Osman Gökçek'ten Cafer Mahiroğlu'na sert tepki! 'Kaçma gel hesap ver'























İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan ile birlikte Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkanı Mustafa Karabağlı ve yönetim kurulu üyelerini ziyaret etti.
Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'ndeki EBSO hizmet binasında gerçekleşen ziyarete Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ve meclis üyeleri de katıldı.
![]()
"ÇÖZÜM İÇİN ÇABA GÖSTERMELİYİZ"
EBSO'nun yeni yönetimine başarılar dileyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, ziyaretin kendisi için özel ve anlamlı olduğunu belirterek İzmir için yeni bir başlangıç yapıldığını söyledi.
Kentin köklü sanayi kültürüne dikkat çeken Tugay, üretimin ve ticaret kapasitesinin artırılması, sanayicilerin değişen şartlara uyum sağlaması için ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
Tugay, "İzmir, çok kıymetli ve köklü bir sanayi kültürüne sahip. Böylesine değerli bir şehirde, değerli insanlarla bir arada olduğumuz için İzmir'e hizmet etmek adına üzerimize düşen her şeyi yapmalıyız. İzmir adına bundan sonra söyleyeceğimiz her söz daha büyük ilgi ve daha büyük dikkatle dinlenecek. Biz çözüm üretmek için buradayız. Hepimizin odaklanması gereken tek şey, üretimin ve ticaret kapasitesinin daha üst düzeylere çıktığı, aynı zamanda içerisinde bulunduğumuz dönemin gerektirdiği dönüşümü, değişimi ve gelişimi gösterebilen sanayicilerin desteklenmesidir. Kısa zamanda çok iş yapmak istiyoruz. Bunu yapmak zorundayız" dedi.
![]()
"İZMİR SANAYİSİNE ÖNEMLİ YATIRIMLAR YAPILACAK"
AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan da EBSO Başkanı Mustafa Karabağlı ve yönetim kurulunu tebrik ederek önceki dönem başkanı Ender Yorgancılar ve yönetimine teşekkür etti. Yeni yönetimin kent için önemli çalışmalar yapacağına inandığını belirten İnan, siyaset, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları arasındaki iş birliğinin önemine dikkat çekti.
![]()
Sözlerini sürdüren İnan, "Yeni seçilen yönetim kurulunun, şehrimizin menfaatleri doğrultusunda çalışacağına dair inancım tam. Bu taze ve güçlenen yapının siyasetle, şehirle, üniversiteyle barışık ilerlemesinin şehre fayda getireceğine inanıyorum. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cemil Tugay'ın öncülüğünde şehrin sanayisine çok önemli yatırımlar yapılacak. Bu nedenle, Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay'ın ortaya koyduğu koordinasyon doğrultusunda kentte üretken bir sivil toplum yapısının olması önemli. Merkezi hükümet ile yerel yönetimlerin bir araya gelmesi ne kadar önemliyse, kentin köklü sivil toplum kuruluşlarının da yerel yönetimlerle uyum içinde çalışması aynı ölçüde gereklidir. Bu şehir bunu hak ediyor. Bu şehrin sanayisi de bunu hak ediyor" diye konuştu.
EBSO Başkanı Mustafa Karabağlı da ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek İzmir için çalışmaya devam edeceklerini ifade etti.

AK Parti İstanbul İl Başkanlığı tarafından İstanbul’un 39 ilçesinde gerçekleştirilmesi planlanan “İstanbul’u Dinliyoruz” buluşmaları Arnavutköy’de devam etti.
Arnavutköy Belediyesi Nuri Pakdil Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen programa AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu, AK Parti Arnavutköy İlçe Başkanı Gökhan Gürek, AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Saliha Demirer, İl Gençlik Kolları Başkanı Nevzat Yüce ve il başkan yardımcıları da katıldı.
Muhtarlar, sivil toplum kuruluşları, iş dünyası temsilcileri, gençlik ve kadın dernekleri, spor kulüpleri ile kanaat önderlerinin bir araya geldiği buluşmada, Arnavutköy’ün sorunları, talep ve beklentileri ile İstanbul’un geleceğine ilişkin öneriler ele alındı.
