❌

Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Numan Kurtulmuş: Erken seçim tartışmalarının yeri ve zamanı değil

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Tören Salonu’nda düzenlenen 28. Dönem 4. Yasama Yılı Değerlendirme Toplantısı’nda parlamento muhabirleriyle bir araya geldi. Kurtulmuş, Meclis’in 4. yasama yılındaki faaliyetlerini değerlendirdikten sonra muhabirlerin sorularını yanıtladı.

Bölücü açılım süreci kapsamında kurulması planlanan İzleme Komisyonu’nun yapısına ilişkin soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, komisyonun kaç kişiden oluşacağı ve çalışma prensiplerinin Meclis açıldıktan sonra siyasi partilerle yapılacak istişarelerle belirleneceğini söyledi. Kurtulmuş, “Bu komisyon tabii ki Meclis açıldıktan sonra Meclis’te grubu bulunan partilerle yapacağımız istişarelerle bu komisyonun şeklini nasıl işleyeceğini bunları tespit edeceğiz. Partilerden de kendi güçleri oranında kendilerine düşen sayı kadar bu komisyona üye vermelerini talep edeceğiz” dedi.

Komisyonun Meclis’teki diğer komisyonlara benzemeyeceğini belirten Kurtulmuş, yapısının önceki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda olduğu gibi partilerle yapılacak müzakereler sonucunda belirleneceğini ifade etti.

Kurtulmuş, “Herhalde öyle çok geniş bir komisyon olmasına ihtiyaç yok. Daha fonksiyonel. Ve zaten bir yürütme görevi de üzerinde olmadığı için, yani alacağı bir karar, hazırlayacağı bir rapor da bu komisyonun olmayacağı için daha fonksiyonel bir komisyon şeklinde bunu kurarız” diye konuştu.

‘HER ŞEY TIKIR TIKIR YOLUNDA İŞLİYOR’

Sahadan gelen bilgilerin silah bırakma ve örgütün kendisini feshetmesi yönünde ilerleyip ilerlemediğinin sorulması üzerine Kurtulmuş, sürecin işlediğini söyledi. Kurtulmuş, “Her şey tıkır tıkır yolunda işliyor. Allah’a çok şükür, Allah bozmasın. Fitne çıkarmak isteyenlere, provoke etmek isteyenlere, bölgede terör ve kan görmeye alışmış olanların heveslerine rağmen bu süreç Allah’ın izniyle sonuna kadar başarıyla yürütülecek ve nihayet verecektir” ifadelerini kullandı.

Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki gelişmelerin de terörsüz bölge iradesini destekleyen ve tahkim eden gelişmeler olduğunu iddia eden Kurtulmuş, ilgili birimlerin silah bırakma ve örgütün kendisini feshetmesi sürecindeki gelişmeleri takip ettiğini söyledi.

‘3. GÖZ BİZATİHİ MİLLETİN KENDİSİDİR’

Kurtulmuş, Meclis’te kurulacak komisyonun temel görevlerinden birisinin süreci takip etmek olacağını belirterek, dünyadaki çatışma çözümü süreçlerinde devlet ile örgütler arasındaki sürecin kontrolünde başka ülkeler ya da uluslararası kuruluşların bulunduğunu söyledi. Bu mekanizmaları “3. göz” olarak nitelendiren Kurtulmuş, “Bu Türkiye modeli olarak adlandırdığımız bu Terörsüz Türkiye sürecinin en önemli özelliklerinden birisi yabancı bir 3. göz yoktur. 3. göz bizatihi milletin kendisidir. Milleti temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oluşturulacak komisyon da tabiri caizse millet adına bu süreci murakaba edecek bir komisyon olarak görev yapacaktır” dedi.

FON KRİZİ: KİMSENİN GÖZÜNÜN YAŞINA BAKILMASIN

Kurtulmuş, “fon krizine” ilişkin soruya da yanıt verdi. Konunun yaklaşık yarım milyon kişiyi, aileleri ve çevreleriyle birlikte birkaç milyon kişiyi etkileyen bir mesele olduğunu kaydeden Kurtulmuş, olayın Türkiye ekonomisini derinden sarsacak bir noktaya gelmeden tespit edildiğini belirtti. Kurtulmuş, “Kim, nerede, kime uzanıyor, kimin bu işte bir dahli, payı, kimin bu işte bir kusuru, noksanı varsa bunlar ortaya çıkarılmalıdır” dedi.

