili Basri Baytekin, Temizlik İşleri Müdürlüğü Muayene ve Kabul Komisyonu Başkanı B.T ile yüklenici firmanın sahibi ve 2 çalışanı tutuklandı.
Bu arada, firari 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği öğrenildi.
NE OLMUŞTU?
Cumhuriyet Başsavcılığınca Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, görevden uzaklaştırılan Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın başka bir suçtan tutuklu olması nedeniyle, Başkan Yardımcısı Gülden Özaydın, Temizlik İşleri Müdür Vekili Basri Baytekin, gerçekleştirme görevlisi S.E, Temizlik İşleri Müdürlüğü Muayene ve Kabul Komisyonu Başkanı B.T, komisyon üyeleri M.E.G, T.Y, M.Y, İhale ve Satın Alma Birim Sorumlusu E.Ö, Mali Hizmetler Müdürlüğü personeli H.C, Temizlik İşleri Müdürlüğü personeli E.Ö.Ö, temizlik şirketlerinin yetkilileri Ç.A, S.K, F.Ş.E, S.K, H.B, F.D, İ.T, A.G, yüklenici firma yetkilileri F.G, A.Y, F.L. ve Y.E. olmak üzere 22 zanlı hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Teknik incelemede, bazı çöp toplama araçlarının fiilen çalışmadığı günlerde çalışmış gibi gösterildiği, bu kayıtlar esas alınarak yüklenici firmaya ödeme yapıldığının belirlendiği aktarılan bilirkişi raporunda, Bolu Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğünce düzenlenen 19 ayrı hakediş kapsamında, MCY-Yeşilçam İş Ortaklığına fiyat farkı ve KDV dahil toplam 34 milyon 288 bin 376 lira 61 kuruş fazla ve yersiz ödeme gerçekleştirildiği belirtilmişti.
Gözaltına alınan 21 şüpheliden 14'ü adliyeye sevk edilmişti. Adliyeye sevk edilenlerden 6'sı savcılık sorgularının ardından dün çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yüreğir ve Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimlerinde yaşananları eleştirdi. Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
“Bir zamanlar bu iktidarın dilinden ‘millet iradesi’ düşmezdi. Üsküdar’da ve Yüreğir’de yaşananlara bakıyorum: Mahkemeler, soruşturmalar, gözaltılar, meclis üyesi transferleri… Soruyorum: Millet iradesi yalnızca halk sizi seçtiğinde mi kutsal?
Buradan bütün Cumhuriyet Halk Partililere sesleniyorum: Birbirinize sahip çıkın. Kimse bu baskılar karşısında kendisini yalnız hissetmesin. Korkmayacağız, dağılmayacağız, birbirimizi yalnız bırakmayacağız.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri milletin oylarıyla kazanılmıştır. Milletin verdiği emaneti masa başı oyunlarıyla kimseye teslim etmeyeceğiz. Bir belediye başkanlığı uğruna iktidarın gücünü insanların üzerine sürmekten vazgeçin. Sandıkta alamadığınız belediyeleri tek tek bu yöntemlerle mi alacaksınız? Bir belediyeyi daha almak için memleketi bu hâle getirmeye, hukuku, ahlakı ayaklar altına almaya değer mi? Cumhuriyet Halk Partisi’ni korkutarak, parçalayarak asla teslim alamazsınız.”
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, 2015’te eski ABB Başkanı Melih Gökçek’i Ankara’yı FETÖ’cülere parsel parsel satmakla suçlamıştı. Gökçek o dönemde herhangi bir soruşturma geçirmemişti. Ancak 11 yıl sonra geçtiğimiz günlerde gazeteci Murat Ağırel’in Gökçek’in mal varlığı üzerine yaptığı haberin ardından soruşturma başlatıldı.
Sözcü’den İsmail Saymaz’a konuşan Arınç, o dönemki sözleri ve mevcut soruşturmaya ilişkin olarak şunları söyledi:
“Savcı ‘Buyurun, tanık sıfatıyla size şunları soracağız’ derse koşa koşa giderim. Ben sözümün eriyim. Yıllarca ceza avukatlığı yaptım. Şahitliğin ne olduğunu bilirim. Ama bana sordukları şeyler mutlaka 2015 öncesine ait şeyler olmalı. Yoksa bu olaylar yeni, üzerine bir şey söylemem, bir şey de bilmiyorum. Duyuma ait şeyleri konuşmayı sevmem. Bizzat yaşadığım gördüğüm şeyleri anlatırım. Tahkikat genişleyecekse, eskiye ait de bir şeyler konuşulacaksa, beni de lütfeder çağırırlarsa, sorduklarına cevap veririm. Ama 2017 sonrasına ait bir şey yaşamadım, görmedim. Sadece duyuyorum. Ceza hukukunda duyuma dair şeyler ciddi sayılmaz.”
“Sizce neden ‘Parsel Parsel’ dediğinizde değil de bugün soruşturma açıldı?” sorusunu da Arınç, “Ah, onu bir bilebilsem, bir bilebilsem…” sözleriyle yanıtladı.
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankara Adliyesinde "şüpheli" sıfatıyla ifade verdi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında "yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı" iddialarına ilişkin soruşturma başlatan Gökçek'in, avukatıyla geldiği Ankara Adliyesindeki ifade işlemleri tamamlandı.
Yaklaşık 2 saat ifade veren Gökçek, adliye çıkışında gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Savcılığın yürüttüğü soruşturmanın tamamlanmasının ardından gerekli açıklamaları yapacağını belirten Gökçek, "İnşallah Allah kısmet ederse bu savcılığın yaptığı araştırma, soruşturma bitecek. Ondan sonra neticeyi alacağız. Ondan sonra merak etmeyin, hepinizle televizyonlarda bol bol konuşacağız. Melih Gökçek biliyorsunuz öyle konuşmayan adam değildir, çekinen adam da değildir." ifadelerini kullandı.
Hayatında ilk kez ifade vermediğini ve daha önce de çeşitli soruşturmalar geçirdiğini dile getiren Gökçek, belediye başkanlığı dönemlerini üç ayrı safhada değerlendirdi.
Gökçek, 1994'te ilk kez seçilmesini takip eden 9 yıllık muhalefet döneminde 500 civarında soruşturma ve inceleme geçirdiğini ifade ederek, bu incelemelerin tamamından takipsizlik kararı aldığını söyledi.
AK Parti ve Refah Partisi iktidarları döneminde de yaklaşık 100 soruşturma ve inceleme geçirdiğini kaydeden Gökçek, söz konusu ifadelerin İçişleri Bakanlığı ile savcılık arşivlerinde yer aldığını, bu dönemde de herhangi birşey çıkmadığını belirtti.
- "Şahsım adına herhangi bir endişem yok"
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş dönemine ilişkin iddialara da değinen Gökçek, kendisi hakkında 100'e yakın soruşturma açıldığı yönündeki beyanların gerçeği yansıtmadığını savundu.
Yavaş döneminde toplam 25 inceleme ve soruşturma geçirdiğini belirten Gökçek, şöyle devam etti:
"Bunun 21 tanesi bitti, 4 tanesinin neticesi bana gelmedi. Biten soruşturmaların bir kısmı İçişleri Bakanlığında, bir kısmı da savcılıklarda oldu. Bu soruşturmalar yapılırken bilirkişi raporları alındı. Hepsinde benim ifadem alındı. Mansur Yavaş, 'İfade vermeye bile gitmedi' diyerek yalan söylüyor. Yapılan incelemelerde ifadelerimiz alındı. Biten soruşturmaların hepsine istisnasız Mansur Yavaş itiraz ettirdi. İçişleri Bakanlığından gelenleri Danıştaya, savcılıklardan gelen kararlar için de bir üst mahkemeye itiraz ettiler. 21 dosya üst mahkeme ve Danıştayda da benim lehime onaylandı."
Gökçek, "Allah nasip ederse önümüzdeki günlerde buranın kararı çıkacak. Ben de merakla bekliyorum. Adaletten Allah'ın izniyle şahsım adına herhangi bir endişem yok. Ben doğruları söyleyen bir insanım. Allah nasip eder karar çıktıktan sonra hepinizin televizyonlarına bol bol çıkacağım hiç endişeniz olmasın. Melih Gökçek'in hayatta televizyonlarda tartışmaktan çekindiği vaki midir? Hiç duydunuz mu, gördünüz mü?" ifadelerini kullandı.
Gökçek, açıklamasının ardından adliyeden ayrıldı.
- Ahmet Gökçek ve Hülya Gökçek ifadeye çağrıldı
Öte yandan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya ilişkin yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan soruşturma kapsamında, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek'in şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmış olup, soruşturma kapsamında Ahmet Gökçek ve Hülya Gökçek, şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmak üzere 7 Eylül Pazartesi günü saat 14.00'te Cumhuriyet Başsavcılığımızda hazır edilecektir."
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, yurt dışına usulsüz yollarla para transferi yapıldığı iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma çerçevesinde şüpheli sıfatıyla ifade vermek üzere Ankara Adliyesi’ne ulaştı.
Resen Soruşturma Başlatılmıştı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, medyada yer alan ve Gökçek ailesinin yurt dışı kaynaklı şirketler üzerinden kayıt dışı mali hareketler gerçekleştirdiğini öne süren iddiaların ardından 29 Ağustos’ta resen inceleme başlatmıştı. Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde yürütülen dosya kapsamında ilk olarak konuyu gündeme getiren gazeteci Murat Ağırel tanık olarak dinlenmişti.
Almanya'daki Şirket Mercek Altında
Savcılık sürecinde bilgisine başvurulan gazeteci Murat Ağırel, Melih Gökçek'in eşi Hülya Gökçek ile oğlu Ahmet Gökçek’in Almanya'nın Düsseldorf merkezli kurduğu öne sürülen "HAMAG" şirketine dair topladığı tüm evrak ve verileri adli makamlarla paylaştığını aktarmıştı.
Tüm bu gelişmelerin ardından hakkında inceleme yürütülen Melih Gökçek, isnat edilen iddialara karşı savunmasını vermek üzere savcılıktaki yerini aldı.
Berhan Şimşek, hakkında yargıya intikal eden süreçler sonuçlanana kadar CHP Genel Başkan Yardımcılığından ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı.
Şimşek, CHP Muğla İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, hakkındaki hukuki süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yargıya intikal eden süreçler sonuçlanana kadar başkan yardımcılığı görevini ve MYK üyeliğini sürdürmeme kararı aldığını belirten Şimşek, parti üyeliğinin ise devam edeceğini söyledi.
Şimşek, kararını şu sözlerle açıkladı:
"Ortada dökülüp saçılan bir durumun bulunması ve konunun yargıya intikal etmesi sebebiyle, bu davalar sonuçlanana kadar Merkez Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa ediyorum. Bu kararımı Sayın Genel Başkanımızın şahsında bütün örgütümüze ve yol arkadaşlarıma ilan ediyorum. İlkelerimizden ve duruşumuzdan taviz vermeden yürüyüşümüz sürecek."
CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek ile Özlem Şanver arasında geçtiğimiz yıl yaşanan darp olayına ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.
Görüntüler üzerine Berhan Şimşek istifa kararı aldı.
Bolat, Ticaret Bakanlığında düzenlediği toplantıda Ağustos 2026 ve Ocak-Ağustos 2026 dönemi dış ticaret verilerini kamuoyuyla paylaştı.Küresel ekonomide artan belirsizliklere, jeopolitik gerilimlere ve ticaretteki korumacı politikalara rağmen Türkiye'nin büyümeye, üretmeye ve ihracatını artırmaya devam ettiğini belirten Bolat, Türkiye Yüzyılı'nda ekonomi, üretim ve ihracat alanında yeni rekorlara imza atıldığını ifade etti.Ticaret Bakanlığının dış ticaret veri bültenine göre ağustosta ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artarak 23 milyar 467 milyon dolar, ithalat ise yüzde 10,5 artışla 28 milyar 706 milyon dolar oldu. Dış ticaret hacmi de yüzde 9,4 artarak 52 milyar 173 milyon dolara yükseldi.8 AYLIK İHRACAT 185 MİLYAR DOLARA ULAŞTIBolat, ocak-ağustos döneminde ihracatın yüzde 4 artışla 185 milyar 6 milyon dolara yükseldiğini ve rekor seviyeye ulaştığını belirtti.Aynı dönemde ithalat yüzde 5,3 artarak 250 milyar 791 milyon dolar, dış ticaret hacmi ise yüzde 4,7 artışla 435 milyar 798 milyon dolar oldu.2026'nın ilk 8 ayında Nisan, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında ihracat rekoru kırıldığını aktaran Bolat, son 40 ayın 22'sinde aylık mal ihracat rekoruna ulaşıldığını, 29 ayında ise aylık ihracat artışı sağlandığını söyledi.
Bolat, yıllıklandırılmış mal ihracatının 280,3 milyar dolara çıkarak Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını belirtti.Bakanlığın verilerine göre son 12 aylık dönemde ihracat yüzde 4,2 artarak 280 milyar 274 milyon dolar, ithalat ise yüzde 6 artışla 378 milyar 26 milyon dolar oldu. Yıllıklandırılmış dış ticaret hacmi 658 milyar 300 milyon dolara yükseldi.Bolat, yıllıklandırılmış ihracattaki artışın 11 milyar 235 milyon dolar olduğunu ifade etti.MAL VE HİZMET İHRACATI 405,3 MİLYAR DOLARA ULAŞTITürkiye'nin yıllıklandırılmış hizmetler ihracatının 125 milyar dolara, mal ve hizmet ihracatının toplamının ise 405,3 milyar dolara ulaştığını açıklayan Bolat, hizmetler ihracatında da önemli bir mesafe katedildiğini vurguladı.Bolat, hizmetler ihracatının 2002'de 14 milyar dolar seviyesindeyken 2025'te 122,6 milyar dolara yükseldiğini ve 8,7 katına çıktığını belirterek, 2025 yılında hizmetler ihracatında 63,5 milyar dolarlık rekor fazla verildiğini bildirdi.Ağustosta ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 81,8 olarak gerçekleşti. Enerji verileri hariç tutulduğunda bu oran yüzde 98,8'e, enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda ise yüzde 95'e çıktı.Ağustos ayında dış ticaret dengesi 5 milyar 240 milyon dolar açık verirken, ocak-ağustos dönemindeki dış ticaret açığı 65 milyar 785 milyon dolar oldu.İhracatta Almanya, ithalatta Çin ilk sıradaAğustosta Türkiye'nin en fazla ihracat yaptığı ülkeler Almanya, ABD ve İngiltere oldu. Almanya'ya 1 milyar 759 milyon dolar, ABD'ye 1 milyar 734 milyon dolar ve İngiltere'ye 1 milyar 201 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi.İthalatta ise ilk sırayı 4 milyar 710 milyon dolarla Çin aldı. Çin'i 2 milyar 70 milyon dolarla Almanya ve 1 milyar 873 milyon dolarla ABD izledi.Ülke grupları bakımından ağustosta en fazla ihracat 8 milyar 816 milyon dolarla Avrupa Birliği'ne yapılırken, ithalatta ilk sırayı 9 milyar 63 milyon dolarla Asya ülkeleri aldı.
İHRACATIN YÜZDE 93,5'İ İMALAT SANAYİSİNDENSektörler itibarıyla ağustos ayında ihracatın yüzde 93,5'i imalat sanayisinden geldi. İmalat sanayisi 21 milyar 951 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirirken, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün ihracatı 760 milyon dolar, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün ihracatı ise 539 milyon dolar oldu.Geniş Ekonomik Gruplar sınıflamasına göre ağustosta en fazla ihracat 13 milyar 154 milyon dolarla hammadde (ara malları) grubunda gerçekleştirildi. Bu grubu 7 milyar 41 milyon dolarla tüketim malları ve 2 milyar 978 milyon dolarla yatırım malları takip etti."HEDEFİMİZ KÜRESEL TİCARETTE DAHA ETKİN BİR TÜRKİYE"Bolat, Türkiye ekonomisinin istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü de belirterek, 2026'nın ikinci çeyreğinde ekonominin yüzde 2,3 büyüdüğünü ve üst üste 24 çeyrek, başka bir ifadeyle 6 yıl boyunca kesintisiz büyüme kaydettiğini ifade etti.Yıllıklandırılmış GSYH'nin 1 trilyon 706 milyar dolara ulaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesini gördüğünü aktaran Bolat, ihracattaki gelişmelerin Türkiye'nin üretim ve ihracat kapasitesinin küresel ölçekte yaşanan zorluklara rağmen güçlenerek devam ettiğini gösterdiğini söyledi.Bolat, "Hedefimiz; daha güçlü, daha rekabetçi, daha üretken ve küresel ticarette çok daha etkin bir Türkiye'dir." ifadelerini kullandı.Türkiye Yüzyılı'nı güçlü bir ekonomik yükselişin yüzyılı yapacaklarını belirten Bolat, üreticiden ihracatçıya, esnaftan çiftçiye ve iş insanlarına kadar toplumun tüm kesimleriyle ekonomik hedeflere kararlılıkla ilerleyeceklerini kaydetti.
nkara Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek şüpheli sıfatıyla ifade vermek için Ankara Adliyesi'ne geldi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek'in kız arkadaşı Özlem Şanver, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını öne sürerek nisan ayında mahkemeye başvurdu.
Başvuruyu değerlendiren mahkeme, Şimşek hakkında iki ay ay süreyle uzaklaştırma kararı verdi.
İKİ AY UZATILDI
Şimşek hakkında verilen uzaklaştırma kararının iki ay daha uzatıldığı belirtildi.
Şanver’in geçmişte verdiği ifadelerde de Şimşek’in kendisine fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ve tehditte bulunduğu yönünde iddiaların yer aldığı belirtildi.
GÖRÜNTÜLER ÇIKTI
Olaya ilişkin ortaya çıkan güvenlik kamerası görüntülerinde Şimşek'in Şanver'ın ayağına bastığı ve şiddet uyguladığı anlar yer alıyor.
İSTİFA ETTİ
Şiddet görüntülerinin ardından Berhan Şimşek'in partisinin MYK üyeliği görevinden istifa ettiği öğrenildi.
SON DAKİKA HABERİ: Üsküdar Belediye Meclisi'nde görev yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) mensubu dört meclis üyesi, partilerinden istifa ederek AK Parti'ye katıldı.
4 CHP'Lİ MECLİS ÜYESİ AK PARTİ'YE GEÇTİ, SANDALYA DAĞILIMI DEĞİŞTİ
Ahmet Başbaydar, Ayhan Aydın, Hüseyin Kazan ve Tahsin Usta'nın AK Parti'ye geçişi dolayısıyla Üsküdar İlçe Başkanlığında bir program düzenlendi.
AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir'in de katıldığı törenin ardından, Üsküdar Belediye Meclisindeki sandalye dağılımı değişti. Son katılımlarla birlikte mecliste 23 CHP'li, 21 Cumhur İttifakı üyesi bulunuyor.
'ÜSKÜDAR HALKINA DAHA FAZLA HİZMET VEREBİLMEK AMACIYLA AK PARTİ'YE KATILDIK'
Törende dört meclis üyesi adına kürsüye çıkarak açıklamalarda bulunan Tahsin Usta, kendilerini kabul eden parti teşkilatına teşekkür etti. Kararlarının temelinde hizmet gayesi yattığını belirten Usta, "Dört meclis üyesi arkadaşımız, Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ederek gördüğümüz lüzum üzerine Üsküdar halkına daha fazla hizmet verebilmek amacıyla AK Parti'ye katılmış bulunuyoruz. Hayırlı olsun." dedi.
'ALMAMIZ GEREKEN BİR KARARDI'
Sürecin kendileri için kolay geçmediğine dikkat çeken Usta, "Zor bir dönem, zor bir karar oldu ama almamız gereken bir karardı." diye konuştu.
Karar sürecine ilişkin kamuoyunda oluşabilecek soru işaretlerine de değinen Usta, herhangi bir pazarlığın söz konusu olmadığını vurgulayarak şunları kaydetti:
"Bu kararı verirken meclis üyesi arkadaşlarımızla beraber şunu özellikle söylemek isterim ki hiçbir baskı altında kalmadık, hiçbir tehdit altında kalmadık ve hiçbir pazarlığın içerisinde bulunmadık. Amacımız Üsküdar'a daha fazla hizmet edebilmek ve bu çatı altında bunu gerçekleştirebileceğimizi düşünüyoruz. Bu nedenle bizi kabul ettiğiniz için Sayın Başkanıma, sizlere teşekkür ediyorum."
AK PARTİ İL BAŞKANI ÖZDEMİR'DEN AÇIKLAMA
AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, CHP'li meclis üyelerinin AK Parti'ye katılmalarına ilişkin X sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.
Özdemir, "İstanbul'umuz ve Üsküdar'ımız için hayırlı olsun" dedi.
<p><span style="color:inherit">Üsküdar Belediye Meclisi’nin CHP’li üyeleri Ahmet Başbaydar, Ayhan Aydın, Hüseyin Kazan ve Tahsin Usta, CHP’den istifa ederek AK Parti’ye katıldı.</span></p>
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin mesajlar verdi. Kendi adaylığına kapıları kapatan Özel, Ekrem İmamoğlu ve kendi partisinde olmayan Mansur Yavaş'ı işaret etti.
"KENDİMİ O POTAYA SOKMAK İSTEMEM"
Sözcü TV'de İsmail Küçükkaya'nın sorularını yanıtlayan Özel, muhalefetin ortak aday arayışlarına yönelik değerlendirmelerde bulundu. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş'ın seçimi kazanacak potansiyele sahip olduklarını iddia eden Özel, kendi olası adaylığına ilişkin iddialara son noktayı koydu.
Cumhurbaşkanı adayı olma yönünde bir hevesi bulunmadığını dile getiren Özel, "Ben kendimi o potanın içine sokmak istemem. İki güçlü adayım var." ifadelerini kullandı.
MANSUR YAVAŞ'I GÖZDEN ÇIKARMIYOR
Açıklamalarında bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine de değinen Özel, o dönemde yaşanan adaylık tartışmalarına yönelik dikkat çeken bir özeleştiride bulundu. Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'nun o dönemde de önde olduğunu iddia eden Özel, süreci şu sözlerle anlattı:
"Mansur başkan ve Ekrem başkan kesin kazanıyordu. Partinin genel başkanı da aşağılardaydı. Verdiler gazı. Bana esas düşmanlıkları oydu. O zaman en son ikna olan bendim.
Bakmayın o zaman gönlümüzce destek verdik, kazansın diye her şeyi yaptık falan ama ben hep Ekrem başkanın, Mansur başkanın aday gösterilmesini, kazanacak birinin aday gösterilmesini, bu seçimin orada bitirilmesini savundum."
MANSUR YAVAŞ'IN PARTİ KARARI
Öte yandan, CHP-Yeni Parti krizini dışarıdan izleyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın ne yapacağı da merak ediliyor. Yeni Parti'ye geçip geçmeyeceği konuşulurken geçtiğimiz günlerde CHP'den açıklama gelmişti.
CHP Sözcüsü Müslim Sarı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın CHP'den ayrılarak Yeni Parti'ye geçeceği yönündeki iddialara ilişkin konuştu. Sarı, Yavaş'ın CHP'nin kurumsal kimliği içinde siyaset yapmaya karar verdiğini söyledi.
ABB'den ise konuya ilişkin yalanlama geldi. Yavaş’ın siyasi geleceğine veya herhangi bir siyasi kararına ilişkin Müslim Sarı ile bir görüşme gerçekleşmediği açıklandı.
Açıklamada, ''Sayın Yavaş bu konudaki tutumunu daha önce de birçok kez açıkça ifade etmiş, ‘Gerekli gördüğümde açıklamayı bizzat benden duyarsınız’ demiştir. Bugün de aynı noktadadır. Sayın Yavaş’ın kendi ağzından yapılmamış hiçbir açıklama, kendisi adına verilmiş bir karar veya alınmış bir tutum olarak değerlendirilmemelidir.'' ifadeleri yer aldı.
<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, cumhurbaşkanlığı seçimi ve muhalefetin aday belirleme sürecine ilişkin net mesajlar verdi. Kendi adaylığına kapıları kapatan Özel, Ekrem İmamoğlu ve kendi partisinde olmayan Mansur Yavaş'ı işaret etti.</p>
<p>"KENDİMİ O POTAYA SOKMAK İSTEMEM"</p>
<p>Sözcü TV'de İsmail Küçükkaya'nın sorularını yanıtlayan Özel, muhalefetin ortak aday arayışlarına yönelik değerlendirmelerde bulundu. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında güçlü seçenekler olduğunu ve seçimi kazanacak potansiyele sahip olduklarını iddia eden Özel, kendi olası adaylığına ilişkin iddialara son noktayı koydu. </p>
<p>Cumhurbaşkanı adayı olma yönünde bir hevesi bulunmadığını dile getiren Özel, "Ben kendimi o potanın içine sokmak istemem. İki güçlü adayım var." ifadelerini kullandı.</p>
<p>MANSUR YAVAŞ'I GÖZDEN ÇIKARMIYOR</p>
<p>Açıklamalarında bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine de değinen Özel, o dönemde yaşanan adaylık tartışmalarına yönelik dikkat çeken bir özeleştiride bulundu. Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'nun o dönemde de önde olduğunu hatırlatan Özel, süreci şu sözlerle anlattı:</p>
<p>"Mansur başkan ve Ekrem başkan kesin kazanıyordu. Partinin genel başkanı da aşağılardaydı. Verdiler gazı. Bana esas düşmanlıkları oydu. O zaman en son ikna olan bendim. Bakmayın o zaman gönlümüzce destek verdik, kazansın diye her şeyi yaptık falan ama ben hep Ekrem başkanın, Mansur başkanın aday gösterilmesini, kazanacak birinin aday gösterilmesini, bu seçimin orada bitirilmesini savundum."</p>
<p>MANSUR YAVAŞ'IN PARTİ KARARI</p>
<p>Öte yandan, CHP-Yeni Parti krizini dışarıdan izleyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın ne yapacağı da merak ediliyor. Yeni Parti'ye geçip geçmeyeceği konuşulurken geçtiğimiz günlerde CHP'den açıklama gelmişti.</p>
<p>CHP Sözcüsü Müslim Sarı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın CHP'den ayrılarak Yeni Parti'ye geçeceği yönündeki iddialara ilişkin konuştu. Sarı, Yavaş'ın CHP'nin kurumsal kimliği içinde siyaset yapmaya karar verdiğini söyledi.</p>
<p>ABB'den ise konuya ilişkin yalanlama geldi. Yavaş’ın siyasi geleceğine veya herhangi bir siyasi kararına ilişkin Müslim Sarı ile bir görüşme gerçekleşmediği açıklandı.</p>
<p>Açıklamada, ''Sayın Yavaş bu konudaki tutumunu daha önce de birçok kez açıkça ifade etmiş, ‘Gerekli gördüğümde açıklamayı bizzat benden duyarsınız’ demiştir. Bugün de aynı noktadadır. Sayın Yavaş’ın kendi ağzından yapılmamış hiçbir açıklama, kendisi adına verilmiş bir karar veya alınmış bir tutum olarak değerlendirilmemelidir.'' ifadeleri yer aldı.</p>
Düzce Belediyesi Kültür Merkezi’nde gerçekleşen 15. MHP Düzce İl Başkanlığı kongresine geniş katılımla gerçekleşti. Kongrede divan seçiminde MHP MYK Üyesi ve Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, MHP MYK üyesi Şahin Kartal, Düzce TSO Başkanı Erdoğan Bıyık, Düzce ülkü Ocakları Başkanı Oğuzhan Coşkun seçildi.
Raporların okunarak kabul edilmesinin ardından yapılan konuşmalarda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Terörsüz Türkiye önerisi değerlendirilerek birlik ve beraberlik mesajı verildi.
Konuşmaların ardından ise 600 delegenin kullandığı oy ile mevcut Başkan İlhami Caboğlu yeniden il başkanı seçildi.
Polonya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, "Rusya tarafından gerçekleştirilen devlet terörizmini kesin bir şekilde kınadıklarını ifade etmek" amacıyla Rusya'nın Varşova Büyükelçisi Georgy Mikhno'nun Dışişleri Bakanlığına çağrıldığını bildirdi.
Polonya'nın haber ajansı PAP'ın haberine göre, Sikorski, Almanya'nın Weimar kentinde, "Weimar Üçgeni" girişimi kapsamında Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ile düzenledikleri ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Dünya düzeninin güvenliği açısından Rusya'nın "en ciddi tehditlerden biri" olmayı sürdürdüğünü ifade eden Sikorski, Moskova'nın uluslararası ilişkileri işbirliğine değil, hakimiyete dayandırmayı amaçladığını savundu.
Sikorski, sınırlarının cezasız bir şekilde test edilmesini ve topraklarındaki düşmanca eylemleri kabul etmediklerini belirterek, "Kundaklamalara, demir yoluna yönelik saldırılara, cinayetlere ve diğer provokasyonlara izin vermiyoruz. Polonya da Rusya Federasyonu'nun gerçekleştirdiği devlet terörizmini kesin bir şekilde kınadığımızı ifade etmek amacıyla Rusya Büyükelçisi'ni (Georgy Mikhno) çağırdı." ifadelerini kullandı.
Sikorski'den Avrupa Birliği ülkelerine biyometrik pasaport çağrısı
Sikorski ayrıca Rus diplomatların hareket özgürlüğünün akredite oldukları ülkelerle sınırlandırılması, Rus vatandaşlarına Schengen vizesi verilmesinin kısıtlanması, Avrupa Birliği'ne (AB) giriş yapan Ruslar için biyometrik pasaport zorunluluğu getirilmesi ve AB içinde görev yapan Rus diplomatların sayısına üst sınır getirilmesi çağrısında bulundu.
AB genelinde halen çok sayıda Rus diplomatın olduğuna işaret eden Sikorski, "Bunların 2 binden fazla olduğunu tahmin ediyoruz ve en az yüzde 40'ının diplomatik statüleriyle bağdaşmayan görevler yürüttüğünü değerlendiriyoruz." dedi.
Sikorski, söz konusu Rusların ülkelerinde terör faaliyetleri de yürüten istihbarat teşkilatlarına hizmet ettiğini belirterek, Almanya ile dayanışma içinde halkı korumak için gerekli tüm temel güvenlik önlemlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Leipzig-Halle Havalimanı'nda İHA bulunmuştu
Almanya'daki Leipzig-Halle Havalimanı'nda 4 Ağustos'ta Ukrayna'ya ait nakliye uçağının yakınında patlayıcı düzenek içerdiği değerlendirilen insansız hava aracı (İHA) bulunmuştu.
ABD istihbaratı, bulunan patlayıcı yüklü İHA'nın özelliklerinin Rus askeri istihbaratına "özgü" olduğunu iddia etmişti.
Almanya, bu olay nedeniyle Rusya'yı suçlamış ve Bonn'daki Rus Başkonsolosluğunun 18 Eylül itibarıyla kapatılması ve Berlin'deki Rus Evi ile ilgili sözleşmenin feshedilmesi gibi tedbirler aldığını açıklamıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Almanya’nın kararlarına karşılık olarak Goethe Enstitüsünün Rusya’daki şubelerini kapatacaklarını bildirmişti.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, TCK’nın 299/1. maddesi kapsamında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla hakkında soruşturma başlattığı feshedilen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, 7 Eylül Pazartesi günü ifade vereceği öğrenildi.
Davutoğlu’nun saat 15.00’te Ankara Adliyesi’ne şüpheli sıfatıyla giderek ifade vereceği belirtildi.
Kurum, Ankara’da bir otelde düzenlenen COP31 Başkanlığı Diplomatik Misyonlar İçin Bilgilendirme Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin COP31 Başkanlığı sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının başında Girne-Mersin seferini gerçekleştirirken alabora olan gemide hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyen Kurum, kayıp vatandaşlara da bir an önce sağ salim ulaşılması temennisinde bulundu.
Nepal'de meydana gelen sel felaketinin de herkesi derinden sarstığını ifade eden Kurum, yaşanan afetlerin iklim krizinin etkilerini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.
Doğanın dengesinin bozulması halinde ülkeler arasındaki sınırların anlamını yitirdiğini belirten Kurum, "Sel suları vize sormuyor, kasırgalar kontrolden geçmiyor, iklim öfkesi hiçbir diplomatik kuralı tanımıyor." ifadelerini kullandı.
Kurum, iklim krizinin ülkelerin sınırlarını aşan bir niteliğe sahip olduğunu vurgulayarak, buna karşı mücadelenin de ortak bir iradeyle yürütülmesi gerektiğini dile getirdi.
"Şayet bir kriz sınırları aşıyorsa, biz de sınırları aşan bir iradeyi hep birlikte göstermek zorundayız." diyen Kurum, iklim adaletinin bu süreçte temel yol gösterici olmaya devam edeceğini kaydetti.
"KIRILGAN COĞRAFYALARIN EN GÜR SESİ OLACAĞIZ"Küresel iklim krizinde hiçbir sorumluluğu ve suçu olmayan Afrika ülkeleri ile küçük ada devletlerinin en ağır bedeli ödemesine göz yummayacaklarını belirten Kurum, COP31 kapsamında iklim adaletini merkeze alacaklarını söyledi. Kurum, COP31 masasında iklim krizinden en fazla etkilenen kesimlerin ve kırılgan coğrafyaların sesini duyuracaklarını vurguladı.
COP31 Başkanlığını diyalog, uzlaşı ve aksiyon olmak üzere üç temel sütun üzerine inşa ettiklerini hatırlatan Kurum, artık yalnızca yeni hedeflerin belirlenmesinin yeterli olmadığını ifade etti.
Dünyanın masa başında sürekli yeni hedefler belirlemeye değil, mevcut hedefleri hayata geçirecek güçlü bir iradeye ihtiyaç duyduğunu belirten Kurum, şöyle konuştu: "Çok açık ve net söylemeliyim ki artık sadece aksiyon almak zorundayız. Dünyanın masa başında sürekli yeni hedefler belirlemeye ihtiyacı yok. Dünyanın yegane ihtiyacı, o hedefleri tarlada, sanayide ve şehirlerde eyleme dönüştürecek sarsılmaz bir iradedir. Tarihe 'Uygulama COP'u' olarak geçmeye geliyoruz. Bütün diplomatik kapasitemizi, birikimimizi, tecrübemizi, uygulamadaki engelleri yırtıp atmak için kullanacağız."
Kurum, iklim diplomasisinde yaşanan dönüşümü anlatırken 2015'te imzalanan Paris Anlaşması'na atıfta bulundu. Paris Anlaşması'nın imzalandığı gün yaşananları hatırlatan Kurum, anlaşmanın ilan edildiği sırada kullanılan tahta tokmağın, yalnızca diplomatik bir mutabakatı değil, aynı zamanda eylem döneminin başlangıcını simgelediğini söyledi. Kurum, o gün kağıda dökülen imzaların Antalya'da somut sonuçlara dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, iklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca devletler arası kararlarla yürütülemeyeceğine dikkati çekti.
Diplomatik kararların toplumların gücüyle birleşmesi gerektiğini vurgulayan Kurum, "Fakat bunu tek başımıza, izole bir şekilde yapamayız. Yukarıdan aşağıya inen diplomatik kararlar, tabanda halkın gücüyle birleşmek zorundadır." dedi.
2035'E KADAR 6 KÜRESEL ATILIM HEDEFLENİYORKurum, Türkiye'nin COP31 sürecini Avustralya ile yakın işbirliği içinde yürüttüğünü belirterek, iki ülkenin aynı hedef doğrultusunda çalıştığını ifade etti. Bu ortaklık çerçevesinde 2035'e kadar hayata geçirilmesi planlanan altı büyük küresel atılım bulunduğunu aktaran Kurum, ilk dönüşümün elektrifikasyon alanında gerçekleştirileceğini söyledi. Elektrifikasyonun küresel payının yüzde 35'e çıkarılmasını hedeflediklerini belirten Kurum, ikinci büyük atılımın ise atık yönetimi ve temizlik alanında olacağını kaydetti.
Kurum, küresel atık artışının yarı yarıya azaltılmasını hedeflediklerini belirterek, dünyanın giderek büyüyen bir atık sorunuyla karşı karşıya kalmaması için kapsamlı bir dönüşüm gerektiğini söyledi. Üçüncü atılımın şehirlerde gerçekleştirileceğini ifade eden Kurum, binalardaki enerji tüketiminin 2035'e kadar yüzde 25 azaltılmasının hedeflendiğini bildirdi. Dördüncü dönüşümün sanayi alanında gerçekleşeceğini belirten Kurum, sanayide döngüsel malzeme kullanımını yüzde 15 seviyesine çıkarmayı amaçladıklarını söyledi. Kurum, böylece üretimde doğadan alınan kaynakların yeniden ekonomiye kazandırılmasının ve kaynakların daha verimli kullanılmasının önünün açılacağını ifade etti. Beşinci büyük dönüşümün eğitim alanında gerçekleşeceğini belirten Kurum, iklim okuryazarlığının yaygınlaştırılmasının önemine dikkati çekti.
Kurum, iklim konusunda farkındalığın yalnızca karar vericiler ve uzmanlarla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, dünyanın en ücra noktalarında yaşayan çocukların dahi iklim değişikliği konusunda bilgi sahibi olmasını hedeflediklerini söyledi. Altıncı ve en büyük atılımın ise ülkeleri ve imkanları birbirine bağlayan bir İklim Uygulama Köprüsü oluşturmak olduğunu aktaran Kurum, ihtiyacı bulunan ülkelerle çözüm ve finansman imkanlarına sahip tarafları buluşturacak bir mekanizma kuracaklarını belirtti.
ÖZEL SEKTÖRE "ELİNİ TAŞIN ALTINA KOY" ÇAĞRISIKüresel sermayeye ve özel sektöre de seslenen Kurum, trilyonlarca dolarlık kaynağı yöneten bankalar, yatırımcılar ve büyük şirketlerin iklim krizinin çözümünde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi. İklim krizinin yalnızca devletlerin sınırlı kamu kaynaklarıyla çözülemeyeceğine işaret eden Kurum, özel sektörün yeşil dönüşümün merkezinde yer alması gerektiğini vurguladı.
Kurum, kamu ile özel sektörün omuz omuza hareket etmesinin küresel iklim hedeflerine ulaşılması açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Türkiye'nin COP31 Başkanlığı kapsamında yürüttüğü saha çalışmalarına da değinen Kurum, iklim diplomasisinin yalnızca uluslararası toplantılarla sınırlı kalmayacağını belirtti.
İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'nde finansmanın doğru hedeflerle buluşturulacağını ifade eden Kurum, Türkiye'de yürütülecek çevre çalışmalarına ilişkin de bilgi verdi. Kurum, Emine Erdoğan ile gelecek hafta Fethiye Körfezi'nde kapsamlı bir temizlik çalışması başlatacaklarını belirterek, Türkiye'nin en kapsamlı dip çamuru temizliğinin gerçekleştirileceğini söyledi.
Kurum, daha sonra Trabzon'da okyanusların ve denizlerin karşı karşıya olduğu sorunlara dikkat çekeceklerini belirterek, Türkiye'nin iklim ve çevre gündemini uluslararası platformlarda görünür kılmaya devam edeceklerini ifade etti.
Kurum, bu kapsamda Bakü, New York, Londra ve Fiji'de de çalışmalar gerçekleştireceklerini belirterek, "Tüm bu duraklarda omuz omuza çalışıyoruz." dedi.
"ANTALYA ÇÖZÜMÜN ADRESİ OLSUN"Dünya Liderler Zirvesi'nin iklim değişikliğiyle mücadelede yeni bir dönemin kapısını açacağını belirten Kurum, farklı kesimlerin aynı masa etrafında buluşturulacağını söyledi. Kurum, gençlerin, şehirlerin, iş dünyasının, çiftçilerin ve bilim insanlarının birlikte çalışacağı bir süreç oluşturacaklarını belirterek, büyükelçilere ülkelerinin beklenti ve kaygılarını COP31 masasına taşımaları çağrısında bulundu.
Kurum, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Gençleri, şehirleri, iş dünyasını, çiftçileri ve bilimi aynı masada toplayıp, gerçek çözümleri sahici bir zeminde inşa edeceğiz. Antalya'daki bu tarihi inşa sürecinde, siz değerli büyükelçilerden talebim son derece nettir. Ülkelerinizin umutlarını da korkularını da o masaya getirmenizi istiyorum. Antalya, sorunları tekrar tekrar konuşmanın yeri olmasın, çözümün adresi olsun.
Antalya'dan raflarda tozlanacak bir kağıt parçası beklemeyin. Antalya'dan, dünyayı temelinden sarsacak, tarihi baştan yazacak güçlü bir eylem planı çıkaracağız. Her birinizin bu büyük kurtuluş hikayesinin başrolünde olmasını istiyorum. Başaracağız. Diyalogla başlayacağız. Uzlaşıyla büyüyeceğiz. Aksiyonla hayat vereceğiz."
Washington'daki ABD Ulusal Havacılık ve Uzay İdaresi (NASA) genel merkezinde düzenlenen imza törenine Türkiye adına Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Türkiye Uzay Ajansı Başkanı (TUA) Yusuf Kıraç katılırken, ABD'yi NASA Direktörü Jared Isaacman ve ABD Dışişleri Bakanlığı Uzay ve Çevreden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Connor Tomlinson temsil etti.
Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atan 71. ülke olduğunu belirten Bakan Kacır, "Türkiye, uzay yolculuğu alanında inanılmaz hedefler ve yeteneklerle yeni bir döneme giriyor. Amacımız, uzayda sürdürülebilir bir görünürlüğe sahip olmak ve tüm insanlığın yararı için uzayın barışçıl kullanımı konusunda adımlar atmaktır." dedi.
ABD Başkanı Donald Trump'ın temmuz ayında Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'ne bizzat katılmasının, her iki ülkenin uzay projelerinde işbirliği yapma planlarını güçlendirdiğini söyleyen Kacır, Türkiye'nin bu alanda çok güçlü planlamalar içinde olduğunu dile getirdi.
"TÜRKİYE, ORTAYA CESUR BİR VİZYON KOYUYOR"NASA Direktörü Isaacman da Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atmasından duyduğu memnuniyeti ifade ederek, iki ülke arasındaki bağların güçlendiğinin altını çizdi.
"Bugün önemli bir dönüm noktasıdır. Bu alanda Türkiye, ortaya cesur bir vizyon koyuyor." diyen Isaacman, ABD ile Türkiye'nin "astronotlarını Ay'ın yüzeyine geri gönderme vizyonunu" paylaştığını belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığından Tomlinson da Ankara'nın Artemis Anlaşmaları'na katılımından duydukları memnuniyeti dile getirerek, uzay çalışmaları alanında iki ülke arasında bundan sonra işbirliğinin artarak devam edeceğine inandığını söyledi.
Konuşmaların ardından Artemis Anlaşmaları'na imza atan Bakan Kacır, "Hayırlı olsun." diyerek anlaşmaya katılma konusundaki iyi dileğini ifade etti.
İmza töreninin ardından töreni takip eden Türk basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan Kacır, Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na katılmasının, son yıllardaki uzay atılımının sadece bir halkası olduğunu belirtti.
Kacır, 2027'nin ilk aylarında hibrit motora sahip bir uzay aracını Ay'a göndermeyi planladıklarını ifade ederek, "Bu vesileyle hem Ay yörüngesinden veri toplayacağız hem de Ay'a erişen ülkeler arasındaki yerimizi alacağız." diye konuştu.
Türkiye'nin Somali'de bir uzay limanının inşasına başladığını dile getiren Kacır, bu uzay limanının Türkiye'nin uzay ekonomisinde daha güçlü şekilde yer almasını sağlayacağını ve uzay çalışmalarında daha bağımsız adımlar atabilmesini mümkün kılacağını söyledi.
Artemis Anlaşmaları'na katılım konusunda uluslararası işbirliklerine işaret eden Bakan Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
"Artemis Anlaşmaları kapsamında özellikle Ay, Mars ve derin uzay alanında ülkelerin yürüttüğü çalışmalarda şeffaflık, veri paylaşımı ve birlikte çalışılabilirlik ilkelerinin benimsenmesi, bu alanda yürütülen çalışmalarda ülkelerin uyum içinde hareket etmesi konusunda iyi niyet çerçevesinde bir yaklaşım ortaya konuluyor. Türkiye olarak 2027 yılında gerçekleştirmeye hazırlandığımız Ay misyonu çerçevesinde Artemis Anlaşmaları'na imza atmak ve uluslararası işbirliğini bu anlamda daha ileri bir düzeye taşıyabilecek bir zemini oluşturmayı önemsiyoruz."
NASA'DAN TÜRKİYE PAYLAŞIMINASA'nın ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atmasına ilişkin paylaşımda bulunuldu.
Türkiye'nin, Artemis Anlaşmaları'nı imzalayarak uzayın barışçıl şekilde keşfedilmesi ve bu alanda refahın artırılması konusunda taahhütte bulunan diğer ülkelere katıldığı belirtilen paylaşımda, "Artemis Anlaşmaları'na hoş geldin, Türkiye." ifadesi kullanıldı.
ARTEMİS ANLAŞMALARI1967 Dış Uzay Anlaşması'na dayanan Artemis Anlaşmaları, "uzayın sorumlu keşfinin yönetimini geliştirmek için çok taraflı, bağlayıcı olmayan bir ilke ve kurallar bildirgesi" olarak biliniyor.
Artemis Anlaşmaları ilkeleri arasında uzay nesnelerinin kaydı, faaliyetlerin çakışmasının önlenmesi, bilimsel verilerin paylaşımı ve acil yardım sağlanması gibi maddeler yer alıyor.
ABD, aynı anlaşma çerçevesinde Ay'da kalıcı bir üs kurulması ve Ay'ın hem Mars yolculuğu için bir durak olarak kullanılması hem de burada değerli madenlerin çıkarılmasını öngörüyor.
13 Ekim 2020'de ABD ile birlikte Kanada, Japonya, Avustralya, İtalya, Lüksemburg ve Birleşik Arap Emirlikleri, Artemis Anlaşmaları'na imza atan ilk ülkeler olmuştu.
Kaynak: AA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki Irıs Ordo Kongre Merkezi'nde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü'nün genişletilmiş formatta gerçekleştirilen zirvesine katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan zirvede yaptığı konuşmasına Nepal'deki sel felaketinde vatandaşları hayatını kaybeden ülkelere başsağlığı dileyerek başladı. Erdoğan, "Kıymetli kardeşim, Cumhurbaşkanı Saır Caparov başta olmak üzere zirvenin düzenlenmesinde emeği geçenlere şükranlarımı iletiyorum. Diyalog ortaklığına kabul edilen Laos'u tebrik ediyorum. Bu vesileyle Kırgızistan'a Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2027-2028 geçici üyeliğine seçilmiş olmasından ötürü başarılar diliyorum" ifadelerini kullandı.
"DÜZENİN VAZGEÇİLMEZ UNSURLARINDAN BİRİ HALİNE GELDİ"Erdoğan, "Bugünkü buluşmamızda çok kutuplu uluslararası sisteme katkıları ele alacak olmamızı kıymetli buluyorum. Yaklaşık 3,5 milyar insanı ve 35 trilyon dolarlık yurt içi hasılayı temsil eden Şanghay İşbirliği Teşkilatı son 25 yılda çok kutuplu düzenin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Asya-Pasifik bölgesi ile Orta Doğu‘yu aynı zeminde buluşturan teşkilatı, Birleşmiş Milletler’in destekleyicisi ve tamamlayıcısı olarak görüyoruz" dedi.
"Çatışmaların diyalog ve diplomasi yoluyla çözüme kavuşturulması için sorumluluk alıyoruz"Şanghay İşbirliği Teşkilatı'nın her şeyden evvel Türkiye'nin bölgesel sahiplenmeyi merkeze alan çok boyutlu dış politikasıyla örtüşen bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Türkiye olarak etrafımızda yaşanan çatışmaların diyalog ve diplomasi yoluyla çözüme kavuşturulması için sorumluluk alıyor, bölgemizde birlikte, tüm dünyada barış için, huzur ve istikrar için çalışmaya devam ediyoruz" şeklinde konuştu.
"Orta Koridor girişiminin Kuşak ve Yol Girişimi ile de uyumlu hale getirilmesini istiyoruz"Erdoğan, "Teşkilatın sadece barış ve istikrarın temininde değil, halklarımızın refahı için çok önemli olan kesintisiz ve güvenli ulaştırma koridorları tesisi ile enerji arzı güvenliği gibi alanlarda da rol oynayabileceğini düşünüyoruz. Ülkemizin teşkilat coğrafyasının batı pazarlarına erişimi noktasında bilhassa enerji koridorlarının çeşitlendirilmesi ve jeopolitik pistlerin yönetilmesinde kritik rolünün altını çizmek istiyorum. Hazar geçişli Orta Koridor girişiminin Kuşak ve Yol Girişimi ile de uyumlu hale getirilmesini istiyor, bu bağlamda teşkilat bünyesindeki iş birliğine büyük önem veriyoruz. Yükselen bir yıldız olarak gördüğümüz Şanghay İşbirliği Teşkilatıyla her alanda iş birliğimizi ilerletmenin gayreti içinde olacağız" diye konuştu.
LİDERLERİ COP31 ZİRVESİ'NE DAVET ETTİErdoğan, "Adil düzen arayışımızın temel gayelerinden biri de hiç şüphesiz gelecek nesillere dahi istikrarlı, müreffeh ve yaşanabilir bir dünya bırakmaktır. İklim değişikliği, düzensiz göç, terörizm, sınır aşan suçlar ve gıda güvenliği gibi meseleler artık birçok ülke için tehdit teşkil etmektedir. Türkiye olarak iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileri ile mücadelede üzerimize düşeni yapmayı hedefliyoruz. Bu amaçla 11-12 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da COP31 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağız. Bu önemli zirvede siz değerli dostlarımızı da aramızda görmekten büyük bir memnuniyet duyacağımızı ifade etmek isterim" ifadelerini kullandı. Erdoğan, "Sözlerimin son verirken, teşkilatımızın Şanghay ruhundan aldığı motivasyonla gerçek anlamda çok kutuplu bir dünyanın inşa edilmesinde önemli rol üstleneceğine inandığımı bir kez daha vurguluyor, Kırgızistan’dan dönem başkanlığını devralacak olan Pakistan’a başarılar diliyor, toplantılarımızın bölgemiz ve ülkelerimizin ortak geleceği için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum" dedi.
MEKKE SAVUNMA İTTİFAKI VE İSRAİL VURGUSUErdoğan, "Suudi Arabistan ve Pakistan'la hayata geçirdiğimiz Mekke Savunma İttifakı, bölgesel sahiplenme ve kolektif caydırıcılık temelinde bölge ve dünya barışına, istikrarına önemli katkılar sağlayacaktır. Barışı konuşurken İsrail’in saldırıları nedeniyle çoğu çocuk ve kadın 74 bin insanın hayatını kaybettiği Gazze ve Lübnan’ı unutmamalıyız. Bu saldırgan politikanın bedelini tüm bölgemiz ödemektedir" ifadelerini kullandı. Kırgızistan’dan dönem başkanlığını devralacak olan Pakistan’a başarılar dileyen Erdoğan, toplantılarının bölge ve ülkelerin ortak geleceği için hayırlara vesile olmasını temennisinde bulundu.
Kaynak: İHA
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 25. yıl dönümü dolayısıyla gerçekleştirilen toplantıya katılmak üzere geldiği Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki temaslarına devam ediyor. Zirvede yaptığı konuşmada bir yıldan biraz daha uzun bir süre önce Azerbaycan ve Ermenistan'ın 30 yılı aşkın süren çatışmaya son vererek barış anlaşmasının metnini parafladıklarını belirten Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, "Böylelikle, uzun yıllar süren çatışmaların yaşandığı Güney Kafkasya bölgesi, bir barış bölgesine dönüşüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1993 yılında kabul ettiği dört karar, 30 yıl sonra, 3 yıl önce yerine getirildi. Azerbaycan artık Ermenistan'a petrol ürünleri tedarik ediyor ve üçüncü ülkelerin yüklerinin transit geçişini sağlıyor. Ermenistan ile birlikte karşılıklı ticaret hacminin artırılması, ticaretin ürün yelpazesinin genişletilmesi ve yeni kara ulaşım bağlantılarının oluşturulması konusunda çalışıyoruz" dedi.
Birleşmiş Milletler'in (BM) barışın uygulanmasında hiçbir rol oynamadığını belirten Aliyev, "Azerbaycan, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tamamen kendisi yeniden tesis etti. BM Güvenlik Konseyi kararlarının kısa süre içerisinde uygulanması, uygun mekanizmaların geliştirilmesini gerektiriyor. Bunun yapılması halinde, BM'nin itibarının ve örgütün çatışmaların çözümündeki rolünün güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır. Yakın zamana kadar 4 yıl boyunca Bağlantısızlar Hareketi'ne başkanlık eden Azerbaycan, bundan sonra da uluslararası ilişkilerde çok taraflılık ilkesinin güçlendirilmesine katkısını sürdürecektir" diye konuştu.
Kaynak: İHA
2026-2027 Adli Yıl, sabah saatlerinde gerçekleştirilen Anıtkabir ziyaretiyle başladı. Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez başkanlığındaki heyet, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Muhsin Şentürk, Yargıtay üyeleri, tetkik hakimleri ve savcılarla Aslanlı Yol’dan yürüyerek Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi.
Anıtkabir ziyaretinin ardından öğleden sonra Yargıtay’daki İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu’nda Adli Yıl Açılış Töreni düzenlendi. Törene Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanı sıra siyasi parti genel başkanları, bakanlar, milletvekilleri ve yargı mensupları katıldı.
YILMAZ: YARGIDA HIZ VE DİJİTAL DÖNÜŞÜMTörende konuşan Cevdet Yılmaz, yargı hizmetlerinin hızlandırılması ve vatandaşların adalete erişiminin güçlendirilmesine yönelik çalışmaları anlattı.
Hukuk davalarında duruşmalar arasındaki sürenin zorunlu haller dışında üç ayla sınırlandırıldığını belirten Yılmaz, makul sürede yargılanma hakkının güçlendirilmesi amacıyla hedef süre uygulamasının istinaf aşamasına da taşındığını söyledi.
Uzun süren dava ve soruşturmaların nedenlerinin erken aşamada tespit edilmesi için “yargı hizmetlerinin etkinliği büroları” oluşturulduğunu aktaran Yılmaz, vatandaşların yargılamalardaki gecikmelere ilişkin başvurularını iletebileceği “Alo Adalet 135” sisteminin de hizmete alınacağını açıkladı.
Yılmaz, UYAP’ın geliştirildiğini, e-duruşmanın kapsamının genişletildiğini ve e-avukat uygulamasının savunma hakkının etkin kullanımını kolaylaştırdığını belirtti. Yapay zeka destekli uygulamaların da devreye alındığını ifade eden Yılmaz, bu teknolojiden en üst düzeyde yararlanılırken olası olumsuz etkilerin en aza indirilmesi gerektiğini vurguladı.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” İÇİN TARİHİ EŞİKKonuşmasında “Terörsüz Türkiye” sürecine de değinen Yılmaz, terörün yaklaşık yarım asır boyunca Türkiye’nin enerjisini tükettiğini ve kalkınmanın önünde ağır bir yük oluşturduğunu söyledi. Terörün ekonomik maliyetinin en az 2,3 trilyon dolar olduğunu belirten Yılmaz, devletin mücadelesi, şehit ve gazilerin fedakarlıkları ile milletin desteği sayesinde tarihi bir eşiğe ulaşıldığını ifade etti.
Sürecin hukuk devleti ilkeleri içerisinde yürütüleceğini vurgulayan Yılmaz, şehitlerin hatırasının ve gazilerin hukukunun gözetileceğini kaydetti. Süreci takip etmek üzere kendi başkanlığında ilgili kurumların yer aldığı bir kurul oluşturulduğunu belirten Yılmaz, ilk aşamanın silahların bırakılması ve örgütsel yapıların tasfiye edilmesinin tespit ve teyit edilmesi olduğunu, ardından hukuki süreçlerin gündeme geleceğini söyledi.
KERKEZ: ADALET GÜÇLÜ OLANIN DEĞİL, HAKLININ YANINDAYargıtay Başkanı Ömer Kerkez, adaletin devletin gücü ve vatandaşın devlete duyduğu güven açısından önemine dikkati çekti.
“Adalet güçlü olanın değil, haklı olanın yanında olur” diyen Kerkez, hakimlerin karar verirken tarafların güçlü veya güçsüz olmasına bakmaması gerektiğini belirtti. Hakimin korku veya beklenti içinde olmadan, dosyadaki olay ve delillere dayanarak karar vermesi gerektiğini vurguladı.
“ADALETİN GÖZ BEBEĞİ İNSAN OLMALIDIR”Yargılamaların arkasında insanların hayatlarının bulunduğuna dikkati çeken Kerkez, “Adaletin göz bebeği insan olmalıdır” dedi. Hakimlerin doğru, gerekçeli, anlaşılır, makul sürede ve adil karar vermesi gerektiğini belirten Kerkez, yargının görevinin yalnızca hızlı değil, zamanında karar vermek olduğunu söyledi.
Yapay zekanın yargı alanında kullanılmasına da değinen Kerkez, teknolojinin insanın yerine değil, insanın yanında olması gerektiğini vurguladı. Yapay zeka destekli sistemlerin şeffaf ve denetlenebilir olması gerektiğini belirtti.
SAĞKAN: HUKUK DEVLETİ VE YARGI BAĞIMSIZLIĞI VURGUSUTürkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, yeni adli yılın açılışında yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti vurgusu yaptı. Türkiye’nin terörün ülke gündeminden çıkarılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması bakımından tarihi bir eşikte olduğunu belirten Sağkan, sürecin yalnızca silahların susması olarak değil, demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin hukuk aracılığıyla sağlanması olarak ele alınması gerektiğini söyledi.
Hukukun üstünlüğünün devletin kendi koyduğu hukuka bağlı kalabilmesi anlamına geldiğini belirten Sağkan, bağımsız yargının kararlarına riayet edilmesinin bunun temel göstergelerinden biri olduğunu kaydetti. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının kamu makamları açısından bir tercih olmadığını ifade etti.
“SİLAHLAR SUSUYORSA KONUŞMA SIRASI HUKUKA GEÇMELİDİR”Tutuklama ve bazı adli kontrol tedbirlerinin ölçüsüz uygulanması, ceza soruşturmalarında gizlilik ilkesinin ihlal edilmesi ve ifade özgürlüğüne ilişkin yargı pratiklerine yönelik eleştirilerini dile getiren Sağkan, yargılamaların uzun sürmesinin de önemli bir sorun olduğunu söyledi.
Avukatlara yönelik şiddetin de münferit olmaktan çıktığını belirten Sağkan, caydırıcı yaptırımlar ve önleyici mekanizmaların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Konuşmasının sonunda hukuk devletinin ve adaletin önemine vurgu yapan Sağkan, “Silahlar susuyorsa konuşma sırası da artık hukuka geçmelidir” dedi.
Kaynak: AA
Muharrem İnce, CHP Balıkesir İl Başkanlığı’ndaki programda sarf ettiği, ‘Helal para ile parti kurmak zor!’ açıklamalarının ardından başlayan polemik sürüyor. İnce'nin Yeni Parti’ye gönderme yaptığı iddia edilirken, peş peşe açıklama geldi.
CHP’li Muharrem İnce ‘helal para’ polemiği hakkında tv100 yorumcusu ve gazeteci Hacı Yakışıklı’ya konuştu.
Muharrem İnce’nin konu hakkında sözleri şöyle oldu:
"HARAM PARA TEKLİFİ ÇOK GELDİ"
“Helal para bulmakta Memleket Partisi için zorlandım.
Haram para teklifi çok geldi.
Başka kimseyi kastetmedim. Kendimi anlatım.”
“ORADA HERHANGİ BİR MESAJ VERMEDİM”
Muharrem İnce’nin dün tv100 yorumcusu ve gazeteci Barış Yarkadaş’a yaptığı açıklama ise şöyle olmuştu:
“Ben orada herhangi bir mesaj vermedim. Biz Memleket Partisini kurarken 5 yılda 73 ilde örgütlendik. Hiçbir il başkanlığımıza tek kuruş para göndermedik. Herkes harcamalarını kendi cebinden yaptı. Genel merkezimizi ise parti meclis üyelerimizle birlikte idare ettik. Hesaplarımız incelendi ve ibra edildi. 5 yılda 12 milyon TL harcadık. Evet, helal para bulmak kolay değil; ben bundan bahsettim.
Dün Balıkesir'de Memleket Partisindeki süreci ve kendi yaşadıklarımızı anlattım. Kimseye mesaj verme gibi bir derdim yok.
Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, Ümit Özdağ, Yavuz Ağıralioğlu benim 10 katım para harcadılar. Ancak ne ilginçtir ki bu para konusu sadece bana soruldu, üstelik bana olmayan parayı soruyorlar.”
ÖZGÜR ÖZEL: MUHARREM İNCE PARTİNİN EVLADIDIR
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Muharrem İnce’nin kendisine telefon ettiğini ve o sözleri kendisine söylemediğini ifade ettiğini açıklamış ve "Ben Muharrem İnce'nin hiçbir sürecinde ona kötü konuşmadım, çünkü partinin evladıdır.” ifadelerini kullanmıştı.
Özel, İnce ile ilgili şunları söyledi:
“Muharrem İnce çok zorlu süreçler yaşadı. Parti içinde rakip olduğu Kemal Bey'le yarıştığında sert süreçler oldu. Parti kurduğunda başka zorluklar yaşadı.
Ben Muharrem İnce'nin hiçbir sürecinde ona kötü konuşmadım, çünkü partinin evladıdır.”
"NİYETİNİ SORGULAYAMAM"
“Buraya gelmeden 20 dakika önce Parti Meclisi toplantısı sırasında mesaj atmış; 'Sayın Genel Başkanım, vurgum helal parayla Memleket Partisi'ni kurduğuma ve orada yaşadığım zorluklara ilişkin.' O böyle dedikten sonra ben 'Muharrem İnce şunu kastetti' diyemem.”
İNCE’NİN SÖZLERİ YENİ PARTİ’YE DİYE YORUMLANMIŞTI
İnce’nin CHP İl Başkanlığındaki sözlerinin Yeni Parti’ye gönderme olduğu iddia edilmişti.
İngiltere’nin eski Başbakanı Sir Keir Starmer, Avam Kamarası’ndan ayrılma kararı aldığını duyurdu.
Starmer, 1 Eylül Salı günü yaptığı açıklamada, yaz aylarında geleceği konusunda düşünme fırsatı bulduğunu ve Holborn and St Pancras milletvekilliğini bir başka isme devretmenin zamanının geldiğine karar verdiğini söyledi.
Starmer’ın ayrılmasıyla Kuzey Londra’daki seçim bölgesinde ara seçim yapılacak. Ara seçimin tarihi henüz açıklanmadı.
“Bayrağı halefime devretme zamanı geldi”
Kararını ilk olarak seçim bölgesindeki Camden New Journal gazetesine açıklayan Starmer, Holborn and St Pancras’ı temsil etmenin kendisi için büyük bir onur olduğunu belirtti.
Starmer, daha sonra sosyal medya hesabından yayımladığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Yaz boyunca geleceğim üzerinde düşünme fırsatım oldu. Holborn and St Pancras milletvekilliğinden ayrılmanın ve bayrağı bir halefe devretmenin doğru zamanı olduğuna karar verdim.”
2015 yılında eski İşçi Partili siyasetçi Frank Dobson’ın yerine seçildiğini hatırlatan Starmer, bölge halkına ve yerel İşçi Partisi teşkilatına kendisine verdikleri destek nedeniyle teşekkür etti.
Önce “milletvekili olarak kalacak” denilmişti
Starmer’ın kararı, daha önce açıklanan tutumdan geri dönüş anlamına geliyor. Haziran ayında İşçi Partisi liderliğinden ayrılacağını duyurmasının ardından Başbakanlık, Starmer’ın bir sonraki genel seçime kadar milletvekili olarak görev yapmaya devam edeceğini bildirmişti.
Starmer’ın Andy Burnham hükümetinde görev almasının beklenmediği, buna karşılık arka sıralarda Holborn and St Pancras milletvekili olarak kalacağı belirtilmişti. Ancak eski Başbakan, yaklaşık iki aylık değerlendirme sürecinin ardından Parlamento’dan tamamen ayrılmaya karar verdi.
Muhafazakâr Parti, bu değişikliği Starmer’ın bir başka “U dönüşü” olarak nitelendirirken yapılacak ara seçimin kamuya ek maliyet getireceğini savundu.
Starmer’a yakın bir isim ise eski Başbakan’ın Andy Burnham açısından bir dikkat dağıtıcı unsur haline gelmeden “temiz bir kopuş” gerçekleştirmek istediğini ileri sürdü.
Uluslararası ilişkilere yoğunlaşacak
Starmer, siyaset sonrası çalışmalarını savunma, güvenlik, ticaret ve teknoloji başta olmak üzere uluslararası meselelere yönelteceğini açıkladı.
Eski Başbakan ayrıca siyasete girmeden önce de üzerinde çalıştığı kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadele faaliyetlerini sürdüreceğini belirtti.
Starmer’ın başbakanlığı döneminde dış politika, kamuoyu desteğinin gerilediği iç siyasete kıyasla daha güçlü olduğu alanlardan biri olarak değerlendirilmişti. İngiltere’nin Ukrayna’ya desteğinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yakın çalışan Starmer; Çin ile ilişkileri yeniden düzenlemeye, Filistin devletini tanımaya ve ABD Başkanı Donald Trump ile işleyen bir ilişki kurmaya çalışmıştı.
Ara seçim Burnham için ilk büyük sınav olacak
Starmer’ın milletvekilliğinden ayrılması, İşçi Partisi lideri ve Başbakan Andy Burnham’ın göreve gelmesinden sonraki ilk büyük seçim sınavını beraberinde getirecek.
Burnham’ın 20 Temmuz’da başbakanlık görevini devralmasından yalnızca altı hafta sonra yapılması beklenen ara seçim, yeni hükümete yönelik kamuoyu desteğinin ölçülmesi açısından önem taşıyor.
Holborn and St Pancras, 1983’ten bu yana İşçi Partisi’nin kazandığı güçlü seçim bölgelerinden biri olsa da son seçim sonuçları, partinin bu kez ciddi bir yarışla karşılaşabileceğine işaret ediyor.
Starmer 2024’te oy kaybetmişti
Starmer, 4 Temmuz 2024 genel seçiminde Holborn and St Pancras’ta 18 bin 884 oy alarak yüzde 48,9’luk oy oranıyla yeniden milletvekili seçilmişti.
Ancak Starmer’ın oy oranı bir önceki seçime göre 17,3 puan gerilemişti. Gazze’deki savaşa karşı yürüttüğü kampanyayla öne çıkan bağımsız aday Andrew Feinstein 7 bin 312 oy ve yüzde 18,9’luk destek elde etmişti.
Yeşillerin adayı David Stansell ise 4 bin 30 oyla yüzde 10,4’e ulaşmıştı. Starmer seçimi 11 bin 572 oy farkıyla kazanmış olsa da İşçi Partisi’nin bölgedeki desteğinde belirgin bir gerileme yaşanmıştı.
Yeşillerin lideri aday olabilir
Ara seçimde en fazla konuşulan isimlerden biri Yeşiller Partisi lideri Zack Polanski oldu. Polanski daha önce Londra’dan milletvekili adayı olmak istediğini açıklamış ve Starmer’ın ayrılması halinde Holborn and St Pancras’ı değerlendirebileceğini söylemişti.
Yeşiller Partisinden yapılan ilk açıklamada da Polanski’nin Londra milletvekili olma arzusunu hiçbir zaman gizlemediği vurgulandı. Ancak parti henüz resmî adayını ilan etmedi.
2024 seçiminde ikinci olan eski Güney Afrikalı siyasetçi ve yolsuzlukla mücadele kampanyacısı Andrew Feinstein’ın da yeniden aday olabileceği belirtiliyor. Feinstein’ın yarışa katılması, İşçi Partisi karşıtı sol ve Gazze odaklı oyların Yeşiller ile bağımsız aday arasında bölünmesine yol açabilir.
11 yıllık Parlamento kariyeri sona eriyor
İnsan hakları avukatı olan Starmer, siyasete girmeden önce Kraliyet Savcılık Servisinin başındaki Kamu Savcılıkları Direktörü olarak görev yaptı. Ceza adaletine yaptığı hizmetler nedeniyle 2014 yılında şövalye unvanı aldı.
İlk kez Mayıs 2015’te milletvekili seçilen Starmer, Jeremy Corbyn’in ardından Nisan 2020’de İşçi Partisi liderliğine geldi. Partiyi 2019’daki ağır seçim yenilgisinin ardından yeniden yapılandırdı ve 2024 genel seçiminde büyük bir parlamento çoğunluğuyla iktidara taşıdı.
Ancak İşçi Partisi’nin yerel seçimlerde aldığı kötü sonuçlar, anketlerdeki gerileme ve parti içindeki desteğinin zayıflaması üzerine 22 Haziran 2026’da liderlikten ayrılacağını duyurdu. Andy Burnham’ın lider seçilmesinin ardından 20 Temmuz’da başbakanlık görevini resmen devretti.
Milletvekilliğinden ayrılmasıyla Starmer’ın yaklaşık 11 yıllık Avam Kamarası kariyeri ve 2020’de başlayan İşçi Partisi liderliği döneminin siyasi bakımdan son halkası da kapanmış olacak. Starmer’ın bundan sonra üstleneceği uluslararası görevin niteliği ise henüz açıklanmadı.
İngiltere Parlamentosu, yaz tatilinin ardından 1 Eylül Salı günü çalışmalarına yeniden başlıyor. Avam Kamarası oturumu saat 14.30’da Dışişleri Bakanlığına yöneltilecek sorularla başlayacak.
Başbakan Andy Burnham’ın daha sonra hükümet adına açıklama yapması bekleniyor. Bu, 20 Temmuz’da göreve gelen Burnham’ın Başbakan sıfatıyla Avam Kamarası kürsüsüne ilk çıkışı olacak. Aynı zamanda Burnham, yaklaşık 16 yıl aradan sonra ilk kez Avam Kamarası’ndaki hükümet kürsüsünde konuşacak.
İlk Başbakan’a Sorular oturumu çarşamba günü
Burnham’ın bugünkü konuşması, Başbakan’a Sorular oturumundan ayrı bir hükümet açıklaması olacak.
Başbakan, 2 Eylül Çarşamba günü Londra saatiyle 12.00’de ilk kez Başbakan’a Sorular oturumuna katılacak. Burnham’ın burada ana muhalefetteki Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch’un yanı sıra diğer parti liderleri ve milletvekillerinin sorularını yanıtlaması öngörülüyor.
Kamu hizmetlerinde daha fazla kamu kontrolü mesajı
Burnham’ın konuşmasında, enerji, su ve ulaşım gibi temel hizmetlerde daha fazla kamu kontrolünün ekonomik büyümenin önünü açabileceğini savunması bekleniyor.
Başbakan, özelleştirilen bazı temel hizmetlerin vatandaşlar açısından yeterince güvenilir ve uygun fiyatlı olmadığını, artan faturaların hane bütçelerini ve ekonomiyi olumsuz etkilediğini düşünüyor.
Burnham’ın ülke genelinde “pozitiflik ve imkân duygusunu” güçlendirmek istediğini belirtmesi ve siyasetçilerin birbirlerine karşı puan kazanmaktan çok sorunların çözümüne odaklanması gerektiğini vurgulaması bekleniyor.
Hükümetin yaz döneminde açıkladığı elektrik faturalarındaki KDV indirimi, 2 sterlinlik otobüs ücreti uygulaması, yerel yönetimlere daha fazla yetki devri ve ulusal bakım hizmeti planlarının finansmanı da muhalefetin gündeme getireceği konular arasında bulunuyor.
Hükümete harcama ve borçlanma baskısı
Eski Hazine Başsekreteri Darren Jones ise kamu harcamalarının artırılmasının tek başına İngiltere’yi daha zengin hale getirmeyeceği uyarısında bulundu.
Jones, ekonomik büyümenin güçlü bir piyasa ekonomisi, uzun vadeli planlama ve kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasıyla sağlanabileceğini savundu. Burnham hükümetinin bazı harcama vaatlerinin nasıl finanse edileceğinin açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Burnham’ın Parlamento’ya döndüğü gün İngiltere’nin uzun vadeli borçlanma maliyetleri de 28 yılın en yüksek düzeyine çıktı. İngiliz devletinin 30 yıllık tahvil faizi yüzde 5,89’a ulaşarak Mart 1998’den bu yana görülen en yüksek seviyeyi kaydetti. On yıllık tahvil faizi ise yüzde 5,22’yi aşarak 2008 küresel finans krizinden bu yana en yüksek düzeye yükseldi.
Faizlerdeki yükselişin, küresel tahvil satışları, petrol fiyatlarındaki artış ve enflasyonun yeniden hızlanabileceğine ilişkin kaygılardan kaynaklandığı belirtiliyor. Bu durum, 28 Ekim’de bütçeyi açıklamaya hazırlanan Maliye Bakanı John Healey üzerindeki baskıyı artırıyor.
Savunma bütçesindeki açık gündemde
Burnham’ın savunma harcamaları konusunda da milletvekillerinin sorularıyla karşılaşması bekleniyor.
Hükümet, savunma harcamalarını 2035’e kadar milli gelirin yüzde 3,5’ine çıkarmayı hedefliyor. Ancak Savunma Yatırım Planı’nda yaklaşık 4,7 milyar sterlinlik finansman açığı bulunduğu yönündeki değerlendirmeler, hükümetin harcama planlarını tartışmalı hale getiriyor.
Ofisler ve çamaşırhaneler hücreye dönüştürülecek
Hükümetin karşı karşıya olduğu bir diğer önemli sorun cezaevlerindeki aşırı doluluk.
Adalet Bakanlığı, cezaevlerindeki kullanılmayan ofis, depo ve çamaşırhane gibi bölümlerin hücrelere dönüştürülmesi için 110 milyon sterlinlik kaynak ayırdı. İlk aşamada bu dönüşümlerle yaklaşık 200 ek mahkûm kapasitesi oluşturulması planlanıyor.
Yeni kapasite önlemlerine rağmen İngiltere ve Galler’deki cezaevlerinin Mayıs 2027’ye kadar yeniden tamamen dolabileceği tahmin ediliyor. Hükümet, 2031’e kadar toplam 14 bin yeni cezaevi yeri oluşturmayı hedefliyor.
Küçük tekne geçişleri azaldı
İçişleri Bakanlığı verilerine göre Manş Denizi üzerinden gerçekleştirilen küçük tekne geçişlerinde de belirgin bir düşüş yaşandı.
Haziran-ağustos döneminde İngiltere’ye ulaşan 102 küçük tekne tespit edildi. Bu sayı, 57 teknenin kayıtlara geçtiği 2019’dan bu yana en düşük yaz dönemi rakamı oldu. Ancak insan kaçakçılarının daha az sayıda tekneye daha fazla göçmen bindirmeye başladığına dikkat çekiliyor.
27 Ağustos itibarıyla yılbaşından bu yana küçük teknelerle İngiltere’ye ulaşanların sayısı 16 bin 391 olarak kaydedildi. Aynı dönemde 2025 yılında 29 bin 3 geçiş gerçekleşmişti. Bu da yıllık bazda yaklaşık yüzde 43,5’lik düşüş anlamına geliyor.
Burnham’ın bugünkü konuşması, yaz tatili boyunca açıkladığı politikaların finansmanını ilk kez doğrudan milletvekilleri önünde savunacağı önemli bir siyasi sınav olarak değerlendiriliyor.
AK Parti Kütahya İl Gençlik Kolları Başkanı Ali Göktekin, görevinden istifa ettiğini duyurdu.
İL GENÇLİK KOLLARI BAŞKANI İSTİFA ETTİ
AK Parti Kütahya İl Gençlik Kolları Başkanı Ali Göktekin, yaptığı açıklamada, "11 Mart 2025 tarihinden bu yana büyük bir onur, gurur ve sorumlulukla yürütmekte olduğum AK Parti Kütahya İl Gençlik Kolları Başkanlığı görevimden, iş hayatımdaki yoğunluk ve sorumluluklarım nedeniyle ayrılma kararı almış bulunuyorum. Bu kutlu davanın bir neferi olarak, gençliğimize ve Kütahya'mıza hizmet etme fırsatı bulduğum bu süreç hayatımın en kıymetli dönemlerinden biri olacaktır." dedi.
Göktekin, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Gençlik Kolları Genel Başkanı Yusuf İbiş ve teşkilat yöneticilerine teşekkür etti. Birlikte görev yaptığı MYK ve MKYK üyeleri ile Kütahya milletvekilleri Adil Biçer, İsmail Çağlar Bayırcı ve Mehmet Demir'e de teşekkür eden Göktekin, il ve ilçe teşkilatlarında görev yapan teşkilat mensupları ile yol arkadaşlarına minnettarlığını dile getirdi.
Ali Göktekin, "Görevler ve makamlar gelip geçicidir; davamız, kardeşliğimiz ve yol arkadaşlığımız ise daimdir. Bundan sonraki süreçte de AK Parti ailesinin bir mensubu ve bu kutlu davanın bir neferi olarak, her zaman teşkilatımızın ve davamızın yanında olmaya devam edeceğim." dedi.
HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında aile ve boşanma hukukuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Boşanma sonrasında ekonomik açıdan mağdur olan tarafın korunmasının önemine dikkat çeken Demir, aile içindeki emeğin hukukta karşılık bulması gerektiğini ifade etti.
"MEHİR HUKUKEN GÜVENCE ALTINA ALINMALI"
Mehir hakkının da hukuk sistemi içerisinde güvence altına alınması gerektiğini belirten Demir, konuyla ilgili çağrısını şu sözlerle dile getirdi:
"Uzun yıllar ailesine ve çocuklarına emek vermiş, bu nedenle çalışma hayatından uzak kalmış kadınların mağdur olmaması açısından ‘aile içi emekleri’ hukukta karşılık bulmalı, ihtiyaç sahibi olanlara sosyal devlet olmanın gereği olarak destek olunmalıdır. Ayrıca mehir hukuken güvence altına alınmalı, çocukların nafaka hakkı güçlü biçimde korunmalıdır."
Bilecik İl Genel Meclisi Başkanlığı seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) oy çoğunluğuna rağmen geçtiğimiz seçimi AK Parti'nin adayı mevcut başkan kazanmıştı.
O dönem CHP Bilecik İl Başkanı olan şuan Yeni Parti Bilecik İl Başkanı Ali Özdemir, o gün 10 sandalyesi bulunan CHP'ye 9 oy çıkması şok olduklarını söyleyerek, İnhisar İl Genel Meclis Üyesi Mehmet Gündüz'ün boş attığının tespit edildiğini belirtmişti. Parti Disiplin Kuruna sevk edilen Mehmet Gündüz, partisinden istifa ederek bağımsız üye olarak görevine devam etmişti.
AK PARTİ'YE GEÇTİ
Bilecik İl Genel Meclisi'nin Eylül ayı olağan toplantılarının 2'nci birleşiminde bağımsız üye Mehmet Gündüz AK Parti'ye geçerek, partinin sıralarına oturdu.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 28 Ağustos'ta rüşvete aracılık ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan ve dün ev hapsi şeklinde adli kontrol kararıyla serbest bırakılan A.D. etkin pişmanlık kapsamında ifade verdi.
A.D. ifadesinde, Yetişkin'in talimatları üzerine müteahhit, emlakçı ve iş insanlarından poşet ve zarflar içerisinde para aldığını, paraları makamda veya makam aracında Yetişkin'e elden teslim ettiğini söyledi.
Yetişkin'in, mart ayında kendisine verdiği 100 gram külçe altını Seferihisar dışındaki bir kuyumcuda bozdurması talimatı verdiğini ifade eden A.D, kent merkezindeki Kemeraltı Çarşısı'ndaki bir kuyumcuda altını bozdurduğunu, paranın 100 bin lirasını Yetişkin'in talimatıyla S.A'ya verdiğini anlattı.
Yetişkin'in kendisine müteahhit M.A'yı aramasını ve ondan alması gereken bir paranın bulunduğunu söylediğini belirten A.D, daha sonra bu parayı Yetişkin'e verdiğini kaydetti.
A.D. farklı tarihlerde de Yetişkin'in para alışverişine aracılık ettiğini aktararak, şu ifadeleri kullandı:
"Bundan 1-1,5 yıl kadar önce emlak komisyonculuğu ve inşaat işleri yapan U.P. beni arayarak 'Başkan sana bir şey söyledi mi, yanıma uğrar mısın?' dedi. U.P. gittiğimde ofiste yalnızdı, üzerindeki kazağı kaldırarak altından deste halinde TL cinsi para çıkarıp bana verdi. Paranın 200 TL'lik 5 deste halinde olduğunu şimdi hatırladım, toplamda 100 bin TL tutarındaki parayı poşet içerisine koyduktan sonra kendisinden teslim aldım. Bu parayı da başkan Yetişkin'e aynı gün elden makamında teslim ettim."
SORUŞTURMA
Seferihisar Belediyesine yönelik rüşvet soruşturmasında Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, Seferihisar belediye başkan yardımcıları G.P, N.H. ve İ.K'nin de aralarında bulunduğu 25 şüpheli, 25 Haziran'da gözaltına alınmıştı.
Yetişkin'in de aralarında bulunduğu 12 zanlı tutuklanmış, İçişleri Bakanlığı Yetişkin'in görevden uzaklaştırıldığını bildirmişti.
Ardından Seferihisar Belediye Meclisinde yapılan seçimde, CHP'li meclis üyesi Fuat Gümüş belediye başkan vekilliğine seçilmişti.
Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit ise "ev hapsi" kararı verilerek görevden uzaklaştırılmış, daha sonra görevine iade edilmişti.
Soruşturmada şoförler A.D. ile M.K. ise 28 Ağustos'ta polis ekiplerince gözaltına alınmış, adliyeye sevk edilen şüphelilerden M.K. çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanmış, A.D. hakkında ise ev hapsi şeklinde adli kontrol kararı verilmişti.
<p>İzmir'de Seferihisar Belediyesi'ne yönelik yürütülen rüşvet soruşturması kapsamında görevden uzaklaştırılan Belediye Başkanı İsmail Yetişkin'in şoförü A.D itiraflarda bulundu.</p>
<p>A.D. ifadesinde, "Bundan 1-1,5 yıl kadar önce emlak komisyonculuğu ve inşaat işleri yapan U.P. beni arayarak 'Başkan sana bir şey söyledi mi, yanıma uğrar mısın?' dedi. U.P. gittiğimde ofiste yalnızdı, üzerindeki kazağı kaldırarak altından deste halinde TL cinsi para çıkarıp bana verdi. Paranın 200 TL'lik 5 deste halinde olduğunu şimdi hatırladım, toplamda 100 bin TL tutarındaki parayı poşet içerisine koyduktan sonra kendisinden teslim aldım. Bu parayı da başkan Yetişkin'e aynı gün elden makamında teslim ettim." ifadelerini kullandı.</p>
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, "Biz bin yıldır Kürtlerle bu topraklarda kardeş olarak yaşıyoruz. Bu kanun mu bizi kardeş yapıyor? Kanunla kardeş mi oluyoruz? Bu süreç mi bizi kardeş yapıyor? Biz zaten kardeşiz. Biz Allah'ın emriyle kardeş olmuşuz. Biz bin yıldır bu topraklarda kız alıp kız vererek kardeş olmuşuz. Vatan birliğimiz var. Biz zaten kardeşiz. Kimlerle, Kürtlerle kardeşiz. Biz PKK'lılarla kardeş değiliz" dedi.
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Destici, Girne açıklarında geminin batması ve bugün Silivri açıklarında iki geminin çarpışması sonucu hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dileyerek başladı. Adli yıl açılışına da değinen Destici, Adalet Bakanlığının faili meçhullere yönelik operasyonlarını hem kendisinin hem de tüm vatandaşların taktir ettiğini belirtti. Destici, faili meçhul olarak yeniden açılan BBP Kurucusu ve ilk Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu dosyasını Genel Başkan Yardımcıları Samet Bağcı başkanlığında bir hukuk grubu oluşturarak yakından takip ettiklerini ifade etti.
Türk-İslam coğrafyasında pekçok katliamların yaşandığını belirten Destici, özellikle Çin'in Uygur Türklerine yönelik katliam yaptığını savundu. Destici, şu görüşleri dile getirdi:
"Türk ve İslam coğrafyasında kan ve gözyaşı bitmiyor. Doğu Türkistan'da hala Kızıl Çin'in işgali zulmü, katliamları fikri ve fiili soykırımları devam ediyor. Çin bütün bu yaptıklarını öpmek ve sanki orada bir işgal yokmuş. O için son dönemlerde Türkiye'den bölgeye heyetler götürüyor. Gazetecileri götürüyor, siyasetçileri götürüyor. En son bilim adamlarını götürdü, üniversite hocalarını götürdü. Ve üzülerek ifade ediyorum ki Çin hükümeti tarafından oraya götürülen bu ekipten. Dönüşte bir kişinin ağzından bile 'Çin zulmediyor, Çin işgali devam ettiriyor, Çin kamplarda binlerce on binlerce Doğu Türkistanlığı ölüme mahkum ediyor. Inanç hürriyetleri yok. Milliyetlerine sahip çıkamıyorlar' demiyor. Bunları duymuyoruz. Sanki her şey bu günahtır. Bu milletine ve mazlumlara ihanettir açıkça ifade ediyorum. Çin işgalcidir, katliamcıdır ve soykırımcıdır. Açıkça ifade edilirim. Bugün bizim dış ticaret açığımızın, cari açımızın da birinci sebebi Çin'de olan ticarettir. Çin'e dört 5 milyar dolarlık satış yaparken 50 milyar dolar üzerinde bir alış yapıyoruz. 45-50 milyar dolarlık bir dış ticaret açımımız var. Bizim cari açımız da zaten bu kadar."
"TÜRK BAYRAĞINI ELİNE ALMAYANLAR, TÜRK PASAPORTUNU DA BIRAKSIN"
Herkesin terör belasından kurtulmak istediğini belirten Destici, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin şunları kaydetti:
"Bu kadar süreç ilerlemiş Meclis'ten yasa çıkmış olmasına rağmen yapılanları görüyoruz. Amed Spor diye bir takım var. Adı Diyarbakır Spor. Nereden çıktı Amed? Türkiye'de Amed diye bir vilayet mi var? Bir bölge mi var? Federasyonu'nun da kabul etmemesi lazımdı. O isimleri lige almaması lazımdı. Lisanslarının onaylamaması lazımdı. 'Önce adını düzelt gel demesi' lazımdı. Bir tane Türk bayrağı görüyor musunuz statta? Görmüyorsunuz. Daha geçtiğimiz günlerde Mehdi Zana öldü, cenazesi yapıldı. Hangi bayrağı sarıldı? Gördünüz mü bayrağı? Türk bayrağını içselleştirilmiş değiller. Bizatihi terör eylemi yapan teröristlerden bahsetmiyorum, onlar zaten kabul etmiyor. Meclis sıralarında oturup milletvekili maaşı ve emekli maaşını birlikte alanlar da ellerine Türk bayrağı almadılar. Ama ceplerinde ayyıldızlı Türk pasaportu var. Hadi onu da bırak. Delikanlıysan o pasaportu da almayın. Türk bayrağını almıyorsun eline hadi pasaportu da alın. Git Kürdistan pasaportunu al. Bu kadar da iki yüzlü, bu kadar da sahtekarlar.
"BU KANUN MU BİZİ KARDEŞ YAPIYOR?"
Elbette terörsüz, teröristsiz Türkiye'den yanayız ama bunlar için de kimliğimizden, dilimizden, devletimizin tekliğinden, ülkemizin bütünlüğünden milletimizin birliğine ve kardeşliğinden de taviz verecek değiliz. Kimse de bizden bu tavizi beklemesin. Biz bin yıldır Kürtlerle bu topraklarda kardeş olarak yaşıyoruz. Bu kanun mu bizi kardeş yapıyor? Kanunla kardeş mi oluyoruz? Bu süreç mi bizi kardeş yapıyor? Biz zaten kardeşiz. Biz Allah'ın emriyle kardeş olmuşuz. Biz bin yıldır bu topraklarda kız alıp kız vererek kardeş olmuşuz. Vatan birliğimiz var. Biz zaten kardeşiz. Kimlerle, Kürtlerle kardeşiz, biz PKK'lılarla kardeş değiliz. Biz vatan hainleriyle kardeş değiliz. Biz siyasi bölücülerle kardeş değiliz. Onların da zaten böyle bir derdi yok. Onun için bölücülüğe devam ediyorlar. En tehlikeli olan noktalarından bir tanesi de sanki Kürtlerle Türkler yeni barışıyormuş, sanki Türklerle Kürtler arasında bir savaş olmuş da bu şimdi barışa çeviriyormuş gibi bir ad oluşturmaya çalışıyorlar. En büyük itirazlarımızdan birisi de bunadır. Kürt meselesi diye bir mesele de yoktur. Terör meselesi var. Bunun da altını çizmek isteriz."
<p>Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, "Nereden çıktı Amed? Türkiye'de Amed diye bir vilayet mi var? Bir bölge mi var? Federasyonu'nun da kabul etmemesi lazımdı. O isimleri lige almaması lazımdı." ifadelerini kullandı.</p>
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi dönüşünde açıklamalarda bulundu.
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Değerli basın mensubu arkadaşlarım, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Kırgız Cumhuriyeti’nin ev sahipliğinde icra edilen Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ne katılmak üzere Bişkek’e yaptığımız ziyareti tamamlamış bulunuyoruz. Değerli dostum, Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un davetiyle diyalog ortağı olduğumuz Teşkilat’ın bu yılki zirvesine şeref konuğu olarak iştirak ettim. Ayrıca liderlerle birlikte 31 Ağustos akşamı 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış törenine katıldım, sporcularımızı selamladım. Bu vesileyle kardeş Kırgız halkının 31 Ağustos Bağımsızlık Günü’nü bir kez daha canı gönülden tebrik ediyor, kıymetli kardeşim, Sayın Caparov nezdinde ev sahiplikleri için Kırgız halkına en kalbi şükranlarımı sunuyorum.
Kıymetli basın mensupları, bundan 30 yıl önce “Şanghay Beşlisi” ismiyle temeli atılan Şanghay İşbirliği Teşkilatı, zaman içerisinde yaklaşık 30 ülke ve uluslararası kuruluşu bünyesinde toplayan en büyük bölgesel teşkilat haline gelmiştir. Asya Pasifik bölgesi ile Orta Doğu’yu bünyesinde buluşturan yegâne yapı olan bu Teşkilat, toplam 35 trilyon doları bulan bir ekonomik yapıyı ve 4 milyarın üzerinde nüfusu temsil ediyor. Bizim de sadece Teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Türkiye olarak gelişen ekonomimiz ve Doğu ile Batı arasındaki stratejik konumumuz gereği bu büyük ekonomik ve beşerî coğrafyayla ilişkilerimizi artırmanın gayretindeyiz. Esasen 2019 yılında ilan ettiğimiz “Yeniden Asya” girişimimiz de bu düşüncemizin yansımasıdır.
Şanghay İşbirliği Teşkilatı’yla bizi birbirimize yaklaştıran bir diğer önemli husus, paylaştığımız bölgesel sahiplenme kültürüdür. Zirvede yaptığım hitapta bu hususa dikkat çekerken aynı zamanda çok taraflılığı ve iş birliğini esas alan diplomatik yaklaşımımızı anlatma fırsatı buldum. Küresel adalet, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmadan ayrı düşünülemeyecek olan iklim değişikliği ile mücadele ve enerji gibi konulardaki çalışmalarımız hakkında bilgi verdim.
Zirve marjında mevkidaşlarımla da görüşmelerim oldu. Azerbaycan, Kırgızistan ve Rusya Federasyonu liderleriyle gündemimizdeki konuları ayrıntılı şekilde ele aldık. Ayrıca aralarında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin de yer aldığı muhataplarımla fikir teatisinde bulunduk.
Kıymetli basın mensupları, hep söylediğimiz üzere en batıdaki Asyalı ve en doğudaki Avrupalı ülke olarak bizimle aynı değerlere sahip her girişimin doğal parçası olmayı sürdüreceğiz. Bilhassa bölgemizde vuku bulan çeşitli çatışma ve krizlerin uluslararası hukuk temelinde diyalog ve diplomasiyle çözümüne yönelik ilkeli tutumumuzu devam ettireceğiz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin ülkemiz, milletimiz, bölgemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
‘HEDEFİMİZ 360 DERECELİK BİR VİZYONLA KENDİ AĞIRLIĞIMIZI ARTIRMAK’
Erdoğan’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle…
– Bişkek Zirvesi’nde alınan kararlar, Türkiye ile Şanghay İşbirliği Teşkilatı arasındaki ekonomik ilişkileri nasıl etkiler? Türkiye’nin, Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile iş birliğini tam bir üyeliğe taşıma ihtimali var mıdır?
Değerli arkadaşlar, öncelikle Bişkek Zirvesi, ülkemizin ekonomik, siyasi ve stratejik seçeneklerini çeşitlendirme iradesinin somut bir göstergesi olmuştur. Türkiye olarak, Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na üye ülkelerle ikili düzeyde ticari ve ekonomik ilişkilere sahibiz. Çin’den Orta Asya’ya, Rusya’dan Güney Asya’ya uzanan geniş coğrafyada, Türkiye’nin ticari ve ekonomik açıdan büyük fırsatlar barındırdığını artık herkes görüyor. Teşkilatla ilişkilerimizde çok yönlü dış politika anlayışımızın yansıması olarak son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedildi. Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile dengeli ilişkiler geliştirebilen, bağlarını da bu ölçüde derinleştirebilen bir ülke. Türkiye’nin bu yaklaşımı, küresel sorunlara iş birliği ve etkin çok taraflılık temelinde çözüm bulma amacını da kuvvetlendiriyor. Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile önümüzdeki süreçte ilişkilerin daha ileri seviyelere taşınması da bizim açımızdan mümkün. Şunun da altını özellikle çizmek isterim. Türkiye’nin teşkilata üyelik perspektifi, bir bloktan bir kopuş, Batı’ya sırt çevirme anlamına asla gelmez. Hedefimiz; 360 derecelik bir vizyonla kendi ağırlığımızı artırmaktır.
– Zirve kadar dikkat çeken konulardan bir tanesi de Rusya Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin’le görüşmeniz oldu. Zirve marjında yaptığınız görüşme genel anlamda nasıl geçti? Hangi konuları ele aldınız?
Sayın Putin ile ikili bir görüşme yaptık. Bu görüşmede de özellikle Rusya-Ukrayna arasındaki gelişmeleri ele alma imkanımız oldu ve çok verimliydi. Çok çok samimi bir havada geçti. Enerjiden ticarete, turizmden yatırımlara kadar birçok alanda Rusya ile önemli bir iş birliğimiz var. Hepsinden öte, milyonlarca Rus turisti ülkemizde ağırlıyoruz. Başka herhangi bir ülkeden böyle bir turist Türkiye’ye gelmiyor. Önceleri biliyorsunuz Almanya da iyi bir konumdaydı. Ama Rusya sonra onları aştı. Türkiye, bölgemizdeki çatışmaların barışçıl noktadaki çözümünde roller üstleniyor. Özellikle Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir an önce barışla neticelenmesi bizim de Sayın Putin’in de beklentisidir. Bir an önce istiyoruz ki; bu bölgede Rusya-Ukrayna arasında bir barış süreci de gerçekleşsin, bölgeye barış egemen olsun. Bu savaşın hem bölgemiz hem dünyamız, hem de taraflar için hayırlı bir sonuç doğurmadığı ortada. Peki bundan Putin memnun mu? Memnun değil. Bir an önce bu işin hayırlısıyla sonuçlanmasını o da bekliyor. Biz barış için elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu Sayın Putin’e ifade ettik. Savaşın değil, barışın kazanacağı bir gerçek. Bunun için de her türlü gayreti göstermeye hazırız.
‘MEKKE İTTİFAKINA TEPKİ KOYAN ÇOK AZ ÜLKE VAR, AMA GİZLİDEN TEPKİ KOYAN ÜLKELER DE MEVCUT’
– İstanbul’da Mekke İttifakı’nın ilk önemli toplantısı gerçekleştirildi. Biz biliyoruz ki bölgedeki bazı ülkeler bu ittifaktan fevkalade rahatsız. Geniş bir coğrafyada barışı inşa etme amacı olan bir savunma iş birliğinden neden bu kadar rahatsızlar?
İstanbul’da gerçekleştirilen toplantı çok çok önemli. Bu ittifakın ilk ve somut adımını atmak üzere Strateji, Siyaset ve Askeri Komitesi toplandı. Üç ülkeden Dışişleri Bakanları, Milli Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları bir araya geldiler. Burada, bir an önce somut adımlar atılması yönündeki yaklaşışımıza binaen, teknik olarak yapılması gereken konuları ortaya koyduk. Bunların başında sekreteryanın kurulması ve işlerlik kazandırılması gerekiyor. Burada askeri ve siyasi konuların ele alınması lazım. Savunma sanayii, önemli bir iş birliği alanı. Bir de askeri operasyonel iş birliği alanı kapsamında askeri eğitimler, askeri standardizasyon, askeri tehdit, imkan ve kabiliyetlerin paylaşılması bunun gibi teknik konular ele alındı. Bunlar hangi zamanlamayla nasıl hayata geçecek, onun kararları alındı. Bu ittifaka açıktan tepki koyan çok az ülke var, ama gizliden tepki koyan ülkeler de mevcut. Özellikle Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye dengesi birçok aktörün açıktan bu ittifakı eleştirmesini zorlaştırıyor. Bu ittifak, bölgemizde istikrar ve güvenlik için kurulmuştur. Biz yolumuza kardeşlerimizle birlikte, güçlenerek devam edeceğiz.
‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNE DAİR İLGİLİ KURUMLARIMIZ ŞU ANDA EŞ GÜDÜM İÇİNDE ÇALIŞIYOR’
– “Terörsüz Türkiye” sürecinde “çerçeve yasa” büyük bir çoğunlukla Meclis’ten geçti. Artık terör örgütünün silahları bırakması bekleniyor. Bu süreçte hedefe ulaşmak için merak ettiğim şey şu; sizce bu sürecin ne kadar bir zamanda tamamlanması gerekir?
Bu tür olaylarda zaman vermek, yani bir takvim ortaya koymak, bu işi zamanlamak mümkün değil. “Terörsüz Türkiye” sürecini bir takvim meselesinden öte bir hedef meselesi olarak görüyoruz. Olaya böyle bakacağız. Elbette devlet olarak bizim bir yol haritamız var, bir planımız, bir takvimlendirmemiz var. Sürece dair ilgili kurumlarımız şu anda eş güdüm içinde çalışıyor. Bugün geldiğimiz noktada Meclis’imizin ortaya koyduğu güçlü mutabakat önemlidir, çok kıymetlidir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulan takip kurulu atılacak adımları, yasada tanımlanan görevler çerçevesinde planlamaya başlamıştır. Yasanın uygulanmaya başlanması için ise örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye olması gerekir. Bu konuda tespit ve teyitlerin nasıl yapılacağı ise bellidir. Süreç adım adım ilerlemektedir. Süreç, bütün her şeyiyle dar kalıplara hapsedilmemiştir. Bu yönde de bir rahatlık söz konusudur. Meseleye devlet ciddiyetiyle yaklaşıyor ve adımlarımızı da buna göre atıyoruz. Milletimiz de “Terörsüz Türkiye’ye desteğini ortaya koymuştur. Böylesi provokasyona açık süreçlerin çok uzamaması gerekir. Bu noktada Meclis Başkanımız da dahil olmak üzere Grup Başkanlarımız her türlü hassasiyeti gösteriyor ve yola da bu kararlılık içerisinde devam ediyoruz.
‘İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK, FARKLILIKLARI YOK ETMEK DEĞİLDİR’
– Sayın Cumhurbaşkanım, siz iç cephenin güçlendirilmesine çok önem veren bir lidersiniz. Siz önem verirken DEM Parti’den zaman zaman aykırı seslerin gelmesi “Toplumsal bütünleşmeye hizmet etmiyor” yorumlarına yol açıyor. Bunu aşacak yeni dil nasıl inşa edilecek? Tavsiye ve çağrınız ne olabilir?
Biz meseleye dar çerçeveden bakamayız. Samimi olacağız. Sorumlu olacağız. Sağduyulu olacağız, Kardeşliğimizi koruyacağız. En geniş perspektiften konuya yaklaşıyor ve hedefe de böylece odaklanıyoruz. Milletin kardeşliğini zedeleyen, toplumsal bütünleşmeyi yaralayan, terörün geçmişte oluşturduğu fay hatlarını yeniden harekete geçirme riski olan yaklaşımları hoş göremeyiz. Siyasi kimlik taşıyan bazı kimselerin birtakım ölçüsüz söylemleri olabilir. Bunu, süreci enfekte etmek için yapanlar da çıkabilir. Bilinsin ki; toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyen her söylem, kaosa katkı sağlar, başka herhangi bir işe yaramaz. Açıkçası, milletimizin bu tür tahriklere karşı ben bir direnç geliştirdiğini düşünüyorum. Bu süreci millet mayalamıştır ve maya da tutmuştur. İç cepheyi güçlendirmek, farklılıkları yok etmek değildir. Bunu boşuna söylemedik. İç cepheyi güçlendireceğiz. Farklılıklarımızla birlikte Türkiye paydasında kenetleneceğiz. Biz buna “Büyük Türkiye Mutabakatı” diyoruz. Bunu unutmayalım. Biz menzile ulaşmak için ne yaptığımızı bilerek bu yolda ilerliyoruz.
– “Terörsüz Türkiye” konusundan devam edeyim. Bu örgütün Suriye’deki yapılanması YPG-PYD’nin fesih kararıyla ilgili nasıl bir değerlendirme yapacaksınız?
Açıklanan karardan kardeş Suriye halkı adına doğrusu memnuniyet duydum. Alınan kararı ve entegrasyonun sağlanmasını olumlu değerlendiriyoruz. Kararın sahada uygulamasını hem Suriye tarafı hem Suriye ile çok uzun bir sınır hattı bulunan bir komşu ülke olarak biz, elbette takip ediyoruz. Suriye’nin bütün unsurlarıyla bir ve bütün olmasını en çok biz arzu ederiz. Suriye’de sürdürülebilir kalkınma ve kapasite artışı için bu önemlidir. Bizler bunun için Suriyeli kardeşlerimizin hep yanında olduk, bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bu konuda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, maşallah zor süreçleri başarıyla yönetmiştir ve yönetiyor. Hem entegrasyon sürecinden hem de Suriye halkının kısa sürede elde ettiği kazanımlardan ümitvarız. Ben bu sürecin sadece Türkiye ve Suriye için değil, bütün bölge için yeni bir dönemin kapısını aralayacağına inanıyorum. Terör defteri artık kapanmalı, silahın, şiddetin devri artık kapanmalı.
‘SURİYE’NİN İÇ BARIŞINA DARBE VURMAK İSTEYENLERE ALAN AÇILMAMASI ŞART’
– Suriye’den devam edeceğim. Amerika’nın Suriye politikasıyla ilgili özellikle son dönemde Suriye’nin toprak bütünlüğünü vurguladığını görüyoruz. Hatta Amerikalılar da “tek bayrak, tek ordu” söylemini vurgulamaya başladılar. Bu vesileyle Washington’la, Türkiye’nin yıllardır savunduğu bu Suriye politikası arasında bir yakınlaşma görüyor musunuz?
Türkiye olarak biz, Suriye konusunda dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Suriye’nin terör örgütlerinin cirit attığı bir alan olamayacağını, buradaki istikrarsızlığın bütün bölgeye yayılabileceğini söyledik ve neticede haklı çıktık. Demek ki Amerika da artık Suriye’nin gerçeklerinin farkına vardı. Suriye halkı çok ağır bedeller ödedi ama vatanlarına sahip çıktılar. Şimdi de bütün Suriye’yi inşa etmek için çalışıyorlar. Bu konuda bütün komşu ve Suriye’ye dost ülkeleri Suriye’nin yeniden inşa ve imarına yardımcı olmaya davet ediyorum. Ve bu çağrımızı yapacağız, yapmaya devam edeceğiz. Suriye’deki durum bizim vizyonumuzun ne kadar doğru, Suriye politikamızın ne kadar gerçekçi olduğunu kanıtlaması yönüyle de önemli. Provokasyonlarla mücadele konusu da önemli. Suriye’nin iç barışına darbe vurmak isteyenlere alan açılmaması şart. Suriye’nin istikrarına giden yol, fitne tohumlarını temizlemekten geçer.
F-35 PROGRAMI
– Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi meselesiyle bağlantılı olarak S400’lerin üçüncü bir ülkeye devri konusunda adım atılabileceği ifade ediliyor. Sayın Putin’le görüşmenizde bu konu masaya geldi mi?
Sayın Putin’le ikili gündemimizdeki her konuyu ele aldık. Biliyorsunuz, Türkiye, F-35 programının ortaklarından biriydi. Bu program kapsamında ciddi katkılar sundu. Türkiye’nin programa tekrar dahil olması konusunda da görüşmelerimiz sürüyor. Amerika’daki süreçlerin bir an önce tamamlanmasıyla bu meselenin geride bırakılacağını düşünüyoruz. Tüm bu diplomatik çabalarımızı yürütürken de KAAN’dan vazgeçmiyoruz. Kendi hava savunma sistemlerimizi geliştirmekten vazgeçmiyoruz. Aksine Türkiye’nin seçeneklerini artırıyoruz. İşte güçlü Türkiye budur. Güçlü Türkiye’nin yol haritası budur.
– Benim sorum da Karadeniz’le ilgili olacak. Rusya-Ukrayna arasında yaşanan savaş sürecinde Karadeniz’de zaman zaman ticari gemiler de hedef haline gelebiliyor. Ve zaman zaman da Türk gemileri de bu süreçten zarar görebiliyorlar. Sayın Putin’le görüşmenizde bu konu gündeme geldi mi? Ortak bir çözüm geliştirilecek mi?
Yalnız Türk bayraklı veya Türk işletmecilerin kullandığı gemiler değil, Karadeniz’deki bütün sivil deniz taşımacılığının güvenliği bizim için önemli. Taraftar arasındaki mücadele, sivillerin ve ticari hayatın güvenliğini ortadan kaldıracak bir noktaya taşınmamalıdır. Bu nedenlerle çok daha geniş bir perspektifle hareket ediyoruz. Bu sorunu çözmemiz lazım. Çünkü artık verdiği zarar giderek katlanıyor. Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı şekilde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç var. Şunu açıkça söylemek isterim ki, tahıl krizinin özellikle Afrika kıtasında yeniden baş gösterdiğini görüyoruz. Sorun daha da büyümeden inisiyatif alınmasında fayda var.
‘YUNANİSTAN GİRDİĞİ BU YANLIŞ YOLDAN DÖNMELİ’
– Benim sorum Yunanistan’la ilgili… Biliyorsunuz bir taraftan Türkiye’yle diyalog mesajları verirken bir taraftan da Ege adalarındaki askeri kapasitelerini artırıyorlar. Son olarak Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Türkiye’nin itirazlarına rağmen bölgede planlarının değişmeyeceğini söyledi. Eğer Yunanistan gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaya devam ederse bundan sonraki süreçte Türkiye’nin yaklaşımı nasıl olacak?
Ne yapalım? Bize düşen nedir? Gereğini yapmak. Yunanistan’la biz iyi komşuluk temelinde yürüyelim diyoruz. Kara parçamızdan, şöyle Kaş’tan Yunanistan’a bir ses versek duyarlar değil mi? Ama biz her konuda samimi olduk. Yapıcı davranan taraf olduk. Fakat çoğu zaman iyi niyetimizin karşılığını göremedik. Bir defa Yunanistan’ın şunu artık anlaması lazım, Türkiye’nin, kimsenin toprağında gözü yoktur ancak kimseye de haklarını çiğnetmez. Uluslararası anlaşmaların hiçe sayılması ve bunların çiğnenmesi kimseye fayda sağlamayacaktır. Türkiye’nin serinkanlı ve sağduyulu yaklaşımını her kim bir acziyet olarak okuyorsa, açık söylüyorum, vahim bir hata yapıyor demektir. Yunanistan, girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmelidir. Tarih, ibret alanlar için çok çok iyi bir yol göstericidir. Biz bölgemizde barış, güvenlik ve istikrar için çalışmaya devam edeceğiz.
Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadenin yaklaşık 3,5 saat sürdüğü ve 12 sayfa tuttuğu öğrenildi. Başsavcılığın, Şahin hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 220/7. maddesi kapsamında “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ve 283/1. maddesi kapsamında “suçluyu kayırma” suçlarından, “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasını talep ettiği öğrenildi.
Kuriş suç örgütü yöneticisi Hilmi Tuna Kuriş'in kaçırılmasına aracılık ettiği tespit edilen aracın tahsis sahibi eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin adli kontrol talebiyle nöbetçi sulh ceza hâkimliğine sevk edildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fuhuş ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama soruşturması kapsamında gözaltına alınan Yeni Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Tekinoğlu’nun, “bir kimseyi fuhuşa teşvik etmek veya yaptırmak, aracılık etmek veya yer temin etmek” ile “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak” suçlarından tutuklandığı bildirildi.
Şanghay İşbirliği Örgütünün (ŞİÖ) Devlet Başkanları Zirvesi'ne katılmak üzere Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. Görüşmede, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın da yer aldı.
İngiltere'de Muhafazakâr Parti’nin önde gelen isimlerinden Sir James Cleverly, 2028’de yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimleri öncesinde partisinin adaylığını kazanmak amacıyla gölge kabinedeki görevinden ayrıldı.
Gölge Konut Bakanlığı görevini bırakan Cleverly, bütün enerjisini adaylık sürecine ve seçim kampanyasına yönelteceğini açıkladı. Ancak Cleverly henüz Muhafazakâr Parti’nin resmî adayı değil; öncelikle parti içindeki aday belirleme sürecini kazanması gerekiyor.
Daha önce dışişleri, içişleri ve eğitim bakanlığı yapan Cleverly, 2008-2016 yılları arasında Londra Meclisi’nde Bexley ve Bromley bölgesini temsil etmişti. Boris Johnson’ın belediye başkanlığı döneminde de belediye başkan yardımcılığı görevinde bulunmuştu. Bu geçmişi, Cleverly’nin kampanyasında Londra yönetimi konusundaki deneyimini öne çıkarmasına imkân veriyor.
“Klasik Muhafazakâr bir vizyon sunacağım”
Cleverly, Times Radio’ya yaptığı açıklamada kampanyasının temelini girişimcilik, ekonomik büyüme ve fırsat eşitliğinin oluşturacağını söyledi.
“Klasik Muhafazakâr bir Londra Belediye Başkanlığı vizyonu ortaya koyacağım. Bu vizyon girişimcilik ve fırsatlar üzerine kurulacak” diyen Cleverly, kampanyasının parti lideri Kemi Badenoch’un ülke genelindeki siyasi programıyla paralel ilerleyeceğini belirtti.
Badenoch liderliğindeki Muhafazakâr Parti’nin daha sağa yönelmesi nedeniyle gölge kabineden ayrıldığı iddiasını reddeden Cleverly, pazar günü verdiği röportajlarda göç, kimlik ve kültür savaşları gibi tartışmalı alanlardan uzak durdu. Bunun yerine ekonomi, konut, yatırım ve Londra’nın uluslararası rekabet gücüne ağırlık verdi.
Khan’a “tutkusunu kaybetti” eleştirisi
Cleverly, 2016’dan bu yana Londra Belediye Başkanlığı görevini sürdüren İşçi Partili Sadiq Khan’ın kentin sorunlarını çözme konusundaki isteğini kaybettiğini öne sürdü.
LBC’ye konuşan Cleverly, Khan’ın “göreve yönelik tutkusunu gerçekten kaybettiğini” savundu. Muhafazakâr siyasetçi, Londra’nın yalnızca mevcut hizmetleri yöneten bir belediye başkanına değil, kent ekonomisini yeniden canlandıracak güçlü bir siyasi liderliğe ihtiyacı olduğunu söyledi.
Khan, 2024 seçimlerinde oyların yüzde 43,8’ini alarak Muhafazakâr aday Susan Hall’u yenmiş ve üçüncü kez göreve seçilmişti. Khan’ın 2028’de dördüncü dönem için aday olup olmayacağı henüz kesinleşmedi.
Burnham’a “Londra ile savaş yürütüyor” suçlaması
Cleverly’nin hedefindeki bir diğer isim Başbakan Andy Burnham oldu. Burnham’ı “çok fazla Londra karşıtı” olmakla suçlayan Cleverly, hükümetin başkenti vergi ve düzenlemeler yoluyla bir gelir kaynağı olarak gördüğünü ileri sürdü.
Cleverly, “Andy Burnham meseleyi anlamıyor. Londra ile bir savaş yürütüyor ve Londra’nın kendi çıkarlarını savunacak birine ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.
Eski bakanın bu çıkışı, seçim kampanyasının yalnızca Sadiq Khan’ın belediye yönetimine değil, Burnham hükümetinin başkente yönelik ekonomi, vergi ve bölgesel kalkınma politikalarına karşı da yürütüleceğine işaret etti.
Konut politikası kampanyanın önemli başlıklarından biri olacak
Cleverly’nin daha önce yaptığı açıklamalar, konut krizinin kampanyasının merkezinde yer alacağını gösteriyor. Cleverly, Londra Planı’nın yeniden yazılmasını, toplu ulaşım hatları çevresinde daha fazla konut yapılmasını ve atıl durumdaki eski sanayi alanlarının konut ve iş merkezlerine dönüştürülmesini savunuyor.
Konut inşaatlarının önündeki düzenlemelerin azaltılmasını isteyen Cleverly, Londra’da ortalama bir evin fiyatının yarım milyon sterlini aştığını ve konut sahibi olmanın çok sayıda kişi için ulaşılmaz hale geldiğini belirtiyor. Muhafazakâr Parti’de yaptığı önceki konuşmada, özellikle kahverengi alanlarda on binlerce yeni konutun önünün açılması gerektiğini söylemişti.
Liberal Demokrat seçmenin desteği kritik olabilir
2028 seçimlerinde iki tercihli “tamamlayıcı oy” sisteminin yeniden uygulanmasının planlanması, adayların yalnızca kendi seçmenlerine değil, diğer partilerin destekçilerine de seslenmesini gerekli kılıyor.
London School of Economics’ten Prof. Tony Travers’a göre Cleverly’nin kazanabilmesi için ilk tercihini Liberal Demokratlardan yana kullanan seçmenlerin ikinci tercih oylarını da alması gerekecek. Bu nedenle Cleverly’nin önceki Muhafazakâr aday Susan Hall’a kıyasla daha merkezde ve daha kapsayıcı bir kampanya yürütmesi bekleniyor.
Ağustos ayında yayımlanan bir Savanta araştırması; İşçi Partisi’nin Londra’daki desteğini yüzde 33, Reform UK’in yüzde 20, Muhafazakârların yüzde 18, Yeşillerin yüzde 14 ve Liberal Demokratların yüzde 10 olarak ölçtü. Aynı araştırmaya göre Khan yeniden aday olması halinde dördüncü kez seçilebilecek konumda bulunuyor.
Bununla birlikte başka bir YouGov araştırmasında Londralıların yüzde 56’sı Khan’ın görevi bırakması ve İşçi Partisi’nin 2028’de farklı bir aday çıkarması gerektiğini söyledi.
İşçi Partisi’nde alternatif isimler konuşuluyor
Sadiq Khan’ın aday olmaması halinde İşçi Partisi’nde Brent East Milletvekili Dawn Butler’ın yarışa girmesi bekleniyor. Rosena Allin-Khan ile eski Adalet Bakanı David Lammy’nin isimleri de muhtemel adaylar arasında gösteriliyor.
Muhafazakârlar açısından ise Cleverly’nin kabine deneyimine sahip, kamuoyunda tanınan bir isim olması yarışın siyasi ağırlığını artırdı. Cleverly’nin adaylığı kazanması halinde 2028 Londra seçimi, yalnızca belediye başkanlığının değil, Kemi Badenoch liderliğindeki Muhafazakâr Parti’nin yeniden iktidar alternatifi olup olamayacağının da önemli bir sınavı olacak.
Cleverly de Londra’da elde edilecek bir Muhafazakâr zaferin Badenoch’un başbakanlığa uzanan yolunda önemli bir basamak oluşturacağını savunuyor. Buna karşılık adaylığının gelecekte yeniden parti liderliğine yönelmek için bir araç olduğu iddialarını reddediyor.
İşçilere aylardır maaş verilmeyen belediyede son olarak bir danışmanın öz kardeşini işe alarak kendisine özel şoför yaptığı, baldızını da Elazığ'dan getirtip kütüphane birimine yerleştirdiği ortaya çıktı. CHP'li ve Yeni Partili meclis üyelerinin de kendi yakınlarını haziran ayında toplu şekilde belediyeye soktuğu öğrenildi.
Sabah'tan yer alan habere göre, yerel seçimlerden bu yana torpilli atamalar, mali kriz, şüpheli ihaleler ve tazminatsız kovulan işçilerle gündem olan Çiğli Belediyesi'nde sular durulmuyor. Son olarak, Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız'ın danışmanı İsmail Yiğitoğlu'nun, öz kardeşini işe alıp kendisine özel şoför yaptığı ortaya çıktı. Yiğitoğlu'nun daha önce de baldızını Elazığ'dan getirerek kütüphane birimine yerleştirdiği öğrenildi. Geçmişte belediye iştiraklerinden ÇİBEL'de müdür olduğu bildirilen Yiğitoğlu'nun, kendisini memur yaptırabilmek için belediyeye geçtiği ve kağıt üzerinde danışman olarak atandığı iddia ediliyor.
TORPİL ÜSTÜNE TORPİL
CHP'li ve Yeni Partili meclis üyelerinin de haziran ayında onlarca yakınını belediyede toplu halde işe soktuğu öğrenildi. Yeni Parti Belediye Meclis Üyesi Şükrü Erol'un daha da ileri giderek kızını sözleşmeli memur yaptığı aktarıldı. Yeni Partili kurmayların da "torpil üssü" haline geldiği bilinen belediyedeki furyaya rağmen işçilere maaşlar bir türlü ödenmiyor. Birçok birimde ve iştirak şirketinde personelin 3 aydır maaş alamadığı öğrenildi. İşçilere "Mali durumumuz kötü, böyle idare edeceksiniz" denilerek oyalama taktiği yürütülüyor.
"BES" KESİNTİLERİ NEREDE?
Belediye bağlı Çiğli Gıda şirketinden, mali kriz gerekçe gösterilerek ocak ayında belediye kadrosuna kaydırılan 165 işçinin ocak ayı maaşlarının ise hala yatırılmadığı öğrenildi. Bu işçilerden yıllarca "BES kesintisi" denilerek maaş kesintisi yapıldığı ancak bunun da yalan olduğu ve işçilere BES sözleşmesi bile yapılmadığı ortaya çıkmıştı. Söz konusu kesintilerin nereye gittiği belirsizliğini koruyor. İşçiler ise kendi ceplerinden "BES" kisvesi altında çıkan paraların bir an önce iadesini istiyor.
2 AYDIR GÖZLERDEN UZAK
Yerel seçimler sonrası 147 emekçiyi tazminat bile ödemeden kovan ve peş peşe torpilli atamalar yaparak tepki çeken Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız'ın ise son 2 aydır kendisini geri plana çektiği ve mümkün olduğunca gözlerden uzak kalmaya çalıştığı iddia ediliyor.
<p>İzmir Çiğli Belediyesi'ndeki skandalların ardı arkası kesilmiyor. CHP'li ve Yeni Partili meclis üyelerinin de haziran ayında onlarca yakınını belediyede toplu halde işe soktuğu öğrenildi. </p>
<p>İşçilere aylardır maaş verilmeyen belediyede son olarak bir danışmanın öz kardeşini işe alarak kendisine özel şoför yaptığı, baldızını da Elazığ'dan getirtip kütüphane birimine yerleştirdiği ortaya çıktı. CHP'li ve Yeni Partili meclis üyelerinin de kendi yakınlarını haziran ayında toplu şekilde belediyeye soktuğu öğrenildi.</p>
AK Parti, Türkiye Yüzyılı Buluşmaları kapsamında düzenlenecek “Kardeşlikle Kenetlenen, İstikrarla Güçlenen Türkiye” programının tanıtımını gerçekleştirdi. AK Parti Genel Merkezi’nde düzenlenen toplantıda konuşan Büyükgümüş, Türkiye’nin birlik ve beraberliğini güçlendirmeye, toplumsal dayanışmayı artırmaya ve istikrarı sürdürmeye yönelik çalışmaların devam edeceğini söyledi.Programın teşkilatlarla koordinasyon içerisinde hazırlandığını aktaran Büyükgümüş, Türkiye’nin farklı bölgelerinde vatandaşlarla bir araya geleceklerini, toplumun farklı kesimleriyle temaslarını artıracaklarını ifade etti. Sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler yapılacağını belirten Büyükgümüş, şehit yakınları ve gazilerin de ziyaret edileceğini söyledi.
“TÜRKİYE YENİ BİR KALKINMA DÖNEMİNE GİRECEK”“Terörsüz Türkiye” sürecinin Türkiye’yi daha güçlü bir konuma taşıyacağını dile getiren Büyükgümüş, oluşacak huzur ortamının ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına yeni imkanlar sağlayacağını belirtti. Büyükgümüş, “25 yılda olduğu gibi daha nice yıllar AK Partimizin Türkiye’de siyasete damgasını vurduğu, varlığıyla, duruşuyla ve sözüyle ana istikameti oluşturduğu bir geleceği inşa etmek istiyoruz” dedi.Türkiye’nin yeni bir kalkınma dönemine gireceğine ilişkin güçlü bir inanç taşıdıklarını ifade eden Büyükgümüş, bu doğrultuda hem hükümetin hem de AK Parti’nin hazırlıklarının bulunduğunu kaydetti. Büyükgümüş, güçlenen kardeşlik ikliminin Türkiye’nin büyümesi ve yeni imkanlarla buluşması açısından önemli bir döneme işaret edeceğini söyledi.
“KONUŞUP ÇÖZEMEYECEĞİMİZ HİÇBİR MESELE YOK”“Terörsüz Türkiye” sürecine mesafeli duran kesimlerle de görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirten Büyükgümüş, sürece ilişkin farklı görüşlerin Meclis çatısı altında ele alınmasının önemine dikkati çekti.Meclis’te en sert eleştirileri yönelten isimlerle dahi görüşmeler yapıldığını anlatan Büyükgümüş, yasa teklifinin içeriğinin Meclis’e sunulmadan önce milletvekilleriyle paylaşıldığını ve görüşlerinin alındığını söyledi. “Çerçeve Yasa”nın TBMM’de 467 oyla kabul edilmesini de değerlendiren Büyükgümüş, “Demek ki ne kadar birbirimize zıt da olsak Türkiye’de konuşup çözemeyeceğimiz hiçbir meselemiz yok” ifadelerini kullandı.
“SEÇİME VARMIŞ GİBİ ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ”Erken seçim tartışmalarına da değinen Büyükgümüş, AK Parti’nin çalışmalarını seçim olup olmamasına göre şekillendirmediğini söyledi.Büyükgümüş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığı konusunda ise teknik bir tarih düzenlemesinin gündeme gelebileceğini belirterek, “Cumhurbaşkanımızın adaylığı için bir teknik tarih düzenlemesi yapılabilir. Onun dışında şu an bizim gündemimizde erken seçim değil, milletimize daha fazla hizmet etmek var” dedi.
AK Parti Kocaeli Milletvekili ve Meclis Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanı Veysel Tipioğlu, ÜLKE TV'de canlı yayınlanan Arka Plan programında Mustafa Yıldız'ın sorularını yanıtlayarak gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Terörle mücadelenin kararlılıkla süreceğini vurgulayan Tipioğlu, "Türkiye artık teröre ödediklerini, terörün kaybettirdiklerini ekonomiye, üretime, istihdama, bu aziz milletin refahına harcamak istiyor." dedi.
'TERÖRÜN 42 YILDA TÜRKİYE'YE MALİYETİ 2 TRİLYON DOLAR'
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ahlat ve Malazgirt programlarında terörsüz Türkiye mesajının altını net bir şekilde çizdiğini anlatan Tipioğlu, "Terörün bu ülkeye yaşattığı manevi acıların telafisi hiçbir şekilde mümkün değil. On binlerce yiğidimiz şehadet şerbetini içti. 42 yıllık Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde dolaylı olarak 2 trilyon dolar civarında bir parayı heba ettiğimiz anlaşılıyor." ifadelerini kullandı.
Kocaeli'nin AK Parti iktidarları döneminde milli bütçeden aldığı 10 milyar dolarlık payla 35.1 milyar dolarlık ihracat rakamına ulaştığına dikkat çeken Tipioğlu, "2 trilyon dolar Türkiye'nin ekonomisine girseydi muhtemeldir ki şimdiki kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla en az iki katı olurdu. Savunma sanayimiz çok daha önemli noktalarda olurdu. Herkesin işi, herkesin aşı olurdu." diye konuştu.
'TERÖRİSTE AF MAF YOK'
Terörle mücadelede gelinen noktayı ve örgütlerin küresel güçlerle ilişkisini anlatan Tipioğlu, "Bir defa böyle teröriste bir af maf değil. Bunu çok net altını çizeyim. Buradaki şey terörü bitirme hadisesidir. Yani Türkiye son 42 yıldır biraz önce anlattık terörün bu işe, ülkeye yaşattıklarını, manevi acıları. E ne yapalım hep acıyla mı yaşayalım? Hep kayıp mı edelim? Türkiye'deki bütün terör örgütleri ama adına ne derseniz deyin, bir şekilde küresel güçlerin tasmalığını yapan grupların hadisesidir. Yani ister köktendinci, dini motifli olsun FETÖ ve benzeri olsun, ister Marksist Leninist ideolojiyi benimseyen terör örgütleri olsun, ister bölücü, bölgeci faşist PKK terör örgütü olsun, bunların hepsinin tasmaları başkalarının elinde." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin artık masada ve sahada güçlü bir ülke olduğunu vurgulayan Tipioğlu, "Yani netice itibarıyla biz terörle terörsüz Türkiye, o milli birlik ve kardeşlik kanunu bu ülkedeki Kürt ve Türk'ün arasındaki terörü çekip alıp bin yıllık kardeşliğin kalmasını sağlayacak bir hadisedir. Teröriste af maf yok. Bunu çok net altını çiziyorum." dedi.
'BU ÜLKE YOKSA SİZ DE YOKSUNUZ BİZ DE YOKUZ'
Sürece yönelik eleştirilere ve provokasyon riskine dikkat çeken Tipioğlu, şunları kaydetti:
"Askeri, polisi şehit eden, adam öldüren, bombalayan hiç kimsenin bu işlerden affı mümkün değil. Bu kapsam dışı. Bunu çok net söylüyoruz. Yani ama bunu söyleyenler iyi niyetle söylemiyor Musa Bey. Çeşitli saiklerle, çeşitli menfaat şeyleriyle hareket ediyor olabilirler ama bilmeleri gereken bir şey var. Bu ülke yoksa siz de yoksunuz, biz de yokuz. Evvelemirde bu şanlı bayrak, bu aziz toprak, bu ezanların bu topraklar üzerinde yankılanması, şanlı bayrağın bu topraklar üzerinde dalgalanması lazım. Biz bunun mücadelesindeyiz. Diğerlerinin ne dediğinin önemi yok. Biz ne yaptığımızı biliyoruz."
Terörsüz Türkiye hedefi için toplumsal birliğin şart olduğunu belirterek, "Çünkü terörsüz Türkiye gibi tarihi bir hedefe ulaşmak yalnızca devletin ve siyasetin bir kesiminin gayretiyle mümkün olmaz. Buradan siyaset kurumundan toplumsal kesimlere herkese ama herkese, 86 milyonun 86 milyonuna da çok önemli görevler düşüyor. Biz çok önemli bir yola girdik. Burada Sayın Cumhurbaşkanımızın, Cumhur İttifakı ortağımız Devlet Bahçeli'nin ve Mecliste oylanan 467 milletvekilinin reyi var. Bu ülkenin kahir ekseriyeti bu işin bitmesi noktasında irade beyan etmiş durumda." ifadelerini kullandı.
'BİZ İSRAİL GİBİ DÜN KURULAN BİR MİLLET DEĞİLİZ'
Türkiye'nin sınır ötesinde bir terör devleti kurulmasına asla izin vermeyeceğini belirten Tipioğlu, "Sayın Cumhurbaşkanı 2015'te Türkiye'nin sınırlarının dışında hiçbir şekilde bir teröristan devleti kurulmasına müsaade etmeyeceğiz dedi. O gün de bunu söylüyorduk, bugün de bunu söylüyoruz. Tekrar söylüyoruz; sınırlarımızın dışında ülkemizi ve milli güvenliğimizi tehdit edecek adı, yapısı ne olursa olsun hiçbir şeye bu devlet müsaade etmedi, bundan sonra da müsaade etmeyecektir." dedi.
İsrail'in bölgedeki stratejilerine ve terör örgütlerinin dış bağlantılarına değinen Tipioğlu, "İsrail kurulduğu günden iki yıl sonra ya da kurulduğu tarihten iki yıl sonra, üç yıl sonra bölgesinde yani o yaşadığı, kurulduğu bölgede kendine payanda olacak birilerini aradı. Ve sürekli buna yatırım yaptı. MOSSAD aracılığıyla, Amerikan CIA'i aracılığıyla buna yatırım yaptı. Bugünkü İsrail'in yaptıklarını o günkü düşüncesiyle, o günkü fikriyle okumak yanlış olmaz diye düşünüyorum." diye konuştu.
Tipioğlu, "Türk devlet aklı binlerce yıllık bir devlet geleneği olan bir milletiz. Biz İsrail gibi dün kurulan bir millet değiliz ki. Bizim genetik kodlarımız asırlara dayanıyor. Dolayısıyla bu genetik kodlarımız, bu devlet aklımız ve bilge bir liderin, Cumhurbaşkanımızın ferasetiyle de birleşince ortaya bu tablo çıktı." dedi.
'DEVLET SADECE BEYANA GÖRE HAREKET ETMEZ'
Devletin terör örgütüne yönelik beklentilerini ve sahadaki şartları net bir dille ifade eden Tipioğlu, "Devlet elbette ki söyleneni dinler. Ama devlet sadece beyana göre hareket etmez ki. Sahadaki eyleme bakar. Terör örgütü kendini feshetti mi? Terör örgütü silahları teslim etti mi? Terör örgütü söyleminden vazgeçti mi? Bunu işte teyit eder, tespit eder, sahadaki uygulamayla görür, ona göre bir karar verir. Yani baktığı şeylerden bir tanesi terör örgütü tamamen silahını bırakıyor mu? Türkiye içerisindeki ve Türkiye dışındaki finansman kaynakları dahil, eleman devşirme kaynakları dahil her türlü imkan ve kabiliyetini tasfiye ediyor mu? Nihai hedef bizim için, hükümetimiz için, bu ülke için terörün yönetilmesi hadisesi değildir. Tamamen ortadan kalkma hadisesidir. Silah tamamen bırakılacak, örgütsel yapı tasfiye edilecek, şiddet siyasetin, şiddetin gölgesi ve silahın gölgesi siyasetin üzerinden çekilecek. O zaman Türkiye gerçek manada bir yeni döneme girmiş olacak." dedi.
'BELEDİYE ENVANTERİNDE JAMMER'IN NE İŞİ VAR?'
Belediyelere yönelik yürütülen soruşturmalar ve belediye binalarında sinyal kesici (jammer) bulunması iddialarına değinen Tipioğlu, "Şimdi ben jammer'ın ne olduğunu bilirim. Jammer güvenlik amacıyla kullanılan çok özel bir cihazdır. Biz mesela Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Mecliste toplantılarımızı yaptığımızda jammer kullanıyoruz. Niye? Hassas kurumlarımız geliyor. Orada bilgilendirme, hassas şeyler konuşuluyor. Ola ki dışarıya bir sızma olmasın diye sinyal kesici görevi için kullanıyoruz. Ben jammer'ın belediye envanterinde ne işi var? Peki, soruyorum şimdi; belediyeler yaptıkları hizmetleri anlatmak için milyonlarca liralık bütçeler ayırmıyorlar mı? Eğer siz şeyinizden eminseniz jammer'ın ne işi var? Jammer belediye envanterinde olan bir hadise değildir. Siz kamerayı bantlamak ne demek? Madem konuşuyorsanız, ne konuşuyorsunuz ki jammer kullanıyorsunuz? Bu milletin, belediyeciliğin işi ne olur? Bu millete sıdkı sadakatle hizmet etmek olur." diye konuştu.
'BUNUN ADI SİYASİ DEĞİL DÜPEDÜZ HIRSIZLIK OPERASYONUDUR'
Belediyelere yönelik operasyonların siyasi bir hamle olduğu yönündeki iddialara sert tepki gösteren Tipioğlu, "Hani bazen diyorlar ya işte belediyelere siyasi operasyon yapıyorlar falan filan diyorlar. Bakın Musa Bey, ben 35 yıllık emniyet müdürüyüm. Bunun adı siyasi operasyon değil, bunun adı düpedüz hırsızlık operasyonu. Hırsızlık yapmayacaksınız. Hırsızlık yaparsanız bu aziz milletin, bu gariban milletin, fakirin fukaranın, garibin hakkına el uzatırsanız birileri de gelir sizin uzattığınız elden bu hesabı sorar. Bugün yapılan hadise budur. Yani bu siyasi operasyon diyorlar, yok AK Parti'nin şunu diyorlar. AK Parti bu işin hiçbir tarafında değil. Bunu çok net ifade edeyim. Bağımsız yargı gereğini yapıyor. Bir defa kimse namuslu adama iftira atmıyor." ifadelerini kullandı.
Kamu görevlilerinin sorumluluklarına dikkat çeken Tipioğlu, "Siz belediye başkanıysanız, emniyet müdürüyseniz, milletvekiliyseniz, bakansanız bu memlekete sıdkı sadakatle hizmet edeceksiniz. Öyle envanterinizde olmayan jammer'ı getirip kullanacaksınız, ondan sonra da bana siyasi operasyon yapanlar, yapıyorlar diyemezsiniz. Bizde bilinen bir şey var. Hırsızdan hiçbir şey olmaz abicim. Hırsız namussuz adamdır, ahlaksız adamdır, yolsuz adamdır. Bu milletin parasına el uzatan adamdır. Hakkı olmayana el uzatan adamdır. Bizim ölçümüz sıdkı sadakatle, namusla, şerefle, haysiyetle bu millete hizmet etmek." dedi.
<p>AK Parti Kocaeli Milletvekili ve Meclis Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanı Veysel Tipioğlu, <strong>"Türk devlet aklı binlerce yıllık bir devlet geleneği olan bir milletiz. Biz İsrail gibi dün kurulan bir millet değiliz ki. Bizim genetik kodlarımız asırlara dayanıyor. Dolayısıyla bu genetik kodlarımız, bu devlet aklımız ve bilge bir liderin, Cumhurbaşkanımızın ferasetiyle de birleşince ortaya bu tablo çıktı." </strong>dedi.</p>
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının NSosyal hesabından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Türkiye-Ruanda ikili ilişkileri ile bölgesel konular ele alındı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırımlarda müspet ilerlemeler kaydedildiğini, savunma sanayii başta olmak üzere birçok alanda birlikte çalışmaya devam edeceklerini belirtti.
Erdoğan, Ruanda ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti arasındaki gerilimin azaltılması için ortaya konan gayretleri takdirle karşıladığını, iki ülke arasındaki yapıcı tutumun devam etmesinin sevindirici olduğunu, Türkiye'nin sürece destek verdiğini ifade etti.
Alihan Kuriş'e yönelik soruşturma sürüyor. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada soruşturma hakkında tepki çeken sözler sarf etti.
Soruşturma sürecinin yürütülme biçimini eleştiren Arınç, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin ihlal edildiğini iddia etti.
Arınç açıklamasında, ''Devam eden soruşturma evresinde Ceza Muhakemesi Kanunu kurallarına çok açık aykırılıklar var. Bu aykırılıklar neticesinde de masumiyet karinesi ortadan kalkmış gözükmekte.'' ifadelerini kullandı.
Arınç, “Delilden hareket ederek kişiye yönelmek ne kadar doğruysa, birtakım suçlamalar yaparak onlara göre delil aramak fevkalade yanlıştır.” ifadelerini kullandı.
FETH-İ KABİR TARTIŞMASINA TEPKİ
Arınç, soruşturmanın eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüyle ilgili fethikabir işlemine kadar uzandığını da hatırlattı.
Feth-i kabir işleminin ardından kamuoyunda yeni suçlamaların gündeme getirildiğini söyleyen Arınç, “Ne hukuk ne de adli tıp konusunda hiçbir bilgisi olmayan insanlar yeni suçlular bulmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.
Arınç, soruşturmanın özensiz yürütülmesinin kişilerin geri dönülemez biçimde damgalanmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.
'BUNLARA TARAF OLAMAYIZ'
Arınç, AK Parti ile Süleymancılar arasındaki ilişkinin geçmişine ilişkin de dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Aradaki mesafenin, iki kardeşten birinin AK Parti’ye katılarak milletvekili olması, diğerinin ise buna karşı çıkmasıyla açıldığını belirten Arınç, ilerleyen yıllarda yaşanan anlaşmazlığın kuzenler arasındaki mal ve mülkiyet kavgasına dönüştüğünü söyledi.
Arınç, “Biz bunlarda taraf olamayız” diyerek, hukuka aykırı eylemler bulunması halinde yargının gereğini yapması gerektiğini vurguladı.
<p>TBMM eski Başkanı Bülent Arınç daha önce FETÖ operasyonlarına karşı çıkan açıkalamalarının bir benzerini daha yaptı. Arınç bu sefer de "Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü"ne yönelik yürütülen soruşturmadan da rahatsız oldu. Arınç "feth-i kabir işleminin ardından kamuoyunda yeni suçlamaların gündeme getirildiğini söyleyen Arınç, “Ne hukuk ne de adli tıp konusunda hiçbir bilgisi olmayan insanlar yeni suçlular bulmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.</p>
CHP Sözcüsü Müslim Sarı’nın açıklamalarının ardından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın siyasi geleceğine ilişkin tartışmalara yanıt geldi.
Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı arasında Yavaş’ın siyasi geleceğine veya herhangi bir siyasi kararına ilişkin bir görüşme gerçekleşmediğini açıkladı.
. Açıklamada, ''Sayın Yavaş bu konudaki tutumunu daha önce de birçok kez açıkça ifade etmiş, ‘Gerekli gördüğümde açıklamayı bizzat benden duyarsınız’ demiştir. Bugün de aynı noktadadır. Sayın Yavaş’ın kendi ağzından yapılmamış hiçbir açıklama, kendisi adına verilmiş bir karar veya alınmış bir tutum olarak değerlendirilmemelidir.'' ifaeleri yer aldı.
Sayın Mansur Yavaş ile sayın Müslim Sarı arasında, Yavaş’ın siyasi geleceğine veya herhangi bir siyasi kararına ilişkin bir görüşme gerçekleşmemiştir.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın şu aşamadaki önceliği, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki dengeler ve Ankara’ya hizmetlerin kesintisiz biçimde sürdürülmesidir
CHP SÖZCÜSÜ, MANSUR YAVAŞ'IN CHP'DE KALACAĞINI DUYURMUŞTU
CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi (PM) toplantılarının ardından CHP Sözcüsü Müslim Sarı, Yavaş’ın CHP’de kalacağını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı:
"Mansur beyle ilgili konuya bir kere daha açıklık getireyim; bunu defalarca söyledim. Şimdi Mansur Bey, Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyaseti içinde, siyasal kimliğinin ve kurumsal kimliğinin içinde siyaset yapmaya karar vermiş durumdadır. Dolayısıyla ondan başka bir açıklama duymadıkça bunu böyle kabul etmek gerekir. Biz kendisiyle görüşüyoruz. Ben yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı olarak görüşüyorum, sayın genel başkan görüşüyor, MYK’mızdan başka arkadaşlarımız görüşüyor. Sürekli bir istişare hâlindeyiz, iletişim halindeyiz. Aramızda hiçbir sorun ve problem yok.”
<p>Ankara Büyükşehir Belediyesi, Mansur Yavaş ile CHP Sözcüsü Müslim Sarı arasında Yavaş'ın siyasi geleceğine ilişkin bir görüşme yapılmadığını açıkladı. Yavaş'ın siyasi kararlarının yalnızca kendi ağzından yapılacak açıklamalarla değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.</p>
Brent petrol ve küresel piyasalarda motorinin ton fiyatı hareketli bir dönemden geçiyor. Petrol fiyatları, İran ile Umman arasındaki görüşmelerin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının önünü açabileceği ve Orta Doğu’daki savaşın neden olduğu arz kesintilerini azaltabileceği beklentisiyle düştü. Brent vadeli kontratları 85-86 dolar, ABD ham petrolü (WTI) 81-82 dolar düzeyinde işlem görüyor.
Petrolle koşut olarak küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyatı da düştü. Bu gerileme motorine indirimi gündeme getirdi. Motorine, bugünden geçerli 5 TL 36 kuruş indirim yapıldı.
Motorine, cumadan geçerli olacak şekilde 2 TL daha ikinci bir indirim hesaplanırken, dün kapanışa doğru piyasalar birden yukarı yönlü hareketlendi, Brent petrol ve motorinin ton fiyatı yükseldi. İndirim için oluşan marj ortadan kalktı.
Sektör kaynakları, ANKA’ya yaptığı açıklamada, “Çarşamba, hareketli bir gün yaşandı. Motorine, gün içindeki fiyatlara (Brent petrol ve küresel piyasalarda ürün fiyatı) göre 2 TL’lik indirim hesaplandı. Kapanışa doğru yukarı yönlü hareket hesapları alt üst etti, indirim konusu gündemden çıktı” dedi.
Kaynaklar, benzine indirim beklenip beklenmediği sorusunu, “Uluslararası piyasalarda benzinin ton fiyatı da bir miktar geriledi. Ancak, indirimi gerektirecek bir gerileme henüz oluşmadı” diye yanıtladı.
Malazgirt Milli Park Alanı’ndaki 955. Yıl Anadolu’nun Fethi Malazgirt 1071 Anma Programı’nda konuşan Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve siyasi parti genel başkanları ile katılımcıları selamladı.
Anadolu’nun giriş kapısı Ahlat’taki etkinlik alanını ziyaret ettiğini, gençlerle bir araya geldiğini belirten Erdoğan, Kabine Toplantısı’nı da Cumhurbaşkanlığı Ahlat Külliyesi’nde üçüncü kez gerçekleştirdiklerini söyledi.
Erdoğan, Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümünü kutlayarak Sultan Alparslan, onun ordusu, şehit ve gazileri rahmet ve minnetle yad etti. Etkinlik alanını dolduran vatandaşlara teşekkür eden Erdoğan, özellikle gençlerin tarihine ve ecdadın mirasına sahip çıkmasının önemine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı zamanda Milli Mücadele döneminde Anadolu’nun işgalden kurtarılması için başlatılan Büyük Taarruz’un 104. yıl dönümünün idrak edildiğini belirterek, bağımsızlık mücadelesinde şehit ve gazilere Allah’tan rahmet diledi.
“Gerektiğinde her şeyden sarfınazar ederiz ama söz konusu vatanımız olduğunda, devletimizin ve milletimizin istikbali olduğunda kimseye boyun eğmeyiz.” diyen Erdoğan, Türkiye’nin bundan sonra da başı dik ve güçlü şekilde yoluna devam edeceğini ifade etti.
“MİLLET OLARAK NE ZAMAN BİR OLDUYSAK ZAFERDEN ZAFERE KOŞTUK”Malazgirt’in yalnızca Anadolu’nun kapılarını açan bir zafer olmadığını belirten Erdoğan, Sultan Alparslan’ın zaferinin Selahaddin Eyyubi ile Kudüs’e, Fatih Sultan Mehmet ile İstanbul’a ve Osmanlı Devleti ile üç kıtaya uzanan yolları açtığını söyledi.
Erdoğan, tarihte millet olarak birlik ve beraberlik içinde hareket edildiğinde başarıdan başarıya koşulduğunu belirterek, “955 yıl önce Malazgirt destanını böyle yazdık. Çanakkale’de, Milli Mücadele’de, 15 Temmuz’da zorlukları böyle aştık.” ifadelerini kullandı.
Tefrikaya düşüldüğünde ise ciddi tehlikeler yaşandığını dile getiren Erdoğan, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada güçlü ve birlik içinde olmaktan başka seçeneği bulunmadığını vurguladı.
Savunmadan diplomasiye, eğitimden ulaştırmaya, ekonomiden sağlığa kadar tüm çalışmaların güçlü ve müreffeh bir Türkiye inşa etmek amacı taşıdığını belirten Erdoğan, “Bu uğurda elimizle birlikte gövdemizi de taşın altına koymuş durumdayız.” dedi.
“TÜRKİYE YÜZYILI’NI İNŞA ETMEK İÇİN ATIMIZIN KUYRUĞUNU BAĞLADIK”Türkiye’nin tarihi bir gelenek olarak sefere çıkarken atının kuyruğunu bağladığını anlatan Erdoğan, bunun geri dönülmeyeceğinin ve hedefe kadar gidileceğinin göstergesi olduğunu söyledi.
Erdoğan, “İşte biz de Türkiye Yüzyılı’nı inşa etmek için atımızın kuyruğunu bağladık. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerimizi gerçekleştirmek üzere atımızın kuyruğunu bağladık.” ifadelerini kullandı.
İçinde bulunulan coğrafyanın yeniden barış ve esenlik yurdu yapılması için çalıştıklarını belirten Erdoğan, terörün kardeşliğe vurduğu darbelerin ortadan kaldırılması konusunda kararlı olduklarını dile getirdi.
“Dost düşman herkes şunu bilsin ve anlasın, bölgemizde tarih yeniden yazılıyor.” diyen Erdoğan, Türkiye’nin vicdanlı, ilkeli ve barışçıl politikalarla tarihe yön verdiğini söyledi.
Türkiye’nin yürüyüşünü tahrik ve tuzaklarla durdurmak isteyenlerin hayal kırıklığına uğrayacağını ifade eden Erdoğan, “Biz ne doğru bildiğimiz yoldan saparız ne de birilerinin tahrikleriyle farklı yollara gireriz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümünü kutlayarak, Anadolu’yu vatan yapan şehit ve gazilere Allah’tan rahmet diledi. Etkinliklere bu yıl 10. kez öncülük eden Okçular Vakfı’na da teşekkür etti.
PROGRAMDAN NOTLARSaygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda şehitler için Kur’an-ı Kerim tilaveti yapıldı. Jandarma Genel Komutanlığı Mehteran Birliği’nin seslendirdiği mehter marşlarına katılımcılar eşlik etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, alana girişinde ellerindeki Türk bayraklarıyla kendisini karşılayan binlerce vatandaşla selamlaştı. Erdoğan’ın konuşması sırasında kürsünün yanında, tarihteki Türk askerlerini ve savaşçılarını simgeleyen geleneksel zırh ve kıyafetler giymiş nöbetçiler yer aldı.
Programa Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ve HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun yanı sıra kabine üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi ve çok sayıda davetli katıldı.
Program, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye hediye takdim edilmesi ve katılımcılarla aile fotoğrafı çekilmesinin ardından sona erdi. Şarkıcı Sinan Akçıl da Erdoğan’ın konuşması öncesinde konser verdi.
Kaynak: AA
Özel, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından Malazgirt Zaferi'ne ilişkin, "26 Ağustos 1071'de Anadolu'nun kapılarını Türklere açan Sultan Alparslan'ı ve tüm kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümü kutlu olsun." mesajını paylaştı.
Paylaşımında, Büyük Taarruz'un ise milletin bağımsızlığından asla vazgeçmeyeceğinin ilanı olduğunu belirten Özel, "Mücadeleyi zaferle taçlandıran Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve bağımsızlığımız uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum." ifadelerine yer verdi.
Kaynak: AA
Kurtulmuş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı:
"955 sene evvel Anadolu'nun kapılarını milletimize açan Malazgirt Zaferi'mizin yıl dönümü kutlu olsun. Sultan Alparslan'ın Anadolu'yu vatan kılma iradesiyle başlayan bu kutlu zafer, asırlara uzanan bir komşuluğun, kardeşliğin temellerini atmış, birlikte yürüyeceğimiz hedefimizi tayin etmiştir. Aynı inanç ve azimle yürüdüğümüz bu yolda, birliğimizi ve beraberliğimizi diri tutmayı en büyük istikamet olarak görmeye devam edeceğiz.
955 sene sonra da Sultan Alparslan'ın ve Selahaddin-i Eyyubi'nin torunları olarak, gönül birliği ve sarsılmaz bir inançla yeniden bu topraklarda güçlü ve büyük Türkiye'yi hep birlikte inşa edeceğiz. Malazgirt Zaferi'mizden bu yana aynı vatanın evlatları, aynı medeniyetin varisleri, aynı geçmişin paydaşları, müşterek geleceğimizin kaderdaşlarıyız. Kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi, dirliğimizi kimsenin bozmasına izin vermeyeceğiz. Sultan Alparslan'ı ve bu toprakları vatan kılmak uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle ve dualarla yad ediyorum."
Kaynak: AA
İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamada, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "rüşvet" ve "irtikap" suçları nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 31 Temmuz 2026 tarihli, 2026/994 sorgu sayılı kararı ile tutuklanan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın yerine belediye başkan vekili seçimine ilişkin alınan 5 Ağustos 2026 tarihli, 76 Nolu meclis kararının İstanbul 2. İdare Mahkemesince "dava konusu işlemin, uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceğinden 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesi hükmü uyarınca" yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği hatırlatıldı.
Açıklamada, "5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45. maddesi hükümleri gereğince, Belediye Başkan Vekili seçilinceye kadar, aynı maddenin altıncı fıkrası uyarınca, Üsküdar İlçe Belediye Meclisinin birinci başkan vekili, bulunmaması halinde ikinci başkan vekili belediye başkanlığı görevini yürütmek üzere vekaleten görev yapacaktır." denildi.
Kaynak: AA
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)Başakşehir İlçe Başkanlığı,İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesinde çalışan bazı emekçilerin siyasi tercihleri ve parti üyelikleri üzerinden baskıya maruz bırakıldığı yönündeki iddialarla ilgili kamuoyuna açıklama yaptı.
CHP Başakşehir İlçe Başkanı Ergün Eşiyok imzalı açıklamada, son günlerde “Yeni Parti” kanalı üzerinden İBB'de görev yapan bazı çalışanların çeşitli kişi veya kişiler tarafından arandığı ve siyasi tercihleri ile parti üyelikleri üzerinden baskı ve yönlendirmeye maruz bırakıldıkları yönünde çok sayıda iddianın kendilerine ulaştığı belirtildi.
“SİYASİ TERCİHLERİ NEDENİYLE BASKI KABUL EDİLEMEZ”
Açıklamada, İBB bünyesinde çalışanların siyasi düşüncesi, ideolojisi, dünya görüşü veya tercihi ne olursa olsun herhangi bir siyasi oluşuma destek vermeye ya da üye olmaya zorlanmasının kabul edilemeyeceği vurgulandı.
Hiçbir çalışana işini, ekmeğini veya kamu görevini kaybetme endişesi yaratacak şekilde baskı kurulamayacağı belirtilen açıklamada, çalışanların özgür iradesi ve demokratik tercihleri üzerindeki her türlü baskıya karşı durulacağı ifade edildi.
TCK’NIN 3 MADDESİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
CHP Başakşehir İlçe Başkanlığı, açıklamasında Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerine de dikkat çekti.
Açıklamada, TCK’nın 106. maddesinde tehdit, 107. maddesinde şantaj ve 117. maddesinde iş ve çalışma hürriyetinin ihlalinin düzenlendiği hatırlatılarak, somut olayın niteliğine göre farklı hukuki sorumlulukların da doğabileceği belirtildi.
İlçe Başkanlığı, kendilerine ulaşan iddiaların “ciddiyetle incelenmesi” ve gerekli hukuki süreçlerin işletilmesi gerektiğini bildirdi.
“İDDİALARI YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ”
Açıklamada, CHP Başakşehir İlçe Başkanlığı’nın iddiaları yakından takip ettiği ve konunun tüm yönleriyle araştırılması gerektiği ifade edildi.
İddiaların gerektiğinde hukuki mercilere taşınacağı belirtilen açıklamada, İBB bünyesinde çalışan emekçilerin yalnız olmadığı mesajı verildi.
<p>CHP Başakşehir İlçe Başkanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görev yapan bazı çalışanların siyasi tercihleri ve parti üyelikleri üzerinden aranarak baskı ve yönlendirmeye maruz bırakıldığını iddiasında bulundu.</p>
<p><strong>"BASKI KABUL EDİLEMEZ"</strong></p>
<p>CHP Başakşehir İlçe Başkanlığı, açıkalamasında İBB bünyesinde çalışanların siyasi düşüncesi, ideolojisi, dünya görüşü veya tercihi ne olursa olsun herhangi bir siyasi oluşuma destek vermeye ya da üye olmaya zorlanmasının kabul edilemeyeceği ve hiçbir çalışana işini, ekmeğini veya kamu görevini kaybetme endişesi yaratacak şekilde baskı kurulamayacağı belirtilen açıklamada, çalışanların özgür iradesi ve demokratik tercihleri üzerindeki her türlü baskıya karşı durulacağı ifade edildi.</p>
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Türkiye, Suriye krizinin ilk gününden itibaren terör örgütlerinin ve dış müdahalelerin ülkeyi parçalama girişimlerine karşı ilkeli ve kararlı bir tutum sergilemiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konulan bu yaklaşımın merkezinde, Suriye’nin geleceğine yalnızca Suriye halkının iradesinin yön vermesi gerektiği anlayışı bulunmaktadır. Bugün gelinen noktada SDG’nin feshedilmesi, devlet otoritesinin ülke genelinde güçlendirilmesi ve farklı toplumsal kesimlerin ortak bir siyasi zeminde buluşturulması bakımından önemli bir gelişmedir. Suriye yönetiminin kapsayıcılığı esas alan adımlarının devam etmesi, kalıcı istikrarın tesisi açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” vizyonu da bu anlayışın bölgesel ölçekteki ifadesidir. Etnik, mezhebî ve toplumsal farklılıkların çatışma aracı hâline getirilmediği, terör örgütlerinin vesayetinden arındırılmış, sınırların ve egemenlik haklarının korunduğu bölgesel bir düzenin tesis edilmesi oldukça önemlidir. Çünkü bölgenin bütün halkları için gerçek güvence; ayrışmada ve dışarıdan dayatılan projelerde değil, ortak gelecekte, huzurda ve istikrardadır. Türkiye, kirli hesaplara ve senaryolara karşı Suriye’nin yeniden ayağa kalkmasını ve Suriye halkının bütün unsurlarıyla barış ve refah içinde yaşamasını desteklemeyi sürdürecektir." dedi.
Türkiye, Suriye krizinin ilk gününden itibaren terör örgütlerinin ve dış müdahalelerin ülkeyi parçalama girişimlerine karşı ilkeli ve kararlı bir tutum sergilemiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konulan bu yaklaşımın merkezinde, Suriye’nin…
AK Parti Sözcüsü Çelik, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, "Sayın Cumhurbaşkanımız kardeş Suriye'nin üzerine karanlığın çöktüğü en zor günlerde, Suriyeli kardeşlerimizin tamamını terörden ve emperyalist saldırılardan korumak için büyük bir mücadele verdi." değerlendirmesinde bulundu.
Bu soylu mücadeleye yılların ve tarihin şahit olduğunu vurgulayan Çelik, Suriye'nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını her zaman desteklediklerini bildirdi.
Sayın Cumhurbaşkanımız kardeş Suriye’nin üzerine karanlığın çöktüğü en zor günlerde, Suriyeli kardeşlerimizin tamamını terörden ve emperyalist saldırılardan korumak için büyük bir mücadele verdi. Bu soylu mücadeleye yıllar ve tarih şahittir.
Suriye’nin egemenliğinin ve toprak…
Çelik, Suriye'nin geleceğe bir ve bütün olarak ilerlemesi gerektiğine işaret ederek, şunları kaydetti:
"SDG'nin feshedilmesinden sonra Suriye'nin iç bütünlüğünü güçlendirme açısından önemli bir eşik geçilmiş oldu. Şara yönetiminin kapsayıcı yönetim adımları, Suriye'nin geçmişin karanlıklarından kurtulması ve sağlam bir geleceğe ilerlemesi yönünde çok önemli mesafeler katetmesini sağlıyor.
'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' hedeflerimiz, kendi çıkarları için yakın coğrafyamızı parçalamak ve yağmalamak isteyenlerin planlarını akamete uğratacak bir iradeyi temsil ediyor. Bu irade, yakın coğrafyamızdaki Kürt kardeşlerimiz için de aydınlık bir geleceği işaret ediyor. Suriye'nin ve komşu ülkelerin istikrarı, güvenliği, refahı için atılan her adımı, Cumhurbaşkanımızın inşa ettiği 'kardeşlik siyaseti'mizin gereği olarak desteklemeye devam edeceğiz."
<p>AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik Suriye konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik " Suriye’nin ve komşu ülkelerin istikrarı, güvenliği refahı için atılan her adımı, Cumhurbaşkanımızın inşa ettiği “kardeşlik siyaseti”mizin gereği olarak desteklemeye devam edeceğiz." dedi. Ömer Çelik açıklamasının devamında "Sayın Cumhurbaşkanımız kardeş Suriye’nin üzerine karanlığın çöktüğü en zor günlerde, Suriyeli kardeşlerimizin tamamını terörden ve emperyalist saldırılardan korumak için büyük bir mücadele verdi. Bu soylu mücadeleye yıllar ve tarih şahittir. Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını her zaman destekliyoruz. Suriye geleceğe bir ve bütün olarak ilerlemelidir. SDG’nin feshedilmesinden sonra Suriye’nin iç bütünlüğünü güçlendirme açısından önemli bir eşik geçilmiş oldu. Şara yönetiminin kapsayıcı yönetim adımları, Suriye’nin geçmişin karanlıklarından kurtulması ve sağlam bir geleceğe ilerlemesi yönünde çok önemli mesafeler katetmesini sağlıyor. “Terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” hedeflerimiz, kendi çıkarları için yakın coğrafyamızı parçalamak ve yağmalamak isteyenlerin planlarını akamete uğratacak bir iradeyi temsil ediyor. Bu irade, yakın coğrafyamızdaki Kürt kardeşlerimiz için de aydınlık bir geleceği işaret ediyor. Suriye’nin ve komşu ülkelerin istikrarı, güvenliği refahı için atılan her adımı, Cumhurbaşkanımızın inşa ettiği “kardeşlik siyaseti”mizin gereği olarak desteklemeye devam edeceğiz." ifadelerine yer verdi</p>
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde başkan vekilliği seçimi öncesinde siyasi kulisler hareketlendi.
Gazeteci Sinan Burhan, X hesabından yaptığı paylaşımda, mevcut meclis aritmetiğinin AK Parti lehine değiştiğini ve başkan vekilliğinin AK Parti’ye geçebileceğini öne sürdü.
Burhan’ın aktardığı bilgilere göre, Mesut Emre Doğan’ın cezaevinde bulunması nedeniyle önümüzdeki ay başkan vekilliği seçimi yapılması bekleniyor.
3 PARTİDEN AK PARTİ'YE DESTEK
Seçim öncesinde AK Parti’nin Büyükşehir Belediye Meclisi’nde 52 üyesinin bulunduğu belirtiliyor.
Siyasi kulislerde, MHP, Yeniden Refah Partisi, BBP ve bağımsız meclis üyelerinin başkan vekilliği seçiminde AK Parti adayını desteklemesinin beklendiği ifade ediliyor.
Bunun yanı sıra Gölbaşı başta olmak üzere bazı ilçelerden Büyükşehir Belediye Meclisi’ne seçilmiş bazı isimlerin de AK Parti’ye katılacağı öne sürülüyor. Bu yöndeki olası katılımların gerçekleşmesi halinde AK Parti’nin meclisteki ağırlığının daha da artacağı değerlendiriliyor.
Burhan paylaşımında CHP’nin 46 meclis üyesi bulunduğu ve bunlardan 4’ünün başkan vekilliği seçiminde oy kullanamayacağını da iddia etti.
CHP ile Yeni Parti arasındaki rekabetin de seçim aritmetiğini etkileyebileceği öne sürülüyor.
Burhan, paylaşımında, "Tüm bu gelişmeler Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde Başkan Vekilliğinin AK Parti’ye geçeceği beklentisini güçlendiriyor" ifadelerini kullandı.
Öte yandan Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin resmi meclis üye listesinde mevcut durumda CHP’den Ertan Işık birinci, Emre Doğan ise ikinci başkan vekili olarak gösteriliyor. Dolayısıyla başkan vekilliğindeki olası değişiklik, yapılacak seçim ve meclis üyelerinin kullanacağı oylarla netleşecek.
<p>Gazeteci Sinan Burhan, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi'ndeki siyasi dengelerin AK Parti lehine değiştiğini öne sürdü. MHP, YRP, BBP ve bazı bağımsız üyelerin desteğiyle başkan vekilliğinin AK Parti'ye geçebileceği iddia edildi.</p>
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Suriye’de kalıcı barış ve istikrar yolunda atılan adımları memnuniyetle karşılıyorum. SDG’nin silahlı yapılarının Suriye devletine entegrasyonu yönündeki gelişmeler, yalnızca Suriye’nin geleceği açısından değil, bölgemizin huzuru ve güvenliği açısından da büyük önem taşımaktadır" dedi.
Kılıçdaroğlu, sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Suriye’de kalıcı barış ve istikrar yolunda atılan adımları memnuniyetle karşılıyorum. SDG’nin silahlı yapılarının Suriye devletine entegrasyonu yönündeki gelişmeler, yalnızca Suriye’nin geleceği açısından değil, bölgemizin huzuru ve güvenliği açısından da büyük önem taşımaktadır. Suriye Kürtlerinin kimliklerinin, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu; bütün etnik ve inanç gruplarının eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabildiği, demokratik ve toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye hem Türkiye’nin hem de bölge halklarının çıkarınadır. Bu gelişmeler Türkiye açısından da önemli bir fırsat sunmaktadır" ifadelerini kullandı.
'ORTA DOĞU’NUN İSTİKRARI AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ'
Kürt meselesini, silahın ve çatışmanın gölgesinden tamamen çıkararak demokratik siyasetin, hukukun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında çözmek zorunda olduklarını belirten Kemal Kılıçdaroğlu, "Türkiye’de yürütülen sürecin silahların tamamen bırakılması, terörün sona ermesi, demokrasimizin güçlenmesi ve Türklerle Kürtler arasındaki tarihsel kardeşliğin daha da sağlamlaşmasıyla sonuçlanmasını yürekten diliyorum. Türkiye’nin kendi iç barışını güçlendirmesi, yalnızca ülkemiz için değil, Orta Doğu’nun barış ve istikrarı açısından da çok önemli bir güvence olacaktır. Yıllar önce bu anlayışla Orta Doğu Barış ve İş Birliği Teşkilatı’nı, yani OBİT’i, önermiştim. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin öncülüğünde kurulacak, zaman içerisinde bölgenin diğer ülkelerini de kapsayacak bir barış ve iş birliği yapılanmasının Orta Doğu’nun geleceği açısından tarihi bir ihtiyaç olduğunu bugün de düşünüyorum. Çünkü Orta Doğu’nun kaderini başka ülkelerin çıkar hesapları değil, bu coğrafyada yaşayan halkların ortak iradesi belirlemelidir" dedi.
Kılıçdaroğlu, devamında şunları kaydetti:
"Türkiye kendi içinde barışı, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirdiği ölçüde bölgesinde de barışın öncüsü olabilir. Suriye’de kalıcı istikrarın sağlanması, Filistin’de kanın ve gözyaşının dinmesi, İran’a yönelik saldırıların sona ermesi ve bölgemizin yeni savaşların değil, diplomasinin, iş birliğinin ve ortak refahın coğrafyası haline gelmesi mümkündür. Bunun yolu daha fazla çatışmadan değil, daha fazla diyalogdan, diplomasiden ve bölgesel iş birliğinden geçmektedir. Vakit kaybetmemeliyiz. Türkiye, Orta Doğu’da savaşların tarafı değil, barışın kurucu gücü olmalıdır. Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği barıştadır. Yaşasın halkların kardeşliği
CHP Sözcüsü ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Müslim Sarı,siyaset gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Sarı, en çok tartışılan isimler arasında yer alan Mansur Yavaş hakkında dikkat çeken bir açıklamada bulundu.
Aydınlık Gazetesi'ne konuşan Sarı, ''Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş üzerinden de bir tartışma yürüyor. Son Özgür Özel ile yüz yüze görüşmesi de bunu tetikledi. Yavaş’a ‘Görünür ol’ dendiği öne sürülüyor. Böyle bir şey oldu mu?'' sorusuna şu cevabı verdi;
'MANSUR YAVAŞ CHP'DE SİYASET YAPACAK'
Mansur Bey bizim büyükşehir belediye başkanımız. Sürekli konuşuyor, görüşüyoruz. Genel Merkez olarak bir problemimiz yok. Soğukluk da yok. Kendisi CHP çatısı altında siyaset yapmaya devam etmek istediğini söyledi. Belediye Meclislerinde özgün ve hassas dengeler var. O bunları gözetiyor. Mansur Bey’e karşı özel bir talebimiz olmadı. Biz bütün belediye başkanlarımızın ve belediye meclis üyelerimizin aidiyetlerini netleştirmelerini istiyoruz.
Türkiye’nin beş deniz ülkesinde imparatorluk ardılı bir devlet olduğuna değinen Sarı, “Özellikle Avrasya ve Atlantik dengelenmesinde oluşacak siyasi boşlukların Türkiye tarafından ciddi şekilde doldurulabileceğini değerlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
CHP’nin dış politika ve milli güvenlik meselelerindeki yeni çizgisinin Cumhur İttifakı’na katılmak anlamına gelmeyeceğini ekledi.
İBB'DE SEÇİME GİDİLMESİ DURUMUNDA CHP NE YAPACAK?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’nde seçime gidilmesi halinde politikanız ne olur?
Bizim İBB’de çoğunluğumuz var ama bu kritik eşikte. Büyükşehir Belediye Başkanımızın ve belediye meclis üyelerimizin aklı selim hareket ederek birlik ve bütünlük çerçevesinde partide devam etmelerini istiyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımızın da itidalli yaklaşımları var. Partide kalmaya dönük değerlendirmeleri var. Belediye meclis üyelerimize de benzer şekilde hareket etmesini salık veririz. İlke kararımız, CHP’den seçilmiş bir belediyenin CHP’de kalmasıdır. Ama Yeni Parti ayrıştırırsa o zaman kaybettirmiş olurlar. Bunun da tarihsel sorumluluğu altında ezilirler.
<p>CHP Sözcüsü ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Müslim Sarı,siyaset gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Sarı, en çok tartışılan isimler arasında yer alan Mansur Yavaş hakkında dikkat çeken bir açıklamada bulundu.<br>
<br>
Aydınlık Gazetesi'ne konuşan Sarı, ''Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş üzerinden de bir tartışma yürüyor. Son Özgür Özel ile yüz yüze görüşmesi de bunu tetikledi. Yavaş’a ‘Görünür ol’ dendiği öne sürülüyor. Böyle bir şey oldu mu?'' sorusuna şu cevabı verdi;<br>
<br>
'MANSUR YAVAŞ CHP'DE SİYASET YAPACAK'<br>
<br>
Mansur Bey bizim büyükşehir belediye başkanımız. Sürekli konuşuyor, görüşüyoruz. Genel Merkez olarak bir problemimiz yok. Soğukluk da yok. Kendisi CHP çatısı altında siyaset yapmaya devam etmek istediğini söyledi. Belediye Meclislerinde özgün ve hassas dengeler var. O bunları gözetiyor. Mansur Bey’e karşı özel bir talebimiz olmadı. Biz bütün belediye başkanlarımızın ve belediye meclis üyelerimizin aidiyetlerini netleştirmelerini istiyoruz.</p>
<p>CHP, CUMHUR İTTİFAKI’NA MI KATILACAK?</p>
<p>Türkiye’nin beş deniz ülkesinde imparatorluk ardılı bir devlet olduğuna değinen Sarı, “Özellikle Avrasya ve Atlantik dengelenmesinde oluşacak siyasi boşlukların Türkiye tarafından ciddi şekilde doldurulabileceğini değerlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.<br>
<br>
CHP’nin dış politika ve milli güvenlik meselelerindeki yeni çizgisinin Cumhur İttifakı’na katılmak anlamına gelmeyeceğini ekledi. <br>
<br>
İBB'DE SEÇİME GİDİLMESİ DURUMUNDA CHP NE YAPACAK?</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’nde seçime gidilmesi halinde politikanız ne olur?</p>
<p>Bizim İBB’de çoğunluğumuz var ama bu kritik eşikte. Büyükşehir Belediye Başkanımızın ve belediye meclis üyelerimizin aklı selim hareket ederek birlik ve bütünlük çerçevesinde partide devam etmelerini istiyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımızın da itidalli yaklaşımları var. Partide kalmaya dönük değerlendirmeleri var. Belediye meclis üyelerimize de benzer şekilde hareket etmesini salık veririz. İlke kararımız, CHP’den seçilmiş bir belediyenin CHP’de kalmasıdır. Ama Yeni Parti ayrıştırırsa o zaman kaybettirmiş olurlar. Bunun da tarihsel sorumluluğu altında ezilirler.</p>
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sanal medya hesabından paylaştığı mesajda, "Malazgirt’te hem dehasının hem de bileğinin kuvvetiyle bize bu aziz vatanın kapılarını açan Sultan Alparslan’ı, onun kutlu ve yiğit ordusunu, şehit ve gazilerimizi bugün bir kez daha kemaliedeple yad ediyorum. Malazgirt Zaferimizin 955’inci yıl dönümü mübarek olsun" ifadelerini kullandı.
Malazgirt’te hem dehasının hem de bileğinin kuvvetiyle bize bu aziz vatanın kapılarını açan Sultan Alparslan’ı, onun kutlu ve yiğit ordusunu, şehit ve gazilerimizi bugün bir kez daha kemaliedeple yâd ediyorum.
MHP'li Özkan, yaptığı açıklamada, MHP Genel Başkan Yardımcı İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu'nun katılımlarıyla il kongresi yapacakları söyledi. Özkan, "28 Ağustos cuma günü Şeyh Edebali Kültür ve Kongre Merkezinde İl Başkanı 15. Olağan Kongremizi yapacağız. Kongremize MHP Genel Başkan Yardımcı İstanbul Milletvekilimiz İsmail Faruk Aksu Divan Başkanlığı yapacak. Kongremize ayrıca MYK üyemiz Osman Gür de katılım sağlayacak. Şölen havasında geçecek olan İl Başkanı 15. Olağan Kongremizi partimize gönül vermiş herkesi davet ediyorum" dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 26 Ağustos 1071 tarihinde kazanılan Malazgirt Zaferi'nin 955'inci yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir mesaj yayımladı. Malazgirt Zaferi'nin tarihin seyrini yeniden biçimlendiren ve coğrafyaların istikametine yön veren kutlu bir kader anı olduğunu belirten Bahçeli, Türk milletinin tarih sahnesindeki yürüyüşünün birçok zafer ve fetihle şekillendiğini ifade etti.Malazgirt'e giden yolun bir günde açılmadığını kaydeden Bahçeli, 1040 Dandanakan Zaferi, Çağrı Bey'in Anadolu'ya yönelik keşif seferleri, 1048 Pasinler Zaferi, Tuğrul Bey dönemi ve Sultan Alparslan'ın 1064 yılında Ani'yi fethetmesiyle Anadolu'daki Türk hakimiyetinin adım adım güçlendiğini belirtti.Afşin Bey ve diğer Türk kumandanlarının Anadolu içlerine düzenlediği akınlarla Bizans'ın doğu'daki hakimiyetinin kırıldığını ifade eden Bahçeli, 26 Ağustos 1071'de Sultan Alparslan'ın ordusunun başında Malazgirt Ovası'na çıktığını aktardı.Sultan Alparslan'ın savaşa çıkarken beyaz şehadet elbisesini kuşandığını belirten Bahçeli, "Malazgirt'e kefeniyle çıkan Sultan Alparslan'ın önünde zafer, gönlünde uğruna can verilecek Türk milletinin cihanşümul devlet ülküsü ve aklında Tammetül Kübra'ya dek Türk milletine yurt olacak Anadolu vardır. Hakanının ölümü göze aldığı yerde neferin tereddüdüne, korkunun saflara sirayetine, inkâr edenlerin ise iman dolu yüreklerin önüne geçmesine imkân yoktur. Malazgirt Ovası'nda Turan taktiğiyle çemberi daraltan Türk süvarisi, Sultan Alparslan'ın mahir sevk ve idaresi altında Roma'nın doğudaki mirasını taşıyan Bizans'ı güneşle beraber batıya sürmüş; Malazgirt ufkunda haçın gölgesi sönerken hilalin hükmü Anadolu semalarında yükselmiştir" açıklamasında bulundu.Bahçeli, Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'da Türk varlığının kökleştiğine dikkat çekerek, "Zaferin ardından Anadolu'ya yayılan Türkmen varlığı, kurulan beylikler, yürütülen iskan ve imar hamleleri bu coğrafyada kök salmış; Selçuklu'dan Söğüt'e, Edirne'den İstanbul'a, İstanbul'dan Ankara'ya uzanan Anadolu'daki Türk varlığını ebedi kılan bu kesintisiz tarih hattında değişen tek şey başkentler olmuş; Türk milletinin Anadolu'ya sahip olma, devletini yaşatma ve kendi mukadderatına hükmetme iradesi değişmemiştir. Horasan'dan kopup Pasinler'de kuvvet bulan, Malazgirt'te büyük bir zaferle Anadolu'nun bağrına yürüyen Türk iradesinin hükmü silinmeyecek; bu toprakların üzerinde yükselen ezan, dalgalanan ay yıldızlı al bayrak ve yaşayan Türk devleti, o kutlu günün çağlar ötesindeki şahidi olmaya devam edecektir" değerlendirmesinde bulundu.Bahçeli, Malazgirt Zaferi'nin kahramanlarını rahmet ve minnetle andığını belirterek, "Sultan Alparslan'ı, onunla aynı safta şehadeti göze alan aziz neferlerini; Anadolu'yu fetihle açıp iskanla kökleştiren, imarla mamur eden, adaletle yaşatan ve Devlet-i ebed müddet şiarıyla yurda dönüştüren muhterem ecdadımızı rahmet, minnet ve hürmetle yad ediyorum. Malazgirt mazimizdir, Anadolu namusumuzdur, Türkiye istikbalimizdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bahtımızdır. Türk milletinin bahtı daima açık olsun" dedi.
Kaynak: İHA
ABD hükümeti dün Suriye’yi "terörü destekleyen ülkeler" listesinden çıkarırken, artık "Terör Listesindeki Hükümetlere Yönelik Yaptırımlar Yönetmeliği" kapsamındaki yasaklara tabi olmadığını duyurdu. Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, ABD'nin kararının ardından halka hitap etti. Eş-Şara, ABD Başkanı Donald Trump’a, ABD yönetimine ve desteği olan tüm ülkelere teşekkür etti. Şara, "Suriye bugün geçmişin acı sayfasını yırtıp atarak kalkınma, inşa ve imar ufkuna doğru yola çıkmıştır. Üzerinizdeki yaptırımlar kaldırılmış, kısıtlamalar çözülmüştür" dedi.
"İZLERİ SİLMEK İÇİN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ"Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Şeybani ise kararın 47 yıllık etiketi sona erdiren tarihi bir adım olduğunu vurgulayarak, uluslararası izolasyonun izlerini silmek için çalışmaya devam edeceklerini belirtti. Bakanlık ayrıca, kararın ekonomik toparlanma, altyapının yeniden inşası ve diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesi için değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
Kaynak: İHA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Ahlat Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi'nde düzenlenen programda konuştu. Ahlat'ın Anadolu'nun giriş kapısı olduğunu belirten Erdoğan, Malazgirt Zaferi'nin hazırlıklarının ve Anadolu'nun fethine uzanan sürecin Ahlat'tan başladığını söyledi. Erdoğan, "Malazgirt'e giden yol Ahlat'tan açılmıştır. Anadolu'nun düğümü Ahlat'ta çözülmüştür" dedi.
Ahlat'ın asırlar boyunca ilim, sanat ve medeniyet merkezi olduğunu ifade eden Erdoğan, ilçenin şehitlerin, gazilerin ve Anadolu'nun imarında önemli rol oynayan ecdadın mirasını taşıdığını belirtti. Ahlat'ın bu yönüyle milletin tarihindeki yerinin çok özel olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Ahlat, bu toprakları imar, inşa ve ihya eden ecdadımızın Anadolu'ya giriş kapısıdır" diye konuştu.
Erdoğan, Ahlat'ın tarihi mirasına sahip çıkılması gerektiğini belirterek, geçtiğimiz hafta alınan Cumhurbaşkanı kararıyla Ahlat, Tatvan ve Güroymak sınırları içerisinde bulunan Nemrut Kalderası'nın milli park ilan edildiğini hatırlattı. Tarihi ve doğal güzellikleriyle öne çıkan bölgenin bundan sonra daha iyi korunacağını ifade eden Erdoğan, kararın hayırlı olmasını diledi.
"BU ESERLER MİLLETİMİZİN TAPU SENETLERİDİR"Selçuklu Kabristanı'ndaki yaklaşık 10 bin mezar taşına dikkat çeken Erdoğan, bu eserlerin Anadolu'daki bin yıllık varlığın önemli şahitleri olduğunu söyledi. Mezar taşlarında yer alan ayet, kandil, mihrap ve hat süslemelerinin milletin ulaştığı sanat ve estetik seviyesini gösterdiğini belirten Erdoğan, "Bu kabirler, bu sandukalar, bu kitabeler milletimizin tapu senetleridir. Bizim milli hafızamız işte bu eserlere hem de silinmemek üzere kazınmıştır" dedi.
Malazgirt Zaferi'nden İstanbul'un fethine, Çanakkale'den Milli Mücadele'ye ve terörle mücadeleden 15 Temmuz'a kadar vatan için hayatını kaybeden tüm şehitleri rahmetle anan Erdoğan, ecdadın hatırasına sahip çıkan ve birlik ve beraberliğe sarılan herkese teşekkür etti.
"AHLAT, BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİN REMZİDİR"
Özellikle gençlere seslenen Erdoğan, Ahlat'ın farklı kültür ve kimliklerin yüzyıllar boyunca barış ve huzur içerisinde yaşadığı bir merkez olduğunu söyledi. Ahlat'ın yalnızca orduların hareket üssü olmadığını, aynı zamanda ilim, kültür ve medeniyetin geliştiği, kalplerin ve zihinlerin buluştuğu bir merkez olduğunu ifade eden Erdoğan, "Ahlat millet olma bilincimizin, birlik ve beraberliğimizin remzidir, en güçlü işaretidir" dedi.
Türkler, Kürtler ve Araplar başta olmak üzere farklı kimliklerin aynı vatan, bayrak ve gelecek etrafında buluştuğunu belirten Erdoğan, "Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Alevisiyle, Sünnisiyle omuz omuza verenler işte buradadır" ifadelerini kullandı. Erdoğan, 86 milyon vatandaşın kardeşlik bağını güçlendirmek için çalıştıklarını belirterek, "86 milyonun kardeşlik mürekkebini tek bir sayfada Ahlat'ta olduğu gibi tek bir tertipte birleştirmek için canla başla çalışıyoruz" diye konuştu.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE YENİ BİR DÖNEMİN KAPISINI AÇACAK"Türkiye'nin geleceğine ilişkin mesajlar da veren Erdoğan, iki yıl önce Ahlat'tan işaretini verdikleri Terörsüz Türkiye sürecinin hedefine ulaşmasıyla milletin önünde yeni bir dönemin kapılarının açılacağını söyledi. Erdoğan, "Kardeşliğimizle birlikte ekonomimiz de güçlenecek, refahımızla birlikte iç cephenin direnci de artacak. Suriye ve Irak başta olmak üzere yakın çevremiz yıllardır özlemini çektiği huzur ve istikrar iklimine kavuşacak" dedi.
Türkiye'nin ve Türk milletinin güçlenmesinin bölgedeki kardeş halkların da kazanması anlamına geleceğini belirten Erdoğan, süreci engellemek isteyen çevrelerin bulunduğunu söyledi. Erdoğan, "Ne yaparsanız yapın bizi yolumuzdan döndüremezsiniz. Türkler, Kürtler, Araplar olarak kardeşçe kucaklaşmamızı engelleyemezsiniz" ifadelerini kullandı.
"BİZİM DE BİR HESABIMIZ, BİR PLANIMIZ VAR"Türkiye'ye, millete ve kardeşliğe yönelik tehditleri bildiklerini ifade eden Erdoğan, "Herkesin bir hesabı varsa emin olun bizim de bir hesabımız, bir planımız var. Hepsinden önemlisi alemlerin rabbi olan Cenabı Allah'ın da bir hesabı var. O hesap eninde sonunda galip gelecek" dedi.
Terör ve istikrarsızlıktan çıkar sağlayanların kaybedeceğini söyleyen Erdoğan, konuşmasını Türkiye'nin geleceğine ilişkin güçlü mesajlarla tamamladı. Erdoğan, "Kan tüccarları kaybedecek. Terörden nemalanan fırsatçılar kaybedecek. Coğrafyamızı istikrarsızlığa boğmak isteyen soykırımcılar kaybedecek. Kazanan insanlık cephesi olacak. Kardeşlik olacak. Barış ve istikrar olacak. Kazanan 86 milyon vatandaşıyla Türk milleti olacak" ifadelerini kullandı.
Erdoğan, "Kimsenin tereddüdü olmasın. Büyük ve güçlü Türkiye'nin şafakı sökmüştür. Türkiye Yüzyılı'nın inşası başlamıştır" diyerek, Malazgirt Zaferi'nin yıl dönümünün hayırlı olmasını diledi ve programda emeği geçenlere teşekkür etti.
Kaynak: AA
İngiltere’de konut politikasını ve yerel yönetimler arasındaki yetki dağılımını değiştirecek yeni planlama reformunun ayrıntıları belli oldu.
Hükümet, 24 Ağustos’ta yayımladığı istişare belgesiyle bölgesel belediye başkanlarına “potansiyel stratejik öneme sahip” planlama başvurularına doğrudan müdahale etme yetkisi verilmesini resmen gündeme aldı.
Yeni sistemde belediye başkanları, belirlenen büyüklükteki bir projeyi yerel planlama makamından devralarak karar verici konumuna gelebilecek. Ayrıca yerel yönetime bir başvuruyu reddetme talimatı verebilecek.
Düzenleme, Londra Belediye Başkanı’nın 2008’den bu yana kullandığı planlama yetkilerinin İngiltere’nin diğer belediye başkanlığı bölgelerine genişletilmesini öngörüyor.
Hangi projeler kapsama girecek?
İngiltere’de Londra dışındaki bölgeler için ilk kez ortak ulusal müdahale eşikleri belirlenecek. Buna göre yeni yetkiler:
150’den fazla konut içeren projeleri,
15 bin metrekareden büyük ticari alanları,
30 metre veya daha yüksek, yaklaşık 10 katlı binaları
kapsayacak.
Bu ölçütlerden birine giren başvuruların yerel yönetimler tarafından bölgesel belediye başkanına bildirilmesi gerekecek.
Belediye başkanı öncelikle projenin bölgesel kalkınma stratejisine uygunluğu konusunda görüş bildirecek. Yerel yönetimin başvuruyu kabul etmeye veya reddetmeye hazırlandığını açıklamasının ardından belediye başkanının müdahale edip etmeyeceğine karar vermesi için 14 günü olacak.
Başkan projeyi devralırsa, ilgili başvuru bakımından yerel planlama makamı haline gelecek ve nihai kararı kendisi verecek.
Belediye başkanları projeleri doğrudan onaylayabilecek
Reformun en dikkat çekici bölümlerinden birini Mayoral Development Order – Belediye Başkanlığı Kalkınma Kararı oluşturuyor.
Bu mekanizma sayesinde belediye başkanları belirli bir bölge, arsa veya proje türü için önceden planlama izni verebilecek. Geliştiriciler, kararda belirtilen koşulları yerine getirmeleri halinde ayrıca standart bir planlama başvurusu yapmadan inşaata geçebilecek.
Ancak bu yetki bütün projeler için otomatik izin anlamına gelmeyecek. Belediye başkanının izin verilecek alanı, yapı türünü, sınırları ve uyulması gereken koşulları resmî kalkınma kararında açıkça belirlemesi gerekecek.
Hükümet, bu yöntemin özellikle büyük ölçekli konut alanları, kentsel dönüşüm projeleri ve atıl durumdaki eski sanayi arazilerinin geliştirilmesinde kullanılmasını bekliyor.
Yerel yönetimler çoğu başvuruyu karara bağlamayı sürdürecek
Hükümet, reformun belediyelerin planlama yetkilerini tamamen ortadan kaldırmayacağını vurguluyor. Başvuruların büyük çoğunluğunu yine ilçe ve şehir meclisleri değerlendirecek.
Belediye başkanlarının müdahalesi yalnızca stratejik önem taşıdığı kabul edilen büyük projelerle sınırlandırılacak. Alınan bütün kararların yerel planlara, ulusal planlama politikasına ve mevcut çevre kurallarına uygun olması gerekecek.
Başvuru sahiplerinin kararlara karşı itiraz hakkı korunurken, merkezi hükümet de gerekli gördüğü durumlarda müdahale edebilecek. Belediye başkanının bir projenin reddedilmesi yönünde talimat vermesi halinde kararın gerekçesini yazılı olarak açıklaması ve planlama sicilinde yayımlaması zorunlu olacak.
Hedef beş yılda 1,5 milyon konut
Reform, Burnham hükümetinin beş yıllık parlamento döneminde İngiltere’de 1,5 milyon yeni konut inşa etme hedefinin temel araçlarından biri olarak görülüyor.
Hükümet, özellikle yerel itirazlar, uzun değerlendirme süreleri, altyapı eksiklikleri ve farklı belediyeler arasındaki koordinasyon sorunları nedeniyle büyük projelerin yıllarca bekletilebildiğini savunuyor.
Resmî verilere göre bazı yerel yönetimler mevcut konut hedeflerini aşmayı başardı. Son üç yılda Salford’da 4 bin 249 konutluk hedefe karşı 7 bin 584, Leeds’te 10 bin 151 konutluk hedefe karşı 11 bin 690 konut teslim edildi. Knowsley’de ise 772 olan hedefin iki katından fazla, toplam bin 888 konut tamamlandı.
Hükümet bu örnekleri, yerel planlama sistemiyle yüksek üretim seviyesine ulaşılabileceğinin göstergesi olarak sunarken reformun gecikmelerin yaşandığı bölgelerde devreye gireceğini belirtiyor.
Homes England fonlarında daha fazla yerel söz hakkı
Belediye başkanlarının yetkileri yalnızca planlama kararlarıyla sınırlı olmayacak. Bölgesel yönetimler, ulusal konut kurumu Homes England tarafından sağlanan finansmanın kendi bölgelerinde nasıl kullanılacağı konusunda daha fazla söz sahibi olacak.
Homes England en büyük projeleri yönetmeye devam edecek ancak kurumun finansmanı ve teknik uzmanlığı, belediye başkanlarıyla kararlaştırılan bölgesel önceliklere yönlendirilecek.
Hükümet, ulusal arazi ve altyapı fonunun 1,3 milyar sterlinlik bölümünün en yerleşik yedi belediye başkanlığı bölgesine ayrıldığını açıkladı. Buna ek olarak yedi stratejik belediye başkanlığı yönetimine 234 milyon sterlinlik eski sanayi arazisi fonu sağlanırken, Housing Accelerator Fund kapsamında yetki devri için 1,5 milyar sterlin tahsis edildi.
Yeni projelerden altyapı katkı payı alınacak
Londra dışındaki belediye başkanlarına Mayoral Community Infrastructure Levy adı verilen bölgesel altyapı katkı payını uygulama yetkisi de verilecek.
Londra’da Elizabeth Line’ın finansmanına katkı sağlayan modele benzeyen sistem kapsamında geliştiricilerden alınan paylar ulaşım, okul, sağlık tesisi ve büyük ölçekli bölgesel altyapı yatırımlarında kullanılabilecek.
Hükümet, Londra’daki katkı payının ağırlıklı olarak ulaşım projeleriyle sınırlı olduğunu ancak diğer bölgelerde belediye başkanlarına daha geniş harcama esnekliği verilebileceğini belirtiyor. Katkı payının uygulanabilmesi için bölgenin onaylanmış bir Mekânsal Kalkınma Stratejisi’ne sahip olması gerekecek.
Liberal Demokratlardan “yerel demokrasi” tepkisi
Düzenleme, on farklı belediye başkanının partiler üstü desteğini aldı. Ancak Liberal Demokratlar, karar yetkisinin seçilmiş yerel meclis üyelerinden alınmasının halkın planlama süreçlerindeki etkisini zayıflatacağını savunuyor.
Partinin konut ve planlama sözcüsü Gideon Amos, düzenlemeyi “yerel topluluklara doğrudan saldırı” olarak nitelendirdi. Amos, hükümetin belediye başkanlarına geniş bir yetki vermek yerine yerel yönetimlere uygun fiyatlı konut ve gerekli altyapıyı oluşturabilmeleri için daha fazla kaynak sağlaması gerektiğini söyledi.
Başbakan Burnham ise belediye başkanlarının yetkilerinin hem projeleri ilerletmek hem de bölgesel stratejiye aykırı yapılaşmayı engellemek için kullanılabileceğini belirtiyor. Burnham’a göre yerel kararların kimi zaman daha geniş bölgesel konut, ulaşım ve ekonomik büyüme hedefleri bakımından yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.
İstişare 5 Ekim’de sona erecek
İmar yetkilerine ilişkin kamuoyu istişaresi 24 Ağustos’ta başladı ve 5 Ekim 2026 saat 23.59’a kadar devam edecek. Süreçte yerel yönetimlerden, belediye başkanlıklarından, sektör temsilcilerinden, sivil toplum kuruluşlarından ve bölge sakinlerinden görüş alınacak.
Hükümet, sonuçların değerlendirilmesi ve gerekli ikincil mevzuatın Parlamento’ya sunulmasının ardından proje devralma ve Belediye Başkanlığı Kalkınma Kararı yetkilerini 2027’nin başında uygulamaya koymayı hedefliyor.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin kurulmasının ardından Karadeniz’deki ilk ziyaretini Trabzon’a gerçekleştirdi. Trabzon’da açıklamalarda bulunan Özgür Özel’in, Mansur Yavaş ile ilgili yaptığı açıklamanın ardından dikkat çeken bir gelişme yaşandı.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ne yapacağı merak konusu olurken Özgür Özel’in Trabzon’da mitingde verdiği mesaj tartışmaları alevlendirdi.
'MANSUR YAVAŞ'IN SELAMINI GETİRDİM'
Mansur Yavaş'la görüştüğünü belirten Özel, “Mansur Yavaş’ın da selamlarını getirdik, Trabzon kabul etsin” ifadelerini kullandı.
MANSUR YAVAŞ RAHATSIZ OLDU
Özgür Özel ve Mansur Yavaş'ın görüşmenin ortaya çıkması sonrası Yazarı Aytunç Erkin, tv100 canlı yayında flaş bir ididada bulundu.
Yavaş'ın görüşmenin ortaya çıkmasından rahatsız olduğunu söyleyen Erkin, şu ifadelere yer verdi:
Bu açıklamayı yaptıktan sonra Özgür Özel, ben Mansur Bey'e yakın isimlerle temas geçtim, "Nedir bu olay?" diye sordum. Onlar da, "Bizim bildiğimiz yüz yüze görüşme yok. Telefonla görüştüklerini biliyoruz." dediler.
Akşama doğru bu tartışma devam ettiği için birkaç yere daha sordum. Onlar da aynı şekilde telefon görüşmesi olduğunu söylediler.
YÜZ YÜZE GÖRÜŞÜYORLAR
Fakat gece yaptığım görüşmede esas bilgi şu: Görüşmüşler, Trabzon öncesinde. Sayın Özgür Özel, Sayın Mansur Yavaş'ı ofisine davet ediyor. Sayın Mansur Yavaş da Özgür Özel'i ofisinde ziyaret ediyor. Burada konuşuluyor. Ne konuştuklarına ilişkin çok fazla detay verilmiyor.
Ankara siyasetinde önemli siyasi aktörlerin baş başa yaptıkları özel görüşmeler, birinin rızası yoksa ifşa olmaz. Sayın Yavaş ve Özel'in baş başa yaptığı görüşmeden yakın çevresinin dahi haberinin olmaması ve sorulduğunda "Sadece telefonla görüştüklerini biliyoruz." demeleri aslında bu gizliliğe işaret ediyor.
Fakat burada şu durum ortaya çıkıyor: Aslında gizli kalması, özel kalması gereken görüşmeyi Sayın Özel, bence heyecanlı bir refleksle anlatıyor.
YAVAŞ ORTAYA ÇIKMASINDAN RAHATSIZ
Fakat bugün Sayın Mansur Yavaş, yakın çalışma arkadaşlarıyla bir sohbet ediyor. Bugünkü görüşmenin bu şekilde ortaya çıkmasından rahatsız.
<p>Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in Trabzon’da “Mansur Yavaş’ın selamını getirdim” çıkışı sonrası siyasi kulislerde tartışmalar alevlendi. Mansur Yavaş hakkında çarpıcı bir iddia ortaya atıldı.</p>
Asal Araştırma şirketi, 5-10 Ağustos tarihleri arasında yaptığı anketin sonuçlarını açıkladı. 26 ilde, 2 bin kişinin katılımıyla yapılan araştırmanın hata payı 2.5 puan olarak açıldı.
"Türkiye kimin yönetmesini istersiniz?" sorusuna katılımcıların yüzde 27.2'si Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yanıtını verdi.
CHP'li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın destek oranı yüzde 12.1, CHP'den istifa edip YENİ Parti'ye geçen tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun destek oranı yüzde 9.4 oldu.
YENİ Parti Genel Başkan Özgür Özel yanıtını verenlerin oranı ise yüzde 6.5 oldu. Cezaevinde bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'a destek ise yüzde 6.1 olarak ölçüldü.
Anketin sonuçları şu şekilde:
Recep Tayyip Erdoğan (AK Parti Genel Başkanı): Yüzde 27.2
Mansur Yavaş (Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı): Yüzde 12.1
Ekrem İmamoğlu (İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı): Yüzde 9.4
Özgür Özel (YENİ Parti Genel Başkanı): Yüzde 6.5
Selahattin Demirtaş (Eski HDP Eş Genel Başkanı): Yüzde 6.1
Devlet Bahçeli (MHP Genel Başkanı): Yüzde 3.6
Müsavat Dervişoğlu (İYİ Parti Genel Başkanı): Yüzde 2.7
Ümit Özdağ (Zafer Partisi Genel Başkanı): Yüzde 1.9
Yavuz Ağıralioğlu (Anahtar Parti Genel Başkanı): Yüzde 1.9
Fatih Erbakan (Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı): Yüzde 1.7
<p>Asal Araştırma, 5-10 Ağustos tarihleri arasında 26 ilde 2 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği “Türkiye’yi kimin yönetmesini istersiniz?” başlıklı araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Araştırmanın hata payı 2,5 puan olarak belirtildi.</p>
<p>Ankete göre katılımcıların yüzde 27,2’si Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yönetilmesini istediğini belirtti. CHP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş yüzde 12,1 ile ikinci sırada yer alırken, CHP’den istifa ederek YENİ Parti’ye geçen ve tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu yüzde 9,4 destek aldı.</p>
<p>YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel yüzde 6,5 ile dördüncü sırada bulunurken, cezaevindeki eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a destek yüzde 6,1 olarak ölçüldü. Böylece Erdoğan, en yakın rakibi Yavaş’a karşı 15,1 puanlık farkla ilk sırada yer aldı.</p>
Yeni Parti Gaziantep Milletvekili Melih Meriç, Gaziantep Şahinbey ilçesi Akkent Mahallesi'nde bıçaklı saldırıya uğradı. Hastanede ameliyata alınan Meriç'in sağlık durumunun iyi olduğu açıklanırken, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş saldırıyı kınayarak olayın tüm yönleriyle aydınlatılması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi için sürecin takipçisi olacaklarını belirtti. Saldırıya ilişkin farklı siyasi partilerden de kınama ve geçmiş olsun mesajları geldi.
MERİÇ'İN SAĞLIK DURUMU İYİGaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Şehir Hastanesi'nde tedavisi süren Meriç'in sağlık durumuna ilişkin gazetecilere açıklama yaptı.
Meriç'in ameliyat sonrası yoğun bakıma alındığını belirten Çeber, genel durumunun iyi olduğunu ve tepki vermeye başladığını söyledi.
Uygun olması halinde doktorlar tarafından uyandırılacağını ifade eden Çeber, "Ameliyattan sonra bizi ve hekimlerimizi tereddüte düşürecek herhangi bir gelişme de olmadı. Süreç iyi gidiyor, inşallah çok kısa zamanda toparlayacak." dedi.
Çeber, Meriç'in ameliyatının alanında uzman cerrahlar tarafından gerçekleştirildiğini belirterek ailesinin de daha moralli olduğunu söyledi.
KURTULMUŞ SALDIRIYI KINADITBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Meriç'e yönelik saldırıyı kınayarak geçmiş olsun dileklerini iletti.
Kurtulmuş, "Şiddetin hiçbir gerekçesi, mazereti ve meşruiyeti olamaz." ifadesini kullandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak her türlü şiddetin karşısında durmaya devam edeceklerini belirten Kurtulmuş, saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi için sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını kaydetti.
TBMM Başkanlığından yapılan açıklamaya göre Kurtulmuş, Meriç'in sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere Gaziantep Valisi Kemal Çeber ile telefonda görüştü. Kurtulmuş ayrıca Meriç'in ailesini telefonla arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti.
ŞÜPHELİ TESLİM OLDUVali Çeber, saldırının şüphelisinin İl Emniyet Müdürlüğünün koordineli çalışması sonucu yakalanarak teslim olduğunu bildirdi.
Şüphelinin emniyette ifade verdiğini aktaran Çeber, saldırının taraflar arasındaki tartışmanın ardından gerçekleştiğini belirtti.