![]()
“ARNAVUTKÖY’DEN İSTANBUL’UN FOTOĞRAFINI ELDE ETMEK İSTİYORUZ”
Programda konuşan AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, Arnavutköy’ün İstanbul’un gelişen ilçeleri arasında yer aldığını belirterek, “İstanbul’u Dinliyoruz” buluşmalarının amacına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Özdemir, “Arnavutköy’ün hem kendi fotoğrafını görmek hem de Arnavutköy’den İstanbul fotoğrafını elde etmek üzere ‘İstanbul’u Dinliyoruz’ programlarımızı ilçe ilçe gerçekleştiriyoruz. Üçüncü bölgede ilk durağımız ve ilk temas noktamız Arnavutköy oldu.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşların görüş ve önerilerine önem verdiklerini vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:
Bizler özellikle vatandaşımızın her türlü isteğini, talebini, beklentisini kayda alan, buna değer veren, bunun için mücadele eden bir siyasi hareketiz. Cumhurbaşkanımızdan böyle gördük. Böyle bir yapıya sahibiz ve bu anlayışla sonuna kadar devam etme niyetindeyiz.
![]()
“AFETTEN ETKİLENEN VATANDAŞLARIMIZIN YANINDA OLDUK”
İstanbul’da yakın zamanda yaşanan sel felaketine de değinen Özdemir, Arnavutköy’de belediye ve teşkilatın ilk andan itibaren sahada olduğunu söyledi.
Özdemir, “Çok yakın zamanda bir sel felaketiyle karşılaştığımızda hamdolsun hemen duruma müdahale eden ve görevinin başında olan bir belediye başkanımız vardı. Teşkilatımız ve ilçe başkanımız da aynı şekilde selden ve afetten etkilenen vatandaşlarımızın yanında olmaya devam etti. Devletimiz tüm imkânlarını seferber etti.” dedi.
İstanbul’a hizmet etme kararlılığını vurgulayan Özdemir, “Biz İstanbul’u seviyoruz. İstanbullu hemşehrilerimizi seviyoruz. Milletimize hizmet noktasında bir dakika dahi geri durmuyoruz” ifadelerini kullandı.
ARNAVUTKÖY’DE EĞİTİM YATIRIMLARI
Arnavutköy’de eğitim alanında gerçekleştirilen yatırımlara da değinen Özdemir, ilçede mevcut okulların yenilendiğini ve yeni eğitim kurumlarının hizmete kazandırıldığını belirtti. Özdemir, “Arnavutköyümüzde okullarımızı yeniledik, yeni okullarımızı kazandırdık. İnşallah hedefimiz çok hızlı bir şekilde tekli eğitime geçmek.” diye konuştu.
![]()
1994 yılında Cumhurbaşkanımızın başlatmış olduğu yerel yönetimler vizyonuyla AK davaya yön vermiş AK Partili belediyelerimizin bu alanda öncülük ettiği bir süreci yaşıyoruz diyen Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu ise, "Bugün Türkiye Yüzyılı vizyonunda hamdolsun modern şehirleri, modern hizmetleri yine AK Partili belediyelerle.Ve biz, iki buçuk yılı aşkındır görev süremizde sizlere verdiğimiz her hizmette, yapmış olduğumuz her projede sizlerin rızasını, Allah'ın rızasını ve sizlerin olurunu kazanmayı bizler için en büyük temennimiz olarak gördük ve bunlara mazhar olduk. Elhamdülillah.Bugün de İstanbul'u ve İstanbul'un hemşehrilerini hamdolsun il başkanlığımız vasıtasıyla dinliyoruz" dedi.
"İBB'DEN BİR EL ARABASI ASFALT ALAMADIK"
Candaroğlu büyükşehirleri ilçelerin abisi olarak tanımlarken 2.5 yıldır İBB'den bir el arabası asfalt alamadıklarını söyledi. Mustafa Candaroğlu konuşmasının devamında şunları söyledi:
İki buçuk yıldır, bakın kıymetli dostlar, büyükşehirler, anakentler ilçelerin abisidir. İlçelerin abisidir. Yani bizler hizmet ederken abimizden her daim destek alırız. Hatırlarsanız rahmetli Kadir Topbaş döneminde İstanbul'un 39 ilçesine her yıl muntazam bir şekilde düzenli olarak hibeler, destekler olurdu. AK Partili, CHP'li diye ayırt edilmezdi.