Ekonominin güçlü şekilde yoluna devam edebilmesinin en önemli unsurlarından birisinin ekonomik güven olduğunu belirten Kurtulmuş, hem iç hem de dış yatırımcının ülke ekonomisine güven duyması gerektiğini söyledi. Kurtulmuş, soruşturmaların tamamlanarak ilgililerin mahkeme önünde hesap vermelerinin sağlanması gerektiğini ifade ederek, “Vallahi kimsenin gözünün yaşına bakmadan kim varsa, nereye uzanıyorsa bu soruşturmaların tamamlanarak ilgililerin mahkeme önünde hesap vermeleri temin edilmesi lazım” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN YENİ BİR ANAYASAYA İHTİYACI VAR’

Kurtulmuş, yeni bir anayasa, İçtüzük ve Siyasi Partiler Kanunu’na yönelik tartışmalara ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin demokratik yapısını oluşturan dört temel hukuk metninin Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu olduğunu belirten Kurtulmuş, bu metinlerin Türkiye’nin geldiği noktayı karşılamak bakımından yeterli olmadığını söyledi. Kurtulmuş, “Türkiye’nin yeni, fevkalade kapsayıcı, demokrat, kuşatıcı ve gerçekten insan haklarını, özgürlüklerini esas alan, hukukun üstünlüğünü teyit eden yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Bu ekmek gibi, su gibi, aşımız gibi bir zorunluluktur” dedi.

Türkiye’nin darbe anayasalarının izlerinden kurtulması gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, Anayasa’nın içerisinde vesayet mekanizmalarının yer almaması ve herkesin “Bu benim anayasam” diyerek sahiplenebileceği bir metnin ortaya çıkması gerektiğini söyledi.

‘YENİ ANAYASA YAPMAYA EN UYGUN MECLİS’

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının Meclis’in müzakereci demokrasiyi uygulayabildiğini gösterdiğini belirten Kurtulmuş, Meclis’in yeni anayasa yapmaya uygun olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Hiçbir partinin tek başına anayasa yapma çoğunluğu yok. Dolayısıyla partilerin bir araya gelerek, herkesin kendi ideal anayasası kendisine ama ortak Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarını karşılayacak ve Türkiye’yi geleceğe taşıyacak güçlü, demokrat, katılımcı bir anayasa yapılmalıdır” diye konuştu.

İçtüzük değişikliğinin de gerekli olduğunu belirten Kurtulmuş, Meclis çalışmalarında yaşanan aksaklıkların önemli nedenlerinden birisinin demokratik akışı ve hızlı Meclis çalışmalarını sağlayacak bir İçtüzüğün bulunmaması olduğunu ifade etti. Kurtulmuş, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nun da değiştirilmesi gerektiğini belirtirken, buna ilave olarak Türkiye’de siyasi ahlak ve siyasi etik yasalarının oluşturulmasının demokrasiye katkı sunacağını söyledi.

‘SÜREÇ BAŞKA, ANAYASA SÜRECİ BAŞKA’

Yeni anayasa süreci ile bölücü açılım sürecinin paralel yürütülüp yürütülmeyeceği yönündeki soruya Kurtulmuş, iki sürecin birbirinden ayrı olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Terörsüz Türkiye meselesindeki müzakerelerimizi de sürdürürken yine bütün partilerin ortak anlayışıyla şunu söyledik. Bu süreç başka bir şey, anayasa süreci başka bir şey. Hiçbir şekilde yeni anayasa sürecinin Terörsüz Türkiye meselesiyle karıştırılmamasına özel bir özen gösterildi” dedi.

Her iki konunun da TBMM’nin uhdesinde olduğunu belirten Kurtulmuş, “Bunları birbirine karıştırmadan ama olgunlukla anayasa konusundaki tartışmalarımızı da süratle sürdürmek ve sonuçlandırmak noktasındayız” ifadelerini kullandı.