Çeber'in verdiği bilgiye göre şüpheli, Meriç'in partisinden ayrılmasının ardından kendisinin de istifa ettiğini ve yeniden ilçe başkanı olmak istediğini ancak bu talebinin uygun görülmediğini ifade etti. Yaşanan tartışmaların ardından saldırının gerçekleştiği belirtildi.
Şüphelinin olaydan önce evinde olduğunu, alkol aldığını ve Meriç'in bulunduğu sırada evden olayda kullanılan bıçağı alarak dışarı çıktığını söylediği aktarıldı.
Çeber, bundan sonraki adli sürecin savcılar ve adli makamlar tarafından yürütüleceğini kaydetti.
Meriç'in olaydan kısa süre önce şoförü ve korumasına izin verdiğini belirten Çeber, milletvekilinin mahalle ziyaretine tek başına devam ettiği sırada saldırının meydana geldiğini söyledi.
Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli S.A.K. ile 4 kişi gözaltına alınmıştı.
SİYASİLERDEN KINAMA MESAJLARIÖmer Çelik: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Meriç'e yönelik saldırıyı lanetledi. Çelik, şiddetin her türlüsünün siyasi alanda da mahkum edilmesi gerektiğini belirterek Meriç'e şifa, ailesine ve partisine geçmiş olsun dileklerini iletti.
Akın Gürlek: Adalet Bakanı Akın Gürlek, saldırıyı şiddetle kınayarak Meriç'e acil şifalar diledi. Gürlek, olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılması ve sorumluların adalet önünde hesap vermesi için adli soruşturma başlatıldığını ve sürecin yakından takip edildiğini bildirdi.
Özgür Özel: Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Meriç'e yönelik saldırıyı lanetledi. Meriç'in ameliyatının başarılı geçtiğini ve sağlık durumunun iyi olduğunu belirten Özel, siyasetin üzerine şiddet, tehdit ve zorbalığın gölgesinin düşmesini kabul etmediklerini ifade ederek sorumluların cezalandırılmasını istedi.
Efkan Ala: AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala da Meriç'e yönelik saldırıyı lanetleyerek milletvekiline acil şifalar, yakınlarına geçmiş olsun dileklerini iletti.
Kemal Memişoğlu: Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da Meriç'e yönelik saldırıyı kınayarak, ameliyat sonrası yoğun bakımda tedavisi süren milletvekilinin genel durumunun iyi olduğunu ve sağlık sürecini yakından takip ettiklerini bildirdi. Meriç'e acil şifalar diledi.
Kaynak: AA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham arasında ilk üst düzey temas gerçekleşti.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre telefon görüşmesinde Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerinin yanı sıra güncel bölgesel ve küresel gelişmeler değerlendirildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni görevi dolayısıyla Burnham’ı tebrik ederek, iki ülke arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha da güçleneceğine inandığını ifade etti.
İletişim Başkanlığının açıklamasında, bölgesel ve küresel gelişmelerin hangilerinin ayrıntılı biçimde ele alındığına ilişkin bilgi paylaşılmadı. Görüşmeye dair ilk resmi açıklama Türk tarafından yapıldı.
Savunma ortaklığı yeni mekanizmalarla genişliyor
Görüşmenin öne çıkan başlıklarından birini güvenlik ve savunma alanındaki iş birliği oluşturdu.
Erdoğan, Türkiye ile Birleşik Krallık’ın özellikle savunma sanayiinde önemli aşamalar kaydettiğini belirterek, son dönemde imzalanan Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi ile Güvenlik ve Savunma Ortaklığı Belgesi’nin ilişkilerin geleceği bakımından taşıdığı öneme dikkat çekti.
İki ülkenin 8 Temmuz 2026’da Ankara’daki NATO Zirvesi sırasında imzaladığı Güvenlik ve Savunma Ortaklığı; askerî iş birliği ve savunma sanayiinin yanı sıra siber güvenlik, hibrit tehditler, terörle mücadele, uzay, sivil hazırlık ve dayanıklılık alanlarını da kapsıyor. Belge, bu konulardaki siyasi ve askerî istişarelerin yeni mekanizmalar aracılığıyla kurumsallaştırılmasını öngörüyor.
Savunma ilişkilerinde son dönemin en büyük adımlarından biri de Türkiye’nin 20 Eurofighter Typhoon savaş uçağı almasına yönelik, değeri 8 milyar sterline kadar çıkabilen anlaşma olmuştu. Mart 2026’da imzalanan destek paketiyle İngiltere’nin Türk Hava Kuvvetleri pilotları ve yer personeline eğitim vermesi de kararlaştırılmıştı.
Türkiye ve Birleşik Krallık arasında 23 Nisan 2026’da imzalanan Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi ise ilişkilerin yalnızca savunma alanıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.
Belge; NATO içindeki eş güdümün artırılması, terörizm ve organize suçlarla mücadele, enerji güvenliği, iklim değişikliği, insani kalkınma, bilim, teknoloji ve inovasyon gibi geniş bir iş birliği gündemini kapsıyor.
İki ülke, belgeyle aynı zamanda bölgesel krizler ve küresel güvenlik sorunları karşısında daha yakın diyalog kurulmasını hedefliyor.
Ticaret gündeminde yeni anlaşma var
Erdoğan-Burnham görüşmesinde ekonomik ilişkiler ve karşılıklı yatırımlar da ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, belirlenen ticaret ve yatırım hedeflerine ulaşılması için ortak çalışmaların sürdürüleceğini söyledi.
Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki mevcut ticaret düzenlemesini hizmetler, dijital ticaret ve yatırımlar gibi yeni alanları kapsayacak şekilde genişletmeyi amaçlayan güncellenmiş Serbest Ticaret Anlaşması müzakereleri Mart 2024’ten bu yana devam ediyor. Birleşik Krallık Avam Kamarası Kütüphanesinin Temmuz 2026 tarihli raporunda da Türkiye ile yürütülen görüşmelerin henüz sonuçlanmadığı belirtildi.
Türkiye’nin 2025 yılında Birleşik Krallık’a mal ihracatı yaklaşık 16,7 milyar dolara, bu ülkeden ithalatı ise 7,26 milyar dolara ulaştı. Hizmet ticareti de hesaba katıldığında toplam ekonomik hacmin 30 milyar doların üzerine çıktığı tahmin ediliyor.
Yeni anlaşmayla mevcut mal ticaretinin ötesine geçilerek finansal ve profesyonel hizmetler, dijital ekonomi, yatırım, fikrî mülkiyet ve sürdürülebilirlik alanlarında daha kapsamlı kurallar oluşturulması amaçlanıyor.
Yeni hükümetle diyaloğun sürdürülmesi bekleniyor
Erdoğan ile Burnham arasındaki ilk görüşme, Ankara ile Londra’nın yeni İngiliz hükümeti döneminde de mevcut stratejik iş birliğini sürdürme iradesinin göstergesi olarak değerlendiriliyor.
İki ülkenin NATO üyeliği, savunma sanayiindeki büyük ölçekli projeler, büyüyen ticaret hacmi ve Avrupa ile Orta Doğu’daki gelişmeler, Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerini önümüzdeki dönemde de her iki başkentin dış politika gündeminde tutacak başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
Menderes Belediye Meclisi'nde yaşanan büyük gerilimler, tartışmalar ve hatta yumruklaşmaların gölgesinde tamamlanan seçim süreci, İzmir siyasetinde kartların yeniden karılmasına yol açtı. ‘Rüşvet, irtikap, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, imar kirliliğine neden olma’ gibi suçların örgütlü şekilde işlendiğinin tespit edilmesinin ardından görevden uzaklaştırılan belediye başkanı İlkay Çiçek’in yerine geçecek ismi belirlemek için sandık başına giden meclis üyeleri, muhalefet partilerinin kendi içindeki güç savaşlarına sahne oldu. CHP ve Yeni Parti'nin uzlaşmaz tavrı sandığa bölünme olarak yansıyınca, Cumhur İttifakı adayı Asuman Şen dördüncü turda aldığı 15 oyla belediye yönetimini AK Parti'ye taşıdı.
MUHALEFETTEKİ ANLAŞMAZLIK SANDIĞA YANSIDI
Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının ardından meclis, yeni başkan vekilini seçmek üzere olağanüstü toplandı. Siyasi kulislerde günlerdir konuşulan ortak aday formülü, CHP ve Yeni Parti gruplarının uzlaşamaması nedeniyle hayata geçirilemedi. Seçim yarışına AK Parti'den Asuman Şen, Yeni Parti'den Barış Gürsoy, CHP'den Mehmet Ali Akar ve bağımsız meclis üyesi Mustafa Öztürk aday olarak katıldı. Muhalefet blokunun iki güçlü aktörünün ayrı adaylarla sahaya çıkması, meclis aritmetiğinde Cumhur İttifakı'na büyük bir avantaj sağladı.
MECLİS SALONUNDA GERGİN ANLAR VE ARBEDE
Seçim süreci oldukça sancılı başladı. CHP grubuna meclis salonunda yer ayrılmaması iddiasıyla başlayan tartışmalar nedeniyle oturum yaklaşık bir saat gecikmeli olarak açıldı. İlk turlarda hiçbir adayın gerekli çoğunluğu sağlayamaması üzerine heyecan doruğa ulaştı. İkinci turun ardından CHP'li üyelerin salonu terk etmesiyle tırmanan gerilim, dördüncü tur oylaması öncesinde adeta zirve yaptı. Yeni Parti ve CHP'li meclis üyeleri arasında çıkan sözlü tartışma kısa sürede yumruklu kavgaya dönüştü. Meclis başkan vekilinin salona polis çağırması ve emniyet güçlerinin müdahalesiyle yatıştırılan olayların ardından nihayet son tur oylamasına geçilebildi.
4. TUR SONUÇLARI: BELEDİYE AK REFAHA ULAŞTI
Olaylı geçen sürecin ardından gerçekleştirilen dördüncü ve son tur oylamada, muhalefetin bölünmüş yapısı sandık sonuçlarına doğrudan yansıdı. Cumhur İttifakı'nın adayı Asuman Şen 15 oy alarak Menderes Belediyesi'nin yeni başkan vekili seçildi. Rakibi Yeni Parti adayı Barış Gürsoy ise 12 oyda kalırken, oylamada 1 oy da geçersiz sayıldı. Bu sonuçla birlikte, yerel seçimlerde CHP'nin kazandığı Menderes Belediyesi'nde yönetim, muhalefetin kendi içindeki bölünmesi neticesinde AK Parti'ye geçmiş oldu.
Sonuçlara göre oy dağılımı şu şekilde gerçekleşti:
AK Parti’nin adayı Asuman Şen: 15 oy
Yeni Parti’nin adayı Barış Gürsoy: 12 oy
Kullanılan 28 oydan bir tanesi geçersiz sayıldı.
Menderes Belediyesi üye dağılımı:
Cumhur İttifakı: 11 üye
Yeni Parti: 10 üye
CHP: 5 üye
Bağımsız: 2 üye
YENİ BAŞKAN VEKİLİNDEN BİRLİKTE HİZMET VURGUSU
Seçimin tamamlanmasının ardından Asuman Şen, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ve MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin ile birlikte AK Parti Menderes İlçe Başkanlığı binasına geçerek basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Kendisine duyulan güvenden ötürü büyük bir onur duyduğunu belirten Şen, meclis üyelerine ve parti teşkilatlarına teşekkür etti. Şen, "Menderes'imize hayırlı uğurlu olsun. Bu bir görev. Meclis üyesi arkadaşlarım teveccüh gösterdiler, bu görevi bana verdiler. Başta bana inanan İl Başkanıma, il teşkilatına, değerli vekillerime, Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanı'na çok teşekkür ediyorum. İnşallah hep birlikte hizmet için geldik, hizmet edeceğiz" ifadelerine yer verdi.
CUMHUR İTTİFAKI'NDAN ŞEFFAF BELEDİYECİLİK SÖZÜ
AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı da yaptığı değerlendirmede, demokratik iradenin ve meclisin ortak sorumluluğunun sandıkta tecelli ettiğini vurguladı. Menderes'in önünde hizmet bekleyen kritik bir dönemin bulunduğuna dikkat çeken Saygılı, "Menderes Belediye Meclisimizde gerçekleştirilen Belediye Başkan Vekili seçiminin ilçemiz, İzmir'imiz ve tüm hemşehrilerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Demokratik iradenin ve belediye meclisimizin ortak sorumluluğunun tecelli ettiği bu süreçte, iradesini ortaya koyan ve seçim sürecine katkı sunan tüm belediye meclis üyelerimizi demokratik katılımlarından dolayı kutluyorum. Gerçekleştirilen seçim sonucunda Menderes Belediye Başkan Vekili olarak göreve başlayan Sayın Asuman Şen'i gönülden tebrik ediyor, yeni görevinde başarılar diliyorum” şeklinde konuştu.
“MİLLETİN SABRI KALMADI”
AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı Şahin, "25-30 yıldır o kadar hor kullanılan devletin, milletin malı karşılığını vermeye başladı. Milletimizin daha fazla sabrı, tahammül edecek gücü kalmadı. Belediyeciliği görüyoruz, yapılanları görüyoruz, yapılmayanları da biliyoruz. Konuşmaya bile utanacağımız şeyler var, anlatamayacağımız, konuşamayacağımız" ifadelerine yer verdi.
YENİ PARTİ VE CHP İL BAŞKANLARI KAVGASI
CHP İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü ile Yeni Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, Menderes Belediye Başkan Vekili seçimine ilişkin açıklama yaptı. Gümrükçü, İl Başkanlığı'nda düzenlediği toplantıda, CHP'nin 2023 yılında yapılan kurultayından sonra gelen yöneticilerin birçok ilçede yanlış tercihler yaptığını, bu yanlış tercihlerin bedelini hep birlikte ödediklerini söyledi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Yeni Partinin adayını desteklemelerini istediğini söylediğini aktaran Gümrükçü, şöyle devam etti: "Cumhuriyet Halk Partisinden oy dahi istemeyen kibir abidesi insanların hiçbir yerde seçim kazanması mümkün değildir. Başta Menderes bunun ilk işaret fişeğidir. Bugüne kadar her girdikleri seçimi CHP'nin adıyla Atatürk'ün 6 okunun yarattığı siyasi programla, buradaki arkadaşların alın teri ve emeğini kullanarak kazanmış insanların, artık elinde kullanabilecekleri bir CHP kimliği olmadığı için girdikleri ilk seçimi İzmir'de kaybetmişlerdir. Biz sizin partinizin adayına oy vermek zorunda değiliz. Buna rağmen genel başkanın talimatıyla içeriye girdik. Arkadaşlar yediği yumrukları, edilen hakaretleri unuttular.”
Konuşmasının devamında Güç’ü eleştiren Gümrükçü, "CHP'nin cep telefonunu cebine koyup giden Çağatay, bize ahlaksız diyemez. Ahlak dersi hiç veremez. Faturası burada, parayı çektiği de burada. 'Nerede bu telefon' dedik. 'Ben kredi kartından ödedim' dedi. Sonra da gitmiş aynı tutarı bankadan çekmişler. Şimdi biz konuşmak istemiyoruz bazı şeyleri, susuyoruz. Ama ahlaksız sensin, sen ahlaksızın daniskasısın” ifadelerini kullandı.
Yeni Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Güç ise yaptığı yazılı açıklamada, Yeni Partinin aday belirleme konusunda süreç boyunca uzlaşıdan yana tavır aldığını savundu. CHP'nin AK Parti ile ortak hareket eden bir yapı haline geldiğini ileri süren Güç, Menderes'e AK Parti'li başkan vekili seçilmesinden dolayı üzgün olduğunu ifade etti.
Reform UK lideri Nigel Farage, İngiltere’nin Essex bölgesindeki Clacton seçim çevresinde yapılan ara seçimden galip çıktı. 13 Ağustos’ta gerçekleştirilen seçimde 79 bin 785 kayıtlı seçmenin bulunduğu bölgede katılım yüzde 44,37 oldu. Farage 22 bin 239 oy alarak parlamentodaki koltuğunu yeniden kazandı.
Farage’ın zaferi ilk bakışta büyük bir farkla gerçekleşmiş görünse de seçim, İngiliz siyasetinde alışılmış ara seçimlerden oldukça farklıydı. Çünkü ana akım siyasi partilerin tamamına yakını yarıştan çekildi. Böylece Farage’ın karşısında Labour, Muhafazakâr Parti ve Liberal Demokratlar gibi büyük partilerin adayları bulunmadı.
Bu durum, seçim kampanyasını alışılmadık bir yarışa dönüştürdü.
Sandıktan ikinci olarak Count Binface çıktı
Farage’ın en güçlü rakibi, siyasi hiciv karakteri Count Binface oldu. Komedyen Jonathan Harvey tarafından canlandırılan karakter, İngiliz seçimlerinde daha önce de mizahi kampanyalarıyla dikkat çekmişti.
Gümüş renkli çöp kutusunu andıran kostümüyle kampanya yürüten Binface, 9 bin 455 oy alarak yüzde 26,9’a ulaştı ve seçimi ikinci sırada tamamladı. Böylece Farage ile Binface arasındaki oy farkı 12 bin 784 oldu.
Binface’ın performansı, İngiliz seçim tarihinde siyasi mizah açısından dikkat çekici bir sonuç olarak değerlendiriliyor. Reuters, bu sonucu Birleşik Krallık’taki bir komedi adayı için şimdiye kadarki en başarılı sonuçlardan biri olarak nitelendirdi.
Binface’ın seçim vaatleri de kampanyanın sıra dışı karakterini ortaya koydu. Dondurma külahlarının fiyatına sınır getirilmesi ve toplu taşımada hoparlörle yüksek sesle konuşanların zorunlu askerlik hizmetine gönderilmesi gibi mizahi öneriler kampanyanın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
Rekor: Aynı pusulada 34 aday
Clacton ara seçiminin bir başka özelliği ise aday sayısı oldu.
Seçimde 34 aday yarıştı. Tendring Bölge Konseyi, bunun bir Birleşik Krallık parlamento seçimi için şimdiye kadar kaydedilen en yüksek aday sayısı olduğunu açıkladı. Aday sayısının yüksekliği nedeniyle seçmenlerin karşısına son derece uzun bir oy pusulası çıktı ve seçim görevlileri açısından da süreç normalden daha karmaşık hale geldi.
Farage’ın ardından gelen adayların oyları ise oldukça düşük kaldı. Avrupa Birliği’ne yeniden katılımı savunan Rejoin EU adayı John Stevens 492 oyla üçüncü oldu. Bağımsız aday Tony Francis 432, Pamela Walford 371, Reclaim Party lideri Laurence Fox ise 347 oy aldı.
Seçimde üç farklı Official Monster Raving Loony Party adayı da yarıştı. Bunlardan en yüksek oyu alan Nick The Incredible Flying Brick yalnızca 28 oy alabildi.
Büyük partiler neden yoktu?
Seçimin en dikkat çekici siyasi boyutu, ana akım partilerin yarışa katılmamasıydı.
Farage, Temmuz ayında milletvekilliğinden istifa ederek ara seçimi kendisi tetiklemişti. Amacı, parlamentodaki koltuğunu yeniden kazanarak hakkında yürütülen mali incelemelerin gölgesinde seçmenden yeni bir siyasi yetki almaktı.
Ana akım partiler ise bu hamleyi gereksiz ve kişisel siyasi hesaplara dayanan bir seçim olarak değerlendirdi ve yarıştan çekildi. Böylece Clacton’daki seçim, normal bir iktidar-muhalefet mücadelesinden ziyade Farage ile çok sayıda bağımsız ve marjinal adayın yarıştığı sıra dışı bir siyasi gösteriye dönüştü.
Farage'ın göç karşıtı siyaseti yeniden sandıkta
Farage, Reform UK lideri olarak özellikle göçün azaltılması, düzensiz göçle mücadele ve İngiltere’nin sınır politikalarının sertleştirilmesi üzerinden siyaset yürütüyor. Brexit sürecinin en önde gelen savunucularından biri olan Farage, uzun süredir İngiltere'deki göçmenlik politikalarını ve siyasi elitleri hedef alan söylemleriyle İngiliz siyasetinin sağ kanadındaki en etkili isimlerden biri.
Clacton da bu açıdan Farage için sembolik önem taşıyor. 2024 genel seçiminde Reform UK lideri olarak ilk kez Avam Kamarası'na seçildiği bölge olan Clacton, onun siyasi kariyerinde özel bir yere sahip.
2026 ara seçiminde ise Farage, seçimi yalnızca kendi milletvekilliğini geri kazanma mücadelesi olarak değil, kendisine yönelik eleştirileri reddetmek için halktan alınacak yeni bir destek olarak sunmaya çalıştı.
Ancak sonuç Farage için tam anlamıyla rahatlatıcı olmadı
Farage yüzde 63,3 oyla açık ara kazanmasına rağmen sonuç, Reform UK liderinin beklediği kadar güçlü bir tablo ortaya koymadı.
Seçim öncesindeki bir Survation araştırması Farage’ın oy oranının yüzde 73'e ulaşabileceğini öngörmüştü. Gerçek sonuç ise yüzde 63,3'te kaldı. Count Binface'ın yüzde 26,9'luk oranı da tahminlerin üzerinde gerçekleşti.
Üstelik ana akım partilerin aday çıkarmadığı bir seçimde Farage’ın yüzde 63 civarında kalması, Reform UK'nin ulusal ölçekteki ivmesi açısından soru işaretleri yarattı.
Reuters'ın aktardığı değerlendirmelere göre Reform UK'nin kamuoyu desteğinde son dönemde gerileme işaretleri görülürken, yeni Başbakan Andy Burnham yönetimindeki Labour'ın desteğinde artış yaşandı.
£5 milyonluk bağış soruşturması yeniden başladı
Farage’ın Clacton'daki zaferinin hemen ardından karşı karşıya olduğu mali inceleme de yeniden gündeme geldi.
Parlamento standartları soruşturmasının merkezinde, Farage’ın 2024 genel seçimleri öncesinde kripto para milyarderi Christopher Harborne’dan aldığı yaklaşık 5 milyon sterlinlik hediye veya finansal desteği parlamentoya bildirme yükümlülüğü bulunuyor.
Farage parayı aldığını kabul etmiş ancak herhangi bir yanlış yapmadığını savunmuştu. Parlamento standartları soruşturması, ara seçim nedeniyle Farage'ın milletvekilliğinden ayrılması üzerine askıya alınmıştı; seçim sonucunun açıklanmasının ardından soruşturmanın yeniden aktif hale geldiği bildirildi.
Eğer soruşturma sonucunda parlamentonun bildirim kurallarının ihlal edildiğine karar verilirse Farage'ın parlamentodan uzaklaştırılması ve koltuğu için yeniden ara seçim yapılması ihtimali gündeme gelebilir. Böyle bir durumda bu kez büyük siyasi partilerin yarışa katılması beklenebilir.
Farage seçim gecesinde sonucu salondan izlemedi
Seçimin bir diğer dikkat çekici gelişmesi de kazanan adayın sonuç açıklanırken salonda bulunmaması oldu.
Farage, polis tarafından kendisine seçim sonucunu açıklama sırasında bir protesto veya etkinlik düzenlenebileceği konusunda uyarıda bulunulduğunu öne sürerek sonuçların açıklandığı salona gitmedi. Daha sonra yapmayı planladığı zafer konuşmasını da iptal etti.
İngiliz basınında ve siyasi çevrelerde bu karar tartışma yarattı. Essex Polisi ise Farage'ın sözünü ettiği tehdide ilişkin açıklamaların güvenilirliği konusunda farklı bir tablo ortaya koydu.
Zafer mi, siyasi kumar mı?
Farage koltuğunu geri aldı ve böylece parlamentodaki varlığını korudu. Ancak Clacton ara seçimi, Reform UK liderinin siyasi geleceği açısından beklenenden daha karmaşık bir tablo ortaya çıkardı.
Bir yanda yüzde 63,3'lük oyla kazanılmış net bir seçim zaferi var. Diğer yanda ise ana akım partilerin yarışmadığı bir ortamda bir komedi karakterinin yaklaşık 9 bin 500 oyla yüzde 27'ye yaklaşması, ulusal kamuoyu desteğindeki gerileme ve Farage hakkındaki mali soruşturmanın yeniden başlaması bulunuyor.
Dolayısıyla Clacton sonucu Farage'ın parlamentoya dönüşünü kesinleştirmiş olsa da, Reform UK liderinin kendisini “siyasi sistemle halk arasındaki mücadele” olarak sunmaya çalıştığı seçim, aynı zamanda onun üzerindeki tartışmaları sona erdirmek yerine yeniden gündeme taşıdı. Reuters'ın değerlendirmesine göre Farage'ın seçimle eleştirileri susturma stratejisi, beklenenin aksine ters tepmiş olabilir.
Clacton'daki sonuçlar:
Nigel Farage – Reform UK: 22.239 oy | %63,3
Count Binface: 9.455 oy | %26,9
John Stevens – Rejoin EU: 492 oy | %1,4
Tony Francis – Bağımsız: 432 oy | %1,2
Pamela Walford – Bağımsız: 371 oy | %1,1
Laurence Fox – Reclaim Party: 347 oy | %1,0
Kayıtlı seçmen sayısı 79.785, katılım ise %44,37 oldu. Toplam 34 adayın yarıştığı seçimde Reform UK koltuğunu korurken, Farage'ın çoğunluğu 12.784 oy olarak kayda geçti.
AK Parti'nin kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla Ankara'daki Başkent Millet Bahçesi'nde düzenlenen geniş katılımlı programda partiye yeni katılımlar gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partiye katılan milletvekilleri ve belediye başkanlarına rozetlerini taktı.
Program öncesinde farklı sayılar gündeme gelse de gün sonunda 3 milletvekili ve 7 belediye başkanının AK Parti saflarına geçtiği bildirildi.
AK Parti'ye katılan milletvekilleri
Partiye katılan üç milletvekili şöyle:
Ömer Karakaş – İYİ Parti Aydın Milletvekili
Mehmet Mustafa Gürban – İYİ Parti Gaziantep Milletvekili
Mustafa Bilici – Gelecek Partisi/ Yeni Yol çizgisinden İzmir Milletvekili
Üç milletvekilinin katılımıyla AK Parti'nin TBMM'deki sandalye sayısı 280'e çıktı.
Özellikle Mustafa Bilici'nin geçişi, Meclis aritmetiği açısından dikkat çekti. Bilici'nin AK Parti'ye geçmesiyle Yeni Yol grubunun milletvekili sayısının 19'a düşeceği ve bunun parti grubunun devamı açısından kritik bir eşik oluşturduğu daha önce gündeme gelmişti.
Yedi belediye başkanı da AK Parti saflarında
Törende belediye başkanları düzeyinde de kapsamlı bir katılım gerçekleşti. Gün içinde yayımlanan listelerde şu isimler yer aldı:
Yakup Odabaşı – Ankara Gölbaşı Belediye Başkanı
Selim Çırpanoğlu – Ankara Kahramankazan Belediye Başkanı
Tuncay Başoğlu – Tekirdağ Hayrabolu Belediye Başkanı
Türkan Kayır – Şırnak İdil Belediye Başkanı
Ali Kemal Derin – Kütahya Tavşanlı Belediye Başkanı
Engin Uysal – Kütahya Domaniç Belediye Başkanı
Saim Zileli – Çanakkale Eceabat Belediye Başkanı
Burada dikkat çeken bir ayrıntı, Tavşanlı Belediye Başkanı'nın adının bazı ilk listelerde “Ali Kemal Verimli” şeklinde yer almasına karşın güncel kaynaklarda isminin Ali Kemal Derin olarak geçmesi. 2024 yerel seçim sonuçlarında Derin'in Tavşanlı'yı Yeniden Refah Partisi adayı olarak kazandığı görülüyor. Aynı listelerde Domaniç Belediye Başkanı Engin Uysal'ın CHP, İdil Belediye Başkanı Türkan Kayır'ın ise DEM Parti adayı olarak seçildiği bilgisi yer alıyor.
Muhalefet belediyelerinden AK Parti'ye geçiş
Transferlerin siyasi açıdan en dikkat çekici yönlerinden biri, belediye başkanlarının farklı siyasi geleneklerden gelmesi oldu.
Ankara'da Gölbaşı ve Kahramankazan gibi CHP'nin 2024 yerel seçimlerinde kazandığı iki ilçenin belediye başkanlarının AK Parti'ye geçmesi, başkentteki siyasi dengeler bakımından ayrıca önem taşıyor. 2024 seçimlerinde Yakup Odabaşı Gölbaşı'nı, Selim Çırpanoğlu ise Kahramankazan'ı CHP adına kazanmıştı.
Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde ise Ali Kemal Derin 2024 seçimlerini Yeniden Refah Partisi adayı olarak kazanmıştı. Domaniç'te Engin Uysal CHP'den, İdil'de Türkan Kayır ise DEM Parti'den seçilmişti.
Çanakkale Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli'nin siyasi geçmişi de dikkat çekiyor. Zileli, 2019'da İYİ Parti'den belediye başkanı seçilmiş, 2023'te CHP'ye katılmış ve 2024 yerel seçimlerinde CHP'den yeniden seçilmişti. Daha sonra AK Parti'ye geçişini doğruladı.
Meclis aritmetiğinde AK Parti'nin ağırlığı arttı
Üç milletvekilinin katılımıyla AK Parti'nin sandalye sayısının 280'e ulaşması, iktidar partisinin Meclis'teki ağırlığını bir miktar daha artırdı. Ancak bu sayı, TBMM'de tek başına anayasa değişikliği veya referandum gibi yüksek oy gerektiren işlemler için yeterli değil.
Transferlerin bir başka boyutu ise muhalefet partilerinin Meclis ve yerel yönetimlerdeki temsil kapasitesiyle ilgili. Özellikle Mustafa Bilici'nin AK Parti'ye geçişi, Yeni Yol'un Meclis'teki grup statüsü açısından tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
AK Parti'den 25. yıl mesajı
AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümü programı yalnızca partiye yeni isimlerin katılmasıyla değil, geniş katılımıyla da öne çıktı. Program için yaklaşık 100 bin kişilik davet hazırlanmıştı.
14 Ağustos 2001'de kurulan AK Parti, 25. yılına girerken iktidarını sürdüren parti olarak siyasi organizasyonunu ve yerel teşkilat ağını güçlendirmeye odaklanıyor. Ankara'daki törende açıklanan yeni katılımlar ise partinin özellikle muhalefet saflarından transfer stratejisinin devam ettiğini gösteren önemli bir siyasi mesaj olarak değerlendiriliyor.
Son tablo: 3 milletvekili ve 7 belediye başkanının katılımıyla AK Parti, kuruluşunun 25. yılında hem TBMM'deki sandalye sayısını 280'e çıkardı hem de farklı siyasi partilerden gelen yerel yöneticileri bünyesine kattı.
CHP’de Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan hakkında parti içi disiplin süreci başlatıldı. CHP’nin mahkeme kararıyla göreve gelen yönetiminin Parti Sözcüsü Müslim Sarı, Yazgan’ın “tedbirli olarak kesin ihraç” talebiyle disipline sevk edildiğini açıkladı.
Sarı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Partimizin temel ilkeleri, tüzüğü ve disiplin hükümleri çerçevesinde Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, bugün itibarıyla tedbirli olarak ‘kesin ihraç’ talebiyle disipline sevk edilmiştir” ifadelerini kullandı.
Görüntülerin ardından soruşturma
Yazgan’ın bir kadına yönelik cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla bir grup tarafından darbedildiğini gösteren görüntüler sosyal medyada yayıldı. Görüntülerde Yazgan’ın tekme ve yumruklarla darbedildiği görülürken, olayın ardından tarafların karşılıklı olarak şikayetçi olduğu bildirildi.
Olayla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da sosyal medyada yayılan görüntüler ve iddialar üzerine Yazgan hakkında soruşturma başlattı.
CHP’de disiplin süreci
Adli soruşturmanın yanı sıra CHP yönetimi de olayla ilgili parti içi disiplin mekanizmasını devreye soktu. Yazgan, tedbirli olarak kesin ihraç istemiyle disipline sevk edildi.
Karar, Yazgan hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadan alınan parti içi disiplin tedbiri niteliğinde. Kesin ihraç konusunda son karar, disiplin sürecinin tamamlanmasının ardından verilecek.
Yazgan kimdir?
1987 Edirne doğumlu Ahmet Baran Yazgan, iş insanı ve iç mimar. İstanbul Kültür Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü mezunu olan Yazgan, 2019 yerel seçimlerinde CHP’den Edirne Belediye Meclisi üyeliğine seçildi. 2023 genel seçimlerinde CHP Edirne milletvekili olarak TBMM’ye girdi.
Yazgan hakkındaki adli soruşturmanın sonucu ve CHP’nin disiplin kurulunun vereceği karar, sürecin bundan sonraki seyrini belirleyecek.
Tacizle Suçlanan Yazgan’dan açıklama
Hakkındaki cinsel taciz ve darp iddialarıyla kesin ihraç talebiyle CHP Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilen Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, yaşananların tamamen kurgulanmış bir siyasi kumpas olduğunu belirterek kendisini savundu.
Olayın yaşandığı eve davet üzerine gittiğini, kendisine gizlice ilaç verildiğini ve başına sert bir cisimle vurularak darp edildiğini öne süren Yazgan; çirkin söz ve eylemlerin hiçbirini kabul etmediğini, asıl amacın kendisini CHP'den kopararak Yeni Parti'ye yönlendirmek olduğunu iddia etti.
Olayda asıl mağdurun kendisi olduğunu vurgulayan Yazgan, partisinin milletvekiline sahip çıkması gerektiğini ifade ederek konuya dair tüm bilgi ve belgeleri savcılığa teslim edeceğini bildirdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Her cepheden saldırdıklarına göre, bilin ki doğru yoldayız. İlk kez eksilmiyoruz… İlk kez bölünmüyoruz… İlk kez ihanete uğramıyoruz… Gönderdiğiniz akbabaların kopardığı et, bizi hem acıtmaz hem de tüketmez. Bu siyasi namus bataklığında siz boğulacaksınız, biz değil!..” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tutuklu bulunan ve görevinden uzaklaştırılan Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nu Konya Ereğli Cezaevi’nde ziyaret etti.
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetine icabetle 11-13 Ağustos tarihlerinde Türkiye'ye resmi ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu.
Duran, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın davetine icabetle Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 11-13 Ağustos 2026 tarihlerinde ülkemize resmi bir ziyaret gerçekleştirecektir. Ziyaret kapsamında 12 Ağustos Çarşamba günü yapılacak görüşmelerde, Filistin'deki son gelişmeler, ikili ilişkilerimiz ve bölgesel gelişmeler hakkında fikir teatisinde bulunulacaktır."
İzmir Valiliği, tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından görevinden uzaklaştırılan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in yerine 17 Ağustos'ta olağanüstü meclis toplantısıyla belediye başkan vekilinin seçileceğini bildirdi.
Valilikten yapılan açıklamada, Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in Anayasanın 127'nci maddesinin 4'üncü fıkrası ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 47'nci maddesi uyarınca, İçişleri Bakanlık makamının 8 Ağustos 2026 tarihli onayı ile görevden uzaklaştırıldığı belirtildi.
Açıklamada, "Valiliğimizce, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45'inci maddesine göre, Belediye Başkan Vekili seçimi için, Belediye Meclisinin 17 Ağustos 2026 Pazartesi günü saat 10.30'da Menderes Belediyesi Hizmet Binası Meclis Salonunda olağanüstü toplanmasına karar verilmiştir." denildi.
- OLAY
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca, Menderes Belediyesine yönelik rüşvet, irtikap, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve imar kirliliğine neden olma suçlarına yönelik soruşturmada, aralarında Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in de bulunduğu 16 şüpheli 4 Ağustos'ta gözaltına alınmıştı.
Adliyeye sevk edilen şüphelilerden İlkay Çiçek'in de aralarında olduğu 10 şüpheli 7 Ağustos'ta tutuklanmış, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ve Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, TBMM'de muhalefet kulisinde bir araya gelerek uzun süre sohbet etti.
Liderlere bu sırada, "İttifakın ilk fotoğrafı diyebilir miyiz buna?" sorusu yöneltildi. Saadet lider Mahmut Arıkan ise soruya, "Meclisin kapanış fotoğrafı diyelim" yanıtını verdi.
“GÖRÜŞMELER YAPILABİLİR”
Babacan, 3 parti arasında bir ittifak olup olmayacağına dair soru üzerine partiler arasında yapılabilecek çalışmalar ile ilgili görüşmeler yapılabileceğini söyledi.
“HENÜZ SOMUT BİR NOKTAYA GELMİŞ DEĞİLİZ”
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan seçimlerde iş birliğine dair soru üzerine, "Müspet yönde olabilmesi için de biz partiler arasındaki fikir alışverişinin, ilişkinin güçlü bir şekilde devam etmesi ve birlikte gerekirse birtakım somut adımlar atması gerekiyor. Ancak şu aşamada biz tamamen bir beyin jimnastiği ve fikir teatisi kapsamında konuşuyoruz. Henüz somut bir noktaya gelmiş değiliz" dedi.
<p>Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan TBMM kulislerinde bir araya geldi. 3 lider ittifak sorusuna cevap verdi.</p>
Yeni Parti'nin yurt genelindeki örgütlenme çalışmaları sancılı geçiyor. Partinin şu ana kadar 60'a yakın ilde örgütlenmesini tamamladığı ancak bu sürecin özellikle büyükşehirlerde, tutuklu Ekrem İmamoğlu'na yakın isimler ile Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in ekibi arasında sert çekişmelere sahne olduğu bildirildi.
Partinin Doğu ve Güneydoğu illerindeki örgütlenmesini ise önümüzdeki ay sonuna kadar tamamlaması bekleniyor.
KADROLAŞMA KRİZİ
Edinilen bilgilere göre, partinin yeni örgütlenme çalışmalarında birçok fikir ayrılıkları patlak verdi.
Bir yandan Özgür Özel ve ekibinin kendi kadrolarını işaret ettiği, diğer yandan İmamoğlu destekçilerinin ayrı bir liste çıkararak paralel bir girişimde bulunduğu öne sürülüyor. Söz konusu anlaşmazlıkların özellikle büyükşehirler ve ilçelerinde patlak verdiği iddia ediliyor.
HER KAFADAN AYRI SES
İki kanadın diğer illerde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu illerinde de kendi işaret ettikleri isimleri il ve ilçelerin tepe kadrosuna oturtmak için mücadeleye devam ettiği belirtildi.
Bunun yanı sıra Yeni Parti'deki örgüt krizi iki grup arasındaki çekişme ile de sınırlı kalmadı. Her ilde belediye başkanları, il başkanları ve milletvekillerinin de il-ilçe örgütlerine kendi adamlarını yerleştirip tabandaki gücünü korumak için çekişmeye girdiği, birçok noktada hala fikir birliği oluşmadığı aktarıldı.
Yeni Parti'de ilk kurultayın ekim ayında yapılması planlanıyor. Örgütlenme sürecinin ise önümüzde ay tamamlanması öngörülüyor.
<p>Yeni Parti'nin yurt genelindeki örgütlenme çalışmaları parti içerisinde sert bir restleşmeye dönüştü. Özgür Özel cephesi ile Ekrem İmamoğlu ekibinin birçok il ve ilçede savaş veriyor.</p>
Gölge bakanların kullanması için yapılan lüks makam odaları, tekrar eski işlevine döndürülerek sınıfa çevrildi. CHP kurmayları, binadaki tadilat çalışmalarının ardından yeniden eğitimlerin başladığını, parti teşkilatlarına yönelik dersler verildiğini açıkladı.
İMAMOĞLU'NUN FOTOĞRAFLARI İNDİRİLDİ
Öte yandan, binada bulunan Ekrem İmamoğlu’na ait fotoğrafların tamamı da indirildi. CHP kurmayları, binanın Aday Ofisi olarak kullanıldığı dönemde Genel Merkez’den farklı ve daha gösterişli bir yapıya dönüştürüldüğünü belirtti. Kurmaylar, “Genel Merkez’deki odalardan daha lüks odalar yapmışlar. Biz tekrar bu odaları sınıfa çevirdik ve eğitimlere başladık” dedi.
'Terörsüz Türkiye' süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.
TBMM'de çerçeve yasa teklifi görüşmeleri sırasında MHP lideri Devlet Bahçeli ile Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel arasındaki diyalog dikkat çekti.
Bahçeli'nin Özgür Özel'e, "Biz 57 yılda 46 kişilik grup kurduk, siz bir gecede 91 milletvekiline nasıl ulaştınız?" diyerek esprili bir dille soru yönelttiği öğrenildi.
'BİR GECEDE 91 MİLLETVEKİLİNE NASIL ULAŞTINIZ?'
MHP lideri Bahçeli’nin Özgür Özel’e "Biz 57 yıldır uğraşıyoruz, 46 kişilik grup kurduk. Siz bir gecede 91 milletvekiline nasıl ulaştınız?" diye sorduğu öğrenildi.
<p>Türkiye'nin tarihi bir virajı döndüğü Terörsüz Türkiye yasa görüşmelerinde dikkat çeken bir an yaşandı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel arasında geçen diyalog gündem oldu.</p>
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.
AK Parti ve MHP'nin hazırladığı yasa teklifine; DEM Parti, Yeni Parti, CHP ve Yeni Yol grubu 'evet' oyu verdi. Kanun teklifi 467 oyla kabul edildi. Genel Kurul'daki görüşmeleri yaklaşık 12 saat süren düzenleme, açık oylama sonuçlarına göre 467 "kabul", 87 "ret", 7 "çekimser", 2 "mükerrer" oyla kabul edilerek yasalaştı.
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, TİP Genel Başkanı Erkan Baş da oy kullandı.
YENİ PARTİ'DE 54 HAYIR
Oylamada en belirgin oy ayrışması YENİ Parti grubunda yaşandı. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in, parti yöneticileriyle birlikte "evet" oyu vereceklerini ancak milletvekillerini serbest bıraktıklarını açıklamasının ardından dikkat çeken bir tablo çıktı.
Yeni Partili 91 milletvekilinin 35'i kabul, 54'ü ret oyu verdi. 2 milletvekili ise oylamaya katılmadı.
İYİ PARTİ FİRE VERMEDİ
Düzenlemeye baştan beri karşı çıkan İyi Parti, oylamada tam kadro hareket etti. Parti grubundaki 29 milletvekilinin tamamı ret oyu kullanırken, hiç kabul oyu çıkmadı. İyi Parti'den oylamaya katılmayan vekil de olmadı.
<p>CHP Ankara İl Başkanı Fahri Yıldırım, Tv100 ekranlarında katıldığı canlı yayında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Yeni Parti'ye geçme iddialarına yanıt verdi.</p>
<p>Yıldırım, <strong>"Mansur Bey bizim çok değerli bir belediye başkanımız. Asla Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılmayacaktır, partimizde kalacaktır."</strong> şeklinde konuştu.</p>
Bölücü açılım süreci kapsamında Meclis’e getirilen ‘çerçeve yasa’ olarak da bilinen ”Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” bugün Meclis’te görüşülmeye başlandı.
TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanvekili Celal Adan’ın başkanlığında saat 11.00’de toplandı.
Teklifin görüşmelerine katılmak üzere MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da geldi.
İYİ Partililerin görüşmeye Türk bayraklı atkı ve dövizlerle gelmesi dikkat çekti.
Genel Kurul’da AKP’nin Meclis’in gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi.
Kabul edilen önergeyle, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” bölümünde bulunan 290 sıra sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi birinci sıraya alındı. Bu bölümde yer alan diğer işlerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi.
‘ÇERÇEVE YASA’ TEKLİFİ İÇİN ÜÇ GÜNLÜK ÇALIŞMA TAKVİMİ
Genel Kurul’un bugünkü birleşiminde 290 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmeleri tamamlanıncaya kadar çalışması kararlaştırıldı. Teklifin görüşmelerinin bugün tamamlanamaması halinde çalışmalar 11 Ağustos Salı günü, Salı günü de tamamlanamaması halinde ise 12 Ağustos Çarşamba günü teklifin görüşmeleri tamamlanıncaya kadar sürdürülecek.
“Çerçeve Yasa” teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasının ardından TBMM’nin tatile girmesi öngörülüyor.
İYİ PARTİ’DEN TEKLİFİN GÖRÜŞÜLMESİNE BAŞLANMAMASI İÇİN GRUP ÖNERİSİ
İYİ Parti, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin Genel Kurul’da görüşülmesine başlanmaması için grup önerisi verdi.
Öneride, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin hukuk devleti, Anayasa’nın üstünlüğü, kanun önünde eşitlik, suç ve cezaların kanuniliği, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bakımından “ciddi Anayasaya aykırılık sorunları” taşıdığı savunuldu.
Öneride, Anayasa’nın 11’inci maddesine işaret edilerek, “Anayasa hükümleri yasama organını bağlayan temel hukuk kurallarıdır ve kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz. TBMM’nin yasama yetkisini kullanırken Anayasa’ya uygun hareket etmesi yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, anayasal düzenin korunmasının da gereğidir” ifadelerine yer verildi.
‘HUKUKİ GÜVENLİK VE BELİRLİLİK İLKELERİ YÖNÜNDEN SAKINCA DOĞURMAKTADIR’
Teklifteki düzenlemelerin kapsam ve sınırlarının yeterli açıklıkta belirlenmediği belirtilen öneride, kişilerin hukuki durumlarında doğrudan sonuç doğuracak hususların belirsiz kavramlara ve sonraki karar süreçlerine bırakılmasının sakıncalı olduğu ifade edildi.
Öneride, “Teklifte yer alan düzenlemelerin kapsam ve sınırlarının yeterli açıklıkta belirlenmemesi, kişilerin hukuki durumlarında doğrudan sonuç doğuracak hususların belirsiz kavramlara ve sonraki karar süreçlerine bırakılması Anayasa’nın 2’nci maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ile hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri yönünden sakınca doğurmaktadır” denildi.
İYİ Parti grubunun önerisinde, bu gerekçeler doğrultusunda “çerçeve yasa” teklifinin Genel Kurul’da görüşülmesine başlanmaması istendi.
ÇÖMEZ: ETKİ ANALİZ RAPORUNUZ YOK
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez söz alarak teklifin hazırlanma ve komisyon sürecini eleştirdi. Çömez, teklifin 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na, 7 Ağustos’ta ise komisyona geldiğini belirterek, “O komisyonda o şartlar altında, son derece küçük, kapalı ve basık bir ortamda alelusul geçirdiniz ve sonra dediniz ki, ‘Size iki saat süre, iki saatlik süre içerisinde ne yazacaksınız yazın.’ Tabii, sizin yazacak hiçbir şeyiniz yok, itirazınız yok. Çünkü ne söyleniyorsa onu yapıyorsunuz ve yasaya itiraz etmediniz” dedi.
Çömez, partisinin komisyon sürecinde hazırladıkları şerhi sunduklarını belirterek, teklifin kabul edilmemesi için iade dilekçesi verdiklerini söyledi. Çömez, “Bakın, bu yasayı kabul etmeyin. İade dilekçesi verdik, ‘Bunu reddedin.’ dedik, kabul etmediniz, işleme bile koymadınız” diye konuştu.
Teklifin Anayasa’ya aykırı olduğunu savunan Çömez, Anayasa Komisyonu’nun ve alt komisyonların toplanması yönündeki taleplerinin de kabul edilmediğini ifade etti. Çömez, şöyle konuştu:
“‘Anayasa’ya aykırıdır’ dedik. Açıkça Anayasa’ya aykırı. Şu anda Anayasa’ya aykırı bir af işlemi yapıyorsunuz, biraz sonra anlatacağım onu; onu da kabul etmediniz. Dedik ki, ‘Bir Anayasa Komisyonu kuralım, kurulan Anayasa Komisyonu’nda bunu görüşelim.’ ‘Hayır’ dediniz, Anayasa Komisyonu’nu da toplamadınız. ‘Alt komisyonlar olsun, tali komisyonlar olsun’ dedik, onları da toplamadınız.”
Çömez, teklifin olası sonuçlarına ilişkin etki analizi hazırlanıp hazırlanmadığını da sorduklarını belirterek, “‘Cezaevindeki 4 bin teröristi, dışarıdaki toplam 9 bin teröristi affetmeniz halinde neler olacak?’ diye soruyoruz, hiçbir etki analiziniz yok” dedi.
Teklif sürecine ilişkin Reuters ve ABD Büyükelçisi üzerinden de değerlendirmelerde bulunan Çömez, şöyle konuştu:
“Bu süreçte İngiliz yayın organlarının haberi vardı. Reuters’tan öğreniyoruz, on ay önce Reuters açıklama yaptı, dedi ki, ‘9 bin teröristi affedecekler, çalışma yapıyorlar’. Bir ülkenin diplomatı başka bir ülkenin iç işleriyle ilgili açıklama yapıyor, ‘4 ülkedeki Kürtler bir araya getirilecek’ diyor. Anlaşıldı talimat nereden geliyor size, projeyi kimlerin irade ettiğini, kimlerin arkasında durduğunu anlıyoruz. Biriniz de kalkıp Amerikan Büyükelçisi’ne ‘Sen kimsin? Nasıl benim ülkemle ilgili böyle bir şey konuşuyorsun?’ diyemediniz.”
‘BU AÇIK SEÇİK BİR AFTIR’
Çömez, düzenlemenin “af” olarak nitelendirilmek istenmediğini ancak bunun açıkça af olduğunu savundu. Çömez, “Bu açık seçik bir aftır ve 15 yıla kadar ceza almış olanlara 5 yıllık denetimli serbestlik, 15 yıldan daha uzun süre ceza almış olanlara da 10 yıllık denetimli serbestlik getiriyorsunuz” dedi.
Çömez, “af” ifadesinin kullanılmadığını ifade ederek, “Çünkü teröristler, PKK’lı teröristler buna ‘af’ denmesini istemiyorlar. Çünkü diyorlar ki ‘Biz suç işlemedik ki, niye ‘af’ diyeceksiniz buna? Biz ‘af’ denmesini istemiyoruz.’ Ama göz göre göre 4 bin teröristi affediyorsunuz ve bir de kurul kuruyorsunuz, o kurula da bütün yetkiyi veriyorsunuz” diye konuştu.
AKP İstanbul Milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel de söz alarak, İYİ Parti grup önerisine karşı çıktı. Yüksel, “Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir mücadele ettiği terör meselesinin kalıcı biçimde ülkemizin gündeminden çıkarılması bakımından gerçekten tarihi ve kritik bir eşikteyiz” dedi.
Teklifin 360’tan fazla milletvekilinin imzasıyla TBMM’ye sunulduğunu anımsatan Yüksel, bunun “güçlü siyasi iradenin, ortak sorumluluğun ve güçlü bir toplumsal mutabakatın en somut göstergesi” olduğunu söyledi. Yüksel, teklifin Türkiye’nin uzun yıllardır devam eden terör sorununu hukuk yoluyla çözme iradesinin somut bir göstergesi olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“Bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın süredir kanayan yarasını hukukun şifalı eliyle sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Bu teklifin ruhunda büyük mücadelelerde aynı safta duran ve Türkiye’yi oluşturan Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Laz’ın, Çerkez’in, Abhaza’nın kardeşliği vardır. Bu ruh ortak tarihimizin, ortak kaderimizin ve ortak geleceğimizin hukuk diliyle yeniden tahkim edilmesidir.”
‘ANAYASA’YA AYKIRILIK SÖZ KONUSU DEĞİL’
Kanun tekliflerinin İçtüzük uyarınca komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurul gündemine geldiğini belirten Yüksel, tekliflerin görüşülmesinin grup önerisiyle engellenmesine yönelik bir yetkinin İçtüzük’te Danışma Kurulu’na veya gruplara tanınmadığını söyledi.
Yüksel, “Kanun teklifleri İçtüzük uyarınca komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurul’un gündemine gelir ve Genel Kurul tarafından karara bağlanır. İçtüzük’te Danışma Kuruluna veya grup önerisiyle bir kanun teklifinin görüşülmesini engelleme yetkisi tanınmamıştır. Kanun teklifleri üzerindeki nihai irade Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na aittir” dedi.
İYİ Parti grup önerisinde dile getirilen Anayasa’ya aykırılık, hukuki güvenlik ve belirlilik iddialarının komisyon çalışmalarında ayrıntılı biçimde değerlendirildiğini belirten Yüksel, bu iddiaların yerinde görülmediğini söyledi.
Yüksel, “Teklifin kapsamı, uygulanma şartları ve hukuki sonuçları açıkça düzenlenmiş, uygulama objektif şartlara ve yetkili makamların tespit ve kararlarına bağlanmıştır. Dolayısıyla teklifin Genel Kurul’da görüşülmesine engel teşkil edecek bir Anayasa’ya aykırılık söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti’nin önergesi Genel Kurul’da oylanarak reddedildi.
BAHÇELİ, DEM’LİLERLE TOKALAŞTI
İYİ Parti’nin grup önerisinin görüşülmesinden sonra saat 12.20 sıralarında TBMM Başkanvekili Celal Adan oturuma 15 dakika ara verdi.
Bu sırada Devlet Bahçeli kulise geçerek kurmaylarıyla oturumun başlamasını bekledi.
Bu arada Genel Kurul’daki görüşmeleri izlemek üzere kulise DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile diğer DEM Partili kurmaylar geldi. Bakırhan, Hatimoğulları, Buldan ve Sancar, Devlet Bahçeli’nin bulunduğu bölüme yönelerek Bahçeli ile tokalaştı. Pervin Buldan, Bahçeli’ye “Nasılsınız? Hayırlı olsun. Selam vermek istedik” dedi.
Selamlaşmanın ardından DEM Partililer Genel Kurul’a geçerken, MHP lideri de kurmaylarıyla birlikte Genel Kurul Salonu’na girdi.
Öte yandan Bahçeli kuliste otururken, AKP Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan da Bahçeli’nin yanına giderek selamlaştı. (ANKA)
Bölücü açılım süreci kapsamında Meclis'e getirilen 'çerçeve yasa' olarak da bilinen ''Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'' bugün Meclis'te görüşülmeye başlandı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Genel Kurulu’nda çerçeve yasa teklifi hakkında konuştu.
Bakırhan, açılımın ülkenin bütünlüğüne yönelik bir tehdit olmadığını savunarak “Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye’yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir” ifadelerini kullandı.
“Yüz yıldır size ‘bölüneceğiz’ korkusu anlatıldı” diyen Bakırhan, “Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey çatışmanın kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis’in çatısı altında olmazdık. Biz buradayız; çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır” diye konuştu.
Tuncer Bakırhan:
“Kürtler ayrılmak isteseydi, bu Meclis’in çatısı altında olmazdık arkadaşlarımızla birlikte. Biz buradayız çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır” pic.twitter.com/52S8CR5ceA
“Öcalan’a yaşam ve çalışma şartları sağlanması gerektiğini” savunan Bakırhan, Kürtlere statü isteyerek “Cumhuriyet ilan edilmiş ama eksik bırakılmıştır. Bunu Kürt olgusunu cumhuriyetin yasallığına ekleyerek tamamlayabiliriz. Anayasada kimlikler üstü bir dil kullanabiliriz. Anadilde eğitimi güvence altına alabiliriz. Demokratik entegrasyon yasalarıyla toplumsal uyumu güçlendirebiliriz. Barış yasasıyla sınıfsal gerilimleri çözebiliriz” diye konuştu.
Öte yandan Bakırhan’ın konuşmasını, MHP lideri Devlet Bahçeli de alkışladı.
‘CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA KÜRT MESELESİ, SIKIYÖNETİM ZİHNİYETİYLE İDARE EDİLDİ’
Bakırhan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Sırrı Süreyya şahsında barış için büyük emek veren ama aramızda olmayan bütün arkadaşlarımızı saygıyla anıyorum. Bugün, ülkemizin kaderini ilgilendiren önemli bir gündemi görüşmek için bir aradayız. Bir asırlık Kürt meselesi, çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınıyor. Biz burada, bu tarihi geçişe tanıklık ediyoruz. Görüştüğümüz bu kanun teklifi, ülke olarak yeni bir istikamete yol almanın pusulasıdır. Bizi bu istikamete götürecek olan adres, Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürt meselesi, sıkıyönetim zihniyetiyle idare edildi. Takrir-i Sükûn’dan İstiklal Mahkemelerine, gizli idare planlarından olağanüstü hâl rejimlerine kadar mesele hep istisnanın bir konusu oldu. Bu meselenin devlet katındaki tarihi; ikili devlet pratiklerinin yaygınlaştığı, siyasetsizliğin örgütlendiği, istisnanın genişlediği bir tarih oldu. Bunun bedelini şu veya bu şekilde tüm ülke ödedi. Şimdi acı ve inkâr dolu sayfayı kapatma şansıyla karşı karşıyayız. Bütün cümlelerimizin gramerini değiştirmemiz gereken bir zaman dilimindeyiz.
Bugün mesele ilk kez; gerekçesi yazılmış, müzakere edilebilir, itiraz edilebilir, olağan bir yasama diliyle konuşuluyor. Bugünün önemi, tarihsel bir düğümün, nihayet siyaset eliyle çözülmeye başlanması ve Meclis’in kayıtlarına geçmesidir. Parlamento, bu meseleyi siyaset ve müzakereyle çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Bu aynı zamanda ortak tarihimize ve ortak geleceğimize karşı bir sorumluluğun gereğidir. 1064’te Kars’ta Şeddadi Kürtleriyle Selçuklular arasında başlayan ortak kader ve hukuk 1071’de Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açtı. Sonraki yıllarda bu kader ve hukuk güncellendi. Uzun yüz yıllar devam etti. 1900’lerin küresel, bölgesel ve ulusal atmosferinde bozulan bu dinamiği, şimdi demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında güncelleme şansına sahibiz. O halde parlamento, bu sorumluluğu taşımalı ve yeni bir tarihin önünü açmalıdır. Biliyoruz ki; tarihe geçecek günler, güçlü irade gerektirir. Ve bu irade, bugün bu Meclis’te vardır.
‘YÜZ YIL ÖNCE KÜRTLER HUKUK DIŞINA İTİLDİ’
Değerli milletvekilleri, bu Meclisin hafızası bizlere ‘Türkler ve Kürtlerin ortak hikayesini ve güçlü ortaklık potansiyelini hatırlatıyor. Anadolu ile Mezopotamya arasında yüzyıllara yayılan ortak bir hayat var. Aynı kültür havzasında, aynı kavşaklarda ve aynı hikâyede buluşmalar var. Bin yıllık kardeşliğimiz ve Cumhuriyetin kuruluşu bunun kanıtıdır. Amasya’da bu topraklar Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olarak telakki edildi. Erzurum’da birlik iradesi bu iklimde dile geldi. Birinci Meclis farklı bölgelerin ve kimliklerin temsilcilerini aynı çatı altında topladı. 1921 Anayasası yerel idareye alan açan çoğulcu bir ruh taşıdı. Ama bu ufuk, inkâr ve isyan sarmalında daraldı. Kadim tarihsel ilişkimiz zarar gördü. Bu durum en çok da bu toprakları tehdit olarak görenleri sevindirdi.
Bir parantez açmak istiyorum. Bu süreç başladığında bazı dış güçler ne dedi biliyor musunuz? Bu adımla Ortadoğu dengeleri alt üst olacak dedi. Aslında alt üst olacak olan küresel güçlerin yüz yıllık hesaplarıdır. Bunu biliyoruz. Bu süreç kardeşi kardeşe kırdırma hesaplarını alt üst edecek. Beraberliğimizi kaim kılacak, ortak geleceğimizi güçlendirecek. Yarım asırlık çatışmalı süreç bu ülkenin her bir karışına büyük acılar yaşattı. Artık çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatı önümüzde duruyor. Yüz yıl önce Kürtler hukuk dışına itildi. Bu kök yasa, Kürtleri hukuka dahil etmenin ilk adımıdır. Bu kanun teklifiyle, beraberliğimizi ve geleceğimizi güçlendirecek önemli bir adım atıyoruz. Güçlü bir başlangıç yapıyoruz.
‘BAHÇELİ’NİN KURUCU ROLÜNÜN HAKKINI VERİYORUZ’
27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıyla bu başlangıca imkân sağlayan Sayın Öcalan’ın bu kurucu rolünün altını önemle çiziyoruz. Kendisinin Türkiye çözümünden yana çabalarının önyargılarla değil, hakkaniyetle görülmesi gerekiyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin süreçteki kurucu rolünün hakkını veriyoruz. Şimdi Türklerin güvenlik kaygısıyla Kürtlerin eşitlik talebini aynı hukuk düzeni içinde buluşturacak bir ufka bakıyoruz.
Irak’tan Suriye’ye, İran’dan Doğu Akdeniz’e kadar sınır güvenlikleri, ittifaklar ve güç dengeleri hızla değişiyor. Ortadoğu’da devletlerin yeniden inşası, yeni bir paradigma ve bölgesel düzen ekseninde gerçekleşiyor. Kürtler, dört ülkeye yayılan tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olarak bu dönüşümün önemli bir dengesidir. Yüz yıl önce inkâr edilen Kürt varlığı, bugün Ortadoğu’nun temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Kürt jeopolitiği, Ortadoğu’nun düğümünü çözmenin siyasi coğrafyasıdır. Bu jeopolitik, demokratik bir geleceğe imkân sunuyor. Tarihi Türk-Kürt ilişkilerini, bu jeopolitik gerçek etrafında güncellemeliyiz. Bu bize bölgedeki kor ateşlerden korunmak için büyük bir fırsat sunuyor.
Türk-Kürt kardeşliğini doğru ele almak Türkiye’yi ihya eder, Ortadoğu’ya huzur getirir, demokrasi getirir. Fırat’ın doğusu ile Fırat’ın batısını ortak hukuk ve kaderde mühürlemek büyük tehlikelere karşı güvence yaratır. Biliyoruz ki, komşuları yanan bir evde barış lüks değildir; sigortadır. Türkiye’nin kendi içindeki ateşi hukukla söndürmesi, bize olduğu kadar bütün komşularımıza nefes aldıracaktır. Bu coğrafyada haritalar silahla, sınırlar acıyla çizildi. Şimdi ilk kez hukukla yazılan bir sayfa var. Altını önemle çizmeliyim ki, bu sayfa Türkiye’de yazılırsa mürekkebi tüm bölgeye yeter.
‘KÜRTLER AYRILMAK İSTESEYDİ BU MECLİS’İN ÇATISINDA OLMAZDIK’
Bugün görüştüğümüz bu yasa ayrıcalık üreten bir yasa değildir. Çatışma çözümünün ilk adımıdır. Bu bir al-ver meselesi değil. Bu; tarihsel ilişkimizi düzeltme ve doğru bir buluşmayı gerçekleştirmenin adımıdır. Bu yasa ve süreç taviz değildir; yenme ve yenilme hiç değildir. Bu sürecin tek bir kazananı var. O da tüm Türkiye’dir, 86 milyon yurttaşımızdır. Barış bir müsabaka değildir. Halklar arasında tutulmuş bir skor tabelası olarak görülmemelidir.
Bu kürsüden Türk kardeşlerime açık yüreklilikle seslenmek istiyorum. Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye’yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir. Yüz yıldır size ‘bölüneceğiz’ korkusu anlatıldı.
Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey, çatışmanın kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis’in çatısı altında olmazdık. Biz buradayız; çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır. Evlatlarını yitiren ailelere de sesleniyorum. Evlatlarınızın hatırasına gösterilecek en büyük hürmet, başka hiçbir evladın ölmemesi ve zarar görmemesidir. Acılarınızı asla tartmayacağız, yarıştırmayacağız. Acı, hangi evde olursa olsun acıdır. Hepimizindir. Bu ülkedeki her acıyı yüreğimin en müstesna köşesinde taşıyorum. Tek bir amacımız var o da başka acıların yaşanmamasıdır.
Kürt halkına da aynı açıklıkla sesleniyorum. Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır. ‘Yine mi kandırılacağız’ kaygısını biliyoruz; bu kaygı vehim değil, anlıyoruz. Her şeyden önce Kürtler artık örgütlü bir halktır. Ne kanar ne de kandırılır. Velev ki terazimiz şaşsa da düzeltecek bir kantar var. O da sizsiniz. Emin olun siyaset alanında Kürt halkının demokratik hakları için mücadelemiz devam güçlü bir şekilde edecek. Ama şimdi hepimizi yakan bir ateş var. Önce o ateşi söndürmeliyiz.
Kürtçe’de “Agir bi agir venamire” denir. Yani ateş ateşle söndürülmez. 50 yıllık çatışmanın Şırnak’tan Tekirdağ’a kadar bize öğrettiği en yalın hakikat budur. Bir tarafın yenilgisi üzerine kurulan her düzen, içinde bir sonraki çatışmanın tohumunu taşır. Çatışma çözümlerinde başarı “her kimlik, her inanç, her topluluk kendisini bu ülkenin asli vatandaşı olarak görüyor mu” sorusuna verilen cevapta bulunur. Bu süreç Türkiye’nin bölünmesine değil bütünleşmesine; ayrışmaya değil ortak yaşamın güçlendirilmesine fırsat sunacak.
‘EKİMDE PARLAMENTONUN İSTİKAMETİ YASAL DÜZENLEMELER OLMALI’
Bu kanun teklifi ise ortak yaşamın siyasi ve hukuki harcının güçlendirilmesine atılan ilk adımdır. Kanun teklifinde yer alan “demokratik siyaset alanının güçlendirmesi” vurgusu önemli bir yörüngeye işaret ediyor. Bu ilk adımı, güçlü bir demokratikleşme rüzgarıyla ilerletmemiz gerekiyor. Demokratikleşme barışın teminatıdır. Barış gemisini deryalarda yürütecek güç, demokratik siyasettir. Demokratikleşme, hukuk ve Kürt meselesinin çözümü ilk adımdan sonra gelmelidir. İlk adımı anlamlı kılacak şey, ikinci adımda yani ekim ayında meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamaktır. Ekimle birlikte artık Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kadınların yani haksızlığa uğrayan tüm kesimlerin dahil olacağı bir yeniden inşa süreci başlatmalıyız. Bu süreçte herkesin hakkı hukukunu sağlamalıyız.
Ekimde parlamentonun istikameti demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır. Bu pusulayla barışa gitmenin sorumluluğu Meclistedir, siyasi partilerdedir, yargıdadır, basındadır, sivil toplumdadır; hepimizdedir. Barışçıl bir toplum ve demokratik bir rejim 86 milyonun kazancıdır. Bu kazanımı sağlamanın önündeki engellerden biri, Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu siyasi iklimdir. Türkiye siyaseti uzun süredir “Mekke Dönemi” psikolojisi yaşıyor. Farklı siyasi gruplar ve kimlikler birbirlerini beka tehdidi olarak görüyor. Diyalog kapıları sürekli kapatılıyor, kutuplaşma hüküm sürüyor.
Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, farklılıkların bir güvenlik tehdidi olmadığı; ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı, “Medine dönemi” aklıdır. Artık çatışmadan barışa, kutuplaşmadan birlikteliğe, ayrışmadan ortak yaşama ve müzakereye hicret etmeliyiz. Hicret berekettir, hicret hikmettir. Bizim yeniden tanışmaya, barışmaya ve beraber olmaya ihtiyacımız var. Bu tanışmadan kim kazanacak? Tabiiki herkes. Bu barıştan kim kazanacak? Tabii ki 86 milyon insan. Gelecek nesiller bir gün bu tutanakları okuduğunda bugünlere bakıp “bu ülkenin insanları birbirleriyle yeniden konuşmayı başardı” diyebilmeliler. İşte gerçek barış ve başarı budur. Bu kanun teklifine verilecek her evet oyu, 86 milyonun geleceğine atılacak bir imzadır.
Barışı eken, yaşamı biçer. Barışla birlikte kerpiç evlere gencecik insanların ölüm haberi gitmeyecek. Analar yasta değil, ortak muhabbette buluşacak. Şimdi bu yasayla müreffeh ve barış içinde bir Türkiye’ye demir atabiliriz. Bu yasayla henüz doğmamış çocukların hayatında, milyonlarca insanın sofrasında bereketi çoğaltabiliriz. Emin olun. Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik ve eşit temelde güncellenmesiyle birlikte enerji ve ticaret koridorları, sanayi ve üretim havzaları inşa edebileceğiz. Bölgesel oyun kurucu haline gelmek işten bile olmayacak.
‘BU YASADA EKSİKLİKLER VE ELEŞTİRİLECEK YÖNLER VAR’
Çatışmalı sürecin bedelini başta yoksullar olmak üzere tüm ülke ödedi. Barışın semeresini de çocuklar, gençler, yoksullar, emekliler, emekçiler kazanacak. Her yıl elli milyar dolar artık acıları çoğaltan çatışmaya değil, bereketi çoğaltan ekonomiye gidecek. İnşallah, çatışmaya akan kaynak okula, hastaneye, üretime akacak; yıllardır yatırım göremeyen coğrafyalar yaşam bulacak. Peki biz bu teklife neden neden imzamızı attık? Neden evet diyeceğiz? Açık ve net ifade ediyoruz. Bu metni ne gözü kapalı kutsuyoruz ne eksik diye reddediyoruz. Değerini teslim ediyor, eksiğini açıkça söylüyoruz.
‘ANADİL, EŞİT YURTTAŞLIK, YEREL DEMOKRASİ…’
Bu yasada şüphesiz eksiklikler ve eleştirilecek yönler de var. Bu yasada yok diye; anadil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazıdır. Barışa giden yolun taşlarıdır. Fakat ilk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi, çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır.
Bugün atılan şey bir temeldir. Temel, tek başına ev değildir. Katları örmek, odaları kurmak, en sonunda çatıyı çakmak gerekecektir. O çatı, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’dir. Taşıyıcı kolonları hukuk devleti, eşit yurttaşlık, demokratik siyaset ve toplumsal barıştır. İmzamız bir sonuç belgesinin altına değil, bu inşanın hukuki zeminine atılmıştır. Kapı eksik diye eşikten dönmeyeceğiz; aralanan kapıdan içeri girecek, bu evi birlikte tamamlayacağız. Devlet dediğimiz şey toplumun tamamını, bütün renklerini yansıtmalıdır. Kürdün kimliğinin özgür olduğu ve özgürce örgütlenebildiği, Alevinin inancını eşit, özgürce yaşayabildiği, Romanın, Ermeninin, Çerkezin, bütün halkların ve inançların kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı bir ülke istiyoruz.
Yüz yıl önce bu Meclis, farklı kimlikleri aynı çatı altında toplayarak bir yaşam inşa etti. Yüz yıl sonra aynı Meclis, en ağır meselesini yeniden kendi kürsüsüne, hukukun ve siyasetin diline çağırıyor. Bir asır önce bu çatı altında bir cumhuriyet kuruldu. Şimdi onu, çerçeve yasadan başlayarak, hepimizin evi haline getirme vaktidir. Yarın özgür düşüncenin ve eşit yaşamın şafağının attığı bir güne merhaba diyeceğiz. Biz buna hem hazır hem de kararlıyız. Yaşar Kemal, Bir Ada Hikâyesinde savaşlardan, sürgünlerden, yıkımlardan arta kalan insanları bir adada yeniden hayat kurarken anlatır.
Çok içten ifade etmek isterim ki; bizim adamız Türkiye’dir. O halde bu hayatı birlikte iyileştirmekten başka gerçekçi yolumuz yoktur. Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş, Sayın Bahçeli, Sayın Özel, Sayın Kılıçdaroğlu, Sn.Arıkan, Sn.Davutoğlu, Sn.Babacan başta olmak üzere kanun teklifinde imzası olan bütün siyasi parti liderleri ve milletvekililerinin bu sürece büyük katkı verdiklerini bir kez daha belirtmek istiyorum.
Eleştiri ve önerileriyle kanun teklifine oy verecek, katkı sunacak her bir milletvekili arkadaşımı gönülden tebrik ediyorum. Bugün burada söylenen her söz, atılan her imza, yarının Türkiye’sine miras kalacak. Bu Meclis’in tutanakları bir gün çocuklarımızın en çok gurur duyacağı sayfalar arasında yerini alacak. Kürsüden ayrılırken tek bir dileğim var: Bu kanun teklifinin altına düşülen imzalar, bu ülkede bir daha hiçbir zaman silahın konuşmadığı bir geleceğin ilk mührü olsun. Bu mühür bozulmasın. Bu barış kalıcı olsun, ortak ve eşit yaşamımız baki olsun.”
İSTANBUL (Medyascope) – TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Meclis’te çerçeve yasa görüşmelerinde yaptığı konuşmada teklifin içeriğini ve kapsamını eleştirdi. Şık, silahların susmasını desteklediklerini belirtirken, teklifin demokratikleşme ve hukuk güvencesinden uzak olduğunu söyledi ve ekledi: “Emredilirse bu yasanın uygulamasından da vazgeçecek savcıların olduğu bir ülkede bu düzenleme gerçekten barışı sağlayabilir mi?” TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, […]
İSTANBUL (Medyascope) – Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu çerçeve yasa sürecine ilişkin avukatları aracılığıyla Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabı üzerinden açıklama yaptı. İmamoğlu, Özgür Özel’in kararını desteklediğini belirtirken hükümetin süreç yönetimine yönelik eleştirilerini de dile getirdi. Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen kamuoyundaki adıyla çerçeve yasaya ilişkin avukatları aracılığıyla açıklama yaptı. İmamoğlu, Türkiye’nin […]
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bugün tarihi bir oylama gerçekleştirildi. “Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki çerçevesini oluşturması beklenen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, Genel Kurul’daki görüşmelerin ardından kabul edilerek kanunlaştı.
Saat 11.00’de başlayan görüşmelerde teklifin 12 maddesi iki bölüm halinde ele alındı. İlk altı maddenin kabul edilmesinin ardından ikinci bölümün görüşmelerine geçildi. İkinci bölümün de kabul edilmesiyle teklifin tamamı yapılan son oylamada 468 kabul, 88 ret ve 6 çekimser oyla Meclis’ten geçti.
Böylece kamuoyunda haftalardır “Çerçeve Yasa” olarak tartışılan düzenleme yasama sürecinin en kritik aşamasını tamamlamış oldu.
Sürecin hukuki zemini oluşturuluyor
Yasanın temel amacı, PKK/KCK’nın fiili varlığının sona ermesi ve silahların teslim edilmesi sonrasında uygulanacak hukuki mekanizmaları belirlemek olarak düzenleniyor.
Düzenlemede, mekanizmanın devreye girmesi için önemli bir ön koşul bulunuyor. Örgütün fiili varlığının sona erdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi, ardından bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanması gerekiyor.
Bu şart gerçekleşmeden yasanın öngördüğü soruşturma, kovuşturma ve infaz erteleme mekanizmalarının uygulanması mümkün olmayacak.
Soruşturma ve davalarda 5 ve 10 yıllık erteleme
Yasanın en dikkat çeken hükümlerinden biri, belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesini öngörüyor.
Buna göre, kapsam dahilindeki ve üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezası gerektiren suçlar için soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası, müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar bakımından ise 10 yıl süreyle ertelenebilecek.
Aynı şekilde belirli koşulları taşıyan hükümlülerin cezalarının infazı da 5 veya 10 yıl süreyle ertelenebilecek.
Erteleme süresi içinde yeni bir terör suçu işlenmesi halinde verilen erteleme kararı kaldırılarak yargılama veya infaz süreci yeniden işletilecek.
Hangi suçlar kapsam dışında?
Düzenlemede bazı ağır suçlar açık biçimde kapsam dışında bırakılıyor.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenmiş ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar için öngörülen erteleme hükümleri uygulanmayacak.
Bu nedenle düzenleme, hükümet tarafından genel bir af yasası olarak değil, belirli şartlara ve belirli suç kategorilerine bağlı özel bir hukuki mekanizma olarak çerçevelendiriliyor.
Uygulamayı takip edecek kurul oluşturulacak
Yasanın uygulanmasının koordinasyonu için ayrıca özel bir kurul kurulması öngörülüyor.
Kurula Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlık edecek. Kurulda Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanlarının yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri yer alacak.
Kurulun, sürecin uygulanmasını takip etmesi, gelişmeleri değerlendirmesi ve gerekli görülmesi halinde yeni hukuki veya idari düzenlemeler konusunda talepte bulunması öngörülüyor. Kurul ayrıca çalışmalarına ilişkin TBMM’ye düzenli bilgi verecek.
Meclis Başkanlığı bünyesinde de uygulamayı izleyecek bir İzleme Komisyonu oluşturulacak.
Silah teslimi için ayrı mekanizma
Yasanın bir başka önemli bölümünü ise silah ve malzeme teslimine ilişkin hükümler oluşturuyor.
Düzenleme kapsamında teslim edilen veya beyan edilen silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve diğer malzemelerin kayıt altına alınması öngörülüyor.
Bu uygulamanın usul ve esasları ise güvenlik kurumlarının görüşleri alınarak İçişleri ve Milli Savunma bakanlıklarınca belirlenecek.
Yasadan yararlanmak için altı aylık süre
Kanunun uygulanması açısından dikkat çeken bir diğer düzenleme ise başvuru süresi.
MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından, kanun kapsamındaki hükümlerden yararlanmak isteyenlerin altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya kurul tarafından görevlendirilecek kurumlara yazılı başvuruda bulunması gerekiyor.
Dolayısıyla Meclis’ten geçen yasa tek başına otomatik bir tahliye veya infaz değişikliği anlamına gelmiyor. Düzenlemenin fiilen işletilebilmesi için yasada belirtilen güvenlik ve MGK şartlarının yerine getirilmesi gerekiyor.
Yasa nasıl bu noktaya geldi?
Çerçeve Yasa çalışmaları, TBMM bünyesinde oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarının ardından hız kazandı.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, temmuz ayında siyasi partilerle yaptığı görüşmelerde düzenlemenin Meclis tatile girmeden yasalaştırılması için temaslarda bulundu. O dönemde teklifin 12-14 maddeden oluşması ve ağustos ayının ilk yarısında Meclis’ten geçirilmesi hedefleniyordu.
Teklif 5 Ağustos’ta TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Yaklaşık 18 saat süren görüşmelerin ardından 8 Ağustos’ta Adalet Komisyonu’ndan geçti ve bugün Genel Kurul gündemine taşındı.
Meclis’te geniş destek, siyasi tartışma da devam ediyor
Oylama sonucu, düzenlemenin Meclis’te geniş bir siyasi destekle kabul edildiğini ortaya koydu. Buna karşın yasa sürecin başından bu yana muhalefet partileri ve kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oldu.
Özellikle düzenlemenin “af” niteliği taşıyıp taşımadığı, hangi hükümlülerin yararlanabileceği ve sürecin güvenlik boyutunun nasıl yürütüleceği konusunda farklı değerlendirmeler yapıldı.
Muhalefet cephesinde bazı partiler düzenlemenin içeriğine yönelik eleştirilerini sürdürürken, bazı partiler ise “Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında hukuki bir çerçevenin oluşturulmasına destek verdi.
Böylece siyasi tartışmaların ardından Meclis aşaması tamamlanmış oldu.
Gözler şimdi uygulama aşamasında
Çerçeve Yasa’nın kabul edilmesiyle birlikte gözler artık Meclis’ten çıkacak düzenlemenin uygulama takvimine çevrildi.
Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından en kritik aşama, PKK/KCK’nın fiili varlığının sona ermesi ve silahların teslim edildiğine ilişkin güvenlik kurumlarının tespitinin yapılması olacak.
Bu tespitin MGK tarafından teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanması, yasanın öngördüğü hukuki mekanizmaların fiilen başlaması açısından belirleyici olacak.
Meclis’te bugün kabul edilen düzenleme, bu yönüyle yalnızca bir kanun değişikliği değil, Türkiye’nin yıllardır devam eden terör sorununa ilişkin yeni sürecin hukuki altyapısını oluşturan temel adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.
468 oyla kabul edilen Çerçeve Yasa’nın bundan sonraki aşaması ise Meclis’teki oylamadan çok, sahadaki uygulamanın nasıl gerçekleşeceği ve yasada belirtilen şartların ne zaman yerine getirileceği olacak.
İngiltere’de yaşam maliyeti baskısı devam ederken hükümet, bu kez doğrudan tüketicinin alışveriş ve abonelik alışkanlıklarını hedef alan yeni bir reform paketini gündeme taşıdı.
Başbakan Andy Burnham, tüketicilerin “indirim” adı altında gerçekte olmayan tasarruflara yönlendirilmesini ve istemedikleri aboneliklerde ödeme yapmaya devam etmelerini engellemek amacıyla yeni kurallar açıklarken, hükümetin mesajı net oldu:
Tüketiciye indirim diye gösterilen fiyat gerçekten indirim olacak, abonelikten çıkmak ise abone olmak kadar kolay hale gelecek.
Hükümetin tahminlerine göre özellikle yeni abonelik kuralları tüketicilere yılda yaklaşık 400 milyon sterlin tutarında fayda sağlayabilir.
“Önce yüksek fiyat, sonra büyük indirim” dönemi mercek altında
Yeni düzenlemenin en dikkat çekici ayaklarından biri perakendecilerin kullandığı “eski fiyat” ve indirim gösterimleri olacak.
Bir ürünün fiyatının önce yapay biçimde yükseltilmesi, ardından fiyatın düşürülerek tüketiciye büyük bir indirim yapılmış izlenimi verilmesi hükümetin özellikle üzerinde durduğu uygulamalar arasında.
Benzer şekilde, gerçekte piyasada uygulanmayan veya tüketicinin karşılaştırabileceği gerçek bir fiyatı temsil etmeyen tavsiye edilen satış fiyatlarının indirim göstergesi olarak kullanılması da inceleme kapsamına alınacak.
Hükümet, bu tür uygulamaların tüketicinin gerçek fiyatı anlamasını zorlaştırdığı görüşünde.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Sahte indirimlerle ilgili hangi uygulamaların doğrudan yasaklı ticari uygulamalar listesine ekleneceği henüz kesinleşmiş değil. Hükümet, konuyla ilgili sonbaharda kapsamlı bir istişare süreci başlatacak.
Abonelik tuzaklarına Ocak 2027’den itibaren sıkı denetim
Tüketicileri yakından ilgilendiren ikinci ve daha somut değişiklik ise abonelik sözleşmelerinde yapılacak.
Yeni sistemle şirketlerden müşterilerine;
sözleşmenin temel şartlarını daha açık biçimde anlatmaları,
aboneliğin yenilenmesinden önce hatırlatma göndermeleri,
abonelikten çıkış işlemini kolaylaştırmaları,
ücretsiz veya düşük ücretli deneme süresinin ardından yapılacak ödemeleri açıkça bildirmeleri
istenecek.
Daha da önemlisi, tüketicilere belirli durumlarda 14 günlük cayma ve iptal hakkı getirilecek.
Özellikle ücretsiz deneme süresinin sona ermesi veya uzun süreli bir aboneliğin yenilenmesinin ardından tüketicinin sözleşmeden çıkabilmesi için ek bir süre tanınması planlanıyor.
Hükümet, daha önce açıklanan bu abonelik reformlarının yürürlüğe girişini hızlandırarak Ocak 2027'de uygulamaya başlamayı planlıyor.
İngiltere’de 155 milyon aktif abonelik bulunuyor
Düzenlemenin neden bu kadar geniş kapsamlı olduğu, İngiltere'deki abonelik ekonomisinin büyüklüğünde ortaya çıkıyor.
Hükümete göre ülkede yaklaşık 155 milyon aktif abonelik bulunuyor. İstenmeyen aboneliklere İngiliz tüketicilerin yılda yaklaşık 1,6 milyar sterlin harcadığı tahmin ediliyor.
Bu nedenle hükümet, aboneliklerden tüketicinin daha kolay çıkabilmesini sağlayacak düzenlemelerin yalnızca hukuki bir değişiklik olmayacağını, doğrudan hane bütçelerine yansıyacağını savunuyor.
Hükümetin hesaplamasına göre istenmeyen aboneliklerin sona erdirilmesi bazı tüketiciler için ayda yaklaşık 14 sterlinlik bir tasarruf anlamına gelebilecek.
“Bir tıkla üye, çıkmak için telefon kuyruğu” sona erecek
Yeni düzenlemelerin arkasındaki temel sorunlardan biri, şirketlerin abonelik satarken süreci son derece kolaylaştırmasına karşın iptal aşamasında tüketicinin önüne çok daha fazla engel koyması.
Örneğin internet üzerinden birkaç saniyede başlatılan bir aboneliğin iptali için telefonla müşteri hizmetlerini aramak, uzun süre beklemek veya farklı kanallardan tekrar tekrar başvuru yapmak tüketici kuruluşlarının uzun süredir eleştirdiği uygulamalar arasında.
Hükümetin yeni yaklaşımı ise basit:
Abone olmak ne kadar kolaysa, abonelikten çıkmak da o kadar kolay olacak.
Nitekim hükümetin Nisan ayında yayımladığı düzenleme çerçevesinde, tüketicilerin aboneliklerini yönetebilmesi, yenileme öncesinde uyarılması ve kolay biçimde iptal edebilmesi için yeni yükümlülükler öngörülmüştü.
“Ücretsiz deneme” dönemi de değişiyor
Yeni sistem özellikle “free trial” olarak pazarlanan ücretsiz deneme kampanyalarını da yakından ilgilendiriyor.
Tüketicinin başlangıçta ücretsiz veya çok düşük ücretli bir hizmete kaydolup daha sonra otomatik olarak yüksek ücretli bir aboneliğe geçirilmesi, hükümetin “subscription trap” olarak tanımladığı uygulamaların başında geliyor.
Tüketici kuruluşu Which? de son dönemde sosyal medya reklamları ve sahte teklifler üzerinden tüketicilerin istemedikleri aboneliklere yönlendirildiği konusunda uyarılarda bulundu.
Which?'in Temmuz ayında yayımladığı araştırmaya göre, 2025'te yapılan bir National Trading Standards araştırması, 20 milyondan fazla İngiliz yetişkinin farkında olmadan bir aboneliğe kaydolmuş olabileceğini tahmin etmişti.
400 milyon sterlinlik hedefin kaynağı ne?
Burada önemli bir ayrım bulunuyor.
Hükümetin açıkladığı yaklaşık 400 milyon sterlinlik yıllık tüketici faydası, ağırlıklı olarak yeni abonelik sözleşmesi rejimine ilişkin resmi etki değerlendirmesinden geliyor.
Parlamentoya verilen hükümet yanıtında, abonelik önlemlerinin birlikte tüketicilere yılda yaklaşık 400 milyon sterlin fayda, işletmelere ise yaklaşık 171 milyon sterlin yıllık doğrudan net maliyet getirmesinin beklendiği belirtildi.
Dolayısıyla bu rakamı sahte indirimlerin yasaklanmasından doğacak ayrı bir tasarruf rakamı olarak değerlendirmek doğru olmayacak.
Perakendeciler de baskı altında
Hükümetin tüketiciyi koruma hamlesi, perakende sektörünün maliyet baskılarının arttığı bir döneme denk geliyor.
British Retail Consortium, perakendecilerin yüksek iş gücü maliyetleri, enerji giderleri, ambalaj vergileri ve diğer işletme maliyetleriyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor.
Kuruluş, Temmuz ayında Burnham hükümetinden işletmelerin maliyetlerini azaltacak adımlar atmasını istemiş ve perakende sektörünün fiyatları düşük tutabilmesi için enerji, işletme vergileri ve istihdam maliyetlerinde destek çağrısı yapmıştı.
Bu nedenle hükümetin yeni tüketici düzenlemeleri, işletmeler açısından “ek bürokrasi ve uyum maliyeti” tartışmasını da beraberinde getirebilir.
Burnham’ın “gündelik hayatı kolaylaştırma” politikası
Başbakan Burnham'ın tüketici hamlesi, göreve gelmesinin ardından açıkladığı daha geniş “gündelik hayatı kolaylaştırma” yaklaşımının bir parçası olarak görülüyor.
Burnham hükümeti daha önce hane elektrik faturalarındaki vergi yükünü azaltma ve ulaşım maliyetlerini düşürme gibi adımları öne çıkarmıştı. Yeni tüketici düzenlemeleri ise doğrudan alışveriş sırasında karşılaşılan sorunlara odaklanıyor.
Burnham'ın yaklaşımı, büyük ekonomik reformlardan ziyade vatandaşın günlük yaşamında doğrudan hissedilebilecek küçük ancak somut maliyetleri hedeflemek üzerine kuruluyor.
Sırada hangi uygulamalar var?
Hükümetin önündeki tartışma yalnızca sahte indirimler ve aboneliklerle sınırlı değil.
İngiltere'de tüketici grupları;
gizli bilet ücretlerinin kaldırılması, küçülen ürünlerde “shrinkflation” uyarılarının zorunlu hale getirilmesi, enerji şirketlerinin otomatik ödeme tutarlarını artırması, şirketlerin müşterilere ulaşmasını kolaylaştıracak iletişim kuralları ve otopark cezalarının daha adil hale getirilmesi
gibi başlıkların da gündeme alınmasını istiyor.
Bu nedenle Burnham'ın açıkladığı paket, hükümetin tüketici politikalarının son noktası olmaktan çok yeni bir başlangıç olarak değerlendiriliyor.
İngiliz tüketiciyi ne bekliyor?
Sonbahar 2026: Sahte indirimler ve yanıltıcı fiyatlandırma konusunda istişare.
Ocak 2027: Yeni abonelik kurallarının yürürlüğe girmesi planlanıyor.
Yeni sistem: Daha açık sözleşme bilgileri, yenileme hatırlatmaları ve kolay iptal.
14 gün: Belirli yenileme ve deneme süresi durumlarında tüketiciye ek cayma/iptal süresi.
£400 milyon: Abonelik düzenlemelerinden tüketicilere sağlanması beklenen yıllık fayda.
£1,6 milyar: İngiltere'de istenmeyen aboneliklere yılda harcandığı tahmin edilen tutar.
Burnham hükümeti böylece yaşam maliyeti sorununa yalnızca maaşları ve vergileri değiştirerek değil, tüketicinin parasını harcarken karşılaştığı “gizli maliyetleri” azaltarak da müdahale etmeye hazırlanıyor.
Özellikle sahte indirimlerin yasaklanmasına ilişkin sonbahar istişaresinin ardından hangi ticari uygulamaların doğrudan yasak kapsamına alınacağı, İngiltere'deki perakende sektörünün önündeki en önemli yeni düzenleme başlıklarından biri olacak.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma', 'suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma', 'rüşvet', 'irtikap', 'resmi belgede sahtecilik', 'görevi kötüye kullanma' ve 'imar kirliliğine neden olma' suçlamaları ile Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in de aralarında bulunduğu 16 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 16 şüpheli, jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmişti. Şüphelilerden 10 kişi tutuklanırken, 6 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMA KARARI
Öte yandan, İçişleri Bakanlığı tarafından, Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. Skandal mesajları ortaya çıkan Çiçek, bugün CHP'den istifa ettiğini açıkladı.
Sevgilisiyle yaptığı mesajlaşmadaki "Ben yürüyen parayım, her işten para alırım" ifadeleriyle gündem olan Çiçek tarafından yapılan yazılı açıklamada, şu ifadeler kullanıldı;
"04.08.2026 günü sabaha karşı düzenlenen bir şafak operasyonuyla gözaltına alındım. Dosya üzerindeki gizlilik kararı nedeniyle, ifadem alınıncaya kadar gözaltına alınma gerekçemi dahi öğrenemedim. 07.08.2026 tarihinde ise "örgüt kurma" ve "irtikap" suçlamalarıyla tutuklandım.
Tutuklama gerekçesi olarak, gerçekliği kanıtlanmamış ve aynı gün içerisinde üretildiği anlaşılan sahte mesajlar gösterilmiştir. Tarafıma bu mesajlar ile şantaj yapıldığı gün, 19.06.2026 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğim dilekçe ile açılan soruşturma dosyası yok sayılmıştır.
"SAVUNMAM ALINMADAN İHRAÇ TALEBİYLE DİSİPLİNE SEVK EDİLDİM"
BTK'ya telefon IMEI tespiti taleplerim, sahte mesajların çözümlenmesi ve bilirkişi taleplerim dikkate alınmamış ama tutuklama dosyasında delil sayılmıştır. Bu sahte mesajlar kamuoyuna servis edilerek toplumda peşin bir suçluluk algısı oluşturulmuş, lekelenmeme hakkım ve masumiyet karinem hiçe sayılmıştır.
Anayasal güvence altındaki haklarımın bu şekilde göz ardı edildiği bir süreçte, yıllarımı verdiğim, her kademesinde siyasi mücadele yürüttüğüm Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi tarafından da hakkımdaki suçlamalara ilişkin savunmam dahi alınmadan ve kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan, ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edildim.
"KENDİ ÇOCUKLARINI YİYEREK AKLANMAYA ÇALIŞIYOR"
Bana savunma hakkı tanınmadan, bu kez de emek verdiğim partim tarafından lekelendim.
Partim bana savunma hakkını dahi tanımazken, kendi çocuklarını yiyerek aklanmaya çalışıyor.
Beni ve benimle birlikte gözden çıkardığınız meclis üyelerimizi hesaba katarak kurduğunuz Menderes Belediye Meclisi aritmetiği, umarım Menderes halkının iradesini hiçe sayacak kadar sizi iktidara yakınlaşma hırsına sürüklememiştir.
"CHP'DEN İSTİFA EDİYORUM"
Kalbimdeki Cumhuriyet Halk Partisi'ni yok edemeyeceksiniz.
Bugün yıkılan çatının yarın yine emek verenlerin elleriyle, bu topraklar üzerinde yeniden inşa edileceğine olan umudum ve inancımla Cumhuriyet Halk Partisinden istifa ediyorum"
Menderes Belediyesi'ne yönelik 'rüşvet' ve 'irtikap' soruşturmasında, adliyeye sevk edilen 16 şüpheliden aralarında Belediye Başkanı İlkay Çiçek, Başkan Yardımcıları Rüzgar Sönmez, Mesut Taşdemir, Belediye İmar ve Şehircilik Müdürü İbrahim Yalça, Belediye Plan ve Proje Müdürü Durmuş Parım, Belediye Yapı Kontrol Müdürü Ömer Eryılmaz, Belediye Plan ve Proje Müdür Vekili Yaprak Uçak, Belediye Meclis Üyesi Emre Pala, Belediye Meclis Üyesi Ferdi Hepyılmaz ve Mustafa Pala tutuklandı.
CHP KENDİ ADAYINI ÇIKARACAK
CHP İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü, başkanvekilliği seçiminde kendi adaylarını çıkaracaklarını duyurdu.
YENİ PARTİ'YE DESTEK YOK
Gazeteci İsmail Saymaz, CHP İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü ile görüştüğünü ve Gümrükçü’nün CHP’nin başkan vekilliği için aday çıkaracağını, YENİ Parti’nin adayına destek vermeyeceğini söylediğini aktardı.
İsmail Saymaz, açıklamasının devamında İzmir’in Menderes ilçesinin AK Parti'ye geçebileceğini belirterek “İzmir’de aynı riski taşıyan başka ilçeler de var” ifadelerini kullandı.
BELEDİYE MECLİSİNDE SON DURUM! DENGELER DEĞİŞTİ
CHP’nin 6 üyeye düştüğü mecliste YENİ Parti 9 üyeyle seçimlere girecek. Cumhur İttifakı'nın ise 11 meclis üyesi bulunuyor.
GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILMIŞTI
İçişleri Bakanlığı, rüşvet ve İrtikap soruşturması kapsamında tutuklanan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in görevden uzaklaştırıldığını duyurmuştu.
<p>Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in tutuklanmasının ardından belediye başkanvekilliği seçimi için gözler meclise çevrildi. CHP'nin seçimde kendi adayını çıkaracağını açıklaması Yeni Parti'de şok etkisine neden oldu.</p>
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, komisyonda kabul edilen “çerçeve yasa”ya ilişkin partisinin tutumunu açıkladı.
Kılıçdaroğlu, "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne ilişkin, "Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği, bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil, sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz." ifadesini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Türkiye’nin huzurunu, birliğini ve kardeşliğini bozmak isteyen bölücü küresel yapılar şunu iyi bilmelidir: Türk baharı hayali kuranlara, Türk milletinin birlik ve beraberliği karşısında zemheri kışı yaşatacak olan; bu milletin ortak iradesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kararlılığı ve sarsılmaz kardeşliğimizdir. Türk milleti; içerisinde barındırdığı bütün evlatlarıyla, bütün kültürleriyle, bütün dilleriyle ve bütün renkleriyle ayrılmaz bir bütündür. Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak vatanımızın zenginliğidir. Bizim için tartışılmaz olan; üniter devlet yapımız, Anayasa’nın ilk dört maddesi ve milletimizin sarsılmaz, bölünmez kardeşliğidir. Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil; tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir. Türkiye’nin önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmasının yolu; kendi içinde kavga eden değil, kardeşliğini dünyaya ilan eden güçlü bir Türkiye’den geçmektedir" ifadelerini kullandı.
'SÜRECE TEREDDÜTSÜZ DESTEK VERECEĞİZ'
CHP Grubunun sürece yalnızca destek veren değil öncü olan bir anlayışla hareket edeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Bizim milliyetçiliğimiz; milleti bölmek değil, milleti birleştirmektir. Bizim vatanseverliğimiz; kardeşi kardeşe düşürmek değil, aynı bayrağın altında omuz omuza yürümektir. Bizim ülkümüz; zayıf ve parçalanmış bir Türkiye değil, birliğini koruyan, demokrasisi güçlü, ekonomisi sağlam, itibarlı ve büyük bir Türkiye’dir. Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz. Çünkü biliyoruz: Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir. Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır. Birlik varsa gelecek vardır. Bu topraklar ayrılığın değil birliğin; düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur" dedi.
Kamuoyu araştırma şirketi Areda Survey, "Sosyometre" raporunun Temmuz 2026 sayısını paylaştı.
Rapor, CHP'de yaşanan bölünme sonrası siyasi partilerin oy oranlarında yaşanan değişimi gösteriyor.
Son aylarda yükselişe geçen AK Parti'nin Temmuz ayını da artı puanla kapattığı görülüyor.
AK Parti: 35,3
Yeni Parti: 16,6
CHP: 12,2
DEM Parti: 9,7
MHP: 8,7
İYİ Parti: 5,6
Anahtar Parti: 3,7
Zafer Partisi: 3,6
YRP: 2,4
Diğer: 2,2
Areda Survey ekibi, Temmuz ayının sonuçlarını şu ifadelerle yorumluyor:
"Ana siyasi partiler belirli bir seçmen tabanını korumakla birlikte özellikle muhalefet cephesinde dikkat çekici bir hareketlilik yaşanmaktadır. Yeni bir siyasi oluşumun kısa sürede önemli bir destek elde etmesi, muhalefet seçmeninin mevcut parti yapısından, liderlik anlayışından veya izlenen siyasi stratejiden duyduğu memnuniyetsizliğin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu durum, önümüzdeki dönemde muhalefet içerisindeki rekabetin yalnızca iktidar karşıtlığı üzerinden değil, muhalefetin temsilciliğini üstlenme mücadelesi üzerinden de şekillenebileceğine işaret etmektedir."
Areda Survey, AK Parti'nin mevcut üstünlüğünü sürdürdüğünü, buna karşılık muhalefet seçmeninin farklı partiler ve yeni oluşumlar arasında parçalandığını vurguluyor.
Bölünme öncesi CHP'nin oy oranı 22,2'ye kadar düşmüştü.
Nisan ayında 34,4 olan AK Parti ise, Mayıs ayında 34,7, Haziran ayında 35,1 seviyesindeydi. AK Parti'deki yükseliş Temmuz ayında da sürdü.
KATILIMCILARIN YÜZDE 38,9'U CHP'DEKİ BÖLÜNMEYİ OLUMSUZ BULUYOR
Türkiye genelinde 2 bin 400 kişi ile yapılan araştırmada, vatandaşa Özgür Özel ve arkadaşlarının CHP'den ayrılıp YENİ Parti'yi kurması da soruldu.
Doğru bulanlar yüzde 61,1 ile sınırlanırken; yanlış bulanların oranı yüzde 38,9'du.
Konuya ilişkin olarak raporda şu açıklama yapılıyor:
"Yeni parti fikrinin toplumun çoğunluğu tarafından olumlu karşılanması, muhalefet siyasetinde yeni bir yapılanmaya yönelik kayda değer bir toplumsal talep bulunduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, karşı çıkanların oranının da yüksek olması, bu konuda toplumda tam bir uzlaşının oluşmadığını ortaya koymaktadır."
"ERKEN SEÇİM" DETAYI
Çalışmada, katılımcılara "erken seçim" beklentisi de soruldu.
Vatandaşın yüzde 47'si erken seçime ihtiyaç olduğunu belirtirken, yüzde 53'ü olumsuz yanıt verdi.
Rapora göre, erken seçime verilen destek Temmuz 2024'ten Temmuz 2026'ya 10 puandan fazla düşüş yaşadı.
Temmuz 2024'te katılımcıların yüzde 57,6'sı erken seçimi ihtiyaç olarak görüyordu ancak bu, Temmuz 2026'da yüzde 47'ye geriledi.
OPTİMAR: OYLAR İKİYE BÖLÜNDÜ
Optimar'ın kamuoyuyla paylaştığı son ankete göre, Yeni Parti ve CHP'nin oylarının da ikiye bölündüğü görüldü.
AK Parti’nin oy oranı yüzde 34,24 oldu. Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı MHP’nin oy oranı ise yüzde 8,71 olarak ölçüldü.
YENİ PARTİ CHP'NİN DE GERİSİNDE KALDI
CHP’deki bölünme sonrası oy oranlarının ne olacağı merak edilirken Yeni Parti yüzde 12,55 oy oranı ile CHP'nin arkasında üçüncü, Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP ise yüzde 16,25 ile ikinci parti oldu.
YÜZDE 14,15 FARK
Yeni Parti ile CHP’nin toplam oyu yüzde 28,8’de kaldı. Cumhur İttifakı, parçalanan muhalefete yüzde 14,15 puan fark attı.
DEM Parti ise YENİ Parti ve CHP'nin ardından yüzde 11.84 oyla dördüncü parti konumunda kaldı.
ÖZGÜR ÖZEL: ANKETLERDE ORANIMIZ YÜZDE 49
Özel ve ekibinin “siyasi dengeler değişti” algısı da anket sonuçlarıyla suya düştü.
Özgür Özel, Fatih Altaylı'ya verdiği röportajda, "Şu anda Yeni Parti'ye "Oy veririm, verebilirim" diyenlerin toplamı en az yüzde 49, AK Parti'ye en yakın ankette yüzde 49 ve yüzde 62'ye kadar yükseliyor" demişti.
İLK ANKETİ BETİMAR PAYLAŞMIŞTI
Betimar Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Duman, Ülke TV'de Celal Alpaydın'ın sunduğu 'Gündem' programına katılarak, Özgür Özel'in yeni parti kurma kararının ardından yapılan ilk anketin sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmıştı.
Çalışmanın 22-25 Temmuz tarihleri arasında 26 ilde 3 bin kişilik örneklemle gerçekleştirildiğini anlatan Duman, "Sayın Özgür Özel 'Ben partiyi kuruyorum' dedikten bir gün sonrası başlayan bir süreç. Çok yeni, en yeni veri olarak bunu ifade edebiliriz." dedi.
Kararsızların oranının yüzde 10,5 olarak ölçüldüğünü ve bu oyların dağıtılmasının ardından oluşan tabloyu aktaran Duman, "Bugün Türkiye'de bir milletvekili genel seçimi olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusuna verilen yanıtları sıraladı. Ankete göre AK Parti yüzde 35,8 ile birinci parti olurken, Özgür Özel'in kuracağı parti yüzde 19,3 ile ikinci sırada yer aldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yüzde 9,4, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yüzde 8,8, DEM Parti yüzde 8,8, İYİ Parti yüzde 4,7, Anahtar Parti yüzde 3,9, Zafer Partisi yüzde 3,4, Yeniden Refah Partisi yüzde 2,6 ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) yüzde 1 oranında oy aldı. Diğer partilerin toplam oyu ise yüzde 2,3 olarak belirlendi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos'ta Mekke'de ülkeleri arasındaki "Ortak Savunma Anlaşması"na imza atmıştı.
HERHANGİ BİR ÜLKEYİ HEDEF ALMAYACAK
Anlaşma, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıyor.
Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
İSLAM ALEMİNDE SEVİNÇLE KARŞILANDI, FATİH ERBAKAN ELEŞTİRDİ
İslam aleminde olumlu karşılanan dünyada tüm dengeleri değiştirecek tarihi anlaşmaya Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan'dan eleştiri geldi. Erbakan anlaşmasnın Ortadoğu'da barışın tesisi yönünde çözümün bir parçası olmaktan çok, sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını savundı.
Erbakan'ın sözleri şu şekilde;
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki yakınlaşma sonucu Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan MEKKE Güvenlik Anlaşması ile Türkiye'nin, Ortadoğu'da barışın tesisi yönünde çözümün bir parçası olmaktan çok, sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını görmek mümkündür.
ABD ve İsrail, İran'ın kendileri için büyük güvenlik tehdidi oluşturacağı vehmiyle, İran'a karşı başlattıkları tek taraflı saldırgan tutumlarla istedikleri sonucu alamayınca farklı yöntemlere başvurmaya başlamışlardır.
'ANLAŞMANIN İSMİ ASIL AMACI PERDELEMEK'
ABD ve İsrail bölgedeki Müslüman ülkeleri İran'a karşı vekil güçler olarak kullanmak istemektedir. ABD etkisiyle imzalanan Mekke Anlaşması'nı da bu kapsamda değerlendirmek gereklidir. Anlaşmanın isminin de bu asıl amacı perdelemek için özellikle seçildiği anlaşılmaktadır.
Küresel güç odaklarının Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bloğu ile İran'ı karşı karşıya getirebilecek ve Ortadoğu'nun istikrarını bozmaya yönelik hamlelerinin farkında olmak ve buna karşı tedbir almak gereklidir. Bu nedenle, Türkiye'nin öncülüğünde acilen, D-8 Teşkilatı'nı oluşturan ülkelerin ortaya koyacakları 'kapsamlı eylem planı' ile bölge aktörlerinin bir araya gelip, yeni istikrarsızlıklara değil, barış, kardeşlik ve güvenliğe yönelik adımlarla gerçek ve kalıcı çözümü ortaya koymaları elzemdir.
YENİDEN REFAH PARTİLİLER BİLE TEPKİ GÖSTERDİ
Fatih Erbakan'ın Mekke Anlaşması'yla ilgili çıkışına Yeniden Refah Partili çok sayı kişi tepki gösterdi.
TBMM Genel Kurulu'nda, İYİ Parti'nin gündeme ilişkin grup önerisi kabul edilmedi.
Genel Kurul'da, İYİ Parti'nin "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne ilişkin grup önerisi görüşüldü.
Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, kanun teklifini eleştirerek "Bundan 19 ay önce 'Terörsüz Türkiye' diye bir kampanya başlatıldı ama geldiğimiz noktada KCK/PKK terör örgütü kurucu, yönetici ve mensuplarına has bir kanun teklifi komisyona geldi, devamında da parlamentoya indiriliyor." diye konuştu.
"Terörsüz Türkiye" süreci ve söylemini eleştiren Poyraz, "Terörsüz Türkiye derseniz diğer tüm terör örgütlerine ve bunların sosyolojik ve ekonomik altyapısına ilişkin de bir çözüm getirmeniz gerekiyor." dedi.
Yeni Yol Partisi Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, terörün tanımı konusunda bir politikaya ihtiyaç duyulduğunu iddia ederek "Çünkü konjonktürel gelişmelerle, siyasi hesaplarla günübirlik terörist belirlendiği takdirde ülke yarınlara güvenle çıkamaz." ifadesini kullandı.
CHP Ankara Milletvekili Deniz Demir, "Terörsüz Türkiye" hedefinin sadece temenni veya siyasi slogan değil, milletin evlatlarının can güvenliğini, annelerin gözyaşını dindirmeyi, insanların yarınlara güvenle bakmasını teminat altına alma mücadelesi olduğunu vurguladı.
Sürecin şeffaflıkla yürütülmesinin önemini işaret eden Demir, "Terörsüz Türkiye mümkündür. Yeter ki samimi olalım, Meclisi güçlendirelim, hukuktan ayrılmayalım ve yeter ki Türkiye'nin ortak geleceğini siyasi hesapların üzerinde tutalım." diye konuştu.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, tarihsel bir eşikte olduklarını belirterek "Yarın da bu Meclis, bu tarihe hep beraber eşlik edecek ya da hep beraber bu tarihe tanıklık edeceğiz." dedi.
Geçmişte bu meseleye ilişkin düzenlemelerin güvenlik, ceza, teslimiyet ve pişmanlık ekseninde tartışılıp şekillendiğini belirten Koçyiğit, "Bugün ise silahların bırakılması ile hukuk ve demokratik siyaset arasında bir geçiş zemini kuruluyor, bunun tarihsel önemini görmemiz gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.
Yeni Parti İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, Türkiye'nin şiddetten arınmış bir geleceğe ihtiyacı olduğunu, silahların susmasının ve çatışmaların sona ermesinin son derece önemli bir eşik olduğunu bildirdi.
Kalıcı barışın yalnızca silahların susmasıyla kurulamayacağını dile getiren Demir, şöyle devam etti:
"Demokratikleşme ve silahların bırakılması birbirinin alternatifi değil birbirini tamamlayan iki zorunlu adımdır. Kalıcı güvenliğin ve kalıcı barışın yolu güçlü demokrasiden geçer. Güçlü bir demokrasi inşasının ilk adımı da silahların susmasıyla başlar ancak kalıcı barış için demokratikleşme adımları yükü ve bu yükün taşınmasındaki samimiyet hepimizin üzerindedir."
"TEKLİF, SINIRLI VE KOŞULLU BİR KANUNİ DÜZENLEME NİTELİĞİ TAŞIMAKTADIR"
AK Parti İstanbul Milletvekili Nurettin Alan, İYİ Partinin grup önerisine katılmadıklarını ifade ederek Terörle Mücadele Kanunu ile Türk Ceza Kanunu'nda hangi suçların terör suçu olduğunun açıkça yazıldığını vurguladı.
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'yle mahkumiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme getirilmediğini belirten Alan, şunları kaydetti:
"Terörle Mücadele Kanunu yine aynı şekilde meridir, devam etmektedir. Devam eden soruşturma ve kovuşturma süreçleri ile kesinleşmiş mahkumiyet hükümleri bütün hukuki sonuçlarıyla varlığını korumakta suçun vasfına, mahkumiyet kararına veya ceza sorumluluğuna ilişkin herhangi bir değişiklik öngörülmemektedir. Bu yönüyle teklif hukukun niteliği itibarıyla ceza adalet sistemi ile infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliği taşımaktadır."
Görüşmelerin ardından yapılan oylamada İYİ Partinin grup önerisi kabul edilmedi. Genel Kurulda daha sonra şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerine geçildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suudi Arabistan'a gerçekleştirdiği günübirlik çalışma ziyareti kapsamında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında bölgesel güvenlik mimarisini yeniden şekillendirecek tarihi "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" imzalandı.
Bölgesel sahiplenme ilkesi doğrultusunda yürütülen uzun soluklu diplomatik çalışmaların bir sonucu olan anlaşma, üç ülkenin savunma kapasitelerini birleştirmeyi ve küresel barışa katkı sağlamayı hedefliyor.
TBMM'DE TARTIŞMA KONUSU OLDU
TBMM Genel Kurulu'nda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke'de imzalanan ve üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılmasını öngören Mekke Ortak Savunma Anlaşması gündeme geldi.
Bazı vekiller anlaşmaya ilişkin rahatsızlıklarını dile getirirken kısa süreli tansiyon yükseldi.
YENİ PARTİLİ İSİM 'KURUMSAL AKLIN ÇÖKMESİ' DEDİ
Cumhurbaşkanı'nın katılımıyla imzalanan anlaşmanın "stratejik deha" olarak takdim edilmeye çalışıldığını belirten Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, anlaşmanın kurumsal aklın çökmesi anlamına geldiğini iddia etti.
Emir, ayrıca Suudi Arabistan'ın ise İsrail-İran çatışmasında İsrail'e kalkan olduğunu söyledi.
Anlaşmanın Anayasa ihlali olduğunu belirten Yeni Partili Emir, şöyle konuştu:
“Sıcak para uğruna Türkiye'yi Körfez'in askeri taşeronu, Mehmetçik'i ise başkalarının savaşının kalkanı yapmanıza izin vermeyeceğiz.
'Mekke Anlaşması' adı altında Anayasa’yı çiğneyerek Gazi Meclis'ten kaçırdığınız o metin, milli güvenliğimize kurulmuş bir tuzaktır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin savaş ve barış kararı Saray'ın kapalı kapıları ardında değil, TBMM'de verilir. Yüreğiniz yetiyorsa o metni derhal Meclis'e getirin!”
"HERHANGİ BİR İŞE YARAMAYACAK"
Anlaşmanın Türkiye'ye bir fayda sağlamayacağını öne süren Emir, "Bütün bunlar ortadayken böylesine bölgesel çatışmaları Türkiye'nin bir şekilde tarafı yapacak ve aslına bakarsanız Suudi Arabistan'dan sıcak para bulmak dışında herhangi bir işe yaramayacak ve Türkiye'yi maalesef bu ülkelerin paralı muhafızına dönüştürecek bir anlaşmayı bizim kabul etmemiz mümkün değil." ifadelerini kullandı.
"BÖLGESEL RİSKLERİ ÜSTLENMEMİZE GEREK YOK"
Anlaşmada açıkça belirtilmesine rağmen Türkiye'nin İran'a karşı kurulan bir çevreleme operasyonunun ana aktörü durumuna geldiğini söyleyen Emir, "Bölgesel riskleri üstlenmemizin hiçbir gereği yoktur ve bu maceracı, kişiselleşmiş ve tek kişinin bireysel diplomasisi üzerinden, lider diplomasisi üzerinden pazarladıkları böylesine maceralara ülkemizi sokmaya hakkı yoktur. Biz de yüce Meclis'imiz de bu anlaşmayı bekliyoruz ve buradan Türkiye Cumhuriyeti'nin niye böylesine riskleri üstlendiğini açık bir şekilde anlatılmasını talep edeceğiz." diye konuştu.
<p>Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke'de imzalanan Mekke Anlaşması'ndan rahatsız oldu. Emir açıklamasında "Anlaşmanın Türkiye'ye bir fayda sağlamayacağını öne süren Emir, "Bütün bunlar ortadayken böylesine bölgesel çatışmaları Türkiye'nin bir şekilde tarafı yapacak ve aslına bakarsanız Suudi Arabistan'dan sıcak para bulmak dışında herhangi bir işe yaramayacak ve Türkiye'yi maalesef bu ülkelerin paralı muhafızına dönüştürecek bir anlaşmayı bizim kabul etmemiz mümkün değil." ifadelerini kullandı. </p>
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Etimesgut Belediyesi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, hakkındaki ihbarlar üzerine kan, idrar ve saç örnekleri alınan tutuklu Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun uyuşturucu testinin pozitif çıktığı öğrenilmişti.
Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Youtube kanalı Onlar TV’de Şule Aydın’ın sorularına verdiği yanıtlarda Beşikçioğlu hakkında da konuştu.
”Adam uyuşturucu kullanıyor. Başkanın kullanıyor, başkan yardımcın kullanıyor. Ne oluyor arkadaş? Siz kamu görevini nasıl yapıyorsunuz acaba?” ifadelerini kullanan Günaydın şunları söyledi:
“Eğer siyasete girdiysen siyasetin koşulları var. Hele bugünkü siyasetin koşulları var. Ona uygun davranacaksın. Özel hayatı için de, kamusal hayatı için de insanın kendine çeki düzen vermesini beklemek bizim hakkımız değil mi?”
NE OLMUŞTU?
Etimesgut Belediyesi’ne yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında gözaltına alınan Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun da aralarında bulunduğu 55 kişiden 40’ı tutuklandı. Dört kişi de adli kontrolle serbest bırakıldı.
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 30 Temmuz’da Ankara merkezli dokuz ilde eş zamanlı operasyon düzenlenmişti.
Başsavcılığın açıklamasına göre, 42 belediye görevlisi ile 13 firma yetkilisinden oluşan toplam 55 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Operasyon kapsamında şüphelilere ait 56 konut, 15 iş yeri ve 41 araçta arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmiş, ele geçirilen belge, dijital materyal ve diğer deliller incelemeye alınmıştı.
Soruşturma; “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “kurulan örgüte üye olma”, “zimmet”, “rüşvet”, “irtikap”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “edimin ifasına fesat karıştırma” suçlamaları kapsamında yürütülüyor.
Etimesgut Belediyesi tarafından gerçekleştirilen bazı ihalelerde usulsüzlük yapıldığı ve sahte belgeler düzenlendiği; otopark kiralama işlemleri ile inşaat projelerine ilişkin imar ve ruhsat süreçlerinde menfaat sağlandığı öne sürülüyor.
Başsavcılık, soruşturma kapsamında Sayıştay raporlarının, etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde alınan ifadelerin, müşteki beyanlarının, CİMER başvurularının, ses ve video kayıtlarının, MASAK raporlarının ve HTS kayıtlarının incelendiğini açıklamıştı.
Operasyonda belediyenin Sosyal Yardım İşleri, Mali Hizmetler, İmar ve Şehircilik, Destek Hizmetleri, Zabıta, Emlak ve İstimlak müdürleri ile Fen İşleri Müdürlüğü İhale Şefi de gözaltına alınmıştı.
Beşikçioğlu’nun danışmanı ve koruması, ihale ve muayene kabul komisyonlarında çalışan personel, mühendisler, belediye iştiraki ETİMKENT A.Ş.’nin genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri, mevcut ve eski belediye çalışanları, bazı siyasi parti yöneticileri, belediye meclis üyeleri, belediyeyle çalışan firma yetkilileri ve bir iş takipçisi de soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı.
FMT Global, Kule Medikal, AER Group, Yosun Ambalaj, Standart Katı Atık, TBD Group A.Ş., Seka Tıp Merkezi, HFO İnşaat ve Ritim Bilgisayar başta olmak üzere belediyeyle iş ilişkisi bulunduğu değerlendirilen çeşitli firmaların yetkilileri hakkında da işlem yapılmıştı.
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı, mart ayında Sayıştay denetimlerinde Etimesgut Belediyesi ile belediye iştiraki Etimkent A.Ş.’nin hesaplarında tespit edilen usulsüzlüklere ilişkin “zimmet” suçlamasıyla soruşturma başlatmış, dört kişi gözaltına alınmıştı. Beşikçioğlu, söz konusu soruşturmanın belediye tarafından yapılan şikâyet üzerine başlatıldığını ve siyasi bir operasyonun söz konusu olmadığını söylemişti.
ABD'de kamuoyundan yıllarca gizli tutulan FBI belgelerinin yayımlanması, Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminin en tartışmalı olaylarından birini yeniden gündeme taşıdı.
Gizliliği kaldırılan belgelere göre FBI, Mayıs 2017'de Başkan Donald Trump hakkında "Oxferd Comma" kod adıyla gizli bir karşı istihbarat soruşturması başlattı. Soruşturmanın temel amacı, Trump'ın Rusya adına "bilerek ya da bilmeyerek" hareket edip etmediğini ve bunun ABD'nin ulusal güvenliği açısından bir risk oluşturup oluşturmadığını belirlemekti.
Belgeler, soruşturmanın Trump'ın FBI Direktörü James Comey'yi görevden almasının hemen ardından başlatıldığını gösteriyor.
"Ciddi ulusal güvenlik riski" değerlendirmesi
Soruşturma dosyalarındaki dikkat çekici ifadelerden biri, Trump'ın eylemlerinin "ciddi bir ulusal güvenlik riski" oluşturabileceği yönündeki değerlendirme oldu.
CBS News'e ismi açıklanmayan bir yetkilinin verdiği bilgiye göre dosya, FBI içinde dahi son derece sınırlı sayıda kişinin erişebildiği "hassas soruşturma" statüsünde yürütüldü. Böylece soruşturmanın varlığından kurum içindeki çok sayıda görevlinin dahi haberdar olmadığı belirtiliyor.
Axios'un aktardığı belgelere göre soruşturmacılar, Trump'ın Rusya lehine hareket ederek federal ceza yasalarını ihlal edip etmediğini ve ulusal güvenliği tehlikeye atabilecek faaliyetlerde bulunup bulunmadığını değerlendirdi.
Mueller soruşturmasına dahil edildi
"Oxferd Comma" dosyası daha sonra, eski FBI Direktörü Robert Mueller'in yürüttüğü özel yetkili savcılık soruşturmasına entegre edildi.
Mueller, 2017 yılında Rusya'nın 2016 başkanlık seçimlerine müdahale ettiği ve Trump seçim kampanyasıyla olası bağlantıları araştırmak üzere görevlendirilmişti.
Yaklaşık iki buçuk yıl süren soruşturmanın ardından 2019'da yayımlanan Mueller Raporu'nda, Rusya'nın seçimlere müdahale ettiği sonucuna yer verilmesine rağmen Trump'ın ya da seçim kampanyasının Moskova ile suç teşkil edecek düzeyde gizli iş birliği yaptığına ilişkin yeterli delil bulunamadığı açıklandı. Buna karşın rapor, kampanya ekibi ile Rus bağlantılı kişiler arasında çok sayıda temas yaşandığını da kayıt altına almıştı.
Belgeler neden şimdi yayımlandı?
Belgelerin kamuoyuna açıklanması da Washington'da yeni bir siyasi tartışma başlattı.
Beyaz Saray bünyesindeki "Government Transparency Task Force" (Hükümet Şeffaflığı Görev Gücü) tarafından yayımlanan belgelerin, Trump yönetiminin geçmişteki soruşturmaların nasıl yürütüldüğünü kamuoyuna göstermek amacıyla açıklanmasına karar verdiği bildirildi. Açıklamanın, eski FBI Direktörü James Comey hakkındaki yeni hukuki süreçlerin tartışıldığı bir döneme denk gelmesi de dikkat çekti.
Rusya soruşturmaları yeniden siyasetin merkezinde
Son haftalarda ABD istihbarat kurumlarınca gizliliği kaldırılan farklı belgeler de 2016 seçimlerine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Özel Yetkili Savcı John Durham'ın daha önce hazırladığı rapora ait bazı ek belgelerin yayımlanmasının ardından Trump yönetimi, FBI'ın Rusya soruşturmalarını başlatırken ciddi usul hataları yaptığını savunuyor. Buna karşılık bağımsız incelemeler ve Senato İstihbarat Komitesi'nin önceki raporları, Rusya'nın 2016 seçimlerine müdahalede bulunduğu yönündeki değerlendirmelerini koruyor. Ancak Trump ile Rus hükümeti arasında suç teşkil edecek gizli bir koordinasyonu ortaya koyan kesin kanıt bugüne kadar açıklanmış değil.
Siyasi ve hukuki tartışmalar yeniden alevlendi
Yeni belgelerin yayımlanmasıyla birlikte Trump ile eski FBI yönetimi arasındaki yıllardır süren gerilim yeniden gündemin üst sıralarına taşındı.
Cumhuriyetçiler, belgelerin FBI'ın Trump'a yönelik soruşturmalarında siyasi saiklerle hareket edildiğini gösterdiğini savunurken; Demokratlar ise belgelerin, dönemin güvenlik birimlerinin olağan karşı istihbarat prosedürleri çerçevesinde hareket ettiğini ve Rusya'nın seçimlere müdahalesi konusundaki kaygıların gerçek olduğunu belirtiyor.
Gizliliği kaldırılan belgeler, Trump-Rusya soruşturmalarının hukuki boyutundan çok, Washington'da yıllardır süren siyasi kutuplaşmanın ve istihbarat kurumlarına yönelik tartışmaların yeniden canlanmasına neden olmuş görünüyor.
İzmir'in Menderes Belediyesine yönelik rüşvet ve irtikap soruşturmasında, aralarında Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı.
Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in sevgilisiyle yaptığı WhatsApp yazışmaları, belediyede yaşanan rezilliği bütün çıplaklığı ile ortaya koydu. Çiçek’in, ahlak dışı mesajları da deşifre oldu.
Çiçek’in “Veriyorum bebeğim yemlerini eksik etmiyorum, yem vermesem yumurtluyorlar bebeğim. Ekrem İmamoğlu’nun ayağını kaydıran yine Özgür Özel’dir”, “Ben yürüyen parayım bebeğim, ben muhtarlıktan gelmeyim, her işin karşılığında para alırım.”, “Ben para almaya alışkınım aşkım” mesajları ortaya çıktı.
Çiçek’le ilgili bir skandal da, CHP Genel Başkanı iken, başkanlarla ilgili çıkan rezaletlere rağmen onları savunmayı ihmal etmeyen Özgür Özel’in geçmişteki sözleriyle ortaya çıktı.
Yerel seçimler sırasında ziyaret ettiği Menderes’te yaptığı mitingde İlkay Çiçek’i kürsüye çıkaran dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Dedim ki, ‘İlkay’ı tanımıyorsunuz. Değil Menderes’i, İzmir Büyükşehir’i, İstanbul Büyükşehir’i, verin ona İçişleri Bakanlığını yönetir” şeklindeki sözleri dikkat çekti.
<p>Özgür Özel'in, İzmir Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek hakkında kullandığı "İlkay'a verin İçişleri Bakanlığını yönetir" sözleri yeniden gündeme geldi. </p>
YENİ Parti Şanlıurfa Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Mahmut Tanal, rüşvet soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve evli olmasına rağmen yasak aşk yaşadığı sevgilisiyle mide bulandıran whatsapp yazışmaları ortalığa saçılan CHP'li İzmir Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'e destek çıktı.
OPERASYONU ELEŞTİRDİ, ÇİÇEK'E SAHİP ÇIKTI
Menderes Belediyesine yönelik gerçekleştirilen operasyonu eleştiren Tanal, "AK Parti iktidarı belli ki belediye sayısını sandıkta değil, operasyonlarla ve transferlerle artırmaya çalışıyor." dedi.
'BELEDİYE BAŞKANINI ALABİLİRSİNİZ, MİLLETİN OYUNU ALAMAZSINIZ'
Tanal, "Ama unuttukları bir şey var. Belediye başkanını alabilirsiniz, milletin oyunu alamazsınız. Rozet değiştirmek kolaydır, milletin gönlünü değiştirmek zordur." ifadelerini kullandı.
ÇİÇEK İLE İĞRENÇLİK YARIŞINA GİRDİ
Yasak aşkıyla yazışmalarında söz konusu rüşvet çarkını itiraf niteliğinde ifadeler kullandığı görülen Çiçek'in rezilliğini görmezden gelen Tanal, şunları kaydetti:
"Millet şunu soruyor. Madem bu kadar güçlüydünüz, neden belediyeleri sandıkta kazanamadınız? Demokraside belediye operasyonla değil, sandıkla kazanılır."
Ortalığı ayağa kaldıran iğrenç mesajlaşmaları es geçerek var gücüyle iktidarı eleştirmeye çalışan Tanal, "Başkan transfer edilir, ama seçmen transfer olmaz. Son sözü yine millet söyleyecek." diye konuştu.
Tanal'ın, İlkay Çiçek ve Menderes Belediyesine yönelik düzenlenen operasyonda ortaya çıkan rezalete rağmen Çiçek'e destek vermesi büyük tepki çekti.
REZİL MESAJLARI İFŞA OLMUŞTU
Evli olduğu bilinen CHP'li Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in sevgilisi ile mide bulandıran yazışmaları, eşcinsel içerikli mesajları ifşa olmuştu. Çiçek'in mesajlaşmalarda kadın ve erkek belediye çalışanlarına cinsel nitelikli küfürler ettiği görülmüştü.
İzmir'in Menderes Belediyesine yönelik rüşvet ve irtikap soruşturmasında, aralarında Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alınmıştı.
Operasyon kapsamında gözaltına alınanlar arasında belediye başkan yardımcıları, imar ve şehircilik müdürü, plan ve proje müdürü, yapı kontrol müdürü ile bazı meclis üyeleri ve belediye personelinin de bulunduğu bildirilmişti.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, Menderes Belediyesinde çıkar sağlamak amacıyla yapı kullanım izni verildiği, inşaat ruhsatı ve imar durumu değişikliği gibi konularda usulsüzlük yapıldığı tespitlerine ulaşıldığı belirtilmişti.
Soruşturma makamlarınca; rüşvet, irtikap, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve imar kirliliğine neden olma suçlarının örgütlü şekilde işlendiği değerlendiriliyor.
Eski Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım ve eski Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın isimlerinin anıldığı rüşvet ve uçkur skandallarının bir benzeri İzmir Menderes'te görüldü. İzmir'in Menderes Belediyesine yönelik rüşvet ve irtikap soruşturmasında, aralarında Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı. Operasyon kapsamında gözaltına alınanlar arasında belediye başkan yardımcıları, imar ve şehircilik müdürü, plan ve proje müdürü, yapı kontrol müdürü ile bazı meclis üyeleri ve belediye personelinin de bulunduğu bildirildi.
ÖRGÜTLÜ ŞEKİLDE İŞLENDİĞİ DEĞERLENDİRİLİYOR
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, Menderes Belediyesinde çıkar sağlamak amacıyla yapı kullanım izni verildiği, inşaat ruhsatı ve imar durumu değişikliği gibi konularda usulsüzlük yapıldığı tespitlerine ulaşıldığı belirtildi.
Soruşturma makamlarınca; rüşvet, irtikap, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve imar kirliliğine neden olma suçlarının örgütlü şekilde işlendiği değerlendiriliyor.
ÖZGÜR ÖZEL 'İÇİŞLERİ BAKANLIĞINI YÖNETİR' DEMİŞTİ
Gözaltına alınan CHP'li İlkay Çiçek'in, Parti Genel Başkanı Özgür Özel'e yakınlığıyla bilindiği ifade ediliyor.
Özel'in, 2019 seçimlerinde Menderes'te mahalle muhtarlığına seçilen Çiçek'in belediye başkan adaylığı sürecindeki bir mitingde yaptığı konuşma yeniden gündeme geldi. Çiçek'e destek veren Özel, "İlkay Bey muhtarmış, Menderes Belediyesi'ni yönetir mi diyorlar. İzmir Büyükşehir'i, İstanbul Büyükşehir'i, İçişleri Bakanlığını yönetir." diye konuşmuştu.
MİDE BULANDIRAN MESAJLAR: TÜM BELEDİYEYİ...
Evli olduğu bilinen CHP'li Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in sevgilisi ile mide bulandıran yazışmaları, eşcinsel içerikli mesajları da ortaya saçıldı. Çiçek'in mesajlaşmalarda kadın ve erkek belediye çalışanlarına cinsel nitelikli küfürler ettiği görüldü.
Söz konusu yazışmalarda, sevgilisinin Çiçek'e de karşılıklı fotoğraflar göndererek tahrik edici ifadeler kullanması ve cinsel içerikli yanıtlar vermesi dikkat çekti.
'ÇOK KORKUYORUM BOĞAM BENİM'
Rüşvet soruşturmasında tutuklanan CHP’li Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in eşini ve 2 çocuğunu bırakıp rüşvet paralarını alarak sevgilisiyle birlikte yurtdışına kaçmaya hazırlandığı da whatsapp mesajlarına yansıdı.
İşte İlkay Çiçek ve yasak aşkı arasındaki iğrenç mesajlaşmalar:
YA: Aşkım seni çok kıskanıyorum. Karından bile kıskanıyorum
İÇ: Benim gözüm sadece seni görüyor bebeğim
YA: Belediyeyi ihmal etme aşkım
İÇ: Belediyeyi nerden çıkardın
YA: Geleceğimiz ama aşkım
İÇ: Merak etme biraz daha para biriktireyim. Yurtdışına göndereyim seni. Yurtdışında sadece sen ve ben
YA: Aşkım para biriktireyim derken kendini ele verme. Çok korkuyorum boğam benim
İÇ: Merak etme bütün işleri Murat Taşdemir ve Rüzgar üzerinden yürütüyorum. Bu salakları kullanıyorum.
Çiçek'in "Seyhan" isimli bir başka CHP'li Meclis üyesi için "K.....k o da alışmış rüşvete. Aynı şekilde Ferdi ve Yılmaz da aynı Hepsi birbirinden pislik bunların. Bir dahaki dönem kurtulmam lazım" dediği görüldü.
USULSÜZ PARA TRAFİĞİ YAZIŞMALARA YANSIDI
Öte yandan, Çiçek'in yine sevgilisine attığı ve daha önce ortaya çıkan mesajlarında da belediyedeki işlerle ilgili usulsüz para trafiğinden bahsettiği ifadeler yer alıyordu.
Rüşvet alındığına dair itiraf niteliği taşıyan bu ifadeler ve ortaya çıkan skandal mesajların ardından, muhalefet blokunun sürece nasıl bir tepki vereceği merak konusu oldu.
<p>Gözaltına alınan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in sevgilisi ile mide bulandıran yazışmaları deşifre oldu. Evli olduğu bilinen Çiçek'in sevgilisine bel altı uygunsuz görüntüler atıp, aynı şekilde uygunsuz görüntüler istediği görüldü.</p>
Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ'nün suikast timindeki Burkay Karatepe'den şikayetçi oldu
Dilekçede, Karatepe ile firari olduğu dönemde kendisine yardım eden kişiler hakkında "Cumhurbaşkanına suikast", "Anayasayı ihlal", "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak", "terör örgütüne üye olmak" ve "suçluyu kayırma" suçlarından soruşturma yapılarak kamu davası açılması istendi.
Şikayet dilekçesinde, FETÖ mensupları tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin bir parçası olarak, suç tarihinde Marmaris'te bulunan Erdoğan'a yönelik olarak Karatepe'nin de içinde bulunduğu bir grup tarafından askeri operasyon yapıldığı hatırlatıldı.
"ERDOĞAN'IN VARLIĞINI ORTADAN KALDIRMAYA TEŞEBBÜS ETTİ"
Karatepe'nin, örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in talimatları doğrultusunda seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan ve Anayasa'ya göre devletin ve milletin birliğini temsil eden Erdoğan'ın varlığını ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiği vurgulanan açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
"Şüphelinin bu şekilde sadece cumhurbaşkanına suikast ve anayasayı ihlal suçunu değil, aynı zamanda iştirak ettiği eylemler nedeniyle ülkenin genelinde bir kaos ve karışıklık çıkarmak suretiyle devletin bağımsızlığını zayıflatmayı ve devletin birliğini bozmayı hedeflediği de açıktır. Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil eden Sayın Cumhurbaşkanımız, hem şahsına yönelen eylemleri nedeniyle hem de Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin birliğine yönelen eylemleri nedeniyle şüpheliden şikayetçi olduğu gibi eylem tarihinden bugüne kadar geçen 10 yıllık süre zarfında şüphelinin yakalanmasına mani olmak için yer temin eden ve yardım eden kişilerden de şikayetçidir."
Cumhurbaşkanı Erdoğan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"Kapsamlı istişareler neticesinde hazırlanan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, aziz milletimizin çözüm iradesini yansıtan geniş bir mutabakatla bugün Gazi Meclisimizin takdirine sunuldu. Türkiye’yi terör tehdidinden kalıcı olarak kurtarmayı, millî birlik ve beraberliğimizi perçinlemeyi, ülkemizde ve bölgemizde huzur iklimini güçlendirmeyi hedefleyen bu adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Gerek kanun teklifinin tekemmül ettirilmesine gerekse sürecin başarıya ulaşmasına katkı veren başta Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere, siyasi parti gruplarımıza ve milletvekillerimize teşekkür ediyorum."
Kapsamlı istişareler neticesinde hazırlanan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, aziz milletimizin çözüm iradesini yansıtan geniş bir mutabakatla bugün Gazi Meclisimizin takdirine sunuldu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasında yukarıdan çekildiği anlaşılan görüntülerde, CHP'li Tarık Balyalı'nın parti yönetimine yönelik sert eleştirileri ortaya çıktı.
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) binasında yukarıdan çekildiği anlaşılan görüntülerde, CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve Sosyal Demokrat Belediyecilik Eşgüdüm Konseyi Genel Sekreteri Tarık Balyalı'nın parti yönetimine yönelik sert eleştirileri ortaya çıktı. Videoda, Balyalı'nın yüksek sesle tepki gösterdiği ve yönetime rest çektiği anlar yer aldı.</p>
<p>Partiden ihraç edilen bir arkadaşlarının doğum gününe katıldıkları için haklarında tutanak tutulduğunu anlatan Balyalı, "Oyunuzla geldiniz, oyunuzla da gideceksiniz. Yüreğiniz yetiyorsa partiden atın. Partiden ihraç edilen arkadaşımızın doğum gününe gittik diye geldiniz arkamızdan tutanak tutturdunuz. Bunların hepsine sustuk." dedi.</p>
<p>"BENİ İFTİRA ATARAK SİNDİREMEZSİNİZ"</p>
<p>Kendisine yönelik haksızlıklar yapıldığını belirterek tepkisini sürdüren Balyalı, "Kabul edemem. Beni iftira atarak sindiremezsiniz. Hiç kimse kusura bakmasın. Burasını babasının çiftliği sanan arkadaş, biz istifamızı veririz, mücadeleye devam ederiz. Yirmi beş yıldır yargılanıyorum. Terörden yargılanıyorum. İki bin sene hapsimi istiyorlar. Nezaketsizlik, vefasızlık... Burada kabadayılık yapıp da kimse beni el sallayarak, parmak sallayarak susturamaz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"ÇIKIP GİDEN BENİM İÇİN NAMUSSUZDUR"</p>
<p>Bulunduğu göreve seçimle geldiğine dikkat çeken Balyalı, "Şu çıkıp giden benim için namussuzdur. Ben buraya oyla geldim. İstifa edip şuradan giden benim için namussuzdur. Ama uyduruktan, iki üç kişi şahit yazdırarak... Arkadaşlar, bu hepiniz şahitsiniz." diye konuştu.</p>
<p>Parti içindeki uygulamalara yönelik eleştirilerini sürdüren ve sokağın tepkisine vurgu yapan Balyalı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'nin neresine giderseniz gidin, hesap sorarlar. Hesabını sizden sorarlar. Gider evimizde otururuz ama siz şuradan sokağa çıkamazsınız, yürüyemezsiniz. Sizi yürütmezler. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Genel Başkan'dan randevu istedim. Gidip her şeyi izah edeceğim. Kararı ona bırakacağım."</p>
YAŞ KARARLARI AÇIKLANDI, TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNDE YENİ KOMUTA YAPISI BELİRLENDİTürk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesini doğrudan ilgilendiren 2026 yılı Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları açıklandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen toplantının ardından alınan kararlar Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın onayıyla kesinleşti. Kararlara göre 25 general ve amiral bir üst rütbeye yükseltilirken, 69 albay general ve amiralliğe terfi etti. Görev süresi uzatmaları, emeklilik kararları ve kuvvet komutanlıklarındaki yeni görevlendirmeler de kamuoyuyla paylaşıldı.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel planlamasında en önemli karar organlarından biri olan Yüksek Askeri Şura, her yıl general ve amirallerin terfi, görev süresi ve emeklilik işlemlerini değerlendiriyor. Aynı zamanda kuvvet komutanlıklarında yapılacak üst düzey görevlendirmeler de bu toplantılarda karara bağlanıyor. Bu yönüyle YAŞ kararları yalnızca personel hareketliliğini değil, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gelecek dönem komuta yapısını da belirleyen en önemli süreçlerden biri olarak kabul ediliyor.
Bu yılki toplantı da devlet geleneği doğrultusunda Anıtkabir ziyaretiyle başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Şura üyeleri daha sonra Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir araya gelerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst komuta kademesine ilişkin dosyaları görüştü. Toplantının ardından açıklanan kararlarla birlikte terfi edecek personel, görev süresi uzatılan komutanlar, emekliye ayrılacak isimler ve yeni görevlendirmeler netlik kazandı.
YAŞ ÖNCESİ ANITKABİR ZİYARETİYüksek Askeri Şura toplantısı öncesindeki program, Anıtkabir'de düzenlenen törenle başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Aslanlı Yol'un başındaki yerini almasının ardından başlayan törende devlet protokolü ve Şura üyeleri hazır bulundu.
Törene Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ay yıldız motifli çelengin Atatürk'ün mozolesine bırakılmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Tören sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindeki heyet, mozolenin önünde hatıra fotoğrafı çektirdi. Anıtkabir ziyareti, uzun yıllardır Yüksek Askeri Şura toplantılarının başlangıç programı olarak gerçekleştiriliyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesini ilgilendiren kritik kararlar öncesinde gerçekleştirilen ziyaret, devlet geleneğinin önemli unsurlarından biri olarak görülüyor.
ERDOĞAN'DAN ANITKABİR ÖZEL DEFTERİ'NE DİKKAT ÇEKEN MESAJTörenin ardından Misak-ı Millî Kulesi'ne geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anıtkabir Özel Defteri'ni imzaladı.
Anıtkabir Özel Defteri'ni imzalayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, deftere şunları yazdı: "Aziz Atatürk, 2026 yılı Yüksek Askeri Şura Toplantısı öncesinde Şura üyeleri olarak bugün bir kez daha huzurlarınızdayız. Zatıalinizle birlikte Malazgirt Zaferimizden bu yana yaklaşık bin yıldır vatanımız olan bu topraklarda şanlı bayrağımızın gururla dalgalanması ve milletimizin özgürce yaşaması için can veren tüm kahramanlarımızı rahmetle yâd ediyoruz.
Bölgemizde çatışmaların ve gerilimlerin tırmandığı bir dönemde icra ettiğimiz Şura toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz. Yüksek disiplini, üstün görev bilinci, milli iradeye bağlılığı ve artan caydırıcılığıyla Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinden geçtiğimiz zorlu konjonktürde milletimizin güven kaynağı olmayı sürdürmektedir.
Ruhun şad olsun."
TOPLANTIDA TERFİ VE EMEKLİLİK DOSYALARI GÖRÜŞÜLDÜAnıtkabir programının ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde başlayan Yüksek Askeri Şura toplantısında Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst düzey personeline ilişkin kapsamlı değerlendirmeler yapıldı.
Toplantının ana gündemini albaylıktan general ve amiralliğe yükselecek personelin dosyaları oluşturdu. Bunun yanında mevcut general ve amiraller arasından bir üst rütbeye terfi edecek isimler ile görev süreleri dolan komutanların durumları da ele alındı.
Şurada ayrıca yaş haddi ve kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrılacak personelin dosyaları değerlendirilirken, kuvvet komutanlıklarında yapılabilecek görev değişiklikleri de toplantının önemli başlıkları arasında yer aldı.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde üst düzey atamalar yalnızca personel hareketliliği açısından değil, kurumun yönetim yapısının devamlılığı bakımından da önem taşıyor. Bu nedenle her yıl gerçekleştirilen Yüksek Askeri Şura toplantılarında alınan kararlar, önümüzdeki dönemin komuta yapısını belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.
YAŞ KARARLARI CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN ONAYIYLA KESİNLEŞTİYüksek Askeri Şura toplantısının tamamlanmasının ardından alınan kararlar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın onayıyla kesinleşerek kamuoyuna duyuruldu. Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan general, amiral ve albaylara ilişkin terfi, görev süresi uzatma ve emeklilik kararları 30 Ağustos 2026 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek.
Kararlara göre 25 general ve amiral bir üst rütbeye yükseltilirken, 69 albay ise general ve amiralliğe terfi ettirildi. Böylece Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst komuta kademesinde önemli bir personel hareketliliği yaşanırken, yeni görev dağılımı da büyük ölçüde şekillendi.
Şura kararları kapsamında 24 generalin görev süresi bir yıl uzatılırken, 530 albayın görev süresi ise iki yıl süreyle uzatıldı. Görev süresi uzatılan personelin, mevcut görevlerine belirlenen süre boyunca devam edeceği bildirildi.
Emeklilik kararları da YAŞ gündeminin önemli başlıklarından biri oldu. İki general yaş haddi nedeniyle 1 Eylül 2026 tarihinden itibaren emekliye sevk edilirken, 61 general ve amiral ise kadrosuzluk nedeniyle 30 Ağustos 2026 tarihinden geçerli olmak üzere emekliye ayrıldı.
Hava Kuvvetleri Komutanlığında görev değişikliğiYüksek Askeri Şura kararlarının en dikkat çeken başlıklarından biri Hava Kuvvetleri Komutanlığındaki görev değişikliği oldu.
Karara göre Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edildi. Kadıoğlu'ndan boşalan göreve Muharip Hava Kuvveti Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran atandı.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığında ise mevcut yönetim yapısının korunmasına karar verildi. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu'nun görev süresi bir yıl uzatıldı.
YAŞ kararları sonrasında Türk Silahlı Kuvvetlerindeki general ve amiral sayısında da artış yaşanacak. Hâlen 328 olan general ve amiral sayısı, 30 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla 334'e yükselecek.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde komuta kademesini doğrudan etkileyen bu kararların, önümüzdeki dönemde kuvvet komutanlıklarının sevk ve idaresi açısından yeni bir yapılanmayı da beraberinde getirmesi bekleniyor.
ÜST RÜTBELERE YENİ TERFİLER YAPILDIŞura kararları kapsamında çok sayıda üst düzey personel bir üst rütbeye yükseltildi.
Hava Kuvvetleri Komutanlığından Korgeneral Erdoğan Gür orgeneralliğe terfi ettirilirken, Kara Kuvvetleri Komutanlığından Tümgeneraller Burhan Aktaş, Ertan İnaltekin ve Alparslan Kılınç korgeneralliğe yükseltildi.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığından Tümamiraller Ramazan Özoğul ile Erhan Aydın koramiralliğe terfi ederken, Hava Kuvvetleri Komutanlığından Tümgeneral Kemal Turan da korgeneral rütbesine yükseldi.
Bir alt kademede ise Kara Kuvvetlerinden Tuğgeneraller Şükrü Bilir, Mustafa Büyükköroğlu, İsmail Özcan, Şener Kopal, Ahmet Aşık, Bülent Tanrıverdi, Mehmet Açık, Mustafa Yeter, Coşkun Çelik, Ömer Şahin Selvi, Yüksel Kolcu, İsmail Analı ve Hakan Durmazpınar tümgeneralliğe terfi ettirildi.
Deniz Kuvvetlerinden Tuğamiraller Erhan Akbayrak, Yücel Darcan, Eren Günay ve Kenan Kaan Türkkan tümamiralliğe yükselirken, Hava Kuvvetlerinden Tuğgeneral Cihangir Kemal Yüzçelik de tümgeneral rütbesine terfi etti.
Terfi kararlarıyla birlikte Türk Silahlı Kuvvetlerinin farklı kuvvet komutanlıklarında görev yapan çok sayıda üst düzey personelin yeni görev ve sorumluluk alanları da belirlenmiş oldu.
YENİ KOMUTA YAPISI 30 AĞUSTOS'TA YÜRÜRLÜĞE GİRECEKYüksek Askeri Şura kararları doğrultusunda yapılan terfiler, görev süresi uzatmaları ve yeni atamaların büyük bölümü 30 Ağustos 2026 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek. Yaş haddi nedeniyle emeklilik kararı verilen iki general ise 1 Eylül 2026 tarihi itibarıyla görevlerinden ayrılacak.
Toplantıda partinin kuruluş süreci, yeni siyaset anlayışı, örgütlenme modeli, üyelik sistemi, siyasi etik, bağış kampanyası ve güncel siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmeler yapan Özel, konuşmasının farklı bölümlerinde vatandaşlara ve siyasetçilere çağrılarda bulundu.
"BİR KARAR VERMEMİZ GEREKİYORDU"Konuşmasının başlangıcında partinin kuruluş sürecini anlatan Özgür Özel, daha önce yaşanan gelişmelerin ardından nasıl bir yol izleneceğine karar vermeleri gerektiğini söyledi. Yaklaşık 60 gün boyunca 22 ili ziyaret ettiklerini belirten Özel, vatandaşlarla bir araya geldiklerini, önerilerini dinlediklerini ve yeni siyasi hareketin bu görüşmeler sonucunda şekillendiğini ifade etti.
Özel, "Bu salonda son yaptığımız grup toplantısında nasıl bir yargı darbesine maruz kaldığımızı detaylarıyla anlatmıştım. Bu darbe pratiğine karşı verdiğimiz hukuki, siyasi, fiziki mücadeleye sizler tüm milletimizle birlikte en yakından şahitsiniz. Tüm bu saldırılardan sonra bir karar vermemiz gerekiyordu. Biz de istikameti egemenliğin gerçek sahiplerine; halkımıza, milletimize sorduk. 60 günde 22 il gezdik. Vatandaşlarımızla el ele tutuştuk." ifadelerini kullandı. Vatandaşların yeni bir siyasi yol açılması yönündeki taleplerini aktaran Özel, bu çağrının ardından YENİ Parti'nin 24 Temmuz'da kurulduğunu söyledi.
"YENİ PARTİ'Yİ MİLLETİ İKTİDARA GETİRSİN DİYE KURDUK"Konuşmasının devamında partinin kuruluş amacını anlatan Özgür Özel, YENİ Parti'nin yalnızca yeni bir siyasi parti olmak için kurulmadığını söyledi.
Özel, partinin ortak geleceği birlikte kurmak amacıyla oluşturulduğunu belirterek, "Biz YENİ Parti'yi bir partimiz olsun diye kurmadık; biz YENİ Parti'yi iktidar olsun, milleti iktidara getirsin diye kurduk." dedi. Partinin kuruluşunda vatandaşların belirleyici olduğunu ifade eden Özel, adın da bütçenin de millet tarafından belirlendiğini söyledi.
"MİLLETE KARŞI TAM SORUMLULUK VE HESAP VERME VARDIR"Özel, YENİ Parti'nin bütçesinin vatandaşların bağışlarıyla oluşturulduğunu belirterek, demokrasi anlayışında bütçe hakkının önemine değindi. Partinin kuruluş talimatını, adını ve bütçesini milletin belirlediğini ifade eden Özel, bundan sonraki süreçte vatandaşlara karşı tam sorumluluk ve hesap verebilirlik anlayışıyla hareket edeceklerini söyledi.
"YENİ BİR ÖRGÜTLENME MODELİ KURUYORUZ"Konuşmasının devamında parti örgütlenmesine ilişkin bilgi veren Özel, eski nesil örgütlenme anlayışını değiştirecek yeni bir model oluşturacaklarını söyledi.
Mahalle meclislerinden başlayacak yeni sistemde vatandaşların karar alma süreçlerine doğrudan katılacağını belirten Özel, örgütlenmenin temelini mahalle, ilçe ve il meclislerinin oluşturacağını ifade etti.
Yeni modele ilişkin değerlendirmelerinde, her üyenin eşit söz hakkına sahip olacağını belirten Özel, siyasetin yalnızca yöneticiler tarafından değil, üyelerin katılımıyla şekilleneceğini dile getirdi.
"TARİHİN DOĞRU TARAFINDA DURAN 90 KAHRAMAN KURUCU…"Konuşmasının devamında partinin kuruluş sürecinde görev alan isimlere teşekkür eden Özgür Özel, 24 Temmuz'da 91 milletvekiliyle birlikte partinin teknik kuruluşunu gerçekleştirdiklerini söyledi. Kuruldukları gün ana muhalefet partisi olma görevini üstlendiklerini belirten Özel, resmi prosedürlerin kısa sürede tamamlandığını ifade etti.
Kuruluş sürecinde görev alan milletvekillerine, Parti Meclisi üyelerine, il başkanlarına ve parti örgütüne teşekkür eden Özel, "Tarihin doğru tarafında duran, sokağın sesini duyan, milletin talebinden haberdar olan, milletten talimat alan ve aslında verilmesi en zor kararı bu millet için, bu parti için, bu ülke için, bu devlet için, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet için 'Doğru karar budur' diyen 90 kahraman kurucu arkadaşımı huzurlarınızda yürekten alkışlıyorum." dedi.
"TÜM DEMOKRATLARI YENİ SİYASETE DAVET EDİYORUM"Özel, konuşmasının bu bölümünde vatandaşlara YENİ Parti'ye katılım çağrısında bulundu. Partinin teknik kuruluş sürecinin tamamlandığını belirten Özel, siyasi kuruluş sürecinin ise önümüzdeki yaklaşık üç aylık dönemde Anadolu ve Trakya'da vatandaşların katılımıyla tamamlanacağını söyledi.
Mahallelerden başlayarak ilçe ve il örgütlenmelerinin oluşturulacağını ifade eden Özel, YENİ Parti'nin farklı siyasi görüşlerden tüm demokratlara açık olduğunu dile getirdi.
Özel, "YENİ Parti'den umudu olan, eski nesil siyasetten bıkmış olan ya da siyaset yapmayı birtakım siyasi elitlerin elinde, tekelde görüp uzak duran; ama şimdi 'Ülkenin geleceğinde ben de olacağım' diyen herkesi YENİ Parti'ye, yeni siyasete davet ediyorum." ifadelerini kullandı.
"700 BİNİ AŞAN İSTİFALARDAN HABERDARIZ"Konuşmasının ilerleyen bölümünde partiye yönelik katılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özgür Özel, bugüne kadar hiçbir istifa çağrısı yapmadıklarını söyledi. Buna rağmen 700 bini aşan istifalardan haberdar olduklarını ifade eden Özel, geçmişte birlikte siyaset yaptığı isimlere de seslendi.
Özel, "Şimdi artık vakittir. Geçmişte birlikte üye olmaktan onur ve gurur duyduğum tüm arkadaşlarımıza, bu yeni nesil siyasete, YENİ Parti'ye yaptığımız davetle birlikte şöyle sesleniyorum. Darbecilerden, butlancılardan, cuntacılardan kurtulun; YENİ Partimize buyrun." dedi.
"GENEL BAŞKANIN KADERİ, MİLLETİN KADERİYLE BİR"Parti yönetimine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, YENİ Parti'de tüm yönetici makamları için dönem sınırı uygulanacağını söyledi.
Genel başkan olarak kendi adına da bir kural koyduğunu belirten Özel, seçimlerde başarı elde edememesi halinde yeniden aday olmayacağını ifade etti.
Siyasetin millet için yapıldığını belirten Özel, genel başkanın ve parti yöneticilerinin kaderinin milletin kaderiyle bir olduğunu dile getirdi.
"HESAP VERİLEBİLİR BİR SİYASETİN PARTİSİ"Şeffaflık başlığı altında değerlendirmelerde bulunan Özgür Özel, YENİ Parti'nin hesap verebilir bir siyaset anlayışıyla hareket edeceğini söyledi. Avrupa Birliği sürecinde gündeme gelen vize serbestisi kriterlerini hatırlatan Özel, siyasi etik ve şeffaflığa ilişkin geçmişte yaşanan süreci anlattı.
Konuşmasında eski Başbakan Ahmet Davutoğlu döneminde yürütülen çalışmalara da değinen Özel, Avrupa Birliği'nin talep ettiği kriterlerden biri olan Siyasi Etik Yasası'nın çıkarılamadığını savundu. Şeffaflık anlayışının yalnızca söylemden ibaret olmayacağını ifade eden Özel, hesap verebilir bir siyasi yapı oluşturacaklarını belirtti.
"SİYASİ ETİK KANUNU, İLK TEKLİFLERİMİZDEN"Konuşmasının bu bölümünde Meclis'e sundukları kanun tekliflerine değinen Özgür Özel, YENİ Parti'nin ikinci kanun teklifinin Siyasi Etik Kanunu olduğunu açıkladı. GRECO kriterlerine uygun düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Özel, siyasi etik, şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesini istediklerini söyledi.
Türkiye'nin uzun yıllardır bu alandaki tavsiyeleri tam olarak yerine getiremediğini ifade eden Özel, iktidara Siyasi Etik Yasası konusunda çağrıda bulundu.
"HARCANAN HER KURUŞU PAYLAŞACAĞIZ"Konuşmasının bir diğer bölümünde partiye yönelik bağış kampanyasına ilişkin bilgiler veren Özgür Özel, kuruluş sürecinde başlatılan kampanyanın vatandaşlardan yoğun ilgi gördüğünü söyledi. Üyelikler başlamadan önce bağış kampanyasını başlattıklarını belirten Özel, vatandaşların ilan edilen IBAN numaraları üzerinden partiye destek verdiğini ifade etti.
Beş gün içerisinde 113 bin bağışçı tarafından toplam 240 milyon lira bağış yapıldığını açıklayan Özel, bağışlarla ilgili tüm verilerin kamuoyuyla paylaşılacağını söyledi.
Özel, "Şeffaflığı, demokratik meşruiyet şartı olarak kabul ediyor; bağışlarla ilgili verileri düzenli olarak açıklıyoruz. Her akşam saat 20.00'de Genel Başkan Yardımcımız, Sayman Üyemiz, Genel Saymanımız bu bilgileri şeffaflıkla paylaşıyor. Bundan sonra da aldığımız her bağışı ve harcadığımız her kuruş parayı bağışı yapanlarla, kamu otoriteleriyle ve kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşmaya devam edeceğiz." dedi.
"MİLLETİN PARTİSİNİ FETÖ'CÜLER KİRLETMEYE ÇALIŞIYOR"Konuşmasının ilerleyen bölümünde YENİ Parti'nin kuruluş sürecine ilişkin sosyal medyada yapılan paylaşımlara da değinen Özgür Özel, parti üzerinden algı oluşturulmaya çalışıldığını savundu. Firari FETÖ mensuplarının partiye yönelik paylaşımlar yaptığını söyleyen Özel, vatandaşları bu konuda dikkatli olmaya çağırdı.
YENİ Parti'nin askeri darbelere, darbe girişimlerine ve postmodern darbelere karşı olduğunu belirten Özel, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Özel, "YENİ Parti askeri darbelere de darbe girişimlerine de postmodern darbelere de kendinden sonra gelecek iktidara darbe yapanlara da 12 Eylülcülere de 15 Temmuzculara da 19 Martçılara da karşı dimdik ayaktadır; bir ve beraberdir." ifadelerini kullandı.
"GERİDE KALMIŞ, DAHA İYİSİNİ HAK EDENLERİN YENİ PARTİSİ…"Konuşmasının sonunda Türkiye'nin yeni bir siyasi anlayışa ihtiyaç duyduğunu ifade eden Özgür Özel, YENİ Parti'nin toplumun farklı kesimlerine hitap ettiğini söyledi. Emeklilerden işçilere, çiftçilerden gençlere kadar toplumun tüm kesimlerine seslenen Özel, ortak geleceğin birlikte inşa edileceğini belirtti.
YENİ Parti'nin milletten aldığı talimat doğrultusunda yoluna devam edeceğini ifade eden Özel, vatandaşları parti çatısı altında buluşmaya davet ederek konuşmasını tamamladı.
Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk milletinin önüne, sonucu önceden kararlaştırılmış bir teslimiyet düzeni konulmaktadır. Türk Milleti’nin, adına Terörsüz Türkiye denilen, komisyon denilen, nerede ne konuşulduğundan, 10 yıl boyunca neyin saklı tutulacağından, nelerin pazarlığının döndüğünden haberi ve bilgisi yoktur. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurları dinlenmemiştir. Ama emperyalizm ödevi vermiş, İmralı konuşmuş, Kandil şartlarını sıralamış, siyasi iktidar da milletvekillerinden “eksiksiz imza” istemiştir.
Ortaya çıkan utanç verici manzara şudur: Önce bebek katili Öcalan biliyor, terörist yuvası Kandil biliyor; milletvekillerinin ve egemenliğin gerçek sahibi Türk Milleti’nin haberi yok!
Milletvekillerinin önüne bir kağıt konularak “Şu saate kadar imzalayacaksınız” demek, kanun yapmak değildir. Bunun adı Milli irade hiç değildir. Türk Milleti’nin adayını belirleyemediği, milletvekilinin kendisini listeye koyan parti merkezine bağlı olduğu ve okumadığı metne imza atmaya zorlandığı bir düzende Meclis, Türk milletinin iradesini üretmez, teslimiyetin ve iradeyi üretemediğinin net fotoğrafı görülmüştür.
Meclis bu değildir! Türk milletinin egemenliğini, güvenliğini, bağımsızlığını, refahını, hak ve özgürlüğünü savunmakla görevli meclis, emperyalizmin teslim aldığı parti genel merkezlerinin noteri olamaz!
Bağlılığı ve dayanağı Türk Milleti’ne olmayan bir meclis, eninde sonunda tasfiye olacaktır!
“Suça karışmamış PKK’lı” ne demektir?
Bir insan terör örgütüne piknik yapmak için mi katılır? Örgütün içinde hangi görevi üstlendiği, hangi talimatı taşıdığı, hangi suçu bildiği, hangi suçun gizlenmesine yardım ettiği araştırılmadan kim, hangi yetkiyle bu insanları topluca “suça karışmamış” ilan edecektir?
Bireysel olarak teslim olmak, örgütten ayrılmak ve yargı önünde hesap vermek isteyenler için hukuk yolları zaten vardır. Çıkartılmak istenen, Türk Milleti’ne 40 yıl boyunca ağır bedeller ödetmiş olan ve Türk Milleti’nin ordusunun defalarca kez belini kırdığı, yendiği PKK terör örgütüne özel af yasasının sonucu ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz!
Bu kanun, terör örgütün kadrolarına özel ceza indirimi, sicil temizliği, siyasi hak ve toplumsal alana dönüş sistemi kurulmasıdır. Adına “genel af” denmemesi gerçeği değiştirmez.
Bir terör örgütünün mensupları için özel hukuk çıkarıyorsanız, bunun adı çerçeve yasa değil, PKK’ya af yasasıdır!
Terör örgütü, yurtiçi ve yurtdışı, silahlı, silahsız, siyasi, ekonomik vs. tüm unsurlarıyla tasfiye edilmediği ve silahların tamamının teslim edildiği kayıt altına alınıp, doğrulanmadığı halde özel yasa çıkarılması, bireysel teslimiyeti değil örgütsel bir dönüşümü hedeflemektedir.
DEVLET FOTOĞRAFLA DEĞİL, BELGEYLE YÖNETİLİR
Kameraların önünde birkaç silah yakıldı diye PKK bitmedi. Silahların tamamı yok.
Kamplar dağıtılmamış ancak sınır karakollarımız boşaltıldı,
Komuta zinciri çözülmemiş ancak TSK’ya durun emri var,
Finans, propaganda, istihbarat ve lojistik ağları tasfiye edilmemiş, ancak Türk milletinin vergilerinden siyasi ayağına hala hazine yardımı var,
Suriye’deki ve Irak’taki silahlı yapılar dağıtılmamış, KCK ve PJAK sona ermemiş, devletleşme hesapları yapmaktadırlar.
Bu sorulara açık, somut ve doğrulanabilir olgular varken, Türk milletine “Terör bitti” masalı anlatılamaz!
Devlet fotoğrafla, törenle değil, belgeyle ve hukukla yönetilir.
Terör örgütüne silah bıraktırılmadan, tamamen çökertilmeden militanlarına siyasi ve hukuki alan açmak, terörü bitirmek değildir. Silahlı kadroyu siyasi kadroya dönüştürmektir!
Bugün adli kontrolle serbest bırakılacak teröristler yarın belediyede, bürokraside veya Mecliste hangi sıfatla karşımıza çıkacağını sormak zorundayız. Türk milletinden, kendisine silah doğrultmuş kadroların “toplumsal bütünleşme” adı altında ödüllendirilmesini sessizce seyretmesi beklenemez!
ÖCALAN’A STATÜ VERMEK İÇİN KANUNA “STATÜ” YAZMANIZ GEREKMİYOR
“Yasada Öcalan’ın statüsü yok” diyerek kimse Türk milletinin aklıyla alay etmesin. Statü yalnızca kanuna “statü” kelimesi yazılarak verilmez. Bir hükümlünün mesajı yasa yapımına yön veriyorsa, siyasi heyetler onun kapısında sıraya giriyorsa, örgütün atacağı adımlar onun yaşam ve çalışma koşullarına bağlanıyorsa, gazeteciler ve milletvekilleri kendisini siyasi bir merkez gibi ziyaret ediyorsa orada fiilî statü çoktan oluşturulmuş demektir.
Bebek katili terörist başı Öcalan’ın koşullarının “mevcut imkânlar içinde” genişletilebileceği tartışması da statünün açıkça kanuna yazılmadan idari yollarla kurulabileceği kaygısını doğurmaktadır.
Şimdi asıl soruyu soruyoruz:
Teröristbaşına statü aranırken Türk milletinin kendi devletindeki statüsü nedir?
Yasayı önce İmralı biliyor, millet bilmiyorsa, milletvekili seçmene değil parti merkezine bağlıysa, meclis tartışmıyor, yalnızca imza atıyorsa, kendi devletinde egemenlikten uzaklaştırılan Türk milletidir. Asıl statü sorunu budur!
Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci bir kurucuya ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyet’in kurucu öznesi Türk milletidir. Türk milletinin tanımı da bellidir. Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Kurucu iradesi Kuvâ-yı Milliye’dir.
İmralı’dan “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir kuruluş tarifi kabul etmiyoruz!
Demokrasi, milletvekilinin önüne okumadığı metni koyup imzalatmak değildir. Demokrasi, Türk milletinin adını silmek, vatandaşlığı etnik kimliklere ayırmak, devlet makamlarını etnik ve mezhepsel kotalara bölmek değildir.
Gerçek demokrasi, seçmenin adayını belirlemesi, milletvekilinin parti başkanına değil millete hesap vermesi, yargının siyasi emir almaması ve halkın devlet yönetimine yeniden hâkim olmasıdır.
Kürt kökenli yurttaşımızı Türk milletinden koparmak demokrasi değildir. Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye karşı ayrı siyasi bölmelere kapatmak kardeşlik değildir. Bizim mücadelemiz hiçbir yurttaşımıza karşı değil, yurttaşlarımızı birbirine düşman ederek milli devleti parçalayıp, emeğini ve varlıklarını sömürmek isteyen emperyalist ve bölücü siyasete karşıdır!
TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ
Bu süreç Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, İsrail’den, ABD’den ve NATO’dan ayrı düşünülemez.
Irak parçalandı. Suriye’nin kuzeyinde silahlı ve idari bir yapı kuruldu. İran kuşatıldı. Gazze yıkıldı. Doğu Akdeniz’de yeni paylaşım hesapları yapıldı. Şimdi aynı coğrafyanın ortasında Türkiye’ye “entegrasyon”, “statü”, “yerelleşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” kavramları dayatılıyor.
Başkanlar değişir. Büyükelçiler değişir. Kullanılan kelimeler değişir ama Pentagon kalır, CENTCOM kalır, NATO kalır, İsrail’in bölgesel hedefleri kalır.
Türk milletinin direnme omurgasını NATO’ya bağlayıp ABD’nin bölgede oluşturduğu sonuçları Türkiye’nin hukukuna taşıyarak antiemperyalist olunamaz. Gücünü milletten alan Kuvâ-yı Milliye’nin yerine, gücünü Saray’dan, parti merkezlerinden ve dış ittifaklardan alan bir Kuvâ-yı Külliye düzeni kurulmuştur.
TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ
Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi emperyalizmin kurduğu masada kendisine daha iyi bir sandalye aramak değildir.
Türkiye’nin görevi o masayı devirmek ve kendi bağımsız masasını kurmaktır!
TÜRK MİLLETİ YALNIZ BIRAKILDI; AMA SAHİPSİZ DEĞİLDİR
Bugün AKP seçmeni de MHP seçmeni de CHP seçmeni de aynı soruyu soruyor: “Bize yıllarca söylenenlerin tam tersi neden yapılıyor?” Şehit annesi soruyor: “Evladımın hesabı hangi masada bırakıldı?” Gazi soruyor: “Ben kolumu, bacağımı bu devlet için verdim, devlet neden beni değil, kendisine silah çekenleri dinliyor?” Türk milleti yol haritası ve adres arıyor.
Millet, Cumhuriyet’i savunacak kadroların neden bir araya gelmediğini soruyor!
Türk milletinin örgütlü iradesini ayağa kaldırmadan bu oyun bozulamaz!
Kurtuluşu kapalı kapılardan, saraylardan veya “devletin bir bildiği vardır” masalından beklemeyeceğiz!
Cumhuriyetçi aydınları, işçileri, çiftçileri, esnafı, gençleri, kadınları, şehit ailelerini, gazileri ve bütün vatanseverleri örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Bu oyunu bozacak olan Türk milletinin kendi çocuklarıdır.
Bugün sürece karşı çıkan herkesi mahalle mahalle, köy köy, iş yeri iş yeri, gerçekleri anlatmaya, Her milletvekilinin attığı imzayı, kullandığı oyu ve aldığı tavrı takip etmeye, Türk Milleti’nin hafızasına kaydetmek için var gücüyle çalışmaya davet ediyoruz.
Verilecek hesap varsa Türk Milleti’ne verilir. Başarısız olan istifa eder.
Suç işleyen, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde hesap verir.
Biz terörün bitmesini istiyoruz ama Cumhuriyet’in tasfiyesi ve Türk Milleti’nin ve devletinin parçalanması pahasına değil.
Türk Milleti kırk asırdır devletli şekilde yaşamaktadır. Bir millet böyle teslim alınamaz!
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükümetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir.
Sevr’in çocuklarına sesleniyoruz;
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi Türk Milletidir! Bizler cumhuriyetin çocuklarıyız! Türk Milletini emperyalizm ve terör karşısında teslim alamazsınız! O kurumlar cumhuriyetin çocuklarıyla yeniden geri gelecektir. Türk Milletinin egemenliğine kastedenler cumhuriyet hukukunda yargılanacaklardır!
Son Sözü Her Zaman Türk Milleti Söyler!
Ne Mutlu Türküm Diyene!”
BASINA VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE
TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ!
Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk… pic.twitter.com/MjTIaLoHmZ
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) August 5, 2026
İlişkili Haber
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, BBC'ye verdiği kapsamlı röportajda hükümetin hazırladığı "yetki devri (devolution) reformu"nun yalnızca yerel yönetimleri güçlendiren bir idari düzenleme olmayacağını, aynı zamanda Birleşik Krallık'ın anayasal yapısını kökten değiştirecek tarihi bir dönüşümün başlangıcı olacağını söyledi.
Burnham, İngiltere'nin yüzyıllardır yazılı bir anayasa yerine parlamento egemenliği, ortak hukuk (common law), mahkeme kararları ve anayasal teamüllerle yönetildiğini hatırlatarak, "Ülke değişiyor. İngiltere'nin yönetim modeli değiştikçe bunun yazılı kurallara bağlanması gerekecek" ifadelerini kullandı.
Birleşik Krallık, İsrail ve Yeni Zelanda ile birlikte dünyada halen tek bir yazılı anayasaya sahip olmayan az sayıdaki gelişmiş demokrasiden biri olarak gösteriliyor.
Gelir vergisinin bir bölümü bölgelerde kalacak
Hükümetin hazırladığı reform paketinin en dikkat çekici maddesi ise mali yetkilerin Westminster'dan bölgelere aktarılması olacak.
Plana göre 2028 yılına kadar İngiltere'deki bölgesel belediye başkanları, kendi bölgelerinde toplanan gelir vergisinin belirli bir kısmını doğrudan kullanabilecek.
Böylece Londra, Greater Manchester, West Yorkshire ve West Midlands gibi ekonomik merkezler ulaşım, konut, altyapı, eğitim ve yerel kalkınma yatırımlarını merkezi hükümetten bağımsız biçimde planlayabilecek.
Burnham, bunun İngiltere tarihinde yerel yönetimlere gerçekleştirilecek en büyük mali yetki devri olacağını vurguladı.
"İyi büyüme her posta koduna ulaşmalı"
Başbakan Burnham, reformun temel hedefini "good growth in every postcode" (her posta koduna iyi büyüme) sloganıyla özetledi.
Burnham'a göre ekonomik büyümenin yalnızca Londra ve Güneydoğu İngiltere'de yoğunlaşması yerine ülkenin tamamına yayılması gerekiyor.
Bu kapsamda;
·ulaşım yatırımları,
·mesleki eğitim,
·konut politikaları,
·yerel ekonomik kalkınma,
·planlama yetkileri
·giderek daha fazla bölgesel yönetimlerin kontrolüne bırakılacak.
Almanya modeli örnek alınıyor
Burnham, hükümetin hazırladığı sistem için Almanya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında kabul ettiği Grundgesetz (Temel Yasa) modelini örnek aldıklarını söyledi.
Almanya'da eyaletler arasında uygulanan mali dengeleme sistemi sayesinde zengin bölgelerin daha az gelişmiş eyaletlere katkı sağladığını hatırlatan Burnham, benzer bir modelin İngiltere'de de uygulanabileceğini belirtti.
Bu çerçevede ekonomik olarak güçlü bölgelerin daha zayıf bölgelere mali katkı sağlaması planlanıyor.
Başbakan, "Bir ülkede insanların yaşadığı yer kaderlerini belirlememeli" diyerek bölgesel eşitsizliklerin azaltılmasının hükümetin temel hedeflerinden biri olduğunu söyledi.
Yazılı anayasa tartışması yeniden gündemde
Burnham'ın açıklamaları, uzun yıllardır akademik çevrelerde tartışılan yazılı anayasa konusunu yeniden ülke gündemine taşıdı.
Başbakan, yeni yetki paylaşımının yalnızca siyasi uzlaşılarla yürütülemeyeceğini, bölgesel yönetimlerin hak ve sorumluluklarının açık biçimde anayasal güvence altına alınmasının gerekebileceğini ifade etti.
Uzmanlara göre böyle bir adım;
Westminster ile bölgesel yönetimler arasındaki yetki sınırlarını,
Parlamento egemenliği ilkesini,
·merkezi hükümetin müdahale alanlarını,
·vatandaşların temel anayasal haklarını
·yeniden tanımlayabilecek tarihi bir reform anlamına geliyor.
Uzmanlar uyarıyor: Reform kolay olmayacak
Ancak uzmanlar, reformun uygulanmasının siyasi ve idari açıdan oldukça zorlu olacağı görüşünde.
İngiltere bugün Avrupa'nın en merkeziyetçi mali sistemlerinden birine sahip. Yerel yönetimler topladıkları vergilerin yalnızca yaklaşık yüzde 5'ini doğrudan kontrol edebiliyor. Reformun bu oranı önemli ölçüde artırması hedefleniyor. Öte yandan bazı uzmanlar, mali kapasitesi yüksek bölgelerin daha hızlı gelişebileceği, bunun da yeni eşitsizlikler doğurabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca yerel yönetimlerin son yıllardaki bütçe kesintileri nedeniyle artan yetkileri kullanabilmeleri için kurumsal kapasitelerinin de güçlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Yerel demokrasi ve hesap verebilirlik öne çıkacak
Reform sürecinde yalnızca mali yapı değil, yerel demokrasinin güçlendirilmesi de hükümetin öncelikleri arasında yer alıyor.
Yerel yönetimlerin daha fazla bütçe ve karar alma yetkisi üstlenmesiyle birlikte yerel denetim mekanizmalarının, bağımsız denetim sistemlerinin ve yerel medyanın da güçlendirilmesi gerektiği yönünde çağrılar yapılıyor. Basın kuruluşları, güçlü bir yerel gazetecilik olmadan yetki devrinin şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından eksik kalabileceği uyarısında bulunuyor.
Burnham hükümeti, reform paketini önümüzdeki aylarda parlamentoya sunmayı hedeflerken, sürecin yalnızca yerel yönetimlerin yetkilerini artırmakla kalmayıp, Birleşik Krallık'ın yüzyıllardır süregelen yönetim anlayışını yeniden tanımlayacak en kapsamlı anayasal değişimlerden biri olarak tarihe geçebileceği değerlendiriliyor.
Greater Manchester'da gerçekleştirilen ara seçim, Andy Burnham'ın İşçi Partisi liderliğine seçilmesi ve ardından Makerfield milletvekili olarak Westminster'a dönerek başbakanlık görevini üstlenmesi nedeniyle boşalan belediye başkanlığı koltuğu için yapıldı.
Yaklaşık 2,9 milyon nüfusa sahip Greater Manchester; Manchester, Salford, Bolton, Bury, Oldham, Rochdale, Stockport, Tameside, Trafford ve Wigan'dan oluşan İngiltere'nin en güçlü bölgesel yönetimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bölge, yıllık milyarlarca sterlinlik bütçesi, ulaşım sistemi, konut politikaları, polis ve itfaiye denetimi ile ülke siyasetinde Londra'dan sonraki en etkili yerel yönetimlerden biri olarak öne çıkıyor.
İkinci Tercih Oyları Sonucu Belirledi
Seçimin ilk turunda hiçbir aday oyların yüzde 50'sini aşamadı. Bunun üzerine tercihli oy sisteminin ikinci aşamasına geçildi ve elenen adayların ikinci tercihleri yeniden dağıtıldı.
Yapılan sayım sonunda İşçi Partisi adayı Bev Craig, toplam 309 bin 525 oya ulaşırken, Reform UK adayı Sian Astley ise 157 bin 178 oyda kaldı.
Ortaya çıkan sonuç, İşçi Partisi'nin bölgedeki güçlü siyasi tabanını koruduğunu gösterirken, Reform UK'nin ilk turdaki yüksek oy performansının ikinci tercih oylarında aynı desteği bulamadığını da ortaya koydu.
Kimdir Bev Craig?
Bev Craig, son yıllarda Greater Manchester siyasetinin yükselen isimlerinden biri olarak görülüyor.
Manchester Şehir Konseyi'nin liderliğini yürüten Craig, aynı zamanda Greater Manchester Birleşik Otoritesi'nde ekonomi ve kapsayıcı büyümeden sorumlu başkan yardımcılığı görevini üstlenmişti.
Özellikle;
sosyal konut üretimi,
şehir merkezinin yeniden canlandırılması,
yeşil yatırım projeleri,
düşük karbonlu ulaşım,
bölgesel ekonomik kalkınma
alanlarında hazırladığı çalışmalarla dikkat çekti.
Göreve seçildikten sonra yaptığı ilk açıklamada:
"Kararlarımızın merkezinde her zaman Greater Manchester halkının yaşam kalitesini yükseltmek olacak. Daha güvenli mahalleler, daha iyi ulaşım, daha fazla konut ve daha güçlü bir ekonomi için çalışacağız." ifadelerini kullandı.
Burnham'ın Politikalarını Sürdürmesi Bekleniyor
Siyasi gözlemcilere göre Craig'in, Andy Burnham döneminde başlatılan birçok projeyi devam ettirmesi bekleniyor.
Bunlar arasında;
Bee Network toplu ulaşım sisteminin genişletilmesi,
uygun fiyatlı konut projeleri,
sağlık ve sosyal bakım entegrasyonu,
şehir merkezlerinin ekonomik dönüşümü,
karbon nötr Greater Manchester hedefi
öncelikli başlıklar arasında yer alıyor.
Yeni belediye başkanının özellikle merkezi hükümet ile güçlü ilişkiler kurarak Greater Manchester'a daha fazla yatırım çekmeye çalışacağı değerlendiriliyor.
Sonuç Westminster İçin Ne Anlama Geliyor?
Ara seçim sonucu yalnızca yerel yönetimler açısından değil, Westminster siyaseti bakımından da dikkatle takip edildi.
Andy Burnham'ın başbakanlık görevini üstlenmesinin ardından gerçekleştirilen ilk önemli seçimlerden biri olması nedeniyle sonuç, yeni hükümete yönelik ilk siyasi testlerden biri olarak değerlendiriliyor.
İşçi Partisi'nin bölgedeki üstünlüğünü koruması, Burnham'ın parti lideri olarak kuzey İngiltere'deki etkisini sürdürdüğünü gösterirken, Reform UK'nin ikinci sırayı alması ise Nigel Farage'ın partisinin kuzeydeki seçmen tabanını genişletmeye devam ettiğini ortaya koydu.
Ancak seçim, tercihli oy sisteminin etkisini de yeniden gündeme taşıdı. İlk turda güçlü bir performans sergileyen Reform UK'nin, diğer partilerin ikinci tercih oylarını yeterince alamaması nedeniyle farkın açılması, merkez sol seçmenin ikinci tur davranışının belirleyici olduğunu gösterdi.
Yerel Yönetim Reformu Açısından Kritik Dönem
Bev Craig'in göreve başlaması, Burnham hükümetinin açıkladığı kapsamlı yerel yönetim reformlarıyla aynı döneme denk geliyor.
Yeni düzenlemeler kapsamında Greater Manchester gibi metro belediyelerine gelir vergisi ve işletme vergilerinden daha fazla pay aktarılması, yatırım kararlarında daha geniş yetkiler verilmesi ve altyapı projelerinde merkezi hükümete bağımlılığın azaltılması planlanıyor.
Bu nedenle Craig'in yalnızca bir belediye başkanı değil, aynı zamanda İngiltere'de yerel yönetimlere daha fazla yetki devrini öngören yeni modelin en önemli uygulayıcılarından biri olması bekleniyor.
Analiz
Greater Manchester sonucu, İşçi Partisi açısından yalnızca geleneksel bir "kale"nin korunması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Andy Burnham sonrası dönemde partinin bölgedeki kurumsal gücünün devam ettiğini gösteriyor. Bev Craig'in açık farkla kazanması, Burnham'ın yıllar içinde oluşturduğu yerel yönetim modelinin seçmen nezdinde karşılık bulduğunu ortaya koyarken, Reform UK'nin ikinci sıraya yerleşmesi İngiliz siyasetindeki iki kutuplu rekabetin kuzey İngiltere'de de giderek belirginleştiğine işaret ediyor.
Önümüzdeki dönemde Craig'in performansı yalnızca Greater Manchester'ın ulaşım, konut ve ekonomik kalkınma politikalarını değil, Burnham hükümetinin yerel yönetim reformlarının başarısını da ölçen önemli göstergelerden biri olarak yakından izlenecek. Bu nedenle Greater Manchester, Westminster siyasetinin yönünü etkileyebilecek en kritik siyasi laboratuvarlardan biri olmayı sürdürecek.
2019 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi'nden ayrılan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan Gelecek Partisi, Türk siyasetindeki yolculuğunu resmen sona erdirdi.
Ahmet Davutoğlu, sosyal medya üzerinden yayımladığı kapsamlı açıklamada, partinin yetkili organlarıyla yapılan istişareler sonucunda Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldıklarını duyurdu.
Davutoğlu, açıklamasında Türkiye'deki mevcut siyasi ortamı eleştirerek, "kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak amacıyla parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldık" ifadelerini kullandı.
"Bu bir teslimiyet değil"
Davutoğlu, kararın siyasetten tamamen çekilmek ya da Türkiye'nin sorunlarına sırt çevirmek anlamına gelmediğini belirtti.
Açıklamasında bundan sonraki süreçte düşünce üretimi, akademik çalışmalar, diplomasi, ekonomi, kültür ve sivil toplum alanlarında faaliyetlerini sürdüreceğini ifade eden Davutoğlu, ülkenin geleceğine katkı sunmaya farklı platformlarda devam edeceğini söyledi.
2019'da büyük iddiayla kurulmuştu
Gelecek Partisi, 12 Aralık 2019'da Ahmet Davutoğlu liderliğinde kurulmuş, özellikle parlamenter sisteme dönüş, hukuk devleti, demokratikleşme ve ekonomi politikaları üzerine söylemleriyle dikkat çekmişti.
2023 genel seçimlerinde CHP listelerinden TBMM'ye milletvekili sokan parti, daha sonra DEVA Partisi ve Saadet Partisi ile birlikte Meclis'te Yeni Yol çatısı altında çalışmalarını sürdürmüştü.
Milletvekillerinin siyasi geleceği merak konusu
Partinin kapanmasının ardından en çok merak edilen konuların başında Gelecek Partisi kökenli milletvekillerinin siyasi yol haritası geliyor.
Siyasi kulislerde bazı isimlerin Yeni Yol bünyesinde siyaset yapmayı sürdüreceği, bazılarının ise farklı partilere katılabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Ancak bu konuda henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
Muhalefette yeni denge arayışı
Siyaset uzmanları, Gelecek Partisi'nin kapanmasının muhalefet cephesindeki yeniden yapılanma sürecini hızlandırabileceği görüşünde. Özellikle merkez sağ seçmene hitap eden partilerin önümüzdeki dönemde yeni iş birlikleri geliştirebileceği, Meclis'teki temsil yapısında ise Yeni Yol'un nasıl şekilleneceğinin belirleyici olacağı değerlendiriliyor.
Davutoğlu'nun aktif parti siyasetinden çekilmesi de son yıllarda Türk siyasetinde yaşanan en dikkat çekici gelişmelerden biri olarak yorumlanıyor.
Yeni Parti İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özgür Ceylan, sosyal medya hesabından partilerine yapılan bağışa ilişkin açıklamada bulundu. Ceylan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Yeni Partimizin dayanışma kampanyasına ilk 24 saatte 31.934 vatandaşımız tarafından 113.841.910 TL bağışta bulunulmuştur. Bağış yapan tüm vatandaşlarımıza destekleri için yürekten teşekkür ediyoruz. Yapılan bağışlarla ilgili bilgileri şeffaf bir şekilde halkımız ile paylaşmaya devam edeceğiz. Yeni Partimiz milletimizin desteğiyle büyümeye devam edecek. Tek resmi bağış sayfamız aşağıdadır, desteklerinizi bekliyoruz.”
28 Eylül 2024’te hakkında açılan bir dava nedeniyle CHP’den istifa eden Edirne Milletvekili Ediz Ün, yeniden CHP’ye üye oldu. Konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuşan Ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü ve partiye geri döndüğünü söyledi.
Hakkında açılan bir davanın olduğunu ancak soruşturma sürecinin ardından konunun kendisiyle alakalı olmadığının anlaşıldığını söyleyen Ün, “Bir çalışanımın yanlışı nedeniyle itham edilmeye çalışıldım ancak konunun benle alakalı olmadığı ortaya çıktı. Aklandım ve partime geri dönüyorum, baba ocağında çalışmalarıma devam edeceğim” dedi.
15 gün önce Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini partiye katılma kararı nedeniyle Kılıçdaroğlu’nun kendisine başarılar dilediğini söyleyen Ün, “Ulu çınarın gölgesinde vatandaşlarıma hizmet etmeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
Eylül 2024’te CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün’e ait şahsi araçta emniyet güçleri tarafından yapılan aramada çok sayıda kaçak elektronik sigara aparatı ele geçirilmiş, Ün olayla bir ilgisinin olmadığını ve aracını gayriresmî danışmanına emanet ettiğini belirterek suç duyurusunda bulunmuştu. Ancak Ün, dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in talebi doğrultusunda, adli süreç tamamlanana kadar partisine zarar vermemek adına 28 Eylül 2024’te CHP’den istifa etmişti.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldıklarını bildirdi.
Davutoğlu’nun Gelecek Partisi ile aktif siyasete veda etmesinin ardından gözler partinin milletvekillerine çevrildi.
ABDÜLKADİR SELVİ: ERDOĞAN ÇAĞIRIRSA AK PARTİ'YE KATILIR
Gazeteci Abdulkadir Selvi CNN Türk canlı yayınında Ahmet Davutoğlu hakkında dikkat çeken bir iddiada bulundu.
Selvi, ''Eğer Cumhurbaşkanı 'Hadi baba ocağında' toplanalım. 14 Ağustos'ta, AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümünde katılın' derse katılır. Ama şu anda Davutoğlu'nun Ak Parti'ye gelmesini isteyenler var, gelmemesi için direnenler de var." ifadelerini kullandı.
MİLLETVEKİLLERİ HANGİ PARTİYE KATILACAK?
Gazeteci Sinan Burhan da Gelecek Partisi'nde yer alan vekiller hakkında konuşulanları paylaştı.
Gelecek Partisi milletvekillerinin siyasi geleceği büyük ölçüde netleştiğini belirten Burhan şu iddialarda bulundu;
Mustafa Bilici, AK Parti’ye katılıyor.
Sema Silkin Ün, Yeniden Refah Partisi’ne geçecek. Ak Parti sıcak baksa Ak Parti’ye geçer.
Selçuk Özdağ, İYİ Parti’ye geçecek bilgisi var. Mansur Yavaş ile görüşüp son kararını verir. Yeni Parti’den sürpriz teklif bekler.
Kani Torun ise öncelikle AK Parti’den gelecek teklifi bekliyor. Bu teklifin gelmemesi halinde DEM Parti’ye geçmesi bekleniyor.
<p>Gelecek Partisi kapanmasının ardından Ahmet Davutoğlu'nun ne yapacağı merak konusu oldu. Gazeteci Abdulkadir Selvi ve Sinan Burhan, Ahmet Davutoğlu ve Gelecek Partisi'ndeki vekiller hakkında dikkat çeken bir iddialarda bulundu.</p>
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldıklarını bildirdi.
SOSYAL MEDYA HESABINDAN PAYLAŞIM YAPTI
Davutoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı yazılı açıklamada, Gelecek Partisi'ni 12 Aralık 2019'da kurduklarını hatırlattı.
Genelde siyasi sistemin, özelde ise parti siyasetinin büyük bir çıkmaza girdiğini savunan Davutoğlu, Türkiye'nin siyasi düşünce ve demokrasi tarihinde belirleyici olmuş üç ana akımın, bugün ciddi bir varoluş sınamasıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Muhafazakarların ahlaki özü, milliyetçilerin eşit vatandaşlığı, çağdaşlaşma düşüncesini savunanların ise evrensel değerleri milli değerlerle buluşturmayı hedeflemesi gerektiğine işaret eden Davutoğlu, "Değerlendirmeler ışığında, partimizin yetkili kurulları ve Gelecek Partisi'ni bugüne taşıyan dava arkadaşlarımızla yaptığımız istişareler neticesinde, kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak amacıyla parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı almış bulunuyoruz." ifadelerini kullandı.
"Bu, ahlaki bir mesafe koyma kararıdır. Bu, siyasetten vazgeçiş değil, herkese siyaseti yeniden düşünme çağrısıdır. Bu, Türkiye mücadelesinden çekilmek değil, Türkiye'ye karşı sorumluluğumuzu günlük siyasi hesapların üzerine çıkarmaktır. Yarının Türkiye'si, düşünce özgürlüğünün, liyakatin, hukukun, üretimin, sosyal adaletin, eşit vatandaşlığın, kurumsal etkinliğin, toplumsal barışın, özgün düşüncenin ve stratejik aklın Türkiye'si olmalıdır.
Bizim mücadelemiz, herhangi bir makamla başlamadığı gibi herhangi bir parti tüzel kişiliğiyle de sona ermeyecektir. Bundan sonra da düşünce, ahlak, eğitim, bilim, kültür, uluslararası diplomasi, ekonomi ve toplumsal dayanışma başta olmak üzere her alanda ülkemiz için çalışmaya devam edeceğiz. Doğruyu teşvik edecek, yanlışa karşı uyarıcı sorumluluğumuzu sürdüreceğiz. Yarının Türkiye'si kuruluncaya kadar düşünmeyi, konuşmayı, uyarmayı ve milletimiz için çalışmayı sürdüreceğiz."
<p>Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu yayımladığı "Yarının Türkiye'si İçin" başlıklı 4 sayfalık yazılı bildiriyle parti siyasetinden çekildiklerini ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldıklarını duyurdu.</p>
Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Bucak Belediye Başkanı Hülya Gümüş, Yeşilova Belediye Başkanı Okan Kurd ve Çavdır Belediye Başkanı Ali Okan Yücel, belediye meclis üyeleri ile ortak bir açıklama yayımlayarak CHP'den istifa ettiklerini duyurdu.
BELEDİYE BAŞKANLARI CHP'DEN İSTİFA ETTİLER
Ortak açıklamada, son dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle bağlı bulundukları siyasi yapı içerisinde inandıkları ilkeler doğrultusunda siyaset yapabilme imkanının ortadan kalktığı ifade edilerek, demokratik iradenin ve halkın beklentilerinin geri planda kaldığı bir anlayışın parçası olarak yollarına devam etmelerinin mümkün olmadığı kaydedildi.
YENİ PARTİLERİ BELLİ OLDU
Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, meclis üyeleri ile birlikte Meclis Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, "Son dönemde yaşanan gelişmeler ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel'in ortaya koyduğu yeni yol arayışına toplumun verdiği güçlü desteği görmezden gelmemiz mümkün değildi. Yıllardır birlikte yol yürüdüğüm, dostum ve kardeşim olarak gördüğüm, samimiyetine ve mücadelesine inandığım Sayın Özgür Özel ile birlikte yeni bir yola çıkıyoruz. Yaptığımız tüm değerlendirmelerde ve görüşmelerde bu iradeyi güçlendiren bir yaklaşım gördük. Bu nedenle bugün, burada, seçilmiş belediye meclis üyesi arkadaşlarımla birlikte, duygusal anlar yaşayarak Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimizden boğazımız düğümlenerek istifa ediyoruz" dedi.
SON DAKİKA HABERİ: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Genel Merkezi’nde seçmen verilerini hukuka aykırı olarak ele geçirdiği iddia edilen Çetin Fındık ve İsmail Yekta Deger hakkında soruşturma başlatıldığını, şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyale el konulduğunu açıkladı.
CHP'NİN SEÇMEN VERİLERİ ÇALINDI
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, “Müşteki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı vekili tarafından Başsavcılığımıza verilen 24/07/2026 tarihli dilekçe ile suç duyurusunda bulunulması üzerine Cumhuriyet Başsavcılığımızca 2026/170438 soruşturma numarası üzerinden soruşturma başlatılmıştır.
2 İSİM HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen çalışmalar kapsamında 24/07/2026 tarihinde CHP Genel Merkezi'nin seçmen verilerini hukuka aykırı olarak ele geçirdiği iddia edilen şüpheli Çetin F. ile şüpheli İsmail Yekta D.'ye ait adreslerde, eklentilerinde ve adreste bulunan diğer şahısların üstlerinde ve eşyalarında 24/07/2026 günü arama ve el koyma işlemleri yapılmış, bu kapsamda; şüpheli İsmail Yekta D.'nin evinde; 6 adet HDD, 1 adet SSD, 14 adet CD/DVD, 6 adet USB, 2 adet cep telefonu, 2 adet SIM kart, 2 adet tablet, 1 adet laptop ve 1 adet masaüstü bilgisayar kasası; şüpheli Çetin F.'nin evinde ise 2 adet cep telefonu, 1 adet tablet ele geçirilmiştir.
Ele geçirilen dijital materyaller ve müşteki kurum şikayetinde geçen kuruma ait bilgisayar üzerinde Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gerekli incelemelerin başlatıldığı, incelemelerin tamamlanmasına müteakip sonucunun rapor şeklinde Cumhuriyet Başsavcılığımıza ibraz edilecektir. Soruşturma işlemleri Cumhuriyet Başsavcılığımızca titizlikle sürdürülmektedir” ifadelerine yer verildi.
<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Genel Merkezi’nin seçmen verilerini hukuka aykırı olarak ele geçirdiği iddia edilen Çetin Fındık ve İsmail Yekta Deger hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladı.</p>
Başkan Dökmeci'nin konu ile ilgili açıklamasında, "31 Mart 2024 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Seçimlerinde sizlerin teveccühüyle Sivrihisar Belediye Başkanı olarak göreve geldim. O gün milletimize verdiğimiz söz neyse, bugün de aynı inanç, aynı kararlılık ve aynı sorumluluk duygusuyla görevimizi sürdürüyoruz. Şahsım ve belediye meclis üyelerimizle birlikte, şu an için partimizde görevimize ve yolumuza devam ediyoruz. Bizim önceliğimiz, hemşehrilerimizin bizlere emanet ettiği görevi en iyi şekilde yerine getirmek ve Sivrihisar’ımıza hizmet etmektir. Bu süreçte Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız Ayşe Ünlüce ile de aynı anlayış, aynı sorumluluk ve aynı hedef doğrultusunda hareket ediyoruz. Eskişehir’e ve Sivrihisar’a hizmet yolunda birlik ve beraberlik içerisinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bugüne kadar aynı sofrayı paylaştığımız, birlikte emek verdiğimiz ve bugün farklı bir siyasi yol tercih eden arkadaşlarımızla olan dostluğumuz ve hukukumuz her zaman devam edecektir. Kendilerine çıktıkları yeni yolda başarılar diliyor, yollarının açık olmasını temenni ediyorum. Bizim gündemimiz polemik değil, hizmettir. İlk günkü heyecan ve azimle Sivrihisar’ımız için çalışmaya, üretmeye ve hemşehrilerimize en iyi hizmeti sunmaya devam edeceğiz. İşimiz Sivrihisar, gücümüz Eskişehir" ifadeleri yer aldı.
Bolu Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Tuna Özcan, yaptığı açıklamada belediye meclisi üyeleriyle birlikte CHP'den istifa etme kararı aldıklarını belirtti.
Siyasi hayatlarına Yeni Parti çatısı altında devam edeceklerini kaydeden Özcan, "Bu karar, ne geçmişimize sırt çevirmek ne de bugüne kadar verdiğimiz mücadeleden vazgeçmektir. Tek amacımız, Bolu'muza ve milletimize daha güçlü hizmet edebilmektir. Yolumuz dün de Atatürk'ün yoluydu, bugün de Atatürk'ün ve Cumhuriyet'in yoludur. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Dün olduğu gibi bugün de tek önceliğimiz Bolu olacaktır. Ayrıştıran değil, birleştiren; ötekileştiren değil, kucaklayan bir anlayışla Bolu'muz ve ülkemiz için aynı azim, aynı kararlılık ve aynı sorumluluk bilinciyle çalışmaya devam edeceğiz. Aldığımız bu kararın Bolu'muza, ülkemize ve aziz milletimize hayırlı olmasını diliyor; hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum" dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Özgür Özel başkanlığında Ankara’da YENİ Parti’ye geçecek ilk belediye başkanı belli oldu. Mamak Belediye Başkanı Şahin, CHP’den istifa etti.
Şahin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla CHP’den istifa ettiğini duyurdu.
Şahin’in önümüzdeki günlerde YENİ Parti’ye geçme işlemlerini tamamlayacağı öğrenildi.
Veli Gündüz Şahin, yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi:
"BİR YOL AYRIMI BENİM İÇİN ZORUNLULUK HALİNE GELMİŞTİR"
“CHP, benim için İlçe Başkanlığı yaptığım günlerden bu yana emeğimi, zamanımı ve gönlümü verdiğim çok kıymetli bir yuva oldu. Yıllar boyunca örgütümüzle, yol arkadaşlarımızla ve siz değerli hemşehrilerimizle omuz omuza verdik. Bu büyük mücadelenin ve inancın sonucunda, tam 25 yıl sonra Mamak Belediyesi’ni tekrar partimize kazandırmanın gururunu ve mutluluğunu hep birlikte yaşadık. Bugüne kadar dökülen her alın teri, Mamak için kurduğumuz her hayal bizim için en büyük gurur vesilesidir. Ancak gelinen noktada; hizmet anlayışımız, ilçemize sunacağımız projeler ve önümüzdeki döneme dair çalışma yöntemlerimiz konusunda bir vizyon farklılığı ortaya çıkmıştır. Mamak’a hak ettiği hizmetleri kesintisiz sunabilmek, sizlerin güvenini boşa çıkarmamak ve ilçemizi daha ileriye taşıyacak adımları kararlılıkla atabilmek adına bir yol ayrımı benim için zorunluluk haline gelmiştir. Bu doğrultuda, büyük bir emek ve bağlılıkla bulunduğum CHP üyeliğimden istifa etme kararımı kamuoyunun bilgisine sunarım.”