Ancak biz iki buçuk yıldır, salonda büyükşehir meclis üyelerimiz de var, kendileri şahittirler. İki buçuk yıldır bırakın hibe, binlerce ton asfalt almayı, sadece bir el arabası bile asfalt alamadı. Bırakın asfalt almayı, asfalta gidelim, üretiyorsunuz, parasıyla alalım. Efendim, şu anda yüksek kâr marjıyla sattığımız müşterilerimiz var. Onlara hizmet vermekte zorlanıyoruz, veremiyoruz. Sizlere asfalt veremeyiz, yeter.
![]()
"KENDİ ASFALT ÜRETİM TESİSİMİZİ KURDUK"
Kötü komşu insanı ev sahibi yapar. Biz de ne yaptık? Cumhurbaşkanımızdan aldığımız vizyonla ARFALT'ı kurduk. Yıllık 2,5 milyon ton kapasiteli ARFALT entegre asfalt üretim tesisimizi kurduk.
Sultanbeyli ve Bayrampaşa’nın ardından Arnavutköy’de gerçekleştirilen “İstanbul’u Dinliyoruz” buluşması, ilçenin farklı kesimlerinden temsilcilerin görüş, talep ve önerilerinin dinlenmesiyle devam etti.
Program kapsamında 39 ilçeden elde edilecek görüş ve önerilerin tasnif edilerek İstanbul’un geleceğine yönelik bir vizyon belgesine dönüştürülmesi hedefleniyor

MHP İl Başkanları toplantısı, Devlet Bahçeli başkanlığında genel merkezde yapıldı. Toplantıya il başkanlarının yanı sıra parti yöneticileri katıldı. Toplantı basına kapalı gerçekleşirken, herhangi bir açıklama yapılmadı.

Ahmet Eşref Fakıbaba, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun istifasını istemesi üzerine partisinden istifa etti.
Müsavat Dervişoğlu istedi, Ahmet Eşref Fakıbaba İYİ Parti’den istifa etti Medyascope
Anayasa Mahkemesi, YENİ Parti’nin adının ve rumuzunun iptal edilerek siyasi parti sicilinden silinmesi talebini reddetti.
Recep Tayyip Erdoğan, fon soruşturmasına ilişkin "Haksız ve fahiş kazanç elde edenlerden yargı önünde hesap sorulacak" dedi.
Erdoğan’dan fon soruşturması açıklaması: “Haksız kazanç elde edenlerden yargı önünde hesap sorulacak” Medyascope
CHP'nin 38'inci Olağan Kurultayı davasında duruşma savcısı tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında cezalandırılmasını talep etti.
CHP kurultay davası: Savcı İmamoğlu’na ceza, AKP’ye geçen Cemil Tugay’a beraat istedi Medyascope
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Grup toplantısına “staj ve çıraklık sigortası mağduru” olduğunu belirten vatandaşlar da katıldı.
Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının durumuna değinen Dervişoğlu, bir staj kartı örneğini göstererek “Elimdeki bu karta iyi bakın. Devletin sosyal güvenlik kurumunun mührünü imzasını taşıyor. Bu kartı kendileri basmadı, bunu devlet verdi. Şimdi de aynı devlete diyorlar ki: Madem bizi o gün kayda aldın, madem bu kartı elimize verdin, staj ve çıraklık başlangıcımızı, sigorta başlangıcı saymak zorundasın. Talep budur. Devlette devamlılık esas ise çok da haklı ve yerinde bir taleptir. Meseleyi yalnızca bir prim günü, bir emeklilik cetveli gibi görmeyin. Devlet dediğiniz şey zaten kayıttır. Kayda aldığı vatandaşı unutmamak, verdiği belgenin arkasında durmaktır devlet olmak. Kayıt sadece fişlemek, sicil dosyası tutmak değil, aynı zamanda hakkın da kaydını tutmaktır. Çünkü bir insan, elindeki resmî belgeye bakıp da ‘Acaba yarın bunun da hükmü kalmayacak mı’ diye düşünmeye başlamışsa, orada eksilen yalnızca bir hak değildir, devlet ile vatandaş arasındaki hukuk da yara almış demektir. O muhalif, diplomasını iptal et. Bu canını sıktı, tapusuna el koy. Şu belediye benim partime geçmedi, kayyum ata. Her konuya böyle bakan bir iktidara soruyorum: Staj mağdurları da mı muhaliftir? Onlar da mı siyasidir? Onlarda mı cumhurbaşkanı adayıdır? Türk devleti sözünün eri olmalıdır. Ve o devleti yönetenler de, o sözü yere düşürmemekle mükelleftir” dedi.