MEKKE SAVUNMA ANLAŞMASI: HENÜZ MECLİS’E İLETİLMİŞ BİR TEKLİF YOK

Kurtulmuş, Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Meclis’e sunulmasına ilişkin soruya da yanıt verdi. Henüz TBMM’ye iletilmiş bir teklif olmadığını belirten Kurtulmuş, uluslararası bir anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için TBMM’ye sunulması gerektiğini söyledi. Kurtulmuş, “Zannediyorum Meclis’in açılması ile birlikte en kısa süre içerisinde bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecektir” dedi. Mekke Anlaşması kapsamında şu anda yapılan çalışmaların hazırlık mahiyetinde olduğunu belirten Kurtulmuş, anlaşmanın ülkelerin kendi yasal süreçleri içerisinde meclislerinde veya ilgili kurullarında kabul edilmesinin ardından yürürlüğe gireceğini ifade etti.

‘MUHALEFET, İKTİDARA GÖRE YAKLAŞIK 2,5 KAT DAHA FAZLA SÖZ HAKKINA SAHİP’

Basın ve ifade özgürlüğü ile Meclis İçtüzüğü’ne ilişkin soruları da yanıtlayan Kurtulmuş, TBMM’de muhalefetin sesinin kısıldığı yönündeki değerlendirmelere katılmadığını söyledi.

Kurtulmuş, “Türkiye’de grup sayısı itibarıyla şu anda Türkiye’de muhalefette olan partilerin sayısı daha fazladır. Söz alma, Meclis’te söz alma bakımından değerlendirdiğimiz zaman iktidar tarafının neredeyse 2,5 katı daha fazla söz hakkına sahip bir muhalefet durumu” dedi.

TBMM’de farklı siyasi görüşlerin temsil edildiğini belirten Kurtulmuş, “Bildiğim kadarıyla 15-16 parti son değişikliklerle birlikte var olduğu bir Meclis tablosunda. Dolayısıyla Türkiye toplumunda hangi siyasi fikir varsa o siyasi fikir Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilmektedir” diye konuştu.

İçtüzük değişikliğine ilişkin ise Kurtulmuş, Meclis’te grubu bulunan partilerden konuyla ilgili raporlarını hazırlamalarını istediklerini belirterek, parti temsilcileriyle altı uzun toplantı yaptıklarını söyledi.

Kurtulmuş, “Demokrasi kendi görüşünü dayatmak değil, başkasının görüşü ile de uzlaşabilme kabiliyetidir. Bu ortaya konulursa, herkesin ayrı bir beklentisi olabilir. Bir parti diyebilir ki benden başka kimse konuşmasın. Bir diğeri diyebilir ki işte şunlar şu kadar az konuşsun. Mesele konuşmak değil, karşı taraftaki görüşüne tahammül edebilecek bir olgunluk göstermektir” ifadelerini kullandı.

Kurtulmuş, Meclis’te muhalefetin yaklaşık beş grubu, iktidarın ise iki grubu bulunduğunu belirterek, “İktidar muhalefete göre 5’te 2 konuşma hakkına sahip olduğu bir yasama yılını açacağız 1 Ekim’de” dedi.

ERDOĞAN’IN BM KONUŞMASINA ÖVGÜ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndaki konuşmasına ilişkin değerlendirmesi sorulan Kurtulmuş, Erdoğan’ın konuşmasını “fevkalade önemli, tarihi bir konuşma” olarak nitelendirdi. Kurtulmuş, “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, milletimiz adına Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımızı açıkça ifade etmek istiyorum. Duygulanarak her bir cümlesini dikkat ile izleyerek takip ettiğimiz bir konuşma oldu. Fevkalade önemli tarihi bir konuşmaydı” dedi.

‘NETANYAHU VE ÇETESİ İNSANLIĞA KARŞI İŞLEDİKLERİ SUÇLARIN HESABINI VERECEK’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’ndaki konuşması ve salondaki bazı delegelerin salonu terk etmesine ilişkin soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, Netanyahu ve İsrail hükümetine yönelik sert ifadeler kullandı. Kurtulmuş, “Netanyahu ve çetesiyle birlikte bırakın yan yana görünmeyi, aynı binada dahi görünmemek için insanların bir müddet sonra yolunu değiştireceğini göreceğiz. Dünkü Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler konuşması sırasında salonun boşalmış olması da tam da budur. Bundan sonra tehlike çanları Netanyahu ve çetesi için çalıyor. Bundan sonra giderek İsrail’in soykırımcı hükümetinin uluslararası alanda çok daha fazla yalnızlaşacağı bir döneme girdiğimizi ifade ediyorduk. Çünkü o görüntü bunun ispatıdır” diye konuştu.