Değerli Hemşehrilerim, Kıymetli Yol Arkadaşlarım ve Sevgili Basın Mensupları,
Cumhuriyet Halk Partisi, benim için İlçe Başkanlığı yaptığım günlerden bu yana emeğimi, zamanımı ve gönlümü verdiğim çok kıymetli bir yuva oldu. Yıllar boyunca örgütümüzle, yol arkadaşlarımızla ve siz… pic.twitter.com/58RkyJOWkF
— Veli Gündüz Şahin (@veligunduzsahin) July 29, 2026
İngiltere'de İşçi Partisi, yaklaşık 16 ay sonra ilk kez bir kamuoyu araştırmasında Reform UK'nin önüne geçti.
Araştırma şirketi More in Common tarafından 24-27 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen ankete göre, bugün seçim yapılması halinde seçmenlerin yüzde 28'i İşçi Partisi'ne, yüzde 24'ü Reform UK'ye, yüzde 22'si Muhafazakâr Parti'ye, yüzde 12'si Liberal Demokratlar'a ve yüzde 8'i Yeşiller'e oy vereceğini belirtti. İşçi Partisi bir önceki ankete göre dört puan yükselirken, Reform UK iki puan geriledi.
Anket, Andy Burnham'ın başbakan olarak göreve başlamasının ardından açıklanan ilk kapsamlı araştırma olması nedeniyle Westminster'da ayrı bir önem taşıyor.
Yaşam Maliyeti Mesajları Karşılık Buldu
More in Common UK Direktörü Luke Tryl, seçmenlerin hükümetin ilk haftasında ortaya koyduğu performansa olumlu tepki verdiğini belirterek, özellikle yaşam maliyeti krizini hafifletmeye yönelik politikaların kamuoyunda karşılık bulduğunu söyledi.
Burnham hükümeti göreve gelir gelmez;
elektrik faturalarındaki KDV'nin kaldırılacağını açıklaması,
otobüs ücretlerinde üst sınır uygulamasını duyurması,
işletmelere yönelik vergi indirimleri ve yaşam maliyetini düşürmeye yönelik ekonomik mesajlar vermesi
gibi adımlarla dikkat çekmişti. Siyasi gözlemciler, kamuoyunda oluşan bu yükselişi "Burnham etkisi" (Burnham bounce) olarak tanımlıyor.
Burnham: "Rehavete Kapılmayacağım"
Anket sonuçlarını değerlendiren Başbakan Andy Burnham ise yükselişten memnun olduğunu ancak tek bir kamuoyu araştırmasının kendilerini rehavete sürüklemeyeceğini söyledi.
Burnham, seçmenlerle yeniden güven ilişkisi kurmayı hedeflediklerini belirterek, "İnsanlarla bağ kurabildiysem bundan memnuniyet duyarım ancak hiçbir ankete kapılıp gitmeyeceğim." mesajını verdi.
Başbakan, önümüzdeki günlerde genç işsizliğiyle mücadele, sosyal bakım reformu, konut üretiminin artırılması ve eğitim sisteminin iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilmesine yönelik yeni paketlerin açıklanacağını da duyurdu.
Farage Zor Günlerden Geçiyor
Anketin dikkat çeken diğer yönü ise Reform UK'nin son haftalarda yaşadığı oy kaybı oldu.
Parti lideri Nigel Farage, son dönemde parti finansmanı ve bağışlarla ilgili tartışmalar nedeniyle yoğun baskı altında bulunuyor.
İngiliz basınında yer alan haberlere göre, yüksek tutarlı bağışlar, hediye bildirimleri ve bazı bağışçıların geçmişiyle ilgili iddialar hem polis hem de parlamenter denetim mekanizmalarının incelemesine konu oldu. Reform UK ise tüm suçlamaları reddederek bunların siyasi amaçlı olduğunu savunuyor.
Siyasi analistler, Farage'ın kişisel popülaritesindeki gerilemenin de Reform UK'nin oy oranına yansımaya başladığını değerlendiriyor.
Muhafazakârlar Hâlâ Yarışta
Ankette Muhafazakâr Parti'nin yüzde 22 ile üçüncü sırada yer alması, İngiltere'deki üç büyük parti arasındaki rekabetin oldukça sıkı geçtiğini gösteriyor.
Uzmanlara göre, İşçi Partisi'nin öne geçmiş olması önemli bir psikolojik eşik olsa da oy farkının hata payı içinde değerlendirilebilecek seviyede olması nedeniyle önümüzdeki haftalarda yayımlanacak diğer kamuoyu araştırmaları siyasi eğilimin kalıcı olup olmadığını gösterecek.
Siyasi kulislerde ise Burnham hükümetinin özellikle ekonomi, sosyal bakım ve konut alanlarında açıklayacağı yeni reformların, kamuoyundaki bu olumlu havayı sürdürüp sürdüremeyeceğinin önümüzdeki dönemin en kritik belirleyicisi olacağı yorumları yapılıyor.
Özgür Özel, CHP'de yaptığı son grup toplantısında yeni partiyi kuracaklarını açıkladı. Yeni oluşumun TBMM'de ana muhalefet partisi olacağını söyleyen Özel, Kılıçdaroğlu'na yaklaşık 2 milyon üyeyle seçime gitme çağrısı yaparak 'Hodri meydan,' dedi.
Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) seçilmiş lideri ve Grup Başkanı Özgür Özel, salı günü yapılan parti grup toplantısında, yeni bir siyasi parti kuracaklarını açıkladı.
Özgür Özel, CHP'de yaptığı son grup toplantısında yeni partiyi kuracaklarını açıkladı. Yeni oluşumun TBMM'de ana muhalefet partisi olacağını söyleyen Özel, Kılıçdaroğlu'na yaklaşık 2 milyon üyeyle seçime gitme çağrısı yaparak 'Hodri meydan,' dedi.
Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) seçilmiş lideri ve Grup Başkanı Özgür Özel, salı günü yapılan parti grup toplantısında, yeni bir siyasi parti kuracaklarını açıkladı.
onuşmasını "mecbur bırakılmış, vakti gelmiş hüzünlü bir vedanın eşiği" olarak nitelendiren Özel, "Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım. Hep beraber tarihi bir kavşaktayız," dedi ve buna karşılık yeni bir başlangıcın umudunu taşıdıklarını ifade etti.
CHP'nin TBMM grup kürsüsüne veda edeceklerini ancak ana muhalefet partisi konumunu koruyacaklarını iddia eden Özel, teknik işlemlerin ardından milletvekilleriyle birlikte kuracakları partinin "TBMM'nin ana muhalefet partisi olacağını" iddiasını sundu.
Siyasette "gömlek çıkarmadıklarını", ülkenin geleceği için "ateşten bir gömlek giydiklerini" söyleyen Özel, hedeflerinin ana muhalefette kalmak değil iktidara gelmek olduğunu vurgulayarak, "Artık ana muhalefet partisi grup kürsüsüne veda edip iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşacağımız günleri sayıyoruz," ifadelerini kullandı.
Yeni parti kararının bir ayrılık veya vazgeçiş olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Özel, "Bu, Türkiye'de değişimi daha güçlü şekilde sürdürmenin ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır," dedi.
Geçiş süreci kademeli yürütülecek
Özel, milletvekillerinin katılımıyla kurulacak partiye belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri ve diğer yöneticilerin hemen geçmesi yönünde baskı yapılmamasını istedi.
Sürecin planlanan bir takvim doğrultusunda ilerleyeceğini belirten Özel, "Yarın sabah kimse belediye başkanına 'Sen niye geçmedin?', belediye meclisi üyesine 'Hâlâ niye buradasın?' demesin," diye konuştu.
Yeni oluşumun "doğru takvimlendirilmiş, doğru hazırlanmış ve riskleri analiz edilmiş" bir planla büyütüleceğini söyleyen Özel, geçiş sürecindeki temel ilkelerini "Kimseyi geride bırakmayacağız," sözleriyle açıkladı.
Özel, kendileriyle birlikte olmadığını açık biçimde ilan etmeyen herkesin bu siyasi yürüyüşün parçası olarak görülmesi gerektiğini belirtti.
"Ben yeni partide yokum, Özgür Özel ve arkadaşlarıyla birlikte değilim" dediği doğrudan duyulmayan herkesin kendileriyle hareket ettiğini savunan Özel, belediye başkanlarının da sürecin dışında bırakılmayacağını söyledi.
Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Zeydan Karalar ve Vahap Seçer'in isimlerini anan Özel, "Bu iktidar yürüyüşünde ne Ekrem İmamoğlu'nu ne Mansur Yavaş'ı geride bırakırız. Ne Zeydan Karalar Adana'da ne Vahap Seçer Mersin'de kalır," dedi.
Kılıçdaroğlu'na 'Hodri meydan' çağrısı: Yüzde 90'ın altındaki oyu güvensizlik sayarım
Kemal Kılıçdaroğlu'na seslenen Özel, CHP genel başkanının yaklaşık iki milyon üyenin katılacağı bir seçimle belirlenmesi çağrısında bulundu.
Yarıştıkları kurultayın veya son kurultayın delegeleriyle de sandığa gitmeye hazır olduğunu belirten Özel, "En doğrusu, iki milyon üyemizin her biriyle sandığı ortaya koyalım. Genel başkana onlar karar versin. Yüzde 90'ın altındaki oyu güvensizlik sayarım, partinin önünü açarım. Hodri meydan, var mısın?" dedi.
Bu noktayı siyasi mücadelede kritik bir eşik olarak nitelendiren Özel, "Tarih bir yerde kırılacaksa burada kırılacak. İnceldiği yerden kopacaksa burada kopacak," ifadelerini kullandı.
Özel, Kılıçdaroğlu'na yönelik sözlerini, "Kimse bana particilik oynamayacak. Ya Cumhuriyet Halk Partili gibi davranılacak ya da Saray'dan alınan talimatlar unutulacak," diye sürdürdü.
Yaşanan süreçte kişi ve kurumların takındığı tutumları unutmayacaklarını söyleyen Özel, "Size söz veriyorum, her şey bittiğinde asla unutkan olmayacağız. Her şey bitecek ama hep birlikte hatırlayacağız," dedi.
Yapılanların zaman içinde unutulup sorumluların yanına kâr kalacağının düşünülmemesi gerektiğini belirten Özel, "Zalimi zalim, mazlumu mazlum; tembeli tembel, emek vereni çalışkan; sinip kaçanı korkak, sorumluluk alanı kahraman olarak anacağız. Dost olanı da olmayanı da bugünlerdeki tutumunu unutmadan hatırlayacağız. Millet de hatırlayacak," ifadelerini kullandı.
Konuşmasını "Tarih kaydediyor. Tarih herkesi bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak," sözleriyle sürdürdü.
'Türkiye İttifakı' için geniş katılım çağrısı
Özel, yeni oluşumun yalnızca sosyal demokrat seçmene seslenen bir parti olmayacağını belirterek farklı siyasi kesimlere "Türkiye İttifakı" çatısı altında birlikte hareket etme çağrısı yaptı.
Yerel seçimlerde yüzde 25 seviyesinden yüzde 38'e ulaşırken sosyal demokratlar, muhafazakâr demokratlar, milliyetçi demokratlar, Kürt demokratlar, sosyalistler ve liberal demokratlarla birlikte hareket ettiklerini savunan Özel, bu yaklaşımı sürdüreceklerini söyledi.
"Atatürk'le, Misak-ı Milli sınırlarıyla ve Cumhuriyet ile sorunu olmayan bütün demokratları Türkiye İttifakı'nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum," diyen Özel, yeni partinin geniş bir demokratik birliktelik oluşturmayı hedefleyeceğini belirtti.
Özel; kontrollü muhalefeti, bitmeyen kutuplaşmaları, insanları karşı karşıya getiren siyasi dili, devleti partiye dönüştüren yaklaşımı ve siyaseti hukuk yoluyla şekillendirme girişimlerini reddettiklerini söyledi.
Yeni bir siyasi rekabet anlayışı oluşturacaklarını savunan Özel, eski ve yozlaşmış siyaset anlayışını geride bırakarak "yeni nesil siyaset" kurmayı amaçladıklarını ifade etti.
'Partinin adı ve logosu değişir ancak bizi bölemezler'
Özel, yeni parti kararının CHP kadrolarında bir bölünmeye yol açmayacağını savundu.
"Partinin adı değişir, logosu değişir, gün gelir devran değişir. Ayrı düşenler birleşir ama bizim birlikteliğimizi bölemezler," diyen Özel, bu birlikteliğin 103 yıllık bir siyasi geleneğe dayandığını söyledi.
CHP binalarından ayrılmalarının partinin tarihsel mirasından vazgeçtikleri anlamına gelmediğini belirten Özel, "Biz binayı terk ettik ama çıkarken mirası, emaneti alıp çıktık. Miras bizdedir, meşruiyet bizdedir, yetki bizdedir, görev bizdedir," ifadelerini kullandı.
Konuşmasının yeni partiye ilişkin bölümünü salondakilere yönelttiği "Yeni bir yol açmaya var mısınız?" sorusuyla tamamlayan Özel, "Yolları kapattılar, yeni bir yol açıyoruz. Yeni yolda hep birlikte yürüyeceğiz, iktidara yürüyeceğiz," dedi.
Kılıçdaroğlu'na kurultay tepkisi
Özel, konuşmasının devamında CHP'deki kurultay ve "butlan" tartışmalarına değindi. Sürecin çözülmesi için bütün hukuki ve siyasi yolları denediklerini söyleyen Özel, parti yönetimine kurultay çağrısı yaptıklarını ancak bu talebin karşılanmadığını belirtti.
Tedbir kararının kurultaya engel olmadığını savunan Özel, 32 hukuk profesörü ile ilgili kanunun hazırlanmasında görev alan üç akademisyenin de aynı yönde görüş bildirdiğini aktardı. Özel, "Tedbir kararı kurultaya engel değildir. Aksine kurultay yapılmasını zorunlu kılar," dedi.
İlgili kanunun hazırlanmasında görev alan üç hukuk profesörünün de aynı değerlendirmeyi yaptığını belirten Özel, tedbir kararının kurultayı engellemek bir yana, parti iradesinin yeniden oluşturulmasını zorunlu hale getirdiğini savundu.
Özel, dokuz milletvekili ile dört PM üyesinin ihraç süreçleri üzerinden Parti Meclisindeki çoğunluğun düşürülmeye çalışıldığını öne sürdü. Altmış kişilik PM'nin üye sayısının 23'e kadar gerilediğini belirten Özel, bu durumda kanun gereği kurultayın derhal toplanması gerektiğini söyledi.
Kurultay talebiyle bin 40 delegeden imza toplandığını belirten Özel, bu delegelerin yaklaşık 500'ünün 2023'teki genel başkanlık seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu'na oy verdiğine dikkat çekti.
Özel, söz konusu delegelerin önceki tercihlerinden bağımsız olarak partinin geleceği için yeniden kurultay istediğini savundu.
Kadın ve gençlik kollarına müdahale eleştirisi
Özel, "butlan" kararının ardından seçilmiş il ve ilçe örgütlerine müdahale edildiğini ileri sürdü.
Geçmişte Kılıçdaroğlu döneminde görev yapan bazı il başkanlarının daha sonra yeniden seçildiğini ancak kendisine destek verdikleri için görevden alındığını savunan Özel, 74 seçilmiş il başkanının grup toplantısına katıldığını söyledi.
Bilecik'te kadın üyeler tarafından seçilen kadın kolları il başkanının görevden alındığını belirten Özel, kadınların iradesine Ankara'dan atanan erkek yöneticilerin müdahale ettiğini ifade etti.
Benzer müdahalelerin gençlik kollarında da yaşandığını öne süren Özel, "Otuz yaş altındaki gençlerin seçtiği gençlik kolları başkanlarını, 70 yaş üstündekiler Ankara'dan belirliyor," dedi.
Özel, bu müdahalelerin kaynağında "butlan" kararının bulunduğunu savunarak, "Kadının seçtiğine karşı Saray'ın seçtirdikleri, gençlerin seçtiğine karşı Saray'ın yetkilendirdikleri karar verecek," ifadelerini kullandı.
Parti içi kongre sürecinin aylarca sürdürülmek istendiğini belirten Özel, bunun CHP kadrolarını kendi aralarında mücadeleye yönelterek iktidar hedefinden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.
Özel, genel başkanlık meselesinin delegeler veya yaklaşık iki milyon CHP üyesinin katılacağı bir seçimle çözülmesi çağrısını da yineledi. Böyle bir seçimde yüzde 90'ın altında oy almayı güvensizlik olarak kabul edeceğini ve partinin önünü açacağını söyledi.
'Ekrem'i bırak, Ankara merkezli siyaset yap dediler'
Özel, kendisine İmamoğlu'ndan ve tutuklu belediye başkanlarından uzaklaşması yönünde mesajlar iletildiğini öne sürdü.
"Ankara merkezli siyaset yap, otobüsün üzerinden in, Ekrem'i bırak" şeklinde çağrılar aldığını anlatan Özel, arkadaşlarıyla arasına mesafe koyması karşılığında uzun yıllar parti yönetiminde kalabileceğinin söylendiğini iddia etti.
Özel, bu öneriyi şu sözlerle anlattı:
"Gel, burada çimento var, kum var, harç var. Karalım, eline verelim. Arkadaşlarının üzerine betonu sen dök. Daha 50 yaşındasın, 80'e kadar 30 yıl partinin başında oturursun, diyorlar."
Böyle bir uzlaşmayı kabul etmeyeceğini söyleyen Özel, önlerindeki yol ayrımının parti içindeki konumunu korumak ile tutuklu yol arkadaşları için mücadele etmek arasında bulunduğunu belirtti.
Belediye başkanlarına yönelik operasyonların partiyi "adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma ve lidersizleştirme" amacı taşıdığını savunan Özel, Ekrem İmamoğlu ile belediye başkanları, meclis üyeleri ve bürokratların çeşitli suçlamalarla hedef alındığını söyledi.
Bağımsız yargıya güvendiklerini ve yargı süreçlerini takip edeceklerini ifade eden Özel, bununla birlikte arkadaşlarından uzaklaşması veya partinin onlardan "arındırılması" yönünde bir tutum benimsemeyeceğini vurguladı.
2023'teki değişim sürecini hatırlattı
Özel, konuşmasında 2023 genel seçimlerinin ardından başlayan CHP'deki değişim hareketini de anlattı.
14 ve 28 Mayıs seçimlerindeki yenilgilerin ardından toplumda yaşanan hayal kırıklığını gördüklerini ifade eden Özel, CHP'nin bu tablo karşısında öz eleştiri yapması ve yeni bir yol açması gerektiğini savunduklarını söyledi.
O dönemde partinin oy oranının yüzde 13-14 seviyelerine kadar gerilediğini belirten Özel, aynı siyasi anlayışla yerel seçime gidilmesi halinde daha büyük bir yenilgi yaşanacağını düşündüklerini aktardı.
CHP'de genel başkan değişikliğinin mevcut delege yapısıyla mümkün olmadığı yönündeki değerlendirmeleri hatırlatan Özel, delegelerin yalnızca parti yöneticilerini değil, sokaktan ve ailelerinden gelen talepleri de dinlediğini söyledi.
2023 kurultayındaki "Delege, sokağın sözünü dinle" sloganını hatırlatan Özel, partinin tarihinde ilk kez görevdeki bir genel başkanın yarışmalı seçimle değiştirildiğini belirtti.
Genel başkan değişikliğinin yalnızca kadroları değil, yönetim anlayışını da değiştirdiğini savunan Özel, partide üyeleri ve örgütleri dinleyen bir yapının göreve geldiğini söyledi.
Yerel seçim sonuçlarını değişim sürecine bağladı
Özel, 2024 yerel seçimlerinde elde edilen sonucu 2023 kurultayında başlayan değişim sürecinin devamı olarak değerlendirdi.
Kurultay ile yerel seçim arasında yalnızca dört ay bulunduğunu hatırlatan Özel, bu dönemde aday belirleme süreçlerinde kadınlara, gençlere, ölçme ve değerlendirme yöntemlerine ağırlık verdiklerini söyledi.
İzmir'de dokuz kadın adaydan sekizinin, 14 genç adaydan ise 13'ünün seçildiğini belirten Özel, aday tercihlerinde kişisel yakınlık yerine seçim başarısını ve değişim görüntüsünü esas aldıklarını savundu.
CHP'nin 47 yıl sonra ilk kez birinci parti olduğunu vurgulayan Özel, genel başkanlık yarışında verdiği "Partiyi bir seçimde ikinci sıraya düşürürsem kurultayı toplar ve yeniden aday olmam" sözünü hatırlattı.
Yerel seçimin ardından iktidarın "demokrasi sınavını" geçemediğini ileri süren Özel, seçimi kazanırken milli iradeyi savunanların kaybettiklerinde sonucu kabul etmediğini ifade etti.
Özgür Özel liderliğindeki Yeni Parti, 24 Temmuz’da yola çıktı.
Yeni Parti’nin ilk PM toplantısında, partinin A Takımı da belirlendi.
200'DEN FAZLA BELEDİYE BAŞKANI YENİ PARTİ'YE GEÇİYOR
Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM'de basın toplantısı gerçekleştirerek Yeni Parti'nin kuruluş sürecine dair bilgilendirmede bulundu.
Günaydın, 200'den fazla belediye başkanının Yeni Parti'ye katılmak üzere istifa ettiğini ve partiye üyelik koşullarını hızlı bir şekilde hazır hale getirmek üzere çalıştıklarını belirterek, bu hafta bu paneller açılacağını belirtti.
"Bu hafta içerisinde bütün bu paneller açılmış olacak ve belediye başkanlarımızın da kahir ekseriyetinin bizim 'Daha temkinli olmanızda bir sakınca yok' dememize rağmen Yeni Parti'ye üye olmak için büyük bir hazırlık ve adeta acele içerisinde olduğunu görmekten de büyük memnuniyet duyduğumuzu ifade edelim."
"İL VE İLÇE ÖRGÜTLENMELERİ SÜRÜYOR, KURULTAY KASIM AYINDA"
Yeni Parti'nin il ve ilçe örgütlenmelerinin sürdüğünü söyleyen Günaydın, ağustos ve eylül aylarında kongreleri ekim ayında ise kurultayı yapacaklarını ifade etti.
"HER TÜRLÜ SEÇİM MODELİNE BİZ VARIZ"
Kurultayın ardından seçime katılma yeterliliğinin kazanılması için çalışmaların hızlandırılacağını söyleyen Günaydın, “Ama şunu da ifade edeyim ki hiç kimse burada bir endişeye kapılmasın, baskın seçim dahil olmak üzere her türlü seçim modeline biz varız." ifadelerini kullandı.
"YENİ PARTİ İLE YOL YÜRÜMÜYORUM DEMEDİYSE BİZİMLE DEMEKTİR"
Büyükşehirlerdeki duruma dair de konuşan Günaydın, buralarda dikkatli tutum içinde olunması ve Meclis dengelerinin tutturulması gerektiğine dikkat çekerek "Yeni Parti ile yol yürümüyorum demediyse bizimle yürüyor demektir." dedi.
AK Parti Ankara Milletvekili Osman Gökçek, YENİ Parti'nin TBMM'de yerini almasının ardından yayımladığı videoda parti yönetimine yönelik söylemlerde bulundu. Gökçek, "YENİ Parti'nin yeni rüşvet tarifeleri ne olacak?" ifadelerini kullandı.
TÜGVA Sinop Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Hüseyin Yüksek, CHP'den YENİ Parti'ye geçen isimlere yönelik yaptığı açıklamasında, yönelttiği üç soruyla dikkat çekti. Yüksek'in "Atatürk CHP'de mi kaldı, yoksa o da YENİ Parti'ye mi geçti?" sözleri sosyal medyada gündem oldu.
Ankara Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun ise CHP’de kalma kararı aldığı iddia edildi.
Gazeteci Hilal Köylü’nün haberine göre, CHP Etimesgut İlçe Örgütü toplu şekilde istifa ederek Yeni Parti’ye katılma kararı aldı. Etimesgut Belediyesi’nde görev yapan 15 CHP’li belediye meclis üyesi de partilerinden ayrılarak Yeni Parti’ye geçiş başvurularını tamamladı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ndeki siyasi aritmetiğin korunması amacıyla ise büyükşehir belediye meclis üyelerinin istifaları istenmedi. Ayrıca Mansur Yavaş ile hareket eden 2 meclis üyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne giden Etimesgutlu meclis üyeleri ile Erdal Beşikçioğlu’nun kontenjanından meclise giren üyelerin de istifalarının talep edilmediği ifade edildi.
Gazeteci Deniz Zeyrek de ilçe örgütünün ve belediye meclis üyelerinin önemli bölümünün ayrılmasına karşın, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun CHP’de kalmayı tercih ettiğini aktardı.
Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün Yeni Parti ile CHP parti yöneticileriyle görüştükten sonra Genel Kurul’da oturma düzenini belirledi. Kurtulmuş, partilere gönderdiği yazıda “TBMM’de temsil edilen siyasi parti grubunun 7’ye çıkması üzerine Genel Kurul’da oturma düzeninin yeniden belirlenmesine ihtiyaç olduğunu” vurguladı.
İlişkili Haber
Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu
Haberi görüntüle
Kurtulmuş, “Başkanlık Divanı’nda bu konuda bir karar alınıncaya kadar geçici olarak siyasi parti gruplarının Genel Kurul’da oturma düzeninin, ön sıralar ile arka sıraların mevcut yerleşim düzeni göz önünde bulundurularak DEM Parti’nin mevcutta kullandığı iki ön sıradan birinin CHP Grubu’na tahsis edileceğini” bildirdi.
Numan Kurtulmuş, Başkanlık Divanı’nın oturuşuna göre en solda AKP olmak üzere sırasıyla Yeni Parti, DEM Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi grupları şeklinde belirlendiği kaydetti.
İlişkili Haber
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
<p>Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin istişare ve değerlendirmelerde bulunmak üzere MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ziyaret ediyor.</p>
Yıldırım ve beraberindekiler, gece yarısında Kızılay'da bulunan CHP İl Başkanlığı binasına gitti.
Bu sırada Yıldırım'ın içinde bulunduğu grup ile parti binasındakiler arasında tartışma oldu.
İhbar üzerine olay yerine sevk edilen polis ekipleri, Yıldırım ve beraberindekiler ile partililer arasında gerginlik yaşanmaması için çevre güvenliği sağladı.
Polisin iki grup arasında müzakere yürütmesinin ardından Yıldırım ve beraberindeki kişiler ekiplerce binadan çıkarıldı. Bu sırada bina dışındaki partililer, Yıldırım'ı protesto etti.
<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara İl Başkanlığı'nın önünde 'mutlak butlan' kararı sonrasında İl Başkanlığı görevine getirilen Fahri Yıldırım ve beraberindeki heyetin il binasına girmesinin ardından gerginlik yaşandı.</p>
<p>CHP Genel Merkezi tarafından yapılan atama kararının ardından yeni İl Başkanı olan Fahri Yıldırım ve beraberindeki heyet, gece saat 01.00 sıralarında CHP Ankara İl Başkanlığı binasına girmesi sonucunda 'mutlak butlan' kararı sonrasında görevden alınan eski CHP Ankara İl Başkan Vekili Yüksel Işık ve beraberindeki CHP'liler il binası önünde İl Başkanı Fahri Yıldırım ve beraberindekilere tepki göstererek Yıldırım ve heyetinin binadan çıkmasını istedi. Emniyet güçleri il binası önüne gelerek il başkanlığı önünde güvenlik önlemleri aldı.</p>
<p>Eski CHP Ankara İl Başkan Vekili Işık, il binası önünde yaşanan duruma tepki göstererek, "Dikkatinizi çekmek istediğim nokta, tek tip siyah elbise giyen kişilerin burada bulunmasıdır. Biz, bu kişilerin Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olmadığını biliyoruz. Bu nedenle polisten kimlik kontrollerinin yapılmasını ve Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olmayanların derhal dışarı çıkarılmasını talep ettik. Emniyetin de üzerine düşeni yapacağını umuyoruz" şeklinde konuştu.</p>
<p>İl Başkanı Yıldırım ve beraberindeki heyet, kendi istekleri doğrultusunda polis eşliğinde il binasından ayrıldığı esnada Işık ve beraberindeki CHP'liler tarafından protesto edildi. Olay, CHP Ankara İl Başkanı Yıldırım ve heyetinin polis güçleri eşliğinde il binasının olduğu alandan uzaklaşması ve dışarıda bulunan Işık ve destekçilerinin il binasına girmesiyle son buldu.</p>
İstanbul'da bazı ilçe belediyelerinin AK Parti'ye geçebileceği yönündeki kulisler yeniden hareketlendi. tv100'de konuşan Millet Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Sinan Burhan ve gazeteci Aytunç Erkin'den dikkat çek en iddialar geldi.
İki isim de Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl'ün AK Parti'ye geçmeye hazırlandığını öne sürdü.
SİNAN BURHAN: "CHP'Lİ TUZLA BELEDİYE BAŞKANI YÜZDE 90 AK PARTİ'YE GEÇECEK"
Sinan Burhan şu ifadeleri kullandı;
Eren Ali Bingöl’ün mevcut İBB yönetimiyle ihtilafı olduğunu biliyoruz. Gecekondu ve imar uygulamalarıyla ilgili. Tuzla’da hizmetler noktasında İBB’nin yeterli desteğinin olmadığı görüşünde. Bu minvalde önümüzdeki günlerde kendisinin AK Parti’ye yüzde 90 ihtimalle geçeceğini düşünüyorum.
Eyüpsultan Belediyesi de konuşuluyordu ama orada bir netlik olduğunu düşünmüyorum şu anda. Yeni parti bir kurulduktan sonra belediye başkanlarının ne kadarı CHP’de kalacak, ne kadarı AK Parti’ye geçeceğini göreceğiz.
Gazeteci Aytunç Erkin ise Burhan'ın açıklamalarına ek olarak, "Eren Ali Bingöl yakın çevresiyle sohbet ederken ‘İstifa edeceğim ve Cumhurbaşkanına ilettik. Cumhurbaşkanının da onayı olduğu zaman AK Parti’ye geçeceğim ve 5 belediye meclis üyesi de yanımda olacak’ demiş." dedi.
<p>İstanbul'da CHP'li belediye başkanı AK Parti'ye katılıyor. Gazeteci Sinan Burhan, Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl'ün AK Parti'ye geçeceğini iddia etti.</p>
Gazetelerde yayımlanan makaleye, "Tarihin akışını değiştiren koca bir milletin istiklal ve istikbali için canı pahasına mücadele ettiği o meşum gecenin üzerinden tam on yıl geçti." ifadeleriyle başlayan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"15 Temmuz, yalnızca hain bir darbe girişiminin başarısızlığa uğratıldığı bir gece değil; milletimizin iradesine, demokrasisine ve bağımsızlığına canı pahasına sahip çıktığı, tarihe altın harflerle yazılmış büyük bir demokrasi zaferidir. O gece necip milletimiz, anavatanımızı işgale yeltenen emperyalistlere ve onların iş birlikçilerine tıpkı İstiklal Harbi'nde olduğu gibi tarihin en büyük derslerinden birini verdi.
15 Temmuz, şairin 'Ecdadımızın heybeti ma'ruf-i cihandır / Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır!' dizelerinde dile getirdiği gibi bin yıl evvel Malazgirt'te kahramanca mücadele edenlerin, 500 yıl evvel İstanbul surlarında Sultan Fatih'in rüyasını gerçekleştirmek, Peygamber Efendimiz'in müjdesine nail olmak için ruhunu ve bedenini ortaya koyanların, yüz yıl evvel vatan müdafaası için canını hiçe sayanların inancı ve kararlılığıyla sokaklara, meydanlara koşan asil milletimizin tarihe altın harflerle yazdığı bir büyük destandır."
"MİLLETİMİZ İSTİKLAL VE İSTİKBALİNE YİNE KENDİSİ SAHİP ÇIKTI"
Makalesinde, gözü dönmüş terör örgütünün tarihte benzerine az rastlanacak ihanet girişimine karşı, aziz milleti milli iradeye sahip çıkmak adına meydanlara ve havalimanlarına çağırırken, basit bir davette bulunmadıklarını vurgulayan Erdoğan, şu görüşleri paylaştı:
"Milletimize yaptığımız çağrı, aziz milletimizin demokratik sağduyusuna, ferasetine ve cesaretine duyduğumuz güvenin bir tezahürüydü. Ecdadımızın bize bıraktığı en mukaddes miraslardan biri olan 'Ya istiklal ya ölüm!' şiarını yeniden ayağa kaldırmayı gaye edindik. Adeta tarihin derinliklerinden çıkıp gelen milletimiz de bu çağrıya, canını ve ruhunu hiçe sayarak anında cevap verdi. Hamdolsun, milletimiz bu güveni boşa çıkarmadı, istiklal ve istikbaline yine kendisi sahip çıktı. O gece milletimiz, iradesine vurulmak istenen zincirleri paramparça etmiş, vesayetin ve ihanetin prangalarını söküp atarak, Türkiye'nin önündeki engelleri birer birer yıkmıştır. O gece 253 vatan evladımız şehadet şerbetini içerken, 2 binden fazla kardeşimiz yaralandı. Bu rakamların her biri, vatanı, bayrağı ve milli iradeyi korumak uğruna ortaya konulan fedakarlığın, cesaretin ve kahramanlığın ayrı ayrı nişanesidir."
"HER ALANDA FETÖ'NÜN KÖKÜNÜ KAZIDIK"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Geçen on yıllık süre zarfında, eli kanlı terör örgütü FETÖ ile mücadelemizi hem yurt içinde hem de uluslararası alanda tavizsiz bir kararlılıkla sürdürdük." ifadelerini kullanarak, şunları kaydetti:
"Çünkü devletimizin içine sızmış bu kanser hücresini temizlemek ve faillerin adalet önünde hesap vermelerini sağlamak, canlarını seve seve feda eden şehitlerimize en büyük borcumuzdu. Bürokrasiden orduya, yargıdan iş dünyasına kadar her alanda FETÖ'nün kökünü kazıdık. Bununla birlikte aklımızdan asla çıkarmamamız gereken şu yalın gerçeği de bir kez daha hatırlamakta fayda var, yaşanan, 10 yıl önce başlamış ve bitmiş bir mücadele değil. FETÖ ve benzeri sinsi yapıların devletimize ve milletimize yeniden tasallutunu engellemenin yegane yolu, 15 Temmuz ruhunu her daim diri tutmak ve bu bilinci gelecek nesillere de aktarmaktan geçiyor."
"BU MİLLETİN EN BÜYÜK GÜCÜ BİRLİK VE BERABERLİĞİDİR"
Hain darbe girişiminin üzerinden geçen 10 yılda acıların ilk günkü tazeliğini koruduğunu belirten Erdoğan, makalesine şöyle devam etti:
"Bununla birlikte FETÖ ve benzeri tüm terör odaklarıyla olan savaşımızı aynı azim ve kararlılıkla sürdürmeye devam ediyoruz. 15 Temmuz'un 10. yılında, artık çok daha güçlü, çok daha kararlı ve birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir Türkiye var. Bu topraklarda 15 Temmuz ruhu diri kaldığı müddetçe, hainlerin sinsi planlarının ve onların arkasındaki küresel senaristlerin kirli oyunlarının asla karşılık bulamayacağından kimsenin şüphesi olmasın.
Bu vesileyle, o karanlık geceyi sinesini siper ederek aydınlığa kavuşturan, canı pahasına ecdadımızın yadigarı olan ve yüzyıllardır hüküm sürdüğümüz bu toprakları bize yeniden vatan kılan tüm şehitlerimize, Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize hayırlı, bereketli ve uzun ömürler niyaz ediyorum. Rabb'im, mazisi şanlı zaferlerle ilmek ilmek dokunmuş aziz milletimize bir daha 15 Temmuz benzeri ihanetler yaşatmasın. Bu milletin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, bin yıldır sevinç ve hüzünle yoğrulan kadim kardeşliğidir. Allah, birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin."
Sözcü TV’de canlı yayın konuğu olan Özgür Özel, yeni partiye ilişkin ilk kez net açıklamalar yaptı. Özel “Yeni partiyi ne zaman ilan ediyorsunuz?”, “Yeni partinin isim ve logosunu belirledi mi?” sorularını cevapladı.
"AĞUSTOS BAŞI GİBİ"
Özel “Temmuz sonu Ağustos başı gibi adım atılır, isim ve logo çalışıyoruz genel kabul gören isim belli şimdilik 'Yeni Parti' diyelim” dedi.
Özel şöyle konuştu:
20 Temmuz elbette bekleniyor. CHP’de birkaç hukuki mücadele veriyoruz. Bunun bir mahkeme, Yargıtay süreci var. Bunların hepsi 10-15 günlük işler. Ondan sonra MYK'yı toplayıp karar vereceğiz. Seçilmiş il başkanlarıyla konuşacağız. Bir grup arkadaşımız yeni partinin kurulmasına ilişkin hazırlıkları yapıyor. Tüzük, program yazılıyor. Birtakım hazırlıklar yapılıyor. Temmuz ayının bitimi Ağustos ayının başlangıcıyla birlikte resmi adım atılır. Tam bir tarih yok. Hukuki yollar biterse adımımızı atarız.
Özel, yeni partinin kurulma çalışmalarının devam ettiğini, mevcutta olan bir partinin de yedekte tutulması adına görüşmelerin sürdüğünü açıkladı.
"KAYBEDERSEM SİYASETİ BIRAKIRIM" DEMİŞTİ
Dün grup toplantısında konuşan Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na da şöyle seslenmişti:
Bir yandan da tedbir var kurultay yapamayız, diyorlar. O imzalar gereğince ilçe seçim kuruluna başvursa hepimiz göreceğiz, bundan da kaçıyorlar. Parti Meclisi 23'te kaldı, yine kurultay yapmıyorlar. Buradan açıkça söylüyorum; ister 1,950 milyon üyemizle, ister 1.2 milyon üyemizle genel başkanlık yarışına girelim kaybeden siyaseti bıraksın, CHP'yi salsın. Sayın Kılıçdaroğlu çağrı yapıyorsun ya çağrı yapıyorum. 2 milyon üyeyle yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum. Tarihi çağrımı yapıyorum. Bilmiyorum, duymuyorum diye değil; siyaset iddia ile olur. Partiyi birinci parti yapmazsam bırakırım diyordum birinci olduk. Şimdi bu iddiayı koyuyorum. Kazanamazsam siyaseti bırakıyorum.
Özel yeni parti için yaptıkları hazırlıklara ilişkin "Yeni parti ile ilgili kuruluş hazırlığı da var. Hazır birkaç partiye geçme ihtimali de var. Ama bunların hiçbir tanesini bugünden yarına hadi partiyi bırakalım diye değil. Bular partinin seçime giremez hale geldiği zamanki felaket senaryosu" açıklamasını yapmıştı.
Mutlak butlan kararı sonrası CHP'deki bölünme hızla büyüyor.
Özgür Özel yönetimi, bir yandan olağanüstü kurultayın 45 gün içinde yapılması amacıyla CHP'ye çağrı heyeti atanması için yargı yoluna giderken, diğer yandan yeni partiye geçiş süreci için farklı senaryolar üzerinde çalışıyor.
MAHKEMEYE BAŞVURU YAPTI
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeleriyle yaptığı toplantıda, olağanüstü kurultayın yargı yoluyla zorlanması kararını almıştı.
CHP’de Özgür Özel ekibi, bugün olağanüstü kurultay için çağrı heyeti talebiyle Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.
Bu kapsamda, Kemal Kılıçdaroğlu'nun 830 delegenin imzasıyla yapılan olağanüstü kurultay talebini yerine getirmemesi nedeniyle sulh hukuk mahkemesine başvurularak partiye çağrı heyeti atanması istendi.
Mahkemeden ayrıca, Özel'e yakın isimlerin istifaları nedeniyle Parti Meclisi'nin düştüğünün tespit edilmesi talep edildi.
Edinilen bilgilere göre toplantıda hem hukuki süreç hem de yeni parti hazırlıkları ayrıntılı biçimde ele alındı.
"SÜREÇ DAHA FAZLA UZATILMASIN"
Toplantıda yeni partinin kuruluş zamanlamasına ilişkin değerlendirmeler yapılırken, ağırlıklı görüşün sürecin daha fazla uzatılmaması yönünde olduğu öğrenildi.
Özel'e yakın bir kurmay, MYK'da (Merkez Yönetim Kurulu) öne çıkan yaklaşımı şu sözlerle aktardı:
"Artık çok fazla zaman kaybediyoruz. Millet bir süredir heyecanla destekleyebilir, takip ediyor. Ama eğer yeni evreye geçmezsek bu heyecan sönümlenebilir. Sizin heyecanınız bitmeyebilir ama vatandaşın heyecanı bitebilir. O nedenle bir an önce yeni evreye geçilmeli ve parti kuruluşu ilan edilmeli."
Toplantıda bazı hukukçuların Yargıtay'ın "mutlak butlan" kararını bozabileceği yönündeki değerlendirmeleri de gündeme geldi.
Bu ihtimal nedeniyle tüm kadroların yeni partiye geçmeyeceği, olası bir bozma kararında CHP'yi devralacak bir ekibin partide bırakılmasının planlandığı ifade edildi.
'KURULTAY ÜÇ AY İÇİNDE YAPILIRSA PARTİDE KALINABİLİR'
Toplantıda Özel'in, Kılıçdaroğlu yönetiminden bir belediye başkanı aracılığıyla "Kurultay takvimi konusunda esnemeniz mümkün mü?" mesajı aldığını aktardığı öğrenildi.
Özel'in bu mesaja, "Kurultayı iki buçuk, üç ay içinde yapsınlar, il başkanlarını da görevden almasınlar" yanıtını verdiği belirtildi.
Edinilen bilgilere göre Özel yönetimi, olağanüstü kurultayın en geç üç ay içinde yapılmasını hâlâ kabul edilebilir bir seçenek olarak görüyor. Kasım ayı başında kurultay yapılabileceği değerlendirilirken, daha uzun bir takvimin olası seçim ihtimali nedeniyle uygun bulunmadığı ifade ediliyor.
KURULUŞ DİLEKÇESİ HAZIR, HEDEF 5 GÜNDE ÖRGÜTLENME
İngiliz BBC'nin haberine göre, yeni partinin kuruluş dilekçesinin hazır olduğu belirtilirken, İçişleri Bakanlığı'na yapılacak başvurunun zamanlamasının 22 Temmuz'da yapılacak toplantıda netleştirilmesi planlanıyor.
Kurmayların aktardığına göre parti kurulduğu takdirde 5 gün içinde 81 ilin üçte ikisinde ve merkez ilçelerde örgütlenmenin tamamlanması hedefleniyor.
Partinin adı ve logosu için odak grup çalışmaları sürüyor. Kamuoyunda bilinirlik sağlayacağı gerekçesiyle "Yeni Parti" ismini önerenler bulunurken, "Halk Partisi" önerisinin ise CHP ile karıştırılabileceği gerekçesiyle gündemden çıkarıldığı belirtiliyor.
MİLLETVEKİLLERİ İÇİN KADEMELİ GEÇİŞ PLANI
Yeni partiye geçiş sürecinde milletvekillerinin izleyeceği yol en kritik başlıklardan biri olarak değerlendiriliyor.
İktidarın yeni anayasa girişimi ya da dokunulmazlık dosyalarının Meclis gündemine gelmesi ihtimaline karşı komisyonlardaki üyeliklerin korunması amaçlanıyor.
Bu nedenle önce partinin resmen kurulması, ardından milletvekillerinin planlı ve kademeli biçimde yeni partiye geçmesi öngörülüyor. Böylece Meclis komisyonlarındaki temsilin korunması hedefleniyor.
Kurmaylar, yeni partinin komisyon üyelikleri garanti altına alınması gerektiğine dikkat çekerek, yeni partinin teknik kurucuları ile siyasi kurucu iradesinin farklı olabileceğine dikkat çekiyor.
Yeni partiye geçecek milletvekili sayısına ilişkin 85 ila 95 arasında farklı tahminler yapılırken, kesin bir sayı telaffuz edilmiyor. Ancak temel hedefin, yeni partinin Meclis'teki ana muhalefet konumunu tartışmasız biçimde koruması olduğu belirtiliyor.
Planlamaya göre Özgür Özel, komisyon üyelikleri güvence altına alındıktan sonra "ana muhalefet lideri" olarak partinin başına geçecek.
4 PARTİYLE TEMAS SÜRÜYOR
Yeni partinin hukuki engellerle karşılaşması veya olası bir baskın seçime katılmasının engellenmesi ihtimaline karşı alternatif planlar da hazırlanıyor.
Bu kapsamda seçime girme yeterliliğine sahip partilerle temas yürütüldüğü belirtiliyor.
Görüşülen dört partiden üçünün seçime katılma yeterliliğine sahip olduğu, yeni kurulacak partiyle birlikte seçenek sayısının beşe çıkacağı ifade ediliyor.
En olumsuz senaryo görülen hiçbir partinin seçime sokulmaması halinde İyi Parti listelerinden seçime girilmesi formülü üzerinde de duruluyor.
Özel ekibi, muhalefetin birlikte hareket etme iradesine sahip olduğunu savunurken, İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun bu konudaki tutumunun bilindiğini, ayrıca bir "söz almaya" ihtiyaç bulunmadığını ifade ediyor.
Meselenin "CHP'nin şu kadar milletvekili olsun" meselesi değil, hükümete karşı ortak hareket stratejisi olduğu vurgulanıyor.
BELEDİYE BAŞKANLARI CHP'DE KALACAK
Planlamaya göre belediye başkanlarının yeni partiye geçmeleri yönünde herhangi bir baskı veya telkinde bulunulmayacak.
Olası yargı süreçleri ve hukuki riskler nedeniyle belediye başkanlarının mevcut aşamada CHP çatısı altında kalması öngörülüyor.
Ancak kendi iradesiyle yeni partiye katılmak isteyen belediye başkanlarına kapının açık tutulacağı belirtiliyor.
Özgür Özel'in MYK üyeleriyle yaptığı toplantıya eski CHP Milletvekili İlhan Cihaner de katıldı.
Edinilen bilgilere göre Cihaner, Özel'in talebi doğrultusunda TİP, EMEP ve diğer sol partilerle yaptığı temaslara ilişkin bir sunum gerçekleştirdi.
Sunumda, sol partilerin CHP'deki mutlak butlan tartışmaları ve olası yeni parti girişimine ilişkin genel eğilimlerinin Özgür Özel'e destek yönünde olduğu değerlendirmesi paylaşıldı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP Grup Toplantısı'ndan konuştu.
İşte Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar:
Grup toplantımızı yurt dışında televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla bizleri takip eden aziz vatandaşlarımıza şükranlarımı iletiyorum. Gönül ve kültür coğrafyalarımızda nice müşkülata rağmen şahsiyetini muhafaza ederek haysiyetli bir hayat mücadelesi veren tüm kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu mümtaz çatısı altında sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten bahtiyarlık duyuyor, her birinizi en derin kardeşlik duygularımla ve muhabbetle kucaklıyorum.
Değerli dava arkadaşlarım. Tarihin bazı perdeleri vardır. Sadece geçmişte olup biteni göstermekle kalmaz. İçinde yaşadığımız zamana da çarpıcı bir şekilde ayna olur. Henüz görünmeyenin işaretlerini, bilinmeyenlerin haberini ve geleceğin muhtemel istikametlerini de aynı anda sezdirir. Bazı meclisler vardır ki yüzeyde yalnızca devlet başkanlarının teşekküllerinden ibaret görünse de derinlerdeki niyetleri, milletlerin karakterlerini, saklı kalmış güç merkezlerini ve zamanın henüz duyulmayan ayak seslerini tek bir mekânda düğümler.
ANKARA'DAKİ NATO ZİRVESİ
Ankara küresel siyasetin pusulasını çizdi. Türkiye, yeni dönemin stratejik tartışmalarının merkezi.
Türkiye, NATO'da tarihi birikimi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir.
Ankara'da toplanan NATO Zirvesi'ni alelade bir diplomasi faaliyeti gibi okumak eksik, sığ ve sakat bir değerlendirme olacaktır.
Ankara'da 70 yılı aşan ittifak hukukunun muhasebesi yapılmış Soğuk Savaş yıllarının hayalet cephe hatlarından bugünün çok katmanlı güvenlik bunalımlarına uzanan uzun yolun hesabı görülmüştür.
Ankara'dan, 5. maddenin müşterek savunma ruhundan Ukrayna'ya verilen askerî desteğin geleceğine, 50 milyar doları aşan yeni tedarik hamlelerinden savunma sanayiinde ortak üretim arayışlarına, Avrupa'nın yıllarca ertelediği caydırıcılık açıklarından müttefikler arasındaki ambargo ve kısıtlama çelişkilerine, İran'ın nükleer programından Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer emniyetine, Suriye'de açılmak istenen yeni sayfadan Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan hassasiyetlerine kadar geniş bir güvenlik kuşağının bütün açmazları aynı anda ele alınmıştır.
Ankara'da müttefikliğin yalnızca kameraların parlak ışıkları altında verilen pozlardan, kriz günlerinde yayımlanan yalın kınama mesajlarından, kürsülerde cilalanmış cümleleri birbiri ardına sıralamaktan ibaret olmadığı, hakiki müttefikliğin hakkaniyet, samimiyet, üretim, paylaşım ve dayanışma üzerine bina edileceği açıkça anlaşılmıştır. Zira devletler de ittifaklar da kürsülerden haykırılan süslü beyanların geçici cazibesiyle değil, badire anlarında sınanan sadakatlerle, yük omuzlara çöktüğünde gözlerin çevrildiği adaletle, gecesini gündüzüne katarak çalışan iradenin gösterdiği sebatla ayakta durur.
Kadim Türk devlet mirası bu hakikati, zamanın aşındıramadığı mutlak bir esas olarak akıllarımıza nakşetmiştir. Bilge Tonyukuk'un bin yılı aşkın zaman önce, "Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım." derken anlattığı şey ne kadar yorulduğu değil, devleti kurmanın, devleti yaşatmanın ve milleti felaketten sakınmanın bedelinin ne denli ağır olduğudur. Bugün de karşımızdaki resim aynı duruma işaret etmektedir. Şimdi size soruyorum. Zamanın akışını kim okuyacaktır? Görünürdeki sükûnetin altında kaynayan kazanların ateşini kim teşhis edecektir? Müttefiklik sözlerinin arkasındaki samimiyet derecesini kim ölçecektir? Dostluk beyanlarının satır aralarında saklanan menfaat hesaplarını kim fark edecektir? Krizlerin gölgesinde kurulan yeni denklemleri, diplomatik tebessümlerin gerisindeki soğuk hesapları kim görecektir? Kim sabretmeyi bildiği kadar sert çekmeyi, müzakere etmeyi bildiği kadar hakkını müdafaa etmeyi gösterecektir? Cevap bellidir. O da Türkiye'dir.
"NATO YENİ BİR DEVRİN ŞAFAĞINDADIR"
Türkiye, makroda yalnızca stratejik konumuyla değil, tarihî birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve millî kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin eriştiği siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi'nde bir kez daha tebarüz etmiştir. Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır. Bu devir yalnızca savunma bütçelerinin sağına sıfırların eklenip rakamların büyütüldüğü bir devir değildir. Bu devir, kâğıttaki taahhüdün fabrikada üretime, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir. Böylesi bir çağda güvenlik yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir. Bugün NATO'nun önündeki mevzu aslında budur. İttifak bu yeni güvenlik çağının idrakine varmış mıdır? Külfet ve yük paylaşımını gerçek bir adalet zeminine oturtacak mıdır? Savunma sanayiini birkaç ülkenin imtiyazlı alanı gibi görmekten vazgeçecek midir? Müttefikler arasında örtülü ambargo, lisans kısıtlaması, siyasi blokaj ve tedarik engeli gibi ittifak hukukunu yaralayan çelişkileri ortadan kaldırabilecek midir? Ankara Zirvesi işte bu soruları NATO'nun önüne koymuştur.
"F-35 SÜRECİNİN YENİDEN ELE ALINMASI ÖNEMLİ"
Sayın Cumhurbaşkanımızın savunma sanayi kısıtlamalarının sona erdirilmesine dair çağrısı, Ankara Zirvesi'nin başlıca ikazlarından biridir. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 sürecinin yeniden ele alınması yönünde beliren irade önemlidir. Ancak üzerinde durmamız gereken husus, Türkiye'nin yıllardır karşı karşıya bırakıldığı haksız muamelenin ittifak düzeninde meydana getirdiği itimat aşınmasını gidermektir. Zira Türkiye'nin sahadaki fedakârlığını kabul edip savunma kabiliyetini siyasi hesapların konusu yapmak akıl kârı değildir.
Şayet bugün şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerinin harp envanterinde yerli ve millî üretim oranımız yüzde 80'leri aşıp muazzam bir şahlanışa dönüşmüşse, bu görkemli tablo milletimize dayatılan esaret cenderesinin nasıl parçalandığının resmidir. Bu sebeple Türkiye namına bu saatten sonra atılacak her olumlu adım bir lütuf değil, geç de olsa güç de olsa hakkaniyet ve hakikat ibresinin yerini bulmasıdır.
Yeni güvenlik çağının en dikkat çekici taraflarından biri de uzay, siber veri ve istihbarat boyutunun artık savunmanın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesidir. Bu bakımdan İMECE başlığı son derece anlamlıdır. İMECE'nin NATO'nun uzay ufkunda yeni bir kabiliyet olarak gündeme gelmesi, Türkiye'nin savunmayı yalnızca karada, denizde ve havada değil, uzayda da düşünen bir devlet aklına ulaştığını göstermektedir. İMECE, Türk mühendisinin mavi gökleri aşan kabiliyeti, semaların ötesini görüp feza karanlığını al bayrağımızla aydınlatmayı düşünen Millî Teknoloji Hamlesi'nin eseridir. Uzayın zifiri karanlığını delip geçen İMECE, Gök Kubbe'yi yaran KAAN'ın çelik kanatlarında vücut bulan irade. Yerli ve millî savunma davamızın insansız muharebe sahasındaki öncüsü KIZILELMA. Göklerdeki yeni nizamın habercileri AKINCI ve AKSUNGUR.
Mavi Vatan'ın engin sularında tüm heybetiyle süzülen TCG Anadolu ve MİLGEM şaheserleri. Karada düşmanın yüreğine korku salan Altay tankımız. Tehditleri berhava eden Tayfun ve Bora füzelerimiz. Vatan sathını uçtan uca saran Çelik Kubbe'nin kilit taşları olan Siper ve Hisar sistemlerimiz. Karada, denizde, havada ve uzayda hükümranlık haklarımızın tavizsiz muhafızlarıdır. Böylesine devasa bir envantere elbette kolay ulaşmadık. Can Azerbaycan'ın merhum şairi Hüseyin Cavid'in dizelerinde ifade ettiği gibi. "Her karanlıkta çırpınır bir nur. Her hakikatte bir hayal uyur." Karşımızdaki bu muzaffer tablo, karanlıkta çırpınan nurun seher vaktiyle kavuşmasının, sabırla büyüyen hayallerin çelikten hakikatlere dönüşmesinin adıdır.
Ülke imkânsız denileni başardıktan sonra "Otur, izle." dediğimiz noktada yedi düvele seyrettirdiğimiz nihai utkudur. Yıllarca ilmek ilmek dokunan o vakur sabrın, ambargoların paslı prangalarını söküp atan Türk mühendislerimizin keskin zekâlarının, savunma sanayiinde ter döken işçilerimizin emeklerinin bereketli mahsulüdür. Atalarımızın dediği gibi, kimi kötü komşular insanı mal sahibi yapar. Savunma sanayiindeki bu emsalsiz şahlanışın kökleri doğrudan doğruya maruz kaldığımız tarihî dayatmaların o çetin tecrübelerinde aranmalıdır. Kıbrıs Barış Harekâtı'nın hemen ardından boynumuza dolanmak istenen ambargo kemerleri, terörle mücadelede sahnelenen o iki yüzlü diplomasi, F-35 dehlizlerinde kurulan sinsi tuzaklar ve CAATSA yaptırımlarıyla örülen suni duvarlar asil milletimize kendi göbeğini kesmekten başka hiçbir yol bırakmamıştır. Maruz kalmayı elinin tersiyle iten Türk Devleti, asil fıtratının gereğini layıkıyla yerine getirmiş, kendi öz cevherine rücu ederek etrafındaki muhasara çemberini paramparça etmiştir. Asırlar evvel otağını bizzat kuran, kılıcını kendi ocağında döven, sancağını en ön safta göğüsleyen o kudretli ruh, çağımızda yerli ve millî savunma sanayiimizle yeniden hayat bulmuştur. Şunu çok iyi biliyoruz ki, semaları titreten füzelerimizin, ufukları Türk milletinin hasımlarına dar eden savaş uçaklarımızın ve deryaları yaran gemilerimizin asıl kudreti, o çeliğe can veren Türk ordusunun şanından neşet etmektedir.
HÜRMÜZ'DE ARTAN ABD-İRAN GERİLİMİ
İran'ın bombalanması barış ihtimaline güveni sarstı. Mutabakat 1 ay geçmeden etkisizleştirildi. Saldırılar durdurulmalı, barış kapısını yeniden kapatan gelişmelerin üstüne soğukkanlılıkla gidilmelidir.
ABD askeri müdahelenin müzakere ile bağdaşmayan sonuçlarını görmeli, Hürmüz'deki geçişlerin yeniden emniyet içinde yapılması sağlanmalıdır. Türkiye barıştan yana tavizsiz tavrını kararlılıkla sürdürmeye devam etmelidir.
Daha iki hafta önce bu kürsüden mutabakat sözlerine ilişkin duyduğumuz memnuniyeti, fakat temkinli yaklaştığımızı söylemiş, verilen sözün nihayete ulaşmasının önemini ifade etmiştik. Devletler arasında tesis edilen mutabakatın itibar ve bağlayıcılığına vurgu yapmıştık. Diplomasinin, barışa susamış insanlığın ağzına bir parmak bal çalmak için kullanılan geçici bir aldatmaca mı, yoksa savaşın yolunu kapatacak samimi ve kalıcı bir çözüm iradesi mi olduğunu sormuştuk.
İran şehirleri bombalanmış, İran vatandaşları hayatlarını kaybetmiş, ülkenin egemenlik sahası askerî müdahalenin hedefi olmuştur. Bu gerçek görmezden gelinerek, Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı'nı kapatma yönünde daha sonra aldığı kararları, öncesinde hiçbir gelişme yaşanmamış gibi müstakil bir saldırganlık başlığı altında değerlendirmek doğru, hakkaniyetli ve vicdanlı bir yaklaşım olmayacaktır.
Sebep sonuç ilişkisini tersine çevirip sonucu sebep gibi göstermek, hakikati baş aşağı çevirmekten başka bir anlam taşımayacaktır. İran'ın ülkesine yönelen saldırılar karşısında güvenliğini koruma, egemenlik haklarını müdafaa etme ve milletinin can emniyetini sağlama hakkı vardır. Hiçbir devlet, imza attığı mutabakatın kendisini koruyacağına inanırken ansızın bombalanmayı sineye çekmek mecburiyetinde değildir. Hiçbir millet, topraklarına düşen bombaları sükûnet telkinleriyle karşılamak zorunda değildir. İran'dan itidal bekleyenlerin öncelikle İran'ı hedef alan askerî müdahalenin hangi meşru gerekçeyle bağdaştığını izah etmeleri gerekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ın nükleer programı, bölgedeki askerî faaliyetleri ve Hürmüz Boğazı'ndaki gemilerin emniyetiyle ilgili kaygılarının olması elbette tabiidir. Bu kaygıların müzakere masasında ele alınması, denetlenebilir hükümlere bağlanması ve karşılıklı güvencelerle giderilmesi mümkündür. Nitekim varılan mutabakatın maksadı da budur. Ancak güvenlik kaygısı, bölgemizde daha büyük bir kriz ve kaos meydana getirmenin gerekçesi yapılamaz. Devletler arası münasebetler, bir gün geçerli sayılıp ertesi gün keyfî gerekçelerle hükümsüz ilan edilen şahsî tasarruflarla değil, ahde vefa ilkesiyle yürütülür.
"ABD BAŞKANI'NIN AÇIKLAMASI SORUNLUDUR"
ABD Başkanı'nın "Mutabakat benim için bitti." açıklaması bu nedenle sorunludur. Mutabakat bir şahsın değil, devletin taahhüdüdür. İran'la bugün varılan mutabakatın yarın kolaylıkla terk edilmesi yalnızca Tahran'ın değil, gelecekte Washington'da masaya oturacak bütün başkentlerin zihninde aynı soruyu doğuracaktır. Buhran kazanı ne zaman yeniden kaynamaya başlayacaktır? Kargaşanın fitili hangi bahaneyle tekrar ateşlenecektir? Müzakere masasının altına döşenen saatli bomba ne zaman infilak edecektir? Barış ümidi hangi hesap uğruna bir kez daha kursaklarda bırakılacaktır? Bu sorular cevapsız bırakılamaz.
Üstelik söz konusu açıklamanın NATO Zirvesi sırasında yapılması da başlı başına düşündürücüdür.
"HÜRMÜZ'DEKİ KESİNTİ VATANDAŞLARIN SOFRASINA KADAR UZANACAKTIR"
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması da işte bu kopuşun ardından meydana gelmiştir. Hürmüz'de oluşan tabloyu İran'ın sebepsiz veya keyfî bir tasarrufu gibi takdim etmek, gerçeklerin yalnızca yarısını anlatmaktadır. Hürmüz, dünya ekonomisinin, enerji arzının, deniz ticaretinin ve milyonlarca insanın geçim şartlarının birbirine bağlandığı stratejik bir geçittir. Burada yaşanan her kesinti, petrol ve doğal gazı taşıyan gemilerden başlayarak üretim maliyetlerine, ulaşım giderlerine, gıda fiyatlarına ve nihayet vatandaşların sofrasına kadar uzanacaktır. Hürmüz'deki kilitlenmenin anahtarı da kaynağı da mutabakatın bozulduğu yerde aranmalıdır. Müzakere masasının hükmü korunup askerî yöntemlere müracaat edilmemiş olsaydı, bugün Hürmüz Boğazı'nın kapanmasını değil, nihai anlaşmanın hangi esaslar üzerinde yükseleceğini konuşuyor olacaktık. Bu nedenle öncelikle saldırılar durdurulmalı, mutabakatın ihlal edilen hükümleri yeniden işler hâle getirilmeli, taraflar karşılıklı yükümlülüklerine riayet etmelidir. Barış kapısı kısa süre önce aralanmıştır. Bu kapıyı yeniden kapatan gelişmelerin üzerine soğukkanlılıkla gidilmelidir. Barışın önüne düşen gölgeyi kaldırma sorumluluğu mutabakatın taraflarına aittir.
"TÜRKİYE BARIŞTAN YANA TAVRINI KARARLILIKLA SÜRDÜRECEK"
Amerika Birleşik Devletleri askerî müdahalenin müzakereyle bağdaşmayan sonuçlarını görmeli ve verdiği taahhütlerin gereğine dönmelidir. İran da Hürmüz'deki geçişlerin yeniden emniyet içinde yürütülmesini sağlamalıdır. Hürmüz'den yükselen gerilim daha büyük bir felakete dönüşmeden durdurulmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da barıştan yana tavrını kararlılıkla sürdürecek ve bölgesel istikrarın korunması adına üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam edecektir. Unutmayalım ki savaşın kazananı olmadığı gibi, verilen söze sadakatin de kaybedeni olmayacaktır.
"EN MÜHİM BAŞLIKLARDAN BİRİ TÜRKİYE'NİN AVRUPA BİRLİĞİ MÜZAKERE SÜRECİ"
Ankara Zirvesi'nin ardından Avrupa başkentlerinde yeniden ele alınması şart olacak, Brüksel koridorlarında tekrar gündeme oturacak en mühim başlıklardan biri Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecidir. Avrupa'nın stratejik geleceği yeniden masaya yatırılmalı ve hakkaniyetli bir gelecek planı oluşturulmalıdır. Çünkü bugün Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu sorunlar artık eski ezberlerle yönetilemeyecek kadar ağırlaşmıştır. Enerji arz güvenliğinden düzensiz göçe, savunma kapasitesinden demografik daralmaya, tedarik zincirlerinden ekonomik rekabete kadar uzanan geniş bir alanda Avrupa yeni bir yol ayrımına gelmiştir. Bu yol ayrımında görmezden gelmesi mümkün olmayan bir hakikat vardır. O hakikatin adı da Türkiye'dir.
"TÜRKİYE'NİN BULUNMADIĞI HİÇBİR GÜVENLİK DENKLEMİ KALICI OLAMAYACAKTIR"
Ukrayna sahasından Karadeniz'e, Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya kadar uzanan geniş jeopolitik kuşakta Türkiye'nin bulunmadığı hiçbir güvenlik denklemi kalıcı olamayacaktır. Türkiye'nin hesaba katılmadığı hiçbir enerji koridoru sürdürülebilir olamayacaktır. Türkiye'nin dışarıda bırakıldığı hiçbir bölgesel istikrar projesi başarıya ulaşamayacaktır. Bu durum bir temenni değil. Değişen dünyanın ortaya çıkardığı stratejik bir gerçektir. Ne var ki Avrupa Birliği uzun yıllardır bu gerçeği görmek yerine günü kurtaran siyasi reflekslerle hareket etmeyi tercih etmiştir.
'AVRUPA YENİ YOL AYRIMINDA'
Türkiye'nin üyelik süreci teknik kriterlerden çok siyasi önyargılarla değerlendirilmiştir. Açılması gereken fasıllar bloke edilmiş, yerine getirilmesi gereken yükümlülükler ertelenmiş, verilen sözler tutulmamış, Türkiye'nin haklı beklentileri sürekli başka gündemlerin gölgesinde bırakılmıştır. Bu yaklaşım yalnızca Türkiye'ye değil, Avrupa'ya da zarar vermiştir.
AB Türkiye'yi bekleme odasında tutuyor. Türkiye'nin dışlandığı yıllar Avrupa'ya ne kazandırmıştır? Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir.
15 TEMMUZ MESAJI
15 Temmuz işgal teşebbüsüdür. 15 Temmuz geleceği korumak adına milli mecburiyettir. 15 Temmuz Çanakkale'yi geçemeyenlerin başka yollar aramasıdır, bağımsızlık mücadelesinin son halkalarındandır.
Büyük verinin ve algoritmik sistemlerin küresel jeopolitiği yeniden şekillendirdiği bu yeni çağda, diplomasi ile istihbaratın o asırlık, huysuz ortaklığı nereye evriliyor?
Milyarlık teknolojik savunma surları inşa edilirken, oyunun şartlarını baştan yazacak o asimetrik, sezgisel ve bağımsız gücü nerede aramalıyız?
Cedide Köprülü, Ankara Zirvesi’nin perde arkasını siber analizlerden "kedi diplomasisine" uzanan ezber bozan bir felsefeyle aralıyor... İşte o yazı:
Sınır ve Sinir tanımayan diplomasi
Lokum’un o sonsuz ontolojik bunalmışlığı ve kalabalıklar içindeki şehirli yalnızlığı yanında, masaya isli yoğurtla servis edilen geleneksel bir mantı geliyor. Fakat üzerine dökülen şey, yanık tereyağı eşliğinde, Palantir’in o soğuk, gözetleyen ve tahminleyen algoritmik sosu.
Buyurun dostlar buyurun; Halil İbrahim sofrasına…
Ankara Zirvesi’nin ardından diplomatik kulislerin damağında sanki bu absürt lezzet kalıyor gibi: Geleneksel coğrafi sınırların kokusuyla, sınır tanımayan büyük verinin “olası tekinsiz evliliği” ...
Çünkü jeo-politikanın masasında kelime türetmek ile kavram meydana getirmek bambaşka şeylerdir. Her kavram, bir kelimeden doğar ama her kelime, yapısal bir kavram ifade etmez. Kelime türetmek için kendi dilinizin ya da komşu dillerin sınırları içinde, yeni anlam setleri inşa edecek çağrışımlar oluşturabilirsiniz. Mesela bu zirvenin ardından, "Jeo-Katarakt" (Geo-Cataract / Géo-Cataracte) kelimesini ortaya atabilir ve NATO’nun o herkesi körleştiren devasa vizyonunun arkasından, ironik bir saygı duruşu yapabiliriz. Ancak kavram üretmek, madalyonun biraz daha karmaşık ve az daha karanlık yüzünü gösterir. Kavram, kelimenin ham doğasına teorik altyapılar ve ağırlıklar ekleyerek ona, bir yön ve moment kazandırır. Yani o kelimenin etrafında bir düşünce karargâhı ve o merkezin eksenine kümelenmiş, algıları yöneten bilişsel bir ordu üretir. (Bakın yeni bir kelime tamlaması bile bulduk! Cognitive army / Armée cognitive)
Joseph Nye, Soğuk Savaş’ın bitimini kutlayan o zafer sarhoşluğu içinde tam olarak bunu yaptı. 90’lı yıllarda, liberal dünyanın “tarihin sonu” illüzyonunu kutsamak için küresel gazozun şişesini salladı, salladı ve kapağı açtı: Etrafa saçılan o göz alıcı baloncukların arasından tek bir kavram pürüzsüzce süzüldü: Yumuşak Güç; nam-ı diğer: Soft Power.
Nasıl ki “tüfenk” icad olunca sadece mertliğin ayarı kaçmadı, aynı zamanda savaşın doğası ve “kuşların aerodinamiği” de bozulduysa “yumuşak güç” denilen o iletişim aygıtı devreye girdiğinde de zamanın savaş diyalektiği yapı bozuma uğradı. Bir dönemin o göğüs göğse çarpışan “harbi delikanlılığı”; yerini, sinir uçlarını hedef alan, sınırları içeriden çürüten asimetrik bir illüzyon yönetimine bıraktı. Ve Ankara’daki NATO Zirvesi, işbu yumuşak gücün tüm baloncuklarını aynı anda atmosfere salarak, dayanılmaz ve inanılmaz bir gövde gösterisi yaptı. Eleştirmek için söylemiyorum. Gerçekten emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Gastro-diplomasi, animo-diplomasi, tekno-diplomasi, ticari diplomasi, femina-diplomasi, artech-diplomasi (Bunu da şimdi bulduk, armağan olsun…) ve daha niceleri.
Hani filmde de dediği gibi: “…. İlk korner atışını, ilk taç atışını ve hatta ilk kalp atışını…” tahmin etmeye çalıştı.
Tahminlemek... Biraz yabancı mı geliyor kulağa? Gelmesin. Çünkü bu kelime, giderek kavramlaşıyor ve insan tarihi kadar eski bir mesleki melekenin tam da kalp atışını çağırıyor: İstihbarat. İşte bu noktada Palantir gibi dev veri yöneticilerinin inşa ettiği yeni bir savaş ve diplomasi kanalı devreye giriyor. Tüfenkin icadı şöyle dursun, tüm tüfenkleri ve ağa babası savunma sanayi keşiflerini, insandan âri düşündüren ve hareket ettiren “yapay ama çok ehil zekâların!!!” yönelttiği ve yönettiği yeni bir savaş düzeneği. Bu noktadan itibaren Silahlara Veda’nın sayfaları arasından iki kadim sevgilinin ritmik dansı başlıyor: İstihbarat ve diplomasi.
Huysuz İhtiyarların Taaşşuku: Sinyal ve gürültü arasındaki ince meşk…
İstihbarat ve diplomasi; birbirine derin bir nefretle aşık, çok uzun süredir aynı yastığa baş koymuş huysuz ve yaşlı bir çifte benzer. Birbirleri olmadan nefes alamazlar ama aynı odada iki saat baş başa kaldıklarında da masadaki porselenleri birbirlerinin kafasında kırmaktan çekinmezler. Dünyada birbirlerinden başka gerçek dostları da yoktur aslında. En sevdikleri ritüel, loş bir ışık altında bir araya gelip “el âlemi” çekiştirmektir. Çünkü bu toksik dedikodu seansı, onların birbirleriyle iletişim kurma, yani ortak bir anlam üretme yöntemidir. Bu çifti, yapay bir boşanmayla birbirinden ayırmaya kalkarsanız, ikisi de kederinden ölür. Çünkü asırlardır süren o gizli evlilikte, artık hangisinin et, hangisinin tırnak olduğunu kendileri bile unutmuştur.
Bu iki ihtiyar, küresel jeopolitiğin o devasa sahnesinde kusursuz bir düet sergilerler. Biri masanın altından kırık yapboz parçalarını toplar, diğeri masanın üstünde o parçalardan büyüleyici bir tablo üretir. Diplomasiyi ve istihbaratı devlet aygıtından söküp aldığınız an, o heybetli Leviathan’ın bir anda iskambil kağıdından bir kule gibi çökeceğinden emin olabilirsiniz.
Peki, bu iki huysuz ihtiyarın ortak genetik şifresi nedir? Sanılanın aksine gizlilik, soğuk analiz raporları ya da o janjanlı “strateji” kelimesi gibi büyük, yaldızlı laflar değildir. Sadece ve sadece iletişimdir. Daha doğrusu bir stratejik örüntüyü, iletişim kanalıyla yaymak ve yönetmek…
Ancak buradaki iletişim, kitlelerin zannettiği gibi belirli halkla ilişkiler uzmanlarının uğraşması gereken kısıtlı bir disiplin de değildir. İletişim, tüm disiplinlerin üzerinde konumlanan, epistemolojik bir veri iletimi ve anlam/kavram üretiminin sistematize edilmiş en radikal halidir. Neyin, kime, ne zaman, nerede ve hangi tonda fısıldanacağı...
İşte Ankara’daki o şaşaalı masada, bu çiftin düeti tam bir illüzyon yönetimine dönüştü. Diplomasi, Beştepe’nin koridorlarında 32 liderin imzaladığı bildirilerle ittifakın “milli bütçe kaslarını” parlatmakla meşguldü. Ancak tam o esnada, arka odanın loş ışığında istihbarat, masaya yeni bir sos döktü: Büyük verinin o rasyonel, öngörülü ve insan algısını aşan gözetleme mimarisi. Karşımızdaki tablo, bir çeşit teknolojik irredantizm vakası olabilir mi? Bakmak lazım: Neyin, kime, ne zaman, nerede ve hangi tonda fısıldanacağı...
İmkansızı başarmanın yegâne yolu, oyunun kuralları içinde debelenmek değil, oyunun oynandığı şartları kökten değiştirmektir. Ütopyalar da tam olarak bu yüzden elenirler modern dünyada: Kitlelerin o öğrenilmiş çaresizlik gettosunda üzerlerine “imkânsız” yaftası yapıştırılır ve rafa kaldırılırlar.
Peki biz ne yapacağız? İmkansızın o konforlu yalanına mı sığınacağız, yoksa onu gerçekleştirebilme ihtimalinin o tekinsiz, sert gerçekliğine mi manevra yapacağız? Bir şeyin imkansızlığını olabilir kılmanın en kestirme yolu, mevcut şartları esnetmek değil, şartları baştan yazmaktır.
Tıpkı o zirve salonunun tam ortasında, bütçe gürültülerinin ve siber algoritmaların yapay zekâsına inat, merceğe mutlak bir kayıtsızlıkla bakan o beyaz Ankara kedisi gibi. Biz buna “Felis-Diplomasi” (Felis-Diplomacy / Félis-Diplomatie) diyoruz. Açılımı: Durup durup nüfuz alanlarına koku bırakan asimetrik istihbarat paradoksu. Yani milyarlık veri kalkanlarının ve şizoid ittifak surlarının, sınır ve sinir tanımayan saf, ilkel bir sezgi karşısında jeopolitik birer pahalı süse dönüşmesi paradoksu.
Mucit bak! Dünya masadaki parayı sayıp kendi duvarının arkasına saklanırken, biz, o salonun ortasından geçen beyaz kedinin adımlarındaki asimetrik özgürlüğü ve yeni şartları kurma ihtimalini gördük. Şimdi onlar, kendi şizoid gettolarında telsiz parazitlerini dinlemeye devam edebilirler. Bizim hattımızda gürültü yok, sadece net bir kurucu sinyal var ya da olmalı. “Gönül dostluğu ve daim sevdaluk”bir yana dursun; matematiğin ve soğuk analizin just-in-time (zamanında ve anında) örüntü kurma becerisi ve refleksi.
Asıl mesele ise bu sinyali ve reflektif beceriyi, ne kalitede ve hangi kurumsal aklın yöneteceğidir….
Müttefikler, bütçe harcamalarını masada birer güç gösterisi olarak sunadursun; Felis-Diplomasi dediğimiz şey, kuralları gereği, “küresel gücün yeni efendileri” olarak, tanklarıyla değil, kimseler fark etmeden sistemin derinliklerine bıraktıkları o dijital kokularıyla ve sistemik örüntü kurma kabiliyetleriyle alanlarını işaretliyorlar.
Durup durup nüfuz alanlarına koku bırakan bu asimetrik istihbarat paradoksu, modern savunmanın o pahalı surlarını tek bir hamleyle işlevsiz kılabiliyor.
CHP eski Genel Sekreteri Önder Sav, partide yaşanan tartışmalara ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
88 yaşındaki Önder Sav, Nefes gazetesinden Aytunç Erkin'e verdiği röportajda, CHP'deki mevcut yönetimin hukuki meşruiyetinin tartışmalı hale geldiğini öne sürdü.
"İHRAÇLAR HUKUKA AYKIRI"
Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yönetim Kurulu'nun (MYK) istifalar nedeniyle düştüğünü iddia eden Sav, buna rağmen alınan ihraç ve görevden alma kararlarının hukuka aykırı olduğunu savundu.
Kurultayın bir an önce toplanması gerektiğini belirten Sav, delegelerin imza toplamasına rağmen sürecin işletilmediğini ifade ederek, aksi durumda konunun yeniden yargıya taşınabileceğini dile getirdi.
'CHP SEÇİMLERE GİREMEYEBİLİR' İDDİASI
Sav, kurultayların zamanında yapılmamasının ileride seçimlere katılım konusunda da sorun yaratabileceğini öne sürdü.
Yüksek Seçim Kurulu'nun geçmiş kurultay süreçlerini gerekçe göstererek CHP'nin seçimlere katılımını tartışmaya açabileceğini belirten Sav, bunun partinin temsil ettiği siyasi çizgi açısından büyük bir risk oluşturacağını söyledi.
"26 TEMMUZ KRİTİK TARİH"
Kurultayın en geç 26 Temmuz'dan en az 15 gün önce ilan edilmesi gerektiğini savunan Sav, Siyasi Partiler Kanunu kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın da sürece müdahil olması gerektiğini ileri sürdü.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin verdiği "mutlak butlan" kararını da eleştiren Sav, çok sayıda anayasa hukukçusunun bu kararın hukuki dayanağını tartışmalı bulduğunu belirterek Yargıtay'ın kararı bozması gerektiğini ifade etti.
"YENİ PARTİ KURULMASINDA SAKINCA GÖRMEM"
CHP'de siyaset yapma imkanının ortadan kalkması halinde yeni bir siyasi oluşumun kurulmasının meşru olacağını söyleyen Sav, "Hukuk yolları ve siyaset yapma şansı kalmadığı zaman yeni bir yolun kurulmasında hiçbir sakınca görmem." dedi.
"KILIÇDAROĞLU CHP’SİNİN BARAJI GEÇEBİLECEĞİNİ SANMIYORUM"
Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığındaki CHP'nin seçim barajını geçemeyeceğini düşündüğünü belirten Sav, "Üzülerek söylemek isterim ki Kemal Kılıçdaroğlu'nun başında olduğu CHP'nin barajı geçebileceğini sanmıyorum." ifadelerini kullandı.
Yeni parti hazırlıklarında yer aldığı yönündeki iddiaları da reddeden Sav, herhangi bir tüzük çalışmasının içinde bulunmadığını söyledi.
"ÖZGÜR ÖZEL'E YÖNLENDİRME YAPMIYORUM"
Özgür Özel ile yalnızca genel başkan seçilmesinin ardından ve mutlak butlan kararından sonra birer kez görüştüğünü belirten Sav, yeni yapılanma konusunda herhangi bir yönlendirme yapmadığını ifade etti.
Kemal Kılıçdaroğlu ile de bu süreçte görüşmediğini aktaran Sav, "Ben Kemal Bey'in siyasi reflekslerini bilen biriyim. Boşuna kürek sallamak istemem." dedi.
CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi'nde seçilen il başkanı ve il yönetim kurulunun tedbiren görevlerinden uzaklaştırılması talebiyle açılan dava ile kongre ve kongrede alınan kararların iptaline ilişkin davanın görülmesine devam edildi. İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen duruşmada davacı Özlem Erkan ile davalı ve davacı tarafın avukatları hazır bulundu.
Duruşmada söz verilen CHP Genel Başkanlığı avukatı "Dosyaya giren müzekkere cevaplarına karşı beyanda bulunmak üzere süre talep ederiz, ana dosya Yargıtay'da temyiz incelemesindedir, bunun sonucu beklensin, birleştirme ve yetkisizlik itirazlarımızı geri alıyoruz, mahkeme takdir ederse tedbir kararı kaldırılabilir, bu takdirde Genel Merkez İstanbul İl Yönetimine atama yapacaktır" dedi. Davacı Özlem Erkan ise "Biz kararı mahkemeye bırakıyoruz" dedi.
GÜRSEL TEKİN GÖREVİNE DEVAM EDECEK
Ara kararını açıklayan hakim, taraflara daha önce verilen tedbir kararının kaldırılması, değiştirilmesi hususunda beyanda bulunmaları için 2 haftalık süre verilmesine ve Ankara 36. Hukuk Dairesinin kararının Yargıtay'dan dönüşünün beklenilmesi ile dosyanın akıbetinin sorulmasına karar verdi.
Ara kararla birlikte daha önce verilen tedbir ara kararının devamına hükmedildi. Ara kararla Gürsel Tekin görevine devam edecek.
GENAR Araştırma Şirketi'nin Türkiye genelindeki 81 ilde 2 bin 200 kişiyle gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamasında seçmenlerin parti tercihleri mercek altına alındı.
AK Parti birinci parti
Katılımcılara, "Bu pazar milletvekili genel seçimi yapılsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz?" sorusu yöneltilirken, ankette AK Parti yüzde 36,2 ile ilk sırada yer aldı. CHP'nin oy oranı ise yüzde 28,3 olarak ölçüldü.
AK Parti: 36,2
CHP: 28,3
HDP: 9,2
MHP: 8,1
İYİ Parti: 7,1
Yeniden Refah Partisi: 3,8
Anahtar Parti: 2,5
Zafer Partisi: 2,1
Türkiye İşçi Partisi: 1,3
Diğer: 1,4
GENAR Araştırma ekibi, AK Parti ile CHP arasında oluşan oy farkına ilişkin değerlendirmesinde, ortaya çıkan tablonun seçmen eğilimlerindeki değişimi yansıttığını belirterek sonuçları analiz etti.
"Haziran ayı ölçümünde AK Parti %36,2 ile birinci sırada yer alırken CHP %28,3’te kalmış; bu iki partiyi DEM Parti %9,2, MHP %8,1, İYİ Parti %7,1, Yeniden Refah Partisi %3,8, Anahtar Parti %2,5, Zafer Par tisi %2,1, TİP %1,3 ve diğer partiler %1,4 oy oranları ile izlemiştir. Bu sıralama, siyasî partiler arası dengede köklü bir kırılmadan çok mevcut hiyerarşinin korunduğunu, CHP krizinin henüz sandığa tam olarak yansımadığını gösteriyor."
CHP İletişim Koordinatörü Ali Haydar Fırat, Özgür Özel döneminde CHP'nin medyaya ödediği paraları tek tek açıkladı. Özellikle sosyal medya platformu X'te yalnızca 2 bin 500 takipçisi olan "Baba Ocağı" adlı internet sitesine aktarılan para şaşkına çevirdi.
Gazeteci Enver Aysever'in YouTube kanalında konuşan Fırat, CHP'ni medya kuruluşlarına ve sosyal medya mecralarına yaptığı ödemelere dair şok edici rakamlar paylaştı. Partinin resmi kayıtlarına dayandırdığı bu verileri ilk kez açıkladığını belirten Fırat, medya ile siyaset arasındaki finansal ilişki ağını gözler önüne serdi.
HALK TV VE TELE1'E MİLYONLAR AKMIŞ
Fırat’ın paylaştığı listeye göre, CHP’nin kasasından televizyon kanallarına ciddi miktarlarda kaynak aktarıldı. Fırat, resmi kayıtlara göre Özgür Özel döneminde CHP kasasından Halk TV’ye 79 milyon 220 bin TL, Tele1’e 33 milyon 700 bin TL ve Tele2’ye ise 3 milyon TL ödeme yapıldığını bildirdi. Fırat, bu meblağların "hizmet alımı" ya da "reklam" adı altında belgelendiğini ifade etti.
TAKİPÇİSİ OLMAYAN SİTEYE AYLIK 5 MİLYON LİRA
Fırat'ın açıkladığı verilerde "Baba Ocağı" adlı internet sitesine yapılan ödemeler ise şaşkınlığa neden oldu. Fırat, söz konusu siteye her ay 5 milyon TL ödendiğini hesaplarda gördüğünü açıkladı. Fırat, sitenin sosyal medya platformu X'te yalnızca 2 bin 500 takipçisi olduğunu ve kayda değer bir habercilik faaliyetine rastlamadığını ifade etti.
SOSYAL MEDYA TROLLERİNE YAKLAŞIK 1 MİLYAR TL VERİLMİŞ
CHP İletişim Koordinatörü Fırat, sosyal medyadaki troll ağları ve reklam şirketleri üzerinden yaklaşık 770-775 milyon TL'lik bir paranın aktarıldığını da iddia etti. Bu paranın belirli şirketler ve kişiler üzerinden dağıtıldığını savunan Fırat, şu teknik detayları paylaştı:
34 bin yapay zeka destekli hesap: 2 bin 11 kişilik gruplara ayrılmış bir sistem üzerinden çalışılıyor.
Algoritma ile hedef alma: Belirlenen isimlerin (örneğin Enver Aysever) paylaşımlarının altına yapay zeka ve bu hesaplar aracılığıyla on binlerce hakaret ve küfür dolu yorum gönderiliyor.
ARKASINDA İMAMOĞLU VE ÖZEL VAR
Ali Haydar Fırat, bu devasa sosyal medya gücünün Kemal Kılıçdaroğlu’nun itibarını sarsmak için kullanıldığını iddia etti. Enver Aysever’in bu organizasyonun arkasında kimin olduğunu sorması üzerine Fırat, hem Ekrem İmamoğlu hem de Özgür Özel ekiplerinin bu süreci birlikte yürüttüğünü savundu. Fırat, özellikle "Hain Kemal" sloganının bu merkezlerden çıkarıldığını ve Kılıçdaroğlu’na yönelik 2,5 yıldır süren bir linç operasyonunun parçası olduğunu ileri sürdü.
"BABA OCAĞI" SİTESİNDEN İDDİALARA CEVAP
Öte yandan iddiaların odağındaki "Baba Ocağı" isimli internet sitesinin X hesabından açıklama geldi. Yapılan açıklamada iddiaların gerçek olmadığı öne sürülerek şu ifadelere yer verildi:
"Bizim tüm mali işlemlerimiz resmi kayıt altındadır. Patronajımızın; KRT TV, Anka Haber Ajansı ve Baba Ocağı süreçlerinin tamamı kayıtlıdır. Tek bir kayıt dışı işlemimiz bulunmamaktadır. Üstelik bu süreçler defalarca denetlenmiş ve incelenmiştir. Buradan Sayın Ali Haydar Fırat’a açık çağrımızdır: İddianızı resmi, hukuki ve somut belgelerle ispat edin. Eğer Baba Ocağı’na her ay 5 milyon TL ödeme yapıldığını ispat edebilirseniz, onurumuzla sürdürdüğümüz gazetecilik mesleğini aynı gün bırakacağız."
"İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" davasında 59'u tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın 64. duruşması başladı.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ile eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.
Bir kısım tutuksuz sanıklar ile avukatların da geldiği duruşmada, CHP'li bazı milletvekilleri ve tutukluların yakınları izleyici olarak yer aldı.
İMAMOĞLU SALONDAN ÇIKARILDI
Duruşma, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in avukatlarının savunmasının alınmasıyla başladı.
Geçtiğimiz hafta mahkeme başkanıyla tartıştığı için salondan çıkarılan İmamoğlu, bugün de duruşmadan kovuldu.
Mahkeme Başkanı, ısrarla savunma yapmaktan kaçınan İmamoğlu'na "Sabırla dinliyoruz. Biz program yaptık. Sizi susturmaya çalışmıyoruz. Israrla uzatmak için pazarlık hâlinde iki gün kaybettik. Ya savunmanızı alacağız ya da susma hakkınızı kullandığınızı zapta geçireceğiz. Yapmadığınız şey kalmadı burada. Savunma hakkı bu kadar sınırsız bir şey değil. Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Benimle pazarlık yapmaya geldiyseniz sizi salondan çıkartacağım, Ekrem Bey. Savunmanızı yaparsınız ya da dışarı çıkartırım" dedi.
"Ben savunma yapmaktan kaçmıyorum. Ben buraya yargılamaya geldim." diyen İmamoğlu'na, mahkeme başkanı "Sen buraya yargılanmaya geldin, yargılamaya değil. Burası senin yargılayabileceğin bir makam değil" cevabını verdi.
Tartışmanın ardından Mahkeme Başkanı, İmamoğlu için ikinci kez CMK 203 uygulayarak salondan çıkartılması kararını verdi.
İŞTE İSTENEN CEZALAR
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.
İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.
Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaatle sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğu"na ilişkin değerlendirme yapılıyor.
İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.
Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.
İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma", "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
Ongun'un "rüşvet", 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.
İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.
İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.
Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
İKİ DOSYA BİRLEŞTİRİLDİ
Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de arasında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.
İddianamede, tutuklu sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan ile tutuksuz sanıklar Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8'er aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.
Yargılama sürecinde birleşen dosyadakilerle birlikte 51 sanığın tahliyesiyle davada, 59 tutuklu sanık bulunuyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet eş-Şara, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında Ankara’ya geldi. Şara’yı Esenboğa Havalimanı’nda Ticaret Bakanı Ömer Bolat karşıladı.
BAKAN BOLAT HAVALİMANINDA KARŞILADI
Bolat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen 36’ncı NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında ülkemize gelen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet eş-Şara'yı Ankara'da Esenboğa Havalimanı'nda karşıladık. Türkiye, diplomasiyi, bölgesel istikrarı ve karşılıklı ekonomik iş birliğini güçlendiren girişimlerini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin 22 yıl aradan sonra ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi kapsamında Ankara'da bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, önemli açıklamalarda bulundu.
Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan övgü dolu sözlerle bahseden Trump, F-35'lerin Türkiye'ye verileceğini bir kez daha söyledi.
"ERDOĞAN'I SEVİYORUM, TÜRKİYE ÇOK GÜÇLÜ"
Trump şu ifadeleri kullandı:
"Bazı liderleri sevmiyorum, bazılarını seviyorum. Erdoğan'ı seviyorum. Türkiye çok güçlü, bizim en iyi ekipmanlarımıza sahipler ve F-35'leri alacaklar"
MİÇOTAKİS'E TÜRKİYE'YE VERİLECEK F-35'LER SORULDU
Öte yandan Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Türkiye'ye F-35'lerin verilmesi hakkındaki soruyu cevapsız bıraktı. Miçotakis, "Turmp ve Erdoğan'ın F-35 açıklamasına yorum yapmam. Bütün NATO müttefiklerinin hassasiyetlerinin göz önünde bulundurulması gerek" dedi.
NETANYAHU'YU DA KORKU SARDI
CNN News'e konuşan İsrail Başbakanı Netanyahu ise, "F-35'lerin satılması Orta Doğu'daki güç dengesini yok edecektir, çünkü bence Türkiye'nin saldırgan emelleri var. Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmak istediklerini söylüyorlar. Ben olsam satmazdım" ifadelerini kullanmıştı.
36. NATO Liderler Zirvesi'ne Türkiye 2. kez ev sahipliği yapıyor.
32 ülke liderlerini bir araya getiren zirveye ABD Başkanı Donald Trump da katılıyor.
Zirveye geleceğini "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için" diyerek duyuran Donald Trump, Ankara'ya ulaştı.
TRUMP, ANKARA'YA ULAŞTI
Zirve öncesi Türkiye'ye resmi ziyaret gerçekleştiren Trump'ı taşıyan uçak, Ankara Havalimanı'na iniş yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump'ı havalimanında karşıladı.
İki ülke lideri ilk karşılaşmada tokalaştı, sohbet etti.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE TRUMP 15.00'DA GÖRÜŞECEK
Türkiye ve ABD ilişkilerinin detaylı olarak masaya yatırılacağı bir ikili görüşme gerçekleştirilmesi bekleniyor.
Afyonkarahisar'da, AK Partili Gebeceler Belde Belediye Başkanı İsa Atay, görevinden istifa etti.
Henüz istifanın gerekçesine dair resmi bir açıklama yapılmazken, AK Parti'den açıklama geldi.
"PARTİMİZLE YOLLARI AYRILDI"
AK Parti Afyonkarahisar İl Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Merkez Gebeceler Belediye Başkanı İsa Atay, AK Parti üyeliğinden istifa etmiş olup, partimizle yolları ayrılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur." ifadelerine yer verildi.
ATD Başkanı Berker Bülbüloğlu, NATO Zirvesi'nin Ankara'yı diplomasi ve kongre turizminin önemli merkezlerinden biri haline getirebileceğini belirterek, doğru stratejiyle kentin üç yılda 200-250 milyon dolar doğrudan gelir elde edebileceğini söyledi.NATO ZİRVESİ ANKARA EKONOMİSİ İÇİN YENİ BİR DÖNEMAnkara Turizm Derneği (ATD) Başkanı Berker Bülbüloğlu, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi'nin yalnızca uluslararası diplomasi açısından değil, turizm ve kent ekonomisi bakımından da önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Zirvenin tek seferlik bir organizasyon olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Bülbüloğlu, doğru planlama ve sürdürülebilir bir stratejiyle Ankara'nın diplomasi ve kongre turizminin önemli merkezlerinden biri haline gelebileceğini dile getirdi.Bülbüloğlu, başkentin sahip olduğu kamu kurumları, diplomatik temsilcilikler, ulaşım altyapısı ve konaklama kapasitesiyle uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek güçlü bir altyapıya sahip olduğunu belirterek, NATO Zirvesi'nin bu potansiyelin dünyaya gösterilmesi açısından önemli bir vitrin görevi üstleneceğini ifade etti.
"3 YILDA 250 MİLYON DOLARLIK EKONOMİK HAREKETLİLİK OLUŞTURABİLİR"Dünyada hızla büyüyen MICE (Toplantı, Teşvik, Kongre ve Etkinlik) sektörünün ekonomik büyüklüğünün 1 trilyon doların üzerine çıktığını hatırlatan Bülbüloğlu, diplomasi ve kongre turizminin klasik tatil turizmine göre çok daha yüksek katma değer ürettiğini söyledi.Ankara'nın NATO Zirvesi sonrasında düzenli olarak uluslararası zirvelere, kongrelere ve diplomatik toplantılara ev sahipliği yapması halinde önemli ekonomik kazanımlar elde edebileceğini belirten Bülbüloğlu, "Gerçekçi senaryoya göre Ankara'nın bu yeni turizm alanından üç yıl içinde 200 ila 250 milyon dolar arasında doğrudan gelir elde etmesi mümkün. Bugünkü kurla bu rakam yaklaşık 9,3 ila 11,6 milyar liralık ekonomik hareketliliğe karşılık geliyor. Bu hesap yalnızca konaklama, yeme-içme, ulaşım, organizasyon, salon kiralama, alışveriş ve hizmet sektöründeki harcamaları kapsıyor. Yeni yatırımlar, marka değerindeki artış ve uluslararası uçuşların sağlayacağı ekonomik katkılar ise bu rakamlara dahil değil" dedi.BAŞKENT DÜNYA DİPLOMASİSİNİN ODAĞI OLACAKBülbüloğlu, NATO Zirvesi'nin büyüklüğünün Ankara'nın uluslararası görünürlüğünü önemli ölçüde artıracağını belirterek, zirve kapsamında NATO'ya üye 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının başkentte bir araya geleceğini söyledi.Zirveye NATO Genel Sekreteri'nin yanı sıra yaklaşık 100 bakan, çok sayıda uluslararası kuruluş temsilcisi, üst düzey diplomat ve davetli ülke liderlerinin katılacağını ifade eden Bülbüloğlu, organizasyonu yaklaşık 3 bin uluslararası gazetecinin takip edeceğini, güvenliğin sağlanması için ise 56 bin 288 güvenlik personelinin görev yapacağını kaydetti.
Bu tablonun Ankara'nın birkaç gün boyunca dünyanın en önemli diplomasi merkezlerinden biri haline geleceğini gösterdiğini belirten Bülbüloğlu, zirvenin uluslararası kamuoyunda oluşturacağı görünürlüğün ilerleyen yıllarda yeni organizasyonların önünü açabileceğini dile getirdi."DÜNYANIN ÖNDE GELEN DİPLOMASİ ŞEHİRLERİ BU MODELİ UYGULUYOR"Brüksel, Cenevre, Viyana, Washington ve Singapur gibi şehirlerin yıllardır diplomasi ve uluslararası toplantı turizminden önemli gelir elde ettiğini söyleyen Bülbüloğlu, bu kentlerin ortak özelliğinin yıl boyunca yüksek harcama yapan ziyaretçileri ağırlamaları olduğunu ifade etti.Uluslararası kuruluşların ve diplomatik organizasyonların düzenli olarak bu şehirlerde gerçekleştirilmesinin otellerden restoranlara, ulaşım sektöründen perakende ticarete kadar birçok alanda ekonomik canlılık oluşturduğunu belirten Bülbüloğlu, Ankara'nın da benzer bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.DİPLOMASİ TURİSTİ DAHA YÜKSEK KATMA DEĞER SAĞLIYORDiplomasi ve kongre amaçlı seyahat eden ziyaretçilerin tatil turistlerine kıyasla çok daha fazla harcama yaptığına dikkat çeken Bülbüloğlu, bu grubun kişi başına en yüksek ekonomik katkıyı sağlayan ziyaretçi profili arasında yer aldığını ifade etti.Türkiye'nin 2025 yılı turizm gelirinin 65,2 milyar dolar, turist başına gecelik ortalama harcamanın ise yaklaşık 100 dolar seviyesinde bulunduğunu hatırlatan Bülbüloğlu, diplomasi ve kongre turizmine katılan ziyaretçilerin ise bunun iki ila dört katı harcama yapabildiğini belirtti.Türkiye'de diplomasi turizminin henüz stratejik bir sektör olarak ele alınmadığını ifade eden Bülbüloğlu, Ankara'nın sahip olduğu avantajların bugüne kadar yeterince ekonomik değere dönüştürülemediğini, NATO Zirvesi'nin ise bu anlayışı değiştirebilecek önemli bir başlangıç olabileceğini söyledi.ANKARA'NIN GÜÇLÜ ALTYAPISI AVANTAJ SAĞLIYORBaşkentin diplomasi turizmi açısından önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Bülbüloğlu, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve tüm bakanlıkların Ankara'da bulunmasının uluslararası temaslar açısından büyük kolaylık sağladığını ifade etti.Kentte 140'ın üzerinde diplomatik temsilciliğin faaliyet gösterdiğini belirten Bülbüloğlu, savunma sanayisinin merkezi konumunda bulunan Ankara'nın 20'den fazla üniversitesi, uluslararası standartlarda otelleri, kongre ve toplantı salonları, gelişmiş güvenlik altyapısı, Esenboğa Havalimanı ve yüksek hızlı tren bağlantılarıyla büyük ölçekli uluslararası organizasyonları rahatlıkla ağırlayabilecek kapasiteye sahip olduğunu dile getirdi.
Uluslararası zirvelerin düzenli olarak Ankara'da yapılmasının havayolu şirketlerinin yeni destinasyon planlamalarını da etkileyebileceğini söyleyen Bülbüloğlu, bunun yeni direkt uçuşların açılmasına ve başkentin uluslararası erişilebilirliğinin artmasına katkı sağlayacağını kaydetti."KALICI STRATEJİYLE ANKARA KAZANIR"NATO Zirvesi'nin Ankara için uzun vadeli bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Bülbüloğlu, diplomasi turizminin stratejik biçimde geliştirilmesi halinde başkentin uluslararası görünürlüğünün güçleneceğini, yatırımcı ilgisinin artacağını ve kent ekonomisine yüz milyonlarca dolarlık doğrudan katkı sağlanabileceğini söyledi.Bülbüloğlu, "Ankara'nın sahip olduğu altyapı, diplomatik birikim ve kurumsal kapasite bu hedef için önemli avantajlar sunuyor. NATO Zirvesi bu potansiyeli harekete geçirecek tarihi bir başlangıç olabilir. Doğru planlama ve kararlı adımlarla Ankara, dünyanın önde gelen diplomasi ve kongre şehirlerinden biri haline gelebilir" değerlendirmesinde bulundu.
Son dakika haberi: Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin, "Şimdi Allah'ın izniyle bu yaz ayları bitmeden bu raporun gereği olan işler yapılacak. Terör örgütünün silahlarını tamamen bırakması, tasfiyesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılacak yasalarla artık bu iş tamamen geride kalacak, bu ülkede birlik ve beraberlik hakim olacak." dedi.
Kurtulmuş, himayelerinde, Şırnak'taki Cudi Dağı Sefine bölgesinde düzenlenen "Hazreti Nuh'u Anma Merasimi"ndeki konuşmasına, "Doğu'nun ve Batı'nın sahibi, Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın ve bütün insanların Rabb'i olan, arşın ve kürsünün, kainatın ve mükevvenatın maliki olan yüce Allah'ın kulları, aziz Müslümanlar, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz." diyerek başladı.
Şehr-i Nuh olan Şırnak'ta bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kurtulmuş, Kur'an-ı Kerim'de bildirilen Hazreti Nuh'un kıssasının dersler çıkaracak en önemli kıssalardan olduğunu söyledi.
Hazreti Nuh'un burada karaya oturan gemisinin sadece fiziki bir gemiden ibaret olmadığını, bir kurtuluş nişanesi ve kurtuluş adresi olduğunu belirten Kurtulmuş, "Hazreti Nuh'un Gemisi'ne binenler, sadece tufandan değil, aynı zamanda tuğyandan da yani Rabb'e karşı isyandan da kurtulmuş olan insanlardır. Dolayısıyla Hazreti Nuh'un kıssasının içerisinde öğrettiklerini anlayarak, özümseyerek ve o yolda ilerleyerek Allah'ın izniyle her türlü zorluklardan, her türlü meşakkatten uzaklaşacağız" şeklinde konuştu.
Hazreti Nuh'un, Hazreti İbrahim'in, Hazreti Musa'nın, Hazreti İsa'nın ve Hazreti Muhammed'in getirdiği risalete onları görmeden inandıklarını belirten Kurtulmuş, "Ne mutlu sizlere ki Hazreti Nuh'un ayak izlerinin olduğu, onun Rabb'ine yakardığı bir beldede, onun izini sürerek, onun getirdiği inanca sahip olarak yaşıyorsunuz. Allah bu topraklara kıyamete kadar Hazreti Nuh'un, Hazreti İbrahim'in, Hz. Musa'nın, Hazreti İsa'nın ve Hazreti Muhammed'in izinden yürüyen nice insanların gelmesini ve burada yaşamalarını nasip etsin" diye konuştu.
Kurtulmuş, Şırnaklı ve Cizrelilerin bu güzel beldeye hep beraber sahip çıktıklarını dile getirerek, Hazreti Nuh'un Gemisi'nin indiği yer olarak rivayet edilen bölgeye yürüyerek giden insanların olduğunu görmekten de memnuniyeti duyduğunu belirtti.
Herkesin dualarının kabul olması temennisinde bulunan Kurtulmuş, bütün peygamberlerin öğretilerinin başında gelenin, "vahdet" olduğunu ifade etti.
Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hazreti Nuh'un Gemisi'nden de fevkalade önemli mottolar elde ettik. Orada da sabrı, hikmeti, dayanışmayı, kurtuluşu, yeniden dirilmeyi öğrendik. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de diyor ki, 'Ey inananlar, Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılmayın, bölünmeyin, parçalanmayın, hep beraber Allah'ın kulları olarak Allah'ın ipine sarılın.' Allah'ın ipine sarılmak hiç şüphesiz mecazi bir anlamdır. Hakka, hakikate sarılmak demektir. İnsafa, vicdana, adalete, merhamete, insanlığa sarılmak demektir. Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak demek, yanındaki kardeşini, etnik kökeni ne olursa olsun, ailesi, soyu sopu ne olursa olsun, anasının dili ne olursa olsun Allah'ın kulu ve Müslüman kardeşi olarak kabul etmektir, her bir Müslüman kardeşini en az kendisi kadar aziz olarak bilmektir. Allah'ın ipine inşallah hep beraber sımsıkı sarılacağız, kardeşliğe sarılacağız, birliğe, beraberliğe sarılacağız. Çünkü bu ülkede yaşayan milletimizin 86 milyon tamamının birbirinden ayrısı gayrısı yoktur. Geçmişimiz birdir, geleceğimiz birdir, kaderimiz birdir, bugünümüz de birdir. Bizi bizden ayıracak hiçbir şey yoktur. Örfümüz, adetimiz, kullandığımız kelimeler, cümlelerimiz, yasımız, düğünümüz, halayımız birdir. Bu kadar çok birliğin içerisinde vahdetle, birlik içerisinde Allah'ın ipine, kardeşliğe sarılarak çok daha güçlü olacağız."
"80 BİN VARİL SEVİYESİNİ AŞMIŞ BİR PETROL ÜRETİMİYLE ŞIRNAK GABAR ŞENLENMİŞ OLDU"
Geçen yıl Şırnak Gabar'da petrolün çıkartıldığı bölgede 40'a yakın milletvekiliyle törene katıldıklarını anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
"Çok şükür bugün 80 bin varil seviyesini aşmış bir petrol üretimiyle Şırnak Gabar şenlenmiş oldu. O dağlarda bir zamanlar bırakın petrol çıkarmayı, insanların piknik yapması, yürümesi, oradan geçmesi bile mümkün değildi. Çok şükür bugün buradayız. Şehr-i Nuh'ta, Nuh Aleyhisselam'ın manevi gölgesinde, Nuh Aleyhisselam'ı anma törenlerindeyiz. On binlerle ifade edilecek kardeşimiz bu törenlere katıldı. Allah ömür ve imkan verirse yukarıda direklerini gördüğünüz cami, inşallah önümüzdeki sene burada kutlayacağımız törenlerle açılacak. Allah ömür verirse önümüzdeki sene burada yapacağımız törenleri de Türkiye Büyük Millet Meclisinin tam himayesine alarak bundan sonraki yıllarda da geleneksel olarak devam etmesini sağlayacağız."
"BU DAĞLARDA, BU OVALARDA, BU ŞEHİRLERDE KARDEŞLİK TÜRKÜLERİ SÖYLEYECEĞİZ"
Bu dağlarda artık deflerden yasların, ağıtların seslerinin yükselmeyeceğini, anaların gözyaşlarıyla iniltilerinin türkülere, ağıtlara karışmayacağını ifade eden Kurtulmuş, "Bu dağlarda, bu ovalarda, bu şehirlerde, Türkiye'nin her bir karışında sadece ve sadece kardeşlik türküleri söyleyeceğiz, halaylar çekeceğiz, birliğimizi ifade edeceğiz, dirliğimizi ifade edeceğiz" dedi.
Kurtulmuş, bu dağların artık barışın, kardeşliğin, insanlığın, huzurun ve geleceğin inşa edileceği topraklar olacağını vurguladı.
Geçen yaz TBMM'de kurulan ve başarılı müzakereler sonucu raporlaştırılan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları hakkında bilgi veren Kurtulmuş, komisyon raporunda bütün partilerin ittifakıyla bir yol haritasının ortaya konulduğunu belirtti.
Kurtulmuş, "Şimdi Allah'ın izniyle bu yaz ayları bitmeden bu raporun gereği olan işler yapılacak. Terör örgütünün silahlarını tamamen bırakması, tasfiyesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılacak yasalarla birlikte artık bu iş tamamen geride kalacak, bu ülkede birlik ve beraberlik hakim olacak" açıklamasında bulundu.
"ARTIK BU DAĞLARDA TEFLERİMİZDEN AĞITLARIN SESLERİ YÜKSELMEYECEK"
Hazreti Nuh'u anma töreninin 1984'ten bu yana kutlanamadığını, o günden bu yana binlerce vatan evladının şehit olduğunu ifade eden Kurtulmuş, bu memlekette eline başkalarının ürettiği silahlar ve bombalar tutuşturulanların gencecik yaşta dağlara salındığını ve dağlarda birçoğunun öldüğünü söyledi.
Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Artık bu dağlarda teflerimizden yaslar, ağıtların sesleri yükselmeyecek. Artık bu topraklarda, şarkılarımızda analarımızın ağlamaları, gözyaşlarıyla iniltileri türkülerimize, ağıtlarımıza karışmayacak.
Bu dağlarda, bu ovalarda, bu şehirlerde, Türkiye'nin her bir karışında sadece ve sadece kardeşlik türküleri söyleyeceğiz, halaylar çekeceğiz, birliğimizi, dirliğimizi ifade edeceğiz.
Kürt'ün de Rabb'i bir, Türk'ün de Rabb'i bir. Kürt'ü Türk'ten ayırt eden hiçbir kültürel ve inanç özelliği yok. Artık bizim Kürt Ahmet ile Türk Mehmet yan yana aynı okulun sınıfında olacak, aynı fabrikada çalışacak, aynı ülkenin evladı olacak, hep beraber daha ileriye hazırlanmak için mücadele edecek.
Selahaddin Eyyubi'nin çocuklarını, Kılıçarslan'ın, Alparslan'ın çocuklarından ayırt eden hiçbir şey yoktur. Ahmed-i Hani'nin, Molla Ahmed-i Cezeri'nin, Fakiyi Teyran'ın fikirleriyle Yunus Emre'nin, Mevlana Celaleddin'in fikirleri arasında bir harf miktarı farklılık yoktur. Böylesine büyük bir birliği ve beraberliği elin oğlunun ekmeğine yağ sürmek için hiçbir şekilde kaybetmeyeceğiz. Kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi, dirliğimizi gözümüzün içi gibi koruyacağız. Biz bir oldukça, birlikte oldukça, hep beraber kardeşlikle kalplerimiz yoğruldukça Allah'ın izniyle bir daha inanıyorum ki bu memleketin hiçbir yerinde hiçbir evladı terörle karşılaşmayacak, hiçbir insanımız terörün mağduru asla olmayacak."
Gelecek dönemde çok daha güçlü gelişecek Şırnak'ta kardeşliği, barışı, birlikte yaşamanın iradesini hep beraber ortaya koyacaklarını ifade eden Kurtulmuş, "Allah birliğimizi, dirliğimizi daim etsin. Allah bu ülkeyi, bu ülkenin her karışında var olan manevi önderlerin gösterdiği istikamette Şehr-i Nuh'un evlatlarına, Hazreti Nuh Aleyhisselam'ın ve yanındaki bir avuç müminin gösterdiği istikamette yürümeyi nasip etsin diyorum" diye konuştu.
Kurtulmuş'un konuşmasının ardından Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş tarafından dua okundu, barışın sembolü olarak ellerde zeytin dallarıyla güvercin uçuruldu.
BAŞKAN KURTULMUŞ'TAN PAYLAŞIM
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Cudi Dağı'ndaki programlarının ardından sosyal medya hesabından ziyaretlerine ilişkin paylaşımda bulundu.
Başkan Kurtulmuş paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
"Cudi Dağı’nda, Hz. Nuh’un Gemisi’nin indiği yer olarak rivayet edilen tarihi Sefine Mevkii’nde öğle namazımızı Şırnaklı kardeşlerimizle birlikte eda ettik.
Yapımı devam eden Cudi Dağı Sefine Hz. Nuh Nebi Camii’ni ziyaret ederek çalışmaları yerinde inceledik ve inşa sürecine temsili bir katkıda bulunduk.
Bu mübarek coğrafyada yükselen bu anlamlı eserin birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin güçlü bir nişanesi olacağına yürekten inanıyor; caminin yapımına emeği bulunan herkese teşekkür ediyorum."
<p> Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin, "Şimdi Allah'ın izniyle bu yaz ayları bitmeden bu raporun gereği olan işler yapılacak. Terör örgütünün silahlarını tamamen bırakması, tasfiyesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılacak yasalarla artık bu iş tamamen geride kalacak, bu ülkede birlik ve beraberlik hakim olacak." dedi.</p>
<p>Kurtulmuş, himayelerinde, Şırnak'taki Cudi Dağı Sefine bölgesinde düzenlenen "Hazreti Nuh'u Anma Merasimi"ndeki konuşmasına, "Doğu'nun ve Batı'nın sahibi, Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın ve bütün insanların Rabb'i olan, arşın ve kürsünün, kainatın ve mükevvenatın maliki olan yüce Allah'ın kulları, aziz Müslümanlar, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz." diyerek başladı.</p>
<p>Şehr-i Nuh olan Şırnak'ta bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kurtulmuş, Kur'an-ı Kerim'de bildirilen Hazreti Nuh'un kıssasının dersler çıkaracak en önemli kıssalardan olduğunu söyledi.</p>
<p>Hazreti Nuh'un burada karaya oturan gemisinin sadece fiziki bir gemiden ibaret olmadığını, bir kurtuluş nişanesi ve kurtuluş adresi olduğunu belirten Kurtulmuş, "Hazreti Nuh'un Gemisi'ne binenler, sadece tufandan değil, aynı zamanda tuğyandan da yani Rabb'e karşı isyandan da kurtulmuş olan insanlardır. Dolayısıyla Hazreti Nuh'un kıssasının içerisinde öğrettiklerini anlayarak, özümseyerek ve o yolda ilerleyerek Allah'ın izniyle her türlü zorluklardan, her türlü meşakkatten uzaklaşacağız." şeklinde konuştu.</p>
<p>Hazreti Nuh'un, Hazreti İbrahim'in, Hazreti Musa'nın, Hazreti İsa'nın ve Hazreti Muhammed'in getirdiği risalete onları görmeden inandıklarını belirten Kurtulmuş, "Ne mutlu sizlere ki Hazreti Nuh'un ayak izlerinin olduğu, onun Rabb'ine yakardığı bir beldede, onun izini sürerek, onun getirdiği inanca sahip olarak yaşıyorsunuz. Allah bu topraklara kıyamete kadar Hazreti Nuh'un, Hazreti İbrahim'in, Hz. Musa'nın, Hazreti İsa'nın ve Hazreti Muhammed'in izinden yürüyen nice insanların gelmesini ve burada yaşamalarını nasip etsin." diye konuştu.</p>
<p>Kurtulmuş, Şırnaklı ve Cizrelilerin bu güzel beldeye hep beraber sahip çıktıklarını dile getirerek, Hazreti Nuh'un Gemisi'nin indiği yer olarak rivayet edilen bölgeye yürüyerek giden insanların olduğunu görmekten de memnuniyeti duyduğunu belirtti.</p>
<p>Herkesin dualarının kabul olması temennisinde bulunan Kurtulmuş, bütün peygamberlerin öğretilerinin başında gelenin, "vahdet" olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:</strong></p>
<p>"Hazreti Nuh'un Gemisi'nden de fevkalade önemli mottolar elde ettik. Orada da sabrı, hikmeti, dayanışmayı, kurtuluşu, yeniden dirilmeyi öğrendik. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de diyor ki, 'Ey inananlar, Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılmayın, bölünmeyin, parçalanmayın, hep beraber Allah'ın kulları olarak Allah'ın ipine sarılın.' Allah'ın ipine sarılmak hiç şüphesiz mecazi bir anlamdır. Hakka, hakikate sarılmak demektir. İnsafa, vicdana, adalete, merhamete, insanlığa sarılmak demektir. Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak demek, yanındaki kardeşini, etnik kökeni ne olursa olsun, ailesi, soyu sopu ne olursa olsun, anasının dili ne olursa olsun Allah'ın kulu ve Müslüman kardeşi olarak kabul etmektir, her bir Müslüman kardeşini en az kendisi kadar aziz olarak bilmektir. Allah'ın ipine inşallah hep beraber sımsıkı sarılacağız, kardeşliğe sarılacağız, birliğe, beraberliğe sarılacağız. Çünkü bu ülkede yaşayan milletimizin 86 milyon tamamının birbirinden ayrısı gayrısı yoktur. Geçmişimiz birdir, geleceğimiz birdir, kaderimiz birdir, bugünümüz de birdir. Bizi bizden ayıracak hiçbir şey yoktur. Örfümüz, adetimiz, kullandığımız kelimeler, cümlelerimiz, yasımız, düğünümüz, halayımız birdir. Bu kadar çok birliğin içerisinde vahdetle, birlik içerisinde Allah'ın ipine, kardeşliğe sarılarak çok daha güçlü olacağız."</p>
<p><strong>"80 BİN VARİL SEVİYESİNİ AŞMIŞ BİR PETROL ÜRETİMİYLE ŞIRNAK GABAR ŞENLENMİŞ OLDU"</strong></p>
<p>Geçen yıl Şırnak Gabar'da petrolün çıkartıldığı bölgede 40'a yakın milletvekiliyle törene katıldıklarını anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:</p>
<p>"Çok şükür bugün 80 bin varil seviyesini aşmış bir petrol üretimiyle Şırnak Gabar şenlenmiş oldu. O dağlarda bir zamanlar bırakın petrol çıkarmayı, insanların piknik yapması, yürümesi, oradan geçmesi bile mümkün değildi. Çok şükür bugün buradayız. Şehr-i Nuh'ta, Nuh Aleyhisselam'ın manevi gölgesinde, Nuh Aleyhisselam'ı anma törenlerindeyiz. On binlerle ifade edilecek kardeşimiz bu törenlere katıldı. Allah ömür ve imkan verirse yukarıda direklerini gördüğünüz cami, inşallah önümüzdeki sene burada kutlayacağımız törenlerle açılacak. Allah ömür verirse önümüzdeki sene burada yapacağımız törenleri de Türkiye Büyük Millet Meclisinin tam himayesine alarak bundan sonraki yıllarda da geleneksel olarak devam etmesini sağlayacağız."</p>
<p><strong>"BU DAĞLARDA, BU OVALARDA, BU ŞEHİRLERDE KARDEŞLİK TÜRKÜLERİ SÖYLEYECEĞİZ"</strong></p>
<p>Bu dağlarda artık deflerden yasların, ağıtların seslerinin yükselmeyeceğini, anaların gözyaşlarıyla iniltilerinin türkülere, ağıtlara karışmayacağını ifade eden Kurtulmuş, "Bu dağlarda, bu ovalarda, bu şehirlerde, Türkiye'nin her bir karışında sadece ve sadece kardeşlik türküleri söyleyeceğiz, halaylar çekeceğiz, birliğimizi ifade edeceğiz, dirliğimizi ifade edeceğiz." dedi.</p>
<p>Kurtulmuş, bu dağların artık barışın, kardeşliğin, insanlığın, huzurun ve geleceğin inşa edileceği topraklar olacağını vurguladı.</p>
<p>Geçen yaz TBMM'de kurulan ve başarılı müzakereler sonucu raporlaştırılan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları hakkında bilgi veren Kurtulmuş, komisyon raporunda bütün partilerin ittifakıyla bir yol haritasının ortaya konulduğunu belirtti.</p>
<p>Kurtulmuş, "Şimdi Allah'ın izniyle bu yaz ayları bitmeden bu raporun gereği olan işler yapılacak. Terör örgütünün silahlarını tamamen bırakması, tasfiyesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılacak yasalarla birlikte artık bu iş tamamen geride kalacak, bu ülkede birlik ve beraberlik hakim olacak." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Hazreti Nuh'u anma töreninin 1984'ten bu yana kutlanamadığını, o günden bu yana binlerce vatan evladının şehit olduğunu ifade eden Kurtulmuş, bu memlekette eline başkalarının ürettiği silahlar ve bombalar tutuşturulanların gencecik yaşta dağlara salındığını ve dağlarda birçoğunun öldüğünü söyledi.</p>
<p><strong>Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:</strong></p>
<p>"Kürt'ün de Rabb'i bir, Türk'ün de Rabb'i bir. Kürt'ü Türk'ten ayırt eden hiçbir kültürel ve inanç özelliği yok. Artık bizim Kürt Ahmet ile Türk Mehmet yan yana aynı okulun sınıfında olacak, aynı fabrikada çalışacak, aynı ülkenin evladı olacak, hep beraber daha ileriye hazırlanmak için mücadele edecek.</p>
<p>Selahaddin Eyyubi'nin çocuklarını, Kılıçarslan'ın, Alparslan'ın çocuklarından ayırt eden hiçbir şey yoktur. Ahmed-i Hani'nin, Molla Ahmed-i Cezeri'nin, Fakiyi Teyran'ın fikirleriyle Yunus Emre'nin, Mevlana Celaleddin'in fikirleri arasında bir harf miktarı farklılık yoktur. Böylesine büyük bir birliği ve beraberliği elin oğlunun ekmeğine yağ sürmek için hiçbir şekilde kaybetmeyeceğiz. Kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi, dirliğimizi gözümüzün içi gibi koruyacağız. Biz bir oldukça, birlikte oldukça, hep beraber kardeşlikle kalplerimiz yoğruldukça Allah'ın izniyle bir daha inanıyorum ki bu memleketin hiçbir yerinde hiçbir evladı terörle karşılaşmayacak, hiçbir insanımız terörün mağduru asla olmayacak."</p>
<p>Gelecek dönemde çok daha güçlü gelişecek Şırnak'ta kardeşliği, barışı, birlikte yaşamanın iradesini hep beraber ortaya koyacaklarını ifade eden Kurtulmuş, "Allah birliğimizi, dirliğimizi daim etsin. Allah bu ülkeyi, bu ülkenin her karışında var olan manevi önderlerin gösterdiği istikamette Şehr-i Nuh'un evlatlarına, Hazreti Nuh Aleyhisselam'ın ve yanındaki bir avuç müminin gösterdiği istikamette yürümeyi nasip etsin diyorum." diye konuştu.</p>
<p>Kurtulmuş'un konuşmasının ardından Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş tarafından dua okundu, barışın sembolü olarak ellerde zeytin dallarıyla güvercin uçuruldu.</p>
Nefes yazarı Aytunç Erkin, CHP Grup Başkanı Özgür Özel’le yaptığı görüşmeyi köşesine taşıdı.
Özel’in İmamoğlu’nu bir süredir cezaevinde ziyaret etmediği yönündeki kulis bilgilerini Özel’e soran Erkin, Özel’in, “Geçen perşembe günü izin istedim ancak duruşması vardı olmadı. Cuma günü de benim programım vardı. İnşallah bu cuma gideceğim görüşmeye olmazsa pazar günü” dediğini aktardı.
Özel’e “İmamoğlu’yla aranızda bir ayrılık var mı?” sorusunu da yönelten Erkin, Özel’in, “Özgür Özel, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu ayrılamaz. Bu üçlü Türkiye’nin kaderini değiştirecek. Ekrem İmamoğlu’nu bırakmam Mansur Yavaş olmadan da yol yürümem” dediğini ifade etti.
Özel, yeni parti için 20 Temmuz ve 24 Temmuz tarihlerinin konuşulmasıyla ilgili soruya da “Bunlar kritik tarihler. Adli yıl sonu ve iki dönem kurultay yapmama tarihi. Ama partiden gidiş ya da yeni kuruluş için değil” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada eğitim politikaları, ekonomi, dış politika ve Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi hazırlıklarıyla ilgili konuştu. Dervişoğlu, Türkiye'nin gösteriş yerine üretime, hukuka ve liyakate ihtiyaç duyduğunu söyledi.
"TANDOĞAN MİLLETİN ORTAK İRADESİNİ GÖSTERDİ"Konuşmasının başında geçtiğimiz günlerde Ankara Tandoğan Meydanı'nda gerçekleştirilen buluşmaya değinen Dervişoğlu, Türkiye'nin dört bir yanından vatandaşların meydanda bir araya geldiğini belirtti. Meydanda yükselen sesin hukuka, Cumhuriyet'e ve milli değerlere sahip çıkan vatandaşların ortak iradesini yansıttığını ifade eden Dervişoğlu, "Türk milleti buradadır, ayaktadır ve her şeyin farkındadır." değerlendirmesinde bulundu.
Tandoğan'da ortaya çıkan tablonun geçici bir tepki olmadığını söyleyen Dervişoğlu, vatandaşların yaşanan gelişmelere sessiz kalmayacağını belirterek, meydandan yükselen sesin Türkiye'nin geleceğine yönelik güçlü bir mesaj taşıdığını dile getirdi.
EĞİTİM SİSTEMİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLEREğitim-öğretim yılının sona ermesi dolayısıyla öğrencileri, velileri ve öğretmenleri tebrik eden Dervişoğlu, asıl değerlendirilmesi gerekenin Türkiye'nin eğitim karnesi olduğunu söyledi. Çocuklara yalnızca diploma vermenin yeterli olmadığını ifade eden Dervişoğlu, gençlere umut, özgüven ve nitelikli bir gelecek sunulması gerektiğini kaydetti.
Türkiye'de eğitimde fırsat eşitsizliğinin giderek büyüdüğünü savunan Dervişoğlu, birçok öğrencinin ekonomik sorunlar nedeniyle eğitim hayatını sürdürmekte zorlandığını belirtti. Milli eğitimin yalnızca ders programlarından ibaret olmadığını söyleyen Dervişoğlu, devlet okullarının güçlendirilmesi, öğretmenlerin itibarının korunması ve çağın gereklerine uygun bir eğitim sisteminin oluşturulması gerektiğini ifade etti.
"GENÇLERİ KUTUPLAŞTIRMAYIN" ÇAĞRISIKonuşmasında gençlere ayrı bir bölüm ayıran Dervişoğlu, toplumda yıllardır farklı kimlikler üzerinden ayrışmalar oluşturulduğunu savundu. Gençlerin sosyal medya paylaşımları nedeniyle baskı altında bırakılmaması gerektiğini belirten Dervişoğlu, düşünce ve ifade özgürlüğünün demokratik toplumların temel unsurlarından biri olduğunu dile getirdi.
Gençlerin özgürce konuşabildiği, fikirlerini rahatça ifade edebildiği bir Türkiye istediklerini söyleyen Dervişoğlu, "Gençler baskıyı değil; hürriyeti, adaleti ve eşitliği hak ediyor." ifadelerini kullandı.
NATO ZİRVESİ HAZIRLIKLARI ELEŞTİRİLDİAnkara'da düzenlenecek NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne de değinen Dervişoğlu, Türkiye'nin böyle önemli organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek kapasitede olduğunu ancak alınan tedbirlerin vatandaşları mağdur etmemesi gerektiğini söyledi.
Başkentte yolların kapatılması, bazı kurumların faaliyetlerinin durdurulması ve günlük yaşamın olumsuz etkilenmesini eleştiren Dervişoğlu, hükümetin güvenlik gerekçesiyle vatandaşların yaşamını zorlaştırdığını savundu.
İYİ Parti olarak bu süreçte mağduriyet yaşayan esnaf ve işletmeler için kanun teklifi hazırladıklarını açıklayan Dervişoğlu, zirve nedeniyle ekonomik kayıp yaşayan işletmelerin vergi ve sigorta primlerinin devlet tarafından karşılanmasını önerdiklerini ifade etti.
DIŞ POLİTİKADA 'SAVRULMA' İDDİASIDervişoğlu, Türkiye'nin son yıllarda dış politikada istikrarsız bir görüntü sergilediğini ileri sürdü. S-400 hava savunma sistemi alımı, F-35 programından çıkarılması ve NATO ile ilişkiler üzerinden değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, dış politikanın günlük siyasi hesaplarla değil, devlet politikası anlayışıyla yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olmasına rağmen askeri hastanelerin kapatılmasını eleştiren Dervişoğlu, bu konuda daha önce verdikleri kanun tekliflerinin iktidar tarafından kabul edilmediğini de hatırlattı.
EKONOMİDE ÜRETİM VURGUSUKonuşmasının önemli bölümünü ekonomiye ayıran Dervişoğlu, yüksek enflasyon, artan hayat pahalılığı ve üretimde yaşanan sorunların vatandaşın yaşamını her geçen gün daha da zorlaştırdığını söyledi.
Yüksek faiz, finansmana erişim sorunu ve artan maliyetler nedeniyle sanayicilerin üretmekte zorlandığını belirten Dervişoğlu, ihracatta istenilen seviyeye ulaşılamadığını ve birçok fabrikanın faaliyetlerini sürdürmekte güçlük çektiğini ifade etti.
Tarım sektöründe de benzer sıkıntılar yaşandığını dile getiren Dervişoğlu, çiftçilerin artan girdi maliyetleri nedeniyle üretimden uzaklaştığını, gıda güvenliğinin ise milli güvenlik meselesi haline geldiğini söyledi. Enflasyonla mücadelenin yalnızca dar gelirli kesimin fedakârlığıyla yürütülemeyeceğini belirten Dervişoğlu, üretimin artırılması, hukukun güçlendirilmesi, öngörülebilir ekonomi politikalarının uygulanması ve kamu kaynaklarında israfın sona erdirilmesi gerektiğini ifade etti.
Gençlerin eğitim, barınma, istihdam ve gelecek kaygısıyla karşı karşıya bulunduğunu belirten Dervişoğlu, Türkiye'nin gösteriş yerine üretime, liyakate ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyduğunu sözlerine ekledi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM'deki partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, askeri hastanelerin yeniden ordu bünyesine kazandırılması çağrısında bulundu. Askeri tıbbın sivil sağlık sisteminden farklı ve özel bir alan olduğuna dikkat çeken Bahçeli, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin harekât kabiliyetinin güçlendirilmesi için askeri hastanelerin yeniden açılmasının hayati önem taşıdığını ifade etti.
“MIZRAK ARTIK ÇUVALA SIĞMAMAKTADIR”
ABD ile İran arasındaki müzakerelerin başlamasını değerlendiren Bahçeli, “Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında müzakere kapılarının aralanması, Hürmüz'de güvenli geçiş ve sahada ateşin susturulması arayışları daha önce de belirttiğimiz üzere dikkatle takip ettiğimiz gelişmelerdir. Ancak siyonist vahşetin mutabakatı tanımayan bombaları sahada hunharca konuşmaya devam etmiştir. Söz başka, eylem başka olmaya devam ettikçe masada verilen taahhütlerin hükmünden bahsetmek nasıl mümkün olacaktır? Gözü dönmüş bu ihtiras ve cinayet kabinesinin niyeti kirli, akıttığı kan namertçedir. Ateşkes kelamı daha havada asılıyken, bu korsan yapı, arkadan hançer saplama maharetini göstererek yeni saldırıların hain planlarını kurgulamaktadır. Netanyahu ve tetikçi avanesi, kurulan müzakere zeminine dahi fütursuzca diş göstermekte; barışı amaçlayan ve önceliklendiren mutabakatlara direnmeyi marifet saymaktadır. Mızrak artık çuvala sığmamaktadır: Katil İsrail, mazlumların kanıyla semiren emperyalist bir sömürge düzeneğidir" dedi.
“DENGELERİ DEĞİŞTİREN SİYASİ DEPREMLER KUZEY’İN YAKASINI BIRAKMAMAKTADIR”
Gazze ve Beyrut’ta yaşanan sivil kayıplar ve insani dramın sürdüğünü belirten Bahçeli, “Gazze’nin yetim feryatları arşı titretirken, Beyrut’ta mazlumların ağıtları dinmemişken, Siyonist soykırım şebekesi mutabakatları kendi habis çıkarlarına göre eğip bükmektedir. Zulmü zanaat edinen bu kanlı terör makinesinin lügatında barış; silahlara mühlet kazandırmak, diplomasi ise vahşeti hukuk kılıfıyla cilalamaktır. Kuzeyimizin kilidi ve Mavi Vatanımızın mütemmim cüzü olan Karadeniz’de sular durulmaktan uzaktır. Rusya ile Ukrayna arasında süregelen çatışma iklimi, aradan geçen zamana rağmen bölgesel istikrarın önündeki en büyük kırılma hattı olarak varlığını korumaktadır. Ne zaman tahıl sevkiyatları, esir değişimleri yahut diplomatik temaslarla bir esenlik kapısı aralansa dengeleri değiştiren siyasi depremler Kuzey’in yakasını bırakmamaktadır. İçinde bulunduğumuz bölgenin her yönüne hâkim olan bu sarmal, hamasi nutukların ötesinde, jeopolitik riskleri doğru okumayı ve milli menfaatlerimizi koruyacak rasyonel bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır” diye konuştu.
“TÜRK ORDUSUNUN KARADAKİ KUDRETİNİN ÖZÜNDE; GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E UZANARAK MEHMETÇİĞİMİZE EMANET EDİLEN ÇELİKTEN BİR SİLSİLE VARDIR”
Türk Kara Kuvvetleri'nin 2 bin 235'inci kuruluş yıl dönümünü kutlayan Bahçeli, "Türk Kara Kuvvetlerimiz, Türkistan bozkırlarında doğan cihan hakimiyeti ülkümüzü, Anadolu'da vatanlaştığı ve üç kıtada şanla, şerefle ve zaferle nam saldığı miafyada henüz bir iz, bir işaret, bir esame olarak dahi belirmediği devirlerde, düzenli ordunun tesisini, emir-komuta silsilesinin kudretini ve askeri teşkilatlanma kabiliyetini dünya milletleriyle tanıştıran kutlu ve köklü bir mirastır. Malazgirt'te Anadolu'nun kapılarını Türk milletine mahşere dek açan iradenin, Sakarya'da milletin kötü kaderini yenen dirayetin, bugün ise terörle mücadelede sınırlarımızın ötesine taşan milli beka düsturunun vücut bulmuş halidir. Kara Kuvvetlerimiz, toprağı yalnızca bir coğrafya parçası değil; şehidin emaneti, devletin haysiyeti, milletin namusu ve gelecek nesillerin mukaddes istikbali olarak gören bir tarih şuurunun adıdır. Türk ordusunun karadaki kudretinin özünde; Mete Han'dan Sultan Alparslan'a, Fatih Sultan Mehmet'ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e uzanarak Mehmetçiğimize emanet edilen çelikten bir silsile vardır" ifadelerini kullandı.
"TÜRKİYE, NATO'NUN YIKILMAZ KALESİ VAZİFESİNİ GÖRMÜŞTÜR"
Ankara'da yapılacak olan NATO Zirvesi'yle ilgili konuşan Bahçeli, "Türkiye, NATO haritasında ittifakın Güney Doğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır. Kore'den Afganistan'a, Kosova'dan Libya'ya, Bosna-Hersek'ten Irak'a kadar Türk askeri, müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada göstermiştir. Kore dağlarında destan yazan Mehmetçik, NATO üyeliğimiz henüz resmiyet kazanmadan çok önce, Türk'ün dostluğunu, sadakatini ve sarsılmaz, bükülmez bileğini kanıyla, canıyla tüm dünyaya ilan etmiştir. Dondurucu soğuğun, amansız yokluğun ve cehennemî ateş çemberlerinin içinde tek bir adım bile geri atmayan o çelikten irade, müttefikliğin lafla değil, ancak kahramanlıkla mühürleneceğini tarihin hafızasına kazımıştır. Soğuk Savaş'ın o kasvetli ve tehdit dolu yıllarında da Türkiye, NATO'nun yıkılmaz kalesi vazifesini görmüştür. Kuzeyden esen Sovyet yayılmacılığına karşı, Boğazlarımıza hâkim olan milli egemenliğimiz, ittifakın başlıca can simidi olmuştur. Türkiye, NATO masasına otururken arkasında içi boş dosyalarla yahut her sözüne ve adımına icazet arayan bir mahcubiyet ve acizlikle değil; her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muazzam bir şeref siciliyle oturmaktadır. Bu sebeple Ankara'da yapılacak ve ev sahibi olduğumuz NATO Zirvesi bakımından Türkiye; ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir" dedi.
"Askeri hastanelerin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir"
NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülkenin Türkiye olduğunu belirten Bahçeli, "Bu durum, şanlı ordumuzun büyüklüğü ve harekât kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır. Cephede kazanılan her şanlı zafer, ancak cephe gerisinde kurulan, köklü ve askeri tıbbın tüm imkân ve ilmiyle donatılmış bir akılla nihayete erecektir. Bu sebeple, askeri hastanelerin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir. Çünkü askeri tıp; askeri iklimin görev koşullarını, operasyon psikolojisini, askeri disiplin düzenini ve sevk zincirini içinde barındıran apayrı ve özel bir alandır. Terörle amansız mücadelede, sınır ötesi şanlı operasyonlarda ve deniz aşırı mukaddes görevlerde Mehmetçiğimizin yanında; askerimizi evladı bilen, kardeşi sayan, onun değil yaralanmasına, saçına rüzgâr değmesine dahi yüreği razı olmayan, vatanı namus bilen Türk hekimlerinin görev yapması millî beka meselesidir. Mayın ve patlama yaralanmalarında, yanık ve ağır travma vakalarında, uzuv kayıplarında uzmanlaşmış, bir askeri hekim ordusu zarurettir. Mukaddes GATA geleneği; cephe gerisinden cephe hattına kadar uzanan askeri tıp disiplininin, Mehmetçiğe adanmış fedakâr hekimlik ruhunun ve harp şartlarında çelikleşmiş sağlık aklının ta kendisidir. Sivil sağlık sistemlerinin ve hastanelerin, savaş cerrahisinin ve cephe gerisi lojistiğinin, ordumuzun bu kendine has ihtiyaçlarını tam manasıyla karşılaması mümkün değildir. Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması; Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi tekraren ifade ediyorum; milli beka meselesidir" diye konuştu.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, İsrail hükümetinin 1915 olaylarını "soykırım" olarak tanıma kararına sert tepki gösterdi. Oktay, İsrail'in Gazze'deki uygulamalarına dikkat çekerek, Netanyahu hakkında karar alınmasının daha isabetli olacağını söyledi.
İsrail Kabinesi 1915 Olaylarını "Soykırım" Olarak Tanıdıİsrail hükümeti, 1915 - 1916 yıllarında yaşanan Ermeni tehcirine yönelik hadiseleri oy birliğiyle ‘soykırım’ olarak tanıma kararı aldı.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın sunduğu önerinin kabinede oy birliğiyle kabul edildiği bildirildi. Kararın yürürlüğe girmesi için parlamentoda onaylanması gerekiyor.
Dışişleri Bakanı Sa’ar, karar sonrası “Kanımca artık İsrail’in bir Yahudi devleti olarak bunu resmen kabul etmesinin zamanı geldi. Doğru olanı yapmak için hiçbir zaman geç değildir” açıklamasında bulundu.
Oktay'dan İsrail'e Net MesajBu skandal karara yönelik Ankara’dan yapılan sert tepkilerden biri de TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay tarafından verildi.
X hesabından İsrail’in almış olduğu karara ilişkin sert ve imalı tepkiler içeren paylaşımda bulunan Oktay, İsrail’in Filistinlilere karşı halen büyük bir soykırım, zulüm ve işgal uyguladığını ve Uluslararası Adalet Divanı’nda "soykırım" ile yargılandığını hatırlatarak, 1915 olaylarına ilişkin ülkemiz aleyhinde karar alabilecek durumda olmadığını vurguladı.
Oktay açıklamasında ayrıca İsrail parlamentosunun, ülkemizi yalan ithamlarla hedef alması yerine, hakkında uluslararası ceza mahkemesi tarafından tutuklanma kararı bulunan "soykırımcı" Başbakanları Netanyahu hakkında karar almasının daha isabetli olacağı yönünde bir öneride bulundu.
Netanyahu'nun Açıklaması Kabine Kararına Dönüştüİsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geçen yıl verdiği bir röportajda, İsrail başbakanı olarak ilk kez 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıdığını beyan etmişti.
Alınan bu son karar, İsrail hükümetince resmî kabine düzeyine oldu. İsrail parlamentosunda daha önce de bu yönde girişimler olmuş, ancak resmî oylamayla sonuçlanmamıştı.
Filistinlilere karşı halen büyük bir soykırım, zulüm ve işgal uygulayan ve Uluslararası Adalet Divanı’nda "soykırım" ile yargılanan İsrail, 1915 olaylarına ilişkin ülkemiz aleyhinde karar alabilecek durumda değildir.
İsrail parlamentosunun, ülkemizi yalan ithamlarla hedef almak yerine, hakkında uluslararası ceza mahkemesi tarafından tutuklanma kararı bulunan "soykırımcı" Başbakanları Netanyahu hakkında karar alması daha isabetli olur.
Kaynak: Haber Merkezi
İşte Cedide Köprülü'nün ''Türkiye'nin Kissinger'ı var mı?'' başlıklı ilk makalesi.
Geçen gün, Türkiye'nin son otuz yılına damga vurmuş bir akademisyenle hasbihal ettik. “Kissinger bir dehaydı,” dedi.
Bilemedim. “Ya yetiştirdikleri?” diye sordum. “Bilemem…” dedi.
O an zihnimde, iki bilinmezli bir denklem açıldı: Bir yanda dâhi, diğer yanda halef. Yazının sonunda göreceğiz ki bu iki bilinmez, tek bilinmezdi. Ve o “bilemem”, aslında her şeyin tek cevabıydı.
Önce şu “deha” sözünü bir kenara koyalım.
Çünkü zannımca yanlış kategoridir ve her yanlış kategori, doğru cevabı baştan imkânsız kılar; butlanla malûl eder.
Deha kavramı bize doğrudan ferd’e bakmamızı söyler.
Ortada bir insan kalır.
Oysa bir nehir deltasının neden oluşmadığını sormadan önce, ortada bir nehir olup olmadığına bakmak gerekmez mi?
Fikirler bir nehir gibi akarken delta, onların birikip yeşerdiği, ürün verdiği verimli sahadır.
“Bizim Kissinger'ımız nerede?” diye sormak, deltayı arayıp nehri görmezden gelmektir.
O figürü mümkün kılan şey, ferdî parlaklık mıdır? Yoksa bir düşünürün kavramsal mimarisinin, kurumların işletim koduna dönüşmesine izin veren kanallar mı? Türkiye'de kıt olan üretim değil, işte bu kanallardır: Üretimi alıp damıtan, devletin hafızasına yerleştiren, bir sonraki kuşağa aktaran metabolizma. Bizde üreten yok değildir; aksine üretici çoktur. Zayıf olan, metabolizmadır.
Öyleyse soruyu düzeltelim: “Bizim Kissinger'ımız nerede?” değil, “Kissinger'ı, Kissinger yapan şey neydi?”
Cevap, sandığımızdan rahatsız edici. Mesele fikir üretmekten çok daha öte; fikrin alanını, yani deltayı tayin etmekten geçer. Daha açık söyleyelim: Tohum değil, bizzat çitlerle örülmüş fikrî toprağın kendisi. O toprak kimin elindeyse, attığınız her tohum ister ithal ister yerli ister doğrudan menşei ya da mahreç olsun, onun tasarladığı ekini verecektir.
Sözün özü: Bir dönemin içinde neyin "düşünülebilir" sayılacağını çizmek, neyin düşünülemez olduğunu belirlemek. Yani tohumu, ancak işaret edilen tarlaya ekme mecburiyeti koymak.
Foucault buna bilgi-iktidar derdi. Adamın derdi de buydu zaten. Onun fikriyle devam edersek: Hangi önermenin bilinebilir, hangi sorunun sorulabilir sayıldığını belirleyen bir düzen vardır. Ve bu düzeni kuran, tek tek dâhiler değil, güç ilişkileridir. Tam burada Kissinger efsanesi çatlar. O zemini Kissinger kurmadı; Amerikan gücünün zaten ürettiği akla iliştirilen “ad veya marka” oldu. Foucault'nun kavramıyla bir yazar değil, bir yazar-işleviydi. Sistem, bir epistemeye bir ad arıyordu; o adı buldu ve sonra ona, “dâhi” dedik.
Deha, sistemin kendine taktığı maskedir.
Peki gelelim başka bir soruya: Fikrin değil, fikrî alanın tayini ne kadar değerli, ne derece meşru?
İkisi birden.
Olumlu yüzünden bakalım: Fikrî alan tayini, bir topluma stratejik tutarlılık, ortak hafıza, kuşaklar arası süreklilik kazandırabilir. Belki deltanın bereketi buradan akar. Ama madalyonu çevirdiğimiz an ışıltı kaybolur; bu yüz daha karanlıktır. Çünkü aynı düzenek, düşünceyi disipline ederken bir ortodoksi kurar ve "düşünülemez"in sınırını çizer. Deltayı hem besler, çağlatır hem nehre, kendi yatağını dayatır. Baktı ki olmadı; nehrin güzergâhına bombalar koyarak gidişatı değiştirir, yeni delta yatakları inşa eder.
Bir medeniyete ne düşüneceğini değil, neyin düşünülebilir olduğunu söylemek… Bu zarif teklif, aynı anda hem bir armağan hem bir kafestir. O yüzden mesele Kissinger'a hayranlık değil, bu düzeneğin kimde olduğu ve kimin yararına çalıştığıdır. Denklemin ilk bilinmezi burada çözülür. X tamam.
Şimdi ikinci bilinmeze, halefe geçelim.
Almanlar tez hocasına Doktorvater der: Doktora babası. Akademik hayatın namusu doktoradır; gerisi unvandır. Bu namusu size emanet eden, doktora hocanızdır. Ona “baba” demek ne anlama gelir?
Bütün maskülen çağrışımlardan arî düşünelim: Baba demek, soy-hat devamı demektir: Sadakat, ekol, miras. Batı'nın en gelenekçi kanadında bilgi, bu baba-oğul zincirinden aktarılır. Sadık talebe, ekolü kurar. Ekol, deltayı büyütür. Kanal, giderek genişler. Ve işin ilginç yanı, bu gelenekçi kanat, aktarımın bu mantığını büyük ölçüde Doğu'nun icâzet geleneğinden devralmıştır (en azından ciddi bir tarih yazımı bunu savunur). “Bilginin zekâtı, öğretilmesidir” düsturu, güneşin yükseldiği topraklarda asırlarca bu kanalı besledi.
Ama tam burada, açılıştaki o “bilemem…” geri döner.
Kissinger bir Kissinger yetiştirdi mi? Etrafında halefleri, danışanları, hatta müritleri vardı. Amerika'nın çok sesli zihninden Avrupa'nın köklerine tutunan yaşlı zeminine; Asya'nın aceleciliğinden Pers'in gözdelerine, oradan Mezopotamya ve Avrasya'nın dört mevsimi aynı anda yaşayan bereketli topraklarına dek, devasa bir danışanları ordusu. Ve yine de kendini yeniden üreten, ürettikçe yeni nehirler doğuran bir ekol bırakmadı.
Şimdi dikkat! Çünkü çoğu zaman karıştırılan iki ayrı figür var burada ve ikisi de “sadık halef” değil ama birbirinin aynısı da değil.
Birincisi asıl kopuştur: Miras alacağı bir harita olmayan, zemini sıfırdan açan kurucu. Bir İbn-i Sîna, bir Harezmî. Bunlar sadık değildir; çünkü sadık kalacakları bir efendi, devralacakları bir tarla yoktur. Tarlayı onlar açar. Menşei budur.
Kissinger bu koldan değildi. O, miras aldığı haritanın (Amerikan gücünün zaten çizdiği zeminin) sadık halefi ve hizmet edeniydi. Yalnızca “izin verilen ölçüde yeni” haritalar çizmeye yetkili kılınmış üst düzey bir kapıkuluydu. İşte dehanın neden yanlış kategori olduğu da burada netleşir: Önümüzdeki figür, zemini kuran değil, kurulu zemine ad olandı. Ve yetkili kılındığı her harita, ait olmadığı topraklara tohum ekip oraları istimlak etmeye adanmıştı. O, fikrî zeminini taşıyacak çocukların babasıydı; ne bir ekolü yenileyerek çoğaltan baba-oğul zincirinin, ne de tarlayı ilk açan elin.
Denklemin kalbi bu çelişkide atıyor. Bir sistem iki ayrı şey üretebilir: Sadık halef ve zemin-koyucu. Birincisi öğretilebilir, çoğaltılabilir bir kanal meselesidir. İkincisi ise tanımı gereği tekrarlanamaz bir kopuş anıdır.
Trajik olan şudur: Sadık halef üreten metabolizma ile kopuşa izin veren metabolizma aynı değildir. Çoğu zaman biri diğerini boğar. Sadakat için kurulmuş bir düzen, kopuşu sapma sayar; kopuş için kurulmuş bir düzen, sadık aktarıcıyı dışlar.
Bizim hikâyemiz tam bu ayrımda düğümlenir. Türk tarihi iki aktarım modeli tanır: Lala, şehzadeyi egemen olacak bir zihin olarak yetiştiren mürebbidir. İşlevi, hükmedecek bir akıl inşa etmektir; sadık ama egemen. Kapıkulu ise merkeze doğrudan bağlı; sadakati egemenlikten değil, teslimiyetten gelen hizmetkârdır. İşlevi, hükmetmek değil hizmet etmektir. Biri, egemen zihin doğururken diğeri, itaatkâr zihin salgılar.
Türkiye'nin sessiz trajedisi budur: Kapıkulu düzeneğini koruduk, Lala işlevini yitirdik. İkisi birlikte şahaneydi. Egemen zihin yetiştiren mürebbîyi, teslim olmuş zihin üreten ve üzerinde oynanmış bir devşirme mekanizmasıyla değiştirdik. Bugün egemen bir akıl doğurması gereken hoca, başkasının haritasına entegre edilmiş bir kapıkulu üretiyor: Parlak, üretken, sadık ama kendi zeminini değil, ödünç bir zemini taşıyan.
Kim kimi yetiştiriyor, kim kimin toprağında ayrık otu oluyor sorusu burada cevabını bulur: Üretken zihinlerimiz var, ama onları başkasının deltasını besleyen kanallara akıtıyoruz.
Ve nihayet, denklem tek köke iner. Bütün devletler uslu çocuklarını sever. Çünkü uslu çocuk süreklilik, sadakat, öngörülebilirliktir yani, kapıkulunun ta kendisi. Gerekli midir? Elbette, hatta elzemdir. Devasa mekanizmayı taşımaya gönüllüdür. Lakin işin içine fikrî alan tayin etmeye muktedir figürler girince, denklem değişir. Onlar, tanımı gereği uslu değildir: Miras aldıkları haritaya itaat etmez, onu yırtarlar. Lider, bu yüzden uslu çocukların arasından çıkmaz. Sadakat için kurulmuş bir metabolizma, kapıkulunu kusursuz üretir ve kopuşu sessizce boğar.
O akademisyen halefini sayamadı çünkü içinde yükseldiği sistem halef değil, kapıkulu üretiyordu. Eksik olan deha değildi. Keza deha, zaten sistemin maskesiydi. Eksik olan şuydu: Ne salt itaat ne salt yıkım; tarlayı sıfırdan açabilen, sonra onu, bir sonraki ele aktarabilen kurucu aklın hem doğmasına hem yaşamasına izin veren bir düzen. Uslu durmayı reddeden zihni boğmak yerine onu, deltanın toprağına akan nehre çevirebilen bir metabolizma. İki bilinmez; eksik Kissinger ile eksik soy-hat, aynı eksikliğin iki adıydı. “Bilemem…” demişti adam. Haklıydı: Cevabı olmayan bir soru sormamıştı. Cevabı, sistemin hiç üretmediği bir şeydi.
Geçen gün, Türkiye'nin son otuz yılına damga vurmuş bir akademisyenle hasbihal ettik. “Kissinger bir dehaydı,” dedi. Bilemedim. “Ya yetiştirdikleri?” diye sordum. “Bilemem…” dedi.
O an zihnimde, iki bilinmezli bir denklem açıldı: Bir yanda dâhi, diğer yanda halef. Yazının sonunda göreceğiz ki bu iki bilinmez, tek bilinmezdi. Ve o “bilemem”, aslında her şeyin tek cevabıydı.
Önce şu “deha” sözünü bir kenara koyalım. Çünkü zannımca yanlış kategoridir ve her yanlış kategori, doğru cevabı baştan imkânsız kılar; butlanla malûl eder. Deha kavramı bize doğrudan ferd’e bakmamızı söyler. Ortada bir insan kalır. Oysa bir nehir deltasının neden oluşmadığını sormadan önce, ortada bir nehir olup olmadığına bakmak gerekmez mi? Fikirler bir nehir gibi akarken delta, onların birikip yeşerdiği, ürün verdiği verimli sahadır.
“Bizim Kissinger'ımız nerede?” diye sormak, deltayı arayıp nehri görmezden gelmektir. O figürü mümkün kılan şey, ferdî parlaklık mıdır? Yoksa bir düşünürün kavramsal mimarisinin, kurumların işletim koduna dönüşmesine izin veren kanallar mı? Türkiye'de kıt olan üretim değil, işte bu kanallardır: Üretimi alıp damıtan, devletin hafızasına yerleştiren, bir sonraki kuşağa aktaran metabolizma. Bizde üreten yok değildir; aksine üretici çoktur. Zayıf olan, metabolizmadır.
Öyleyse soruyu düzeltelim: “Bizim Kissinger'ımız nerede?” değil,
“Kissinger'ı, Kissinger yapan şey neydi?”
Cevap, sandığımızdan rahatsız edici. Mesele fikir üretmekten çok daha öte; fikrin alanını, yani deltayı tayin etmekten geçer. Daha açık söyleyelim: Tohum değil, bizzat çitlerle örülmüş fikrî toprağın kendisi. O toprak kimin elindeyse, attığınız her tohum ister ithal ister yerli ister doğrudan menşei ya da mahreç olsun, onun tasarladığı ekini verecektir.
Sözün özü: Bir dönemin içinde neyin "düşünülebilir" sayılacağını çizmek, neyin düşünülemez olduğunu belirlemek. Yani tohumu, ancak işaret edilen tarlaya ekme mecburiyeti koymak.
Foucault buna bilgi-iktidar derdi. Adamın derdi de buydu zaten. Onun fikriyle devam edersek: Hangi önermenin bilinebilir, hangi sorunun sorulabilir sayıldığını belirleyen bir düzen vardır. Ve bu düzeni kuran, tek tek dâhiler değil, güç ilişkileridir. Tam burada Kissinger efsanesi çatlar. O zemini Kissinger kurmadı; Amerikan gücünün zaten ürettiği akla iliştirilen “ad veya marka” oldu. Foucault'nun kavramıyla bir yazar değil, bir yazar-işleviydi. Sistem, bir epistemeye bir ad arıyordu; o adı buldu ve sonra ona, “dâhi” dedik.
Deha, sistemin kendine taktığı maskedir.
Peki gelelim başka bir soruya: Fikrin değil, fikrî alanın tayini ne kadar değerli, ne derece meşru?
İkisi birden.
Olumlu yüzünden bakalım: Fikrî alan tayini, bir topluma stratejik tutarlılık, ortak hafıza, kuşaklar arası süreklilik kazandırabilir. Belki deltanın bereketi buradan akar. Ama madalyonu çevirdiğimiz an ışıltı kaybolur; bu yüz daha karanlıktır. Çünkü aynı düzenek, düşünceyi disipline ederken bir ortodoksi kurar ve "düşünülemez"in sınırını çizer. Deltayı hem besler, çağlatır hem nehre, kendi yatağını dayatır. Baktı ki olmadı; nehrin güzergâhına bombalar koyarak gidişatı değiştirir, yeni delta yatakları inşa eder.
Bir medeniyete ne düşüneceğini değil, neyin düşünülebilir olduğunu söylemek… Bu zarif teklif, aynı anda hem bir armağan hem bir kafestir. O yüzden mesele Kissinger'a hayranlık değil, bu düzeneğin kimde olduğu ve kimin yararına çalıştığıdır. Denklemin ilk bilinmezi burada çözülür. X tamam.
Şimdi ikinci bilinmeze, halefe geçelim.
Almanlar tez hocasına Doktorvater der: Doktora babası. Akademik hayatın namusu doktoradır; gerisi unvandır. Bu namusu size emanet eden, doktora hocanızdır. Ona “baba” demek ne anlama gelir?
Bütün maskülen çağrışımlardan arî düşünelim: Baba demek, soy-hat devamı demektir: Sadakat, ekol, miras. Batı'nın en gelenekçi kanadında bilgi, bu baba-oğul zincirinden aktarılır. Sadık talebe, ekolü kurar. Ekol, deltayı büyütür. Kanal, giderek genişler. Ve işin ilginç yanı, bu gelenekçi kanat, aktarımın bu mantığını büyük ölçüde Doğu'nun icâzet geleneğinden devralmıştır (en azından ciddi bir tarih yazımı bunu savunur). “Bilginin zekâtı, öğretilmesidir” düsturu, güneşin yükseldiği topraklarda asırlarca bu kanalı besledi.
Ama tam burada, açılıştaki o “bilemem…” geri döner.
Kissinger bir Kissinger yetiştirdi mi? Etrafında halefleri, danışanları, hatta müritleri vardı. Amerika'nın çok sesli zihninden Avrupa'nın köklerine tutunan yaşlı zeminine; Asya'nın aceleciliğinden Pers'in gözdelerine, oradan Mezopotamya ve Avrasya'nın dört mevsimi aynı anda yaşayan bereketli topraklarına dek, devasa bir danışanları ordusu. Ve yine de kendini yeniden üreten, ürettikçe yeni nehirler doğuran bir ekol bırakmadı.
Şimdi dikkat! Çünkü çoğu zaman karıştırılan iki ayrı figür var burada ve ikisi de “sadık halef” değil ama birbirinin aynısı da değil.
Birincisi asıl kopuştur: Miras alacağı bir harita olmayan, zemini sıfırdan açan kurucu. Bir İbn-i Sîna, bir Harezmî. Bunlar sadık değildir; çünkü sadık kalacakları bir efendi, devralacakları bir tarla yoktur. Tarlayı onlar açar. Menşei budur.
Kissinger bu koldan değildi. O, miras aldığı haritanın (Amerikan gücünün zaten çizdiği zeminin) sadık halefi ve hizmet edeniydi. Yalnızca “izin verilen ölçüde yeni” haritalar çizmeye yetkili kılınmış üst düzey bir kapıkuluydu. İşte dehanın neden yanlış kategori olduğu da burada netleşir: Önümüzdeki figür, zemini kuran değil, kurulu zemine ad olandı. Ve yetkili kılındığı her harita, ait olmadığı topraklara tohum ekip oraları istimlak etmeye adanmıştı. O, fikrî zeminini taşıyacak çocukların babasıydı; ne bir ekolü yenileyerek çoğaltan baba-oğul zincirinin, ne de tarlayı ilk açan elin.
Denklemin kalbi bu çelişkide atıyor. Bir sistem iki ayrı şey üretebilir: Sadık halef ve zemin-koyucu. Birincisi öğretilebilir, çoğaltılabilir bir kanal meselesidir. İkincisi ise tanımı gereği tekrarlanamaz bir kopuş anıdır.
Trajik olan şudur: Sadık halef üreten metabolizma ile kopuşa izin veren metabolizma aynı değildir. Çoğu zaman biri diğerini boğar. Sadakat için kurulmuş bir düzen, kopuşu sapma sayar; kopuş için kurulmuş bir düzen, sadık aktarıcıyı dışlar.
Bizim hikâyemiz tam bu ayrımda düğümlenir. Türk tarihi iki aktarım modeli tanır: Lala, şehzadeyi egemen olacak bir zihin olarak yetiştiren mürebbidir. İşlevi, hükmedecek bir akıl inşa etmektir; sadık ama egemen. Kapıkulu ise merkeze doğrudan bağlı; sadakati egemenlikten değil, teslimiyetten gelen hizmetkârdır. İşlevi, hükmetmek değil hizmet etmektir. Biri, egemen zihin doğururken diğeri, itaatkâr zihin salgılar.
Türkiye'nin sessiz trajedisi budur: Kapıkulu düzeneğini koruduk, Lala işlevini yitirdik. İkisi birlikte şahaneydi. Egemen zihin yetiştiren mürebbîyi, teslim olmuş zihin üreten ve üzerinde oynanmış bir devşirme mekanizmasıyla değiştirdik. Bugün egemen bir akıl doğurması gereken hoca, başkasının haritasına entegre edilmiş bir kapıkulu üretiyor: Parlak, üretken, sadık ama kendi zeminini değil, ödünç bir zemini taşıyan.
Kim kimi yetiştiriyor, kim kimin toprağında ayrık otu oluyor sorusu burada cevabını bulur: Üretken zihinlerimiz var, ama onları başkasının deltasını besleyen kanallara akıtıyoruz.
Ve nihayet, denklem tek köke iner. Bütün devletler uslu çocuklarını sever. Çünkü uslu çocuk süreklilik, sadakat, öngörülebilirliktir yani, kapıkulunun ta kendisi. Gerekli midir? Elbette, hatta elzemdir. Devasa mekanizmayı taşımaya gönüllüdür. Lakin işin içine fikrî alan tayin etmeye muktedir figürler girince, denklem değişir. Onlar, tanımı gereği uslu değildir: Miras aldıkları haritaya itaat etmez, onu yırtarlar. Lider, bu yüzden uslu çocukların arasından çıkmaz. Sadakat için kurulmuş bir metabolizma, kapıkulunu kusursuz üretir ve kopuşu sessizce boğar.
O akademisyen halefini sayamadı çünkü içinde yükseldiği sistem halef değil, kapıkulu üretiyordu. Eksik olan deha değildi. Keza deha, zaten sistemin maskesiydi. Eksik olan şuydu: Ne salt itaat ne salt yıkım; tarlayı sıfırdan açabilen, sonra onu, bir sonraki ele aktarabilen kurucu aklın hem doğmasına hem yaşamasına izin veren bir düzen. Uslu durmayı reddeden zihni boğmak yerine onu, deltanın toprağına akan nehre çevirebilen bir metabolizma. İki bilinmez; eksik Kissinger ile eksik soy-hat, aynı eksikliğin iki adıydı. “Bilemem…” demişti adam. Haklıydı: Cevabı olmayan bir soru sormamıştı. Cevabı, sistemin hiç üretmediği bir şeydi.
CHP’li Özgür Özel, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ile ilgili skandal ifadeleri nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan komedyen Deniz Göktaş’a sahip çıktı.
<p>CHP'li Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İslami değerleri hiçe sayarak Kur'an-ı Kerim ile alay eden sözde komedyen Deniz Göktaş hakkında soruşturma başlatılmasına tepki gösterdi.</p>
<p>Özel, sözde komedyan hakkında başlatılan soruşturmaya tepki göstererek, <strong><em>"Kur’an-ı Kerim'e, inanca bilmem ne... Sanata saygısı olmayan, espriden anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda"</em></strong> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Soruşturmaya konu olan Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” gösterisinde, ilahi kitapları ve vahiy sürecini kastederek şu ifadeleri kullanmıştı:</p>
<p><strong><em>"İlk üç kitap iyi de dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere iddialı bir çıkış 600'lü yıllarda. Bu son kitap demek... Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse 'son kitap' dedik, 'domuz da yemeyiversin'..."</em></strong></p>
Türkiye'nin gündeminde öne çıkan başlıklar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki Kabine Toplantısı'nda değerlendirilecek.7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi, kabinenin öncelikli gündemi olacak.
32 ittifak üyesinin yanı sıra birçok ülkeden hükümet ve devlet başkanının katılımıyla gerçekleşecek zirve öncesi son hazırlıklar gözden geçirilecek. Alınacak ilave güvenlik tedbirleri konusunda değerlendirme yapılacak.
Zirve kapsamında gerçekleştirilecek ikili görüşmelere ilişkin programa son şekli verilecek.
ABD-İRAN ARASINDAKİ SÜREÇ
Toplantıda, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecinin ele alınması bekleniyor.
Türkiye sorunların her zaman diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini taraflara birçok kez iletmişti. Bu tavır bir kez daha kabinenin iradesiyle de vurgulanacak.
Yine Doğu Akdeniz'de ve Kıbrıs'ta yaşananlar masada olacak ki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, İsrail ve Fransa ardı ardına provokatif adımlar atmaya devam ediyor. Hem adada hem de Doğu Akdeniz'de bunlara karşı neler yapılabilir? Bu da yine kabinenin önemli başlıklarından biri olacak.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ
Önemli başlıklardan bir tanesi de terörsüz Türkiye olacak.
Yasal düzenleme boyutunda hangi adımların atılacağı, PKK terör örgütünün silah bırakmasının ve fesinin tam anlamıyla nasıl gerçekleştiği, sahadaki yansımaları boyutuyla da kabinenin gündeminde olacak.
EKONOMİDEKİ GELİŞMELER
Kabine toplantısının bir diğer önemli başlığı ise ekonomideki gelişmeler olacak.
En düşük emekli aylığına ilişkin çalışmaların da gündeme gelmesi öngörülüyor.
Bu gerçekleşecek artışla ilişkin ekonomi kurmaylarının bir brifing vermesi bekleniyor kurulu üyelerine ve enflasyonla mücadele konusundaki gelinen durumda sahaya yansımaları da yine kabinenin gündeminde olacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan her zaman olduğu gibi kabine toplantısının sonrasında kameraların karşısına geçecek, hem kabinede konuşulan konulara hem de gündeme ilişkin mesajlarını verecek.
CHP'den istifa ederek AK Parti'ye katılan Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan, sabah saatlerinde eşi Şengül Özcan ile beraber AK Parti Keşan İlçe Başkanlığı binası önüne geldi. Özcan, burada AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, İpsala Belediye Başkanı Mehmet Kerman, Beğendik Belediye Başkanı Ferat Gülver, AK Parti İl Başkanı Belgin İba, AK Parti İlçe Başkanı Savaş Pekdemir, MHP İlçe Başkanı Adnan İnan, Cumhur İttifakı belediye meclis üyeleri ve partililer tarafından karşılandı. Özcan ve beraberindekiler daha sonra parti binasına geçti.
‘DERDİMİZ KEŞAN’IMIZA HİZMET ETMEK’
AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, AK Parti’nin, ‘Hizmet yerelde başlar’ anlayışıyla herekte ettiğini belirterek, "Sayın Cumhurbaşkanımızın belediye başkanlığı döneminden başlayan bir hizmet siyaseti var. Bizim derdimiz de Keşan’ımıza hizmet etmek, hemşehrilerimize hizmet etmek, bölgemize hizmet etmek. Bunun gerisi de teferruattır. Siyasetin, siyasetçinin amacı, milletine hizmet etmektir, vatandaşın refah seviyesini yükseltmektir. Bizim işimiz, gücümüz hizmet olmalıdır. Bizim buradaki amacımız da Keşan’ımıza hizmet etmektir. Bu anlamda CHP’de yaşanan gelişmeleri zaten görüyorsunuz. Kıymetli başkanımız bizim için hep çok değerlidir. Keşan’a 4 dönemdir belediye başkanı olarak hizmet ediyor. 2004’te başlayan hizmet yolculuğunu inşallah bu dönemde AK Parti ve Cumhur İttifakı çatısı altında sürdürecektir" dedi.
‘KEŞAN’IN MENFAATLERİNE OLAN HER TÜRLÜ İŞTE BİRLİKTE HAREKET EDECEĞİZ’
Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan da AK Parti ailesinde olmaktan dolayı mutluluk duyduğunu söyleyerek, "Dört kez belediye başkanlığı seçimini kazandım, ertesi sabah makama gittiğimde parti rozetini çıkardım, belediye başkanlığı rozetini taktım. Ben bölgemize 20 küsur senedir hizmet ediyorum. Geçmişim temiz. Allah’a şükür haram lokma geçmedi ağzımdan. Azaldı, çoğalmadı. Ama son dönemlerde benim bir derdim vardı, Keşan için yapılacak çok şey var. Bu zor şartlarda da nefes alacak halimiz kalmadı. Dileğim, Edirne veya Keşan’la ilgili bir problem olduğunda hangi siyasi partiden olursa olsun, milletvekillerimizin, belediye başkanlarımızın Keşan’ın lehine tek bir noktada buluşmaları. İnşallah bundan sonra Keşan’ın menfaatlerine olan her türlü işte birlikte hareket edeceğiz. Diğer partilerle birlikte hareket edeceğiz. Cumhur İttifakı ile zaten birlikteyiz. Bundan sonra yaşadıkça ne kadar haklı olduğumuzu görecek Keşanlılar" diye konuştu.
Partideki açıklamanın ardından oluşturulan kortej, alkışlarla Keşan Belediyesi hizmet binasına yürüdü. Keşan Belediye Başkanlığı makamına geçen Mehmet Özcan, burada tebrikleri kabul ederek, partililerle hatıra fotoğrafı çektirdi.
<p>CHP'den istifa ederek AK Parti'ye katılan Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan, sabah saatlerinde eşi Şengül Özcan ile beraber AK Parti Keşan İlçe Başkanlığı binası önüne geldi. Özcan, burada AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, İpsala Belediye Başkanı Mehmet Kerman, Beğendik Belediye Başkanı Ferat Gülver, AK Parti İl Başkanı Belgin İba, AK Parti İlçe Başkanı Savaş Pekdemir, MHP İlçe Başkanı Adnan İnan, Cumhur İttifakı belediye meclis üyeleri ve partililer tarafından karşılandı. Özcan ve beraberindekiler daha sonra parti binasına geçti.</p>
<p>AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, AK Parti’nin, ‘Hizmet yerelde başlar’ anlayışıyla herekte ettiğini belirterek, "Sayın Cumhurbaşkanımızın belediye başkanlığı döneminden başlayan bir hizmet siyaseti var. Bizim derdimiz de Keşan’ımıza hizmet etmek, hemşehrilerimize hizmet etmek, bölgemize hizmet etmek. Bunun gerisi de teferruattır. Siyasetin, siyasetçinin amacı, milletine hizmet etmektir, vatandaşın refah seviyesini yükseltmektir. Bizim işimiz, gücümüz hizmet olmalıdır. Bizim buradaki amacımız da Keşan’ımıza hizmet etmektir. Bu anlamda CHP’de yaşanan gelişmeleri zaten görüyorsunuz. Kıymetli başkanımız bizim için hep çok değerlidir. Keşan’a 4 dönemdir belediye başkanı olarak hizmet ediyor. 2004’te başlayan hizmet yolculuğunu inşallah bu dönemde AK Parti ve Cumhur İttifakı çatısı altında sürdürecektir" dedi.</p>
<p><strong>‘KEŞAN’IN MENFAATLERİNE OLAN HER TÜRLÜ İŞTE BİRLİKTE HAREKET EDECEĞİZ’</strong></p>
<p>Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan da AK Parti ailesinde olmaktan dolayı mutluluk duyduğunu söyleyerek, "Dört kez belediye başkanlığı seçimini kazandım, ertesi sabah makama gittiğimde parti rozetini çıkardım, belediye başkanlığı rozetini taktım. Ben bölgemize 20 küsur senedir hizmet ediyorum. Geçmişim temiz. Allah’a şükür haram lokma geçmedi ağzımdan. Azaldı, çoğalmadı. Ama son dönemlerde benim bir derdim vardı, Keşan için yapılacak çok şey var. Bu zor şartlarda da nefes alacak halimiz kalmadı. Dileğim, Edirne veya Keşan’la ilgili bir problem olduğunda hangi siyasi partiden olursa olsun, milletvekillerimizin, belediye başkanlarımızın Keşan’ın lehine tek bir noktada buluşmaları. İnşallah bundan sonra Keşan’ın menfaatlerine olan her türlü işte birlikte hareket edeceğiz. Diğer partilerle birlikte hareket edeceğiz. Cumhur İttifakı ile zaten birlikteyiz. Bundan sonra yaşadıkça ne kadar haklı olduğumuzu görecek Keşanlılar" diye konuştu.</p>
CHP'de disiplin süreci kapsamında görev unvanı düşen İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın'ın tedbir kararının kaldırılmasının ardından Grup Başkanvekilliği görevi yeniden iade edildi.
<p>CHP'de disiplin süreci kapsamında görev unvanı kaldırılan İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın'ın tedbir kararının kaldırılmasının ardından Grup Başkanvekilliği görevi yeniden iade edildi.</p>
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu.
İşte Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar:
Bölgede barış iklimini baltalamak isteyenler var. Bugün küresel güvenlik sahnesinde perdeler feci bir hercümerç ile aralandığında, halkaları kanlı bir esaret zinciri ortaya çıkmaktadır. Karadeniz'de sular durulmamış, Orta Doğu'da barış hilali her parlayacak gibi olduğunda kriz odakları ortalığa yeni bir barut kokusu sindirmiştir.
Bulanık suda avlanmayı meslek edinen hasım mihrakların tahrikleriyle Hürmüz'ün dar sularında estirilen her suni fırtına, petrol tankerlerinin rotasından sofralarımızın dirlik ve refahına kadar uzanan ağır bir sabote girişimine dönüşmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında müzakere kapılarının aralanması, Hürmüz'de güvenli geçiş ve sahada ateşin susturulması arayışları, daha önce de belirttiğimiz üzere dikkatle takip ettiğimiz gelişmelerdir. Ancak Siyonist vahşetin mutabakatı tanımayan bombaları sahada hunharca konuşmaya devam etmiştir.
Söz başka, eylem başka olmaya devam ettikçe masada verilen taahhütlerin hükmünden bahsetmek nasıl mümkün olacaktır? Gözü dönmüş bu iftiraz ve cinayet kabinesinin niyeti kirli, akıttığı kan namertçedir.
Bu şekilde nasıl masa kurulacak? Ateşkes kelamı daha havada asılı iken bu korsan yapı, arkadan hançer saplama maharetini göstererek yeni saldırıların hain planlarını kurgulamaktadır. Netanyahu ve tetikçi avanesi, kurulan müzakere zeminine dair fütursuzca diş göstermekte, barışı amaçlayan ve önceliklendiren mutabakatlara direnmeyi marifet saymaktadır. Mızrak artık çuvala sığmamaktadır. Katil İsrail, mazlumların kanı ile semiren emperyalist bir sömürge düzenidir. Gazze'nin yetim feryatları arşı titretirken, Beyrut'ta mazlumların ağıtları dinmemişken, Siyonist soykırım şebekesi mutabakatları kendi habis çıkarlarına göre eğip bükmektedir.
Zulmü zanaat edinen bu kanlı terör makinesinin lügatında barış, silahlara mühlet kazandırmak demektir. Diplomasi ise vahşeti hukuk kılıfıyla cilalamaktır.
"KARADENİZ'DE SULAR DURULMAKTAN UZAKTA"
Kuzeyimizin kilidi ve Mavi Vatanımızın mütemmim cüzü olan Karadeniz'de sular durulmaktan uzaktır. Rusya ile Ukrayna arasında süregelen çatışma iklimi, aradan geçen zamana rağmen bölgesel istikrarın önündeki en büyük kırılma hattı olarak varlığını korumaktadır.
Ne zaman tahıl sevkiyatları, esir değişimleri yahut diplomatik temaslarla bir esenlik kapısı aralansa, dengeleri değiştiren siyasi depremler Kuzey'in yakasını bırakmamaktadır. İçinde bulunduğumuz bölgenin her yönüne hâkim olan bu sarmal, hamasi nutukların ötesinde jeopolitik riskleri doğru okumayı ve milli menfaatlerimizi koruyacak rasyonel bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.
ANKARA'DAKİ NATO ZİRVESİ
Böyle bir dönemde Ankara’da yapılacak NATO zirvesi önemli bir toplantıdır. Stratejik akıl kendini gösterecektir.
NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka hukukumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir.
NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi, karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür.
Türkiye, 1952 yılından beri NATO'ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkisini değil, Mete Han'dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş 3 bin yıllık köklü askerî geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır. Bu büyük askerî hafızanın en eski, en sağlam ve en müessir sütunu ise hiç kuşkusuz Türk Kara Kuvvetlerimizdir.
Türk ordusu büyük bir ordudur. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum, gazilerimizi selamlıyorum. Bu vatanda sizin sayenizde hepimizindir. Türk ordusu Karadeniz'in kilidini muhafaza edendir.
Türkiye NATO'da temel kaldıraçtır. Kore'den Afganistan'a, Kosova'dan Libya'ya, Bosna-Hersek'ten Irak'a kadar Türk askeri müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada göstermiştir. Kore dağlarında destan yazan Mehmetçik, NATO üyeliğimiz henüz resmiyet kazanmadan önce Türk'ün dostluğunu, sadakatini ve sarsılmaz, bükülmez bileğini kanıyla, canıyla tüm dünyaya ilan etmiştir. Dondurucu soğuğun, amansız yokluğun ve cehennem ateşi çemberinin içinde tek bir adım bile geri atmayan o çelikten irade, müttefikliğin lafla değil ancak kahramanlıkla mühürleneceğini tarihin hafızasına kazımıştır.
Türkiye NATO masasında şeref siciliyle oturmaktadır. Ev sahibi olduğumuz NATO Zirvesiyle Türkiye, ittifakın yarınlarını yeniden biçimlendirilmesinden rol üstlenecektir. NATO bugün yeni bir dönemin başındadır. Türkiye hayati ve kritik başlıkların tam kalbindedir.
"TÜRKİYE'NİN OLMADIĞI DENKLEM ÇÖKER"
Allah'ın izniyle önümüzdeki hafta yedi düvel de şahit olacaktır ki kurgulanan bu devasa küresel satrancın tam ortasında başkalarının icazetiyle değil, kendi kudretiyle var olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, şirazesi kaymış bu dünyanın üzerinde asırlarca meydan okuyan tarihî bir anıt gibi yükselmektedir.
Başkent Ankara'yı hesaba katmadan NATO'da yol almak kaygan zeminde gözleri ilerlemeye benzer. Türkiye artık Türkiye Yüzyılı'nın başmimarıdır. Artık büyük bir Türkiye var.
Muzaffer Türk ordusunun asırlık tecrübesini, Türk savunma sanayisinin dünyayı şaşkına çeviren üretim kudretini ve Türkiye'nin sarsılmaz jeopolitik ağırlığını dışarıda bırakan her denklem eksik kalmaya ve çökmeye mahkûm olacaktır.
'ASKERİ HASTANELER AÇILMALI'
NATO'da askeri hastanesi olmayan tek ülke Türkiye. Askeri hastaneler açılmalıdır. Uzmanlaşmış bir askeri hekim ordusu gerekliliktir.
Bu hastanelerin yeniden açılması milli beka meselesidir.
İşçi Partisi liderlik yarışının favorisi olarak gösterilen Makerfield Milletvekili ve eski Büyük Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham, adaylığını ilan ettikten sonra yaptığı ilk kapsamlı politika konuşmasında mevcut yönetim sistemine sert eleştiriler yöneltti.
Manchester'daki People's History Museum'da konuşan Burnham, Westminster ve Whitehall merkezli yönetim anlayışının artık işlemediğini belirterek, "İngiliz siyasetinin kalbi parçalanmış ve mutsuz durumda. Aynı sistemi sürdürerek ne ekonomiyi ayağa kaldırabiliriz ne de insanların siyasete olan güvenini yeniden sağlayabiliriz" dedi.
Merkezi bürokrasinin karar alma süreçlerini yavaşlattığını, bakanlıklar arasındaki koordinasyonsuzluğun kamu hizmetlerini aksattığını savunan Burnham, İngiltere'nin "aşağıdan yukarıya" yeniden inşa edilmesi gerektiğini söyledi.
Yetki Londra'dan yerel yönetimlere devredilecek
Burnham'ın reform paketinin merkezinde, bugüne kadar Westminster ve Whitehall'da toplanan yetkilerin belediyelere ve bölgesel yönetimlere aktarılması bulunuyor.
Konut politikaları, ulaşım, eğitim, sağlık, istihdam ve ekonomik kalkınma gibi alanlarda yerel yönetimlere daha geniş karar alma yetkisi verilmesini öneren Burnham, "İnsanların hayatını etkileyen kararlar, o insanların yaşadığı şehirlerde alınmalı" ifadelerini kullandı.
Yerel yönetimlerin yıllardır artan sorumluluklara rağmen yetersiz bütçelerle baş başa bırakıldığını söyleyen Burnham, merkezi hükümetin kaynak dağıtım modelini de değiştireceğini açıkladı.
Manchester'da ikinci yönetim merkezi kurulacak
Burnham'ın en dikkat çeken vaatlerinden biri ise Başbakanlık Ofisi'nin bazı birimlerinin Manchester'a taşınması oldu.
"Kuzey No.10" (No.10 North) adını verdiği yeni yönetim merkeziyle ülkenin ekonomik ve idari kararlarının yalnızca Londra'da alınmasına son vermeyi hedeflediğini belirten Burnham, bölgesel kalkınma politikalarının doğrudan yerel yönetimlerle birlikte yürütüleceğini söyledi.
Burnham, "İngiltere'nin geleceği yalnızca Westminster koridorlarında değil, Manchester'da, Liverpool'da, Newcastle'da, Birmingham'da ve ülkenin dört bir yanında yazılacak" dedi.
10 yıllık dönüşüm programı
Burnham, lider seçilmesi halinde uygulanacak kapsamlı bir ekonomik ve sosyal reform programı da açıkladı.
Programa göre 10 yıl içinde 1,5 milyon yeni konut inşa edilmesi, ulaşım altyapısının güçlendirilmesi, teknik eğitimin yeniden yapılandırılması, şehir merkezlerinin canlandırılması ve kamu hizmetlerinde yerel yönetimlerin rolünün artırılması hedefleniyor.
Greater Manchester'da uyguladığı yerel kalkınma modelini ülke geneline yaymayı planladığını belirten Burnham, bu yaklaşımın ekonomik büyümeyi Londra dışındaki bölgelere taşıyacağını savundu.
"Mali disiplin korunacak"
Kapsamlı reform vaatlerine rağmen mali disiplinden taviz vermeyeceğini söyleyen Burnham, mevcut mali kurallara bağlı kalacağını vurguladı.
Gelir vergisi, ulusal sigorta primi ve Katma Değer Vergisi (KDV) oranlarında artış planlamadıklarını belirten Burnham, kamu yatırımlarının sürdürülebilir bir mali yapı içerisinde gerçekleştirileceğini ifade etti.
Siyasi dengeleri değiştirebilir
Burnham'ın konuşması, yalnızca İşçi Partisi liderlik yarışının değil, İngiliz siyasetinin geleceğine ilişkin en kapsamlı vizyon açıklamalarından biri olarak değerlendiriliyor.
Parti içinde geniş destek bulan reform önerileri, özellikle Londra merkezli yönetim anlayışının değiştirilmesi ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi hedefiyle dikkat çekiyor.
Siyasi gözlemcilere göre Burnham'ın açıkladığı program, İşçi Partisi'nin geleneksel sosyal demokrat politikalarını yerel yönetim odaklı yeni bir yönetim modeliyle birleştiriyor. Liderlik yarışını kazanması halinde Burnham'ın önerileri, İngiltere'de son yılların en kapsamlı idari reformlarından birinin önünü açabilir.
Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) yaşanan süreçle ilgili dikkat çeken bir kulis bilgisi gündeme geldi. Habertürk'ten Mahir Kılıç'ın haberine göre, Özgür Özel liderliğinde kurulması konuşulan yeni parti için hazırlıkların sürdüğü öne sürüldü.
11 TEMMUZ TARİHİ GÜNDEMDE
Habere göre, Özgür Özel'e yakın kaynaklar, olağanüstü kurultay için tanınan 45 günlük sürenin 26 Temmuz'da dolacağını, parti tüzüğü gereği kurultay kararının ise en geç 11 Temmuz'da ilan edilmesi gerektiğini belirterek bu tarihe kadar bekleme kararı aldıklarını ifade etti.
SEÇİME GİRME YETKİSİ OLAN PARTİLERLE TEMAS İDDİASI
Haberde, olası bir baskın seçim ihtimaline karşı seçime girme yeterliliğine sahip bir partiye geçiş seçeneğinin de değerlendirildiği aktarıldı. Bu kapsamda Özgür Özel'in kurmaylarının Anadolu Birliği Partisi ile CHP eski milletvekili Öztürk Yılmaz'ın liderliğini yaptığı Yenilik Partisi ile temas kurduğu öne sürüldü.
'YENİ PARTİ' İSMİ ÖNE ÇIKIYOR
Kulislerde, temmuz ayı ortasında kurulabileceği iddia edilen partinin adıyla ilgili de değerlendirmeler yapıldığı belirtildi. Habere göre, şu aşamada "Yeni Parti" isminin öne çıktığı ifade edildi.
Özel'in kuracağı yeni partinin 'Yürüyüş' olacağı iddia edilmişti.
Rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasında tutuklanan ve görevinden uzaklaştırılan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı karşısında kendisinden 15 milyon euro istediğini iddia etti.
YEREL SEÇİM İTİRAFI
Yeni bir ifade veren Muhittin Böcek “2024 yerel seçimlerinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmak amacıyla yürüttüğüm çalışmalar sırasında, Muratpaşa Belediye Başkanının Ekrem İmamoğlu ile görüştüğünü, belediye başkan adaylıklarının belirlenmesi konusunda kendisine birtakım güvenceler verdiğini ve bunun karşılığında yüklü miktarda harcama yapacağını ve ödeme gerçekleştireceğini öğrendim. Ayrıca Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan ile de seçim kampanyası konusunda anlaşma sağlandığı bilgisine ulaştım” diyerek İmamoğlu ile arasında geçenleri tek tek anlattı.
"15 MİLYON EURO İSTEDİ"
İstanbul’da bir otelde Ekrem İmamoğlu ile yaklaşık bir saat bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Böcek, detayları şöyle anlattı:
Bu görüşmede Ekrem İmamoğlu, başka bir kişiye adaylık sözü vermediğini ve tercihini benden yana kullanacağını ifade etti. Bu sırada seçim kampanyası için maddi kaynağa ihtiyaç olduğunu, ayrıca ilerleyen dönemde cumhurbaşkanlığı adaylığı planladığını belirterek siyasi yol haritasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu .Benden yaklaşık 15 milyon Euro civarı maddi kaynak desteği istedi. Ben de elimden geldiğince ve zaman içerisinde bunu karşılayacağımı söyledim. Bunun üzerine destek olarak ayrıca Cumhurbaşkanlığı adaylığı döneminde kendisinin Akdeniz Bölgesi harcamalarının tarafımca karşılanmasını iletti. Taleplerini karşılama sözü verdim.
HAVALA SİSTEMİ DETAYI
Birkaç gün sonra İmamoğlu ile yeniden buluştuğunu belirten Böcek “Bir kısım şahsi paramla birlikte seçim bütçemin bir kısmının kendisinde olduğu bir dostumdan 5 milyon euro paraya ihtiyacım olduğunu söyledim. Bu parayla İstanbul'da bir ödeme yapacağımı bildirdim. Bana yanında bulunan 100 TL paranın fotoğrafını çekti. Ayrıca üzerinde bir isim ve telefon numarası yazılı kâğıdı zarf içerisinde verdi. Zarfa koyduğu banknotla birlikte kâğıdı, ödeme yapmak istediğim kişiye vermemi, onların da bununla parayı İstanbul Kapalıçarşı’da tahsil edebileceğini söyledi. Anladığım kadarıyla bu, havala adı verilen bir sistemdir. Yine baş başa yaptığımız bu ikinci görüşmede, yanımdaki banknot ve telefon yazılı kâğıdı kendisine teslim ettim. Talep edilen paranın kalanını da daha sonra zaman içerisinde halledeceğimi söyledim” dedi.
İKİ ZİYARET
İmamoğlu tutuklandığı için istediği paranın kalanını ödemediğini belirten Böcek, Ekrem İmamoğlu ile yaptığı her iki ziyarette de mobil özel kalemi Yasin Yellice’nin yanında bulunduğunu belirtti.
AĞBABA’YA 1 MİLYON EURO İTİRAFI
Muhittin Böcek, daha önce de ifadesinde Özgür Özel'in talebi doğrultusunda, adaylık için oğlu Gökhan Böcek ile CHP Genel Merkezi'nde Veli Ağbaba'ya 1 Milyon Euro gönderdiğini, yine Özgür Özel'in yönlendirmesiyle 15 Ocak 2024'te Manisa'da bir çanta içerisindeki 950 bin Euroyu Ferdi Zeyrek'e verdiğini anlatmıştı.
AK Parti Ankara Milletvekili Osman Gökçek, TV100'de Talat Atilla'nın konuğu oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı "insan sarrafı" sözleriyle anlatan Gökçek, "Cumhurbaşkanımız, karşısına kibirli çıkabilecek kişileri gözünün ucuyla yakalar. Bu kabiliyete sahip bir liderdir. İktidar partisi içindeki en mütevazı insan, bizzat kendisidir" dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Muhalefette yaşanan tartışmalardan Meclis çalışmalarına, dış politikadan Terörsüz Türkiye sürecine kadar birçok konuda açıklama yapan Erdoğan, Türkiye'nin önündeki hedeflere kararlılıkla ilerlediğini söyledi. ERDOĞAN: MUHALEFET CEPHESİNDE KAOS VE KARGAŞA HAKİMCumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının başında AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın Türkiye'nin birlik ve beraberliği için çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek muhalefeti eleştirdi.AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak siyasete kazandırdıkları seviyenin özellikle son dönemde daha net görüldüğünü ifade eden Erdoğan, parti ve ittifaklarının ortaya koyduğu anlayış ile muhalefetin yaklaşımı arasındaki farkın giderek belirginleştiğini söyledi.Erdoğan, "İç politikadan dış politikaya her alanda partimiz ve ittifakımızla diğerleri arasındaki ufuk ve anlayış farkı giderek daha fazla berraklaşıyor. Muhalefet cephesinde kaos ve kargaşa hakimken, biz uyum içinde ittifak olarak dayanışma içinde 86 milyonun birlik ve dirliği için çalışıyoruz. Gereksiz polemiklerin içine girmiyoruz. Tahriklere rağmen muhalefetin içinde debelendiği çamur güreşine bizi de çekmesine müsaade etmiyoruz" dedi.
Türkiye'nin tüm vatandaşlarını kucaklayan bir anlayışla hareket ettiklerini belirten Erdoğan, siyasi görüşü, kökeni veya yaşam tarzı ne olursa olsun herkesin sorumluluğunu taşıdıklarını söyledi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hangi siyasi görüşten, kökenden olursa olsun 86 milyonun mesuliyetini yüreğinde hisseden bu ülkenin bütün vatandaşlarını samimiyetle bağrına basan bir tasavvurla yolumuza devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.MECLİS ÇALIŞMALARINA VURGU YAPTITBMM'nin millet adına önemli bir görev üstlendiğini ifade eden Erdoğan, Meclis tatile girmeden önce tamamlanması gereken önemli düzenlemeler bulunduğunu dile getirdi.Erdoğan, milletvekillerinden çalışmalarını aynı kararlılıkla sürdürmelerini isteyerek, vatandaşların beklentilerine cevap verecek düzenlemelerin hayata geçirilmesi için yoğun mesai yapılacağını söyledi. Özellikle 12. Yargı Paketi'nin yasalaşma sürecine dikkat çekti. AK PARTİ'NİN MÜCADELE ANLAYIŞINI ANLATTIBu hafta sonu Sapanca'da gerçekleştirilecek AK Parti 33. İstişare ve Değerlendirme Kampı'na da değinen Erdoğan, partinin kuruluşundan bu yana birçok mücadele verdiğini belirtti. Erdoğan, "AK Parti'yi tanımlayan en iyi kavramlardan biri mücadeledir" ifadelerini kullanarak, vesayet odaklarından terör örgütlerine kadar birçok yapıyla mücadele ettiklerini söyledi.
İRAN KRİZİ ÜZERİNDEN DIŞ POLİTİKA MESAJLARI VERDİCumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının önemli bölümünü dış politika ve bölgesel gelişmelere ayırdı.Türkiye'nin son dönemde yaşanan uluslararası krizlerde etkin ve dengeli bir politika yürüttüğünü ifade eden Erdoğan, özellikle İran krizi sırasında Türkiye'nin ortaya koyduğu diplomatik yaklaşımın dikkat çektiğini söyledi.Erdoğan, Türkiye'nin bölgesel krizlerde çözüm üreten ve istikrar sağlayan bir aktör olarak öne çıktığını belirtti."En son İran krizinde Türkiye'nin ve Türk dış politikasının ulaştığı yüksek kapasiteyi tekrar görme imkânı elde ettik" diyen Erdoğan, Türkiye'nin bu süreçte soğukkanlı ve dengeli bir tavır sergilediğini kaydetti. İSRAİL'E SERT ELEŞTİRİLER YÖNELTTİOrtadoğu'daki gelişmelere de değinen Erdoğan, İsrail'in politikalarına yönelik eleştirilerde bulundu.Bölgede kalıcı barışın sağlanmasının önemine işaret eden Erdoğan, Türkiye'nin tüm diplomatik girişimlere destek vermeye devam edeceğini söyledi.Erdoğan, "Türkiye olarak, iğne ucu kadar bile olsa, barış şansının değerlendirilmesi için üzerimize ne düşüyorsa yapmaktan geri durmayacağız" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, önümüzdeki dönemde İran krizinin kalıcı çözümüne yönelik çabalara da destek vermeyi sürdüreceklerini belirtti.'BARIŞ İÇİN ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPACAĞIZ'Ortadoğu'daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, bölgede kalıcı barışın sağlanması için Türkiye'nin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğini belirtti.Erdoğan, "Türkiye olarak, iğne ucu kadar bile olsa, barış şansının değerlendirilmesi için üzerimize ne düşüyorsa yapmaktan geri durmayacağız" dedi. Terörün Türkiye'nin kalkınmasının önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirten Erdoğan, güvenlik ortamının iyileşmesiyle birlikte bölgedeki ekonomik faaliyetlerin canlandığını söyledi.Turizm, tarım, yatırım ve istihdam alanlarında olumlu gelişmeler yaşandığını ifade eden Erdoğan, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yeni fırsatların ortaya çıktığını belirtti.Erdoğan, terörün tamamen sona ermesiyle birlikte Türkiye'nin yeni bir döneme gireceğini söyledi.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE İÇİN YASAL ADIM GELİYORCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Terörsüz Türkiye sürecinde yeni bir yasal adım atılacağını açıkladı. Örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak bir düzenleme üzerinde çalıştıklarını belirten Erdoğan, hazırlanan yasal çerçevenin gerekli istişarelerin ardından TBMM'ye sunulacağını söyledi.Sürecin daha hızlı ilerlemesini istediklerini ancak bölgesel gelişmeler nedeniyle bazı konularda beklemek zorunda kaldıklarını ifade eden Erdoğan, yeni düzenlemenin Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda önemli bir aşama olacağını dile getirdi.Erdoğan, "Gelinen noktada örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak bir yasal çerçeve üzerinde çalışıyoruz. Gerekli istişareleri yaptıktan sonra fazla da uzatmadan, söz konusu düzenlemeyi sorunların çözüm adresi olan Meclis'in takdirine sunacağız" dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, devletin temel niteliklerinden ve milletin değerlerinden taviz vermeden bu sürecin başarıyla tamamlanacağına inandığını söyledi. Cumhur İttifakı'nın Meclis desteğiyle süreci tamamlamayı hedeflediğini belirten Erdoğan, siyasi partilere de destek çağrısında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından CHP'den AK Parti'ye katılan İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir'e parti rozetini taktı.
Başkent Millet Bahçesi Konferans Salonu’nda düzenlenen "Başkente Değer Ödülleri" töreninde TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay’a "Yılın Milletvekili Ödülü" takdim edildi. Törende konuşan Oktay, "Ankara milletvekili olmak bir ayrıcalık. Ankara için, 25 ilçesi için, hepsinin ötesinde Türkiye'nin başkenti için çalışmak bir ayrıcalık. Hep birlikte Ankara'yız. Tüm, ben burada bu ödülü sadece ekibim ve arkadaşlarım adına değil, tüm milletvekillerimiz adına, ama onun da ötesinde aslında biraz önce yine sanatından, kültüründen, sanayicisinden, üniversitesinden, eğitiminden, sivil toplum kuruluşlarından ama her alanda Türkiye'ye ama özellikle de Ankara'ya hizmet eden kardeşlerimiz adına bu ödülü almak istiyorum" diye konuştu.
Ankara’nın medeniyet tarihinden bahseden Oktay, "Ankara evet bir başkent ama şunu biliyoruz ki Ankara bir medeniyetler kavşağı. Hititler'den, Frigler'den, Roma'dan, Bizans'tan, Selçuklu'dan, Osmanlı'dan gelen bir tarihi bugüne getiriyor. Tarihiyle gurur duyan, ama Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olarak da bugün onu geleceğe taşıyan ve taşıyacak olan bir Ankara'yı, hep birlikte inşa ediyoruz. Elimizden geldiği kadar, gücümüzün el verdiği kadar çalışıyoruz. Vizyon 2035 Ankara dedik, yola çıktık. Burada şu anda dünya başkentleri içerisinde 50. sırada olan Ankara'yı çok daha üst sıralara, diğer yerlerdeki hedeflerimiz gibi ilk 10'da, en kötü ihtimalle ilk 15'te yer alması için bu gayreti hep birlikte sürdürmek zorundayız" şeklinde konuştu.
Kaynak: İHA
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada kurultay tartışmalarından ekonomik sorunlara, öğretmenlerin taleplerinden CHP'li belediyelere yönelik operasyonlara kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
Salonda “Özgür gelecek, özgür Türkiye” sloganlarıyla karşılanan Özel, Türkiye'nin zor bir dönemden geçtiğini belirterek, baskılara rağmen mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi. “Bugün olduğu gibi milletin dediği olur, milletin dediği olacak” diyen Özel, konuşmasının önemli bölümünü CHP’de devam eden kurultay tartışmalarına ayırdı.
KILIÇDAROĞLU’NA DOĞRUDAN ÇAĞRI
Geçen hafta 74 il başkanının, 81 ilden toplanan delege imzalarını CHP Genel Merkezi'ne teslim ettiğini belirten Özel, kurultay talep eden bin 4 delegenin imzasının parti yönetimine ulaştırıldığını söyledi.
İmzaların ilçe seçim kuruluna bildirilmesinin bir yükümlülük olduğunu ifade eden Özel, sürecin çeşitli gerekçelerle uzatılmaya çalışıldığını savundu. Tedbir kararının kurultaya engel olmadığı yönünde çok sayıda hukukçunun görüş bildirdiğini kaydeden Özel, ilgili rapor ve mütalaaların da genel merkeze sunulduğunu anlattı.
Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde Kemal Kılıçdaroğlu'na seslenen Özel, delegelerin iradesinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Kurultay talebinin yalnızca kendi görüşü olmadığını vurgulayan Özel, 6 Nisan'daki olağanüstü kurultayda bin 171 geçerli oyun tamamının mevcut yönetime destek verdiğini hatırlattı.