Dervişoğlu, fon vurgununa ilişkin şunları kaydetti:
“İki haftadır bu kürsüden Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu, fon rezaletini anlatıyorum. Bunun münferit bir piyasa vakası değil, kamu gözetiminde yapılan organize bir soygun olduğunu söylüyorum. İlk andan itibaren de önemli bir noktanın altını çiziyorum. Bu işi bir magazin haberi edasıyla konuşamayız. Bu mesele, sadece kimin ne çaldığının, kimin kime ne fırsatlar yarattığının dedikodusuyla geçiştirilecek bir konu değildir. O yüzden, işin magaziniyle değil, sistemin kendisiyle ilgileniyoruz. Bu yüzden, sadece kelle değil, hesap verilsin istiyoruz. Görevini yapmayanların, yapılanlara göz yumanların, olaya bizzat iştirak edenlerin görevden bir an önce el çektirilmesi gerekiyor. SPK Başkanı ‘sağlık gerekçesi ile’ istifasını sundu. Gerekçeye bakar mısınız sağlık sorunları… Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı da emeklilik dilekçesini verdi. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı da görevden alındı. Ekonomi bürokrasisindeki üç kritik koltuklar boşaldı. Şimdi biz ne yapacağız? Gerekçe mi dinleyeceğiz? Yoksa devletin tepesinde ne olup bittiğini mi soracağız?
Tutuklu bulunan 17 kişinin haksız kazançla elde ettiği, halk tabiriyle soyduğu paraları iade ettiğine dair haberler çıkıyor. Oysa kanun metni açıktır. Bahse konu olan miktarın 2 katı iade edilir diyor. Geçen hafta söylediğimi de aynen tekrar ediyorum: Hırsıza ‘gönlünden ne koparsa’ diyecek bir devlet yoktur. Varsa, onun adı zaten devlet değildir. Milleti soydukları fonun ardından, şimdi de tövbe fonu kurdular. Güleriz ağlanacak halimize… Parayı çalıyor, sonra yakalanıyor, getir parayı yerine koy diyorlar. Ve her şey temize çıkıyor. Orman kanunlarında yeri vardır belki ama bizim kanunlarda yeri var mıdır bunun? Atanıp soyguna katılanlar, istifa ederek bu işten sıyrılıyor. Parayı iade eden soyguncu da temize çıkıyor. Bütün bu sistemi kuran, atamaları yapan, burnunu ucunu görmeyen reis bey de sözüm ona temizlik yapıyor. Utanmasalar kiliseye girip günah çıkaracaklar. Aziz milletim uyanık olun, bunlar yarın bir gün cennetten arsa satmaya bile kalkar.”