‘360 BULUNDUĞU ANDA TBMM SEÇİMLERİ YENİLEME KARARI ALIR’

Erken seçim tartışmalarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Kurtulmuş, TBMM’nin şu anda zamanında yapılacak bir seçim hazırlığı içerisinde olduğunu belirtti.

Kurtulmuş, “Şu anda erken seçim tartışmalarının yeri ve zamanı değildir. Zaten seçim tartışmaları tartışıldığı için erken seçim olmaz. Siyasi şartlar olgunlaştığı için erken seçim olur. Türkiye Büyük Millet Meclisi şu anda vaktinde bir seçim hazırlamıyor” dedi.

Erken seçim yerine “seçimlerin yenilenmesi” ifadesinin kullanıldığını belirten Kurtulmuş, “360 bulunduğu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenileme kararı alır” diye konuştu.

‘SİLAHLARI ZİHİNLERDE DE BIRAKMAK LAZIM’

Bölücü açılım sürecinde silahların bırakılmasına ilişkin önceki açıklamasında kullandığı “silahları zihinlerde bırakmak” ifadesi sorulan Kurtulmuş, kastının silahlı mücadele anlayışının zihinsel olarak da terk edilmesi olduğunu söyledi.

Kurtulmuş, “Terör örgütü ya da silahlı bir mücadele peşinde koşanların artık zihinlerinde de bu silahları bırakmaları lazım” dedi. Bu süreçte kullanılan dilin de değişmesi gerektiğini belirten Kurtulmuş, “Ne ayrılıkçı bir dilin kullanılmasını ne de ayrımcı bir dille toplumun bir kesimini ötekileştirmeyi doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyoruz” diye konuştu.

MEKKE SAVUNMA ANLAŞMASI: İRAN’A KARŞI BİR ANLAŞMA OLARAK ASLA GÖRMÜYORUZ

Kurtulmuş, bir soru üzerine, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın İran’a karşı bir anlaşma olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını, bölgedeki sorunların ana kaynağının İsrail’in saldırgan politikaları olduğunu kaydetti. Son dönemde yaşanan gelişmelerin bölgesel dengeleri değiştirdiğini söyleyen Kurtulmuş, “Mekke Anlaşması’nı da bu çerçevede İran’a karşı bir anlaşma olarak asla görmüyoruz. Ve asla öyle olmamalı” dedi.

KURTULMUŞ’TAN BASIN ÇALIŞANLARININ HAKLARINA DESTEK MESAJI

Bir gazetecinin, gazetecilerin çalışma koşulları, basın sigortası ve düşük ücretlere ilişkin sorusu üzerine Kurtulmuş, konunun kendisine iletilecek her türlü çalışmayı destekleyeceğini söyledi. Kurtulmuş, “Basın emekçilerinin yanındayım. Bütün gücümüzle bizlere ileteceğiniz her türlü çalışmayı destekleyeceğim. Gereğinin gerçekleşmesi için destek olacağız” ifadesini kullandı.

‘SEÇİMLERİN YENİLENMESİ KARARI ALINIRSA SEÇİME GİDİLİR’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı ve muhalefetin seçimlerin birkaç ay öne alınmasının bir erken seçim olmayacağı yönündeki itirazlarının hatırlatılması üzerine Kurtulmuş, Meclis’in seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde Türkiye’nin seçime gideceğini söyledi.

Kurtulmuş, “Siyasi partilerin kendi açısından bir siyasi argümana dönüştürüldüğü tartışmanın içine girmem. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimi yenileme kararının nasıl olacağı bellidir. Hukuki olarak hiçbir boşluk yoktur. Ne zaman Türkiye’nin seçimi yenileme kararı olursa Türkiye bir seçime gider. Yenilenmiş bir seçime gider. Hukuki olarak hiçbir problem yok” dedi.

TBMM’de “fon krizine” ilişkin Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik bir sorun üzerine de TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Eğer Meclis araştırma komisyonunun kurulması ile ilgili bir teklif gelir ve Meclis’te kabul edilirse tabii araştırma komisyonu kurulur” ifadelerini kullandı. (ANKA)

TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘Yeni anayasa fantezi değil zarurettir’

Galatasaray Üniversitesi’nde “Bir Sultan, Bir Darbe, Bir Anayasa” konulu “Sultan Abdülaziz Han’ı anma programı” düzenlendi.