Özel, “Bu ülkeye sandığı, demokrasiyi getirmiş, bu ülkeyi yeniden demokrasiye taşımayı vadeden bir partinin bu ayıptan derhal ama derhal kurtulması lazımdır” ifadelerini kullanarak Kılıçdaroğlu'nu tarihi bir karar almaya davet etti.
“BEN BU KÜRSÜYE MİLLETTEN ALDIĞIM YETKİYLE GELDİM”
Hafta sonu gerçekleştirdiği Ankara, Denizli ve Burdur ziyaretlerinden de söz eden Özel, CHP’ye yönelik desteğin sahada büyüdüğünü savundu.
Sokakta vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını ifade eden Özel, seçilmiş siyasetçilerin görevlerini milletten aldığını belirterek, “Atanmışlar kendilerini atayanlardan talimat alırlar ama seçilmişler talimatı milletten alırlar. Ben bugün bu kürsüye milletten aldığım yetkiyle geldim” dedi.
Denizli ve Burdur ziyaretlerinden örnekler veren Özel, vatandaşların değişim talebinin giderek büyüdüğünü söyledi. Yeşilova’da bir bankın üzerinde yaptığı konuşmayı hatırlatan CHP Grup Başkanı, “O bankın üstüne iktidar partisinin genel başkanı olarak çıkacağım” ifadelerini kullandı.
ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM ÇAĞRISI
Ekonomi başlığında hükümete yüklenen Özel, beş aylık enflasyonun yüzde 16’ya ulaştığını, asgari ücretin alım gücünün önemli ölçüde düştüğünü söyledi.
Asgari ücretin yıl başındaki değerini kaybettiğini savunan Özel, açlık sınırının 35 bin liraya, yoksulluk sınırının ise 114 bin 500 liraya yükseldiğini belirtti. İşçilerin ve emeklilerin ağır geçim sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu ifade eden Özel, hükümete ara zam çağrısında bulunarak asgari ücretin güncellenmesi gerektiğini söyledi.
EMEKLİLERİN DURUMUNA DİKKAT ÇEKTİ
Denizli ve Burdur ziyaretlerinde karşılaştığı vatandaşların yaşadığı ekonomik sıkıntıları aktaran Özel, özellikle emeklilerin ciddi sorunlarla mücadele ettiğini dile getirdi. Emekli örgütlerinin “insanca ücret” talebiyle meydanlara çıkmasını hatırlatan Özel, mevcut maaşların geçim için yeterli olmadığını savundu.
ÖĞRETMENLER VE MÜLAKAT SİSTEMİ
Özel, özel okul öğretmenlerinin çalışma koşullarına ve atama bekleyen öğretmenlerin sorunlarına da değindi. 2014 yılında yapılan düzenlemenin ardından özel okullarda çalışan öğretmenlerin önemli hak kayıpları yaşadığını belirten Özel, bazı öğretmenlerin asgari ücretin altında gelirle çalışmak zorunda kaldığını söyledi. Mülakat uygulamasını da eleştiren Özel, öğretmenlerin Ankara’da sürdürdüğü eylemlere destek verdiğini ifade etti.
CHP’Lİ BELEDİYELERE YÖNELİK OPERASYONLARA TEPKİ
Konuşmasının son bölümünde CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar ve tutuklamalara değinen Özel, bugüne kadar 33 CHP’li belediye başkanına operasyon düzenlendiğini söyledi. Bu isimlerden üçünün parti tarafından da savunulamayacak durumlar nedeniyle CHP ile yollarını ayırdığını belirten Özel, halen 24 belediye başkanının tutuklu bulunduğunu ifade etti.
Soruşturmaların siyasi saiklerle yürütüldüğünü savunan Özel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden CHP’li belediyeler ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na yönelik sistematik bir süreç işletildiğini öne sürdü. Belediye soruşturmalarının normal şartlarda belirli hukuki prosedürler çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini belirten Özel, mevcut uygulamalarda ise önce kişilerin hedef alındığını, ardından suçlama oluşturacak delil arayışına girildiğini iddia etti.
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda çifte standart uygulandığını savunan Özel, AK Partili belediyeler hakkında verilen soruşturma izinlerine rağmen benzer gözaltı ve tutuklama süreçlerinin işletilmediğini söyledi. Hukuki sürecin delilden suça ve failin tespitine dayanması gerektiğini vurgulayan Özel, CHP’li belediyelere yönelik soruşturmaların ise farklı bir yöntemle yürütüldüğünü ileri sürdü.
İş insanlarının ve belediyelerle çalışan kişilerin baskı altına alındığını öne süren Özel, bazı isimlerin ifade vermeye zorlandığını ve belediye başkanları hakkında suçlama oluşturulmaya çalışıldığını savundu. CHP’li belediye başkanlarının tutuklu bulunmasının bu sürecin sonucu olduğunu dile getiren Özel, yeni soruşturma hazırlıkları yapıldığı yönündeki iddialarını da tekrarladı.
Özel, yaşananların yalnızca CHP’li belediyelerle sınırlı olmadığını belirterek iş dünyası, sanatçılar, gazeteciler ve sosyal medya içerik üreticilerinin de baskı altında olduğunu savundu. TÜSİAD yöneticilerinden sanatçılara kadar farklı kesimlerin hükümete yönelik eleştirileri nedeniyle hedef alındığını ileri süren Özel, hukuk sisteminin muhalif kesimleri sindirme aracı olarak kullanıldığını iddia etti.
İktidarın hukuku bir baskı mekanizmasına dönüştürdüğünü savunan Özel, muhalefetin yanı sıra öğretmenler, işçiler, gazeteciler ve aydınların da benzer baskılarla karşı karşıya kaldığını söyledi. CHP’nin de bu süreçte hedef haline getirildiğini belirten Özel, partiye yönelik girişimlerin siyasi amaç taşıdığını ifade etti.
Vatandaşlara birlik çağrısında bulunan Özel, hak arayan kesimlerin birbirine destek vermesi gerektiğini belirterek, “Millet bir olursa, birbirinin davasında yan yana durursa, hak arayanın arkasında durursa milletin karşısında dayanacak hiçbir güç yoktur” dedi. CHP’nin mücadelesini sürdüreceğini vurgulayan Özel, partinin iktidar hedefinden vazgeçmeyeceğini söyledi.
“YA BİR YOL BULACAĞIZ YA BİR YOL AÇACAĞIZ”
Muhalefet partilerine de çağrıda bulunan Özel, yaşananların yalnızca CHP’nin meselesi olmadığını, demokrasi ve sandık meselesi olduğunu söyledi.
Konuşmasını birlik ve mücadele vurgusuyla tamamlayan Özel, “Ya bir yol bulacağız, ya bir yol açacağız. Ama eninde sonunda iktidara kavuşacağız” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında iç ve dış politikaya ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik yaklaşımını eleştiren Bahçeli, son dönemde yaşanan gelişmelerin Batı dünyasının kendi içindeki çelişkileri açık şekilde ortaya koyduğunu ifade etti.
“PATRON BENİM” SÖZÜ BATI’NIN GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTERDİ
Fransa’da gerçekleştirilen G7 Zirvesi’ne değinen Bahçeli, ABD Başkanı Donald Trump’ın kullandığı “patron benim” ifadesinin sıradan bir söz olmadığını belirterek bunun, Avrupa’nın güvenlik ve siyasi bağımlılığını gözler önüne seren bir itiraf niteliği taşıdığını söyledi.
Avrupa’nın yıllardır stratejik özerklikten söz ettiğini ancak halen kendi savunma ve güvenlik mimarisini Washington’un gölgesinden çıkaramadığını kaydeden Bahçeli, buna rağmen Türkiye’ye demokrasi, hukuk ve dış politika alanlarında ders vermeye kalkışılmasını eleştirdi.
Bahçeli, “Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır” ifadelerini kullandı.
AVRUPA PARLAMENTOSU RAPORUNA TEPKİ
Konuşmasının en dikkat çeken bölümlerinden birini Avrupa Parlamentosu’nun 2025 Türkiye Raporu oluşturdu. Raporu siyasi önyargılarla hazırlanmış bir metin olarak değerlendiren Bahçeli, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı yıllardır çifte standart uyguladığını söyledi.
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecinin 1959’da başladığını hatırlatan Bahçeli, Ankara Anlaşması’ndan Gümrük Birliği’ne, adaylık statüsünden tam üyelik müzakerelerine kadar geçen süreçte Avrupa’nın verdiği sözleri yerine getirmediğini savundu. Vize serbestisinin yıllardır bekletildiğini, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin ağırdan alındığını ve müzakere başlıklarının siyasi gerekçelerle bloke edildiğini belirten Bahçeli, buna rağmen Türkiye’ye hukuk ve reform konusunda ders verilmesini eleştirdi.
Avrupa’nın kendi güvenlik, göç ve siyasi krizleriyle mücadele ederken Türkiye’ye yönelik ithamlarını sürdürdüğünü ifade eden Bahçeli, Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik yaklaşımların kabul edilemez olduğunu söyledi. Avrupa’nın kendi sorunlarını görmezden geldiğini belirten Bahçeli, “Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır” ifadelerini kullandı.
Avrupa Parlamentosu raporunun özellikle yargı alanındaki değerlendirmelerine de tepki gösteren Bahçeli, devam eden davaların siyasi saiklerle yorumlanmasının ve Türk mahkemelerinin kararlarının sorgulanmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti. Türk yargısının bağımsızlığına yönelik değerlendirmelerin Türkiye’nin egemenlik haklarına müdahale anlamına geldiğini belirten Bahçeli, dış aktörlerin Türk yargısını yönlendirmeye çalışmasının vesayet arayışından başka bir anlam taşımadığını söyledi.
Bahçeli, “Türkiye Cumhuriyeti; dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı’ya çevrilip hizaya getirilemez” diyerek Türkiye’nin egemenlik hakları ve milli çıkarları konusunda taviz vermeyeceğini vurguladı.
ÜLKÜ OCAKLARI’NA YÖNELİK ELEŞTİRİLERE SERT ÇIKIŞ
Bahçeli, Avrupa Parlamentosu raporunda Ülkü Ocakları hakkında yer alan değerlendirmelerin de eski husumetlerin yeni bir yansıması olduğunu söyledi.
Geçmişte ABD’de de benzer girişimlerin yaşandığını hatırlatan Bahçeli, bugün Brüksel’de sürdürülen karalama faaliyetlerinin amacının Türk milliyetçiliğini kriminalize etmek ve Türk gençliğini milli değerlerinden uzaklaştırmak olduğunu öne sürdü.
Ülkü Ocakları’nın Türk milletinin tarihi ve kültürel mirasını genç nesillere aktaran önemli bir kurum olduğunu vurgulayan Bahçeli, teşkilatın hedef alınmasını kabul etmeyeceklerini belirtti.
KKTC VE MAVİ VATAN VURGUSU
Bahçeli, Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs ve Mavi Vatan konularındaki yaklaşımını da eleştirdi.
Kıbrıs meselesinin tarihi arka planına değinen MHP Lideri, Enosis girişimleri, EOKA saldırıları ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sürecini hatırlatarak Türkiye’nin Ada’daki varlığının meşru ve tarihi temellere dayandığını söyledi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitliğinin tartışma konusu yapılamayacağını ifade eden Bahçeli, iki devletli çözüm modelini savunduklarını belirtti.
Bahçeli, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, milli güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz parçasıdır” dedi.
ORTA DOĞU’DAKİ GELİŞMELERİ DEĞERLENDİRDİ
ABD ile İran arasında varıldığı belirtilen mutabakat ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere de değinen Bahçeli, müzakere kanallarının açık tutulmasını ve deniz güvenliğinin sağlanmasına yönelik adımları olumlu bulduklarını söyledi.
Ancak İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının süreci olumsuz etkileyebileceğini belirten Bahçeli, bölgede kalıcı ateşkesin sağlanması gerektiğini ifade etti.
Türkiye’nin Ukrayna’dan Suriye’ye, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar geniş bir coğrafyada etkin rol üstlendiğini vurgulayan Bahçeli, Ankara’nın bölgesel ve küresel gelişmelerde belirleyici bir aktör konumunda olduğunu kaydetti.
MHP’DEN 800 SAYFALIK KALKINMA VİZYONU
Bahçeli, konuşmasında Milliyetçi Hareket Partisi tarafından hazırlanan “İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi”ni de kamuoyuna tanıttı.
55 araştırmacı, akademisyen ve bürokratın katkısıyla hazırlanan, 600’ün üzerinde kaynaktan yararlanılan ve 800 sayfadan oluşan çalışmanın Türkiye’nin kalkınma hedeflerine yönelik kapsamlı bir yol haritası niteliği taşıdığını belirten Bahçeli, belgenin temelini istikrar, ahlak ve refah ilkelerinin oluşturduğunu söyledi.
MHP’nin Türkiye Yüzyılı hedefi doğrultusunda ekonomik ve sosyal kalkınma perspektifini ortaya koyduğunu ifade eden Bahçeli, milli kaynak ve imkanların seferber edilmesi gerektiğini vurguladı.
KAHRAMANMARAŞ’TAKİ OLAYDA HAYATINI KAYBEDENLERİ ANDI
Konuşmasının sonunda Kahramanmaraş’ta yaşanan elim olay nedeniyle hayatını kaybeden öğrencilere ve öğrencilerini korumak için yaşamını yitiren Ayla öğretmene rahmet dileyen Bahçeli, yaralı öğrencilere acil şifalar temennisinde bulundu.
Karne heyecanı yaşayan öğrencilere de seslenen Bahçeli, gençlere dikkatli, bilinçli ve milli değerlerine bağlı olmaları çağrısında bulundu.
Bahçeli konuşmasını, “Kendinize, milletimize, devletimize güveniniz” sözleriyle tamamladı.
Yargılama süreçleri kısalacak, idari yargıda işlevsellik artacak, yargıda dijitalleşme hız kazanacak. AK Parti milletvekilleri, kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen kanun teklifinin çalışmalarını tamamladı. "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Kanun Teklifi"' Meclis Adalet Komisyonu'nda kabul edildi.
Görüşmeler sırasında 'iban dolandırıcılığı' olarak bilinen, ödeme araçlarının bilinçli bir şekilde başka kişilere kullandırılmasına karşı önerge verildi.
Suç eylemi Türk Ceza Kanunu'nda yer alan 'nitelikli dolandırıcılık' başlığı altında ilk kez tanımlandı. Suçunu itiraf eden ve zararı karşılayan kişilere de yarı oranda indirim yapılması taahhüt edildi. Kabul edilen önerge ile mağduriyetlerin önüne geçilmesi amaçlanıyor.
Teklife göre hukuk davalarında artık iki duruşma arasında en fazla 3 ay ara verilebilecek.
Avukatların ön inceleme duruşmalarına da sesli ve görüntülü bilişim sistemi ile katılabilmesine olanak sağlanacak.
Ayrıca noter evraklarının elektronik ortamda gönderilmesinin yolu açılarak yazışma süreci kısalacak. Bölge idare mahkemelerinin ilk derece kararını iptal edip verdiği kararlara itiraz edilebilecek.
SÜREÇ HIZLANACAK
Yeni yargı paketi ile idari yargıda da süreç hızlanacak. 2026 yılı için konusu 486 bin lirayı geçmeyen iptal ve tam yargı davaları artık hakim heyeti yerine tek hakim tarafından karara bağlanabilecek.
Paketle,, alacaklarda enflasyon nedeniyle oluşan değer kaybının önüne geçilmesi için de adım atılıyor.
Buna göre, yasal faiz oranı hesaplanırken Merkez Bankası verileri baz alınacak.
<p>Ankara koridorlarında hareketlilik sürerken, CHP'de istifa ve kopuşlar devam ediyor. Muhalefette ayyuka çıkan yolsuzluk ve rüşvetin ardından CHP’den AK Parti’ye geçişler ise devam ediyor.</p>
<p>tv100 ekranlarında konuşan Gazeteci Murat Kelkitlioğlu, yerel yönetimlere dair önemli bir kulis bilgisini kamuoyuyla paylaştı. Kelkitlioğlu’nun açıklamaları, İstanbul’daki siyasi dengelere ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Gazeteci Murat Kelkitlioğlu, İstanbul’da en az üç ilçenin yeniden AK Parti’ye geçeceğine yönelik kulis bilgisi olduğunu açıkladı.</p>
Cumhuriyet Halk Partisinden istifa eden Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın yarın AK Parti'ye katılacağı bildirildi.
MESUT ÖZARSLAN AK PARTİ'YE GEÇECEĞİNE YÖNELİK İDDİALARINI DOĞRULADI
Habertürk Siyaset Muhabiri Mahir Kılıç, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan ile gerçekleştirdiği görüşmenin detaylarını kamuoyuyla paylaştı. Özarslan ile kısa bir süre önce konuştuğunu belirten Kılıç, "Yarın AK Parti'ye katılacağı yönündeki iddiaları doğruladı." dedi.
'BİR GENEL BAŞKAN BELEDİYE BAŞKANINA KÜFÜR EDER Mİ?'
8 Şubat'ta Cumhuriyet Halk Partisi'nden (CHP) istifasını duyuran Özarslan, kararının gerekçesi olarak CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in kendisine yönelik tutumunu işaret etmişti.
Özel'in kendisine 7 Ocak'ta saat 23.59'dan itibaren siyasi nezaketle, parti ahlakıyla, kamu sorumluluğu ve insanlıkla bağdaşmayacak hakaret, tehdit ve iftiralar içeren WhatsApp mesajları gönderdiğini iddia eden Özarslan, "Bir genel başkan, belediye başkanına küfür eder mi? Bir genel başkan, ailevi değerleri hedef alıp hakaret eder mi? Bir genel başkan, ağıza alınmayacak kelimelerle tehdit eder mi?" ifadelerini kullanmıştı.
Özel'in gönderdiği mesajların içeriğine sert tepki gösteren Özarslan şunları söylemişti:
"Özellikle aile değerlerimi ve kutsal varlığım annem ve merhum babamın dahi karıştırıldığı mesajlar karşısında; Cumhuriyet Halk Partili seçmene olan saygım ve sevgim baki kalmak kaydı ile artık Cumhuriyet Halk Partisi saflarında hizmet etmem söz konusu dahi olamaz."
HP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin verilen mutlak butlan kararının ardından partide yaşanan tartışmalar devam ediyor. Delegelerin noter onaylı imzalarla olağanüstü kurultay talebini genel merkeze ilettiği süreçte, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun mevcut delegelerle yapılacak yeni bir kurultayın yeniden hukuki sorunlara yol açabileceğini, kurultayın ancak 4-5 ay sonra yapılabileceğini söylemişti.
Parti içinde olağanüstü kurultay çağrısına ilişkin görüş ayrılıkları sürerken, konunun yargıya taşınabileceği ifade ediliyor.
LÜTFÜ SAVAŞ'TAN İHTAR HAZIRLIĞI
TGRT Haber Ankara Temsilcisi Fatih Atik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, CHP’nin eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın avukatları aracılığıyla CHP Genel Merkezi’ne “kurultay yapılamaz” içerikli bir ihtar göndereceğini öne sürdü.
İddiaya göre ihtarda, devam eden yargı süreçleri sonuçlanmadan ve mevcut tedbir kararları kaldırılmadan herhangi bir olağan ya da olağanüstü kurultay sürecinin başlatılmaması gerektiği savunulacak.
'YENİ PARTİ DIŞINDA SEÇENEK KALMADI'
Fatih Atik, yaşanan gelişmelerin ardından Özgür Özel ve ekibinin önünde yeni bir siyasi oluşum kurmak dışında seçenek kalmadığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını belirtti.
Atik, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
Hatay eski Büyükşehir Belediye Başkanı mutlak butlan davasının taraflarından LÜTFÜ SAVAŞ avukatı aracılığıyla CHP Genel Merkezine ‘kurultay yapılamaz’ ihtarında bulunacak.
Özgür Özel ve arkadaşları topladıkları imzalarla olağanüstü kurultay talebinde bulunmuşlardı. Genel merkez taleplerini kabul etmezse mahkemeye gideceklerini açıklayan Özel ve ekibi olağanüstü kurultay ısrarını sürdürüyor.
Özel’e karşı hamle Lütfü Savaş’tan geldi. Avukatlar aracılığıyla CHP Genel merkezine ihtar çeken Savaş ‘kurultay yapılamaz’ diyecek.
“Devam eden yargılamalar kesinleşinceye, mevcut tedbir kararları ortadan kalkıncaya ve dava konusu uyuşmazlıklar hakkında kesin hüküm tesis edilinceye kadar Cumhuriyet Halk Partisi tarafından herhangi bir olağan veya olağanüstü kurultay sürecinin başlatılmaması, kurultay takvimi ilan edilmemesi, imza süreçlerinin işletilmemesi ve kurultayın toplanmaması hususunu ihtaren bildiriyoruz.”
Yaşanan gelişmelere baktığımızda Özel ve arkadaşlarının yeni parti kurmaktan başka çareleri yok.
Her geçen gün aleyhlerine işliyor yorumları yapılıyor.
Ankara yerel siyasetinde dengeleri değiştirebilecek bir gelişme yaşandı. Bir süredir siyasi kulislerde parti değiştireceği yönünde söylentiler dolaşan Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, Cumhuriyet Halk Partisi'nden (CHP) resmen istifa ettiğini açıkladı.
İstifa kararının perde arkasında ise dikkat çeken bir görüşme trafiği ve gerilim bulunuyor. Koç, hakkındaki "farklı bir partiye geçecek" iddialarının yoğunlaştığı günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'u ziyaret etmişti. Bu kritik temasın ardından ilçede peş peşe yaşanan gelişmeler, kopuşun ilk sinyallerini verdi.
ABB'NİN AFİŞLERİ TOPLATILMIŞTI
Bakan Kurum ile yapılan görüşmenin hemen sonrasında, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile iplerin koptuğu öne sürülmüştü. İddialara göre Levent Koç'un özel talimatıyla, Haymana ilçesi genelinde asılı bulunan Mansur Yavaş'a ait tüm pankart ve afişler toplatılmıştı.
AK PARTİ'YE KATILDI
Yaşanan pankart krizinin ardından CHP ile yollarını tamamen ayıran Koç, bugün AK Parti'ye katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Koç'a rozetini bizzat taktı.
Mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu ve bu kararı kabul etmeyen Özgür Özel arasındaki soğuk savaş sürüyor.
İki hafta önce salı günü düzenlenen grup toplantısında kürsüye çıkacağını duyuran Kılıçdaroğlu, Özel ve ona yakın milletvekillerinin toplantı salonunda gerginlik çıkarmasının ardından bu kararından vazgeçmişti. Kılıçdaroğlu CHP Genel Merkezi'nde, Özel ise TBMM'de konuşmuştu.
ÖZEL'DEN TOPLANTI BAŞVURUSU
Yaşananların ardından iki taraf da geçtiğimiz hafta (16 Haziran), grup toplantısı yapmama kararı almıştı. Ancak bugün yeni bir gelişme yaşandı. Özel, yarın grup toplantısı yapmak için TBMM'ye başvuru yaptı.
GEÇEN HAFTA ANLAŞMIŞLARDI
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Müslim Sarı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu hafta TBMM Grup Toplantısı yapmayacağını duyurmuş ve "Cumhuriyet Halk Partisi'nin birliğini korumak, yeni ayrışmalara ve gerilimlere zemin oluşmasını engellemek amacıyla, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu TBMM'de gerçekleştirilmesi planlanan grup toplantısını yapmama kararı almıştır. Partimizin önceliği; kişisel ya da dönemsel tartışmalar değil, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal gücünü, ortak aklını ve toplumsal sorumluluğunu korumaktır" demişti.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir ise yaptığı açıklamada bu hafta CHP Grup Toplantısı’nın yapılmayacağını belirtti. Emir, “Bu hafta CHP grubu yapılmayacak. Genel Merkez başvuru yapmamış, biz de (Özgür Özel) toplantı yapmama kararı aldık. Çarşamba günü olağanüstü kurultay talebimizi ileteceğiz” ifadelerini kullanmıştı.
Mahkeme kararı sonrası Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) sular durulmuyor.
Parti içindeki tansiyon yükselirken, Kemal Kılıçdaroğlu, MYK üyeleri ve milletvekillerine dikkat çeken bir mektup gönderdi. Kılıçdaroğlu'nun gönderdiği mektupta birlik ve kurumsal disiplin mesajları yer aldı.
Mektubunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin yalnızca bir siyasi parti olmadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, CHP’nin Türkiye’nin adalet, demokrasi ve bağımsızlık hafızasını temsil ettiğini ifade etti. Kılıçdaroğlu, mevcut sürecin zorlu ve hassas olduğuna dikkat çekerken, "Hiçbir kırgınlığa, hiçbir dağınıklığa ortam hazırlama lüksümüz yoktur" ifadelerini kullandı.
ÖZGÜR ÖZEL'E 'TÜZÜK' MESAJI?
Mektubunda parti tüzüğünü "ortak sözleşme" olarak niteleyen Kılıçdaroğlu, "Partimizin kuralları ve tüzüğü olağanüstü koşullarda da bizlere rehberlik eden ortak sözleşmemizdir" sözleriyle disiplinden taviz verilmeyeceğinin altını çizdi.
Mektup şu şekilde:
Değerli Milletvekili, Sevgili Yol Arkadaşım;
Bizler, hep beraber, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci mirasını yüreğinde taşıyan güçlü bir kadroyuz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir siyasi partiden çok daha fazlası olduğunu; bu toprakların adalet, demokrasi ve bağımsızlık hafızasının bu şerefli çatıda vücut bulduğunu çok iyi biliyoruz.
Zorlu ve hassas bir süreçten geçiyoruz. Hepinizin omuzlarındaki yükün ağırlığını derinden hissediyorum.
Siyasette iklimin sertleştiği dönemlerde, kişisel ikbal çabalarının ve anlık reflekslerin ötesine geçerek, tam bir kurumsal ciddiyet ve sarsılmaz bir birliktelikle hareket etmemiz gerekir.
Partimizin kuralları, tüzüğü ve grup içi yönetmeliği, sadece olağan zamanların mevzuatı değil, olağanüstü koşullarda da parti disiplinimizi koruyan ve bizlere rehberlik eden ortak sözleşmemizdir.
Taşıdığımız her türlü unvan ve makamın sınırları, yetkileri ve sorumlulukları partimizin ilgili metinlerinde net bir şekilde düzenlenmiştir. Bu kurumsal çerçeve bizim ortak hukukumuzdur.
Bu süreçte temel amacım, sizlerin Meclis’teki güçlü iradesi ve emeğini koruyarak, partimizin kurumsal itibarını en üst düzeyde tutmaktır.
"KIRGINLIK VE DAĞINIKLIK LÜKSÜMÜZ YOK"
On milyonlarca yurttaşımız; partimizin temsil ettiği değerlere inanmakta, çocuklarını cumhuriyetin aydınlık geleceğine emanet etmek istemekte, bu topraklarda insanca ve hakça bir düzenin özlemiyle yaşamaktadır.
Hiçbir kırgınlığa, hiçbir dağınıklığa ortam hazırlama lüksümüz yoktur. Geleceğimizi inşa edeceğimiz bu tarihi eşikte; kenetlenmeye ve dilimizi her zamankinden daha birleştirici kılmaya özen göstermemiz gerekmektedir.
Sahip olduğunuz siyasi olgunluk ve sorumluluk bilinciyle ortak mücadelemize kattığınız ve katacağınız tüm değerler için yürekten teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Türkiye'de siyaset gündeminde hareketli günler yaşanıyor. CHP'de mutlak butlan kararı sonrası başlayan kriz her geçen gün daha da büyüyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nun partinin başına geçmesinin ardından CHP seçmeninin ne tepki vereceği oldukça merak ediliyordu.
SONAR Araştırma da son yaşananların ardından seçmenin nabzını ölçmek için güncel bir anket çalışmasına imza attı. Ankette katılımcılara, “Yeni bir parti kurulmadığı takdirde hangi partiye oy verirsiniz?” sorusu yöneltildi.
AK PARTİ FARKA KOŞUYOR
Anket sonuçlarına göre partilerin oy oranları şöyle sıralandı:
AK Parti: %30,3
CHP: %13,1
DEM Parti: %13,0
İYİ Parti: %12,7
MHP: %10,7
Zafer Partisi: %5,6
Anahtar Parti: %4,4
Muhalefetten istifa eden isimlerin AK Parti'ye katılımları sürerken yeni iddialar gündeme geldi.
Son olarak dün CHP İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, partisinden istifa etmişti. Gazeteci Sinan Burhan, tv100 ekranlarında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Burhan yaptığı değerlendirmede, Özdemir’in AK Parti’ye katılacağını öne sürdü.
ÜÇÜNCÜ PARTİSİ OLACAK
14 Mayıs 2023 seçimlerinde İYİ Parti'den aday olan Özdemir, TBMM'ye İstanbul Milletvekili olarak girmişti. 24 Temmuz 2024 tarihinde ise, İYİ Parti'den istifa ederek CHP'ye katılmıştı.
Özdemir'in AK Parti'ye katılması durumunda bu üçüncü partisi olmuş olacak.
BURHAN ARI DA AK PARTİ'YE KATILIYOR
Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı’nın da bir süredir AK Parti’ye dönüş hazırlığı içinde olduğu, hatta gerekli başvuruları yaptığı öne sürüldü.
2019 yerel seçimlerinde AK Parti’den Nevşehir Belediye Başkanı seçilen Rasim Arı, 2021 yılında görevinden ayrılmıştı. Daha sonra İYİ Parti’ye katılan Arı, 2024 yerel seçimlerinde bu partinin adayı olarak yeniden Nevşehir Belediye Başkanı olmuştu.
Son dönemde hemşehrisi olan Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında yaptığı olumlu açıklamalar ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ile yaşadığı görüş ayrılıkları, AK Parti’ye dönüş iddialarını güçlendiren gelişmeler arasında gösteriliyor.
25 HAZİRAN'DA KATILACAKLAR
İddiaya göre, 24-25 Haziran tarihlerinde düzenlenecek AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Özdemir ve Arı’ya parti rozeti takılacak.
CHP'Lİ 3 BELEDİYE BAŞKANI DA AK PARTİ YOLUNDA
Gazeteci Sinan Burhan, AK Parti’ye katılımların yalnızca Rasim Arı ve Nimet Özdemir ile sınırlı kalmayacağını savundu.
Ankara’daki bazı CHP’li belediye başkanlarının da AK Parti’ye geçişinin büyük ölçüde netleştiğini belirten Burhan, bazı isimlerle ilgili görüşmelerin ise sürdüğünü ifade etti.
Burhan şu ifadeleri kullandı:
"Ankara ilçe belediye başkanlarıyla ilgili bilgileri vereyim: Haymana Belediye Başkanı'nın AK Parti'ye katılacağı neredeyse kesin gözüküyor.
Daha önce AK Parti'de ilçe başkanlığı yapmış olan Nallıhan Belediye Başkanı Ertunç Güngör'ün katılması da aynı şekilde.
Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı'na gelirsek;
Yakup Bey'in durumu Mansur Bey ile ilintili; aralarında çok yakın bir hukuk olduğu için gitgeller yaşıyor. Takvim veremesem de siyasi deneyimlerime dayanarak Yakup Bey'in de AK Parti'ye geçeceğini öngörüyorum."
BAKAN KURUM İLE GÖRÜŞMÜŞLERDİ
Öte yandan Haymana ve Gölbaşı Belediye Başkanlarının Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'u ziyaret etmeleri dikkat çekmiş, bu görüşme AK Parti'ye geçecekleri iddialarını kuvvetlendirmişti.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) için verilen ‘mutlak butlan’ kararı sonrasında parti içinde tansiyon yükselmiş, peş peşe kararlar alınmıştı.
CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır ve CHP İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın'ın "grup başkanvekili" unvanları TBMM'nin internet sitesinden kaldırılmıştı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı, 9 milletvekilinin tedbirli olarak kesin çıkarma cezası uygulanmak üzere Yüksek Disiplin Kurulu'na (YDK) sevk edildiğini açıklamıştı.
Sarı “Haklarında şaibe bulunan, kamuoyunda sıklıkla tartışılan, iddianamelere konu olan bu arkadaşlarımızla ilgili disiplin süreci uygulama kararı almış bulunuyoruz. Karar oy birliğiyle alınmıştır” demişti.
"KAPIMIZ AÇIK" MESAJI
Yargı sürecinin işlediğini belirten Sarı “Önümüzdeki dönemde bu arkadaşlarımız kendilerini yargı karşısında savunma durumunda kalacaklar. Aklanıp gelecekler. Aklandıktan sonra arkadaşlarımıza kapımız açık kalmaya devam edecek” mesajını vermişti.
TEDBİR KARARI KALDIRILDI
CHP Grup Başkanvekilliği silinen İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın hakkındaki yeni bir gelişme yaşandı. CHP Yüksek Disiplin Kurulu bugün yaptığı toplantıda, tedbirli olarak ihraç talebiyle disipline sevk edilen 9 milletvekili ve 2 üyenin tedbir kararına yaptığı itirazları değerlendirdi. Toplantıda alınan kararla Günaydın hakkındaki tedbir kararı kaldırıldı. Gökhan Günaydın hakkındaki tedbir kaldırıldı. Günaydın’ın görevine geri dönmesi bekleniyor.
Yüksek Disiplin Kurulu'na (YDK) sevk edilen 9 milletvekili kim?
Ensar Aytekin Balıkesir
Ali Mahir Başarır Mersin
Gökhan Günaydın İstanbul
Nurhayat Altaca Kayışoğlu Bursa
Özgür Karabat İstanbul
Umut Akdoğan Ankara
Veli Ağbaba Malatya
Turan Taşkın Özer İstanbul
Burhanettin Bulut Adana
Mutlak butlan davasında karar çıktı, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi geri döndü...
Özgür Özel ve ekibi de görevden alınırken, CHP'de de çift başlılık ortaya çıktı.
Özel'in yeni parti kuracağına yönelik iddialar sürerken, partiden şoke eden bir istifa haberi geldi.
NİMET ÖZDEMİR İSTİFA ETTİ
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, partisinden istifa etti.
"GÖRDÜĞÜM LÜZUM ÜZERİNE"
Özdemir, TBMM Başkanlığına sunduğu istifa dilekçesinde "Gördüğüm lüzum üzerine Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden istifa ediyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim" ifadelerini kullandı.
ROZETİNİ ÖZEL TAKMIŞTI
Özdemir, 2023 seçimlerinde İyi Parti'den milletvekili seçilmişti.
Özdemir, Ekim 2024 tarihinde CHP'ye geçmiş ve rozetini Özgür Özel takmıştı.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) mahkeme tarafından mutlak butlan kararının verilmesinin ardından yaşanan tartışmalar hız kesmiyor. Grup konuşması, istifalar derken ihraç listesine yeni isimler ekleneceği öne sürüldü.
Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, arınma mesajları verirken CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), 11 ismi disipline sevk etti. Geçtiğimiz günlerde Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ile Mersin Mezitli Belediye Başkanı Serkan Tuncer kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmişti.
Partili kaynakların aktardığı bilgiye göre CHP MYK, önümüzdeki haftanın ilk toplantısında tutuklu Ankara İl Başkanı Ümit Erkol ile İzmir İl Başkanı Çağatay Güç'ü yönetimleriyle beraber görevden alacak ve disipline sevk edecek.
Sabah Gazetesi’nin haberine göre; Özgür Özel'e destek veren iki il başkanlığı, Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından yaşananların sorumluları arasında görülüyor.
İKİ İL BAŞKANI İÇİN TBMM İDDİASI
İzmir İl Başkanı Çağatay Güç'ün, İzmir'den 15 otobüs kaldırarak Özgür Özel destekçilerini TBMM önüne getirdiği iddia ediliyor. Ankara İl Başkanlığı yönetiminin de Çankaya Belediyesi personelini Meclis önüne topladığı öne sürülüyor.
Söz konusu 2 il başkanının CHP tüzüğünün 63. maddesinin 2. fıkrası çerçevesinde MYK eliyle doğrudan disipline sevk edilmeleri bekleniyor. Öte yandan disipline sevklerin yalnızca 2 il başkanlığı ile sınırlı kalmayabileceği, yeni haftada milletvekilleri ve belediye başkanlarına yönelik yeni ihraç taleplerinin de görüşülebileceği aktarıldı.
2 BELEDİYE BAŞKANI DA LİSTEDE
Disiplin sevklerinin yalnızca 2 il başkanlığı ile sınırlı kalmayabileceği, yeni haftada milletvekilleri ve belediye başkanlarına yönelik yeni ihraç taleplerinin de görülebileceği iddia ediliyor.
Görevinden uzaklaştırılan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın adı bu kapsamda kulislerde ön plana çıkıyor.
"2 AYA ARINMA BİTER"
CHP'deki arınma sürecinin 2 ay içinde tamamlanacağını dile getiren partili kaynaklar, "Bu süreci uzatmak partiye zarar verir. Bir an önce arınmayı tamamlayarak ülke gündemine dönmemiz gerekiyor. Kemal Bey kimseye karşı ön yargılı değil ancak partinin adını kirletenlere karşı da son derece net bir tutum içerisinde" bilgisini paylaştı.
Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Türkiye Raporu taslağında Adalet Bakanı Akın Gürlek için yaptırım çağrısının yer alması tartışma yarattı.
Yaptırım çağrısının yer aldığı raporla ilgili AP'de henüz bir görüşme gerçekleştirilmedi ve onaylanmadı.
AP'nin İspanyol temsilcilerinden Nacho Sanchez Amor tarafından kaleme alınan rapor 16 Haziran'da Strasbourg'da yapılacak genel kurul oturumunda görüşülecek.
Rapora nihai halini verecek oylama ise 17 Haziran'da yapılacak.
"KISITLAYICI TEDBİRLER ÇAĞRISINI YİNELİYORUZ"
Rapor taslağında Gürlek hakkında şu ifadelere yer verildi:
“AP, yukarıda açıklanan ciddi demokratik gerileme göz önüne alındığında, Komisyon Başkan Yardımcısı / Avrupa Birliği (AB) Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi'ne, insan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililere karşı, AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında, AB'deki varlıkların dondurulması da dahil olmak üzere, kısıtlayıcı tedbirler alınması çağrısını yineler.”
AKIN GÜRLEK JET HIZINDA YANIT VERDİ
Bununla birlikte tepki konunun basına yansımasının ardından geldi.
Bakan Gürlek rapora sert ve uzun bir açıklamayla tepki gösterdi.
Türkiye'nin demokratik hukuk devleti ilkesine bağlı, köklü devlet geleneğine sahip, bağımsız ve egemen bir ülke olduğunun altını çizen Gürlek, "Türk yargısı, kararlarını anayasa, kanunlar ve milletimiz adına sahip olduğu yargı yetkisi çerçevesinde verir" dedi.
ÖMER ÇELİK DE AÇIKLAMA YAPTI
Konuya ilişkin bir diğer açıklama da AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten geldi.
Sosyal medya hesabından bir açıklama yapan Çelik, AP içinde yaşanan çelişkilere atıfta bulunarak sert ifadeler kullandı.
"KENDİSİ İÇİN SİYASİ BİR UTANÇ"
Rapor taslağında kullanılan ifadelerin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Çelik, "Bir Avrupa Parlamentosu üyesinin Türkiye Cumhuriyeti hakkında konuşurken “sömürge komiseri” üslubuyla konuşması, kendisi için siyasi bir utanç ve Parlemento değerlerini istismardır.
AP’nin bu seviyesizliği ciddi bir şekilde ele alması gerekir Siyasi bir niteliği olmadığı konuşmasından anlaşılan bu şahsın ciddiye alınacak bir tarafı yoktur.
Bu kişi “Avrupa Parlamentosu üyesi ve gölge raportör” sıfatını taşıdığı için, “Avrupa Parlamentosu” hakkında gösterdiğimiz özen gereği mecburen cevap veriyoruz." dedi.
EGEMENLİK HAKLARINA SAYGI DUYULMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİ
Dışarından yapılan yönlendirme çabalarına tepki gösteren Çelik, şunları kaydetti:
“Türkiye Cumhuriyeti Kabinesini, Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’i ve Kabinemizin herhangi bir üyesini saygısız bir dille hedef göstermek kimsenin haddi değildir. Avrupa Parlementosu adına yapılan bu saygısızlığın arkasındaki saikler, bu köklü kurum tarafından ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına saygı, bir tartışma konusu olamaz.”
"YAPILAN SAYGISIZLIĞA İZİN VEREMEYİZ"
AP içinde yaşanan değişime de atıfta bulunan Sözcü Çelik, "Avrupa Parlamentosu geçmişte nitelikli bir “siyaset ve insan hakları okulu”ydu. Bugün ise “sömürge komiseri” edasıyla konuşan bazı niteliksiz siyasetçilerin “güdümlü siyasi lobi” faaliyetleri yüzünden değer kaybetmektedir.
Türkiye hakkında geçmiş yıllarda hazırlanan raporların da gerçeği yansıtmak ve diyalog kapılarını açmak yerine, bazı siyasi odakları tatmin etmek üzerine kurulduğu görülmüştür.
Avrupa Parlamentosu’nun saygın geçmişine ve hakkaniyetli yaklaşımlarına uygun her türlü diyaloğa önem veriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına yapılan hiçbir saygısızlığa ise izin vermeyiz." ifadelerini kullandı.
"SOYKIRIM SUÇLARINI DESTEKLEYEN SİYASİLERİ GÜNDEMLERİNE ALMALILAR"
Avrupa'nın İsrail konusunda iki yüzlü davrandığını belirten Çelik, şunları söyledi:
“Avrupa Parlamentosu’nun başta GAZZE olmak üzere temel insanlık konularında tarihin doğru tarafında duramayan yanlışlarını güçlü şekilde telafi etmesi gerekir. Avrupa Parlamentosu “İNSANLIK İTTİFAKI”nın güçlü bir destekçisi olacak birikime sahiptir ve bu birikime önce Parlemento üyelerinin saygı duyması gerekir.
Bu çerçevede, Avrupa Parlamentosu “yaptırım” araçlarını doğru ve saygın biçimde kullanmak istiyorsa, siyonistlerin Gazze’deki soykırım suçlarını destekleyen Avrupalı siyasetçileri gündemine almalıdır. Avrupa’daki siyonist soykırım destekçisi siyasetçilere yaptırım kararı almayan AP’nin diğer konularda söz söyleme zemini yoktur.”
"SİYASİ YOBAZLAR DEMOKRASİ İLKOKULU'NA GÖNDERİLMELİ"
Bu ve benzeri adımlara gerekli cevapları her daim vereceklerini söyleyen Çelik, "Bugün Avrupa Parlamentosu’nun bazı üyelerinin çeşitli etkiler altında “SİYASİ BAĞNAZLIĞIN” vesayeti ile hareket ettiği pek çok gündem vardır.
Türkiye’ye dönük bu bağnaz siyasi dilin hiçbir hükmü yoktur. Avrupa Parlamentosu üyesi sıfatı taşıyan bazılarının “SİYASİ YOBAZLIK”la Türkiye’yi hedef almasını reddediyoruz.
Avrupa Parlamentosu’nun bu siyasi yobazları “DEMOKRASİ İLKOKULU”na göndermesi en doğru seçenektir." diye konuştu.
Erdoğan, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde diplomasi, güvenlik ve uluslararası iş birlikleri açısından yoğun bir sürece gireceğini söyledi.Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasına parti teşkilatlarına ve milletvekillerine teşekkür ederek başlayan Erdoğan, Türkiye’nin hem iç politikada hem de dış ilişkilerde önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçtiğini belirtti.Toplantıda İYİ Parti’den ayrılan İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz da AK Parti saflarına katıldı. Erdoğan, Beyaz’a parti rozetini takarak yeni görevinde başarılar diledi.Türkiye’nin son dönemde birçok alanda önemli adımlar attığını ifade eden Erdoğan, hükümetin önceliğinin vatandaşların beklentilerine cevap verecek hizmetleri hayata geçirmek olduğunu söyledi.
ARA SEÇİM SONUÇLARI DEĞERLENDİRİLDİKonuşmasında hafta sonu gerçekleştirilen ara seçimlere de değinen Erdoğan, Gümüşhane, Nevşehir ve Tokat’taki beldelerde yapılan seçimlerin sonuçlarını değerlendirdi.Seçimlerde Cumhur İttifakı adaylarının önemli bir başarı elde ettiğini belirten Erdoğan, altı beldenin dördünde AK Parti adaylarının, birinde ise Milliyetçi Hareket Partisi adayının belediye başkanlığını kazandığını söyledi.Tokat Bağtaşı Beldesi’nde Mustafa Karadağ’ın, Tokat Yolüstü Beldesi’nde Mustafa Altın’ın, Gümüşhane Tekke Beldesi’nde Kemalettin Demirkıran’ın ve Nevşehir Mustafapaşa Beldesi’nde Mustafa Özer’in seçimleri kazandığını ifade eden Erdoğan, MHP’den Tokat Kuşçu Beldesi Belediye Başkanlığı’na seçilen Hikmet Temizel’i de tebrik etti. Sandığa giderek demokratik iradesini ortaya koyan vatandaşlara teşekkür eden Erdoğan, seçimlere gösterilen ilginin demokrasinin gücünü ortaya koyduğunu dile getirdi. Muhtarların yerel yönetimlerde üstlendiği role de dikkat çeken Erdoğan, muhtarlık ve ihtiyar heyeti seçimlerinde görev alan tüm isimlere başarılar diledi. Muhtarların vatandaş ile devlet arasında önemli bir köprü görevi gördüğünü belirten Erdoğan, yerel demokrasinin güçlenmesinde muhtarlık kurumunun önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
İÇ SİYASETTE HUKUK VE DEMOKRASİ VURGUSUCumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ilerleyen bölümünde iç siyasette yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Siyasi partiler arasındaki rekabetin demokratik kurallar çerçevesinde yürütülmesinin önemine dikkat çeken Erdoğan, toplumsal huzurun korunmasının tüm siyasi aktörlerin ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti.Siyasetin yapıcı bir zeminde sürdürülmesi gerektiğini belirten Erdoğan, demokratik kurumların itibarının korunmasının önemine işaret etti. Türkiye’nin enerjisini polemiklere değil hizmete ve kalkınmaya harcaması gerektiğini dile getiren Erdoğan, siyasi tartışmaların hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde çözülmesinin önem taşıdığını söyledi.Meclis’in millet iradesinin tecelligâhı olduğunu ifade eden Erdoğan, siyasi görüş farklılıklarına rağmen tüm tarafların sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini belirtti.Türkiye’nin önünde çözüm bekleyen önemli başlıklar bulunduğunu kaydeden Erdoğan, siyaset kurumunun bu süreçte yapıcı bir rol üstlenmesinin ülke açısından değerli olduğunu söyledi.TÜRKİYE’NİN ULUSLARARASI TAKVİMİ YOĞUNLAŞIYORKonuşmasında Türkiye’nin uluslararası alandaki konumuna da geniş yer ayıran Erdoğan, 2026 yılının Türkiye açısından önemli organizasyonlara ev sahipliği yapılacak bir dönem olacağını ifade etti.Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi’nin hazırlıklarının sürdüğünü belirten Erdoğan, zirvenin Türkiye’nin diplomatik kapasitesini ve uluslararası görünürlüğünü daha da artıracağını söyledi.NATO Zirvesi’ne yönelik uluslararası ilginin yüksek olduğunu ifade eden Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılacağının açıklanmasının da toplantının önemini artırdığını dile getirdi.Türkiye’nin yalnızca siyasi ve diplomatik organizasyonlarda değil, bilimsel ve teknolojik alanlarda da uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapacağını belirten Erdoğan, 77. Uluslararası Uzay Kongresi’nin de Türkiye’de düzenleneceğini hatırlattı.Uzay teknolojileri alanında gerçekleştirilecek organizasyonun Türkiye’nin teknoloji vizyonuna katkı sağlayacağını ifade eden Erdoğan, bu alandaki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü söyledi.Çevre ve iklim alanındaki çalışmaların da önem kazandığını belirten Erdoğan, Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 zirvesinin küresel ölçekte dikkat çekecek bir organizasyon olacağını ifade etti.
BÖLGESEL GELİŞMELER YAKINDAN TAKİP EDİLİYORCumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında en dikkat çeken başlıklardan biri de Orta Doğu’daki gelişmeler oldu.Bölgede yaşanan çatışmaların yalnızca ilgili ülkeleri değil, geniş bir coğrafyayı etkilediğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin gelişmeleri yakından izlediğini söyledi.İsrail’in son dönemdeki askeri faaliyetlerine değinen Erdoğan, bölgedeki istikrarsızlığın derinleşmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi.Lübnan ve Suriye’de yaşanan gelişmelerin Türkiye açısından da önem taşıdığını belirten Erdoğan, bölgesel barışın korunmasının tüm tarafların ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti.Türkiye’nin güvenlik politikalarını uzun vadeli bir perspektifle yürüttüğünü vurgulayan Erdoğan, ülkenin güvenliğini tehdit edecek hiçbir girişime kayıtsız kalınmayacağını söyledi.Bölgesel krizlerin daha büyük sorunlara dönüşmeden çözüme kavuşturulması gerektiğini belirten Erdoğan, diplomatik çabaların önemine dikkat çekti.CHP TARTIŞMALARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDUKonuşmasının ilerleyen bölümünde iç siyasette yaşanan gelişmelere de değinen Erdoğan, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na ilişkin yargı süreci üzerinden devam eden tartışmaları değerlendirdi. Kurultaya ilişkin iddiaların ve dava sürecinin taraflarının CHP'liler olduğunu belirten Erdoğan, konunun siyasi değil hukuki bir süreç olarak ele alınması gerektiğini söyledi.Kurultayı gerçekleştirenlerin de kurultaya şaibe karıştığını öne sürenlerin de CHP mensubu olduğunu ifade eden Erdoğan, iddiaların yine CHP'liler tarafından yargıya taşındığını belirtti. Mahkemenin dosyayı değerlendirerek karar verdiğini kaydeden Erdoğan, yaşanan sürecin hukuk çerçevesinde ilerlediğini dile getirdi.Partisine yönelik eleştiriler ve suçlamalar karşısında tartışmaların dışında kalmayı tercih ettiklerini söyleyen Erdoğan, yargı süreciyle ilgili polemiklerin tarafı olmadıklarını ifade etti. AK Parti'nin konuya ilişkin tutumunun ilk günden bu yana değişmediğini belirten Erdoğan, yaşanan gelişmeleri mesafeli şekilde takip ettiklerini söyledi.CHP'de yaşanan gelişmelerin kendilerini doğrudan ilgilendirmediğini dile getiren Erdoğan, parti içindeki anlaşmazlıkların demokratik olgunluk ve hukuk çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerektiğini kaydetti. Toplumsal huzur, kamu düzeni ve siyaset kurumunun itibarının korunmasının önemine işaret eden Erdoğan, siyasi rekabetin demokratik sınırlar içerisinde yürütülmesi gerektiğini ifade etti."Biz bu tartışmaların tarafı değiliz ve olmayacağız" diyen Erdoğan, CHP'deki yönetim tartışmalarına ilişkin olarak da değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, siyasi partilerde yaşanan sorunların hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde çözülmesinin demokrasinin sağlıklı işlemesi açısından önemli olduğunu söyledi.Muhalefete yönelik eleştirilerde de bulunan Erdoğan, siyasetin hizmet ve proje üretme zemini üzerinden yürütülmesi gerektiğini belirtti. Türkiye'nin önünde çözüm bekleyen önemli meseleler bulunduğunu ifade eden Erdoğan, siyasi aktörlerin enerjilerini polemik yerine vatandaşların beklentilerine yönelik çalışmalara yöneltmeleri gerektiğini kaydetti.DOĞU AKDENİZ VE KIBRIS KONUSUNDA NET MESAJCumhurbaşkanı Erdoğan, Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.Bölgedeki hak ve menfaatlerin korunmasının Türkiye’nin temel önceliklerinden biri olduğunu belirten Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının haklarının göz ardı edilmesine izin verilmeyeceğini söyledi.Doğu Akdeniz’de gerilim oluşturabilecek adımların kimseye fayda sağlamayacağını ifade eden Erdoğan, tüm tarafların sağduyulu davranması gerektiğini belirtti.Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kararlılıkla savunmaya devam edeceğini dile getiren Erdoğan, bölgede yeni kriz alanlarının oluşturulmaması gerektiğini söyledi.Kıbrıs meselesinde kalıcı çözümün adadaki gerçekler temelinde mümkün olabileceğini ifade eden Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıs Türklerinin yanında olmaya devam edeceğini vurguladı.“ÖNCELİĞİMİZ HİZMET ÜRETMEK”Konuşmasının sonunda hükümetin çalışmalarına değinen Erdoğan, ekonomik, sosyal ve diplomatik alanlarda yoğun bir çalışma temposu içerisinde olduklarını söyledi.Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşması için yatırımların sürdüğünü belirten Erdoğan, vatandaşların yaşam kalitesini artıracak projelerin hayata geçirilmeye devam edeceğini ifade etti.Hükümetin odağında hizmet, yatırım ve reform gündeminin bulunduğunu dile getiren Erdoğan, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde uluslararası arenada daha görünür ve daha etkin bir ülke haline geleceğini söyledi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını birlik, beraberlik ve ortak hedefler vurgusuyla tamamladı.
İsrail'in bölgedeki politikalarını sert ifadelerle eleştiren Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” hedefinin yalnızca bir güvenlik projesi değil, Türkiye'nin geleceğini koruyacak stratejik bir zorunluluk olduğunu vurguladı.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada hem uluslararası gelişmeleri hem de Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu güvenlik meselelerini değerlendirdi. Konuşmasının önemli bölümünü Orta Doğu'da giderek derinleşen çatışma ortamına ayıran Bahçeli, dünyanın yeni ve tehlikeli bir kırılma döneminden geçtiğini söyledi.
BAHÇELİ'DEN BÖLGESEL KRİZ UYARISI
Yakın coğrafyada yaşanan olayların yalnızca bölge ülkelerini değil tüm insanlığı ilgilendirdiğini belirten Bahçeli, savaşların ve krizlerin artık sınır tanımadığını ifade etti. Bölgedeki her çatışmanın yeni göç hareketleri, ekonomik sarsıntılar ve güvenlik riskleri doğurduğunu dile getiren Bahçeli, uluslararası sistemin adalet üretmekte yetersiz kaldığını savundu.
MHP lideri, dünyanın birçok bölgesinde güç dengelerinin değiştiğini ve küresel aktörlerin çıkar hesaplarının insan hayatının önüne geçtiğini öne sürerek, uluslararası hukukun etkisini kaybettiğini söyledi. Bölgesel gerilimlerin her geçen gün daha karmaşık hale geldiğini belirten Bahçeli, Türkiye'nin bu gelişmeleri dikkatle takip etmek zorunda olduğunu kaydetti.
Bahçeli, Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin yalnızca bugünün meseleleri olmadığını da vurguladı. Bölgedeki birçok sorunun geçmişte yapılan siyasi müdahalelerin sonucu olduğunu belirten MHP Genel Başkanı, cetvelle çizilen sınırların ve emperyal politikaların günümüzdeki krizlerin temelini oluşturduğunu ifade etti.
İSRAİL'E SERT ELEŞTİRİLER
Konuşmasında İsrail'in Gazze ve bölgedeki politikalarına da geniş yer veren Bahçeli, Tel Aviv yönetiminin yalnızca Filistin'i değil, Lübnan'dan Suriye'ye kadar uzanan geniş bir coğrafyayı istikrarsızlığa sürüklediğini savundu. İsrail'in saldırgan politikalarının bölgesel barışa zarar verdiğini ifade eden Bahçeli, yaşananların artık yalnızca bir Filistin meselesi olmaktan çıktığını söyledi.
Gazze'de yaşanan insani dramın dünya kamuoyunun gözü önünde gerçekleştiğini belirten Bahçeli, kadınların, çocukların ve sivillerin hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu dile getirdi. İsrail'in güvenlik gerekçesiyle yürüttüğü operasyonların bölgesel barışı daha da zora soktuğunu ifade eden Bahçeli, uluslararası toplumun yaşananlara karşı etkili bir tutum ortaya koyamadığını savundu.
MHP lideri ayrıca ABD'nin İran'a yönelik baskı politikalarını da eleştirdi. Bir yandan diplomasi çağrıları yapılırken diğer yandan askeri tehditlerin gündemde tutulduğunu belirten Bahçeli, bu durumun bölgesel istikrarı güçlendirmek yerine daha da kırılgan hale getirdiğini söyledi.
Bahçeli, Hürmüz Boğazı'ndan Doğu Akdeniz'e kadar uzanan geniş coğrafyada yaşanan gelişmelerin enerji güvenliğinden ticaret yollarına kadar birçok alanı etkilediğini belirterek, Türkiye'nin bu tablo karşısında hazırlıklı olması gerektiğini vurguladı.
KONUŞMANIN MERKEZİNDE "TERÖRSÜZ TÜRKİYE" VARDI
Bahçeli'nin konuşmasının en dikkat çeken bölümü ise "Terörsüz Türkiye" hedefi oldu. MHP lideri, bölgede yaşanan savaşların ve istikrarsızlıkların Türkiye'nin iç güvenliğini daha önemli hale getirdiğini belirterek, milli birlik ve beraberliğin korunmasının her zamankinden daha büyük önem taşıdığını ifade etti.
Bahçeli, Türkiye'nin çevresindeki kriz kuşağının genişlediğine dikkat çekerek, dış kaynaklı tehditlerin ülke içindeki ayrılıkçı ve terör bağlantılı yapılara yeni fırsatlar sunabileceğini söyledi. Bu nedenle terörle mücadelenin yalnızca güvenlik güçlerinin görevi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Bahçeli, toplumsal dayanışmanın da bu sürecin önemli bir parçası olduğunu dile getirdi.
"Terörsüz Türkiye" hedefinin bir siyasi slogan değil, doğrudan milli güvenlikle ilgili stratejik bir yaklaşım olduğunu ifade eden Bahçeli, Türkiye'nin huzurunu bozmak isteyen çevrelerin bölgesel gelişmeleri kullanmaya çalıştığını öne sürdü. Türkiye'nin içeride birlik ve kardeşliği güçlendirmesi gerektiğini belirten Bahçeli, bu hedefin Cumhur İttifakı'nın temel öncelikleri arasında yer aldığını söyledi.
Bahçeli, Türkiye'nin çevresinde yaşanan çatışmaların iç cepheyi daha da önemli hale getirdiğini belirterek, ülkenin ortak geleceğinin korunması için milli dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Terör örgütlerinin bölgesel krizlerden faydalanmasına izin verilmemesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, devletin kararlılığının süreceğini kaydetti.
"MİLLİ BEKA" VURGUSUNU HATIRLATTI
Geçmiş yıllarda sıkça dile getirdikleri "milli beka" kavramına da değinen Bahçeli, yaşanan gelişmelerin bu kaygıları haklı çıkardığını savundu. Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehditlerin yalnızca sınır güvenliğiyle sınırlı olmadığını belirten Bahçeli, ekonomik, siyasi ve toplumsal boyutları bulunan çok yönlü bir mücadele yürütüldüğünü söyledi.
Cumhur İttifakı'nın ortaya koyduğu politikaların bugün daha iyi anlaşıldığını ifade eden Bahçeli, Türkiye'nin çevresindeki istikrarsızlığa rağmen güçlü bir şekilde yoluna devam ettiğini belirtti. Bahçeli, ülkenin geleceği açısından milli birlik anlayışının korunmasının önemine dikkat çekti.
CHP'YE ELEŞTİRİLER
Konuşmasının son bölümünde CHP'yi de eleştiren Bahçeli, parti içerisinde yaşanan tartışmaların ve hukuki süreçlerin siyasi kuruma zarar verdiğini savundu. CHP'li belediyeler etrafında gündeme gelen iddiaların kamuoyunda güven sorunu oluşturduğunu öne süren Bahçeli, yaşanan gelişmelerin parti yönetimine kadar uzandığını ifade etti.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e de çağrıda bulunan Bahçeli, parti içi meselelerin meydanlara taşınmaması gerektiğini söyledi. Hukuki süreçlerin sağduyu içerisinde yürütülmesi gerektiğini belirten Bahçeli, siyaset kurumunun itibarının korunmasının önemine işaret etti.
Konuşmasını Türkiye'nin birlik ve beraberlik içinde geleceğe yürümesi gerektiğini belirterek tamamlayan Bahçeli, bölgesel krizlerin arttığı bir dönemde güçlü devlet ve güçlü toplum anlayışının öneminin daha da arttığını vurguladı. MHP lideri, "Terörsüz Türkiye" hedefinin Türkiye Yüzyılı vizyonunun temel taşlarından biri olduğunu belirterek kararlılık mesajı verdi.
AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, A Milli Takım için hazırlanan şarkının eleştirilmesine tepki gösterdi.
İnan, "AK Parti olarak emek harcadık ve A Milli Takımımız için bir eser ürettik. Şarkıyı müzikal olarak beğenmeyebilirsiniz, tarzınıza uymaz; buna saygı duyarız, hiçbir problem yok. Ama sırf biz ürettik diye, klipte şanlı bayrağımızı ve yerli savunma sanayimizi gördünüz diye bu eseri linç etmeniz; 'milli takımdan tiksindim' diyecek kadar gözünüzün dönmesi tamamen sizin o tahammülsüz ve hastalıklı zihniyetinizin özetidir" dedi.
"SİZ HEPİNİZ BİZ TÜRKİYE"
İnan, eleştirilerin ardından muhalefet milletvekillerine yüklenerek, "Sizin ilkeniz, duruşunuz veya sporu siyasetten korumak gibi bir derdiniz yok. Sizin yegane derdiniz; bize, bu devletin başarılarına ve milletin ortak sevinçlerine duyduğunuz o kronik alerjidir" ifadesini kullandı.
Ayrıca, "Eğer CHP de laf yerine iş üretip bizim çocuklar için bir marş yapsaydı, TFF o asgari nezaketi gösterir, hiç şüphesiz onu da paylaşırdı" diyen İnan, muhalefetin eleştirilerini dikkate almayacaklarını vurguladı. "Biz üretmeye, sahadaki aslanlarımızla ve göklerdeki çelik kanatlarımızla göğsümüzü gere gere gurur duymaya devam edeceğiz. Çatlasanız da, patlasanız da; siz hepiniz, biz Türkiye" dedi.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Adıyaman il ve Merkez ilçe teşkilatlarının feshedildiğini duyurdu.
ADIYAMAN İL VE MERKEZ İLÇE TEŞKİLATI FESHEDİLDİ
Yalçın, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Milliyetçi Hareket Partisi Adıyaman il teşkilat organları ve Merkez ilçe teşkilat organları parti tüzüğümüzün 52. ve 54. maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden, tüzüğümüzün ilgili maddesi uyarınca feshedilmiştir. Yine aynı maddelerin verdiği yetki çerçevesinde, Milliyetçi Hareket Partisi Adıyaman İl Başkanlığı görevine Ali Önat, Merkez İlçe Başkanlığına Selçuk Aslancan atanmıştır."
SON DAKİKA HABERİ: CHP Sözcüsü Müslim Sarı, "Mersin Mezitli Belediye Başkanı Serkan Tuncer ile Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın tedbirli olarak kesin çıkarma cezası istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilmelerine karar verilmiştir." açıklamasında bulundu.
CHP Sözcüsü Sarı, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında alınan kararları duyurdu. Sarı, şu ifadeleri kullandı:
"12 Haziran 2026 tarihli Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantımızda, ülke gündemine ve partimizde son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk.
Toplantıda alınan bazı kararlar şunlardır:
Dün gerçekleştirilen Parti Meclisi toplantısında alınan olağan kurultay kararı doğrultusunda, kongreler takviminin hazırlanması ve sürecin yürütülmesine ilişkin görevlendirmelerin yapılmasına karar verilmiştir.
Mersin Mezitli Belediye Başkanı Serkan Tuncer ile Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın, tedbirli olarak kesin çıkarma cezası istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilmelerine karar verilmiştir."
9 KİŞİYE İHRAÇ TALEBİ İSTENMİŞTİ
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı, 9 milletvekilinin tedbirli olarak kesin çıkarma cezası uygulanmak üzere Yüksek Disiplin Kurulu'na (YDK) sevk edildiğini bildirmişti.
Sarı, şu ifadeleri kullanmıştı:
"Partinin içine düştüğü bu cendereden, partinin mutlak butlan belası ile ilişkilendirilmesine neden olan, Türkiye tarihinde hiç olmayacak biçimde kongresi ve kurultayları yok sayılan CHP sürecine katkı sağlayan, bu konuyla ilgili haklarında şaibe bulunan, kamuoyunda sıklıkla tartışılan, iddianamelere konu olan bu arkadaşlarımızla ilgili disiplin süreci uygulama kararı almış bulunuyoruz. Karar oy birliğiyle alınmıştır. 9 arkadaşımız parti tüzüğümüzün ilgili maddeleri çerçevesinde tedbirli olarak kesin çıkarma cezası uygulanmak üzere YDK'ye sevk edilmiş bulunuyor ve partideki tüm görevlerinden uzaklaştırılmasına an itibarıyla karar verilmiş bulunuyor.
Bu arkadaşlarımız, Balıkesir Milletvekilimiz Ensar Aytekin, Mersin Milletvekilimiz Ali Mahir Başarır, İstanbul Milletvekilimiz Gökhan Günaydın, Bursa Milletvekilimiz Nurhayat Altaca Kayışoğlu, İstanbul Milletvekilimiz Özgür Karabat, Ankara Milletvekilimiz Umut Akdoğan, Malatya Milletvekilimiz Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekilimiz Turan Taşkın Özer ve Adana Milletvekilimiz Burhanettin Bulut. Bu arkadaşlarımız iddianamelerde yer alan, bizim temiz siyaset anlayışımız içerisinde arınma siyasetimizin oluşması açısından almış olduğumuz bir karara muhatap oldular. Yargı süreci işliyor, ceza davaları devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu arkadaşlarımız kendilerini yargı karşısında savunma durumunda kalacaklar. Aklanıp gelecekler. Aklandıktan sonra arkadaşlarımıza kapımız açık kalmaya devam edecek."
<p>CHP Sözcüsü Müslim Sarı "Mersin Mezitli Belediye Başkanı Serkan Tuncer ile Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın tedbirli olarak kesin çıkarma cezası istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilmelerine karar verilmiştir." bilgilendirmesinde bulundu.</p>
SON DAKİKA HABERİ: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Sadece Türk-İslam mimarisinin değil, aynı zamanda dünya mimarisinin de en estetik eserlerinden biri olan Selimiye Camisi'ni aslına uygun şekilde restore ederek hamdolsun bugün yeniden ibadete açtık. 4 yıl süren restorasyon sürecimiz Selimiye'nin 450 yıllık mazisindeki en kapsamlı onarım çalışması oldu." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Selimiye Camisi Meydanı'nda gerçekleştirilen Selimiye Camisi Şerifi'nin Restorasyon Sonrası Yeniden İbadete Açılışı ile Yapımı Tamamlanan Tesis ve Projelerin Toplu Açılışı ve Anahtar Teslim Töreni'ne katıldı.
Konuşmasının başında katılımcıları selamlayan Erdoğan, görenlerin, bilenlerin, yolu bu şehre düşenlerin, Edirne için "Öylesine bir şehirdir ki ne eşi vardır ne benzeri. Toprağı misk, suyu kevserdir." dediği Edirne'de bulunmaktan, Edirneliler ile hasret gidermekten büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
Erdoğan, "Açılışları, hizmetleri ve yatırımları vesile kılarak bizi bir kez daha buluşturan Cenabıallah'a hamdolsun. Edirne'yi vatan yaparak, sanat eserleriyle inci gibi işleyip donatarak, yeni fetihlere hazırlayarak bizlere emanet eden atalarımızın ruhu şad olsun. Edirneli olmak kimliğini, Edirne aidiyetini kalbinin üstünde bir madalya gibi gururla taşıyan tüm kardeşlerime selam olsun. Sizlerin şahsında Yahya Kemal'in Türk devletinin menşei olarak gördüğü başkentlerin anası Edirne'nin her ilçesinde, her mahallesinde yaşayan kardeşlerime selamlarımı, muhabbetlerimi gönderiyorum. Aşkınız için, ahde vefanız için, bize gösterdiğiniz bu teveccüh için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.
Edirne'nin gönlünde özel bir yere sahip olduğunu, Edirne'ye muhabbetinin denizler gibi olduğunu anlatan Erdoğan, "Bizim Edirne muhabbetimiz ırmaklar gibidir, Meriç gibidir, Tuna gibidir, özellikle Tunca gibidir. Bizim Edirne'ye muhabbetimiz sıradağlar gibidir. Bizim Edirne'ye muhabbetimiz alperenlerin, akıncıların, çağ açıp çağ kapayan Fatihlerin, şehri bayındır kılan mimarların aşkıyla mayalanmıştır." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Edirne'nin sıradan bir şehir olmadığını, bir cihan imparatorluğunun rüyasını gören, İstanbul'un fethini müjdeleyen, her sokağı tarih kokan bir mektep olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Edirne, Meriç'in huzuru, Tunca'nın zarafeti, Sarayiçi'nin ihtişamıdır. Edirne er meydanlarında asırlardır yankılanan dualardır. Kırkpınar'ın pehlivan nefesi, Balkanlar'dan Anadolu'ya uzatan kardeşlik köprüsüdür. Edirne asırlar boyunca Balkanlar'a açılan kapımız, fetihlerin karargahı, ilmin, sanatın ve mimarinin merkezidir. Bugün tarihin huzurunda, ecdadın gölgesinde Edirne'ye, Osmanlı'nın kadim payitahtına, Balkanların mütevazı ama başı dik kapısına, sultanlar şehrine birbirinden güzel eserler kazandırmanın bahtiyarlığını yaşıyoruz."
Tören alanına gelmeden önce Selimiye Camisi'ne gittiğini aktaran Erdoğan, "Selimiye, Mimar Sinan'ın yüksek sanat dehasının taşa, mermere, zamana ve mekana işlendiği muhteşem bir eserdir. Gökyüzüne uzanan o dört zarif minaresiyle bu toprakların ebediyen Türk İslam yurdu olduğunu gösteren tapu senedimizdir. Mimar Sinan'ın 'ustalık eserim' dediği Selimiye'yi bakınız merhum Arif Nihat Asya nasıl tarif ediyor, 'Selimlerden kalma muhteşem miras, Sinanlardan kalma şanlı hediye. Kuvvetin tuğrası, sanatın mührü, kubbeler kubbesi bir Selimiye. Kükreyen, şahlanan, koşan atılan o mutlu yiğitler, o mutlu iman, sınırlar aşmayı kuşlardan değil, öğrenirdi senin ezanlarından.'" diye konuştu.
Erdoğan, program vesilesiyle tören alanında 32 bin vatandaşın bulunduğunu kaydederek, "Sadece Türk-İslam mimarisinin değil, aynı zamanda dünya mimarisinin de en estetik eserlerinden biri olan Selimiye Camisi'ni aslına uygun şekilde restore ederek hamdolsun bugün yeniden ibadete açtık. 4 yıl süren restorasyon sürecimiz Selimiye'nin 450 yıllık mazisindeki en kapsamlı onarım çalışması oldu." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Selimiye Camisi Meydanı'nda gerçekleştirilen Selimiye Camisi Şerifi'nin Restorasyon Sonrası Yeniden İbadete Açılışı ile Yapımı Tamamlanan Tesis ve Projelerin Toplu Açılışı ve Anahtar Teslim Töreni'nde yaptığı konuşmada, caminin restorasyonunun seçkin isimlerin yer aldığı bilim kurulunun rehberliğinde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü söyledi.
Kalem işlerinden taş dokusuna, iç mekan düzenlemelerinden çevre ihyasına kadar her adımda eserin aslına sadık kalınmasının esas alındığını belirten Erdoğan, yapıya zarar veren eski çimentolu uygulamaların temizlendiğini, ana kubbe, minareler ve statik sistemlerin tamamında güçlendirmeler yapıldığını anlattı.
Erdoğan, caminin cümle kapısından müezzin mahfiline, mihrap çinilerinden ahşap doğramalarına kadar dokunulmadık, restore edilmedik, temizlenmedik, güçlendirilmedik tek bir nokta dahi bırakmadıklarının altını çizerek, "Balkan Savaşları sırasında Bulgar kuvvetlerinin ateşi sonucu gülle isabet eden ve cami cephesinde iz bırakan bölüme ise özellikle dokunmadık. Bu topraklarda verdiğimiz zorlu mücadelelerin canlı şahidi olarak o izi aynen muhafaza ettik. Yaklaşık 450 milyon liraya mal olan restorasyon çalışmasıyla Selimiye'ye Allah'ın izniyle bir 100 sene daha kazandırdığımıza inanıyorum. Hayırlı, uğurlu olsun." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir müjdeyi daha vermek istediğini ifade ederek, şunları aktardı:
"Şehrimizin bir diğer sembolü, 93 Harbi'nde infilak ettirilmek suretiyle yıkılan tarihi Edirne Sarayı'mızdı. Yıllarca ihmal edilen ve hayvanların otlak alanı olarak kullanılan Edirne Sarayı'nı ve bahçelerini inşallah yeniden ayağa kaldırıyoruz. Talimatım doğrultusunda Milli Saraylar Başkanlığı'mız çalışmalara başladı. Avrupa'nın en büyük ihya projesiyle inşallah 2027 yılının sonuna doğru Edirne Sarayı'nın açılışını yapacağız. Sarayın ihyasıyla inanıyorum ki Edirne yeni bir çehreye bürünecek, 150 yıl önceki ihtişamına yeniden kavuşacak."
EDİRNE'YE PROJE VE YATIRIMLAR
Konuşması sırasında kendisine sevgi gösterisinde bulunan katılımcılara seslenen Erdoğan, "Kardeşlerim, sizin aşkınız, sizin coşkunuz hiçbir yere benzemez. Mehter marşımızdan rahatsız olan tarih bilmez, ecdat bilmez şuursuzlara rağmen tarihi ve mimari yadigarlarımıza sahip çıkmaya inşallah devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Edirne'ye elleri dolu geldiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İçişlerinde toplam bedeli 1,1 milyar lirayı bulan projeleri, milli eğitimde toplam 670 milyon yatırım tutarına sahip 7 okulu, aile ve sosyal hizmetlerde 75 milyon lira değerinde 2 eseri şehrimize kazandırıyoruz. İstikbalimizin güvencesi olan gençlerimizi geleceğe hazırlamak için yoğun bir çaba içindeyiz. Gençlik ve sporda içinde semt sahaları, kamp alanları, öğrenci yurtları ve statların da olduğu toplam 1,3 milyar lira değerinde 27 yatırımı Edirne'mize kazandırıyoruz. Kültür ve turizm alanında Selimiye Camii restorasyonu dahil toplam 1,5 milyar lira tutarında 16 projeyi sizlerin resmen hizmetine veriyoruz."
Sağlığın en çok önem verdikleri alanlardan biri olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, sağlık yatırımlarında Cumhuriyet tarihinin en başarılı iktidarı olduklarını söyledi.
Erdoğan, hastane masrafları dolayısıyla cenazelerin rehin alındığı günlerden bugünkü seviyelere ulaştıklarını dile getirerek, "Bir dönem bizim insanımız tedavi için Batı'ya giderken, şimdi yurt dışından milyonlarca hasta ülkemize geliyor. İnşallah çok daha iyi olacak. Bunun için durmadan, duraksamadan çalışıyoruz." dedi.
Edirnelilere daha iyi sağlık hizmeti sunabilmek için toplam 590 milyon lira değerinde 9 projeyi hayata geçirdiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Sanayi ve teknolojide yatırım bedeli 2,2 milyar lirayı bulan 3 milyon metrekare büyüklüğünde 4 organize sanayi bölgesini hizmete açıyoruz. Adalette 1,2 milyar lira tutarında 3 projemizi hizmete verirken, bir müjdemizi daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Yargılamaların daha etkin, hızlı ve verimli yürütülmesi için Edirne'de Bölge İdare Mahkemesi'ni kurduk. Edirne Bölge İdare Mahkemesi'nin yargı çevresi Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale olacak. Şehirlerimize ve adalet camiamıza hayırlı olsun diyorum. Çevre ve şehircilikte toplam yatırım tutarı 3,9 milyar lirayı aşan çok sayıda projeyi bugün Edirneli kardeşlerimizin hizmetine sunuyoruz. Bilhassa 515 bin metrekare büyüklüğündeki Söğütlük Millet Bahçemizin Edirne'mizin güzelliğine güzellik kattığını görüyoruz. İl genelinde tamamlanan 1033 konutun anahtar teslimini de yapacağız. Yuvalarına kavuşan hak sahibi kardeşlerimizin gözü aydın olsun diyor, evlerinde ağız tadıyla oturmalarını Rabb'imden niyaz ediyorum."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Edirne Valiliğinin çalışmalarına da değinerek, "İl Özel İdare'mizin tamamladığı 6,5 milyar liralık hizmetler ile Çevre Koruma Vakfının tamamladığı 700 milyon değerindeki 17 projeyi de bugün resmi olarak hizmete açıyoruz. Böylece bugünkü törenimizle toplam 19 milyar 326 milyon lira değerinde 65 kalem projeyi sizlerin istifadesine sunuyoruz. Bu hizmet ve yatırımların Edirne'mize kazandırılmasında emeği geçen herkese, tüm kurumlarımıza teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Selimiye Camisi Meydanı'nda gerçekleştirilen Selimiye Camisi Şerifi'nin Restorasyon Sonrası Yeniden İbadete Açılışı ile Yapımı Tamamlanan Tesis ve Projelerin Toplu Açılışı ve Anahtar Teslim Töreni'nde yaptığı konuşmada, Edirne için çok önemli olan tarım ve sulama alanındaki yatırımlara hız kesmeden devam ettiklerini söyledi.
Bu yıl tamamlanan Süloğlu Barajı isale hattı yenilemesiyle Edirne il merkezine yıllık 8 milyon metreküp içme suyu temin edeceklerini belirten Erdoğan, "Yatırım bedeli 3 milyar 700 milyon lira olan Aşağı İpsala Hamzadere Barajı Sulaması İkinci Kısım Projesi'nde çalışmalarımız sürüyor. Üçte ikisini bitirdiğimiz bu projeyi inşallah 2027 yılında hizmete açacağız. 1 milyar 200 milyon lira yatırım bedeline sahip Çömlekköy Barajı Projesi'ni ise 2028 yılında tamamlamayı planlıyoruz. Yaklaşık 3 milyar 700 milyon liralık bir yatırım olan Çömlekköy Barajı Sulaması Projesi'nin ihalesini yaptık. Diğer projelerle beraber toplam 6 milyar 400 milyon liralık yatırımların ihalesini tamamlamış olduk." dedi.
"Şunu Edirneli kardeşlerimizin çok çok iyi bilmesini isterim." diyen Erdoğan, zengin tarihi mirasıyla, kadim kültürel birikimiyle, bereketli topraklarıyla, farklı kesimlerin huzur içinde yaşadığı hoşgörü iklimiyle ve her yönüyle göz bebekleri olan Edirne'ye aşkla hizmet etmeyi sürdüreceklerini anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Sevgili Edirneliler, bakın biz şuna gönülden inanan çok samimi olarak inanan bir kadroyuz. Türkiye'nin artık gereksiz tartışmalarla kaybedecek tek bir saniyesi yok. Bu aziz milletin ana muhalefetin koltuk kavgalarıyla heba edecek tek bir anı, boşa harcayacak tek bir günü yok. Etrafımızda olan bitenler muhalefetin gündeminde olmasa da inanıyorum ki sizler hadiseleri takip ediyorsunuz. Henüz bir kriz çözülmeden bakıyorsunuz, ertesi gün yenisi başlıyor. Füze ve bomba seslerinin çocuk çığlıklarını bastırdığı günler yaşıyoruz. Yarın ne olacağını, nerede silahların patlayacağını kimse kestiremiyor. İşte görüyorsunuz, Rusya-Ukrayna savaşı bitmeden şimdi bölgemiz İran'a yönelik saldırıların ağır ekonomik faturasını ödüyor. Gazze ve Lübnan'da Siyonist katiller her türlü hukuku, kuralı, ilkeyi ayaklar altına alarak kan dökmeye devam ediyor. Karadeniz'de sorunlar devam ederken Doğu Akdeniz'de yeni tezgahlar kurulduğunu, yeni oyunlar oynandığını görüyoruz."
"BİZİM TEK BİR DERDİMİZ VARDIR"
Bölgelerinin ve dünyanın belki de İkinci Dünya Savaşı'nın sonrasındaki en kritik gelişmelere şahit olduğuna dikkati çeken Erdoğan, iktidar ve Cumhur İttifakı olarak hem Türkiye'yi bu ateş çukurundan uzak tutmaya hem de hizmet ve eser siyasetlerini sürdürmeye çalıştıklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Terörsüz Türkiye" sürecinde ülkenin yarım asırlık bir sorununu kalıcı biçimde çözmenin gayretinde olduklarının altını çizerek, "Terörün karanlık gölgesini önce ülkemizin sonra bölgemizin üzerinden tamamen kaldırmak istiyoruz. Bu hedefe giden yolda şimdiye kadar çok önemli mesafe kat ettik, inşallah tempomuzu biraz daha artıracağız. Bizim tek bir derdimiz vardır, o da 86 milyonun huzuru ve güvenliğidir. Bizim tek bir hedefimiz vardır, o da Türkiye Yüzyılı'nın inşasıdır. Bizim tek bir arzumuz vardır, o da milletimizin duasına mazhar olmaktır." diye konuştu.
Yirmi üç yıldır hep Hakk'ın rızasını umarak halk için çalıştıklarını, çabaladıklarını, ter döktüklerini ve mücadele ettiklerini dile getiren Erdoğan, Türkiye'yi ilklerle tanıştırdıklarını ve Devler Ligi'ndeki bir ülke konumuna yükselttiklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün engellere ve engellemelere rağmen iç ve dış politikada demokratikleşmede kelimenin tam anlamıyla devrim yaptıklarına işaret ederek, daha fazlasını yapacaklarını anlattı.
"BİZ, BAŞKALARIYLA DEĞİL KENDİMİZLE YARIŞIYORUZ"
Millet olarak hep birlikte çok daha güzel günler göreceklerini, kayıkçı kavgalarının asla tarafı olmayacaklarını, 86 milyon için eser ve hizmet üretmeye devam edeceklerini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
"Şunu burada altını çizerek ifade ediyorum: Biz, başkalarıyla değil kendimizle yarışıyoruz. Biz, başkalarının iç meseleleriyle değil milletin sıkıntılarıyla ilgileniyoruz. Buna rağmen haberlere baktıkça Türk siyaseti adına, bu ülkenin ana muhalefeti adına inanın biz üzülüyoruz. Millet işi gücü bıraktı, aksiyon filmi izler gibi her gün CHP'yi izliyor. Siyasi parti değil, sanki dövüş kulübü. Herkes bir başkasına yumruk atmanın, bir başkasına çelme takmanın, tuzak kurmanın peşinde. Herkes bir ucundan tutmuş, Gazi Mustafa Kemal'in partisini oradan buraya çekiştiriyor. Hatta bazıları çıkmış, sırf kaybettikleri koltuklarını korumak için topyekun ayaklanmadan bahsediyor. Hırsları boylarını aşan bu şahsiyetlere sormak lazım. Hayırdır, siz milletvekili misiniz, yoksa militan mısınız? Ne zamandan beri anarşi muhalefetin politika aracı haline geldi? Ne zamandan beri sokakları karıştırmak siyaset oldu, hak arama oldu? Kimse kusura bakmasın. Hangi bahaneyle olursa olsun bu aziz milletin huzuruna kastedilmesine AK Parti olarak biz müsaade etmeyiz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşması sırasında katılımcıların tezahüratlarına, "Ben de sizlerle gurur duyuyorum. Bu gururumuzu bugün burada paylaşmak üzere sizinle beraberim. Sağ olun, var olun. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Hep söylüyorum. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız." diyerek karşılık verdi.
NOTLAR
Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş'un duasıyla başlayan törende, kurdele kesilerek açılış yapıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra canlı bağlantıyla yapımı tamamlanan Söğütlük Millet Bahçesi’nin de açılışını yapıp, hak sahibi aileleri anahtarlarını teslim etti.
Programda, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşma yaptığı alana, "Dün şahi toplarıyla tarih yazdık, bugün İHA'larımızla destan yazıyoruz" ve "Payitaht'a hoş geldiniz, dünya liderimiz" yazılı pankartlar asıldığı görüldü.
Törende, Edirne'ye yapılan yatırımların anlatıldığı video gösterildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşması sırasında vatandaşlar sık sık sloganlarla desteklerini dile getirdi.
Törene, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Mustafa Demir ile Kürşad Zorlu, bazı milletvekilleri ve partililer katıldı.
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Edirne'de dört yıl süren ve 450 milyon liraya mal olan kapsamlı restorasyonun ardından Selimiye Camii'ni ibadete açtı. Erdoğan ayrıca tarihi Edirne Sarayı'nın 2027 sonunda ayağa kaldırılacağını müjdeledi.</p>
<p>Erdoğan: "Şehrimizin bir diğer sembolü doksan üç harbinde infilak ettirilmek suretiyle yıkılan tarihi Edirne Sarayı'mızdı. Yıllarca ihmal edilen ve hayvanların otlak alanı olarak kullanılan Edirne Sarayı'nı ve bahçelerini inşallah yeniden ayağa kaldırıyoruz. Talimatın doğrultusunda Milli Saraylar Başkanlığımız çalışmalara başladı. Avrupa'nın en büyük ihya projesiyle inşallah iki bin yirmi yedi yılının sonuna doğru Edirne Sarayı'nın açılışını yapacağız. Sarayın ihyasıyla inanıyorum ki Edirne yeni bir şehreye bürünecek, yüz elli yıl önceki ihtişamına yeniden kavuşacak.</p>
<p><strong>"TEK BİR NOKTA DAHİ BIRAKMADIK"</strong></p>
<p>Sadece Türk İslam mimarisinin değil aynı zamanda dünya mimarisinin de en estetik eserlerinden biri olan Selimiye Camii'ni aslına uygun şekilde restore ederek hamdolsun bugün yeniden ibadete açtık. Dört yıl süren restorasyon sürecimiz Selimiye'nin dört yüz elli yıllık mazisindeki en kapsamlı onarım çalışması oldu. Camiimizin restorasyonu seçkin isimlerin yer aldığı bilim kurulumuzun rehberliğinde vakıflar genel müdürlüğümüz tarafından yürütüldü. Kalem işlerinden taş dokusuna iç mekan düzenlemelerinden çevre ihyasına kadar her adımda eserin aslına sadık kalınması esas alındı. Yapıya zarar veren eski çimentolu uygulamalar temizlenirken ana kubbe minareler ve statik sistemlerin tamamında güçlendirmeler yapıldı. Cümle kapısından müezzin mahfiline mihrap çinilerinden ahşap doğramalarına kadar tabiri caizse dokunulmadık, restore edilmedik, temizlenmedik, güçlendirilmedik, tek bir nokta dahi bırakmadık.</p>
<p>Balkan savaşları sırasında Bulgar kuvvetlerinin ateşi sonucu gülle isabet eden ve cami cephesinde iz bırakan bölüme ise özellikle bu topraklarda verdiğimiz zorlu mücadelelerin canlı şahidi olarak o izi aynen muhafaza ettik. Yaklaşık dört yüz elli milyon liraya mal olan restorasyon çalışmasıyla Selimiye'ye Allah'ın izniyle bir yüz sene daha kazandırdığımıza inanıyorum."</p>
Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, belediye ile Tüm-Bel-Sen arasında yapılan toplu sözleşmenin hukuka uygun olmadığını belirterek, “2024, 2025 ve 2026 yıllarını kapsayan toplamda 300 milyon liraya yakın bir zimmet var. Hukuk dışı olan bir sözleşme. Ben buna müsaade etmem” dedi.
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Haziran ayı birinci oturumunda, Büyükşehir Belediyesi’nde görevli memur ve sözleşmeli personele ilişkin Tüm-Bel-Sen ile Mustafa Bozbey yönetimi arasında imzalanarak 18 Mart tarihinde yürürlüğe giren toplu sözleşme gündeme geldi.
SAYIŞTAY TESPİT ETTİ
Toplu sözleşmede yer alan ‘Mali Haklar’ başlıklı 6’ncı madde kapsamında ilgili personele Ramazan Bayramı’nda bir sosyal denge tazminatı tutarında ikramiye, Kurban Bayramı’nda iki sosyal denge tazminatı tutarında ikramiye, Eylül ayında kırtasiye yardımı ve ayrıca kumanya bedeli ödenmesine ilişkin hükümler yer alıyordu. Sayıştay tarafından Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan incelemeler neticesinde, 2024 yılında da yapılan ödemelerin mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle kamu zararına hükmedildi. Mustafa Bozbey hakkında yaklaşık 75 milyon lira kamu zararı çıkarken, Sayıştay tarafından 2025 yılı için yaklaşık 126 milyon lira kamu zararı tespit edildi. Sayıştay, hukuksuz ödemeler nedeniyle toplu sözleşmede imzası bulunan Mustafa Bozbey’den ödemlerin yasal faiziyle birlikte şahsen tahsiline karar verdi.
"‘BEN BUNA MÜSAADE EDEMEM’ DEDİM"
Konu hakkında açıklamalarda bulunan Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, sendika ile anlaşmanın hukuk dışı yapıldığını söyledi. Bununla ilgili de Mustafa Bozbey hakkında zimmet çıktığını hatırlatan Başkan Vekili Şahin Biba, “Konuyu herkes biliyor. Sayıştay 2024 yılı raporunda 70 milyon küsur zimmet var. 2025 yılı için de 125 milyon 600 bin liraya yakın zimmet çıktı. Daha 2026 yılı var. Toplamda 300 milyon liraya yakın bir zimmet var. ‘Kurban Bayramı’nda yapılacak ikramiyeyle birlikte hatta çift ikramiye olduğu için 100 milyonun üzerinde bir zimmet daha çıkacak. ‘Ben buna müsaade edemem’ dedim. Eğer bu para verilseydi zimmet bana değildi. Sözleşmeyi yapan bizatihi Mustafa Bozbey’e çıkacaktı. Ama ben buna müsaade etmiyorum’ diye söyledim” diye konuştu.
“HUKUK DIŞI OLAN BİR SÖZLEŞME”
Konuyu CHP Grup Sözcüsü ile de görüştüğünü açıklayan Başkan Vekili Şahin Biba, “Beraber konuştuk. Konunun bu şekilde olması gerektiğine de karar verdik. Mustafa Bozbey zaten ekonomik sorumluluk kabul etmediğini söyledi. Dolayısıyla ben de ‘bunu yapmam’ dedim. Hukuk dışı olan bir sözleşme. Sendikaya da ‘Eğer haklıysanız mahkemeye de verin’ dedim. Dolayısıyla ben buna müsaade etmedim ve vermedim. Bizler kanuna göre hareket etmeye çalışıyoruz. Sendika üyeleriyle bizzat görüştüm. Genel Sekreterimiz, arkadaşlarımız görüştü. Yetmedi eylem de yaptılar” diye konuştu.
CHP'de mutlak butlan kararıyla genel başkanlığa dönen Kemal Kılıçdaroğlu'nun başkanlığında yapılan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı sona erdi.
Toplantı sonucunda, tutuklanarak görevden uzaklaştırılan iki CHP'li belediye başkanı, kesin ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na (YDK) sevk edildi.
SÖZCÜ AÇIKLADI
CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı, toplantı sonrası açıklama yaptı.
Sarı, X hesabından paylaştığı mesajda, partideki gelişmelerle ilgili kapsamlı değerlendirmelerde bulunduklarını belirterek şu ifadelere yer verdi:
"Dün gerçekleştirilen Parti Meclisi toplantısında alınan olağan kurultay kararı doğrultusunda, kongreler takviminin hazırlanması ve sürecin yürütülmesine ilişkin görevlendirmelerin yapılmasına karar verilmiştir.
Mersin Mezitli Belediye Başkanı Serkan Tuncer ile Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın, tedbirli olarak kesin çıkarma cezası istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilmelerine karar verilmiştir."
9 PM ÜYESİNİN DE İHRACI İSTENMİŞTİ
CHP MYK'sı, Parti Meclisi (PM) üyesi olan 9 ismi de ihraç istemiyle YDK'ya sevk etmişti.
Özgür Özel ile birlikte hareket eden PM üyeleri Veli Ağbaba, Umut Akdoğan, Ensar Aytekin, Burhanettin Bulut, Özgür Karabat, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Turan Taşkın Özer, Ali Mahir Başarır ve Gökhan Günaydın'ın ihracı istenmişti.
CHP’li Muharrem İnce, CHP’de şaibeli kurultaydan sonra mahkeme tarafından verilen mutlak butlan kararından nedeniyle parti içinde yaşanan çift başlılık krizi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Hem parti içindeki çekişmelere hem de mahkeme kararına ilişkin konuşan İnce, parti içinde kavga istemediğini, partinin abisi olduğunu ifade etti.
ABİ TAVSİYESİ: DELEGE SİSTEMİNDEN KURTULALIM
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’a konuşan CHP’li İnce parti içinde herhangi bir bekletisi olmadığını, partinin abisi sayıldığını, mahkeme kararını doğru bulmasa da saygılı olunması gerektiğini belirtti. İnce, “Benim bu millete karşı sorumluluğum var. Ben bu partinin abisi sayılırım. Ben diyorum ki: Tüzüğü değiştirelim, genel başkanı üyeler seçsin. Delege sisteminden kurtulalım. Delege sistemi, maalesef yozlaşma getiriyor. 2019’daki kurultayda bir delege beni aradı, ‘Ben senin için imza verdim, bana beş bin lira verdiler, imzamı çektim. İstersen bunu kamuoyuna açıklarım’ dedi. Ben de ‘Oyunu parayla satan adamla benim işim olmaz” diyerek telefonu kapattım. Delege sistemine son verelim artık” ifadelerine yer verdi.
İÇİME SİNMESE DE UYMAK ZORUNDAYIZ
Parti içinde yaşanan kavgalardan rahatsızlığını dile getiren İnce, “Ben bu mahkeme kararını doğru bulmuyorum, içime sindiremiyorum. Kurultayla seçilmiş bir genel başkan var. Ancak ortada bir mahkeme kararı var. Ne yapacaksın? Mahkeme kararını tanımayacak mısın? İyi ama buna uymak zorunluluğu var. Benim durduğum yer şurası: Ben parti içinde kavga istemiyorum” şeklinde konuştu.
“BAŞKA TÜRLÜ DAVRANILAMAZ MIYDI?”
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel’in kanun tanımazlığını doğru bulmayan İnce, grup başkanı olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaoğlu’na daha saygılı davranması gerektiğini, “Başka türlü davranılamaz mıydı? Mesela Özgür Özel, Grup Başkanı olarak grup toplantısını açsaydı. Açılış konuşmasında bir an önce partinin kurultaya gitmesi gerektiğini, mahkeme kararını doğru bulmadığını ama uymak zorunda olduğunu söyleyerek Kılıçdaroğlu’nu kürsüye davet etseydi. Çok daha farklı bir süreç işlemez miydi?” sözleriyle ifade etti.
NOKTAYI AHMET HAKAN KOYDU
Gazeteci Hakan, parti içinde daha çok tüzük çarpışması çıkacağını, istifa resti çekileceğini, ihraç listeleri yayınlanacağını, demeç savaşları verileceğini ve sonunda partinin Kılıçdaroğlu yönetimine kalacağını ifade etti.
Mutlak butlan kararı sonrası iki başlılık ortaya çıkan CHP'de, Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel ekipleri arasında karşılıklı restleşmeler sürüyor.
Özgür Özel'e yakın isimlerin Parti Meclisi üyeliğinden istifa etme kararı sonrası Kılıçdaroğlu'na yakın isimler ise Parti Meclisi çalışmalarının aynı şekilde devam edeceğini söyledi.
Önceki gün Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında yapılan Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında ise Özel'e yakınlığıyla bilinen 9 milletvekili, ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edildi.
BELEDİYE BAŞKANLARINA İHRAÇ İDDİASI
Kılıçdaroğlu yönetiminin, başka görevlerdeki bazı partilileri de ihraç edeceği iddiaları konuşuluyor.
Siyaset kulislerinde dolaşan bir iddiaya göre Kılıçdaroğlu yönetimi, yolsuzluk soruşturmaları kapsamında tutuklu bulunmaları nedeniyle görevlerinden uzaklaştırılmış olan bazı belediye başkanlarını ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk etmeye hazırlanıyor.
7 BELEDİYE BAŞKANININ ADI GEÇİYOR
CHP Genel Merkezi tarafından ihracı istenecek tutuklu belediye başkanları arasında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel'in olduğu iddia ediliyor.
7 BELEDİYE BAŞKANININ ADI GEÇİYOR
CHP Genel Merkezi tarafından ihracı istenecek tutuklu belediye başkanları arasında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel'in olduğu iddia ediliyor.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Müslim Sarı, CNN Türk canlı yayınında parti içindeki yönetim krizine, kurultay tartışmalarına ve ihraç iddialarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Parti içi muhalefetin uzlaşmaz bir tavır sergilediğini ve partinin arkasında farklı bir iradenin devreye girdiğini savunan Sarı, muhalif kanadı "CHP içinde paralel yapı oluşturmakla" suçladı.
'İMAMOĞLU VE ÖZEL'İN PARTİDEN İHRACI GÜNDEMİMİZDE YOK'
Kamuoyunda geniş yankı uyandıran Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun partiden ihraç edileceği yönündeki iddialara net bir dille son noktayı koyan Sarı, bu konunun yönetim gündeminde olmadığını ifade etti. İhraç iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirten CHP Sözcüsü Sarı, "Toplantımızda ihraçları konuşmadık. Şu an gündemimizde böyle bir başlık yer almadı." dedi.
"TEDBİR KARARI DURDUKÇA BU PARTİDE KURULTAY OLMAZ"
Parti içi muhalefetin kurultay toplanması yönündeki baskılarına yasal çerçeveden yanıt veren Sarı, mevcut hukuki engeller kalkmadan hiçbir şekilde kurultay sürecinin başlatılamayacağını vurguladı. Hukuksal tıkanıklıklara dikkat çeken Sarı, "Ortada hukuki bir gerçek var. Üzerindeki tedbir kararı durdukça bu partide kurultay olmaz, yapılması yasal olarak imkânsızdır. Bunu kurultay isteyen arkadaşlarımız da çok iyi biliyor." ifadelerini kullandı.
'CHP İÇİNDE ADETA BİR PARALEL YAPI OLUŞTURULMUŞ DURUMDA'
Muhalif kanadın uzlaşmaz tavrını eleştiren ve partinin arkasında farklı bir iradenin devreye girdiğini savunan Sarı, "Hiçbir biçimde uzlaşmayan, uzlaşmaya yanaşmayan bir anlayış var karşımızda. Ben bu katı tavrın altında başka bir siyasal örgütlenmenin olduğunu, onun işaretinin devrede olduğunu düşünüyorum. Açıkça söylemek gerekirse, CHP içinde adeta bir paralel yapı oluşturulmuş durumda." ifadelerini kullandı.
'NİYETLER AÇIK OLDUKTAN SONRA ÇÖZÜLEMEYECEK SORUNUMUZ YOKTUR'
Tüm bu sert ithamlara rağmen genel merkez yönetimi olarak diyalog kapısını kapatmadıklarının altını çizen Sarı, konuya "Bu parti bizim anlayışımızla yoluna devam ediyor. Biz her şeye rağmen hâlâ konuşmaya yakınız, diyalogdan kaçmıyoruz. Yeter ki karşı tarafın niyetleri sarih olsun. Niyetler açık olduktan sonra çözülemeyecek bir sorunumuz yoktur." sözleriyle işaret etti.
Özgür Özel ve ekibi görevden uzaklaştırıldı, yerine Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğuna oturdu.
MYK listesini belirleyen Kılıçdaroğlu, çalışmalarına başladı.
9 İSİM İÇİN İHRAÇ KARARI ALINDI
Kılıçdaroğlu'nun Parti Sözcüsü olarak belirlediği Müslim Sarı, temiz siyaset kapsamında bazı ayıklamaların yapılmasının zorunlu olduğunu söyledi.
Sarı açıklamasında Ensar Aytekin, Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Özgür Karabat, Umut Akdoğan, Veli Ağbaba, Turan Taşkın Özer, Burhanettin Bulut'un tedbirli olarak kesin çıkarma cezası uygulanmak üzere"Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edildiğini duyurdu.
ÖZEL VE EKİBİNDEN İSTİFA KARARI
Öte yandan bu hamlenin ertesi günü Özgür Özel ve ekibi, CHP Parti Meclisi'nden istifa etti.
Özel ve ekibinin partiyi kurultaya götürmek için bu kararı aldıkları öğrenildi.
PARTİ SÖZCÜSÜ AÇIKLAMA YAPTI
CHP Sözcüsü Müslim Sarı, CHP Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenlendi.
Sarı açıklamasında Özel ve ekibinin istifasının yanı sıra olası kurultay sürecine de değindi.
"MAHKEME KARARI KESİNLEŞMEMİŞ OLDUĞU İÇİN TARİH VEREMİYORUZ"
Kurultay yapma konusunda herhangi bir çekinceleri olmadığını ifade eden Sarı, "Olağan kurultay süreci başlatılmasını kararlaştırdık.
Olağanüstü kurultay ile ilgili bir tarih belirlememiz lazım ama kesinleşmemiş bir mahkeme kararı olduğu için böyle bir tarih veremiyoruz." dedi.
"PARTİ MECLİSİ KATILANLARIN SALT ÇOĞUNLUĞUYLA KARAR ALACAK"
İstifa kararlarının da hukuki bir karşılığı olmadığını belirten Sarı, şöyle konuştu:
“Parti Meclisi üye sayısının kaç olduğunun, kaç kişi kaldığının bir önemi yok.
Parti Meclisi görevine devam ediyor ve Parti Meclisi katılanların salt çoğunluğuyla karar almaya devam edecek önümüzdeki dönem.
Dolayısıyla bu konuyla ilgili bir hukuki beis yok.”
KEMAL KILIÇDAROĞLU DUYURMUŞTU
Sosyal medya hesabından bir açıklama yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 11 Haziran Perşembe günü yapılacak Parti Meclisi toplantısıyla kurultay sürecini başlatacaklarını duyurmuştu.
CHP Genel Başkanı açıklamasında "Tüm örgütümüzü yarınki grup toplantımızda tek yürek olmaya, sağduyu ve yoldaşlık bağıyla kenetlenmeye davet ediyorum." ifadelerini kullanmıştı.
ÖZGÜR ÖZEL'İN KURULTAY ÇAĞRILARI
Mahkemenin kararının ardından genel başkanlık görevinden uzaklaştırılan Özgür Özel, birden fazla kez en kısa sürede kurultay yapılması için çağrıda bulundu.
200'den fazla eski CHP'li milletvekili de Özel'in kurultay çağrısına yanıt verdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Ankara’da Zambiya Ulusal Meclisi Başkanı Nelly Mutti ile düzenlediği ortak basın toplantısında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı ve önemli açıklamalarda bulundu. Hiçbir hata yapmadan süreci hassasiyetle yönettiklerini belirten Kurtulmuş, "Nasıl, ne zaman adım atılması gerekirse o adımları da atarak bugüne kadar geliyoruz. Özetle şunu söylüyoruz: Bu tartışmanın Türkiye Büyük Millet Meclisi asla tarafı değildir, olamaz, olmayacaktır." ifadesini kullandı.
Kurtulmuş, Cumhuriyet Halk Partisi'ne de tavsiyede bulunarak, "Cumhuriyet Halk Partisi'nin de samimi olarak bunu Meclis Başkanı sıfatımın dışında da Türkiye demokrasisinin sağlıklı işleyebilmesi için söylüyorum, bu tartışmaları bir an evvel geride bırakarak kendi aralarında oluşturacakları mutabakatlarla partinin kurumsal kimliklerini en iyi şekilde korumalarını tavsiye ve temenni ederim. Söyleyeceklerim bunlardan ibaret." şeklinde konuştu.
"BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI YAPMASI GEREKEN ADIMI ZAMANINDA ATAR"
Bir gazetecinin, "CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Özgür Özel'in Meclis'te bulunan makam odasının boşaltılarak kendisine tahsis edilmesi yönünde bir talebi olduğu ve Meclis Başkanlığı'na bu yönde bir dilekçe sunduğu iddiası var. Tarafınıza bu yönde bir dilekçe geldi mi? Değerlendirmeniz nedir?" sorusu üzerine Kurtulmuş, iddiaların büyük resim içinde birer detay olduğunu vurguladı.
Kurtulmuş, "Değerli arkadaşlar, bunların hepsi büyük resmin içerisinde detaydır. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yapması gerektiği, atması gerektiği adımı, atması gerektiği zaman ve o şekilde atar. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ama tekraren söylüyorum: Arada bir çelişki varsa, arada bir tartışma varsa bu tartışmanın tarafı, bu çelişkinin tarafı ya da bu tartışmayı çözecek makam Türkiye Büyük Millet Meclisi değildir. Çok teşekkür ediyorum." cevabını verdi.
"YASAL DÜZENLEMELER MECLİS'TE YAPILMALI"
"Terörsüz Türkiye süreci" ile ilgili hazırlanan ve Meclis Başkanlığı'na sunulan rapor doğrultusunda, Meclis tatile girmeden yasal düzenlemelerin gelip gelmeyeceğine ilişkin soruya da açıklık getiren Kurtulmuş, komisyonun çok ciddi bir çalışma yürüttüğünü belirtti.
Kurtulmuş, "Komisyon çok ciddi bir çalışmayı sürdürdü. Türkiye demokrasisi bakımından iftihar vesilesi olan bir tabloyu ortaya koydu. Meclis'teki bütün siyasi partiler, komisyona katılan bütün siyasi partiler büyük bir çabayla Türkiye'de toplumun farklı kesimlerini dinledi ve bir rapor ortaya koydu. Rapor hemen hemen ittifakla kabul edildi. Bu rapor bir yol haritasıdır. Elimizde bizi bağlayan ortak mutabakat metnimizdir." dedi.
Ortak mutabakat metninin özellikle altıncı ve yedinci maddelerinin yol haritasını belirlemek üzere ortaya konulmuş somut teklifler içerdiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
"Şimdi bunun gereğinin yerine getirilmesi lazım.
Orada kritik eşik olarak tanımlanan terör örgütünün silahlarını bıraktığının tespit edilmesi, örgütün kendisini tamamıyla gerçekten feshettiğinin anlaşılmasına paralel olarak gerekli yasal düzenlemeler de Meclis'te yapılmalıdır.
Bu sürecin hızlandırılması gerektiği kanaatindeyim.
Çünkü Orta Doğu'nun bu kadar bir cadı kazanına döndüğü ve giderek hele hele dünyadaki bütün işlerin beklenenden daha süratli hale geldiği bir ortamda, bu kadar pozitif bir noktadayken, bu kadar büyük bir olumlu momentum yakalanmışken bunun bir an evvel bitirilmesi için bütün partilerin ortak çalışmalarını sürdürmeleri lazım."
Gerekirse geçmişte olduğu gibi tüm yaz boyunca da çalışılabileceğini işaret eden Kurtulmuş, "Biz biliyorsunuz geçen sene yazın bütün yaz boyunca komisyonda çalıştık. Gerekirse bu işin çözülmesi için Meclis tatile girmeden evvel bitmesini temenni ederim. Ama eğer gerekirse bu konudaki çalışmalar da sürdürülür ve sonuç alınır. Çok teşekkür ediyoruz. Değerli mevkidaşıma da, değerli misafirlerimize de hoş geldiniz diyorum bir kez daha." diyerek sözlerini tamamladı.
CHP'de 'mutlak butlan' kararıyla göreve döndürülen Parti Meclisi'nin 57 üyesinden 28'i istifa etti. Böylece Parti Tüzüğü'nün 24/3 maddesi uyarınca hem Parti Meclisi hem de onun içinden seçilen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) resmen düşmüş oldu.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan CHP PM Üyesi Berhan Şimşek, Parti Meclisi'nde 5 kişi de kalsa sürecin devam edeceğini belirtti.
Mutlak butlan davasının Yargıtay'da devam ettiğini dile getiren Şimşek, "Yargıtay'da dava sonuçlanmadığı için biz ne mahalli seçim ne de kurultay seçimi yapabiliriz. Olağanüstü bir durum olduğu için süreç devam ediyor. PM'de 5 kişi de kalsa hayat devam eder. Buna yanlış bakıyorlar. Diğer taraftan MYK'nın almış olduğu kararla arkadaşların disipline verilip ihraç edilemeyeceği söyleniyor. Orada da yanlışlık var. Meclis İç Tüzüğü Grup 74'de diyor ki ‘Parti üyeleri herhangi bir parti dışında iş ve eylemlerde bulunduğunda Yüksek Disiplin Kurulu tarafından ve İl Disiplin Kurulu tarafından değerlendirilir" diye konuştu.
Özgür Özel’e yakınlığıyla bilinen CHP Grup Başkanvekili Murat Emir’in, DSP Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Yumuşak ile kapalı kapılar ardında yaptığı görüşme siyasette yeni bir fırtına kopardı.
DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Murat Emir'in "Özgür Özel ve ekibi olarak topluca DSP'ye geçsek, yaklaşan kurultayda yönetimi biz alsak olur mu?" teklifiyle geldiklerini ancak bu "teslim alma" talebini Başkanlık Kurulu'nda oy birliğiyle reddettiklerini açıkladı. Aksakal, "Başkalarının olumsuzluklarını sırtımızda taşıyabilme gibi bir yapımız yok. DSP'nin kurumsal kimliğini teslim etmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemez" çıkışıyla CHP'li isimlere kapıları kapattı.
MURAT EMİR'DEN "AHLAKSIZLIK" TEPKİSİ
Aksakal'ın şok iddiaları sonrası gözlerin çevrildiği Murat Emir ise iddiaları kesin bir dille yalanladı. Görüşmenin sadece "dostane bir sohbet" olduğunu savunan Emir, "DSP'yi teslim almak gibi bir önerim olmadı" diyerek iki kişi arasındaki sohbetin çarpıtılarak anlatılmasını "ahlaksızlık" olarak nitelendirdi.
DSP'DE BÜYÜK ÇATLAK: "İŞİ GENEL BAŞKAN BOZDU"
Ancak asıl bomba DSP'nin kendi içinden patladı. Görüşmenin bizzat ev sahibi olan DSP Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Yumuşak, kendi genel başkanı Aksakal'ı yalanlayarak parti içindeki büyük krizi deşifre etti.
Ortada bir "partiyi teslim alma" dayatması olmadığını, CHP'deki krizden kaçan muhaliflerin olası bir erken seçime karşı mevcut partilerin bünyesinde seçime girmek için sadece "nabız yokladığını" ifade eden Yumuşak, adeta isyan bayrağını çekti.
Sürecin gizli yürütülmesi konusunda anlaştıklarını ancak Aksakal'ın her şeyi basına sızdırdığını belirten Yumuşak, "DSP zaten acınacak halde, ciddi maddi sıkıntılar çeken ve taraftar bulamayan bir parti. Özgür Özel ekibinin gelişi bize müthiş bir ilaç olurdu ama genel başkanımızın tutumu yüzünden olmadı, işi bozdu" sözleriyle hezimetin faturasını Aksakal'a kesti.
Kılıçdaroğlu'nun dönüşüyle darmadağın olan CHP'deki muhaliflerin "yeni parti" veya "mevcut partiye geçiş" arayışlarının önümüzdeki günlerde daha ne tür krizlere yol açacağı merakla bekleniyor.
İYİ Parti'den istifa eden İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, AK Parti'ye katıldı.
ROZETİ ERDOĞAN TAKTI
Beyaz'a AK Parti Grup Toplantısı'nda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat parti rozeti taktı.
İYİ PARTİ'NİN KURUCU İL BAŞKANI
Ersin Beyaz, 1 Kasım 2017’de İYİ Parti’nin kurucu il başkanı olarak görev yapmıştı. Beyaz, bu yılın mayıs ayında partisinden istifa etmişti.
ERSİN BEYAZ KİMDİR?
Ersin Beyaz, 1977 Gümüşhane Şiran Günyüzü doğumludur. Ersin Beyaz, evli ve 3 çocuk babasıdır. Haliç üniversitesi Mühendislik Fakültesi İç Mimarlık bölümü mezunudur.
Beyazlar Grup yönetim kurulu üyesi ve aktif olarak yönetiminde yer alan Beyaz, bununla birlikte Gümüşhane Mühendis ve Mimarlar Platformu yönetim kurulu üyesidir.
İnşaat alanında faaliyet gösteren aile şirketinde yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı. TMMOB İç Mimarlar Odası, Gümüşhane Mühendis ve Mimarlar Platformu Yönetim Kurulu, Gümüşhane Sanayici ve İş Adamları Derneği, Beyazlar Eğitim Yardımlaşma ve Kalkındırma Vakfı Yönetim Kurulu ve Galatasaray Spor Kulübü üyesidir.
2017 yılında İYİ Parti İstanbul İl Kurucu Başkanı olarak görev aldı.
2018 yılında İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanlığı, 2019-2020 yılları arasında Genel İdare Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu.
14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan genel seçimlerde İYİ Parti'den 28. Dönem İstanbul Milletvekili seçilen Ersin Beyaz, geçtiğimiz mayıs ayında İYİ Parti'den istifa etti.
Genç Parti Genel Başkanı Burçin Şahindur, gazeteci Türker Akıncı’nın "Özgür Özel size gelip Genç Parti üzerinden yürümeyi teklif etse ne dersiniz?" sorusuna sert ve net bir yanıt verdi. Şahindur, ekibine sadık olduğunu belirterek, "Benim partimden yürüyemez. 'Hadi bunlar geldi' diye havalara uçacak değilim" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Genel Merkezi’nde milletvekillerine ve partililere hitap etti.
Kılıçdaroğlu, kendisine yöneltilen “Saray adamı” söylemine tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Erdoğan Meclis’e geldiğinde Kılıçdaroğlu mu kalktı? ‘Biz, müzakere ediyoruz diyorlardı.’ Kılıçdaroğlu dedi ki, ‘Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir.’ Dolayısıyla hiç endişe etmeyin. Beraber güzel şeyler yapacağız. Sizin iradenizle yapacağız. Siz mücadele ettiğinizde unutmayın, Ankara’da bir Kemal ağabeyiniz var” ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, gençlere seslenerek, “Biraz onların derinlikli düşünmelerini istiyorum. Sosyal medyanın, trollerin ya da adını tanımlayamadığım bazı kişilerin dolduruşuna gelmesinler. Akıllarını kullansınlar. Sorgulamayı öğrensinler. Sorgulamayı öğrendiğimizde siyaseti güzel bir zemine oturmuş oluruz. Bunu yapmamız gerekiyor, bunun mücadelesini vermemiz gerekiyor” dedi.
‘BEŞLİ ÇETELERE KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ’
Değişimin “üç aşamadan oluşan bir değişim olacağını” kaydeden Kılıçdaroğlu, bunları şöyle sıraladı:
“Bir değişim var, bir de gerçek değişim var. Değişim, geriye doğru da olabilir. Ama bizim söylediğimiz gerçek değişim, üç aşamadan oluşacak. Birincisi, arınma ve temiz siyaset.
İkinci değişim, ekonomik kurtuluş ve üretimci kalkınma. Kalkınmayı üreterek yapacağız, faiz baronlarına karşı mücadele edeceğiz. Beşli çetelere karşı mücadele edeceğiz, halkı soyanlara karşı mücadele edeceğiz, uyuşturucu baronlarına karşı mücadele edeceğiz, Türkiye’yi kara para cenneti yapanlarla mücadele edeceğiz.
Üçüncüsü ise iktidarın yarattığı tahribatları düzeltmemiz lazım. Yani devletin yönetiminin ahlak zeminine oturması lazım. Devletin yönetimi ahlak zeminine oturmazsa hepimiz kaybederiz.
İnşallah iktidara geldiğimizde ilk yapacağımız iş, devlete çöken mafyayı temizlemek olacak. Parayı gasp edenlere çökmek olacak. Şöyle güzel bir özdeyiş hazırlamışlar, onu size okumak isterim: Ay ve güneş herkesin lambasıdır. Hava herkesin havası, su herkesin suyudur. Neden ekmek herkesin ekmeği değildir? Bizim kavgamız bu.”
‘DEVLETTE LİYAKAT OLMAZSA ÜLKE DÜZELMEZ’
Sorunlara karşı çözüm önerilerinde bulunacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Devletin dini adalettir. Toplumun temeli adalettir. Adaletin kardeşi ahlaktır. Onun kardeşi liyakattir. Hakkın, hukukun, adaletin, liyakatin mutlaka sağlanması lazım. Devlet dediğiniz kurum, bir siyasal partinin rahat at koşturacağı bir alan değildir. Devlette liyakat olmazsa ülke düzelmez. Devlette huzur ancak liyakatle gelir, emekle gelir, bilgiyle gelir, birikimle gelir. Bunun mücadelesini vereceğiz. Önümüzdeki toplantılarda sizlere çok daha farklı Türkiye’nin temel sorunlarını nasıl çözeceğimizi anlatacağım. Çünkü şu var: Efendim herkes eleştirir ama biz çözüm önereceğiz. Bir şey söylüyorsak ‘yanlıştır’ diye, doğrusu nedir onu da söyleyeceğiz. Bu bizim görevimiz” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, “Kürt sorununun parlamentoda çözülmesi gerektiğini söyleyen ilk partinin CHP olduğunu” söyleyerek, “Bu soruna en sıcak yaklaşan, arşivinde onlarca raporu olan bir partiyiz biz. Bu sorunu çözmek parlamento dışında mümkün değil. Dikkat buyurunuz, bizim söylediğimiz noktaya geliyoruz. Bakın CHP, sorunların çözümünde öngörüsü olan, önerisi olan bir partidir. Sıradan bir parti değildir. Bu ülkenin aydınlarıyla beraber olmak zorundadır. Bu ülkenin aydınlarının bize yaptığı katkılardan yararlanmak zorundadır. Ve sizler de sokaklarda bunu anlatmak zorundasınız. Biz ahlaki üstünlüğümüzü alacağız, ahlaki üstünlüğümüzü koruyacağız. Kirli kimse onları kapının önüne koyacağız. Ahlaklı, erdemli siyaseti yeniden getireceğiz” dedi.
‘KURULTAY’ MESAJI
Konuşmasında CHP kurultayının toplanması yönündeki çağrılara da yanıt veren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Benim koltuk derdim yok. Ben bir köşeye çekilip huzur içinde de yaşayabilirim. Ama tarihin yüklediği bir sorumluluk var. Ben kurultayı toplayacağım. Hiç kimse endişe etmesin. Ahlaklı, erdemli bir kurultayı elbette yapacağız. Elbette genel başkanınızı erdemli, yüce oylarınızla seçeceksiniz. Hiç kimse kapalı kapılar ardında özel pazarlıklar yapmayacak. Kimse zenginleşme aracı olarak kurultayı kullanmayacak. Dolarlar havada savrulmayacak” ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, dikkat çeken ‘Osmanlı’ mesajında ise şunları söyledi:
“Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Çok önemli bir coğrafyada. Bakın, dünya dengeleri değişiyor derken Çin’e, Amerika’ya, İngiltere’ye, Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundadır. Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Ne demiştim? Cumhuriyet Halk Partisi devlete istikamet çizen bir partidir. Bunları dillendirmek zorundadır Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partisi kısır tartışmaların dışına çıkmak zorundadır. Eğer kısır tartışmalara takılır kalırsak bu bize değil, en çok Türkiye’ye zarar verir. O nedenle bizlerin mücadelesi hak ve adalet mücadelesidir.”
Kılıçdaroğlu’ndan dikkat çeken ‘Osmanlı’ çıkışı: ‘Türkiye o coğrafyaya gitmek zorundadır’
“Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın… pic.twitter.com/1yjmb9psvk
“Bu konuşmayı bir zafer olarak görmüyorum ancak bu kürsüde seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması, Dikmen Kapı önündeki binlerin Türkiye’deki milyonların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum. Biz demokrasi fikrinin insanlarıyız, sandığa inanırız. Seçene ve seçilene saygılıyız.
Onun için bugün buradaki duruş çok anlamlıdır. Bir zafer değil, bir bütünün diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır. Teslim olmamaktır. Direnmektir. Bütün ülkenin geleceğini düşünenlerin birlikteliğinin zaferidir.
Manisa’ya cenaze töreni sığmadı. Kardeşimizi ancak Ferdi’ye nasip olabilecek bir törenle uğurladık. Orada olmak hepimize düşerdi. Orada olacaktık. ‘Herkes orada olur’ dedik. Bundan bir süre sonra olmayacak bir şey oldu. Gözlerime inanamadım. Bugün bizim orada olmamızı burada grup toplantısı yapmak için fırsat görüldü, bir açıklama yapıldı.
‘BEN BURADA LAZIMDIM’
Kim gelecek onlarla, partinin kapısına kim geldiyse onlar gelecekti. Son 4 kurultayın seçilmiş genel başkanı, yöneticileri olmayacak. Kimin geleceğini, nasıl planladıklarını gördük. Millet bir karar verir o karar burada tecelli edilir. Herkese danıştım, en son Ferdi’nin sesiyle kararı verdim. Hep Manisa’ya gitmem gerekir, burada da bir şey çıkar. ‘Sen orada lazımsın’ derdi. Ben bugün burada lazımdım, burada kaldım.
Bu kumpası çözmezsen, ‘CHP’nin iç işi’ dersin. Kim karışır CHP’nin kurultayına? YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş. Dönüp son 4 kurultayı yok say. YSK’ye göre yok değil. Hiçbir yer göre yok değil ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir mahkeme olmayacak bir karar alsın ve artık Türkiye’de hiçbir seçilmişin koltuğunun kesinleşemeyeceği bir sisteme döndürdüler işi.
‘Sandıkla geldik, sandıkla gidemeyiz.’ Bütün mesele bu, bunun üzerine oturuyor sistem. Bu işi kim yapar? Bu işi bu çocuk yapar. Vaktiyle bütün kararları kim aldıysa, talimatla yapan birisine yargı kollarını kurdurdular.
Bugün için neredeyiz? Defalarca buradan Murat Kurum’a söylediğim. Kurum tek tek biliyor bütün tapuyu. Tek kelime söyleyemiyor. Sonra çıkıp dedi ki, ‘Efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak.’ Dedim ki bunu ispatlayamazsanız alçaksınız. İspatlayamadılar. 110 gün yoğun bakımda yatmış adamı, kendisi defalarca açıkladığı halde, ‘Adaylığım için bir kuruş para verdiysem şerefsizim’ deyip açıkladığı halde böyle birisine en son ne ifade verdirdiler biliyor musunuz?
En son gitti, kimse görmezken Ferdi Zeyrek’e verdim deyip ifade verdirdiler. Nasıl olsa ölmüştür inkar edemez diye böyle hesap yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum. Ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş başka bir kardeşimizin namusuna dil uzatan birilerinden bahsediyorum. Partiyi bu duruma getirerek partiyi kurumsuzlaştıran, adaysızlaştıran bir çözüm paketinde içeriden dışarıdan her türlü işbirliği ile bu işi çözmeye kalktılar.
Özgür Özel:
“Öyle bir noktaya geldik ki ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş başka bir kardeşimizin namusuna dil uzatan… İçimizdeki inat mıdır nedir bilinmez oraya hamle yaparak, partiyi bu duruma getirerek, içeriden dışarıdan her türlü iş birliği ile ilerleyerek bu işleri… pic.twitter.com/r7rojYZdTW
ABD bayrağına el basıp yemin eden birisinin televizyon kanalı. Ekrem İmamoğlu ile ilgili her türlü yalanı atan ama popüler olan cep telefonlarından, paralardan tutun da hiçbiri çıkmadı ya; TGRT, A Haber bu yalanları atarken iddianamede olacak derken şimdi ben yalan attım diyenler Ekrem başkanın evine desteğe koşanlar, önseçimde oy verirken poz verenler Ekrem başkana ‘Hırsız’ demeye başladılar. Mesele Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Orada tutuklu insanlar bedenlerini sandıkla iktidarın değiştirilmesi için ortaya koyuyor.
Kapıda da söyledim, size de söylüyorum. Siz bugün Türkiye’yi kuruluş ayarlarına karşı kopmayan halkasınınız. O yüzden hem Ferdi’nin ölüm yıldönümünde bize bunları yapanlara hem de genel merkezde o kara günü yaşatanlara hem de bugün bu Meclis’in altında cürret edilen meseleye kim eğer alet olup el veriyorsa şu kadarcık hakkımı helal etmiyorum.
Özgür Özel:
“Mesele, CHP’yi kurumsal kimliğiyle, lideriyle, bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan, Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil”https://t.co/xSafmeFb0opic.twitter.com/jLgazMrefP
Partiye geçmize saygımızdan ağzımızı açmıyor, susuyorum. Ama bu partiye yaşatılanları gördükçe ne diyeceğimi şaşırıyorum. O binada kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın.
O gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile, CHP ile ilgili olmayan seçmenlerimiz bile herkes gözümde bambaşka bir yerdedir. O binada bugün Kemal Bey’e Çubuk’ta organize bir linç yaşatılırken ölümü göze alarak onunla birlikte, onu koruyarak yanında duran mesele Murat Emir orada yok ama 1980 öncesi 7 TİP’li genci öldüren Haluk Kırcı’nın ekibi selam veriyor 12. kattan, Genel Başkan katından.
Kemal Bey saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikasta uğrayan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey’e orada ateşler açılırken Kemal Bey’in üstüne kapanan Seyit Torun’u iki kolundan tutup da attılar binanın dışarısına.
Belediye başkanlarımız yok o salonda ama ‘Bir sonraki operasyon şu CHP’li belediyeye’ deyip haysiyet suikastı yapanlar o binada geziyorlar. Aykut Erdoğdu yok o binada ama İBB borsasında olan avukat, Yunanistan’a kaçarken yakalattığım avukat o binada ‘Arınma başladı’ diye paylaşıyor.”
‘CHP’DE GÖREV YAPMIŞ KİMSEYE YAKIŞTIRMAM’
Her şeyi yapın ama bu FETÖ’den kalma dille, önüne geleni hain ilan eden dille; demokrasiyi tehdit gördüğü için her direnişe ‘ayaklanma’ her mitinge ‘Türkiye’yi karıştırmak’ diye bakan sığ anlayışının terminolojisini CHP’de görev yapmış kimseye yakıştırmam.
Asla ve asla CHP’ye paralel yapı, FETÖ ya da namuslu arkadaşlarımıza hırsız gibi iftiralara teslim olursak biz CHP olmayız. Elbette hukuka güveneceğiz ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız.
’26 TEMMUZ GEÇİRİLMEMELİ’
Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik dönülemez bir hale gelmiştir. Umut ediyorum butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan sonra bir aklı selim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez şekilde aşılmaz. 2 milyon üyemiz var, 2 bin tane kurultay istemeyen seçilmiş yönetsin demeyini bulamazsınız.
O bin tane de bayramlaşma yapalım, getirelim grup yapalım; o bin tane gezdirilmişle ne kurultay ne bayramlaşma ne grup toplantısı yapabilirsiniz. O yüzden herkesin nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım. Bütün muhalefet partileri derhal kurultay yapılsın diyor. Kendilerinin de talim olduğu bu sistem ortadan kalkarsa demokrasi ortadan kalkacağı için bunu söylüyorlar.
Bunun için diyalog olsa hiç uzakta durmadım. Efendim ‘tedbir var kurultay yapılmaz.’ Türkiye’nin tüm hukukçular aynı metinde birleşiyorlar. Kamu, seçim hukukçuları ‘Kurultayın yapılması değil yapılmaması sorun’ diyor. Başka bir görev yoktur, görev budur.
‘Kurultay yapacağız’ söylemlerini duyduk. Madem ki buna ikna oldunuz, o kurultayı yapmalısınız. ‘Efendim birkaç ay sonraya söyleyelim, bir yıla yayalım. AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçimi o zaman yapalım’. Burada yapılacak iş 26 Temmuz’u geçirmeden kurultay yapılmalıdır. Seçime girilmesi tehlikeye girmektedir. Bu memlekette tüm umudu önümüzdeki seçim olan on milyonlarca kişinin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara kabusu yaşatırsınız. Onları sandıktan koparırsınız, geri dönülemez bir şekilde kaybettirirsiniz.
Özgür Özel:
“Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik artık geri döndürülemez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum, butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan sonra bir aklı selim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz”https://t.co/xSafmeFb0opic.twitter.com/3YnoVIbzp9
Herkes bilsin ki milletin yürüyüşüne kimse set çekemez. Önümüzde duran bu milletin ayaklarının altında kalır. Ne yapılırsa yapılsın bu millet önünde kimseyi istemez. Devletini sever, vergisini verir ama devleti milletin karşısına koyarsanız millet o devleti önce yener sonra yeniden demokratik devletini inşa eder.
Onun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya kalkışmasın. Birilerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın. Çalışacağız, acı çektik çekeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Beni Ferdi’den, Manisa’dan koparamadılar çünkü arkamda dağ gibi siz vardınız, hepinizi seviyorum. Hep beraber başaracağız, size inanıyor size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar.”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’deki grup toplantısında Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirdi.
Hatimoğulları, Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesinin kimi zaman darbelerle, kimi zaman olağanüstü hukukla, kimi zaman yargı kararlarıyla baskılandığını savunarak şunları kaydetti:
“Zaman zaman sekteye uğratılmıştır. Bugün CHP’ye mutlak butlan ataması demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biridir. Askeri vesayet rejimine karşı çıkanlar şimdi oluşturdukları yeni bir yönetim zümresiyle otoriter bir zümreyle vesayet rejimine dönüşmüş durumdalar. Böyle bir tablo içinde CHP ve mutlak muktan tartışması bir parti içi kriz, bir koltuk kavgası ya da güncel bir siyasi çekişmenin çok ama çok ötesinde. Asıl mesele kimin nerede, hangi koltukta oturacağı ya da oturduğu değil. Asıl mesele Türkiye açısından demokrasinin nereye oturacağıdır. Siyasal rekabet sandıkta mı kurulacak, mahkeme koridorlarında mı? Halkın, üyelerin, delegelerin, seçmenlerin iradesi mi esas alınacak yoksa yargı eliyle siyaset yeniden mi dizayn edilecek? CHP’ye mutlak butlan kararı, demokratik ve sivil alanı komple tehdit etmektedir. YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasbettirmiştir. Anayasa’ya aykırı davranmıştır. Mahkemeler yetkilerini aşmışlardır. Bunlar basitçe geçiştirilecek konular değildir. Demokrasinin kalbine, demokratinin az da kalan kırıntılarının kalbine hançer saplanmıştır. Bu uygulamalar ya Yargıtay yargı eliyle oluşan bu kaosu mutlaka çözmelidir. Zamana yaymamalıdır. Siyasal sorunların çözüm adresi elbetteki mahkeme salonları değildir. Olamaz, olmamalıdır. Demokratik toplumlarda siyasi partilerin yönetimlerine, programlarına, geleceklerine mahkemeler karar vermez. Üyeleri, delegeleri, seçmenleri karar verir ve biz ümit ediyoruz ki CHP’nin sorunları bu yaklaşımla çözüme kavuşur.”
Hatimoğulları, “Halkın iradesine yönelik her türlü müdahaleye net olarak karşıyız. Demokratik siyaset alanının daha fazla genişlemesini savunuyoruz. Demokratik cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerinde dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır” dedi.
Hatimoğulları, bölücü açılım sürecine ilişkin ise şöyle konuştu:
“Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. ‘Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız’ demişti. Ardından ‘hayırlı işlerde çabuk olunmalı’ demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmelidir. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz. Buna hapsedilemez çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini katlayacak paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı. Barış ahlak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir.”
Süreçle ilgili 12. Yargı Paketi beklentilerine ilişkin Hatimoğulları, “Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokrasi ve demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var” dedi.
‘EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR’
Hatimoğulları, DEM Parti İmralı Heyeti’nin son İmralı görüşmesinde terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın bir formül ve yol haritası ortaya koyduğunu savunarak, “Sayın Öcalan’ın sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu ve AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı iğne konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP hükümetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz ve çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı dönemden demokratik, sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmelidir. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalıdır. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmelidir” diye konuştu.
Hatimoğulları, “Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri, 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmelidir. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreçte barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir” dedi.
Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:
“Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım. Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı, istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak olarak sadece bugün barış demedik, sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz, Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük.” (ANKA)
Mahkemenin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kurultayı hakkında verdiği mutlak butlan kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeniden genel başkanlık koltuğuna oturmasıyla başlayan tartışmalara Muharrem İnce de katıldı. Sosyal medya hesabı üzerinden kapsamlı bir açıklama yapan İnce, kriz ortamında partisinin yanında olduğunu belirterek acil tüzük kurultayı çağrısında bulundu.
Nerede durduğunu merak edenlere yanıt veren İnce, "CHP'nin yanındayım." diyerek partiye birlik ve özeleştiri çağrısı yaptı. CHP'nin Türkiye'nin sigortası olduğunu vurgulayan İnce, "CHP benim 40 yıllık emeğimdir, gözyaşımdır, alın terimdir, torunlarıma bırakacağım demokratik Cumhuriyet mücadelesi mirasımdır. Kurucu parti parçalanırsa, Türkiye parçalanır; eşit ve özgür bireyler üzerinde yükselen demokratik Cumhuriyet yok olur. İktidar ve medyası CHP'yi parçalamak için adeta çırpınmaktadır." ifadelerini kullandı.
'CHP TUZAĞA DÜŞMÜŞTÜR'
Partideki mevcut tartışmalara değinen İnce, arınma ve direnme kavramları üzerinden yürütülen kavganın partiye zarar verdiğini savundu. İnce konuya ilişkin, "Ne yazık ki CHP, Saray rejiminin kurduğu tuzağa düşmüştür. 'Arınma' ve 'Direnme' kavramları etrafında, CHP'yi parçalanmaya taşıyan anlamsız, gereksiz, yersiz ve talihsiz sert bir kavga yürütülmektedir. Kavgayı kızıştıran, partiyi ayrıştıran eylem ve söylemlerin, CHP'nin ve Türkiye'nin aleyhine olduğunu görmemek için siyaseten kör olmak gerekir." değerlendirmesinde bulundu.
'YENİ BİR PARTİ KURMAK DOĞRU BİR KARAR DEĞİL'
Siyasette küskünlük ve kırgınlık olmaması gerektiğinin altını çizen İnce, kendi siyasi geçmişinden örnek vererek partilileri uyardı. Süreçte hayal kırıklığı yaşayanların soğukkanlılıkla hareket etmesi gerektiğini belirten İnce, şunları kaydetti:
"Asla mücadeleyi ve partiyi bırakmamaları, ayrı parti kurma gibi yollara tevessül etmemeleri gerekir. Bir dönem, CHP'den ayrılma deneyimini yaşamış ve geri dönmüş biri olarak CHP'den ayrılmanın ve yeni bir parti kurmanın doğru bir yol ve siyasi karar olmadığını bütün samimiyetimle yol arkadaşlarıma söylemeliyim."
'HİÇ İTİRAZ ETMEDEN ACİL BİR TÜZÜK KURULTAYI TOPLANMALIDIR'
Partinin ayakta kalması ve parçalanmaması gerektiğini anlatan İnce, çözüm önerilerini de sıraladı. CHP'nin gerçek sahibinin üyeleri olduğuna dikkati çeken İnce, "Hiç itiraz etmeden acil bir tüzük kurultayı toplanmalıdır. Tüzük, AK Parti tüzüğünden aşırılan maddelerden temizlenerek, genel başkan, parti meclisi, milletvekili, belediye başkanı ve meclis üyelerinin parti üyeleri tarafından seçileceği demokratik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ardından da hiç geciktirilmeksizin genel başkan ve parti meclisinin parti üyeleri tarafından seçileceği kurultay acilen toplanmalı ve despotik saray rejimin tuzağı boşa çıkarılmalıdır." dedi.
Türkiye'nin ekonomik ve sosyal sorunlarına da değinen İnce, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aradığını, emeklilerin geçinemediğini ve çalışanların yoksullaştığını ifade etti. İnce, "Bu nedenlerle Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında yalnızca seçimli despotizmden demokratik Cumhuriyete tekrar geri dönüşe değil, CHP iktidarına da ihtiyaç vardır." sözleriyle partisinin iktidar hedefine odaklanması gerektiğine işaret etti.
Sadece arınmanın ve direnmenin yeterli olmayacağını belirten İnce, CHP'nin bu noktaya nasıl geldiğiyle ilgili mutlaka bir iç yüzleşme yaşaması gerektiğini savundu. Açıklamasını birlik mesajıyla tamamlayan İnce, "Demokratik, laik, sosyal hukuk devletine gönül vermiş tüm yurttaşlarımızı CHP'ye üye olmaya; CHP'nin altı okunda simgeleşen ideolojisini benimsemiş üyelerimizi de CHP'ye sahip çıkmaya davet ediyorum. CHP'nin gerçek sahibi halkın gönlü ve üyelerinin iradeleridir." ifadelerini kullandı.
Mahkemenin kurultaya yönelik verdiği "mutlak butlan" kararının ardından CHP'de yaşanan liderlik tartışması, TBMM grup toplantısında kürsü krizine dönüştü.
TBMM'de konuşma yapacağını duyuran Kemal Kılıçdaroğlu bu kararından vazgeçerek açıklamalarını parti genel merkezinde yaparken, koltuğu devreden Özgür Özel ise meclisteki grup kürsüsüne çıktı.
İki ismin aynı saatlerde yaptığı açıklamalar, parti içindeki milletvekili desteğini de gözler önüne serdi. TBMM'deki grup toplantısında Özgür Özel'i 93 milletvekili takip ederken, genel merkezde konuşan Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını ise 17 milletvekilinin dinlediği iddia edildi.
"KİRLİ OLANLARIN İŞİNE SON VERECEĞİZ"
Genel merkezdeki salonda toplanan milletvekilleri ve partililere hitap eden Kılıçdaroğlu, "Her şeyi sizler için yapıyorum, yapacağım. Sizi utandırmayacağım. Kirli olanların tamamının işine son vereceğiz. Arınacağız, temiz siyaset yapacağız. İradesini parayla satanlar bu partide olamazlar Tarihin hiç bir döneminde pavyonlarda kurultay pazarlıkları yapılmadı" ifadelerini kullandı.
İSİM VERMEDEN ÖZGÜR ÖZEL'E YÜKLENDİ
İsim vermeden Özgür Özel’e yüklenen Kılıçdaroğlu, "Bir CHP Genel Başkanı yurt dışına gidip ‘Bize niye yardım yapmıyorsunuz?’ diyemez. Ne demek ya? Yedi düvele karşı mücadele etmiş, bu topraklardan Yunanlıları, Fransızları ve İngilizleri kovalamış olan bir partinin elemanları, nasıl yurt dışına gidip de ‘Bizi yalnız mı bırakıyorsunuz?’ diyebilir?" dedi.
"SEN SARAYI NE ZAMAN ELEŞTİRDİN YA"
Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’in CHP Genel Merkezi’nde Erdoğan’ı ağırladığı günü eleştirerek, “CHP Genel Merkezi’nin önüne Erdoğan’ın forsu asılamaz. Olmaz böyle şey. Bakınız; Sayın Abdullah Gül beni ziyarete geldiğinde oraya çıkıp da bir fors asmadık. Hangi gerekçeyle yapıyorsunuz siz bunu? Bana diyorlar ki, ‘Sarayın adamı.’ Ya arkadaş, sen sarayı ne zaman eleştirdin ya? Ne zaman eleştirdin? Beşli çetelerin üzerine ne zaman gittin sen? Bu milletin hakkını, hukukunu yiyen beşli çetelerden hesap sormazsam namerdim.” ifadelerine yer verdi.
Meclis'teki gerilime de değinen Kemal Kılıçdaroğlu, "Ben isterdim ki bu konuşmayı Meclis'te yapalım ama gerilim yaratıldı. Hep iyi niyetli davrandım bu zaman zaman suiistimal edildi bunun da farkındayım ama bir noktaya kadar... O noktaya gelince kusura bakmayın deyip kesip atacağız." restini çekti.
Kılıçdaroğlu sözlerine şöyle devam etti:
"CHP tarihinin hiçbir döneminde pavyonlarda kurultay pazarlıkları yapılmamıştır. Ben bunu söylediğim için eleştiriyorlar. 'Ben sana para vereyim sen bana oy ver.' Böyle bir düzeni bu parti kabul etmez. Hiçbir irade parayla satın alınamaz. İradesini parayla satanlar bu partide yer alamazlar. Bu partide yokturlar ve olmayacaklardır.
"PAVYON KÖŞELERİNDE PARA ALANLARA GÜLE GÜLE DİYECEĞİZ"
Bu mutlak butlanı bu partinin başına bela edenlerden hesap sormazsam namerdim. Bizim ahlaki üstünlüğümüze vurulan bir darbedir bu. Kim bu işe bulaştıysa, kim çirkinlikten medet umduysa, kim pavyon köşelerinde para aldıysa onlara güle güle diyeceğiz. Güle güle diyeceğiz.
"KURULTAYI TOPLAYACAĞIM"
Benim koltuk derdim yok. Ben kurultayı toplayacağım. Ahlaklı, erdemli bir kurultayı elbette yapacağız. Elbette genel başkanımızı erdemli oylarınızla seçeceksiniz. Hiç kimse kapalı kapılar ardında özel pazarlıklar yapmayacak, dolarlar havada savrulmayacak."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Batman'ın Kozluk ilçesinde 2017 yılında terör saldırısında şehit olan müzik öğretmeni Şenay Aybüke Yalçın'ı vefatının 9'uncu yılında andı.
'AYBÜKE KIZIMIZIN AZİZ HATIRASI HER ZAMAN YÜREĞİMİZDE YAŞAYACAK'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NSosyal hesabından paylaştığı anma mesajında şunları kaydetti:
"Öğretmenlik gibi ulvi bir mesleği icra ederken teröristler tarafından katledilen Aybüke Yalçın'ı şehadetinin 9'uncu yılında rahmetle, minnetle yad ediyorum. Aybüke kızımızın aziz hatırası her zaman yüreğimizde yaşayacak."
TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, 22 Ekim ile 3 ve 8 Aralık 2021 tarihlerinde yaptığı sosyal medya paylaşımlarında kullandığı ifadelerle kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle CHP Grup Başkanı Özgür Özel'e açtığı davada, 20 bin lira manevi tazminat kazandı.
Ankara 40. Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki duruşmaya, Soylu'nun avukatları katıldı. Soylu'nun avukatı beyanında, önceki beyanlarını tekrar ettiğini bildirerek, davanın kabulünü istedi.
Beyanların ardından kararı açıklayan mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vererek, Özgür Özel'in, Soylu'ya 20 bin lira manevi tazminat ödemesine hükmetti.
Kılıçdaroğlu, bunun yerine partilileri CHP Genel Merkezi'nde düzenlenecek alternatif toplantıya davet etti. Genel Merkez önünde toplanan bazı partililer ise dikkat çeken sloganlar attı. Toplantıya katılan CHP'liler, "Fetullah'ın itleri yıldıramaz bizleri", "Hırsız Özgür", "Rüşvetçi Özgür", "Hain Özgür" şeklinde sloganlar atarak CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e tepki gösterdi.
"Asla sizler utandırmayacağım. Hakkı, adaleti ve hukuku her yerde savunacağım. Ülkenin içinde bulunduğu durumu biliyoruz, bunu aşmak zorundayız. Bunu aşacak olan tek partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Türkiye'nin, bölgenin sorunlarına çözüm üreten tek parti CHP'dir.
Kurultaylarımız düşünce özgürlüğünün olduğu kurultaylardır. Bir şenlik kurultayıdır. Kurultaylarımızda para, çıkar olmaz.
"KİRLİ OLANLARDAN ARINACAĞIZ"
Kirlilikten arınacağız. Temiz siyaset yapacağız. Kirli olanların tamamının işine son vereceğiz. Özveriyle çalışacağız, çıkar için çalışmayacağız. Birlikte mücadele edeceğiz. Ben sana para vereyim, sen bana oy ver... Böyle bir şey olamaz! İradesini parayla satanlar bu partide yer alamazlar! Tarihin hiçbir döneminde pavyonlarda kurultay pazarlıkları yapılmadı.
Hiçbir CHP genel başkanı yurt dışına gidip 'Bize niye yardım etmiyorsunuz' diyemez! Bu topraklardan Yunanı, Fransızı kovalamış olan bu partinin evlatları nasıl da yurt dışına gidip yardım isteyebilir. Emperyalizme karşı mücadelede Türkiye tüm milletlere örnektir.
CHP vesayet kabul etmez, vesayet altında siyaset yapmaz. Kimse talimat alıp meydanlarda dile getirmez, genel başkan söyler bunu! Ahlaki değerlerimiz tartışma konusu olmuşsa oturup düşünmemiz lazım. Bunları yeniden inşa etmek zorundayız. Ne gerekiyorsa yapacağım!
"PAYVONDA PARA ALANLARA GÜLE GÜLE DİYECEĞİZ"
Önyargılı olmayacağım... Mutlak butlan davasını bu partinin başına edenlerden hesap sormazsam namerdim! Ahlaki üstünlüğümüze vurulan bir darbedir. Kim bu işe bulaştıysa, kim pavyon köşelerinde para aldıysa onlara güle güle diyeceğiz. Rahmetli babam "Oğlum sen doğru dur, eğri duran belasını bulur' derdi. Ben hesabımı veremezsem, karşı tarafa hesap soramam. O yüzden ben eğilmeden herkesten hesap sorabiliriz.
Hesap vermek onurlu bir iştir, onurlu insanlar hesap vermekten kaçınmazlar. Bir kişi hesap vermekten kaçıyorsa orada bir karanlık nokta vardır. O karanlığı CHP'nin feneri aydınlatacaktır.
İsterdim ki bugün bu konuşmayı TBMM'de yapalım. Ama gerilim oldu, gönül birlikteliğimiz var. Hiç endişe etmeyin. Hep iyi niyetli davrandım, zaman zaman bu niyetim istismar edildi. Ama bir noktaya kadar! O noktaya gelince 'kusura bakmayın' deyip kesip atacağız.
Beraber, sizin iradenizle güzel işler yapacağız. Ankara'da Kemal ağabeyiniz, Kemal babanız var. Unutmayın. Gençler; derinlikli düşünün. Trollerin oyunlarına, gazına gelmeyin. Sorgulamayı öğrenin.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, TBMM'de partisinin grup toplantısında konuştu.
Bahçeli kürsüye geldiğinde konuşmasına başlamadan önce A Milli Futbol Takımı için hazırlanan marş dinletildi.
Bahçeli ve partililerin dinlediği marş sonrası grup toplantısına geçildi.
Bahçeli kürsüden hem dış hem iç siyasete dair önemli mesajlar verdi.
"Yakın coğrafyamızda tablo vahim" diyen Devlet Bahçeli, Orta Doğu'da yaşanan gerilimlere de değindi.
İsrail'in barbar tavrını eleştiren ve "bebek katili" olduğuna dikkati çeken Bahçeli, "Kanlı bir savaş makinesi" dedi.
Bahçeli, daha sonra sözü Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşananlara getirdi.
CHP'li belediyelerdeki yolsuzluklara değinene ve CHP yönetiminin buhran içinde olduğunu söyleyen Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti;
"CHP YÖNETİMİ BİR BUHRANA DÜŞTÜ"
“Hakikatın aynasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü yönetim buhranı da bütün çıplaklığıyla görülmektedir.
CHP'li belediyeler etrafında uzun süredir biriken şaibeli süreçler, rüşvet, görevi kötüye kullanma, yolsuzluk ve kamu gücünün menfaat ilişkilerine alet edildiği yönündeki peş peşe patlayan vakalar hepimizin malumudur.
Vatandaşa hizmet makamı olması gereken belediyelerin Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında rant iddialarıyla, yönetim zafiyetleriyle ve kamu emanetini taşıyamama garabetiyle anılır hale gelmesi başlı başına bir ibretlik bir tablodur.
Bugün görüyoruz ki yerelde başlayan bu çözülme dönüp dolaşıp Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nin çatısına çökmüştür.
Ecdadımız balık baştan kokar demiştir. CHP'li belediyelerde kendini gösteren savrukluk, şahibe ve yönetim aczi bugün genel merkeze sirayet etmiş, parti yönetiminin içine düştüğü dağınıklığı bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur.
Cumhuriyet Halk Partisi bugün milletin karşısına kendi iç hesaplaşmasının, koltuk kavgasının, mahkeme süreçleriyle düğümlenen yönetim krizinin ve kurumsal aklını tüketen hizip mücadelesinin gölgesiyle çıkmaktadır.”
"BU TABLO TESADÜF DEĞİL"
“Bu tablo tesadüf değildir. Bu tablo siyaseti millete hizmetin şerefli yolu olmaktan çıkarıp kişisel ikbalin hırsın, öfkenin ve güç gösterisinin dar patikasına sıkıştıran anlayışın neticesidir.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir siyasi partinin kendi hukukunu, geleneğini, kurumsallığını ve meşruiyet zeminini nasıl aşındırdığı vahim bir manzaradır.
Sağduyuyla karşılanması gereken hukuki süreçlerin meydan okuyucu bir üslupla gölgelenmesi Siyasi kıyametin büyük alametlerindendir.
Parti içi arınma ve durulma ihtiyacının tehditkar cümleler gölgesinde kalması idari iflasın vesikasıdır.
İş düğümleri çözmek yerine yağlı urganlara sarılmak kementleri ülke gündeminin boynuna ısrarla dolamak Aziz milletimize ne fayda getirir?
Buradan açıkça ifade ediyoruz, bizim meselemiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü dağınıklıktan siyasi kazanç üretmek değildir.
Bizim meselemiz Türkiye'de siyaset kurumunun ağırlığını, millet iradesinin saygınlığını ve hukukun üstünlüğünü korumaktır.”
"ÖZGÜR ÖZEL AKLISELİM HAREKET ET"
“Ancak görünen köy de kılavuz istememektedir. Cumhuriyet Halk Partisi bugün iki ayrı yön, iki ayrı dil, iki ayrı merkez, iki ayrı meşruiyet iddiası, muhalefetin gidişatı bakımından kaygı verici bir gerçek olarak karşımızdadır.
Bir tarafta hukuki zemine dönme ihtiyacı, toparlanma isteğiyle buluşmaktadır. Diğer tarafta meydan okuma üzerinden güç gösterileri sergilenmekte sokak dili ile parti içi krizi büyütme hevesi gündemin üzerine ağır bir sis misali çökmektedir.
Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve Sayın Özgür Özel'e düşen ateşe körükle gitmek değil aklıselimle hareket etmektir.
Zira keskin silki ancak küpüne zarar verir. Cumhuriyet Halk Partisi kendi içindeki çetrefilli itilafı meydanların hararetine terk etmemelidir.”
"CHP'NİN ÖNÜNDE İKİ YOL VAR"
“Serin kanlılıkla yürütülmesi gereken hukuki süreci kalabalıkların gürültüsüne bırakmamalıdır.
Cumhuriyet ve yaşıt bir siyasi parti olmanın ağırlığı ve kurumsallığını niteliksiz sokak diline avar etmek, ölü gözünden yaş beklemekten farksızdır.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin önünde iki yol vardır.
Ya kendi iş meselesini hukuk ve sağduyu zemininde çözecek ya da kendi eliyle büyüttüğü düğümü milletimizin gündemine yeni bir yük olarak taşıyacaktır.”
"BİR MARŞ HAZIRLAYIN, TÜRKİYE DUYSUN İSTEDİM"
“Muhterem arkadaşlarım, değerli milletvekilleri. Bugün grup toplantımızı şereflendiren iki ilimiz bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi Çanakkale Kahramanları, ikincisi ise Köroğlu Ayvazlar'dır.
Öncelikle Türk Milli Takımı'nın Amerika'da Dünya Kupası'na katılması münasebetiyle birçok çevre, millî takımımızı memnun kılacak ve başarı sağlayacak bir üslupla bazı marşların yarışmasını açmıştı. Geçmişte söylenen bazı şeylerin tekrarıyla millî takımımızı Amerika'ya yolcu etmeyi düşünüyorlardı.
Böyle bir dönemde Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in hassasiyetlerini göz önüne alarak ülkücü sanatçılarımızdan istirham ettim. Kısa sürede bir marş hazırlayın ve bunu Amerika'ya gitmeden evvel Türkiye duysun istedim. Biraz evvel sizlere arz edilen marş odur. O sanatçıları tebrik ediyor, gözlerinden öpüyorum.”
"ÖZDE BEBEK KATİLİ BİR İŞGAL ŞEBEKESİ"
“Değerli dava arkadaşlarım, dünyanın neresinde bir milletin barış ve huzur iklimi hedef alınsa, bir devletin kalbine silahlar doğrultulsa, nerede bir mazlumun ahı yükselse, neresinde bir ananın yüreği ateşe verilse, orada yalnızca o ülkenin değil, bütün insanlığın imtihanı başlamış demektir.
Bugün yakın coğrafyamızda yaşananlar da bize sadece savaşların, gerilimlerin ve diplomatik çekişmelerin seyrini değil, aynı zamanda uluslararası hukukun ve insanlık duygularımızın seyrettiği istikametin vahim tablosunu göstermektedir.
Atalarımız, "Ateş düştüğü yeri yakar." demiştir. Fakat bugün yakın coğrafyamızda harlanan ateş, yalnızca düştüğü yeri değil, sınırları aşan, bombalar yağdıran, gökleri karartan, denizleri kabartan ve dumanı kapımıza kadar dayanan tehlikeli bir yangına dönüşmüştür.
Tarihi tecrübelerimiz ve uluslararası gündeme Ankara'dan açılan penceremizden baktığımızda görünen manzara açık ve nettir. Bölgenin kalbine düşen her kıvılcım, ihmale uğradıkça yeni cephelere, yeni krizlere, yeni göçlere, yeni güvenlik tehditlerine ve yeni emperyal hesaplara kapı aralamaktadır.
Sözde barış çağrılarının gölgesinde yeni cepheler açılmakta. Yalan diplomasi cümlelerinin, samimiyetsiz insani temennilerin arkasında askeri yığınaklar büyümekte.
Hukukla perdelenen söylemlerin ardında kanlı çıkar hesapları yürütülmektedir. Bir tarafta dünyayı pazarlık masası bilip haritaları cetvelle çizen, milletleri menfaat aracı, mazlumları pazarlık kozu olarak gören hırs küpü bir emperyalist siyaset bezirgânı vardır.
Diğer tarafta ise sözde devlet, özde bebek katili bir işgal şebekesi. Hastaneleri, okulları, mülteci kamplarını ve daha kundaktaki çocukların kefenlerini üzerine güvenlik yalanları ve sınır politikaları inşa eden kanlı bir savaş makinesi vardır.
Bu namussuz karabatak düzeni ne ateşkes tanımakta ne de insanlığın kadim ve ortak değerlerini çiğneyip geçerken dünya milletleri karşısında küçük bir mahcubiyet göstermektedir.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) gerçekleştirilmesi planlanan CHP Grup Toplantısı öncesinde Meclis karıştı.
CHP'nin bu haftaki TBMM Grup toplantısında hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hem de CHP TBMM Grup Başkanı Özgür Özel toplantıyı kendisinin gerçekleştireceğini açıkladı.
MECLİS GİRİŞİNDE ORTALIK KARIŞTI
Bu kararların üzerine TBMM’de gerçekleştirilecek CHP Grup Toplantısı öncesinde Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel destekçileri TBMM’nin Dikmen kapısında karşı karşıya geldi.
ARBEDE ÇIKTI
Grupların karşı karşıya gelmesiyle birlikte iki grup arasında arbede yaşandı ve gruplar birbirlerine sloganlar atmaya başladı. Yaşanan arbedede bazı basın mensupları da saldırıya maruz kaldı.
CHP’de mutlak butlan kararının ardından Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel yanlıları arasında başlayan grup toplantısı krizi, bugün nihayete erdi.
Her iki isim de bugün grup toplantısında konuşacağını ilan ederken art arda sıcak gelişmeler yaşandı.
SAAT 14.00'TE GENEL MERKEZDE KONUŞACAK
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, toplantıyı genel merkeze çekerek "Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum: Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık çıkarma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum. Biz biriz ve birlikteyiz." ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu'nun paylaşımını, Mansur Yavaş'ın kendisine seslendiği paylaşımı alıntılayarak yapması da dikkat çekti.
VEKİLLER SALONU ŞİMDİDEN DOLDURDU
Öte yandan CHP milletvekilleri sabah saat 09.00 itibarıyla grup toplantısının yapılacağı salona geldi. TBMM'de beklenen hareket başladı. Özgür Özel de Meclis'e giriş yaptı.
MECLİS GİRİŞİNDE KALABALIK VAR
TBMM'nin Dikmen Kapısı girişinde de CHP'li milletvekilleri ve grup toplantısını takip etmek isteyenler toplandı. Polis ekipleri güvenlik önlemleri alırken kapı açılmadan içeri girmek isteyenler arasında arbede yaşandı.
CHP GRUBUNA ZİYARETÇİ ALINMAYACAK
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP Grup Toplantısına ziyaretçi alınmayacağını açıkladı. Kurtulmuş yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun 09.06.2026 tarihinde gerçekleştireceği grup toplantısı öncesinde TBMM Yerleşkesi giriş kapılarında oluşan ciddi güvenlik riski nedeniyle grup toplantınıza İçtüzüğün mezkûr hükmü doğrultusunda ziyaretçi alınmayacaktır"
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "11 Haziran Perşembe günü yapacağımız ilk Parti Meclisi toplantısıyla kurultay sürecimizi başlatıyoruz." ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
"Biz, farklı fikirlerimizle zenginleşerek büyüyen ve aynı amaç etrafında kenetlenen dev bir aileyiz. Birbirimize rakip değiliz, bizler, CHP'nin omuz omuza yürüyen evlatlarıyız. Hedefimiz net, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında adaleti, demokrasiyi tesis etmek ve milletimizin çağdaş uygarlık hedefini gerçekleştirmektir.
11 Haziran Perşembe günü yapacağımız ilk Parti Meclisi toplantısıyla kurultay sürecimizi başlatıyoruz. Tüm örgütümüzü yarınki grup toplantımızda tek yürek olmaya, sağduyu ve yoldaşlık bağıyla kenetlenmeye davet ediyorum."
CHP'de gözler yarın yapılacak grup toplantısına çevrildi... Geçtiğimiz salı CHP Grup Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, grup toplantısında kürsüye çıkmıştı.
Gelişmeler takip edilirken CHP Sözcüsü Müslim Sarı, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun salı günü TBMM'de grup toplantısında kürsüye çıkacağını açıkladı. Özel cephesi de grup toplantısıyla ilgili tüm kararın Meclis Grup İç yönetmeliğine göre kendilerinde olduğunu söyledi.
KILIÇDAROĞLU'NU 'FIRSATÇILIKLA' SUÇLADI
Toplantıyı kimin yapacağı merak konusu olurken CHP Grup Başkanı Özgür Özel, MYK sonrası grup toplantısı krizine dair konuştu. Yarın Manisa'ya gideceğini önceden duyurduğunu, Kılıçdaroğlu cephesi tarafından bunun fırsat bilindiğini belirten Özel, yarın TBMM'de grup toplantısına başkanlık edeceğini duyurdu.
Özel'in açıklaması şöyle:
"Ortada adına grup toplantısı denen bir korsan toplantı veya bir sadece toplantı yapılma niyeti var. Biz de yapmayalım onlar da yapmasın teklifinde bulundum ama kabul etmediler. 'Ben Manisa'da olmak istiyorum Ferdi Zeyrek'i anmak için, onlar genel merkezde toplantıyı yapsın' dedik. Onu da istemediler.
Gerekli başvuruyu yapıyoruz, benim konuşacağım grup toplantısını yapacağız. Ferdi Zeyrek'i kürsüden anacağım. 46 milletvekiline ihtiyaçları var toplantı için. Kendilerini sağduyulu davranmaya davet ediyorum. Derhal kurultay kararı alınmalı."
Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen "rüşvet" davada karar çıktı. Keskin Belediye Başkanı Ekmel Cönger ile müteahhit Mustafa Y.'nin tutuksuz yargılandığı duruşmada mahkeme heyeti, sanıklar hakkındaki hükmünü açıkladı.
Mahkeme heyeti, Ekmel Cönger'i "rüşvet alma" suçundan 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasına Mustafa Y. ise "rüşvet verme" suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı.
Heyet, sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 53/5. maddesinin uygulanmasına da karar verdi.
Ara seçim yapılan Tokat'ın Bağtaşı beldesinde AK Parti adayı Mustafa Karadağ, Kuşçu beldesinde MHP adayı Hikmet Temizel, kesin olmayan sonuçlara göre belediye başkanlığına seçildi
Nevşehir Mustafapaşa'da AK Parti'nin adayı Mustafa Özer, Tokat Yolüstü'nde ise AK Parti'nin adayı Mustafa Altın belediye başkanlığını kazandı.
Gümüşhane Tekke'de AK Parti'nin adayı Kemalettin Demirkıran, Tokat Çevrecik'te ise CHP'nin adayı Nazım Demirkol belediye başkanlığına seçildi.
AK PARTİ ADAY GÖSTERDİĞİ 5 BELDENİN 4'ÜNÜ KAZANDI
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, 6 beldede yapılan ara seçime ilişkin, "Partimizin aday gösterdiği 5 beldenin 4'ünü AK Parti kazandı." ifadesini kullandı.
Yavuz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, 6 beldede yapılan ara seçimde, AK Parti'nin aday gösterdiği 5 beldenin (Tokat Almus Bağtaşı, Tokat Reşadiye Yolüstü, Nevşehir Ürgüp Mustafapaşa, Gümüşhane Merkez Tekke) 4'ünü AK Parti'nin kazandığını belirtti.
Sonuçlara ilişkin bilgi veren Yavuz, şunları kaydetti:
"Tokat Yeşilyurt Kuşçu beldesinde bizim de desteklediğimiz Cumhur İttifakı/MHP adayı seçimi kazanmış oldu. Tokat Reşadiye Çevrecik beldesinde ise oylarımızı 5 kat artırdık. Özetle, 6 beldenin 5'ini kazanmış olduk. Resmi olmayan sonuçlara göre, Tokat Almus Bağtaşı'nda yüzde 94,5, Tokat Reşadiye Yolüstü'nde yüzde 82, Nevşehir Ürgüp Mustafapaşa'da yüzde 52, Gümüşhane Merkez Tekke'de yüzde 65, Tokat Yeşilyurt Kuşçu beldesinde (MHP) yüzde 60, Tokat Reşadiye Çevrecik beldesinde ise kazanamamış olsak da oylarımızı 5 kat artırarak yüzde 48'e çıkarttık.
Bu sonuçlar, milletimizin partimize teveccühünün artarak devam ettiğini çok açık bir şekilde gösteriyor. Destekleri için milletimize müteşekkiriz. Milletimize hizmetkarlık yolunda durmadan gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz inşallah."
YSK BAŞKANI MUTTA'DAN AÇIKLAMA
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Serdar Mutta, bugün yapılan belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve mahalli idareler ara seçimine ilişkin, "Yüksek Seçim Kurulu tarafından oy verme süreci boyunca seçimlerin düzen içinde yürütülmesi için gerekli tüm tedbirler alınmış olup, seçim iş ve işlemlerinin genel olarak sorunsuz şekilde tamamlandığı tespit edilmiştir." ifadesini kullandı.
Mutta, yaptığı yazılı açıklamada, Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü ve Çevrecik, Almus ilçesine bağlı Bağtaşı, Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu beldeleri, Gümüşhane'nin Merkez ilçesine bağlı Tekke Beldesi ile Nevşehir'in Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa Beldesi'nde gerçekleştirilen belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ara seçimleri ile ülke genelinde 355 mahallede muhtarlık ve 37 mahallede ihtiyar heyeti ara seçimlerinde toplam 1164 sandıkta 371 bin 870 kayıtlı seçmen ile oy verme işleminin gerçekleştirildiğini belirtti.
Saat 17.00 itibarıyla oy verme işleminin ülke genelinde sona erdiğine işaret eden Mutta, "Yüksek Seçim Kurulu tarafından oy verme süreci boyunca seçimlerin düzen içinde yürütülmesi için gerekli tüm tedbirler alınmış olup, seçim iş ve işlemlerinin genel olarak sorunsuz şekilde tamamlandığı tespit edilmiştir." ifadesini kullandı.
Oy verme işleminin sona ermesinin ardından sandık kurullarının ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde sayım ve döküm işlemlerine başladığını vurgulayan Mutta, şunları kaydetti:
"Sayım ve döküm işlemlerinin tamamlanmasını müteakip, sandık sonuç tutanakları sandık kurulu üyeleri tarafından düzenlenerek imza altına alınacaktır. Düzenlenen sandık sonuç tutanaklarına ilişkin veriler, mevzuatta öngörülen usul ve esaslar doğrultusunda seçim bilişim sistemine aktarılacaktır. Demokratik sürece katılım gösteren vatandaşlarımıza, seçim görevlilerine, sandık kurulu üyelerine, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele ve tüm görevlilere teşekkür ederiz. Şahsım ve Yüksek Seçim Kurulu adına sonuçların milletimize hayırlı olmasını diliyorum."
Bugün 6 beldede yapılan ara seçimlerde;
● Partimizin aday gösterdiği 5 beldenin 4'ünü AK PARTİ kazandı (Tokat Almus Bağtaşı, Tokat Reşadiye Yolüstü, Nevşehir Ürgüp Mustafapaşa, Gümüşhane Merkez Tekke).
● Tokat Yeşilyurt Kuşçu beldesinde bizim de desteklediğimiz Cumhur İttifakı/…
Son dakika haberi: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sıfır Atık Forumu'nda konuştu. Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Sıfır Atık Forumu'nun düşünceyi eylemle buluşturacağına yürekten inanıyorum. Kasım ayında Antalya'da ev sahipliği yapacağım COP-31 Konferansı'nda forumun üstlendiği misyon son derece önemlidir.
"SAVAŞ VE KÜRESEL SALGIN GİBİ İNSANLIĞI TEHDİT EDİYOR"
İklim meselesi tıpkı savaş ve küresel salgın gibi insanlığın tamamını tehdit eden ciddi bir sorundur. Sanayi devrimiyle birlikte hava kirliliğinden gıda kirliliğine, hatta gıda kıtlığına, atık yönetiminden doğal afetlere, iklim ve üretim kaynaklı problemlerin kelebek etkisiyle birbirini tetiklediği inkar edilemez bir hakikattir. Bu problemlerin etkisi enerjiden ulaşıma, sağlıktan hayvancılığa çok geniş bir alanda her geçen yıl daha da fazla hissedilmektedir. Milyarlarca yıllık dünya tarihinde iklim hemen her çağda değişime uğramıştır. Buradaki asıl mesele bu değişimin krize yol açmadan yönetilebilmesidir. Dolayısıyla bu sorunu, iklim değişikliğinden ziyade iklim krizi olarak ele almamız daha gerçekçi olacaktır.
"İKLİM KRİZİNE NEDEN OLANLAR, KRİZDEN EN AZ ETKİLENEN ÜLKELER"
Yapay zeka ve yeni teknolojilerin üretimi hızlandırdığı, bilinçsiz tüketim anlayışının tahrip edici etkilerinin hem zihinlerde hem davranışlarda ortaya çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Dünyanın bir kısmı refah ve zenginlik içindeyken, ciddi bir yekün teşkil eden diğer bölümü açlık, yoksulluk ve hastalıklarla mücadele ediyor. İklim krizinin derinleşmesinde en büyük payı olan ülkeler, aynı zamanda bu krizden en az etkilenen ülkelerden oluşuyor. Bir tarafta milyonlarca insan, yiyecek bir lokma ekmek, içecek bir yudum su bulmak için çetin şartlarla boğuşurken diğer tarafta lüks ve israf tüm hoyratlığıyla devam ediyor. Birleşmiş Milletler'in Dünya Gıda Programı Raporu'na göre dünyanın farklı bölgelerinde 43 milyon çocuk açlığın pençesinde kıvranmaktadır. Bir yıl içinde üretilen gıdanın 3'te biri yani 1,3 milyar tonu israf ediliyor. Her sene üç milyondan çocuk açlıkla bağlantılı hastalıklar nedeniyle henüz ömrünün baharındayken hayata veda etmektedir. Öte yandan atık sorunu da küresel çapta önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Eşim Emine Erdoğan'ın forumun açılışında gündeme getirdiği Pasifik Okyanusu'nun güneyinde tonlarca atık ve plastikten oluşan 1,6 milyon kilometrekare büyüklüğündeki çöpten kıta sorunu ürkütücü bir örnektir. Elimizdeki veriler bu sorunun azalacağına daha da derinleşeceğini gösteriyor.
Atık yönetimi konusunda gerekli adımları atıyoruz. İklim krizinin etkilerini asgariye indirmek için çalışıyoruz."
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sıfır Atık Forumu'na katıldı ve burad önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında "İklim meselesi tıpkı savaş ve küresel salgın gibi insanlığın tamamını tehdit eden ciddi bir sorundur. Sanayi devrimiyle birlikte hava kirliliğinden gıda kirliliğine, hatta gıda kıtlığına, atık yönetiminden doğal afetlere, iklim ve üretim kaynaklı problemlerin kelebek etkisiyle birbirini tetiklediği inkar edilemez bir hakikattir. Bu problemlerin etkisi enerjiden ulaşıma, sağlıktan hayvancılığa çok geniş bir alanda her geçen yıl daha da fazla hissedilmektedir. Milyarlarca yıllık dünya tarihinde iklim hemen her çağda değişime uğramıştır. Buradaki asıl mesele bu değişimin krize yol açmadan yönetilebilmesidir. Dolayısıyla bu sorunu, iklim değişikliğinden ziyade iklim krizi olarak ele almamız daha gerçekçi olacaktır." dedi.</p>
<p>Yapay zeka teknolojileri hakkında da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan "Yeni teknolojilerin üretimi hızlandırdığı, bilinçsiz tüketim anlayışının tahrip edici etkilerinin hem zihinlerde hem davranışlarda ortaya çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Dünyanın bir kısmı refah ve zenginlik içindeyken, ciddi bir yekün teşkil eden diğer bölümü açlık, yoksulluk ve hastalıklarla mücadele ediyor. İklim krizinin derinleşmesinde en büyük payı olan ülkeler, aynı zamanda bu krizden en az etkilenen ülkelerden oluşuyor. Bir tarafta milyonlarca insan, yiyecek bir lokma ekmek, içecek bir yudum su bulmak için çetin şartlarla boğuşurken diğer tarafta lüks ve israf tüm hoyratlığıyla devam ediyor. Birleşmiş Milletler'in Dünya Gıda Programı Raporu'na göre dünyanın farklı bölgelerinde 43 milyon çocuk açlığın pençesinde kıvranmaktadır. Bir yıl içinde üretilen gıdanın 3'te biri yani 1,3 milyar tonu israf ediliyor. Her sene üç milyondan çocuk açlıkla bağlantılı hastalıklar nedeniyle henüz ömrünün baharındayken hayata veda etmektedir. Öte yandan atık sorunu da küresel çapta önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Eşim Emine Erdoğan'ın forumun açılışında gündeme getirdiği Pasifik Okyanusu'nun güneyinde tonlarca atık ve plastikten oluşan 1,6 milyon kilometrekare büyüklüğündeki çöpten kıta sorunu ürkütücü bir örnektir. Elimizdeki veriler bu sorunun azalacağına daha da derinleşeceğini gösteriyor." dedi</p>
Cumhuriyet Halk Partisi'nde mutlak butlan krizi sürüyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nun koltuğa yeniden oturmasının ardından parti sözcüsü olan Müslim Sarı, Özgür Özel ile ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
CHP Grup Başkanı Özgür Özel'in grup başkanlığı seçiminin usule aykırı olduğunu öne süren Sarı, Özel'in grup başkanlığının TBMM Başkanlığı tarafından iptal edileceğini belirtti.
'USULSÜZ BİR SEÇİM'
Seçim sürecinin şekil şartlarına uygun yürütülmediğini savunan Sarı şu ifadeleri kullandı:
"Kemal Bey gelecek ve grup toplantısı yapacak. Özgür Bey de gelsin yönetsin, arkasında dursun.
Özgür Bey’in Grup Başkanlığı muhtemelen iptal edilecek. Çünkü usulsüz bir seçim.
Seçim şekil koşullarına uygun değil. Kaç gün önce, hangi gündemle duyurdun. Her şeyin bir usulü, şekli var.
Ayrıca genel başkanın bilgisi dahilinde olmayan bir grup seçimi yapılabilir mi? Grup başkanı genel başkana bağlı olarak çalışılır. “Ben yaptım oldu” deyince olur mu..."
"KURULTAY YAPAMAYIZ, AÇIK HUKUKİ BİR DURUM VAR"
Mevcut hukuki süreç nedeniyle kurultay yapılmasının mümkün olmadığını belirten Sarı, "Kurultay yapamıyoruz, hukuken imkansız. Arkadaşlarımızın derdi kurultay değil, kurultay yapılamayacağını onlar da biliyor. Onların derdi partiyi ayrıştırmak, zorlamak ve parti kurmak. Şu anda Genel Başkan Kılıçdaroğlu 'Haydi kurultaya gidiyoruz' dese kurultay yapamaz. Açık hukuki bir durum var. Biz aynı partinin insanlarıyız. Nasıl bir yol bulacağız, bu cendereden nasıl çıkacağız, gelin beraber yol haritasını konuşalım." dedi.
<p>CHP’de parti içi gerilim bir türlü dinmiyor. CHP Sözcüsü Müslim Sarı, CHP Grup Başkanı Özgür Özel'in grup başkanlığı seçiminin usule aykırı olduğunu ve TBMM Başkanlığı tarafından iptal edilebileceğini açıkladı.</p>
Büyük Birlik Partisi (BBP) 13. Olağan Büyük Kurultayı, Ankara ATO Congresium'da yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Partinin geleceğine yön verecek kadroların belirlendiği kurultayda, mevcut Genel Başkan Mustafa Destici, geçerli oyların tamamını alarak yeniden genel başkanlığa seçildi.
GEÇERLİ OYLARIN TAMAMINI ALDI
Kurultayda kullanılan 892 geçerli oyun tamamını alan Mustafa Destici, delegelerin tam desteğini alarak güven tazeledi. Sonuç, salonda bulunan partililer tarafından alkışlarla karşılandı.
DESTİCİ'DEN BİRLİK VE BERABERLİK MESAJI
Sonuçların açıklanmasının ardından kürsüye çıkan Mustafa Destici, delegelere ve partililere teşekkür etti. Destici, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ortaya koyduğu siyasi çizgi doğrultusunda, ilkeli ve temiz siyaset anlayışıyla çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.
YENİ DÖNEMİN KADROLARI BELİRLENDİ
Kurultayda partinin geleceğine yön verecek yönetim kadroları da şekillenirken, BBP yönetimi yeni dönemde birlik ve beraberlik mesajları verdi. Partililer, kurultayın ardından yeni döneme ilişkin hedeflerini ve çalışmalarını kamuoyuyla paylaşmaya hazırlanıyor.
<p>Ankara'da düzenlenen Büyük Birlik Partisi 13. Olağan Büyük Kurultayı'nda sandıktan güven çıktı. Mustafa Destici, geçerli oyların tamamını alarak yeniden genel başkanlık koltuğuna oturdu.</p>
Gazeteci Muharrem Coşkun'un sunduğu televizyon programına konuk olan gazeteci Ertuğrul Özkök, Türkiye'nin yakın siyasi tarihindeki hukuksuzluklar ve askeri vesayet dönemlerine ilişkin tartışmalarda yine tanıdık savunma reflekslerini sergiledi. Geçmişte dindar siyasetçilere ve muhafazakar kesime yönelik antidemokratik müdahaleleri meşrulaştırmaya çalışan ezberlerinden vazgeçmediği gözlenen Özkök, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın şiir okuduğu için yargılandığı süreçlerine değindi.
VESAYETE ÖZLEM DİNMİYOR
Tartışmanın ilerleyen dakikalarında, gazeteci Muharrem Coşkun'un Erdoğan'ın hapis cezası aldığı dönemdeki manşetleri ve antidemokratik uygulamaları hatırlatması üzerine Özkök, geçmişte Erdoğan için atılan "Muhtar bile olamaz" manşetinin bir benzerinin bugün de yaşandığını ima eden Özkök, "Bugün Ekrem İmamoğlu da muhtar bile olamaz"ifadelerini kullanarak mevcut yargısal süreçleri 28 Şubat döneminin gölgesinde gerçekleştirilen yargı süreçleriyle karıştırdı.
Özkök, CHP’nin antidemokratik, vesayete dayalı yargısı ile mevcut Türk yargısını bir tuttu. Erdoğan hakkında suçlamalar bir bir düşerken, İmamoğlu hakkında her gün yeni bir itirafçı olduğunu unutan Özkök, geçmişin günümüzdeki yansımaları açısından yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
“ERDOĞAN’IN İÇERİ GİRMESİ TÜRKİYE’DE YAPILMIŞ EN BÜYÜK YANLIŞ”
Muharrem Coşkun’un yönelttiği, “Erdoğan'ın muhaliflerinden mesela CHP'li tek partili şeflik yıllarına dönük bir eleştiri duyamıyoruz. Hatta Kılıçdaroğlu özeleştiri yapmaya kalktı, barıştan bahsetti, onu bile linç ettiler. Mesela siz Erdoğan cezaevine girdiğinde ne düşündünüz?” sorusuna Özkök,
“Çok yanlış diye düşündüm. Türkiye'de yapılmış en büyük yanlışlardan biri diye düşündüm” diye yanıt verdi.
<p>Gazeteci Ertuğrul Özkök, katıldığı programda geçmişteki askeri vesayet dönemlerine dair eski ezberlerini savunmaya çalışırken, İBB’nin yolsuzluktan tutuklu Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında çarpıcı bir benzetmede bulundu.</p>
<p> Muharrem Coşkun'un Erdoğan'ın hapis cezası aldığı dönemdeki manşetleri ve antidemokratik uygulamaları hatırlatması üzerine Özkök, geçmişte Erdoğan için atılan "Muhtar bile olamaz" manşetinin bir benzerinin bugün de yaşandığını ima eden Özkök, "Bugün Ekrem İmamoğlu da muhtar bile olamaz" ifadelerini kullanarak mevcut yargısal süreçleri 28 Şubat döneminin gölgesinde gerçekleştirilen yargı süreçleriyle karıştırdı.</p>
Türkiye'nin üç şehrinde yerel seçim için sandık kuruldu.. Tokat, Gümüşhane ve Nevşehir'deki toplam altı beldede yerel ara seçim yapıldı.
HANGİ BELDELERDE SEÇİM YAPILIYOR?
Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü ve Çevrecik, Almus ilçesine bağlı Bağtaşı, Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu, Gümüşhane'ye bağlı Tekke ve Nevşehir'in Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa beldeleri ile yurdun çeşitli bölgelerinden 362 mahallede seçim heyecanı yaşandı.
Seçimlerin sonucunda altı beldenin belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri belirlenecek. Mahallelerde ise muhtar ve ihtiyar heyetleri için seçim sandığı kuruldu.
Seçimlerde oy verme işlemi 8'de başladı. Sandıklar saat 17.00'yi gösterdiğinde kapandı.
YSK'DAN AÇIKLAMA GELDİ: OY SAYIMI BAŞLADI
Yüksek Seçim Kurulu'ndan (YSK) 3 ilde bugün gerçekleştirilen ara seçimlere ilişkin açıklama yapıldı. Oy verme işlemenin sona erdiğinin vurgulandığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
* Tokat ili Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü ve Çevrecik beldeleri,
* Tokat ili Almus ilçesine bağlı Bağtaşı Beldesi,
* Tokat ili Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu Beldesi,
* Gümüşhane ili Merkez ilçesine bağlı Tekke Beldesi ve
* Nevşehir ili Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa Beldesi'nde
Gerçekleştirilen belediye başkanlığı/belediye meclis üyeliği ara seçimleri ile ülke genelinde 355 mahallede muhtarlık ve 37 mahallede ihtiyar heyeti ara seçimlerinde toplam 1.164 sandıkta 371.870 kayıtlı seçmen ile oy verme işlemi gerçekleştirilmiştir, seçim takviminde belirlenen saat 17.00 itibarıyla oy verme İşlemi ülke genelinde sona ermiştir.
Yüksek Seçim Kurulu tarafından, oy verme süreci boyunca seçimlerin düzen içinde yürütülmesi için gerekli tüm tedbirler alınmış olup, seçim iş ve işlemlerinin genel olarak sorunsuz şekilde tamamlandığı tespit edilmiştir.
Oy verme işleminin sona ermesinin ardından sandık kurulları, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde sayım ve döküm işlemlerine başlamıştır. Sayım ve döküm işlemlerinin tamamlanmasını müteakip, sandık sonuç tutanakları sandık kurulu üyeleri tarafından düzenlenerek imza altına alınacaktır.
Düzenlenen sandık sonuç tutanaklarına ilişkin veriler, mevzuatta öngörülen usul ve esaslar doğrultusunda seçim bilişim sistemine aktarılacaktır.
Demokratik sürece katılım gösteren vatandaşlarımıza, seçim görevlilerine, sandık kurulu üyelerine, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele ve tüm görevlilere teşekkür ederiz. Şahsım ve Yüksek Seçim Kurulu adına sonuçların Milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
NEVŞEHİR-MURATPAŞA
Nevşehir'in Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa beldesinde belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği seçimleri bugün başladı. Belde statüsünü yeniden kazanan Mustafapaşa'da seçmenler, yeni belediye başkanı ve meclis üyelerini belirlemek üzere sabah saatlerinden itibaren sandık başına gitmeye başladı.
Seçimlerde 12 siyasi parti ile 1 bağımsız aday yarıştı. Mustafapaşa beldesinde 5, Ayvalı Mahallesi'nde ise 2 olmak üzere toplam 7 sandıkta oy kullanıldı.
GÜMÜŞHANE-TEKKE
Yüksek Seçim Kurulu kararıyla yeniden belde statüsü kazanan Gümüşhane'nin Tekke Beldesi'nde Belediye başkanlığı ve Belediye meclisi seçimleri için oy verme işlemi sona erdi. Vatandaşlar sabahın erken saatlerinden itibaren sandıklara giderek oylarını kullandı.
Yüksek Seçim Kurulu'nun kararıyla yeniden belde statüsü kazanan Gümüşhane'nin Tekke beldesinde seçim heyecanı yaşanıyor. Sabah saat 08.00 itibarıyla başlayan oy verme işlemi kapsamında beldede kurulan 9 sandıkta seçmenler oylarını kullanmaya devam ediyor.
Toplam 2 bin 969 seçmenin bulunduğu beldede bugün belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri belirlenecek. Seçimlerin başlamasıyla birlikte vatandaşlar sabahın erken saatlerinde sandık başına giderken, oy verme işlemleri sakin ve yoğun katılımla sürüyor.
Toplam 11 adayın yarıştığı seçimlerde gözler özellikle Cumhur İttifakı'nın adayı Kemalettin Demirkıran ile CHP'nin adayı Barış Demirkıran üzerinde yoğunlaştı. Önceki seçim sonuçları ve sahadaki tablo dikkate alındığında yarışın iki aday arasında geçmesi bekleniyor.
TOKAT'TA 4 BELDEDE SEÇİM
Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü ve Çevrecik, Almus ilçesine bağlı Bağtaşı, Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu beldelerinde seçmenler, ara seçimde belediye başkanı ve belediye meclis üyelerini belirlemek için yapılan seçimde oy kullandı.
Kuşçu İlkokulu'nda kurulan sandıklarda oy verme işlemi saat 17.00 itibarıyla sona erdi.
Oy verme işleminin sona ermesinin ardından 2 sandıkta kullanılan oyların sayımına başlandı.
Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü ve Çevrecik, Almus ilçesine bağlı Bağtaşı beldelerinde de oy sayımına başlandı.
5 BİN 682 SEÇMEN, 20 SANDIKTA OY KULLANDI
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) koordinesinde gerçekleştirilen ara seçimlerde beldelerin mahalle, sandık ve seçmen sayıları ise şu şekilde:
Reşadiye- Çevrecik beldesi: 4 mahallede toplam 2 bin 166 seçmen, 7 sandıkta oy kullanıldı.
Reşadiye- Yolüstü beldesi: 4 mahallede toplam bin 600 seçmen, 7 sandıkta oy kullanıldı.
Almus- Bağtaşı beldesi: 3 mahallede toplam bin 206 seçmen, 4 sandıkta oy kullanıldı.
Yeşilyurt- Kuşçu beldesi: 2 mahallede toplam 710 seçmen, 2 sandıkta oy kullanıldı.
10 BİNDEN FAZLA SEÇMEN VAR
Yeniden belde statüsü kazandıkları seçim yapılacak yerlerde toplam 10 bin 713 seçmen bulunuyor. Seçimler için 36 sandık kuruldu. 2 bin 969 seçmen ile Gümüşhane’nin merkeze bağlı Tekke beldesi en fazla seçmen sayısına sahip. Tekke’de seçimler için 9 sandık kuruldu. En az seçmen ise Tokat’ın Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu beldesinde bulunuyor. Kuşçu’da iki sandık kurulacak ve 710 seçmen sandık başına gitti.
HANGİ PARTİLER GİRİYOR?
Beldelerde yapılacak yerel ara seçime 27 siyasi parti katıldı.
Seçime katılacak partilerin birleşik oy pusulasındaki yerleri 21 Nisan'da çekilen kura ile belirlenmişti.
Buna göre yarın yapılacak seçimde pusulada şu sıralama olacak:
"Adalet Birlik Partisi, DEVA Partisi, Vatan Partisi, AK Parti, Doğru Yol Partisi, Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi, Yeni Türkiye Partisi, Türkiye Komünist Hareketi, CHP, Yerli ve Milli Parti, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Gelecek Partisi, Teknoloji Kalkınma Partisi, İYİ Parti, Anahtar Parti, Yeniden Refah Partisi, Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anadolu Birliği Partisi, Türkiye Komünist Partisi, MHP, Zafer Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Halkın Kurtuluş Partisi, Merkez Sağ Parti."
<p>Tokat, Gümüşhane ve Nevşehir'deki altı beldede belediye başkanı ve belediye meclis üyelerini belirlemek için yerel ara seçimler başladı. Toplam 10 bin 713 seçmenin oy kullanacağı seçimlerde sandıklar saat 17.00'de kapanacak.</p>
Mahkemenin verdiği mutlak butlan kararı CHP'de deprem etkisini oluşturdu. Karar ile Özgür Özel genel başkanlık görevinden alınırken, Kılıçdaroğlu göreve iade edildi. Kararın yankıları devam ederken, gazeteci Barış Yarkadaş çok konuşulacak iddiayı canlı yayında açıkladı. Yarkadaş yaptığı açıklamada bir partinin daha mutlak butlanla karşı karşıya olduğunu öne sürdü.
"PAZARTESİ BELGESİNİ BEKLİYORUM"
Yarkadaş, "Bir hukukçu arkadaşım, bir partimizin daha mutlak butlanla karşı karşıya olduğu yönünde bir yazı yazmış. Fakat pazartesi belgesini bekliyorum" dedi.
"TÜRKİYE TARİHİNE DAMGA VURMUŞ PARTİLERDEN BİRİ"
Barış Yarkadaş'ın bahsettiği partinin hangisi olduğu merak edilirken, Yarkadaş partiyle ilgili olarak "Önemli bir parti. Türkiye tarihine damga vurmuş partilerden biri" ifadelerini kullandı.
CHP'de gerilimi daha yükseltecek bir gelişme yaşandı. Salı günü grup toplantısını kimin gerçekleştireceği merak konusu oldu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Salı günü gerçekleştirilecek partisinin grup toplantısında konuşacağını duyurmuştu.
ÖZGÜR ÖZEL PROGRAMINI İPTAL ETTİ! GRUP TOPLANTISINDA KONUŞMAYI PLANLIYOR
Özgür Özel, 9 Haziran Salı günü için Manisa programını iptal etti. Özel'in TBMM'de olması bekleniyor.
Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanan CHP MYK’nın ardından açıklama yapan parti sözcüsü Müslim Sarı, Özel cephesiyle diyalog yolunu tamamen kapatmadıklarını belirterek, Özgür Özel ve Kılıçdaroğlu’nun sırayla konuşma yapabileceği ihtimali hakkında “Partide iki başlılığa asla izin vermeyiz” yorumunda bulundu.
CHP 38. Olağan Kurultayı ile İstanbul İl Kongresi'nde alınan bütün kararların iptal edilmesi, kurultay ve kongrenin mutlak butlan ile yok hükmünde sayılması talebiyle Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde de açılan davanın reddine karar verildi.
Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki duruşmada, davalı CHP'nin avukatı Kadri Gökhan Sultan hazır bulunurken, davacı avukatı Onur Yusuf Üregen ise mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı.
Duruşma hakimi, İstanbul İl Kongresi'nin iptalini isteyen davacıların, davalarından feragat ettiğini bildirdi.
Daha sonra söz verilen avukat Sultan ise davanın reddini istedi.
Kararını açıklayan hakim, davadan feragat edilmesi nedeniyle İstanbul İl Kongresi'nin iptali talebini reddetti.
CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ile ilgili başka bir mahkemede de daha dava açıldığını ve söz konusu davanın derdest olduğunu belirten hakim, bu yönden de davanın reddine hükmetti.
DAVANIN GEÇMİŞİ
CHP 38. Olağan Kurultayı ile İstanbul İl Kongresi'nde "delegelere menfaat temin edilerek delegelerin iradelerinin fesada uğratıldığı" iddiasıyla, alınan bütün kararların iptal edilmesi, kurultay ve kongrenin mutlak butlan ile yok hükmünde sayılması talebiyle Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde de dava açılmıştı.
Mahkeme, 11 Eylül 2025'te görülen duruşmada, 4-5 Kasım 2023'te yapılan 38. Olağan Kurultay davasının Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde devam etmesi, mevcut durumda aynı konuda süren bir davanın olması gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermişti.
Ayrıca mahkeme, CHP İstanbul İl Başkanlığı aleyhine açılan davanın "pasif husumet yokluğu" nedeniyle reddine hükmetmişti.
Davacı vekili avukat Onur Yusuf Üregen'in karara itiraz etmesi üzerine dosya istinaf mahkemesine taşınmıştı.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin "pasif husumet yokluğu" gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verdiği kararı, mazeretli olan davacı tarafın yokluğunda hüküm kurulması nedeniyle "hukuki dinlenilme hakkına aykırı" bulmuştu.
Tarafların delillerini sunmaları için verilen yasal süreler dolmadan karar verilmesinin de usul hatası olduğunu bildiren daire, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği kararı kaldırarak, dosyanın yeniden görülmesine karar vermişti.
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, CHP Grup Yönetim Kurulu toplantı salonunda gazetecilerle bir araya geldi ve gündemle ilgili sorularını cevapladı. Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ziyaretlerine ilişkin soruya, "Ümit ediyorum, Devlet Bey bu meseleden duyduğu rahatsızlığı ifade etmiştir. Çünkü Devlet beyin değerlendirmelerini önemli buluyorum. Onun dışında Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı aynı gün değişmişlerdi. Ve eş zamanlı göreve başladılar. Sonra yaşadığımız sürece bakınca da o kabine değişikliğinin bize özel olduğunu anladık" ifadelerini kullandı.
Özel, dokunulmazlığının kaldırılması konusuyla ilgili, "Ben yıllardır Meclisteyim. Böyle bazı gerilimli dönemler olur. O dönemlerde hep dokunulmazlıklar konuşulur. Meclisin bitmeyen, bayatlamayan haberi fezleke geldiği haberidir. Her zaman son dakikadır. Ondan sonra bu şekilde devam eder. O yüzden bir endişem yok. Zaten kendisiyle ilgili endişe duyan Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partinin Genel Başkanlığı'na soyunmaz. O yüzden kendimle ilgili herhangi bir endişem yok. Ama Türkiye'de çok partili yasal yaşamın geleceği açısından endişem var" şeklinde konuştu.
Kamu hukuku açısından endişeleri olduğunu söyleyen Özel, "Dünya kadar kamu hukukçusu takip ediyorsunuz, açıklamalar yapıyorlar. Bunların hepsi CHP'li olamaz. Hepsi diyor ki bu sökük bu yırtık hemen kapanmadığı takdirde kamu düzeni ortadan kalkar. Sabah erken kalkanın seçilmişlere müdahale edebildiği bir düzen bu. Bunu bir Asli Hukuk Hakimi ya da o kabul etmezse bir İstinaf Mahkemesi Başkanı, İstinaf Mahkemesi heyetini ayarlayan istediği seçilmişi ve istediği seçimi yok hükmünde sayabilir. Çünkü biliyorsunuz ceza davasını da beklemediler. Yani deliller ve değerlendirme bilmem ne kesinleşen ceza olsa bile bu tarafı ne bağlar. Ama hukuk davasının ceza davasını beklememesi ve onun önünden, onun bir kararı varmış gibi karar vermesi tamamen bir hukuksuzluk. Ama benim endişem Türkiye demokrasisi açısından. Çok partili, yarışmalı, demokratik rejim açısından endişem var. Kendi açımdan bir şey yok. Onu içeriden de izlesem dışarıdan da izlesem zaten gönlüm katlanmaz" diye konuştu.
"Kemal beyin toplaması lazım"Özel, delegelerin hepsine soruşturma açılması sebebiyle kurultayın yapılamayacağı ve nasıl bir yol izleyeceği konusunda, "Büyük bir sahtekarlıkta bir tutarlılık var. Hükümet diyor ki -benimle ne alakan var-. Bu mahkeme kararından doğru bir kesit aldığınızda her şeyi görürsünüz. Aynı iddialar aynı iddiasını ispatlayamayan tanıklar. İki tane dava bu davalardan bir tanesi İstanbul İl Kongresi 2023. Butlan ama tedbir yok. Bir tanesi bizimki butlan ama tedbir var. -Özgür Özel gitsin, Kemal Kılıçdaroğlu gelsin-. Butlan ama tedbir yok da orada Canan Başkan'ın siyasi yasağı var. Onu getiremez. 2020'de seçilmiş o yönetim. Butlan olsa ona dönecek. İstanbul İl Kongresi yönetimi yüzde 95 değişimci. Önce Canan Başkan'la seçilmişler ama seçim sonrası bizi tanıdıkça gördükçe hepsi değişimci. O yönetim içinden de birini seçse ya da dışarıdan da seçme hakkı var. Özgür Çelik'i seçerse diye korkup oraya tedbir koymuyorlar. Elinde kalem kalıp 2020'deki seçimin 2026'daki seçimlerin 2026'daki parti içi tercihlerine göre yazılan bir mahkeme kararı var. Dünya hukuk tarihi açısından olabilecek en problemli karar ondan sonra. Biz bunun için tüm yolları deneyeceğiz. Denemeye devam edeceğiz. Birincisi Anayasa Mahkemesi kararı var. 50 artı bir imza toplandığında esas iradedir. Önüne hiçbir yasak geçemez. İşte 11 sayfalık Anayasa Mahkemesi kararı var. Bu kararlara istinaden Kemal beyin toplaması lazım. Siz yapın da mahkeme engel olsun bakalım. Tut ki oldu Anayasa Mahkemesi yolu var. Çünkü Anayasa Mahkemesi kararı var. Biz bu yolların hepsini tüketiriz. Diğer taraftan Yargıtay'a başvurduk. Yargıtay ayağında tedbir kararına itirazın geri çekilmesinin bir hakkın kötüye kullanılması, tedbirin resen görüşülmesi ya da asli müdafi olmadığı için feri müdafilerin bunu görüşemediği, talep edemediği için asıldan davanın görüşülmesinin öne alınarak tedbir kararı ile birlikte görüşülmesinin, eş zamanlı görüşülmesinin bütün başvurularını yaptık. Bu konuyu takip ediyoruz. Bu konuda Yargıtay'ın bir an önce karar vermesini bekliyoruz. Zaten bu tıkanmışlık ancak Yargıtay'ın bir kararıyla açılabilir. Ondan sonrasındaki diğer kısımları zaten biz hallederiz" ifadelerini kullandı.
"Sokağa rağmen bir şey olmaz"Sokağın sesinin önemine dikkat çeken Özel, "Bir şekilde bu seçimi kazanacağımıza inanıyorum demiştim. Bizim delegeyi berberi, alışveriş yaptığı esnaf, asansörde birlikte yukarı çıkarken apartmanında oturan bir genç ikna edecek. Kurultay salonuna girdik. Kurultay salonunda hep beraberdik. Ve ben böyle çok standart sloganlar da var biliyorsunuz. Ondan sonra yeni sloganlar var. Ve organik gelişen bir sloganın tutup tutmayacağını en iyi bilenlerden biriyim. Çokça slogan atan, attıran, otobüs üstünde şimdiye kadar 260 tane miting yapmış birisi var. Sokak kazanır. Sokağa rağmen bir şey olmaz. Orada oturursunuz. Bugünkü durum ortada. Yani sokakta 0.01'siniz. Yani böyle oy karşılığı olarak demiyorum" diye konuştu.Kurultay için en sert delegelerin ilk imza atanlar olduğuna dikkat çeken Özel, "Şimdi işte yanımıza gelen geçen kurultayda oyumuz nasip olmadı. Bu kurultayda sizinleyiz diyenlerin hepsi bugün buradaydı. Bu rüzgarın karşısında kimse duramaz. Duran kendi kaybeder. Biraz da partiye zaman ve oy kaybettirir. Sonrasında telafi ederiz" dedi.