Bu vurgunun boyutları bize anlatılandan çok daha büyük. Yağmanın faturası, bunların söylediğinden çok daha yüksek. Bu süreç dürüst ve samimi bir şekilde yürümezse vatandaş piyasaya, yatırımcı kurala, sanayici yarınına, sermaye hukuka güvenmez. Sonunda dışarıdaki yatırımcı da size güvenmez. Bir fon vurgunu böylece fonun içinde kalmaz. Bankanın bilançosundan fabrikanın kapısına, kredi maliyetinden istihdama kadar üretimin tüm damarlarına yayılır. Türkiye’nin gelişmekte olan piyasa kategorisinden çıkartılması tehlikesini, Yani MSCI meselesinin varabileceği yerleri de bir ay önce yine biz söylemiştik. İçeride mülkiyet rejimini, hukuk güvenliğini yok edip, otel toplantılarıyla yatırımcı avına çıkarak bir yere varamazsınız dedik. Peki, bu alt lige düşme tehlikesi ne demektir? İlk elde yabancı yatırımcının kaçması demektir. Ancak konu sadece bu da değildir. Ülkemizde doğru ve dürüst yabancı yatırımcı da uzun zamandır pek yoktur. Piyasalardaki yüzde 35 civarındaki yabancının yarısı, borsa deyimiyle, bıyıklı yabancıdır. Yani, vergiden kaçma peşindeki, yabancı görünümlü yerli kurnazlardır. Alt lige düşmek demek, finansman ve kredi olanaklarının tüm sektörler için daha da zorlaşmasıdır. Üretimin azalması, ithalata bağımlılığın artması demektir. Zam demektir. İflaslar ve işten çıkarmalar demektir. Türkiye, kökten bir zihniyet ve yönetim reformuna muhtaçtır. Yapay zekâ ve robot teknolojisinin ivmesi görülmektedir. Aklı başında memleketler, bu dönüşüme kafa yormaktadırlar. Bizse, bitmeyen bir yağmanın içinde harap ve bitap haldeyiz.”
İktidarın ekonomi politikalarını da eleştiren Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Dünyada iki ayrı ekonomi politikası yahut iki tip eğilim vardır: Biri, üretim ekonomisidir, diğeri yağma ekonomisidir. Bugün ekonomi büyüdü diye bir başlık gördüğünüzde de bu dediğimi hatırlayınız. Ekonomideki büyüme vatandaş için de refah artışı demektir. O halde sorarım, büyüyen rakamlar nereye gitmiştir? Vatandaşın refahı mı artmış? Yoksa bir azınlığın servetine servet mi katılmıştır? Dokuzuncu yılına doğru giden ekonomik kriz ve bunalımımız açıkça göstermektedir ki, Türkiye’de üretim değil, bir yağma ekonomisi vardır. Bereket yerine tüketim, yatırım yerine faiz, katma değer yerine rant vardır. Enflasyonun da en büyük sebebi, bu azgın saray azınlığının koyacak yer bulamadığı parasındandır. Sen bir ömür bir ev alamazken, o 3’er 5’er alıyor. Sen evladına bir okul çantası hesabı yaparken, o en lüks markadan 3’er 5’er alıyor. Sen bir külüstür araba alayım diye düşünürken, o koleksiyon yapıyor, 3’er 5’er alıyor. Sana da ‘Büyük Türkiye’ diyor işte. Türkiye büyük, büyük tabii ki. Büyük de bu büyüklük içinde, hırsızlar da büyük, çok büyük. O yüzden, millete ekmek kalmıyor, ev kalmıyor, refah ve rızık kalmıyor.
Üretim ekonomisi, bereket ekonomisi başka bir şeydir. Sermayeyi üretime, bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi ihracata, emeği refaha bağlar. Böylece devlet üretenin sırtına binmez, önünü açar. Zor mudur bunları yapmak? Bizim girişimcimiz yok mudur? Yazılımcımız, mühendisimiz, mucidimiz yok mudur? Hepsi vardır ama ya bu çarkın içinde geçim derdinden küsmüştür; ya batmayayım diye ince ip üzerinde yürüyordur, ya da el üstünde tutulacakken, el kapılarında ‘azıcık aşım ağrısız başım’ diye yurt dışına gitmiştir. İYİ Parti, bu sebeple, tarımda, sanayide, ticarette bereket ekonomisi demektedir. Evet, yaşadığımız tablo karanlıktır. Ancak ondan kurtulmak da bir o kadar kolaydır. Anadolu’nun bereketini yükseltmek elimizdedir. Biz bu işi başarırız. Büyük Türkiye, büyük götürenlerin değil, pastayı büyütenlerin Türkiye’sidir. Büyük Türkiye, küçük dilimler için birbirine düşürülenlerin değil, büyük dilimleri paylaşan müreffeh Türkiye’dir.