Programın açış konuşmasını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş yaptı. 150 yıl gibi kısa bir süre içerisinde anayasacılık bakımından bu kadar derin bir tecrübeye sahip olan başka bir millet olmadığını dile getiren Kurtulmuş, şunları söyledi:

“Bu tecrübenin iyi tarafları da vardır, kötü tarafları da vardır. Yanlışları düzeltip yolumuza devam etmek boynumuzun borcudur. Anayasaları darbelerden bütünüyle ayırarak, hiçbir şekilde darbelerin gölgelerinin, tortularının anayasalar üzerine aksetmesine müsaade etmeden Türkiye’nin yeni bir anayasayı yapma gücüne, kuvvetine, kudretine sahip olduğunun altını çizmek isterim. Ayrıca anayasa tartışmaları kısır gündelik siyasi tartışmaların da mevzuu değildir. Siyasi partiler gelir gider, isimler gelir geçer ama ülkelerin anayasaya ihtiyaçları, milletin talepleri ortadadır. Bunun gerektirdiği şekilde hareket edilmesi Türkiye’nin geleceğinin en önemli unsurlarından birisidir. Bu 150 yıllık mücadelemiz sırasında en önemli meselelerimiz den birisi de hem aydınların hem Sultan Abdülaziz Han gibi yöneticilerin üzerinde durduğu temel sorulardan birisi ve belki de başlıcası ‘Ne oldu da biz batı karşısında yenildik’ sorusudur. Yenildiğimizi kimisi kurumsal kapasitemizin zayıflamasına, kimisi bilim ve teknolojide geri kalmamıza, kimisi ordu bakımından zayıf düşmemize, kimisi içeride toplumsal bütünlüğün zayıflamasına bağlar ama ne olursa olsun, bu 150 yıl içerisinde entelektüellerin, siyasetçilerin iyi niyetli bir şekilde çözüm arayan, Türkiye’yi daha ileriye götürmek isteyenlerin üç temel soruya cevap bularak anayasa çalışmalarına, daha doğrusu Türkiye’de devletin gücünü geliştirme, artırma çabalarına katkı sunmaya çalıştıklarını görüyoruz.

‘MİLLET İRADESİNİ NASIL GÜÇLENDİRECEĞİ…’

Bu 150 yıllık anayasa tartışmalarının, devlet-millet ilişkileri konusundaki tartışmaların üzerinde hâlâ bugün bile çok derin tartışılabilecek ilk konularından birisidir. İkinci mesele ise milletin iradesini hangi kurumlar, hangi mekanizmalar vasıtasıyla temsil edeceği meselesidir. Evet, milletin iradesi var. Bütün bu metinlerde 150 yıl öncesinden itibaren başlayarak sultanın, padişahın iradesinin yanında bir de milletin iradesini önemseyen bir tavrın olduğu, bunun ilk anayasa olarak kabul edebileceğimiz 1876’nın maddelerinin içerisinde de yer aldığı ama milletin iradesinin hangi mekanizmalarla nasıl, ne şekilde ifade edileceği, gündeme getirileceği, nasıl ele alınacağı da hep tartışma konusu olmuştur. Milletin iradesini nasıl temsil edeceği, aynı zamanda da demokrasinin genişleme fikriyle de birebir ilgili konudur. Dolayısıyla dün bu konularda devam eden tartışmaların bugün de bundan sonra da bu konular üzerinde yoğunlaşması mukadderdir ve hatta doğru konulardır bunlar. Bir başka üçüncü mesele ise insanın onuru, insanın haysiyeti, bugünkü tabiriyle kullanırsak insan hak ve özgürlüklerinin hangi çerçeveler içerisinde korunacağı, hangi mekanizmalarla ele alınacağı ve bunun millet iradesini nasıl güçlendirebileceği de önemli tartışmaların arasında olmuştur.”