Kılıçdaroğlu'nun MYK listesini değerlendirdiCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun MYK listesine ilişkin olarak Özel, "Normal yani beklenen belki yani 4-5 tane görev kabul etmeyen arkadaşı duydum, siz de duymuşsunuzdur. Onlar tarihi bir duruş göstermişler. Herkes ve onlar çok önemli şeyler söylemişler. Onun dışında belki bir ya da iki ismin görev kabul etmeyeceklerini daha önceden söylemişler veya daha doğrusu Kemal bey ile hareket etmeyeceklerini söylemişlerdi. Şimdi ben o listeyi gördüğümde liste bir çaresizliği çağrıştırıyor. Bizim gölge kabineye kalabalık partiyi öyle yönetemezsin deyip, 7 kişiyle bu partinin yönetilmesi lazım deyip, 7 kişilik MYK açıklayacağım diye yola çıkıp 19 kişilik MYK açıklıyorsan, MYK'ndaki insanları MYK üyesi yapmıyorsan yanında tutamıyorsun demektir. Uçak mühendisleri bilir her uçuştan önce bütün parçaları yoklayacağım. Kemal Bey her sabah parçaları yoklaması lazım" ifadelerini kullandı
Yeni parti iddialarıYeni partiyi bir "felaket senaryosu" için düşündüklerini ifade eden Özel, "Butlan yaptı, baskın seçim yapıyor veya partinin iki dönem üst üste kongre yapmamasını seçime girme yeterliliğinin kaybı olarak nitelendiriyor. O zaman yeni partiniz yoksa büyük bir şok yaşarsınız. Yani hazırda bir şeyin olması lazım. İkinci bir parti daha hazır etmek lazım olabilir. Onda bir sorun yok. Ama Cumhuriyet Halk Partisi'ni bırakıp bu partiye geçiyoruz diye bir kararlılığımız, bir başlangıcımız yok. Bunun adı Cumhuriyet Halk Partisi'ni aşan bir büyük yürüyüş iktidar yürüyüşü. Ama bu partiyi terk ederek değil, partide mücadele ederek yapacağız bunu. Aslında burada büyük bir fırsat var. Şu açıdan büyük bir fırsat var. Şu anda parti zaman kaybediyor. Çünkü seçim yaklaşıyor her geçen gün. Benim 182 bin tane sandık görevlisi atamışım. Seçimden 2,5 yıl önce seçime 2 yıl kala da sandığın programının eğitimini vermişim. Durmaması için hazırlık yapıyoruz da falan. Ama parti zaman kaybediyor. Ama şu anda zemin ve kan kaybetmiyor. Niye? Çünkü Özgür Özel ve arkadaşları bu kamuoyu desteğiyle birlikte partinin içindeler, grup toplantısı yapıyor, otobüsün üstünde, sokakta ve 'buradayız' diyor" şeklinde konuştu.
Kaynak: İHA
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada iç politikadan dış gelişmelere, terörle mücadeleden Filistin meselesine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. CHP’de yaşanan gelişmelere değinen Bahçeli, siyasi rekabetin hukuk ve demokrasi zemininden uzaklaşmaması gerektiğini vurgulayarak, toplumsal huzuru bozabilecek söylem ve eylemlerden kaçınılması çağrısında bulundu.
"SİYASİ TARTIŞMALAR HUKUK VE DEMOKRASİ ZEMİNİNDE KALMALI"CHP’de yaşanan gelişmelerle ilgili konuşan Bahçeli, "Manevi iklimiyle barış, huzur ve kardeşlik zemini olan bayram; Cumhuriyet Halk Partisi açısından kucaklaşmak yerine kutuplaşmanın derinleştiği bir zamana dönüşmüştür. Yaşanan gelişmeler CHP kurumsallığına yakışmayan bir seviyeden siyasi kültürümüze ve demokrasimize zarar verici bir noktaya doğru ilerlemektedir. Türkiye’nin terörle mücadele ve toplumsal bütünleşme hedefleri, güvenlik politikaları yanında siyasi istikrara ve toplumsal uzlaşmaya da bağlıdır. Ülkemizi yakından etkileyen bölgesel gelişmelerin ve terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildiği bir dönemde beklentimiz, hukuki ve siyasi mücadele yerine fiziki mücadele gibi toplumsal huzuru bozacak, provokasyonları artıracak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılmasıdır. Politik amaçlar uğruna millî hafıza mekânları ve millî kahramanlar üzerinden toplumu ayrıştırıcı dil ve üslup geliştirilmemesidir. Mesele hukuk zemininden, demokrasi platformundan, siyasi rekabet ve nezahetten uzaklaşmamalıdır" diye konuştu.
"SİYASİ TARTIŞMALAR SOKAĞA TAŞMAMALI"Siyasi tartışmaların sokağa taşınmaması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, “Olaylar sokağa taşıp, fiziki mücadele çağrılarıyla bir eyleme, güvenlik güçlerine saldırıya, kamu düzenini bozmaya yönelmemelidir. Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay konunun hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir. Türk siyaseti ve demokrasisinin hırpalanmasına izin verilmemelidir. En başında CHP üzerinden oyun oynamanın tehlikelerinden bahsetmiştim. Geldiğimiz noktada bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya, hatta meşrulaştırılmaya çalışıldığına şahit olunmaktadır. Unutulmamalı ki yaşanan bölgesel gelişmeler ve terörsüz Türkiye sürecinde, ortak akıl ve güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacaktır" ifadelerini kullandı.
"TÜRKİYE'NİN GÜVENLİĞİ GENİŞ BİR COĞRAFYAYI KAPSIYOR"Türkiye'nin güvenliğinin sadece kendi sınırlarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Bahçeli, "Bu noktainazarıyla belirtmek isterim ki Türkiye'nin bir yönü doğuya, diğer yönü ise batıya bakan, gövdesi Maveraünnehir’den Anadolu’ya taşan Selçuklu Kartalı modelimizin dayandığı temel esas Türk ontolojik güvenliğidir. 20’nci yüzyıla sıkışmış güvenlik konseptini aşan, 21’inci yüzyılın imkân ve ihtiyaçlarına mütenasip yeni güvenlik paradigmamızdır. Küresel sistemde yaşanan çöküş ve bölgemizde yaşanan kaos bize bir kere daha göstermiştir ki Türkiye'nin güvenliği sadece siyasal egemenliğinin tecessüm ettiği coğrafyadan müteşekkil değildir. Türkiye'nin güvenliği kuzeyde Kırım'ı, güneyde Yemen’i, doğuda Doğu Türkistan’ı, batıda Bosna’yı, Kosova'yı ihtiva eden geniş ve büyük Türk-İslam coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın tarihi hakikati, kültür ve medeniyet birikimi, politik dinamiği, stratejik perspektifi Türk ontolojisinin güçlü ve sağlam zeminini teşkil etmektedir. Bugün Gazze’de, Kudüs’te, Filistin’in dört bir yanında yaşanan zulüm; sadece bir coğrafyanın değil, tüm ümmetin imtihanıdır. Bir kez daha, İslam dünyasının ayağa kalkabilmesi, Müslüman feryadına son verilebilmesi, kalıcı barış ve istikrar için ‘Kudüs Paktı’ teklifimizin ciddiyetle ele alınması gerektiğini önemle hatırlatıyorum" dedi.
"FİLİSTİN ÖZGÜRLEŞMELİ, KUTSAL TOPRAKLAR HUZURA KAVUŞMALI"Filistin'in özgür olması ve bölgede barışın sağlanması gerektiğini belirten Bahçeli, "Filistin özgürleşmeli, kutsal topraklar huzura kavuşmalı, İslam coğrafyasına düşen emperyalizmin gölgesi geri gelmemek üzere yok edilmelidir. Dikkatinizi çekmek isterim ki Birleşmiş Milletler can çekişmektedir. Avrupa Birliği ve NATO gibi birlikler her geçen gün kan kaybetmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası düzen temelinden sarsılmaktadır. Batı’nın gücü ve egemenliği zayıflarken Doğu’nun dünya ekonomisi ve siyasetindeki ağırlığı artmaktadır. Dünyada yeni bir denge arayışı başlamışken, İslam coğrafyasının bir ve beraber olup yeni bir güç merkezi olarak öne çıkması elbette ki mümkündür ve bir o kadar da elzemdir. Türkiye buna hazırdır. Türk milleti; Türk dünyasının ve İslam aleminin güçlü bir birlik oluşturmasından yanadır. Asırlar öncesinden bizlere seslenen Bilge Tonyukuk’un ‘Çoklar diye korkmadık, azız diye çekinmedik, düşmanlarımız etrafımızda ocak gibiydi; bizde hepsini yakacak ateş idik’ sözlerinden mülhem diyorum ki; şayet hedefinde Türkiye olan varsa unutulmasın ki bu milletin imanla yoğrulmuş iradesi, her türlü kuşatmayı yarmaya, her türlü kirli hesabı bozmaya muktedirdir" ifadelerini kullandı.
"BAŞKAN TRUMP’IN DENGELERİNİ VE AYARLARINI BOZMUŞ GÖRÜNMEKTEDİR"Trump'ın savaş nedeniyle sağlıklı ve dengeli karar veremediği ifade eden Bahçeli, "Başkan Trump’ın dengelerini ve ayarlarını bozmuş görünmektedir. ABD fena halde bocalamakta, Trump’ın konuşmalarından savaşın kesif tesiriyle muvazeneyi kaybetmiş olduğu anlaşılmaktadır. Zira boş tehditler savururken zaaflarını ortaya koymakta, hiddetlenirken de perde gerisinde yıkıcılık ve bölücülük için verdiği desteği ifşa etmektedir. Ne tuhaftır ki; siyasi hedefleri Netanyahu'nun belirlediği bir savaşı, Amerikan askerlerinin sürdürmesi ve kazanması beklenmektedir. Bu her şeyden önce akla mantığa aykırıdır. Nitekim Amerikan ordusunun farklı unsurlarından üst düzey komutanlar haklı olarak buna karşı çıkmaktadır. Ancak Trump, bunları dinlemek yerine itiraz edeni görevden almak yoluna gitmektedir. Trump; her geçen gün ABD halkının desteğini kaybederken, ABD askerleri savaş motivasyonunu yitirmektedir. ABD’nin inandırıcılığı ve müttefiklerinin ona olan saygıları ve bağlılıkları da her geçen gün zayıflamaktadır. ABD’nin bu kadar kayıpla kalıcı bir kazanım elde etmesi mümkün olmayacaktır" dedi.
"İSLAM ÜLKELERİYLE KUDÜS PAKTI OLUŞTURULMALIDIR"İslam ülkelerinin birlikte hareket ederek bir Kudüs Paktı oluşturması gerektiğini söyleyen Bahçeli, "ABD İsrail’e kayıtsız şartsız destek vermekten vazgeçmeli, siyasi baskı uygulamalıdır. İslam ülkeleriyle Kudüs Paktı oluşturulmalı, ekonomik, siyasi ve askeri yeni bir birlik kurulmalıdır. Doğu Akdeniz’in, Körfez’in ve Kafkasların siyasi ve ekonomik güvenliğini bölge ülkeleri sağlamalı, bölgesel gelişmeler ABD yahut başka bir ülkenin müdahalesine ve insafına terk edilmemelidir. Ukrayna-Rusya savaşı sonlandırılmalı; bunun için Türkiye ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatı gibi yeni aktörler devreye girmelidir. Şüphe yok ki Türkiye tüm bu süreçlere ev sahipliği yapabilecektir. NATO’nun etkin üyesi aynı zamanda birçok doğu ittifakına üye olan Türkiye, diğer arabulucu ülkelerle birlikte, bölgesel dinamikleri dikkate alan bir politika ortaya koyabilme potansiyeline sahiptir. Türkiye, sözüne güvenilen itibar edilen, kudretli ve kabiliyetli bir ülkedir. O sebeple küresel barış ve huzur için atılacak her adımda, başlatılacak her girişimde Türkiye’nin etkin bir rol üstlenmemesi için hiçbir sebep yoktur. Üstelik Sayın Cumhurbaşkanımız bölge ülkeleriyle birlikte savaşan tarafların inandığı ve güvendiği bir liderdir" diye konuştu.
"TERÖRÜ BU TOPRAKLARDAN TAMAMEN ÇIKARMAK ÇABASINDAYIZ"Terörsüz Türkiye hedefi ile ilgili konuşan Bahçeli, "Terörsüz Türkiye ile bu ilkelerimizi gelecek vizyonumuzla bütünleştirmek arzusundayız. Terörü bu topraklardan tamamen çıkarmak, bölgemize istikrar getirmek ve emperyalizmin hedeflerini çöpe atmak çabasındayız. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine ulaşma yolunda birçok engeli aştık, mesafe aldık. Milletçe bir oldukça ulaşamayacağımız hiçbir hedef de kalmayacaktır. Nitekim milli birliğimizi güçlendirerek Türk ve Türkiye Yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz. Provokasyonlara aldırmadan Cumhur İttifakı birlikteliğinde Türkiye’yi ekonomik, askeri ve siyasi olarak milletler camiasında en üst sıraya taşıyacağız. Büyük bir inanmışlık ve adanmışlıkla Türkiye’yi süper güç ve lider ülke yapmak için azimle çalışacağız" ifadelerini kullandı.
Bolu Belediyesi'yle ilgili yürütülen irtikap soruşturması sonucunda hazırlanan iddianame, Bolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
İddianamede, soruşturma kapsamında tutuklanarak Bolu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Tanju Özcan'ın da aralarında olduğu 6'sı tutuklu 19 sanık yer alıyor.
6 TEMMUZ'DA BAŞLAYACAK
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan 178 sayfalık iddianamede; Hazine ve Maliye Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile İçişleri Bakanlığı, müşteki kurumlar olarak yer alıyor.
41 mağdurun bulunduğu iddianameyle ilgili dava, 6 Temmuz'da başlayacak.
NE OLMUŞTU?
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Bolu Belediyesine yönelik 28 Şubat'ta başlatılan "irtikap" soruşturması kapsamında, 19 kişi gözaltına alınmıştı.
Tanju Özcan, başkan yardımcıları Süleyman Can ve Leyla Beykoz, belediye meclis üyeleri Cihan Tutal ve Aydan Özdemir, Bolu Belediyesi Mali Hizmetler Müdürü Naim Ayhan ve BolSev Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sarıyıldız tutuklanmış, yapılan itiraz üzerine Beykoz ve Özdemir adli kontrol şartıyla tahliye edilmişti.
"Rüşvet" operasyonu kapsamında tutuklanan Bolu Köroğlu Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifi ile Bolu Manavlar Pazarcılar Esnaf Odası Başkanı Mustafa Altındal'ın dosyası da bu dosyayla birleştirilmişti.
TOPLAM 263 YIL HAPİS TALEBİ
Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 178 sayfalık iddianamede, Tanju Özcan'ın her bir mağdura yönelik eylemi nedeniyle 6 kez "icbar suretiyle irtikap", 3 kez "irtikaba teşebbüs", 34 kez "nitelikli dolandırıcılık" ve 1 kez "rüşvet" suçlarından toplam 90 yıl 3 aydan 263 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
Süleyman Can'ın 5 kez "icbar suretiyle irtikap" ve 2 kez "irtikaba teşebbüs" suçundan toplam 27 yıl 6 aydan 64 yıla kadar, Ali Sarıyıldız'ın 6 kez "irtikap suçuna yardım", 3 kez "irtikap suçuna yardıma teşebbüs" ve 34 kez "nitelikli dolandırıcılık" suçlarından toplam 72 yıl 7 ay 15 günden 218 yıl 9 aya kadar hapis cezasına mahkum edilmesi isteniyor.
İddianamede, diğer sanıklar hakkında da bu suçlardan değişen sürelerde hapis cezası
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Müslim Sarı, parti gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Sarı, CHP'nin seçime giremeyeceği veya kapatılacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi.
"SEÇİME KATILAMAZ ARGÜMANI DOĞRU DEĞİL"
Sarı, CHP'nin kurultayını belirli bir tarihe kadar yapamaması halinde seçime giremeyeceği yönündeki yorumların hukuki dayanağı olmadığını belirterek, devam eden yargı süreci ve tedbir kararları nedeniyle kurultayın şu an yapılamadığını ifade etti. Bu durumun hukuken "mücbir sebep" niteliğinde olduğunu vurgulayan Sarı, partinin bu nedenle seçimlere katılamaması gibi bir sonucun ortaya çıkmayacağını kaydetti.
YENİ PARTİ İDDİASI
Parti içinde yeni bir oluşum kurulacağı yönündeki iddialara da değinen Sarı, CHP'lilerin başka bir parti çatısı altında yer almasını istemediklerini belirterek, önümüzdeki dönemde birlik ve beraberliğin daha da önemli olduğunu söyledi.
CHP'nin kapatılacağı yönündeki tartışmaları da değerlendiren Sarı, "Cumhuriyeti kuran Cumhuriyet Halk Partisi'nin kapatılmasına hiç kimsenin gücü yetmez" ifadelerini kullandı.
KILIÇDAROĞLU SALI GÜNÜ KÜRSÜDE
Kemal Kılıçdaroğlu'nun gelecek hafta TBMM'deki CHP Grup Toplantısı'nda konuşacağını açıklayan Sarı, "Salı günü grup toplantısını yapacağız. Genel Başkanımız konuşacak. 11 Haziran Perşembe günü de Parti Meclisi'ni toplayacağız" dedi.
Parti içinde olağanüstü kurultay talebiyle toplanan imzalara ilişkin de konuşan Sarı, imza veren üyelerle temel bir görüş ayrılığı bulunmadığını belirterek, CHP yönetiminin de kurultay yapılmasından yana olduğunu ancak mevcut hukuki zeminin buna uygun olmadığını savundu.
"ÖNCELİĞİMİZ DİYALOG"
Disiplin süreçleriyle ilgili soruları da yanıtlayan Sarı, parti yönetiminin önceliğinin diyalog olduğunu belirterek, "Arkadaşlarımızın partiyle bağlarını hemen koparma anlayışı içinde değiliz. Ancak partinin kurumsal kimliği ve yöneticilerine yönelik tutumları da yakından takip ediyoruz" diye konuştu.
Sarı, CHP Yüksek Disiplin Kurulu'nun da kısa süre içinde toplanarak gündemindeki konuları değerlendirmeye başlayacağını sözlerine ekledi.
Rüşvet ve yolsuzluk operasyonları kapsamında tutuklanan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı soruşturması kapsamında ek ifade verdi. Yalım ifadesinde kurultay süreci hakkında bilgi vererek Özgür Özel'in genel başkan seçilmesi için aktif çalışma yürüttüğünü söyledi. Yalım, "Yaklaşık 40 ilde delegelerle birebir görüştüm ve yaklaşık 700 delegeyi telefonla arayarak Özgür Özel'e oy vermeleri yönünde ikna etmeye çalıştım" dedi.
"700 DELEGEYİ ARADIM, 115 İMZAYI SELİN SAYEK BÖKE’YE TESLİM ETTİM"
Ankara Çankaya'daki seçim koordinasyon merkezinden çalıştığını söyleyen Yalım, "Kurultaydan kısa süre önce 115 delegeden ‘CHP 38. Olağan Kurultayı'nda Özgür Özel'i destekliyorum' yazılı imzaları topladım ve bunları Selin Sayek Böke'ye teslim ettim" ifadelerini kullandı.
Yalım, bazı delegelerin destek karşılığında taleplerde bulunduğunu iddia ederek, "Kahramanmaraş delegesi olduğunu öğrendiğim bir kişi, iki çocuğunun İstanbul'daki belediyelerde işe alınması halinde destek vereceğini söyledi" dedi. Söz konusu özgeçmişleri İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş'a ilettiğini belirtti.
"ÖZGÜR ÖZEL'E 1 MİLYON TL VERDİM"
Koordinasyon sürecine ilişkin de açıklama yapan Yalım, "Seçim koordinasyon merkezinin genel koordinatörü Veli Ağbaba'ydı. İstanbul'dan sorumlu kişinin ise Suat Özçağdaş olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
Kurultay sürecinde para transferi iddiasına da değinen Yalım, "Özgür Özel'e 1 milyon TL verdim. Bu para kongre ve seçim çalışmalarının masrafları için talep edildi. Parayı Demirhan Gözaçan aracılığıyla teslim ettim" dedi.
Yalım ayrıca, "Uşak'ın 6 delegesi vardı, il başkanı dışında 5 delege Özgür Özel'e oy verdi. Bu kişilerle ben görüştüm, ancak hiçbirine maddi vaat sunmadım" ifadelerini kullandı.
Kurultay günü salonda bulunduğunu belirten Yalım, "O gün iddia edilen delege pazarlıklarına şahit olmadım" dedi ve suçlamaları kabul etmediğini söyledi.
Yalım'ın avukatları ise, "Müvekkil kurultay sürecine ilişkin tüm bildiklerini samimi şekilde anlatmıştır. Dosyada suçlamaları destekleyen somut bir delil bulunmamaktadır. Takipsizlik kararı verilmesini talep ederiz" açıklamasında bulundu.
CHP Sözcüsü Müslim Sarı, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun belirlediği MYK üyelerini duyurdu.
Sarı, "Bildiğiniz üzere Bölge İdare Mahkemesi'nin vermiş olduğu bir kararla 21 Mayıs'ta önceki dönem parti meclisimiz, önceki dönem Sayın Genel Başkanımızla beraber göreve çağrılmıştı ve bir mutlak buttan kararı vermişti. Bu mutlak buttan kararına istinadeden de Cumhuriyet Halk Partisi'nin yetkili kurulları ve organları, hukuk tarafından belirlenmiş yetkili kurulları ve organları çalışmaya başladı. Bu çerçevede bizde Sayın Genel Başkanımızın yönlendirmeleriyle ve emirleriyle ve takdirleriyle bir MYK oluştu.
- Genel Sekreter Rıfat Nalbaltoğlu
- Parti Sözcüsü ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat
- Yurt içi örgütlenmeden sorumlu genel başkan yardımcısı Orhan Sarıbal
- İdari ve mali işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Bülent Kuşoğlu
- Yurt dışı örgütlenmelerden sorumlu genel başkan yardımcısı Semra Dinçer
- Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Deniz Demir
- Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Rıza Erbay
– İşveren Sendikaları ve İş Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Cemal Can Polat
- Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç
Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) mahkemenin verdiği 'mutlak butlan' kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığına getirildi.
Kararı tanımadığını açıklayan Özgür Özel ise, Grup Başkanı sıfatı ile parti içi muhalefete geçti.
Tartışmalardan sonra gözler bugün yapılacak CHP Grup Toplantısı'na çevrilmişti.
Özgür Özel, saat 13:30'da Grup Toplantısı'nda kürsüye çıktı. Özgür Özel, korsan grup toplantısında CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nu yuhalattı.
"PARTİLERİN İÇ DURUMUNA MECLİS BAŞKANI KARIŞMAZ"
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Finlandiya'ya yaptığı açıklamada "Türkiye Büyük Millet Meclisi kendini mahkeme yerine koyamaz. Cumhuriyet Halk Partisi, bu meseleyi kendi iç dinamikleri ve kurumsal yapısı çerçevesinde çözmeli ve sorunu ortadan kaldırmalıdır." demişti.
KILIÇDAROĞLU TBMM'YE İLETTİ: TOPLANTI TALEBİMİZ YOK
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş CHP'ye gönderdiği resmi yazı ile konunun parti içinde karara bağlanması çağrısı yaptı. TBMM'nin gönderdiği yazıya cevap veren Kemal Kılıçdaroğlu, herhangi bir grup toplantısı taleplerinin olmadığını vurguladı.
KILIÇDAROĞLU ÖZEL'İN GRUP BAŞKANI OLMASINA İTİRAZ ETMİŞTİ
CHP'nin 38'inci Olağan Kurultayı'na yönelik iptal kararı sonrası Özgür Özel'in Grup Başkanı seçmişti. Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi, Meclis Başkanlığı'na yazı yazarak Özgür Özel'in Grup Başkanlığı'na itiraz etmişti.
2024 yerel seçimleri öncesinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı sürecine ilişkin ortaya atılan para talebi iddiaları yargıya taşındı. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile CHP milletvekilleri Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır, Umut Akdoğan, Mustafa Erdem ve Cavit Arı hakkında fezleke düzenlenmesini gerektirebilecek nitelikte değerlendirmelerde bulunuldu.
DOSYA ANKARA'YA GÖNDERİLDİ
Başsavcılık tarafından yapılan incelemelerde soruşturma dosyasında yer alan tanık ve şüpheli beyanları, HTS kayıtları, baz istasyonu verileri ve diğer deliller birlikte değerlendirildi. Elde edilen veriler doğrultusunda CHP Genel Merkezi'nde para talep edildiği, söz konusu paranın temin edilerek Ankara'da teslim edildiği ve sürecin çeşitli görüşmelerle koordine edildiğine ilişkin iddiaların bulunduğu belirtildi. Yapılan hukuki değerlendirme sonucunda milletvekilleri hakkında yürütülecek soruşturmalarda yetkinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nda olduğu gerekçesiyle Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yetkisizlik kararı verdiği ve dosyanın Ankara'ya gönderildiği bildirildi.
'1 MİLYON EURO TALEP EDİLDİ'
Soruşturma dosyasında yer alan ifadelere göre şüpheli Mustafa Gökhan Böcek, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı sürecinde 1 milyon Euro talep edildiğini öne sürdü. Böcek'in beyanlarında, söz konusu paranın temin edilerek Ankara'da CHP Genel Merkezi ile bağlantılı olduğu belirtilen bir kişiye teslim edildiğini, bu sürecin de Veli Ağbaba ve Özgür Özel'in bilgisi dahilinde gerçekleştiğini iddia ettiği kaydedildi. Dosyada yer alan bir diğer ifade sahibi Muhittin Böcek'in ise seçim dönemlerinde parti genel merkezine yönelik maddi talepler olabileceğini, bu kapsamda yürütülen sürecin oğlu tarafından takip edilmesine onay verdiğini belirttiği ifade edildi.
HTS KAYITLARI DOSYAYA GİRDİ
Soruşturma kapsamında incelenen HTS ve baz istasyonu kayıtlarının da dosyaya eklendiği öğrenildi. Başsavcılık değerlendirmesinde, para tesliminin gerçekleştiği öne sürülen tarihlerde tarafların Ankara'da bulunduğu, özellikle CHP Genel Merkezi çevresinde yoğun iletişim trafiği yaşandığı ve bazı milletvekilleri ile şüpheliler arasında aynı zaman dilimlerinde gerçekleşen görüşmelerin iddialarla örtüştüğünün değerlendirildiği belirtildi.
SORUŞTURMA İKİ AYRI KOLDAN YÜRÜYECEK
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 161'inci maddesi uyarınca milletvekilleri hakkındaki soruşturma işlemlerinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesi gerektiği belirtilirken, Özgür Özel, Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır, Umut Akdoğan, Mustafa Erdem ve Cavit Arı yönünden dosyanın Ankara'ya gönderildiği kaydedildi. Milletvekili olmayan şüpheliler ve diğer eylemler yönünden yürütülen soruşturmanın ise Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam ettiği bildirildi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.
İşte Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkanlar:
Son grup toplantımızdan sonra milletçe anlamlı ve önemli günler geçti. Kardeşlik bağlarının kuvvetlendiği mübarek Kurban Bayramı'na kavuşmanın huzuru ve şükrü içinde olduk.
Tüm yurtta bayram havası yaşanırken Cumhuriyet Halk Partisi'nde kucaklaşmaya değil, kutuplaşmaya dönüştü.
'CHP'YE YAKIŞMIYOR'
Yaşananlar CHP'ye yakışmıyor. Kutuplaşma derinleşti. Yaşanan gelişmeler demokrasimize zarar verici bir noktaya varmaktadır. Provokasyonları artıracak söylem ve eylemlerden kaçınılmalı.
Türk siyasetinin hırpalanmasına izin verilmemelidir. Geldiğimiz noktada bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya ve meşrulaştırmaya çalıştırılmaya şahit olunmaktadır.
Politik amaçlar uğruna milli hafıza mekanları ve milli kahramanlar üzerinden toplumu ayrıştırıcı dil ve üslup geliştirilmemesidir. Mesele hukuk zemininden demokrasi platformundan, siyasi rekabet ve nezahetten uzaklaşmamalıdır. Türkiye'yi karıştırmaya kimse cüret etmemelidir.
'YARGITAY KARARINI VERMELİ'
Olaylar sokağa taşıp fiziki mücadele çağrılarıyla bir eyleme güvenlik güçlerine saldırıya kamu düzenini bozmaya yönelmemelidir. Mahkeme kararına yönelik itiraz merciği olan Yargıtay konu hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir. Türk siyaseti ve demokrasinin hırpalanmasına izin verilmemelidir.
KUDÜS ÇAĞRISI
1917 Barford Deklarasyonu ile Filistin topraklarına taşınan sapkın ve saplantılı Siyonist haydutluk, bugün ABD himayesindeki İsrail 'in yayılmacı politikalarıyla tercih edilmiştir. revize etmek gayreti içindedir. Coğrafyamız müfrit ve marjinal o ideolojik sapkınlıklarla yönetilen İsrail 'in bölgeye etnik, dini ve mezhepsel parçalara bölerek siyonist yayılmacı senaryoları hayata geçirmesi tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu tehdidin ana hedefi asırlar boyunca İslam'ın bayraktarlığını yapmış, dokuz tuğlu kurt başlıklı sancaklar ile tevhit bayrağını yükseltmiş Türkiye'dir.
Bu bağlamda adaletin ve barışın tecessüm ettiği kurumsal yegane yapı Türk devletidir. Türkiye köklü devlet geleneği tarihin kadim gözleridir.
İslam ülkeleri arasında kuvvetli birlik temin edilemedi. Bu yalın gerçeği görmek için daha ne kadar acı çekilecektir. Bir kez daha İslam dünyasının ayağa kalkabilmesi için Kudüs Paktı teklifimiz ciddiyetle ele alınmalı. İslam dünyası ayağa kalkmalı, İsrail'e haddini bildirmelidir. Filistin özgürleşmelidir.
'TÜRKİYE BUNA HAZIR'
BM can çekişmektedir. AB ve NATO gibi kurumlar kan kaybetmektedir. Dünyada yeni bir denge arayışı başlamışken İslam coğrafyasının bir ve bütün olarak çıkması elzemdir. Türkiye buna hazırdır.
ABD fena halde bocalamakta, zira boş tehditler savururlarken zaaflarını ortaya koymaktadırlar.
'SAVAŞLARI DURDURUN'
Daha fazla bu savaş devam etmemeli. Trump mademki İran'da vurmadık bir şey kalmadı diyor o halde savaşı bitirsin. Bölge halkı nefes alsın, insanlık daha fazla endişe etmesin.
Atılacak her adıma Türkiye sonuna kadar destek olacaktır. Barış için diğer ülkelerle birlikte ortak yol haritası belirlenecektir. ABD bu savaşı derhal durdurmalı ve bölgedeki varlığını geri çekmeli. İsrail'e destek vermekten vazgeçmeli.
Ukrayna-Rusya savaşı da durdurulmalı. Türkiye tüm bu süreçlere ev sahipliği yapabilecektir.
Türkiye sözünü güvenilen kudretli bir ülkedir. Küresel barış için atılacak her adımda Türkiye'nin etkin bir rolün üstlenmemesi için hiçbir sebep yoktur.
TEMİZ SİYASET VURGUSU
(Belediyelere yolsuzluk operasyonu) Yolsuzlukla anılanların yaptıkları korunmamalı.
Cumhuriyet Halk Partisi kendi arınmasını yapmalı ve durulmalıdır. Siyaset daha şeffaf bir zemine taşınmalı. Türkiye bir hukuk devletidir.
CHP'nin bir gündemde patinaj yapmasının kimseye faydası olmayacaktır.
Düzce'nin Akçakoca Belediyesinde belediye başkanının tutuklanması ve görevden uzaklaştırılmasının ardından başkan vekilliği seçimi yapıldı. Seçim sonuçlarıyla birlikte, bir belediye daha AK Parti'ye geçmiş oldu.
Mevcut Başkan Fikret Albayrak'ın irtikap suçlamasıyla tutuklanmasının ardından belediye meclisi olağanüstü toplandı.
AK PARTİLİ ADAY BELEDİYE BAŞKAN VEKİLİ SEÇİLDİ
Akçakoca Belediyesi Meclis salonunda başkan vekilliği seçimi yapıldı. AK Parti'den Alev Ünal, CHP'den Naim Top aday gösterildi.
Yapılan gizli oylamayla Naim Top 6, Alev Ünal 9 oy alarak Akçakoca Belediyesi başkan vekili seçildi.
CHP’de mutlak butlan kararının ardından Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel taraftarları arasında yaşanan gerilim sürerken, partide bu kez de grup toplantısı tartışması gündeme geldi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı, salı gününe ilişkin resmi çalışma programını yayımladı. Meclis'in internet sitesinde yer alan programda, CHP'nin saat 13.30'da gerçekleştirmesi beklenen grup toplantısına yer almaması dikkat çekti.
Resmi takvime göre salı günü yalnızca DEM Parti'nin saat 12.45'te düzenleyeceği grup toplantısı programa alınırken, İYİ Parti'nin grup toplantısının ise çarşamba günü saat 10.30'da yapılacağı belirtildi. CHP grup toplantısının listede bulunmaması, parti kulislerinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
ÖZEL: TOPLANTI YARIN YAPILACAK
Gelişmelerin ardından gözler CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e çevrildi. TBMM'de düzenlenen 16, 19 ve 20. Dönem Mersin Milletvekili Yusuf Fevzi Arıcı'nın cenaze törenine katılan Özel, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Yarın yapılması planlanan Grup Toplantısı'na ilişkin TBMM Başkanlığı ile bir temasları olup olmadığına dair soru üzerine Özel, usulüne uygun kapalı bir grup toplantısı yaparak, partisinin Grup Başkanı seçildiğini anımsattı.
Sonucun Meclis Başkanlığına gönderildiğini, Başkanlığın durumu inceleyerek seçimi tescil ettiğini dile getiren Özel, şunları kaydetti:
"Hatta Genel Merkez'in başvurusunu da değerlendirdi ve ikisini birden uygulamaya koydu. Sitelerinden benim 'Genel Başkan' unvanımı kaldırdılar çünkü Genel Merkez buraya o kararı yollamıştı ve 'Grup Başkanı' unvanımı siteye tekrar işlediler. Burada herhangi bir tereddüt yok. Onun dışında bize gelmiş herhangi bir olumsuzluk yok, olmaz da. Bir de CHP Grubu burada. Milletvekilleri ve Grup, kendiliğinden Meclis çalışması sürerken bile sözlü çağrıyla da grup toplantısı yapabilir. 13.30'da sizlerin de ilgi gösterdiği açık Grup Toplantımız ilan edildiği gibi yarın yapılacak."
Mutlak Butlan kararıyla genel başkanlığa geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararıyla göreve gelmesini "meşru olmayan bir saray operasyonu" olarak tanımlayan Ekrem İmamoğlu, skandal sözler sarf etti.
İmamoğlu "CHP’nin başına, delegelerin iradesiyle değil; sarayın yargı marifetiyle kurduğu operasyonla taşınan bir yönetim anlayışının demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu kim yaparsa yapsın, adı bellidir: Siyasi kayyımlık. Milletin sandıkta vermediği yetkiyi mahkeme koridorlarından devşirmeye çalışmak, siyaseten de vicdanen, ahlaken de meşru değildir. 'Dahili bedhah kayyım' diyorum ben ona. Çünkü bu partiyi dışarıdan yıkamayanlar, şimdi içeriden teslim almak istiyor" dedi.
"ŞİMDİ OTURSUNLAR, BOŞ DUVARLARA BAKSINLAR"
T24 yazarı Murat Sabuncu'ya verdiği röportajda CHP Genel Merkezi'nin artık meşruiyetini yitirdiğini savunan İmamoğlu, "CHP’nin genel merkezi artık o bina değildir; bütün partililerimizin ruhunu ve yüreğini taşıdığı meydanlardır. Şimdi otursunlar, boş duvarlara baksınlar. Darbeye direnenleri izlesinler" dedi.
YENİ PARTİ SİNYALİ
"Mücadele CHP içinde mi devam etmeli, yoksa yeni bir parti mi kurulmalı?" sorusuna yanıt veren İmamoğlu, ''Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız.' O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür. Muhalefet kriz yaşamıyor, Erdoğan muhalefete darbe yapıyor. Milletin diliyle, ruhuyla ve iradesiyle o yolu yapar ve iktidara koşarız." diyerek büyük skandala imza attı.
Başkan Erdoğan hakkında skandal sözlerine devam eden İmamoğlu şu ifadeleri kulandı;
Onun emir aldığı, her söylediğini koşa koşa yaptığı Erdoğan, Cumhuriyet’i, demokrasiyi, adaleti betona gömmek istiyor. Figüranların, kayyımın hiçbir önemi yoktur. Benim en özgür halimle bulundum dört duvarın da kayyımın sıkışıp kaldığı dört duvarın da bir önemi yoktur.
'Mutlak butlan' kararının ardından 2,5 yıl sonra CHP Genel Merkezi'ne giden Kemal Kılıçdaroğlu, kalabalık bir grup tarafından karanfillerle karşılandı. Tartışmalara ilişkin konuşan ve 'her şeyi anlatacağım' diyen Kılıçdaroğlu, kürsüden partililere hitap etti. 'Delegelere verilen rüşvet' iddialarına ve belediyelere yönelik operasyonlara değinen Kılıçdaroğlu, isim vermeden dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun en yakınlarından biri olan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, Türkiye Gazetesi İçerik Editörü Oğuzhan Yalçın'a konuşarak daha önce paylaşılmamış bilgileri aktardı ve CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel’e de çağrıda bulundu.
"DELEGASYONUMUZUN YÜZDE 40'I SORUNLU"
"Hani derler ya taş olsa yarılır. Sayın Kılıçdaroğlu son derece sabırlı" diyen Tekin, "Gerçekten çok sakin bir insan. Tabii bütün bu sürede çokça hikayeler, sorunlar yaşandı ve bu sorunlara sayın Kılıçdaroğlu hiç dahil olmadı. Kendi inisiyatifinin dışında birçok meseleler yaşandı. Örneğin nedir bunlar? Yani ilk kez belki kamuoyu duymuş olacak. Bizim delegasyonumuzun neredeyse %40'ı sorunlu hale gelmiş. Örneğin şu an İstanbul'da 196 delegemiz 'tedbirli' kurultay delegemiz. Yani önümüzdeki günlerde bir kurultay yapma kararı alsak da İstanbul delegesi oy kullanamayacak. 44 delege arkadaşımız tutuklu, cezaevinde. Daha çok yeni 9 delege arkadaşımız tutuklandı, 4 delege arkadaşımız ev hapsine mahkum oldu. 18 kurultay delegesi de ne yazık ki AK Parti'ye katıldı. Şimdi şu tabloyu görebiliyor musunuz? Böyle bir tablonun içinde sayın Kılıçdaroğlu neden bu ağır konuşmaları yaptı derseniz, çünkü kamuoyunun önemli kısmı yaşadığımız bu hikayeleri bilmediği için" ifadelerini kullandı.
"BU ŞAHISLARI NASIL KURULTAYIN ODAK NOKTASINA KOYDUNUZ?"
'Butlan' kararının bir gece yarısı aniden alınmadığını belirten Tekin, şu sözleri sarf etti:
"Özellikle delegeler konusundaki tutuklamalara sebep olan kişilere, şahıslara baktığımız zaman, yani sayın Özgür Özel'in deyimiyle söyleyeyim 'iftiracı ve itirafçı' sayısının kaç olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunların içinde yani delege ile ilgili, kongre takvimi ile ilgili, kongrenin sakatlanması için görev alan, orada para getiren, para götüren, delegeyle ilişki kuran insanların itirafları sonucu bu noktaya geldi. Kim bu itirafçılar? Yani Turgut Koç AK Partili mi? Hayır. Ya da Ertan Yıldız AK Partili mi? Bütün bunlara baktığımızda eğer bunlar AK Partiliyse o zaman sorgulanması gereken sayın Özgür Özel ve Özgür Özel'in yönetimi. Kim bunlar? Nasıl oldu da kurultayımızın odak noktasına bu şahısları koydunuz? Uşak Belediye Başkanı AK Partili mi? Uşak Belediye Başkanı kurultay sürecindeki operasyonu tane tane anlattı. Yaşanan bu sorunları Cumhuriyet Halk Partisi tarafı 'ya bu bizim sorunumuzdur, bu sorunumuzu kendimiz çözelim' deseydi bugün bunların hiçbirisini yaşamamış olduk."
Bu sürecin bu noktaya gelmemesi konusunda önemli gayretleri olduğunu belirten Tekin, "Ama ne yazık ki bırakın bu gayretlerimize cevap vermeyi, bir 5 dakika da olsa sayın Özgür Özel'le konuşma fırsatımız olmadı. Eğer o gün biz İstanbul'a geldiğimiz dönem çok rahatlıkla 45 gün içerisinde İstanbul İl Kongresi'ni yapabilseydik daha sonra da bu butlan meselesinde yani Ankara'da ismi geçen şahıslarla ilgili kendi iç hukuk sistemimizde bir eleme, bir temizlik yapabilseydik kesinlikle bu duruma gelmemiş olurdu. Neden yapılmadı? Niçin olmadı? Gerçekten çok merak ediyorum" dedi.
"NEDEN ARKADAŞLARINIZA SAHİP ÇIKMIYORSUNUZ?"
Tekin, sözlerine şu ifadelerle devam etti:
"Daha çok yeni, yani 10 gün önce 13 tane delegemiz gözaltına aldı ve tutuklandı. Eğer gerçekten bu arkadaşlarımız haksız bir şekilde tutuklanıyorsa hepimizin bunlara kalkan olması lazım. Ama bugüne kadar yani son 10 güne baktığınızda sayın Özgür Özel ve yönetiminin bu tutuklamalarla ilgili bir tek beyanları yok. Haklı mı, haksız mı? Belki de haksız bir şekilde tutuklanmıştır. Neden arkadaşlarınıza sahip çıkmıyorsunuz? Eğer sahip çıkmıyorsanız o zaman bu işlenmiş suçu biliyorsunuz demek. 44 tane arkadaşımız tutuklu. 163 delegemiz Türkiye coğrafyasında maalesef soruşturma dosyasının içinde. Dört tane il başkanımız tutuklu. Dünyanın hiçbir siyasi hareketinde olmayan bir sorunla parti karşı karşıya. Ondan sonra çıkıp efendim Kılıçdaroğlu ile ilgili 'neden bu cümleleri kullandı' derseniz o zaman gerçekten bu olup bitenlerden ya haberdar değilsiniz, haberdar olanlar tabii ki sesini çıkarmayacak ama gazetecilerin, televizyoncuların, özellikle bir kısım kendisine hukukçuyum diyenlerin yorumlarını dinlerken hayretler içinde dinliyorum. Ya bu tablo içerisinde sizin yeni bir kongre, yeni bir kurultay yapma şansınız var mı? Yani bunları hiç olmamış gibi davranarak, e yaparsınız. İki tane yaptınız. Hadi üçüncüsünü yapıverin. Sonuçta o mahkemelerde o dosyalar sonuçlanmadığı sürece siz bu sorunla sürekli karşı karşıya kalırsınız."
"İTİRAFÇILAR, İFTİRACILAR SİZİN ARKADAŞLARINIZ"
Partinin önündeki sürece değinen Tekin, çok çarpıcı ifadeler kullandı. "Sayın Özgür Özel ve etrafındaki şurakası, bu kurultayla ilgili, kongre ile ilgili AK Parti'nin yapmış olduğu bir operasyonu maddi delillerle ortaya koysun, hepimiz kendimizi kalkan ederiz" diyen Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yani itirafçı sizin arkadaşlarınız, iftiracılar sizin arkadaşlarınız, delege alan, delege satan sizin arkadaşlarınız, bu mahkemeye başvuranlar sizin arkadaşlarınız. Bütün buraya baktığımızda bunların hepsini görmemezlikten gelirseniz yapacağınız bir tek şey var. Sizi var eden eski genel başkanınıza insanoğlunun ağzına alamayacağı çirkin rezil cümleleri kullanır hale gelirsin. Bu çaresizliktir. Cumhuriyet Halk Partisi çaresiz değildir. Elbette çaresi vardır. Önümüzdeki günlerde çok kısa süre içerisinde hızlı bir şekilde 81 ilimizde kongrelerimizi yapacağız. kurultay delegelerimizi seçtireceğiz. Tertemiz bir sayfa açacağız. Bu sayfa içerisinde her arkadaşımız çok rahatlıkla genel başkan seçilebilir."
CHP'ye mutlak butlan davasında istinafın tedbir kararıyla genel başkanlığa gelen Kemal Kılıçdaroğlu'na yakın isimlerden Gürsel Tekin, kurultay çağrılarına ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.
"BU ŞARTLARDA NE KADAR SAĞLIKLI OLABİLİR?"
Delegelerin meşruiyetinin ve temsiliyet gücünün ciddi şekilde tartışılır hale geldiği iddiasında bulunan Tekin, "Bu şartlarda yapılacak bir kurultay ne kadar sağlıklı, ne kadar kapsayıcı ve ne kadar tartışmasız olabilir?" ifadelerini kullandı.
Gürsel Tekin'in açıklaması şöyle:
"İstanbul’un 196 delegesinin tamamı hakkında mahkeme kararıyla tedbir uygulanmış durumda. Bunun yanında 44 delege tutuklu, 21 delege AK Parti'ye partiye geçmiş, 5 delege istifa etmiş, 14 delege ihraç edilmiş ve 163 delegenin adı soruşturma dosyalarında yer alıyor. Ortada böylesine ağır bir tablo varken, delegasyonun meşruiyeti ve temsiliyet gücü ciddi şekilde tartışılır hale gelmiştir. Soruyorum: Bu şartlarda yapılacak bir kurultay ne kadar sağlıklı, ne kadar kapsayıcı ve ne kadar tartışmasız olabilir?"
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, CHP'de yaşanan gelişmelere ilişkin, "Ana muhalefetin kendi iç meşruiyetini tartışır hale gelmesi ve tarafların kamplaşması, demokrasimiz için de kayıptır. Türkiye'nin ihtiyacı, kağıtları yırtan, sokak çağrısı yapıp, TOMA kapısına asılan bir ana muhalefet partisi değildir" dedi.
Topçu, yaptığı yazılı açıklamada, kanunla kurulan siyasi partilerin, tüzükle yönetildiğini ve hukuk ile de denetlendiğini belirterek, şunları söyledi;
"Ana muhalefet partisinin kurultayına ilişkin yargı süreci de bu esasa göre devam ediyor.
Ana muhalefetin kendi iç meşruiyetini tartışır hale gelmesi ve tarafların kamplaşması, demokrasimiz için de kayıptır.
Türkiye'nin ihtiyacı, kağıtları yırtan, sokak çağrısı yapıp, TOMA kapısına asılan bir ana muhalefet partisi değildir.
"MİLLETİN MESELELERİNİN ÇÖZÜM YERİ İSE TBMM'DİR"
İhtiyacı; Meclis'te ülkenin sorunlarını konuşan, iktidarın doğrusunu destekleyip, yanlışını gösteren ve çözüm öneren pozitif bir ana muhalefet partisidir.
Çünkü partilerin iç meselelerinin çözüm yeri yargı, milletin meselelerinin çözüm yeri ise TBMM'dir.
Dış politikada sözü dinlenen, içeride ise Terörsüz Türkiye Yüzyılı hedefi olan Cumhur İttifakı; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, bölgesinde ve dünyada barışın ve istikrarın temini için, Tahıl Koridorundan Gazze'ye, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Türkistan'dan Afrika'ya güvenliğin ve istikrarın temininde ve bir çok bölgesel ve küresel sorunun çözümünde, insani diplomasinin de kalbi durumundadır"
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, CHP'de yaşanan son gelişmelere ilişkin açıklama yaptı.
'ANA MUHALEFETİN KENDİ İÇ MEŞRUİYETİNİ TARTIŞIR HALE GELMESİ DEMOKRASİMİZ İÇİN KAYIPTIR'
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, yaptığı yazılı açıklamada, kanunla kurulan siyasi partilerin, tüzükle yönetildiğini ve hukuk ile de denetlendiğini belirterek, "Ana muhalefet partisinin kurultayına ilişkin yargı süreci de bu esasa göre devam ediyor. Ana muhalefetin kendi iç meşruiyetini tartışır hale gelmesi ve tarafların kamplaşması, demokrasimiz için de kayıptır. Türkiye'nin ihtiyacı, kağıtları yırtan, sokak çağrısı yapıp, TOMA kapısına asılan bir ana muhalefet partisi değildir. İhtiyacı; Meclis'te ülkenin sorunlarını konuşan, iktidarın doğrusunu destekleyip, yanlışını gösteren ve çözüm öneren pozitif bir ana muhalefet partisidir. Çünkü partilerin iç meselelerinin çözüm yeri yargı, milletin meselelerinin çözüm yeri ise TBMM'dir. Dış politikada sözü dinlenen, içeride ise Terörsüz Türkiye Yüzyılı hedefi olan Cumhur İttifakı; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, bölgesinde ve dünyada barışın ve istikrarın temini için, Tahıl Koridorundan Gazze'ye, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Türkistan'dan Afrika'ya güvenliğin ve istikrarın temininde ve bir çok bölgesel ve küresel sorunun çözümünde, insani diplomasinin de kalbi durumundadır" ifadelerini kullandı.
CHP'de "mutlak butlan" krizi sürüyor. Mahkeme kararı sonrası görevine dönen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2,5 yıl sonra geldiği Genel Merkez'de dün partililere seslendi.
CHP'de Kurultay'ın ne zaman yapılacağı merak edilirken, Kılıçdaroğlu'ndan dikkat çeken bir paylaşım geldi.
'KİM ÇIKARSA BAŞIMIZIN TACI'
Sosyal medya hesabından dünkü konuşmasından bir kesit paylaşan Kılıçdaroğlu, "Partimizi, arınmış şekilde tertemiz bir kurultayla, temiz bir vicdanla, temiz bir iradeyle geleceğe taşıyacağız. Sandıktan kim çıkarsa başımızın tacı olacak.” dedi. Paylaşımında kul hakkına da dikkat çeken Kılıçdaroğlu, "Yemedim, yedirmedim, yedirmeyeceğim" ifadelerini kullandı.
'KUL HAKKI' VURGUSU
İşte Kılıçdaroğlu'nun o paylaşımı:
"Hem bürokratik hem de siyasi yaşamımda, sadece ve sadece bu millete hizmet etmiş bir kardeşinizim. Boğazımdan tek bir kuruş haram lokma inmedi. Kul hakkı yemedim, yedirmedim ve açıkça söylüyorum: Kimseye de yedirmeyeceğim!
Cumhuriyet Halk Partisi’nde demokrasi esastır. Merak etmeyin; Atamızın emaneti olan partimizi, arınmış şekilde tertemiz bir kurultayla, temiz bir vicdanla, temiz bir iradeyle geleceğe taşıyacağız. O sandıktan kim çıkarsa başımızın tacı olacak."
Eski CHP milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş, katıldığı bir televizyon programında Dilek İmamoğlu'nun CHP'li Özel yönetiminden umudunu kestiğini ve Kılıçdaroğlu'na, “Lütfen burada kalın. bu yönetim bizi koruyamaz” dedi.
<p>CHP’nin içinde bulunduğu kirli ilişkiler akıl almaz seviyelere ulaştı. Eski CHP milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş, katıldığı bir televizyon programında Dilek İmamoğlu ve Selim İmamoğlu’nun Özel’in CHP’sinden umutları olmadığını, bu yüzden mutlak butlan kararı ile görevine iade edilen ve 1 Haziran’dan itibaren Genel Merkez’de başkanlık koltuğuna oturacak olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, <strong><em>“Lütfen burada kalın. Bu parti yönetimi bizim babamızı, eşimizi koruyamaz. Biz bunu görüyoruz. Ankara’ya dönemeyin, bu yönetim bizi koruyamaz”</em></strong> ifadelerini kullandığını belirterek parti içinde herkesin birbirine ihanet girişimi içinde bulunduğunu gözler önüne serdi.</p>
<p>Rüşvet, irtikap, suç örgütü kurup yönetmek ve siyasal casusluk gibi çeşitli suçlardan Silivri’de tutuklu yargılanan CHP’li eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu için eşi ve oğlunun son çare olarak Kılıçdaroğlu’nu görmesi, <strong>“Destek verecekler mi?”</strong> sorusunu akıllara getirdi.</p>
stinaf mahkemesinin "mutlak butlan" kararı sonrası göreve dönen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2,5 yıl sonra geldiği Genel Merkez'de partililere seslenmişti.
'KİM ÇIKARSA BAŞIMIZIN TACI'
Sosyal medya hesabından dünkü konuşmasından bir kesit paylaşan Kılıçdaroğlu, "Atamızın emaneti olan partimizi, arınmış şekilde tertemiz bir kurultayla, temiz bir vicdanla, temiz bir iradeyle geleceğe taşıyacağız. O sandıktan kim çıkarsa başımızın tacı olacak.” dedi.
'KUL HAKKI' VURGUSU
İşte Kılıçdaroğlu'nun o paylaşımı:
"Hem bürokratik hem de siyasi yaşamımda, sadece ve sadece bu millete hizmet etmiş bir kardeşinizim. Boğazımdan tek bir kuruş haram lokma inmedi. Kul hakkı yemedim, yedirmedim ve açıkça söylüyorum: Kimseye de yedirmeyeceğim!
Cumhuriyet Halk Partisi’nde demokrasi esastır. Merak etmeyin; Atamızın emaneti olan partimizi, arınmış şekilde tertemiz bir kurultayla, temiz bir vicdanla, temiz bir iradeyle geleceğe taşıyacağız. O sandıktan kim çıkarsa başımızın tacı olacak."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme kararı ile göreve yeniden getirilmesinin ardından dün ilk kez Genel Merkez binasına gitti. Bugün ise, mahkeme kararını tanımadığını söyleyen Özgür Özel'den yeni bir hamle geldi.
CHP MYK'YI TOPLADI
CHP MYK Grup Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplandı. Toplantı TBMM’de Grup Yönetim Kurulu toplantı salonunda düzenleniyor.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, MYK’nın olağan bir MYK olduğunu söyleyerek, gündemin Türkiye’nin sorumları haftalık siyasi tartışmaları masaya yatıracakları yer olduğunu ifade etti.
GRUP TOPLANTISI YAPILACAK MI?
Emir, Salı günü grup toplantısının yapılıp yapılmayacağına ilişkin soruya, "Bu sorunun sorulmasına şaşırdığımızı ifade etmeliyim. Yönetmeliğimize, tüzüğümüze, Meclis teamüllerine göre de Grup Yönetim Kurulu Grup Genel Kurulu toplantısını saatini ve gündemini belirler. Önümüzdeki Salı’nın diğer Salı günlerinden bir farkı yok" ifadelerini kullandı.
Emir, MYK sonrasında açıklama yapılacağını belirtti.
Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, İşçi Partisi’nde son dönemde giderek büyüyen liderlik tartışmalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Parti içinde Başbakan Keir Starmer üzerindeki baskının “tehlikeli boyuta ulaştığını” söyleyen Blair, “İşçi Partisi ateşle oynuyor” ifadelerini kullandı.
Sky News’e verdiği röportajda konuşan Blair, Starmer’ın yerine alternatif bir siyasi vizyon ortaya koyulmadan lider değişikliği tartışılmasının seçmen nezdinde büyük bir güvensizlik yaratacağını savundu. Blair’e göre partinin şu anda ihtiyacı olan şey isim değişikliği değil, ekonomik büyüme ve kamu hizmetleri konusunda daha net ve ikna edici bir program.
“Sorun yalnızca liderlik değil”
Blair, İşçi Partisi içinde bazı milletvekilleri ve parti üyeleri tarafından yükseltilen eleştirilerin yalnızca liderlik tartışmasına indirgenmesinin yanlış olduğunu söyledi. Parti içindeki huzursuzluğun temelinde ekonomik performans, vergi politikaları ve kamu harcamaları konusundaki memnuniyetsizliğin bulunduğunu ifade eden Blair, “Sorun yalnızca liderlik değil; seçmene nasıl bir gelecek sunulduğu meselesi” değerlendirmesinde bulundu.
Eski Başbakan, özellikle son aylarda ekonomik büyümenin beklentilerin altında kalmasının hükümet üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti. Blair, seçim zaferinin ardından hükümetin iş dünyasına yeterince güven vermediğini ve yatırım ortamının güçlendirilmesi konusunda daha cesur adımlar atılması gerektiğini söyledi.
Parti içinde huzursuzluk büyüyor
İngiltere siyaset kulislerinde son haftalarda Starmer’ın liderliği üzerindeki baskının arttığı konuşuluyor. Bazı İşçi Partili milletvekillerinin hükümetin düşük kamuoyu desteği ve ekonomik performans nedeniyle rahatsız olduğu belirtiliyor.
Özellikle hayat pahalılığı, yüksek mortgage maliyetleri ve sağlık sistemindeki kriz nedeniyle hükümete yönelik eleştirilerin arttığı ifade ediliyor. Parti içindeki bazı isimlerin, hükümetin seçmen beklentilerini karşılamakta zorlandığını düşündüğü ve bu nedenle strateji değişikliği talep ettiği öne sürülüyor.
Siyasi analistler ise Blair’in açıklamalarını sıradan bir değerlendirme olarak görmüyor. Çünkü Blair, hâlâ parti içinde önemli etkisi bulunan ve merkez siyaseti temsil eden en güçlü figürlerden biri olarak kabul ediliyor.
“Yeni bir kimlik arayışı” tartışması
İşçi Partisi’nde son dönemde yalnızca liderlik değil, partinin ideolojik yönü de tartışma konusu haline geldi. Parti içindeki bazı sol kanat isimlerin kamu harcamalarının artırılmasını ve daha sert sosyal politikalar uygulanmasını istediği belirtilirken, merkezci kanat ise ekonomik istikrar ve yatırımcı güveninin öncelik olması gerektiğini savunuyor.
Blair’in açıklamaları da bu iç mücadelede merkez kanada destek olarak yorumlandı. Eski Başbakan, röportajında “İşçi Partisi’nin yeniden yapılanmaya ihtiyacı var” diyerek partinin uzun vadeli strateji eksikliğine dikkat çekti.
Blair döneminde uygulanan “Yeni İşçi Partisi” modeli, piyasa ekonomisiyle sosyal politikaları birleştiren merkezci yaklaşımıyla üç seçim üst üste kazanmıştı. Ancak parti içinde bugün birçok genç milletvekili ve aktivistin daha sol politikaları savunduğu görülüyor.
Muhafazakârlar fırsat kolluyor
Siyasi gözlemcilere göre İşçi Partisi içindeki liderlik tartışmaları, ana muhalefette toparlanmaya çalışan Muhafazakâr Parti için de önemli bir fırsat yaratabilir.
Anketlerde hükümete destek son aylarda gerilerken, muhalefetin henüz güçlü ve birleşik bir alternatif görüntüsü verememesi dikkat çekiyor. Uzmanlar, İşçi Partisi içindeki iç çekişmelerin sürmesi halinde seçmen güveninin daha fazla zarar görebileceği görüşünde.
Westminster kulislerinde ise Blair’in çıkışının perde arkasında, parti yönetimine yönelik daha geniş bir memnuniyetsizlik mesajı olduğu yorumları yapılıyor. Bazı yorumculara göre eski liderin bu kadar açık bir uyarıda bulunması, İşçi Partisi içindeki tartışmaların artık kapalı kapılar ardında kalmadığını gösteriyor.
Starmer cephesinden sessizlik
Başbakanlık ve İşçi Partisi yönetimi ise Blair’in açıklamalarına doğrudan yanıt vermedi. Ancak parti kaynakları, hükümetin ekonomik büyüme planı üzerinde çalıştığını ve önümüzdeki aylarda yeni yatırım paketlerinin açıklanabileceğini belirtiyor.
Londra siyasi kulislerinde şimdi en çok konuşulan soru ise şu: İşçi Partisi içindeki huzursuzluk geçici bir dalgalanma mı, yoksa Blair’in işaret ettiği gibi daha derin bir kimlik krizinin başlangıcı mı?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılımıyla yarın gerçekleştirilecek “Halkla Bayramlaşma” programı öncesinde parti genel merkezinde hazırlıklar sürüyor.
Mahkemenin CHP Genel Başkanlığı görevine iade edilmesi kararının ardından ilk kez parti genel merkezine gitmeye hazırlanan Kılıçdaroğlu’nun programı için bina çevresi ve etkinlik alanı bayrak ve flamalarla donatıldı.
ARINMA TEMALI POSTERLER ASILDI
Parti genel merkezinin dış cephesine, Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafının yer aldığı ve üzerinde “Şimdi arınma zamanı” ifadelerinin bulunduğu büyük bir poster asıldı. Program kapsamında kurulacak etkinlik alanına sahne platformu, dev ekranlar ve ses sistemi yerleştirildi.
Genel merkezin bahçe bölümüne ise “Dağlar ne kadar yüksek olursa olsun güneşin doğuşu engellenemez” yazılı branda asıldığı görüldü.
Yarın yapılacak programda Kılıçdaroğlu’nun partililer ve vatandaşlarla bayramlaşması bekleniyor.
ÖZGÜR ÖZEL DE İL BİNASINDA BAYRAMLAŞACAK
Öte yandan CHP Manisa milletvekili Özgür Özel'in de aynı gün saat 14.00'te CHP'nin Ankara İl Başkanlığı binasında partililerle bayramlaşacağı bilgisi paylaşıldı.
CHP hakkında mahkeme tarafından verilen "mutlak butlan" kararının ardından parti içindeki hareketlilik sürüyor. Gazeteciler Sinan Burhan ve Barış Yarkadaş, katıldıkları televizyon programında siyaset gündemini değiştirecek kulis bilgilerini aktardı. İddiaya göre; Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu cephesi, CHP içindeki hukuki ve siyasi seçeneklerin tükenmesi durumunda en geç Ağustos ayında yeni bir parti kurma hazırlığına başladı. Yeni oluşumun "Türkiye İttifakı Partisi" ismini alması için de çalışmaların yürütüldüğü öne sürüldü.
O PARTİNİN İSMİNİ ALACAKLAR
Söz konusu yeni oluşumun ismiyle ilgili bomba detayı ise gazeteci Barış Yarkadaş paylaştı. İmamoğlu ve Özel ekibinin halkta karşılığı olan bir ismi logoya taşımak istediğini belirten Yarkadaş, şu çarpıcı iddiayı ortaya attı:
"Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları yeni bir parti kurarsa, mevcut ' Türkiye İttifakı Partisi' isminin alınması için ciddi bir çalışma içerisine girecekler. Nitekim çok önemli bir işaret var: Birkaç gün önce Özgür Özel ve ekibi ile yapılan bayramlaşma görüşmesine Türkiye İttifakı Partisi'nin yetkilileri de geldiler. Bu ziyaret kesinlikle tesadüf değil, yeni sürecin en önemli işaretidir."
CHP, yarın Ankara’da iki ayrı bayramlaşma programına hazırlanıyor. İstinafın kararıyla tedbiren CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, yarın ilk kez CHP Genel Merkezi’ne gelerek vatandaşlarla bayramlaşacak. Saat 14.00’teki program için birçok ilden sosyal medya kanalıyla “Ankara’ya ücretsiz ulaşım” çağrıları paylaşıldı. Kılıçdaroğlu’nun halk buluşması şeklinde gerçekleşecek bayramlaşma programına ilişkin afişlerin basım görüntüleri sosyal medyada yayılırken Kılıçdaroğlu’nun “Gül ki Güller Açsın” şarkısıyla karşılanacağı ifade ediliyor. Karşılama için şarkı seçiminin Özel’in “Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin” şiirinden yaptığı alıntıya yanıt olarak seçildiği belirtiliyor.
Edinilen bilgiye göre, Kılıçdaroğlu Genel Merkez bahçesinde vatandaşlara hitap edecek. Kılıçdaroğlu’nun hitabı için bahçeye bir sahne kurulumu veya otobüs yerleştirilmeyecek, konuşma CHP yazısının yer aldığı merdivenler üstünden yapılacak. Genel Merkez’de, yarınki bayramlaşma programı için hazırlıklar devam ediyor.
ÖZEL DE AYNI SAATTE GÜVENPARK’TA OLACAK
Aynı saatte bir diğer bayramlaşma programı ise CHP Grup Başkanı Özgür Özel tarafından gerçekleştirilecek. Güvenpark’taki CHP Ankara İl Başkanlığı önünde yapılacak olan buluşmada, Özel, otobüs üstünden vatandaşlara hitap edecek. İl Başkanlığı tarafından vatandaşlara yapılan çağrıda, “Bayramın dayanışma ruhunu büyütmek, birlik ve mücadelemizi güçlendirmek için tüm halkımızı bekliyoruz” ifadeleri yer aldı. (ANKA)
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, Ankara milletvekilleri, teşkilat mensupları ve vatandaşların katıldığı programda birlik, beraberlik ve güçlü teşkilat vurgusu öne çıktı. AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan, 16 Haziran’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirilecek büyük Ankara teşkilat buluşmasının da müjdesini verdi. Özcan, “O gün sadece bir program yapmayacağız; birliğimizi, gençliğimizi ve davamıza olan sadakatimizi ortaya koyacağız” diyerek teşkilatı tarihi buluşmaya davet etti.
AK Parti Ankara Teşkilatı, Kurban Bayramı dolayısıyla düzenlenen geleneksel bayramlaşma programında bir araya geldi. AK Parti Ankara İl Başkanlığı binasında gerçekleştirilen programa, Kürşad Zorlu, Fuat Oktay, Orhan Yegin, Hakan Han Özcan, il ve ilçe teşkilat mensupları ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Programda birlik, beraberlik, kardeşlik ve teşkilat ruhu vurgusu öne çıkarken, konuşmalarda Türkiye’nin geleceği, teşkilat çalışmaları ve Gazze ile Kudüs’e yönelik mesajlar dikkat çekti.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, bayramların toplumsal birlik ve beraberliği güçlendiren en önemli değerlerden biri olduğunu belirterek, Kurban Bayramı’nın fedakarlık ve teslimiyet ruhunu taşıdığına dikkat çekti.
Türk milletinin tarih boyunca fedakarlığın ve mücadele ruhunun en güçlü temsilcilerinden biri olduğunu ifade eden Zorlu, şunları söyledi:
“Bayramlar, birlik ve beraberliğin en önemli zeminidir ve bizi bir arada tutan, birlikte yaşama irademizi pekiştiren çok önemli bir platformdur. Kurban Bayramı’nın teslimiyet ve fedakarlık gibi çok ayırt edici yönleri vardır. Türk milleti olarak fedakarlığın, vatan için canını hiçe saymanın ve mücadele ruhunun dünya üzerinde en iyi yaşatıldığı milletiz.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin bölgesindeki krizlere rağmen güvenli bir liman haline geldiğini vurgulayan Zorlu, Türkiye’nin güçlü liderlik sayesinde çevresindeki ateş çemberine karşı istikrarını koruduğunu söyledi.
Zorlu, iç cephenin güçlendirilmesinin önemine işaret ederek şöyle konuştu:
“Bu birlik ve beraberlik, vatan için ortaya koyulan mücadele duygusuyla çok daha farklı bir anlam kazanıyor. Umut ediyoruz ki önümüzdeki süreçte iç cephemizi güçlendirerek, birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırarak ve herhangi bir köken, mezhep ayrımı gözetmeksizin Türk milletinin her bir ferdini kucaklayarak bu güzel süreci taçlandıracağız. Türkiye’yi lider ülke yapma konusunda bu kararlı iradeyi hep birlikte ortaya koyacağımıza inanıyorum.”
Programda konuşan AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan ise teşkilatın bayram öncesinde gerçekleştirdiği saha çalışmalarına değinerek, teşkilat mensuplarının Ankara’nın dört bir yanında vatandaşlarla gönül köprüleri kurduğunu ifade etti.
Özcan, “Bayram öncesinde gerçekleştirdiğimiz gönülden gönüle çalışmalarında milletimizin duasına talip olduk. Gönüllere misafir olduk. Ankara’nın dört bir yanında teşkilatımızın samimiyetini, vefasını ve dava şuurunu hep birlikte gösterdik. Allah hepinizden razı olsun.” dedi.
Konuşmasında uluslararası yardım faaliyetlerine de değinen Özcan, Habeşistan’daki yardım organizasyonunu anlatarak şunları kaydetti:
“Yine siz kıymetli teşkilat mensuplarımızın destekleriyle Habeşistan, Etiyopya’daki aş külliyemizde kurbanlarımızı ihtiyaç sahibi kardeşlerimize ulaştırdık. İlk hicret yeri olan topraklarda Necaşi’nin torunlarına Efendimiz’in ümmeti olarak vefayı gösterdik, selam verdik.”
AK Parti’nin yalnızca siyaset yapan bir hareket olmadığını belirten Özcan, konuşmasında kardeşlik ve dayanışma vurgusu yaptı:
“İşte bizim davamızın özü budur. Sadece konuşan değil; dertlenen, paylaşan, kardeşlik hukukunu büyüten bir hareketiz elhamdülillah. Bizim yolumuz sadece siyasi bir yol değil. Bizim yolumuz millet yolu, hizmet yolu, gönül yoludur. Birliğimizi muhafaza ettiğimiz sürece Allah’ın izniyle aşamayacağımız hiçbir engel yoktur.”
Özcan, önümüzdeki süreçte gerçekleştirilecek teşkilat çalışmalarına ilişkin de bilgi verdi. Ankara teşkilatının eğitim programları, ilçe başkanları kampı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla düzenlenecek büyük teşkilat buluşmasına hazırlandığını ifade eden Özcan, şu ifadeleri kullandı:
“Şimdi önümüzde büyük bir heyecan, büyük buluşmalar var. Eğitim çalışmalarıyla birlikte ay içerisinde ilçe başkanlarımızla Ankara Kızılcahamam’da teşkilat kampımızı gerçekleştireceğiz. Akabinde ise 16 Haziran’da Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Ankara teşkilatımızın ilçeleriyle, mahalleleriyle, kadın kollarıyla ve gençlik kollarıyla buluşacağı büyük bir program düzenleyeceğiz.”
16 Haziran’daki programın yalnızca bir organizasyon olmayacağını belirten Özcan, “O gün sadece bir program yapmayacağız; birliğimizi, yolumuzu, gençliğimizi ve davamıza olan sadakatimizi ortaya koyacağız.” dedi.
Konuşmasının sonunda hac ibadeti ve Kudüs mesajı veren Özcan, şu sözlerle konuşmasını tamamladı:
“Rabbim birliğimizi daim eylesin, muhabbetimizi kaim eylesin. Hac vazifesinde bulunan kardeşlerimizin sağlıkla yurtlarına dönmesini nasip etsin. Rabbim bize nasıl Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da toplanmayı nasip ettiyse, günü geldiğinde fevc fevc Gazze’ye, Kudüs’e inmeyi de nasip etsin. İnşallah özgür Kudüs’te buluşmayı nasip etsin.”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Türkiye ile Cezayir arasındaki iş birliğinin başta ticaret, enerji ve savunma sanayi olmak üzere, tüm alanlarda daha ileri taşınması için çalıştıklarını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak bölgede ve dünyada barış ve istikrarın sağlanması için gayretlerini artırarak sürdüreceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ve kardeş Cezayir halkının Kurban Bayramını tebrik etti
SON DAKİKA HABERİ: TBMM'deki seçimle CHP Grup Başkanı seçilen Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Tarafımdan gerekli bilgilendirme yapılmadığı sürece grup toplantısı yapılmayacak" açıklamasına yanıt verdi.
'İSTİFA ETMEK GİBİ BİR NİYETİM YOK'
Grup başkanlığı seçimi ve toplantı takvimine dair değerlendirmelerde bulunan Özel, "Grup Başkanlığı seçimini tedbiren yeniledik. Kemal Bey milletvekili olmadığı için grup başkanı olması mümkün değil."dedi.
Görevine devam edeceğinin altını çizen Özel, konuya "Grup başkanlığından istifa etmek gibi bir niyetim yok. Bana bir şey olursa yerime yenisini seçerler." sözleriyle işaret etti.
'GENEL BAŞKAN İLE GRUP BAŞKANI ARASINDA HİYERARŞİ TARTIŞMASI OLMAZ'
Özel, "Butlan kararı mazbatamı elimden almıyor. Genel başkan ile grup başkanı arasında hiyerarşi tartışması olamaz. Bir tanesi partiyi, bir tanesi grubu yönetiyor." dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde CHP Grup Genel Kurulu için tarihin henüz netleşmediğini ve gerekli bilgilendirme yapılmadan toplantının gerçekleşmeyeceğini bildirmişti.
Sürece dair partisinin milletvekillerine ve kamuoyuna mesaj veren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetmişti:
"Tarafımdan gerekli bilgilendirme yapılmadığı sürece TBMM CHP Grup Genel Kurulu yapılmayacaktır."
<p>Özgür Özel, CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun partinin grup toplantılarına ilişkin yaptığı açıklamaya yanıt verdi. Özel, Kılıçdaroğlu'nun milletvekili olmadığı için grup başkanı olamayacağını ve istifa etmeyeceğini belirtti.</p>
Düzce'de Akçakoca Belediye Başkanı Fikret Albayrak 'ın “irtikap” suçlamasıyla tutuklanıp görevden uzaklaştırılması nedeniyle belediye meclisinde seçim yapılacak.
1 Haziran 2026 tarihinde düzenlenecek oylama öncesi AK Parti'den yeni bir açıklama geldi.
AK Parti Düzce İl Başkanı Hasan Şengüloğlu, sürecin genel merkez tarafından titizlikle yürütüldüğünü anlattı.
Şengüloğlu şunları söyledi:
- "Genel merkezimizin işlettiği bir süreç var. O süreç üzerinden gidiyoruz. Bu görev hangi kardeşimize nasip olursa Rabbim onun için kolaylıklar versin. İnşallah şeffaf şekilde bu süreci yöneterek, görevini iyi şekilde yapabilir. Bizlerde elimizden geldiği kadar destek olacağız.
- Daha çok gayret edeceğiz, daha çok Akçakoca için mesai harcayacağız. Hep beraber inşallah Akçakoca'yı hak ettiği noktaya ulaştırmak için var gücümüzle gayret göstereceğiz."
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "İstanbul’un Fethi’nin 573’üncü yıl dönümünü; tarihin derinliklerinden bugüne uzanan kutlu bir emanetin, aziz bir hatıranın ve cümle cihanı Türklükle şereflendirip, İslam’la müjdelemek üzerine kurulu ebedi ve ezeli bir ülkünün idrakiyle karşılıyoruz." açıklamasında bulundu.
Devlet Bahçeli'nin mesajı şu şekilde:
"İstanbul’un Fethi’nin 573’üncü yıl dönümünü; tarihin derinliklerinden bugüne uzanan kutlu bir emanetin, aziz bir hatıranın ve cümle cihanı Türklükle şereflendirip İslam’la müjdelemek üzerine kurulu ebedi ve ezeli bir ülkünün idrakiyle karşılıyoruz.
İki kıta, yedi tepe üzerinde yükselen aziz şehir İstanbul; Türk milletinin hafızasında cihan devleti Osmanlı’nın payitahtı, çağ kapatıp çağ açan fetih iradesinin mührü, Türk-İslam medeniyetinin en parlak simgesi ve tarihimizin en müstesna tacıdır.
29 Mayıs 1453 tarihinde gerçekleşen fetih ile asırların hasreti dinmiş, çağların akışı değişmiş, Türk milletinin imanla karılmış harcı, bütün cihana ilan edilmiştir.
Yıkılan Bizans surları ile “aşılamaz” denilen bütün engeller, “geçilemez” denilen bütün eşikler, “mümkün değildir” denilen bütün dogmalar birer birer yıkılmıştır.
Haliç’in ağzında demirden zincir, burçlarda Grejuva ateşiyle tahkim edilmiş Bizans müdafaası, Türk ordusunun önünde ise tarihin en çetin imtihanlarından biri vardı.
Fakat Fatih Sultan Mehmed Han’ın ufkunda korku yoktu, tereddüt yoktu, geri dönüş yoktu. Çünkü o ufukta Peygamber Efendimiz’in “Konstantiniyye elbet fethedilecektir; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur” müjdesine mazhar olma şerefi vardı.
İşte o gün, Haliç’in zincirini Ortodoks hükmünden düşüren, gemileri denizin koynundan tepelerin sırtına çıkaran büyük hamle; hedefini haktan, hesabını hikmetten, hamlesini cesaretten, harcını imandan alan 3 bin yıllık Türk askeri dehasının tarihin seyrine vurduğu mühür olmuştur.
Otağda değişmez karar, ordugâhta itidal, saflarda adanmışlık, dillerde tekbir, gönüllerde fethe dair yeminler yükselirken; Bizans müdafaası Türk’ün iman, irade ve idrak kudreti karşısında çaresiz bırakılmıştır.
Fatih’in emrinde tarih sahnesine veda etmesi gereken köhne bir devrin geri geri giden ayak sesleri duyulmuş, hilalle bezenmiş her sancak dalgalanışı ise yeni bir nizamın gelişini haber vermiştir. Padişahın buyruğuyla ulemanın duası, topçunun maharetiyle neferin teslimiyeti, aklın hesabıyla imanın harareti aynı mukaddes maksatta birleşmiştir.
İstanbul’un fethi; Türk milletinin gaza ve cihat kudretini imar ahlakıyla, utku gayesini adalet nizamıyla mezceden büyük bir tarih hamlesidir.
Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’a nizam kuran, emaneti gözeten, reayayı himaye eden ve zaferin şerefini merhametle ikmal eden bir cihan hükümdarı olarak girmiştir.
Ayasofya’ya sığınanlara can ve hürriyet teminatı verilmesi, askerin halka fenalık etmesinin menedilmesi, İstanbul’un iskanla, vakıflarla, çarşılarla, mekteplerle, külliyelerle yeniden ihya edilmesi fethin aynı zamanda bir medeniyet inşası fiili olduğunu göstermiştir.
İşte Fatih’i çağların ötesine taşıyan hakikat de budur.
Bu kutlu yıl dönümünde, İstanbul’u bizlere vatan kılan büyük hakan Fatih Sultan Mehmed Han’ı; onun yiğit askerlerini, Akşemseddin Hazretleri’ni, Ulubatlı Hasan’ı ve fethin bütün isimsiz kahramanlarını rahmetle, minnetle ve hürmetle yad ediyorum.
Eski CHP Milletvekilleri Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu ziyaret etti.
Tekin ve Yarkadaş'ın Kılıçdaroğlu'na gerçekleştirdiği ziyarette bazı partililer de yer aldı.
Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan Tekin, basın mensuplarının bayramını tebrik etti, amcası vefat eden CHP TBMM Grup Başkanı Özgür Özel'e başsağlığı dileğinde bulundu.
CHP'nin tarihinde çok fazla zorluk, sıkıntıyı atlatmış bir siyasi hareket olduğunu belirten Tekin, "Önümüzdeki günlerde hiçbir sıkıntı, bir sorun olmadan Türkiye'nin gerçek gündemiyle meşgul olan bir CHP göreceksiniz." dedi.
'UMUT EDERİM Kİ BUNDAN SONRA...'
Bazı partililerin, zaman zaman partiyi yıpratacak davranışlar içerisinde bulunduğunu dile getiren Tekin, "Umut ederim ki bundan sonra daha sağduyulu davranırlar." diye konuştu.
Bilgi Üniversitesindeki öğrencilerin demokratik bir tavır ortaya koyduğunu, öğrencilerin eylemlerini sürdürürken aynı zamanda müzakere yürüttüğünü ve sonuç aldığını anımsatan Tekin, "İsterdik ki bu baba ocağında bu müzakere taktiğini, tekniğini burada da işletelim." ifadesini kullandı.
KURULTAY AÇIKLAMASI
Tekin, 40 gün içerisinde kurultay yapılmasına yönelik bazı çağrıların bulunduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:
"Ben çok iyi biliyorum ki Sayın Özel'in yanındaki hukukçuların tamamı da 40 gün içinde bir seçimin olamayacağını çok iyi biliyor. Ama ısrarla tabanı konsolide etme adına, onları kandırma adına sürekli bu cümleleri kullanmaları bizim parti emekçilerimize büyük bir haksızlık. Vazgeçmiyorlar. O gün insanları topladınız, sonuçta saat 2'de kendiniz terk ettiniz. Daha önce sizin vaadiniz vardı. Dediniz ki, 'Biz buradan çıkmayacağız, her türlü eylemi yapacağız.' Sonuç itibarıyla sizin dokunulmazlığınız var, kimse size çıkıp bir şey falan demedi. Niye kapıdaki insanları, oradaki kardeşleriyle karşı karşıya bıraktınız? Neden? Bunlar gerçekten kabul edilebilir değil."
'HAYATIN GERÇEKLERİNE UYGUN DEĞİL'
İstanbul delegeleri hakkında tedbir kararı bulunduğunu, bazı delegelerin tutuklu olduğunu aktaran Tekin, bu şartlar altında aynı delegelerle ısrarla kurultay yapılmasının hayatın gerçeklerine uygun olmadığını savundu.
Tekin, "En kısa süre içerisinde CHP'nin kültürüne yakışır vaziyette, kongre takvimlerimizi başlatarak süreci tamamlayıp bir daha asla mahkeme koridorlarına düşmeyecek şekilde süreci bitirmek istiyoruz." diye konuştu.
Öte yandan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da daha sonra evinin önüne inerek bahçede bekleyen Yarkadaş ve diğer partililerle bayramlaştı.
- TEKİN, CHP GENEL MERKEZİ'Nİ DE ZİYARET ETTİ
Ardından CHP Genel Merkezi'ni de ziyaret eden ve ziyareti sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Tekin, partinin birliğinin ve bütünlüğünün önemine vurgu yaptı.
Tekin, "Sayın Kılıçdaroğlu için de benim için de Sayın Özel için de hepimiz için asıl olan CHP’nin kurumsal kimliğidir. CHP'nin kurumsal kimliğini zedelemeden, tartıştırmadan yapılması gereken çok basit şeyler var. Bu süreci el birliği ile nasıl çözebiliriz, yani adliye koridorlarında bir daha asla CHP’nin tartışılmayacağı bir süreci ve mekanizmayı başlatmak..." şeklinde konuştu.
<p>Eski CHP Milletvekilleri Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu ziyaret etti.</p>
<p>Tekin ve Yarkadaş'ın Kılıçdaroğlu'na gerçekleştirdiği ziyarette bazı partililer de yer aldı.</p>
<p>Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan Tekin, basın mensuplarının bayramını tebrik etti, amcası vefat eden CHP TBMM Grup Başkanı Özgür Özel'e başsağlığı dileğinde bulundu.</p>
<p>CHP'nin tarihinde çok fazla zorluk, sıkıntıyı atlatmış bir siyasi hareket olduğunu belirten Tekin, "Önümüzdeki günlerde hiçbir sıkıntı, bir sorun olmadan Türkiye'nin gerçek gündemiyle meşgul olan bir CHP göreceksiniz." dedi.<br>
<br>
'UMUT EDERİM Kİ BUNDAN SONRA...'</p>
<p>Bazı partililerin, zaman zaman partiyi yıpratacak davranışlar içerisinde bulunduğunu dile getiren Tekin, "Umut ederim ki bundan sonra daha sağduyulu davranırlar." diye konuştu.</p>
<p>Bilgi Üniversitesindeki öğrencilerin demokratik bir tavır ortaya koyduğunu, öğrencilerin eylemlerini sürdürürken aynı zamanda müzakere yürüttüğünü ve sonuç aldığını anımsatan Tekin, "İsterdik ki bu baba ocağında bu müzakere taktiğini, tekniğini burada da işletelim." ifadesini kullandı.<br>
<br>
KURULTAY AÇIKLAMASI</p>
<p>Tekin, 40 gün içerisinde kurultay yapılmasına yönelik bazı çağrıların bulunduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Ben çok iyi biliyorum ki Sayın Özel'in yanındaki hukukçuların tamamı da 40 gün içinde bir seçimin olamayacağını çok iyi biliyor. Ama ısrarla tabanı konsolide etme adına, onları kandırma adına sürekli bu cümleleri kullanmaları bizim parti emekçilerimize büyük bir haksızlık. Vazgeçmiyorlar. O gün insanları topladınız, sonuçta saat 2'de kendiniz terk ettiniz. Daha önce sizin vaadiniz vardı. Dediniz ki, 'Biz buradan çıkmayacağız, her türlü eylemi yapacağız.' Sonuç itibarıyla sizin dokunulmazlığınız var, kimse size çıkıp bir şey falan demedi. Niye kapıdaki insanları, oradaki kardeşleriyle karşı karşıya bıraktınız? Neden? Bunlar gerçekten kabul edilebilir değil."</p>
SON DAKİKA HABERİ: Cumhuriyet Halk Partisi'nde gözler pazartesi günü yapılacak en yetkili karar organı Parti Meclisi (PM) toplantısına çevrilmişti. PM'nin 1 Haziran'da toplanacağı duyurulmuştu.
Partiden bugün yapılan açıklamada, "Parti Meclisi üyelerinin görevlendirilmelerine ilişkin yazıyı henüz ilgili kamu kurumundan tebliğ alamamış olmaları nedeniyle, Parti Meclisi'nin toplanma tarihi belirlenememiştir. Değinilen tebliğ sürecinin tamamlanması sonrasında Genel Başkan tarafından belirlenecek Parti Meclisi toplantı tarihi ayrıca duyurulacaktır" denildi.
GRUP TOPLANTISI İÇİN TARİH BELLİ Mİ?
Kılıçdaroğlu bugün parti için yeni bir kararı daha duyurdu. Kılıçdaroğlu, "Tarafımdan gerekli bilgilendirme yapılmadığı sürece TBMM CHP Grup Genel Kurulu yapılmayacaktır." dedi.
Kılıçdaroğlu, TBMM CHP Grup Genel Kurulu'nun hangi tarihte yapılacağı konusunda, grup üyeleri arasında sorular yöneltildiği ve tereddütler olduğunu belirterek, "O nedenle bilmenizi isterim ki TBMM CHP Grup Genel Kurul toplantı tarihi, henüz tarafımdan belirlenmemiştir.
Toplantı tarihi, toplantı gündemi ve toplantının gerçekleştirileceği yer tarafımdan belirlenir belirlenmez gerekli bilgilendirmeler tarafınıza yapılacaktır. Bu konularda gerekli bilgilendirmeler talimatım gereği yapılmadığı sürece TBMM CHP Grup Genel Kurulu yapılmayacaktır. Bilgilerinize rica olunur" ifadelerini kullandı.
Mahkemenin mutlak butlan kararı sonrası Özgür Özel, parti meclisi toplantısında CHP Grup Başkanı olarak seçilmiş, TBMM'deki odasına da 'CHP Grup Başkanı' tabelası asılmıştı.
Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu halk buluşmasında anlatacakları olduğunu belirterek "Sizin henüz daha bilmediğiniz pek çok ayrıntıyı halkla buluşmada anlatacağım. Herkes, gerçekleri görmek, anlamak zorundadır. Mahkeme kararı çıkmasaydı hiç anlatmayacaktım. Mahkeme kararı çıktı. Ben bütün gerçekleri halkımla, partililerimle paylaşmak zorundayım." demişti.
NE OLMUŞTU?
Mutlak butlan tartışmasının devam CHP'de kritik gün pazartesi olarak belirlenmişti.
Toplantıda CHP'nin yol haritası o gün netleşecekti.
CHP Genel Merkezi Çankaya 4'üncü İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'na gönderilen yazıda, 1 Haziran'da toplanacak PM'de yer alması beklenen isimler bildirdi. Ancak bazı isimler belediye başkanlığı, Meclis Başkanvekilliği ve Grup Başkanvekilliği, istifa ve vefat gibi sebepler nedeniyle bu listede yer almadı. Boşalan koltuklar, yedek üyelerle tamamlanmak istendi ancak 4 üye eksik kaldı.
PM'nin 56 kişiyle toplanması bekleniyor.
YDK ÜYELERİ BELİRLENDİ
Kulislere yansıyan bilgiye göre, CHP Parti Meclisi'nde 32 isim Özgür Özel'i destekliyor.
15 kişilik Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri de belirlendi. Disiplin Kurulu'nda ise Kılıçdaroğlu kanadının ağırlığı olduğu belirtiliyor.
Mesaine evinde devam eden Kemal Kılıçdaoroğlu, A takımını ve yol haritasını belirlemek için çalışıyor.
Yine kulislere yansıyan bilgilere göre, MYK'da yer alacak isimler belli olmaya başladı. MYK için Bülent Kuşoğlu, Devrim Barış Çelik ve Faik Öztrak’ın yanı sıra Akif Hamzaçebi, Müslim Sarı, Orhan Sarıbal, Mehmet Tüm ve Deniz Demir’in adı geçiyor.
ÖZEL'İN SEÇİLDİĞİ GRUP TOPLANTISI YENİLENEBİLİR
CHP'de mutlak butlanın yanı sıra grup başkanlığı tartışması da yaşanıyor. Özgür Özel, mahkemenin mutlak butlan kararı sonrasında Genel Merkez'de yapılan kapalı grup toplantısında grup başkanı seçilmişti.
Ancak Kılıçdaroğlu ve ekibinin "genel başkanın çağrı yapmaması, seçim gündeminin önceden duyurulmaması ve seçimin Meclis'te yapılmaması" gerekçeleriyle seçime itiraz etti. Meclis Başkanlığı'nın itirazı kabul etmesi durumunda seçimin yenilenebileceği ifade ediliyor.
<p>CHP, "Parti Meclisi üyelerinin görevlendirilmelerine ilişkin yazıyı henüz ilgili kamu kurumundan tebliğ alamamış olmaları nedeniyle, Parti Meclisinin toplanma tarihi belirlenememiştir." açıklamasında bulundu.</p>
CHP'de, mutlak butlan kararı sonrası kaos sürüyor.
Özgür Özel ve ekibi, mutlak butlan kararı ile görevden alındı.
Kemal Kılıçdaroğlu, çıkan karar sonrası yeniden CHP'nin genel başkanı oldu.
Yaşanan gelişmeleri değerlendiren Bülent Arınç, mutlak butlan kararının doğru olmadığını söyledi.
Özgür Özel'le yakın bir ilişkisi olan TBMM eski Başkanı Bülent Arınç, yaptığı uzun açıklamasında şöyle dedi;
"YANLIŞ BULUYORUM"
"Cumhuriyet Halk Partisi için çıkan mutlak butlan kararı üzerine görüşlerimi açıklamak isterim. Bu konu CHP’nin iç meselesidir.
Taraflar, şikayetçiler, mağdurlar ve şüpheliler CHP’lidir. Bu meselede prensip olarak bir tarafı ilzam etmek gibi bir düşüncem yoktur. Merhum Erbakan Hocamız, böyle durumlarda hiçbir fikir beyan etmez, 'Onlar birbirlerini daha iyi tanır ve genelde birbirleri için söyledikleri doğrudur. Biz bu konuda taraf olmayalım.' derdi.
Ancak bir hukukçu ve siyasetçi olarak meseleye bakış açım şöyledir. Ben, BAM Dairesi’nin 20 sayfalık kararını okudum. Bir hukukçu olarak bu kararı yetki, görev ve usul hukuku bakımından yanlış buluyorum.
"ASIL VAHİM OLAN BU KARARIN İHTİYATİ TEDBİRLİ OLARAK VERİLMESİ"
Bugüne kadar Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu ve ilgili hususlarda YSK dışında bir hukuk mahkemesi karar vermedi. Kararı, konjonktürel bir karar niteliğinde görüyorum. Asıl vahim olan bu kararın ihtiyati tedbirli olarak verilmesidir.
Oysa Yargıtay denetiminden geçmesi açısından tedbirli olmadan da karar verilebilir ve bugünkü kaos ortamı oluşmayabilirdi. Kararın Yargıtay’da kesinleşmesi durumunda gerekli tüm işlemler kavgasız sonuçlanırdı.
Uygulamada böyle bir tedbirli karar da görülmedi. Bütün bu durum karşısında Yargıtay’a düşen görev, bir an önce hukuka ve hakkaniyete uygun bir karar vermesi ve tedbirin kaldırılmasıdır.
Siyaset açısından baktığımızda da gördüğümüz manzara iç açıcı değildir. Bendeniz, üç partisi Anayasa Mahkemesi tarafından, bir partisi de 12 Eylül Darbesi ile kapatılmış; yine bir partisi kapatılmaktan bir oy farkla dönmüş, açılan her davada hakkında siyaset yasağı talep edilmiş bir siyasetçiyim.
"DEMOKRASİ YOLU KESİLİR"
BAM kararı elbette bir parti kapatma kararı değildir ancak sonuçları itibariyle bir partiyi işlevsiz hale getirmek, içini karıştırmak ve gücünü yok etmek neticesini doğurabilecek bir karardır.
Kendi tecrübemle söylemek isterim ki bu tür müdahaleler siyasi partilerden daha çok başta siyaset kurumu olmak üzere kurumların işlevsiz kalmasına ve demokrasinin yolunun kesilmesine sebebiyet verir.
Merhum Erbakan Hocamız, partimiz her kapatıldığında kimseyi sokağa, taşkınlığa ve vurup kırmaya teşvik etmemiştir.
"MİLLETİMİZİN GÖNÜL TAHTINDA AK PARTİ VAR"
Alınan kararı üzüntüyle karşılar ve büyük davamız yanında bunun nokta kadar değeri yoktur diyerek yoluna devam ederdi. Biz yolumuza devam ettik ve AK Parti ile milletimizin yolunun bizimle olduğuna inandık.
Düşe kalka ama dosdoğru yürüdük. AK Parti'yi kuran kadro nice darbeler, muhtıralar, yol kesmeler, tehditler ve kumpaslara rağmen yıllardır milletin güvenini taşıyor.
Yine bu kadro, önüne kurulan barikatları tekme tokatla yıkmak yerine zaman içerisinde hukuk ve sabırla milletimize güvenerek yoluna devam ediyor.
'Muhtar bile olamaz!' çığlıklarının atıldığı günden bugüne geldiğimizde, hukuka ve aziz milletimize güvenimiz neticesinde de bugün 11 yıl kesintisiz Başbakanlık, 12 yıldır da kesintisiz Cumhurbaşkanlığı görevi yapan bir liderimiz ve milletimizin gönül tahtında olan AK Partimiz var.
CHP Genel Başkanlığı görevinden alınan Özgür Özel, İzmir’den CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na seslendi. "Kemal Bey'e bir teklifim var" diyen Özel, sandık çağrısını yeniledi.
"KAZANIRSA ELİNİ ÖPECEĞİM"
Özel “Bu işin bir çıkışı var. Kemal beye önerim şu: Bayram sonradaki 1-2 hafta içindeki pazar günü gelsin. Kemal beye 2 milyon üyemize genel başkan seçtirmeyi teklif ediyorum. Sandıklar ilçelerde elinde üye kartıyla oy kullanacak, orada seçilen genel başkanı da tüm Türkiye kabul edecek. Sonrasında da davulla zurnayla bir kurultay yapıp 2 milyon üyenin seçtiğini genel başkan yapacağız. İki milyon CHP'linin önüne sandığı koyarsanız yarışacağım. Eğer seçimi benden başka birisi kazanırsa elimi kaldırmayı bırak elini öpeceğim, yanında gezeceğim" dedi.
MİTİNG İÇİN İZMİR'İ SEÇTİ
Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevinden alınan Özgür Özel, ‘mutlak buldan’ kararını tanımadığını belirtmiş, İzmir’de miting düzenleme kararı aldığını duyurmuştu. İzmir Valiliği, alanın kısıtlı sayıda kişi alabileceği gerekçesiyle Cumhuriyet Meydanı için yapılan başvuruyu reddederek, alternatif olarak Gündoğdu Meydanı'nı işaret etmişti.
ALANDA TANSİYON YÜKSELDİ
CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç ve parti yönetimi, Valiliğin bu kararına rağmen adres değişikliği yapmayacaklarını belirtmişti. Güç, partilileri saat 12.00'de Cumhuriyet Meydanı'na davet etmişti. İzmir'de düzenlenmek istenen miting öncesi emniyet güçleri ve toplanan grup arasında gerginlik yaşandı. Cumhuriyet Meydanı'nda toplanmak isteyen grup, polisin ‘Dağılın’ uyarısını dikkate almadı. Polis, gruba müdahale etti.
BARİKATLAR KURULDU
Cumhuriyet Meydanı polis barikatlarıyla yaya ve araç trafiğine kapatılırken, meydan çevresine çok sayıda çevik kuvvet otobüsü ve TOMA konuşlandırıldı. Meydana giriş ve çıkışlar tamamen durduruldu. Barikatlar etrafından toplanan kalabalık sloganlar atarken, polis ekipleri izinsiz toplanmanın kanuna aykırı olduğu yönünde anonsunu tekrarladı. Alanda beklemekte ısrar eden gruba çevik kuvvet ekipleri müdahale etmeye başladı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, istinafın CHP Kurultayı hakkındaki kararı sonrası ilk Parti Meclisi (PM) toplantısını 1 Haziran'da yapacak. CHP'de aynı gün Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) da toplanacak.
Parti kaynaklarından edinilen bilgilere göre, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun partinin, kurultayın ardından en yetkili organı olan PM'yi 1 Haziran Pazartesi saat 11.00'de toplaması planlanıyor. Toplantıda, PM üyeleri içerisinden Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeleri belirlenecek ve Kılıçdaroğlu'nun kurmayları arasında görev dağılımı yapılacak.
CHP'de 'Mutlak butlan' krizi bugün de devam ediyor.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi, CHP kurultay davasında, Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar vermişti. Görevlendirmenin ardından bugün CHP Genel Merkezi'nde tahliye gerginliği yaşanıyor.
CHP'li büyükşehir belediye başkanları, yaptıkları ortak açıklamada en geç 45 gün içinde olağanüstü kurultayın toplanması gerektiğini bildirmişti.
CHP'li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, sosyal medya hesabı üzerinden yeni bir açıklama yaptı. Yavaş açıklamasında, kurultaya ilişkin mesaj vererek CHP Genel Merkezi'ndeki gerginliğe de değindi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, "Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezine polis zoruyla girilmesi gibi bir tablo; sadece bir siyasi partiye değil, Türkiye’nin demokratik birikimine zarar vermekten başka bir işe yaramaz." dedi.
Mansur Yavaş açıklamasında şu ifadelere de yer verdi:
“Unutulmamalıdır ki Cumhuriyet Halk Partisi’ne umudunu bağlamış milyonlarca insan vardır. Bu iradeyi yok sayan, her yaklaşım; toplumsal vicdanda derin yaralar açacaktır. Buradan bir kez daha sesleniyorum: O kurultay 45 gün içinde toplanmalıdır.”
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, genel merkez önündeki kameralara adeta ateş püskürdü. Parti tabanının ve delegelerin karşı karşıya getirilmesinden, emniyet güçlerinin partinin kapısına kadar dayanmasından Kemal Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutan Başarır, eski Genel Başkan'a yönelik çok ağır ifadeler kullanarak adeta bela okudu. Başarır, sesini yükselterek, "Yıllarca omuz omuza yürüdüğü arkadaşlarını dövdürtecekse, öldürtecekse Allah onun belasını versin. Bu millet onu affetmeyecek, tarih onu affetmeyecek" sözleriyle tepkisini ve öfkesini dile getirdi.
Bugün demokrasimize ağır bir darbe yapılmaya çalışmış, sandığımız kaçırılmaya çalışılmış ve bunu yapmak üzere kaba kuvvetle, zorla genel merkezimize girilmeye çalışmıştır. Biz başından beri mutlak butlan diye bir kararın olamayacağını ilgili kanunlara tamamen aykırı olduğunu üretilmiş bir karar olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki siyasal rejimi altüst etmek üzere yaratılan bir kavram olduğunu ve nihai amacının da siyasi operasyon olduğunu açıkça söylemiştik.
CHP’nin yükselişini anlayamayanlar, iktidar yürüyüşün önüne geçemeyenler, cumhurbaşkanı adayımızın bileğini bükemeyenler, önce İstanbul’da bir darbe yaptılar ama başaramayınca CHP’nin kurumsal kimliğine saldırmayı tercih ettiler. Bu saldırı hukuksuzdur, haksızdır dolayısıyla kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz.
Biz bunları söylerken, bir yandan da CHP’nin tarihine, sorumluluğuna yakışır şekilde bir iletişim kurarak, bu demokrasi krizine olabilecek olayı en az hasarla atlatmanın çarelerine baktık.
İletişim kurmaya çalıştık. Dün akşamın geç saatlerine kadar iki milletvekili arkadaşımızla çalıştık. Ben ve sayın Suat Özçağdaş birlikte bugün için sözleşmiştik ve özellikle kurultay tarihini kesinleştirmek ve belirlemek üzere toplanacaktık. Bizim açımızdan bu bir darbe girişimidir, sandığın kaçırılmasıdır, çok partiler rejimin yok edilmesidir, dolayısıyla buradan çıkışın bir tek yolu vardır o da kurultaydır.
"GETİRİN SANDIĞI KURULTAY YAPALIM"
Madem ki bizim yaptığımız olağanüstü kurultayları saymıyorsunuz o halde getirin sandığı kurultay yapalım. Bizim beklentimiz bu iken bir yerlerden buldukları mafya bozuntuları ile sabahın köründe adeta tehdit ederek kapımıza dayandılar. Örgütümüzün direnci ile bu saldırı girişimini püskürttük ve yeni bir uzlaşı arayışı içerisindeyiz. Ne ülkemizin ne halkımızın ne CHP’lilerin böyle bir krizi hak etmediğini ve bu krizin mutlaka iletişimle çözülmesi gerektiğini söylüyoruz ve buna inanıyoruz.
"İÇİŞLERİ BAKANI'NDAN RANDEVU ALDIK"
Tam da bu nedenle Sayın İçişleri Bakanı’ndan randevu aldık ve birazdan gideceğiz, görüşlerimizi, taleplerimizi bize göre kritik taleplerimizi aktaracağız. Sayın Bakan’dan da hiç kimsenin burnunun kanamadığı, hiçbir polis memurumuza en ufak hamlenin yapılmadığı, demokrasimizin yara almadığı, tam tersi demokrasimiz adına umut büyüteceğimiz bir çözüm bekliyoruz. Bunun için görüşeceğiz.
BAKAN ÇİFTÇİ İLE GÖRÜŞME GERÇEKLEŞTİ: EMİR'DEN YENİ AÇIKLAMA
CHP heyeti İçişleri bakanı ile görüştü. CHP grup Başkanvekili Murat Emir, görüşmeye ilişkin açıklamalarda bulundu.
Bakan ile görüşmenin kendileri için yararlı olduğunu söyleyen Emir, şu ifadeleri kullandı:
İcra talebi usule aykırı olarak genel merkezimize yapılıyor. Hukuken gerekmediği halde genel merkezden içeri girmek istedi icra memurları. Usulüne göre tebligat yapılması son derece önemli. Kapıdan tebliğ edilebilirdi. Avukatlarımızın dosyaları incelemesine izin verilmedi. İlla kapıları açın içeri gireceğiz denildi.
Siyasi partiler Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca denetlenirler. Oraya bununla ilgili başvurumuz var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı sitesinde de genel başkanın Özgür Özel olduğu açıkça görülmekte. Bu karar bir tedbir karar ama yok hükmündedir. 38. kurultayı yok sayarak tedbir kararının önüne geçmişlerdir. Bu karar bir an için işleme konulursa Türkiye'de çok partili hayattan bahsetmek olanaksız olacaktır. Artık Türkiye'de dernek seçimleri dahi yapılamaz hale gelecektir.
Sayın içişleri bakanımızdan güvenlik güçlerimizin güç kullanarak girmemesini talep ettik. Allah korusun polis memurlarımızın yaralanması olabilir. Partililerimiz yaralanabilir. Daha soğukkanlı olmamız gereken saatlerden geçiyoruz. Bazı partili arkadaşlarımız içişleri bakanlığına neden gidiyorlar, iletişime açığız diyorlar. Bakanlığa ilk giden kendileridir.
Kararı uygulamaya kalktılar. İletişime açığız diyorlar ama kapalılar. Kongre tarihini belirleyecektik. Türkiye'nin ihtiyacı kurultaydır. Kurultay tarihini konuşup suhuletle bu işi çözelim derken sabahın erken saatinde kol kola girip gövde gösterisine gelmişler. Biz 12'de yapacağımız toplantıya hazırlanıyorduk. Kurultay tarihini konuşmak istiyorlarsa diledikleri zaman diledikleri yerde görüşürüz.
İçişleri Bakanlığı, tutuklanan Akçakoca Belediye Başkanı Fikret Albayrak'ın görevden uzaklaştırıldığını duyurdu.
Bakanlığın NSosyal hesabından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Düzce ili Akçakoca Belediye Başkanı Fikret Albayrak, hakkında 'icbar suretiyle irtikap' suçu nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında Düzce 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 23 Mayıs 2026 tarih ve 2026/274 sorgu sayılı kararı ile tutuklanması üzerine, Anayasa'nın 127'nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 47'nci maddesi uyarınca geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı'nca görevden uzaklaştırılmıştır."
CHP Genel Merkezi önünde hareketli saatler yaşanıyor. Sabah saatlerinde yaşanan arbede ve tahliye gerginliği sonrası CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den dikkat çeken açıklamalar geldi.
Sözcü'ye konuşan Özel, Kemal Kılıçdaroğlu ile kurultay için görüşme zemini oluştuğunu ancak genel merkeze “mafyatik gruplarla” gelindiğini ileri sürdü.
“KEMAL BEY İLE GÖRÜŞME KARARI ALDIK”
Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmenin detaylarını anlatarak şu ifadeleri kullandı: “Şu anda Genel Merkez'de bekliyoruz. Kemal Bey, ‘Özgür Bey beni arayacaktı’ demişti. Evvelsi gün konuştuk, ben dedim ki ‘Parti Meclisi üyelerimizle ve milletvekillerimizle değerlendireyim’ değerlendirdik. Ortaya çıkan tabloyu da kendisine söyledim.”
Özel, en kısa sürede kurultayın yapılmasını konuşmak üzere iki tarafın temsilciler belirlediğini söyledi.
İKİ TARAF DA TEMSİLCİ BELİRLEDİ
Özel açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Yani en hızlı şekilde bir kurultayı konuşmak üzere ‘Bir araya gelebilir arkadaşlar’ dedik. Bugün öğle saatleri için konuştuk ve Kemal Bey ile sözleştik. Ben iki isim belirledim. Bunlar Suat Özçağdaş ve Murat Emir. Kemal Bey de iki isim belirledi Orhan Sarıbal ve Mahir Polat şeklinde. Bu isimler bugün saat 12.00'de buluşacaklardı.”
“SABAH 07.00’DEN İTİBAREN KAPIYA GELDİLER”
Ancak Özel, sabah saatlerinden itibaren CHP Genel Merkezi önünde yaşananların tüm süreci değiştirdiğini savundu.
Özel, şu ifadeleri kullandı: “Ama bugün sabah saat 07.00'den itibaren Genel Merkez'imizin kapısının önünde yaşananları görmüşsünüzdür. Ben tarif edeyim: CHP üyesi olmayan, Ankara'nın çeşitli barlarında bodyguardlık yapan mafyatik gruplarla, adı anılan tiplerle kapıya gelip girmeye çalıştılar. Arkadaşlar da buna izin vermedi ve kapıları kilitledi.”
“ZORBA YÖNTEMLE ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Özgür Özel, bir yandan kurultay için görüşme zemini aranırken diğer yandan genel merkezin zorla ele geçirilmeye çalışıldığını öne sürdü.
Özel açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Buradaki esas sorun şu: Biz Kemal Bey ile arkadaşlar oturacak, konuşacak ve en kısa zamanda kurultay talebimiz var. Bu şartlarda herkesi konuşuruz demişken, onlar gelip burayı zorba bir yöntemle, bir yandan mafyatik tipler bir yandan da polis arkalarında kurultayı konuşmadan burayı zorla ele geçirmeye çalışıyorlar.”
“SİLAH VE BIÇAK TAŞIYANLAR VAR”
Genel merkez önündeki kalabalığa ilişkin de dikkat çeken ifadeler kullanan Özel, bazı kişilerin üzerinde silah ve bıçak bulunduğunu öne sürdü. Özel, “Dışardaki tiplerden bir kısmının üzerinde silah ve bıçak var. Tuhaf tipler... Onlarla bizim gençlerimizi karşı karşıya getirmemeye çalışıyoruz. Esas sıkıntı o. Şu anda Genel Merkez önünde kalabalıklar giderek artıyor” dedi.
Ankara'daki CHP Genel Merkezi'nde yaşanan tahliye gerginliği sonrası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'ndan açıklama geldi. Basın Danışmanı Atakan Sönmez vasıtasıyla çağrı yapan Kılıçdaroğlu, önemli açıklamalarda bulundu.
"CHP'NİN TÜM ÖRGÜTLERİNE MAHKEME KARARININ GEREKLERİNE UYMALI"
Atakan Sönmez, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Kılıçdaroğlu'nun mesajını paylaştı. Kılıçdaroğlu mesajında, "CHP'nin tüm örgütlerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından verilen karar uyarınca işlem yapmaya çalışan yargı görevlileri emniyet personeli ve tüm kamu görevlilerine ve mahkeme kararının gereklerine uymasını rica ederim." ifadelerini kullandı.
"Ayrıca örgüt kültürüne ve disiplinine aykırı hiçbir eylem ve davranışta bulunmamasını da rica ederim. Talimata aykırı hareket edenlerle ilgili gerekli tedbirler alınacaktır."
GENEL MERKEZDE TAHLİYE GERGİNLİĞİ
CHP Genel Merkezi'nde sabah saatlerinde kurultay gerilimi kavgaya dönüşmüştü. Binayı barikatlarla kapatan Özgür Özel cephesi, sabah saatlerinde tahliye için gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu destekçilerine engel olmuştu. Taraflar arasındaki tartışma önce arbedeye, daha sonra da kavgaya dönüşmüştü. Kılıçdaroğlu’nun avukatı Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’ne yazılı başvuru yaparak parti genel merkezine tahliye edilmesini istemişti.
CHP'DE MUTLAK BUTLAN SÜRECİ
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin CHP'nin 38. Olağan ve 21. Olağanüstü kurultaylarını "mutlak butlan" gerekçesiyle iptal etmesi ortalığı karıştırmıştı. Kurultayların yapıldığı andan itibaren "yok hükmünde" sayılmasıyla Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığa dönüşünün hukuki zeminini hazırlayan bu karara, mevcut yönetim tepki göstermişti.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından CHP kurultay davasında, Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verilmişti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Avukatı Celal Çelik, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü'ne 23 ve 24 Mayıs'ta iki ayrı dilekçe verdi.
Çelik, Ankara Emniyet Müdürlüğünden, CHP'nin temsil yetkisinin Kılıçdaroğlu ve yönetimine ait olmasına rağmen önceki parti ilgilileri tarafından Genel Merkez binasının boşaltılmadığını bildirerek destek talebini iletti.
"GENEL MERKEZİN TARAFIMIZA TESLİMİ KONUSUNDA GEREKLİ İŞLEMLERİN YAPILMASINI TALEP EDERİZ"
Avukat Çelik yazdığı dilekçede, ‘'Tüm yapıcı girişimlere ve milletvekillerinin görüşme çabalarına rağmen milletvekillerinin dahi Genel Merkez içine alınmadığı, daha ötesi uzunca bir süre yapıcı diyalog kurulmaya çalışılmasına karşın sonuç alınamadığı anlaşılmış olmakla Parti Genel Merkezinin tarafımıza teslimi konusunda gerekli işlemlerin yapılmasını talep ederiz'' ifadelerine yer verdi.
ANKARA VALİLİĞİ'NDEN EMNİYETE TALİMAT
Ankara Valiliği, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Avukatı Celal Çelik'in, CHP Genel Merkezinin mahkeme kararına dayalı olarak yetkililere teslim edilmesi için yaptığı talebin ardından mahkeme kararının yerine getirilmesi konusunda Ankara Emniyet Müdürlüğüne talimat verildiğini duyurdu.
Valilik tarafından yapılan açıklamada, "Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin 21.05.2026 tarihli ve 2026/32 Esas, 2026/658 Karar sayılı kararı ve Ankara 3. Genel İcra Dairesinin 2026/33826 Esas sayılı dosyasında düzenlenen tebliğ ve tebellüğ belgeleri gereğince; Cumhuriyet Halk Partisi Vekili Avukat Celal Çelik'in Ankara Emniyet Müdürlüğüne yaptığı başvuru ile mahkeme kararına uyulmadığı bildirilmiştir. CHP Vekili Avukat Celal Çelik, CHP Genel Merkezinin mahkeme kararına dayalı olarak yetkililere teslim edilmesi için gerekli işlemlerin yapılmasını talep etmiştir. Mahkeme kararının yerine getirilmesi konusunda Ankara Emniyet Müdürlüğüne talimat verilmiştir" ifadelerine yer verildi.
KILIÇDAROĞLU'NDAN CHP TEŞLİKATINA ÇAĞRI
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu CHP teşkilatlarına çağrıda bulundu.
Kılıçdaroğlu, "Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm örgütlerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından verilen karara uymasını rica ederim. Ayrıca örgüt kültürüne ve disiplinine aykırı hiçbir eylem ve davranışta bulunmamasını da rica ederim." ifadelerini kullandı.
Bugün yaşanan "mutlak butlan" gelişmesinin ardından, CHP Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen kritik toplantıya damga vuran bir "Adana kebap" tartışması yaşandı. Parti yönetiminin önemli bir gündemle toplandığı anlarda, Milletvekili Umut Akdoğan’ın yemek çıkışı Özgür Özel’i adeta çileden çıkardı.
Cumhuriyet Halk Partisi mutlak butlan davasında karar çıktı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP kurultay davasında Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verdi.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) “mutlak butlan” kararının ardından bir CHP üyesinin YSK’ye yerel seçimin iptali için yaptığı başvuru reddedildi.
YSK, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri’nin iptal edilmesi talebiyle başvuru yapıldığı öğrenilmişti.
Alınan bilgiye göre bir CHP üyesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı’nın mutlak butlan nedeniyle malul olduğunun tespiti ile yapıldığı tarihten itibaren iptaline ilişkin kararının ardından YSK’ye başvuru yaptı.
Başvuruda, 4-5 Kasım 2023’teki kurultayın ardından 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri’nin iptal edilmesinin talep edildiği belirtildi.
YSK’nin, bugün yapılacak gündem toplantısında bu başvuruyu da ele alması bekleniyordu. YSK’den ret kararı geldi.
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin mahkemenin mutlak butlan kararının ardından, İYİ Parti Başkanlık Divanı ve Meclis Grubu, Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu başkanlığında, İYİ Parti ek binasında olağanüstü toplandı.
Saat 10.00’da başlayan toplantı, yaklaşık 5 saat sürdü. Görüşmenin ardından Dervişoğlu, parti kurmaylarıyla genel merkez binasına gelerek açıklamada bulundu.
Parti genel merkezindeki konferans salonunda, parti kurmayları ve Ankara teşkilatının da katılımıyla basın açıklaması yapan Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“200 yıla yaklaşan demokrasi geleneğimizin ve 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin kırılma noktalarından birindeyiz. 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin, kurultaydan 2 yıl sonra başlatılan hukuki sürecin sonunda bir karar açıklandı. Bu karar, yalnızca bir siyasi partiyi değil, Türkiye’nin 75 yıllık çok partili siyasal düzenini, seçme ve seçilme hakkını, demokrasimizi, hukuku, ülkenin bugününü ve istikbalini hedef almıştır.
‘HUKUKSUZLUĞUN SEBEBİ CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİDİR’
Demokrasinin temelinde millet egemenliği, eşitlik ve adalet vardır. Tam ve kamil demokrasilerde siyasi partiler milletin iradesiyle kurulur ve milletin iradesiyle yoluna devam eder. Bu yolda ödülü de gerektiğinde cezayı da milletimizden başkası veremez. İktidar ya da muhalefet fark etmez, tüm siyasi partiler bu ülkenin ortak siyasal mirasının parçalarıdır. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle sürüklendiğimiz tek adam rejiminde, baskıların, yoksulluğun, yolsuzluğun ve bugün karşı karşıya kaldığımız hukuksuzluğun sebebi de bu sistemdir.
Sürekli millet iradesinden dem vuran Cumhur İttifakı’nın, iktidarını sürdürebilmek için tenezzül ettiği bu ve benzeri yöntemler, hukuk sistemimiz ve adalet kalemizin burçlarında gedik açmıştır. Bu mesele, bir siyasi partinin kurultayı ile ilgili olmaktan öte, seçim sistemimiz ve Anayasamız açısından da ağır sonuçları olabilecek bir meseledir.
İşte bu tarihi noktada, ben Müsavat Dervişoğlu olarak huzurunuzda bir kez daha ifade ve ilan ediyorum ki, İYİ Parti taraftır. İYİ Parti bu tek adam rejimine karşı, parlamenter demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, adil bir devlet, adil bir yargı ve adil bir yönetimden taraftır. İYİ Parti, Türkiye’yi üniter yapısına dağıtarak, istibdat rejimine sürüklemek isteyenlere karşı Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet devletinden taraftır.
Çok partili Türk demokrasisine bir darbe, Türk milletinin bugününe ve istikbaline bir pusu ve Cumhuriyet’in yüksek mirasına melun bir saldırı olarak gördüğümüz mutlak butlan kararının, bizzat kendisi mutlak butlandır.
Unutulmasın ki; Anayasamıza göre, bu konulardaki tek ve son yetki sahibi olan Yüksek Seçim Kurulu kararını hiçe sayarak, aslında Anayasamızı çiğneyen bu yaklaşım, iktidar partisi de dahil tüm siyasi partiler için bir tehdittir. Yargı vesayeti anlamına gelebilecek böylesi bir adım, Anayasamızdan başlayarak ilgili yasalarımızı hiçe sayan, millet iradesine karşı yapılmış anti demokratik bir kalkışmadır. Cumhuriyet tarihi, millet iradesinin önüne engeller çıkarmaya çalışanların akıbetlerine dair örneklerle doludur. Türk milleti, anayasal haklara ve sarsılmaz iradesine ipotek koymaya kalkan, üniformalı ya da sivil her girişimi, nihayetinde sandıkta cezalandırmış ve kutsal hakkını muhafaza edebilmeyi bilmiştir.
‘İSTİKRAR’ VURGUSU
Her fırsatta istikrardan söz eden iktidar, bu hukuksuzluğun, ülkemizde tam bir istikrarsızlığa sebep olacağını görmüyor olamaz. İstikrar, vatandaşın yarınından emin olmasıdır. Tüccarın döviz kurundan, öğrencinin geleceğinden, kadının hayatından, güvenliğinden, memurun ayın sonunu getirebilmesinden, çiftçinin, emeklinin hakkını alabilmesinden emin olmasıdır. İstikrar, dedemizden aldığımızı torunumuza miras bırakabilmektir. Şimdi soruyorum. Tarihimizi unutturan, yarınımıza ortakçılar çıkaran, teröristi siyasetçi, siyasetçiyi terörist yapan, gencecik çocukları kodese tıkıp, suç makinesine dönmüş canileri aramıza salan bu iktidar neyin istikrarını vadedebilir?
Yargının siyasallaştığı, her sabaha ülkenin operasyonlarla uyandığı, ekonomi programının iktidarın siyasi ajandasına göre şekil almak zorunda kaldığı bir ülkede istikrar olabilir mi? Bu gerçeklerden hareketle, buradan ilan ediyor ve hatırlatıyorum ki, milletimiz müsterih olsun. 150 yıllık demokrasi geleneğimiz bu krizi aşacaktır. İYİ Parti, milletimizden ve asla taviz verilmeyecek olan millet egemenliğinden yanadır. Bu ve benzeri girişimleri önleyecek kararlılığımız ve gücümüz vardır. Telaşa kapılmadan ama gerçeği de görerek, demokrasimizin, hukukun, adaletin yanında saf tutmaya, milletimizin ali menfaatleri uğurunda mücadele etmeye kararlıyız.”
‘ELBETTE Kİ CHP GENEL BAŞKANI’NI ZİYARET EDECEĞİM’
Bir gazetecinin, “Dün akşam CHP Genel Merkezi’ne bazı partiler gitti. Siz neden gitmediniz, gitmeyi düşünüyor musunuz” sorusuna Dervişoğlu, şu yanıtı verdi:
“Karara ilk tepki gösteren siyasi parti genel başkanıyım. Müsaade edin ki kendi programımı kendim tanzim edeyim. Çünkü bu tür programlar randevu gerektiriyor. Sayın Özgür Özel’in ne denli yoğun olduğunu, bir toplantıdan diğer toplantıya girip çıktığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla elbette ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı’nı ziyaret edeceğim. Ama bu, karşılıklı olarak bir takvim ve saat belirlemekle mümkün olabilecek bir şey. İYİ Parti bu meseleye, ‘Ben bundan ne elde ederim?’ penceresinden bakmıyor; Türkiye’yi nasıl kurtarırım, o noktai nazardan değerlendiriyor. Dolayısıyla siyasi geleneklerimizin içinde selden kütük kapmak yoktur.”
Diğer yandan Dervişoğlu’nun bugün saat 17.30’da CHP Genel Merkezi’nde Özgür Özel’i ziyaret edeceği bildirildi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Seçimli Kurultayı’nı “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal etmesi sonrası, Özgür Özel ve mevcut parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırıldığı, Kemal Kılıçdaroğlu ve önceki yönetiminin ise görevi devraldığı bildirildi.
MAHKEME, CHP’NİN İTİRAZINI REDDETTİ
CHP, istinaftan çıkan mutlak butlan kararının ardından parti lideri Özel ve yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması hakkında mahkemeye itiraz dilekçesi sunmuştu.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP Kurultayı’na yönelik verdiği tedbir kararına CHP Genel Merkezi tarafından yapılan itirazı reddetti.
KILIÇDAROĞLU’NA ‘MUTLAK BUTLAN’ TEBLİĞİ YAPILDI
İstinaf Mahkemesi’nin CHP kurultayına ilişkin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından, kararın tebliği için görevlendirilen icra memurları Kemal Kılıçdaroğlu’na resmi bildirimi yaptı.
Tebliğ sırasında kurultayın iptali için dava açan Lütfü Savaş’ın avukatı Onur Üregen de bulundu.
Onur Yusuf Üregen şu açıklamayı yaptı:
“Karar ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi. Bundan sonra partinin iç işleyişine yönelik. Kemal Kılıçdaroğlu’na hayırlı olmasını diliyorum. Görev tebliğ edildi. Partimizin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.”
GENEL MERKEZ’E GİDECEK
Kılıçdaroğlu’nun basın danışmanı Atakan Sönmez ise şunları söyledi:
“Kılıçdaroğlu Genel Merkez’e gidecek. Bugünkü yapılan prosedür. Görevi başlamıştır. Bundan sonra Türkiye’nin sorunlarına dair temiz siyaset başta olmak üzere ilgilenecektir. Toplumun sorunlarına çözüm üretmek için çalışacak. Sayın Genel Başkan bütün arkadaşlarıyla istişare ediyor. Gerginliğin tarafı değildir. Olmayacaktır. Şu anda planlanmış bir görüşme yok. CHP’yle ilgili kesin bilgileri ve kararları basına bilgi geçilecektir. Bir tane CHP var. CHP’nin şu an genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.”
KILIÇDAROĞLU ‘GÖREVLENDİRME’ YAPIYOR
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Parti Meclisi ve YDK üyelerini tek tek arayıp görevlendirme yaptığı belirtiliyor.
İCRA HEYETİ CHP’NİN KAPISINA GELİYOR
İcra Müdürlüğü heyetinin, İstinaf kararını tebliğ etmek üzere CHP Genel Merkezi’ne gelmesi bekleniyor.
Cumhuriyet Halk Partisi Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, “İcra heyeti CHP Genel Merkezi’ne giremez” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli canlı yayına gönderdiği açıklamada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği mutlak butlan kararına dair CNN Türk’e açıklamada bulundu.
Bahçeli’nin mesajında şu ifadeler yer aldı:
“21 Mayıs 2026 bugün Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı vermiştir. Bu karar, söz konusu kurultayın baştan itibaren hukuken geçersiz sayılması anlamına gelmektedir. Mahkeme ayrıca bu kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu süreçte alınan kararların da hükümsüz olduğuna hükmetmiştir. Karar kapsamında Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir.
Mahkeme, kurultay öncesindeki yönetimin yani Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki parti organlarının karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmesine hükmetmiştir. Kararın YSK’ya, ilgili seçim kurullarına ve Ankara Valiliğine gönderilmesine karar verilmiştir. Kararın en önemli sonucu, CHP’de hukuki ve fiili yönetim yetkisi konusunda ciddi bir belirsizlik yaratmasıdır. Karar taraflara tebliğ edildikten sonra iki hafta içinde Yargıtay’a temyiz başvurusu yapılabilecektir; nitekim gerekli itirazın yapıldığı açıklanmıştır.
‘KILIÇDAROĞLU VE EKİBİ KARAR KESİNLEŞİNCEYE KADAR GÖREVE İADE EDİLMİŞTİR’
Kamuoyunun bildiği üzere 4-5 Kasım 2023 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı gerçekleşmiş, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla Sayın Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkanlık için demokratik bir yarışa girmişlerdir. Sayın Özgür Özel’in genel başkan olarak seçildiği kurultay, usulsüzlük iddialarıyla ve iptal sebebiyle bazı CHP delegeleri tarafından mahkemeye taşınmıştır. 21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, söz konusu kurultaya dair usulsüzlük iddialarının sübut bulduğu gerekçesiyle mutlak butlan kararına hükmetmiş; karar kesinleşinceye kadar Özgür Özel ve yönetimi tedbiren görevinden uzaklaştırılmış, eski genel başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi karar kesinleşinceye kadar göreve iade edilmiştir.”
“Bize göre meseleyi soğukkanlılıkla, hukuka uygun hareket etmekle, sorumluluk bilinciyle değerlendirmek; CHP’nin tarihi ve kurumsal kimliğini geleceğe taşımak iradesiyle hareket etmek en sağlıklı yol olacaktır” sözlerini kullanan Bahçeli, “Kongrenin yok sayılması talebiyle açılan dava 21 Mayıs günü neticelenmiş, söz konusu büyük kongre iddia olunan usulsüzlüklerin sübut bulduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun haksızlığa uğradığı kabul edilmiş, mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Bu noktada ‘yargı kararını tanımıyoruz’ gibi çıkışlar boşunadır ve gereksizdir. Direnmek yerine Türk siyasi hayatının asırlık çınarı olan CHP’nin kurumsal kimliğini korumak herkes için esas olmalıdır” dedi.
Bahçeli “Bunun için öncelikle tarafların sağduyu ile CHP ortak faydasında buluşmak, parçalanmamak, ufalanmamak ve savrulmamak iradesiyle hareket etmesi gerekmektedir. Etrafımızın ateş çemberi olduğu bir ahvalde, aynı zamanda da terörsüz Türkiye iradesinin vücut bulduğu iklimde toplumsal hareketliliğe CHP üzerinden yönelme girişimlerine fırsat vermemek elzemdir. Bu çerçevede CHP’de ortak akıl egemen hale gelmelidir. Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğine, bununla birlikte 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel’le görüşerek CHP’nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir” ifadelerini kullandı.
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultay iptal kararının ardından mahkeme tarafından atanan yeni yönetiminin ilk icraati aziller oldu.
ANKA’nın edindiği bilgiye göre, istinafın tedbir kararıyla CHP yönetimine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi avukatları Çağlar Çağlayan, Mehmet Can Keysan ve Hazar Kardaş’ı azletti.
‘GÖRÜNEN NİYETLERİ KALMAK’
Kendisi hakkındaki azil kararını değerlendiren Çağlayan, kararın mahkeme tarafından atanan yeni yönetimin ilk işi olduğunu belirterek kararın kendilerine 08.30’da ulaştığını belirtti.
Çağlayan şunları kaydetti:
“Zaten öyle diyorlardı bir süredir. ‘Karar çıkar çıkmaz yapacağımız ilk iş seni göndermek olacak diyorlardı’, öyle de yaptılar. Sabah 08.30’da erkenden, ilk yaptıkları şey üç parti avukatını görevden almak oldu. Bundan sonra yeni bir vekaletle davaya ilişkin başka bir işlem yaparlar mı, göreceğiz. Mahkeme tarafından atanıp görevi aldıktan sonra, böyle bir yetkisi olduğunu düşünüyor belli ki. Bizim ilişik koparma anlamında, avukat olarak ilişiğimizi kesmiş durumda azilnameyle. Ama bizim açımızdan bir disiplin süreci yürütür mü, onu nasıl yapar? Sonuçta orada heyetleri de atadı mahkeme kendine göre. YDK da kurdu. Kendince onlarla bir işlem yapmaya kalkar mı, onu göreceğiz. Biraz bunlar zaman içinde anlayacağımız şeyler. Kendilerini nereye koyuyorlar? Görünen niyetleri kalmak ve devam etmek. Kongreye gitmemek gibi görünüyor. Umarım bu yanlıştan dönerler.”
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada hem “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin önemli mesajlar verdi hem de muhalefete sert eleştiriler yöneltti. Sürecin hızlandırılması için yeni yol ve yöntemlerin değerlendirildiğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin terör sorununu tamamen geride bırakacak irade ve kapasiteye sahip olduğunu söyledi. Gençlik politikaları üzerinden CHP’ye yüklenen Erdoğan, AK Parti’nin gençlerle güçlü bağ kurduğunu savunurken, Cumhur İttifakı’nın Türkiye’nin geleceği için kararlılıkla yoluna devam edeceğini ifade etti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Konuşmasının önemli bölümünü “Terörsüz Türkiye” hedefi üzerine kuran Erdoğan, devletin ilgili kurumlarının süreci hızlandıracak yeni çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Cumhur İttifakı ortağı MHP ile birlikte çözüm sürecini daha güçlü hale getirecek yeni yöntemlerin değerlendirildiğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin yıllardır ağır bedeller ödediği terör sorununu artık tamamen geride bırakmak istediklerini ifade etti.Erdoğan, “En büyük eserlerimizden biri olarak gördüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizi ortak akılla, samimiyetle ve sağduyuyla menziline ulaştırmakta kararlıyız” ifadelerini kullanırken, ilgili kurumların örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak farklı modaliteler üzerinde yoğun şekilde çalıştığını dile getirdi. Sürecin geciktirilmeden sonuçlandırılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, “Hayırlı işlerde çabuk olunması gerektiğine inanıyoruz. Bu meseleyi bir an önce milletimizin gündeminden tamamen çıkarmakta kararlıyız” dedi.
“TÜRKİYE BU SORUNU ÇÖZEBİLECEK GÜCE SAHİP”Türkiye’nin terörle mücadele sürecinde büyük ekonomik ve sosyal bedeller ödediğini belirten Erdoğan, sadece ekonomik maliyetin 2 trilyon doları aştığını söyledi. Buna rağmen Türkiye’nin bu sorunu kalıcı şekilde çözebilecek kapasiteye, birikime ve tecrübeye sahip olduğunu ifade eden Erdoğan, en büyük güçlerinin millet desteği olduğunu kaydetti.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin her metrekaresinde huzurun, güvenliğin ve kardeşliğin hakim olduğu bir yapıyı inşa etmeyi hedeflediklerini vurguladı. Cumhur İttifakı’nın bu süreçte güçlü bir dayanışma sergilediğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin geleceği için ortak hareket etmeye devam edeceklerini dile getirdi. Erdoğan, geçmişte yaşanan sorunların tekrar etmemesi için devletin tüm imkanlarıyla mücadele yürütüldüğünü de söyledi.Konuşmasında birlik ve beraberlik mesajları veren Erdoğan, Türkiye’nin terör belasından tamamen kurtulmasının sadece güvenlik açısından değil, ekonomik kalkınma ve toplumsal huzur açısından da büyük önem taşıdığını ifade etti. Terörün yıllarca ülkenin enerjisini tükettiğini belirten Erdoğan, artık Türkiye’nin enerjisini kalkınmaya, teknolojiye ve gençlere yönlendirmek istediklerini söyledi.GENÇLİK ŞÖLENİ ÜZERİNDEN MUHALEFETE ELEŞTİRİCumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının önemli bölümünü gençlik politikalarına ayırdı. AK Parti Gençlik Kolları tarafından Kocaeli’nde düzenlenen gençlik buluşmasına değinen Erdoğan, etkinliğe yaklaşık 100 bin gencin katıldığını belirterek organizasyonun büyük bir coşku içerisinde gerçekleştiğini söyledi. Stadyumun içi kadar dışının da dolu olduğunu ifade eden Erdoğan, farklı yaşam tarzlarından gençlerin aynı atmosferde bir araya geldiğini kaydetti.Muhalefete yönelik eleştirilerde bulunan Erdoğan, CHP’nin gençlerle sağlıklı bir bağ kuramadığını ileri sürdü. AK Parti’nin kuruluşundan bu yana gençlerin taleplerini anlamaya çalışan bir siyaset izlediğini belirten Erdoğan, gençleri yargılayan ve ötekileştiren bir anlayıştan uzak olduklarını söyledi. Erdoğan, “Ders vermek yerine gençlere kulak vermeyi tercih ettik. Gençlerin sorunlarına yine gençlerle birlikte çözüm üretmeye çalıştık” ifadelerini kullandı.AK Parti’nin gençlik politikalarının sadece eğitim veya sosyal faaliyetlerle sınırlı olmadığını belirten Erdoğan, başörtüsü nedeniyle eğitim hakkı engellenen gençlerden bağımlılıkla mücadele eden gençlere kadar toplumun her kesimiyle ilgilendiklerini söyledi. Erdoğan, gençler arasında ayrım yapmadıklarını vurgulayarak, “Biz hiçbir zaman gençleri kategorilere ayıran bir anlayışın temsilcisi olmadık” dedi.“GENÇLER GERÇEKLERİ GÖRÜYOR”Konuşmasında CHP Genel Başkanı’na da sert sözlerle yüklenen Erdoğan, muhalefetin gençlik şölenini küçümsemeye çalıştığını söyledi. CHP’nin artık salonları doldurmakta bile zorlandığını savunan Erdoğan, gençlerin yaşanan siyasi tartışmaları ve ortaya çıkan iddiaları yakından takip ettiğini ifade etti.CHP içinde yaşanan tartışmalar nedeniyle seçmenin rahatsız olduğunu ileri süren Erdoğan, gençlerin bu tabloyu net şekilde gördüğünü belirtti. Erdoğan, “Rüşvetsiz selam dahi almayanların içler acısı durumunu bu ülkenin gençleri görüyor” ifadelerini kullanırken, AK Parti’nin gençlere güvenmeye ve onların önünü açmaya devam edeceğini söyledi.
TeknoFest gençliğinin Türkiye’nin geleceğinde önemli rol oynayacağını belirten Erdoğan, savunma sanayiinden teknolojiye kadar birçok alanda yetişen gençlerin Türkiye’nin yarınlarını şekillendireceğini ifade etti. Gençlerin bilim, teknoloji ve üretim alanlarında daha fazla söz sahibi olması için çalışmayı sürdüreceklerini kaydeden Erdoğan, Türkiye’nin geleceğini gençlerle birlikte inşa edeceklerini dile getirdi.“BU HAREKET BİR DAVA HAREKETİDİR”Konuşmasının ilerleyen bölümünde siyasi geçmişine ve AK Parti’nin kuruluş sürecine değinen Erdoğan, partinin yıllar boyunca birçok baskı ve müdahaleyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Türkiye’nin geçmişte darbeler, muhtıralar, siyasi yasaklar ve terör saldırılarıyla mücadele ettiğini hatırlatan Erdoğan, tüm bu süreçlerde geri adım atmadıklarını ifade etti.AK Parti hareketinin kişisel çıkar değil, büyük Türkiye hedefi doğrultusunda kurulduğunu belirten Erdoğan, “Bu hareket en başından beri bir dava hareketidir” dedi. Siyasi hayatı boyunca birçok ihanet ve zorluk yaşadığını söyleyen Erdoğan, buna rağmen mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmediklerini ifade etti.Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişte partilerine kapatma davaları açıldığını, siyasi baskılarla karşı karşıya kaldıklarını ancak millet desteği sayesinde yollarına devam ettiklerini söyledi. Türkiye’de vesayet anlayışına karşı mücadele verdiklerini belirten Erdoğan, “Kolayı değil zoru seçtik. Rahatımızı düşünmedik, mücadeleyi tercih ettik” ifadelerini kullandı.
Siyasi mücadele boyunca birçok saldırıya maruz kaldıklarını söyleyen Erdoğan, Türkiye’nin huzuru ve geleceği için fedakarlık yapmaktan çekinmediklerini dile getirdi. Erdoğan, “Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak binlerce kişi gelir” sözleriyle hareketlerinin kişilerle sınırlı olmadığını vurguladı.CUMHUR İTTİFAKI MESAJICumhur İttifakı’nın Türkiye’nin geleceği açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Erdoğan, MHP ile birlikte yeni dönemde de ortak hedefler doğrultusunda hareket edeceklerini söyledi. Türkiye’nin huzuru, güvenliği ve kardeşliği için mücadele etmeyi sürdüreceklerini belirten Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın geçmişte olduğu gibi bundan sonra da önemli süreçlerde belirleyici rol oynayacağını kaydetti.Erdoğan, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasını sürdürürken aynı zamanda güvenlik alanında da güçlü adımlar atmaya devam edeceğini ifade etti. Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda gençlerin, kadınların ve toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil olacağını belirten Erdoğan, ülkenin geleceğini ortak akılla inşa edeceklerini söyledi.Konuşmasının sonunda birlik ve beraberlik vurgusu yapan Erdoğan, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tüm sorunların millet desteğiyle aşılacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “En güçlü dayanağımız millettir. Milletimizle birlikte yürüdüğümüz bu yolda tereddüt etmeden mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi’nce görevlendirilen icra heyeti, mahkemenin 38. Olağan Kurultay'a ilişkin verdiği mutlak butlan kararının tebliği için CHP Genel Merkezi’ne geldi.
Mahkemenin görevlendirdiği icra memurları, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaorğlu'na mahkeme kararını elden tebliğ etti.
NE OLMUŞTU?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36'ncı Hukuk Dairesi, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı'na ilişkin 'mutlak butlan' kararı vermişti. 36'ncı Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin davayı 'konusuz kaldığı' gerekçesiyle sonuçlandıran kararını kaldırarak, kurultayın yapıldığı tarihten itibaren iptaline karar verdi. Mahkeme ayrıca, kurultay sonrası yapılan tüm olağan ve olağanüstü kurultayların ve alınan kararların iptaline, Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki parti organlarının görevlerine devam etmesine hükmetmişti.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi, CHP kurultay davasında, Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verdi.
Mahkemenin kararının ardından CHP, kurultay davasına ilişkin 'mutlak butlan' kararına itiraz etti. Yargıtay itirazının ardından bugün de YSK'ya dijital ortam üzerinden itiraz dilekçesi verilmişti.
İTİRAZ REDDEDİLDİ
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP Kurultayı'na yönelik verdiği tedbir kararına CHP Genel Merkezi'nce yapılan itirazı reddetti.
NE OLMUŞTU?
Daire, CHP'nin 4-5 Kasım 2023'te yapılan 38. Olağan Kurultayı'nın iptaline ilişkin açılan davada, "davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına" dair hükmüne ilişkin Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesince 24 Ekim 2025'te verdiği kararla ilgili istinaf kanun yolu incelemesini tamamladı.
Buna göre, esas dava ile birleşmesine karar verilen dosyalar yönünden yapılan istinaf başvurularının kabulü ile Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesinin ilgili kararının kaldırılmasına karar verildi.
Söz konusu davanın kabulüne karar veren Daire, CHP'nin 4-5 Kasım 2023'te yapılan 38. Olağan Seçimli Kurultayı'nın mutlak butlan nedeniyle malul olduğunun tespiti ile yapıldığı tarihten itibaren iptaline hükmetti.
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptaline ilişkin davada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından CHP’li milletvekillerinden dikkat çeken açıklamalar geldi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun konutunun önünde konuşan CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat ve CHP Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız, partide birlik ve beraberlik mesajı verdi.
“KÜSKÜNLÜK OLMADAN YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ”
CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat, tüm partililerin mahkeme kararını sakinlikle karşılaması gerektiğini belirtti.
Yargının kararıyla tekrar göreve gelen Kemal Kılıçdaroğlu'nun tüm CHP'lilerin üzerinde emeği olduğunu belirten Polat, "Hep beraber kucaklaşarak, partide küskünlük olmadan birbirimize kenetlenerek iktidar yürüyüşümüze devam edeceğiz. Herkesin bilmesi gereken bir şey var. Cumhuriyet Halk Partisi siyaset üretecek, Türkiye'nin, bölgenin sorunlarına eğilen bir parti haline dönecektir. Sonuç partimiz için hayırlı olsun. Hep beraber bu sürecin içinde güçlenerek çıkacağımızı söylemek istiyorum. Sayın Kılıçdaroğlu'na partimizin, örgütümüzün, vatandaşlarımızın güvenmesi gerektiğine inanıyorum." ifadelerini kullandı.
CHP Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız da çıkan karar neticesinde tüm partililerin Kemal Kılıçdaroğlu çatısı altında toplanıp birlik ve beraberlikle iktidara yürümesi gerektiğini ifade etti.
"KILIÇDAROĞLU'NUN EMRİNDEYİZ"
CHP’nin köklü bir parti olduğunu vurgulayan Yıldız, "103 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi vardır, var olacaktır. Önümüzdeki dönemde Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu nezdinde parti meclisi üyelerimiz, il ve ilçe örgütlerimiz ve meclis grubumuzla beraber tek hedefimiz iktidara yürümektir. Bugünden itibaren sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun çatısı altında olarak hep beraber yola devam edeceğiz" dedi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi, CHP kurultay davasında, Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verdi.
Daire, CHP'nin 4-5 Kasım 2023'te yapılan 38. Olağan Kurultayı'nın iptaline ilişkin açılan davada, "davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına" dair hükmüne ilişkin Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesince 24 Ekim 2025'te verdiği kararla ilgili istinaf kanun yolu incelemesini tamamladı.
Buna göre, esas dava ile birleşmesine karar verilen dosyalar yönünden yapılan istinaf başvurularının kabulü ile Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesinin ilgili kararının kaldırılmasına karar verildi.
Söz konusu davanın kabulüne karar veren Daire, CHP'nin 4-5 Kasım 2023'te yapılan 38. Olağan Seçimli Kurultayı'nın mutlak butlan nedeniyle malul olduğunun tespiti ile yapıldığı tarihten itibaren iptaline hükmetti.
Daire, mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) nedeniyle iptal kararı dolayısıyla bu tarihten sonra parti bünyesinde gerçekleştirilen tüm olağan ve olağanüstü kurultaylar ile alınan kararların da hükümsüz kaldığına karar verdi.
Kararda, "Olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu kurultaylarda alınan tüm kararların iptali" nedeniyle "4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultay'dan önceki duruma dönülmesine, kurultay tarihinden önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının görevlerine aynen devam etmelerine" karar verdi.
Ayrıca, 8 Ekim 2023'te gerçekleştirilen CHP İstanbul İl Kongresinin ve bu kongrede alınan tüm kararların da aynı gerekçeyle iptaline hükmetti.
Dairenin kararında şu ifadelere yer verildi:
"Mutlak butlanla sakatlanmış 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay ile göreve gelen Genel Başkan Özgür Özel'in, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin, Parti Meclisi
üyelerinin ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesi görevde bulunan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmelerine, göreve iadelerine ihtiyati tedbir kararının, gereği için Yüksek Seçim Kuruluna, Ankara İl Seçim Kuruluna, Çankaya 4. İlçe Seçim Kuruluna ve Ankara Valiliğine gönderilmesine karar verilmiştir."
Daire, 2 hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere verdiği kararı "oy birliğiyle" aldı.
İstinaf 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali talebiyle açılan davada her iki kurultay hakkında ‘mutlak butlan’ kararı verdi. Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organları görevlerine iade kararı verildi. Mutlak butlan kararı sonrası CHP'de Kurultay iptali için mahkemeye ilk başvuruyu yapan Lütfü Savaş'tan açıklama geldi.
'TÜRK SİYASİ TARİHİNİN EN ÖNEMLİ DAVASI'
Konuyla ilgili dava açan eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, kayınvalidesinin cenaze törenine geldiği Eskişehir’de durumu değerlendirdi.
Konuyla ilgili konuşan Lütfü Savaş, "Öncelikle bu karar tüm milletimize, Türkiye'deki tüm siyasetçilere ve siyaset mekanizmasına hayırlı uğurlu olsun. Bu karar şöyle başladı: Kurultay sonrası birçok konuşma oldu, birçok kurultay delegesi konuyla ilgili spekülatif konuşmalar yaptı. Sonra Bursa'da kurultayla alakalı bir dava açıldı. Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanımız dört veya beş defa Sayın Genel Başkanımız hakkında şaibeli kurultayın genel başkanı diye hitap etti. Ondan sonra önceki dönem genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu bir özel televizyonda bu konuyu dile getirdi, Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Genel Başkanımızla ilgili şaibeli kurultayda seçilen genel başkan diye hitap ettiğini belirtti. Tabii ki bu parti tarihin bize emanet ettiği bir parti. Bu parti Türkiye'de hangi siyasi görüşe, hangi dünya görüşüne sahip olursanız olun bu ülkenin vatandaşlarının yüzde 85'inin sevgisini kazanmış bir ulu çınarın kurmuş olduğu parti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün savaş meydanlarında Türkiye'nin siyasi mektebi olacak diye kurmuş olduğu bir parti. Ben de bir Atatürk sevdalısı, bu ülkeyi seven biri olarak partimin üzerinde böyle bir şaibe kalsın istemedim. Varsa bir şaibe, şaibeyle ilgili insanların ayıklanması, yoksa da partimizi hiç kimsenin kirletmemesi gerektiğini düşündüm. Bu nedenle bu davayı açtım. Bugün bu dava sonuçlandı. Gerçekten de belki de Türk siyasi tarihinin en önemli davasıydı. Bu davadan sonra bence Türkiye'de siyasi anlamda, siyasi arınma anlamında birçok ilki yaşayacağız diye düşünüyorum. Ama özellikle Cumhuriyet Halk Partisi ailesi için gerek mevcut şu anki yönetimin yanında olan arkadaşlar, gerek geçmişte Sayın Genel Başkanımız Kemal Bey'in yanında olan insanlar olarak hiçbirimizin sevinmemesi, sevinç çığlıkları atmaması gerekir. Bugünden itibaren hepimizin çok daha büyük bir sorumlulukla Cumhuriyet Halk Partisi'ni tabana nasıl indiririz, geleceğe nasıl hazırlarız, Türkiye'nin sorunlarının üstesinden gelecek bir kadroyla nasıl dizayn ederiz ve umutsuzluk taşıyan toplumun umutlarını tekrardan nasıl yeşertiriz diye düşüneceği bir zaman" dedi.
'HAYIRLI OLSUN'
Konuşmasının devamında ise Lütfü Savaş, şu ifadelere yer verdi:
"Bu davayı açarken ben en çok Cumhuriyet Halk Partisinin tarihi misyonunu, hukuk anlayışını, demokrasi geleneğini, şeffaflık anlayışını düşündüm ve umut verebilir bir parti haline gelmesi için bu davanın çok önemli olduğunu düşünerek bu davayı açtım. Türk demokrasisine, Türk siyasi tarihine hayırlı olsun ama bugün Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere bundan sonra siyasi partimiz içerisinde hizmet edecek, önemli kadrolarında bulunacak insanlarımızın gerçekten de sevineceği değil düşüneceği ve sorumluluk alacağı bir gün diyorum, tekrardan hepimize hayırlı olsun diyorum. Peki yarın itibarıyla parti içinde nasıl bir rol izlenecek? Ben şu anda Cumhuriyet Halk Partisi'ne üye biri değilim. Biliyorsunuz ben bir tweetimden dolayı bu yönetim beni parti dışına itmişti. Geçmişte alınan bütün kararlar iptal edildiği için tabii ki gururla ben şu anda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emanetine sahip çıkması gerekenlerden bir tanesiyim.
'SAYIN GENEL BAŞKANIMIZ KILIÇDAROĞLU'NUN YANINDA OLMAK ZORUNDAYIZ'
Ama buradaki esas sorumluluk taşıyan kişi Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu. O nasıl bir planlama ve program yapacaksa tabii ki biz de onlara uymak ve daha güzel günler için yanında olmak zorundayız. Tabii slogan şu olmalı: Eski iyileri yeni iyilere taşımak, Türkiye'nin bütününü kucaklayacak bir politika oluşturmak lazım. Onun için de zemini iyi hazırlamak ve iyi bir organizasyonla tekrardan Türkiye'ye umut taşımak, umut aşılamak lazım. Teşekkür ederiz. Ben teşekkür ediyorum, hayırlı uğurlu olsun diyorum."
Mahkemenin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) hakkında verdiği mutlak butlan kararının yankıları sürerken, Gazeteci Uğur Dündar'dan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik sert bir eleştiri geldi.
"BİRİSİ HER ŞEYİ BİR KOLTUĞU KAYBETMEMEK İÇİN YAPIYORMUŞ"
Alınan yargı kararının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gazeteci Uğur Dündar, geçmiş yıllarda gerçekleştirilen adalet yürüyüşüne atıfta bulunarak, "Hak, hukuk ve adalet için yürüdüğümüzü, yağmur altında demokrasi uğruna ıslandığımızı sanıyorduk." dedi.
Sürece ve Kılıçdaroğlu'nun tutumuna yönelik tepkisini dile getiren Dündar çarpıcı açıklamalarda bulunarak, "Oysa birisi, her şeyi, bir koltuğu kaybetmemek için yapıyormuş!" ifadelerini kullandı.
Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP’nin son kurultayını iptal edip mutlak butlan kararı verdi. Kararla birlikte Özgür Özel ve yönetimi görevden alındı. Mahkemenin bu kararı, siyaset gündemine bomba gibi düşerken ana muhalefet partisinde hareketli saatlerin yaşanmasına neden oldu.
CHP'DEN "KARARI TANIMIYORUZ" AÇIKLAMASI
Kararın ardından CHP'den ilk resmi açıklama Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’dan geldi. Mahkemenin kararını tanımadıklarını belirten Başarır tv100'e yaptığı açıklamada, "Mutlak butlan kararını tanımıyoruz. Gereken yapılacak." ifadelerini kullandı.
"KARARLAR BİZİM AÇIMIZDAN YOK HÜKMÜNDEDİR"
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Zeybek de yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"Talimatla karar veren mahkemelerin aldığı bütün kararlar bizim açımızdan yok hükmündedir.
Genel merkezimize, milletin bize emanet ettiği, örgütün emanet ettiği genel merkezimize sahip çıkmaya gidiyoruz."
Öte yandan mahkemenin kararında, "Olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu kurultaylarda alınan tüm kararların iptali" nedeniyle "4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultay'dan önceki duruma dönülmesine, kurultay tarihinden önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının görevlerine aynen devam etmelerine" karar verdi. Ayrıca, 8 Ekim 2023'te gerçekleştirilen CHP İstanbul İl Kongresinin ve bu kongrede alınan tüm kararların da aynı gerekçeyle iptaline hükmetti.
"KILIÇDAROĞLU'NUN TEDBİREN GÖREVİ ÜSTLENMESİNE KARAR VERİLDİ"
Kararda şu ifadelere yer verildi: "Mutlak butlanla sakatlanmış 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay ile göreve gelen Genel Başkan Özgür Özel'in, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin, Parti Meclisi üyelerinin ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesi görevde bulunan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmelerine, göreve iadelerine ihtiyati tedbir kararının, gereği için Yüksek Seçim Kuruluna, Ankara İl Seçim Kuruluna, Çankaya 4. İlçe Seçim Kuruluna ve Ankara Valiliğine gönderilmesine karar verilmiştir."
Daire, 2 hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere verdiği kararı "oy birliğiyle" aldı.
Son dakika haberi... CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’yla ilgili açılan davada beklenen karar çıktı. Mahkeme, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen kurultayın iptaline hükmetti.
Kararda ayrıca, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi (PM) ve Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) üyelerinin tedbiren yeniden görev üstlenmesine karar verildi.
TGRT Haber Ankara Temsilcisi Fatih Atik, Kılıçdaroğlu ile yaptığı telefon görüşmesinin detaylarını canlı yayında paylaştı.
Kılıçdaroğlu kararla ilgili kısa değerlendirmesinde, "Bu karar Türkiye’ye ve CHP’ye hayırlı olsun" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu TV100'e yaptığı açıklamada ise, “Bütün partililer kararı sükûnetle karşılamalı. Partimiz çok büyük bir partidir. Partimiz sorunlarını kendi içinde çözecektir.” ifadelerini kullandı.
Son dakika haberi... Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38’inci Olağan Kurultayı ile 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptaline ilişkin açılan davada, mahkemenin verdiği "mutlak butlan" kararının gerekçeleri belli oldu.
Mahkeme, kurultayda delegelerin özgür iradelerine müdahale edildiğini ve oy kullanma sürecinin denetlenerek "gizli oy" ilkesinin çiğnendiğini belirtti. Kararda, bu usulsüzlükler nedeniyle kurultayın baştan itibaren hukuken geçersiz sayıldığı vurgulandı.
Parti yönetiminin "daha sonra yapılan olağanüstü kurultayla eksikliklerin giderildiği" yönündeki savunması ise mahkeme tarafından reddedildi. İlk kurultaydaki hukuki sakatlığın sonraki süreçlerle düzeltilemeyeceğine dikkat çekilen kararın ardından, gözler parti yönetiminin atacağı hukuki adımlara ve olası bir kurultay tekrarı sürecine çevrildi.
Dosyada yer alan ceza soruşturmaları, iddianameler, tanık beyanları, MASAK raporu, kurum yazışmaları ve fezlekeler birlikte değerlendirilerek bazı delegelerin oy tercihlerinin menfaat ilişkileriyle yönlendirildiği tespit edildi.
2- Para, iş, adaylık ve başka menfaat vaatler belirleyici görüldü.
Kurultayda ve İstanbul İl Kongresi’nde bazı delegelere para verildiği, belediyelerde işe yerleştirme vaadinde bulunulduğu, adaylık/siyasi görev taahhüt edildiği, alışveriş kartı gibi menfaatler sağlandığı karar gerekçesine esas alındı.
3- Oyların denetlendiği ve gizli iradenin zedelendiği değerlendirildi.
Bazı delegelerden oy pusulalarının fotoğrafını çekip göndermelerinin istendiği, seçim iradesinin serbestçe oluşmadığı yönünde önemli bir unsur sayıldı.
4- Parti içi demokrasi ve eşitlik ilkelerinin ihlal edildiği kabul edildi.
Anayasa’nın 69. maddesi ile Siyasi Partiler Kanunu’nun 4 ve 93. maddeleri uyarınca siyasi partilerin organ seçimlerinin demokrasi esaslarına, tüzüğe ve üyeler arası eşitlik ilkesine uygun olması gerektiği vurgulandı.
5- Kanunun emredici hükümlerine aykırılık bulunduğu sonucuna ulaşıldı.
Kararda, kurultay ve kongredeki iddia edilen usulsüzlüklerin sadece basit iptal sebebi değil, kamu düzeni ve emredici hukuk kurallarına aykırılık oluşturduğu belirtilerek kesin hükümsüzlük değerlendirmesi yapıldı.
6- Sonradan yapılan olağanüstü kurultayların sakatlığı gidermediği kabul edildi.
4-5 Kasım 2023 Kurultayı mutlak butlanla sakat sayıldığı için, bu kurultaydan sonra yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da hukuki dayanağının kalmadığı sonucuna varıldı.
7- İlk derece mahkemesinin “dava konusuz kaldı” yaklaşımı isabetli bulunmadı.
İstinaf kararına göre sonradan yapılan kurultaylar, önceki kurultaydaki mutlak butlan durumunu ortadan kaldırmadı; bu nedenle hukuki yararın devam ettiği kabul edildi.
8- Önceki yönetime dönüş sonucu bağlandı.
Kurultay yapıldığı tarihten itibaren iptal edilince, 4-5 Kasım 2023 öncesi duruma dönülmesine; Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki parti organlarının göreve devam etmesine karar verildi.
CHP'de 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan ve Özgür Özel'in genel başkan seçildiği 38'inci Olağan Kurultayı'na ilişkin açılan davada karar çıktı.
Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına hükmedildi.
TÜM VEKİLLER ACİLEN GENEL MERKEZE ÇAĞRILDI
Mahkeme kararının ardından Özgür Özel yönetimden ilk hamle geldi. Özgür Özel, tüm CHP milletvekillerini “acil” koduyla CHP Genel Merkezi’ne çağırdı.
Merkez Yönetim Kurulu (MYK) da kararı değerlendirmek üzere olağanüstü toplandı.
ÖZEL'DEN İLK AÇIKLAMA
Özel, sosyal medya hesabından ilk açıklama, "Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum. Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum. Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!" dedi.
ÖZEL PROGRAMINI İPTAL ETTİ
Özgür Özel’in yarın yapılacak İstanbul programı iptal edildi.
Özgür Özel ve ekibinin Genel Merkez'i teslim etmemek için direneceği öğrenildi.
CHP ÖNÜNDE HAREKETLİLİK
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP kurultay davasında, Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verdi.
Kararın ardından Özgür Özel, partilileri Genel Merkez’e çağırdı. CHP’li il ve ilçe yönetimleri olmak üzere milletvekilleri Genel Merkez’in önünde toplanmaya başladı.
ÇAĞRI SONRASI YOLA ÇIKTILAR
Özgür Özel yönetiminin çağrısının ardından bazı partililer genel merkez binasına gitmeye başladı.
Bina önünün yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladığı görülürken burada ilginç bir görüntü ortaya çıktı.
ELLERİNDE VALİZLERLE GELDİLER
Objektiflere yansıyan görüntülerde bazı partililerin binaya ellerinden valizlerle geldikleri görüldü.
O anlara ait görüntüler kısa süre içinde sosyal medyada yayıldı.
CHP'DEN "KARARI TANIMIYORUZ" AÇIKLAMASI
Kararın ardından CHP'den ilk resmi açıklama Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’dan geldi. Mahkemenin kararını tanımadıklarını belirten Başarır tv100'e yaptığı açıklamada, "Mutlak butlan kararını tanımıyoruz. Gereken yapılacak." ifadelerini kullandı.
Öte yandan mahkemenin kararında, "Olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu kurultaylarda alınan tüm kararların iptali" nedeniyle "4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultay'dan önceki duruma dönülmesine, kurultay tarihinden önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının görevlerine aynen devam etmelerine" karar verdi. Ayrıca, 8 Ekim 2023'te gerçekleştirilen CHP İstanbul İl Kongresinin ve bu kongrede alınan tüm kararların da aynı gerekçeyle iptaline hükmetti.
DAVANIN GEÇMİŞİ
CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te gerçekleştirdiği 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından usulsüzlük soruşturması başlatılmıştı.
Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı delegeler, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’teki kurultayının ve 6 Nisan 2025’teki 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali için ayrı ayrı hukuk mahkemelerinde dava açmıştı.
Açılan iptal davaları, 14 Şubat’ta Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesindeki dosyada birleştirilmişti.
Mahkeme, 24 Ekim’de davanın “konusuz kalması” sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına; ayrıca CHP’nin 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemini de içeren birleşen dosyaların, husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermişti.
Son dakika kararı... Cumhuriyet Halk Partisi'nin istinafa taşınan 38. Olağan Kurultay davasıyla ilgili mutlak butlan kararı çıktı. Kurultay iptal edilerek eski yönetim tedbiren yeniden görevlendirildi.
Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organları göreve iade edilecek.
Mahkeme, söz konusu kongre ve kurultayların parti içi demokrasi, eşitlik ve serbest irade ilkelerine aykırı şekilde gerçekleştirildiğine hükmederek, yapılan seçimleri "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) sebebiyle sakat kabul etti.
Kararda, delege iradesinin menfaat ilişkileriyle sakatlandığı, oy süreçlerinde gizliliğin ihlal edildiği ve bunun kamu düzenine aykırılık oluşturduğu değerlendirildi. Bu nedenle kurultay ve kongrenin yapıldığı tarihten itibaren hükümsüz sayılmasına hükmedildi. Mahkeme ayrıca, bu tarihten sonra yapılan tüm kurultayların ve alınan kararların da geçersiz olduğuna karar verdi. Kurultay öncesi döneme dönülerek Kemal Kılıçdaroğlu ve önceki parti organlarının görevlerini sürdürmesi gerektiği belirtildi. İstanbul İl Kongresi açısından da önceki yönetimin göreve devam etmesi gerektiği ifade edildi.
Ayrıca bazı dosyalarda ihtiyati tedbir kararıyla yeni yönetimlerin görevden uzaklaştırıldığı ve eski yönetimlerin tedbiren göreve iade edildiği kaydedildi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen 38. Olağan Seçimli Kurultayı ile 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresi hakkında tarihi nitelikte bir karara imza attı. Mahkeme, kurultay ve kongrenin "mutlak butlan" ile sakatlandığını belirterek her iki organizasyonun da yapıldığı tarihten itibaren iptaline hükmetti.
DEMOKRATİK İLKELER İHLAL EDİLDİ
Kararda, delege iradesinin çeşitli menfaat ilişkileriyle yönlendirildiği, seçim süreçlerinde demokratik ilkelerin ihlal edildiği ve kamu düzenine aykırılık oluştuğu vurgulandı. Mahkemenin gerekçeli kararında; ceza soruşturmaları, iddianameler, tanık anlatımları, MASAK raporları, kurum yazışmaları ve fezlekelerin birlikte değerlendirildiği belirtildi. Buna göre bazı delegelere para verildiği, belediyelerde işe yerleştirme sözü verildiği, adaylık ve siyasi görev vaatlerinde bulunulduğu, alışveriş kartı gibi çeşitli menfaatlerin sağlandığı kanaatine ulaşıldı.
Kararda ayrıca bazı delegelerden oy pusulalarının fotoğrafını çekerek göndermelerinin istendiği ifade edildi. Mahkeme, bu durumun gizli oy ilkesini ve serbest seçim iradesini zedelediğini belirtti. Parti içi seçimlerin demokratik esaslara uygun yürütülmesinin anayasal zorunluluk olduğuna dikkat çekilen kararda, ortaya çıkan usulsüzlüklerin yalnızca iptal sebebi değil, kamu düzenini ilgilendiren "kesin hükümsüzlük" hali oluşturduğu kaydedildi.
TÜM OLAĞAN VE OLAĞANÜSTÜ KURULTAYLAR İPTAL EDİLDİ
Mahkeme, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultayı'nın mutlak butlan nedeniyle iptaline karar verirken, bu tarihten sonra yapılan tüm olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu kurultaylarda alınan kararların da hükümsüz olduğuna hükmetti. Kararda, "4-5 Kasım 2023 tarihli kurultaydan önceki duruma dönülmesine" karar verilerek, kurultay öncesinde görev yapan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının görevlerine aynen devam etmeleri gerektiği belirtildi.
İSTANBUL İL KONGRESİ DE İPTAL EDİLDİ
Mahkeme ayrıca 8 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen CHP İstanbul İl Kongresi'nin ve bu kongrede alınan tüm kararların da mutlak butlan nedeniyle iptaline karar verdi. İstanbul İl Kongresi öncesindeki il başkanı ve il yönetiminin görevlerine devam etmesi gerektiği ifade edildi.
ÖZGÜR ÖZEL VE YÖNETİMİNE TEDBİR KARARI
Kararda dikkat çeken bir diğer bölüm ise ihtiyati tedbir kararları oldu. Ankara'daki çeşitli asliye hukuk mahkemelerinde açılan ve birleştirilen davalarda davacıların tedbir taleplerinin kabul edildiği belirtilerek, 4-5 Kasım 2023 kurultayıyla göreve gelen Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, Parti Meclisi üyeleri ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına karar verildiği kaydedildi.
KILIÇDAROĞLU'NA GÖREVE İADE KARARI
Mahkeme ayrıca, karar kesinleşinceye kadar kurultay öncesi görev yapan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevi üstlenmelerine ve göreve iadelerine hükmetti.
<p>Mahkeme CHP 38. Olağan Kurultayını iptal etti. Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verildi.<br>
<br>
Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi, CHP kurultay davasında Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verdi.</p>
Uyuşturucu ve fuhuşa zorlama soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından görevden alınan Habertürk’ün eski Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un arasında bulunduğu 7 kişi hakkında düzenlenen iddianamede Ersoy’a 293.5 yıla kadar hapis cezası istendi. 11 kadının mağdur olarak yer aldığı iddianamede, örgüt lideri olduğu öne sürülen Ersoy’un normalin dışında bir cinsel yaşantısının olduğu, mağdurlarla örgüt üyeleri ile çoklu ilişkiye girdiği, çevresindekileri de bu ilişkilerin tarafı olarak kullandığı ileri sürüldü.
11 KADIN MAĞDUR SIFATINDA
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında Habertürk’ün görevden alınan Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy 11 Aralık 2025’te tutuklanmıştı. Soruşturmayı tamamlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Göçmez, Mustafa Manaz, Nurullah Mahmut Dündar, Taner Çağlı, Tolga Aykut ve Ufuk Tetik hakkında iddianame düzenledi.
İddianamede,spiker Meltem Acet, Burcu Akyüz, Dilek Olgun, Melis Asena Özkan, Reyhan Köse, Buse Öztay, Ebru Gülan, Ece Aslan, Elif Kılınç, Gizem Ayabatır ve Şevkiye Dilara Yıldız “suçtan zarar gören mağdurlar” olarak yer aldı.
ERSOY’DAN ZİNCİRLEME: 11 KEZ NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI
İddianamede, Mehmet Akif Ersoy’un “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”,“uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak”, “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti yapmak” suçlarından 11 yıldan 27.5 yıla kadar, “zincirleme şekilde 11 kez nitelikli cinsel saldırı” ve “zincirleme şekilde uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama” suçlarından ise 266 yıldan az olmamak şartıyla toplam 293.5 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
Ahmet Göçmez’in “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticaret ile ‘5 kez nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 100 yıldan az olmamak şartıyla hapis ve “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma” suçundan da 5 yıldan 10 yıla kadar olmak üzere toplam 110 yıla kadar hapsi talep edildi.
Nurullah Mahmut Dündar, Mustafa Manaz, Taner Çağlı ve Tolga Aykut’un ise “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti”, “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma” suçlarından 5 yıldan 10 yıla ve 51 yıldan az olmamak üzere toplam 61 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.
Şüphelilerin sürekli ve istikrarlı olarak üzerine atılı suçları birlikte işledikleri ve işbirliği içinde Mehmet Akif Ersoy liderliğinde suç örgütünü kurdukları iddia edildi. 96 sayfalık iddianame, İstanbul 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkemenin iddianameyi kabul ya da reddine ilişkin kararını önümüzdeki günlerde açıklayacak.
DOĞRULUK MU CESARET Mİ OYUNUYLA CİNSEL İLİŞKİYE GİRDİLER
Örgüt lideri olduğu öne sürülen Mehmet Akif Ersoy, mağdurlarla tekli ve çoklu ilişkiye girdiği ileri sürüldü. İddianamenin devamında, “Bu eylem ile düzenlenen kurgu partilerde önce uyuşturucu madde kullanım yoluyla mağdurların karar alma süreçlerini etkiledikleri, ardından da ‘doğruluk mu cesaret mi’ oyununu oynayarak oyun içerisinde cinsel içerikli sorular ve istekler mağdurların tepkileri ölçülerek çocuk cinsel ilişkiye girmelerini sağlamışlar” denildi.
NÜFUZUNU VE KONUMUNU KÖTÜYE KULLANDI
Ersoy’un çalıştığı sektör ve konumundan dolayı nüfuzlu kişilerle irtibatı olduğunu düşünmesi nedeniyle diğer şüphelilerin bu konumundan dolayı örgüt olan Ersoy’a itaat ettiği ifade edildi. Ersoy’un, diğer şüphelileri kontrol ve organize ettiği belirtildi.
SADETTİN SARAN’DAN TANER ÇAĞLI’YA UZANAN LİSTE
Soruşturma kapsamında Veyis Ateş, Ali Sayar Koz, Umut Evirgen, Emrullah Erdiriç, Steven Sadettin Saran, Hasan Dereci, Şakir Tekin, Yusuf Timur Savcı, Burcu Akyüz ve Rümeysa Cebeci hakkında “uyuşturucu madde ticareti”, “uyuşturucu madde kullanmak veya kullanılmasını kolaylaştırma”, “uyuşturucu madde imal ve ticareti” suçlarından işlem dosyalarının ayrılmasına ve soruşturmaya ayrı ayrı dosya üzerinden devam edildiği belirtildi.
Ayrıca alınan kan ve idrar örneklerinde uyuşturucu maddeye rastlanan Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Göçmez, Ela Rümeysa Cebeci, Müşteka Karataş, Mustafa Manaz, Steven Sadettin Saran, Taner Çağlı, Ufuk Tetik, Yusuf Timur Savcı, Şakir Tekin, Abdullah Çebi, Umut Evirgen, Burcu Akyüz, Buse Öztay, Dilek Olgun, Ebru Gülan, İpek Miraş, Serap Saylan, Şevkiye Dilara Yıldız ile kan ve idrar test sonuçlarında uyuşturucu maddeye rastlanmayan Gizem Ayabatır, Ebru Keskin, Ece Aslan, Elif Kılınç, Hande Saloğlu, Meltem Acet, Mesut Paçavra, Pınar Erbaş, Reyhan Köse, Serdar Tokdemir, Tansel Kaya, Tuğba Özkan, Tuğçe Acar ve Serkan Toper hakkında uyuşturucu madde kullanmak suçundan dosyanın ayrıldığı, soruşturmanın ayrılan dosya üzerinden devam ettiği ifade edildi.
Uşak eski Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın itirafçı olması, siyaset kulislerini sarsacak belgeleri gün yüzüne çıkardı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Uşak Belediyesine yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında; Yalım’ın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak verdiği beyanlar doğrultusunda, kendi rızasıyla şifresini paylaşarak teslim ettiği cep telefonunda yapılan incelemelerde önemli bulgular elde edildi.
Yapılan incelemeler neticesinde; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kurultay sürecinde, delegelerin iradelerinin yönlendirilmesi ve belirli aday lehine destek sağlanması amacıyla çeşitli usulsüz uygulamaların gerçekleştirildiğine yönelik yazışmalar tespit edildi.
Adalet Bakanlığı kaynaklarından yapılan açıklamada, "Bazı delegelerin desteklerinin temini karşılığında belediyelerde istihdam sağlanması ve maddi imkanlar sunulmasına ilişkin ifadeler ve mesaj içerikleri belirlenmiştir." denildi.
DELEGELERİN OYUNU ALMAK İÇİN İŞE ALIM YAPILDI
Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Şüpheli Özkan Yalım'ın beyanlarında; CHP'de yönetim değişikliğinin sağlanmasına yönelik süreçte, delegelerin fikirlerini değiştirmek amacıyla bazı belediyeler aracılığıyla işe alımlar yapıldığı ve maddi desteklerde bulunulduğu yönünde bilgiler yer almıştır. Ayrıca, elde edilen dijital materyallerde, parti üst yönetimi tarafından "önemli" olarak değerlendirilen bazı şahısların isimlerinin doğrudan iletildiğine dair yazışmalar tespit edilmiştir."
DESTEK İÇİN SAYI VERMİŞLER
"Soruşturma kapsamında incelenen mesaj içeriklerinde; bazı parti temsilcilerinin belirli sayıda delege desteği sağlayabileceklerini beyan ettikleri, bu kapsamda çeşitli taleplerin iletildiği görülmüştür. Bu talepler arasında, bir partilinin engelli yakınının belediyede işe yerleştirilmesi şartının da dile getirildiği anlaşılmıştır."
DİJİTAL VERİLER İNCELENİYOR
"Ayrıca, kurultay sonrasında yapılan yazışmalarda; süreçte aktif rol alan bazı şahısların, kendilerine verilen görev ve pozisyonlara ilişkin memnuniyetsizliklerini ifade ettikleri ve beklentilerinin karşılanmadığı yönünde değerlendirmelerde bulundukları görülmüştür. Soruşturma çok yönlü olarak devam etmekte olup, elde edilen dijital veriler ve beyanlar doğrultusunda gerekli incelemeler sürdürülmektedir."
40 DELEGEYE KARŞI PM ÜYELİĞİ YARIŞI
Kurultay öncesinde, 28 Ekim 2023 tarihinde Bursa CHP İl Disiplin Kurulu Üyesi Özlem Bodur ile Özkan Yalım arasında başlayan mesajlaşmada, Bursa delegasyonunun oylarını yönlendirme çabası dikkat çekiyor.
Özlem Bodur, Bursa'daki delegelere ilişkin Yalım'a şu bilgiyi aktarıyor:
"Özkan abicim merhaba, nasılsın? Sana Bursa dan haber vermek istedim. Bizde 40 delege var 22-25 kişi arasında Özgür Özel e verecekler oylarını. Fakat geriye kalan 15 kadar kişi Orhan abi var. Orhan Sarıbal. Onunla birlikte hareket edecek gibi duruyor. Orhan abiyle bayadır görüşmüyoruz düşüncesini bilemiyorum. Kendiside değişimden yana. Ama Özgür özeli desteklemeyebilir şeklinde bir kaç duyum aldım"
Bu delege bilgisi üzerine Özkan Yalım, "Orhan destek vermez abım" diyerek Bodur'a saha çalışmasını sürdürmesini söylüyor ve kendi ajandasını şu sözlerle itiraf ediyor: "Benimde pm ye aday olduğumu biliyorsun dimi" Bodur ise delege üzerindeki markajını, "Tabi ki biliyorurn senden bahsediyorum. O gün seninde gelmiş olman çok iyi oldu hem simaen biliyorlar hemde bahsediyorum senden" sözleriyle teyit ediyor.
BOZBEY'İN "ADAYLIK" ÇEKİNCESİ
Yazışmalarda, kurultay sürecinde adaylığı tartışılan ve sonrasında Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Mustafa Bozbey( Yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanarak görevden uzaklaştırıldı.) ile ilgili delege ve adaylık endişeleri de yer alıyor.
Kurultaydan hemen önce, 3 Kasım 2023'te Özlem Bodur, Bozbey'in aday gösterilmeme korkusu yaşadığını şu mesajla Yalım'a iletiyor:
"Özkan abi merhaba, Mustafa Bozbey var bizim belediye başkan adayımız. Aslında Özgür beyi destekleyecek ama onu başkan adayı Kılıçdaroğlu gösterdiği için Özgür özel gelirse beni başkan adayı göstermezler diye düşünüyor. Onlar öğlen yola çıkacaktı şu an onunla yüzyüze konuşabilmem zor. Sizler belki bir şey yapabilirsiniz. Bozbey bizim anahtar listemize katılmayabilir başkanlığını kaybedeceğini düşündüğü için"
İMAMOĞLU EKİBİNDEN DESTEK HATTI
Telefon trafiği sadece Bursa ile sınırlı kalmıyor; İstanbul kanadının da Özkan Yalım'ın Parti Meclisi (PM) üyeliği için devreye sokulduğu mesajlarda açıkça görülüyor. Kurultaya iki gün kala, 2 Kasım 2023 gecesi Özlem Bodur, Yalım'a kurduğu kulis ağını şu sözlerle müjdeliyor:
"Özkan abicim iyi geceler. İstanbuldan Ekrem İmamoğlu'nun ekibinden bir kaç arkadaşa daha söyledim seni. Anlattım. Oradan da desteğin bol olacak"
"BENİ LAYIK GÖRDÜKLERİ YERE BAK"
Özlem Bodur ile Özkan Yalım arasındaki mesajlaşmaların, 5 Kasım 2023'te yapılan CHP Kurultayı'ndan sonra da devam ettiği belirlendi. Mesajlarda Bodur'un, kendisine garsonluk görevi verilmesi üzerine sitem ettiği görüldü.
CHP'nin kılcallarına kadar sızan rüşvet ve usulsüzlük sarmalı, yargı koridorlarında yeni boyut kazandı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca rüşvet, irtikap ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanarak görevden uzaklaştırılan eski Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın itirafları, CHP'nin tartışmalı kurultaylarının iptal davasına delil olarak girdi.
3 İFADE BUTLAN KAPISINI ARALADI
Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyerek savcılığa 3 kez ifade veren Yalım'ın anlattıkları, parti içindeki güç savaşının yargıya taşınan ayağını etkileyecek nitelikte.
Başsavcılık, yolsuzluk soruşturmasının merkezindeki Yalım'ın söz konusu ifadelerini, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihinde gerçekleşen 38. Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025 tarihindeki 21. Olağanüstü Kurultayı'nın iptaline ilişkin davanın istinaf incelemesini yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'ne gönderdi.
İfadelerin dava dosyasına girdiği, dairenin dosya üzerindeki incelemesinin sürdüğü öğrenildi.
ÖZEL'DEN YALIM'A SERT TEPKİ
Süreç bu şekilde devam ederken CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Gazete Pencere'nin sorularını yanıtladı.
Burada Özkan Yalım'ın ifadeleri için sert tepki gösteren Özel, daha önce yakın çalışma arkadaşlığı yapan Yalım'ı iftirayla suçladı.
"KAPIYI AÇANA KADAR CHP'LİYDİ"
Özel, "Şahsımı hedef alarak belimi kırmaya çalışıyorlar. Benim belim kırılırsa partimin beli kırılır diye bakıyorlar. CHP'nin iktidar yürüyüşünü ancak böyle durdururuz diyorlar. Şu kadarını söyleyeyim: ‘AK Parti bu kadarına tenezzül etmezdi' diyordum. Özkan Yalım, o otel odasında kapıyı açana kadar CHP'liydi. Kapıyı açtı, AK Partili oldu. Nasıl oldu? AK Parti'nin lehine yalanlar attırıyorlar, iletişim kampanyası yapıyorlar. Attığı yalanlar da çürüdü. 'İşe alındı' dediği delegelerin çocuklarının biri beş, biri yedi yaşında. Her söylediği çöktü." ifadelerini kullandı.
"KURULTAY İÇİN SAHADA ÇALIŞTIM" İDDİASI
Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nden ihraç edilen tutuklu Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini belirterek savcılığa yaklaşık 5 saat süren ek ifade vermişti.
Yalım’ın ifadesinde, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin dikkat çeken iddialar yer almıştı.
Bazı delegelerin çocuklarının CHP’li belediyelerde işe alınması karşılığında destek sözü verdiğini öne süren Yalım, bu kişilere ait özgeçmişlerin kendisine WhatsApp üzerinden gönderildiğini iddia etti.
Yalım, söz konusu işe alımların, SGK kayıtları incelendiğinde ortaya çıkacağını savundu.
1 MİLYON LİRA DETAYI
Yalım, ayrıca kurultay sürecinde Özgür Özel’e nakit para verdiğini ileri sürdü.
Manisa’daki evinin önüne 200 bin TL bıraktığını, ardından Denizli’de 1 milyon TL daha teslim ettiğini iddia etti.
Paranın bir kısmının, Özel’in talimatıyla evin bahçe duvarına bırakıldığını öne sürdü.
İngiltere’de yıllık enflasyon nisanda yüzde 2,8’e gerileyerek piyasa beklentilerinin altında kaldı. Mart ayında yüzde 3,3 seviyesinde bulunan enflasyonun yüzde 3’e düşmesi bekleniyordu. Açıklanan veri, ekonomide fiyat baskılarının kısmen hafiflediğine işaret etse de özellikle gıda ve günlük yaşam maliyetlerindeki yüksek seyir, hükümeti yeni arayışlara yöneltti.
Çekirdek enflasyon da marttaki yüzde 3,1 seviyesinden yüzde 2,5’e gerileyerek son dönemin en dikkat çekici düşüşlerinden birini kaydetti. Ancak ekonomistler, enerji fiyatlarındaki baz etkisi ve zayıflayan tüketici talebinin bu düşüşte belirleyici olduğunu, vatandaşın cebindeki baskının ise hâlâ güçlü şekilde hissedildiğini belirtiyor.
Starmer hükümetinden marketlere çağrı
Enflasyondaki gerilemeye rağmen özellikle dar gelirli kesimlerin market harcamalarında zorlanmaya devam etmesi üzerine Başbakan Keir Starmer liderliğindeki hükümet, süpermarket zincirleriyle masaya oturdu.
Birden fazla süpermarket kaynağına göre hükümet, bazı düzenleyici yükümlülüklerin gevşetilmesi karşılığında marketlerden temel gıda ürünlerinde fiyatları gönüllü olarak sabitlemelerini istedi. Kulislere yansıyan bilgilere göre hükümetin hedefinde süt, ekmek, tereyağı, yumurta ve makarna gibi temel tüketim ürünleri bulunuyor.
Bu adımın, özellikle düşük gelirli ailelerin artan yaşam maliyetleri karşısında korunması amacıyla gündeme geldiği belirtiliyor.
“1970’lerin fiyat kontrolü geri dönüyor”
Ancak hükümetin önerisi perakende sektöründe ciddi tartışma yarattı. Süpermarketleri temsil eden British Retail Consortium (BRC), fiyat sabitleme uygulamalarının piyasayı bozabileceği uyarısında bulundu.
BRC yetkilileri, “1970’ler tarzı fiyat kontrolleri”nin marketleri zararına satış yapmaya zorlayacağını savunarak, bu tür müdahalelerin uzun vadede raf fiyatlarını düşürmek yerine tedarik zincirini daha kırılgan hale getirebileceğini ifade etti.
Perakende sektörü temsilcileri ayrıca enerji maliyetleri, lojistik giderleri ve ücret baskılarının sürdüğü bir dönemde marketlerin fiyatları yapay biçimde baskılamasının sürdürülebilir olmadığını dile getiriyor.
Toplumda hayat pahalılığı baskısı sürüyor
İngiltere’de son iki yıldır yüksek enflasyon nedeniyle özellikle orta ve düşük gelir gruplarında ciddi bir yaşam maliyeti krizi yaşanıyor. Gıda fiyatlarındaki artış hız kesmiş olsa da birçok temel ürün hâlâ pandemi öncesi seviyelerin oldukça üzerinde bulunuyor.
Sosyal yardım kuruluşları ve tüketici örgütleri, ülkede çalışan yoksulluğunun arttığını ve giderek daha fazla ailenin gıda bankalarına bağımlı hale geldiğini belirtiyor.
Uzmanlara göre hükümetin marketlere yönelik fiyat sabitleme baskısı, yaklaşan seçim sürecinde hayat pahalılığına karşı kamuoyuna “aktif mücadele” mesajı verme çabasının da bir parçası.
Gözler şimdi Merkez Bankası’nda
Enflasyondaki düşüş, İngiltere Merkez Bankası’nın faiz politikasına ilişkin beklentileri de yeniden şekillendirdi. Piyasalar, yıl içinde faiz indirimlerinin başlayabileceği ihtimalini daha güçlü fiyatlamaya başladı.
Ancak ekonomistler, ücret artışları ve hizmet sektöründeki fiyat baskılarının hâlâ yüksek olduğunu, bu nedenle enflasyonla mücadelenin tamamen sona erdiği yönünde erken bir iyimserliğin riskli olacağını vurguluyor.
İngiltere ekonomisi şimdi bir yandan enflasyonu kalıcı biçimde düşürmeye çalışırken, diğer yandan vatandaşın mutfak masrafını kontrol altına almanın siyasi ve ekonomik maliyetiyle karşı karşıya bulunuyor.
Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, X hesabından paylaştığı videoyla sert mesajlar verdi. Siyaseti temiz tutmanın "namus borcu" olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, CHP’nin kirlenmişliğin sığınağı olamayacağını vurguladı. Şahsi ikbali için müzakere yapmayacağını belirten eski genel başkan, "Kemal Kılıçdaroğlu milletin ve partisinin çıkarlarını kendi ikbali için müzakere etmez." diye konuştu.
"İFTİRALARINIZ VE TEHDİTLERİNİZ VIZ GELİR!"
Kendisine yönelik "susma" baskılarına ve iftiralara doğrudan meydan okuyan Kılıçdaroğlu, siyasi ikbali için asla pazarlık yapmayacağını vurguladı.
Videoda oldukça kararlı bir ton kullanan Kılıçdaroğlu, "Kemal Kılıçdaroğlu milletin ve partisinin çıkarlarını kendi ikbali için müzakere etmez. Bin kere toprak olur da bin kere çiçek açar... ama eğilip bükülmez. İftiralarınız da, tehditleriniz de vız gelir" ifadelerini kullandı.
"CHP KİRLENMİŞLİĞİN SIĞINAĞI OLAMAZ"
Parti içi muhasebe ve temiz siyaset konusunda da sert mesajlar gönderen eski Genel Başkan, CHP'nin sıradan bir miras değil, Mustafa Kemal Atatürk’ten kalan "kutsal bir emanet" olduğunun altını çizdi.
Partinin her türlü kirlilikten arınması gerektiğini savunan Kılıçdaroğlu, "Bu ulu çınarın gölgesi haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla ve asla olamaz. Gerektiğinde arınmasını da bilir" diyerek partiye yönelik "kirlenme" uyarılarında bulundu.
"SİYASET NAMUS BORCUDUR"
Konuşmasında siyasi ahlakı bir "namus borcu" olarak niteleyen Kılıçdaroğlu, kirlenen siyasetin önce vicdanı çürüttüğünü, ardından milletin ekmeğine göz diktiğini belirtti. Hayatı boyunca boğazından tek bir haram lokma geçmediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, çocuklarına bırakacağı tek mirasın dürüstlük ve verdiği bu ahlak kavgası olduğunu ifade ederek, "Aklımız nefsimize uymasın. Yolumuz dürüstlükten ayrılmasın" dedi.
İyi Parti İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla partisinden istifa ettiğini duyurdu.
Beyaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Siyasi atılım yönündeki beklentilerimizle mevcut yaklaşım arasında belirgin bir mesafe oluştuğu, değişen toplumsal ve siyasal ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir vizyon yerine mevcut siyasi anlayışın devam ettirilmesine öncelik verildiği kanaatini halkımız görmektedir. Bu tablo karşısında; temsil ettiğimiz değerlerle mevcut işleyiş arasındaki makasın her geçen gün daha da açıldığını müşahede etmek, siyasi sorumluluğum ile şahsi kanaatim arasında derin bir çelişki doğurmuştur. İnandığımız ilkeler ile fiili gerçeklik arasındaki bu uyumsuzluk, İYİ Parti çatısı altındaki siyasi faaliyetlerimi sürdürmemi imkânsız kılmıştır. Bu çerçevede; İYİ Parti üyeliğimden istifa ettiğimi aziz milletimizin ve kamuoyunun bilgisine saygıyla arz ederim.”
Beyaz’ın istifası ile İyi Parti’nin Meclis’teki vekil sayısı 30’dan 29’a indi.
İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, partisinden istifa ettiğini açıkladı. Beyaz, 1 Kasım 2017’de partinin Kurucu İstanbul İl Başkanı olarak siyasi görev aldığını anımsattı. İYİ Parti dönemini şahsı adına kıymetli bir hatıra olarak nitelendiren Beyaz, bu süreçte maddi ve manevi tüm sorumluluğu üstlendiğini öne sürdü. Beyaz, geçmişine ve inandığı değerlere hürmetsizlik etmeyen bir anlayışla siyaset yapmaya gayret ettiğini de aktardı.
Beyaz, şöyle devam etti:
“Bugün gelinen noktada Türkiye’de siyasetin giderek keskinleşen bloklaşma ekseninde yürüdüğü açıktır. Bu tabloda farklı siyasi hatlar arasında denge kurma arayışıyla hareket eden siyasi yapıların genişleme imkânı daralmakta, toplumsal karşılık üretme kapasiteleri de sınırlanmaktadır. İYİ Parti’nin kuruluşunda taşıdığı güçlü iddianın ve umut dalgasının beklenen etkiyi ortaya koyamadığını üzülerek müşahede etmekteyim.”
Beyaz, teşkilatın dinamizmini harekete geçirecek bir vizyon yerine pasif bir sürekliliğin yeniden tahkim edildiğini öne sürdü. Beyaz, bu durağanlığın teşkilatın beklentilerinin aksine merkezi bir tasarrufla da desteklenerek kurumsallaştırıldığını ileri sürdü.
Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Düşüncelerim, yaşadıklarım ve tecrübelerim şunu göstermektedir ki; Milletimize karşı sorumluluk bilinciyle yürüttüğümüz bu gayret; büyüme iradesi taşımayan yaklaşımların zımni ittifakıyla akamete uğratılmış, teşkilatın dinamizmini harekete geçirecek bir vizyon yerine, pasif bir sürekliliğin yeniden tahkim edilmesi tercih edilmiştir. Dahası, bu durağanlığın, teşkilatın beklentilerinin aksine, merkezî bir tasarrufla da desteklenerek kurumsallaştırılmış olmasıdır. Siyasi atılım yönündeki beklentilerimizle mevcut yaklaşım arasında belirgin bir mesafe oluştuğu, değişen toplumsal ve siyasal ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir vizyon yerine mevcut siyasi anlayışın devam ettirilmesine öncelik verildiği kanaatini halkımız görmektedir.”
Aziz Türk Kamuoyuna,
1 Kasım 2017 tarihinde maddi manevi tüm sorumluluğu üstlenerek Kurucu İstanbul İl Başkanı olarak görev aldığım siyasi hayatımdaki İYİ Parti dönemi, ortaya koyduğumuz emek, samimiyet ve irade ile şahsım adına daima kıymetli bir hatıra olarak kalacaktır.…
Ekrem İmamoğlu'nun diploma iptaline karşı İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nde açtığı davanın reddedilmesinin ardından yaptığı istinaf başvurusu reddedildi.
İSTİNAF BAŞVURUSU REDDEDİLDİ
İstanbul 7. İdari Dava Dairesi, Ekrem İmamoğlu'nun diploma iptaline karşı İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nde açtığı davanın reddedilmesi üzerine yaptığı istinaf başvurusunu reddetti. Kararda, "İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının, usul ve hukuka uygun olup, istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar da söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verildi" ifadeleri yer aldı.
DANIŞTAY'A TEMYİZ YOLUNA BAŞVURULABİLECEK
İmamoğlu'nun avukatları, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 7. İdare dava dairesinin oy birliğiyle aldığı karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yoluna başvurabilecek.
SON DAKİKA HABERİ: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kocaeli'de AK Gençlik tarafından düzenlenen "Bir Gençlik Şöleni" programında önemli açıklamalarda bulundu. Başkan Erdoğan, Türkiye'deki tüm gençlere önemli çağrılarda bulundu.
ERDOĞAN GENÇLERE SESLENDİ
Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
Üstat Necip Fazıl Büyük Doğu nesli derken sizlerden bahsediyordu. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek diyen merhum Mehmet Akif bu ülkenin siz genç yüreklerini müjdeliyordu.
TEKNOFEST kuşağının öncü liderleri olan Nurettin Topçu bugün sizler nail oluyorsunuz.
Fatih'in ruhu hakikatte bizim vücudumuzda devam ediyor. Bunu hissediyoruz. Fatih'i bir kılıçtan ibaret sananlar bilsinler ki Fatih ölmüştür; ama Fatih'in ruhunun ebedi akıbetine inananlara müjdeliyorum; Fatih'in ruhu ölmez, Fatih'in ruhu ebedi kalacaktır.
İnanıyorum ki Fatih'in ruhunu ihtiramla selamlayan, ecdadın emanetini gururla taşıyan gençler burada. Türkiye'yi aydınlık yarınlarıyla buluşturacak gençler burada. Milletimizin hayallerini gerçeğe dönüştürecek gençler burada. Rabbim sizleri kemgözlerden saklasın diyorum.
Bir gerçeği burada çok net ifade etmek istiyorum; şu an karşımda mazinin birikimini bugüne taşıyan Türkiye'nin istikbalini var gücüyle omuzlayan kararlı bir gençlik görüyorum. Şu an karşımda dünyaya yeni sözler söyleyen dikkatleri üzerine çeken, hakkı ve hakikati seslendiren ufuk sahibi bir gençlik görüyorum. Gazze'den Sudan'a, Somali'den Yemen'e mazlumun, gözü yaşlı kardeşlerinin hüznünü kalbinin en derinliklerinde hisseden merhametli bir gençlik görüyorum.
'GENÇLİK YÜREĞİN BENTLERİ YIKIP ATMASIDIR'
Şu an karşımda deprem gecesi milletinin yardımına koşan, yangın bölgesinde sabahlayan, milletin derdiyle dertlenen bir gençlik görüyorum. Şu an karşımda vicdanlı, şuurlu; iman, basiret ve feraset sahibi bir gençlik görüyorum.
Bu şehirleri ayağa kaldıracak, uyuyanları uyandıracak o çocukları şu anda karşımda görüyorum. Bize sevdası AK bu gençlikle yol yürümeyi nasip eden Cenab-ı Hakk'a şükürler olsun.
Rabbim yolunuzu ve bahtınızı daima açık etsin. Gençlik yüreğin bentleri yıkıp atmasıdır. Gençlik hayaldir, heyecandır, dinamizmdir. Toplum enerjisini gençlerden alır. Bireyden aileye, aileden millete, milletten devlete uzanan zincirin en değerli halkası gençlerdir.
Tarihimize şöyle bir göz attığımızda bu hakikati çok net bir şekilde görebiliyoruz. Bu milletin sinesinde yetişen gençler ne zaman elini taşın altına koymuşsa aile güçlenmiş, devlet asıl misyonuna kavuşmuştur.
Yalnızca İstanbul'u değil kalpleri de fetheden Fatih'te işte bunu görürsünüz.
En keskin dönemeçlerde en zorlu mesuliyetleri yüklenerek istiklalin sancağını yükselten hep gençlerdir. Malazgirt'te, Çanakkale'de, Milli Mücadelede, 15 Temmuz ihanetinin püskürtülmesinde bu ruhu görürsünüz.
Ne zamanki gençler kendi aralarında gruplara bölünmüş, tuzaklara düşmüş, tahriklere kapılmış ve değerlerinden uzaklaşmışsa tarihimizin en sancılı süreçleri de o dönemlerde yaşanmıştır.
Bu ülkenin gençlerini birbirlerine düşürdüler. Sadece başörtüsünden, sakalından, kılık-kıyafetinden dolayı insanların eğitim ve çalışma hakkının elinden alındığı, istifaya zorlandığı, geleceğinin karartıldığı günler yaşadık.
AK Parti olarak ülkeyi yönetme sorumluluğunu devraldığımız ilk günden itibaren Türkiye'nin hak ettiği yerlere gelebilmesi için uğraştık.
Üniversite okumak, kamuda hizmet verebilmek için belirli bir giyim tarzına, dünya görüşüne sahip olmanın şart koşulduğu günler artık geride kaldı. Zengin-fakir, şehirli-köylü, doğulu-batılı ayırmadan bu ülkenin evlatlarının arasında fırsat eşitliğini tam manasıyla biz sağladık. En büyük yatırımı ise elbette gençlerimize sağladık. Seçilme yaşını 18'e düşürerek gençlerimize duyduğumuz güveni çok net bir şekilde gösterdik.
Siyaseti dar kadro siyasetinden çıkartarak gençlerimizin kültür, sanat, siyaset ve sporda önünü açtık.
23 yıldır ayırdığımız tüm bütçelerde aslan payını eğitime tahsis ettik. 2002'de yükseköğretime ayrılan bütçe sadece 2,5 milyar liraydı, biz bunu 651 milyar liraya çıkardık.
Aynı dönemde üniversite sayımızı 76'dan 200'e yükselttik. Yurtlarımızda yatak kapasitemizi 182 binden 1 milyona ulaştırdık.
Tüm burs miktarını hem burs alan öğrenci sayısını artırdık, başvuran her öğrencimize burs veya kredi veriyoruz.
Türkiye'nin geleceği sizlere emanettir. Türkiye'nin parlak yarınları sizlerin gayretleriyle şekillenecektir. Türk dünyasında, İslam aleminde, Afrika'da, Asya'da, Latin Amerika'da sizleri izleyen, takip eden milyonlarca kardeşiniz var.
'SİZLERİ VİTRİN MANKENİ OLARAK KULLANMAK İSTEYEN KİFAYETSİZLERE ASLA PRİM VERMEYİN'
Çeyrek asra yaklaşan millete hizmet yolculuğunda gençleri her daim öncelemiş bir büyüğünüz olarak sizlere her zaman güvendim. Sizler bu milletin göz bebeklerisiniz. Üzerine titrediği kır çiçeklerisiniz. Kimsenin sizi yolunuzdan döndürmesine, ümitlerinizi söndürmesine izin vermeyin.
Sizleri vitrin mankeni olarak kullanmak isteyen kifayetsizlere asla prim vermeyin. Sizleri manivela olarak kullanmak isteyenlere müsaade etmeyin. Sizi zayıflatmaya, zayıf göstermeye çalışanlara asla kulak asmayın.
AK Parti İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Yerel Yönetimlerde İlk Basamak: Muhtarlarımız’ panelinde konuşan AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, "Muhtarlık müessesesi, tüm sosyal kesimleri, tüm siyasal düşüncedeki vatandaşlarımızı kapsayan, hiçbir siyasi kimlik altına sığdırılmayan, farklı farklı görüşlerden vatandaşlarımızın bir isim arkasında toplanabildiği bir müessese" dedi.
AK Parti İstanbul İl Başkanlığı tarafından ‘Yerel Yönetimlerde İlk Basamak: Muhtarlarımız’ başlıklı panel düzenlendi. Beyoğlu’nda ki AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlenen programa, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı Mustafa Demir, AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı Ömer Lütfi Arı, Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Kavruk ile İstanbul Mahalle Muhtarları ve davetli katıldı.
'TOPLUMSAL BİRLİĞİN VE DEMOKRATİK GELİŞİMİN EN ÖNEMLİ UNSURU'
"Muhtarlık müessesesi bizim toplumsal birliğimizin önemli unsurlarından bir tanesi"
Programda açılış konuşmasını gerçekleştiren AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, "Muhtarlık müessesesi, tüm sosyal kesimleri, tüm siyasal düşüncedeki vatandaşlarımızı kapsayan, hiçbir siyasi kimlik altına sığdırılmayan, farklı farklı görüşlerden vatandaşlarımızın bir isim arkasında toplanabildiği bir müessese. Aslında ülkemizin demokratik gelişimi için de bu çok kıymetli. Azalara baktığımızda da, muhtarımızın oradaki tesis ettiği azalık fotoğrafını aslında oradaki toplumun tamamını, farklı farklı bölgelerden, farklı farklı renklerden oluşturduğunu ve toplumu birleştirici bir unsur olarak konumlandırdığını görüyoruz. O yüzden muhtarlık müessesesi bizim toplumsal birliğimizin, beraberliğimizin ve ülkenin geleceği adına ortaya koyduğumuz fotoğrafın en önemli unsurlarından bir tanesi" şeklinde konuştu.
'MİLLETE HİZMETİN BEREKETE DÖNÜŞTÜĞÜ YER'
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Demir ise, "Yerelde 15 yıl belediye başkanlığı yaptığım dönemde muhtarlarımızla çok yakın ilişki içerisinde olduk. Seçim dönemlerinde de iki bölgede gittiğimiz yerlerde muhtarlarımızla bir arada olduk. Belediye başkanlığı dönemimde sabahın erken saatlerinde sahaya çıktığımızda iki önemli yeri ziyaret ederdim. Bunlardan birincisi muhtarlarımız, ikincisi aile sağlığı merkezlerimiz. Bunların ikisinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Muhtarlarımız bizim, destursuz, minnetsiz, randevusuz, engeli olmadan insanların kapısını çaldığı ve gidip bizzat hemhal oldukları yerler. Kadın annesinin evine gider gibi muhtarlarımıza gidiyor, çünkü bir ilişki, geçmişe dayalı bir muhabbet var. Aile sağlığı merkezlerimiz de milletin sağlığını emanet ettiğimiz yerler. Bir taraftan insanlarımız, bir taraftan sağlığımız. Muhabbetle çalıştığımız, muhabbetini yakaladığımızda millete hizmetin berekete dönüştüğü yer muhtarlarımız. Muhtarlarınızla iyi ilişkiler içerisinde olmak zorundasınız, değerli insanlara hizmet etmek istiyorsanız" dedi.