Herkes dünyanın değiştiği konusunda hemfikirdir. Ancak hemfikir olmadığımız konu, bu değişime karşı yapılacaklardır. Bu iktidar ve ortaklarının, bu değişimden anladığı sadece teröristlerle müzakeredir. Ancak diğer ülkeler, bu değişime karşı gerçek toplumsal tedbirler arıyorlar. Savaşlar sadece cephelerde yahut gökyüzünde olmuyor, gümrük savaşları da yaşanıyor. Bunun için de koruma duvarları örülüyor. İşte ‘Made in Europe’ bu sürece ilişkindir. Bu süreç, yine daha evvel dile getirdiğimiz ancak iktidarın kılını kıpırdatmadığı Gümrük Birliği’nin güncellenmesi meselesiyle ve yaşadığımız vize rezaletleriyle de bağlantılıdır. Avrupa, otomotiv sektöründe yeni standartlar ve anlaşmalar yapmakta, Türkiye ise sürecin dışına itilmektedir. Bunun Türkiye bakımından anlamı Brüksel’de yazılan birkaç teknik madde değildir. Bursa’daki otomotiv işçisinin işi, Kocaeli’ndeki mühendisin geleceği, Anadolu’daki yan sanayicinin siparişidir. Çünkü Türkiye’nin yıllık 40 milyar doları aşan otomotiv ihracatının yüzde 73’ü Avrupa pazarına akmaktadır. Kürsüden hayt huyt demek yerine, keşke adam akıllı bir ekonomi diplomasisi yürütseler. On yıllardır Avrupa’yla aynı tedarik zincirlerinin içindeyiz.
Şimdi Avrupa kendi üretimini korumak için duvar örüyorsa, bizim işimiz duvara kızmak değil, Türk üreticisinin o duvarın dışında kalmamasını sağlamaktır. Avrupa sevdası anlatacak halimiz yok. Bu bir gönül meselesi değil, menfaat ve pazar meselesidir. Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye’nin de Avrupa pazarına ihtiyacı vardır. Bize yıllardır ‘alternatif pazar’ anlatılıyor. Afrika önemlidir… Ama tüm Afrika kıtasıyla ticaret hacmimiz, Almanya ile olanın yarısından biraz fazladır. Orta Doğu önemlidir… Fakat Avrupa’daki yüksek katma değerli pazarın yerini, Orta Doğu’ya üçüncü sınıf mamul ve biraz da silah satarak dolduramazsınız. Çin büyük pazardır, elbette ticaret yapacağız. Fakat böyle bir ticaret dengesi, alternatif pazar değil, bağımlılık üretir. Bugünkü gerçek şudur: Avrupa dışında, Türk sanayisinin Avrupa’yla kurduğu üretim ilişkisine denk bir pazarımız yoktur. Bunu söylemek teslimiyet değil, gerçeği görmektir. Daha iki ay önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Bizim önceliğimiz Avrupa Birliği değil’ dedi. Ardından, alınmazsak kaybedenin Avrupa olacağını söyledi. Doğrudur, onlar da kaybeder. Türkiye’yi kaybetmenin Avrupa’ya bir maliyeti vardır. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten kişinin görevi, Brüksel’in kaybıyla teselli bulmak değil, Türkiye’nin kaybını önlemektir. Bu faturayı Avrupa Komisyonu değil Türk işçisi, Türk sanayicisi ve en sonunda Türk milleti ödeyecektir. Gümrük Birliği’ni 30 yıldır güncelleyemiyorsanız, sanayici yarın yatırımını hangi kurala göre yapacağını bilmiyorsa, mesele artık Brüksel’in bize ne yaptığı kadar, sizin Ankara’da neyi yapamadığınızdır. Bugüne kadar hangi masada ne istediniz? Hangi sektörü korudunuz? Hangi istisnayı aldınız? Bunları anlatın.”






















Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
Milletvekili arkadaşlarım, kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler. Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Sizlerin vasıtasıyla 81 vilayetimizde AK Partimize gönül vermiş tüm yol ve dava arkadaşlarıma selamlarımı yolluyorum. Sizlerle birlikte bütün teşkilatlarımızda Türkiye sevdasını kalbinin üstünde bir madalya gibi kıvançla taşıyan yol arkadaşlarımın her birini muhabbetle kucaklıyor, özellikle gençlerimizi bağrıma basıyorum. Grup toplantımızın partimiz, demokrasimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Salonumuzu teşrif eden tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyor, aziz vatandaşlarımızdan getirdikleri kucak dolusu selamlar için kendilerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Cenab-ı Allah salonlara sığmayan şu muhabbetimizi, şu samimi yol ve dava arkadaşlığımızı daim eylesin diyorum.
İçeride ve dışarıda çok yoğun gündem maddelerin olduğu hassas bir süreçten geçiyoruz. Konuşmamım hemen başında geçtiğimiz hafta İstanbul'dan Ankara'ya gelirken geçirdiği kazada hayatını kaybeden Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili Dündar Ziya Gültekin'e Allah'tan rahmet diliyorum. Gültekin arkadaşımız hizmet etmekten heyecan duyan, müstesna bir insandı. Kendisi hem teşkilatımız içerisinde hem de Üsküdar'da sevilen, sayılan birisiydi. Biz kendisinden razıydık, Rabbimde razı olsun. Geride bizlere emanet olarak bıraktığı 3 yetim evladının tek tek gözlerinden öpüyorum. Dün yapılan oylamada Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili seçilen Muhammed Emin Sarıoğlu'nu tebrik ediyorum. ![]()
İnsanı insan yapan değerler vardır, acıya saygı bunlardan biridir. Ziya kardeşimizin hepimizi kedere boğan vefatından sonra sosyal medya platformlarında alçakça bir nefret kampanyasına şahit olduk. İnsanlıktan nasibini almamış bir güruh hiç tanımadıkları bir insana karşı içlerinde biriktirdikleri ne kadar cerahat varsa hepsini kustular. Bu gözü dönmüşlük öyle bir raddeye ulaştı ki taziye mesajı yayınlayarak en temel insani vazifesini yerine getiren herkese saldırdılar. Kalbi taşlaşmış, sureti dışında insanlıkla artık hiçbir alakası kalmamış bu müptezelleri de ben Cenab-ı Allah'a havale ediyorum.
Kıymetli milletvekili arkadaşlarım, biliyorsunuz bir süredir hemen her konuşmamızda siyasette artan kutuplaşmanın tehlikelerine dikkat çekiyoruz. Yeni yasama yılı açış hitabımızda da buna etraflıca değindik. İçinde bulunduğumuz bölgesel konjonktürde Türkiye'nin yeni bir siyaset tarzına, yeni bir siyaset diline ihtiyacı olduğunu özellikle belirttik. Siyaseti millete daha iyi hizmet etme yarışı olmaktan çıkarıp dost-düşman ikiliğine hapsetmenin sadece demokrasimiz için değil, toplumsal barış ve huzurumuz için de tehdit oluşturduğunu ifade ettik. Bununla kalmayıp bir de iyi niyetli bir çağrı yaptık. Rakiplerimiz dahil tüm siyasi partileri, söz konusu milletin ve memleketin menfaatleri olduğunda siyaset kurumu olarak savaş baltalarını bir yana bırakıp müştereklerimizi çoğaltmaya davet ettik. Türkiye merkezli siyaset gütmenin bilhassa bu dönemde ülkemiz açısından ihtiyaçtan öte millî bir görev olduğunun altını çizdik. Ancak son üç haftada büyük bir hayal kırıklığı yaşadık.![]()
Teessüfle belirtmek isterim ki muhalefetin bazı aktörlerinin ne böyle bir hassasiyeti ne de böyle bir gündemi var. Dünyayı ve bölgemizi hiç takip etmedikleri gibi Türkiye'ye yönelik örtülü operasyonlardan, toplumsal mühendislik projelerinden de habersizler. Kendi dar kadro çıkarları dışında her şeye gözlerini ve kulaklarını kapatmış durumdalar. Plan deseniz yok, program deseniz yok, ülkenin sorunlarına çözüm önerisi deseniz yok. Siyasette nezaketi koruyalım deseniz maalesef o da yok. Kusura bakmasınlar ama bu tavır doğru bir tavır değildir. Sorumlu bir tavır değildir. Türk demokrasisi için tehlikeli olduğu kadar marazi de bir tavırdır. “Benim menfaatim olacaksa isterse bu ülke batsın, bitsin, kaosa girsin.” tavrı son derece bencilce bir tavırdır. Türkiye üzerine operasyon hayalleri kuran çevrelere cesaret veren bir tavırdır. Üç kuruşluk siyasi ikbalini vatandaşı olduğu ülkenin, mensubu olduğu milletin felaketine bağlamak, egoist bir zihin dünyasının başvurusudur. Yirmi dört yıl boyunca ülkenin ayağına ne zaman taş değse umutlandılar. Yirmi dört yıl boyunca Türkiye'nin sıkıntılarından rant devşirmeye çalıştılar. Yirmi dört yıl boyu tüm umutlarını ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal olarak zayıflamasına, böylece iktidarın kan kaybetmesine bağladılar. Dikkat edin, bugün de aynı ham hayali kuruyorlar.