MENDERES’İ ÖRNEK GÖSTERDİ

Yeni anayasa tartışmalarına değinen Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün de Türkiye’nin geleceğinde fevkalade önemli bir şekilde bu tartışmaların yeri olacaktır ve bunları tartışmaya devam edeceğiz. Geldiğimiz noktada 150 yıllık müktesebatımızı asla hafife almamamız gerektiğini bir kere daha ifade ediyorum. Bu 150 yıl içerisinde Türkiye, demokrasi bakımından da fevkalade ileriye gitmiştir. Büyük merhaleler geçirmiştir. Büyük badireler atlatmıştır. Sultan Abdülaziz Han’ın katli gibi, cumhuriyet döneminde de Adnan Menderes’in ve arkadaşlarının katli gibi fevkalade hazin bir antidemokratik sonuçla karşılaşmıştır. Partilerin kapatıldığı, siyasetin sözünün kısıldığı nice dönemleri Türkiye geride bırakmıştır ama Türkiye’nin istikameti 150 sene evvel olduğu gibi bugün de daha ileriye gitmek, daha modern toplumlar inşa etmek, daha güçlü demokrasileri inşa etmek ve milletle devlet arasındaki bütünleşmeyi tam manasıyla sağlamaktır. Şimdi bu perspektiften baktığımızda bugün önümüzde siyaset olarak Türkiye’ye fikir üreten üniversiteler, bilim insanları, akademik camia olarak, fikir insanları olarak üzerimizdeki önemli sorumluluklardan birisi de Türkiye’nin yeni bir anayasa ihtiyacını karşılamaktır.

2027’Yİ İŞARET ETTİ

Türkiye artık 21’inci yüzyılın bu şartları içerisinde, hele hele dünyanın tam manasıyla bir savaş meydanına döndüğü, dünyada hemen hemen oluşan bütün bölge ve küresel krizlerin bizim çevremizde yer aldığı böylesi bir dünyada Türkiye iç birliğini, bütünlüğünü, öncelikle anayasal düzenini demokratik unsurlarla tahkim ederek yoluna devam etmek durumundadır. Yeni bir anayasayı yapmak mutlaka ve mutlaka Türkiye’nin öncelikli ödevlerinden birisidir. Türkiye’nin bu anlamda gücünü artıracak katılımcı, çoğulcu, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa yapmak için hepimizin üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz lazım. Bu çerçevede hiçbir sözün artık zamanı gelmedi diye düşünmeden, anayasa tartışmalarını da sadece ezberlenmiş birtakım kalıplar etrafında ele almadan bu tartışmaları sürdüreceğiz ve inanıyorum ki sonunda Türkiye artık 2027’de kendisine yaraşan, milletimizin birliğini bütünlüğünü temin eden, Türkiye’nin küresel alandaki rekabet gücünü artıran, Türkiye’yi bölgesindeki ve dünyadaki tehditlerden koruyan yeni, çağdaş bir toplum sözleşmesi olarak yeni anayasasını gerçekleştirecektir.”

‘FANTEZİ DEĞİL ZARURETTİR’

Yeni anayasa yapılmasına karşı çıkanlara da Kurtulmuş, şu sözlerle tepki gösterdi:

“Bunu her söylediğimizde hiçbir fikri olmayan anayasa konusunda ama sağdan soldan, kıyıdan köşeden ‘Kurucu irade yok ama’ diyenleri duyar gibi oluyorum. Onların derdi millete kurucu irade olarak bir paye ve güç vermemektir. Onların anayasadan anladıkları kapalı kapılar ardında birileri anayasa yapar ve hâkim unsurların mütegallibenin ihtiyacı neyse o çerçevede bir anayasa metni yazarak bunu millete dikte ederler. Çünkü millet öyle anayasa falan yapabilecek olgun bir şahsiyet değildir. Millet güdülecek. Millet etrafı kuşatılarak ne tarafa gitmesi gerektiği söylenecek. Yeri geldiğinde de parmakla tehdit edilecek bir unsurdur. Hayır, o devirler geride kaldı. Artık Türkiye kendi anayasasını yaparak önündeki bütün engelleri kaldıracak ve ümit ediyorum ki çok daha güçlü bir şekilde Türkiye bugünün güç dünyasında yerini alacaktır. Niye anayasayı bu kadar önemsiyoruz? Anayasa, milletle devlet arasındaki herkesin kabul ettiği bir toplum sözleşmesidir. Bunun dayatılan bir sözleşme değil, bunun içselleştirilmiş bir sözleşme hâline gelmesi özellikle bu kadar yoğun tartışmaların, bu kadar yoğun altüst oluşların yaşandığı bir dönemde Türkiye için bir zarurettir. Bir siyasi tercih ya da bir fantezi değil, Türkiye için bir zarurettir.”

❌