SÜLEYMAN SOYLU: ÖZLÜK HAKLARINDA DEVRİM GİBİ ADIMLAR
AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu da, "Muhtarlık Daire Başkanlığı 2015 yılında İçişleri Bakanlığı bünyesinde kuruldu ve daha sonra Mahalli İdarelerde İller İdaresi'ne geçti aynı zamanda büyükşehir belediyelerinde Muhtarlık İşleri Daire Başkanlığı, il belediyelerinde de Muhtar Müdürlükleri kuruldu. Ayrıca valiliklerde bir vali yardımcısı, büyükşehirlerde bir genel sekreter yardımcısı, illerde de bir belediye başkan yardımcısını bu konuda görevlendirdi. MUBİS denilen bilgi sistemi oluşturuldu ve her gün merkezi ve yerel idareyle entegre ederek geliştirdi. 19 Ekim'i 2015 tarihinde Muhtarlar Günü ilan edildi. Benim bakanlığım döneminde de nasıl kutlanacağını ve kutlamaların nasıl olacağına yönelik genelgeleri yayınladı, sistem devam ediyor. Muhtarlık bir ödeneğe bağlıydı, Allah razı olsun Cumhurbaşkanımızdan, benim İçişleri Bakanlığım döneminde, muhtarların ücretini asgari ücrete endekslemiş olduk. Var olan ödeneğin çok üzerinde ogün her yıl tekrarlanacak bir işti. Bazı muhtarlarımızla ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu ödentilerinin tamamı Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla birlikte devrim gibidir. Öyle bir noktaya getirdik ki, Türkiye Cumhuriyeti Nüfus İdaresi Başkanlığı ile beraber entegre ettik. Muhtar seçildiğiniz günün hemen akabinde Nüfus İdaresi bastı ve Türkiye'de tek bir muhtar kimliği olarak, yani bir standart olan bir muhtar kimliği olarak bunu gönderdi" diye konuştu.
AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı Ömer Lütfi Arı ise konuşmasında, "Günümüzde mahallelerimizde, şehirlerimizde yeni problemler çıkıyor. Aile içi şiddet, aile arası geçimsizlik, karı koca arasındaki problemler, bağımlılık, uyuşturucu, yoksulluk, yaşlılık, tek başına yaşayan aileler. Bunların kaymakamlık düzeyinde çözülmesi imkansız. Mahalle kültürü kayboluyor. Dolayısıyla bence muhtarlarımıza bizim buradaki konuştuğumuz, bu toplumu ayakta tutacak, bizim toplumsal değerlerimizi canlandıracak, mahalle kültürünü yaşatacak fonksiyonlar verilmesi lazım. Bizim bakanlıklarımız hizmetler üretiyor. Ankara'da hizmetler kararlar alınıyor, onunla ilgili kaynaklar ayrılıyor ama vatandaşlarımız bunları bilmeyebiliyor, ulaşamayabiliyor veya bu hizmetler yetkin bir şekilde vatandaşlarına ulaştırılamayabiliyor. Muhtarlarımızın iyi bir tanımla bu süreçlere dahil edilmesi devletin yaptığı hizmetlerin hem etkinliğini hem verimliliğini hem de vatandaşın o hizmetlere ulaşımını çok kolaylaştıracaktır" dedi.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, 12 Mayıs'ta selin yaşandığı Samsun'un Havza ilçesinde incelemede bulundu, Amasya'yı ziyaret etti.
Ağıralioğlu, taşkın sonucu selin meydana geldiği Havza'da inceleme gerçekleştirerek, esnaf ve vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti.
Gazetecilere açıklamalarda bulunan Ağıralioğlu, Havza'yı durumu yerinde görmek amacıyla ziyaret ettiğini söyledi.
Vatandaşların yardım beklediğini dile getiren Ağıralioğlu, "Birtakım düzenlemeler yapılmazsa bu şartlarda bu hasarı kaldırmaz esnaf. Düzenlenme yapılması lazım. Vatandaşın yanında olmalıyız." dedi.
MEMLEKET İÇİN YENİDEN BAŞLANGIÇ
Halk buluşması kapsamında Amasya'da vatandaşlarla bir araya gelen Ağıralioğlu, Amasya Belediyesi Kültür Merkezi'nde düzenlenen programdaki konuşmasında, Anahtar Parti'nin "Memleket için yeniden başlıyoruz" diyenlerin partisi olduğunu belirtti.
Adım adım memleketi gezdiklerini anlatan Ağıralioğlu, "Amasya'da milletin sözü var, sesi var. Nereden durursanız, neyi konuşursanız, kime yaslanırsanız, neye bakarsanız, hepsinde memlekete dair bir yol var." ifadesini kullandı.
"RUHUMUN BAŞINDA BİR KALPAKLA BULUNUYORUM"
Arkasında Mustafa Kemal Atatürk'ün plan yaptığı zamanın kararlılığını en güzel gösteren bir fotoğraf bulunduğunu dile getiren Ağıralioğlu, şöyle konuştu:
"Türk zora girdi mi başında kalpak var. Ben bu salonda, ruhumun başında bir kalpakla bulunuyorum. Ruhları üniformalı bir milletin huzurunda ruhumun kalpağıyla duruyorum. Millet yine zordaysa, millet yine dara düşmüşse, 'Milleti yine milletin azmi ve kararlılığı kurtaracaktır' diyen iradenin hizasında duruyoruz. O yüzden Amasya'da isterseniz kalpağa, isterseniz yapılan plana, isterseniz bu topraklarda mayalanana yaslanırsınız. Sultan Selim'e yaslandığınızda da bulduğunuz millettir. Mustafa Kemal Atatürk'ün tamimle yayınladığı iradeyle yaslandığınızda bulduğunuz millettir. Kanuni deyince bulduğunuz devletse, Amasya'da kurduğunuz ve kurtardığınız aynı devlettir."
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da “varlık barışı” ile ilgili düzenlemeler ve İstanbul Finans Merkezi bünyesindeki firmalara vergi avantajları sağlayan, ayrıca SGK’ya borç taksitlerinin 36 aydan 72 aya çıkarılmasını öngören Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşülecek.
Teklifin görüşmelerinden önce partilerin grup önerileri görüşüldü. DEM Parti’nin “Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımının önündeki engellerin belirlenmesi amacıyla” verdiği Meclis araştırma önergesi AKP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla reddedildi.
Öneri üzerine söz alan DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, “Kürt sorununun çözümü yolunda atılacak adımların, onlarca yıldır Kürt halkının karşılaştığı engellerin kaldırılmasını da beraberinde getireceğini” savunarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün Kürt sorununun demokratik çözümünde tarihi bir eşikten geçmekteyiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı elli yıllık çatışma ortamını sonlandırma fırsatı değil, aynı zamanda bu topraklara ait farklılıkların zenginlik olarak bir arada eşit yaşamın kapısını araladı. Bu süreçte gerekli adımların atılması aynı zamanda onlarca yıldır Kürt’ün önündeki engellerin kaldırılmasını beraberinde getirecektir. Demokratik entegrasyon demek aynı zamanda bu topraklarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diğer dillerin de geleceğini garanti altına almaktır. Bu nedenle tam da içerisinden geçtiğimiz bu sürecin gereği olarak Kürtçenin korunması ve geliştirilmesi demokratik toplum ilkeleri ve kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından hayati önem taşıyor.”
‘TOPLUMSAL BARIŞA KATKI SAĞLAYACAKTIR’ İDDİASI
“Kürtçenin korunması ve geliştirilmesinin, demokratik toplum ilkeleri ile kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından en iyi yerde durduğunu” savunan Varlı, “Bu nedenle komisyonun kurulması aynı zamanda toplumsal barışın güçlenmesine de katkı sağlayacaktır” diye konuştu.
Varlı, yıllardır her alanda dillerin ve kültürlerin eşitliği ilkesini koruduklarını ve hiçbir dilin bir diğerine karşı üstünlüğü bulunmadığını ifade ederek, “Bizler yıllardır sokakta, okulda, fabrikalarda, tam da bu kürsüde dillerin, kültürlerin eşitliğini savunduk. Hiçbir dilin diğerinden üstün olmadığını, hiçbir çocuğun ana dilinden koparılmadığı, dillerin birbirini beslediği demokratik bir cumhuriyeti savunduk, bunu savunmaya da devam edeceğiz” dedi.
CHP’Lİ KONURALP: ANA DİLİ HAK OLARAK GÖRÜYORUZ
CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, CHP’nin “parti programında yer alan ilkelere” dikkati çekerek, “toplumsal sorunların çözüm adresinin eşit yurttaşlık temelinden geçtiğini” ifade etti. Konuralp, şu ifadeleri kullandı:
“Parti programımızda vurgulandığı şekliyle demokratikleşme, toplumsal sorunların eşit yurttaşlık temelinde çözümü için elzemdir diyoruz ve yine, programımızda vurgulandığı üzere, ana dili bir hak olarak görüyor, tüm yurttaşlarımızın ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkının sağlanacağı, kimsenin kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramayacağı ve toplumsal olarak dışlanmayacağı, farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin özgürce var olabileceği bir Türkiye hedefi doğrultusunda mücadele ediyoruz.”
‘ANNELERİMİZİN DİLLERİNİ ÖTEKİLEŞTİRMEDEN KORUMAK BİR ZORUNLULUKTUR’
Bu bağlamda, Türkçe, Kürtçe, Abhazca, Çerkezce, Gürcüce, Lazca, Ermenice, Rumca, Süryanice, Arapça, Boşnakça ve sayamadığım hangi dil varsa, annelerimiz rüyalarını hangi dilde görüyorsa, hangi dilde görmüşse, bizi hangi dilde sevmiş ve hangi dilde azarlamışsa işte o dilin ama daha da önemlisi başka annelerin dillerini de ötekileştirmeden, önemsizleştirmeden, değersizleştirmeden tüm dillerin varlığını sürdürmelerini sağlamak bir zorunluluktur. Çünkü dillerin kaybı yalnızca sosyokültürel, antropolojik bir sorun değildir, daha da ötesinde toplumsal mesafeleri büyüten bir sorundur. Dillerin kaybı aidiyet duygusunu zedeler, ortak yaşam iradesini aşındırır. Ana dil hakkının güvence altında olduğu toplumlarda ise bireyler ülkelerine daha güçlü bağlarla bağlanır, ortak geleceğe daha fazla inanır.”
ÇALIŞKAN: AK PARTİ İKTİDARINA KADAR BARIŞ VE HUZUR İÇERİSİNDE YAŞANIYORDU
Yeni Yol Grubu Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, Türkiye’nin geçmişten bu yana barındırdığı farklı medeniyet ve kültürlerin bir arada yaşama kültürüne değinerek, “Bugün ülkemiz bir mozaik olarak Arap, Kürt, Türk, Laz, Çerkez her medeniyetten, her milletten, her kültürden insanların barış, huzur ve kardeşlik içerisinde yaşadığı bir ülke oldu AK Parti iktidarına kadar” dedi.
Son dönemde izlenen politikalarda toplumsal ayrışma noktalarının ve kimliksel farklılıkların siyasi birer araç olarak kullanıldığını ileri süren Çalışkan, “Ne yazık ki son dönemde bir seküler, dindar, Alevi, Sünni fay hatlarının ısrarla ne yazık ki üzerine gitmeyi belki de bir kazanç gördüler. Elbette seçim dönemlerinde politik manevralarla oy alma uğruna belki bazı şeyler kaşınabilir gibi görünüyor ama bu milletin geleceğini düşünmek zorundayız” diye konuştu.
Çalışkan, siyasetçilerin ve devlet yönetiminin günübirlik çıkarlar yerine ülkenin geleceğini planlaması gerektiğini dile getirerek, “Eğer bu ülkede yapacağınız politikalar bu milletin tarihi bağlarını koruyup gelecekte barış, huzur içerisinde yaşayacağı ortamı planlamadıktan sonra hiçbir anlamı yok” ifadelerini kullandı. (ANKA)
CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, sosyal medya üzerinden çarpıcı bir video paylaştı.
AKP Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy ve eşinin bir tapu davası sürecinde mahkemeye sunduğu “fakirlik ilmühaberi”ne dikkat çeken Akdoğan, olayı “çeyrek yüzyıllık bir çürümüşlüğün göstergesi” olarak nitelendirdi.
Akdoğan konu hakkında, Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı’nın milletvekilinin eşine ve belgeyi veren kişi hakkında soruşturma başlatıldığını ifade etti.
‘MİLLETVEKİLİ EŞİNE BU BELGEYİ ALDIRMAYA TENEZZÜL EDİYOR’
Akdoğan, açıklamasında şunları anlattı:
“Büyük bir skandal, akıl alır gibi değil! AK Parti Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy, karısına muhtarlıktan ‘fakirlik ilmühaberi’ aldırıyor. Şimdi ‘Nasıl oluyor?’ diyorsunuz değil mi? Bakın mesele şu: AK Parti Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy’un eşi bir tapu davası açacak. Tapu davası nasıl açılıyor? Gidiyorsunuz mahkemeye, bir harç yatırıyorsunuz, bir vergi ödüyorsunuz.
Ödemeyebilir misiniz? Bunun bir koşulu var; yoksulsanız, sizin hakkınızı korumak için devletin size verdiği bir şans bu. Muhtar diyor ki: ‘Bu kişi fakirdir, fakir olduğu için bu ilmühaberi veriyorum. Bunu götürüp dava dosyasına koyarsa harç ödemez mahkemeye.’
İşte tenezzül ediyorlar ve bir milletvekili eşine sırf mahkemeye harç ödememek için bu belgeyi ayarlıyor. Bu belgeyi alıyorlar, götürüp dava dosyasına koyuyorlar. Davalı tarafın avukatı bu fakirlik ilmühaberi fark edince diyor ki: ‘Bu nasıl olur? Davacı olan hanımefendinin kocası milletvekili. Bir milletvekili devletine vergi ödeyemeyecek, o mahkemeye harç veremeyecek durumda mı?’ diyor.
‘BAŞSAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATIYOR’
Bu sefer konu tabii mahkemede gündem yapılıyor. Mahkeme bu sefer konuyu Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığına aksettiriyor. Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı hem bu belgeyi veren kişiyle ilgili hem bu belgeyi alan milletvekilinin eşiyle ilgili soruşturma başlatıyor.
Bakın burada mesele şu:
Nasıl oluyor da bir milletvekili ‘Ben acz içindeyim, ben fakirim’ diyerek karısına bu belgeyi alıyor, bu belgeyi almaya tenezzül ediyor?
Nasıl oluyor da biri bu belgeyi verebiliyor?
Nasıl oluyor da bizim başımızda uçan kuşun kanadındaki bite kadar takip edenler ve haber yapanlar, biz bu meseleyi gündeme getirene kadar bu meseleyi gündeme hiç getirmiyor?
Bakın bu nedir biliyor musunuz? Bu AK Parti iktidarının çeyrek yüzyıllık çürümüşlüğünün parçalarından yalnızca bir tanesidir. Bir milletvekilinin karısına devlete vergi vermemek için fakirlik ilmühaberi almaya tenezzül etmesi, AK Parti’nin çürümüşlüğünün göstergesidir.
‘DERHAL İSTİFA ETMELİ’
Şimdi yapılması gereken şey şu:
Hiç iktidardan korkmadan, Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığında bu işin peşine düşen onurlu isimler bu işi devam ettirmeli.
AK Partili milletvekilleri aralarında böyle tenezzül eden bir milletvekilinin olduğunu bilmeli.
AK Parti derhal bu kişiyi ihraç etmeli.
Hüseyin Altınsoy, bu çağrı da sana: Sen de derhal milletvekilliğinden istifa etmelisin.
Sayın Cumhurbaşkanı; AK Parti’nin Genel Başkanıdır. AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla partisinde böyle bir isim olduğunu ve partisinde buna benzer çokça olaylar olduğunu bilmelidir, müdahale etmelidir. Sayın Meclis Başkanımız; lütfen biliniz, bu isimler parlamentoya yakışmamaktadır ve Hüseyin Altınsoy gereğini yapmalıdır.”
Nasıl oluyor da bir milletvekili tenezzül edip eşine fakirlik ilmühaberi alıyor? pic.twitter.com/XvSxMgDp3E
CHP'de sayısız belediye başkanının karıştığı akçeli işler ortaya saçılırken parti içinde kaos hakim.
İtirafçıların art arda verdiği ifadelerle köşeye sıkışan CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise, partideki kaos halini tüm topluma yayma niyetinde.
Bu kapsamda BirGün'e konuşan Özel, yine sokak çağrısı yaptı.
"HERKESİN REFLEKS VERMESİ LAZIM"
Sadece CHP'lilerin değil tüm muhalefetin seferber olmasını isteyen Özel, şu ifadeleri kullandı:
"Demokratik sistemi korumak için herkesin bir refleks vermesi lazım. Gittiğimiz her yerde ciddi destek görüyoruz. Rize'de örneğin, tarihi bir kalabalık vardı. Rize aktı, meydanlara doldu. Rize’yi görüp de insanlara, ‘Tepki göstermiyorsunuz’ diyemeyiz.
"DAHA KALABALIK VE KİTLESEL MİTİNGLER ÖNEMLİ"
Daha kalabalık meydan, daha fazla destek, daha kitlesel mitingler önemli… Biz de demokratik sistemi savunmak zorundayız. Ben artık kendimi, şahsi mücadeleden ayırdım, sandığa ulaşıp bu iktidarı gönderme sorumluluğundayız.
SEFERBERLİK ÇAĞRISI YAPTI
Bizi de bertaraf ederlerse ne olacak, onun endişesini taşıyorum. Muhalefetin tüm kanatlarından dayanışma bekliyoruz. O konuda da kimsenin hakkını yemek istemem. Liderler turunda da herkesin desteğini hissediyoruz. Ama CHP’deki gibi genel bir seferberlik halinin bilhassa TBMM’de grubu bulunan partilerden bekliyoruz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kazakistan temasları başkent Astana’dan başlayacak.
Bağımsızlık Sarayı’nda Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile baş başa görüşecek olan Erdoğan, ardından mevkidaşı ile Türkiye-Kazakistan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı’na başkanlık edecek.
Görüşmelerde, "geliştirilmiş stratejik ortaklık" düzeyindeki ikili ilişkiler tüm yönleriyle değerlendirilecek ve iki ülke arasındaki stratejik bağların güçlendirilmesine yönelik atılacak adımlar ele alınacak.
Ziyaretin ekonomi ayağında, iki ülke arasında belirlenen 15 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi ve enerji alanındaki iş birliği projeleri öncelikli gündem maddeleri arasında yer alacak. Bu kapsamda, çeşitli alanlarda yeni iş birliği protokollerinin ve anlaşmaların imza altına alınması bekleniyor. Ayrıca, Erdoğan ve Tokayev’in Türkiye-Kazakistan İş Forumu’na katılarak her iki ülkeden iş insanlarıyla bir araya gelmesi ve yatırım fırsatlarını değerlendirmesi öngörülüyor.
TÜRK DÜNYASININ MANEVİ BAŞKENTİNDE LİDERLER ZİRVESİ
Astana’daki temaslarını tamamlamasının ardından Türk dünyasının manevi başkenti Türkistan’a geçecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada TDT Gayriresmi Liderler Zirvesi’ne iştirak edecek.
Zirve kapsamında yapacağı hitabında Orta Doğu’daki güncel gelişmeler başta olmak üzere bölgesel ve küresel meselelere ilişkin önemli mesajlar vermesi beklenen Erdoğan, katılımcı devlet ve hükümet başkanlarıyla ikili görüşmeler de gerçekleştirecek.
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kazakistan temasları başkent Astana’dan başlayacak.</p>
<p>Bağımsızlık Sarayı’nda Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile baş başa görüşecek olan Erdoğan, ardından mevkidaşı ile Türkiye-Kazakistan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı’na başkanlık edecek.</p>
<p>Görüşmelerde, "geliştirilmiş stratejik ortaklık" düzeyindeki ikili ilişkiler tüm yönleriyle değerlendirilecek ve iki ülke arasındaki stratejik bağların güçlendirilmesine yönelik atılacak adımlar ele alınacak.</p>
<p>TİCARET HACMİNDE HEDEF 15 MİLYAR DOLAR</p>
<p>Ziyaretin ekonomi ayağında, iki ülke arasında belirlenen 15 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi ve enerji alanındaki iş birliği projeleri öncelikli gündem maddeleri arasında yer alacak. Bu kapsamda, çeşitli alanlarda yeni iş birliği protokollerinin ve anlaşmaların imza altına alınması bekleniyor. Ayrıca, Erdoğan ve Tokayev’in Türkiye-Kazakistan İş Forumu’na katılarak her iki ülkeden iş insanlarıyla bir araya gelmesi ve yatırım fırsatlarını değerlendirmesi öngörülüyor.</p>
<p>Astana’daki temaslarını tamamlamasının ardından Türk dünyasının manevi başkenti Türkistan’a geçecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada TDT Gayriresmi Liderler Zirvesi’ne iştirak edecek.</p>
<p>Zirve kapsamında yapacağı hitabında Orta Doğu’daki güncel gelişmeler başta olmak üzere bölgesel ve küresel meselelere ilişkin önemli mesajlar vermesi beklenen Erdoğan, katılımcı devlet ve hükümet başkanlarıyla ikili görüşmeler de gerçekleştirecek.</p>
Cumhuriyet Halk Partisi saflarına katılan ve rozeti bizzat Genel Başkan Özgür Özel tarafından takılan Nasuh Bektaş, partiye adım atar atmaz büyük bir "dijital temizlik" yaptı.
Bektaş'ın, 2014 ile 2020 yılları arasındaki binlerce paylaşımını bir gecede yok ettiği tespit edildi.
Şaibeli kurultay dönemine dair mesajlarını buharlaştıran Bektaş'ın, kurultayı "demokrasi şöleni değil, koltuk sevdalılarının tiyatrosu" olarak nitelendirdiği paylaşımlarını da kaldırdığı ortaya çıktı.
ÖZGÜR ÖZEL'İ HEDEF ALAN AĞIR SÖZLER
Nasuh Bektaş'ın silmeyi unuttuğu ya da yakın geçmişte yaptığı paylaşımlar ise parti içinde yeni bir krizin kapısını araladı.
Özgür Özel'in rozet taktığı Bektaş'ın, kısa süre önce Özel'i sert bir dille eleştirdiği görüldü.
Özgür Özel'in gazeteci Taha Hüseyin Karagöz ile görüşmesine tepki gösteren Bektaş'ın, 7 Mayıs 2024 tarihli paylaşımında, "Yani bu kadarına pes gerçekten pes... İnsanlık suçu işlemiş, altı yaşında çocuğu istismar edenleri savunmuş 24 saat trollük yapan bir şahsın CHP Genel Başkanı'nın yanında ne işi var." ifadelerini kullandığı kaydedildi.
Bektaş'ın ayrıca geçmişte Özel yönetimi için, "Bu yönetimle CHP'nin baraj altında kalması içten bile değil" diyerek mevcut yönetimi beceriksizlikle suçladığı belirlendi.
ŞAİBELİ İSİMLERE DESTEK
Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni transferi Bektaş'ın, adı yolsuzluk ve ahlaksızlık iddialarıyla anılan eski Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'a yönelik övgüleri de dikkatlerden kaçmadı.
CHP'den ihraç edilen Yalım'ı parlatma çabası içine giren Bektaş'ın, "Gazetecilik bir araçtır, asıl olan dostlarımızın iktidarıdır" diyerek kalemini nasıl yönlendirdiğini açıkça itiraf ettiği görüldü.
Yalım hakkındaki iddiaların ayyuka çıktığı dönemde ise "Başkanımızın özel hayatı kimseyi ilgilendirmez" diyerek bu duruma siper olduğu anlaşıldı.
Ancak tüm bu gönderileri sildiği saptandı.
GEZİ KALKIŞMASINA METHİYE
Nasuh Bektaş'ın sosyal medyada, sokak eylemlerini meşrulaştırmaya çalışan ifadeleri de geniş yer tutuyor.
Sanıklarının anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs suçlamasıyla hüküm giydiği Gezi Parkı kalkışmasını lidersiz bir halk hareketi olarak öven Bektaş, bu olayları toplumun kardeşçe yaşayabileceğinin en güzel örneği olarak tanımladı.
Ancak aynı Bektaş'ın, kendisine muhalif olan vatandaşlara yönelik "cehalet sürüsü" yakıştırması yaparak halkı aşağılayan ifadeler kullandığı da arşivlerden fışkıran gerçekler arasında yer aldı.
ARİF KOCABIYIK VAKASINDAN SONRA İKİNCİ SKANDAL
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel'in liyakatten uzak transfer politikası, parti içindeki temiz toplum iddialarını zedeliyor.
Kısa süre önce ırkçı söylemleriyle tanınan Arif Kocabıyık'a rozet takan Özel, kamuoyunda yükselen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kalmış ve Kocabıyık'ın üyelik işlemleri durdurulmuştu.
Bu olayın sıcaklığı henüz geçmemişken, Nasuh Bektaş'ın geçmişte Kocabıyık gibi isimlerin ayrıştırıcı paylaşımlarına destek verdiği ve nefret söylemine ortak olduğu ortaya çıktı.
Bektaş'ın, "CHP, PKK'ya siper oldu" ifadesi ise hala duruyor.
CHP'den AK Parti'ye geçen Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal için vatandaşlar tarafından karşılama töreni gerçekleştirildi.
Köksal, törende yaptığı açıklamada, Afyonkarahisar'a daha güçlü hizmet getirmek, çözüm bekleyen meseleleri daha hızlı sonuçlandırmak, şehrin ihtiyaç duyduğu yatırımları hayata geçirmek ve taleplere daha güçlü cevap verebilmek için yeni bir döneme adım attıklarını söyledi.
"ŞEHRİMİZİ GELİŞTİREN HER ADIMIN YANINDA OLACAĞIZ"
Bundan sonra da başta kentsel dönüşüm olmak üzere altyapıdan ulaşıma, gençlere, kadınlara yönelik projelere kadar birçok çalışmayı aynı kararlılıkla hayata geçireceklerini belirten Köksal, şöyle konuştu:
"Şehrimizi büyüten, geliştiren, güçlendiren her adımın yanında olacağız. Dün söylediğim gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde Afyonkarahisar'ı yeniden inşa etmek için memleketime AK Parti'de hizmet etmeye devam edeceğim. Ben Ankara'dayken bir sözü sıklıkla söyler ve ara sıra paylaşırdım. Herkes beni Ankara'da sanır ama Afyonkarahisar'da bir dam yıkılsa yüreğim parçalanır. İşte ben bu kadar Afyonkarahisar sevdalısıyım. Ve daha önce de söylediğim gibi Afyonkarahisar için elimi her zaman taşın altına koydum, bundan sonra da koymaya devam edeceğim. AK Parti'de Afyonkarahisar'ı hak ettiği yere getirmek için hep birlikte sizlerle hizmet edeceğim."
Daha sonra AK Parti Afyonkarahisar Milletvekilleri İbrahim Yurdunuseven, Ali Özkaya ve Hasan Arslan ile AK Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Turgay Şahin konuşma yaptı.
Köksal ve beraberindekiler, törenin ardından belediye binasına geçti.
<p>Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, AK Parti’ye katılımının ardından düzenlenen karşılama töreninde belediye binası önünde vatandaşlara hitap etti. Köksal, "Şehrimizi büyüten her adımın yanındayız" dedi.</p>
Bakanlıktan yapılan açıklamada, "Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Belçika Kraliçesi Mathilde'nin ülkemizi ziyareti kapsamında Ankara'ya gelen Belçika Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken ile bir araya geldi. Konuk Bakan, Milli Savunma Bakanlığı'na gelişinde Bakan Yaşar Güler tarafından askeri törenle karşılandı" denildi.
Siyaset sahnesini günlerdir meşgul eden bir transfer haberi daha bugün nihayete erdi. Dün CHP'den istifa eden Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, AK Parti'ye geçti.
Öğle saatlerinde AK Parti Genel Merkezi'ne gelen Köksal, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlık ettiği Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'na katıldı.
ERDOĞAN'DAN İLK AÇIKLAMA: SEFALAR GETİRDİNİZ
Erdoğan açıklamasında "Biz işimize bakacağız, 25 yılın birikiminin rehberliğinde gelecek 25 yılda nasıl bir Türkiye görmek istediğimizin yol haritasını şimdiden belirlemeye odaklanacağız. Her birinizden büyük gururla kutlayacağımız 25. yıl etkinliklerimize bu anlayışla yaklaşmanızı bekliyorum. İnşallah birazdan AK Parti ailesine yeni katılan arkadaşlarımızın rozetlerini takacağız. Türkiye'ye hizmet mücadelesini bugünden itibaren AK Parti çatısı altında yürütecek Afyonkarahisar ve Dinar belediye başkanlarımız ile belediye meclis üyelerimize aramıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum" dedi.
"MEYHANE JARGONUYLA ONA BUNA SALDIRIYOR"
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Şunun bilinmesini isterim ki iyice muvazeneyi yitiren CHP yönetiminin kirli siyaseti bizi yolumuzdan alıkoyamaz. Kimse kusura bakmasın ama siyasi üslubu kişinin aynasıdır. Karakter suikastı yapanlar karakter fukaralarının kendileridir. Affınıza sığınarak söylüyorum. Meyhane jargonuyla ona buna saldırarak, ona buna hakaret ederek siyasetteki kapasite açığı kapatılamaz. CHP yönetimi vatandaşın aklıyla alay etmeyi artık bırakmalı. Başkalarını suçlama kurnazlığından bir an önce vazgeçmelidir.
Hata yapmak tabii ki insana mahsustur. Fakat hatada ısrar etmek akıllı insanın karı değildir. Buna rağmen CHP yönetimi yanlışı daha büyük bir yanlışla telafi etmeye, ortaya saçılan pislikleri daha büyük yalanlarla örtmeye çalışmaktadır. Bu son derece bayat bir stratejidir. Bu ucuz bir politikadır ve kullanım ömrü çoktan dolmuştur. Herkesi bir kez daha siyasette seviyeyi, nezaketi, centilmenliği gözetmeye çağırıyorum. Onlar ne yaparsa yapsın. Biz yeni arkadaşlarımızla el ele verecek tam bir dayanışma içinde Afyon'un daha gelişmesi için birlikte çalışacağız."
Biz makamda, koltukta şeref bulan değil, aksine şerefi millete hizmet etmekte gören bir kadroyuz. Bizim siyaset tarzımızda eski yeni ayrımı yoktur. Bizim anlayışımızda kibir yoktur. Bizde hizmet ve eser yarışı vardır. Milletin gönlüne girme rekabeti vardır. Türkiye yüzyılını inşa edene kadar durmadan dinlenmeden koşturacağız."
Konuşmanın ardından Köksal sahneye çıktı. Köksal'a rozeti takılırken Cumhurbaşkanı Erdoğan da belediye başkanını tebrik etti.
KÖKSAL TEHDİT EDİLDİĞİNİ SÖYLEMİŞTİ
CHP lideri Özgür Özel'in kendisini tehdit ettiğini, hakaretlerde bulunduğunu söyleyen Köksal, dün akşam katıldığı yayında "AK Parti'ye katılıyorum, içim çok rahat. CHP'de siyaset yapma imkanı kalmamıştı. Kim tehdit etmiş beni önce bunu söylesinler. Ben tehdit edildim evet ama beni Özgür Özel tehdit etti. 5-6 ay önce AK Parti’ye geçme tartışmaları başlayınca bana Özgür Özel ‘5-6 ay sonra iktidara geleceğim ve seni affetmeyeceğim’ yazdı. ‘Seni affetmem için bana yalvaracaksın’ dedi" şeklinde konuşmuştu.
Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal'ın AK Parti'ye katılacağı yönündeki açıklamalar, Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) deprem etkisi yarattı. Köksal, dün akşam yaptığı açıklamada "AK Parti'ye katılıyorum, içim çok rahat. CHP'de siyaset yapma imkanı kalmamıştı" diyerek tartışmalara son noktayı koydu.
Özgür Özel’in tehdit mesajları ve parti içi engellemeler sonrası Köksal, CHP tarafından kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildi. Yaşanan gelişmelerin ardından Köksal'ın bugün Ankara'da düzenlenecek törenle AK Parti'ye katılacak.
ROZETİ ERDOĞAN TAKACAK
AK Parti saflarına katılma kararı aldığı belirtilen Burcu Köksal’a bugün AK Parti’nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda AK Parti rozeti takılacak. Köksal'a rozetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından düzenlenecek törende bizzat takılacağı öğrenildi.
Siyasi kulislerde dikkatle takip edilen gelişmenin, Afyonkarahisar’daki belediye meclisi dengelerini de etkileyebileceği değerlendiriliyor.
GÖZLER YAPILACAK AÇIKLAMADA
Burcu Köksal’ın AK Parti’ye katılımıyla ilgili resmi açıklamanın bugün yapılacak törende netleşmesi bekleniyor.
KÖKSAL SESSİZLİĞİNİ BOZDU
Köksal, uzun süren sessizliğini dün bozdu ve bir televizyon programında konuştu. Burcu Köksal, bugün AK Parti’ye geçeceğini söyledi ve içinin rahat, huzur dolu olduğunu ifade etti. CHP’de siyaset yapma imkânının kalmadığını belirtti.
Bilindiği üzere CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Burcu Köksal’a bir mesaj atarak, kocası nedeniyle kendisinin tehdit edilmesi gerekçesiyle bu yönde bir karar aldığını iddia etmiş; mesajında da Burcu Köksal’a, ‘Boşa çıkma, partin arkanda durur’ dediğini söylemişti. Burcu Köksal da bunu doğruladı ve ‘Bu mesaj, en hafif mesajlardan biriydi’ ifadelerini kullandı. ‘Evet, tehdit edildim ancak beni Özgür Özel tehdit etti’ dedi.
"KILIÇDAROĞLU'NA OY VERDİĞİM İÇİN UNUTAMADI"
Ayrıca, ‘Özgür Özel, kurultaydan bu yana Kılıçdaroğlu’na oy verdiğim için bunu bir türlü unutamıyor’ ifadelerini kullandı. 31 Mart seçimlerinde kendisine yalnızca bir kez mazot desteği geldiğini belirten Köksal, ‘Ekrem İmamoğlu ile ters düşünce bir daha mazot kartı da yollamadılar. Sistematik olarak trollerin saldırısına uğradım’ dedi.
"CUMHURBAŞKANIMIZLA 45 DAKİKA GÖRÜŞTÜM"
Burcu Köksal, aynı zamanda CHP yönetimi tarafından mobbinge uğradığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la da 45 dakikalık bir görüşme yaptığını anlattı ve ‘Cumhurbaşkanımız birlikte siyaset yapacağımızı söyledi. Ben de kendisine, “CHP’deyken hep sizin karşınızda oldum ama artık o CHP kalmadı. Bu CHP, bizim CHP’miz değil” dedim’ ifadelerini kullandı.
Köksal’ın eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile telefonda görüştüğü bilgisi vardı. Köksal da bunu doğruladı. ‘Kemal Kılıçdaroğlu, partiden ayrılmama razı olmadı. Ama beni kararlı görünce, “İlla istifa edeceksen bari bağımsız kal” dedi’ ifadelerini kullandı. ‘O görüşmemizde kendisine de söyledim; ben zaten bağımsız gibiydim. Bize hiçbir görev verilmiyordu’ dediğini de aktardı.
Burcu Köksal, dün sessizliğini koruduğu saatlerde CHP Merkez Yönetim Kurulu tarafından tedbirli olarak Yüksek Disiplin Kurulu’na kesin ihraç talebiyle sevk edilmişti. Tedbirli sevk nedeniyle parti üyeliği de askıya alınmıştı. Bu gelişmeyi, MYK toplantısının ardından açıklama yapan Parti Sözcüsü Zeynel Emre duyurdu. Zeynel Emre, ‘Artık istediği yere gidebilir’ ifadelerini kullandı.
CHP'yi saran rüşvet ahtapotu, partiyi "yönetilemez" bir hale getirdi.
ÇÜRÜMÜŞLÜK GÜNDEMDE
Son günlerde tehdit, şantaj ve itiraf ekseninde açığa çıkan gerçekler ise CHP'nin mevcut yönetimindeki çürümüşlüğü gözler önüne serdi.
Yerel yönetimlerdeki şaibeli para trafiğinin bir ucu, Özgür Özel yönetimindeki CHP Genel Merkezi'ne dayandı.
ÖZKAN YALIM İTİRAFÇI OLDU
Uşak eski Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın etkin pişmanlıktan yararlanıp itirafçı olması ile sarsıldı.
ÖZEL'E VIP ARAÇ
Yalım, Özgür Özel'in kullanımındaki Mercedes V300 marka VIP makam aracının, Uşak Belediyesi'nin kasasından 170 bin euro bedelle dizayn ettirildiğini itiraf etti.
Talimatı bizzat Özel'in verdiği söyledi.
ADLİYEYE GETİRİLDİ
Süreç bu şekilde devam ederken, tutuklu bulunan Özkan Yalım ile ilgili yeni bir gelişme yaşandı.
Özkan Yalım, ek ifade vermek üzere Çağlayan Adliyesi'ne getirildi.
NELER OLMUŞTU?
CHP, otel odasında basılan ve yolsuzluktan tutuklanan Uşak eski Belediye Başkanı Özkan Yalım'ı bir süre ihraç edemedi.
Toplum baskısına dayanamayan CHP yönetiminin ihraç mekanizmasını devreye alması sonrası Yalım, "Ben yanarsam hepinizi yakarım." dedi; etkin pişmanlıktan yararlanarak itirafçı oldu.
Yalım, Özgür Özel'in VIP makam aracının belediye kasasından 170 bin euro bedelle yaptırıldığını söyledi.
Özel'e, kurultay zamanı 200 bin lirası poşet içinde 1 milyon 200 bin lira para verdiğini itiraf etti.
Yalım, Özel'e alınan sıfır kilometre aracı, lüks saat ve çanta hediyelerini teker teker anlattı.
CHP MYK, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ı kesin ihraç talebiyle tedbirli olarak disipline sevk etti.
CHP Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Emre, Köksal’ın kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildiğini şu ifadelerle duyurdu:
“Biz yönetim olarak Burcu Köksal’ı kesin ihraç talebiyle disipline sevk ettiğimizi, tedbirli olarak, buradan duyurmak isterim. Şimdi güle güle nereye giderse gitsin.”
‘PARTİ SUÇU OLDUĞUNA KANAAT GETİRDİK’
Emre ayrıca, “Biz MYK toplantısına başlamadan evvel bu konuyu konuştuk ve kendisinin genel başkanımızın dahil hiçbir telefona çıkmaması, hiçbir habere cevap vermemesi bütün bunlar karşısında bunun bir parti suçu olduğuna kanaat getirdik. Partimize üye olup olmadığına da baktık – öyle ya istifa etmiş mi etmemiş kaydına – üye olarak görünüyordu. O nedenle bu işlemi biz gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
CHP’li Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın AKP’ye geçeceği iddiaları gündeme geldi. İddiaların ardından Köksal’a yakınlığı ile bilinen Merkez İlçe Başkanı Murat Albayrak görevden alındı.
Parti yöneticileri Köksal’a ulaşamadığını belirtirken CHP Afyonkarahisar İl Başkanı Hasan Karadeniz, “Maalesef belediye başkanımız siyasi baskılara boyun eğmiş, maalesef direnememiştir. Direnen belediye başkanlarımız gibi o dirayeti gösterememiştir” ifadelerini kullanmıştı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geçen hafta yaklaşık yarım saat süren bir telefon görüşmesi yaptığı iddiasına yönelik açıklama yaptı.
Dervişoğlu, Nefes’e yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefonda görüştüğüme dair iddialar yalandan ibaret” ifadelerini kullandı.
İDDİALAR NEYDİ?
Konuyla ilgili ortaya atılan iddialarda görüşmede Erdoğan’ın, “CHP’nin domine ettiği muhalefet gündeminden uzak kaldığı için Dervişoğlu’na teşekkür ettiği” ve Dervişoğlu’nun da Erdoğan’a “ülkenin istikrarı için elini taşın altına koymaktan çekinmeyeceğini” söylediği ileri sürüldü.
Söz konusu paylaşımlarda iki liderin temaslarını sürdürme konusunda karşılıklı mesaj verdiği de iddia edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize Güneysu’dan hemşehrisi olduğu öğrenilen Zikrullah Erdoğan’ın 2013 yılında yaptığı bir paylaşım ise gündem olmuştu.
Zikrullah Erdoğan’ın 2013 tarihli paylaşımında “Dayım canımdır :) T. Erdoğan” ifadelerini kullandığı görülmüştü.
‘TSK’YA BÜYÜK ZARAR VERECEK’
Söz konusu gelişmelerin ardından CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’den açıklama geldi.
Öztürkmen, şu ifadeleri kullandı:
“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevine hemşehrisi Zikrullah Erdoğan’ı atadı. Diyarbakır’ın Çınar Kaymakamı olan Zikrullah Erdoğan sadece 33 yaşında ve Rize Güneysulu. Zikrullah Erdoğan bu atamayla makam karşılığı Tümgeneral rütbesi almış oldu.
Bir subay, Türk ordusuna vereceği yaklaşık 37 yıllık emeğin sonunda 51-52 yaşında tümgeneral olabiliyor. Üstelik görev süresi boyunca takım, bölük, tabur, alay, tugay komutanlıkları yapması, operasyon bölgelerinde görev alması yani TSK’nın hemen her kademesinde emek vermesi gerekiyor.
Zikrullah Erdoğan ise çalışma hayatına Halkbank’ta başlıyor. Ardından girdiği kaymakamlık sınavı sonucunda kaymakam oluyor ve 2020-2026 yılları arasında bu görevi yapıyor. Zikrullah Erdoğan’ın tüm CV’si bu! “Dayım” diye hitap ettiği Tayyip Erdoğan’ın bir imzasıyla MSB’nin en kritik genel müdürlüğünün başına oturuyor!
Zikrullah Erdoğan’ın başına getirildiği Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, MSB teşkilat şeması içinde çok kritik bir konumda. TSK’nın tüm mal ve hizmet alımlarını bu genel müdürlük yapıyor. Burası adeta TSK’nın kasası! Dev bir cari bütçe, milyarlık ihaleler bu müdürlükçe planlanıyor ve yönetiliyor. Görüştüğümüz askeri uzmanlar burayı yönetebilmek için TSK’yı çok iyi tanımak ve iyi yetişmiş olmak gerektiğinin altını çiziyor. Sivil yöneticilerin de tedarik mevzuatına hakim, kıdemli ve tecrübeli bürokratlardan seçilmesi gerekiyor. Çünkü bir ordunun savaşma gücünün en belirleyici unsurunun başında tedarik ve lojistik imkânları profesyonelce yönetebilme kabiliyeti geliyor.
Zikrullah Erdoğan ise haliyle bütün bunlardan bihaber! Tedarikin T’sinden habersiz. Sadece bu alanda değil kendi alanıyla ilgili bile şüpheler var. Çünkü 2017’de girdiği kaymakamlık sınavının yazılı kısmında 81 puan alıyor. Ancak girdiği mülakatta çok maharetli olduğu anlaşılıyor olsa gerek 99,3 puan verilerek 3’üncü sıradan kazandırılıyor! 37 kişilik kaymakam adaylığı listesinde yazılı puanıyla sondan 8’inci sırada olmasına rağmen mülakata aldığı tam puana yakın puanla kaymakamlığın yolu açılıyor. Yazılıda 100 tam puan almış olan bir aday bile Erdoğan’ın gerisinde ancak 6’ncı sıradan kazanabiliyor!
MSB teşkilat şemasına göre Zikrullah Erdoğan’ın başına getirildiği bu genel müdürlüğün altında 2 genel müdür yardımcılığı, 6 daire başkanlığı ve 3 şube müdürlüğü bulunuyor. Silah, Araç ve Sistem Tedarik Daire Başkanlığı, Uluslararası Tedarik Daire Başkanlığı, Ana Malzeme Tedarik Daire Başkanlığı ve İhale Şube Müdürlüğü bu kritik birimlerden sadece birkaçı.
Bu durum sadece bir liyakat sorunu değil. Aynı zamanda TSK’ya büyük zarar verecek hiyerarşik de bir sorun. Çünkü paraşütle tümgeneral yapılan bir kaymakamın altındaki daire başkanlıkları ve şube müdürlüklerinde albaylar, yarbaylar ve tuğgeneraller bulunuyor. Zikrullah Erdoğan, bir gecede subaylarımızın 30 yıllık emeklerinin önüne geçiyor ve onların “komutanı” oluyor! Silahlı Kuvvetler’in özünü oluşturan bin yıllık disiplin geleneği, hiyerarşi ve askeri teamüller yerle bir ediliyor.
’44 YILLIK CEFALI BİR YOL’
Peki Zikrullah Erdoğan’ın bir gecede Cumhurbaşkanı’nın tek imzasıyla geldiği “Tümgeneral” konumuna gerçek bir Türk subayı nasıl geliyor? Gelin gerçek bir örnekle bakalım.
Emekli Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş…
1970’te başladığı İzmir Hava Lisesi’nden 1973’te mezun oluyor.
30 Ağustos 1976’te Hava Harp Okulu’nu,1988 yılında Hava Harp Akademisi’ni, 1992’de Silahlı Kuvvetler Akademisi’ni bitirip kurmay albay oluyor.
Bandırma ve Merzifon Ana Jet Üs Komutanlıkları ile Hava Kuvvetleri Karargahı dahil çok sayıda birlik ve uçuş filosunda görev yapıyor.
1995-1996 yıllarında 3’ncü Ana Jet Üs Komutanlığı’nda 133’ncü Filo Komutanı, “Kardak Krizi” sonrası 1996-1999 yılları arasında Atina Hava Ataşesi, 1999-2001 arasında 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı Diyarbakır Harekat Başkanı, 2001-2003 tarihleri arasında 6’ncı Ana Jet Üs Komutanlığı Bandırma Harekat Komutanı olarak görev yapıyor.
Karataş 30 Ağustos 2003 tarihinde Tuğgeneralliğe terfi ediyor.
“Çuval Olayı” sonrası ABD’ye gönderilen Karataş, 2003-2005 arasında Washington Silahlı Kuvvetler ve Hava Ataşesi olarak görev yapıyor.
Ardından 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı Diyarbakır Kurmay Başkanı ve 8’inci Ana Jet Üs Komutanı olarak görev yapan Karataş, 30 Ağustos 2007 tarihinde Tümgeneralliğe terfi ediyor. Karataş Tümgeneral olduğunda 51 yaşında… Askeri liseye başladığı 1970 yılından hesaplayınca TSK hayatının 37. yılında Tümgeneral oluyor!
Ardından İzmir’de Hava Eğitim Komutan Yardımcısı olan Karataş, 2007-2010 arasında Ankara’da Müsteşar Teknoloji ve Koordinasyon Yardımcısı/Milli Silahlanma Direktörü, yine aynı şekilde NATO nezdinde Türkiye’yi temsilen Milli Silahlanma Direktörü olarak görev yapıyor.
16 Ağustos 2010 tarihinde Diyarbakır’daki 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı’na Komutan Yardımcısı olarak atanıyor. Karataş bu görevi yürütürken 3 Ekim 2011 tarihinde FETÖ’nün Balyoz kumpasıyla tutuklanıyor ve Hasdal, Hadımköy ve Silivri Cezaevlerinde 33 ay esir ediliyor.
Yüksek Askeri Şura kararları sonucu, 30 Ağustos 2012 tarihinde tutukluyken TSK’dan tasfiye edilen Tümgeneral Karataş, 19 Haziran 2014’te Balyoz kumpasının çökmesiyle serbest kalıyor.
Karataş, subaylık dönemi boyunca F-100, F-5, F-104, F-16, savaş uçakları dahil çeşitli tip uçaklarda uçuyor ve uçuş öğretmenliği yapıyor.
44 yıllık cefalı bir yol… Tarif edilemeyecek bir emek ve vatan aşkı. Üstüne Balyoz’la “Mustafa Kemal’in askeri” olmanın bedeli! İşte gerçek Türk subayları böyle Tümgeneral oluyor!
Düşmanın Türk Ordusu’na yapamayacağını kendi eliyle yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. AKP’nin 24 yıllık iktidar dönemi aynı zamanda Türk Ordusu’na darbe dönemi oldu.
“Vesayetten kurtulacağız” diyerek FETÖ’yle işbirliği yaptınız. Birlikte milli orduya kumpas kurdunuz, binlerce birikimli subayı tasfiye ettiniz, cezaevlerinde süründürdünüz! Sonu 15 Temmuz oldu. Yetmedi askeri liseleri kapattınız, askeri hastaneleri dağıttınız. Askeri alanları peşkeş çektiniz! “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen teğmenleri ordudan atmaya başladınız! Son noktada torpilli yandaşları bir gece “tümgeneral” yapıyorsunuz. Yeter artık, çekin elinizi Türk Ordusu’nun ve Türk subayının üstünden!”
ZİKRULLAH ERDOĞAN HAKKINDA BİLİNENLER
Çınar Kaymakamı Zikrullah ERDOĞAN, 1993 yılında Rize Güneysu’da doğdu. Kaymakam ERDOĞAN, ilk ve orta öğrenimini Rize’de tamamlayarak 2016 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Aynı yıl, İstanbul Üniversitesi çift anadal programı kapsamında Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü tamamladı.
Üniversite öğrenimi boyunca çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. Bir yıl süreyle Halk Bankası’nda görev yaptıktan sonra İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Kaymakam Adaylığı sınavını kazanarak, Mülki İdare Amirliği mesleğine başladı.
Rize Valiliği’nde il merkez stajını, Kırklareli/Pınarhisar ilçesinde Kaymakam refiklik stajını tamamladı. Aksaray/Ağaçören ilçesinde Kaymakam Vekili olarak görev yaptı. Edirne’de mülkiye müfettişi refakatinde teftiş stajını yerine getirdi. Yurtdışı stajı kapsamında İngiltere/Sheffield Üniversitesi’nde dil eğitimi aldı.
106.Dönem Kaymakamlık Kursunun ardından 2020-2022 yılları arasında Isparta-Uluborlu ve 2022-2024 yılları arasında Şanlıurfa Halfeti Kaymakamı olarak görev yapan Zikrullah ERDOĞAN, 01.07.2024 tarih ve 2024/187 sayılı Cumhurbaşkanlığı Atama Kararnamesi ile İlçemiz Kaymakamlığına atanmış olup, 27.07.2024 tarihinde ilçemizdeki görevine başlamıştır.
Saadet Partisi’nin 2024 tarihinde yapılan 9. Olağan Büyük Kongresi’nde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla dava açılmış ve parti yönetimine kayyum atanması talep edilmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Vakıflar Haftası dolayısıyla düzenlenen programa katılarak önemli açıklamalarda bulundu. Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programa çok sayıda vakıf temsilcisi, bürokrat ve davetli iştirak etti. Erdoğan, konuşmasının başında Vakıflar Haftası kapsamında vakıf camiasını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Vakıf kültürünün Türk milletinin tarih boyunca oluşturduğu en önemli değerlerden biri olduğunu ifade eden Erdoğan, hiçbir karşılık beklemeden insanlığa hizmet eden hayırseverlerin toplumsal hayatın en güçlü yapı taşlarından biri olduğunu söyledi. Bu yıl “Mimari ve Zarafette Vakıf Medeniyeti” temasıyla düzenlenen etkinliklerin kültürel mirasın daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağını belirten Erdoğan, mimari, zarafet, vakıf ve medeniyet kavramlarının birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin asırlar boyunca oluşan kültürel birikiminin yalnızca tarihi eserlerle sınırlı olmadığını belirterek, bu mirasın aynı zamanda toplumun dayanışma anlayışını, estetik yaklaşımını ve insan merkezli düşünce yapısını da yansıttığını dile getirdi. Vakıf anlayışının, yardımlaşmayı ve paylaşmayı kurumsal hale getiren önemli bir medeniyet mirası olduğuna dikkat çeken Erdoğan, geçmişten bugüne uzanan bu kültürün korunmasının büyük önem taşıdığını söyledi.
ÜÇ KITAYA YAYILAN VAKIF ESERLERİKonuşmasında Osmanlı’dan bugüne ulaşan vakıf eserlerine de değinen Erdoğan, camilerden medreselere, kütüphanelerden şifahanelere kadar pek çok yapının vakıf kültürünün somut örnekleri olduğunu ifade etti. Çeşmeler, köprüler, su kemerleri, hanlar ve kervansarayların da bu medeniyet anlayışının önemli parçaları olduğunu söyleyen Erdoğan, üç kıtaya yayılan eserlerin yüksek bir estetik anlayışıyla inşa edildiğini kaydetti.
Bu eserlerin yalnızca mimari yapılar olmadığını vurgulayan Erdoğan, aynı zamanda adalet, ahlak ve topluma hizmet anlayışının birer yansıması olduğunu dile getirdi. Vakıf kültürünün merkezinde insanın yer aldığını belirten Erdoğan, geçmişte inşa edilen eserlerin toplumun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, vakıf kültürünün korunmasının gelecek nesiller açısından büyük önem taşıdığını ifade ederek, tarihi eserlerin restorasyonu ve yaşatılması için yürütülen çalışmaların devam ettiğini kaydetti. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 102 yıldır önemli bir görevi yerine getirdiğini belirten Erdoğan, kurumun kültürel mirasın korunması konusunda önemli çalışmalar yürüttüğünü dile getirdi.
202 VAKIF ESERİ HİZMETE AÇILDIGeçtiğimiz yıl Vakıflar Haftası kapsamında 101 vakıf eserinin açılışının gerçekleştirildiğini hatırlatan Erdoğan, bu yıl ise restorasyonu tamamlanan 202 vakıf eserinin toplu açılışının yapıldığını açıkladı. Açılışı yapılan eserler arasında Kahramanmaraş’taki Ulu Cami, Beyazıt Medresesi Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin bazı fakülte binaları ve Kuzey Makedonya’daki Hacı Mahmut Bey Camii’nin bulunduğunu belirtti.
Program sırasında canlı bağlantılarla açılış törenlerinin gerçekleştirildiğini ifade eden Erdoğan, restorasyon çalışmalarında görev alan mimar, mühendis, işçi ve uzmanlara teşekkür etti. Tarihi eserlerin yeniden ayağa kaldırılmasının kültürel miras açısından büyük önem taşıdığını belirten Erdoğan, bu çalışmaların gelecek kuşaklara önemli bir miras bırakacağını söyledi.
Restorasyonu tamamlanan eserlerin yalnızca fiziksel olarak yenilenmediğini dile getiren Erdoğan, aynı zamanda tarihi hafızanın da korunmuş olduğunu ifade etti. Türkiye’nin farklı şehirlerinde ve yurt dışında gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarının medeniyet mirasının yaşatılmasına katkı sunduğunu kaydetti.
“HAYIR VE ZARAFET KÜLTÜRÜMÜZÜN TEMELİDİR”Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında vakıf kültürünün manevi yönüne dikkat çekti. Hayır, zarafet, nezaket ve kibarlığın Türk-İslam medeniyetinde önemli kavramlar olduğunu ifade eden Erdoğan, vakıf anlayışının bu değerlerle şekillendiğini söyledi. İnsanlara yardım etmenin ve toplumsal dayanışmanın vakıf kültürünün temelini oluşturduğunu dile getirdi.
Vakıf eserlerinde estetik anlayışın da önemli bir yer tuttuğunu belirten Erdoğan, tarihi camilerden külliyelere kadar birçok yapının mimari açıdan büyük bir incelik taşıdığını kaydetti. Bu eserlerin sadece işlevsel yapılar olmadığını söyleyen Erdoğan, aynı zamanda medeniyet anlayışını yansıtan semboller olduğunu ifade etti.
SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ ÖRNEĞİCumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Süleymaniye Külliyesi ile ilgili anlatılan bir rivayete de yer verdi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen külliyenin yapım sürecinde yaşanan bir olayın vakıf anlayışının özünü ortaya koyduğunu belirten Erdoğan, cami inşaatında çalışan ustalara sıcak bir yaz gününde ayran dağıtan yaşlı bir kadının samimi davranışının önemli bir örnek olarak anlatıldığını söyledi.
Erdoğan, rivayete göre Kanuni Sultan Süleyman’ın gördüğü bir rüyada Süleymaniye Külliyesi ile işçilere ikram edilen bir bakraç ayranın terazide tartıldığını, samimiyetle yapılan küçük bir hayrın büyük eser kadar kıymetli görüldüğünün ifade edildiğini anlattı. Bu hikâyenin vakıf kültüründeki ihlas ve samimiyet anlayışını ortaya koyduğunu belirten Erdoğan, yapılan işin büyüklüğünden çok niyetin önem taşıdığını dile getirdi.
VAKIF SİSTEMİ TOPLUMUN HER ALANINDAYDIGeçmişte vakıf sisteminin toplumsal hayatın hemen her alanında etkili olduğunu belirten Erdoğan, Osmanlı döneminde insanların doğumdan ölüme kadar vakıf hizmetlerinden yararlandığını söyledi. Eğitim kurumlarından hastanelere, aşevlerinden köprülere kadar pek çok hizmetin vakıflar aracılığıyla sürdürüldüğünü ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, vakıf sisteminin yalnızca insanlara değil, doğaya ve hayvanlara yönelik hizmetleri de kapsadığını kaydetti. Göç eden leyleklerin korunmasından kimsesiz hastaların tedavisine kadar birçok alanda vakıfların faaliyet yürüttüğünü belirten Erdoğan, bu anlayışın toplumun dayanışma kültürünü güçlendirdiğini ifade etti.
Öğrencilere mürekkep temin edilmesinden sahipsiz yapıların korunmasına kadar birçok alanda vakıfların görev üstlendiğini söyleyen Erdoğan, vakıf kültürünün kuşatıcı ve kapsayıcı bir yapıya sahip olduğunu dile getirdi.
GÜNÜMÜZDE DE ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYORLARCumhurbaşkanı Erdoğan, günümüzde vakıf ve derneklerin sosyal yardımlaşma alanındaki faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti. Eğitimden sosyal dayanışmaya, yardım çalışmalarından kültürel faaliyetlere kadar pek çok alanda faaliyet gösteren vakıfların toplumsal hayat açısından önemli bir görev üstlendiğini ifade etti.
Milli ve manevi değerlere bağlı nesillerin yetişmesine katkı sunan vakıfların çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Erdoğan, ihtiyaç sahiplerine yönelik faaliyetlerin toplumdaki dayanışma ruhunu güçlendirdiğini söyledi. Vakıfların farklı alanlarda hizmet vermeye devam ettiğini kaydeden Erdoğan, vakıf kültürünün gelecekte de yaşatılacağını ifade etti.
<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, katıldığı bir programda partisi iktidara geldiğinde belediye başkanlarının da milletvekilleri gibi dokunulmazlık zırhına büründürüleceğini açıkladı. Çiftçi, "Bizim iktidarımızda belediye başkanları da dokunulmaz olacak" sözleriyle yerel yönetimlerde radikal bir değişikliğe gideceklerinin sinyalini verdi.</p>
<p>Bu açıklama, akıllara halihazırda yargı süreci devam eden veya çeşitli iddialarla gündeme gelen CHP'li belediyeleri getirdi. Kamuoyunda oluşan genel kanaat, böyle bir düzenlemenin yerel yönetimlerde denetimi imkansız hale getireceği yönünde.</p>
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Bakan Fidan'ın Mısırlı mevkidaşı Abdulati ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran ve ABD arasındaki müzakere süreciyle ilgili gelişmeler değerlendirildi.
Bitlis'in Tatvan ilçesinde yapılan partisinin ilçe başkanlığı 3. Olağan Kongresi'ne katılan Fatih Erbakan, tüm annelerin Anneler Günü'nü kutladı.
Ahlakın, maneviyatın, ihlas ve samimiyetin, ilim ve irfanın merkezi Bitlis'te ve Tatvan'da bulunmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Erbakan, programa katılanlara teşekkür etti.
Milli Görüş'ün, Bitlis ve ilçelerinde yerinin bambaşka olduğunu belirten Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Milli görüşün memleketi bu topraklardır. Milli Görüş Lideri Erbakan Hocamız bu toprakların önemini ve değerini bizlere 50 sene boyunca anlattı. Bu bölgenin insanının derdiyle dertlendi, bu bölgeye olan sevgisi ve muhabbeti sadece lafta kalmadı. Birileri konuşurken milli görüş bu coğrafyanın geleceğini değiştirecek temelleri atıyordu. Erbakan Hocamızın sözünü burada tekrar ediyoruz, 'Milli Görüş'ün icraatının ulaştığı yere onların hayalleri bile yetişemez' diyoruz. Milli Görüş geldi. Bitlis'e, Tatvan'a tesisler ve fabrikalar kurdu, istihdam sağlandı. Kalkınmanın yanında önce ahlak ve maneviyatı da ekledi."
'İCRAATIN ULAŞTIĞI YERE HAYALLERİ BİLE YETİŞEMEZ'
"Biz Milli Görüş'üz, Yeniden Refah'la, aynı ruhla yeniden geliyoruz." diyen Erbakan, göreve geldiklerinde borç ve faiz ekonomisi yerine üretim, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi modeline geçeceklerini, Bitlis'te yeni fabrikalar açacaklarını ifade etti.
Terörsüz Türkiye sürecine değinen Erbakan, 1970'lerden itibaren bu bölge insanının, Kürt, Arap ve Zaza'ların haklarını savunduklarını dile getirdi.
Bundan 50 yıl önce Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini fabrikalarla dolduran zihniyetin Milli Görüş zihniyeti olduğunu anlatan Erbakan, şunları kaydetti:
"1990'lı yıllarda o zor dönemlerde Erbakan Hocamız kimsenin cesaret edemediği dönemde Meclis kürsüsüne çıktı ve bu bölge insanının haklarını savundu. Adaleti, kardeşliği, barışı, İslam kardeşliğini, ümmet kardeşliğini en güçlü şekilde Erbakan Hocamız savundu. Şimdi bize soruyorlar: 'Siz Terörsüz Türkiye sürecine ne diyorsunuz?' Yeniden Refah Partisi olarak duruşumuz net. Biz kardeşliğe, barışa ve kucaklaşmaya 'Evet' diyoruz. Erbakan Hocamızın dile getirdiği şu gerçeği çok iyi biliyoruz. Türk ile Kürt'ü ayırırsan ortada ne Türk kalır ne de Kürt kalır ama Türk ile Kürt bir olursa karşısında ne Amerika ne İsrail durabilir. Bizim yolumuz, ölçümüz budur. Ne mutlu Türk Kürt kardeşliğini rehber edinenlere, ne mutlu Allah için birbirini seven Türklere ve Kürtlere. Cenabıallah birlikteliğimizi, kardeşliğimizi daim eylesin."
'TÜRK İLE KÜRT BİR OLURSA KARŞISINDA KİMSE DURAMAZ'
Fatih Erbakan, ilk genel seçimlerde milletin teveccühüyle yeniden partilerini iktidara taşıyacaklarını belirten Erbakan, "İnşallah yaşanabilir Türkiye'yi, yeniden büyük Türkiye'yi ve yeni bir dünyayı aziz milletimizle birlikte kuracağız. Bitlis'ten bir kez daha hep birlikte haykırıyoruz. İş başa düştü, zafer Milli Görüşçülerindir ve zafer yakındır diyoruz." ifadelerini kullandı.
Bugün partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Abdullah Öcalan için statü açığı varsa; bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır" dedi.
Bu açıklamalar gündemi hareketlendirirken DEM Parti'den de konuya dair jet hızında bir yorum geldi. DEM Parti TBMM Grup Toplantısı'nda konuşan Genel Başkan Tuncer Bakırhan, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın hukuki durumunun açık ve net bir çerçeveye kavuşturulmasını istedi.
"BAHÇELİ'NİN SÖZLERİNE İMZAMIZI ATIYORUZ"
Bakırhan, "Öcalan'ın fiziki koşullarının iyileştirilmesi, görüşme ve iletişim imkanlarının genişletilmesi, sürecin sağlıklı ilerlemesi için zorunludur. Böylesi bir ağır süreçte muhatabın çalışma, görüşme, iletişim imkanlarından yoksun bırakılması siyaset aklıyla açıklanamaz. Sayın Bahçeli'nin 'Öcalan'ın statüsü ne olacaktır?' sorusu bu açıdan tarihidir. Sayın iktidar, bu soru orta yerde hala duruyor ve hala cevabını beklemektedir. Bugün Sayın Bahçeli'nin, Grup Toplantısı'nda statü ve yasal adımlar atılması konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz. Sayın Erdoğan'ın da belirttiği gibi 'süreci sonuna götürenler tarihe geçecektir' sözü üzerine bizler diyoruz ki tarih cesaret edenleri yazar. Buyurun tarihi birlikte yazalım Sayın Erdoğan."
"BARIŞ İZLEME VE TAKİP KURULU OLSUN"
Bu sürecin zorlu bir süreç olduğuna işaret eden Bakırhan, şöyle devam etti: "Yarım asırlık örgüt silahı devreden çıkardı, bu çok önemlidir. Meclis de inisiyatif aldı, bu da kıymetlidir. Şimdi gelin bu süreci risklerden koruyacak, takibini yapacak bir mekanizma kuralım. Adı 'barış izleme ve takip kurulu' olsun. Meclis'teki siyasi partilerin vereceği üyeler süreci takip etsin, kolaylaştırıcı olsun. Bu kurul denetleyen değil, takip eden ve kolaylaştıran bir mekanizma olabilir. Atılması gereken adımları hızlandırır. Ortak aklı işletip sürecin kazasız ve güven içinde ilerlemesine katkı sunabilir. Bu kurul akademi ve sivil toplum ile istişarede bulunabilir. Bu kurum süreçle ilgili atılması gereken adımları siyasi liderler ve aktörlerle görüşüp hızlandırarak ortak akıl ve vicdanı işletebilir."
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskın, Türkiye’den sert tepki gördü. TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Ben-Gvir’in adımını “provokatif eylem” olarak niteledi ve uluslararası topluma sessiz kalmama çağrısı yaptı. Dışişleri Bakanlığı da baskını “en güçlü biçimde” kınadı.
Fuat Oktay paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Soykırımcı İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir’in, uluslararası hukuka aykırı olarak uzun süredir ibadete kapalı tuttukları Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskını şiddetle kınıyorum.
Söz konusu bu provokatif eylem, Mescid-i Aksa’nın kutsiyetine yönelik bilinçli ve sistematik saldırıların bir parçasıdır. Uluslararası toplum buna kesinlikle sessiz kalmamalıdır.
Mescid-i Aksa derhal ve koşulsuz olarak ibadete açılmalıdır.
Türkiye, dün olduğu gibi bugün de kardeş Filistin halkının yanında olmayı sürdürecektir. ?? ??”
Ben-Gvir’in baskını, bölgedeki gerilimin daha da arttığı bir dönemde gerçekleşti. Uluslararası ajans ve bölge kaynaklarına göre İsrailli bakan, güvenlik güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa yerleşkesine girdi. Filistin tarafı ve bölgedeki bazı ülkeler bu ziyareti, kutsal mekânın statüsüne yönelik yeni bir ihlal ve açık bir provokasyon olarak değerlendirdi.
Ankara’nın tepkisi de bu çizgide şekillendi. Hem Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması hem de Fuat Oktay’ın paylaşımı, Türkiye’nin Mescid-i Aksa’daki statü değişikliğine ve ibadeti engelleyen uygulamalara karşı sert itirazını bir kez daha ortaya koydu.
Kaynak: Haber Merkezi
Gazeteci-yazar Atakan Çelik’in kaleme aldığı “Yüzyılın Tanığı: Anadolu Ajansı’nın Asırlık Öyküsü” adlı eser, Nobel Yayınları tarafından yayımlandı. Dört yıla yayılan titiz bir çalışmanın ürünü olan kitap, ajansın kuruluşundan günümüze uzanan yolculuğunu bütüncül bir çerçevede inceliyor.
MESLEKİ BİRİKİM ve AKADEMİK ÇALIŞMANIN BİRLEŞİMİ Eser, Atakan Çelik’in yaklaşık çeyrek asra yaklaşan gazetecilik deneyimi ile Sakarya Üniversitesi’nde hazırladığı yüksek lisans tezinin geliştirilerek kitaplaştırılmasıyla ortaya çıktı.
Çelik, kitabın kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirterek, eserin hem sahada geçen meslek hayatının bir özeti hem de akademik bir çalışmanın ürünü olduğunu ifade etti. Anadolu Ajansı’nın kendisi için yalnızca bir kurum değil, aynı zamanda bir okul ve hayat tecrübesi olduğunu dile getirdi.
KURUCU RUH VE KÜRESEL DÖNÜŞÜMKitapta, Anadolu Ajansı’nın Milli Mücadele yıllarında ortaya çıkan kurucu ruhu ayrıntılı şekilde ele alınıyor. Ajansın, bir milletin sesini dünyaya duyurmak ve dönemin dezenformasyonuna karşı hakikati ortaya koymak amacıyla kurulduğu vurgulanıyor.
Eserde ayrıca ajansın zaman içinde geçirdiği dönüşüme de geniş yer veriliyor. Geyve’de bir telgraf hattında filizlenen bu yapının, çok dilli yayıncılıkla dünyanın dört bir yanına ulaşan küresel bir medya aktörüne dönüştüğü anlatılıyor. Bu sürecin yalnızca kurumsal büyüme değil, aynı zamanda bir zihniyet değişimi olduğu ifade ediliyor.
SAHA TANIKLIKLARI VE KRİZ DÖNEMLERİKitapta, Atakan Çelik’in sahadan edindiği deneyimler de önemli bir yer tutuyor.
15 Temmuz darbe girişimi sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşananlar, Arap Baharı sürecinde bölgedeki gelişmeler, Pakistan’daki sel felaketi ve Bosna’daki saha gözlemleri, ajansın kriz anlarında üstlendiği rolü ortaya koyan örnekler arasında sıralanıyor. Bu olaylar üzerinden ajansın yalnızca haber aktaran değil, aynı zamanda sahada aktif rol alan bir yapı olduğu aktarılıyor.
GAZZE BÖLÜMÜ VE BELGELEME ÇALIŞMALARIEserde Gazze’de yaşanan gelişmelere de özel bir bölüm ayrılıyor. Bu bölümde, Anadolu Ajansı tarafından yayımlanan “Tanık”, “Kanıt” ve “Sanık” adlı çalışmaların uluslararası kamuoyu ve hukuk açısından taşıdığı önem ele alınıyor.
Gazze’de yaşananların yalnızca insani değil, aynı zamanda hakikatin hedef alındığı bir süreç olduğu vurgulanırken, ajansın bu süreçte yaptığı yayınlarla yaşananları kayıt altına aldığı belirtiliyor.
İTHAF VE GENEL ÇERÇEVEAtakan Çelik, kitabını gazeteciler açısından zorlu bir dönem olarak nitelendirdiği İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sırasında hayatını kaybeden meslektaşlarına ithaf etti.
“Yüzyılın Tanığı”, Anadolu Ajansı’nın yalnızca bir haber ajansı olmadığını; aynı zamanda Türkiye’nin küresel iletişim gücünün, medya diplomasisinin ve hakikat mücadelesinin önemli bir temsilcisi olduğunu ortaya koyuyor.
Kaynak: Haber Merkezi
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dün İzmir'de yaptığı konuşmada AK Parti'yi hedef almış ve sözleri sosyal medyada tepkiyle karşılanmıştı.
AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İzmir Büyükşehir Belediyesi toplu açılış töreninde yaptığı konuşmaya sert sözlerle karşılık verdi.
İnan, yaptığı açıklamada Özgür Özel'in sözlerine cevap vererek; CHP’li belediyelerde yaşandığını iddia ettiği skandallar üzerinden eleştirilerini sıraladı.
"PAVYONLAR KRALININ YAKIN ARKADAŞI"
Açıklamasında, Ekrem İmamoğlu ile ilgili göndermelerde de bulunan İnan, CHP yönetimini “yalan ve iftira siyaseti” yapmakla suçladı.
İnan, şu ifadeleri kullandı:
“Pavyonlar ve müzikholler kralı CHP’li Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın yakın arkadaşı… Ekrem İmamoğlu’nun siyasi rehini… Metreslerini CHP’li belediyelerde işe alıp kamu parasıyla tatile gönderen CHP’li belediye başkanlarının avukatı… İmamoğlu’nun müteahhitlerinin ‘sevimli şempanze’ diye hitap ettiği Özgür Özel İzmir’e gelmiş… Yanında ne getirmiş? Yalan getirmiş. İftira getirmiş. Ar damarı çatladığı için bunları taşımakta da hiç zorlanmamış.”
İzmir halkının bu söylemleri artık kabul etmediğini vurgulayan İnan, sözlerini şöyle sürdürdü;
“İzmir artık sizi ve korku siyasetinizi büyük bir palavra olarak görüyor. Bu palavracı haliniz, siyasi tükenmişliğin ve vizyonsuzluğun en acınası halidir.”
Açıklamada, CHP yönetiminin İzmir’deki siyasi söylemlerinin karşılık bulmadığı ve kamuoyunun bu dili reddettiği mesajı öne çıktı.
Pavyonlar ve müzikholler kralı CHP’li Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın yakın arkadaşı…
Ekrem İmamoğlu’nun siyasi rehini…
Metreslerini CHP’li belediyelerde işe alıp kamu parasıyla tatile gönderen CHP’li belediye başkanlarının avukatı…
Toplumun temel sorunlarının siyasetin merkezine yerleşmediğini dile getiren Tekin, gündem eleştirisinde bulundu.
“Türkiye’nin gerçeğinde derin yoksulluk, işsizlik, sefalet, uyuşturucu ve kayıp çocuklar var. Ancak bunlar konuşulmuyor.” diyen Tekin, “Türkiye’nin gerçek gündemiyle meşgul olmayan siyasetin ayakta kalma şansı yok.” değerlendirmesinde bulundu.
CHP’YE İÇ ELEŞTİRİ: AYRIŞMA ŞART
CHP’nin mevcut yapısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Tekin, parti içinde yapısal ayrışmaya ihtiyaç olduğunu ifade etti.
Tekin, “Belediyenin nimet olduğu kadar külfeti de var. CHP’nin ivedilikle belediye, örgüt ve milletvekili yapısını ayrıştırması gerekiyor.” dedi.
DIŞ POLİTİKA VE “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” DEĞERLENDİRMESİ
Dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Tekin, Türkiye’nin komşularla dengeli ilişkiler kurmasını olumlu bulduğunu belirtti.
Bu yaklaşımın, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine uygun olduğunu ifade eden Tekin, “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin olarak da sürecin doğru bir adım olduğunu söyledi.
Bursa kamuoyunu sarsan imar rantı iddialarında perdenin arkasındaki karanlık ilişkiler ağı, müteahhit Deniz Bozkurt'un emniyette verdiği detaylı ifadelerle gün yüzüne çıktı.
Bursa Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü'nde avukatı nezaretinde konuşan Bozkurt ruhsat ve imza süreçlerindeki yozlaşmayı delillerle anlattı.
Tutanaklara yansıyan beyanlarda, rüşvet çarkının münferit olaylardan ziyade belirli aracılar üzerinden yürütülen sistematik bir tahsilat mekanizmasına dönüştüğü vurgulandı.
İddiaların odağında ise Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Mahmut Demiröz'ün isimleri yer aldı.
Soruşturma dosyasına giren belgelere göre, rüşvet veren firmalar ve yürüttükleri projeler isim isim kayıt altına alındı.
Bu kapsamda öne çıkan firmalardan biri olan Orçe İnşaat, Nilüfer ilçesi Ataevler Mahallesi'nde yürüttüğü ve kamuoyunda "ORÇE 360+" olarak bilinen kentsel dönüşüm projesinde usulsüz emsal artışı nedeniyle ruhsat krizine takıldı.
Eski yapıyı yıkıp yeni projeyi büyük oranda tamamlayan firmanın, projenin onaylanması için aktif olarak rüşvet dağıtmaya devam ettiği ve bu bedelin projeden verilecek lüks daireler ile nakit para olarak belirlendiği ifade edildi.
İddiaların odağındaki bir diğer büyük şirket olan Şad İnşaat ve sahibi Şakir Deniz'in yürüttüğü Ataevler Mahallesi'ndeki "Öz Atakent" ve "Aura Park" projelerinde de benzer bir usulsüz emsal artışı sorunu yaşandığı belirtildi.
Bu projelerdeki emsal artışının onaylanması karşılığında Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne 15 adet aracın rüşvet olarak verildiği söyleniyor.
Bu araçların belediye envanterine kaydedilip kaydedilmediği henüz bilinmezken, Nilüfer Belediyesi aşamasındaki ruhsat onayları için de daire ve nakit para pazarlıkları yapıldığı öne sürüldü.
Emsal artışı, inşaat sektöründe bir arsaya yapılabilecek toplam inşaat alanının yasal sınırlarının üzerine çıkarılması anlamına geliyor. Bu durum, müteahhitler için milyonlarca liralık ekstra rant demek.
Tanık Bozkurt'un ifadesine göre, rüşvet olarak verilen daireler doğrudan belediye yetkililerinin veya yakınlarının üzerine yapılmıyor. Polis takibine yakalanmamak ve mal varlığı sorgulamalarından kaçmak amacıyla, tapu devirleri tamamen alakasız üçüncü şahıslar üzerinden gerçekleştirilerek bir tür kara para aklama taktiği uygulanıyor.
Bu karanlık trafiğin doğrudan yetkililerle değil, özel olarak konumlandırılmış bir aracı vasıtasıyla yürütüldüğü de soruşturmanın en çarpıcı detayları arasında bulunuyor.
İfade tutanaklarında bu kilit ismin, resmi hiçbir işi bulunmayan Hüseyin Gür olduğu belirtiliyor.
Gür'ün, Mustafa Bozbey ile doğrudan irtibatlı olduğu, Nilüfer Belediyesi'nde büyük bir nüfuza sahip olduğu ve tüm rüşvet pazarlıkları ile tahsilat organizasyonlarının bizzat onun üzerinden yapıldığı iddia ediliyor.
Şüphelilerin, emniyetin olası dinleme ve teknik takip faaliyetlerini atlatmak için geleneksel hücresel aramalardan uzak durduğu ve milyonluk rüşvet pazarlıklarını iz bırakmamak adına tamamen uçtan uca şifreleme sunan WhatsApp uygulaması üzerinden yürüttüğü vurgulanıyor.
NE OLMUŞTU?
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve Bursa merkezli İstanbul, Balıkesir ve Diyarbakır'ı kapsayan 5 ildeki eş zamanlı operasyonlar, belediye tarihindeki en büyük yolsuzluk iddialarından birini gün yüzüne çıkardı. Soruşturma kapsamında, aralarında Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, eşi Seden Bozbey, kızı Side Bozbey Gürer ve kardeşleri Ramiz ile Ertan Bozbey'in de bulunduğu toplam 57 kişi gözaltına alındı.
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından 6 ay boyunca yürütülen titiz incelemeler sonucunda, şüphelilerin "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "rüşvet" ve "suçtan kaynaklanan mal varlıklarını aklamak" suçlarına karıştıkları iddia ediliyor. Tespit edilen suça konu işlem hacminin ise tam 15 milyar 951 milyon TL olduğu belirlendi.
Soruşturmanın merkezinde, Mustafa Bozbey'in Nilüfer Belediye Başkanlığı döneminde akrabaları ve yakınları üzerine kurulan paravan şirketler yer alıyor. Rüşvet olarak alındığı iddia edilen taşınmazların devredildiği Verev İnşaat, Seres Gayrimenkul, Tiba Mimarlık, Fide Özel Eğitim, Bozbey İnşaat Sanayi, Perçem İnşaat ve Kafkas Tur Oto Kiralama şirketlerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından kayyum atandı. Bu şirketler üzerine kayıtlı 213 taşınmaz ve 35 lüks araca el konuldu.
3 Nisan Cuma günü Mustafa Bozbey de dahil olmak üzere toplam 57 kişinin adliyeye sevk edildiği bildirildi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, "Karne dahi alamayacak bir durumda olan CHP'liler bu sefer de 'karnecilik' oynamaya karar vermişler." dedi.
CHP'Lİ NAZLIAKA: BİZ İKTİDAR OLDUĞUMUZDA...
CHP'deki mide bulandıran skandalları görmezden gelip kadın ve genç kızlara yönelik açıklamalarda bulunan Nazlıaka şu ifadeleri kullanmıştı;
Bizim iktidarımızda kadınların güvencesi olan laiklik yeniden tüm Türkiye'de hakim olacak. Bizim iktidarımızda hiçbir kadın şiddet görmeyecek, hiçbir çocuğumuz güvenlik sorunu yaşamayacak, istismara uğramayacak. Özetle herkesin onurlu, güvenli ve eşit bir yaşam hakkının olduğu bir Türkiye olacak. Çalıştığı kurumun gücünü arkasına alarak kadına yönelik şiddet uygulamaya devam edecek olanlara da buradan sesleniyoruz. Hiç o kurumlara falan güvenmeyin. Onların gücünü arkanıza aldığınızı zannetmeyin. Şiddetle mücadelede burada biz varız ve sonuna kadar da şiddet gören kız kardeşlerimizin hakkını savunmayı sürdüreceğiz.
Söz konusu CHP olunca durumu herkesin bildiğini ancak tekraren hatırlatmak sorumluluğunda olduklarını belirten Kaya, "Sayın Nazlıaka mezun olalı çok oldu ama topu taca atmadan şu soruları samimiyetle cevaplamasını istiyoruz, karnesini de sonra inceleriz." diye konuştu.
Karne dahi alamayacak bir durumda olan CHP’liler bu sefer de “karnecilik” oynamaya karar vermişler.
Söz konusu CHP olunca durumu herkes biliyor ama biz tekraren hatırlatmak sorumluluğundayız.
Sayın Nazlıaka mezun olalı çok oldu ama topu taca atmadan şu soruları samimiyetle… pic.twitter.com/FjVJPZIQsI
"BU AHLAKİ EROZYON KARŞISINDA NEDEN ÜÇ MAYMUNU OYNUYORSUNUZ?"
Uşak ve Görele'de ortaya çıkan olaylara dikkat çeken Kaya, şunları kaydetti:
"Uşak ve Görele'de ortaya çıkan skandallar, partinizin yereldeki yönetim anlayışının bir aynası mıdır? Bu 'kepazeliklerin' faturasını her zamanki gibi başkalarına kesip sıyrılmayı mı düşünüyorsunuz? Meydanlarda haktan, hukuktan ve aile değerlerinden bahsederken; teşkilatlarınızda yaşanan bu ahlaki erozyon karşısında neden 'üç maymunu' oynuyorsunuz? Sizin siyasi ahlak anlayışınızda 'özür dilemek' veya 'istifa etmek' gibi bir kavram yok mu?"
Göreve getirilen isimlerin karıştığı olayların, CHP'nin liyakat diye sunduğu sistemin aslında bir sadakat ve yozlaşma sistemi olduğunun ispatı olduğunun altını çizen Kaya, konuya "Bu çürümüşlüğün üzerine gitmek yerine daha ne kadar halının altına süpüreceksiniz?" sözleriyle işaret etti.
Listeyi uzatabileceklerini ancak söz konusu CHP olunca gerekli görmediklerini anlatan Kaya çarpıcı açıklamalarda bulunarak, "Aşağı tükürsen yolsuzluk yukarı tükürsen liyakatsizlik düzenine teslim olmuş CHP'nin bu durumdan en kısa sürede kurtulmasını temenni ediyorum." ifadelerini kullandı.
"SİZİN VERECEĞİNİZ KARNE OLSA OLSA YOKLUK KARNESİ OLUR"
Geçmiş dönemlerdeki uygulamalara atıfta bulunan Kaya, "Bu arada CHP'den karne ile ilgili bir paylaşım görünce bu millete vaktiyle ekmeği karneyle dağıtanların karneden ne anladıklarını da hatırlatmak isteriz. Sizin vereceğiniz karne olsa olsa yokluk karnesi olur, bolluk sizin neyinize." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ekrem İmamoğlu ve liderliğini yaptığı iddia edilen suç örgütüne yönelik hazırlanan kapsamlı iddianame, "Asrın Yolsuzluğu" davasında kamu kaynaklarının ve gayrimeşru gelirlerin nasıl sistematik bir şekilde aklandığına dair çarpıcı detaylar içeriyor.
İddianameye göre; rüşvet, irtikap, dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma gibi "öncül suçlardan" elde edilen devasa kayıt dışı fonlar, "SİSTEM" adı verilen bir havuzda toplanarak gayrimenkul alımları, paravan şirketler ve yurt dışı transferleri aracılığıyla meşru bir kılıfa sokuldu.
MASAK ve BDDK raporlarıyla desteklenen iddianame, valizlerle taşınan milyonlarca eurodan, Hırvatistan'a uzanan para trafiğine ve siyasi kampanyaların finansmanına kadar uzanan 4 aşamalı bir aklama organizasyonu gözler önüne seriliyor.
Türk Ceza Kanunu'nun 282. maddesinde düzenlenen "Suçtan Kaynaklanan Mal Varlığını Aklama - SKMVA", iddianamenin omurgasını oluşturuyor. Savcılık makamı, örgütün temel amacının elde edilen yasa dışı kazançları "aklamak" ve piyasada "tedavüle sokmak" olduğunu vurguluyor.
Bu süreçteki en kritik hamlenin, suç gelirinin gayrimeşru kaynağını gizlemek ve paranın suçla olan illiyet bağını (nedensellik bağını) kesmek olduğu belirtiliyor.
Bu doğrultuda, taşınmazların gerçek değerinin altında gösterilmesi ve resmiyette farklı, gerçekte farklı kişiler üzerinde tutulması gibi "muvazaalı (danışıklı) işlemler" ve "şirket/taşınmaz emanetçiliği" yöntemleri sıklıkla kullanıldı.
İddianamede, suç gelirlerinin aklanmasına yönelik somut olaylar, eylem numaralarıyla tek tek detaylandırılıyor. İşte dosyaya giren o kritik işlemler:
Meydan Yakuplu Projesi: Beylikdüzü’ndeki bu projeden rüşvet ve usulsüzlükle elde edildiği iddia edilen 15 adet dükkanın devri dikkat çekiyor. Dükkanlar resmiyette örgüt yöneticisi Adem Soytekin’in üzerinde görünse de, fiilen İmamoğlu’nun şirketi İmamoğlu İnşaat’ın genel müdürü Tuncay Yılmaz tarafından yönetilen Asak Araç Kiralama şirketine devredilerek aklanma işlemi gerçekleştirildi.
Bodrum LPF İnşaat Devri: İçerisinde Bodrum’da lüks bir villa ve tarlalar bulunan LPF İnşaat Anonim A.Ş., Ekrem İmamoğlu’nun tek ortak olduğu SSB Gayrimenkul’e devredildi. Bu işlemde gerçek değeri gizlemek amacıyla banka üzerinden sadece 10 milyon TL gibi düşük bir meblağ gönderildi. Ancak asıl ödeme olan 1.030.000 Euro, örgütün "sisteminden" çıkarılarak valizlerle elden teslim edildi.
Güllüce Tarım ve İBB Bağlantısı: Örgüt üyesi olduğu iddia edilen Ali Nuhoğlu, İBB iştiraki Kiptaş’tan aldığı usulsüz avanslarla iki adet villa edindi. Bu villalar, Güllüce Tarım şirketi üzerinden İmamoğlu İnşaat’a muvazaalı ve bedelsiz olarak devredilerek kamu kaynağı şirket bünyesine aktarıldı.
"PARA KULELERİ"
Kamuoyunda uzun süre tartışılan CHP İstanbul İl Başkanlığı Binası'nın satın alınması süreci de iddianamede yer buldu.
Belediyelerden ve iş insanlarından rüşvet veya irtikap yoluyla toplanan, kaynağı belirsiz kayıt dışı paraların bu binanın alımında kullanıldığı belirtildi.
Bu paralara resmiyet kazandırmak amacıyla geçmişe dönük sahte bağış makbuzları düzenlendiği iddia ediliyor.
İnmari Oxygen ve Prime Projeleri: İmamoğlu İnşaat’ın projelerindeki konutlar, şirkette çalışan veya illiyet bağı olan Baran Gönül, Burcu Beyazoğlu gibi isimlere satılmış gibi gösterildi. Bu kişilerin, kendi mali profilleriyle uyuşmayan yüksek tutarlı nakit paraları bankaya yatırıp hemen ardından şirkete transfer ederek kaynağı belirsiz paraları finansal sisteme soktukları tespit edildi.
Hırvatistan Bağlantısı: Ekrem İmamoğlu ve babası Hasan İmamoğlu’nun, suçtan elde edilen kazançları şüpheli Mehmet Selim İmamoğlu’nun hesaplarına gönderdikleri iddia ediliyor. Bu paraların bir kısmıyla lüks tekne alındığı, kalan kısmının ise yurt dışına çıkarılarak Hırvatistan’da kurulan bir şirkete aktarıldığı iddianamede yer alan en çarpıcı uluslararası bağlantılardan biri.
"SİSTEM" NASIL ÇALIŞTI?
İddianame, tüm bu yasa dışı fonların örgüt liderinin talimatıyla kurulan ve "SİSTEM" adı verilen bir havuzda toplandığını belirtiyor.
Bu paraların yönetiminde ise Fatih Keleş ve Adem Soytekin gibi isimlerin "kasa" görevi gördüğü ifade ediliyor.
Süreç, profesyonel bir kara para aklama döngüsü olarak 4 aşamada gerçekleşiyor:
Gelir Elde Etme: İmar usulsüzlükleri, Cebeci bölgesi gibi alanlardaki kaçak hafriyat dökümleri veya Kültür A.Ş. ve İSFALT gibi kurumlardaki usulsüz ihalelerle devasa miktarda kayıt dışı nakit girişi sağlanıyor.
Kurye ve Toplama: Toplanan rüşvet paraları, şoförler veya alt kademe personelin "kurye" olarak kullanılmasıyla, valizler ve çantalar içerisinde örgüt yöneticilerine (Fatih Keleş, Tuncay Yılmaz) ulaştırılıyor.
Tabakalama (Gizleme): Paralar, döviz büroları ve kuyumcular üzerinden dolara veya euroya çevrilerek izi kaybettiriliyor. Ayrıca gerçek bir ticari faaliyet varmış izlenimi vermek için naylon faturalar ve sahte iş sözleşmeleriyle şirket hesapları arasında dolaştırılıyor.
Bütünleşme (Meşrulaştırma): Son aşamada "aklanan" bu fonlar; lüks taşınmaz alımları, yurt içi ve yurt dışında şirket kurulumları veya Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile CHP kurultay delegelerinin finansmanı gibi siyasi kampanyalarda kullanılarak tamamen yasal sisteme entegre ediliyor.
İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve işlenen suçlarla ilgili detaylı bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması talep ediliyor.
<p>Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu iddia edilen suç örgütüne ilişkin hazırlanan iddianamede, yasa dışı gelirlerin “sistem” adı verilen yapı üzerinden aklandığı öne sürüldü. Dosyada, gayrimenkul devirleri, paravan şirketler ve yurt dışı para transferleriyle ilgili çarpıcı iddialar yer aldı.</p>
Medeniyetimizde hayır için kurulan vakıflar söylemiyle ortaya çıkan yapıların, bazı CHP’li belediyelerde bambaşka bir amaca hizmet ettiği iddiaları gündeme bomba gibi düştü. Bursa merkezli başlayan tartışma, İstanbul, Antalya ve Bolu’ya uzanan geniş bir ağı işaret ediyor.
BAĞIŞ ADI ALTINDA YOLSUZLUK SARMALI
Yolsuzluk soruşturması kapsamında gözaltına alınan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hakkında ortaya atılan iddialar dikkat çekici. Bozbey’in, belediyeye ait taşınmazları yıllar önce kurulan ve yönetiminde yakın çevresinin bulunduğu bir vakıf üzerinden devrettiği öne sürülüyor. İddiaya göre belediyeyle iş yapan müteahhitler, “bağış” adı altında bu vakfa yönlendirilirken, kamuya ait arazilerin düşük bedellerle vakfa aktarılmasıyla milyonluk kazançlar sağlandı. Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) incelemelerinde Bursa’daki işlem hacminin milyarlarca lirayı bulduğu ileri sürülüyor.
KURBAN İBADETİNİ KİRLİ EMELLERİNE ALET ETTİLER
Bursa ile sınırlı kalmadığı öne sürülen bu sistemin benzerlerinin İstanbul, Antalya ve Bolu’da da kurulduğu iddialar arasında. İstanbul’da, belediye iştirakleri üzerinden yürütülen ihalelerde belirli firmalara vakıflar aracılığıyla bağış baskısı yapıldığı öne sürülüyor. İhaleleri kazanan şirketlerin cirolarına göre “kurban bağışı” adı altında ödeme yapmaya zorlandığı iddiası dosyalara yansıdı. Öte yandan Beylikdüzü döneminde kurulan bazı vakıflar üzerinden de benzer işlemlerin gerçekleştirildiği, bağış adı altında para toplandığı ve bu sistemin yıllar içinde büyüyerek devam ettiği iddia ediliyor.
“PARALAR ELDEN TESLİM EDİLDİ”
İstanbul’da belediye ihaleleriyle vakıflar arasında kurulduğu öne sürülen bağlantı, tartışmaları büyütüyor. İddialara göre, Belediye iştiraki Kültür AŞ’nin düzenlediği ihaleleri kazanan firmalara, cirolarına göre belirlenen miktarlarda “kurban bağışı” adı altında ödeme yaptırıldı. Bu ödemelerin İstanbul Vakfı üzerinden gerçekleştirildiği, bağış sisteminin fiilen zorunlu hale getirildiği öne sürülürken, 2018 yılında Beylikdüzü’nde kurulan Batı İstanbul Vakfı üzerinden de benzer işlemlerin yürütüldüğü iddia edildi. Söz konusu süreçte bağış adı altında rüşvet alındığı ileri sürülüyor.
Kültür AŞ Satın Alma Müdür Vekili Gökhan Köseoğlu’nun ifadeleri ise dosyadaki en dikkat çekici başlıklar arasında yer aldı. İddialara göre Köseoğlu, ihalelerden elde edilen haksız kazancın vakıf yöneticilerine elden verildiğini ve firmalara zorla bağış yaptırıldığını dile getirdi. Ayrıca vakıf çalışanlarının maaşlarının da doğrudan değil, taşeron firmalar üzerinden karşılatıldığı öne sürülüyor.
SİYASET İÇİN YENİ VAKIF
Öte yandan yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklu bulunan eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında bir başka dikkat çekici iddia daha gündemde. İmamoğlu’nun, cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci için finansal kaynak oluşturmak amacıyla 2024 yılında Reform Vakfı’nı kurduğu ileri sürülüyor. Söz konusu vakfın yönetiminde eşi Dilek İmamoğlu’nun da yer aldığı belirtilirken, mal varlığı 500 bin lira olarak açıklanan vakfın olası tasfiyesi durumunda kalan tüm mal varlıklarının Batı İstanbul Eğitim Kültür Sanat Vakfı’na devredileceği ifade ediliyor.
BAĞIŞ 150 LİRAYDI, 11 MİLYONA FIRLADI!
CHP’li belediyelere yönelik yolsuzluk iddiaları zincirine her geçen gün yeni halkalar ekleniyor. Antalya’dan Bolu’ya, Bursa’dan Uşak’a uzanan çarpıcı detaylar, “vakıf” ve “burs” adı altında kurulan sistemlerin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor. Görevden uzaklaştırılan eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in başında bulunduğu Konyaaltı Turizm Kültür ve Eğitim Vakfı (KONTEV) üzerinden kurulan düzen, iddialara göre adeta bir “para toplama mekanizmasına” dönüştü.
2021 yılında sadece 150 TL olan bağış miktarının, 2024’te 11 milyon 480 bin liraya yükselmesi dikkat çekti. İddiaya göre 17 müteahhit, iskân alabilmek için vakfa milyonlarca lira ödeme yaptı. 2024-2025 döneminde vakıf hesabına giren 13 milyon 555 bin liranın büyük kısmının “bağış” açıklamasıyla yatırıldığı belirlenirken, bir iş insanının “300 bin lira yatırdım, yarım saat sonra iskânım çıktı” sözleri iddiaları daha da güçlendirdi.
“BURS” DEDİLER, LÜKS ARAÇ ALDILAR!
Bolu cephesinde de tablo farklı değil. Tutuklanan Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın kurucusu olduğu BOLSEV’in mali verileri dikkat çekti. 116,8 milyon TL gelir elde eden vakfın, öğrencilere sadece 11,9 milyon TL burs vermesi soru işaretlerini artırdı. Tüm bu yüksek gelir akışına rağmen vakfın 2025 yılında sadece 4 öğrenciye burs vermesi tepki çekti.
Paranın nereye gittiği sorusu ise raporlarda gizli değil: 10 milyon TL’lik mama alımı ve 11,3 milyon lirayı aşan 4 adet sıfır kilometre araç! Geri kalan devasa miktarın ise akıbeti belirsiz.
PARAVAN FİRMADA “SATIŞ DANIŞMANI”
Bursa’da yürütülen soruşturmada ise dikkat çeken bir başka detay ortaya çıktı. Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in, kurduğu iddia edilen bir paravan firmada kendisini “satış danışmanı” olarak gösterdiği belirlendi.
Sulh Ceza Hâkimliği kararlarına yansıyan tespitlerde; şirketler arası para transferleri, hesap uyumsuzlukları ve bazı firmaların paravan olarak kullanıldığına dair bulgular yer aldı. Bozbey’in SGK kaydının 2021 sonunda başladığı ve 2022 itibarıyla şirket hareketliliğinde “olağan dışı artış” yaşandığı vurgulandı.
UŞAK’TAN BORNOVA’YA UZANAN SKANDAL
Yolsuzluk soruşturmasıyla görevden alınan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım hakkında ortaya atılan iddialar da gündemi sarstı. Yalım’ın sevgililerinden biri olduğu öne sürülen A.A.’nın Bornova Belediyesi’nde işe aldırıldığı iddiası gündeme geldi.
A.A., fiilen çalışmadan maaş aldı. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, bu gelişmeler üzerine “nitelikli dolandırıcılık” ve “resmi belgede sahtecilik” suçlarından soruşturma başlattı. Skandal bununla da sınırlı kalmadı. A.A.’nın yurt dışı seyahatleri de dikkat çekti. Sosyal medya paylaşımlarına göre, A.A’nın sırasıyla; Paris, Mısır, Prag, Strazburg, Batum, Berlin, Amsterdam, Brüksel, Atina, Belçika, Hollanda ve Bulgaristan’a gittiği görüldü.
<p>CHP’li belediyelerde vakıflar üzerinden “bağış” adıyla usulsüz para toplandığı iddiaları duyan herkesi şaşırtı.</p>
<p>Bursa’dan İstanbul’a uzanan soruşturmalarda ihaleler, müteahhitler ve vakıflar arasındaki para trafiği de mercek altına alındı.</p>
<p>CHP’li belediyelere yönelik yolsuzluk iddiaları zincirine her geçen gün yeni halkalar ekleniyor. Antalya’dan Bolu’ya, Bursa’dan Uşak’a uzanan çarpıcı detaylar, “vakıf” ve “burs” adı altında kurulan sistemlerin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor. Görevden uzaklaştırılan eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in başında bulunduğu Konyaaltı Turizm Kültür ve Eğitim Vakfı (KONTEV) üzerinden kurulan düzen, iddialara göre adeta bir “para toplama mekanizmasına” dönüştü.</p>
PRİŞTİNE – Kosova’da cumhurbaşkanlığı seçiminin Meclis’te sonuçsuz kalması üzerine siyasi kriz derinleşti. Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, anayasal sürenin dolmasına rağmen yeni cumhurbaşkanının seçilememesi nedeniyle Kosova Meclisi’ni feshettiğini açıkladı. Ülkede erken genel seçim sürecinin başlaması bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Osmani, düzenlediği basın toplantısında, Meclis’te dün gece gerçekleştirilen oturumda yeni cumhurbaşkanının seçilememesinin devlet açısından ciddi bir talihsizlik olduğunu söyledi. Anayasal sorumluluğunu yerine getirdiğini belirten Osmani, “Kosova Cumhuriyeti Anayasası’na uygun şekilde Meclisin feshedilmesine ilişkin kararı yayımladım” ifadelerini kullandı.
Osmani, milletvekillerinin siyasi uzlaşı sağlayamayarak ülkeyi yeniden seçim sürecine sürüklediğini vurgulayarak, bu tablonun önlenebilir olduğunu ancak Meclis’in temel anayasal sorumluluklarından birini yerine getirmekte başarısız kaldığını dile getirdi.
Cumhurbaşkanının önümüzdeki günlerde siyasi parti liderleriyle görüşmeler gerçekleştirerek erken genel seçim tarihini açıklaması bekleniyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi çıkmaza girdi
Kosova’da mevcut cumhurbaşkanının görev süresi 4 Nisan’da sona erecek. Anayasaya göre yeni cumhurbaşkanının en geç 5 Mart’a kadar seçilmesi gerekiyordu. Ancak 120 sandalyeli Meclis’te gerekli çoğunluk sağlanamadı.
Başbakan Albin Kurti liderliğindeki Vetëvendosje, muhalefet partilerini kendi adayına destek vermeye ikna edemedi. Hükümet cephesi cumhurbaşkanlığı için Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Glauk Konjufca’yı aday gösterirken, muhalefet partileri ise geniş uzlaşıya dayalı bir aday talebinde bulundu.
Meclis Başkanı Albulena Haxhiu, gece yapılan oturumda yeterli çoğunluk sağlanamadığını belirterek oylamanın sürdürülemeyeceğini açıkladı. Haxhiu, oylama için en az 80 milletvekilinin hazır bulunması gerektiğini ancak salonda yalnızca 66 milletvekilinin bulunduğunu ifade etti.
Meclis Başkanlığı ayrıca cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin anayasal uygunluğunun değerlendirilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduklarını ve karar çıkana kadar sürecin askıya alınmasına yönelik geçici tedbir talep ettiklerini duyurdu.
Anayasa değişikliği önerisi de destek bulmadı
Meclis’te aynı gece cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesini öngören anayasa değişikliği önerileri de gündeme geldi. Ancak bu girişim de milletvekillerinden gerekli desteği alamadı.
Kosova’da son dönemde siyasi takvim oldukça yoğun geçti. Ülkede 9 Şubat 2025’te genel seçim yapılmış, ardından 28 Aralık 2025’te erken seçim düzenlenmişti. Albin Kurti liderliğindeki hükümet ise 11 Şubat’ta Meclis’ten güvenoyu alarak göreve başlamıştı.
Meclisin feshedilmesiyle birlikte Kosova’da siyasi dengeleri yeniden şekillendirecek bir erken seçim süreci başlamış oldu. Cumhurbaşkanı Osmani’nin, parti liderleriyle yapacağı temasların ardından seçim takvimini netleştirmesi bekleniyor.
AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, Gaziosmanpaşa'da düzenlenen bayramlaşma programında İslam coğrafyasında yaşanan insani dramlara ve bölgesel tehditlere değindi. Gazze, Mescid-i Aksa ve Lübnan'daki sivil ölümlerine dikkat çeken Soylu, Türkiye'nin bu ateş çemberine çekilmek istendiğini vurguladı.
Bayramın birlik ve beraberlik ruhuna vurgu yapan Soylu, "Cenab-ı Allah nice bayramlara, nice Ramazanlara hep birlikte huzur, birlik ve ağız tadı içinde ulaşmayı nasip etsin" dedi.
"Gazze'de bayram değil, acı yaşanıyor"
İslam coğrafyasında yaşananlara dikkat çeken Soylu, "Biz bayram yaşarken Gazze'de, Mescid-i Aksa'da ve Lübnan'da siviller hayatını kaybediyor. İran'da acımasızca ve bilerek 165 kız çocuğunun öldürüldüğünü görüyoruz" ifadelerini kullandı.
Soylu, yaşananların Müslüman kimliği üzerinden hedef alındığını belirterek, "Bu insanların tek bir ortak özelliği var: Müslüman olmaları" dedi.
"Türkiye'yi de bu ateşin içine çekmek istiyorlar"
Bölgedeki gerilimlere dikkat çeken Soylu, Türkiye'nin de sürece dahil edilmek istendiğini vurgulayarak, "Türkiye'yi de bu ateşin içine çekmeye çalışıyorlar. Ancak Cumhurbaşkanımızın kararlı ve temkinli duruşu bu tuzaklara karşı önemli bir denge unsuru ortaya koymaktadır" diye konuştu.
"Hatay'dan İsrail sadece 5 saat mesafede"
Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde İsrail'e yönelik sert mesajlar veren Soylu "Belki farkında değil ama biz İsrail ile sınırdaşız. Hatay'dan İsrail sadece 5 saat mesafede. Alimallah, Müslümanlara yaptığı zulmün bir benzerini bize yapmaya kalkarsa; 300-400 bin şehit veririz ama Allah'ın izniyle İsrail diye bir memleket kalmaz." dedi.
SON DAKİKA HABERİ: AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, ABD ve İsrail'in İran saldırısına ilişkin, "Büyük devletlerin (ABD hakkında) büyük stratejiler ile hareket ettiği düşünülür ama bakıyoruz ki hiçbir stratejileri yokmuş." açıklamasında bulundu. Ömer Çelik, İran'ın yeni dini liderine ilişkin de, "İran dış politika tutumları açısından kişilere göre tutum değiştirmeyecektir. Dışarıdan yapılan yorumlarda analiz ile temenni birbirine karışıyor." ifadelerini kullandı.
Ömer Çelik'in açıklamaları şu şekilde:
En korkunç savaşlardan bir tanesi. Hem savaşın vahşiliği, hem başlama şekli hem doğuracağı sonuçlar açısından... Saldırganlıkla doğrudan İran hedef alınıyor. Diplomasi masası kurulmuşken bu vahşi saldırılar gerçekleşti. Diplomasi masasını bundan sonra kim neden kursun?
"MASA İSTANBUL'DA KURULSA FARKLI OLURDU!"
Güç yolu ile iki ülkenin bir ülkeyi vahşice hedef alması düzen kavramının ortadan kalkması anlamına geliyor. Rejim değişikliği talebi ile bunu yapıyoruz diyor. Rejimini beğenmediği her ülke başka ülkeye savaş açarsa ortalık kan gölüne döner. Bu din savaşıdır, haçlı savaşıdır gibi sözlerle korkunç manzara çıkıyor ortaya. Blinken dışişleri bakanı iken İsrail ziyaretinde 'ben buraya bir Yahudi olarak geldim' demişti. Din temelinde siyaset hukukun dışına çıkıp din milliyetçiliği ile hareket ettiğinizi gösterir.
Arabuluculuk Cumhurbaşkanımızın önderliğinde Türkiye'de olsa bu yaşanmazdı. Türkiye tarafların desteğini alan bir ülke. Masa İstanbul'da kurulsa bunun ağırlığı farklı olurdu.
YENİ DİNİ LİDER
Biz İran devletinin iradesine saygı duyarız. İran sistemini de tanımak lazım. Uzmanlar Meclisi seçiyor ve her seçimle ilgili olarak benzer tartışmalar gündeme gelmişti. Sonuç olarak orası dini otorite makamı. Devlet başkanları dini liderle de görüşüyorlar. Dolayısıyla öyle çok radikal politika değişikliği dini lidere göre olacak demek İran'ı çok tanımamak anlamına gelebilir.
Eninde sonunda herkes bu savaş dursun ve masa yeniden kurulsun arayışında olacaktır. Bir hazırlık yapıldığı görünüyor. İran dış politika tutumları açısından kişilere göre tutum değiştirmeyecektir. Dışarıdan yapılan yorumlarda analiz ile temenni birbirine karışıyor.
"ABD'NİN HİÇBİR STRATEJİLERİ YOKMUŞ"
Büyük devletlerin (ABD hakkında) büyük stratejiler ile hareket ettiği düşünülür ama bakıyoruz ki hiçbir stratejileri yokmuş. İlk başta ABD İran üslerini hedef alıp füzelerini yok etme yaklaşımındaydı. İsrail ise İran'ın devlet mimarisini hedef alan bir yaklaşım ortaya koyuyordu. İsrail'in kendi kafasına göre etrafındaki ülkelerin rejimini değiştirmeye çalıştığını, savunma kapasitesini yok etmeye çalıştığını görüyoruz.
Bir devlet başkanının, bir dini liderin hedef alınması olabilecek en kötü, en gayrimeşru tutumdur. Tahran'da rafineri hedef alınca halkın üzerine ateş yağıyor.
'SINIR DEĞİŞİMİ' SÖYLEMİ
Bununla ilgili uzun zamandır değerlendirmeler yapılıyor ama İsrail'in harita, sınır değiştirmek gibi hakkı hukuku söz konusu olamaz. Eğer bugün bölge ve küresel düzen bir tehdit altındaysa bunu tehdit eden İsrail'dir. Şu anda İsrail hem batıda billurlaşmış değerler hem batıdaki barış ve istikrar açısından en büyük ve yegane tehdittir.
Türkiye ile İsrail'i çatışma ve olası savaş bağlamında anmaya başlayanlar Siyonist lobinin batıdaki uzantıları idi. Biz herhangi bir ülke toprağının peşinde değiliz. Biz savaşın değil barışın tarafındayız. Allah'a şükür topyekûn hazırlığımız yıllardır var. Türkiye'nin kimseden çekindiği yok. Türkiye'nin cevabı Türkiye'nin gücüdür. Bildiğimiz dünya sona eriyor. Tabii ki tedbirlerimizi alacağız, Türkiye bir güven ülkesidir. Son derece gerçekçiyiz.
İRAN'IN KÖRFEZ ÜLKELERİNE SALDIRISI
İran'ın yalnız kalmaması lazım. Haksız saldırıya uğruyor. Dolayısıyla bu savaşa karşı çıkanlarla birlikte topyekûn geniş cephenin oluşması gerekiyor. Körfez ülkelerine ABD üsleri var diye füzeler gönderiyor İran. İslam ülkelerine bu şekilde füze atışlarının İran'a faydası olmayacak. Cevap verenler oldu, daha başka cevap verenlerin olacağı değerlendiriliyor. Körfez'e saldırmak faydasız. İran'ın saldırıları İsrail'in görmek istediği tablo.
TÜRKİYE'YE YÖNELEN FÜZE
Türk hava sahasını hedeflediği için vuruldu. Hedefin güneyde olduğu değerlendiriliyor. Amerika üslerini hedef aldıklarını söylüyorlar. İran'da konsolide bir yaklaşım olmadığı görülüyor. Pezeşkiyan ile vekiller arasında çelişki var. Haklarımızı mahfuz tutuyoruz. Ankara herhangi bir şekilde kendisine yönelen saldırıyı mazur görmez.
İsrail'in stratejisi karşısında akılla, sağ duyu ile hareket etmek lazım. İlkelerimizden taviz vermeden, bütün bu itidali de koruyarak odağımız kaybetmememiz lazım. Odak kardeş İran halkına saldırıların durdurulmasıdır.
İRAN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ HEDEF ALANLARIN KARŞISINDAYIZ
Kürt gruplar demeyelim, bunlar terör örgütü. Oradaki Kürtler kardeşimiz. Türkiye burada İran'ın toprak bütünlüğü, egemenliği çerçevesinde uyarılarını yaptı. Biz İran'ın toprak bütünlüğünü hedef alan her türlü yapının karşısındayız. Dost olan gruplarla bunlara dönük olarak kesin duvarlar örülmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Orada da Amerika İsrail arasında politika farkı olduğu görülüyor. ABD geri durdu ama İsrail'in buradaki terör gruplarını desteklemeye çalıştığı görülüyor. (İran'da terör örgütü hareketlenmesi) Türkiye fiziki müdahalede o günün şartlarına göre değerlendirilir.
KKTC'nin güvenliğini düşünüyoruz. Rum kesiminin İsrail ile yakın ilişkisi utanç kaynağı. Rum Kesimi ve Yunanistan'ın yaptıklarını ciddiye almıyoruz. KKTC, Doğu Akdeniz'deki gelişmelerin ortasındaki bir konumda. Türkiye'nin KKTC'ye F-16 konuşlandırması kimseyi hedef almıyor, sadece güvenlik için. Rum Kesimi'nin politikası şımarıklık ve fırsatçılık. Avrupa'nın Rum şımarıklığının peşinden gitmesi fanteziye dönüşür.
Dört konuya odaklıyız. Birincisi güvenlik konusu. Bölge barışı ve küresel barış açısından yeni değerlendirmeler yapmalıyız. İkincisi ekonomi ile ilgili konular. Ekonomi alanında basiretli davrandı arkadaşlarımız. Ekonomi yönetimimiz savaştan önce koordine oldu. Üçüncü madde yurt dışındaki vatandaşlarımız. Dördüncü olarak gıda güvenliği.
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, katıldığı televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.</p>
<p>K Parti Sözcüsü Ömer Çelik, gündeme ilişkin yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>"En korkunç savaşlardan bir tanesi. Hem savaşın vahşiliği, hem başlama şekli hem doğuracağı sonuçlar açısından... Saldırganlıkla doğrudan İran hedef alınıyor. Diplomasi masası kurulmuşken bu vahşi saldırılar gerçekleşti. Diplomasi masasını bundan sonra kim neden kursun?"</p>
CHP’li Balıkesir Sındırgı Belediyesi’nden depremzedelere yönelik skandal bir iddia gündeme geldi. Geçtiğimiz yıl 10 Ağustos ve 27 Ekim tarihleri arasında Sındırgı’da meydana gelen 6.1 ve 6.0’lık depremin ardından AFAD bölgeye yapılacak deprem konutları için Sındırgı Belediyesi’nden yer tahsis etmek için talepte bulunmuş ancak yapılan talebin 2 aydır meclis gündemine dahi alınmadığı ortaya çıktı.
Gölcük, Kertil, Alacaatlı, Osmanlar köylerinde oluşan ağır hasar oluşmuştu.
Sındırgı ve Bigadiç ilçelerinde 385’i köy evi, 135’i TOKİ konutu, 11’i iş yeri olmak üzere 531 bağımsız bölümün temeli atıldı. Sındırgı ilçesinin Çavdaroğlu Mahallesi’nde sosyal konut projesi kapsamında inşa edilen 100 TOKİ konutu da yine depremde evleri hasar gören hak sahiplerine verilmesi kararlaştırıldı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ise bölgeye ziyarete giderek vatandaşlara afet konutlarının 1 yıl içerisinde teslim edileceği sözü vermişti.
İNŞAATA CHP'Lİ BAŞKANIN ENGEL OLDUĞU İDDİA EDİLDİ
Deprem konutlarının inşasının başlamama nedeni olarak ise Sındırgı Belediye Başkanı Serkan Sak’ın engel olduğu iddia edildi.
AFAD, Sındırgı’ya bağlı Kınık, Şahinkaya ve Ormaniçi Mahallelerinde zemin etüt çalışması gerçekleştirdi ve inşaata uygun yerlerin Sındırgı’da olduğunu tespit etti ve alan tahsisi istedi.
CHP’li Sak ise belediye meclisine gelen gündem maddesini komisyona havale ettiği ve talimat 2 aydır komisyonda bekletildiği sonrasında ise gündeme getirilmediği ortaya çıktı.
"SİZ KİMİN MALINI KİMDEN ESİRGİYORSUNUZ"
Konuya ilişkin Sabah’a açıklama yapan AK Parti Sındırgı İlçe Başkanı İsmail Uluhan, "AFAD'ın teknik ekipleri tarafından Kınık, Ormaniçi ve Şahinkaya mahallelerinde yapılaşmaya uygun, mülkiyeti belediyeye ait bazı alanlar belirlendi. Bu alanların deprem konutlarının yapılabilmesi için meclis kararıyla AFAD'a bedelsiz devredilmesi talep edildi. Ancak Başkan Serkan Sak, AFAD'a verilmesine karşı çıkıyor. Siz kimin malını kimden esirgiyorsunuz. Depremzedeler sizin yüzünüzden kalıcı konutlarına kavuşamıyor" dedi.
CHP’li Sındırgı Belediyesi’nin ise konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmaması dikkatlerden kaçmadı.
<p>Geçtiğimiz yıl Sındırgı'da yaşanan 6 büyüklüğündeki 2 depremin ardından Bakanlık bölgeye deprem konutları inşası yapılacağı sözü vermişti. Ancak CHP'li Başkan Serkan Sak'ın inşaat çalışmaları için izin vermediği iddia edildi.</p>
Arnavutluk’ta Başbakan Edi Rama’nın liderliğinde gerçekleştirilen kapsamlı kabine revizyonu resmen yürürlüğe girdi. Hükümet, özellikle reform sürecini hızlandırmak, kamu yönetiminde verimliliği artırmak ve Avrupa Birliği’ne uyum başlıklarında daha etkin bir icra mekanizması oluşturmak amacıyla kritik bakanlıklarda değişikliğe gitti.
Parlamentonun onayıyla resmiyet kazanan yeni kabine düzenlemesi, iç güvenlikten adalete, enerjiden dış politikaya kadar geniş bir alanda yeni isimleri görev başına taşıdı.
Yeni Kabinede Öne Çıkan İsimler
Albana Koçiu, Başbakan Yardımcılığı görevine atandı. Koçiu’nun hükümetin stratejik reform programlarının koordinasyonunda aktif rol üstlenmesi bekleniyor. Özellikle kamu yönetimi reformu ve kurumsal yeniden yapılanma süreçlerinde etkili bir pozisyonda olacak.
Enea Karakaçi, Altyapı ve Enerji Bakanlığı görevini devraldı. Ülkenin enerji arz güvenliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve büyük ölçekli altyapı projelerinin Karakaçi’nin öncelikli gündem maddeleri arasında yer alması bekleniyor.
Besfort Lamallari, İçişleri Bakanı olarak görevlendirildi. Kamu güvenliğinin güçlendirilmesi, organize suç ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında yeni dönemin en kritik aktörlerinden biri olacak.
Toni Gogu, Adalet Bakanlığı koltuğuna oturdu. Hukukun üstünlüğünün pekiştirilmesi ve yargı reformlarının sürdürülmesi Gogu’nun öncelikli sorumluluk alanı olarak öne çıkıyor. AB müzakere sürecinde adalet başlığının belirleyici rolü göz önünde bulundurulduğunda bu atama ayrı bir önem taşıyor.
Ferit Hoxha, Avrupa ve Dışişleri Bakanı olarak atandı. Hoxha, Arnavutluk’un diplomatik ilişkilerini yönetmenin yanı sıra Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde müzakere trafiğini yönetecek kilit isim olacak.
Ermal Nufi, Savunma Bakanlığı görevine getirildi. Ulusal güvenlik stratejilerinin güncellenmesi, NATO ile koordinasyon ve savunma kapasitesinin güçlendirilmesi yeni dönemin ana başlıkları arasında.
Eriona Ismaili ise Parlamento ile İlişkilerden Sorumlu Bakan olarak görevlendirildi. Ismaili’nin temel sorumluluğu, yürütme ile yasama organı arasındaki koordinasyonu artırmak ve reform paketlerinin Meclis sürecini hızlandırmak olacak.
Reform ve AB Süreci Vurgusu
Kabine değişikliğinin arkasında üç temel hedef öne çıkıyor: yolsuzlukla mücadelede daha güçlü bir siyasi irade ortaya koymak, yapısal reformları hızlandırmak ve Avrupa Birliği üyelik sürecinde somut ilerleme sağlamak.
Siyasi kulislerde, bu revizyonun yalnızca isim değişikliğinden ibaret olmadığı; hükümetin ikinci faz reform programına geçişinin işareti olduğu yorumları yapılıyor. Özellikle adalet ve içişleri alanındaki atamalar, uluslararası çevreler tarafından da yakından izlenecek.
Yeni kabinenin performansı, Arnavutluk’un hem iç siyasi dengeleri hem de AB ile yürüttüğü müzakere süreci açısından belirleyici olacak.
"Silahlı terör örgütü üyesi olmak" suçlamasıyla 30 Ekim 2024'te başlatılan operasyondan sonra görevden alınan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, göreve iadesi için harekete geçti.
Avukatının duyurduğuna göre bugün Özer'in görevine iadesi için İçişleri Bakanlığı'na resmi başvuru yapıldı.
Avukat Murat Sadak, konuya ilişkin olarak yaptığı yazılı açıklamada, "Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer hakkında verilen tahliye kararıyla birlikte, 'soruşturmanın selameti' gerekçesiyle tesis edilen görevden uzaklaştırma işleminin fiili ve hukuki zemini ortadan kalkmıştır" diye yazdı.
MHP Lideri Devlet Bahçeli 3 Şubat ve 24 Şubat tarihli grup toplantılarında Ahmet Özer ve Mardin Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Türk'ü kastederek "Ahmet'ler göreve dönmeli" demişti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuşuyor...
Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:
Konuşmamın hemen başında teessüf ve teessürle ifade etmek istiyorum ki içinde bulunduğumuz değerler hiyerarşisi, insani ve vicdani ölçüler piramidi ağır hasarlıdır. Bundan mütevellit kriz, kaos ve karmaşa hâli dünyanın üzerine adeta karabasan gibi çökmüş durumdadır. Körüklenen istikrarsızlık ateşi yalnızca coğrafyaların bacasını sarmakla kalmamış, geleceği de aşırılaşmış risk ve tehlikelerle kundaklamaya başlamıştır.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının vahim sonuçları en üst tesirini kaybetmemişken halka halka genişleyen yeni savaşlar silsilesinin nasıl bir vahşet ortamına davetiye çıkaracağını isabetle öngörmek, emin olunuz ki kolay değildir. İnsanın doğuştan sahip olduğu haklara, tartışılmaz miras ve değerler müktesebatına saygı ve sadakat maalesef kalmamıştır. Geldiğimiz bu aşamada güçsüz haklı, haksız ise güçlü konumdadır. Küreselleşen etik ve ahlak kargaşası, kamçılanan hâkimiyet ve paylaşım kavgaları özlemle beklenen geniş çaplı barış, huzur ve istikrar arayışlarını ne yazık ki boşa düşürmektedir. Bildiğiniz gibi gelecek zamanın ahlakından bahsedilemez. Her ahlak, her kültür geçmişten süzülerek bugünlere ulaşır. Fakat geleceğin silahla ve zora dayalı inşası amacıyla günümüzün tüm barbarlıklarının zincirlerinden boşandığı da ortadadır. Geçmişe merhamet ve minnet, sadakat hissinin zaman aşımına uğramaması mütemadi bir görevdir. Geleceğe sahip çıkmak, geleceğin heba ve heder olmasının önüne geçmek ise bugün taşıdığımız en bariz sorumlulukların başında gelmektedir.
Bölgesel ve küresel tansiyonun çok yükseldiği bir dönemde Türkiye olarak sağduyu ve soğukkanlılıkla hareket etmek, barışçıl çabaları destekleyip teşvik etmek mümeyyiz nitelikli politik ve diplomatik bir tutum tercihidir. Böylesi alacakaranlık dönemlerde duygusal tepkilere, duyumsal temkinlere itibar ve ihtimam gösterilmemesi devlet ve millet aklının müşterek hassasiyeti olmalıdır. Bu kapsamda etrafımızda dolaştığımız asıl mevzunun tam ağırlık merkezine geldiğimiz takdirde mahut uzak gelişmeler karşısındaki yorum ve değerlendirmelerimizi aklıselim bir siyasi ve ahlaki çerçevede yapmamız kaçınılmazdır.
'Bu saldırganlık gayrimeşrudur, gayri hukukidir'
Öncelikle şu hususu ifade etmeliyim ki Amerika Birleşik Devletleri'nin Siyonizmin tahrik ve tertibine gelerek İran'a saldırması bölgesel ve küresel dengeleri sakatlayacak mahiyettedir. Bu saldırganlık gayrimeşrudur. Bu saldırganlık gayri hukukidir. Bu saldırganlık gayri ahlakidir. Uluslararası hukuku takan ve tanıyan yoktur. Dünyada orman kanunlarının geçerli olmadığını iddia edecek bir akıl ve mantık sahibinden bahsedilemeyecektir.
Hani müzakereler sürüyordu? Hani görüşmeler devam ediyor, anlaşmaya ve uzlaşmaya yakın bulunduğu iddia ediliyordu? 26 Şubat 2026 tarihinde Cenevre'de düzenlenen müzakereler sonrası Umman Dışişleri Bakanı, İran'ın zenginleştirilmiş uranyumu sıfırlamayı kabul ettiğini açıklamıştı. Amerika Birleşik Devletleri ve İran eş zamanlı olarak müzakerelerde ilerleme olduğuna dair mesajlar vermişlerdi. Hatta Cenevre'nin ardından süregelen görüşmelerin Viyana'da devam edeceği bile duyurulmuştu.
'Hamaney'in öldürülmesi alçaklık'
28 Şubat 2026 Cumartesi günü malum müzakerelerle ilgili gelişmeleri ele almak maksadıyla İran'ın dini lideri Ali Hamaney üst düzey görevli siyasetçi ve bürokratlarla toplantı hâlindeyken İsrail'in saldırması ve sonuçta mezkûr toplantıda bulunanların katledilmesi tam anlamıyla alçaklıktır. Casuslar İran'ın en kilit ve mahrem alanlarına kademe kademe sızmışlardır. Hain ve ajanlar içeride olunca kale kapısı kilit tutmamıştır. Siyonist eşkıyalık dürte dürte, ite ite Amerika Birleşik Devletleri ile İran'a saldırtmıştır.
'İç cephenin önemi anlaşılmıştır'
Buradaki amacım ABD-İsrail koalisyonunun İran'a yaptığı saldırıları detaylarıyla anlatmak değildir. Kaldı ki haber bülteni değiliz, haber ajansı değiliz, savaş muhabiri hiç değiliz. Maksadımız komşumuz İran'ı hedef alan çok boyutlu saldırılardan çıkarmamız gereken dersler olduğunu, tehdidin ne kadar yakınlaştığını ve acımasızlığını görmenin beka düzeyinde aciliyet arz ettiğini izah ve ifade etmektir.
İç cephenin önemi, millî birlik ve dayanışmanın değeri zannederim çok daha iyi anlaşılmış ve açıklığa kavuşmuştur. Komşu ülkemiz İran'ın başına gelen dehşet verici musibetlerden ülkemizi soyutlamak ve ayrı düşünmek hem imkânsız hem de izansızlıktır. Terörsüz Türkiye hedefine dudak büken aymazlar, ne yaptığımızı, neyi amaçladığımızı daha iyi görüyor musunuz? Türk-Kürt kardeşliğine yaptığımız samimi ve sahici çağrıyı utanmadan çarpıtan, PKK'nın kurucu önderliğinin 27 Şubat çağrısına her zaviyeden saldıran mayası ve meşrebi karışık zihniyetler çevremizdeki ateş çemberinden herhangi bir sonuç çıkarıyor musunuz? Vatan ve millet sevgisi konusunda, millî birlik ve kardeşlik bahsinde bizimle aşık atmaya, boy ölçüşmeye, rekabet etmeye, hatta kibirli bir üslupla ayar vermeye çalışan siyasi ucubeler nasıl bir felaket ve fecaatin kıyısından döndüğümüzü daha ne zaman anlamayı düşünüyorsunuz? İç cephemiz sarsılırsa sağımızın solumuzun zehirli aşiretlere dolacağını merak ediyorum ne zaman görmeyi ümit ediyorsunuz. Edirne'yi Enver alacağına Bulgar alsın diyenlerin işbirlikçi torunları, sözde milliyetçi geçinen milletsizler sorarım sizlere bir olmuş, diri olmuş, hep birlikte tek yürek olmuş Türkiye'nin neresinden rahatsızsınız? Oyumuz şu olmuş bu olmuş hepsi fasafiso, hepsi beyhude. Vatan ve millet elden gidince, devlet hükmü şahsiyetini kaybedince ne yapalım oyu, nasıl yapalım siyaseti, ne diyelim geleceğimiz nesline, hangi bahaneleri üretelim ecdadımızın yüzüne? Nasıl olsa sırtınızda yumurta küfesi yoktur.
'Üstümüze kim geliyorsa göreceği azameti kabul etmek durumundadır'
Böylesi muazzez ve müstesna bir milletin nerede bir haksızlık varsa karşısında durması, nerede bir hukuksuzluk varsa itiraz etmesi, nerede bir mazlum feryadı varsa ona kulak vermesi şanının, şerefinin gereğidir. Gerek Tel Aviv Fetihası, gerekse İsrail eski başbakanı Bennett, şu iddialarda bulunmuş; Türkiye yeni İran'dır. İsrail'in cani başbakanı hem Şii hem de Sünni eksen tarafından tehdit altındayız açıklamasıyla şer korosuna katılmıştır. Bir başka Türk ve Türkiye düşmanı Rubin ise Ankara 236'da, Tahran 226'daki gibi olacak mı diye sorgulamış, Amerika Birleşik Devletleri'nin bir emekli albayı ise İran'dan sonra sıra Türkiye'de diye zırvayı hezeyanla perçinlemiştir. Madem böyle iddialar son günlerde yaygınlık kazanmıştır, bizim de bu sapkın görüş ve tehditleri görmezden gelmemiz doğal olarak mümkün değildir. Ölümden öte köy yoktur. Zira ölürsek şehit, kalırsak gazi olacağımız tarihi ve manevi hakikattir. Bu inanca sahip bir kutlu iradeyiz. Bu iradenin sahibi büyük milleti, Türk-İslam mefkûresinin yeryüzüne mühür vurmuş muazzam kahramanlığını tehdit edecek, boyun eğdirecek, teslim alacak muasım bir odağı Cenab-ı Allah henüz nasip etmemiş, henüz yaratmamıştır. Üstümüze kim geliyorsa, kimler gelmeyi düşünüyorsa göreceği azamet ve şiddeti de peşiyle kabul etmek durumundadır. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demekten vazgeçeceğimizi hiç kimse düşünmemelidir. Hiçbir hain emel sahibi mihrak veya ülke yanlış hesap yapmamalıdır. Bir ölürsek bin diriliriz, bin ölürsek bir bir dirilir, bu vatana, bu millete sonuna kadar sahip çıkarız.
'İran'a tuzak kuruldu'
Müzakereler kisvesiyle İran'a tuzak kurulmuştur. Hamaney'in ölümünden sonra Mossad ajanların anlık görüntüleri kayda alarak Netanyahu'nun ofisine göndermesi dehşet uyandıran bir organize saldırganlığın göstergesi değildir de nedir?
Geçtiğimiz yıl mart ayında İBB'ye yönelik düzenlenen rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda Ekrem İmamoğlu tutuklanmıştı.
İmamoğlu İBB Başkanlığı görevinden de uzaklaştırılırken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise her fırsatta İmamoğlu'nun kendilerinin cumhurbaşkanı adayı olduğunu söyledi. Ancak zamanla ikilinin arasında bazı anlaşmazlıkların yaşandığı iddiaları ortaya atıldı.
İMAMOĞLU'NUN AKLINDAKİ İSİM: GÖKHAN GÜNAYDIN
Sabah'ta yer alan habere göre CHP içinde yaşanan kaos İmamoğlu'na yeni bir plan yaptırttı. İmamoğlu ve beraberindeki İstanbul oluşumunun, Özel ve ekibi ile ilerleyen süreçte yolların ayrılması durumunda CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ı genel başkan adaylığı için ön plana çıkaracağı iddia edildi.
Öte yandan Günaydın, partideki 'Mesut Özarslan krizi' üzerinden parti yönetimine 'özeleştiri' çağrısında bulunmuş, söz konusu ifadeler Özel tarafından kameralar önünde eleştirilmişti.
İMAMOĞLU'NUN ADINI KALDIRTMIŞTI
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'nde kapı isimliğinde yazan "Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu" yazısının yanına "Genel Başkan Özgür Özel" ismini yazdırttı. Özel daha önce de İmamoğlu'nun kürsü arkasındaki resmini kaldırmıştı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan gerilim hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
'ZİNCİRLEME SAVAŞ DERHAL DURMALI'
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen iftar programında konuşan Bahçeli, "ABD-İsrail eşgüdümünde icra edilen askeri operasyonların haksız, hukuksuz ve yaygın tehditlere açık olduğunu değerlendiriyorum. Ortalık kan revan içindedir. Zincirleme savaşlar derhal durmalı, aklı selim öne çıkmalıdır. Barış varken savaşmak bölgesel ve küresel sistemi dinamitlemek demektir. Uyarıyorum; Tahran’ın, İsfahan’ın, Kum’un ve Kerec’in vurulması; sonuç olarak cevabi mahiyette karşılıkların verilmesi küresel bir savaşa doğru hızla dönüşebilecektir" sözlerini sarf etti.
Savaşın değil barışın hakim olması gerektiğini söyleyen Bahçeli, "Mübarek Ramazan ayında İslam beldelerinin karanlığa gömülmesi kabul edilemez bir durumdur. Burada esas olarak Türkiye’mizin sağduyu ve soğukkanlı hareket ederek barışçıl çağrıları ısrarla taraflarla paylaşması, milli güvenliğimizin muhafazası için her tedbirin alınmasıdır" dedi.
İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan, AKP İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Her Mahallesiyle Her Hikâyesiyle İstanbul” programına katıldı.
Turan, buradaki konuşmasında makamların kişisel ve ailevi çıkarlar için kullanılmasını eleştirdi. Çanakkale’de milletvekili adayı olduğu dönemde muhtar olan amcasına görevi bırakmasını söylediğini belirten Turan, “’Bir ilde vekilin amcası muhtar olmaz’ dedim. Beni dinledi ve muhtarlığı bıraktı” ifadelerini kullandı.
“Adam il başkanı, kardeşi il müdürü; olmaz. Adam milletvekili, yeğeni bilmem ne temsilcisi; olmaz. Kızıyor insanlar buna” diyen Turan, “Tırnaklarımızla geldiğimiz bir yapıyı, teşkilatı bozmayalım, yormayalım. Bir adamın nefsi için Erdoğan’ı yormayalım” şeklinde konuştu.
‘ŞAHSİ MESELELERİMİZ İÇİN PARTİMİZİ ÜZMEYELİM’
Partide hem kamuda hem de parti kademelerinde görev talep edenlere ilişkin de konuşan Turan, “Hem kamuda çalışıp hem partide görev almak bizim prensiplerimizde var mı? Kendi şahsi meselelerimiz için partimizi üzmeyelim” dedi.
Turan, konuşmasının sonunda “2002 ruhu” vurgusu yaparak şunları söyledi:
“Çare belli: 2002 ruhu. Giyineceğimiz elbise, takınacağımız tavır 2002 tavrı. Anadolu’nun kalbinde Erdoğan hâlâ var. Erdoğan bizim meselemizin tam göbeğinde. Toparlanın, gitmiyoruz. Rüzgar sert eserse bırak söğüt ağacı düşünsün; çınara bir şey olmaz.”
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde(İBB) AK Parti döneminde; 2012-2019 yılları arasında İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından hiçbir ‘Genel Teftiş’ yapılmadığını belgelerle tespit ettiklerini ifade etti.
Yavuzyılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“Yargıdan kaçarsa AKP kaçar İstanbul Büyükşehir Belediyesinde AKP döneminde; 2012-2019 yılları arasında İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından hiçbir ‘Genel Teftiş’ yapılmadığını tespit ettik CHP döneminde ise; 2020-2025 yılları arasındaki İBB’nin tüm iş ve işlemleri mülkiye müfettişleri tarafından ‘Genel Teftişe’ tabi tutuldu. Bunun adı, İBB’de AKP dönemindeki tüm iş ve işlemlerin, ihaleler, tahsisler, bağış adı altındaki tüm işlemlerin denetimden ve yargıdan kaçırılmasıdır!”
Burhanettin Duran, Ankara’da gerçekleştirilen ve akademisyenler, diplomatlar, sivil toplum temsilcileri ile medya mensuplarının katıldığı panelde küresel siyasetin mevcut yönelimlerini ve Türkiye’nin bu süreçteki konumunu ayrıntılı biçimde ele aldı. Panelde özellikle son yıllarda artan savaşlar, bölgesel gerilimler, göç hareketleri, insani dramlar ve uluslararası sistemdeki temsil krizleri masaya yatırıldı.
Duran, konuşmasının giriş bölümünde dünya siyasetinin tarihsel bir kırılma döneminden geçtiğini belirterek, mevcut küresel düzenin adalet üretme kapasitesinin ciddi şekilde sorgulandığını ifade etti. Uluslararası sistemin özellikle kriz anlarında etkili ve kapsayıcı çözümler üretmekte zorlandığını dile getiren Duran, bu durumun küresel ölçekte güven bunalımına yol açtığını söyledi.
“TÜRKİYE EDİLGEN DEĞİL, YÖN VERİCİ BİR AKTÖRDÜR”Türkiye’nin dış politikadaki pozisyonuna geniş yer ayıran Duran, ülkenin artık yalnızca gelişmeleri takip eden bir aktör olmadığını, birçok alanda inisiyatif alan ve çözüm önerileri geliştiren bir ülke konumuna yükseldiğini ifade etti.
Türkiye’nin kriz bölgelerinde yürüttüğü diplomatik temasların, arabuluculuk girişimlerinin ve insani yardım faaliyetlerinin uluslararası kamuoyunda dikkatle izlendiğini belirten Duran, “Türkiye sahada da masada da varlık gösteren bir ülkedir” mesajını verdi.
Ankara’nın, bölgesel ve küresel meselelerde dengeli, çok boyutlu ve ilkesel bir dış politika yürüttüğünü kaydeden Duran, bu yaklaşımın temelinde insan odaklı bir perspektif bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin hem güvenlik kaygılarını gözettiğini hem de insani sorumluluklarını yerine getirdiğini belirtti.
Panelde en çok öne çıkan başlıklardan biri, küresel sistemin yapısal sorunları oldu. Duran, mevcut uluslararası düzenin temsilde adalet üretmediğini ve özellikle kriz dönemlerinde çifte standartlı uygulamaların derinleştiğini ifade etti.
Küresel yönetişim mekanizmalarının günümüz ihtiyaçlarına cevap vermekte zorlandığını dile getiren Duran, daha kapsayıcı ve daha adil bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin bu noktada reform çağrılarını güçlü şekilde dile getirdiğini belirten Duran, uluslararası sistemin daha eşitlikçi bir yapıya kavuşmasının küresel barış açısından zorunlu olduğunu söyledi.
Adalet ekseninin dış politika vizyonunun merkezinde yer aldığını kaydeden Duran, Türkiye’nin yalnızca kendi çıkarlarını değil, küresel istikrarı da gözeten bir anlayışla hareket ettiğini dile getirdi.
STRATEJİK İLETİŞİM VE KAMU DİPLOMASİSİ VURGUSUKonuşmasında iletişim politikalarının artan önemine de değinen Duran, günümüz dünyasında bilgi akışının ve algı yönetiminin uluslararası ilişkilerde belirleyici bir rol oynadığını ifade etti. Hakikatin savunulmasının ve doğru bilginin küresel kamuoyuna ulaştırılmasının stratejik bir gereklilik haline geldiğini söyledi.
Bu kapsamda Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın yürüttüğü kamu diplomasisi faaliyetlerine dikkat çeken Duran, dezenformasyonla mücadele, uluslararası medya çalışmaları ve stratejik iletişim projeleriyle Türkiye’nin tezlerinin dünya kamuoyuna anlatıldığını belirtti.
Bilgi savaşlarının yoğunlaştığı bir dönemde Türkiye’nin hem içeride hem dışarıda güçlü bir anlatı inşa ettiğini ifade eden Duran, iletişim alanındaki çalışmaların dış politikanın tamamlayıcı unsuru olduğunu kaydetti.
Duran, Türkiye’nin insani yardım performansına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Türkiye’nin uzun süredir dünyanın en fazla insani yardım sağlayan ülkeleri arasında yer aldığını hatırlatan Duran, savaş ve afet bölgelerine yönelik yardım politikalarının sistematik ve sürdürülebilir bir anlayışla yürütüldüğünü söyledi.
Türkiye’nin insani diplomasi anlayışının yalnızca maddi destekten ibaret olmadığını vurgulayan Duran, bunun aynı zamanda insan onurunu merkeze alan bir yaklaşım olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin kriz anlarında hızlı refleks gösteren bir ülke olduğunu belirten Duran, bu yaklaşımın uluslararası alanda güvenilirlik sağladığını ifade etti.
İnsani yardımın Türkiye için bir dış politika enstrümanı değil, ahlaki bir sorumluluk olduğunu kaydeden Duran, bu perspektifin ülkenin küresel itibarını güçlendirdiğini söyledi.
BÖLGESEL KRİZLER VE ÇOK KATMANLI YAKLAŞIMYakın coğrafyada yaşanan çatışmaların küresel dengeleri etkilediğini belirten Duran, Türkiye’nin bu süreçte çok katmanlı bir politika izlediğini aktardı. Güvenlik, diplomasi ve insani yardım boyutlarının birbirini tamamladığını ifade eden Duran, kalıcı barışın ancak siyasi diyalog ve kapsayıcı süreçlerle mümkün olabileceğini söyledi.
Türkiye’nin bir yandan sınır güvenliğini sağlarken diğer yandan diplomatik kanalları açık tuttuğunu dile getiren Duran, krizlerin çözümünde askeri yöntemlerin tek başına yeterli olmadığını belirtti.
Bu kapsamda Türkiye’nin diyalog zeminini güçlendiren ve gerilimi azaltmaya dönük girişimlerde bulunduğunu ifade etti.
Duran’ın konuşmasında en dikkat çeken kavramlardan biri “küresel vicdan” oldu. Türkiye’nin dış politika yaklaşımının değer temelli olduğunu belirten Duran, insani dramlar karşısında sessiz kalmanın kabul edilemez olduğunu söyledi.
Uluslararası kamuoyunun bazı krizlerde yeterli duyarlılığı göstermediğini ifade eden Duran, Türkiye’nin bu noktada ilkesel bir duruş sergilediğini kaydetti. İnsan hayatını ve onurunu merkeze alan bir diplomasi anlayışının sürdürüldüğünü belirtti.
Türkiye’nin hem bölgesel hem küresel meselelerde yapıcı bir rol üstlendiğini vurgulayan Duran, diyalog ve iş birliği zeminini güçlendirme çabalarının devam edeceğini söyledi.
YENİ DÖNEMDE KARARLILIK MESAJIKonuşmasının sonunda Türkiye’nin çok boyutlu dış politika çizgisini sürdüreceğini belirten Duran, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye’nin istikrar üreten bir aktör olmaya devam edeceğini ifade etti.
Türkiye’nin krizlerin çözümünde sorumluluk almaktan kaçınmadığını dile getiren Duran, insani diplomasi, stratejik iletişim ve adalet eksenli yaklaşımın önümüzdeki süreçte de temel referans noktaları olacağını kaydetti.
Ankara’daki panel, soru-cevap bölümünün ardından sona ererken, Türkiye’nin küresel sistemde üstlendiği rol ve değer temelli dış politika anlayışı katılımcılar tarafından kapsamlı biçimde değerlendirildi.
Panelde verilen mesajlar, Türkiye’nin yalnızca bölgesel bir güç değil, aynı zamanda küresel ölçekte söz söyleyen ve insani çözüm arayışlarının aktif ortağı olan bir ülke konumunu pekiştirdi.
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Parlamentoları Dışişleri Komisyonları 10. Üçlü Toplantısı için Azerbaycan’da bulunan TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Milletvekili Fuat Oktay, beraberindeki heyetle Bakü’de faaliyet gösteren Türk eğitim kurumlarını ziyaret etti. Bakü Türk Anadolu Lisesi ile Azerbaycan Uluslararası Maarif Okulları Gençlik Kampüsü’nü gezen Oktay, öğrenciler ve öğretmenlerle bir araya gelerek eğitim faaliyetleri hakkında bilgi aldı ve Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağlarının eğitim alanında daha da güçlendiğini vurguladı.
İlk ziyaret Bakü Türk Anadolu Lisesi'ne yapıldıTürkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Parlamentoları Dışişleri Komisyonları 10. Üçlü Toplantısı için Azerbaycan’da bulunan TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Milletvekili Fuat Oktay, beraberindeki heyeti ile Bakü'deki Türk eğitim kurumlarını ziyaret etti.
Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığına bağlı “Bakü Türk Anadolu Lisesi”ni ziyaret eden Oktay, öğretmen ve öğrencilerle buluşarak sohbet etti. Sınıfları gezen Oktay'a okul yöneticileri tarafından eğitim faaliyetleri hakkında bilgi verildi.
Oktay, ziyaret sonrasında sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada “Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü kardeşlik bağlarının eğitim alanındaki somut yansımalarından biri olan bu kıymetli kurumda, gençlerimizin donanımlı bireyler olarak yetişmesine yönelik çalışmaları görmekten büyük mutluluk duyduk. Emeği geçen tüm eğitimcilerimize ve idarecilerimize teşekkür ediyor, öğrencilerimize başarılar diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan Uluslararası Maarif Okulları Gençlik Kampüsü’nde projeler sunulduOktay ve beraberindeki TBMM Dışişleri Komisyonu Heyeti daha sonra “Azerbaycan Uluslararası Maarif Okulları” Gençlik kampüsünü de ziyaret ederek burada sınıfları gezdi.
Öğrenciler tarafından coşkulu şekilde karşılanan heyete, robotik ve yapay zekâ projeleri ile kültür ve sanat performansları sunuldu. Ziyarette, Maarif Okullarının eğitim anlayışı ve faaliyetlerine ilişkin bilgilendirme yapıldı.
Oktay, ziyaret sonrasında sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada; “Türkiye Maarif Vakfı çatısı altında faaliyet gösteren bu kıymetli eğitim kurumu yerinde görmekten memnuniyet duyduk. Bu tür kurumların ortak geleceğimiz açısından taşıdığı stratejik önemi bir kez daha vurguladık. Eğitim alanındaki iş birliğimizin, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağlarını daha da pekiştireceğine inanıyor; emeği geçen tüm eğitimcilerimize teşekkür ediyor, öğrencilerimize başarılar diliyorum.” ifadelerini kullandı.
"Azerbaycan-Türkiye kardeşliği dünden bugüne çok daha ileridedir, bugünden de yarına çok daha ileride olacaktır"Ziyaretlerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Oktay, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Parlamentoları Dışişleri Komisyonları 10. Üçlü Toplantısı için bulundukları Azerbaycan’da yaptıkları görüşme ve toplantıları değerlendirdi.
Oktay, Heyet olarak çok faydalı görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirterek "Şunu gördük ki Azerbaycan-Türkiye kardeşliği dimdik ayaktadır, dünden bugüne çok daha ileridedir, bugünden de yarına çok daha ileride olacaktır." dedi.
Azerbaycan ve Türkiye'nin her geçen gün güçlendiğini belirten Oktay, "Bu iki güç bir araya geldiğinde bambaşka bir güç, kardeşlik ve dayanışma ortaya çıkıyor." diye konuştu.
“Hem ikili hem de üçlü boyutta bölgenin gelişmesi ve kalkınmasıyla ilgili yapılabilecekleri ele aldık”Oktay, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Parlamentoları Dışişleri Komisyonları 10. Üçlü Toplantısı'nı yaptıklarını belirterek bu toplantıda hem ikili hem de üçlü boyutta bölgenin gelişmesi ve kalkınmasıyla ilgili yapılabilecekleri ele aldıklarını bildirdi.
Görüşmelerde ulaşım hatları konusunun müzakere edildiğini belirten Oktay, Azerbaycan'ın ana karasını Nahçıvan'a bağlayacak, Zengezur Koridoru olarak da nitelendirilen Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası'nın (TRIPP) önemli olduğunu vurguladı. Oktay, "Zengezur Koridoru, hem bölge barışına hem de bölge kalkınmasına katkı verecek aynı zamanda da Türk dünyasını birleştirebilecek güçlü projedir." ifadesini kullandı.
"Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi, Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi ile doğrudan alakalıdır”Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin Türkiye'ye de yansıdığını ifade eden Oktay, "Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi, Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi ile doğrudan alakalıdır. Umut ediyoruz ki bölgenin gündemi artık çatışmalarla değil artık barış, refah ve kalkınmayla belirlenir." dedi.
Oktay'a ziyaretlerinde TBMM Dışişleri Komisyonu üyeleri AK Parti Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey, CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, MHP Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir ve İYİ Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun ile Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Birol Akgün eşlik etti.
Kaynak: Haber Merkezi
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, sözlerine Balıkesir’de eğitim uçuşu sırasında şehit olan pilot için başsağlığı dileyerek başladı. Dervişoğlu, “Şehidimize Cenabı Hak’tan rahmet, kederli ailesine ve aziz milletimize baş sağlığı diliyorum.” dedi.Ramazan ayı boyunca Türkiye’nin farklı bölgelerinde vatandaşlarla bir araya geldiklerini belirten Dervişoğlu, sahada iki temel sorunun öne çıktığını söyledi. Dervişoğlu, “Vatandaşlarımız bir yandan ‘Perişanız, bu ekonomi ne olacak ne zaman feraha ereceğiz?’ diye soruyor. Diğer yandan ‘Bu katilbaşı ve diğer teröristler gerçekten aramızda mı dolaşacak? Bu bayrağın şerefi ne olacak?’ diye soruyor.” ifadelerini kullandı.Bu iki sorunun özünde aynı meseleye işaret ettiğini dile getiren Dervişoğlu, “Türkiye bir yanda açlıkla sınanıyor, diğer yanda korkuyla sindiriliyor.” dedi.“MESELE BU MİLLETİN HAYSİYETİDİR”Konuşmasında kimlik ve Cumhuriyet vurgusu yapan Dervişoğlu, “Sadece paramız değil, kimliğimiz de çalınıyor. O kimlikte Türklük vardır, örf vardır, ahlak vardır, tarih vardır. Cumhuriyetimiz vardır.” dedi.“Yani ikisi aslında tek bir meseledir: Mesele bu milletin haysiyetidir. Dava, haysiyet davasıdır. Hürriyet davasıdır. İstiklal davasıdır.” diyen Dervişoğlu, yaşanan sürecin yalnızca ekonomik bir kriz başlığı altında değerlendirilemeyeceğini söyledi.Konuşmasında “İmralı’nın statüsü” tartışmalarına da değinen Dervişoğlu, “İmralı’nın statüsü diye bir şey yoktur. İmralı, Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümranlık sahasında bulunan, üzerinde Türk bayrağı dalgalanan bir cezaevidir. Nokta.” dedi.Abdullah Öcalan’ın Türk hukukuna göre ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olduğunu vurgulayan Dervişoğlu, “Ne siyasal özne olabilir ne müzakere tarafı olabilir ne de sembolik bir adres olabilir.” ifadelerini kullandı.
“BU BİR ÇÖZÜM SÜRECİ DEĞİL, GEÇİŞ SÜRECİDİR”Dervişoğlu, geçmişte yürütülen süreçlere atıfta bulunarak, 2009’dan itibaren başlatılan adımların anayasa değişiklikleri ve sistem dönüşümleriyle birlikte ilerlediğini söyledi. 2010 referandumu ile yargı yapısında değişiklikler yapıldığını, 2013’te sürecin yeniden başlatıldığını, 2017’de ise başkanlık sistemine geçildiğini hatırlattı.Bugün yeniden benzer bir tablonun ortaya konulduğunu savunan Dervişoğlu, “Bu bir çözüm süreci değil, geçiş sürecidir.” dedi.“Ortaya atılan jeopolitik hikayelerin, demokratikleşme masallarının gizlemek istediği tek gerçek budur.” ifadelerini kullanan Dervişoğlu, Türkiye’nin bir sistem tartışmasının içine sürüklendiğini söyledi.Konuşmasında muhalefete de çağrıda bulunan Dervişoğlu, “Bu şantaja boyun eğmeyin.” dedi. Devletin ve Cumhuriyet’in temel niteliklerinin tartışmaya açılmasına karşı olduklarını belirten Dervişoğlu, “Devleti, devlet aklının iplerini çözmüşlerin elinden kurtarmaktan; Cumhuriyeti, onun ruhuyla kavga edenlerden kurtarmaktan geçer.” ifadelerini kullandı.
“BÜYÜK VE MÜREFFEH TÜRKİYE’Yİ BİRLİKTE KURACAĞIZ”Konuşmasının sonunda Türkiye’nin adalet, üretim ve liyakat temelinde yeniden ayağa kalkacağını belirten Dervişoğlu, “Biz; bu toprakları yoksulluğun ve adaletsizliğin pençesinden çekip alacağız. Bunun sözünü Türk milletine veriyoruz.” dedi.“Üretimin bereketini, liyakatin onurunu, hürriyetin güvenini her bir hanemize sarsılmaz bir mühür gibi vuracağız.” ifadelerini kullanan Dervişoğlu, “Büyük ve müreffeh Türkiye’yi biz birlikte kuracağız.” diyerek konuşmasını tamamladı.
Sürecin ilk günlerinde “Barış savaştan iyidir. Diyalog çatışmadan iyidir.” dediklerini hatırlatan Babacan, “Yeter ki bu ülke bu sorunu çözsün; biz değil elimizi, gerekirse bedenimizi taşın altına koyarız.” ifadelerini kullandı.Aradan geçen süre boyunca sürece katkı sunacak her zeminde yer aldıklarını belirten Babacan, “Siyasetin, Meclis’in ve demokratik zeminin yanında durduk; durmaya da devam edeceğiz.” dedi. Komisyon raporunun yayımlandığını hatırlatan Babacan, “Silahların susması, terör örgütünün feshi, şiddetin tamamen devreden çıkması çok önemlidir ama bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça ifade etmek zorundayız: Kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla sağlanmaz.” diye konuştu.Babacan, “Eğer hukuk devleti güçlendirilmezse, eğer yargı bağımsız ve tarafsız işlemezse, eğer meselenin kök sebepleri cesaretle ele alınmazsa, bu süreç kalıcı bir sonuca ulaşamaz.” ifadelerini kullandı.“YARGIYI SİYASETİN GÖLGESİNDEN ÇIKARIN”Kayyım uygulamalarına değinen Babacan, “Kayyım uygulamalarının sona erdirilmesi yönünde raporda zikredilen iradeyi değerli buluyoruz. Ama sadece bir ifade yeterli değil. Bu konunun sağlam hukuki güvencelerle desteklenmesi gerekir.” dedi. İdari vesayeti azaltan ve demokratik meşruiyeti güçlendiren açık bir çerçeve oluşturulması gerektiğini belirten Babacan, yüksek yargı kararlarının uygulanmamasının hukuka olan güveni zedelediğini söyledi.“Yargıtay ve Danıştay denetiminden geçip haklarında takipsizlik veya beraat kararı verildiği halde hâlâ KHK mağduriyeti yaşayanlar varsa, sürece olan güveni pekiştiremezsiniz.” diyen Babacan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını eleştirdi.Babacan, “Bir taraftan özgürlük deyip, diğer taraftan yargıyı ikna sopası olarak kullanmaya devam ederseniz, insanları bu sürece ikna edemezsiniz.” dedi. “Meseleyi kökünden çözmek mi istiyorsunuz? Yapılması gerekenler çok açık: Yargıyı siyasetin gölgesinden çıkarın. Özgürlükleri keyfi kararlarla daraltmayın. Demokrasiyi güçlendirin. Temel hak ve özgürlükleri sağlam güvencelere bağlayın.” ifadelerini kullandı.“TEK BİR KİŞİ, BÜTÜN SİSTEMİ KİLİTLEMİŞ DURUMDA”Babacan, Meclis’in yetkilerine işaret ederek, “Bu raporu hazırlayan siyasi partiler gerçekten sözlerinin arkasındaysa, gelin hep beraber raporda yazılanların gereğini bu yüce Meclis’in çatısı altında hemen yapalım.” dedi. Yasama yetkisinin Meclis’te olduğunu vurgulayan Babacan, uygulamanın yürütme erkine bağlı olduğunu söyledi.Konuşmasında kamuoyuna yansıyan “Casperlar” adlı silahlı suç örgütü soruşturmasına da değinen Babacan, aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu isimlerin tutuklandığını hatırlattı. “Bir suç örgütünün kamu görevlileriyle irtibat ve menfaat ilişkisine girdiğinin tespit edilmesi, yargı ve kolluk açısından çok vahim bir durumdur.” dedi.“Kamu görevi yürüten kişiler bir suç örgütünün hiyerarşisi içinde hareket etmişse, burada yalnızca bireysel bir yozlaşma yoktur; burada kurumsal bir güvenlik zafiyeti var demektir.” ifadelerini kullanan Babacan, devlet yönetiminin bu tür sızmaları kaldıramayacağını söyledi.“GENÇLER SİSTEMİN DIŞINDA”TÜİK verilerine atıfta bulunan Babacan, 15-34 yaş grubunda 6,5 milyon gencin ne eğitimde ne istihdamda yer aldığını belirtti. “Bu gençlerimiz ne üretiyor ne de öğreniyor. Sistemin tamamen dışında kalmış durumdalar.” dedi.Konuşmasının sonunda bir bakanın iftar ziyareti sırasında siyasi afiş kullanmasını eleştiren Babacan, “Devlet ile partiyi ayıramayan, kamuyu kişisel vitrine dönüştüren bir anlayışın temsiliydi o resim.” dedi.“Ailelerin sofrasına oturup arkaya reklam panosu asanlara söylüyorum: Biz, değerlerimizi savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.” ifadelerini kullanan Babacan, “Bu ülke propagandayla değil, güvenle güçlenir.” diyerek konuşmasını tamamladı.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenen AK Parti Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulundu. Konuşmasının merkezine yürütülen süreci yerleştiren Erdoğan, gelinen aşamaya ilişkin net ifadeler kullandı.Erdoğan, “Sürecin yeni aşaması başlayacak.” diyerek bundan sonraki döneme işaret etti. Yeni aşamada daha dikkatli, daha kararlı ve daha yoğun bir çalışma yürütüleceğini belirten Erdoğan, “Bu süreçte Meclis’imiz önemli bir görev üstlenecek.” dedi.“MECLİS LOKOMOTİF ROL ÜSTLENECEK”TBMM’nin sürecin merkezinde yer alacağını vurgulayan Erdoğan, “Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yeni dönemde lokomotif rol üstlenecektir.” ifadelerini kullandı. Meclis çatısı altında yürütülen çalışmaların önemine dikkat çeken Erdoğan, ortaya çıkan iradenin kıymetli olduğunu belirtti.Erdoğan, “Milli iradenin tecelligahı olan Meclis’imiz, bu süreçte sorumluluk bilinciyle hareket edecektir.” dedi. Komisyon çalışmalarına ve raporlara değinen Erdoğan, Meclis’te ortaya konan çabanın yeni aşamada daha da güçleneceğini ifade etti.
“PARTİMİZİN VE İTTİFAKIMIZIN SORUMLULUĞU ARTIYOR”Konuşmasında ittifak vurgusu yapan Erdoğan, AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın yeni aşamadaki rolüne dikkat çekti. Erdoğan, “Bu aşamada partimizin ve ittifakımızın sorumluluğu daha da artacaktır.” dedi.Sürecin sağlıklı ilerlemesi için dayanışma ve koordinasyonun önemine işaret eden Erdoğan, “Hep birlikte, omuz omuza vererek bu süreci başarıya ulaştıracağız.” ifadelerini kullandı. Erdoğan, birlik ve beraberlik mesajı vererek, “Biz milletimizle birlikte yol yürüyoruz.” dedi.“TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİMİZE YÜRÜYORUZ”Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında güvenlik başlığına da geniş yer ayırdı. “Terörsüz Türkiye hedefimize kararlılıkla yürüyoruz.” diyen Erdoğan, bu hedefin Türkiye’nin geleceği açısından hayati önemde olduğunu vurguladı.Erdoğan, “Türkiye’yi terör belasından tamamen kurtarmakta kararlıyız.” dedi. Bu mücadelenin sadece güvenlik boyutuyla değil, her alanda sürdürüldüğünü belirten Erdoğan, “Huzurun, güvenliğin ve istikrarın hakim olduğu bir Türkiye inşa edeceğiz.” ifadelerini kullandı.“Terörsüz Türkiye’yi başardıktan sonra hedefimiz terörsüz bir bölgedir.” diyen Erdoğan, Türkiye’nin attığı adımların bölgesel etkilerine de dikkat çekti.
“UZLAŞMA KÜLTÜRÜ ÖNEMLİDİR”Erdoğan konuşmasında Meclis’te oluşan uzlaşma zeminine de değindi. “Ortak akıl ve istişare kültürü bizim için önemlidir.” diyen Erdoğan, farklı görüşlerin bir araya gelmesinin demokratik hayat açısından değerli olduğunu ifade etti.“Türkiye’nin meselelerini konuşarak, müzakere ederek çözeceğiz.” diyen Erdoğan, yapıcı bir siyaset anlayışının önemine vurgu yaptı. Erdoğan, “Milli birlik ve kardeşlik ruhunu daha da güçlendireceğiz.” ifadelerini kullandı.“TÜRKİYE YENİ BİR DÖNEME GİRİYOR”Konuşmasının ilerleyen bölümünde yeni aşamanın anlamına işaret eden Erdoğan, “Türkiye yeni bir döneme giriyor.” dedi. Bu dönemde daha fazla sorumluluk, daha fazla gayret ve daha fazla kararlılık gerektiğini belirten Erdoğan, “Milletimize verdiğimiz sözleri yerine getirmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.Erdoğan, “Hiçbir engel bizi yolumuzdan alıkoyamaz.” dedi. Türkiye’nin güçlü bir şekilde yoluna devam ettiğini belirten Erdoğan, “Bizim pusulamız milletimizin beklentileridir.” diye konuştu.
“BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ”Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını birlik ve beraberlik mesajıyla sürdürdü. “Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız.” diyen Erdoğan, Türkiye’nin hedeflerine ancak ortak iradeyle ulaşabileceğini söyledi.“Milletimizin duası ve desteğiyle bu süreci başarıyla tamamlayacağız.” diyen Erdoğan, yeni aşamada daha yoğun bir çalışma dönemine girileceğini ifade etti. Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı hedeflerimize adım adım ilerliyoruz.” dedi.“KARARLIYIZ”Konuşmasının sonunda kararlılık mesajı veren Erdoğan, “Biz kararlıyız.” dedi. Sürecin başarıya ulaşması için gereken her adımın atılacağını belirten Erdoğan, “Türkiye’nin geleceği için çalışmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.“Sürecin yeni aşaması ülkemize hayırlı olsun.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini tamamladı.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup toplantısında gündeme ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulundu. Konuşmasına geride kalan haftayı değerlendirerek başlayan Özel, İstanbul’daki miting ve demokrasi nöbeti sürecini anlattı.
“Hep beraber yoğun bir haftayı geride bıraktık” diyen Özel, İstanbul’un 39 ilçesinde gerçekleştirilen mitingleri hatırlattı. İlçe mitinglerinin Saraçhane’deki 7 günlük zorunlu ikametle başladığını belirten Özel, bu sürecin tamamlandığını söyledi. “Burayı Ekrem Başkan’ı tutukladılar ama bir seçilmişe, belediye meclisi içinden seçilen bir Cumhuriyet Halk Partiliye emanet ediyoruz” ifadelerini kullanan Özel, mitinglerin farklı bölgelerde devam edeceğini dile getirdi.
“HER ŞARTTA HALKLA BULUŞTUK”Özel, mitinglerin zor hava koşullarına rağmen sürdüğünü belirterek, “46 derecede yaptık, −4 derecede yaptık. Üzerimize kar yağdı, dolu yağdı. Bir miting sırasında 12 kişinin bayıldığı da oldu” dedi. Tüm bu şartlara rağmen sürecin tamamlandığını ifade eden Özel, “Biz İstanbullu seçtiğine ve seçme iradesine sahip çıkacağız” diye konuştu.
CHP lideri, mitinglerin yalnızca siyasi bir faaliyet olmadığını, aynı zamanda seçme ve seçilme hakkına sahip çıkma iradesinin göstergesi olduğunu söyledi.
YARGI VE “SİYASİ OPERASYON” ELEŞTİRİSİKonuşmasında yargı tartışmalarına da değinen Özel, yürütme ile yargı arasındaki ilişkiye eleştiri getirdi. “Yargı erkini elinde bulunduranların yürütmenin emrine girmesiyle birlikte yapılan siyasi operasyonlar sürdükçe mücadelemiz devam edecek” ifadelerini kullandı.
Bu bölümde, geçtiğimiz hafta mal varlığını açıklaması için bir hafta süre verdiği eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Adalet Bakanı Akın Gürlek konusuna da değinen Özel, verdiği sürenin dolduğunu hatırlattı. Özel, kamuoyunda tartışılan iddialara ilişkin açıklama yapılmadığını belirterek, daha önce söylediği sözleri yineledi.
“Bir hafta süre vermiştim” diyen Özel, kamuoyunun bilgi alma hakkına vurgu yaptı. Konuya ilişkin önceki grup toplantısında yaptığı çağrıyı hatırlatan CHP lideri, açıklama yapılmaması halinde kendisinin konuşacağını ifade ettiğini belirtti.
“MEYDANLARDAN KORKUYORLAR”Özel, konuşmasının ilerleyen bölümünde iktidara yönelik eleştirilerini sürdürdü. “İktidar öyle zor bir durumda ki meydanlardan korkuyor, tartışmaktan korkuyor, karşıma çıkmaktan korkuyor” dedi. Belediyelere yönelik operasyonlara değinen Özel, “Belediyelerimize çöküyorlar. ‘Ne yapıyorsun?’ diyorum” ifadelerini kullandı.
Özel, İstanbul’daki il örgütüne ve 39 ilçe başkanına teşekkür ederek, bölge mitinglerinin süreceğini söyledi. “Tarih bu mücadeleyi yazacak” dedi.
VERGİ HAFTASI VE EKONOMİ ELEŞTİRİSİCHP lideri konuşmasında Vergi Haftası’na da değindi. Türkiye’de vergi yükünün adaletsiz dağıldığını savunan Özel, dolaylı vergilerin yüksekliğine dikkat çekti. “Elektrik yandı mı vergi, su aktı mı vergi, alışveriş yaptın mı vergi” diyerek vatandaşın üzerindeki yükü anlattı.
Maaşlı çalışanların gelirlerinden doğrudan vergi kesildiğini belirten Özel, “Bu iki mavi yakalı ya da devlet memuru maaşından vergisini ödüyor. Geriye ne kalıyor?” diye sordu. Vergi sisteminin adil hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
İFTAR PROGRAMI VE DIŞ POLİTİKA MESAJIÖzel, konuşmasında düzenlenen iftar programına da değindi. İftarda kürsüde siyaset yapılmadığını, Gazze ve Filistin meselesinin ele alındığını ifade etti. “Türkiye’nin özlediği bu güzel masa” sözlerini aktaran Özel, farklı kesimlerin bir araya gelmesinin önemine vurgu yaptı.
“MÜCADELE SÜRECEK”Grup toplantısının sonunda Özel, demokrasi ve hukuk mücadelesinin süreceğini belirtti. İstanbul’daki mitinglerin tamamlandığını ancak yeni bölge mitingleriyle devam edeceklerini ifade etti.
Yargı tartışmalarına ve kamuoyunda gündem olan mal varlığı meselesine değinen Özel, önceki açıklamalarının arkasında olduğunu söyledi. Vergi adaletsizliği, belediyelere yönelik işlemler ve meydan çağrılarıyla birlikte konuşma, muhalefetin önümüzdeki döneme ilişkin mesajlarını da içerdi.
Özel’in TBMM’deki grup toplantısında yaptığı bu açıklamalar hem yargı tartışmaları hem de ekonomik eleştiriler açısından dikkat çekti. CHP lideri, konuşmasını mücadele vurgusuyla tamamladı.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’de düzenlenen haftalık grup toplantısında hem iç hem dış gündeme dair geniş kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Yaklaşık iki saate yaklaşan konuşmasında küresel gelişmelerden terörle mücadeleye, iç siyasi tartışmalardan toplumsal meselelere kadar birçok başlıkta mesajlar veren Bahçeli, Türkiye’nin tarihi bir eşikten geçtiğini söyledi.
Konuşmasına milletvekillerini, parti teşkilatlarını ve ekran başındaki vatandaşları selamlayarak başlayan Bahçeli, Ramazan ayının manevi atmosferine dikkat çekti. Bu mübarek zaman diliminin birlik, paylaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmesi temennisinde bulunan MHP lideri, toplumsal huzurun korunmasının her zamankinden daha önemli olduğunu ifade etti.
“KÜRESEL SİSTEM ÇÖZÜLÜYOR”Dünyanın yeni bir kırılma dönemine girdiğini belirten Bahçeli, uluslararası sistemin siyasi, askeri ve ekonomik sarsıntılarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Bölgesel savaşlar, güç mücadeleleri ve enerji merkezli rekabetin küresel dengeleri altüst ettiğini ifade eden Bahçeli, mevcut düzenin adalet üretmekten uzaklaştığını dile getirdi.
Küresel aktörlerin çıkar odaklı politikalarının çatışma riskini artırdığını kaydeden Bahçeli, Türkiye’nin bu karmaşık tabloda denge siyaseti izlediğini ve devlet ciddiyetiyle hareket ettiğini vurguladı. Türkiye’nin jeopolitik konumunun hem risk hem de fırsat barındırdığını belirten Bahçeli, “Türkiye istikrarın ve direncin merkezidir” değerlendirmesinde bulundu.
Bahçeli’ye göre Türkiye, krizlerin kuşattığı bir coğrafyada ayakta kalmayı başaran, siyasi istikrarını muhafaza eden ve devlet refleksini diri tutan bir ülkedir. Bu durumun tesadüf olmadığını, güçlü devlet geleneği ve milli şuur sayesinde sağlandığını ifade etti.
TERÖRLE MÜCADELEDE NET TAVIRKonuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden biri terörle mücadele başlığı oldu. Türkiye’nin uzun yıllardır terör tehdidiyle mücadele ettiğini hatırlatan Bahçeli, güvenlik politikalarının tavizsiz şekilde sürdürüleceğini söyledi.
Terör örgütleriyle mücadelede geri adım atılmayacağını vurgulayan Bahçeli, devletin bekasına yönelen her tehdidin karşılıksız bırakılmayacağını ifade etti. Güvenlik güçlerinin fedakârlıklarını hatırlatan MHP lideri, şehitlerin emanetine sahip çıkmanın milli bir görev olduğunu dile getirdi.
Terörle müzakere anlayışını eleştiren Bahçeli, devletin terör karşısında kararlı ve net bir çizgide durması gerektiğini belirtti. Sınır ötesi operasyonların Türkiye’nin güvenliği açısından zorunlu olduğunu kaydeden Bahçeli, terörün tamamen tasfiyesi hedefinden sapılmayacağını söyledi.
İÇ SİYASETTE “MİLLİ SORUMLULUK” VURGUSUBahçeli, konuşmasında muhalefet partilerine yönelik eleştirilerde de bulundu. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehditler karşısında milli meselelerin günlük siyasi tartışmalara malzeme edilmemesi gerektiğini belirten Bahçeli, sorumlu siyaset çağrısı yaptı.
Devletin güvenliği, milletin birliği ve ülkenin geleceği söz konusu olduğunda daha dikkatli bir dil kullanılması gerektiğini ifade eden Bahçeli, iç çekişmelerin Türkiye’nin elini zayıflatabileceğini söyledi. Muhalefetin bazı söylemlerini eleştiren Bahçeli, milli konularda ortak bir zeminde buluşmanın önemine dikkat çekti.
Bahçeli Türkiye’nin tarihi bir süreçten geçmekte olduğunu ve bu süreçte ayrışma değil kenetlenmenin gerekli olduğuna dikkat çekerek, siyasi rekabetin meşru olduğunu ancak devletin bekasının bunun üzerinde tutulması gerektiğini ifade etti.
TOPLUMSAL DEĞERLER VE GENÇLİK MESAJIMHP lideri konuşmasının önemli bir bölümünde toplumsal yapıya ve kültürel değerlere de değindi. Aile kurumunun korunmasının önemine işaret eden Bahçeli, genç nesillerin milli ve manevi değerlerle yetiştirilmesi gerektiğini söyledi.
Eğitim sisteminde milli bilincin güçlendirilmesinin önemine dikkat çeken Bahçeli, kültürel yozlaşmaya karşı uyanık olunması gerektiğini ifade etti. Türk milletinin binlerce yıllık tarihine ve medeniyet birikimine vurgu yapan Bahçeli, bu mirasın korunmasının geleceğin teminatı olduğunu dile getirdi.
Toplumsal dayanışmanın artırılması gerektiğini belirten Bahçeli, sosyal politikaların da bu anlayışla şekillenmesi gerektiğini kaydetti.
EKONOMİ VE İSTİKRAR MESAJIKonuşmasında ekonomik gelişmelere de yer veren Bahçeli, küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen Türkiye’nin üretim gücünü koruduğunu söyledi. Enflasyonla mücadele, mali disiplin ve yatırım ortamının güçlendirilmesinin önemine değinen Bahçeli, ekonomik bağımsızlığın milli egemenliğin temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti.
Üretim, istihdam ve ihracat odaklı politikaların devam etmesi gerektiğini belirten Bahçeli, ekonomik istikrarın siyasi istikrarla doğrudan bağlantılı olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin güçlü bir ekonomik altyapıya sahip olduğunu savunan Bahçeli, sabır ve kararlılıkla hedeflere ulaşılacağını söyledi.
“TÜRKİYE GÜÇLÜDÜR, DEVLET PAYİDARDIR”Konuşmasının sonunda birlik ve beraberlik çağrısını yineleyen Bahçeli, Türkiye’nin hem içeride hem dışarıda karşı karşıya olduğu tüm sınamaları aşacak kudrete sahip olduğunu ifade etti. Devlet ile millet arasındaki bağın güçlendirilmesinin önemine dikkat çeken Bahçeli, milli hedeflere ulaşma konusunda kararlı olduklarını belirtti.
Türkiye’nin tarihi sorumlulukları bulunduğunu kaydeden Bahçeli, bu sorumlulukların bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. MHP liderinin TBMM grup toplantısında verdiği mesajlar, önümüzdeki dönemde güvenlik politikaları, milli birlik vurgusu ve siyasi tartışmaların ana eksenini oluşturacak nitelikte değerlendirildi.
Bahçeli’nin özellikle küresel sistemdeki çözülmeye dikkat çekerek Türkiye’nin “istikrar ve direnç merkezi” olduğu yönündeki vurgusu, konuşmanın en güçlü mesajı olarak öne çıktı.
KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, düzenlenen basın toplantısında Kıbrıs politikası üzerinden KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'a yönelik eleştirilerde bulundu. Ertuğruloğlu, mevcut politikanın "egemen eşit iki devlet" çizgisiyle örtüşmediğini savunarak, kamuoyuna açık mesajlar verdi.
Ertuğruloğlu, açıklamasının başında eleştirilerinin şahsi değil, tamamen Kıbrıs meselesine ilişkin olduğunu vurgulayarak, "Benim konuştuğum Kıbrıs konusu. Bu ülkenin Dışişleri Bakanı isem benim görevim Cumhurbaşkanı'nın sürdürmekte olduğu politikanın neden yanlış olduğunu, ne anlama gittiğini, oluşturulmak istenen algının ne kadar yanlış olduğunu vurgulamaktır" dedi.
Erhürman ile kişisel bir sorunu olmadığını ifade eden Ertuğruloğlu, "karşılıklı sevgi ve saygı" bulunduğunu ancak Kıbrıs konusunun insani boyutlardan ayrı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
"ERHÜRMAN'IN POLİTİKALARI KIBRIS TÜRKÜ'NE ZAMAN KAYBETTİRİYOR"
Ertuğruloğlu, Erhürman'ın politikalarına yönelik eleştirisinde, izlenen politikanın KKTC'ye zarar verdiğini savunurken, Cumhurbaşkanı'nın bunu bilinçli bir şekilde yaptığını düşünmediğini söyledi. Bakan, "Ben Sayın Cumhurbaşkanı'nın hain olduğunu asla düşünmem ama zarar veriyor. Hem Kıbrıs Türkü'ne zaman kaybettiriyor hem de statü kaybettiriyor" dedi.
Cumhurbaşkanı'nın Ankara ile istişare halinde hareket ettiği yönündeki söylemlerine de değinen Ertuğruloğlu, bunun gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü.
"EGEMEN EŞİTLİK İLE EŞİT EGEMENLİK AYNI DEĞİL"
Basın toplantısında en dikkat çeken başlıklardan biri kavram tartışması oldu. Ertuğruloğlu, "egemen eşitlik" ile "eşit egemenlik" kavramlarının taban tabana zıt olduğunu savundu. Bakan Ertuğruloğlu, "Egemen eşitlik iki devlettir. Eşit egemenlik tek devlettir, tek egemenliktir, tek uluslararası kişiliktir. Eşit egemenlik budur" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı'nın "eşit egemenlik" söylemiyle tek devlete işaret ettiğini iddia eden Ertuğruloğlu, bunun KKTC'nin ortadan kaldırılmasına yönelik bir yaklaşım olduğunu öne sürdü. Bakan, "Bir ülkenin Cumhurbaşkanı egemen eşitlik değil de eşit egemenlik savunuyorsa, Cumhurbaşkanı olduğu devletin ortadan kaldırılmasını hedefliyor demektir" ifadelerini kullandı.
"MASADAN KAÇMAMAK NE KAZANDIRDI?"
Cumhurbaşkanı'nın "masadan kaçmam" söylemini de eleştiren Ertuğruloğlu, masanın hangi statüde ve hangi zeminde kurulacağının açıklanmadığını ifade etti. "Bu masa hangi masadır? Hangi statüyle oturacaksınız? Rum hala 'Kıbrıs Cumhuriyeti' sıfatını koruyacaksa, ambargoları sürdürecekse, biz o devletin toplumu gibi muamele göreceksek, masadan kaçmamanın ne anlamı var?" açıklamasını yaptı.
"SORUN RUM'UN KIBRIS CUMHURİYETİ STATÜSÜDÜR"
Ertuğruloğlu, Kıbrıs sorununun temelinde Rum tarafının uluslararası alanda "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak kabul görmesinin yattığını savundu.
Dışişleri Bakanı, "Kıbrıs sorunu sadece ve sadece Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul görmesidir. Bütün problemlerimizin temelinde yatan neden budur" ifadelerini kullandı.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) ulusal konsey kararlarını hatırlatan Ertuğruloğlu, bu kararlarda "tek devlet, tek egemenlik, tek uluslararası kişilik, Türk askerinin çekilmesi ve garanti sisteminin kaldırılması" hedeflerinin yer aldığını belirtti.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin 1964 tarihli kararına ve 2004'te Rum tarafının AB üyeliğine atıf yaparak, bu adımların sorunu kilitlediğini belirtti.
"ÜÇ D'NİN İKİ YOLU VAR"
Bakan, kamuoyunda "Üç D" olarak ifade edilen doğrudan uçuş, doğrudan ticaret ve doğrudan temas konusuna da değindi.
Ertuğruloğlu, "Üç D'nin kullanılabilmesinin sadece iki yöntemi var. Biri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınmasıdır. İkinci yöntem ise Rum'un 'Kıbrıs Cumhuriyeti' sıfatıyla vereceği icazetle kullanılmasıdır" ifadelerini kullandı.
Bakan Ertuğruloğlu, Rum'un icazetine dayalı bir modelin kabul edilemez olduğunu söyledi.
"ÇÖZÜM, MEVCUT DURUMDUR"
Kıbrıs'ta fiili durumun çözüm olduğunu savunan Ertuğruloğlu, iki egemen eşit komşu devlet modelinin tek gerçekçi yol olduğunu dile getirdi. Bakan, "Çözüm mevcut durumdur. İki egemen eşit komşu devlet. Bu 'de facto'çözümdür. 'De jure' değildir" ifadelerini kullandı. KKTC Dışişleri Bakanı, yasal çözümün ancak Rum tarafının buna imza koymasıyla mümkün olacağını ifade etti.
Ertuğruloğlu, Türkiye'nin resmi tezine dikkat çekerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da "egemen eşit iki devlet" politikasını vurguladığını hatırlattı. Bakan, "Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki politikası değişmez. Egemen eşit iki devlet. Türkiye ciddi bir devlettir, bugün başka yarın başka politika benimsemez" dedi.
"KIBRIS DAVASI ULUSAL DAVADIR"
Basın toplantısının sonunda Kıbrıs meselesinin yalnızca Kıbrıs Türk halkının değil, Türk ulusunun ulusal davası olduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, Türkiye ile birlikte hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. Bakan, "Kıbrıs davası ulusal davadır. Bu davanın savunulması ve şekillenmesi ana vatan Türkiye Cumhuriyeti ile beraber yapılır" dedi.
<p>KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ın Kıbrıs politikalarını sert bir dille eleştirerek, "Türkiye ciddi bir devlettir, bugün başka yarın başka politika benimsemez" dedi.<br>
<br>
Tahsin Ertuğruloğlu, düzenlediği basın toplantısında Tufan Erhürman’ın Kıbrıs politikasını hedef aldı. Eleştirilerinin kişisel değil, tamamen Kıbrıs meselesine ilişkin olduğunu vurgulayan Ertuğruloğlu, Cumhurbaşkanı’nın izlediği çizginin “egemen eşit iki devlet” anlayışıyla örtüşmediğini savundu. Erhürman’ın politikalarının Kıbrıs Türk halkına zaman ve statü kaybettirdiğini öne süren Bakan, Ankara ile tam bir istişare yürütüldüğü yönündeki söylemlerin de gerçeği yansıtmadığını iddia etti.</p>
<p>Basın toplantısında “egemen eşitlik” ile “eşit egemenlik” kavramları üzerinden dikkat çeken bir ayrım yapan Ertuğruloğlu, iki ifadenin tamamen farklı anlamlara geldiğini belirtti. “Egemen eşitlik iki ayrı devleti ifade eder; eşit egemenlik ise tek devlet ve tek uluslararası kimlik demektir” diyen Bakan, masaya hangi statüyle oturulacağının netleşmesi gerektiğini vurguladı. Sorunun temelinde Rum tarafının uluslararası alanda “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak kabul görmesinin yattığını savunan Ertuğruloğlu, doğrudan uçuş, ticaret ve temasın ancak KKTC’nin tanınmasıyla mümkün olabileceğini söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin tezinin net olduğunu kaydeden Ertuğruloğlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın da dile getirdiği “egemen eşit iki devlet” politikasının değişmeyeceğini ifade etti. “Türkiye ciddi bir devlettir, bugün başka yarın başka politika benimsemez” diyen Bakan, Kıbrıs meselesinin yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, tüm Türk milletinin ulusal davası olduğunu ve bu sürecin Türkiye ile birlikte yürütülmesi gerektiğini belirtti.</p>
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosunun haklarında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçundan soruşturma başlattığı kamuoyunca tanınan kişilere yönelik operasyonlar sürüyor.
Ünlülere yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli 16 Şubat’ta ifadeye çağırılmıştı. Denizli, bugün İstanbul Adalet Sarayı’nda verdiği ifadesinin ardından uyuşturucu testi yapılması için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmişti. Lal Denizli’nin soruşturma kapsamında savcılıkta verdiği ifadesi ortaya çıktı. Lal Denizli, soruşturmanın şeffaf olmasını isteyerek Adli Tıp'a sevkini talep etti.
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli ifadesinde, "Öncelikle belirtmek isterim ki üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Uzun yıllar İstanbul’da yaşadıktan sonra 2020 yılında memleketim olan Çeşme'ye taşındım. Çeşme’de Belediye Başkanı olarak görev yapmaktayım" dedi.
Denizli kendisine sorulması üzerine, "Gizli Kalsın, Easy, Kütüphane, Sumahan adlı mekanlardan Gizli Kalsın ve Kütüphane adlı mekanları biliyorum. Gizli Kalsın adlı mekana yaklaşık 10 sene önce üniversite öğrencisi olduğum dönemde gitmişliğim vardır. Kütüphane adlı mekanın restoran kısmına gittim. Gece kulübü kısmına çıkmadım, yemek yiyerek buradan ayrıldım. Burada uyuşturucu maddeyle ilgili görgüm, bilgim olmadı. Burada alkol dahi tüketmedik" şeklinde konuştu.
'BASINDAN ÖĞRENDİM'
Yurt dışında olan ve hakkında gözaltı kararı verilen Mert Vidinli’yi eskiden tanıdığını belirten Denizli, "Mert Vidinli isimli kişiyi eskiden tanırım, uzun yıllardır irtibatım ve görüşmem yoktur. Mert Vidinli'nin geçmişte düzenlediği marka tanıtım davetlerine katıldım. Herhangi bir şekilde eğlence davetlerine katılmadım. Vidinli'nin fuhuş suçundan yakalamasını basından öğrendim. Bu kişinin böyle bir olayına şahit olmadım ve duymadım" dedi.
Sercan Yaşar hakkında soru sorulan Lal Denizli, "Kendisinin düzenlediği bazı marka tanıtım etkinliklerine katıldım. Organizasyon yaptığım dönemde de bir markanın tanıtım etkinliğini organizasyonunu üstlenmiştim, Sercan Yaşar'a da aynı tanıtım ile ilgili bir firma tarafından iş verilmişti. Sercan Yaşar'ın uyuşturucu suçundan yakalandığını basından öğrendim, o dönem bu şekilde bir olaya şahit olmadım. Kasım Garipoğlu, Fatih Garipoğlu isimli şahısları tanımıyorum. Bilal Can D. benim eski erkek arkadaşımdır. 2016-2019 yılları arasında erkek arkadaşımdır. Sonrasında arkadaşım olarak görüşüyorum. Ailesi Çeşme'de Swiss Otel'in sahibidir. Ben bu otelde hiçbir zaman eğlence düzenlemedim. Buradaki etkinliklere katılmadım, söz konusu otel bildiğim kadarıyla aile otelidir" dedi.
'EDİS GÖRGÜLÜ'YÜ ESKİDEN TANIRIM'
Lal Denizli ifadesinde, "Edis Görgülü isimli kişiyi de eskiden tanırım. Bu kişi 2024 yılında ‘Ot Festivali’nde sahneye çıkan 3 sanatçıdan biriydi. Sanatçıları her yıl ot festivalinin seçici kurulu belirler. Ücretinin ne olduğunu bilmiyorum, sanatçı ödemeleri, belediye tarafından değil organizasyonu yapan firma tarafından karşılanır. Benim bu firmaya herhangi bir şekilde müdahale etme durumum olamaz bu nedenle rakamlar konusunda bilgim yoktur" ifadelerini kullandı.
MURAT ONGUN AÇIKLAMASI
Tutuklu bulunan Murat Ongun ile ilgili soruya ise Lal Deniz, "Emrah Bağdatlı ve Murat Ongun isimli kişilerden sadece Murat Ongun'u tanırım. Benim bu kişilerden Murat Ongun ile siyasi etkinlikler dışında herhangi bir görüşmüşlüğüm yoktur" şeklinde beyanda bulundu.
Şüpheli Arif Altunbulak'ın "Muzaffer Yıldırım son 5 yıldır Çeşme ilçesinde belediyede tanıdıklarını bularak ciddi miktarda arazi topladı, bu arazilerin bürokratlarla ilişkilerini Haldun D. sağladı" ifadesi sorulan Lal Denizli, "Muzaffer Yıldırım isimli kişiyi tanırım. Ancak kendisiyle samimi bir ilişkim yoktur. Sadece kendisinin Çeşme ilçesinde zaman zaman Kaymaklık ve Belediye etkinlikleri düzenlediğimiz bir oteli olduğunu biliyorum, haricinde bir taşınmazı var mı bilmiyorum. Haldun D. isimli şahsı tanımıyorum. Kendisinin ismini ilk kez geçen hafta Kültür ve Turizm Bakanlığı bürokratları vasıtasıyla duydum. Kendisiyle kesinlikle bir tanışıklığım ve görüşmüşlüğüm yoktur" yanıtını verdi.
'İFTİRA ATILDI'
Tanık S.H.’nın, "Hatırladığım kadarıyla 2024 yılında yapılan yerel seçimlerden önce 2023 yılının yaz aylarının sonlarına doğru Çeşme Belediye Başkanı olan Lal Denizli’nin daveti üzerine Emrah Bey, ben ve koruması olan Naim'in arabayla Çeşme ilçesine gitmemizi istedi. Kendisi Murat Ongun ile beraber uçakla İzmir iline geldi. Biz Murat ve Emrah'ı aldıktan sonra Lal Hanım’ın organize ettiği İzmir ili Konak ilçesinde bulunan bir restorana yemek yemeye gittik. Burada yukarıda zikrettiğim şahıslar görüştükten sonra saatin ilerlemesi üzerine biz Emrah Bey’in talimatı üzerine mekanda, Emrah Beylerin yanına gelen üç kadın ve Emrah ile Murat'ı alarak yine Konak ilçesinde bulunan bir gece kulübüne bıraktık. Araçta toplamda 6 kişi olacağımız için Emrah'ın koruması olan Naim bizi ticari taksiyle takip etti. Devamında aynı gün yine Konak ilçesinde bulunan bir apartmanın en üst katına ben, Emrah ile Murat Bey ve üç kadını bıraktım. Akabinde kapıda Naim ile beraber beklemeye başladık. Bir müddet sonra iki tane daha kadın şahıs söz konusu ikamete gelerek daireye girdiler. Bu sırada Emrah bana alkol ve abur cubur alışverişi yapmamı söyledi. Ben hatırladığım kadarıyla bir şişe viski, bir kaç paket cips ve çerez alarak yeniden ikamete döndüğümde kapıyı yarı çıplak halde Emrah Bey açtı. Yine ikametin içerisinde kadınların çıplak vaziyette olduğunu, masanın üzerinde bulunan tabak içerisinde de kokain maddesi olduğunu gördüm. Biz yukarıda izah ettiğim gece kulübünden çıkıp bu daireye gittiğimiz sırada Emrah ve Murat arasında Lal Denizli'nin kendilerine escort ayarladığını, İstanbul Belediyesi üzerinden bir ihale almak istediğini söylediğine dair konuşmalar geçtiğine şahit oldum. Hatta gecenin sonunda eve gelen 5 kadından üçünün ödemesini Emrah'ın bize verdiği harcırah üzerinden ben yaptım. Murat açıkça Emrah'a Lal Denizli'nin İBB üzerinden bir ihale almak istediğini kendilerine şirin gözükmek ve jest yapmak için bu geceyi Lal'in organize ettiğini, karşılığında Lal Denizli'ye İBB'den bir ihale vereceğini ancak buna karşılık olarak kendilerinin de İzmir yada Çeşme Belediyesinden bir ihale alacaklarını söyledi. Hatırladığım kadarıyla biz İstanbul'a döndükten kısa bir süre sonra Murat ve Emrah ailelerini de alarak yeniden Çeşme'ye tatile geldiler. Yukarıda anlattığım ilk Çeşme gezisinden Murat ve Emrah'ın ailelerinin haberi yoktu. Biz burada bir gece geçirdikten sonra tekrar İstanbul iline döndük. İstanbul'a döndükten kısa bir süre sonra da Lal Denizli, Emrah Bey’in Gümüşsuyu semtinde bulunan ofisine gelerek Murat Ongun ve Emrah'la buluştular. Ben görüşme esnasında yanlarında olmadığım ihalenin konusu hakkında bilgi sahibi değilim" şeklindeki beyanı da Lal Denizli’ye soruldu.
Denizli cevap olarak, "Söz konusu beyanı şu an okudum, ben bu kişiyi tanımıyorum. Üzerime attığı iftiraları kesin bir dille reddediyorum. 2023 yılında benim Çeşme Belediye Başkanı olduğum iddiası kesinlikle doğru değildir. 30 Ocak 2024 itibarıyla adaylığım belirlenmiştir. Bahsedilen tarihte adaylığım dahi yoktur. Ne bana beyanını sormuş olduğunuz tanıkla ne de bahsi geçen kişilerle İzmir il sınırları içerisinde görüşmüşlüğüm dahi yoktur. Onlara restoran ayarladığım iddiası iftiradır. Devamında anlattığı çirkin şeylerde aynı şekilde iftiradır. Belediye Başkanı olmam gündemde dahi yokken ihale sözü vermiş olmam mümkün değildir, ne ben ne de tanıdığım herhangi birisi hayatım boyunca bildiğim kadarıyla İBB'den ya da başka bir belediyeden ihale almamıştır. Söz konusu tanığın kim olduğunu bilmediğimden hangi motivasyonla bu iftiraları attığını bilmiyorum, kendisinden şikayetçi olacağım" diye konuştu.
EKREM İMAMOĞLU SORUSUNA YANIT
Gizli tanığın "Lal Denizli'nin başkan olmasını Ekrem İmamoğlu sağladı" beyanı soruldu
Gizli tanık G..02'nın "Lal Denizli isimli kişinin arkadaşlarından bahsetmek istiyorum. Burak Altındağ, Semiha B., Bilal Can D., Sercan Y. yakın arkadaşlardır. Lal Denizli'nin annesi Çiğdem K.'dir. Çiğdem K. ve Lal Denizli uyuşturucu madde kullanır. Çiğdem K. Çeşme'de yazın takılır. Bilal Can D.'nin otelinde kalırlar. Bu kişiler de uyuşturucu madde kullanır. Ayrıca bu kişiler hakkında ayrıntılı bilgi vermek istiyorum. Lal Denizli isimli kişi Çeşme'de her sene Nisan ayında Ot Festivali düzenler. Festivalin gerçek amacının Ege otlarının tanıtılması olmalıdır ancak Çeşme Belediye Başkanı bu festivali usulsüz giderler göstererek belediyeye yüksek miktarda borçlandırır. Örnek vererek açıklayacak olursam Edis isimli şarkıcı bu kişinin yakın arkadaşı olup sahnede Edis'i çıkarmak için yüksek miktarda belediyenin kasasından ödenek çıkarır. Lal Denizli ve Bilal Can D. isimli kişi 2024 yılında sevgili olup Lal Denizli açılmaması gereken imar yerlerini Bilal Can D. üzerinden imara açtı. Bilal Can D. bunun karşılığında çok yüksek miktarda para kazandı. Bilal Can D. ile Lal Denizli'nin baz çakışması, telefon trafiği, incelendiğinde benim bu bilgim doğrulanacaktır. Çeşme Belediyesi’ne Lal Denizli'nin başkan olmasını Ekrem İmamoğlu sağladı. Lal Denizli Urla Belediye Başkan aday adayı iken Ekrem İmamoğlu’nun yönlendirmesiyle Çeşme Belediye Başkanı oldu. Çeşme Belediyesi’nde çok sayıda usulsüz imara açılan yerler, usulsüz işlemler mevcuttur. Halk arasında bu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Belediye çalışanları rüşvet alarak usulsüz işlemlere imza atıyor. Esnaf sürekli belediye tarafından kesilen usulsüz cezalar yüzünden zor durumda kalır" beyanı soruldu.
Beyanların sorulması üzerine cevap veren Denizli, "Uyuşturucu madde kullandığımı, uyuşturucu madde kullanılan herhangi bir yerde bulunduğumu kesin bir dille reddediyorum. Üzerime atılan bu iftirayı kabul etmiyorum, bu sebeple de savcılık makamınca ifadeye davet edildiğimde de avukatlarımdan test vermeyi bizzat kendimin talep ettiğine dair dilekçemizi sunduk. Sporcu bir ailenin kızıyım, kendim de eski bir milli sporcuyum. 16 yıldır da hayatını ülkesine hizmet etmeye adamış genç bir kadın siyasetçiyim. Uyuşturucu ile adımın yan yana gelmesinden dahi hicap duyuyorum. Diğer iddiaları da tamamen safsatadır. Çeşme Belediye Başkanı olduğumdan beri belediyemiz tarafından hiçbir şekilde kişiye özel yeni bir imar çalışması yapılmamıştır. Çeşme Belediyesi olarak esnafa kesilen cezalar usulsüz değil yüzde yüz kanunun bizlere belirlediği haklar çerçevesinde kesilmiştir. Belediyemizle ilgili iddiaları kesin bir dille reddediyorum. Hiçbir yerde özel parti düzenlemedim ve katılmadım. Zaten bu iddialarda herhangi bir görgü, tarih, mekan gibi unsurlar içermemektedir, tanık beyanı olarak itibar etmek mümkün değildir. Hangi motivasyonla ifade verdiği belli olmayan ve bu iftiraları üzerime atan müfteriler hakkında hukuk mücadelemi sonuna kadar vereceğim" ifadelerini kullandı.
Bahçeli, NSosyal hesabından yaptığı açıklamaya göre, Now TV'de yayınlanan "Yeraltı" dizisinin başrol oyuncularından Uraz Kaygılaroğlu'nu aradı.
Bahçeli, açıklamasında şunları kaydetti:
"Türk gençliğinin kötü alışkanlıklardan uzak durması yönünde yaptıkları başarılı yayıncılık ve örnek bir senaryo halinde ekranlara taşınmasından duyduğum memnuniyetimi dile getirdim. Kabul etmeleri halinde kendilerine bir bozkurt tablosu hediye etmek istediğimi belirterek, tüm ekibe başarılar dilerim."
İlçeye bağlı Menteş Mahallesi Dipsarnıç mevkiinde bulunan ve niteliği zeytinlik tarla olan 3 dönümlük arazide 12 Şubat'ta her biri en az 100 yaşında olan 27 kadim zeytin ağacı katledildi. Görüntülerin kamuoyuna yansımasının ardından tepkiler büyürken, Muğla Valiliği konuya ilişkin idari ve hukuki işlemlerin başlatıldığını açıkladı.
Cumhuriyet Halk Partisi Milas İlçe Başkanı Ahmet Kılbey
Muğla İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Milas İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, alanda çalışma yürüterek tutanak tuttu. Arazideki kesilen zeytin ağaçlarını kayıt altına alan ekipler, konuya ilişkin kapsamlı rapor hazırladı.
ARAZİ BAŞKANIN
Söz konusu arazinin Cumhuriyet Halk Partisi Milas İlçe Başkanı Ahmet Kılbey'e ait olduğu belirlendi.
Kamuoyuna yansıyan görüntülerin ardından yazılı açıklama yapan Kılbey, 29 Aralık 2025 tarihi itibarıyla Milas 1. Noterliği'nde düzenlenen resmi vekâletname ve satış sözleşmeleriyle taşınmaz üzerindeki tüm tasarruf, kullanım ve işlem yetkilerini devrettiğini, bu tarihten sonra söz konusu araziyle hukuki bağının sona erdiğini savundu.
Yapılan incelemelerin ardından 13 Şubat'ta Muğla Valiliği tarafından Kılbey'e zeytinli tarla vasıflı taşınmaz üzerindeki 27 adet zeytin ağacını izinsiz sökmeleri nedeniyle 49 bin 15 TL idari para cezası kesildi.
AĞAÇ BAŞINA PARA CEZASI
MİLAS Kaymakamlığı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından Ahmet Kılbey'e kesilen ceza tutanağına SABAH ulaştı. Ceza tutanağında, 27 adet zeytin ağacının her biri için 1815 TL olmak üzere toplamda 49 bin 15 TL para cezası kesildiği görülüyor.
TEPKİ GELİNCE DAMADA DEVRETTİ
AHMET Kılbey'in el yazısı ile yazılmış 28 Aralık 2025 tarihli 'satış ön sözleşmesi'ne SABAH ulaştı. Sözleşmede, Kılbey'in araziyi damadı Cenk Soydan'a 3 milyon TL'ye devrettiği yer alıyor.
DEVİR OYUNU İLE KAÇAMAZ
AK Parti Muğla İl Başkanı Cengizhan Güngör, Kılbey'in açıklamalarını "sorumluluktan kaçma girişimi" olarak nitelendirdi. Kılbey'in sunduğu belgelerin zeytin kesiminin sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını savunan Güngör, arazinin 28 Aralık 2025 tarihli "satış ön sözleşmesi" ile damadı Cenk Soydan'a devredildiğini ve bu işlemin gerçek bir satış değil, "aile içi devir operasyonu" olduğunu iddia etti.
Cenk Soydan'ın aynı zamanda Milas Belediyesi'nde Ruhsat ve Denetim Müdürü olduğu, noter vekâletnamesiyle kendisine yıkım ruhsatı alma, inşaat yaptırma ve projelerde değişiklik yapma gibi geniş yetkiler verildiği ileri sürüldü. Güngör, bu durumun açık bir çıkar çatışması olduğunu savundu.
Güngör açıklamasında, Akbelen örneğini hatırlatarak, "Zeytin namustur" söylemiyle kamuoyuna seslenenlerin Milas'taki bu kesimle ilgili sessiz kalıp kalmayacağını sorguladı. Paylaşılan belgelerin bir savunma değil, suç duyurusu niteliğinde olduğunu öne süren Güngör, Milas halkının bu süreci yakından takip edeceğini söyledi.
Skandalın ortaya çıkmasının ardından Ahmet Kılbey görevinden istifa etti.
MİTİNGDE TEZAT İÇEREN PANKART
Özel, iktidarın zeytin ağaçlarını kesebilmek için Meclis'ten yeni bir kanun geçirdiğini iddia ederken o anlarda bir vatandaş tarafından açılan bir pankart ekranlara yansıdı.
Üzerinde "Kömür istemez, zeytinime dokunma" yazan pankart sosyal medyada gündem olurken yaşanan olayın ardından 'çelişki' olarak yorumlandı.
Milas Atapark meydandaki vatandaşlara seslenen Özel, Muğla'da yerel seçimlerde elde edilen başarıya dikkat çekerek, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ile Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz'u tebrik etti. Muğla'da 13 ilçenin 11'inin kazanıldığını hatırlatan Özel, "Egeliler hem kendi evlatlarına hem genel başkanlarına sahip çıktı" dedi.
Merkezi bütçe üzerinden iktidarı eleştiren Özel, "Muğla 2025'te 68 milyar lira vergi ödedi. Muğla'ya ayrılan pay 5,7 milyar lira. Muğla'dan kepçeyle alıp çay kaşığıyla verdiler" ifadelerini kullandı.
Tarım alanlarının daraldığını, çiftçilerin üretimden uzaklaştığını savunan Özel, ortalama çiftçi yaşının 58'e çıktığını belirterek, "Gençler köyde kalmak istemiyor. Bu tablo büyük bir tehlikedir" dedi. Muğla'da yüksek kira sorunu olduğunu söyleyen Özel, ortalama kiraların 30 bin liraya ulaştığını ifade etti. CHP'nin programında kiralık sosyal konut modelinin yer aldığını kaydeden Özel, "İktidarımızda gelire göre kira dönemi başlayacak. Çok kazanan çok, az kazanan az ödeyecek" dedi.
Cumhuriyet tarihinde verilen maden ruhsatları ile son 20 yıldaki ruhsat sayılarını karşılaştıran Özel, "80 yılda bin 186 ruhsat verildi. Son 20 yılda 386 bin ruhsat verildi. Muğla'nın yüzde 60'ı maden ruhsat alanı" ifadelerini kullandı.
ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI
Konuşmasının sonunda erken seçim çağrısını yineleyen Özel, "Erdoğan'dan zam değil, seçim sandığını istiyoruz" dedi. 19 Mart'tan bu yana meydanlarda olduklarını belirten Özel, "Yolun üçte birini yürüdük. Bu iktidarı değiştireceğiz" ifadelerini kullandı. Özel, "Hakkımızı kimse vermeyecek, kendimiz alacağız" sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Eskişehir'de AK Partili Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş'e yönelik hakarete tepkiler sürüyor.
İYİ Parti Sözcüsü, Parlamento İle İlişkiler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’i kıyafeti üzerinden hedef alan Mehmet Korkmaz'ın partiden ihraç edildiğini açıkladı.
Sosyal medya hesabından Mehmet Emin Korkmaz isimli bir kişinin yaptığı paylaşımda, "Eskişehir/Mihalgazi Belediye Başkanı'na bakın! Bu siyasal İslamcı şalvarlı kadının görevi ilçe yönetmek midir, yoksa ahırında inek sağmak mıdır? Mekanı şaşırmış olacak gariban, AKP'ye de böylesi yakışır. Ne günlere kaldık? Hakikaten katır mühürdar oldu arkadaş! Kargalara kalan dünya, belediye kimlere kalmış? Vallahi benim annem bundan İYİ yönetir. En azından kılığı kılık, tahsili var." ifadeleri yer almış, paylaşımın aşağılayıcı üslubu kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.
ERDOĞAN İLE TELEFONDA GÖRÜŞMÜŞTÜ
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı devam ederken, Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün ile telefonda görüştü.
Erdoğan, toplantı devam ederken yaptığı telefon görüşmesinde, şunları kaydetti:
"Çarşamba günü 100 bayanla grup toplantımıza geliyorsun. Bembeyaz geliyorsun, sen zaten beyazsın. Ama sen şimdi inkılabi bir dönüş yaptın. Baksana ne diyor? 'Şu sivil anayasayı getirin de bizi kurtarın bu işlerden' diyor. Kızım darbe anayasasından kurtarmak için biz elimizden geleni zaten yapıyoruz. Şu anda da çalışıyoruz. İnşallah onu da başaracağız. Ama bunu tabii Mihalgazi başarmış olacak. Beraber inşallah. Şu anda biz MYK toplantısındayız bütün arkadaşların selamları var. Hepsi duacı."
CVP Sözcüsü Ayşe Ülkü Ülger, Kahramanmaraş depremlerinin 3. yılında ilişkin açıklaması basın açıklaması yaptı.
Sözcü Ülger, parti genel merkezinde yaptığı açıklamada depremde yitirilen yurttaşları saygıyla andıklarını belirterek şunları söyledi:
“6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin üçüncü yılında, kaybettiğimiz on binlerce yurttaşımızı saygıyla anıyoruz. Bu büyük felaket yalnızca yerin altından gelen bir sarsıntı değil; yıllara yayılan ihmalin, yanlış tercihlerin, çürümüş rant sisteminin ve bilinçli gecikmelerin sonucudur.Enkaz altındaki insanlarımız saatlerce yardım beklerken devletin tüm imkânlarının zamanında ve kararlılıkla sahaya sürülmemesi halkımızın hafızasına acı şekilde kazınmıştır. Askerin kışlalardan geç çıkarılması başta olmak üzere kriz anında alınmayan her karar bu acının bir parçasıdır. Aradan üç yıl geçti. Ne tek bir istifa geldi ne de ihmallerle yüzleşildi.
‘HATAY’DA İHMALLER ZİNCİRİ’
Geçen zamana rağmen gerekli yapısal önlemler hâlâ alınmamış, bilim insanlarının uyarıları görmezden gelinmiştir. Bugün olası bir İstanbul depremi yalnızca bir felaket değil, çok daha ağır bir toplumsal yıkım anlamına gelecektir. Yaşananlardan ders çıkarılmayan her gün, milyonlarca insanın hayatı sorumsuzluğa terk edilmektedir. Hatay’da yaşananlar ise ihmaller zincirinin hâlâ sürdüğünü göstermektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti öncesinde yıkıntıların brandalarla gizlenmesi, bitmemiş inşaatların tamamlanmış gibi gösterilmesi açık bir algı operasyonudur. Aynı süreçte “eviniz hazır” denilerek yapılan konut kuralarında, aynı dairenin birden fazla hak sahibine çıkması ve bir daireye sekiz ortağın düşmesi skandalın boyutunu ortaya koymuştur. Depremzedelere verilen “olur öyle şeyler” yanıtı ise bu ciddiyetsizliğin ve sorumsuzluğun itirafıdır. Gerçeği örtmekle, brandalarla gizlemekle bu milletin vicdanı susturulamaz. Bir diğer acı gerçek ise yüz binlerce yurttaşın hâlâ konteynerlerde yaşam mücadelesi vermesidir. Vatandaşlarımız kışın soğuğunda, yağmurunda ve çamurunda hayata tutunmaya çalışmaktadır. Bu manzara yalnızca bir ihmalin değil bitmeyen bir mağduriyetin açık göstergesidir.
‘EPSTEIN’ ÇAĞRISI
Depreme ilişkin hesap vermesi gerekenler suskunken bugün daha ağır bir tablo karşımızdadır! Yeni Epstein belgelerinin yayımlanmasının ardından depremde kaybolan çocuklara ilişkin ortaya atılan iddialar, Türk milletinin yükselen çığlığı haline gelmiştir. Vatanımızın geleceği olan yavrularımızın Epstein adasına kaçırıldığı iddiaları karşısında saray rejiminin hâlâ elle tutulur tek bir açıklama yapmamış olması kabul edilemez.
‘TARİKAT’ İDDİALARI
Deprem sonrası kimsesiz kaldığı söylenen çocukların akıbeti hâlâ karanlıktadır. Bu çocukların bir kısmının tarikat yapılarına teslim edildiği yönündeki bilgiler son derece ağır bir sorumluluğa işaret etmektedir. Devletin asli görev alanına giren bir konuda çocukların bakanlıklar dışında yapılara bırakılması, paralel bir yapı oluşturulması anlamına gelmesinin yanı sıra anayasal sorumluluk doğurur! Bu sürece izin veren, göz yuman veya ihmali bulunan herkesin en ağır şekilde yargılanmalıdır. Bu mesele siyasetin gündelik hesaplarına sığmaz. Bu mesele devletin namusu, çocuklarımızın hayatı, Türk milletinin vicdanıdır! Yetkilileri derhal açık ve şeffaf biçimde konuşmaya, sorumlular için hukuki adımları atmaya çağırıyoruz. Deprem sürecindeki tüm ihmaller ve kaybolan çocuklara dair iddialar gecikmeksizin aydınlatılmalıdır.
‘SORUMLULULAR YARGI ÖNÜNE ÇIKACAK’
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak açıkça ilan ediyoruz. Bu dosya kapatılamaz, bu iddialar görmezden gelinemez. Depremde yaşanan ihmaller de kaybolan çocuklara ilişkin ortaya atılan vahim iddialar da devlet ciddiyetiyle ele alınmak zorundadır. Susmak, geçiştirmek, gerçekleri perdelemek suçtur. Yetkili olan herkes konuşacak, sorumlu olan herkes hesap verecek. Halkımız enkaz altında kalan evlatlarının da kaybolan çocuklarının da peşini bırakmayacaktır. Adalet sağlanana kadar bu konunun peşini bırakmayacağız. Gerçekler ortaya, sorumlular yargı önüne çıkacak! Büyük Türk milletine saygılarımızla.”
Parti Sözcümüz Ayşe Ülkü Ülger’in Kahramanmaraş depremlerine ilişkin açıklaması:
Konteynerlerde yaşam sürerken Hatay’da gerçekler brandalarla örtülüyor. Kaybolan çocuklara ilişkin Epstein ve tarikat iddiaları ise Türk… pic.twitter.com/XC1oVXpVPz
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) February 6, 2026
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Bahçeli, yaptığı açıklamada hem iç politikaya hem de bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Demokrasi anlayışının birlik ve ortak değerler üzerine kurulması gerektiğini belirten Bahçeli, Suriye’deki son gelişmelerden terörle mücadeleye, erken seçim tartışmalarından ABD’nin İran’a yönelik olası askeri hamlelerine kadar birçok başlıkta dikkat çeken uyarılar ve mesajlar verdi.
“ÇATIŞMAYI KÖRÜKLEYEN ANLAYIŞ DEMOKRASİYE DEĞİL, ANARŞİYE HİZMET EDER”Demokrasinin temelinin birlik, dayanışma ve ortak değerler olduğunu vurgulayan Bahçeli, "Birliktelik ve dayanışma kültürünün önemini kabul etmeyenlerin ya da ediyor gibi görünüp sürekli çark edenlerin farklılık ve çatışma noktalarının kurumlaşmasına sürekli vurgu yapması, demokrasiye değil anarşiye çanak tutmaktır. Gerçek duygusal kopuş da aynısıyla böyle doğacaktır. Dünyanın her demokratik rejiminde geçerli olan veya olması beklenen bu gerçeğe saygı duyulmalı ve riayet edilmelidir. Demokratikleşme projeleri, böyle bir duyarlılıkla ele alındığı ve asgari müşterekler zemini üzerine bina edildiği sürece anlamlı ve kalıcı olacaktır. Bu sağlam temeller üzerine daha güçlü, ileri demokratik ve hukukî yapıları ihya etmek de bizlere düşmektedir. Yapay çatışma alanları oluşturmak, devamlı oyun bozanlık yapmak, olmayan tıkanmadan, görülmeyen güven krizinden bahsetmek; sorumsuzluk örneği, makusa hizmet örgütlenmesidir. ‘Terörsüz Türkiye’ ile ‘Terörsüz Bölge’ hedefleri bir yanda demokrasi namusunu savunmak, diğer yanda insan hakları ve özgürlüklerin açılan bayrağı altında toplanmaktır" ifadelerini kullandı.
“SURİYE CUMHURİYETİ’NDE YENİ BİR DENKLEM, YENİ BİR PARADİGMA, YENİ BİR YAPI OLUŞMUŞTUR”Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’de Kürtler üzerinden provoke edilmesine karşı uyarıda bulunan Bahçeli, "Suriye’deki malum olayları Türkiye’ye taşıyıp Kürt kardeşlerimizi provoke etmeye çalışmanın iyi niyetle bağdaşır bir tarafı asla yoktur ve olamayacaktır. Kürt kardeşlerimizle terör örgütü YPG’yi yan yana getirmek, üst üste örtüştürmek fahiş bir gafilliktir. Suriye Cumhuriyeti’nde yeni bir denklem, yeni bir paradigma, yeni bir yapı oluşmuştur. Bu durum beklenen, olması gereken gayedir, ayrıca devletin egemenlik haklarıyla, siyasal, toplumsal ve toprak bütünlüğüyle ilişkilidir, aynı zamanda bunu destekleyen, tescilleyen gelişmedir. 30 Ocak 2026 tarihinde, Şam yönetimi ile SDG/YPG arasında, 10 Mart Mutabakatı ile 18 Ocak Mutabakatı temelinde kapsamlı bir ateşkes ile askeri ve idari yapıların Suriye Cumhuriyeti’ne aşamalı entegrasyonu hususunda anlaşmaya varmışlardır. Bu gelişme Suriye’nin egemenliğinin güçlendirilmesi ve uzun vadeli istikrarın sağlanması açısından belirleyici ve memnuniyet verici bir kavşak noktasıdır. Devlet otoritesi sağlanmıştır" dedi.
“TÜRKİYE’DE OLDUĞU GİBİ, SURİYE’DE DE PROVOKASYONLARIN YAŞANMASI MÜMKÜNDÜR”PKK’nın 27 Şubat 2025’ten itibaren verdiği sözleri tuttuğunu belirten Bahçeli, "Onun bunun saçma sapan telkin ve tazyikine kapılmadan, su katılmamış bühtanlara aldırış etmeden elimizi vicdanımıza koyup düşünelim ve sorgulayalım. PKK’nın kurucu önderliği 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu. Bölücü terör örgütünün lağvedilmesini ve silahların yakılmasını sağladı. 27 Şubat çağrısı PKK’yla birlikte örgütün tüm bileşenleri için bağlayıcı oldu. Madem maksat hasıl oldu, o halde bize düşen de PKK’nın kurucu önderliğine DEM Parti’den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir. Araplar, Kürtler, Türkmenler, diğer halkların birlik, dirlik ve kardeşlik içinde yaşaması için tarihi bir fırsat kapısı aralanmış ve herkes somut gelişmeleri benimsemiştir. Türkiye’de olduğu gibi, Suriye’de de provokasyonların yaşanması mümkündür ve beklenmelidir. Buna karşı azami derece ve düzeyde sabırlı, tedbirli, temkinli olmak herkesin ortak çıkarınadır" şeklinde konuştu.
"ERKEN SEÇİM DİYE BİR ŞEY ASLA GÜNDEMDE YER ALMAYACAKTIR"CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Suriye, YPG ve HTŞ konularındaki açıklamalarını samimiyetsiz bulduğunu dile getiren Bahçeli, "Esad’ı kalbinde taşıyan, aklını ve gönlünü de YPG’ye kaptıran bu zatın ne sözü söz, ne de siyaseti mert ve millidir. ‘HTŞ’ye kravat takmakla olmaz’ demiş. Anlayacağınız halt etmiş, gene çuvallamış. Sen de YPG’nin kravatını takabilirsin, Mazlum Abdi’yle el ele verebilirsin, dağ taş gezerek fesat/nifak üretimi yapabilirsin. Sayın Özel, zırvayı bırak sadede gel. Gürültü patırtı çıkarmanın siyaset olmadığını, laf ola beri gele türünden konuşmaların seni komik durumlara düşürdüğünü anla ve kabullen. Dilinin altındaki baklayı çıkar, Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğünü sağlamasından dolayı uykularının kaçtığını da itiraf et. CHP Genel Başkanı’nın erken seçim ezberine takılması ve şahsıma beyhude çağrılar yapması tam bir siyasi ahmaklıktır. Seçimin ne zaman yapılacağı bellidir. Erken seçim diye bir şey asla gündemde yer almayacaktır" ifadelerini kullandı.
"ABD’NİN İRAN’I VURMASI HİÇBİR ŞEKİLDE KABUL EDİLEMEZ BİR EMPERYALİST VANDALLIK OLACAKTIR"İran’a karşı ABD öncülüğünde gündeme gelebilecek bir askeri müdahalenin, İsrail’in etkisiyle küresel istikrarsızlığı derinleştireceğini ifade eden Bahçeli, "Venezuela’dan sonra, İsrail’in tahrik ve tacizleriyle ABD’nin İran’a karşı gündeme aldığı askeri operasyon ihtimali sadece komşu ülke İran ve bölgemiz için değil dünyanın tamamını yakıcı şekilde etkileyecek asal bir tehlikedir. İran’a askeri hareket yoluyla sözde ılımlı, gerçekte zincirlenmiş ve devşirilmiş köstebek liderleri işbaşına getirme senaryosu çok vahim sonuçları peş peşe tetikleyecektir. Venezuela’dan sonra sırayı İran’ın alması felaketlere açık davetiye çıkarmaktan başka bir anlama gelmeyecektir. Siyonizm’in dürtmesiyle ABD’nin İran’ı vurması hiçbir şekilde kabul edilemez bir emperyalist vandallık olacaktır. Böylesine bir hak ve yetki hiçbir ülkenin uhdesinde değildir" dedi.
"EPSTEİN BELGELERİNİN ZAMANLAMA İTİBARIYLA MANİDAR BİR DÖNEMDE DEŞİFRE EDİLMESİ AKILLARI KARIŞTIRAN SORU İŞARETLERİYLE DOLUDUR"Epstein belgeleri hakkında konuşan Bahçeli, "Skandal itiraflar, dehşet verici çarpıklıklar ne hikmetse ABD’nin Suriye’de SDG/YPG’ye sırt dönüp Ahmet eş Şara’yı desteklediği, ayrıca İran’a yönelik saldırı planlarının ortaya çıktığı bir zamana tesadüf etmiştir. İşkence gören çocuklardan taciz ve tecavüze uğrayan reşit olmayan kız çocuklarına varıncaya kadar kan donduran iğrençliklerin yaşanması, pek çok siyasetçi, devlet adamı ve meşhur ismin karıştığı ve katıldığı skandallar furyası insanım diyen herkesin midesini bulandırmaktadır. Cinsel istismar suçlusu milyarder Jeffrey Epstein’e ilişkin olarak yayımlanan belgelerin zamanlama itibarıyla manidar bir dönemde deşifre edilmesi hem tuhaf hem de akılları karıştıran soru işaretleriyle doludur. İnsanlık ayıplarının, insani felaketlerin, kirli ilişkilerin merkezinde yer aldığı bu tehdit mekanizmasının organize halde siyasi ve stratejik hedefleri gözettiği kanaatimce çok mümkündür. İnsani değer ve mirasın ayaklar altında çiğnenmesi, çocukların bu faciada kullanılmaları nice çatıları uçuracak, nice şöhretli insanı rezil edecek kırattadır. Ahlaki yarılmanın, ahlaktaki dağılmanın, Lut Kavmi’ne benzer toplumsal yapılardaki kokuşmanın; hazza, hıza, hırsa ve dipsiz şehvet ve şöhrete dalmanın sonu ve sonucu yeryüzü cehenneminin yanan ateşine odun taşımakla eşanlamlıdır. Değerlerin müdafaa edilmesi şarttır" ifadelerini kullandı.
“BİZ SİYASETİ, ‘SİYASET OLSUN DİYE’ DEĞİL, MİLLETİMİZE VE ÜLKEMİZE HİZMET İÇİN YAPIYORUZ”Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyaseti çıkar için değil millet ve ülke hizmeti için yaptığını vurgulayan Bahçeli, “Onlar Milliyetçi Hareket Partisi’yle, Milliyetçi Hareket Partisi de Türkiye ve dünya sorunları ile uğraşmaya devam edecektir. Biz siyaseti, ‘siyaset olsun diye’ değil, milletimize ve ülkemize hizmet için yapıyoruz. Çünkü başkaları gibi ilkeleri, nezaketi, hoşgörüyü unutma lüksüne sahip değiliz. Bu aziz vatan hepimizindir, temel varoluş sebebimizdir. Bunun için her şeyimizdir, her şeyden de azizdir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerimi noktalarken hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, en iyi dileklerimi sunuyorum. Ama aziz dava arkadaşlarım, Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” dedi.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın eski Başdanışmanı Hasan Öztürk, partide yüksek makamlara gelmek isteyenlerden para talep edildiğini söyledi. İddialarını bir videoyla kamuoyuyla paylaşan Öztürk, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen “kayıt dışı para trafiği” soruşturması kapsamında ifade verdi.
BAŞDANIŞMANLIK 2 MİLYON
Parti içinde makama göre para istendiğini belirten Öztürk, bu paranın kayda geçirilmeden elden alındığını söyledi. Zafer Partisi Hatay İl Başkanlığı görevinden sonra başdanışmanlık görevini üstlenebilmek için kendisinin de 2 milyon lira ödediğini anlatan Öztürk, “Bu parayı 2025 yılı Ağustos-Eylül döneminde, Özdağ’ın özel kalem müdürü aracılığıyla elden teslim ettim. Paranın doğrudan genel başkana ulaştırıldığını biliyorum” dedi.
1 MİLYONA GİK ÜYELİĞİ
Bazı genel başkan yardımcılarının bu görev için 4-5 milyon lira ödeme yaptığını ileri süren Öztürk, yasal bağış sınırı olan 500 bin liralık kısmın banka üzerinden, kalan tutarın elden gönderildiğini iddia etti. Öztürk ifadesinde, eski ortağını Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi yapabilmek için Özdağ ile görüştüğünü, ilk etapta 2 milyon lira talep edildiğini, sonrasında miktarın 1 milyon, ardından 600 bin ve en son 400 bin liraya indiğini kaydetti. Öztürk, 400 bin lira ödendikten sonra ilgili kişinin GİK üyesi yapıldığı bilgisini verdi.
PARTİDEN PARA ARAÇ KİRALANMIŞ GİBİ ÇIKARILIYOR
Öztürk, parti içinde bazı isimlere veya bu isimlerin şirketlerine ait araçların “partiye kiralanmış gibi” gösterilerek noter sözleşmeleri düzenlendiğini, fiilen araç kiralanmadığı halde partiden para çıkışı yapıldığını iddia etti. Bu yolla çıkan paranın Özdağ’a verildiğini öne süren Öztürk, tutarı bilmediğini, sözleşmelerin incelenmesiyle bunun ortaya çıkacağını ifade etti. İddiaları üzerine tehdit mesajları aldığını söyleyen Öztürk, başına bir şey gelirse sorumlusunun Özdağ olduğunu kaydetti.
ZAFER PARTİSİ'NDEN SUÇ DUYURUSU
Zafer Partisi de “Ümit Özdağ hakkındaki paylaşımları hakaret ve iftira içerdiği” gerekçesiyle Hasan Öztürk hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Kosova’nın önemli şahsiyetlerinden eski siyateçi, diplomatve yazar merhum Beyta Novobırdaliya’nın “Novobırda, Deliller ve Efsaneler” adlı kitabının tanıtımı yapıldı.
Kızları Kosova’nın İstanbul Başkonsolosu Suzan Novobırdaliya ve Dr. Sevim Novobırdaliya’nın, babaları Beyta Novobırdaliya’nın vefat sonrası basılması ve yayınlanmasıyla ilgili vasiyetini yerine getirmek için tertipledikleri kitabın tanıtımı programı geniş katılımla gerçekleşti.
Novobırda’nın zengin tarihi ve kültürel mirasına ışık tutan kitapta, yazar Beyta Novobırdaliya’nın tutkunu olduğu Novobırda’nın zengin tarihi geçmişi, eşsiz gelenek ve göreneklerine heyecan verici bir yolculuğu yansıtıyor.
Arnavutça yayımlanan kitabın tanıtım programının açış konuşmasını yapan Suzan Novobırdaliya, bugün sadece bir kitabın tanıtımının yapılmadığını, yaşamın bir eserini ve bir emaneti hatırlamanın yapıldığını da belirterek, kitabın sadece delliler toplamı ve efsanelerin yer aldığı bir eser değil, kitabın geçmiş ve günümüz arasındaki köprü bağını da yansıttığını söyledi.
Kitabın tanıtım programında söz alan diğer konuşmacılar da, kitabın tarihi veriler ve deliller açısından yıllardır üzerinde durulmuş Novobırda gibi çok eski bir yerleşim yeri hakkında bilinmeyenlere de ışık tutuğunu dile getirdiler.
Kitabın tanıtım programına Kosova Cumhurbaşkaı Vjosa Osmani, görevdeki Başbakan Yardımcıları Besnik Bislimi ile Emilia Rexhepi, KDTP Genel Başkanı ve Bölgesel Kalkınma Bakanı Fikrim Damka, devlet kurum ile kuruluş temsilcileri ile diğer davetliler katıldı.
Tanıtım programının bitiminde Kosovaport mikrofonuna konuşan Sevin Novobırdaliya, “Bizim için çok önemli bir an. Rahmetli babam bu kitap üzerinde çok uzun yıllar çalıştı. Kitabın basılması onun emaneti idi. Ablam Suzan bu kitabın basılması için çok çalıştı. Okuyucular bu kitapla buluştuklarında eminim çok keyif alacaklar.Çünkü Novobırda çok eski bir yer, çok tarihi bir yer. Zamanında çok nüfuslu olan bir yerleşim yeri idi. Kitabın tanıtımı bizim için belki de hayatımızın en önemli anı. Babamın emanetini yerine getirdiğimiz için çok mutluyuz.” ifadelerinbi kullandı. /kosovaport/
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenen AK Parti Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. 2026 yılının ilk grup toplantısında konuşan Erdoğan, hem iç politika hem de küresel gelişmelere değinirken, muhalefeti hedef alarak özellikle Ankara’daki su sorununa dikkat çekti.
“AK PARTİ VE CUMHUR İTTİFAKI OLARAK DAHA DA GÜÇLENEREK YOLA KARARLILIKLA DEVAM EDECEĞİZ”AK Parti’nin Türkiye’ye ve Türk milletine hizmet isteyen herkese açık olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bundan sonra da saflarımızı sıklaştırarak, birbirimize kenetlenerek AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak daha da güçlenerek yola kararlılıkla devam edeceğiz. Üstat Necip Fazıl'ın siyasette pusulamız olan şu anlamlı sözlerini AK kadrolar olarak her daim aklımızda tutacağız. Ne diyordu o büyük şair; ‘Devler gibi eserler bırakmak için karıncalar gibi çalışmak lazım.’ İşte biz de insanımıza olan şükran borcumuzu daha fazla çalışarak, hizmet ve eser üreterek ve koşturarak ödeyeceğiz. Nitekim bunu yapmanın samimi çabası içindeyiz. Geride bıraktığımız 2025 yılında son 23 yıldır olduğu gibi yine gece gündüz demeden milletimiz için ter döktük. Muhalefetin sokak nümayişlerinden başka icraatının olmadığı bir dönemde biz, ‘aşkla çalışan yorulmaz düsturuyla’ tüm Türkiye'ye aşkla hizmet ettik" dedi.
“TÜRKİYE'NİN SELAMETİNİ, MİLLETİMİZİN GELECEĞİNİ HER ZAMAN ÖN PLANDA TUTTUK”2025 yılının bölgesel ve küresel gelişmeler açısından yoğun bir yıl olduğunu belirten Erdoğan, "Krizin, çatışmanın, savaşın, dünyanın birçok yerinde gerilimin eksik olmadığı 2025 yılında hamdolsun milletin emanetine en güzel şekilde biz sahip çıktık. Yönetmek zorunda kaldığımız hassas süreçlerin hiçbirinde Türkiye'nin çıkarlarına zerre miskal halel getirmedik. Beşinci yılına girecek Rusya-Ukrayna savaşından Gazze soykırımına, komşumuz İran'a düzenlenen saldırılardan Sudan'daki insani felakete, Amerika ve Avrupa'yla ilişkilerimizden Türk dünyasıyla güçlenen iş birliğimize, Katar'a yapılan operasyonda aldığımız tavra, terörsüz Türkiye çalışmalarından 19 Mart sonrası sokaklarımızın terörize edildiği nümayişlere kadar her alanda içeride ve dışarıda çok başarılı bir sınav verdik. Türkiye'nin selametini, milletimizin geleceğini her zaman ön planda tuttuk. Yıl boyunca karşılaştığımız onca sınamaya, onca sıkıntıya rağmen AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak milletimizin başını yere eğdirmemek için her zaman Türkiye'nin, Türk milletinin büyüklüğüne, şanına, saygınlığına, itibarına uygun şekilde hareket ettik" ifadelerini kullandı.
“ALLAH'A SONSUZ ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ BİZE DUYULAN GÜVENİ BOŞA ÇIKARMADIK”Deprem bölgesindeki kalan çalışmaların bu yılda sürdürüleceğini kaydeden Erdoğan, "455 bin afet konutunun kurasını yıl bitmeden çekerek depremzede kardeşlerimize verdiğimiz sözleri tutmanın kıvancını yaşadık. Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bize duyulan güveni boşa çıkarmadık. Biz sadece ev, iş yeri, konut yapmadık. Deprem bölgesinde aynı zamanda umutları da inşa ettik. Teslim ettiğimiz yuvalarımız hak sahiplerine hayırlı uğurlu olsun diyorum. Deprem bölgesindeki kalan çalışmalarımızı yeni yılda da aynı tempoda sürdüreceğiz. Yine bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde müzakere edilerek karara bağlanan, yılbaşı itibarıyla da yürürlüğe giren merkezi yönetim bütçemizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. 2026 yılı bütçemizi, daha önceki bütçemiz gibi 86 milyonun refahını artırmayı amaçlayan, kalkınmayı önceleyen insan merkezli üretim ve ihracat ekonomisi eksenli bir tasavvurla hazırladık" açıklamasında bulundu
“TÜRKİYE'Yİ SAHİL-İ SELAMETE ULAŞTIRACAK OLAN KADRO BELLİDİR”2026 yılının Türkiye için bir reform yılı olacağına ifade eden Erdoğan, "Türkiye Yüzyılı Reform Programımızı Meclisimizin de desteğiyle inşallah hayata geçireceğiz. Bunun dışında çocuklarımızın dijital tehditlerden korunmasından sosyal yardım sistemimizin yeniden gözden geçirilmesine kadar geniş bir yelpazede insanımızın hayatına dokunan reformları milletimizle buluşturacağız. Dünyanın ve bölgemizin hangi ciddi tehditlerle yüzleştiğini hepimiz takip ediyoruz. Küresel ekonomi, değerli metaller üzerinden yürüyeceği ve çok can yakacağı anlaşılan yeni bir muharebenin hızla içine sürükleniyor. Enerji kaynaklarını elde etme uğruna. Ticaret yollarını elde etme uğruna yeni bir paylaşım rekabetinin hem de çok agresif bir şekilde yaşanacağı görülüyor. Batı dünyası yıllardır başka ülkeleri tehdit etmek için kullandığı tüm argümanlarını tek tek kaybediyor. Masada olmayanın menüye konulduğu acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız. Dalga boyu artan bu küresel fırtınadan Türkiye'yi sahil-i selamete ulaştıracak olan kadro bellidir, bu kadronun adı da AK Parti ve Cumhur İttifakı'dır. Güçlü Türkiye'nin güvencesi güçlü bir AK Parti, güçlü bir Cumhur İttifakı'dır. Emperyalist oyunları bozacak olan irade, tecrübe ve cesaret işte bu kadroda, bu ittifakta ziyadesiyle mevcuttur" diye konuştu.
"MEYDANLARDA VAAT YAĞMURUNA TUTUP BUGÜN BAŞKENT ANKARA’YA SU BİLE VEREMEYEN BECERİKSİZLERİN İNSAFINA BU MİLLETİ BIRAKMAYACAĞIZ"Ankara’da günlerdir yaşanan su sorunu ile ilgili konuşan Erdoğan, "Bunu seçim zamanı meydanlarda vatandaşı vaat yağmuruna tutup bugün başkent Ankara'ya haftalardır su bile veremeyen beceriksizlerin insafına bu milleti bırakmamak için yapacağız. Bunu doymak bilmez ihtirasları için belediyeleri arpalığa çevirenlerin mağdur ettiği milyonlarca vatandaşımız için yapacağız. Bunu maaş ödeyemez hale getirdikleri belediye bütçeleriyle tropik adalarda keyif çatan aymazların bir daha şehirlerimize musallat olmaması için yapacağız. Bunu yabancılara ülkelerini şikayet etmeyi maharet zanneden kalitesi ve kalibresi düşük siyasetçileri tarihin tozlu raflarına göndermek için yapacağız. Bunu seviyesiz fotoğraflar üzerinden ağababaları adına güya bize mesaj verdiğini düşünen şuursuzları sandığa gömmek için yapacağız. Bunu aynı zamanda Türkiye'nin ismini duyunca gözleri umutla parlayan mazlum ve mağdurların huzuru, refahı, güvenliği için yapacağız. Bunu istikbalimizin teminatı olan sevgili gençlerimizin daha müreffeh ve muteber bir ülkede yaşamaları için yapacağız. Bunu 86 milyon için, yurt dışındaki 7 milyonu aşkın kardeşimiz için, gönül ve kültür coğrafyamızdaki yüz milyonlarca dostumuz için yapacağız. Hepsinden öte bunu Türkiye yüzyılının tüm unsurlarıyla gerçeğe dönüşmesi için yapacağız. AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın tökezlemesini bekleyenleri yine hüsrana uğratacağız" dedi.
"EKONOMİSİ EN HIZLI BÜYÜYEN ÜÇÜNCÜ OECD ÜLKESİYİZ"Türkiye’nin ekonomisi en hızlı büyüyen üçüncü OECD ülkesi olduğunu belirten Erdoğan, “Doğum ve çocuk destek sistemini güncelledik. İlk çocuk için 5 bin lira, yeni sisteme göre ikinci çocuk için her ay 1500 lira üçüncü ve sonraki çocuklar için her ay 5 bin lira veriyoruz. Kamuda istihdam edilen şehit yakını, gazi ve gazi yakınımızın 51 bin 947'ye yükselttik. Sanayi ve teknolojide son 1 yılda yaklaşık 1,3 trilyon TL tutarında ilave istihdam sağladık. Emniyet birimlerimiz fedakarca çalışarak 24'ü uluslararası, 81'i ulusal olmak üzere toplam 651 organize suç örgütü çökertildi. Uyuşturucu ile mücadelede 43 bin 524 şahıs tutuklandı. 49,8 ton uyuşturucu madde ele geçirildi. Ekonomisi en hızlı büyüyen üçüncü OECD ülkesiyiz" ifadelerini kullandı.
ÜÇ İSİM AKP'YE GEÇTİAK Part’nin bugün gerçekleştirilen grup toplantısında, DEVA Partisi’nden ayrılan İrfan Karatutlu, CHP’de kesin ihraç talebiyle Parti Meclisi’ne sevk edilmesinin ardından istifa eden Hasan Ufuk Çakır ile geçtiğimiz yaz Gelecek Partisi’nden ayrılarak bağımsız kalan İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin partiye katıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Karatutlu, Çakır ve Şahin’e rozetlerini takarak yeni görevlerinin hayırlı olmasını temenni etti.
MADURO AÇIKLAMASIABD'nin Venezeuela'ya düzenlediği saldırı sonucunda devlet başkanı Maduro esir alındı. ABD'de yargılanacak olan Maduro'ya operasyon yapılmadan önce kendisine 'Türkiye' teklifi yapıldığı iddia edilmişti. Bir gazetecinin “Maduro’ya Türkiye’ye gitmesi teklif edildi mi?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Böyle bir şey yok. Bize gelen böyle bir haber yok” dedi.
CHP Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır'ın geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından yaptığı ve kamuoyuna yansıyan "Türkiye'de Kürt halkı diye ayrı bir siyasal özne yoktur. Türkiye'de Kürt kökenli vatandaşlarımız vardır." sözleri, partide yeni bir krize neden oldu.
Daha 2 ay önce partiye katılan Dikbayır'a yönelik parti içerisinde sert tepkiler gelirken, CHP yönetiminin Dikbayır'ı söylemlerine dikkat etmesi konusunda uyardığı öğrenildi.
VEKİLLERE "DİKKATLİ OLUN" ÇAĞRISI
Sosyal medya üzerinden yapılacak paylaşımların ve açıklamaların diline dikkat edilmesi gerektiğini belirten CHP yönetimi, milletvekillerinden basına yansıyacak şekilde tartışma içerisine girmemelerini istedi.
PARTİLİLER YENİ GELENLERDEN RAHATSIZ
Öte yandan, birçok parti kurmayının, Özgür Özel'in Genel Başkan olduktan sonra partiye "sağ ve milliyetçi" kökenli Cemal Enginyurt, Salih Uzun, Evrim Rızvanoğlu, Seda Kaya Ösen ve Adnan Beker gibi isimleri almasından rahatsız olduğu öğrenildi.
Enginyurt ve Beker'in aracılığıyla CHP'ye geçen Dikbayır'ın da partiye katılımının hata olduğunu vurgulayan kurmayların "Devşirmelerle yol yürünmez." değerlendirmesinde bulunduğu ifade edildi.
TBMM (AA) – AA muhabirinin parti kaynaklarından aldığı bilgiye göre, AK Parti, “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda kurulan Komisyon çalışmaları kapsamında hazırladığı raporu tamamladı.
Yaklaşık 15 bölüm ve 50-55 sayfadan oluşan rapor, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunuldu. Erdoğan’ın görüşlerini alan parti yetkilileri, yarın raporu TBMM Başkanlığına iletecek.
Böylece komisyonda üyesi bulunan siyasi parti gruplarının tamamının komisyona raporları sunulmuş olacak.
TBMM (AA) – Genel Kurulda, bütçeler üzerindeki konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kendisini ispat etmiştir
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan: İstihdamı yıllık ortalama 842 bin kişi artırmayı hedefliyoruz
Milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığının eskiye göre daha fazla harcama yaptığı iddialarına tepki gösterdi.
Yılmaz, şöyle konuştu:
“Rakamlar sizi doğrulamıyor. Az önce söyledim. Binde 1,1 ya da 1,2 civarında harcama söz konusu. Eski sisteme göre daha düşük bir harcama. Kaldı ki şunu da söylemek zorundayım. Cumhur İttifakı’nın adayı olan Cumhurbaşkanımız değil de rakibi seçilmiş olsaydı, şimdi 6 tane cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktı. Kim bilir kaç tane bakan olacaktı; 90’lı yıllarda koalisyon hükümetleri dönemlerinde 35, 36’ları bulmuş. Muhtemelen 30’un üstünde de bakan olurdu. Asıl o zaman cumhurbaşkanlığı makamı israf noktasına dönüşürdü. Bir de resmi resmi ilan edilen cumhurbaşkanı yardımcılarının dışında da kimlere cumhurbaşkanı yardımcılığı sözü verildi onu da bilmiyoruz. Onları da eklerseniz çok daha fazla olur.”
Belediyelerin asli işinin vatandaşlara temiz ve sağlıklı içme suyunu ulaştırmak, trafik sorununu çözmek, yeşil alanları arttırmak ve daha yaşanabilir bir şehir ortamı oluşturmaktan geçtiğini vurgulayan Yılmaz, “‘Bu altyapıları bırakıp, bu önemli temel işleri bırakıp, başka işlerle uğraşıyor, doğru yapmıyorlar’ dedim. Siz bunu haklı buluyorsanız aynı anlayışla devam edin. Ben ısrarla aynı şeyi söylüyorum.” dedi.
Muhalefetin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin halka açık olmadığı yönündeki iddialarına da tepki gösteren Yılmaz, şunları kaydetti:
“Bir defa orada bir cami var. Cuma dahil namazlar kılınıyor ve herkes geliyor. Kütüphane 7 gün 24 saat açık. Kongre Merkezi açık. Ayrıca, Külliye’nin daha resmi bölümlerini gezmek isteyenler için belki Ali Mahir (Başarır) Bey de gezmek isteyebilir. O yüzden adresi söyleyeyim: ziyaret.tccb.gov.tr/. Turist olsun, vatandaşımız olsun herkes bu siteye girebilir. ‘Gezmek istiyorum’ diyebilir ve bunlar belli bir sistem içinde gezdiriliyorlar. Yani ‘vatandaşa açık değil’ ifadeniz doğru değil. Lütfen gezmek istiyorsanız bu siteye girebilirsiniz veya benden randevu istersiniz ben gezdiririm.”
Örtülü ödeneğin tüm ülkelerde kullanılan devletin milli güvenliğine ilişkin, devletin ihtiyaçları için kullanılan bir mekanizma olduğunu ifade eden Yılmaz, bunun sınırsız bir mekanizma da olmadığını, kanunlarla sınır konulduğunu söyledi.
Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Nedir bu sınır? ‘Bütçe başlangıç ödeneğinin binde 5’ini geçemez’ demiş kanunlarımız. Geçen yıl itibarıyla, 2024 yılında, genel bütçe başlangıç ödeneğinin 10 binde beşini kullanmış Cumhurbaşkanımız. 10 kat daha altında limitin bir kullanım söz konusu. Bu yıl itibarıyla 10 binde üç civarında kullanım. Öyle ifade ettiğiniz gibi sanki bütçenin tamamı büyük bir kısmı bu işlere harcanıyormuş gibi ifadeler doğru değil ama ihtiyaç oldukça da elbette kullanılacak. Tüm ülkelerin kullandığı gibi.”
Cumhurbaşkanlığındaki taşıt sayılarına ilişkin de bilgi veren Yılmaz, “Cumhurbaşkanlığında ihtiyaç çıkabilir, acil bir şey olabilir diye 20 taşıt koyuyoruz. Doğru. Ama 2024 yılında sadece 7 taşıt alınmış. 2025 yılında yine 20 taşıt koymuşuz. Şu ana kadar bir tane bile alınmamış. NATO zirvesi geliyor, belki onun için bir ihtiyaç olursa bir alım yapılabilir. Yapılmaz demiyorum ama genelde bu 20 taşıt konuyor. Bir ihtiyat ödeneği olarak konuyor. Acil bir ihtiyaç çıkar kullanılabilir diye konuyor. Ama geçmişe baktığınız zaman bunun pek de kullanılmadığını görüyoruz.” şeklinde konuştu.
Kadınlarla ilgili sorular sorulduğuna değinen Yılmaz, “Kadınlarla ilgili meseleyi sadece LGBT kontekstinde tartışıyorsanız kadınlara büyük bir haksızlık yapıyorsunuz. Birincisi bu. İkincisi küreselci söylemlerin etkisi altındasınız ve geçmişe bakarsak oryantalist bir bakış açısıyla kendi toplumunuza bakıyorsunuz. Bu uzun bir entelektüel tartışma. Ama bakış açınıza hiçbir şekilde katılmadığımı, Kürt halkının da sizin bu bakış açınıza en küçük bir prim vermeyeceğini de buradan ifade etmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, açlık yoksulluk sınırı ile ilgili de, Türkiye’nin en son mutlak yoksulluğu 2015’te ölçtüğünü hatırlatarak, resmi olarak artık mutlak yoksulluğun ölçülmediğini, göreli yoksulluğun ölçüldüğünü ifade etti.
Yılmaz, şunları kaydetti:
“Türkiye’de açlık ve yoksulluk sınırı dediğiniz TÜRK-İŞ’in yaptığı hesaplamalar. Yoksulluk olarak hesapladığı geçen ay gördüm televizyonlardan 97 bin lira. Yani neredeyse 2 bin 500 dolara yakın bir geliri olanı yoksul olarak tarif ediyor. Siz 5 bin dolar da dersiniz. Açık arttırmaya da çıkabilirsiniz. Tüm toplumu da yoksul ilan edebilirsiniz. Ama bir uluslararası ölçüte, istatistiğe dayalı bir yaklaşım değil bu. Sendikal olarak hazırlanmış muhtemelen sendikal taleplerine baz teşkil etmek üzere yapılan çalışmalar. Biz elbette en küçük yoksulluk oranıyla da mücadele etmeye devam edeceğiz. Güçlü bir sosyal politikayla yolumuza devam edeceğiz.”
“Milletimizin vicdanını yaralayacak hiçbir ihmale asla müsaade etmeyeceğiz”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bütçesinin 2026’da 7 trilyon 130 milyar lira olacağının öngörüldüğünü belirtti.
Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 7 kişinin hayatını kaybettiği kozmetik fabrikasında çıkan yangını hatırlatan Işıkhan, bu konuda adli ve idari soruşturmanın sürdüğünü aktardı.
Işıkhan, elim facianın ilk anından itibaren ailelerin yanında durduğunu, devlet olarak kimseyi yalnız bırakmadıklarını dile getirdi.
Yargının yürüttüğü soruşturmayı titizlikle takip ettiklerini bildiren Işıkhan, idari açıdan üzerlerine düşen sorumluluğu gecikmeden yerine getirdiklerini vurguladı.
Işıkhan, yaşanan olaya ilişkin görevden alınanlarla ilgili bilgi vererek, “Hem adli hem de idari soruşturmalar eş zamanlı devam etmektedir. İhmali, kusuru, sorumluluğu kim varsa gözünün yaşına bakmadan gerekli işlemi yapacağız. Suçluların ve sorumluların yargı önünde hesap vermesi için bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Milletimizin vicdanını yaralayacak hiçbir ihmale asla müsaade etmeyeceğiz.” diye konuştu.
SMA tedavisinde kullanılan “Nusinersen” etkin maddeli ilacın bedelinin Tip-1 hastalar için 2017’den, Tip-2 ve Tip-3 hastalar için de 2019’dan itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılandığını bildiren Işıkhan, Sağlık Uygulama Tebliği’nde yer alan ödeme kriterlerin de yenidoğan SMA taraması kapsamında, tarama sonucu, genetik analizi pozitif hastalarda da ödenecek şekilde düzenleme yaptıklarını anlattı.
Işıkhan, şu ifadeleri kullandı:
“SMA hastalarının tedavisinde kullanılan ve halihazırda geri ödeme kapsamında Nusinersen etkin maddeli ilaca alternatif oral yolla kullanılacak Risdiplam etkin maddeli ilaç 2025 yılında hastalarımızın erişimine sunulmuştur. SMA hastalarının ilaçlarının geri ödeme kapsamındaki düzenlemeleri gözden geçirdik. SGK tarafından SMA’lı hastalarımızın talepleri karşılanmaktadır.”
Özel hastanelere yapılan ödemelerinin tedavi harcamalarındaki payının geçen yılın sonunda yüzde 10,45’e düştüğünü belirten Işıkhan, bu oranın 2025’in ilk 7 ayında 6,78’e gerilediğini dile getirdi. Işıkhan, “Özel hastanelere aktarılan pay artıyor ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır.” dedi.
Görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yanı sıra Mesleki Yeterlilik Kurumu, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, İletişim Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet Arşivleri Başkanlığı, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı, Savunma Sanayii Başkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığının 2026 yılı bütçeleri kabul edildi.
Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ, birleşimi, yarın saat 11.00’de toplanmak üzere kapattı.
Muhabir: Kemal Karadağ,Oğuzhan Sarı,Özcan Yıldırım,Merve Yıldızalp Yormaz
TBMM’de kurulan bölücü açılım komisyonu heyetinin Öcalan ile İmralı’da görüşmesi sonrası ilan edilen Anıtkabir buluşmasına peş peşe destek mesajları geldi.
Veryansın Tv’nin “Hainsiz Türkiye için Anıtkabir buluşması” başlıklı Youtube yayınına konuk olan Doğru Parti Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu, Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz, emekli Albay Orkun Özeller, Tarihçiler Dr. Selim Erdoğan, Sinan Meydan, eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, şehit anası Pakize Akbaba, terör gazisi İdris Tuğunmuş ve Erlik’in buluşmaya desteklerini bildirmesinin ardından bir açıklama da Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz’den geldi.
Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Öz, şu ifadeleri kullandı:
“Adalet Partisi olarak Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni sonuna kadar destekliyoruz. Hep birlikte Anıtkabir’de olacağız…”
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında İmralı’da PKK elebaşı Abdullah Öcalan’la yapılan temasları sert bir dille eleştirdi. “Meclis'e getiremedikleri teröristin ayağına gittiler” diyen Dervişoğlu, Öcalan’ın doğrudan muhatap alınmasının devlet-millet bağını zedelediğini belirtti. “Terörist başı, 50 bin insanın katilini en ciddi muhatap kabul edenler, artık ne söylerlerse söylesinler bizim muhatabımız değildir. Yaşınızı başınızı almış olsanız da söyleyeceğim tek laf var: Az ötede oynayın” ifadelerini kullandı.
Dervişoğlu, 24 Kasım’ı “Türk devlet aklının sarsıldığı karanlık gün” olarak nitelendirerek, Türkiye’nin “yokuş aşağı frensiz sürüklendiğini” söyledi. Ziyaretin Türkiye’nin yönetim dengelerinde tehlikeli bir zemin oluşturduğunu vurgulayan İYİ Parti lideri, “Bu sürecin hedefi Türkiye’nin kabuğunu kırmak değil, çekirdeğini kırmaktır. Biz o çekirdeğin taneleriyiz, vatanımızı da ekmeğimizi de savunuruz” dedi.
“DEVLET AKLINI AŞINDIRAN BİR SÜREÇ”İmralı temaslarının Türkiye’de vatandaşlık anlayışını dönüştürecek bir kırılma yaratacağını söyleyen Dervişoğlu, bunun “kimlik bazlı örgütlü pazarlıkların önünü açan tehlikeli bir düzen” olduğunu belirtti. “Bu milletin birliğiyle oynayan hiçbir projeye izin vermeyeceğiz. Bu modeli açıkça söylüyorum: Türkiye’yi Iraklaştırma ve Lübnanlaştırma planıdır” dedi.
Öcalan’ın siyasi bir aktör gibi konumlandırılmasına tepki gösteren Dervişoğlu, “Devlet aklı gitmiş, yerine Öcalan’ı Kürtlerin ulusal lideri yapmaya çalışan bir anlayış gelmiştir” sözleriyle çıkışını sürdürdü. Sürecin devam etmesi halinde Türkiye’de “devlet-vatandaş ilişkisinin parçalanacağı bir sistem” doğacağını söyledi.
“BU YOL YOL DEĞİL, TÜRKİYE’Yİ ATEŞE ATIYORLAR”Terörle mücadelenin en avantajlı dönemlerinden birinin yaşandığını hatırlatan İYİ Parti lideri, “Terör örgütü en zayıf dönemindeyken Gazi Meclisi Öcalan’ın ayağına götürmek aymazlıktır. Bu yol yol değildir, Türkiye’yi ateşe atıyorlar” dedi.
Dervişoğlu, temasların uluslararası dengeyi de olumsuz etkilediğini belirterek, “Türkiye’siz bir Türk dünyasına, Türkiye’siz bir Orta Doğu’ya kapı aralıyorlar. Rusçuyu da Mollacıyı da Maocuyu da yüz metre öteden tanırız. Bu ülkeyi boş gösteren hiçbir lafa teslim olmayız” ifadelerini kullandı.
“İHANETİN ZAMAN AŞIMI YOKTUR”Konuşmasını sert sözlerle bitiren Dervişoğlu, “Bizi bir orta oyunun figüranı yapamadılar. Meclis’e getiremedikleri teröristin ayağına gittiler, hem de gizli saklı gittiler. Çünkü içlerindeki son vicdan kırıntısı ‘durun’ diyordu. Ama ihanetin yaşı yoktur, zaman aşımı yoktur. Her geçen gün hesap vermeye bir gün daha yaklaşacaksınız” diyerek sözlerini tamamladı.
Zafer Partisi Bursa İl Başkanı Cihat Gazi, İmralı'da gerçekleştiği öne sürülen ve kamuoyundan gizlendiği iddia edilen görüşmeye karşı Mudanya ilçesinde basın açıklaması yaptı. Başkan Gazi, 'Türk milleti PKK ile yürütülen gizli pazarlıkları asla kabul etmez' dedi.
BURSA (İGFA) - Zafer Partisi Bursa İl Başkanlığı, İmralı'da TBMM Komisyonu'nun basına kapalı biçimde gerçekleştirildiği görüşme üzerine Mudanya'da basın açıklaması düzenledi. Eski belediye binası karşısındaki İmralı Adası İrtibat Bürosu yanındaki kordon boyunda yapılan açıklamada, Zafer Partisi Bursa İl Başkanı Cihat Gazi duruma sert ifadelerle tepki gösterdi. Cihat Gazi, görüşmenin gizli yürütülmesinin 'millet iradesine saygısızlık' olduğunu savunarak, 'Bu gizlilik, yapılan işin ne kadar büyük bir ihanet içerdiğinin ve Türk Milletinden çekindiklerinin göstergesidir' dedi.
'BU ÇÖZÜM DEĞİL, YIKIM SÜRECİDİR'
Başkan Gazi, TBMM çatısı altında PKK ile görüşmelere zemin hazırlayan bir komisyon kurulmasını eleştirerek, bunun Türkiye'nin milli bütünlüğü açısından tehlikeli olduğunu söyledi. Açıklamada, sürecin hedeflerinin Öcalan'a af yolu açmak, resmi dil tartışmalarını gündeme taşımak ve Türkiye'yi federatif yapıya sürüklemek olduğunu öne sürdü.
İmralı'ya koşa koşa ama gizli kapaklı giden komisyona tepkimizi bu akşam Mudanya İmralı Feribotunun kalktığı noktadan verdik.
— Zafer Partisi Bursa İl Başkanlığı (@zaferpartisi16) November 25, 2025
Bu arada söz konusu İmralı görüşmesinin 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde yapılmış olmasına da tepki göstererek, 'Bu topraklarda onlarca öğretmen PKK tarafından şehit edilmiştir. Devlet, şehit öğretmenlerine sahip çıkacağı günde katilleriyle pazarlık masasına oturamaz' dedi. Görüşme tutanaklarının 10 yıl gizli kalacağı iddiasını da eleştiren Gazi, bunun 'devlet sırrı değil, millet iradesini hiçe saymak' olduğunu söyledi.
'Terörle müzakere değil, mücadele edilmelidir' diyen Zafer Partisi Bursa İl Başkanı Cihat Gazi, 'Şehitlerimizin kanı hiçbir siyasi çıkarın malzemesi olamaz. Türkiye'nin bir karış toprağı pazarlık konusu yapılamaz' dedi.
Zafer Partililer, Öcalan maketini yağlı urganla elektrik direğine asarak temsili idam gösterisi yaptı. Basın açıklaması ardından partili gençler hep bir ağızdan Andımız'ı okudu.
Milliyetçi Hareket Partisi Bilecik İl Başkanı İbrahim Bağ, terörün tamamen sona erdirilmesi ve toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesine yönelik çalışmalar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Bağ, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız'ın da altını çizdiği gibi, kurulan komisyonun amacının Türkiye'nin terör sorununu kökten çözmek olduğunu belirtti.
BİLECİK (İGFA) - Komisyonun ilk görevinin terörden etkilenen tüm kesimleri dinlemek olduğunu vurgulayan Milliyetçi Hareket Partisi Bilecik İl Başkanı İbrahimBağ, bugüne kadar şehit yakınları, gaziler, bölge halkı, baro başkanları, sivil toplum temsilcileri ve çatışma çözümü üzerine çalışan akademisyenlerin görüşlerinin alındığını ifade ederken, 'Yıllardır bu milletin ocaklarına ateş düşmüş, annelerimizin yüreği dağlanmıştır. Bu meselenin mutlak surette çözülmesi gerektiğine inanıyoruz' dedi.
Terörün yalnızca güvenlik alanını değil, sosyal adalet ve toplumsal eşitliği de derinden yaraladığını belirten Bağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu güçlü siyasi irade sayesinde güvenlik, hukuk ve sosyoekonomik alanlarda kapsamlı adımlar atıldığını vurguladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı açıklamaların önemine dikkat çeken Bağ, gazeteci Elif Çakır ve komisyon üyesi Mehmet Emin Ekmen'in değerlendirmelerine de atıf yaptı. Bağ, 'Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, elindeki balyozla Türkiye'nin önündeki görünmez duvarları yıkmaktadır. Barışı, huzuru ve milli bütünlüğü engelleyen ne varsa balyozu oraya vurmaktadır.' ifadelerini kullandı.
İl Başkanı Bağ, MHP'nin tek gayesinin milletin huzuru ve ülkenin geleceği olduğunu belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı: 'Bizim derdimiz; ülkemizin huzuru, birliği, kardeşliği ve geleceğidir.'
MHP'nin terörle mücadele sürecindeki kararlılığı ve toplumsal birlik mesajları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Milliyetçi Hareket Partisi Bilecik İl Başkanı İbrahim Bağ, terörün tamamen sona erdirilmesi ve toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesine yönelik çalışmalar hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
PAZARYERİ GÜNDEM
BİLECİK (İGFA) - MHP Bilecik İl Başkanı İbrahim Bağ, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız'ın da altını çizdiği gibi, kurulan komisyonun amacının Türkiye'nin terör sorununu kökten çözmek olduğunu belirtti.
'Şehit aileleri, gaziler ve mağdur vatandaşlarımız dinlendi' Komisyonun ilk görevinin terörden etkilenen tüm kesimleri dinlemek olduğunu vurgulayan Bağ, bugüne kadar şehit yakınları, gaziler, bölge halkı, baro başkanları, sivil toplum temsilcileri ve çatışma çözümü üzerine çalışan akademisyenlerin görüşlerinin alındığını ifade etti. Bağ, 'Yıllardır bu milletin ocaklarına ateş düşmüş, annelerimizin yüreği dağlanmıştır. Bu meselenin mutlak surette çözülmesi gerektiğine inanıyoruz' dedi.
'Cumhurbaşkanımızın iradesiyle tarihî adımlar atıldı' Terörün yalnızca güvenlik alanını değil, sosyal adalet ve toplumsal eşitliği de derinden yaraladığını belirten Bağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu güçlü siyasi irade sayesinde güvenlik, hukuk ve sosyoekonomik alanlarda kapsamlı adımlar atıldığını vurguladı.
'Liderimiz Bahçeli balyozla görünmeyen duvarları yıkıyor' MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı açıklamaların önemine dikkat çeken Bağ, gazeteci Elif Çakır ve komisyon üyesi Mehmet Emin Ekmen'in değerlendirmelerine de atıf yaptı. Bağ, 'Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, elindeki balyozla Türkiye'nin önündeki görünmez duvarları yıkmaktadır. Barışı, huzuru ve milli bütünlüğü engelleyen ne varsa balyozu oraya vurmaktadır.' ifadelerini kullandı.
'Hedefimiz; huzurlu, güçlü ve kardeşlik içinde bir Türkiye' İl Başkanı Bağ, MHP'nin tek gayesinin milletin huzuru ve ülkenin geleceği olduğunu belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı: 'Bizim derdimiz; ülkemizin huzuru, birliği, kardeşliği ve geleceğidir.'
TBMM'deki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nın 18'inci toplantısında İmralı ile görüşme tartışması siyasi gerilimi artırdı. Komisyonda İmralı'da Öcalan'la görüşme önerisine AK Parti, MHP ve DEM Parti destek verirken; CHP, kapalı oturum kararının ardından toplantıdan ayrıldı ve İmralı'ya gidecek heyete üye vermeyeceğini açıkladı.
ANKARA (İGFA) - CHP, İmralı'ya gidilecek olası bir komisyona üye vermeyeceklerini duyurdu.
CHP, meselenin şeffaf biçimde Meclis çatısı altında ele alınması gerektiğini vurguladığ azılı açıklamada, 'Partimiz bu ülkeye barışı da demokrasi ve adaleti de getirecek iradeye sahiptir!' denildi.
Açıklamada, kayyum uygulamaları, siyasi davalar, uzun tutukluluklar ve demokratik siyasetin önünün açılmaması eleştirildi.
CHP, toplumun beklentisinin bu sorunların çözümü olduğunu belirterek, 'Tüm mesele İmralı'ya gidip gitmeme tartışmasına sıkıştırılmak isteniyor. Bu kararın olmazsa olmaz olarak sunulmasına milletimizin rızası yoktur.' dedi. Yazılı açıklamada, yalnızca birkaç milletvekilinin İmralı'ya gönderilmesi yerine daha katılımcı ve teknolojik yöntemlerle sürecin yürütülebileceğini savundu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 'İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü' iddianamesini sert sözlerle eleştirirken, ekonomi politikalarına yönelik dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Özel, duruşmaların TRT dahil tüm kanallarda canlı yayınlanması yönündeki kanun teklifini yineledi.
ANKARA (İGFA) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasının önemli bölümünü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 'İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü' iddianamesine ayıran Özel, iddianamenin kamuoyuna yansıyan pek çok iddiayı içermediğini belirterek tepki gösterdi.
Konuşmasında iddianameye ilişkin bir video izleterek, hazırlanan dosyanın siyasi amaçlarla kullanıldığını savunan Özel, 'Anketlere göre toplumun yüzde 65'i bu iddialara inanmıyor. Bizi bütün yaz boyunca bu iddialarla oyaladılar. O maaşla gazetecilik yapılır, yorumculuk yapılır ama bu yapılır mı? Bir özür duyacak mıyız?' diye sordu.
İddianamenin kabulünün ardından tutuksuz yargılama yapılması gerektiğini belirten Özel, 'Lafa, yalana, iftiraya pabuç bırakmayacağız. Herkes çıkıp kendisini savunmalıdır. Bu haysiyet cellatlığı son bulmalıdır.' ifadelerini kullandı.
İmamoğlu'nun tutuklanması sürecine ve oğlu hakkında verilen bloke kararına da değinen Özgür Özel, süreci 'siyasi operasyon' olarak niteledi.
'Allah ne bizi, ne de yaz boyunca ekranlarda bunları anlatanları mahcup etmedi' diyen Özel, 'Bir iddianame gelecek; yargılanan değil, yargılayan olacağız demiştim. Daha yeni başlıyoruz.' dedi.
Ayrıca mayıs ayında verdikleri, duruşmaların TRT dahil tüm kanallarda canlı yayınlanması yönündeki kanun teklifini anımsatarak, 'Hodri meydan, bu kanunu bu hafta çıkaralım.' çağrısında bulundu.
EKONOMİ ELEŞTİRİSİ: 'TÜRKİYE'DE DANA KIYMA 21 DOLAR'
Konuşmasında ülkedeki ekonomik tabloya da dikkati çeken CHP Genel Başkanı Özgür Özel, emekli maaşları ve asgari ücretin yıllar içindeki değer kaybını örneklerle anlattı.
Denizlili pamuk üreticilerinin kendisine hediye ettiği pamuk dallarını gösteren Özel, 'Bir kilo pamuk 2,5 litre mazot alıyordu. Bugün 2,5 kilo pamuk 1 litre mazot alıyor' dedi. Bu hesaba buğday üreticilerinin de dikkat çektiğini vurgulayan Özel, Konya'da çiftçinin geçmişte 1 kilo buğdayla 1 litre mazot alabildiğini, bugün ise 6 kilo buğdayın 1 litre mazota denk geldiğini söyledi.
Et fiyatlarına da değinen Özel, 'Dünyada dana kıyma ortalama 7 dolar. Bulgaristan'da 6,5 dolar, Yunanistan ve Almanya'da 7,5 dolar, Macaristan'da 9 dolar. Türkiye'de ise 21 dolar, yani 900 lira.' dedi.
Bu arada emeklilerin gelirinin diğer ülkelerdeki muadillerine göre çok düşük kaldığını belirten CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 'Hans, Türkiye'deki emeklinin 15 katı maaş alıyor. O 7,5 dolara kıyma alırken, Türkiye'de emekliye 900 liraya kıyma satıyorsun.' dedi.
Özel, ayrıca gelecek hafta CHP'nin kalkınma programı lansmanını da gerçekleştireceklerini duyurdu.
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi'nin Kasım ayı ikinci toplantısında suya yapılan yüzde 35 zam gündeme damga vurdu. AK Parti Grup Sözcüsü Sinan Kahraman karara tepki gösterirken, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey zammın Sayıştay tespiti doğrultusunda alındığını söyledi.
Adiviye ELBAŞ - gazeteabc / BURSA (İGFA) - Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi, Kasım ayı olağan ikinci oturumunu gerçekleştirildi. Gündem maddeleri öncesinde parti grup sözcüleri tarafından konuşmalar yapıldı.
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi AK Parti Grup Sözcüsü Sinan Kahraman, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'i suya yapılan yüzde 35 zammı ile ilgili sert dille eleştirdi. Kahraman, 'Suya indirim yapacağım diye başkan olmadan önce beyanatlarınız vardı. Günün sonunda geldik suya yüzde 35 zam yaptınız' ifadelerini kullandı.
Kahraman'ın eleştirilerine yanıt veren Başkan Bozbey, 'Sayıştay'ın tespiti üzerine gelen talepler doğrultusunda bu karar alınmış ve oy birliğiyle kabul edilmiştir. Gönlümden geçen suyun ücretsiz verilmesi: Ama artık Bursa bir 'su şehri' değil. Geleceğe yatırım yapmak zorundasınız, hazırlık yapmak zorundasınız. Bursa'yla ilgili geleceği hazırlamak zorundayız. Bu meclis de böyle yapmak zorunda. Farklı alternatif kaynaklar bulmak, bunlarla ilgili yatırımlar planlamak ve 20-25-30 yıl sonrasını düşünmek zorundayız' diye konuştu.
Erzincan İliç'te Anagold Madencilik'e ait altın madeninde 2024'te meydana gelen ve 9 işçinin yaşamını yitirdiği faciaya ilişkin davanın 11 Kasım'daki duruşmasına katılan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, mahkeme süreci, bilirkişi raporları ve kamu görevlilerinin sorumluluğuna dair Meclis'te bir basın açıklaması yaptı.
ANKARA (İGFA) - Erzincan İliç'te Anagold Madencilik'e ait altın madeninde 2024 yılında meydana gelen ve 9 işçinin hayatını kaybettiği faciaya ilişkin davanın 11 Kasım'daki duruşmasına katılan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM'de bir basın açıklaması yaptı.
CHP'li Sarıbal, mahkeme süreci, bilirkişi raporları ve kamu görevlilerinin sorumluluğuna dikkat çekerek, 'Bu felaket öngörülebilirdi, önlenebilirdi. Denetim görevini yerine getirmeyen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve diğer kamu görevlileri asli kusurludur, yargılanmalıdır' dedi. Bilirkişi raporlarının, yığın liç için güvenlik katsayısının yanlış hesaplandığını ve projenin bilimsel temelden uzak olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.
Faz 1, 2 ve 3'ün ardından olumsuz topografyaya rağmen kapasite artışına gidildiğini duyuran Sarıbal, 'Hazırlanan projeler eksik ve yetersizdi, denetim eksiklikleri görmezden gelindi' dedi. Sarıbal ayrıca, yığın liç sahasına yakın bölgelerde yüksek miktarda patlayıcı ile yapılan patlatma risklerinin değerlendirilmediğini ve acil durum sistemi oluşturulmadığını vurguladı.
Katliam sonrası başlatılan soruşturma kapsamında 5 kişinin tutuklandığını hatırlatan Sarıbal, oluşturulan bilirkişi heyetinin, katliamda kusuru bulunan şirket yetkililerini tespit ettiğini ve Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın sorumluluğuna ilişkin bulgulara ulaştığını ifade ederken, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulmasının ve bakanlığın kusursuz olduğuna dair rapor verilmesinin dikkat çekici olduğunu söyledi. CHP'li Sarıbal, 'Cezasızlık artık iktidarın sistematik bir politikasıdır. İliç davası, bir şirketin ve iktidarın doğayı, insanı, hukuku ve bilimi yok saymasının en ağır sonucudur' diyerek, sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin soruşturma kapsamına alınması gerektiğini ve Anagold Madencilik'in faaliyetlerinin bağımsız bir komisyon tarafından incelenmesini talep etti.
CHP'li Sarıbal, ayrıca Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün 21 bin tonluk üre gübresi alım ihalesinin tartışmalı bir yöntemle yapıldığını belirtti.
Kamu kaynaklarının nasıl eridiğini ortaya koyan Sayıştay verilerine de dikkat çeken Sarıbal, 2018-2023 döneminde tespit edilen toplam kamu zararının 2 milyar 200 milyon TL olduğunu ifade etti.
CHP Bursa Milletvekilleri Nurhayat Altaca Kayışoğlu ile Hasan Öztürk, Kestel-Gürsu bölgesinde sanayi tesislerinin filtre kullanmaması nedeniyle oluşan yoğun hava kirliliğine karşı acil denetim çağrısı yaptı.
BURSA (İGFA) - CHP Bursa Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Nurhayat Altaca Kayışoğlu ile CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, sabah saatlerinde Bursa-Ankara Yolu üzerinde Kestel ve Gürsu hattında yükselen yoğun sanayi dumanına dikkat çekerek yetkilileri göreve çağırdı.
Milletvekilleri, bölgedeki sanayi tesislerinin filtrelerini çalıştırmadığını belirterek halk sağlığının ciddi biçimde tehdit altında olduğunu söyledi.
KAYIŞOĞLU: 'KESTEL VE GÜRSU HATTI DUMAN ALTINDA'
Altaca Kayışoğlu, Bursa'da hava kalitesinin son ölçümlerde zaten kritik seviyelerde olduğunu hatırlatarak, 'Ankara'ya giderken kilometreler boyunca sanayi bacalarından çıkan dumanları açıkça gördük. Filtrelerin çalıştırılmadığı ortada. Kestel Barakfakih ve Gürsu hattı tamamen duman altında. Bursalıların sağlığı için acil denetim yapılmalı' dedi.
Milletvekili Hasan Öztürk ise bölgedeki manzaranın endişe verici olduğunu belirterek, 'Barakfakih sabah saatlerinde tamamen duman içindeydi. Filtrelerin devre dışı olduğu çok net. Bu duman yaşamı tehdit eden bir seviyeye ulaşmış durumda. Bakanlık ve ilgili kurumların derhal ölçüm ve denetim yapması gerekiyor' ifadelerini kullandı.
CHP'li vekiller, sanayi tesislerinin çevreye ve halk sağlığına zarar vermeyecek şekilde denetlenmesi ve gerekli yaptırımların uygulanması gerektiğini vurgulayarak konunun takipçisi olacaklarını bildirdi.
TBMM’deki Terörsüz Türkiye Komisyonu İmralı’ya heyet göndermeye hazırlanıyor. Dünkü toplantıdan İmralı'ya gitme kararı çıkarken MHP ve AK Parti olumlu adımlar attı.
CHP ise İmralı'ya partiden kimseyi göndermeyeceklerini duyurdu.
DEM'DEN CHP'YE TEPKİ GELMİŞTİ
Bu açıklama DEM Parti'den büyük tepki gördü. Partiden yapılan açıklamada, "Ne var ki, bazı siyasi çevrelerin bu tarihi adıma mesafeli yaklaşımlarını da üzüntüyle karşıladığımızı belirtmeliyiz. Barış süreçlerinde cesaret ve ileri görüşlülük her zaman takdir edilmeyi hak eder. Tereddütler ve kaçınmalar toplumsal vicdanı yaralar. Demokratik siyasetin gereği, böylesi tarihsel bir süreçte halkların ortak geleceğine dair alınacak kararlarda yan yana durmak, omuz omuza yürümektir" denildi.
"ANA MUHALEFET PARTİSİ DEM'DİR"
Öte yandan İmralı heyetinde yer alan DEM Partili Pervin Buldan ise bir paylaşım yaptı. Buldan, X hesabından "Ana muhalefet partisi DEM Parti'dir. Nokta." ifadelerini kullandı.
Buldan, gündem olan ve bir kesimin tepkisini çeken paylaşımını sildi.
Hürriyet gazetesi yazarı Yalçın Bayer, bugünkü köşe yazısında Antalya'daki CHP'li belediyeler arasında yaşanan gerilimi ve siyasi çekişmeleri kaleme aldı. Bayer, Antalya'da şehrin dört bir yanını kaplayan reklam panolarında Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na vekalet eden meclis üyesi Büşra Özdemir'in afişlerini gördüğünü belirterek, bu durumu "tanıtım anlamlı bir olay" olarak yorumladı.
Bayer, İstanbul ve Adana gibi belediye başkanları tutuklu olan şehirlerde vekalet eden meclis üyelerinin isimlerinin dahi bilinmediğini hatırlatarak, Antalya'daki bu dev tanıtım kampanyasının dikkat çekici olduğunu vurguladı.
Özdemir'in afişlerinin “Öğretmenler Günü” için bir kampanya kapsamında hazırlandığını aktaran Bayer, durumun siyasi bir boyut kazandığını ifade etti.
BAŞKANLAR ARASINDAKİ DİYALOG DİKKAT ÇEKTİ
Yalçın Bayer, yazısında Büşra Özdemir ile Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz arasında geçtiğini belirttiği bir diyaloğa da yer verdi. İddiaya göre, Özdemir'in "Bana başkanım diyeceksiniz!" çıkışına Kocagöz, "Sen benim meclis üyemsin. ‘Başkanım’ diyecek olan sensin" cevabını verdi.
Bu gerilimin yanı sıra, üç ilçe belediye başkanının soruşturulduğunu ve bağlı oldukları belediye iştiraklerinden istifa ettiklerini belirten Bayer, yaşananları "kurumsal bir kırılma" olarak tanımladı.
Bayer, "Bu vahim bir durum. Yani arkadan ‘kuyu kazma’ budur" ifadelerini kullandı.
Bayer, yazısını CHP İl Başkanlığı'nın süreci "heyecanla tribünden seyrettiği" eleştirisiyle sonlandırdı.
<p>Hürriyet gazetesi yazarı Yalçın Bayer, yazısında Antalya'daki Cumhuriyet Halk Partili belediyeler arasında yaşandığını belirttiği siyasi gerilimi ve çekişmeleri kaleme aldı.</p>
<p>Yalçın Bayer, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na vekalet eden Kepez Belediyesi Meclis Üyesi Büşra Özdemir'in afişlerinin şehrin dört bir yanındaki reklam panolarında yer almasını "tanıtım anlamlı bir olay" olarak değerlendirdi.</p>
<p>İstanbul ve Adana gibi belediye başkanları tutuklu olan şehirlerde görev yapan vekil başkanların isimlerinin dahi bilinmediğine dikkat çeken Bayer, Antalya'daki bu tanıtım kampanyasının olağandışı olduğunu vurguladı.</p>
<p>Özdemir'in afişlerinin "Öğretmenler Günü" için hazırlandığı belirtilse de, Bayer durumun siyasi bir boyut taşıdığını ifade etti. B</p>
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Kore Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Lee Jae-myung, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın davetine icabetle 24-25 Kasım 2025 tarihlerinde Türkiye’ye devlet ziyareti gerçekleştirecektir. Stratejik ortağımız Kore Cumhuriyeti’nden Devlet Başkanı düzeyinde gerçekleştirilecek olan bu ziyaret, ülkelerimiz arasında Kore Savaşı’ndan bu yana tesis edilen güçlü bağlar ve dostluk temelli münasebetlerin daha da geliştirilmesine vesile olacaktır. 24 Kasım’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde yapılacak görüşmelerde, ikili ilişkiler tüm veçheleriyle gözden geçirilecek olup, enerji, savunma sanayii, ulaştırma, altyapı, yüksek teknoloji, kültür ve turizm alanlarında iş birliğini daha da geliştirecek adımların ele alınması öngörülmektedir. Ziyaret çerçevesinde ayrıca, güncel bölgesel ve küresel meselelere ilişkin görüş alışverişinde bulunulması ve ikili iş birliğimizin ahdi zeminini güçlendirecek muhtelif belgelerin imzalanması planlanmaktadır." dedi.
Kore Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Lee Jae-myung, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın davetine icabetle 24-25 Kasım 2025 tarihlerinde Türkiye’ye devlet ziyareti gerçekleştirecektir.
Stratejik ortağımız Kore Cumhuriyeti’nden Devlet Başkanı düzeyinde…
TBMM (AA) – AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, AK Parti milletvekilleri Grup Başkanı Abdullah Güler başkanlığında kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak bilinen “kanun teklifinin” çalışmalarını tamamladı.
Gelecek hafta TBMM Başkanlığına sunulması öngörülen kanun teklifine göre, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde örgüt yöneticilerine verilecek ceza bir katına kadar artırılacak.
Teklifle, bilişim suçlarıyla mücadelede de düzenlemelere gidilecek. Ayrıca meskun mahalde ateş edenlere verilecek cezalar da yükseltilecek. Bu kapsamda da meskun mahalde silahla ateş edenlere verilen hapis cezasının 6 ay olan alt sınırı 1 yıla, 3 yıl olan üst sınırı ise 5 yıla çıkarılacak. Böylece meskun mahalde silahla ateş edenlere 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek.
Kamuoyunda “kurusıkı” olarak bilinen ses ve gaz fişeği atabilen silahla ateş edenler 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.
Düğün, nişan, asker uğurlaması gibi yerlerde silahla ateş edilmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılacak.
“Trafikte yol kesme” eylemi Türk Ceza Kanunu’nda müstakil suç olarak düzenlenecek. Hukuka aykırı davranışla bir aracı durduran veya hareket etmesini engelleyenler hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına hükmedilecek. Araçları gitmekte olduğu yerden başka yere götürenlere de 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek.
Birleşik Krallık’ta iktidardaki İşçi Partisi hükümetinde yaşanan krizler ve iç tartışmalar üzerine Reform UK lideri Nigel Farage, partisini “erken genel seçime hazır olma” çağrısıyla sahaya indirdi.
Farage’in Açıklamanın Temel Noktaları
Farage, Birmingham’da düzenlenen Reform UK konferansında, hükümette yaşanan karışıklıklara işaret ederek “2027’de genel seçim olma ihtimali yüksek” dedi.
Ayrıca, seçilmeleri hâlinde iki hafta içinde mültecilerin Manş Denizi üzerinden yapılacak küçük bot geçişlerinin durdurulacağını, “İki hafta içinde tekneleri durduracağız” kararlılığını dile getirdi.
Farage konuşmasında, Keir Starmer kabinesini “ülkemizi yönetmeye bütünüyle yetersiz kişilerden oluşan bir ekip” olarak tanımladı ve bu durumun seçimi erkene çekebileceğini savundu.
Konferansta Farage’ın sahneye rock müziği ve havai fişeklerle çıkması dikkat çekti: bu, partinin dikkat çekme stratejisinin bir parçası olarak yorumlandı.
Değerlendirme ve Etkiler
Reform UK’nin bu tarz bir erken seçim çağrısı yapması, gündemi belirleme ve “yeni alternatif” imajı oluşturma adımı olarak, Reform UK’in siyasette daha agresif bir konuma geçmek istediği şeklinde yorumlanıyor.
Farage’ın göç ve güvenlik odaklı vaatlerinın başında, Manş denizinden tekne geçişlerini durdurma vaadi de, partinin seçim stratejisinde merkezi bir yer tutuyor. Bu, göç karşıtı politikaların seçmen nezdinde başarılı bulunduğu bölgelerde potansiyel destek kazanımı anlamına geliyor.
Hükümet açısından ise bu açıklama, erken seçime hazırlık yapılması gereken bir işaret olarak okunabilir: Muhalefetin baskısının artması, iç krizlerin yoğunlaşması veya yönetim erozyonu hâlinde erken seçim seçeneği daha gerçekçi hâle gelebilir.
Ancak Farage’ın vaatleri ve Reform UK’nin programı üzerindeki belirsizlikler de dikkat çekiyor. Muhalefetten gelen yorumlarda, bu açıklamanın “şikâyetten öteye geçmeyen” bir söylem olduğu ve somut politikaların eksikliğinin göze çarptığı ifade ediliyor.
Siyasi Bağlam
İşçi Partisi hükümeti, özellikle göç ve kamu hizmetleri alanında eleştiriliyor. Farage da bu zayıf noktalara odaklanarak Reform UK’ye yeni bir seçenek olarak konumlanıyor.
Reform UK, yerel seçimlerde artan destek alıyor ve Farage bu ivmeyi genel seçim düzeyine taşımayı hedefliyor.
Erken seçim için motivasyon olabilecek faktörler arasında: kamuoyunda hükümete dair memnuniyetsizlik, iç partiler arası çatışmalar, ekonomik baskılar ve liderlik zayıflıkları sayılabilir.
Farage, Reform UK’yi bir “seçim için saldırıya hazır” parti olarak konumlandırıyor. Erken bir seçim çağrısı niteliği taşıyan “2027’ye kadar seçim olabilir” ifadesi, kampanya hazırlığını hızlandırma mesajı içeriyor. Göç ve güvenlik temaları üzerinden yapılan vurgu, partinin seçim stratejisini şekillendiriyor. Ancak vaatlerin uygulanabilirliği ve Reform UK’nin seçime hazırlığı hâlâ soru işareti.
AK Parti Teşkilat Başkanlığı'nın resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Bitlis, Çanakkale, Elazığ, Niğde ve Tunceli il başkanlıklarına atama yapıldığı bildirildi.
Açıklamada, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tensipleriyle, Bitlis İl Başkanlığına Engin Günceoğlu, Çanakkale İl Başkanlığına Abdurrahman Kuzu, Elazığ İl Başkanlığına İbrahim Sencer Selmanoğlu, Niğde İl Başkanlığına Hacı Mehmet Eren ve Tunceli İl Başkanlığına Hakan Özer'in atandığı belirtildi.
Açıklamada, eski il başkanlarına bugüne kadar gösterdikleri özverili çalışmalarından dolayı teşekkür edilerek, yeni görevlendirilen il başkanlarına başarı dileğinde bulunuldu.
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkereleri, Meclis Başkanlığınca Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale edildi.
Dosyaları Karma Komisyon'a sevk edilen milletvekilleri şöyle:
CHP Genel Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, TİP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, CHP Grup başkanvekilleri Ali Mahir Başarır ve Murat Emir, CHP Düzce Milletvekili Talih Özcan, CHP İzmir Milletvekili Ümit Özlale, İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan, CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, TİP İstanbul Milletvekili Saliha Sera Kadıgil, İYİ Parti Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban, CHP Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır ve CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat.
ÖZEL'İN 7 DOSYASI VAR
Özgür Özel'e ait 7 ayrı dokunulmazlık dosyası bulunuyor.
AK Parti İstanbul İl Başkanlığı, Bağcılar İlçe Başkanı Muhammed Yavuz Gültepe, Büyükçekmece İlçe Başkanı Mahmut Yusuf ve Küçükçekmece İlçe Başkanı Nejat Öztürk’ü görevden aldı.
MUHAMMED YAVUZ GÜLTEPE KİMDİR?
Muhammed Yavuz Gültepe, 18 Ocak 2025 tarihinde yapılan kongrede AK Parti Bağcılar İlçe Başkanı olarak göreve başlamıştı. 1992 yılında Van’da doğan Gültepe, uzun yıllar Bağcılar’da yaşamını sürdürdü. 2012 yılında AK Parti Gençlik Kolları’nda siyasete adım attı. İlçe ve il teşkilatlarında çeşitli görevlerde bulundu. 2024 yerel seçimleri sonrasında Bağcılar Belediye Meclis Üyesi ve Encümen olarak görev yaptı.
MAHMUT YUSUF KİMDİR?
Mahmut Yusuf, 12 Ocak 2025 tarihinde yapılan kongrede AK Parti Büyükçekmece İlçe Başkanı olarak göreve getirilmişti. 1976 yılında Trabzon’da doğan Yusuf, Uludağ Üniversitesi Maliye Bölümü mezunudur. Uzun yıllar özel sektörde muhasebe müdürlüğü yaptıktan sonra kendi mali müşavirlik ofisini kurdu. 2000’li yıllardan itibaren sivil toplum faaliyetlerinde aktif rol aldı ve partinin çeşitli kademelerinde görev üstlendi.
NEJAT ÖZTÜRK KİMDİR?
Nejat Öztürk, 18 Ocak 2025 tarihinde yapılan kongre sonucunda AK Parti Küçükçekmece İlçe Başkanı seçilmişti. Uzun yıllardır ilçede aktif siyaset yürüten Öztürk, partide farklı birimlerde görev aldı. 2009–2014 yılları arasında İlçe Dış İlişkiler Birim Başkanlığı, 2014–2019 döneminde ise Belediye Meclis Üyeliği yaptı. İş hayatında muhasebe ve idari işler alanında faaliyet gösteren Öztürk, sivil toplum çalışmalarına da önem verdi.
Görevden uzaklaştırılan eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun seçim kampanyasının direktörü Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ hakkında “casusluk” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı.
TGRT Haber’de konuşan Cem Küçük, soruşturmaya dayanak olarak gösterilen Hüseyin Gün adlı şüphelinin, başsavcılık açıklamasında yer alan iddialarına dikkat çekti.
“Savcılık yazısına göre Hüseyin Gün’ün bilgisayarından çıkan kayıtlarda Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın ismi geçiyor” diyen Küçük, Hüseyin Gün’ün ‘FETÖ’nün kullandığı programlar üzerinden iletişim kurduğunu, seçmenlere ilişkin bilgileri yabancı istihbarat servislerine aktardığını ifade etti.
Küçük, şunları kaydetti:
“Savcılığın iddiasına göre Hüseyin Gün ile bağlantıları var. Özellikle Necati Özkan ve Merdan Yanardağ’ın… Seçmenlere ait bilgilerin sızdırılması, yabancı istihbarat sahiplerine verilmesi var. Bu çok ciddi bir iddia. 2019 seçimlerini manipüle etme, seçmene ait gizli bilgileri alma… Bu iddiayı muhtemelen İBB iddianamesinde görürüz.”
Bu adamla iş birliğine yapıldı mı, iddianamede görmek lazım. Savcılığın yazısına göre bilgisayarda çıkan kayıtlarda Yanardağ ve Özkan’ın bu şahısla konuşmaları var. Elde ettikleri bilgileri de Ekrem Bey’e verdikleri iddiaları var. Doğruysa hakikaten vahim…
Hüseyin Gün’ün casus olduğuna şüphe yok. Diğerleriyle ilgili şüphe var demiyorum. Açıklamadaki konuşmalar doğruysa İBB’ye kayyım atanır.”
Antalya’nın Aksu ilçesinde 2024 yerel seçimlerinde CHP’den seçimi kazanan ve 27 Eylül 2025’te partisinden istifa eden İsa Yıldırım, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yenilenme çalışmaları yapılan Aksu Aile Sağlığı Merkezi’ni ziyaretine katıldı. AKP’ye geçeceği yönünde iddiayalara ilişkin İsa Yıldırım, “Geçmeye niyetim var” dedi.
‘ATATÜRK’ÜN OLMADIĞI TEK PARTİ CHP OLMUŞ ARTIK’
İsa Yıldırım, “CHP’ye biz niye gittik? Atatürk var diye gittik. Türk milliyetçiliği, cumhuriyet, demokrasi var diye gittik. Ama cumhuriyetin, demokrasinin, Atatürk’ün olmadığı tek parti CHP olmuş artık. Yok. Ne Atatürk var, ne cumhuriyet var, ne demokrasi var. Yok. Bırakmamışlar ya. Eski CHP yok ki. Şimdi bir ilçe kongresi oluyor. Millet birbirine giriyor. Bakıyorsun mesela CHP’li belediyelere yapılan operasyonlarda itirafçı olan, şikayetçi olan yine CHP’liler. Muhittin Böcek’in sağ kolları Muhittin Böcek hakkında itirafçı veya şikayetçi. CHP’de düşmana gerek kalmamış ki. CHP’de zaten kendi içindeki, birbirleriyle düşmanlıkları yetiyor. Böyle bir parti olmaz ki. Sen nasıl ülkeyi yöneteceksin” dedi.
‘AK PARTİ’DEN ÇAĞRILAR VAR’
AKP ile temasları olduğunu söyleyen Yıldırım, “Tabii ki davetler var, çağrılar var. ‘Olur, geçeriz’ dedik biz de. Çünkü bizim öncelikli amacımız Aksu’ya hizmet etmek. Yüzde 20 CHP oylarını biz yüzde 55’e çıkardıysak MHP’den, AK Parti’den insanlar bize oy verdiyse, Aksu’ya hizmet etsin diye oy verdi. Birilerini Cumhurbaşkanı seçsin diye oy vermedi bize. Veya biz birilerini ‘Cumhurbaşkanı yapacağız’ diyerek oy istemedik. Aksu’nun problemlerini Aksu halkı da biliyor, biz de biliyoruz. Aksu halkına hizmet için ne gerekiyorsa onu yapacağız” diye konuştu.
‘BELEDİYE BAŞKANI DEVLETLE SAVAŞAMAZ’
Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden belediye başkanlarının devletle savaştırılır hale geldiğini öne süren İsa Yıldırım, “Hiçbir belediye başkanı devletle savaşamaz, devletin kurumuyla savaşamaz. Her belediye başkanı problemleri çözmek için devletle iş birliği yapmak zorunda. Bunu Özgür Özel de biliyor, CHP’nin bütün yöneticileri biliyor, herkes biliyor, vatandaş da biliyor bunu. Şimdi biz sorun çözeceğiz diye gelmişiz, sen kalkıyorsun, suni 4 yıl sonra olacak olan bir cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden belediyeleri ön plana atıp devlet kurumlarıyla çatıştırıyorsun” şeklinde konuştu.
Yeni torba yasayla “kara para aklama” ve “terörizmin finansmanı” suçlarına ilişkin CMK’nın 128’inci maddesinde değişiklik öngörülüyor.
Düzenlemede, savcılara hakim kararı ve ilgili kuruluş raporları olmadan kişilerin mal varlıklarına el koyma yetkisi tanınacak.
AKP’li Şamil Tayyar düzenlemeye yönelik partisini uyardı. Tayyar, ”Mevcut durum bile sorunluyken, Anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkına getirilen hukuki kısıtlamaların bu denli kolaylaştırılması, sistemin can damarına ağır bir müdahaledir. Bu vahim hatadan mutlaka dönülmelidir. Yanlış yapıyorsunuz” dedi.
Şamil Tayyar’ın konuyla ilgili yaptığı sosyal medya paylaşımı şöyle:
”Meclis gündemindeki torba kanunda mülkiyet hakkıyla ilgili çok vahim bir düzenleme konusu var.
Tüm katalog suçlarda hakim kararı ve MASAK, BDDK gibi ilgili kurumlardan rapor almadan savcılara, kişilerin mal varlıklarına doğrudan el koyma yetkisi veriliyor.
Mevcut durum bile sorunluyken, Anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkına getirilen hukuki kısıtlamaların bu denli kolaylaştırılması, sistemin can damarına ağır bir müdahaledir.
Keyfiyete sebep olur.
Kara para ve terörün finansmanıyla mücadele adı altında, mahkeme ve MASAK gibi kurumları devre dışı bırakarak, sadece savcılık kararıyla mal varlığına el koymanın yolu açılırsa, bu yetkinin yarın hangi keyfiyetle uygulanacağını bilemezsiniz.
Kanunlar, iyi niyetle uygulanma maksadına değil kötü niyetle uygulanma ihtimaline göre özenle çıkarılır. Bu vahim hatadan mutlaka dönülmelidir. Yanlış yapıyorsunuz.”
YENİ ŞAFAK DA KARŞI ÇIKMIŞTI
İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi de Meclis’te görüşülmesi planlanan yeni torba yasa hazırlığına karşı çıkmıştı. Yandaş gazete “Kara para aklama” ve “terörizmin finansmanı” suçuna karşı öngörülen değişikliklere “Mülkiyet hakkında tehdit eden yetki” demişti.
Gazete haberinde “Evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa adeta hiçe sayılarak tüm mali hakların kısıtlanması sonucuna götürebilecek böyle bir düzenleme, ileride telâfisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir” görüşünü savunmuştu.
Yasanın “Önce el koy sonra bakarız” anlayışına yol açacağını iddia eden Yeni Şafak “Temel haklar korumasız kalır. El koyma tedbiri kamu yararı ile temel haklar arasındaki dengeyi bozarsa, Anayasa’ya aykırı hale gelir” ifadelerini kullanmıştı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), belediye, iştirakleri ve bürokratlar hakkında sosyal medyada yürütülen paylaşımlar nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Belediyeden yapılan açıklamada, söz konusu paylaşımların yalnızca yalan haber boyutunu aştığı ve artık kurumun işleyişini hedef alır hale geldiği belirtildi.
Açıklamada, “Kamu kurumunu baskı altına almayı, çalışanlarımızı korkutmayı amaçlayan bu şantaj girişimleri artık yalnızca bir dezenformasyon değil, doğrudan bir suç teşebbüsüdür” denildi.
Belediye, bazı kişilerin aracı kullanarak “kanunsuz taleplerinin karşılanmaması durumunda paylaşımlara devam edeceklerini” söylediklerini, bu kişilere karşı yasal süreç başlatıldığını bildirdi.
“Ellerinde belge olanlar savcılığa başvursun”ABB açıklamasında, belediye hakkında iddialarda bulunanların “ellerinde gerçekten bilgi, belge veya kanıt varsa bunların yargı mercileri tarafından incelenmesini kendilerinin talep ettikleri” vurgulandı.
Dilekçede, özellikle ANFA Ankara Altınpark Ltd. Şti. ile ilgili iddiaların araştırılmasını istediklerini belirten belediye, “Bir suç tespit edilirse yargı gereğini yapacaktır, ancak iddialar asılsızsa bu paylaşımları yapanlar hakkında kamu davası açılmalıdır” ifadesini kullandı.
“Saldırılar çalışanları etkiliyor, hizmet aksıyor”Belediye, sistematik hale gelen saldırıların çalışanların motivasyonunu düşürdüğünü, karar süreçlerini yavaşlattığını ve bunun doğrudan kamu hizmetlerine zarar verdiğini belirtti.
Açıklamada, “Bazı bürokratlarımız imza atmaktan çekinir hale geldi. Bu durum yalnız kurumlarımızı değil, doğrudan Ankara halkının aldığı hizmetleri de etkilemektedir” denildi.
Ankara Büyükşehir Belediyesi, elinde belge veya kanıt bulunan kişilerin doğrudan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2025/246444 numaralı dosyasına başvurmaları gerektiğini duyurdu. Belediye, aksi yönde hareket eden ve çalışanları ima yoluyla hedef alan kişiler hakkında da yasal işlem başlatılacağını bildirdi.
Kaynak: Haber Merkezi
Törene; TBB Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam A. Khan, AB Türkiye Delegasyonu İşbirliği Bölümü Başkanı Maria Luisa Wyganowski ve Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdürü Bülent Özcan konuşmacı olarak katıldı. Lansmanda ayrıca TBB Genel Sekreteri Suat Yıldız, kamu kurumlarından üst düzey temsilciler ile çok sayıda ulusal ve uluslararası davetli yer aldı.
SEÇER: “KADIN DOSTU KENTLER, GELECEĞİN GÜVENLİ ŞEHİRLERİNİ İNŞA EDİYOR”Törende konuşan TBB Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Kadın Dostu Kentler Programı’nın yalnızca bir teknik proje değil, “herkesin güvenli, erişilebilir ve eşit haklara sahip olduğu kentler yaratma vizyonu” olduğunu söyledi.
Seçer, TBB’nin bu programın yalnızca ortağı değil, aynı zamanda bu vizyonun yerelde yaygınlaşmasında öncü bir güç olduğunu vurguladı.
“Kadınların güçlendiği kent, toplumun güçlendiği kenttir. Kadın dostu kentler, dayanışmanın, güvenliğin ve eşitliğin kök saldığı yaşam alanlarıdır.”
Seçer, kadınların ve kırılgan grupların haklarını görünür kılmayı amaçlayan projenin, yerel yönetim anlayışını yeniden tanımladığını belirtti.
“Bu program, kentlerimizin yaşam kalitesini artırıyor, toplumsal adaletin ve güvenliğin teminatı oluyor. Semtler yalnızca fiziksel alanlar değil, eşitliğin hüküm sürdüğü sosyal yaşam merkezleridir.”
Başkan Seçer ayrıca, proje kapsamında protokol imzalayan 25 pilot belediyenin belgeleri bir formalite olarak değil, eşitliğe dayalı dönüşümün temeli olarak gördüğünü kaydetti.
UNFPA TÜRKİYE TEMSİLCİSİ KHAN: “KADINLARIN GÜVENLİ VE GÜÇLÜ ŞEHİRLERDE YAŞAMASI, HEPİMİZİN SORUMLULUĞU”Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Temsilcisi Mariam A. Khan, projenin üçüncü fazında hedeflerinin çok daha kapsamlı olduğunu belirterek, UNFPA’in yerel yönetimlerle ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalarını sürdüreceğini ifade etti.
“Türkiye genelinde kadınlar ve kız çocukları için daha güvenli, daha güçlendirici kentlerin inşası yolunda ilerliyoruz. Bu çalışmalar, kadınların sosyal ve ekonomik yaşama güçlü katılımını teşvik ederken, kalıcı bir eşitlik ve kapsayıcılık modeline de katkı sunacaktır.”
Khan, Kadın Dostu Kentler Programı’nın bugüne kadar önemli ilerlemeler sağladığını, ancak hâlâ yapılacak çok iş olduğunu vurguladı. Özellikle kadınların güvenli ulaşım, aydınlatılmış sokaklar ve erişilebilir alanlar konusunda beklentilerine dikkat çekti.
“Kadınların ve çocukların kentlerde rahatça yürüyebildiği, güvenle toplu taşıma kullanabildiği şehirler inşa etmek; sürdürülebilir kalkınmanın da en güçlü göstergesidir.”
WYGANOWSKİ: “KADINLARIN SESİ, KENTLERİN GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR”AB Türkiye Delegasyonu İşbirliği Bölümü Başkanı Maria Luisa Wyganowski, Kadın Dostu Kentler Programı’nı “AB ile Türkiye arasında ortak bir geleceğe yatırım” olarak tanımladı.
“Bu proje yalnızca bir sözleşme değil; kadınların güvenliği, onuru ve sesinin kentlerin şekillenmesinde yer aldığı bir geleceğin taahhüdüdür. Avrupa Birliği olarak Türkiye’nin bu konudaki çabalarına tam destek veriyoruz.”
Wyganowski, yerel yönetimler ile sivil toplum kuruluşları arasındaki diyaloğun kalıcı değişim için hayati öneme sahip olduğunu ifade ederek, “Bu iş birliğiyle, hiç kimsenin geride bırakılmadığı bir kent yaşamı mümkün hale gelecek.” dedi.
Konuşmasını Türk yazar Duygu Asena’nın şu sözleriyle tamamladı:
“Güçlü olmalısınız, kendi gücünüze inanmalı ama gerçekten güçlü olmak için çabalamalısınız.”
BÜLENT ÖZCAN: “PROJE, AYRIMCILIK VE ŞİDDETLE MÜCADELEDE GÜÇLÜ BİR ADIM”Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı, Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdürü Bülent Özcan, projenin yalnızca toplumsal cinsiyet eşitliğini değil, ayrımcılıkla mücadeleyi ve şiddetsiz yaşamı da hedeflediğini söyledi.
Özcan, AB Delegasyonu ile yürütülen iş birliği kapsamında projenin finansmanının sürdürüleceğini belirterek, “Programın sahada etkili, verimli ve ölçülebilir sonuçlar üretmesi için tüm paydaşlarla yakın çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Kadın Dostu Kentler Projesi, sivil toplum, üniversiteler ve yerel yönetimlerin bir araya geldiği güçlü bir ağdır. Bu yapının sürdürülebilirliği, toplumsal barışın ve demokratik katılımın da teminatıdır.”
25 PİLOT BELEDİYE İLE YENİ DÖNEM BAŞLIYOR2027 yılına kadar sürecek olan üçüncü fazda, 25 pilot belediye projeden doğrudan yararlanacak. Bu belediyelerde yeni Yerel Eşitlik Birimleri (YEB) kurulacak, mevcut birimler güçlendirilecek ve kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşama katılımını artıracak Yerel Eylem Planları uygulanacak.
Projede, kadına yönelik şiddetle mücadele, kadın sağlığı, ekonomik güçlenme ve çocuk bakım hizmetleri gibi alanlarda çalışmalar yürütülecek. Ayrıca, kreşlerin yaygınlaştırılması, güvenli ulaşım ağlarının oluşturulması ve kamuya açık alanlarda erişilebilirliğin artırılması hedefleniyor.
Yerel düzeyde sivil toplum kuruluşlarının da katkısıyla, eşitlikçi ve katılımcı yerel yönetişim anlayışının güçlendirilmesi amaçlanıyor. Proje aynı zamanda, kadınlar ve kız çocukları başta olmak üzere herkesin şiddetten uzak bir yaşam kurmasına katkı sağlayacak.
GEÇMİŞTEN BUGÜNE KADIN DOSTU KENTLERProgramın 2006–2010 ve 2011–2015 yıllarını kapsayan ilk iki fazında, kadınların hizmet ve haklara erişimini artırmak için 6 belediyede başlayan çalışmalar, daha sonra 12 belediyeye genişletildi. Bu süreçte kurulan Yerel Eşitlik Mekanizmaları (YEM), yerel düzeyde toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının kurumsallaşmasını sağladı.
Belediyeler, bu mekanizmalar aracılığıyla Yerel Eşitlik Eylem Planları (YEEP) hazırlayarak kadınların karar alma süreçlerine katılımını güçlendirdi. Kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları arasındaki iş birliği artırılırken, yerelde toplumsal farkındalık da önemli ölçüde yükseldi.
KADIN DOSTU KENTLER: EŞİTLİĞİN VE UMUDUN YEREL YÜZÜKadın Dostu Kentler Programı, sadece bir kalkınma projesi değil; aynı zamanda toplumsal dönüşümün yerel teminatı olarak görülüyor. AB, UNFPA ve Türkiye’nin ortak inisiyatifiyle sürdürülen proje, her bir şehirde kadınların sesi, emeği ve kararlılığıyla şekillenmeye devam ediyor.
Kadınların kamusal yaşamda daha görünür, daha güçlü ve daha güvende olduğu bir Türkiye hedefiyle yürütülen bu proje, geleceğin kentlerini eşitlik ve dayanışma ilkesiyle yeniden tanımlıyor.
Toplantıya HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan başkanlık ederken, Genel Başkan Yardımcıları Devlet Sert, Mehmet Ali Kayabaşı, Genel Sekreter Yardımcısı Hamdi Abdullah Koçoğlu ve çok sayıda uluslararası sendikal temsilci ile basın mensubu da hazır bulundu.
“HAK-İŞ, dünya sendikal hareketinin etkin bir aktörüdür”Toplantının açılış konuşmasını yapan Genel Başkan Mahmut Arslan, HAK-İŞ’in yalnızca Türkiye’de değil, dünya sendikal hareketinde de etkin bir güç olduğuna dikkat çekti. Arslan, “ITUC Başkan Yardımcılığı görevimizi sürdürürken, ETUC ve ITUC-AP gibi yapılar içinde de aktif roller üstleniyoruz. HAK-İŞ, küresel sendikal ailenin saygın ve güçlü bir üyesidir” dedi.
“Mazlumların yanında, zalimlerin karşısındayız”HAK-İŞ’in tarihsel misyonuna değinen Arslan, konfederasyonun her zaman mazlum ve mağdurların yanında olduğunu vurguladı:
“Hem Türkiye’de hem de dünyada olup bitenlere sessiz kalmıyoruz. Ülkemizin, bölgemizin ve insanlığın tüm mağdur halklarıyla dayanışma içindeyiz. Kimliği, ülkesi veya statüsü ne olursa olsun zalimlere karşı dik duruşumuzu her yerde olduğu gibi Filistin’de de kararlılıkla ortaya koyuyoruz.”
Arslan, Filistin halkına yönelik desteğin yalnızca politik değil, insani ve vicdani bir sorumluluk olduğunu da belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Başkenti Kudüs olan özgür ve bağımsız bir Filistin Devleti kuruluncaya kadar bu mücadelemizi sürdüreceğiz. Dün Bosna’da, Kosova’da nasıl mazlumların yanında olduysak; bugün de Filistin, Yemen, Suriye, Irak, Lübnan ve Libya’da aynı kararlılıktayız.”
“Filistin halkının yanında olmak insanlık görevidir”İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını sert sözlerle eleştiren Arslan, “Siyonist İsrail’in, dünyanın gözü önünde Filistin halkına yönelik yürüttüğü soykırım girişimi kabul edilemez. Filistinli kardeşlerimizin yanında olmak yalnızca bir dayanışma değil, insanlık görevidir” dedi.
Arslan, “Biz inanıyoruz ki haklı olanlar mutlaka kazanacaktır. Filistin halkı da bu haklı mücadelenin sonunda özgürlüğüne kavuşacaktır. Yeter ki bizler dayanışma ruhumuzu koruyalım, onların sesi olalım” diye konuştu.
Uluslararası sendikal dayanışma: “Bu mücadeleye güç veren herkese teşekkür”Konuşmasında, Filistin davasına destek veren uluslararası sendikal örgütlere teşekkür eden Arslan, “Bizimle dayanışma gösteren, kongrelerimize katılan ve mücadelemize katkı sunan tüm sendika liderlerine teşekkür ediyorum. HAK-İŞ, elindeki imkânları emek hareketinin geleceği için en verimli şekilde kullanmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Mezhoud: “Bu sadece bir çatışma değil, sömürgeci zihniyetin soykırım projesidir”Afrika Sendikalar Birliği Örgütü (OATUU) Genel Sekreteri Rezki Mezhoud, konuşmasında Filistin’de yaşananların bir “çatışma” olarak görülemeyeceğini vurguladı. Mezhoud, “Filistin halkının özgürlüğü ve bağımsızlığı için buradayız. Gazze’de yaşananlar, sömürgeci Siyonist zihniyetin sistematik bir soykırım projesidir” dedi.
Filistin halkının haklı mücadelesine tam destek verdiklerini belirten Mezhoud, “Uluslararası işçi dayanışması, adaletin sesinin susturulamayacağını gösterecektir. Kötü niyetli propagandaları durdurmalı ve bu suçların faillerinin yargılanması için hep birlikte mücadele etmeliyiz” ifadelerini kullandı.
Mezhoud, HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan’a cesur girişimlerinden dolayı teşekkür ederek, “Bu toplantı, sendikal dayanışmanın evrensel gücünü yeniden ortaya koymuştur” diye konuştu.
50. Yılda anlamlı mesaj: “Ankara Deklarasyonu” kabul edildiToplantının sonunda HAK-İŞ Konfederasyonu’nun 50. yılı dolayısıyla hazırlanan “Uluslararası Sendikal Hareket Filistin’in Yanında – Ankara Deklarasyonu” kamuoyuyla paylaşıldı.
Deklarasyonda, 22 ülkeden 45 sendikal temsilcinin imzasıyla, Filistin halkının adalet, özgürlük ve onur mücadelesine yönelik sarsılmaz destek bir kez daha vurgulandı.
Deklarasyondan öne çıkan başlıklar
“Filistin halkı 77 yıldır işgal ve abluka altında.”Siyonist İsrail’in Gazze’nin yüzde 85’ini yaşanmaz hale getirdiği belirtilen bildiride, 7 Ekim 2023’ten itibaren süregelen katliamların insanlık vicdanında derin yaralar açtığı ifade edildi.“Ateşkes umutları yeşertti.”9 Ekim 2025’te varılan insani ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi gerektiği vurgulanarak, taraflara anlaşmaya tam bağlılık çağrısı yapıldı.“Türkiye’nin diplomatik rolü takdirle karşılanıyor.”Bildiride, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın barışın tesisi için yürüttüğü kararlı diplomatik çabalar “belirleyici” olarak nitelendirildi. Mısır, Katar ve diğer garantör ülkelerin katkıları da takdirle anıldı.“Bağımsız Filistin Devleti derhal tanınmalı.”Başkenti Kudüs olan bağımsız ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin Devleti’nin kurulmasının hızla desteklenmesi çağrısında bulunuldu.“Gazze’ye yönelik abluka kaldırılsın.”Bildiride, kapsamlı insani yardım koridorlarının açılması, sağlık, eğitim, altyapı ve konut alanlarında uluslararası iş birliği mekanizmalarının kurulması gerektiği ifade edildi.“Savaş suçları cezasız kalmasın.”Filistin’de işlenen suçların Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı nezdinde yargılanması ve kararların uygulanmasının takip edilmesi istendi.“Filistinli emekçiler için küresel dayanışma”Deklarasyonda, Filistinli işçilerin insana yakışır iş, sosyal koruma ve yeniden inşa süreçlerine dahil edilmesinin önemine dikkat çekildi.
“Gazze halkının sesi olmak, küresel sendikal hareketin ahlaki ve vicdani bir sorumluluğudur” denilerek, tüm dünya sendikalarına Filistinli emek örgütleriyle dayanışma çağrısı yapıldı.
“Barışın, adaletin ve insan onurunun hâkim olduğu bir dünya için”HAK-İŞ Konfederasyonu, yayımladığı bildirinin sonunda şu ifadeleri paylaştı:
“Bizler, başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması yönündeki her girişimi desteklemeye devam edeceğiz. Filistin halkının sesi olmayı sürdüreceğiz. Bu program, emek hareketinin küresel dayanışma ruhunu güçlendiren bir dönüm noktasıdır.”
Sonuç olarak, HAK-İŞ’in 50. yıl etkinliği, yalnızca sendikal bir buluşma değil, uluslararası vicdanın sesi haline gelen güçlü bir dayanışma mesajı olarak tarihe geçti. Ankara’dan yükselen bu ses, Filistin halkının özgürlük mücadelesine verilen desteği bir kez daha dünya kamuoyuna ilan etti:
“Filistin’in yanındayız, adaletin yanındayız.”
CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, 2025 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Girişi Sınavı (2025-TUS) ikinci dönem yerleştirme sonuçlarına ilişkin, 'Sağlık Bakanlığı ve üniversiteler tarafından ilan edilen kontenjanlara bazı branşlarda bir yığılma varken, bazı branşlarda çok ciddi kontenjanların dolmadığı günlerle karşı karşıyayız.' dedi.
BURSA (İGFA) - CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, hastaların randevu oluşturmakta zorlandığını ve muayenelerin çok kısa sürdüğünü savundu.
Ameliyat tarihi alınamadığını, bazı kentlerde yoğun bakımlarda yatak bulmanın imkansız olduğunu öne süren CHP'li Pala, bazı laboratuvar ve görüntüleme tetkikleri için 2026 yılına randevu verildiğini anlattı.
Uzman hekim dağılımı ve planlamasıyla ilgili sorunlar olduğunu söyleyen Pala, 'Geçtiğimiz günlerde açıklanan 2025-TUS ikinci dönem yerleştirme sonuçları bize bunu çok net olarak gösteriyor. Aslında bu sorun, Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın sağlık emek gücünü, planlamanın, yetiştirmenin ve istihdamın birbirini tamamlayan bir süreç olarak ele almamasından kaynaklanıyor. Sağlık Bakanlığı ve üniversiteler tarafından ilan edilen kontenjanlara bazı branşlarda bir yığılma varken, bazı branşlarda çok ciddi kontenjanların dolmadığı günlerle karşı karşıyayız.' ifadelerini kullandı.
CHP'de Özgür Özel'in genel başkanlığa seçildiği 38'inci olağan kurultayla ilgili açılan iki dava, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde sonuçlandı. Mahkeme, davaların reddine karar verdi.
ANKARA (İGFA) - Kasım 2023'te gerçekleştirilen CHP 38'inci olağan kurultayında Özgür Özel'in genel başkanlığa seçilmesiyle ilgili tartışmalar mahkemeye taşınmıştı. Parti içinden bazı delegeler, kurultayın 'şaibeli' olduğu iddiasıyla Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açmıştı.
Davaların 6. celsesi görüldü ve mahkeme, davaların konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Böylece CHP delegelerinin açtığı dava sonuçsuz kaldı.
Ayrıca, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş tarafından açılan bir diğer dava ise 'aktif husumet yokluğu' gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Savaş'ın dava açmaya hukuken yetkili olmadığına hükmetti.
Söz konusu bu gelişmelerle birlikte, 38'inci olağan kurultayla ilgili yargı süreci her iki davada da sona ermiş oldu.
CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, Ordu-Giresun Havalimanı'nda yurt içi ve yurt dışı sefer sayılarının artırılmasını talep etti.
ANKARA (İGFA) - CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Ordu'nun dört bir yanında yıllar geçmesine rağmen hâlâ bitirilememiş yollar olduğunu ileri sürdü. İktidarın kent için verdiği 'müjdeleri' gerçekleştirmediğini savunan Torun, Ordu-Giresun Havalimanı'nda ise uçuşların 'sık sık' iptal edildiğini, seferlerin yetersiz olduğunu söyledi.
TBMM'nin resmi internet sitesinde yer alan habere göre uçuş saatlerindeki sorunlar nedeniyle turizm sektörünün zarar gördüğünü, iş insanlarının iş kaybına uğradığını belirten Milletvekili Torun, sadece İstanbul, Ankara ve İzmir'e düzenli uçuşlar bulunduğunu dile getirdi. Havalimanının sadece Ordu'ya değil, tüm Karadeniz'e hizmet ettiğini kaydeden Torun, 'Mutlaka sefer sayıları artırılmalı. Antalya, Bursa, Adana, Gaziantep gibi büyük illere doğrudan uçuşlar düzenlenmeli. Mutlaka yurt dışı uçuşların da sayısının artırılması gerekiyor' dedi.
CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, şeker pancarı alım fiyatlarına ve ithalat verilerine ilişkin yaptığı açıklamada, hem çiftçinin artan maliyetler altında ezildiğini hem de Türkiye'nin giderek şeker ithalatına mahkum edildiğini vurguladı. Sarıbal, 5 yılda 504 bin ton ihracata karşılık 1,3 milyon ton ithalat yapıldığını belirtti.
BURSA (İGFA) - CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM'de yaptığı basın açıklamasında şeker pancarı alım fiyatları ile ithalat rakamlarını değerlendirdi.
Türkiye'nin şeker pancarı üretiminde dünyada 5'inci, Avrupa'da 4'üncü sırada olduğunu belirten Sarıbal, 2024 yılında 3,3 milyon dekar alanda 93 bin çiftçinin 23 milyon ton şeker pancarı ürettiğini hatırlattı.
2025 yılında üretimin yüzde 6,5 düşerek 21,5 milyon tona gerilemesinin beklendiğini ifade eden Sarıbal, mevcut tablonun çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını söyledi.
Türkiye'de faaliyet gösteren 32 şeker fabrikasının yalnızca 14'ünün devletin elinde olduğuna, özel sektör ve kooperatif payının ise her geçen yıl arttığına işaret eden CHP'li Sarıbal, Türkşeker'in 2002'de ülke şeker üretiminin yüzde 74'ünü karşıladığını belirterek, 'Bugün bu oran yüzde 36'ya düştü. Devlet geri çekildikçe çiftçi zayıflıyor, ülke ithalata bağımlı hale geliyor. Türkşeker'in 2025-2026 dönemi için fiyatı 2 bin 975 TL olarak açıklaması üzerine çiftçilerden büyük tepki geldi. Yapılan yeni düzenlemeyle fiyatın 3 bin 100 TL'ye çıkarılması yeterli olmadı. TÜİK Eylül ayı enflasyonunu yüzde 33,2 olarak belirlerken, son bir yılda ÜRE gübresi fiyatı yüzde 75, DAP gübresi yüzde 51, 20.20 kompoze gübre yüzde 49, amonyum nitrat gübresi yüzde 40 oranında artmıştır. Mazot fiyatındaki artış yüzde 31 olurken, fiyatlar, maliyetlerin altında kalmıştır' ifadelerini kullandı.
CHP'li Sarıbal, Türkiye'nin son 5 yıldaki şeker dış ticaretine ilişkin verileri de paylaştı, '5 yılda 504 bin ton ihracata karşılık 1,3 milyon ton ithalat yapıldı. İthalata ödenen döviz 880 milyon doları buldu. Sadece 2025 yılında 108,9 bin ton şeker için 65 milyon dolara yakın ödeme yapıldı. Şeker, stratejik öneme sahip bir ürün olup dışa bağımlılık kabul edilemez. Yerli üretimin muhafaza edilmesi büyük önem taşıyor' diye konuştu.
CHP Lideri Özgür Özel, TBMM'de yaptığı konuşmada 2026 bütçesinde adaletsizlik iddialarını ve KKTC seçimlerine müdahale eleştirilerini dile getirirken, nadir toprak elementleri için miting çağrısı yaptı. Özel, ayrıca Sakarya Bağımsız Milletvekili Ümit Dikbayır'ın CHP'ye katıldığını duyurdu.ç
ANKARA (İGFA) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündeme dair açıklamalarda bulundu.
Özel, Sakarya Bağımsız Milletvekili Ümit Dikbayır'ın CHP'ye katıldığını açıklayarak, 'Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün baba evine hoş geldi. Sakarya'da gelecek seçimlerde 4 milletvekili bekliyoruz' dedi ve Engin Özkoç'a da selam gönderdi.
KKTC SEÇİMLERİ: 'KIBRIS TÜRKİYE'NİN ARKA BAHÇESİ DEĞİL'
KKTC'de Tufan Erhürman'ın Cumhurbaşkanı seçilmesini kutlayan CHP lidrri Özel, 'Kıbrıs'ta kazanan halk ve demokrasi oldu. Katılım oranı yüzde 65 ile önceki seçimleri geçti. AK Parti ve MHP'nin seçime müdahalesi yanlıştı. Bahçeli'nin '82'nci vilayet' söylemi ve meşruiyet tartışması açması kabul edilemez. KKTC bağımsız ve güçlü bir kardeş devlettir' dedi.
Özel, CHP'li belediye başkanlarına yönelik iddianameyi eleştirdi: '578 sayfalık iddianamede delil yok, 'duydum', 'olabilir' ifadeleriyle dolu. Suç örgütü lideri 704 yıl hapisle tutuksuz, başkanlarımız haksız yere hapiste. Zeydan Karalar'ın suçlandığı ihale ödemeleri yalanlandı. İftiralar çöktü, tutuksuz yargılama bekliyoruz.' dedi.
Savcıları 'ahtapot dedirtme' çabasıyla suçlayarak, 'İmamoğlu suç örgütü iddiası için iddianame bile yazılmadı. Masumiyet karinesi nerede?' diye sordu.
2026 BÜTÇESİ: 'VİCDANSIZ VE ADALETSİZ'
2026 bütçesini eleştiren Özel, '2,7 trilyon TL açıkla başlıyor. Faiz giderleri yüzde 40 artacak, çiftçiye hak ettiği 772 milyar yerine 168 milyar TL ayrıldı. Dolaylı vergiler yüzde 63, gelir vergisi yüzde 66 artarken, kurumlar vergisi yüzde 1,5 düşüyor. Zenginden değil, garibandan vergi alınıyor. Erdoğan'ı bütçesini savunmak için Meclis'e çağırıyorum' dedi.
Asgari ücretin satın alma gücünün 16 bin 480 TL'ye düştüğünü belirten Özgür Özel, 'Yüzde 20 zamla 26 bin TL planlanıyor. Sendikalar masayı meydanlara kursun, yanlarındayız' dedi.
KHK mağdurlarına da destek veren Özel, '125 bin 612 kişi ihraç edildi, adil yargılama hakları gasp edildi. KESK'in mücadelesinde yanlarındayız' dedi.
NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ MİTİNGİ
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, nadir toprak elementlerinin Trump'la pazarlık konusu edildiğini iddia ederek, 'Bir alıyorsun, 999'unu Trump'a veriyorsun. Kanun teklifimizle satışını yasaklıyoruz. 26 Ekim'de Eskişehir'de miting yapacağız, herkesi bekliyoruz' dedi.
Özel, konuşmasını 'İftiralarınız çöp oldu, milletin yakasından düşün. Türkiye'nin geleceğini Trump'la trampa etmeyeceğiz' diyerek tamamladı.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır'ın Bursa İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik ifadeleri nedeniyle, hem manevi tazminat davası açıldı hem de savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.
BURSA (İGFA) - CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır hakkında, 19 Ekim Pazar günü gerçekleşen CHP Bursa İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik sözleri nedeniyle hukuki süreç başlatıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Başarır'ın konuşmasında 'Cumhurbaşkanını hedef alan mesnetsiz ithamlar ve hakaretamiz ifadeler' kullandığını belirterek, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 250 bin TL tutarında manevi tazminat davası açıldığını duyurdu.
Ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun 299/1-2. maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğu da bildirildi.
CHP İzmir İl Başkanlığı'na seçilen Çağatay Güç, mazbatasını alması ardından Cumhuriyet Meydanı'nda çelenk töreni düzenlendi.
İZMİR (İGFA) - İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir İl Başkanlığı'nın 39'uncu Olağan Kongresi'nde başkan seçilen Çağatay Güç'ün mazbatasını almasının ardından Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen çelenk törenine katıldı.
CHP İzmir Örgütü'nün yeni kadroları arasında yer alan il yöneticileri, kurultay delegeleri ve il disiplin kurulu üyeleriyle birlikte ilçe belediye başkanları ve örgüt temsilcilerinin katıldığı tören Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve tüm şehitler için saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı okunmasıyla başladı.
Programda ailesiyle yer alan yeni İl Başkanı Çağatay Güç, CHP İzmir İl Kadın Kolları Başkanı Zahide Kurun ve CHP İzmir İl Gençlik Kolları Başkanı Ruhsar Selis Çelik ile Atatürk Anıtı'na çelenk bıraktı.
Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İl Başkanı Çağatay Güç, yeni görevinin gurur verici olduğunu belirterek 'Arkadaşlarımızla beraber ilk önce değerlendirme toplantısı yapacağız. Birbirimizle iletişim ağını geliştirerek ve politikalarımızı belirleyerek yol haritası çizeceğiz. Çalışmalara başlayacağız. Hepimize hayırlı uğurlu olsun. Önümüzdeki dönemin çok daha verimli ve çok daha çalışkan bir dönem olacağına inanıyoruz' dedi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay da İl Başkanı Çağatay Güç'e yeni görevinde başarılar diledi.
Zafer Partisi Tekirdağ İl Başkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulan açılım komisyonuna tepki göstermek amacıyla Çorlu Atatürk Meydanı’nda stant açtı. Parti yönetimi ve üyeler, vatandaşlarla bir araya gelerek bilgilendirme çalışması yaptı.
“Terörle müzakere değil, mücadele edilir”
Partililer, yaptıkları açıklamada açılım komisyonuna tepki göstererek, “Terör açılımı bahanesiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesinin ve değerlerinin hedef alınmasına karşı buradayız. Terörle müzakere değil, mücadele edilir” ifadelerini kullandı.
Etkinlikte dağıtılan “Hatırlatma” başlıklı broşürlerde, geçmişten günümüze terör saldırılarına ilişkin istatistiklere yer verildi. Broşürlerde, “PKK tarafından gerçekleştirilen 78 bin 120 saldırı sonucunda 14 bin 954 güvenlik görevlisi şehit oldu, 21 bin 667 güvenlik görevlisi yaralandı. 6 bin 421 vatandaş hayatını kaybetti, 11 bin 796 vatandaş yaralandı” bilgisi paylaşıldı.
Parti yetkilileri, bundan sonraki dönemde de benzer farkındalık çalışmaları yaparak milli birlik ve devletin temel değerlerini savunmaya devam edeceklerini belirtti.
<p>Haber7 Güvenlik Analisti Dr. Eray Güçlüer, Orta Doğu’daki gelişmeleri tarihsel bir perspektiften değerlendirdi. Güçlüer, ABD ve İsrail’in 1948’den bu yana ortak stratejik hedefinin Filistin’i tamamen ortadan kaldırmak olduğunu belirterek, bölgedeki savaşlar, darbeler ve parçalanma süreçlerinin bu amaca hizmet ettiğini söyledi.</p>
<p>Güçlüer, iki ülke arasındaki çıkar ilişkisini “iki şeytanın pazarlığı” olarak niteleyerek, “Bazen biri diğerini frenliyor gibi görünse de suyun genel akışında bir değişiklik yok” dedi.</p>
<p><strong><span style="color:#A52A2A">“ORTA DOĞU 1973'TEN SONRA PARAMPARÇA EDİLDİ”</span></strong></p>
<p>Dr. Güçlüer, Arap-İsrail savaşlarının ardından bölgenin büyük bir dönüşüm geçirdiğine dikkat çekti:</p>
<p>“1948, 1952, 1967 ve 1973 savaşlarından sonra Orta Doğu paramparça edilmeye başlandı. Diktatörler üzerinden yönetimler değiştirildi, darbeler yapıldı. 1973’ten sonra artık hiçbir devlet İsrail’le savaşabilecek güçte kalmadı.”</p>
<p>Güçlüer’e göre, 1973-1993 arası bir ‘kuluçka dönemi’ olarak geçti ve 1993 Oslo Görüşmeleri sonrasında İsrail, artık devletlerle değil, Filistin Kurtuluş Örgütü, Hizbullah ve Hamas gibi direniş örgütleriyle mücadele etmeye başladı.</p>
<p>Analizine devam eden Güçlüer, “ABD, bölgedeki devletleri yeniden dizayn etti. İsrail artık devletlerle değil, örgütlerle uğraşmak zorunda kaldı. Irak, Suriye, Libya parçalandı; şimdi de hedefte İran var” dedi.<br>
Güçlüer, Filistin içindeki bölünmenin de İsrail’in lehine sonuçlar doğurduğunu ifade ederek, “2007’de Filistin Kurtuluş Örgütü, El Fetih ve Hamas olarak ikiye ayrıldı. Bu ayrılık, İsrail’in işine yaradı. Çünkü bu fitneyi sokan zaten İsrail’di.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
İBB’nin yıllardır hizmet götürmediği bölgelerde belediyenin kendi imkanlarıyla hizmet ürettiğini vurgulayan Candaroğlu, “Vaniköy’deki kaçak yapılar konusunda sesini çıkarmayanlar, Arnavutköy’deki yasal çalışmaları dillerine dolamış” dedi.
Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Arnavutköy Belediyesi ve şahsına yönelik iddialarına belgelerle yanıt verdi. Belediye binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Candaroğlu, “Kamuoyunu böyle saçma ve mesnetsiz iddialarla meşgul etmek istemezdik ama ana muhalefetin şaibeli genel müdürünün iftiralarına bir yanıt vermek zorunda kaldık.” dedi. Başkan Candaroğlu, açıklamasının başında hukuki süreci de duyurarak, “Baştan söyleyeyim, sana 572 bin liralık iftira davası açıyorum. Üç kuruşluk davalar ucuz geldiğinden olsa gerek, iftira ağzına yuva yaptı.” ifadelerini kullandı.
“ASFALTI 2.600 TL’YE ALDIK, BELGELER BURADA! GEL, ASFALT TESİSİMİ GÖR!”
Başkan Mustafa Candaroğlu, son günlerde gündeme getirilen asfalt alım fiyatlarıyla ilgili iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu belirtti. “Kim, nereden 6.500 TL’yi uydurmuş çok merak ediyorum. Biz bu asfaltı 2.600 TL’ye aldık, serimi, nakliyesi, her şeyi dahil 3.695 TL’ye mal ettik. İşte belgesi burada.” diyen Candaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2025 yılı boyunca Arnavutköy’e bir metre asfalt dahi dökmediğini vurguladı. “İBB bu ilçeye 1 metre asfalt dökmediği için yolları yapmak bize düştü. Ama sadece alımla iş bitmiyor. Şimdi kendi asfalt üretim tesisimizi kuruyorum. Gelecek ay hizmete alıyoruz. Yüreğin varsa gel Özgür Bey, tesis nasıl olurmuş, hizmet nasıl üretilirmiş yerinde gör.” ifadelerini kullanan Candaroğlu, “Biz İstanbul’un en düşük fiyatlı ihalelerini yaparken, siz İSFALT’ın alengirli ihalelerine bir bakın; kimlere, hangi yöntemle verildiğini araştırın.” diyerek İBB’ye de gönderme yaptı.
“BOĞAZ’DAKİ KAÇAK VİLLALARA SES ÇIKARMAYANLAR, ARNAVUTKÖY’E DERS VERMEYE KALKIYOR”
Yeşilbayır’daki imar iddialarına da değinen Başkan Candaroğlu, “Ah Özgür Bey ah… Kim veriyor sana bu akılları bilmiyorum ama soyadım dahil söylediğin her şey yanlış. Ben Candarlıoğlu değil, Candaroğlu’yum. Zamanla öğrenirsin.” diyerek sözlerine başladı. Başkan, Yeşilbayır’daki 10 bin 835 ada 2 parselin tespitini yapan, savcılığa bildiren, kaçak eklemeleri yıktıran ekibin bizzat kendi ekipleri olduğunu belirterek, “Hepsinin belgesi elimizde. Fotoğraflarıyla savcılığa ileten de bizim ekip. Boğaz’da kaçak villaları yıkmamak için direnen, Vaniköy’deki malikanelerin kapısına Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü dayanana kadar susan kimdi? Orada sessiz kalanlar, bugün bize ders vermeye kalkıyor.” dedi.
“50 YILDIR BU TOPRAKLARDAYIZ”
Kişisel mülkiyetine dair iddiaları da net bir dille yalanlayan Başkan Candaroğlu, “Evimin çatısından, penceresinden, manzarasından bahsediyor. Buraları belediye başkanı olmadan çok önce aldım. Biz buraya yeni gelmedik; 50 yıldır Arnavutköy’deyiz.” dedi. Başkan, söz konusu yapının 150 metrekare taban oturumuna sahip olduğunu belirterek, “Silivri’deki şahsın Boğaz’a nazır malikanesinin garajı kadar bile değil. Ben Sarıyer’de üç villa almadım, birilerine malikanelerimi döşetmedim. İBB geldi, santim santim ölçtü, bir usulsüzlük bulamadı. İşte belgesi.” diyerek iddiaları çürüttü.
“HADIMKÖY ARAZİSİNDE KAMU ZARARI YOK, AKSİNE 27 MİLYON TL KAMU KARI VAR”
Hadımköy Sanayi Sitesindeki arsa satışına ilişkin iddialara da belgeleriyle açıklık getiren Başkan Candaroğlu, “Belediye fiyat belirlemez, SPK lisanslı değerleme firmaları belirler. 248 milyon TL değer biçilen arsayı ihalede 275 milyona sattık. Yani kamu zararı değil, aksine 27 milyon TL kamu karı var.” dedi. Candaroğlu, “Biz şeffafız, her kuruşun hesabını veririz. Ama iftirayla, algıyla siyaset olmaz.” sözleriyle konuşmasını sürdürdü.
“KAÇAKLA MÜCADELEDE ÇİFTE STANDARTI KABUL ETMİYORUZ”
İmrahor’daki yıkımlar üzerinden yapılan eleştirilere de değinen Candaroğlu, “Bir yandan kaçak yerleri yıkmadığımızı söylüyorlar, diğer yandan yıktıklarımız için eleştiriyorlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Deprem gerçeği ortadayken, kaçak yapıyla mücadele etmeyeceğiz de ne yapacağız?” ifadelerini kullandı.
“HİZMET ETTİKÇE RAHATSIZ OLUYORLAR”
Açıklamasının sonunda Candaroğlu, belediyenin başarılarının bazı çevreleri rahatsız ettiğini vurguladı. “Asfalt üretim tesisimiz, elektrikli ve ücretsiz otobüslerimiz, borçsuz belediyemiz, 18 ayda 90 eserimiz bazılarını korkuttu. Biz hizmet ettikçe rahatsız oluyorlar. Ama Arnavutköy’ün yolunu, meydanını, parkını, tesisini konuşmaya devam edeceğiz.” dedi.
“YANLIŞIN ÜSTÜNE YANLIŞ, İFTİRANIN ÜSTÜNE İFTİRA”
Başkan Candaroğlu, açıklamasının sonunda yaptığı benzetmeyle salondaki gazetecilerin yüzünü güldürdü. “Tüm bu iftiralar bana bir fıkrayı hatırlattı.” diyerek söze başlayan Candaroğlu, şöyle devam etti:
“Çocuğu olmayan Hz. Davut, Allah’a dua etmiş: ‘Yarabbim bana bir kız çocuğu ver, onu sana kurban edeyim.’ Dua tutmuş, kızı olmuş, adını Ayşe koymuş. Vakit gelince Hz. Davut kızı yatırmış, tam kesecekken Azrail bir keçiyle çıkagelmiş: ‘Kızı bırak, bunu kes’ demiş. Dinleyenlerden biri dayanamamış: ‘Yahu bunun neresini düzelteyim; Hz. Davut değil Hz. İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, kurban edilen de keçi değil koç!’ demiş. İşte bu iddialar da tam öyle! Yanlışın üstüne yanlış, iftiranın üstüne iftira!”
Basın toplantısı sonunda Candaroğlu, belgeleri basın mensuplarıyla paylaşarak, “Biz lafla değil belgeyle konuşuruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin gözü kulağı yarın Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki 38. CHP Kurultayı iptal davasına çevrilmişken, parti ile ilgili kritik bir hamle geldi. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 39. Olağan Kurultayı'nın tarihi netleşti. Edinilen bilgiye göre, kurultay 28-30 Kasım tarihleri arasında yapılacak.
Kurultayın Ankara Arena’da gerçekleştirileceği öğrenildi. 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen Olağan Kurultay ile partinin genel başkanlık koltuğuna oturan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, 39’uncu Olağan Kurultay’da tek aday olmasının beklendiği kaydedildi.
Özel’in kurultaya çarşaf liste ile gireceği öğrenildi.
KRİTİK DURUŞMA YARIN
Öte yandan, CHP'nin 4-5 Kasım 2023'te yapılan 38. Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025'teki 21. Olağanüstü Kurultayı'nın iptaline ilişkin davanın beşinci duruşması 24 Ekim tarihinde Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülecek.
CHP’li belediyeler yalnızca İstanbul, Ankara ve İzmir’de değil yönettiği birçok bölgede de halka hizmet etmekte yetersiz durumda.
CHP yönetimindeki birçok belediye halk tarafından şikâyet edilirken şehir merkezlerinde oluşan çöp dağları, su kirliliği, ulaşım sorunları nedeniyle gündeme gelirken bu kez de asfalt çalışmalarındaki yetersizlikle gündeme geldi.
CHP'NİN YÖNETTİĞİ BÖLGELEDE VATANDAŞ İSYAN ETTİ
İzmir ve Adana’dan sonra Mersin’de de asfalt çalışmalarının tamamlanmaması sebebiyle yollara halılar serilmeye başlandı.
Mersin'in Toroslar ilçesine bağlı Akbelen Mahallesi’nde CHP’li belediye 25 gün önce bölgede başlattığı altyapı çalışmasının ardından çukurları asfalt ile kapatmak yerine mucur ve toprak dökerek kapattı.
Belediye yolu olduğu gibi bırakınca vatandaş tozdan korunmak için çareyi yollara halı sermekte buldu. 6 aydan bu yana asfalt çalışmalarının tamamlanmaması nedeniyle tepki gösteren mahalleli ise “Sanki Hindistan sokaklarında yaşıyoruz” diyerek tepki gösterdi.
Ağustos ayında da Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Dağlıoğlu Mahallesi Bahçelievler Caddesi’nde de aynı manzarayla karşılaşıldı.
Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından bölgede başlatılan asfalt çalışmalarının tamamlanması nedeniyle mahalle sakinleri çözümü yollara halı sermekte buldu.
Yoldan geçen araçların kaldırdığı toz, yürüyen insanların çukura takılıp düşmeleri sonrasında kendi çözümlerini üretti.
Mahalle esnafı belediyenin mahalleye hiç bakmadığını söylerken, "Tozun önüne geçmek için evdeki eski halıları getirip yola serdik. Araba geçtiği zaman burada tozdan durulmuyor. Bizde böyle bir çözüm bulduk” dedi.
ZARAR GÖREN ARAÇLAR, ÇUKURA DÜŞEN İNSANLAR
İzmir’in Bayraklı ilçesinde Gümüşpala Mahallesi’nde Temmuz ayında altyapı çalışmaları için kazılan yollar onarılmayınca tozdan etkilenen ve zarar gören araçlar için mahalle sakinleri evlerindeki halıları sokaklara sermekte buldu.
Mahalleli belediyeye durumu ilettiklerini ancak herhangi bir sonu alamadıkları için kedilerince çözüm ürettiklerini ve mağdur olduklarını belirtirken mahalle sakinleri, “Yaz günü sürekli toz, araçlar geliyor, geçiyor. İnsanlar çukura düşüyor. İnsanların araçları zarar görüyor. Çocuklar oynuyor. Çocuklar bisiklete biniyor, çocuklar düşüyor. Artık bunları önlemek adına elimizden gelen buydu. Elimizden geleni yaptık. Halı serdik. Salonda olması gereken halı yolda duruyor şu an. Daha nasıl anlatayım” diye sitem etti.
<p>CHP'nin yönettiği belediyelerde sorunlar bitmek bilmezken bu kez de asfalt çalışmalarında yollar bozuk bırakıldı. İzmir, Mersin ve Adana'daki vatandaşlar çözümü yollara halı sermekte buldu.</p>
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
<p>DEM Parti'li Ahmet Türk, Ankara 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 'Örgüt propagandası yapmak' suçundan yargılandığı davada 'Suçun unsurlarının oluşmadığı' gerekçesiyle hakkında beraat kararı verildi.</p>
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terörsüz Türkiye süreci ve KKTC seçimlerine ilişkin önemli mesajlar verdi.
Bahçeli'nin, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan için "kurucu önder" ifadesini kullanması tartışmalara yol açmıştı. MHP lideri o ifadeyi neden kullandığını ilk kez açıkladı.
"DİL SERT OLURSA ÇİZGİ EĞRİ OLUR"
OdaTV'ye konuşan Bahçeli, terörsüz Türkiye sürecini "İki nokta arasında düz bir çizgi" tanımıyla anlattı.
"Bu iki nokta arasındaki çizgi düz olursa her şey daha net anlaşılır. Süreçte dilimiz sert olursa iki çizgi arasındaki çizgi eğri olur." diyen Bahçeli, bunun hedefe ulaşmayı zorlaştıracağını anlattı.
"KURUCU ÖNDER" İFADESİNE AÇIKLAMA
"'Kurucu önder' ifadesini o yüzden kullandım." diyen Bahçeli, "Burada kimse kaybeden veya kazanan taraf olmayacak. Süreç güzel ilerliyor, kazanan Türkiye Cumhuriyeti olacak." ifadelerini kullandı.
'KKTC TÜRKİYE'YE KATILSIN' SÖZLERİNİ AÇIKLADI
Bahçeli röportajında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki seçimlerin ardından yaptığı "KKTC, Türkiye'ye katılsın." çıkışının nedenini de anlattı.
Seçim öncesinde televizyon kanallarında "Federasyon mu, iki devletli çözüm mü" tartışmaları yapıldığını söyleyen Bahçeli, "Bu yüzden federasyon fikrini savunan bir adayın kazanmasıyla o küçücük federasyon kıvılcımının ateşe dönüşmemesi gerektiğini düşündüğüm için hemen açıklama yaptım." dedi.
"KKTC, TÜRKİYE'YE KATILMALI"
"Bunun beklenti haline gelmesi Türkiye açısından çok tehlikeli bir durum oluşturur." diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
"KKTC'de federasyon, Suriye'deki federasyon amaçlayan güçleri de tetikler. Bu da Türkiye açısından kabul edilemez. Bu kapsamda baktığımızda en doğru kararın KKTC’nin Türkiye’ye katılması olacaktır."
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terörsüz Türkiye süreci ve KKTC seçimlerine ilişkin önemli mesajlar verdi. Bahçeli’nin terör örgütü lideri Abdullah Öcalan için kullandığı “kurucu önder” ifadesi büyük tartışma yaratmıştı. Lider, bu ifadenin arkasındaki gerekçeyi OdaTV’ye yaptığı açıklamada ilk kez açıkladı.</p>
<p>Bahçeli, terörsüz Türkiye sürecini “İki nokta arasında düz bir çizgi” olarak tanımlayarak, “Eğer bu iki nokta arasındaki çizgi düz olursa her şey daha net anlaşılır. Süreçte dilimiz sert olursa bu çizgi eğri olur ve hedefe ulaşmak zorlaşır” dedi.</p>
<p>“Kurucu önder” ifadesini bu anlayışla kullandığını söyleyen Bahçeli, “Burada kimse kaybeden veya kazanan taraf olmayacak. Süreç güzel ilerliyor, kazanan Türkiye Cumhuriyeti olacak” ifadelerini kullandı.</p>
TBMM'nin yeni yasama yılı açılışında Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın çok sayıda muhalefet partisinin liderleriyle bir araya geldiği buluşma CHP’yi rahatsız ediyor.
Günlerdir süren karalama kampanyasına, tarihi buluşmada yer alan Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’dan cevap geldi.
Babacan, partisine yönelik “CHP’ye borçlusunuz, CHP seçmeninin oylarıyla seçildiniz” çıkışlarına karşılık verdi.
Cüneyt Özdemir’in Youtube kanalında gazeteci Kenan Taş’a konuşan Ali Babacan şunları söyledi:
“CHP oylarıyla seçildiler diyene Erbakan gibi ‘hadi oradan’ diyoruz. CHP ‘Siz olmazsanız çoğunluğu sağlayamayız’ diye bize ısrar etti. CHP bir hayır kurumu mu, sebil çeşmesi mi ki sağa sola milletvekili dağıtacak? Beni daha fazla konuşturmasınlar. Deva seçmenini CHP’nin seçmeni yapıp, CHP’nin logosunun altına evet dedirtip sonra ‘vay bu CHP seçmeniydi’ deyip kimse oyun oynamasın. Hakkımızı kimseye gasp ettirmeyiz. Kimseye de borcumuz yok.”
İsrail'in yasa dışı şekilde el koyduğu Özgürlük Filosu Koalisyonu'ndaki gemide yer alan milletvekilleri Sema Silkin Ün, Mehmet Atmaca ve Necmettin Çalışkan, Azerbaycan Havayolları'na ait uçakla İstanbul'a geldi.
Milletvekilleri, İsrail'in başkenti Tel Aviv'de bulanan Ben Gurion Havalimanı'ndan Azerbaycan Havayolları'na ait uçakla öğlen saatlerinde Başkent Bakü'ye gitti.
Yeni Yol Partisinden Denizli Milletvekili Sema Silkin Ün, Bursa Milletvekili Mehmet Atmaca ve Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, daha sonra Bakü'den kalkan Azerbaycan Havayolları'na ait uçakla 22.20'de İstanbul Havalimanı'na indi.
Milletvekilleri, havalimanının VIP salonunda, aileleri, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya ile partililer ve vatandaşlar tarafından karşılandı.
Antalya'da CHP Kumluca İlçe Başkanı Emre Güzelyürek ve yönetim kurulu üyeleri, Kumluca Kaymakamı Bahadır Güneş'i makamında ziyaret etti. Ziyarette ilçedeki çalışmalar ve güncel konular üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.
Mehmet ŞENTÜRK / ANTALYA (İGFA) - CHP Kumluca İlçe Başkanlığı'nın 39. olağan kongresi'nde 104 oy alan Emre Güzelyürek, yeni ilçe başkanı seçilmesinin ardından ziyaretlere başladı.
Emre Güzelyürek ve yeni yönetimi, Kumluca Kaymakamı Bahadır Güneş'i makamında ziyaret etti.
Ziyarette, ilçe yönetimi ile kaymakam arasında karşılıklı selamlaşma ve 'hayırlı olsun' dilekleri paylaşıldı. İlçedeki güncel sorunlar, partinin yerel hedefleri gündeme geldi.
Kaymakam Güneş, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek yerel siyasetin kurumlarla dayanışma içinde yürütülmesi mesajını vurguladı.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. AK Parti Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantı, yoğun katılımla gerçekleşti.
7 BELEDİYE BAŞKANI DAHA AK PARTİ'DE: ROZETLERİNİ ERDOĞAN TAKTI
Toplantıda, farklı partilerden 7 belediye başkanının AK Parti’ye katıldığı duyuruldu. Yeni katılan başkanlara rozetlerini bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan taktı.
Katılım töreninde AK Parti saflarına geçen isimler ve geldikleri partiler şöyle:
Gökhan Budak – Ardahan Göle Belediye Başkanı (CHP)
Abdulbaki Kara – Gümüşhane Şiran Belediye Başkanı (DP)
Abid Özdemir – Muş Bulanık Rüstem Gedik Beldesi Belediye Başkanı (DEVA)
Uşak Ataş – Muş Bulanık Sarıpınar Beldesi Belediye Başkanı (DEVA)
Eşref Varol – Bingöl Merkez Ilıcalar Beldesi Belediye Başkanı (YRP)
Soner Erkan – Giresun Ören Beldesi Belediye Başkanı (YRP)
Hayrettin Küçük – Bingöl Merkez Sancak Beldesi Belediye Başkanı (YRP)
ERDOĞAN: "AK PARTİ, HİZMET SİYASETİ İLE BÜYÜDÜ"
Rozet takma töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin hizmet siyasetiyle büyüdüğünü vurguladı. Erdoğan, “Partimize katılımlar güçlenerek devam ediyor. Halkımızın teveccühü, doğru yolda olduğumuzu bir kez daha gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
İngiltere’de siyasi partiler bir yılın muhasebesini geleneksel hale gelen ‘Sonbahar Konferans’larında yaparlar.
Partilerin kurmayları, liderliğe hazırlananlar de bu konferanslarda delegelere dolaylı mesajlarını ulaştırır.
Bu yıl yapılan konferanslarda iktidar ve muhalefetin ana partilerinin ortak mesajını “göçmen”ler oluşturdu.
Muhalefette iken göçmen dostu olan soldaki İşçi Partisi iktidara gelince aşırı sağ partilerin göçmen politikalırını geride bırakan uygulamaları hayata geçirme telaşına kapıldı.
Yakın zamana kadar parlamentoda birkaç sandalyeye bile sahip olmayan ve geniş bir kesimin “aşırı sağ” olarak nitelediği Reform UK'inanketlerde iktidar namzeti olması, ülkenin kemikleşmiş Muhafazakar Partisi ile birlikte “solcu” İşçi Partisi’ni göçmen karşıtı kampa doğru sürükledi.
İşçi Partisi hükümeti, göçmenlere yönelik en ağır düzenlemeleri hayata geçirmek için acele ettiğini sonbahar konferansında başbakan Keir Starmer ve kabine üyeleri tarafından doğrudan dile getirildi.
Muhafazakar Parti de, bu konuda daha önde görünmek için göçmenleri nasıl sınır dışı edeceğini rakamlarla ifade etti.
KEMI BADENOCH, DONALD TRAMP’IN İZİNDEN GİDİYOR
Muhafazakar Parti, bir sonraki genel seçimi kazanması halinde yılda 150 bin göçmeni sınır dışı etme sözü verdi.
The Standard’ın haberine göre, parti lideri Kemi Badenoch, ABD Başkanı Donald Trump’ın sınır dışı etme planlarına benzer tarzda “Removals Force” ekibi kurmayı hedefliyor.
“Removals Force” ekibi için 1,6 milyar pound bütçe ayrılacağı ve bu plan kapsamında görevlendirilenlere yasadışı göçmenleri tespit etmek için yüz tanıma sistemlerini kullanmak gibi yetkiler verileceği belirtiliyor.
Görevlendirilecek ekiplerin polisle yakın işbirliği içinde olmasının beklendiği ifade ediliyor.
İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan verilere göre, bu yıl şimdiye kadar küçük botlarla ülkeye gelenlerin sayısı 34 bin 401’e ulaştı.
Böyle giderse 2025 yılında bu konuda rekor kırılmasının beklendiği aktarıldı.
Bursa'da Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, CHP Nilüfer İlçe Başkanlığı'na yeniden seçilen Özgür Şahin ve yönetim kurulunu ziyaret ederek yeni görevlerinde başarılar diledi.
BURSA (İGFA) - Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Cumhuriyet Halk Partisi Nilüfer İlçe Başkanlığı görevine yeniden seçilen Özgür Şahin ve yönetim kuruluna hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. CHP Nilüfer İlçe Başkanlığı'nda gerçekleşen ziyarete, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları Serpil Altun, Okan Şahin ve Mahmut Demiröz ile Nilüfer Belediye Meclis Üyeleri de eşlik etti.
Ziyarette konuşan Başkan Şadi Özdemir, ilçe kongresinin tamamlanmasının ardından CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin ve yönetim kurulunu tebrik etti. Kongre sürecinin ardından partinin kurucu değerleri ve ortak hedefler doğrultusunda daha güçlü bir dayanışma ile yeni döneme gireceklerini belirten Başkan Şadi Özdemir, 'Nilüfer Belediyesi olarak, her zaman daha iyisini yapmak için çalışıyoruz. Bundan sonra da daha iyi hizmetler yapacağımıza inanıyorum. Bu süreçte CHP Nilüfer İlçe Yönetimimiz ile dayanışma içerisinde çalışmaya devam edeceğiz.' dedi.
CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin ise Başkan Şadi Özdemir ve beraberindeki heyete nazik ziyaretleri için teşekkür ederek, kendilerine 2 yıllık yol haritası oluşturacaklarını söyledi. Nilüfer'in yalnızca Bursa'da değil, Türkiye genelinde örnek bir ilçe olduğunu vurgulayan Şahin, gelecek yerel ve genel seçimlerde partinin başarısını artırmak için çalışacaklarını ifade etti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 28. Dönem 4. Yasama Yılı'nın açılışında, TBMM'nin Türk milletinin iradesinin merkezi olduğunu vurguladı. CHP'yi eleştirerek, 'Meclis'e saygısızlık Türk milletine saygısızlıktır' diyen Bahçeli, 'Terörsüz Türkiye' hedefini yineleyerek, Gazze'deki soykırıma karşı da sert mesajlar verdi.
ANKARA (İGFA) - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 7 Ekim 2025'te TBMM'nin 28. Dönem 4. Yasama Yılı'nın ilk grup toplantısında yaptığı konuşmada, Meclis'in Türk milletinin göz bebeği olduğunu vurguladı.
Bahçeli, 'Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasinin can damarı, devletimizin kurucu temelidir. Hâsılı kelam, TBMM Türk milletinin ta kendisidir' dedi.
CHP'YE SERT ELEŞTİRİ: 'MECLİS'E SAYGISIZLIK, MİLLETE SAYGISIZLIK'
1 Ekim 2025'teki Meclis açılış oturumuna katılmayan CHP'yi sert bir dille eleştiren Bahçeli, 'Sudan bahanelerle Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmasına tahammülsüzlük gösteren CHP, Türk milletine saygısızlıkta üst faza geçti. CHP'nin siyaseti mefluç ve meşruiyet zaafıyla malul. Rüşvet ve yolsuzluk çamuruna batan CHP, Türkiye'yi yok sayıyor' diye konuştu.
CHP lideri Özgür Özel'in, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM'deki konuşmalarını eleştirerek 'İsrail'in sesi olduğunu' iddia etmesini 'siyasi bühtan' olarak nitelendiren Bahçeli, 'Egemenlik ve meşruiyetin kaynağı Türk milletidir. Mavi Vatan'a masal diyen, Karabağ zaferinden rahatsız olanlar CHP'de' diyerek tepki gösterdi.
Gazze'deki insani felakete dikkat çeken Bahçeli, 'Küresel Sumud Filosu'nun 36'sı Türk 137 aktivistin gözaltına alınmasına rağmen direniş umutlarını kamçılaması başarıdır' dedi. İsrail'i 'soykırımcı' ve 'barış düşmanı' olarak tanımlayan Bahçeli, Hamas'ı 'terör örgütü değil, vatanını savunan direniş örgütü' olarak nitelendirdi. 20 maddelik Gazze Planı'na Hamas'ın olumlu yaklaşımını memnuniyetle karşıladığını belirten Bahçeli, İsrail'in sabotaj riskine karşı uyarak, 'İsrail barışa tamam demezse, zora dayalı askeri seçenekler meşru hale gelebilir. Kudüs Paktı kurulmalı' önerisinde bulundu. Filistin'in 1967 sınırlarıyla, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet olarak tanınması gerektiğini vurguladı.
'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' HEDEFİ
'Terörsüz Türkiye' hedefini 'barış, huzur ve kardeşlik yüzyılı' olarak tanımlayan Bahçeli, MHP'nin 9 bölgede düzenlediği 'Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik' toplantılarının başarıyla tamamlandığını belirterek, 'Hayırlı Günler Komşum Ziyaretleri' ile saha çalışmalarının süreceğini söyledi. 'Kürt kardeşlerimin terörle bağı yoktur. Silah varsa siyaset yoktur. Siyaset olacaksa silahlar yakılmalı' dedi. PKK'nın 27 Şubat 2025'te silah bırakma çağrısına uyduğunu, ancak SDG/YPG'nin bu çağrıya riayet etmediğini ifade eden Bahçli, İmralı'ya milletvekillerinin giderek yüz yüze görüşme yapmasını önerdi.
Bahçeli, 'Türk'üyle Kürdü'yle, Alevi'siyle Sünni'siyle Türk milleti biriz. Ayrımcılık tohumları çürütülecek. Ziya Gökalp'in dediği gibi, millet müşterek duygular ve misaklar etrafında toplanan dayanışmacı bir topluluktur' diyerek birlik mesajı verdi.
TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmalarını desteklediklerini belirten Bahçeli, 'Terörsüz Türkiye, güçlü ve güvenli Türkiye'dir. Şehit ailelerimiz kaygılanmasın, pazarlık içinde değiliz' diyerek Cumhur İttifakı'nın duruşunu vurguladı.
Cumhuriyet Halk Partisi'nde istifa dalgası sürüyor...
Antalya'da Aksu Kadın Kolları Başkanı Menzil Çakmak, görevinden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurdu.
İSTİFA GEREKÇESİNİ ANLATTI
Çakmak, yaptığı yazılı açıklamada, "Geçtiğimiz süreçte yaşanan ve partimizin büyüme çabalarını engelleyen uygulamalar nedeniyle görevimi sürdürmenin artık mümkün olmadığı kanaatine vardım." ifadelerini kullandı.
ÜYELİKLER ENGELLENDİ, EVRAKLAR PARÇALANDI
Çakmak, İlçe Başkanlığı tarafından partiye üye olmak isteyen vatandaşların başvurularının kasıtlı olarak engellendiğini ve bazı evrakların yok edildiğini öne sürdü.
Ayrıca, CHP Net sistemi üzerinden yapılan online üyeliklerin de çeşitli bahanelerle iptal edildiğini savundu.
FİZİKSEL SALDIRI VE ŞİDDET İDDİASI
Açıklamasında ilçe delege seçimleri sırasında yaşanan bir olaya da dikkat çeken Çakmak, İlçe Başkanı'nın yeğeni tarafından kendisi ve ailesine sözlü ve fiziksel saldırıda bulunulduğunu iddia etti.
Oğlunun darp edildiğini ve kendisinin de fiziksel şiddete maruz kaldığını belirten Çakmak, bu olayların ailesi üzerinde derin etkiler bıraktığını söyledi.
"İL BAŞKANLIĞI SESSİZ KALDI"
Yaşanan olayları defalarca CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı ve Kadın Kolları İl Başkanı Necla İnci Bayrak’a ilettiğini belirten Çakmak, buna rağmen herhangi bir destek alamadığını iddia etti.
Çakmak, partinin "koltuk koruma" anlayışıyla hareket ettiğini ve bu durumun örgüt içindeki çalışma azmini kırdığını ileri sürdü.
"DEĞERLERİMLE ÖRTÜŞMEYEN BİR YÖNETİM ANLAYIŞI"
Çakmak, "Tüm bu nedenlerle, üzerimdeki baskılar, yaşanan şiddet olayları ve partinin benim değerlerimle örtüşmeyen yönetim anlayışı nedeniyle CHP Aksu İlçe Kadın Kolları Başkanlığı görevimden istifa ediyorum." dedi.
Çakmak, açıklamasının sonunda partide emek veren yol arkadaşlarına teşekkür ederek, "gerçek anlamda halkın partisi olma" mücadelesini sürdüreceklere başarılar diledi.
Bir yandan şaibeli kurultay davası diğer yandan belediyelere yönelik yolsuzluk soruşturmaları ile mücadele eden CHP'de kazan kaynamaya devam ediyor.
KONGRELERE DEVAM ETTİLER
Para karşılığı oy kullandırma ve delege transferi gibi skandal iddiaların üzerine gidip iç soruşturma başlatmak yerine mahkemeyi sonuçsuz bırakabilmek için adımlar atan parti yönetimi, büyük tepkilere rağmen temmuz ayında kongreler takvimini de ilan etmişti.
DELEGE SİSTEMİNDE KÖKLÜ DEĞİŞİME GİTTİLER
Mahkeme kararını beklemeden harekete geçen CHP yönetimi, 13 Ağustos’ta başlayan mahalle seçimleriyle delege yapısında köklü değişiklikler yapmaya başladı.
Katılım oranının yüzde 25 civarında kalması ve genel merkez baskısı ile dikkat çeken seçimlerin ardından, ilçe kongreleri süreci hız kazandı.
300'E YAKIN İLÇE BAŞKANI GÖREVDEN ALINDI
Geçen hafta tamamlanan ilçe kongrelerinde yaklaşık 300 ilçe başkanının değiştiği bildirildi.
Bu rakam, parti genelindeki ilçe başkanlarının neredeyse üçte birine denk geliyor.
Görevden alınan ilçe başkanlarının çoğunun, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu döneminde atandığı ve Kılıçdaroğlu’na yakın isimler olduğu belirtiliyor.
Parti içi kaynaklar, genel merkezin müdahalesiyle bu isimlerin görevlerini kaybettiğini iddia ediyor.
İL BAŞKANLIKLARINDA DA DEĞİŞİM KAPIDA
İl kongrelerinde de benzer kapsamlı değişikliklerin yaşanması bekleniyor.
En az 25 ilin başkanının görev değişikliği yaşayacağı ve genel merkezin desteklediği adayların seçilmesi için hazırlık yapıldığı öğrenildi.
MUHALİFLER TASFİYE EDİLİYOR
Kongreler tamamlandığında, parti içinde Kılıçdaroğlu’na yakın muhalif grupların etkisinin tamamen ortadan kaldırılması hedefleniyor.
Parti yönetimi, bu adımla yeni dönemde kendi kontrolünü güçlendirmeyi planlıyor.
YENİ KURULTAY TARİHİ BUGÜN NETLEŞİYOR
Öte yandan, bugün yapılacak Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında 39. Olağan Kurultay tarihinin açıklanması bekleniyor.
Şaibeli kurultay davası nedeniyle belirsizlik devam ederken, parti yönetimi mahkeme kararını beklemeden olağan kurultayı gerçekleştirme kararı alarak süreci daha da karmaşık hale getiriyor.
İzmir'de bir otelde AK Parti İl Danışma Meclisi Toplantısı düzenlendi. Toplantıya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, önceki dönem Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, AK Parti İzmir İl Koordinatörü Zafer Işık, AK Parti İzmir milletvekilleri Ceyda Bölünmez Çankırı, Şebnem Bursalı, Yaşar Kırkpınar, Mehmet Ali Çelebi, Mahmut Atilla Kaya, önceki dönem Gençlik ve Spor Bakanı ve AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Kasapoğlu, AK Parti MKYK üyesi Hamza Dağ ile AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ve partililer katıldı.
Bakan Işıkhan, kurulduğu günden bu yana dayanışmayı temel prensip olarak benimsemiş bir parti olarak bu toplantıları kıymetli bulduğunu dile getirdi. Bakan Işıkhan, “23 yıldır, davamızın lideri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın riyasetinde, memlekete hizmet vazifesini gururla taşıyan, imha değil inşa etmek için görev yapan ve bu anlayışla aziz milletimiz için çalışmayı şeref sayan bir kadroyuz. Bizler, vatandaşlarımıza karşı sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirmenin gayreti içerisindeyiz. Malum söz konusu İzmir Büyükşehir ve ilçe belediyeleri olduğunda kelimeler kifayetsiz kalıyor. Şehre adım attığınız andan itibaren, zaten söze gerek kalmıyor, karşılaştığımız tablo her şeyi açık seçik bir şekilde ortaya koyuyor. Üzülerek söylüyorum ki İzmir çöp dağlarından ve kokudan geçilmiyor. Özellikle Çiğli’de, Karşıyaka’da, Buca’da, Bayraklı’da her gün yeni bir çevre felaketiyle karşı karşıya kalıyoruz. Maalesef şimdi İzmir’in dağlarında çiçekler değil, çöp yığınları büyüyor. CHP’nin çöp toplamayı, sokakları temizlemeyi, en basit belediye hizmetlerini dahi yerine getirebilmeyi öğrenmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
‘YÜZLERİ DAHİ KIZARMIYOR’
Kentte gündemin hala çöp, çukur, çamur ve susuzluk sorunu olmasından rahatsız olduklarını dile getiren Bakan Işıkhan şöyle devam etti:
“En acısı da bizler neredeyse çeyrek asırdır, doğudan batıya kuzeyden güneye bütün şehirlerimiz için gece-gündüz çalışan kadrolar olarak bu durumdan utanç duyuyoruz. Ancak, bu rezaletten sorumlu olanların yüzlerinin dahi kızarmaması düşündürücüdür. Ve ne yazık ki belediye başkanları illerinde, ilçelerinde, pişkin pişkin rahatlıkla dolaşabiliyor. İzmir gibi bir şehrin, tek derdi şahsi çıkarları olan bu zihniyetin elinde heba olmaması için bizler devlet olarak, bugüne kadar elimizden gelen her türlü adımı attık, atmaya da devam ediyoruz. İzmir’deki su sorununu Tarım ve Orman Bakanlığımız, çevre sorunlarını Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız çözüyor. Çünkü biz ülkemize ve milletimize sunduğumuz hizmetleri, bir siyasi hesaplaşma aracı olarak görmüyoruz. Bizler hiçbir ayrım gözetmeksizin bütün vatandaşlarımızın, en iyi hizmetleri eşit derecede hak ettiğine inanıyoruz."
‘YOLSUZLUKLARLA KARŞI KARŞIYAYIZ’
İzmir’in sadece Ege’nin değil, Türkiye’nin ve bölge coğrafyasının da göz bebeği olduğuna dikkati çeken Bakan Işıkhan, “Şehrimizde yaşanan tüm bu çevre felaketlerinin temelinde yatan asıl nedenlerden birisi de malumunuz, belediye çalışanlarının haklarının teslim edilmemesi, işçinin, emekçinin alın terinin hiçe sayılmasıdır. Maalesef, İzmir Büyükşehir ve ilçe belediyelerinde haksız, hukuksuz bir şekilde işten çıkarılarak greve gitmek zorunda bırakılan işçi sayısına her gün bir yenisi daha eklenmeye devam ediyor. Yolsuzluklarla, rüşvetle, irtikapla, hiç kimseye faydası olmayan fuzuli harcamalarla çarçur ettikleri belediye bütçelerinin verdiği açığın faturasını işçimize, emekçimize kesmeye çalışan utanmaz bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız. Biz yıllarca yorulmadan, dinlenmeden aziz milletimizin istikbali için çalışırken, birilerinin de maalesef yıllarca yorulmadan, dinlenmeden milletin alın terini emeğini, hakkını çalma, gasbetme derdinde olduğuna hep birlikte şahit oluyoruz. Tüm bunları, aziz milletimizin vicdanına bırakıyorum" diye konuştu.
‘BORCUNUZU YAPILANDIRALIM’
Işıkhan, “Altından kalkılamayacak boyutlara ulaşmış borç yüküyle, 86 milyon vatandaşımızın hayat garantisi olan SGK’yı sömürme yarışına girenler, işçinin maaşını ödeme konusunda ne yazık ki hiçbir gayret göstermiyorlar. 'SGK’ya olan prim borçlarımız yüzünden çalışanların maaşlarını ödeyemiyoruz' diyerek, özrü kabahatinden beter bir söylemle günü kurtarma derdinde olanlara buradan bir kez daha ifade ediyorum; bu borçların ve ekmeğine göz dikilen işçilerimizin sorumlusu devlet değil, CHP belediyeleridir. Kadın-erkek, genç-yaşlı demeden kapı dışarı edilen çalışanlarımızın hakkını koruyacağımızı ve emekçimizin yanında olmaya devam edeceğimizi tekrar vurgulamak isterim. Bugüne kadar Sosyal Güvenlik Kurumu’muzun bütün tahsilatlarını adaletle ve iyi niyetle gerçekleştirmek için elimizden gelen her türlü kolaylığı sağladık. İl müdürlüklerimiz aracılığıyla 'Gelin SGK’ya olan borcunuzu ödeyin, ödemekte zorluk çekiyorsanız borcunuzu yapılandıralım, taksitlendirelim' dedik. Bu çağrımıza yapıcı bir şekilde karşılık veren belediyelerimize gereken kolaylığı sağladık. Ancak tüm bunlara rağmen hala kabahatlerinin faturasını devlete ve millete kesme çabasında olan belediyeler için şartların daha fazla esnetilemeyeceğini bir kez daha ifade ediyorum" ifadelerini kullandı.
‘CHP YATIRIMLARI BALTALAMA DERDİNDE’
AK Parti teşkilatları olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yapacakları çok işleri olduğunu dile getiren Bakan Işıkhan, “Kalkınma hamlelerimizi hızlandırmanın dünya ölçeğinde Türkiye Yüzyılı şehirlerini inşa etmenin yollarını ararken Türkiye’nin en önemli şehirlerinde susuzluk, çöp, çukur gibi 80’li, 90’lı yılların kronik sorunlarıyla uğraşmak durumunda kalıyoruz. Kalkınmayı, yerelde dahi sekteye uğratan CHP yüzyıllık yürüyüşümüze hiçbir katkı sunmadığı gibi yapılan yatırımları da baltalama derdinde. Ülkemizi dünya standartlarının da üzerinde bir konuma taşımaya çalışırken; CHP çöp, çukur, çamur siyasetinde markalaşma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Her gün yeni eserlerle büyümeye devam eden Türkiye’nin, bu sorunlarla kaybedecek ne zamanı ne de parası vardır. 7'den 70'e 86 milyon vatandaşımızın refahı, istikrarla büyüyen ülkemizin, hedeflediği seviyelere ulaşması için daha çok çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz" dedi.
‘ZULME VE ADALETSİZLİĞE KARŞI’
Gazze’deki, Kudüs’teki, Doğu Türkistan’daki, Filistin’dekilerle birlikte dünyanın dört bir yanında zulüm altında yaşayanların yanında olmaya devam edeceklerini vurgulayan Işıkhan, “Tek derdi, Gazze’deki bebeklere, bebek maması götürmek ve sahillerde büyük bir umutla dünyanın vicdanlı insanlarını bekleyen yavrularla kucaklaşıp, onları teselli etmek olan bir avuç masum sivile dahi tahammülü olmayan katil İsrail’in zulmüne her zaman, her mecrada karşı durmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle, Küresel Sumud Filosu’na katılarak, İsrail’in soykırımına karşı onurlu bir duruş sergileyen, soykırım ablukasını kırma yönünde büyük bir direniş sergileyen tüm kardeşlerimizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Uluslararası sularda, filoya yapılan bu vahşi terör eylemi, kana doymayan İsrail’in sadece Gazze’yi değil bütün insanlığı hedefe koyduğunun da en net kanıtıdır. Katil İsrail’in filodaki aktivistlere karşı gerçekleştirdiği terör eyleminin asla kabul edilemeyeceğini ve saldırının faillerinin hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini, bunun da tüm dünyanın sorumluluğunda olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum. Dünyanın neresinde olursa olsun, şartlar ne olursa olsun, zulme ve adaletsizliğe karşı sabitkadem durmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
‘CHP’NİN İZMİR’DE TEK BAŞARISI, YALAN ÜRETMEK’
AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, yeni yasama yılının açıldığı gün Meclis’te grubu bulunan tüm partilerin milletvekillerinin orada bulunduğunu belirterek, “Ancak bir grup, milletin kürsüsünde yoktu. Hepinizin bildiği gibi tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi Grubu. Onlar Ankara’da yoklar, onlar İzmir’de de yoklar. İzmir’in sorunlarında yoklar, İzmir’in krizlerinde yoklar, İzmir’in sokaklarında hiç yoklar. Ama hamdolsun, biz varız. Milletvekillerimizle varız. Teşkilatımızla varız. Cumhurbaşkanımızla varız" dedi.
“Kendi meşruiyetlerine bakmadan bizim meşruiyetimize saldırmaya çalışıyorlar" diyen İnan, "CHP’nin bırakın meşruiyeti masumiyeti de kalmamıştır. Siz masumiyeti de meşruiyeti de olmayan bir yapıya büründünüz. Sayın Özgür Özel’in yaptığı son meşru hareket, Sayın Cumhurbaşkanımızı AK Parti Genel Merkezimizde ziyaret etmesidir. Milleti temsil eden makama saldırmaya başladıkça, saygı göstermemeye başladıkça Özgür Özel masumiyetini yitirmeye başladı. İşte bakın bugün suç örgütlerinin eylemlerini aklama derdinde, delil karartma peşinde. Muhalefetin Genel Başkanının adı bunlarla anılabilir mi? Siyasette meşruiyet tartışması yapılacaksa, bu tartışma sadece ve sadece CHP’nin üzerinde yapılır. CHP’nin her sözü ve her hareketi millet düşmanlığına dayanır. CHP, ülkenin tüm menfaatlerinin karşısında durmayı marifet zanneder. Cumhurbaşkanımızın her yurt dışı ziyareti öncesi dışarıdan talimat bekler. Türkiye’ye kaybettirerek siyaset yapmak ister. Çünkü CHP Genel Başkanlık makamının iradesi suç örgütleri tarafından ipotek altına alınmıştır. CHP, meşruiyeti hatırlamak istiyorsa her seçim sonrası yaptığı itirazlara, milletin iradesini tanımayan açıklamalarına ve kendi içindeki kurultay kavgalarına baksın" ifadelerini kullandı.
‘SİLİVRİ’YE DANIŞMA KENDİ PARTİNE DANIŞ’
Özgür Özel’e eleştirilerini sürdüren İnan, “Sen daha kendi partin içinde meşru değilsin. Kendi milletvekillerinin onayını alamadın. Kendi partini dinlemek yerine İstanbul’u talan etmiş Silivri’deki hırsızları dinliyorsun. Her konuşmandan önce Silivri’yi ziyaret ediyorsun, gerekli talimatları alıyorsun. Silivri’ye danışma, kendi partine danış. Siyasi rehin olma, çok olmak istediğin meşru genel başkan ol. Silivri’ye gide gide İzmir’i unuttun. Bursa’yı unuttun, Balıkesir’i unuttun, Denizli’yi unuttun. Her gün bir yenisini aldığınız ihraç kararları, CHP’nin içine düştüğü büyük çelişkiyi apaçık ortaya koydu” dedi.
’25 YILDA BU TEŞKİLATIN İZİ VAR’
AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Kasapoğlu ise AK Parti’nin bir tabeladan, bir bina ya da tüzükten ibaret olmadığını söyleyerek, “AK Parti gönüllerin birlikteliğinden, birlikte çarpan yüreklerden ibaret. Bu hareketin lideri dünya lideri Recep Tayyip Erdoğan. Çeyrek asra mührünü vuran bir lider. Dünyaya nizam veren bir lider. İşte en son Birleşmiş Milletler kürsüsünde gördüğümüz dünyanın 5’ten büyük olduğunu, adaletin önemli olduğunu dünyaya haykıran liderdi. İkili temaslarda gördünüz Amerika’da. Ticaret masasında, siyaset masasında lider. Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında duran, ona güç veren bu teşkilat var. Dünyanın gıpta ettiği bir teşkilat var. Aynı duaya amin diyen, aynı engelleri birlikte aşan teşkilat AK Parti teşkilatıdır. Bundan sonra da yine bu teşkilatla Türkiye vizyonunu hep birlikte inşa edeceğiz. 25 yılda bu teşkilatın izi var. Bu şehrin alt yapısını tesis etmesi gerekenlerin bu şehrin nasıl altını üstüne getirdiklerini, çöp dağlarına mahkum ettiklerini susuzlukla, krizlerle baş başa bıraktıklarını görüyoruz. Daha çok çalışmamız gereken zaman var. Bu şehrin insanına daha çok gayret göstermemiz gereken projeler var" ifadelerini kullandı.
‘İZMİR GÜÇLÜYSE TÜRKİYE GÜÇLÜDÜR’
AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı da dünyanın çok sayıda savaşa sahne olduğunu belirtip, “Bizler birlik beraberlik içinde olursak bu ülke emniyet içerisinde olur. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, ‘İlk cepheyi takip edelim, safları sıklaştıralım’ dedi. Bunun ne anlama geldiğini görüyoruz. Bu söz sadece teşkilatlarımızda değil tüm dünyada karşılık bulmaya başlamıştır. 'İlk cepheyi takip altında tutalım' derken teşkilatlara ciddi mesaj veriyor. 'Birbirinizin altını oymayın, birbirinizin aleyhine konuşmayın' diyor. Bu duruşu göstermezsek vebali üzerimize olur. İzmir teşkilatı güçlüyse AK Parti güçlüdür, Türkiye güçlüdür” dedi.
Toplantının devamında AK Parti İzmir İl Başkanlığı'nın faaliyet videosu izletildi. Toplantı daha sonra basına kapalı olarak devam etti.
‘Asırlık Birlik Sonsuz Kardeşlik Buluşmaları’ kapsamında Adana’da düzenlenen programa katılan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, programın ardından Sarıçam’da geçtiğimiz 13 Eylül’de açılışı gerçekleştirilen Ferdi Tayfur Sanat Merkezi ve Müzesini ziyaret etti.
İlk olarak Sarıçam Belediyesi hizmet binasında Başkan Bilal Uludağ ile bir araya gelen Özdemir, ilçeye kazandırılan hizmet ve projeler hakkında bilgi aldı. Ardından Başkan Uludağ ile birlikte Ferdi Tayfur Sanat Merkezi ve Müzesi’ni gezen Özdemir, müzedeki özel eşyaları, kıyafetleri, plak ve kasetleri inceledi; Nisan Yağmuru Müzik Kütüphanesi, Emmioğlu Yazlık Sineması ve Şekerci Çırağı Sanat Atölyesi gibi bölümlerde incelemelerde bulundu.
Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan İsmail Özdemir, Ferdi Tayfur’un sadece Adana’nın değil, Türk milletinin yetiştirdiği en önemli sanatçılardan biri olduğunu vurgulayarak şunları söyledi “Ferdi Tayfur, eserleri ve şahsiyetiyle yüzyıllar boyunca anılacak muazzam bir sanatçıdır. Böylesine büyük bir sanatçının memleketinde, böylesi anlamlı bir eseri görmekten büyük memnuniyet duydum.
Bu müze yalnızca Ferdi Tayfur’un sanatını ve kişiliğini yansıtmıyor; aynı zamanda Adana’nın sanat potansiyelini de geleceğe taşıyan bir kültür mirası niteliği taşıyor. Türkiye’de yalnızca Milliyetçiliğin değil aynı zamanda kültür ve sanatın yaşatılması konusunda da fikir önderi olan, aynı zamanda Ferdi Tayfur hayranlığı tüm kamuoyunca malum olan Bilge Liderimiz Devlet Bahçeli Bey’in talimatları doğrultusunda böylesine eşsiz bir çalışmayı ortaya koyan, üretken belediyeciliğin vizyonunu sanata ve kültüre yansıtan Sarıçam Belediye Başkanımız Sayın Bilal Uludağ’ı kutluyorum.”
Dünyanın farklı ülkelerinde birçok sanat merkezini gezme imkanı bulduğunu, ancak Ferdi Tayfur adına yapılan bu müzenin çok özel bir eser olduğunu dile getiren Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü “Henüz açılışının üzerinden kısa bir süre geçmesine rağmen bu müze, estetiği, mimarisi ve içeriğiyle taşıdığı vizyonu açıkça ortaya koyuyor. İnanıyorum ki Ferdi Tayfur Sanat Merkezi ve Müzesi, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin en önemli sanat merkezlerinden biri haline gelecektir. Ayrıca akşam saatlerinde bile vatandaşlarımızın aileleriyle birlikte burayı ziyaret etmesi, çocuklarıyla güzel anılar biriktirmesi de bu eserin maksadına ulaştığını göstermektedir. Hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Adana İl Başkanı Yusuf Kanlı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talimatları doğrultusunda başlatılan “Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik” temalı “Terörsüz Türkiye İçin Millî Birlik ve Dayanışma Buluşmaları” kapsamında 27 Eylül Cumartesi günü Adana’da düzenlenecek olan büyük toplantıyla ilgili açıklamalarda bulundu.
MHP Adana İl Başkanı Yusuf Kanlı, basın mensuplarıyla gerçekleştirilen sohbet programında, Genel Başkan Yardımcısı Edip Semih Yalçın’ın divan başkanlığında 27 Eylül Cumartesi günü saat 13.00’te Adnan Menderes Kapalı Spor Salonu’nda yapılacak toplantının, Türkiye’nin birlik ve beraberliğine güçlü bir katkı sunmayı amaçladığını ifade etti.
Başkan Yusuf Kanlı, “Liderimiz Sayın Devlet Bahçe’nin çizdiği vizyon doğrultusunda; kardeşliği büyütmek, birliği pekiştirmek ve teröre karşı topyekûn duruşumuzu göstermek için bu buluşmaya herkesi davet ediyoruz.” diyerek; tüm Adanalıları ve Çukurova halkını bu anlamlı programa katılmaya çağırdı.
Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Başkan Vekili ve Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cafer Esendemir’in misafir olarak katıldığı basınla sohbet toplantısında MHP Adana İl Başkanı Yusuf Kanlı, MHP Adana’nın ev sahipliğinde yapılacak toplantıya Osmaniye, Hatay, Kahramanmaraş, Karaman, Kayseri, Mersin, Nevşehir, Niğde teşkilatlarının da iştirak edeceğini bildirdi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bolu’daki milletvekili kampında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan’la aynı karede yer almaları ve Meclis açılışını boykot etmeleriyle ilgili tartışmalara değinen Özel, “Adımın Özgür olduğu kadar her iki karardan da eminim” dedi.
Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, Keşan Gazi Evrenos KYK Erkek Yurdu’nun Yenimuhacir’e taşınması sürecinde 5 ay geçmesine rağmen 7 sorusuna yanıt alamadığını belirterek, yeni bir basın açıklaması yaptı. Başkan Konak, “Taşınma sonrası titiz çalışmalar sürüyor denildi, ama yağmurlama sistemi, acil kapılar ve yangın önlemleri gibi eksiklikler ne durumda?” diye sordu.Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - Edirne'de Zafer Partisi İl Başkanı Serkan Konak, 29 Nisan 2025’te Edirne’deki öğrenci yurtları sorunlarını dile getirdiği yazı dizisi sonrası basın açıklaması yaparak konuyu takipçisi olacağını belirtmişti. Aradan 5 ay geçmesine rağmen yanıt alamadığı Keşan Gazi Evrenos KYK Erkek Yurdu’nun Yenimuhacir’e taşınma sürecini, Keşan İlçe Gençlik Kolları’nın 3 basın açıklamasıyla izlediklerini hatırlatan Konak, 26 Eylül’de Keşan Kaymakamlığı’nın “titiz çalışmalar sürüyor” paylaşımına teşekkür etti.
5 ayda eksikliklerin giderilmediğini savunan Konak, Keşan Kaymakamlığı’nın hassasiyeti için teşekkür ettiği yeni açıklamasında, kamuoyunun aydınlatılması için yanıt beklediklerini 7 soruyu yineledi:
Aradan geçen 5 ayda eksiklikler tamamlandı mı, hangi aşamaya gelindi?
Eksiklikler giderildiyse, ikinci denetim yapıldı mı? Sonuçları ne?
Yağmurlama sistemi bulunmayan yurdun son durumu nedir?
Acil çıkış kapıları plastikten olan yurdun kapıları yönetmeliğe uygun hale getirildi mi?
Yangın merdivenlerinde klima dış üniteleri bulunan yurdun durumu ne?
Yangın algılama ve uyarı sistemi çalışmayan yurdun son hali nedir?
Malzeme deposu haline getirilen sığınağın ve yangın söndürme dolabı olmayan yurdun durumu nedir?
CHP Uzunköprü İlçe Kongresi’nde Osman Aydın tek listeyle ilçe başkanı seçildi. AK Parti’nin baskılarına ve hukuksuzluklarına karşı duracaklarını belirten Başkan Aydın, CHP'nin ülkenin kurucu iradesi ve geleceğine sahip çıkacak tek güç olduğunu söyledi.Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - CHP Uzunköprü İlçe Başkanlığı Kongresi, Uzunköprü Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı.
Tek listeyle seçime giren Osman Aydın, 165 oyla yeni ilçe başkanı seçildi.
Kongreye Uzunköprü Belediye Başkanı Ediz Martin, Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan, Yenimuhacir Belediye Başkanı Tamer Kıral, Kırcasalih Belediye Başkanı Hüseyin Tütüncü, geçmiş dönem milletvekilleri Şadan Şimşek, Rasim Çakır, Okan Gaytancıoğlu ve çok sayıda partili katıldı. Salon, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile zincirlenmiş CHP’li belediye başkanlarının fotoğraflarıyla dikkat çekti.
Divan Başkanlığı’nı Rasim Çakır'ın yaptığı genel kurulda faaliyet raporu ve gelir-gider hesabı oy birliğiyle ibra edildi. Yakup Atalay, Şadan Şimşek, Okan Gaytancıoğlu ve Rasim Çakır, konuşmalarında kongrenin hayırlı olmasını diledi.
Yeni ilçe başkanı Osman Aydın, konuşmasında AK Parti iktidarını eleştirdi.
“Yanlış politikalar ülkeyi ekonomik krize sürükledi" diyen Aydın, "Gençler işsiz, çiftçiler üretiminin karşılığını alamıyor, esnaf ayakta duramıyor. Hukuk, adalet ve demokrasi yok oldu. CHP’li belediye başkanlarımız haksız yere görevden alınıyor, tutuklanıyor. Ama bilsinler ki biz baskılara, kumpaslara, adaletsizliklere boyun eğmeyeceğiz. CHP, savaş ortasında cephelerde kurulmuş, bu ülkeyi kurmuş partidir. Atatürk’ün partisi olarak geleceğe sahip çıkacağız” diye konuştu.
249 delegeden 173’ünün oy kullandığı seçimde, 165 geçerli oyla Osman Aydın CHP Uzunköprü İlçe Başkanı seçilirken 8 oy geçersiz sayıldı.
Aydın başkanlığındaki yeni yönetim kurulunda; Bora Aslan, Hüseyin Bulutlar, Kadir Canyakan, Ulaş Çağlar, Sevinç Çelebioğlu, Meryem Çevik, Oktay Domatesçi, Teyfik Gür, Koral Koloğlu, Ferat Kankas Manga, Akif Özmen, Özgür Kamil Özkan, Rümeysa Öztürk ve Bülent Uysal seçildi.
Uzunköprü'nün İl Delegeleri ise şu isimlerden oluştu:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 28. Dönem 4. Yasama Yılı açılışına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Meclis'e gelişinde TBMM Başkanvekili Celal Adan resmi törenle karşıladı. Yeni yasama yılının açılışında konuşan Erdoğan, "Her Meclis açılışında, yeni yasama yılının ilk gününde, bundan 105 yıl önceki o heyecanı, o tarifsiz gururu hepimiz yaşıyoruz. Halkın doğrudan oylarıyla seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olarak ben de bu kürsüde, yani milletin kürsüsünde sizinle aynı heyecanı tadıyor; sizlerin gururuna ortak olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Meclisimizin yeni yasama yılının milletvekillerimiz, ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum" diye konuştu."Kuruluşundan itibaren bu yüce çatı altında görev yapmış, ülkesine ve milletine samimiyetle hizmet etmiş, ama artık aramızda olmayan tüm milletvekillerimizi rahmetle anıyorum" diyen Erdoğan, "Bilhassa milletin emanetine leke sürdürmedikleri için canlarına kastedilen Ali Şükrü Bey'in, Adnan Menderes'in, Hasan Polatkan'ın, Fatin Rüştü Zorlu'nun aziz hatıralarını burada kemal-i hürmetle selamlıyorum. 1 Ekim 2024'te başlayan ve 21 Temmuz 2025'te sona eren 28. Dönem 3. Yasama Yılı ülkemizde, bölgemizde ve dünyada tarihi gelişmelerin vuku bulduğu bir dönemde yoğun bir çalışma takvimine sahne oldu. Meclisimiz gerek yasama ve komisyon, gerekse parlamenter diplomasi alanındaki faaliyetleriyle milletimizin iradesini en güzel şekilde temsil etti. Bunun için Gazi Meclisimizin tüm mensuplarına, bu çatı altında görev yapan tüm personele şahsım, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Aynı şekilde önümüzdeki yaklaşık 10 ay boyunca teklifleriyle, önergeleriyle, yapıcı tenkitleriyle, ufuk açıcı değerlendirmeleriyle, siyasetin kalitesini artıran fikirleriyle yasama faaliyetlerine katkı sunacak her bir parlamenterimize, siyasi parti ayrımı yapmaksızın şimdiden minnettarlığımızı iletiyorum" dedi.Milli egemenliğin temsil ve tecelli makamı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4'üncü ve sonraki yasama yıllarında da aynı ruh, aynı kararlılıkla çalışacağına inandığını ifade eden Erdoğan, "Her zaman söylediğimiz gibi aslolan, milletin ve memleketin esenliğidir, huzurudur. Bu aziz millete hayırlı hizmetler ve eserler kazandırabilmektir. Aslolan, vatandaşı olmaktan şeref duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti'ni ilelebet mesut, muvaffak ve muzaffer kılabilmektir. Aslolan, Türkiye Yüzyılı hedeflerimizi kuvveden fiile çıkarmak için canla başla çalışmak, gecesini gündüzüne katabilmektir. Bu mücadele, iktidar ve ittifak olarak sadece bizim görevimiz değildir. Şu anda yüce Meclis'in Genel Kurul salonunda milletimizin tensipleriyle bulunan her bir milletvekilimizin de asli vazifesidir" şeklinde konuştu.Millete ve memlekete hizmet yolunda bir ve beraber olunduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Büyük ve güçlü Türkiye ülküsüne giden yolda hepimiz biriz, beraberiz. Milletimizin hak ve hukukunun savunulmasında hepimiz biriz, beraberiz. Uğruna nice bedeller ödediğimiz demokrasimizin yüceltilmesinde hepimiz biriz, beraberiz. Vatanımız, bayrağımız, mukaddes değerlerimizle birlikte Cumhuriyetimizin muhafaza ve müdafaasında aynı şekilde hepimiz biriz, beraberiz. Bu kader birlikteliğimiz top seslerinin Polatlı'dan yankılandığı günlerde de böyleydi; bugün de değişen hiçbir şey yoktur. Siyasetin farklı kulvarlarında rekabet halinde olsak da, söz konusu Türkiye olduğunda herkesin ortak bir paydada buluşma erdemi göstermesi, hem millete karşı sorumluluğumuzun hem de milli menfaatlerimizin gereğidir" açıklamasını yaptı.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis çalışmalarının milletin iradesini en güçlü şekilde yansıttığını vurguladı. Erdoğan, "Mesele Türkiye'yse gerisi teferruattır. Bu anlayışla hareket eden herkesin başımızın üstünde yeri olduğunu tekrar hatırlatıyorum. Yeni yasama yılının aziz milletimizin iradesinin en parlak şekilde tebellür ettiği; intizam ve insicamın asla bozulmadığı; saygı, hoşgörü ve uzlaşının öne çıktığı verimli, bereketli ve başarılı bir yıl olmasını temenni ediyorum. Milletimizi temsil gibi ulvi bir vazifeyi ifa eden milletvekillerimize, siyasi partilerimize, Meclisimizin tüm birimlerine çalışmalarında Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum" dedi.Bu sene 105'inci yaşını idrak eden Türkiye Büyük Millet Meclisinin Milli Mücadele'yi başarıyla sevk ve idare eden, Cumhuriyeti kuran irade olduğunu aktaran Erdoğan, "İstiklal Harbi'nin en zor günlerinde, en kritik kararları istikbal mücadelemizin karargâhı olarak hayati görev üstlenen bu çatı altında almıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, evet, gazi bir Meclistir. Burası, 'Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir' düsturuyla milli iradenin tecelligahı olmuştur. Yüce Meclis, Türkiye'nin toplumsal tabanı en geniş istişare mekanizması olarak aynı zamanda demokrasimizin merkez üssüdür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Milli Mücadele'yi zaferle taçlandırarak milletimizi bağımsızlığına kavuştururken 105 sene boyunca da kalkınma ve demokratikleşme mücadelemizin mihmandarlığını yürütmüştür" dedi.105 yıldır "milli iradenin egemenliği" ilkesi başta olmak üzere milletini hak ve hürriyetler alanında elde ettiği sayısız kazanımların altında Meclisin üyelerinin imzası, emeği, alın teri ve mücadelesi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "15 Temmuz gecesi, savaş uçaklarının sonik patlamalarına ve tepesine yağan bombalara rağmen milletin emanetine korkusuzca sahip çıkan Meclisimiz, ikinci defa gazilikle müşerref olmuştur. İstiklal Harbi'nde yedi düvele direnerek tarihe geçen bu yüce çatı, tam da kendisine yakışır bir cesaretle 15 Temmuz darbe girişimini püskürterek, adını dünya parlamentoları içinde müstesna bir yere onurla yazdırmıştır. Bugün burada milleti temsil görevini şanla, şerefle, büyük bir mesuliyet duygusuyla yerine getiren tüm milletvekillerimizin 15 Temmuz ruhunu her daim ihya edeceklerine inancım sonsuzdur. Bu vesileyle Malazgirt'teki ilk akınlardan İstanbul'un fethine, Kurtuluş Savaşı'ndan 15 Temmuz destanına, istiklal ve istikbalimiz uğruna canlarını feda eden tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle yad ediyorum. Hepsinin ruhları şâd, kabirleri nur, makamları cennet olsun diyorum" diye konuştu.
"Bu yüce çatı, Gazze sınavını tarihimize ve milli seciyemize yaraşır biçimde, tam ve eksiksiz şekilde iftiharla vermiştir"Cumhurbaşkanı Erdoğan, meşruiyetini doğrudan doğruya milletten alan Türkiye Büyük Millet Meclisinin daima hakkın, haklının ve mazlumun yanında yer aldığını belirterek, Gazze konusunda Mecliste gösterilen hassasiyete dikkat çekti. Erdoğan, "İsrail yönetiminin Gazze'de ve Filistin'in diğer bölgelerinde iki yıldır sürdürdüğü soykırıma, bölgede estirdiği devlet terörüne en güçlü tepki, 86 milyon vatandaşımızın temsil edildiği bu koltuklardan yükseldi. Gazze'deki 'toplu kıyıma' karşı sergilediği tavizsiz tavırla milletimizin vicdanına tercüman olan Meclisimiz, yayımladığı 7 ortak bildiriyle farkını ortaya koymuştur. Özellikle Genel Kurul tarafından 29 Ağustos'ta kabul edilen 'İsrail'in Filistin Halkına Yaptığı Soykırım Hakkında Tezkere', zulme göz yumanlar ve gaflet çukurunda boğulanlar için çok güçlü bir mesaj teşkil etmiştir" değerlendirmesini yaptı.Filistin'i Destekleyen Parlamentolar Grubu bünyesindeki çalışmaların da Gazze ve Filistin diplomasisi bağlamında Meclisin bir diğer başarısı olduğunu vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:"Hasılı bu yüce çatı, Gazze sınavını tarihimize ve milli seciyemize yaraşır biçimde, tam ve eksiksiz şekilde iftiharla vermiştir. Filistinli mazlumlarla dayanışma sergileyen siyasi partilerimize ve değerli milletvekillerimize kalpten teşekkür ediyorum. Rabbim hepinizden razı olsun. Biz de geçen hafta katıldığımız Birleşmiş Milletler 80'inci Genel Kurulu başta olmak üzere her platformda Filistin davasının gür sesi olduk. Şahsımızı, hükümetimizi ve ülkemizi hedef alan karalama kampanyaları karşısında izzetli duruşumuzu en güçlü şekilde muhafaza ettik. Dünyanın en modern silahlarıyla topraklarına saldıran işgal kuvvetlerine kahramanca direnen Gazze'nin yiğit evlatlarını asla yalnız bırakmadık. Gazze'ye 102 bin tonu aşan insani yardım ulaştırarak, İsrail'le ticareti bundan 1,5 yıl önce tamamen keserek, Uluslararası Adalet Divanı'nda açılan soykırım davasına müdahil olarak, daha burada sayamayacağımız nice diplomatik, hukuki, ekonomik adımla Allah'a hamdolsun Gazzeli kardeşlerimizin yanında dimdik durduk. Türkiye'nin çabalarının en yakın şahidi Gazzeli kardeşlerimizdir" ifadelerini kullandı.Filistin halkının da Türkiye'nin samimi gayretlerini çok iyi bildiğini dile getiren Erdoğan, "Bizim kendileri için neler yaptığımızı, nasıl bir özveriyle gayret ettiğimizi çok ama çok iyi bilmektedir. Ancak buna rağmen ülkemizin ve hükümetimizin bu konuda sicili hiç de parlak olmayan çevrelerden gelen haksız ve hadsiz eleştirilere maruz kaldığını görüyor, bundan dolayı büyük üzüntü duyuyoruz. Ne şahsımız ne de birlikte yol yürüdüğümüz arkadaşlarımız, birileri gibi Filistin davasıyla 2 yıl önce tanışmadık; biz bu davaya ömrümüzü adadık. Allah izin verirse son nefesimize kadar da Filistin'in ve ilk kıblemiz Kudüs-ü Şerif'in hakkını korkusuzca savunmaya devam edeceğiz. Şundan hiçbir şüphe duymuyorum: İnşallah tarih, Gazze'deki bu omurgalı duruşumuz sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti'ni çağının vicdan abidesi olarak altın harflerle yazacaktır. Burada şunun da özellikle bilinmesini isterim: Amerikan Başkanı Sayın Trump'la gerçekleştirdiğimiz görüşmede de Gazze'de akan kanın durdurulması gündemimizin ilk sırasındaydı. Bu konuda tekliflerimizi yaptık, çıkış yollarını gösterdik, kalıcı barış için nelere ihtiyaç duyulduğunu çok net biçimde ortaya koyduk" şeklinde konuştu.
"Hak ettikleri o kalıcı barış ortamıyla Filistinlileri buluşturmak, önce İslam dünyasının, sonra da uluslararası toplumun Gazze'ye borcudur""Savaşın kazananı, adil bir barışın kaybedeni olmayacak" sözlerini yineleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Filistinli kardeşlerimiz onurlu mücadeleleriyle barışı ve huzuru dünyada en fazla hak eden millettir. Hak ettikleri o kalıcı barış ortamıyla Filistinlileri buluşturmak, önce İslam dünyasının, sonra da uluslararası toplumun Gazze'ye borcudur. Gazze kana, gözyaşına ve yıkıma artık doymuştur. Bu utanç bir an önce son bulmalıdır. Biz tek bir masumun daha hayattan kopartılmasını, tek bir çocuğun daha açlıktan ölmesini, Gazze'ye tek bir bombanın daha düşmesini istemiyoruz. Türkiye olarak bunun için çalışmaya tüm gücümüzle devam edeceğiz. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen, toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti kuruluncaya kadar inşallah mücadelemiz sürecek" dedi.Yaşanan onca acıya, oluk oluk akıtılan onca masum kanına rağmen umudun muhafaza edildiğini belirten Erdoğan, "Nasıl ki 14 yıllık karanlığın ardından Suriye'nin özgürlüğüne kavuştuğunu görmeyi Rabbim bizlere nasip ettiyse, inşallah 'nehirden denize' barışın, huzurun ve güvenliğin hâkim olduğu güzel günleri de göreceğimize tüm kalbimle inanıyorum. Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimize de buradan dayanışma mesajlarımızı gönderiyor; her zaman yanlarında olan Türkiye'nin inşallah bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğini önemle ifade ediyorum" diye konuştu.
Bahçeli'ye ve DEM Parti'ye 'terörsüz Türkiye' teşekkürüMHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 'terörsüz Türkiye' çağrısını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Geçen yıl tam bu vakitte yeni yasama dönemi başlangıcında, bu kürsüde iç cephemizin tahkimine dikkat çekmiş; topluma örnek olacak şekilde Meclisimizin iktidar ve muhalefetiyle uyum, ittifak, uzlaşı, karşılıklı saygı çerçevesinde çalışması temennilerimi dile getirmiştim. Aynı gün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, gerek Meclis Genel Kurulu'nda nazik tavrıyla, gerekse Meclis dışında yaptığı ufuk açıcı beyanatlarıyla, iktidar ve muhalefetiyle terörsüz bir Türkiye'nin inşası için düşüncelerini paylaştı" açıklamasını yaptı.Geride bırakılan 1 yıl içinde 'terörsüz Türkiye' hedefine yönelik tarihi nitelikte adımlar atıldığını, önemli mesafeler alındığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu vesileyle engin siyasi tecrübesi, birikimi ve dirayetiyle terörsüz Türkiye idealimizin mimarlarından olan Sayın Devlet Bahçeli'ye bir kez de huzurlarınızda ülkem ve milletim adına teşekkürlerimi ifade ediyorum. Aynı şekilde bu 1 yıllık süreçte yapıcı duruş ve çabalarıyla Türkiye'nin terörden arındırılması yolunda önemli katkılar vermiş olan DEM Parti heyetine ve yönetimine de şükranlarımı sunuyorum. Son nefesine kadar terör duvarının yıkılması, milletimizin her karışında barış ve kardeşliğin egemen olması için ter döken İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder'i de burada rahmetle anıyorum. Geride bıraktığımız 1 yıl içinde terör örgütü saldırılarını durdurmuş, kendisini feshettiğini açıklamış, sembolik bir törenle silahlarını yakmıştır. 1984'ten bu yana hem on binlerce can kaybına hem de 2 trilyon dolarlık ekonomik kayba yol açan terör belası böylece bitme noktasına gelmiştir. Sürecin son derece hassas olduğunun farkındayız ancak en başından itibaren olumlu bakıyoruz, olumlu bakmak için çaba sarf ediyoruz" diye konuştu.
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir dünyevi güç karşısında diz çökmez, boyun eğmez, taviz vermez ve egemenliğini asla pazarlık konusu yapmaz""Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir dünyevi güç karşısında diz çökmez, boyun eğmez, taviz vermez ve egemenliğini asla pazarlık konusu yapmaz" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu meyanda bazı muhalefet partilerinin tahrikleriyle zihinlerinde soru işareti oluşan vatandaşlarımız varsa hepsi müsterih olsunlar. Özellikle şehitlerimizin muhterem aileleri ve gazilerimiz bilsinler ki, onların aziz hatıralarına gölge düşürecek hiçbir adımın atılmasına ne hükümet olarak biz, ne Cumhur İttifakı'ndaki ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi, ne de bu yüce Meclis müsaade edecektir. Hedefimiz; terörün bitmesi, kardeşliğin kuvvetlendirilmesidir. Adımlarımızı sadece ve sadece bu hedefe yönelik atıyoruz. Terörsüz Türkiye idealimizin en önemli merkezi, hiç kuşku yok ki burası, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Meclis çatısı altında 'Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu', siyasi partilerimizin kahir ekseriyetinin temsilcileriyle çalışmalarına başlamış, şu ana kadar da 12 toplantı yapmıştır. Komisyon, çalışmalarını tamamladığında şüphesiz elimizde çok önemli doneler olacaktır. Komisyonda dile getirilen önerilerin istişare ve uzlaşma neticesinde hayata geçirilmesi bir sonraki aşamayı teşkil edecektir. Burada mühim olan, Türkiye'nin yerli, milli, çözüm odaklı siyasi partilerinin böyle hayati bir mesele için yük alması, aynı komisyon çatısı altında buluşması, konuşması, birbirini saygıyla dinlemesi, istişareler yapmasıdır. Bu, ülkemiz demokrasisi adına umutlarımızı büyüten çok müstesna bir kazanımdır. Bu komisyon da göstermiştir ki, silahla çözüm olmaz, sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz. Her şey saygı çerçevesinde konuşulabilir, tartışılabilir, istişare edilebilir. Komisyonun toplanıp, her konuyu açıklıkla ve açık yüreklilikle istişare etmesi, Türkiye'nin zararına değil, hiç tartışmasız yararınadır. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuz işte bu olgunluğu sergilemiş, Türkiye'nin de bu olgunluğa eriştiğinin en güzel delili olmuştur. Bu vesileyle komisyonumuzun değerli üyelerine, çalışanlarına da teşekkür ediyor, bundan sonraki oturumlarında başarılar diliyorum" ifadelerini kullandı.Türkiye'nin oluşan bu huzur ve güvenlik iklimini en güçlü şekilde muhafaza edeceğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "86 milyonun bir, beraber ve kardeş olduğu bir Türkiye, enerjisini terörle mücadele için değil, refah için seferber edecektir. Her alanda elde edilen başarılar, terörsüz Türkiye ortamında pekişecek, kuvvetlenecek, inşallah yeni atılımlara fırsat oluşturacaktır. Şu hususun altını özellikle çizmekte fayda görüyorum: Türkiye'nin güvenliği ile yakından alakalı meselelerde atacağımız adımlar, oluşan huzur ve kardeşlik ikliminden tamamen ayrı tutulmalıdır. Türkiye, Türkiye içindeki Kürtlerin anavatanı olduğu kadar, Türkiye sınırları dışındaki Kürtlerin de en büyük, en samimi, en güvenilir hamisidir, kardeşidir; zor günlerde kapısı çalınan ilk sığınağıdır. Bu, yüzyıllardır olduğu gibi bugün de, yarın da böyledir., İnşallah hiçbir zaman değişmeyecektir" dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:"Sınırlarımızın ötesindeki Kürt kardeşlerimizin birtakım terör örgütlerinin baskılarıyla Türk, Kürt, Arap, genel olarak Müslüman düşmanı birtakım ülke ve odaklar tarafından istismar edilmesine asla rıza göstermeyiz. En başından itibaren Suriye'nin toprak bütünlüğünü güçlü şekilde destekliyoruz. Bugün de Suriye'nin bölünme planlarının en güçlü şekilde karşısındayız. Gerek Suriye'nin toprak bütünlüğünü temin etmek, gerekse sınırlarımızın ötesinde herhangi bir terör oluşumunu engellemek amacıyla, diplomasinin tüm kanallarını devreye almış durumdayız. Bu kanalları kullanmayı sabırla, samimiyetle ve sağduyuyla sürdürüyoruz. Diplomatik girişimler cevapsız kalırsa Türkiye'nin pozisyonu da, politikası da bellidir."
"Türkiye Suriye'de bir 'dejavu' yaşanmasına izin vermeyecektir"Türkiye'nin Suriye'de bir "dejavu" yaşanmasına izin vermeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu ilkeli tavrımız, Kürt kardeşlerimiz dahil Suriye halkının aleyhine değil, tam tersine onların lehinedir; bölgemizi terör belasından kurtarmaya dönük bir tavırdır. Tekrar altını çizerek söylüyorum: Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Nusayri, etnik köken, dil, mezhep ayrımı yapmadan hepimiz ortak bir geleceğin yolcularıyız. Bu yolculukta bizim ezeli ve ebedi kardeşliğimiz, evelallah her türlü engeli aşacak kudrettedir. Aklı selimle hareket edildiğinde, bin yıllık ortak maziden beslenen bir gelecek tasavvuruyla yaklaşıldığında, evelallah her sorunu çözer, her oyunu bozarız. Biz, birbirimize bir duvarın tuğlaları gibi kenetlendiğimizde bölgedeki sıkıntılar tek tek çözülecek, bölge kalıcı barış ve huzura kavuşacaktır. Aramıza simsarların girmesine göz yumduğumuzda ise coğrafyamızda kan, gözyaşı, çatışma, zulüm eksik olmayacaktır. Nasıl ki Türk, Kürt, Arap; Sultan Alparslan'ın, Selahattin Eyyubi'nin, Sultan Fatih'in ordusunda omuz omuza verip zaferler kazandıysa, nasıl ki Çanakkale'de Türk, Kürt, Arap birlikte İslam toprağını kahramanca savunduysa inşallah yarın da, ebediyen de Türk, Kürt, Arap uttifakı coğrafyanın barışını, huzurunu, kalkınmasını, refahını birlikte temin ve tahkim edecektir. Buna tüm kalbimizle inanıyoruz" ifadelerini kullandı.
"Bugüne kadar deprem bölgemiz için kamu olarak güncel rakamlarla 3,6 trilyon lira, yani yaklaşık 90 milyar dolarlık harcama yaptık"6 Şubat depremlerinin yaralarını sarmaya devam ettiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hayatını kaybeden ve her birini rahmetle andığımız vatandaşlarımızı geri getiremesek de afetin izlerini silmeyi hamdolsun başardık. Şu anda 3 bin 481 şantiyemizde on binlerce mimar, mühendis ve işçi kardeşimiz gece gündüz demeden çalışmalarını sürdürüyor. 6 Eylül tarihinde Malatya'da 304 bininci yuvamızın anahtarlarını hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. İnşallah önümüzdeki ay 350 bininci konutumuzun kurasını çekiyoruz. Yıl başına kadar toplam 453 bin bağımsız bölümü hak sahibi ailelerimize teslim etmek için canla başla çalışıyoruz. Yeni evlerine kavuşan vatandaşlarımızın hanelerinde gönül huzuruyla, sağlık ve afiyetle oturmalarını temenni ediyorum. Aynı şekilde yeni iş yerlerini teslim ettiğimiz afetzede kardeşlerimize de Rabbimden hayırlı ve bereketli kazançlar niyaz ediyorum. Tam bir seferberlik ruhuyla yürüttüğümüz imar sürecinde yalnızca konut ve iş yerleriyle sınırlı kalmadık. Ecdat yadigarı emanetlerin her birinin üzerine titriyor; aslına uygun şekilde yaşatmak için azami gayret sarf ediyoruz. Bugüne kadar deprem bölgemiz için kamu olarak güncel rakamlarla 3,6 trilyon lira, yani yaklaşık 90 milyar dolarlık harcama yaptık. Burada ekonomiye dair bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum" ifadelerini kullandı.
"Enflasyonu bu yılın sonunda yüzde 30'un altına, 2026 yılında ise yüzde 20'nin altına indirmeyi planlıyoruz"Önceliklerinin halkın hayat pahalılığı sorununu kalıcı olarak çözmek olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyon verilerini paylaşarak, "Ağustos ayında son 45 ayın en düşük enflasyonunu görerek, önemli bir dönüm noktasına ulaştık. Enflasyonu bu yılın sonunda yüzde 30'un altına, 2026 yılında ise yüzde 20'nin altına indirmeyi planlıyoruz. Bütçe açığımızın millî gelire oranını bu yıl yüzde 3,6'ya; 2026'da ise yüzde 3,5'e indirmeyi öngörüyoruz. İhracat tarafında da hamdolsun gayet iyi gidiyoruz. Ağustos ayında yıllık bazda ihracatımız 269 milyar doları aştı. Altın ithalatının yüksek düzeyde seyretmesine rağmen, dış dengemiz hızla iyileşti. 2025 yılını milli gelire oranla sadece yüzde 1,4'lük bir cari açıkla kapatmayı ümit ediyoruz. Dış kaynaklara erişim noktasında da çok ciddi kazanımlar elde ettik. Gerek bankacılık, gerekse reel sektörümüz için finansmana erişim hem kolaylaştı, hem de maliyetler belirgin şekilde geriledi. Dış borcumuzun milli gelire oranı son 14 yılın en düşük seviyesine indi. Öte yandan, rezerv yeterliliği noktasında da tarihi başarılara imza attık" dedi.
"2026 senesi, Türkiye ekonomisinde adeta bir reform yılı olacak"Merkez Bankası rezervlerinin 179 milyar dolara ulaştığını ve giderek yükseldiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Programımızın etkisiyle risk primimiz ve borçlanma maliyetlerimiz geriledi, Türk lirasına olan güven her geçen gün artmaya başladı. Küresel ekonomideki belirsizliklere, ticaret ortaklarımızdaki düşük büyüme oranlarına rağmen Türkiye ekonomisi hamdolsun büyümesini sürdürdü. 2025'in ilk yarısında yıllık büyümemiz yüzde 3,6 olarak gerçekleşirken, millî gelirimiz yıllıklandırılmış bazda 1,5 trilyon dolara yaklaştı. Üretim cephesinde ise zirau dona bağlı olarak daralan tarım sektörü hariç tüm sektörlerde katma değer artışı kaydettik. İmalat sanayimiz son 12 çeyreğin en yüksek performansını sergiledi. Tüketimle yatırım arasındaki denge korunurken, istihdam tarafında da son derece olumlu gelişmeler yaşandı. İşsizlik oranımız tam 28 aydır tek hanelerde seyrediyor. Bir başka güzel gelişmeyi, bir başka rekor seviyeyi turizmde gördük. 2025 yılında ilk 6 ayda 25,8 milyar dolar gelirle tüm zamanların ilk 6 aylık gelir rekorunu kırdık. 2025 yıl sonunda 64 milyar dolar turizm gelirine emin adımlarla ilerliyoruz. Aynı başarıyı hikaye itibariyla söylüyorum, sağlıkta, eğitimde, ulaştırmada, enerjide,sosyal politikalarda, tarımda, sanayide özellikle savunma sanayinde de görmek mümkündür. Türkiye bütün bu alanlarda kendisiyle yarışarak kısa sürede, çok büyük atılımlara imza atmıştır. İnşallah yakaladığımız bu güçlü ivmeyi hızlandırarak sürdüreceğiz. Son olarak, yapısal reform gündemimize de kısaca değinmek isterim: 2026 senesi, Türkiye ekonomisinde adeta bir reform yılı olacak. Sanayiden teknolojiye, tarımdan enerjiye, ekonomimizin tüm alanlarında büyük bir dönüşüm başlatıyoruz. Yerel yönetimlerde mali disiplini güçlendirecek adımları da devreye alarak kamuda şeffaflığı, hesap verebilirliği ve verimliliği daha da pekiştireceğiz. Ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için şimdiden hayırlı uğurlu olsun" şeklinde konuştu."Bizler, hepimiz burada, her seçimde sandıkları demokrasimizin bayram yerine çeviren on milyonların takdir ve teveccühüyle bulunuyoruz" diyen Erdoğan, "Türkiye'de tek bir meşruiyet kaynağı vardır; o da aziz milletimizin tertemiz iradesidir. Biz siyaset sahnesine ilk çıktığımızdan beri 'meşruiyetin kaynağı millettir' dedik ve millet egemenliğini en güçlü şekilde tesis etmeye çalıştık. Yarım asra yaklaşan siyasi hayatımız boyunca girdiğimiz tüm mücadeleleri daima sandıktan çıkan iradeden aldığımız icazet ve yetkiyle yürüttük. Bakınız, bu ülkede bir dönem egemenlik kağıt üzerinde millete ait olsa da hakikatte sermayenin, medyanın ve mütegallibenin tasallutu altındaydı. Vesayetin kılıcı, yıllarca milli iradenin tepesinde sallanmaya devam etti. Hakimiyeti, imtiyazlıların elinden aldık, asıl sahibi olan millete teslim ettik. Bunun için gerçekten çok çalıştık, çok mücadele verdik; çok ciddi bedeller ödedik, nice saldırıları göğüslemek zorunda kaldık. Ama sonuçta Türkiye'de milletin iradesini her alanda egemen kıldık" dedi.Türkiye'de gücünü halktan almayan ayrıcalıklara yer olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye'de siyasette, hukukta, ekonomide, kamuda, sosyal ve gündelik hayatta milletin iradesine dayanmayan imtiyazlara yer yoktur. İnşallah hiçbir zaman da olmayacaktır. Egemenliğin kaynağı milletin iradesidir; millet de bu iradesini yürütmede seçilmiş cumhurbaşkanı, yasamada milletvekilleri aracılığıyla kullanır. Bazı muhalefet aktörlerinin belli periyotlarla, özellikle ortaya dökülen kimi skandalları perdelemek için gündeme getirdiği suni tartışmalar, milletimizin 14-28 Mayıs seçimlerinde ortaya koyduğu iradeye saygısızlıktır; milletin bizatihi kendisine yapılmış büyük bir hürmetsizliktir. Milletimiz, Cumhurbaşkanlığında şahsımıza, Meclis'te sizlere 5 yıllık yetki vermiştir. Aziz milletimizden sandıkta aldığımız bu yetkiyi inşallah sonuna kadar en güzel, en verimli şekilde kullanacağız. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin sağladığı hızlı ve etkin karar alma, bunları uygulama imkanlarıyla Türkiye Yüzyılımızın inşasını sürdüreceğiz" diye konuştu.
"Son 23 yılda sizlerin de destekleriyle alınan büyük mesafeyi, Türkiye Yüzyılı'na yakışacak ve Türkiye'ye dar gelmeyecek yeni bir anayasa ile taçlandırma arzumuza da sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum"Yasama organının üyelerinin sergileyeceği hassasiyetin yürütme olarak kendilerine çabalarında güç ve moral aşılayacağını belirten Erdoğan, "Son 23 yılda sizlerin de destekleriyle alınan büyük mesafeyi, Türkiye Yüzyılı'na yakışacak ve Türkiye'ye dar gelmeyecek yeni bir anayasa ile taçlandırma arzumuza da sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum. Şunu yüce Meclisin ve ekranları başında bizleri takip eden kardeşlerimizin bilmesini istirham ediyorum: Biz, Türkiye'nin imkanlarını, potansiyelini, zenginliklerini daha da artırmak için koşturuyoruz. Biz, Türkiye'nin kaynaklarını yine Türkiye'nin ihtiyaçları için, bu ülkenin 86 milyon vatandaşı için, gençleri ve geleceği için seferber ediyoruz. Türkiye merkezli düşünen, üreten, çalışan herkesi de bu mücadelede yol arkadaşı olarak görüyoruz. Bu millet için çalışan, çabalayan, söz söyleyen, siyaset yapan kim varsa, aynı hedefe doğru beraberce yol almaktan mutluluk duyarız. Ama öksüzün, yetimin, işçinin, çiftçinin, emeklinin, tüccarın, sanayicinin, esnafın hakkına el uzatana da zerre miskal merhamet göstermeyiz. Bu konudaki tavizsiz duruşumuzu muhafaza etmekte kararlıyız" açıklamasında bulundu.TBMM'nin 28. Dönem 4. Yasama Yılı açılışına katılmayan CHP'nin sıraları boş kaldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının ardından muhalefet sıralarına giderek Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileriyle tokalaştı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, açılış toplantısının ardından Genel Kurul'dan ayrıldı. Bahçeli'nin çıkışı sırasında DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık yanına giderek selam verdi.
Kaynak: İHA
MHP Genel Başkanı Bahçeli, CHP’nin TBMM’nin 28. Dönem 4. Yasama Yılı’nın açılış oturumunu protesto edeceğini duyurulmasına yönelik yazılı basın açıklamasında bulundu.
"Sığ ve kısır söz düellolarıyla geçirilecek vakit yoktur"MHP Genel Başkanı Bahçeli, yeni yasama yılında ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çözüme kavuşması temennisinde bulunarak şu ifadeleri kullandı: "Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28’inci Dönem 4. Yasama Yılı bugün özel gündemli oturumla açılacak, böylelikle komisyon ve genel kurul çalışmaları başlayacaktır. Sipariş gerginliklerle, sığ ve kısır söz düellolarıyla geçirilecek vakit yoktur. Türk milletinin hadim ve haysiyetli bir siyaset anlayışına, ahlaki temele dayanan yapıcı ve sorumlu yasama faaliyetlerine layık olduğu asla unutulmamalıdır."
"Gazi Meclis gelişigüzel protesto alanı veya gafilce ikmal edilen siyasi pervasızlık sahası değildir"TBMM’nin millet iradesinin tecelli mekanı ve Milli Mücadele’nin temin yeri olduğunu belirten Bahçeli, "Bu hususiyet ve hüviyetiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi devlet kuran, ordular idare eden, demokrasiye mana ve ruh veren muazzez ve müstesna bir niteliğe haiz ve havidir. Gazi Meclis gelişigüzel protesto alanı veya gafilce ikmal edilen siyasi pervasızlık sahası değildir. Taşımış olduğu tarihi saygınlığa bağlılık ve riayet herkesin, bilhassa Meclis çatısı altında görev yapan muhterem milletvekillerinin ortak mesuliyet ve mükellefiyetidir. Yapılan açıklamalar mucibince Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugünkü açılış oturumuna, hatta Sayın Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) bulunacağı resepsiyona katılmayacağı anlaşılmaktadır. CHP’nin bu gayri ahlaki siyasi tavır ve tercihi yalnızca Sayın Cumhurbaşkanımıza saygısızlık değil; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tarihsel mehabet ve müktesebatına, aynı şekilde demokrasinin ilke ve esaslarıyla Türk milletinin iradesine kesif bir saldırıdır. Bu vahim durum bir hakkın kullanımı değil, var olan milli ve demokratik hakların kundaklanmasıdır. Nitekim yapılan fahiş yanlışlara bir yenisi daha eklenecektir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ve kuruluş temellerine karşı olduğunu belgelemektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmaya peşinen tahammülsüzlük, üstelik Trump icazetli darbe iddialarının bizzat CHP Genel Başkanı ağzıyla telaffuzu siyasi aymazlık, daha ötesi demokrasiyi hiçe sayan totaliter ahlaksızlıktır. Yeni yasama yılının asılsız ve anlamsız meşruiyet tartışmalarının gölgesinde kalacak olması Cumhuriyet Halk Partisi’nin hapsolduğu kriz girdabının genişleyerek ilerlediğini göstermektedir. Meşruiyeti sorgulanan Sayın Cumhurbaşkanımız yüzde 52 oyla seçilmiş ve göreve gelmiştir. Bu seçimin sorgulanıp sulandırılma arayışı evvelemirde milletimize hakaret, devlete ve demokrasiye de başkaldırı teşebbüsüdür. Cumhuriyet Halk Partisi skandal yanlıştan dönecek cesaret, dirayet ve erdemi bilavasıta sergilemek durumundadır. Tam tersi bir ısrar ve inat bu partinin erimesini daha da hızlandıracaktır" ifadelerini kullandı.
Kaynak: İHA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş'ı ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaretinde Belediye Şeref Defteri'ni imzaladı.
Erdoğan daha sonra Sultanbeyli Toplu Açılış ve Temel Atma Töreni'nde konuştu. Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Yıllarca projelerimize 'rantsal dönüşüm' diyerek çamur attılar. 'Rantsal dönüşüm' iftirasıyla projelerimize kara çalanların hiçbiri 6 Şubat depremlerinde ortalıkta yoktu. En fazla 1-2 fotoğraf çektirdiler sonra sırra kadem bastılar ama biz hamdolsun tüm kapasitemizle deprem bölgesindeydik.
Halen 3 bin 481 şantiyemizle oradayız. Şehirlerimizi tekrar ayağa kaldırana kadar da inşallah oralardan ayrılmayacağız. Geçen ay 304 bininci yuvamızın anahtarlarını teslim ettik. Yılbaşına kadar toplam 453 bin bağımsız bölümü hak sahibi ailelerimize teslim etmek için gece gündüz çalışıyoruz.
İzmir'de, 'TOKİ'den bile iyi olacak' iddiasıyla başlattıkları projede de sonuç büyük bir hüsran oldu. Binlerce vatandaşın parasını aldılar, insanımızı boş yere umutlandırdılar, sonra da milleti dolandırıp yüz üstü bıraktılar. Şimdi mahkemede bunun hesabını veriyorlar."
SON DAKİKA HABERİ: Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Acet’in sunumuyla ekrana gelen Başkent Kulisi'nin bu haftaki konuğu Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin oldu.
Bakan Tekin, okullardaki temizlik konusu, eğitimde Türkiye'nin güncel karnesi, kaynak kitap sorunu, zorunlu eğitim, öğretmen atamaları gibi gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Bakan Tekin'in gündeme ilişkin önemli açıklamaları şu şekilde:
OKULLARDA TEMİZLİK KONUSU ÇÖZÜLDÜ MÜ, NASIL BİR YOL İZLENDİ?
Orada da problemimiz kalmadı artık. Çalışma Bakanımızla da konuştuk. O da çözülecek. Oraya geleceğim ama çok şükür bu yıl eğitim-öğretimle ilgili bahsettiğim bu türden manipülatif ve çok spesifik sorunlar dışında bir problem olmadan eğitim-öğretim sezonunu başlattık.
Dediğim gibi burada öğretmen arkadaşlarımızın ve idarecilerimizin çok büyük bir çabası ve fedakarlığı var. Ben onlara her ortamda teşekkür ediyorum. Yine teşekkür ediyorum. Birlikte yol yürüdüğümüz için arkadaşlarımızdan gurur duyuyorum. Çok da mutluyum.
Gittiğimiz her yerde öğretmenlerimizin, idarecilerimizin çocuklarla kendi çocukları gibi kurdukları diyaloglar beni çok mutlu ediyor. Ben bu vesileyle hani izleyicilere de bunu bir kez daha söylemek istiyorum. Bu öğretmen arkadaşlarımız kendi işlerini gerçekten çok cefakarca yapmaya çalışan bir kitle saygı duyalım hep beraber.
Temizlikle ilgili mevzuya gelince de şimdi geçtiğimiz yıl okulların açıldığı iki hafta, ilk iki hafta, Çalışma Bakanlığı'nın yani biz temizlik ve güvenlik ihtiyacımız... Bir personel sorunu vardı galiba, yeterli personel yoktu. Aslında şöyle, yeterli personel yoktu değil de, Çalışma Bakanlığı çağdaş istihdam politikalarına uygun olarak, haftada beş gün değil de, kısmi çalışma programı, iş gücü uyum programı adıyla bir program. Bizim okullarımızdaki temizlik ihtiyacımızı gidermek için daha önceki yıllarda çalıştırdığımız toplum yararına çalışma projesinde istihdam edilen kişinin iki katı kadar bize personel stoğu ayırdı. Yaklaşık 130 bin kişi. Ama dediğim gibi bu haftada 3 gün çalışacak şekildeydi. Çalışma Bakanlığımızın da bu konudaki yaklaşımı çok pozitif. Fakat şunu gördük, Türkiye'nin toplumsal yapısı, istihdam anlayışı, o şeyi çok kaldıramadı.
Bu yılda aynı şekilde devam ediyoruz. Oradaki tek sorun şu, bu projenin doğası gereği istihdam ettiğimiz kişiler bir defa çalışabiliyorlar. Yani önümüzdeki yıl aynı kişi yararlanamıyor bu projeden. Böyle olunca bazı küçük yerlerde İnsan kaynağı tükenmiş oluyor. Geçen yıl çalışan bu yıl çalıştırmayınca işte mesela geçen hafta veya 15 gün kadar önce Büyükada'ya gittik. Orada bu projeden yararlanabilecek kişi sayısı sınırlı. Hepsinden yararlanmışız. Yeni kişi bulamıyoruz. Bu türden olağan dışı durumlar için Çalışma Bakanlığı bir düzenleme yapacak. Biz bakanımızla da konuştuk.
EĞİTİMDE TÜRKİYE'NİN GÜNCEL KARNESİ
Her bir okulumuzda ortalama sınıflardaki standardı koruyoruz. Siz çocuğunuzu tanımlanmış bir okula değil de merkezi bir okula göndermek için mevzuattaki durumu zorluyorsunuz. Ben bunu söyleyince art niyetli insanlar bunu çıkarıyor. Türkiye genelinde çok az sayıda okulumuzda bu durum var. Mevzuatın arkasından dolanan düzenlemeler var ama biz bunu her yıl peyderpey azaltıyoruz.
Öğrenci başına öğretmen sayıda dünyada örnek gösterilebilecek bir noktadayız. Öğretmen başına 13- 14 öğrenci denk geliyor.
KAYNAK KİTAP SORUNU
Biz çocuklarımızın ilave hiçbir şeye ihtiyaç duymaması için gerekli tüm tedbirleri alıyoruz. Bizim şu anda okullarımızda öğretmenlerimiz ders anlatıyorlar, liselere giriş sınavını biz yapıyoruz, üniversiteye giriş sınavını ÖSYM yapıyor. Bu sınavları bizim kitaplarımızdan, müfredatımızdan hazırlıyorlar. Sınavı da biz yapıyoruz.
ÖSYM başkanımızla da biz yakın görüşüyoruz.
Bakanlığın uygulamaya çalıştığı metodoloji ile uyumlu mu bunu bilmiyoruz ancak birileri bunu lanse ediyor.
Gittiğimiz her yerde öğretmenlerimizden rica ediyoruz. Öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki 15 yıl önce çıkartılmış bir kitabın kapağı değiştirilip piyasaya sürülüyor.
Bir veli eğer şunu diyorsa, "Çocuğum okula gidiyor, desteğe ihtiyacı var". Çok kolay bizim okullarımızda destekleme kurslarımız var.
İlave materyale ihtiyacı olanlar. Bizim EBA'da bu yıl başlattığımız her düzeyde çocuğumuz için onlarca materyal var.
MEBİ uygulamamız yapay zeka destekli olarak, Türkiye'de en çok indirilen uygulamalarımızdan biri. Çocuğumuz MEBİ'de herhangi bir soruyu çözüyor, yanlış cevap verdi, yapay zeka onu yönlendiriyor. "Sizin 9. sınıftaki şu konuda eksiğiniz olabilir." gibi yönlendirmede bulunuyor.
Devlet okullarında bunu yasakladık. Buna asla müsaade etmeyiz.
ZORUNLU EĞİTİM
İlk bakanlar kurulunda bununla ilgili bir sunum yapmayı planlıyoruz. Takvim yolunda olursa. Önümüzdeki yıl eğitim öğretim takviminde buna göre hareket etmek istiyoruz ancak Bakanlar Kurulu kararı gerekiyor.
Beni ana tezim şu: Her ülke bir çağdaş gelişmeleri takip edecek, dünyadaki modern olanı takip edecek. Bunu alırken kendi toplumsal yapısındaki realiteleri de sürecin içerisine dahil etmesi lazım. Herhangi bir ülkeni herhangi bir modelini doğrudan transfer etmenin ülkenin toplumsal yapısı açısından yaratacağı problemleri de düşünmek lazım. O yüzden Almanya yada başka bir örnek, bizim arkadaşlarımız bunların hepsini inceliyorlar.
ÖĞRETMEN ATAMALARI
KPSS artı mülakat ile öğretmen atama dönemi bitti artık. Bunu son kez bu yıl uyguladık. Son KPSS'nin sonuçlarına göre mülakatlarımızı da yaptık. KPSS artı mülakatla öğretmen adayı arkadaşlarımızın puanlarını hesapladık, kendileriyle paylaştık. Şuan mevzuattaki itiraz ve itiraz sonrası süreç devam ediyor. Bu takvim devam ediyor.
O yasal süre dolduğundan sonra çok büyük ihtimalle geçen sene de böyle yaptık. 24 Kasım'da Cumhurbaşkanımızın risaletinde 15 bin öğretmen arkadaşımızın atamalarımızı yapacağız. O atamayı yaptıktan sonra tekrar hangi alanda ne kadar öğretmene ihtiyacımız olduğuna dair bize verilen 10 bin Akademik Giriş Sınavı'ndaki kadroyu orantılandıktan sonra AGS ile yani yeni yapılan MEB'in Akademik Giriş Sınavı'nda hangi branşlardan ne kadar öğretmen alacağını hesaplayıp onu da kamuoyuyla paylaşacağız.
Bir aksilik olmazsa yeni yılın başından itibaren Milli Eğitim Akademisi'nde o 10 bin öğretmen adayı arkadaşımızın eğitim süreçlerini de başlatmış olacağız.
ÖZGÜR ÖZEL'İN HAKARETLERİ
Benim yaklaşımım şu: Siyaset yapan kişiler hem eylemleri hem de söylemleriyle topluma örnek olması gerekiyor. Demokrasi dediğimiz şey eğer yurttaşların eğitimi ise bu demokrasiyi konsolide etmek isteyen demokrasiyi kurumsallaştırmakla mükellef olan siyasetçilerin de kullandıkları dile dikkat etmesi gerekir. Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel gibi duayen siyasetçilerin kullandıkları siyaset dili maalesef Özgür Özel gibi siyasetçilerde yok.
FİKRET KIZILOK ŞARKISIYLA CEVAP VERDİ
Daha nezih bir dil kullanan siyasetçilerin kullandığı dili kullanmayı tercih ediyorum. Onlar hakaret ediyorlar çok ağır hakaretler kullanıyorlar ben de onlara cevap olarak Fikret Kızılok'un bir şarkısıyla cevap vermiştim.
Özgür Özel hakaret ediyor, ne cevap verirdiniz diye sorulduğunda ben de Alaturka Liberal şarkısıyla cevap vermiştim: Gözlerin keman çalardı, dudakların darbuka, Komünist görünümlü Liberal Alaturka diye bir şarkısı var. İdeolojik bir tutarsızlığı anlatıyor.
Ben öyle cevap veriyorum ama onların kullandığı dili kullanmak bir siyaset bilimci olarak bir devlet adamı olarak bana yakışmaz. Bence onlar siyasetin ve demokrasinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar. İki toplumsal nezaket açıdan problemleri var. Üçüncüsü de bunları kullanarak sosyal medya üzerinden popüler hale gelmeye çalışıyorlar.
EĞİTİM POLİTİKALARI CHP'NİN NEDEN HEDEF TAHTASINDA?
Ben kendimi Anadolu'nun bağrından çıkmış, Anadolu'nun değerlerine sahip ve Anadolu'nun değerlerine sahip olmaktan dolayı kendini gururlu hisseden bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak tanımlıyorum.
Ben diyorum ki bu ülkeyi bu coğrafyayı bu insanları bir arada tutan asgari müşterek değerleri ben Milli Eğitim Bakanlığı olarak çocuklarımıza öğretmekle mükellefim.
Bunun Türkçe karşılığı yerli ve milli bir yaklaşımla bunu paylaşmak istiyorum.
Deprem olduğunda etnik, dini yada başka tür bir ayrıma bakmaksızın, ayrım gözetmeksizin hangi partiye oy verdiği -öyle konuşuluyor ya bu tür şeyler- bakmaksızın bu toplumsal birlikteliği sağlayan ruh neyse o ruhu biz çocuklarımıza öğretmekle mükellefiz. Ben bunu yapmaya çalışıyorum.
Birileri de gerek gündelik politik hırsları sebebiyle gerekse de ideolojik duruşları itibariyle bundan rahatsız oluyorlar. Ben bireysel olarak bu rahatsızlıklarından benim açımdan bir problem yok, eleştirebilirler. Hiç bir problem yok ben de cevaplarını veriyorum zaten.
Hepsiyle ilgili yasal süreci yürüyoruz.
Hakaret etmek ağır kelimeler kullanmak başka. Ben siyasi eleştiri yapıyorum.
"CHP'NİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM İÇLER ACISI"
CHP'nin içinde bulunduğu durum gerçekten içler acısı. Ben CHP'li seçmenler adına çok üzülüyorum. CHP bu ülke için önemli bir siyasi parti ve bu halde bulunmasından gerçekten rahatsızım. Bu tartışmaların hem CHP açısından hem de siyasetin, demokrasinin demokratik işleyişi açısından rahatsızım. Bunun mutlaka çözülmesi lazım.
<p>Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Acet’in sunduğu Başkent Kulisi'ne konuk olan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin başlayan yeni eğitim öğretim yılını değerlendirdi.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, okullarla ilgili ortaya atılan temizlik sorununa ilişkin ve sosyal medyada ortaya atılan iddialara cevap verdi.</p>
CHP Yüksek Disiplin Kurulu (YDK), İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesince CHP İstanbul İl Yönetimine görevlendirilen Gürsel Tekin ve eski CHP Milletvekili Barış Yarkadaş ile 4 üyenin partiden ihracına karar verdi.
Gürsel Tekin, ihraç kararıyla ilgili tv100’e programında açıklamada bulundu.
Sorun çözmek için geldiklerini belirten Tekin, ''Daha hiçbir şey konuşmadım, konuşacağım. Sorun çözmek için geldik, sorun yaratmak için değil. Benim üyeliğim kalbimde gömülü. Genel merkez ve aparatları ile savaşmak istiyorsa bize yenilirler.'' ifadelerini kullandı.
‘KİMSENİN SUÇ ORTAĞI OLMADIK’
Sözlerinin devamında Tekin, ''Hayatımızın hiçbir yerinde kimsenin suç ortağı olmadık. Tek derdimiz partimizin kurumsal kimliğini muhafaza etmektir. Sorunların üstesinden geleceğiz. Hiç kimse merak etmesin.'' dedi.
16 İSİM İÇİN İHRAÇ KARARI VERİLMİŞTİ
Belediyelere yönelik yolsuzluk operasyonları ve kurultaylarla gündemden düşmeyen CHP’nin parti içindeki 16 muhalif ismi partiden ihraç etmek için disipline sevk etti.
İhraç edilen isimlerin büyük bir çoğunluğunun Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın olması dikkat çekti.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 yılları arasında gerçekleştirdiği konser organizasyonlarına ilişkin soruşturma giderek büyüyor.
İçişleri Bakanlığı müfettiş raporları, MASAK incelemesi ve Sayıştay denetimlerine göre toplamda 154 milyon 453 bin TL kamu zararı tespit edilirken, 9 kişi hakkında tutuklama talebiyle mahkemeye sevk kararı verildi. Süreci değerlendiren ABB AK Parti Grup Başkanvekili Nihat Yalçın, Mansur Yavaş’ı hedef alarak “konser onayları” ve “fahiş harcamalar” başlıkları üzerinden yeni sorular yöneltti. Yalçın, “Ankaralının parasını israf etmiyoruz diyordunuz, peki bu fahiş rakamların hesabını nasıl vereceksiniz?” diyerek Yavaş’ı ABB Meclisi’nde cevap vermeye çağırdı.
154 MİLYON LİRALIK KAMU ZARARI
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma; İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği raporu, MASAK incelemesi, Sayıştay denetimi ve bilirkişi raporları ışığında ilerliyor. Söz konusu raporlara göre, 32 konser organizasyonunda toplam 154 milyon 453 bin TL kamu zararı oluştuğu tespit edilmişti.
Soruşturmaya ilişkin açıklama yapan Ankara Büyükşehir Belediyesi AK Parti Grup Başkanvekili Nihat Yalçın, Mansur Yavaş’ı hedef alarak yeni sorular yöneltti. Yalçın, şüphelilerden birinin konserlerin Yavaş ve ABB Özel Kalem Müdürü Nevzat Uzunoğlu tarafından onaylandığını itiraf ettiğini belirtti.
Daha önce Yavaş’a 10 soru yönelttiğini ancak cevap alamadığını belirten Yalçın, açıklamasında şu ifadelere yer verdi;
MANSUR YAVAŞ'A KONSER SKANDALI SORULARI
‘’Kıymetli Ankaralılar;
Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne 2021-2024 yılları arasında yapılan konserlerin soruşturması neticesinde, 9 kişi hakkında tutuklanma talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edildiğini öğrendik.
TV haberlerinde şüphelilerden birinin konserlerin Mansur Yavaş ve Özel Kalem Müdürü Nevzat Uzunoğlu tarafından onaylandığını itiraf ettiğini izledik.
Mansur Yavaş'a konu ile ilgili 10 soru sormuştum. Cevap alamadım. Şimdi ise sorularıma yenilerini eklemek istiyorum.
Konser onaylarını siz ve özel kalem müdürünüz mü vermekteydi?
Ankaralının parasını kendi paramız gibi harcıyoruz, israf etmiyoruz açıklamaları yapıyordunuz. Bu fahiş rakamların piyasa araştırmalarını iş verdiğiniz şirketlerin proforma faturaları haricinde diğer piyasa şirketlerinden fiyat alarak araştırma yapma gereksiniminde bulunmadınız mı?
Aynı bilirkişilerden şikayetçi olduğunuz gibi işleri hep aynı firmaların alması hakkında şikayette bulundunuz mu?
Sanatçıların birden fazla menajeri varsa diğer menajerlerden de teklif alma ihtiyacı duydunuz mu?
ABB'nin onca sahne ve ekipmanı olmasına rağmen bu malzemelerin fahiş fiyatlarla kiralanması hakkında yorum yapacak mısınız?
Sayın Yavaş, ABB Meclisine gelirseniz orada tekrar görüşmek dileğiyle...’’
<p>Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 yılları arasında düzenlediği konserlere yönelik soruşturma giderek genişliyor. İçişleri Bakanlığı müfettiş raporları, MASAK incelemesi ve Sayıştay denetimlerinde 32 organizasyonda toplam 154 milyon 453 bin TL kamu zararı tespit edilirken, 9 kişi hakkında tutuklama talebiyle mahkemeye sevk kararı verildi.</p>
<p>Süreci değerlendiren ABB AK Parti Grup Başkanvekili Nihat Yalçın, Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı hedef alarak yeni sorular yöneltti. Yalçın, şüphelilerden birinin konserlerin Yavaş ve Özel Kalem Müdürü Nevzat Uzunoğlu tarafından onaylandığını itiraf ettiğini öne sürdü. “Ankaralının parasını israf etmiyoruz diyordunuz, bu fahiş harcamaların hesabını nasıl vereceksiniz?” diyen Yalçın, ABB Meclisi’nde cevap beklediğini açıkladı.</p>
<p>Yalçın, özellikle konser onaylarının kim tarafından verildiği, piyasa araştırmalarının hangi yöntemlerle yapıldığı ve ABB’ye ait sahne ekipmanları varken neden dışarıdan yüksek maliyetlerle kiralama yoluna gidildiği sorularını gündeme taşıdı. “Aynı firmaların sürekli iş alması ve sanatçıların menajerleri konusunda da şeffaflık sağlanmadı” diyen Yalçın, Yavaş’tan kamuoyunu bilgilendirmesini istedi.</p>
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD'deki temaslarını sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 80. BM Genel Kurulu'na katılmak üzere geldiği New York'ta eşlik eden Bakan Fidan, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dışişleri Bakanları Yıllık Koordinasyon Toplantısı'na başkanlık etti. Bakan Fidan, "İki acil riskle karşı karşıyayız. Birincisi, Gazze'deki soykırım ile İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etme ve Filistinlileri zorla yerlerinden etme çabaları. İkincisi, İsrail'in tüm bölgemizin güvenliğini ve istikrarını tehdit eden hesaplı yayılmacılık ve istikrarsızlaştırma stratejisi. İsrail, Başbakan Binyamin Netanyahu rejimi altında ‘Büyük İsrail' hayalleriyle körleşen bir haydut aktör haline gelmiştir. İİT ülkeleri olarak ortak bir tutum almalıyız. İsrail'e yapılan tüm uluslararası silah ve mühimmat sevkiyatlarını durdurmak için ortak çabalarımıza devam etmeliyiz. Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) süreçlerinin cezasızlığı sona erdiren araçlar haline gelmesini sağlayarak hukuki mücadele alanını güçlendirmeliyiz. Filistin Devleti'nin BM'ye tam üyeliğinin gerçekleşmesi için Filistin'in tanınması yönünde son dönemde yakalanan ivmeden faydalanmalıyız. İsrail'in suçlarını uluslararası toplumun önünde ifşa etmeliyiz" ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Fidan, Suriye'nin istikrarının ve güvenliğinin sağlanmasına da değinerek, "Suriye'nin istikrarı, geniş bölgemizin istikrarından ayrı düşünülemez. İsrail'in Suriye'deki suçlarını durdurmak da aynı derecede hayati önem taşımaktadır. Suriyeli kardeşlerimizin İİT üyelerinin desteğine bilhassa ihtiyaç duyacakları alan yeniden inşa meselesidir" dedi.
"MÜSLÜMAN TOPLULUKLARI HEDEF ALAN IRKÇI EYLEMLERE ORTAK BİR TEPKİ GÖSTERMELİYİZ"
Bakan Fidan uluslararası toplumda son zamanlarda artan İslam karşıtı ırkçı söylemlere dikkat çekerek, "İslam düşmanlığı artıyor. Müslüman toplulukları hedef alan ırkçı eylemler devam ediyor. Bu konularda ortak bir tepki göstermeliyiz" açıklamasını yaptı.
"BATI TRAKYA'DA MÜSLÜMAN TÜRK CİDDİ HAK VE ÖZGÜRLÜK İHLALLERİYLE KARŞI KARŞIYA"
Bakan Fidan, Kıbrıs meselesi ile Yunanistan ve On İki Ada'daki Türk azınlıklarının haklarına da değinerek, "Kıbrıs meselesi ve Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlığı durumu dış politikamızın iki önemli maddesini oluşturmaktadır. Tüm kardeş İİT üye devletlerini, Müslüman Kıbrıs Türkleri'nin özden gelen haklarını desteklemeye ve onlarla doğrudan temas kurmaya çağırıyoruz. Yunanistan'da, Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlık ve On iki Ada'daki Müslüman Türk nüfus, en temel hak ve özgürlüklerinden bile yararlanmalarını engelleyen ciddi ihlallerle karşı karşıya olmaya devam etmektedir" ifadelerini kullandı.
<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’in Gazze’de işlediği soykırım ile Batı Şeria’yı ilhak etme çabalarının, bölgedeki yayılmacı ve istikrarsızlaştırıcı stratejilerle birlikte ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, "İsrail, (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu rejimi altında 'Büyük İsrail' hayalleriyle körleşen bir haydut aktör haline gelmiştir." dedi.</p>
<p>Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Fidan, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dışişleri Bakanları Konseyi Başkanı sıfatıyla Birleşmiş Milletler (BM) 80. Genel Kurulu yüksek düzeyli haftası çerçevesinde İİT Dışişleri Bakanları Yıllık Koordinasyon Toplantısı'na başkanlık etti.</p>
<p>Toplantının açılışında konuşan Fidan, iki acil riskle karşı karşıya olunduğuna dikkati çekerek, "Birincisi, Gazze'deki soykırım ile İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etme ve Filistinlileri zorla yerlerinden etme çabaları. İkincisi, İsrail'in tüm bölgemizin güvenliğini ve istikrarını tehdit eden hesaplı yayılmacılık ve istikrarsızlaştırma stratejisi. İsrail, Netanyahu rejimi altında 'Büyük İsrail' hayalleriyle körleşen bir haydut aktör haline gelmiştir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Fidan, İİT ülkelerinin ortak bir tutum benimsemesinin önemine işaret ederek, İsrail'e yapılan tüm uluslararası silah ve mühimmat sevkiyatlarını durdurmak için ortak çabanın devam etmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi süreçlerinin "cezasızlığı sona erdiren araçlar" haline gelmesini sağlayarak hukuki mücadele alanının güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Fidan, Filistin Devleti'nin BM'ye tam üyeliğinin gerçekleşmesi için Filistin Devleti'nin tanınması yönünde son dönemde yakalanan ivmenin önemine vurgu yaptı.<br>
<br>
<strong style="color:rgb(178, 34, 34)">"Suriye'nin istikrarı bölgeninkinden ayrı düşünülemez"</strong></p>
<p>Fidan, İsrail'in suçlarını uluslararası toplumun önünde ifşa etmesi gerektiğini belirterek, "Suriye'nin istikrarı, geniş bölgemizin istikrarından ayrı düşünülemez. İsrail'in Suriye'deki suçlarını durdurmak da aynı derecede hayati önem taşımaktadır." dedi.</p>
<p>Suriyelilerin özellikle yeniden inşa sürecinde İİT üyelerinin desteğine ihtiyaç duyacağını ifade eden Fidan, "İslam düşmanlığı artıyor. Müslüman toplulukları hedef alan ırkçı eylemler devam ediyor. Bu konularda ortak bir tepki göstermeliyiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Fidan, Kıbrıs meselesi ve Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlığının durumunun dış politikadaki iki önemli maddeyi oluşturduğunu aktararak, İİT üye devletlerine Müslüman Kıbrıs Türklerinin özden gelen haklarını destekleme ve doğrudan temas kurma çağrısında bulundu.</p>
<p>Bakan Fidan, Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlık ve Oniki Ada'daki Müslüman Türk nüfusun, en temel hak ve özgürlüklerini engelleyen ciddi ihlallerle karşı karşıya olduklarını sözlerine ekledi.</p>
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
"Son yıllarda Türkiye, küresel arenada sergilediği dış politika performansıyla yalnızca bölgesel bir aktör değil, küresel bir denge unsuru olduğunu da ispatlamıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen dış politikamız; milli menfaatlerimiz temelinde barış, istikrar ve insanlık onurunu önceleyen bir anlayışla şekillenmektedir. Gazze’deki soykırım başta olmak üzere dünyanın birçok kritik bölgesinde insani duyarlılığın sesi ve diplomatik çözüm arayışının adresi olmuştur. Bu yaklaşımın en net yansımalarından biri, geçtiğimiz günlerde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda görülmüştür. Filistin üzerine en etkili konuşmayı yapan Cumhurbaşkanımızın sözleri, uluslararası camiada büyük takdirle karşılanmıştır. Cumhurbaşkanımızın senelerdir en yüksek sesle ifade ettiği BM reformu konusu artık birçok ülkenin programında ana gündem maddesi haline gelmiştir. Cumhurbaşkanımızın dün ABD Başkanı Trump ile yaptığı görüşme de gayet yapıcı ve olumlu bir çerçevede gerçekleşmiş, ikili ilişkiler ve bölgesel konularda önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Türkiye karşıtı çevrelerin tüm çaba ve beklentilerine rağmen iki lider arasındaki dostane ilişkiler ve stratejik anlamda ortak perspektif ziyarete damgasını vurmuştur. Cumhurbaşkanımız, Başkan Trump’la hem BM marjındaki Gazze toplantısında hem de ikili görüşmesinde Filistin konusunu geniş şekilde ele almıştır. Türkiye’nin diplomatik cephede son bir haftadaki başarıları, ne yazık ki içeride bazı muhalif çevreler tarafından ya görmezden geliniyor ya da manipüle ediliyor. Ülkemiz, dış politikada prestij kazanırken, CHP’nin içeride ısrarla Cumhurbaşkanımızı hedef alması, bilgi kirliliği üretmesi, hakikati perdelemeye çalışması sadece siyasi etik açısından değil, milli menfaatler açısından da ciddi bir sorundur. Öte yandan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkan Trump ile görüşmesi öncesinde ve sonrasında yurt dışından ve yurt içinden bilinçli bir dezenformasyon kampanyası başlatıldığı görülmektedir. Son derece verimli geçen görüşmeyi karalamak için CHP yönetiminin bu kampanyaya öncülük etmesi acziyet ve kötü niyet göstergesidir. CHP seçmenine haksızlık olduğunu düşündüğüm bu gayrimillî yaklaşımın milletimiz nezdinde karşılık bulmayacağı aşikârdır."
Son yıllarda Türkiye, küresel arenada sergilediği dış politika performansıyla yalnızca bölgesel bir aktör değil, küresel bir denge unsuru olduğunu da ispatlamıştır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen dış politikamız; milli menfaatlerimiz…
<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran, Trump-Erdoğan görüşmesi için "Son derece verimli geçen görüşmeyi karalamak için CHP yönetiminin bu kampanyaya öncülük etmesi acziyet ve kötü niyet göstergesidir." dedi.</p>
<p>İletişim Başkanı Burhanettin Duran, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>"Son yıllarda Türkiye, küresel arenada sergilediği dış politika performansıyla yalnızca bölgesel bir aktör değil, küresel bir denge unsuru olduğunu da ispatlamıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen dış politikamız; milli menfaatlerimiz temelinde barış, istikrar ve insanlık onurunu önceleyen bir anlayışla şekillenmektedir. Gazze’deki soykırım başta olmak üzere dünyanın birçok kritik bölgesinde insani duyarlılığın sesi ve diplomatik çözüm arayışının adresi olmuştur. Bu yaklaşımın en net yansımalarından biri, geçtiğimiz günlerde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda görülmüştür. Filistin üzerine en etkili konuşmayı yapan Cumhurbaşkanımızın sözleri, uluslararası camiada büyük takdirle karşılanmıştır. Cumhurbaşkanımızın senelerdir en yüksek sesle ifade ettiği BM reformu konusu artık birçok ülkenin programında ana gündem maddesi haline gelmiştir. Cumhurbaşkanımızın dün ABD Başkanı Trump ile yaptığı görüşme de gayet yapıcı ve olumlu bir çerçevede gerçekleşmiş, ikili ilişkiler ve bölgesel konularda önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Türkiye karşıtı çevrelerin tüm çaba ve beklentilerine rağmen iki lider arasındaki dostane ilişkiler ve stratejik anlamda ortak perspektif ziyarete damgasını vurmuştur. Cumhurbaşkanımız, Başkan Trump’la hem BM marjındaki Gazze toplantısında hem de ikili görüşmesinde Filistin konusunu geniş şekilde ele almıştır. Türkiye’nin diplomatik cephede son bir haftadaki başarıları, ne yazık ki içeride bazı muhalif çevreler tarafından ya görmezden geliniyor ya da manipüle ediliyor. Ülkemiz, dış politikada prestij kazanırken, CHP’nin içeride ısrarla Cumhurbaşkanımızı hedef alması, bilgi kirliliği üretmesi, hakikati perdelemeye çalışması sadece siyasi etik açısından değil, milli menfaatler açısından da ciddi bir sorundur. Öte yandan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkan Trump ile görüşmesi öncesinde ve sonrasında yurt dışından ve yurt içinden bilinçli bir dezenformasyon kampanyası başlatıldığı görülmektedir. Son derece verimli geçen görüşmeyi karalamak için CHP yönetiminin bu kampanyaya öncülük etmesi acziyet ve kötü niyet göstergesidir. CHP seçmenine haksızlık olduğunu düşündüğüm bu gayrimillî yaklaşımın milletimiz nezdinde karşılık bulmayacağı aşikârdır."</p>
CHP Bursa Milletvekili Sarıbal, 2010 yılından bu yana yaklaşık 10,8 milyon baş canlı hayvan ve 458 bin ton kırmızı et ithal edildiğini, bunun karşılığında 13,1 milyar dolar ödendiğini belirtti, buna rağmen kırmızı et fiyatlarının düşmediğini, dar gelirli yurttaşın ucuz ete hala ulaşamadığını söyledi.BURSA (İGFA) - CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 2025’in ilk 7 ayında 506 bin canlı hayvan ve 39 bin ton kırmızı et ithalatına 1 milyar 54 milyon dolar ödendiğini, hayvancılık politikalarının Türkiye’yi dışa bağımlı hale getirdiğini belirtti.
Konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin hayvancılıkta yanlış politikalarla dışa bağımlılığı artırdığını vurgulayan CHP'li Sarıbal, 2010’dan bu yana 10,8 milyon baş canlı hayvan ve 458 bin ton kırmızı et ithalatına 13,1 milyar dolar ödendiğini, ancak kırmızı et fiyatlarının düşmediğini ve dar gelirlinin ucuz ete ulaşamadığını söyledi.
2025’TE İTHALAT REKORU
2025’in Ocak-Temmuz döneminde 506 bin canlı hayvan ve 39 bin ton kırmızı et ithalatına 1 milyar 54 milyon dolar ödendiğini, bu rakamın 2024’ün tamamındaki 700 milyon doları aştığını belirten Sarıbal, "Canlı hayvan ithalatı bir yılda 226 binden 506 bine çıkarak iki kattan fazla arttı. TÜİK verilerine göre, 2022’den sonra ithalatın hızla artarak son 5 yılın zirvesine ulaştığını ifade etti.
Yem maliyetlerinin hayvancılık giderlerinin yüzde 70’ini oluşturduğunu kaydeden Sarıbal, Türkiye’nin her yıl 4 milyar doların üzerinde yem hammaddesi ithal ettiğini, bunun sürdürülemez olduğunu vurguladı. “Dünyada yeme bağımlı hayvancılık yapan az sayıda ülke var, ne yazık ki Türkiye bunlardan biri” dedi.
Sarıbal, 1980’de 45 milyon olan nüfusun 86 milyona çıktığını, ancak hayvan varlığının 85 milyondan 70 milyona gerilediğini belirtti. Bu durumun arz yetersizliğine ve yapısal sorunlara işaret ettiğini söyledi. Desteklerin küçük aile işletmelerine yönelmesi gerektiğini vurgulayan Sarıbal, 2025 tarımsal destek bütçesinin 135 milyar TL olduğunu, bunun sadece %18,7’sinin (16,8 milyar TL) hayvancılığa ayrıldığını ifade etti.
Milletvekili Sarıbal, süt ve et gibi stratejik ürünlerde piyasa dengelerinin izlenmesi, üretici örgütlerinin güçlendirilmesi ve üreticilerin ithalat baskısına karşı korunması gerektiğini belirterek, “Küçük aile işletmeleri desteklenmeli, endüstriyel yem hayvancılığı yerine meracılığa dayalı üretim teşvik edilmeli" çağrısında bulundu.
CHP İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, CHP İstanbul İl Başkanlığı’na kayyum olarak atanan Gürsel Tekin’in polis eşliğinde ve biber gazı kullanılarak binaya girmesine sert tepki gösterdi. Enginyurt, “CHP’lilere bu zulmü yaşatanlara yazıklar olsun, utanmaz olmuşsunuz” dedi.İSTANBUL (İGFA) - CHP İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, sosyal medyada paylaştığı videoda, CHP İstanbul İl Başkanlığı’na mahkeme kararıyla kayyum olarak atanan Gürsel Tekin’in polis ablukası ve biber gazı eşliğinde binaya girişini sert sözlerle eleştirdi.
CHP'li Enginyurt, “Gürsel Tekin polis zoruyla, biber gazı sıktırarak CHP İstanbul İl binasına giriyor. CHP’lilere bu zulmü yaşatanlara yazıklar olsun. Utanmaz olmuşsunuz,” diyerek tepkisini dile getirdi.
Gürsel Tekin'in polis eşliğinde ve biber gazı kullanılarak binaya girerken, partililerle polis arasında gerginlik yaşandı.
Milletvekili Enginyurt, il binası önünde toplanan partililere hitaben yaptığı konuşmada, Gürsel Tekin’i “sarayın atamasıyla” hareket etmekle suçladı ve “Yılların solcusu, devrimcisi, CHP’lisi olduğunu söylüyorsun, gençlerin biber gazı yemesine yüreğin nasıl razı oldu? Bunu vicdanına nasıl sığdırıyorsun?” diyerek tepki gösterdi.
Olay, İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2 Eylül 2025’te CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimini görevden alarak yerine Gürsel Tekin liderliğinde geçici bir kurul atamasıyla başladı. Tekin’in 8 Eylül’de il binasına gideceğini açıklamasının ardından, bina çevresi polis tarafından ablukaya alındı. İstanbul Valiliği’nin 7-10 Eylül tarihlerinde altı ilçede eylem yasağı getirmesi üzerine, CHP’lilerin binaya giriş-çıkışları engellendi.
CHP İstanbul İl Başkanlığı'na mahkeme kararıyla “kayyum” olarak atanan Gürsel Tekin, polis ablukası altındaki il binası önünde açıklama yaptı. Tekin, “Şikayet edenler de, bizi önerenler de CHP’li. Bana tepki gösterenler CHP’li değil, arkalarındakileri biliyoruz” dedi.
İSTANBUL (İGFA) - İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2 Eylül 2025’te CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimini görevden alarak yerine Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz ve Erkan Narsap’tan oluşan geçici kurulu atamasının ardından, CHP İstanbul İl Başkanlığı binası önünde gerginlik sürüyor.
Mahkeme tarafından “kayyum” olarak görevlendirilen Gürsel Tekin, İl Başkanlığı'na 34 CHP 85 plakalı minibüsüyle geldi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile görüştüğünü ve mahkeme kararından sonra temasların devam ettiğini belirten Tekin, polis barikatları arasında il binası önünde açıklama yaptı.
"BİZ KAYYUM DEĞİLİZ..."
“Mahkeme karar aldı. Şikayet edenler CHP’liler, taraflar CHP’liler, bizi önerenler de CHP’liler" diyen Gürsel Tekin, "Biz kayyum değiliz. İlk günden beri tüm temasları kurduk. Görevimiz, delegelerin ve yöneticilerimizin uğradığı haksızlıkları gidermek” dedi. Kendisine yönelik tepkilerin CHP’lilerden gelmediğini öne süren Tekin, “Bana tepkiyi CHP’liler göstermez. Arkalarında kim olduğunu biliyoruz. İsterlerse kurşun atsınlar, bizi engelleyemezler” diyerek kararlılığını vurguladı.
Tekin, 7 gündür sorunların çözümü için çaba sarf ettiğini, olayların sorumlusunun kendisi olmadığını yineledi.
“Sorunun parçası ve tarafı değilim" diyen Tekin, "Babamızın evine kimseden korunmayız.” dedi.
Tekin'in konuşması sırasında kendisine çevreden atılan su su şişeleri de atıldı.
Hatırlanacağı gibi mahkeme, 8 Ekim 2023’teki CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresi’nde usulsüzlük iddialarıyla Özgür Çelik ve yönetimini görevden almış, 196 delegeyi de tedbiren uzaklaştırmıştı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kararı “hukuksuz” olarak nitelendirerek Gürsel Tekin’in partiden ihraç edildiğini duyurdu. Tekin ise ihracı kabul etmediğini ve savunma hakkı verilmediğini belirtti. İstanbul Valiliği, 7-10 Eylül tarihleri arasında altı ilçede eylem yasağı getirirken, il binası çevresinde polis ablukası devam ederken CHP’liler, binaya giriş-çıkışların engellenmesine tepki gösteriyor.
CHP İstanbul İl Başkanlığı görevinden mahkeme kararıyla uzaklaştırılan Özgür Çelik, parti binasının polis ablukasına alınmasına tepki gösterdi. Vali Davut Gül’e ulaşamadıklarını belirten Çelik, ablukayla binaya giriş-çıkışların engellendiğini ve çevredeki 3 bin kişinin konutlarına erişiminin kısıtlandığını ifade etti.İSTANBUL (İGFA) - CHP İstanbul İl Başkanlığı görevinden mahkeme kararıyla uzaklaştırılan Özgür Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının çevresindeki polis ablukasının yoğunlaştığını ve binanın bahçesine kadar ilerlediğini duyurdu.
Çelik, İstanbul Valisi Davut Gül’e ulaşamadıklarını, telefonlarının açılmadığını ve dönüş alamadıklarını belirtti.
Özgür Çelik, paylaşımında, “Bu durum sürekli gerginlik ve sürtüşmelere yol açıyor. Partimizin bulunduğu sitede yaşayan yaklaşık 3 bin insanın da kendi konutlarına erişmeleri engelleniyor. Dün geceden beri sürekli gerilime yol açan bu ablukanın kimseye faydası yok. Türkiye’nin birinci partisinin etrafını çevirmenin, parti üyelerimizin kendi parti binasına girmesini engellemenin hiçbir izahı yok” ifadelerini kullandı.
Ablukanın hukuksuz ve art niyetli olduğunu vurgulayan Çelik, “Bir an önce bu hukuksuz ve art niyetli kuşatmadan vazgeçilmelidir. Eninde sonunda yenilmeye mahkûm bu zorbalık son bulmalıdır” çağrısında bulundu.
Hatırlanacağı gibi olay, İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2 Eylül 2025’te CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimini görevden alarak yerine geçici kurul ataması sonrası başladı. CHP’liler, kararı protesto etmek için il binası önünde toplanırken, İstanbul Valiliği de, 7-10 Eylül tarihleri arasında 6 ilçede eylem yasağı getirdi.
Polis ablukası, partililerin binaya giriş-çıkışlarını engellerken, bölgede gerginlik devam ediyor.
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimini görevden alma kararı sonrası İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’tan açıklamalar geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, karar ve ablukaya tepki göstererek, “İl Başkanlığımız baba evidir, ablukaya almak haneye tecavüzdür” dedi.İSTANBUL (İGFA) - İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2 Eylül 2025 tarihli ara kararıyla, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve il yönetimi, 8 Ekim 2023’te yapılan 38. Olağan İl Kongresi’nde usulsüzlük ve seçmen iradesini etkileme iddiaları nedeniyle görevden uzaklaştırılmış, yerine; Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz ve Erkan Narsap’tan oluşan bir geçici kurul atanmıştı. Karar, kamuoyunda ve siyasi arenada büyük yankı uyandırdı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, mahkeme kararını yok saymanın ve halkı sokağa dökmenin hukuka meydan okuma olduğunu vurgularken, hiç kimsenin kanunların üstünde olmadığını söyledi. Bakan Yerlikaya, sokak çağrıları yaparak kamu düzeninin ve milletimizin huzurunun bozulmasına asla müsaade etmeyeceklerinin altını çizdi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bakan Yerlikaya’nın açıklamalarına sert bir yanıt verdi.
Sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, ne kendisinin ne de partisinin sokağa ve şiddete davet ettiğini belirterek, “Partimizin üyelerini kendi binasına almayan, insanları sokakta bırakan, kanunsuz emirle devletin polisini vatandaşla karşı karşıya getirmeye çalışan sizlersiniz! İl Başkanlığımız, Cumhuriyet Halk Partililerin baba evidir, evimizi ablukaya almak haneye tecavüzdür” ifadelerini kullandı. Özel, hukuka uyulmasını ve il başkanlığı önündeki ablukanın kaldırılmasını talep etti.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, CHP İstanbul İl Başkanlığı önünde yaşanan olaylar ve sosyal medyada provokatif paylaşımlar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca adli soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Bakan Tunç, “Yargının kararına saygı göstermek herkes için bir zorunluluktur. Hukukun üstünlüğü, demokratik düzenin teminatıdır. Toplumda gerginlik ve huzursuzluk oluşturacak sokak çağrılarından kaçınmak gerekir” diyerek CHP yönetimini sükûnete davet etti. Bakan Tunç, kararın ihtiyati tedbir niteliğinde olduğunu ve yargılama sürecinin devam ettiğini vurguladı.
İSTANBUL VALİLİĞİ 6 İLÇEDE EYLEM VE ETKİNLİKLERİ YASAKLADI
İstanbul Valiliği de, 10 Eylül saat 23.59'a kadar Beşiktaş, Beyoğlu, Eyüpsultan, Kağıthane, Sarıyer ve Şişli ilçelerinde gösteri yürüyüşleri, çadır kurma, stant açma, oturma eylemi, imza kampanyası, anma töreni gibi eylem ve etkinliklerin yasakladığını açıkladı. Vali Davut Gül, CHP İstanbul İl Yönetiminin görevden uzaklaştırılması ve yerine Geçici Kurul ve İl Başkanı atanmasına dair mahkeme kararını anımsatarak, bunların görevlerinin engellenmesinin cezai yaptırım doğuracağını açıkladı.
NE OLMUŞTU?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 8 Ekim 2023’teki CHP İstanbul İl Kongresi’nde Özgür Çelik’in seçilmesine yönelik “hile karıştırıldığı” ve Seçim Kanunu’na aykırı hareket edildiği iddialarıyla soruşturma başlatmıştı. İddianamede, delegelere 150 bin ila 350 bin lira arasında para, tablet-telefon dağıtımı ve iş vaadiyle menfaat sağlandığı öne sürüldü. Mahkeme, bu iddialar üzerine kongreyi iptal ederek Çelik ve yönetimini görevden aldı. CHP, karara itiraz etmiş ancak itirazlar reddedilmişti.
CHP İstanbul İl Başkanlığı'na kayyum olarak atanan Gürsel Tekin'in 8 Eylül Pazartesi (bugün) saat 12.00'de İl Başkanlığı'na gitmesi bekleniyor.
"Düşman ceza hukuku uygulamalarının hakim olduğu ve anayasanın kısmen askıya alındığı demokratik hukuk devletinin yok edilmeye çalışıldığı bir ortamda sağduyu ve stratejik zeka ile hareket edilmesi gerektiğine inanıyorum.
AK Parti iktidardan gideceğini anladı. Amacı muhalefetin iktidara gelmesini engellemek. İktidar oyunu rest çekilen poker değil akıl ile oynanan satranca benzer.
Muhalefet bütün hukuksuzluklara rağmen zor olmasına rağmen tahrikler ile kurulmak istenen kumpasa karşı sabırla ve akılla hareket etmelidir."
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş:
"Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı olarak dayanışma sorumluluğuyla; İstanbul Milletvekili olarak görev bilinciyle; ama en önemlisi ülkemizin darbe zihniyetiyle yönetilmesine karşı direnmek üzere bir yurttaş kimliğimle ben de heyetimizle birlikte CHP İstanbul İl Başkanlığı binasına geçiyorum.
Darbelere, kayyumlara, Saray’ın sopası haline dönüştürülmüş hukuksuz yargıya karşı her zaman dayanışacağız. Hep birlikte direnip beraber kazanacağız."
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan:
"Senelerdir muhalefete yapılan baskılara her gün bir yenisi ekleniyor. Kayyum atamalarıyla halk iradesi yok sayılıyor. Biz bunları tanıyoruz, gayet iyi biliyoruz. O yüzden hangi partiye yönelik olursa olsun, bu bir parti meselesi değil, demokrasi meselesidir diyoruz.
Operasyon, baskı, sindirme, zor kullanma değil, bugün acil ihtiyacımız özgürlük ve demokrasi!"
CHP İstanbul’da gerilim tırmanıyor
Mahkeme kararıyla CHP İstanbul İl Başkanlığı’na geçici kayyum olarak atanan Gürsel Tekin’in yarın il binasına gelmesi bekleniyor.
Tekin’in gelişine saatler kala CHP İstanbul Gençlik Kolları, İstanbul’un 5 ilçesinde üç gün boyunca geçerli olacak eylem yasağı ilan etti.
POLİS ABLUKASI
Kararın ardından kısa sürede CHP İstanbul İl Başkanlığı ve çevresi, binlerce polis tarafından çevrelendi. Bina giriş çıkışları barikatlarla kapatıldı.
VATANDAŞLAR BARİKATLARI ZORLADI
CHP İstanbul İl Başkanı ile Genel Başkan Özgür Özel’in çağrısının ardından binlerce yurttaş, il binası önünde toplanmak istedi. Polis, kurduğu barikatlarla kalabalığın geçişini engellemeye çalıştı.
Bazı vatandaşların ise barikatları aşarak il binasına ulaşabildiği görüldü.
KALABALIK GİDEREK BÜYÜYOR
İl binasına ulaşmak isteyen yurttaşların sayısı her geçen saat artarken, barikat önünde yoğun kalabalık oluştu. Vatandaşlar slogan atarak polise tepki gösterdi, barikatların kaldırılmasını talep etti.
ARBEDE VE MÜDAHALE
Kalabalığın barikatlara yüklenmesi üzerine polis müdahalesi gerçekleşti. Bu sırada CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır ve beraberindeki milletvekilleri arbedenin ortasında kaldı.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır:
"Yüzlerce polis tarafından sarıldık! İstanbul İl Başkanlığımıza giriş ve çıkış yapılamıyor. Tüm İstanbulluları buraya, milli iradeye sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bu ülke bu kötülüğü hak etmiyor!"
CHP'nin 102. kuruluş yıldönümü, Bursa’da Atatürk Anıtı’na çelenk sunma töreniyle kutlandı. CHP Bursa İl Başkan Vekili Yasemin Rençber, partinin kurtuluş ve kuruluş ruhunu taşıdığını vurgulayarak, siyasi yargı kararlarını tanımadıklarını ve CHP’nin iktidar hedefiyle mücadele edeceğini söyledi.Adiviye ELBAŞ - gazeteabc / BURSA (İGFA) - CHP Bursa İl Başkanlığı tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk sunulan törende konuşan İl Başkan Vekili Yasemin Rençber, partinin tarihi misyonunu ve güncel siyasi gelişmeleri değerlendirdi.
“CHP, KURULUŞUN VE KURTULUŞUN PARTİSİDİR”
Rençber, CHP’nin milli mücadelede doğduğunu ve milletin iradesini temsil ettiğini belirterek, “Kuruluşun ve kurtuluşun partisi olan CHP, bugün Türkiye’nin birinci partisi olarak milli iradenin en büyük koruyucusudur” dedi.
Sivas Kongresi’nin CHP’nin ilk kurultayı olduğunu hatırlatan Rençber, “Partimizi mücadele edemez hale getirmek isteyenler gaflet içindedir. CHP, Sivas Kongresi’nin ruhuyla mücadelesini büyütüyor” diye konuştu.
İstanbul İl Kongresi’ne ilişkin mahkeme kararını eleştiren Rençber, “İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik, delegelerimizin iradesiyle seçilmiştir. Mahkemenin kararı bizim için yok hükmündedir, tanımıyoruz. Mücadelemizden geri adım atmayacağız” dedi. CHP’nin tarih boyunca baskılara rağmen dimdik ayakta kaldığını vurgulayan Rençber, “Milletle birlikte büyüyen CHP, bugün de bir bütün olarak duruyor” ifadelerini kullandı.
CHP’nin Türkiye’nin ikinci yüzyılına damga vuracak bir program hazırladığını söyleyen Rençber, “Altı okumuz, Atatürk Devrimleri ve Cumhuriyet değerleri rehberliğinde devrimci bir vizyon oluşturuyoruz. Şimdi CHP iktidarı zamanıdır. Demokrasiyi inşa etme, adaleti tesis etme ve milletimizi refaha kavuşturma zamanıdır” diye konuştu. Rençber, Genel Başkan Özgür Özel ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu liderliğinde geleceği kuracaklarını belirterek, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz! Birlikte yazdık tarihi, birlikte kuracağız geleceği!” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
CHP İpsala İlçe Başkanlığı, 24. İpsala Çeltik Festivali ve Tarım Fuarı kapsamında düzenlenecek Kel Aliço Pehlivanı Anma Yağlı Güreşleri’nde İpsalaspor adına mücadele edecek Zati Demir’e isminin yazılı olduğu bir kıspet hediye etti.Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - CHP İpsala İlçe Başkanlığı, 24. İpsala Çeltik Festivali ve Tarım Fuarı’nda gerçekleştirilecek Kel Aliço Pehlivanı Anma Yağlı Güreşleri öncesi İpsalalı genç güreşçi Zati Demir’e destek jesti yaptı.
CHP İpsala İlçe Başkanlığı’nda düzenlenen buluşmada, İlçe Başkanı İsmail Göksu, Destek Orta boyunda güreşecek Zati Demir’e isminin yazılı olduğu bir kıspet hediye etti.
Başkan Göksu, “İpsala’mızı temsil eden tüm sporcularımızın yanındayız. Zati Demir kardeşimize gönülden inanıyoruz, her zaman destek olacağız” diyerek genç pehlivana başarılar diledi. Kıspeti teslim alan Zati Demir ise, “İpsala’yı er meydanında en iyi şekilde temsil etmek için elimden geleni yapacağım” diyerek teşekkür etti.
CHP Keşan İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Hesna Ezgi Özgül Çepil, şahsına yönelik güven sorunları nedeniyle görevinden istifa ettiğini açıkladı. Çepil, CHP’ye bağlılığının devam edeceğini vurguladı.Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - CHP Keşan İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Hesna Ezgi Özgül Çepil, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla görevinden istifa ettiğini duyurdu.
Çepil, iki yıldır sürdürdüğü görev süresince partisinin değerleri doğrultusunda özveriyle çalıştığını ve Keşan’da önemli başarılara katkı sağladığını belirtti.
Son dönemde şahsına yönelik bazı güven sorunlarının ortaya çıktığını hissettiğini ifade eden Çepil, “Bu durumun hem şahsımı hem de yönetimimizin birlik ve beraberliğini olumsuz etkilememesi adına görevimden istifa etmeyi doğru buldum” dedi. Çepil, partiye olan bağlılığını vurgulayarak, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP’ye inancım ve kararlılığım her daim sürecek. Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi koruma azmimi yitirmeyeceğim” ifadelerini kullandım.
CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında emekçilerin haklarını alana kadar grevlere destek verileceğini açıkladı.BURSA (İGFA) - CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, emekçiler haklarını alana kadar grevlere destek vereceklerini açıkladı.
Konuyla ilgili TBMM'de basın toplantısı düzenleyen CHP'li Pala, geçen hafta CHP milletvekilleri, il ve ilçe başkanları ile birlikte Bursa'nın Gemlik ilçesinde, Kocaeli'nin Körfez ve Dilovası ilçelerinde bazı şirketlerde çalışan işçilerin grev çadırlarını ziyaret ettiklerini anımsatarak, emekçiler haklarını alana kadar bu sürecin içerisinde olacaklarını vurguladı. Pala, emekçilerin açlık sınırının altında yaşamaya zorlandığını, emeklilerin ise geleceklerine yönelik endişe duyduğunu söyledi.
Geçen hafta Bursa Gemlik’te Rodaport işyerinde direnişte olan işçileri, Kocaeli’nin Körfez ilçesinde Gübretaş’ta grevde olan işçileri ve Kocaeli Dilovası’nda OMSA metal fabrikasında direnişte olan işçileri ziyaret ettik.Haklarını almak için direnen ve greve çıkan emekçilerin… pic.twitter.com/zBTCxMliw5— KAYIHAN PALA (@KAYIHANPALA) September 2, 2025
Türkiye'de geniş tanımlı işsiz sayısının 13 milyonun üstüne çıktığını ileri süren Pala, iş sağlığı ve güvenliği, genel sağlık sigortasıyla ilgili ilettiği yazılı soru önergelerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından verilen yanıtları da eleştirdi.
İYİ Parti Bursa İl Başkanlığı’nın 1-4 Eylül tarihleri arasında gerçekleştireceği STK ziyaretleri öncesinde düzenlenen basın toplantısında, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan açıklamalarda bulundu.Adiviye ELBAŞ - gazeteabc / BURSA (İGFA) - İYİ Parti Bursa İl Başkanlığı, 1-4 Eylül tarihleri arasında gerçekleştireceği “Bursa STK Ziyaretleri” programı öncesinde il binasında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan da katıldı.
Türkkan, konuşmasında Bursa’nın sanayi ve tekstil kimliğine dikkat çekerek, “Bursa deyince akla gelen ilk şey tekstil. Ancak tekstil gibi istihdam odaklı sektörlerin sonu görünüyor. Türk sanayisi evrim geçiriyor ve bu dönüşüm sosyo-ekonomik kırılmaları da beraberinde getiriyor” dedi.
Türkiye’nin uzun süredir ekonomik krizlerle mücadele ettiğini belirten Türkkan, inovatif ve teknoloji yatırımları yerine beton yatırımlarına yönelmenin ülke ekonomisini olumsuz etkilediğini ifade etti. “Beton kafalıların tercihi sadece betondur, çünkü rant orada görülüyor” sözleriyle mevcut yatırım politikalarını eleştirdi.
Cumhurbaşkanlığı sistemine de değinen Türkkan, bu sistemin otoriter bir rejimin anahtarı haline geldiğini savunarak, “Bir lale devri yaşandı ama sonunda ciddi bir krize sürüklendik” dedi. Sosyolojik açıdan halkın karar alma süreçlerinden uzaklaştığını ve biat kültürünün yaygınlaştığını vurguladı.
Bursa’daki yatırımların gözlemlendiğini ancak teknolojik ilerlemenin yetersiz kaldığını belirten Türkkan, hukuksal güvensizlik ve insan hakları ihlallerinin ekonomik gelişimi engellediğini söyledi. “Türkiye, iktidarın muhalif gördüğü kişilerin malına el koyabildiği bir ülke haline geldi. Bu da yabancı yatırımcıların Türkiye’ye gelmesini imkansız kılıyor” ifadeleriyle yatırım ortamına dair eleştirilerini dile getirdi.
Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay ve Veryansın Tv yazarı Engin Balım, CHP İstanbul İl Yönetimi’nin tedbiren görevden uzaklaştırılması sonrası siyaset kulislerini aktardı.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
Veryansın Tv’de Salı Sallanır canlı yayınında konuşan Engin Balım, AKP kulislerinde konuşulan “CHP planı”na ilişkin iddiaları aktardı.
Balım, söz konusu planın AKP medyasında “15 Temmuz’da başarılı olamayan küresel çete CHP’yi ele geçirdi” söylemleriyle başlayacağı, CHP’li isimlerin büyükelçiler ve küresel isimlerle yemek görüntülerinin tekrar dolaşıma sokulacağı iddialarını aktardı.
Kulislerde “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu işin hukuki kılıfına uydurulmasını istediği”nin konuşulduğunu da belirten Balım, CHP kurultayının 9 Eylül’den 15 Eylül’e ertelenmesinin bu iddia ile bağlantılı olduğunu ileri sürdü.
Planın “hukuki kılıfına uydurulamaması halinde Saray’ın B planını uygulamaya sokacağı” iddiasını aktaran Balım, mutlak butlan kararının uygulanması sonrası “15 Temmuz’da başarılı olamayan küresel çete CHP’yi ele geçirdi” söylemlerini bizzat Erdoğan ya da Bahçeli’nin ağzından aktarılacağının kulislerde konuşulduğunu belirtti.
Bir algı inşa edildikten sonra Erdoğan ve Bahçeli sürekli olarak “Mevcut CHP yönetimi korsan bir yönetimdir. Bu yönetimin atadığı, belirlediği, ön seçim yapmadan getirdiği meclis üyeleri ve belediye başkanları küresel çeteye finans sağlayarak anayasal yapıyı yıkmaya yönelik faaliyetler yürüttüğü için belediyeler gayrimeşrudur, korsandır.” şeklinde çıkışlar yapacağını belirten Balım, CHP’li bütün belediyelerin bu sayede görevden alınmasının yolunun açılacağı iddiasını aktardı.
Balım, son olarak AKP’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin de görevden alınmasıyla AKP’nin “adalet” görüntüsü çizeceği iddiasını aktardı.
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV canlı yayınında “Gürsel Tekin’den bağımsız teknik bir şey söylüyorum. Kayyumun, partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor, Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa olur, bir başka isim olsa olur” dedi.
TEKİN’DEN AÇIKLAMA
Mahkeme kararıyla CHP İstanbul İl Başkanı olarak görevlendirilen Tekin, görevi kabul edeceğini beyan etmesinin ardından CHP tarafından ihracına karar verildi.
Tekin, ihraç kararına ilişkin TV100’e yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Ben bu kararı kabul etmiyorum. AK Parti yargısı diye bağırıyorsunuz siz daha beter durumdasınız. Bana sormadan benim ifademi almadan, ben bir savunma yapmadan beni ihraç edemezsiniz. Disiplin kuruluna veremezsiniz.”
AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı’na ilişkin, parti genel merkezi önünde açıklamalarda bulundu, basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı.
Bölücü açılım sürecine ilişkin toplumdaki bakış açısı ve tablonun sorulması üzerine Çelik, şu iddialarda bulundu:
“Biz, vatandaşlarımızla buluşuyoruz, vatandaşlarımızın tabii ki soruları oluyor, cevap vermekle mükellefiz. Vatandaşlarımızın soruları oluyor, kaygıları oluyor, eleştirileri oluyor, geleceğe dönük uyarları oluyor. Hepsini not ediyoruz, başımızın üstünde yeri var çünkü memleketin sahibi ve bütün bu süreçlerin sahibi millettir. Gittiğimiz yerlerde bu sorulara tabii ki açık yüreklilikle cevap veriyoruz. Kameraların önünde de veriyoruz ama aynı zamanda vatandaşlarımızın Sayın Cumhurbaşkanı’mıza ve Sayın Bahçeli’ye dönük yüksek güvenlerini de görüyoruz. Onların yanlış yapmayacağını, devlet ve millet aleyhine herhangi bir işe izin vermeyeceğini net bir şekilde vatandaşlarımızın vurguladıklarını da görüyoruz. Bu süreçler doğası gereği işin içinde siyasetin olduğu, devlet kurumlarının çalıştığı, sahada bir sürü gelişmenin olduğu süreçler.
Tabii ki birtakım başka devletlerin sabotajlarına da dikkat etmek gerekiyor. Geçmişte de bu tecrübeleri yaşadık. Bu açılardan baktığımızda biz çok yönlü, çok kapsamlı, iyi çalışılmış, tarihi dersleri çıkarılmış, bundan sonrasının nereye gitmesi gerektiği konusunda kafamızın berrak olduğu, hem askeri hem istihbari hem siyasi hem toplumsal boyutunun çok yönlü olarak ele alındığı bir süreçtir.”
Çelik, “Türkiye’de Türk ile Kürt arasına kimse girememiştir. Terör mevzusu, ayrı bir mevzudur. Bunun ortadan kalkması tabii ki demokrasimizin üzerindeki stresi kaldıracaktır ve Türkiye’nin birtakım konularla yıllardır sürdürülen meşguliyetinin ortadan kalkmasına yol açacaktır. Bölge açısından da yeni fırsatların, yeni işbirliklerinin doğmasına yol açacaktır. Bu, aynı zamanda başka terör örgütlerinin, bölgedeki başka terör örgütlerini nasıl feshedileceğine ve silah bıraktırılacağına dair bir model de oluşturulacaktır. Onun için Türkiye Cumhuriyeti, gündemine hakimdir. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar.” değerlendirmesinde bulundu.
PYD ELEBAŞI MÜSLİM’İN AÇIKLAMASI
PYD yöneticisi Salih Müslim’in “Yeni Suriye hükümeti, ademimerkeziyetçiliği reddederse bağımsızlık talep etmek zorunda kalacağız.” şeklindeki açıklamasının sorulması üzerine Çelik, şöyle konuştu:
“Yakın zamanda PYD yöneticisi Salih Müslim’in bahsettiği açıklamasını gördüm. Önceki açıklamalarıyla birleşik bir açıklama. Biz, dediğimiz gibi Şam’daki merkezi hükümetle çatışma şeklindeki bir tutumun ‘terörsüz bölge’ sürecine karşı bir tutum olduğunu değerlendiriyoruz. Aynı şekilde PYD’nin, SDG’nin silah bırakmasına yani Suriye PKK’sının silah bırakmasını engellemeye çalışanların bu terörsüz bölge ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine karşı bu gün Sayın Bahçeli’nin açıklamasında da var. Bu işi geciktirmeye, zamana oynamaya ve sulandırmaya dönük bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz. O açıklama da zaman zaman biliyorsunuz, bu teröre destek verenler, birtakım meşru kavramları tüketim malzemesi olarak kullanırlar. Aslında ademimerkeziyetçilik diye bahsettiği şey, bir ademimerkeziyetçilik değil. Ademimerkeziyetçilik dediğinin fiili karşılığının ne olduğunu bilecek milli güvenlik bilincine sahibiz.
Onun ademimerkeziyetçilik dediği şey, bizim açımızdan terör devletçiğidir. Dolayısıyla terör devletçiklerine müsaade etmeyeceğimizi geçmişte Cumhurbaşkanı’mız ‘Bir gece ansızın gelebiliriz.’ mottosuyla ifade etmişti. Biz, bir devlet politikası olarak ve bütün siyasi partilerin katılımıyla yüce Mecliste kurulmuş bir komisyonla bu sürecin ‘Terörsüz Bölge’ ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin hedefine ulaşması için bu gayreti gösteriyoruz.”
“Terörsüz Türkiye” sürecini sabote etmek isteyen bazı devletlerin olduğunu gördüklerine dikkati çeken AK Parti Sözcüsü Çelik, “Özellikle siyonist soykırımcılık, bu süreci sabote etmek istiyor. Birisi çıkıp da burada ‘Ben ademimerkeziyetçilik’ falan diyerek esasında altyazısında terör devletçiği olan bir yaklaşım ortaya koyarsa biz, bunun ne olduğunu görecek tecrübeye sahibiz. Üzerinde çok düşünmemize bile gerek yok. Bir saniye içerisinde bunu teşhis ederiz.” dedi.
CHP İSTANBUL’A KAYYIM
CHP’nin İstanbul Kongresi’ne ilişkin İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara kararla ilgili soruyu da yanıtlayan Çelik, konunun MYK’da gündeme gelmediğini söyledi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle
Ömer Çelik, şunları kaydetti:
“Nihayetinde mahkeme ile ilgili bir süreç. Orada sadece bazı yayınlarda ‘Kayyum atandı.’ falan deniyor. Halbuki yargı süreci gördüğümüz kadarıyla devam ediyor. İhtiyati tedbir kararı almış orada mahkeme ve daha önceki bir CHP il yönetimini tekrar atamış. Bir öncekinde siyasi yasaklılık durumu olduğu içindir belki o. Onu mahkemenin nasıl takdir ettiğini bilemiyorum ama bu ihtiyati tedbir olarak gündeme gelmiş bir şey.
Biz, siyasi partilerin bu şekilde gündeme gelmesini istemeyiz ama siyasi partiler açısından herhangi bir usulsüzlük varsa da bunu mahkemenin tespit etmesi ve bununla ilgili adım atması da işleyen yargı süreciyle ilgilidir. O bakımdan onunla ilgili herhangi bir detay değerlendirme yapmamız doğru değil ama görüldüğü kadarıyla CHP yönetimi alınmış ve daha önceki bir CHP il yönetimi oraya ihtiyati tedbir açısından kayyum olarak değil koyulmuş yani yargı süreci devam ediyor. İtiraz süreci devam ediyor, biz de onu takip ediyoruz.”
İlişkili Haber
Özgür Özel’den ‘İstanbul’ açıklaması: Kararı tanımıyoruz, Gürsel Tekin’i ihraç ettik
Haberi görüntüle
ERDOĞAN’IN ÇİN SEYAHATİ
Kapsamlı bir MYK Toplantısı yapıldığını belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılışta iç ve dış politikanın yanı sıra Çin seyahatine dair değerlendirmeler yaptığını söyledi.
Çelik, birinci gündemin her zaman olduğu gibi Netanyahu hükümetinin her geçen gün daha fazla katliam yaparak Gazze’deki soykırımı devam ettirmesi olduğunu vurgulayarak, “Dünyanın gözü önünde Gazze’nin işgal edilmesine dair talimatlar verildiği ve buna göre hareket planları hazırlandığı açık bir şekilde ifade ediliyor. Bu doğrusunu söylemek gerekirse Nazilerin yaptığı cinayetleri bile geride bırakacak, insanlık tarihinin en hunharca, en barbarca katliam siyasetinin, soykırımın bir örneğidir. Bunu gerçekleştirenlerin eninde sonunda bir insanlık mahkemesinde yargılanması, insan haysiyetinin, insan onurunun ve insanlık adına var olan bütün değerlerin gereğidir.” ifadelerini kullandı.
Bütün dünyada Filistin’in tanınması yönünde çok anlamlı, çok değerli bir hareketlilik de olduğunu belirten Çelik, şöyle devam etti:
“Tam bu hareketlilik karşısında ise ABD yönetiminin Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etmesi son derece yanlış olmuştur. Birleşmiş Milletler gibi meşru otoritelerin, devletlerin sesini duyuracağı bir platformun işlevsizleşmesi ve zemininin kaybolması anlamına gelmektedir bu. Dolayısıyla gerek Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın gerek diğer yetkililerin vizelerinin iptal edilmesi adaletsiz ve hakkaniyetsiz bir karardır. Bu uluslararası hukuk, meşru zeminler, Birleşmiş Milletler zemininde artık zaten büyük oranda yıpranmış olan objektif yaklaşımların, görülmeyen objektif yaklaşımların, tamamen berhava olduğunu, tek taraflı olarak birtakım işlemlerin yapıldığını göstermektedir. Bu karardan geri dönülmesi gerekir. Çünkü Filistinlilerin sesinin duyurulması, her meselede olduğu gibi Filistin meselesinde de saldırıya uğrayanların, soykırıma maruz kalanların sesinin duyulması meselenin doğası, hakkaniyetin ve adaletin gereğidir. Tabii bu olmadığı takdirde, vizelerin iptali ile ilgili karar düzeltilmediği takdirde, orada pek çok devlet başkanı, hükümet başkanı Filistin’in sesi olacaktır. Kuşkusuz bu konuda, Filistin’in gür sesi olma konusunda en gür ses Sayın Cumhurbaşkanımızdan çıkacaktır.
Yıllardır Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bütün konuşmalarında, Filistin Davası’nı en yüksek sesle haykırmaktadır. Dolayısıyla bu sene de Cumhurbaşkanımızın konuşması başta olmak üzere, pek çok liderin konuşmasıyla birlikte Filistin Davası, Gazze’de Netanyahu hükümetinin gerçekleştirdiği soykırım Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na damgasını vuracaktır. Bu, artık devletlerin meselesi olmayı çoktan aşmıştır. Bu bir katliam şebekesiyle insanlık ittifakı arasında bir meseledir. İnsanlık ittifakı eninde sonunda değerlerin kazanımı, medeniyetin kazanımlarının korunması için bu katliam şebekesini yenmek zorundadır. Dolayısıyla hep beraber Sayın Cumhurbaşkanımızın Filistinli yetkililere izin verilmese bile Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmanın, Filistin’in en gür sesi olarak Birleşmiş Milletler’de ve bütün dünyada yankılanacağını görüyoruz, değerlendiriyoruz.”
SAVUNMA SANAYİİ
Ömer Çelik, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı içinde barındıran Zafer Haftası kapsamında birçok önemli gelişmenin de yaşandığına dikkati çekerek, “En önemlilerinin başında Çelik Kubbe ile ilgili geldiğimiz nokta söz konusu oldu. Bütün dünyada yankılandığı gibi ülkemizin savunması açısından da son derece önemli bir eşik geçilmiş oldu. Görüldüğü gibi geçmişte sıradan bir tabanca almak için başvurduğumuzda bize bunları bile vermeyenler, ambargo uygulayanlar bugün Türkiye’nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar. Tabii bizim savunma sanayimiz kimse için bir tehdit değil. Kendi milli güvenliğimiz için bunu gerçekleştiriyoruz, bu başarılara imza atıyoruz.” şeklinde konuştu.
Erdoğan’ın, “Biz yapabiliriz, daha iyisini de yaparız” şeklinde tüm kurumlara bir vizyon aşıladığını işaret eden Çelik, “Geldiğimiz noktada, dünyanın barbarlık tarafından teslim alınmaya çalışıldığı ve Türkiye’nin etrafında neredeyse dünyadaki çatışmaların yüzde 70’e yakınının gerçekleştiği bir ortamda ve büyük potansiyel krizlerin var olduğu bir ortamda, savunma sanayimizin geldiği nokta tabii ki gurur vericidir. Bu bakımdan Çelik Kubbe’nin dünyada bu kadar yankılanması, herkesin aslında bütün bu meseleleri hem okumakta hem de bunlara karşı savunma sanayi açısından somut tedbir almakta çok geç kaldıklarını itiraf ettiği bir noktada Türkiye’nin öngörüsünün, Cumhurbaşkanımızın vizyonunun Türkiye’yi içinde tuttuğu hattın ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görülmektedir.” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’NİN GÜCÜ KİMSE İÇİN TEHDİT DEĞİLDİR’
Çelik, bazı komşu ülkelerin, Türkiye’nin yerli entegre hava savunma sistemi Çelik Kubbe’ye dair endişeli açıklamalarına ilişkin şunları kaydetti:
“Tabii bazı komşu ülkeler, Türkiye’nin Çelik Kubbe’de attığı imzanın kendileri için tehdit oluşturduğunu söylüyor. Onlara bir kere daha ifade ediyoruz, Türkiye’nin gücü kimse için tehdit değildir. Türkiye’nin gücü barışın teminatıdır. Ama Ege’de, Akdeniz’de, başka yerlerde hiç kimsenin yanlış işler peşinde koşmaması lazım. Meseleleri masada, müzakereyle, diplomasiyle halletmemiz lazım. Bu işlerin sahaya kalmaması lazım. Dünyanın zaten büyük streslerle yüklü olduğu, büyük fay hatlarının tetiklendiği bir dönemde daha fazla strese ve fay hattının tetiklenmesine gerek yok. Onun için biz komşularımızla barış içerisinde ve ‘herkesin güvenliği bizim güvenliğimizdir, herkesin refahı bizim refahımızdır’ ilkesiyle hareket ediyoruz. Kimsenin güvenliğinde bir zaafa düşmesini, kimsenin refahtan mahrum kalmasını arzu etmiyoruz. Topyekun bir barış, topyekun bir refah peşinde koşuyoruz.”
Geçmişte, Suriye’deki olaylar ve haricen yaşanan olaylar sebebiyle pek çok ülke tarafından Akdeniz’e savaş gemisi gönderildiğini hatırlatan Çelik, Mavi Vatan vurgusunun ve bu konuda atılan adımların son derece önemli olduğuna değindi.
Çelik, şöyle devam etti:
“Bu sene TEKNOFEST gençliğini Mavi Vatan’la buluşturan TEKNOFEST Mavi Vatan’ın hayata geçirilmesi de bu konudaki gelişmelerin gün yüzüne çıkması, gençlerimizin bu alandaki çalışmalarının teşvik edilmesi bakımından son derece önemlidir. Milli Savunma Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’yla birlikte TEKNOFEST’in bu sene Deniz Kuvvetleri’mizle birlikte böylesine kapsamlı bir şekilde yapılmış olması, aslında Türkiye’nin ‘mavi vatan’ vurgusu ve ‘mavi vatan’ın geleceğine dönük olarak etrafımızdaki denizlerde oluşan kaynamalara karşı, daha büyük meydan okumalara karşı hazırlıkları açısında da son derece önemlidir. Burada gençlerin yaptığı çalışmalar, orada ortaya konulan icatlar, kazanımlar geleceğe denizlerde de damga vuracağımızı göstermesi bakımından önemlidir. Tabii sık sık kahraman Silahlı Kuvvetlerimize gerek devlet kurumlarımız tarafından, savunma sanayi kurumlarımız tarafından, gerek diğer alanlarda bu teslimatların yapılması, bunların birleşik ve entegre bir şekilde gündeme gelmesi, önümüzdeki dönemin önümüze gelecek meydan okumaları açısından son derece kıymetli sonuçlar doğuracaktır.”
BÖLÜCÜ AÇILIM
Bölücü açılım süreci konusunun her zaman gündemlerinde olduğunu belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MYK’nin açılış konuşmasında bu noktaya değindiğini aktardı.
Çelik, “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devlet başkanı olarak koyduğu iradeyle Cumhur İttifakı’nın bu konuda yekpare bir şekilde bu konuyu sonuca ulaştırmaya kararlı olduğunu” söyledi.
Çelik, şunları kaydetti:
“Cumhur İttifakı’nın yanı sıra Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına talimat vermesiyle birlikte bu süreç aynı zamanda bir devlet politikası haline gelmiştir. TBMM’de, PKK terör örgütünün fesih ve silah bırakması ile ilgili yol haritası oluşturması ve yasal dayanak oluşturması ile ilgili bir komisyonun kurulmuş olması, yüce Meclisin, siyasi partilerin desteğini de alacak şekilde sürecin yürütülmesine imkan vermektir. Komisyonun asıl odağının PKK’nın feshi ve silah bırakması olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bunun dışında başka konuların öne çıkarılmaya çalışılması, PKK’nın fesih ve silah bırakılması gündeminin perdelenmesi, örtülmesi ya da aksatılmasına dönük birtakım gündemler ve ajandalar olarak gündeme gelmektedir. Odağı bu işin silah bırakma ve fesih sürecinin gerçekleşmesidir.
Burada da PKK terör örgütünün bütün şube ve uzantılarıyla, bütün illegal yapılarıyla, bütün finans odaklarıyla ve propaganda merkezleriyle, bu Terörsüz Türkiye ve aynı zamanda terörsüz bölge sürecine uygun olarak yapılan çağrılar çerçevesinde silah bırakması ve kendisini feshetmesi gerekir. Bunun dışında herhangi bir şekilde bu odağın kaybına yol açacak davranışların, aslında Terörsüz Türkiye’ye söylemini kullanmakla birlikte bu süreci akamete uğratacak davranışlar ve söylemler olduğunu ifade etmek isteriz.”
Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün MYK toplantısının açılış konuşmasında bu konuda, bazılarının odak kaybı yaşadığını, bunun yaşanmaması gerektiğini ifade ettiğini söyledi.
BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMALARI
Bahçeli’nin bugün bölücü açılım komisyonu ile Suriye konusunda yaptığı açıklamaların son derece önemli olduğuna işaret eden Çelik, “Biz ‘Terörsüz Türkiye’ derken, PKK’nın şu adres ya da bu adresinin değil, bütün adreslerinin, bütün şube ve uzantılarının, Avrupa’daki birtakım legal görünümlü yapılarının ve illegal yapılanmalarının tamamının feshedilmesi gerektiğini ve silah bırakılması gerektiğini daha bu sürecin başında ifade ettik. Bu sürecin başında bundan bunu anladığımızı ve bunun anlaşılması gerektiğini söyledik ama bunun dışındaki yaklaşımlar olursa, bu gerçekten Terörsüz Türkiye sürecine, terörsüz bölge sürecine zarar verir.” diye konuştu.
İlişkili Haber
Bahçeli’den YPG’ye operasyon sinyali
Haberi görüntüle
Bölücü açılım süreci ile terörsüz bölge sürecinin iki ayrı süreç olmadığını belirten Çelik, bunların entegre süreçler olduğunu, bu iki süreci birbirinden ayırmanın sağlıklı bir yaklaşım olmadığını belirtti.
Çelik, şunları ifade etti:
“Bölgede özellikle Suriye’de net bir şekilde gözlemliyoruz, silah bırakmaktan kaçınmak, Suriye’deki merkezi yapıyı sabote edecek davranışlar içerisine girmek ve Türkiye’deki Terörsüz Türkiye sürecinden ve terörsüz bölge sürecinden kendisini ayrıştırmak, kendisine başka pozisyon belirlemek, bununla birlikte silahlanmak şeklindeki davranışların bütün bu sürece karşı davranışlar olarak kodlanması gerektiğini değerlendiriyoruz. Cumhurbaşkanımızın, ‘Yüzünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacaktır.’ ifadesinin anlamı budur. Yine bugün MYK’mız başlarken, Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamada son derece önemli bir cümle var. Deniyor ki orada Sayın Bahçeli tarafından, ‘Bu süreci akamete uğratmaya çalışanlar, Suriye’de başka bir plan peşinde koşanlar esasında terörsüz bölge sürecinin değil, siyonizmin planının parçası durumuna düşeceklerdir.’ Şimdi burada bunları söylediğimiz zaman birileri tutuyor diyor ki ‘Kürtlerin kazanımlarına karşı bir şeyler söylüyorsunuz.’
Hayır, hiçbir terör örgütünün varlığı ya da hiçbir terör örgütünün birileri tarafından desteklenmesi Kürtlerin kazanımı değildir, Türklerin kazanımı değildir, Arapların kazanımı değildir, Sünnilerin kazanımı değildir, Alevilerin kazanımı değildir, Dürzilerin, Nusayrilerin, Şiilerin hiç kimsenin kazanımı değildir. Hiç kimse herhangi bir terör örgütünün varlığını ya da birileriyle iş tutmasını, kendi kimliğinin, kendi aidiyetinin, kendi mensubiyetinin, kendi siyasal kimliğinin, etnik kimliğinin, mezhebi kimliğinin kazanımı olarak görmemelidir, terörün kimseye kazandıracağı bir şey yoktur.”
Buna dönük birtakım devletlerin örtülü operasyonlarını, silah bırakması gerekenlerin açıklamalarının arkasındaki organizasyonları gördüklerini belirten Çelik, Türkiye’nin, yakın bölgedeki herkesin kazanımı için terör örgütlerinin silah bırakması ve terör gündeminin ortadan kalkması gerektiğini savundu.
Çelik, “Vatandaşlarımız müsterih olsunlar, en baştan itibaren söyledik. Bu meselelere bakışımız, Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefinde esas bunun şemsiyesi, tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ilkesidir. Bunlardan taviz yoktur, bunlarla ilgili bir pazarlık yoktur, bunlarla ilgili bir müzakere yoktur. Devletin nitelikleriyle ilgili ve milletin değerleriyle ilgili herhangi bir pazarlık söz konusu değildir.”
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı canlı yayında gündemi değerlendirdi, soruları yanıtladı.
Özel, Gürsel Tekin’in İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesince CHP İstanbul İl yönetimine görevlendirilmesine ilişkin, “Gürsel Tekin’den bağımsız teknik bir şey söylüyorum. Kayyumun, partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor, Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa olur, bir başka isim olsa olur” dedi.
Halk TV’de konuşan Özgür Özel şunları söyledi:
“En hukuk tanımaz, en diplomasını hak etmeyen, mesleğine en büyük hakareti eden kişidir Akın Gürlek. Bu açıklamayı yapması için Adalet Bakanlığı’nın 153/1 nolu genelgesine göre HSK’dan izin alması gerekiyor. Almış mı? Diyelim ki almış. HSK’nın 33 nolu genelgesine göre yaptığı açıklama kişilerin suçlu olduğuna ilişkin kanaat uyandıramaz diyor. Açıklaması, ‘yüzyılın en büyük yolsuzluk dosyası.’ Daha iddianame yazılmamış, yargılama başlamamış, deliller tartışılmamış, tanıklar dinlenmemiş, savunma yapılmamış, mahkeme başkanı ve heyetinin vereceği kararı şimdiden ilan ediyor. Bir an önce iddianameyi çıkar, konuş. Akın Gürlek denen adam diplomasını inkar eden, hukukçu kimliğine hakaret eden birisi.
‘SIRF ZULÜM OLSUN DİYE’
Hemen şoför arkadaşları salsınlar. Ekrem Başkan’ın iki emekçi şoförü bir iftiracının sadece beyanlarıyla delil olmadan tutuklandı. Birisi söylemiş, ‘Bunlara Ekrem İmamoğlu şirket kurdurttu.’ Bari adamların TC’sini gir de bu kişiler şirket kurdu mu bir bak. Sırf zulüm olsun diye yapıyor. Vaktiyle bir MASAK raporu çıkardı, peçete oldu gitti. Cevdet Yılmaz dün adli yıl açılışında dedi ki, ‘Kimse karar alan mahkemeye hakaret etme hakkına sahip değildir.’ Bir kişi alkış yapmadı. Neden yapmadı. Herkes biliyor ki Özgür Özel, meydanlara toplanan yüz binler mahkemeye, mahkeme kararına hakaret ediyor değiller. Bir savcının masumiyet karinesini ayaklar altına almasına, suçsuz insanları aileleriyle tehdit etmesine… İtirafçı olanlar açısından mahkeme safhasında başka şeyler yaşanacak. O kadar şirkete el koyuyorlar sonra itirafçı olursan malları geri veririm diyor. Bu kadar düştüler. Yüzyılın en büyük haysiyet cellatlığıyla, yüzyılın en büyük iftira kampanyasıyla karşı karşıyayız. Yüz yıl boyunca unutulmayacak bir büyük saldırının altında yüz yıllık parti. Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü’nden çıkmış gelmiş herhangi bir siyasetçi değil. AK Parti’nin elinden İstanbul’u almış, İstanbul’u üç kez kazanmış birisini, Atatürk’ün partisini iktidar yapacak birisini içeri attılar. Ekrem İmamoğlu’nun suçu Erdoğan’ı yenme suçudur. Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluk gerekçesi bu suça yeniden teşebbüs edecek olmasıdır. Bunu bilmeyen kendini kandırır. Ekrem İmamoğlu benim babamın oğlu değil. İnsan olarak çok seviyorum ayrı bir şey. Bir kusuru olsa, deriz ki, ‘Ettiğini çekecek arkadaş’. Gözümün önünde İmamoğlu’nun bu ülkede CHP’yi iktidar yapacağı güçte birisi olduğunu gördüğüm için böyle bir mücadele veriyorum.
‘DEVLET BEY İLE ŞUNU MU KONUŞAYIM…’
Devlet Bey ile şunu mu konuşayım o zaman. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla partisinde kaybettiği iktidarı kazananların, bugünkü iktidarın dümen suyunu girdiğini unutmadık mı diyeyim. Meral Akşener, 900 delegenin desteğini almışken… İzmir Milletvekili olan birisinin, MHP ile mahkeme arasında mekik dokuduğunu, MHP’nin kurultay sürecinin durdurulduğunu, partinin bölündüğünü ve AK Parti ile rejim değişikliğine rıza gösterdiğini mi söyleyeyim. Biz bunu yapmadığımız için eğer partinin başından gideceksek, ben giderim partinin başından. AK Parti 10 yıl daha asgari ücretliyi, emekliyi ezecekse, memura sefalet zamları verecekse, ben bunun karşısında partinin genel başkanı olacaksam, olmaz olsun öyle genel başkanlık, reddediyorum. Denemesi bedava. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi düzeni üzerinden AK Parti’ye teslim olmuşlar. Cumhur İttifakı 15 Temmuz günü sokaklarda kuruldu diyorlar. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Cumhur İttifakı’nın temellerini attınız. Hukuk camiası bilmiyor mu bunları. MHP’nin bunun diyetini ödediğini bilmeyen mi var. Bugün yeni bir Asliye Hukuk dümeniyle CHP’ye aynı teklif… Biz o parti gibi davranmayacağımızı gösteriyoruz. CHP’nin liderine ‘Ankara’ya dön, partinin başında otur’ dediler. İstanbul’a, Samsun’a, Bayburt’a gitme diyorlar. Bu partiyi kişisel çıkarlar için asla paspas ettirmeyiz. Bu parti öyle bir parti olsaydı darbelerden sonra yeniden ayağa kalkmazdı. Biz başkasına benzemeyiz. Bir arkadan vurmayız hele hele birileri gibi yere düşene asla tekme atmayız. Vuruşacaksak da yüz yüze vuruşuruz. Maalesef arkadan vuranlarla muhatabız.
YILMAZ TUNÇ’A YANIT
Sayın Tunç, HSK’nın başkanı. Akın Gürlek, HSK’dan izin almadan basın açıklaması yapıyor. Sayın Tunç, bunun altında eziliyor bir şey diyemiyor. Akın Gürlek’in yaptığı her iş, Sayın Tunç’u paspas eden işler. Yılmaz Tunç, Adalet Bakanlığı portresidir. Duvara asmışlar bunu Adalet Bakanı diye. Türkiye’de adaleti Tayyip Erdoğan ile Akın Gürlek yönetiyor. En kötü şekilde yönetiyorlar. Hababam Sınıfı’nda paşanın resmi var ya, onun gibi duruyor. 7 soru sordum, desin ki o sorulardakiler olmadı. Bir tane avukat var, Adalet Bakanlığı’ndan izin almadan sorgulanıyor, bir tane avukat var Adalet Bakanlığı’ndan izin alınıyor. Sorulara cevap vereceğine… Özgür Bey, bu eczacı halinle senin Adalet Bakanı olarak durduğun yerden 10 kat daha fazla neyin ne olduğunu görüyor biliyor.
‘MANSUR YAVAŞ’ MESAJI
En doğru adayı, aday göstereceğiz. Bir genel başkan partinin doğal adayıdır, Türkiye’deki siyaset sistemi de Türkiye’deki siyasi gelenek de buna müsait. Geçmişte bunun örnekleri de çok oldu. Parlamenter sistemde partinin genel başkanı milletvekili adayı olur, hangi parti seçimi kazanırsa onun genel başkanına hükümeti kurma görevi verilir. Yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde CHP’nin genel başkanını aday gösterdiği de oldu, göstermediği de oldu. Kendime baştan bir kısıt koydum ve bu kurala uyuyorum. Ben dedim ki, ‘Kendi adaylığımı bu partiye dayatmak yerine en doğru adayı belirlemenin teminatı olacağım.’ Son ana kadar adayımız İmamoğlu’dur. Ama gazeteci ısrarla soruyor, ‘Ya olamazsa…’ Bunun üzerine cevap veriyorum. O gün olamazsa en doğru adaya bakılır. Anketlere bakılır. Bir isim kesin kazanıyorsa o isim aday olmalıdır. Ama onu da kendim ilan etmek yerine İmamoğlu’nun adaylığında olduğu gibi, yine toplumsallaştırmak lazım. Birden çok aday kazanıyordur, o zaman sandık kurulur siz karar verin denir topluma. Baktığımızda Mansur Bey, CHP’nin yadsıyamayacağı, yok sayamayacağı bir aday alternatifidir. Buna da yalan atacak halim yok sorulduğunda. Mansur Bey’in kendi işine odaklı gayreti var, toplum tarafından beğeniliyor. Bugünden o güne bir şey söylemek mümkün değil. Ekrem Başkan’ı bırakmayız, ona sahip çıkmak zorundayız. Mansur Bey, Ekrem Bey’in yedeği değil, o Mansur Bey’e de haksızlık olur. Ama Ekrem Bey’in de yeniden siyaset yapmasının teminatıdır hem Mansur Yavaş hem Özgür Özel hem bütün CHP’liler. Ne dayanışmamızı eksik edeceğiz, ne kimseyi şimdiden aday göstereceğiz. Bu kadar şeyin içinde bana çalışmak ve fedakarlık düşer. Seçeneklerden biri genel başkan olunca orada iş değişir. Bir anda işler size doğru döner.
ANKETLER
9 şirketin ortalamalarına bakıyoruz. Parti açık ara önde. Ekrem Başkan, 19 Mart meselesinden sonra Tayyip Erdoğan’a karşı açık ara önde. 11 puanlık bir ağırlıklı ortalama ile önde. CHP, neredeyse bazı anketlerde AKP-MHP toplamından fazla. Anket dediğin bir trend meselesi. CHP, 31 Mart seçimlerinden beri yükseliş trendini sürdürüyor. Şu anda da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin saldırıları karşısında gerilemiş değiliz.
‘MORALİMİZİ BOZARSAK…’
Bir kötülük yapmak üzere görevlendirilmiş bir ekip saldırdıkça saldırıyor, saldırmaya devam ediyor. Biz moralimizi bozarsak, enerjimizi düşürürsek onlar kazanır. Toparlanın, teslim olmuyoruz kardeşim. Biz buranın asli sahipleriyiz. Bu bayrağın üzerindeki kırmızı renk şehit kanı, dedelerimizin kanı. Üstüne düşen ay yıldız da muharebe meydanındaki ay yıldız. Biz öyle işine geldi mi düşman donanmasına kırmızı halı serenlerden, sıkıştı mı İngiliz zırhlısıyla kaçanlardan değiliz. Biz, ‘Geldikleri gibi giderler’ diyen gelenekten geliyoruz. Teslim olmak geleneğimizde yok. Birileri cumhuriyetin kolonlarını kesmeye çalışıyor, biz o kolona çivi çaktırmayanız. Büyük bir mücadelenin içindeyiz. Bugünkü de 10’uncu dalga olsun. Biz direnmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz. Karşımızdakilerin demokrasiden ne kadar nasibini almamış olduklarını herkes görüyor. Biz buna karşı dimdik ayaktayız. Bizim aramızda olmayı hak etmeyenlerle yolu ayırırız.”
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
Özgür Çelik, kararın ardından İstanbul İl Binası önünde bir açıklama yaptı. Binayı terk etmeyeceklerini söyleyen Çelik, “Buradan çok açık ve net olarak şunu ifade etmek isterim: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olup cebinde parti kartını taşıyan hiç kimse bu karara uymaz. Gerçek bir CHP’li bu karara uymaz.” dedi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle
Çelik şunları söyledi:
“Demokrasiye sahip çıkmak için İstanbul İl Başkanlığımızın önüne gelen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Bugün bir karar açıklandı. 14 Ağustos tarihinde, adli tatil döneminde açılan bir davayla jet hızıyla bir dava süreci gerçekleştirildi. 15 günlük bir zaman dilimi içerisinde jet hızıyla bir karar alındı. Öncelikli olarak bu kararı alanlara şu soruyu yöneltmek istiyorum: 300 gündür Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer, yargılandığı ikinci davadan iddianame bekliyor. 230 gündür Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın iddianamesi yazılmadı. 165 gündür Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun iddianamesi hazırlanmadı. Peki neden 15 gün önce açılan bir davada jet hızıyla bir karar alınmıştır? Bunu kamuoyunun vicdanına havale ediyoruz.
Açıklanan karar hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Bu kararın amacını biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 31 Mart 2024 seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi olduk. İstanbul’da 14 olan belediye sayımızı iki katına çıkarttık ve 26 belediye kazandık. 300 gündür büyük bir hukuksuzlukla, büyük bir adaletsizlikle karşı karşıyayız. Bu 300 günlük adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelemizi kesintiye uğratmak istiyorlar. Temel amaçları budur. Şu ana kadar İstanbul’da kongre süreçleri mahallelerde çok sağlıklı bir biçimde ilerlemektedir.
İkinci amaçları, partimizin kongre sürecini durdurmaktır. Temel hedefleri, demokrasi kılıcını Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde sallandırmaya devam etmektir. Alınan karar hukuka aykırıdır. Bu kararla ilgili az önce il binamızda milletvekillerimiz, parti meclis üyelerimiz, ilçe başkanlarımız, Yüksek Disiplin Kurulu üyelerimiz, il yöneticilerimiz, belediye başkanlarımız, gençlik ve kadın kollarımızla toplantımızı gerçekleştirdik.
‘MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ’
Bu karara karşı hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Ancak bu karara karşı siyasi mücadelemizi de sürdüreceğiz. Hukukçularımız, alınan bu karara itiraz edecekler. Biz il binamızda olacağız, örgütümüz burada olacak. Görevimizin başındayız, görevimizin başında olmaya devam edeceğiz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel öncülüğünde MYK’mız Ankara’da toplandı. Sayın Genel Başkanımız kamuoyuna açıklamalarda bulunacak. MYK’mızın aldığı kararları da buradan takip edeceğiz ve uygulayacağız.
Şunu ifade etmek isteriz: Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu dönem gerçekleştirdiği kongreler süreci de pırıl pırıldır. Bir önceki 38’inci Olağan Kurultayımız da, 38’inci Olağan İl Kongremiz de; mahalleden ilçeye, ilçeden ile, ilden de kurultaya doğru gerçekleşen kongrelerimiz ve kurultaylarımız pırıl pırıldır, tertemizdir. Başlayan kongre süreçlerimizin devam etmesini sağlayacağız. Mahalle kongresi süreçleri ilçe başkanlıkları tarafından yürütülür. Mahalle kongre süreçlerimizi kesintisiz bir biçimde devam ettireceğiz. İlçe kongrelerimizin gerçekleşmesi için tüm hukuksal mücadeleyi vererek ilçe kongrelerimizi devam ettireceğiz.
‘GERÇEK BİR CHP’Lİ BU KARARA UYMAZ’
Bu karar hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Bu karar, mahkemeler tarafından alınmış bir karar değildir. Yargıyı bir sopa olarak kullanan, yargı sopasıyla siyaseti dizayn etmek isteyenlerin aldığı bir karardır. Amaçlarını biliyoruz. CHP’siz bir Türkiye istiyorlar. Muhalefeti dizayn etmek istiyorlar. Türkiye’de, güzel ülkemizde sandığı sembolik hale getirmek istiyorlar. Buradan çok açık ve net olarak şunu ifade etmek isterim: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olup cebinde parti kartını taşıyan hiç kimse bu karara uymaz. Gerçek bir CHP’li bu karara uymaz.
Cumhuriyet Halk Partisi, parti içinde demokrasiyi yaşatan yegane partidir. Bizde mahallelere sandıklar kurulur, delegeler seçilir. O delegeler ilçe başkanlarını seçerler. O delegeler il delegelerini, kurultay delegelerini seçerler ve mahalleden başlayarak kurultaya kadar partide, partiyi kimin yöneteceğine delegeler karar verirler. Bu yönüyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin kongreleri pırıl pırıldır. Eğer kongreler üzerinden bir tartışma yürütülecekse, örneğin Türkiye’nin azınlık iktidarının kongrelerine bakılması gerekir. Ankara’da bir grup tarafından, bir kişi tarafından verilen kararlarla ilçe başkanları seçilen, il başkanları belirlenen kongrelere bakılması gerekir.
‘UÇURUMUN KIYISI’
Bugün açıklanan karar sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselesi değildir. Bu karar bütün Türkiye’mizin meselesidir. Bu kararın güzel ülkemize bir maliyeti vardır. Kararın açıklandığı anda borsada ciddi bir düşüş yaşandığını hepimiz takip ettik. Bu kararın Türkiye ekonomisine bir maliyeti vardır. Bu kararın ülke demokrasisine bir maliyeti vardır. Mesele Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselesi değildir; mesele bütün ülkemizin meselesidir. 300 gündür yaşananların Türkiye ekonomisine çok ağır bedelleri olmuştur. Bugün Türkiye’nin ekonomisi, deyim yerindeyse uçurumun kıyısına sürüklenmiştir. Bugün ülkemizde büyük bir gelir adaletsizliği vardır. Bugün Türkiye’nin demokrasisi zedelenmiştir. Türkiye’nin seçilmiş belediye başkanları cezaevine koyularak milli irade hiçe sayılmıştır. 15,5 milyon oyla belirlenmiş Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun şu anda Silivri zindanında oluşunun hem Türkiye ekonomisine hem de Türkiye demokrasisine ağır bir maliyeti vardır. Bugün güzel ülkemizde anayasal düzen ayaklar altına alınmıştır. Anayasa kararları tanınmamaktadır.
‘BUGÜN DEVLETİN KURUMLARI ÇÖKERTİLMİŞTİR’
Bugün Cumhuriyet’in kurumlarının içi boşaltılmıştır. Bugün devletin kurumları çökertilmiştir. Şunun bilinmesi gerekir: Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet’in kalesidir. Cumhuriyet Halk Partisi baba ocağıdır. Cumhuriyet Halk Partisi, İçişleri Bakanlığı’na dilekçe verilerek kurulmuş bir siyasi parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi, Kuvayı Milliyeciler tarafından savaş meydanlarında kurulmuş bir partidir. Biz de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin yöneticileri olarak buradayız, görevimizin başındayız. CHP halktır, halkın evidir. Halkın evini hiç kimseye teslim etmeyiz. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Bu karanlığı hep birlikte yeneceğiz, bu zorlukları hep birlikte aşacağız ve mutlaka kazanacağız.”
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
MANSUR YAVAŞ’TAN İLK MESAJ
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, karara ilişkin X hesabından açıklama yaptı.
Yavaş, “Siyasete demokrasi dışı müdahaleler, en çok demokrasinin kendisine zarar vermiştir. Partimizin İstanbul İl Kongresi’yle ilgili verilen tedbir kararı; demokrasi ve hukuk ilkeleriyle bağdaştırılması güç bir karardır. Oysa hukukun asli görevi, demokrasiyi korumaktır. Türkiye’nin geleceği; ancak adaletin tarafsız işlediği, hukukun üstün kılındığı ve demokrasinin tam anlamıyla hayata geçtiği bir düzenle güvence altına alınabilir.” dedi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Yönetimi görevden alındı.
İstanbul 45.Asliye Hukuk Mahkemesi CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresi’nde başkan seçilen Özgür Çelik ve yönetimin görevinden uzaklaştırılmalarına, geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İstanbul İl Başkanlığı’na geçici olarak Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz, Erkan Narsap’tan oluşan heyet kayyum olarak görevlendirildi.
İSTANBUL’DA YAPILACAK İLÇE VE İL KONGRELERİ SEÇİM ÇALIŞMALARI TEDBİREN DURDURULDU
Mahkeme, CHP Merkez Yönetim Kurulu tarafından 14 Temmuz 2025’te alınan karar uyarınca başlatılan 39. Olağan Kurultay süreci kongre takviminde yer alan seçim çalışmalarından yalnızca İstanbul İl Örgütünce yapılacak ilçe kongreleri ve il kongresi seçim çalışmalarının tedbiren durdurulmasına da karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
ADALET BAKANI TUNÇ’TAN İLK AÇIKLAMA
Konuyla ilgili Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’tan bir açıklama geldi.
Tunç, “Mahkeme tarafından verilen ara karar, yargılama süreci boyunca doğabilecek telafisi güç zararların önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir niteliğinde olup, nihai bir hüküm teşkil etmemektedir. Yargılama süreci devam etmektedir” ifadelerini kullandı.
Bakan Tunç’un açıklamasının tamamı şöyle:
“CHP İstanbul İl ve Kurultay Delegesi tarafından İstanbul İl Kongresindeki usulsüzlük, menfaat temini iddiaları ve seçmen iradesini etkilemeye yönelik ileri sürülen eylemler nedeniyle İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara kararla;
Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresinde seçilen İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu Asıl ve Yedek Üyeleri ile İl Disiplin Kurulu Asıl ve Yedek Üyelerinin tedbiren görevlerinden uzaklaştırılmalarına, il başkanı, il yönetim kurulu, il disiplin kurulu yetkilerini kullanmak üzere tedbiren geçici kurul görevlendirilmesine, 39. Olağan Kurultay süreci kongre takviminde yer alan seçim çalışmalarından yalnızca İstanbul İl Örgütünce yapılacak ilçe kongreleri ve İl Kongresi seçim işlemlerinin tedbiren durdurulmasına karar verilmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresi delegelerinin tedbiren görevden alınmaları talebi ve İstanbul İl Kongresinde alınan tüm kararların hükümlerinin tedbiren durdurulması talepleri reddedilmiştir.
Mahkeme tarafından kabul edilen kararlar yönünden HMK 394. Maddesine göre itiraz yolu açık olup, kararın reddedilen kısımlarına yönelik HMK 391. Maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Mahkeme tarafından verilen ara karar, yargılama süreci boyunca doğabilecek telafisi güç zararların önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir niteliğinde olup, nihai bir hüküm teşkil etmemektedir. Yargılama süreci devam etmektedir.”
CHP İstanbul İl ve Kurultay Delegesi tarafından İstanbul İl Kongresindeki usulsüzlük, menfaat temini iddiaları ve seçmen iradesini etkilemeye yönelik ileri sürülen eylemler nedeniyle İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara kararla;
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Bahçeli, CHP lideri Özgür Özel’in Sinop’taki test atışlarını eleştirmesine tepki gösterip “Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir. CHP havlu atmış, mefluç hale gelmiş, ipe un sermiş, siyasi komaya girmiştir. CHP’nin sonu karanlık, millet nazarındaki itibarı da sıfırdır” dedi.
Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Saf ahlak, safi akıl, samimi mizaç, sağlam ve sağduyulu iradenin teşekkül ettiği siyaset ve düşünce insanları yaşadıkları dönemin şuuru, yaşanan hayatın huzur ve güven şuralarıdır.
Bu sayede sorun çözme kültürünün işler ve işlevsel olması, devlet-millet dayanışmasının en üst düzeyde tecelli etmesi elbette mukadderdir.
Cumhur İttifakı milli ve manevi değerlerin refakatinde ahlaki, tarihi ve milli sorumluluğun izindedir, idrakindedir. Türkiye’mizin temel sorun alanlarına kararlılıkla müdahale edilmektedir.
Yıllara sari kronik ve kumanda edilen sorunların böyle gelse de böyle gitmeyeceği, daha doğrusu gidemeyeceği artık gün gibi meydandadır.
Türk milleti gelecek umutlarının gerçekleşeceğine inanmış, yüksek hedeflerine ulaşacağına ikna olmuş, bunların da Cumhur İttifakı’nın cesur, dürüst ve ilkeli mücadelesiyle hayat bulacağını takdir ve tensip etmiştir. Artık hiçbir şey eski usul ve esaslar çemberinde sıkışıp kalmayacaktır. Yeni dünyanın Türk yorumu Türkiye Yüzyılı olarak formüle edilmiştir. Devrin Türk milletinin devri olduğu netleşmiştir. Bu devir aynısıyla barış devri, kardeşlik devri, istikrar ve huzur devri olarak sivrilecektir.
‘CHP’NİN BAŞINI ÇEKTİĞİ SİYASİ VE İDEOLOJİK SABOTAJ GİRİŞİMLERİ…’
Kökeni, yöresi ve anasının dili ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan bütün kardeşlerimiz eşit, hakkaniyetli ve onurlu bir beraberliğin, aynı şekilde muhabbet ve mehabetle bezenmiş kucaklaşma hissiyatının ikamesi ve inkarı asla düşünülmeyecek beşeri cevheri olmuşlardır.
Türk ile Kürt arasındaki sarsılamaz, sorgulanamaz, sulandırılamaz birliğe ve bütünlüğe gölge düşürmeye, leke sürmeye, nifak saçmaya teşebbüs ve tevessül edenlerin tezgahı bozulmuştur. Milli irade muazzam bir destek ve sahiplenmeyle “Terörsüz Türkiye”nin arkasında yerini ve tartışmaya kapalı pozisyonunu almıştır.
Yeni Yüzyıl köklü huzur ve kalıcı barışın timsali olacaktır. Siyonist emperyalist plan ve projelerin tahrik ve tesiri kalmayacaktır.
“Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” çalışmalarına devam etmektedir. Bu komisyonun çalışma usul ve esaslarının yanı sıra tespiti yapılan yol haritası mucibince sarih amacı ortadayken görev alanı dışına çıkarma, mahzurlu ve maksatlı gündem başlıklarını araya sıkıştırma arayışları son derece yanlıştır.
PKK’nın silah bırakma ve tasfiye aşamalarının teknik ve hukuki çerçevesini oluşturup olgunlaştırma çabalarının sabote edilmesi veya buna teşne olunması iyi niyetle açıklanamayacaktır. Bazı mesleki kuruluşlarla CHP’nin başını çektiği siyasi ve ideolojik sabotaj girişimleri “Terörsüz Türkiye”nin doğasıyla çelişmekte ve çekişmektedir.
Nitekim mezkur komisyonun çalışmalarına hız vermesi, görev sahası dışına taşmadan asıl ve yakın hedeflerine odaklanarak vaki toplantılarını ikmal etmesi hayırlı gelişmeleri birbiri ardına eklemleyecektir.
En azından inancımız, beklentimiz ve ümidimiz bu şekildedir. PKK’nın kongresini toplayarak fesih işlemini tamamlaması, bir grup PKK’lının da 11 Temmuz’da silahlarını yakması temkinli iyimserliğimizi güçlendirmiştir.
Fakat o günden bugüne bir durgunluğun, bir ayak sürümenin, zamana karşı oynamanın, ısrarla top çevirmenin kimi hallerde telaşı kimi hallerde de kurnazlığı gözlerden kaçmamıştır.
‘YPG BU ÇAĞRIDAN MUAF DEĞİL’
Lağvedilen PKK terör örgüne mensup terörist unsurlarının kademe kademe SDG/YPG’ye katılıp katılmadığı henüz tam berraklaşmayan bir muamma olarak önümüzdedir. 27 Şubat 2025 tarihinde PKK’nın kurucu önderi tarafından yapılan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı bölücü terör örgütünün bütün bileşenleri için bağlayıcı mahiyettedir. SDG/YPG bu çağrıdan muaf ve istisna değildir.
PKK’nın ve PKK’lı teröristlerin önderi konumundaki İmralı’ya SDG/YPG’nin aynısıyla bağlılık göstermesi, 27 Şubat açıklamasına uygun davranış ve tavır içinde bulunması herkesin çıkarına olduğu kadar terörsüz geleceğe ve bölgesel huzura da azami düzeyde katkı sağlayacaktır.
‘TOM BARRACK’ MESAJI
Terör devleti İsrail, Suriye’nin bölünmesi ve parçalanması hususunda devamlı el yükseltmektedir.
Görünen odur ki, SDG/YPG İsrail’in yörüngesindedir. YPG’li teröristbaşı Mazlum Abdi’nin, Almanya’da düzenlenen “Rojavalı Gençler Ulusal Konferansı”na gönderdiği video mesajında, Suriye’nin kuzeydoğusunda yürürlükte olan ateşkesin devam etmeyebileceği, çatışmaların başlama ihtimalini dile getirmesi hain niyet ve eylemsel heveslerin tetikte beklediğine işaret etmektedir.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın’ın 10 Temmuz 2025 tarihinde, “Hepimizin uzlaşması ve şu sonuca varması gerekiyor: Tek millet, tek halk, tek ordu, tek Suriye” açıklamasından bir gün sonra, “SDG’ye bağımsız devlet kurma borcumuz yok. SDG dediğimiz YPG’dir. YPG, PKK’nın bir türevidir. Suriye şunu savunuyor; federal bir sistemle Suriye olamaz.” değerlendirmeleri ne kadar isabetliyse,
30 Ağustos 2025 tarihinde, “PKK, Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıştır. ABD de PKK’yı yabancı bir terör örgütü ilan etmiştir. Ancak artık PKK ile ilişkili olmayan başka bir örgüt var, SDG ve YPG. Bunlar IŞİD karşıtı savaşta bizim müttefiklerimiz oldu. Onların kökeni PKK’ya dayanıyordu” sözleri bir o kadar sakıncalı ve sakattır.
Maalesef ABD-İsrail konsorsiyumu Suriye’de kanlı bir iç savaş ve ayrışmanın temelini günbegün kazmaktadır.
Soykırımcı İsrail örtülü operasyonlarla, silahlı ve zora dayalı şekilde Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğüne alenen kast etmektedir.
Bu durum sadece Suriye için değil Türkiye’yi de çok sıcak ve birebir ilgilendiren aşırı güvenlik tehdididir.
Aynı zamanda “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedeflerini bozma ve bitirme gayesiyle ilişkili mütecaviz hamlelerin sert adımlardır.
Türkiye’nin Suriye politikası şeffaf ve açıktır.
Bu ülkenin siyasi ve toprak bütünlüğüyle üniter yapısı vazgeçilmez politik tasavvur ve tercihimizdir.
‘FEDERASYONUN BİR TIK ALTI’ BEYANATLARI MASKELİ BÖLÜCÜLÜK ÖNERİSİDİR’
Nihayet bu tasavvur ve tercihten tavizin bedeli öngörülemeyecek kadar tehlikeli olabilecektir.
Suriye için teklifi yapılan “Federasyonun bir tık altı” beyanatları maskeli bölünme ve bölücülük önerisidir.
SDG/YPG’nin sürekli yeni dayatmalarla gündemi meşgul etmesi, özerklikten bağımsızlığa varıncaya kadar sıralı talep listelerini paylaşması, nitekim ABD-İsrail’in oyuncağına dönüşmesi vahim bir karmaşanın ön habercisidir. Geldiğimiz bu aşamada iki seçenek kalmıştır:
Suriye’de ya huzur, barış ve istikrar hakim olacak; ya da İsrail’in tahayyülündeki parçalanma ve iç çatışma ortamı vasat bulacaktır.
Netenyahu isimli caninin “Suriye’de aslında kiminle mücadele ettiğimizi biliyorum” sözleri Türkiye ile İsrail’in görüş açısı sıfıra inmiş, hatta sıcak temasın muhtemel olduğu mahut cepheleşmesinin de itirafından başka bir şey değildir.
Türkiye Cumhuriyeti stratejik akılla, siyasi kararlılıkla, diplomasi sahasındaki sabır ve sebatıyla Suriye’de oyun kurmaya ve masa başı haritaları çizmenin arzusunda olan zalimlere direniş göstermektedir. Bu direniş meşru ve soylu bir direniştir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin tutumu ve takip ettiği politika süreci hem iç güvenliğimize hem de bölgesel huzura büyük bir hizmettir.
Türkiye Cumhuriyeti komşu coğrafyalarda oldubittilere müsaade etmeyecek güç, caydırıcılık, kabiliyet ve yetenektedir.
SDG/YPG’nin Suriye yönetimi ile 10 Mart 2025 tarihinde imzaladığı mutabakat zaptına riayet ve gereğini harfiyen yapması, aksi halde Ankara ile Şam’ın ortak iradesiyle askeri müdahalenin kaçınılmaz hale geleceği herkesçe bilinmelidir.
Sözün yapamadığını yeri gelirse nice kahramanlık sahneleri başaracaktır.
“Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedefi tarihin, kardeşlik hukukunun, kader ortaklığının, hiç kuşkusuz üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyanın diriliş ve toparlanış kararıdır.
Bu kararı tahrip etmeye, temelinden dinamitlemeye kalkışanlar buna pişman edilecektir.
Kürt kardeşlerim oynanan oyunun bilincindedir.
Üstelik hiçbir Kürt kardeşim Siyonizm’in avucuna düşmeyecek, soykırımcıların telkin ve göz boyayan vahşi hesaplarına kurban verilmeyecektir.
Suriye’de yaşayan Türkmenler, Kürtler, Araplar ve diğer unsurlar kardeşimizdir ve kurulan tuzaklar el birliğiyle kırılıp atılacaktır.
Çevremizde bu kadar boğucu ve sancılı olaylar vuku buluyorken, CHP Genel Başkanı’nın Sinop’ta yaptığı konuşma ve içeriği rezalet ve kepazeliğin daha ötesidir. Özgür Özel akıl tutulmasının dibindedir. Bu patolojik vaka aynısıyla şunları söylemiştir:
“Ben de Büyük Taarruz’un emrini veren, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kişi olmak istiyorum. Savaş kazanan kumandan olmak istiyorum.”
‘ÖZGÜR ÖZEL ÇILDIRSA DA O FÜZE DENEMELERİ DEVAM EDECEK’
Bu hezeyanla dolup taşan, tarif ve tanımında kelimelerin kifayetsiz kaldığı çarpık ifadelerin muhatabını sağlıklı ve sağgörülü addetmek mümkün değildir.
Demokrasi yolunda beraber yürümekten bahis açan, bu suretle Cumhur İttifakı’nda sanki sorun varmış gibi yaygara yapan Özgür Özel’in uçurumlarla ihata edilen inişli çıkışlı yolunun bizim hak ve hakikat yolumuzla kesişmesi hayal mahsulü bile değildir.
Sivil siyaset ve demokratik mücadele halinde olduğunu iddia eden bir partinin sipariş başkanının düşmanın kim olduğunu, kime karşı taarruz yapacağını, hangi savaşı kazanacağını, kumandanlık görevini ne şekilde üstleneceğini berraklığa kavuşturması acil bir ihtiyaçtır.
Kendi dışındakileri düşman gören siyaset anlayışı 1930’lu-1940’lı yılların Hitler kafasıdır ve korkunç bir skandaldır.
Türkiye’de düşman gözleyen ve gözetleyen Özgür Özel’in derhal bir sağlık merkezine müracaatı ya da ille de düşman arıyorsa etrafına bakması tavsiyemizdir.
Sinop’ta Savunma Sanayi’ndeki tarihi atılımları yüzsüzce baltalama çabası, balıkları düşündüğü kadar vatanı ve milleti düşünmemesi işbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin basit ve buruşuk sözleri olarak anılmaya mahkumdur.
Özgür Özel’in utanmadan füze denemelerinden yakınması, yabancı turistlerin kafaları üzerinden füzelerin uçurulduğunu iddia etmesi, adeta denize dalarak yerinde müşahede etmiş gibi balıkların yuvalarından kaçtığını mizahi karakterleri aratmayacak şekilde gündeme taşıması dangul dungul konuşmanın daniskası, abuk sabuk zihniyetin alameti farikasıdır.
Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir.
Özgür Özel’in uykuları kaçsa da Türkiye milli savunma sanayinde dev adımları azimle atmayı sürdürecektir.
Aziz Atatürk’ü anladığını zanneden, ancak baştan ayağa yanlış anlayan bu şahsın Milli Mücadele yıllarında vatanımıza musallat olan müstevli emellerinden hiçbir farkı olmadığı ibret verici düzeyde karşımızdadır.
CHP havlu atmış, mefluç hale gelmiş, ipe un sermiş, siyasi komaya girmiştir.
Bu ilkel ve ilkesiz siyasi zihniyetin evvelemirde, yüzyılın en büyük rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk davası olarak anılan devasa vurgun ve yağmayla yüzleşmesi, bunun da demokratik ve hukuki hesabını vermesi adalet namusunun konusudur.
‘CHP’NİN SONU KARANLIK’
Dileğimiz, yeni adli dönemde görülecek yolsuzluk davalarının iddianame hazırlığının yapılarak süratle lazım gelen hükmün tesisi, kimin mücrim kimin masum hukuken tefrik ve tayin edilmesidir. CHP’nin sonu karanlık, millet nazarındaki itibarı da sıfırdır.
Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı istikbalin kudretli devletini inşa edecek, istiklal ve egemenlik haklarımızı fedayı can inancıyla sonuna kadar muhafaza edecektir.
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi'nde seçilen başkan ve yönetimin görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı'na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
Davacı Özlem Erkan, mahkemeye sunduğu şikayet dilekçesinde, 8 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen CHP İstanbul İl Başkanlığı İl Kongresi'nin yetkisizlik ve usulsüzlük nedeniyle hükümsüz kaldığını, delegelerin irade fesadı halleri ve suç kapsamlı eylemleri bulunmakta olduğunu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmalara ve basına yansıyan ses kayıtlarına göre kongrede oy kullanacak delegelerin oylarını para, telefon-tablet hediyeleri, iş vaadi ve çeşitli maddi menfaatler karşılığında yönlendirildiğinin tespit edildiğini belirtti.
Erkan, dilekçesinde şu ifadelere yer verdi:
"Kongrede kullanılan oy sayısının 600 delege sınırının aştığının tespit edildiğini, dava konusu edilen İstanbul İl Kongresinin mutlak butlan ile sakat olduğunun savcılık soruşturmaları ile kanıtlanmış olduğundan bahisle 8 Ekim 2023 İstanbul İl Kongresi'nde alınan tüm kararların tedbiren hükümlerinin durdurulmasına, bu kongrede seçilen İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu ve İl Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, önceki kongrede seçilen İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu ve İl Disiplin Kurulu'nun tedbiren göreve iadesine veya mahkemece uygun görülecek geçici kurulun atanmasına, İstanbul İl Kongresi delegelerinin görevden uzaklaştırılmasına, CHP Merkez Yönetim Kurulunca başlatılan 39. Olağan Kurultay sürecinin tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep ederim."
CHP İSTANBUL İL YÖNETİMİ'NE GEÇİCİ GÖREVLENDİRME
Bunun üzerine dosyayı karara bağlayan İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, 8 Ekim 2023'te yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38.Olağan İstanbul İl Kongresinde seçilen ve Sarıyer 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 11 Ekim 2023 tarihli kararında yer alan İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu Asıl ve Yedek Üyeleri ile İl Disiplin Kurulu Asıl ve Yedek Üyelerinin tedbiren bu görevlerden uzaklaştırılmalarına karar verdi.
Mahkeme, Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz ve Erkan Narsap'tan oluşan geçici kurulun tedbiren Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu ve İl Disiplin Kurulu yetkilerini kullanmak üzere görevlendirilmelerine hükmetti.
CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi'nde seçilen ve Sarıyer 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 11 Ekim 2023 tarihli kararında yer alan üst kurul-kurultay delegelerinin tedbiren bu görevden uzaklaştırılmaları da mahkeme tarafından karara bağlandı.
İSTANBUL'DA YAPILACAK İLÇE VE İL KONGRELERİ SEÇİM ÇALIŞMALARI TEDBİREN DURDURULDU
Mahkeme, CHP Merkez Yönetim Kurulu tarafından 14 Temmuz 2025'te alınan karar uyarınca başlatılan 39. Olağan Kurultay süreci kongre takviminde yer alan seçim çalışmalarından yalnızca İstanbul İl Örgütünce yapılacak ilçe kongreleri ve il kongresi seçim çalışmalarının tedbiren durdurulmasına da karar verdi.
CHP'nin 38. Olağan İstanbul İl Kongresi delegelerinin tedbiren görevden alınmaları talebinin reddine hükmeden mahkeme, şu kararları verdi:
"8 Ekim 2023'te yapılan CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi'nde alınan tüm kararların hükümlerinin tedbiren durdurulması talebinin reddine, İhtiyati Tedbir Ara Kararının taraflara ve geçici kurul olarak atananlara tebliğine, İhtiyati Tedbir Ara Kararının gereği için İstanbul İl Seçim Kuruluna, Sarıyer 1. İlçe Seçim Kuruluna ve İstanbul Valiliğine gönderilmesine, Sarıyer 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 11 Ekim 2023 tarihli mazbata kararının ve ek listelerin mahkeme kararının eki sayılmasına, dair kararın kabul edilen kısımlarına yönelik HMK 394. Maddesi uyarınca mahkememize itiraz yolu açık, kararın reddedilen kısımlarına yönelik olarak HMK 391. Maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi."
ADALET BAKANI YILMAZ TUNÇ'TAN AÇIKLAMA
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, CHP İstanbul İl Yönetiminin görevden alınmasına ilişkin, "Mahkeme tarafından verilen ara karar, yargılama süreci boyunca doğabilecek telafisi güç zararların önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir niteliğinde olup, nihai bir hüküm teşkil etmemektedir. Yargılama süreci devam etmektedir." ifadelerini kullandı.
Tunç, NSosyal hesabından CHP İstanbul İl ve Kurultay Delegesi tarafından İstanbul İl Kongresindeki usulsüzlük, menfaat temini iddiaları ve seçmen iradesini etkilemeye yönelik ileri sürülen eylemler nedeniyle İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara karara ilişkin açıklama yaptı.
Bakan Tunç, paylaşımında şunları kaydetti:
"Ara kararla Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresinde seçilen İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu Asıl ve Yedek Üyeleri ile İl Disiplin Kurulu Asıl ve Yedek Üyelerinin tedbiren görevlerinden uzaklaştırılmalarına, il başkanı, il yönetim kurulu, il disiplin kurulu yetkilerini kullanmak üzere tedbiren geçici kurul görevlendirilmesine, 39. Olağan Kurultay süreci kongre takviminde yer alan seçim çalışmalarından yalnızca İstanbul İl Örgütünce yapılacak ilçe kongreleri ve İl Kongresi seçim işlemlerinin tedbiren durdurulmasına karar verilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresi delegelerinin tedbiren görevden alınmaları talebi ve İstanbul İl Kongresinde alınan tüm kararların hükümlerinin tedbiren durdurulması talepleri reddedilmiştir.
Mahkeme tarafından kabul edilen kararlar yönünden HMK 394. maddesine göre itiraz yolu açık olup, kararın reddedilen kısımlarına yönelik HMK 391. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Mahkeme tarafından verilen ara karar, yargılama süreci boyunca doğabilecek telafisi güç zararların önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir niteliğinde olup, nihai bir hüküm teşkil etmemektedir. Yargılama süreci devam etmektedir."
Eski CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ziyaret etti. Bahçeli ve Hikmet Çetin'in fotoğrafları sosyal medyada dikkat çekti.
İstanbul 45’inci Asliye Hukuk Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul kongresini iptal etti. Karar doğrultusunda İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimi görevden alınırken, yerine aralarında Gürsel Tekin’in de bulunduğu beş kişilik geçici heyet atandı.
Kararın ardından CHP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) olağanüstü toplandı. Toplantının ardından canlı yayına katılan CHP lideri Özgür Özel, Gürsel Tekin’in partiden ihraç edildiğini duyurdu.
DİKKAT ÇEKEN İKİ GÖRÜŞ!
Konuyla ilgili Ağrı eski Belediye Başkanı Savcı Sayan ile CHP'nin eski avukatlarından Mustafa Kemal Çiçek, Haber7'ye önemli açıklamalarda bulundu.
MUSTAFA KEMAL ÇİÇEK: “BU KARAR BİR HÜKÜM DEĞİL”
Hukukçu Mustafa Kemal Çiçek ise kararın mahiyetine dikkat çekerek, iptal niteliği taşımadığını söyledi.
Karar ile değerlendirmede bulunan Çiçek, "Bu hukuk davasında duruşma yapılmadan dosya üzerinden verilmiş bir ara karar. Kararda diyor ki 'Ekim 2023'ten itibaren İstanbul İl Başkanlığı'nın yaptığı işlemlere yönelik olarak tedbir kararı talebini reddine' diyor. Ama kurultay delegelerinin yetki kullanımına tedbir kararı veriyor. Yani burada mahkeme iptal kararı vermemiş, tedbir kararı vermiş." dedi.
"ANKARA'DAKİ DAVAYI ETKİLEMEZ"
Çiçek, delegelerin iradesine fesat karıştırıldığına ilişkin henüz bir ceza yargılamasının başlamadığına dikkat çekti ve sürecin daha uzun bir yargılamaya tabi olacağını vurguladı. İstanbul'daki kararın genel kongre davasını etkilemeyeceğini dile getiren Çiçek şunları söyledi:
"İl kongresini iptal edebilirsiniz ama büyük kongreyi iptal ettiğinizde bütün işlemleri yok sayacaksınız. Özgür Özel ve yönetiminin seçtiği yüzlerce belediye başkanı, on binlerce meclis üyesinin durumu ne olacak? Bu karar siyasi açıdan sıkıntılı bir süreç oluşturur. Ankara'daki 42 Aslı Hukuk Mahkemesi'nde görülecek davada, mahkeme zaten ceza dosyasını ve buradaki yargılamayı görmek istemişti. Tabi taraflar, İstanbul kongresindeki tedbir kararını sunacaktır ama mahkeme bunu esas alıp ben de kongreyi 'mutlak butlan'dan iptal ediyorum noktasına gideceği kanaatinde değilim."
"CHP'NİN TÜZEL KİŞİLİĞİNDEN HENÜZ SAVUNMA ALINMADI"
Avukat Çiçek, dosyanın tarafları dinlenmeden ve CHP’nin savunması alınmadan tedbir kararı verildiğini belirtti.
Çiçek şu ifadeleri kullandı:
"Mahkeme tarafları dinlememiş. Tarafların dilekçeleri yani CHP'nin dilekçesi gelmemiş. CHP'nin avukatları yani tüzel kişiliği cevaplarını, itirazlarını ileri sürmemiş. Dosya üzerinden bir ara karar verilmiş. Şimdi buna itiraz edilecek. Bir kısmı istinafa gidecek, bir kısmı kararı veren mahkemeye itiraz edecek. Mahkeme bir değerlendirme yapacak. Belki kararını kaldıracak. Yani bilemiyoruz onu. Herkes bu karar neticesinde '15 Eylül'de Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. kurultayı iptal ediliyor' dese bile ben o kanaatte değilim. O dosya için daha o ceza yargılaması neticesinde kaç delegenin iradesi fesata uğradı. Bunlar tespit edilmeden, nisap sayısını ne kadar etkilediği tespit edilmeden ben bir karar verileceği kanaatinde değilim."
SAVCI SAYAN: “MUTLAK BUTLAN OLACAK”
Kararı değerlendiren Savcı Sayan, yargının usulsüzlükleri ortaya çıkardığını söyledi. CHP'de yeni bir kongre kararı verileceğini değerlendiren Sayan, "Yargı yapılan hileleri ortaya çıkardı ve haklı olarak kayyum atadı. Bu kayyumdan sonra oradaki işleyiş, kongreye götürme süreci ve 15 Eylül'deki durum birlikte değerlendirilecek. Yüzde yüze yakın ihtimalle kongre edilecek. Yani mutlak butlan dediğimiz olay gerçekleşmiş olacak. Çünkü kongre sakat delegelerle yapılmış. İstanbul il örgütü için verilen karar delegelerin iradesini geçersiz sayıyor. Kongre de o delegeler sayesinde kazanılmış. Sonucu etkileyen bir durum. Dolayısıyla bundan sonra işler çok daha karışacak." dedi.
CHP'DEKİ KRİZ İÇİN ÇARPICI BENZETME
Sayan, iptal kararının sonucu etkilediğini ve bundan sonra sürecin daha da karmaşık hale geleceğini vurguladı. Sayan “CHP’de yoğurt karıştırdılar, ayırabilene aşk olsun. Hangi maharetli insan yoğurtla reçeli birbirinden ayıracak? Çok zor bir durum” sözleriyle partide yaşanan krizi çarpıcı bir benzetmeyle dile getirdi.
"SOSYOLOJİK DESTEKLERİ YOK"
Sayan ayrıca, CHP’nin sokak hareketlerine yönelme ihtimaline de değinerek, “CHP bundan sonra nasıl bir tavır alacak? Belki 'Sine-i millete dönerim' der. Ben sokak hareketlerinde başarılı olacaklarına inanmıyorum. Çünkü sosyolojik bir destekleri yok. Türkiye’yi sancılı günler bekliyor. Memleketimiz için hayırlısı olsun” ifadelerini kullandı.
SON DAKİKA HABERİ: AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK Toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Sözcü Çelik, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı öncesi Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etmesine sert tepki gösterdi. Çelik, "ABD'nin vize iptali kararı hakkaniyetsizdir. ABD bu kararından geri dönmeli" dedi.
Sözcü Çelik, geçtiğimiz günlerde Türkiye'de bir ilke imza atılarak devreye alınan Çelik Kubbe sisteminin de tüm dünyada yankı uyandırdığını söyledi.
Çelik, CHP lideri Özgür Özel'in, Sinop'taki füze test tesisinin Sinop'taki balıkları korkuttuğuna yönelik açıklamalarını da tiye aldı. Çelik, "Özel uğraşacak kimseyi bulamamış Sinop'taki balıklarla uğraşıyor. Bari balıklarla uğraşmasın. Sinop'taki balıkların gidecekleri mahkeme olsa herhalde giderler mahkemeye verirler bizi rahatsız etme artık diye." ifadelerini kullandı.
'ABD'NİN VİZE İPTALİ KARARI HAKKANİYETSİZDİR'
Sözcü Çelik'in açıklamaları şu şekilde:
ABD'nin Filistinli yetkililerin vizesinin iptali adaletsiz, hakkaniyetsizdir. ABD, Filistinli yetkililere vize engeli kararından geri dönmeli.
Bütün dünyada Filistin'in tanınması yönünde çok anlamlı, çok değerli bir hareketlilik var Filistin Devleti'nin tanınması yönünde. Tam bu hareketlilik karşısında ise ABD yönetiminin vizelerini iptal etmesi Filistin yetkililerin son derece yanlış olmuştur.
Birleşmiş Milletler gibi meşhur otoriterlerin, devletlerin sesini duyuracağı bir platformun işlevsizleşmesi ve zemininin kaybolması anlamına gelmektedir bu. Dolayısıyla gerek Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın gerek diğer yetkililerin vizelerinin iptal edilmesi adaletsiz ve hakkaniyesiz bir karardır.
'ABD BU KARARINDAN GERİ DÖNMELİ'
Bu Uluslararası Hukuk, meşru zeminler, Birleşmiş Milletler zemininde artık zaten büyük oranda yıpranmış olan objektif yaklaşımların, görülmeyen objektif yaklaşımların tamamen berhava olduğunu, tek taraflı olarak bir takım işlemlerin yapıldığını göstermektedir. Bu karardan geri dönülmesi gerekir.
Çünkü Filistinlilerin sesinin duyurulması her meselede olduğu gibi Filistin meselesinde de saldırıya uğrayanların, soykırıma maruz kalanların sesinin duyulması meselenin doğası, hakkaniyeti ve adaleti gereğidir. Tabii bu olmadığı takdirde, vizelerin iptal ile ilgili karar düzeltilmediği takdirde orada pek çok devlet başkanı, hükümet başkanı Filistin'in sesi olacaktır.
Kuşkusuz bu konuda Filistin'in gür sesi olma konusunda en gür ses Sayın Cumhurbaşkanımızdan çıkacaktır. Yıllardır Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bütün konuşmalarında Filistin davasını en yüksek sesle haykırmaktadır.
Dolayısıyla bu senede Cumhurbaşkanımızın konuşması başta olmak üzere pek çok liderin konuşmasıyla birlikte Filistin davası Gazze'de Netanyahu hükümetinin gerçekleştirdiği soykırım Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na damgasını vuracaktır.
'İNSANLIK TARİHİNİN EN HUNHARCA, EN BARBARCA KATLİAM SİYASETİ'
Birinci gündemimiz her zaman olduğu gibi Netanyahu hükümetinin her geçen gün daha fazla katliam yaparak Gazze'deki soykırımı devam ettirmesi. Dünyanın gözü önünde Gazze'nin işgal edilmesine dair talimatlar verildiği ve buna göre hareket planları hazırlandığı açık bir şekilde ifade ediliyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Nazilerin yaptığını bile geride bırakacak, Nazilerin yaptığı cinayetleri bile geride bırakacak.
İnsanlık tarihinin en hunharca, en barbarca katliam siyasetinin, soykırımın bir örneğidir.
Bu artık devletlerin meselesi olmayı çoktan açmıştır. Bu bir katliam şebekesi ile insanlık ittifakı arasında bir meseledir. İnsanlık ittifakı eninde sonunda değerlerin kazanımı, medeniyetin kazanımlarının korunması için bu katliam şebekesini yenmek zorundadır.
Dolayısıyla hep beraber Sayın Cumhurbaşkanımızın Filistinli yetkililere izin verilmese bile Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmanın Filistin'in en gürsesi olarak Birleşmiş Milletler'de (BM) ve bütün dünyada yankılanacağını görüyoruz, değerlendiriyoruz.
'ÇELİK KUBBE DÜNYADA YANKILANIYOR'
Tabi bu Zafer Haftası ayında çok önemli gelişmeler oldu. En önemlilerinin başında çelik kubbe ile ilgili geldiğimiz nokta söz konusu oldu. Bütün dünyada yankılandığı gibi ülkemizin savunması açısından da son derece önemli bir eşik geçilmiş oldu.
Görüldüğü gibi geçmişte sıradan bir tabanca almak için başvurduğumuzda bize bunları bile vermeyenler, ambargo uygulayanlar, bugün Türkiye'nin savunma sanayinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar. Tabi bizim savunma sanayimiz kimse için bir tehdit değil.
'SAVUNMA SANAYİMİZİN GELDİĞİ NOKTA GURUR VERİCİDİR'
Kendi milli güvenliğimiz için bunu gerçekleştiriyoruz. Bu başarılara imza atıyoruz. Cumhurbaşkanımız biz yapabiliriz, daha iyisini de yaparız diye bütün kurumlarımıza bu yönü, bu istikameti, bu vizyonu vermişti. Geldiğimiz noktada dünyanın barbarlık tarafından teslim alınmaya çalışıldığı ve Türkiye'nin etrafında neredeyse dünyadaki çatışmaların yüzde 70'e yakınının gerçekleştiği bir ortamda ve büyük potansiyel krizlerin var olduğu bir ortamda savunma sanayimizin geldiği nokta tabi ki gurur vericidir.
Çelik kubbenin dünyada bu kadar yankılanması, herkesin aslında bütün bu meseleleri hem okumakta hem de bunlara karşı savunma sanayi açısından somut tedbir almakta çok geç kaldıklarını itiraf ettiği bir noktada Türkiye'nin öngörüsünün, Cumhurbaşkanımızın vizyonunun Türkiye'yi içinde tuttuğu hattın ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görülmektedir.
Tabii bazı komşu ülkeler, Türkiye'nin çelik kubbe diye attığı imzanın kendileri için tehdit oluşturduğunu söylüyor. Onlara bir kere daha ifade ediyoruz. Türkiye'nin gücü kimse için tehdit değildir.
Türkiye'nin gücü barışın teminatıdır. Ama Ege'de, Akdeniz'de, başka yerlerde hiç kimsenin yanlış işler peşinde koşmaması lazım. Meseleleri masada, müzakereyle, diplomasıyla halletmemiz lazım.
Bu işler sahaya kalmaması lazım. Dünyanın zaten büyük streslerle yüklü olduğu, büyük fay hatlarının tetiklendiği bir dönemde, daha fazla strese ve fay hatlarının tetiklenmesine gerek yok. Onun için biz komşularımızla barış içerisinde ve herkesin güvenliği bizim güvenliğimizdir.
Herkesin refahı bizim refahımızdır. İlkesiyle hareket ediyoruz. Kimsenin güvenliğinde bir zaafa düşmesini, kimsenin refahtan mahrum kalmasını arzu etmiyoruz. Topyekun bir barış, topyekun bir refah peşinde koşuyoruz.
'ÇOK SAYIDA ÜLKE AKDENİZ'DE SAVAŞ GEMİSİ KONUŞLANDIRDI'
Yine tabii, geçmiş dönemde gördük, burada sizlerle basın toplantısı yaparken ifade ettim. Suriye'deki olaylar sebebiyle ve başka gelişmeler sebebiyle, o kadar çok savaş gemisi pek çok ülke tarafından Akdeniz'e gönderildi ki daha önce ifade etmiştim, neredeyse Akdeniz'de balıkçı gemisi koyacak yer kalmadı. O sebeple mavi vatan vurgumuz, mavi vatan konusundaki gelişmelerimiz son derece kıymetli ve önemlidir.
'MAVİ VATAN'IN HAYATA GEÇİRİLMESİ SON DERECE ÖNEMLİDİR'
Bu sene Teknofest gençliğini mavi vatanla buluşturan Teknofest Mavi Vatan'ın hayata geçirilmesi de, bu konudaki gelişmelerin gün yüzüne çıkması, gençlerimizin bu alandaki çalışmalarının teşvik edilmesi bakımından son derece önemlidir.
Teknofest'in Milli Savunma Bakanlığı ve Sanayi Bakanlığımızla birlikte, Teknofest'in bu sene deniz kuvvetlerimizle birlikte böylesine kapsamlı bir şekilde yapılmış olması, aslında Türkiye'nin mavi vatan vurgusu ve mavi vatanın geleceğine dönük olarak etrafımızdaki denizlerde oluşan kaynamalara karşı, daha büyük meydan okumalara karşı hazırlıkları açısından da son derece önemlidir.
'TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ DEVLET POLİTİKASI HALİNE GELMİŞTİR'
Değerli arkadaşlarım, Terörsüz Türkiye konusu her zaman gündemimizde, Sayın Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız açış konuşmasında da bu noktaya değindi. Biliyorsunuz, Sayın Devlet Bahçeli'nin tarihi çağrısı, Sayın Cumhurbaşkanımızın devlet başkanı olarak koyduğu iradeyle, Cumhur İttifakı bu konuda yekpare bir şekilde bu konuyu sonuca ulaştırmaya kararlı olduğunu süreci başlatan taraf olarak da ifade etmiştir.
Cumhur İttifakı'nın buradaki duruşu net bir şekilde, bütün gelişmelerle bir şekilde doğrulanıyor, ne kadar kıymetli olduğu görülüyor. Cumhur İttifakı'nın yanı sıra Sayın Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına talimat vermesiyle birlikte bu süreçle ilgili olarak, aynı zamanda bir devlet politikası haline gelmiştir.
Yine burada Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin PKK terör örgütünün fesi ve silah bırakmasıyla ilgili yol haritası oluşturması ve dayanak oluşturması, yasal dayanak oluşturması ile ilgili bir komisyonun kurulmuş olması, Yüce Meclis'in buraya katılan partilerle birlikte siyasi partilerin desteğini de alacak şekilde sürecin yürütülmesine imkan vermektedir.
Tabii komisyon vesilesiyle komisyonun asıl odağının PKK'nın fesi ve silah bırakması olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bunun dışında başka konuların öne çıkarılmaya çalışılması, PKK'nın feshi ve silah bırakılması gündeminin perdelenmesi, örtülmesi ya da aksatılmasına dönük birtakım gündemler ve ajandalar olarak gündeme gelmektedir.
'PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN BÜTÜN İLLEGAL YAPILARIYLA KENDİNİ FESHETMESİ GEREKİR'
O daha bu işin tabii ki silah bırakma ve fesih sürecinin gerçekleşmesidir. Burada da PKK terör örgütünün bütün şube ve uzantılarıyla, bütün illegal yapılarıyla, bütün finans odaklarıyla ve propaganda merkezleriyle, bu terörsüz Türkiye ve aynı zamanda terörsüz bölge sürecine uygun olarak yapılan çağrılar çerçevesinde silah bırakması ve kendisini feshetmesi gerekir.
Bunun dışında herhangi bir şekilde bu odağın kaybına yol açacak davranışların aslında terörsüz Türkiye söylemini kullanmakla birlikte bu süreci akamete uğratacak davranışlar ve söylemler olduğunu ifade etmek isteriz.
Sayın Özel'in Sinop'ta yaptığı açıklamalar benim daha önce söylediğim sözleri teyit ediyor. CHP'de ciddi bir navigasyon eksikliği var. Kitap evlerini hedef aldı, şimdi uğraşacak kimseyi bulamamış Sinop'taki balıklarla uğraşıyor. Bari balıklarla uğraşmasın. Sinop'taki balıkların gidecekleri mahkeme olsa herhalde giderler mahkemeye verirler bizi rahatsız etme artık diye.
Tam tersine veriler gösteriyor ki Sinop'taki vatandaşlarımız bölgeye yönelik yatırımlardan çok memnun. Bu fikirleri Sayın Özel'e fikirleri kimler verir gerçekten muamma. En azından balıkları rahat bıraksın.
EMLAK VERGİSİ TARTIŞMALARI: EN MAKUL FORMÜL ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR
Emlak vergisi konusuyla ilgili Genel Başkan Yardımcımız bir açıklama yaptı. Vatandaşlarımızın herhangi bir şekilde mağdur edilmeyeceği makul bir formül üzerinde çalışılıyor. Ekonomik program çerçevesinde en makul çözümün bulunması için gayret ediliyor.
ABB Başkanı Yavaş, sosyal medya hesabı üzerinden CHP İl Kongresi için verilen iptal kararıyla ilgili açıklama yaptı.
Yavaş, “Siyasete demokrasi dışı müdahaleler, en çok demokrasinin kendisine zarar vermiştir. Partimizin İstanbul İl Kongresi’yle ilgili verilen tedbir kararı; demokrasi ve hukuk ilkeleriyle bağdaştırılması güç bir karardır. Oysa hukukun asli görevi, demokrasiyi korumaktır. Türkiye’nin geleceği; ancak adaletin tarafsız işlediği, hukukun üstün kılındığı ve demokrasinin tam anlamıyla hayata geçtiği bir düzenle güvence altına alınabilir” ifadelerine yer verdi.
Eski CHP Genel Başkanı Çetin, MHP lideri Bahçeli'ye ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret, MHP'nin resmi sosyal medya hesabından fotoğraflı bir şekilde paylaşıldı.
Paylaşımda, görüşmenin MHP Genel Merkezi'nde baş başa yapıldığı ve yaklaşık bir saat sürdüğü belirtildi. Aynı zamanda, Bahçeli'nin Çetin'i samimi bir şekilde uğurladığı ifadeleri kullanıldı.
Ziyaretin mahkemenin CHP İstanul il başkanlığı kararının ardından gerçekleşmesi sosyal medyada gündem oldu.
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi eski Başkanı ve CHP’nin eski Genel Başkanı Hikmet Çetin, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile bir araya geldi. MHP Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşme, partinin resmi sosyal medya hesabından fotoğraflarla paylaşıldı.</p>
<p>Yaklaşık bir saat süren baş başa görüşmede samimi bir atmosferin hakim olduğu belirtilirken, Bahçeli’nin Çetin’i sıcak bir şekilde uğurladığı ifade edildi.</p>
CHP'nin İstanbul İl Kongresi mahkeme kararıyla iptal edildi. İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimi görevden alındı. Gürsel Tekin, CHP İstanbul İl Başkanlığı'na kayyum olarak atandı. CHP, 17.00'de olağanüstü olarak toplanırken kulisleri sallayan bir iddia gündeme geldi.
Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Gazeteci Zafer Şahin, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in İstanbul kongresiyle ilgili yargı kararına tepki olarak istifa kararı aldığının iddia edildiğini söyledi.
'İSTİFA EDERSE TEKRAR ADAY OLABİLİR'
Özel’in istifa etmesi durumunda kurultayda aday olabileceğini, görevden tedbirli alınması halinde ise aday olamayacağı belirtildi.
️Kulis: CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İstanbul kongresiyle ilgili yargı kararına tepki olarak İSTİFA kararı aldığı iddia ediliyor.
️Özel’in istifa etmesi durumunda kurultayda aday olabileceği, görevden tedbirli alınması halinde ise aday olamayacağı belirtiliyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” hedefinin kararlılıkla sürdürüleceğini, Suriye’nin bütünlüğüne kast edenlerin başarısız olacağını belirtti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e de sert tepki gösteren Bahçeli, “Düşman arıyorsa etrafına baksın” dedi.ANKARA (İGFA) - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, Cumhur İttifakı’nın milli ve manevi değerlerle hareket ettiğini, Türkiye’nin temel sorunlarına kararlılıkla müdahale edildiğini vurguladı.
Gündeme ilişkin yazılı açıklama yapan Bahçeli, “Türkiye Yüzyılı” vizyonuyla yeni dünyanın Türk yorumunun şekillendiğini, Türk ve Kürt arasındaki birliğe gölge düşürmeye çalışanların tezgahının bozulduğunu ifade etti. Bahçeli, TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun “Terörsüz Türkiye” hedefiyle çalıştığını, ancak bazı mesleki kuruluşlar ve CHP’nin sabotaj girişimleriyle bu sürecin baltalanmaya çalışıldığını belirtti.
PKK’nın fesih sürecindeki durgunluğa dikkat çeken Bahçeli, SDG/YPG’nin İmralı’nın 27 Şubat 2025’teki “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısına uyması gerektiğini, aksi takdirde Ankara ve Şam’ın ortak askeri müdahalesinin kaçınılmaz olacağını söyledi.
İsrail’in Suriye’yi parçalama planlarına karşı Türkiye’nin direniş gösterdiğini vurgulayan Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Sinop’taki konuşmasını “rezalet” olarak nitelendirerek, Özel’in “Büyük Taarruz emri veren kumandan olmak istiyorum” sözlerini akıl tutulması olarak değerlendirdi. Özel’in savunma sanayii atılımlarını baltaladığını, füze denemelerinden yakınarak “balıkların yuvalarından kaçtığını” iddia ettiğini belirten Devlet Bahçeli, “Emperyalizmin oltasına takılan Özel, düşman arıyorsa etrafına baksın” dedi.
CHP’yi “siyasi koma”da olmakla suçlayan Bahçeli, partinin yolsuzluk iddialarıyla yüzleşmesi gerektiğini ifade ederek, Cumhur İttifakı’nın istikbalin kudretli devletini inşa edeceğini, istiklal ve egemenlik haklarını sonuna kadar koruyacağını vurguladı. Bahçeli, “Kürt kardeşlerimiz Siyonizm’in avucuna düşmeyecek, Suriye’deki tüm unsurlar tuzakları el birliğiyle kıracak” dedi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresi’nde usulsüzlük iddiaları üzerine İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği ara kararla il başkanı ve yönetiminin görevden alındığını, geçici kurul atandığını duyurdu. Kararın, ihtiyati tedbir niteliğinde olup yargılamanın sürdüğü öğrenildi.İSTANBUL (İGFA) - CHP İstanbul İl ve Kurultay Delegesi tarafından açılan dava kapsamında İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi ara kararı açıkladı. Karara göre, 8 Ekim 2023’te yapılan CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu ve İl Disiplin Kurulu üyeleri, usulsüzlük, menfaat temini ve seçmen iradesini etkileme iddiaları nedeniyle tedbiren görevden uzaklaştırıldı.
Mahkeme, il başkanı, yönetim kurulu ve disiplin kurulu yetkilerini kullanmak üzere geçici bir kurul görevlendirdi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, konuyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, CHP'nin 39. Olağan Kurultay sürecinde İstanbul İl Örgütü’nün yapacağı ilçe kongreleri ve il kongresi seçim işlemleri tedbiren durdurulduğunu duyururken, 38. Olağan İl Kongresi delegelerinin görevden alınması ve kongrede alınan tüm kararların durdurulması talepleri reddedildiğini bildirdi.
Bakan Tunç, kararın ihtiyati tedbir niteliğinde olduğunu ve nihai bir hüküm teşkil etmediğini belirterek, “Kabul edilen kararlar için HMK 394. maddesine göre itiraz yolu, reddedilen kısımlar için ise HMK 391. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf yolu açık. Yargılama süreci devam etmektedir” dedi.
Karar ardından CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, henüz resmi tebliğ almadıklarını belirtirken, CHP Merkez Yönetim Kurulu, Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında olağanüstü toplandı. İstanbul İl Başkanlığı’na Gürsel Tekin’in de aralarında bulunduğu bir heyet geçici olarak görevlendirildi.
CHP İstanbul İl Başkanlığı'na atanan heyetin içerisinde olan Gürsel Tekin ise, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Savaş meydanlarında kurulmuş CHP’nin öğrencisiyim. Partim, yaşamım boyunca kırmızı çizgim oldu. Böyle zor günlerde parti içi kardeşliği ve dayanışmayı korumak, bizlerin en asli görevidir. Söz konusu CHP ise, gerisi teferruattır.” ifadelerini kullandı.
İstanbul'da Şile Belediyesi Eylül ayı olağan meclis toplantısında AK Partili Meclis Üyesi Onur Taylan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in Şile ile ilgili açıklamalarına tepki gösterdi. Taylan, usulsüzlük iddialarına yanıt beklediklerini vurguladı.Nurcan KIRCALI / İSTANBUL (İGFA) - İstanbul'da Şile Belediyesi Eylül ayı meclisinin ilk oturumunda, AK Partili Meclis Üyesi Onur Taylan, dilek ve temenniler bölümünde CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’e yönelik sert eleştirilerde bulundu. Meclis Üyesi Taylan, “Polemiğe girmek istemiyoruz, ancak itiliyoruz. CHP, AK Parti’yi eleştirdiği konuları kendisi fazlasıyla yapıyor” dedi.
“ŞİLE BELEDİYESİ CHP’NİN MÜLKÜ DEĞİLDİR”
Onur Taylan, CHP İl Başkanı Çelik’in, AK Parti İl Başkanı Abdullah Özdemir’in Şile Belediye Başkan Vekili seçimlerine katılımını “halkın iradesine çökmek” olarak nitelendirmesine tepki göstererek, “Şile Belediyesi CHP’nin mülkü değil. İsteyen herkes meclise gelebilir. Siz bir hafta kamp kurdunuz, bu iradeye baskı değil mi?” diye sordu.
Özgür Özel’in, tutuklu Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı’nın “5 yılda 30 usulsüz dosya, 580 milyon TL” iddiasına da yanıt veren AK Partili Taylan, “Hangi dosya savcılığa verildi? Şile halkına açıklayın. Suçlu varsa cezası çeksin” dedi. Taylan, geçmiş meclislerde usulsüz ruhsat, arsa satışı ve imar bölümü sorunlarını sorduklarını, ancak yanıt alamadıklarını belirtirken, Özgür Özel’in “Meclis üyeleri ses çıkarmadı” iddiasına ise, “Her mecliste eleştirilerimizi nazikçe yaptık, ama mikrofonlarımız kesildi, ikinci söz hakkı verilmedi” cevabını verdi.
Şile Belediye Başkan Vekili Sacit Terzi’nin, AK Partili Onur Taylan’ın eleştirilerine yanıt vermemesi ise dikkat çekti.
Gaziantep'in Şahinbey ilçesindeki tarihi Bakırcılar Çarşısı'nda bakırcı ustası babası Gökhan Bilici'nin yanında çalışan Yakup Can Bilici, bir ellerinde darbe kalemi, diğerinde de çekiçle ilmek ilmek bakıra şekil veriyor.
Bakır işlemeciliğinin patentini elinde bulunduran Gaziantep'te 27 yıllık bakır ustası babasının yanında çalışmaya başlayan Yakup Can Bilici, babasından aldığı eğitim sonucu kısa sürede bakıra şekil vermeyi öğrendi.
BAKIRA BABASIYLA BİRLİKTE ŞEKİL VERİYOR
Babasına ait iş yerinde severek çalışan Bilici, babasından öğrendiği mesleğinde kendini iyice geliştirdi. Küçük yaşına rağmen bakır işlemede gösterdiği yetenekle ve enerjisiyle dikkatleri üzerine çeken Bilici, babasıyla birlikte gün boyu bakıra şekil veriyor.
İlkokul 4'üncü sınıf öğrencisi olan ve tatil günlerinde babasına ait iş yerine düzenli olarak gidip gelen Bilici, kısa sürede çıraklıktan ustalığa giden yolda büyük bir adım attı. İş yerine gelenlerin gözleriyle aradığı Bilici, bakır işlemeciliğinde gösterdiği azim ve gayretle çevresindekilerin takdirini kazanıyor.
YILLARIN USTALARINA TAŞ ÇIKARTIYOR
Tatil günlerinde ve okula gittiği dönemlerde okul sonrasındaki çoğu zamanını da babasının yanında çalışarak geçiren Bilici, büyüyünce polis olmak istiyor. Müşteriler tarafından "Yakup Can Usta" olarak bilinen Bilici, mesleğinde olan yeteneğiyle yılların ustalarına taş çıkartıyor.
İlk kez görenlerin şaşkınlığını gizleyemediği tarihi Bakırcılar Çarşısı'nın Yakup Can Ustası, babasından öğrendiği mesleğinde kendini geliştirmeye devam ediyor.
Karşılarında küçük bakır ustasını görenler şaşkınlıklarını gizleyemezken Bilici, babasının mesleğinde kendisini daha da geliştirmek için çabalıyor. 7 yaşında babasına yardım ederek mesleğe heveslenen Bilici, iş yerinde olduğu gibi derslerinde de büyük başarı gösteriyor.
"BABAMIN MESLEĞİNİ SÜRDÜRMEK İSTİYORUM"
Babasının mesleğini aşkla yaptığını belirten küçük usta Yakup Can Bilici, "Daha önce bizim iş yerimiz evimizin altındaydı. Bakır sesleri hep benim ilgimi çekti. Annemden izin alıp sürekli babamın iş yerine iniyordum, babama yardım ediyordum. Üç yıldan beri babamın yanına gidip geliyorum.
Yaz tatilinde ve diğer tatil günlerinde babamın mesleğini yapmak bana zevk veriyor. Babamla birlikte bakır işleme yapıyoruz. Babamla birlikte bakır çalışmak benim için çok büyük bir başarıdır. Babamı sevindirmek ve gururlandırmak benim için gururdur.
İnşallah babamın mesleğini sürdürürüm. Okursam polis olmak istiyorum. Fakat eğer okuyamazsam babamın mesleğini sürdürmek istiyorum. Bakırcılık mesleğini daha da yükseltmeye çalışacağım. Bakırcılık mesleği çok güzel bir meslek. Mesleğimi de severek yapıyorum." dedi.
Oğlu Yakup Can ile gurur duyduğunu belirten ve Yakup Can'ın ileride iyi bir bakır ustası olacağına inandığını söyleyen baba Gökhan Bilici ise "Ben de mesleğe çocukken başladım. Bakır sesleri ilgimi ve dikkatimi çekti. Biz de çalışmaya başladık. İlkokul birinci sınıfı bitirdim, yaz tatilinde bakırcı mesleğine girdim. Çocukluğumdan beri çalışıyorum.
Oğlum Yakup Can, okul tatil olduğunda ve cumartesi günleri yanıma geliyor. Ben mesleği oğlum Yakup Can'a öğrettim. Yakup Can, mesleğimi öğrendi.
Aslında ben kendisinin okumasını istiyorum. Fakat eğer okumazsa elinde meslek olsun istiyorum. Bir mesleği olduğunda kendisi rahat eder. Bundan dolayı mesleği oğluma öğrettim.
Üç seneden beri yanımda çalışıyor. Çoğu kalfa ve ustanın yapamayacağı işleri yapabiliyor. Kendisi küçük ama yaptığı işler çok büyük. Oğlumla gurur duyuyorum." diye konuştu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Uzunköprü’de mahalle delege seçimlerinde, ilçe başkan adayı Osman Aydın ve Belediye Başkanı Ediz Martin’in desteklediği beyaz Liste büyük farkla galip geldi.Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - Edirne Uzunköprü'de CHP delege seçimleri tamamlandı. CHP İlçe Başkan adayı Osman Aydın ve Belediye Başkanı Ediz Martin'in desteklediği beyaz liste büyük farkla galip gelirken, diğer ilçe başkan adayı Ayhan Uztosun ve geçmiş dönem belediye başkanı Özlem Becan’ın desteklediği kırmızı liste yalnızca Kavak Mahallesi’nde beraberlik sonucu 3 delege çıkarabildi.
Toplam 98 delegenin belirlendiği seçimlerde beyaz liste 95 delege, kırmızı liste ise sadece 3 delege elde etti. Böylelikle 250 delegenin oy kullanacağı CHP Uzunköprü İlçe Kongresi öncesinde Osman Aydın ve ekibi mahallelerde büyük bir üstünlük sağlamış oldu.
Bu arada Demirtaş, Çöpköy ve Yeniköy mahalleleri ile 52 köyün delegeleri imza yöntemiyle belirlendi.
MAHALLE DELEGE SEÇİM SONUÇLARI ŞÖYLE OLUŞTU:
Cumhuriyet Mahallesi: Beyaz 110 – Kırmızı 66 (18 delege)
Atatürk Mahallesi: Beyaz 65 – Kırmızı 50 (12 delege)
Büyük Şehsuvarbey Mahallesi: Beyaz 113 – Kırmızı 58 (11 delege)
Halise Hatun Mahallesi: Beyaz 66 – Kırmızı 37 (7 delege)
Küçük Şehsuvarbey Mahallesi: Beyaz 42 – Kırmızı 2 (2 delege)
Rıza Efendi Mahallesi: Beyaz 54 – Kırmızı 18 (5 delege)
Muradiye Mahallesi: Beyaz 69 – Kırmızı 35 (9 delege)
Mesçid Mahallesi: Beyaz 113 – Kırmızı 12 (8 delege)
Aşcıoğlu Mahallesi: Beyaz 57 – Kırmızı 2 (3 delege)
Kavak Mahallesi: Beyaz 31 – Kırmızı 31 (6 delege, 3’er paylaşıldı)
Cami Muradiye Mahallesi: Beyaz 31 – Kırmızı 13 (4 delege)
Habib Hoca Mahallesi: Beyaz 49 – Kırmızı 37 (9 delege)
M. Fevzi Çakmak Mahallesi: Beyaz 55 – Kırmızı 12 (4 delege)
Çöpköy Mahallesi: İmza ile belirlendi (4 delege)
Yeniköy Mahallesi: İmza ile belirlendi (5 delege)
Demirtaş Mahallesi: İmza ile belirlendi (2 delege)
Seçim sonuçları, CHP Uzunköprü ilçe kongresi öncesinde Osman Aydın’ın elini büyük ölçüde güçlendirdi.
CHP Keşan İlçe Başkanlığı için yapılan delege seçimleri ilçe merkezinde tamamlandı.Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - Seçimlerde Anıl Çakır’ın başkanlığını yürüttüğü Beyaz Liste ile Doruk Sarmış’ın liderliğindeki Kırmızı Liste yarıştı.
Beyaz Liste, özellikle İspat Cami (222 oy, 41 delege) ve Yukarı Zaferiye (193 oy, 30 delege) mahallelerinde yüksek destek aldı. Toplamda 1.017 oyla 128 delege kazandı.
Kırmızı Liste ise Aşağı Zaferiye (166 oy, 39 delege) ve Büyük Cami (116 oy, 25 delege) mahallelerinde öne çıktı. Ancak Mustafa Kemal Paşa ve Yeni Mescit mahallelerinde delege çıkaramayan liste, toplamda 824 oyla 64 delegede kaldı.
BEYAZ LİSTE;
Aşağı Zaferiye Mahallesi: 137 oy
B.Cami Mahallesi: 107 oy
Mustafa Kemal Paşa Mahallesi: 104 oy- 12 delege
Yeni Mescit Mahallesi: 169 oy- 6 delege
Cumhuriyet Mahallesi: 117 oy-14 delege
Yeni Mahalle: 115 oy- 25 delege
İspat Cami Mahallesi: 222 oy- 41 delege
Yukarı Zaferiye Mahallesi: 193 oy-30 delege
Beyaz Liste 1.017 oy alırken, toplam 128 delege kazandı.,
KIRMIZI LİSTE:
Aşağı Zaferiye Mahallesi: 166 oy-39 delege
Büyük Cami Mahallesi: 116 oy-25 delege
Yeni Mahalle: 101 oy
Cumhuriyet Mahallesi: 83 oy
İspat Cami Mahallesi: 202 oy
Yukaruı Zaferiye Mahallesi : 156 oy
Kırmızı Liste toplamda 824 oy alarak toplam 64 delege kazandı.
Kırmızı Liste, Mustafa Kemal Paşa Mahallesi ve Yeni Mescit Mahallesi’nde delege listesi çıkarmadı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı'nda düzenlenen Alevi İnanç Önderleri ve Cemevi Başkanları İstişare Toplantısı'na katıldı.
Toplantıda konuşma yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sözlerinin başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın selamlarını iletti ve toplantının hayırlı olmasını diledi. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı'nın kuruluşunda Plan Bütçe Komisyonu Başkanı olduğunu hatırlatan Yılmaz, "Benim başkanlık yaptığım dönemde Plan Bütçe Komisyonu'nda kanun çıkmış oldu. Başka bazı unsurlarla birlikte bu başkanlığın kuruluşu sağlandı. Şimdi o kanun çalışmalarından sonra ilk defa ben doğrusu bu binayı görmüş oldum. Bu başkanlığın böyle somut, güçlü bir kurum olarak hayata geçtiğini görmekten büyük bir mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum" ifadelerini kullandı.
"Doğu, batı, etnik köken ve inanç ayrımı yapmadan gölgesinde cem olduğumuz şanlı bayrağımızın dalgalandığı her yerde 86 milyon vatandaşımız için çalışıyoruz"İstişarenin önemine değinen Yılmaz, "Bugünkü tabirle ortak akıl, katılımcılık. Ne kadar istişare olursa hatalar o kadar az olur, işler o kadar bereketli olur. Dolayısıyla biz de her alanda sadece bu konuda değil, her alanda hükümet olarak istişareye büyük önem veriyoruz. Bir hadisenin tarafları kimse onlarla konuşarak, onlarla danışarak yol yürümek istiyoruz. 22 yıldır iktidarda kalabildiysek burada bu istişare kültürünün çok büyük bir rolü olduğunu, çok büyük bir payı olduğunu ifade etmek isterim. Bugün de yine aynı anlayışla devam ediyoruz. Çünkü bizim siyaset anlayışımızın odağında millet var. Milletin talebi, beklentisi neyse bizlerden, milletin değerleri neyse biz onu esas alıyoruz. Sizlerin bugün ifade edeceği görüşler, öneriler bu anlamda çok çok kıymetli. İnşallah başkanlığımız bu görüşleri toparlayacak, raporlaştıracak. Bizlere, ilgili tüm kurumlarımıza bunları iletmiş olacak. O bakımdan çok önemli bir çalışma olduğunu ifade etmek istiyorum. 23 yıldır kararlarımızı Anadolu'nun her bir köşesinden toplumun tüm kesimlerinden gelen seslere kulak vererek şekillendiriyoruz. Doğu, batı, etnik köken ve inanç ayrımı yapmadan gölgesinde cem olduğumuz şanlı bayrağımızın dalgalandığı her yerde 86 milyon vatandaşımız için çalışıyoruz" şeklinde konuştu.
Alevi-Bektaşi kültürünün, inancının içinde insan olduğunu söyleyen Yılmaz, "Ben öyle görüyorum. En temel hadise insan. İnsanı merkeze aldığınız sürece çözülmeyecek bir mesele yok. Bugün de hem bölgemizin hem dünyanın buna çok ihtiyacı var. Bu insanı merkeze alan, muhabbeti merkeze alan anlayışa çok ihtiyacımız var. Dolayısıyla ben bu çalışmaların sadece ülkemiz için değil, tüm insanlık için hayırlara vesile olacağına inanıyorum" ifadelerine yer verdi.
"Kerbela'da yaşanan neyse aslında Gazze'de de bir benzeri yaşanıyor"Gazze'de yaşananlara dikkat çeken Yılmaz, "Bugün Gazze'de yaşananları hep birlikte görüyoruz. Kerbela'da yaşanan neyse aslında Gazze'de de bir benzeri yaşanıyor. Masum insanlar açlığa, susuzluğa mahkum edilerek katlediliyor. Bir soykırım uygulanıyor. Geçmişte Kerbela'da kimden yanaysak bugün de aynı taraftan yana olmak zorundayız. Mazlumun yanında zalimin karşısında olmak zorundayız. Ve bunu da hep birlikte yapacağız inşallah. Yapmaya devam edeceğiz" açıklamalarında bulundu.
Alevi-Bektaşi inancı ve kültürünün bu medeniyetin en güçlü damarlarından biri olduğunun altını çizen Yılmaz, "Cemevlerimiz birlik, muhabbet ve kardeşlik mekanıdır. Ehl-i Beyt muhabbetiyle bu topraklarda kardeşliğimizi büyütüyor, cemlerimizde meydan gelenimizle niyazlaşıyoruz. Bizi biz yapan değerlerden biri de Ehl-i Beyt sevgisidir. Alevi'si, Sünni'si, Kürt'ü, Türk'ü, doğusu, batısı, bütün ülkemizde bu sevginin varlığını hep birlikte görüyoruz. Bu da birliğimizin, kardeşliğimizin en güçlü dayanaklarından biridir. Bu manada Allah Resulü'nün güzide Ehl-i Beyti'ni sevmek, onlara hürmet göstermek her Müslümanın görevidir. Necip milletimiz tarafından Ehl-i Beyt'in özellikleri, faziletleri, menkıbeleri ve maruz kaldıkları elem verici olayları konu edinen müstakil eserler yazılmış, nesilden nesile bu aktarılmıştır" dedi
"Ekonomimizle, diğer politikalarımızla, teknolojimizle, savunma sanayimizle, bütün gücümüzle caydırıcı bir güç olacağız"Muharrem ayı vesilesiyle bir kez daha anılan Kerbela hadisesinin her çağda adaletin, vicdanın ve kardeşliğin ne denli kıymetli olduğunu hatırlattığını aktaran Yılmaz, "Özellikle bugünkü ortamda, bölgemizde, dünyada bunu çok daha net bir şekilde görüyoruz. Maalesef uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı, kuralların, kurumların içinin boşaltıldığı bir dönemden geçiyoruz. Gücü, gücü yetene tabiri caizse. Ben güçlüysem haklıyım diyen bir zihniyet görüyoruz ve bu tehlikeli bir zihniyet. Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak 'hem haklı olacağız hem de güçlü olacağız' diyoruz. Ekonomimizle, diğer politikalarımızla, teknolojimizle, savunma sanayimizle, bütün gücümüzle caydırıcı bir güç olacağız. Bir taraftan da barışı, diplomasiyi, kardeşliği ön plana çıkaracağız. İkisini bir arada yapmak durumundayız. Hem caydırıcı bir güç olacağız hem de barışı, hakkı, masumların hukukunu savunacağız. Ve ben inanıyorum ki bu mücadeleden her zaman olduğu gibi haklılar galip çıkacak. Er veya geç haklılar galip çıkacak. Biz de tarihin doğru tarafında konumlanarak, zalimden değil haklıdan yana olarak yolumuza devam edeceğiz. Bugün de benzer şekilde millet olarak içinden geçtiğimiz zamanlarda bu birlik ve kardeşlik değerlerine, bu insan hukukuna sarılmak, bunları yaşatmak bizlere, medeniyetimize en fazla yakışan tutumdur diye inanıyorum. Özellikle toplumun kanaat önderleri barış ve kardeşlik mesajlarını daha yüksek sesle dile getirmelidir" şeklinde konuştu.
"Terörsüz Türkiye" sürecinin içinde olduklarını belirten Yılmaz, "Cumhurbaşkanımız her ortamda söylüyor, 'bir olalım, iri olalım, diri olalım' diyor. Hacı Bektaş'tan ilhamla hep birlikte Türkiye olalım diyor. Doğusuyla, batısıyla, kuzeyle, güneyle bu ülkede kim yaşıyorsa kardeşlik olsun, huzur olsun, birlik olsun diyoruz. Yıllar yılı ülkemiz terörden çok çekti gerçekten. En büyük kayıp da tabii ki şehitlerimiz. Şehitlerimizi rahmetle anıyorum burada. Allah hepsinden razı olsun diyorum. Gazilerimizi minnetle anıyorum. Onlar sayesinde biz bugün bu huzur ortamı içindeyiz. Ancak kırk yılı aşkın bu terör belası bize çok şey kaybettirdi. İnsan kaybı zaten hesaba gelmez ama onun ötesinde de ülkemizin kalkınmasına, gelişmesine, demokrasimize zararlar verdi. Ben her zaman şunu ifade etmişimdir, şimdi de aynısını söylüyorum. Terör demokrasinin ve kalkınmanın düşmanıdır. Terörün olduğu yerde bir ülke gelişemez, kalkınamaz. Terörün olduğu yerde temel hak ve özgürlüklerinizi kamil bir şekilde yaşayamazsınız. Böyle bir ortam oluşmaz. Dolayısıyla terörün ortadan kalıcı bir şekilde kalktığı bir ortam hem kalkınmamıza, ülkemizin gelişmesine, refahına hem de demokrasimize, hak ve özgürlüklerimize büyük katkılarda bulunacaktır. Buna yürekten inanıyorum. Türkiye'nin ayağına yıllar yılı pranga olmuş bir sorundan bahsediyoruz. Bunun ortadan kalkmasıyla bugüne kadar olduğundan çok daha hızlı bir şekilde inşallah kalkınmamızı, gelişmemizi devam ettireceğiz" açıklamalarında bulundu.
"Komisyonumuzun hedefi, terör örgütü kendisini feshetme kararı aldı biliyorsunuz. Bununla ilgili bir değerlendirmeler yapmak"Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun kurulduğunu ifade eden Yılmaz, "Bir komisyon kuruldu biliyorsunuz bu konularla ilgili. Bütün partiler var. Bir grubu olan bir parti katılmadı sadece. Bugüne kadar da gayet olgun bir şekilde çalışmalarını yürütüyor komisyon. Ben katkıda bulunan bütün partilere, bütün siyasi görüşlere bir vatandaş olarak, bu ülkenin bir vatandaşı olarak şükranlarımı sunuyorum. İnşallah bugüne kadar geldiği gibi bundan sonra da aynı olgunlukla devam eder. Bazı konular vardır ki bunları siyasetin üstünde görmemiz lazım. Siyasi polemiklere, kısa dönemli siyasi kazanımlara heba etmememiz lazım. İnşallah bütün partiler bu olgunluk içinde meclisimizdeki bu çalışmayı tamamlarlar. Bu komisyonumuzun hedefi terör örgütü kendisini feshetme kararı aldı biliyorsunuz. Bununla ilgili bir değerlendirmeler yapmak, milletimizin temsilcisi olarak, milli iradenin tecelligahı bir kurum olarak meclisimiz bu değerlendirmeleri yapıyor. Bütün kesimleri dinliyor. Bir düzenleme ihtiyacı varsa bu terör örgütünün tasfiyesiyle ilişkili bu konularda fikirlerini bu komisyon ortaya koymuş olacak. Verimli bir şekilde çalışmalarını tamamlayıp ülkemizin bu uzun yıllardır çektiği sıkıntıların ortadan kaldırılmasına vesile olmasını diliyoruz. Bu süreçlerde de yine insani değerleriyle, birliği öne çıkaran değerleriyle Alevi-Bektaşi toplumunun çok büyük katkılarda bulunacağına ben yürekten inanıyorum" diye konuştu.
Kavgayla bir toplumun kazanacağı bir şey olmadığını ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Enerjimizi kendi içimizde harcamak yerine birlik içinde insanımızın, gençlerimizin, çocuklarımızın geleceği için bu kaynaklarımızı, bu enerjimizi kullanmalıyız. Bizim amacımız bu. Bir taraftan da Orta Doğu'da bölgemiz üzerinde emperyalist birtakım tuzaklar kuran, oyunlar kuran güçlere en güçlü cevap, o güçlere karşı verilecek en güçlü cevap 'Terörsüz Türkiye' sürecidir. İç cephemizi, kendi birliğimizi, beraberliğimizi güçlendirerek bölgemiz üzerinde oynanmaya çalışan oyunlara da en güçlü cevabı vereceğiz. Dolayısıyla 'Terörsüz Türkiye' sadece Türkiye için değil, tüm bölgemiz için aslında terörsüz bir bölge demek, daha istikrarlı bir bölge demek, daha müreffeh bir bölge demek, geleceğini daha sağlam temeller üzerinde kuran bir bölge demek. İnşallah bunu hep birlikte başaracağız.
"Devletimizin iradesi açıktır. Hiçbir vatandaşımız inancı, kültürü veya kimliği nedeniyle ötekileştirilmeyecek"Bu buluşmanın ortak değerlerinin etrafından kenetlemenin ne kadar kıymetli olduğunun altını çizen Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
"Devletimizin iradesi açıktır. Hiçbir vatandaşımız inancı, kültürü veya kimliği nedeniyle ötekileştirilmeyecek. Herkes eşitlik temelinde kucaklanacaktır. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığımız da bu iradenin kurumsal teminatıdır. Geçtiğimiz günlerde Hazreti Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli'yi hep birlikte anarken de ifade ettim. Ne geçmişte yaşanan acılar ne de bugün karşılaşılan zorluklar bizi ortak geleceğimizden, kardeşlik iklimimizden alıkoyamaz. Cenab-ı Allah milletimizi cümle erenlerin, evliya ve enbiyanın mirasına müdrik eylesin. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi daim kılsın. Hep birlikte el ele vererek, farklılıklarımızı zenginlik görerek, ortak değerlerimizi büyüterek Türkiye'yi, ülkemizi daha müreffeh ve daha huzurlu yarınlara kavuşturacağız."
Bakan Ersoy ise programda yaptığı konuşmasında, Bakanlık olarak, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çalışmaları sayesinde cemevlerinin kurumsal yapısının güçlenmesi, inanç önderlerinin fikir ve önerilerinin hayata geçirilmesinin büyük önem taşıdığını belirterek, "Çünkü biliyoruz ki, ortak akıl ve istişare ile yürütülen her çalışma, milletimizin birliğine ve geleceğine güç katmaktadır. Bu millet, Mevlana'dan, Yunus'tan, Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinden öğrendi hayata sevgiyle, merhametle, adaletle bakmayı. Bizler bu öğretiyi gençlerimize, yeni nesillere yani geleceğimize doğru ve hak ettiği şekilde aktarabilmek istiyoruz. Bu istişare toplantısında ortaya koyacağınız fikirler, sadece bugünü değil, yarınlarımızı da şekillendirecek. Bizler, sizlerle birlikte, kültürel mirasımızı geleceğe taşıyacak, inanç ve kültür hayatımıza yeni ufuklar kazandıracak adımları atmaya kararlıyız" ifadelerini kullandı.
Kaynak: İHA
CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, yağlık ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği yağı ithalatında gümrük vergilerinin düşürülmesine tepki gösterdi. İktidarın ithalatı tercih ederek çiftçiyi zora soktuğunu belirten Yazgan, “Bu politikalarla çiftçi üretimden çekilecek, Türkiye dışa bağımlı hale gelecek” dedi.Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, 27 Ağustos 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1 Ekim 2025’ten itibaren yağlık ayçiçeği tohumu ithalatında gümrük vergisini yüzde 12’ye, ham ayçiçeği yağı ithalatında ise yüzde 30’a düşüren Cumhurbaşkanı Kararı’na sert tepki gösterdi.
Milletvekili Yazgan, Trakya’da kuraklık nedeniyle ayçiçeği rekoltesinin düştüğünü, çiftçinin yüksek mazot, gübre ve ilaç maliyetleriyle mücadele ettiğini belirterek, “İktidar, çiftçiye destek yerine ithalatçıyı tercih ediyor. Gümrük vergilerinin düşürülmesi, Trakya’da zararına üretim yapan çiftçiyi daha da zorlayacak” dedi.
İthalatın yağ fiyatlarını düşürmediğini, ancak ithalatçıların kârını artırdığını savunan Yazgan, çözümün üreticiyi desteklemek, maliyetleri düşürmek ve sulama yatırımlarını artırmak olduğunu vurgulayan CHP'li Yazgan, “İktidarın günübirlik ithalat politikaları, tarımı dışa bağımlı hale getiriyor. Çiftçi üretimden soğutulursa, gelecekte daha tehlikeli günler bizi bekler” uyarısında bulundu.