Şimdi değerli kardeşlerim, geçenlerde bir tanesi çıkmış, şuursuzca “Savaştayız.” diyor. Hırsı aklını esir almış bu zata sormak lazım: Hayırdır beyler, kiminle savaştasınız? Hangi düşmana karşı savaş ilan ettiniz? Seferberlik çıktı da bizim mi haberimiz yok? Türkiye işgal edildi de biz mi duymadık? Türkiye işgal edilmediğine, seferberlik çıkmadığına göre nereden aklınıza esti bu savaş öyle mi? Bakınız, yirmi dört yıl boyunca bu ülkenin başına çok ciddi sıkıntılar geldi. Ülkemize aba altından sopa gösterenler oldu. Boylarına poslarına bakmadan Türkiye'yi alçakça tehdit edenler oldu.
Türkiye'yi içeriden çökertmek için Gezi olayları gibi nice dümen çevirdiler. Muhalefeti destekleyip “İktidarı devireceğiz.” diyeninden dergi kapakları üzerinden mesaj verenine kadar nice saldırıyla karşılaştık. Bunların hiçbirinde sesiniz çıkmadı. Türkiye'yi tehdit edenlere, Türkiye'yi karıştırmak isteyenlere karşı bir kez olsun bu dili kullandığınızı görmedik. Hatta gittiniz, onlardan yardım dilendiniz, el açtınız, etek öptünüz. Şimdi çıkmış, utanmadan “Savaştayız.” diyorsunuz. Allah aşkına, siz ne dediğinizin, lafınızın nereye gittiğinin farkında mısınız? Bu milleti düşmanlaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Sorumlu, sağduyulu siyaset yapmayı ne zaman öğreneceksiniz? Onlara diyorum ki bu milletin kardeşliğinden artık ellerinizi çekin. Bölerek, ayrıştırarak, ötekileştirerek varacağınız hiçbir yer olmadığını artık kabul edin. Açık söylüyorum, böyle sorumsuz bir söylem olmaz. Sürekli hakaret ederek, sürekli insanları tahrik ederek siyaset yapılmaz. Çünkü siyaset, aklına geleni söyleme değil, sözünü ölçerek, tartarak ifade etme sanatıdır. “Efendim, ben ona buna bakmam, istediğimi söylerim.” derseniz o zaman istemediğinizi işitirsiniz. Dahası, sadece kendinize, sadece siyaset kurumuna değil, bu ülkeye ve millete de kötülük etmiş olursunuz. Burada şunu da dikkatinize getirmek isterim. Bunların siyasetsizliği siyaset haline getirmeleri sadece söylemlerle sınırlı değildir. Aynı ciddiyetsiz tavrı fon tartışmalarında da görüyoruz. Dedikodular üzerinden insanların izzetiyle, itibarıyla oynuyorlar. Bakın, milletin malına el uzatmak ne kadar büyük bir suçsa aynı şekilde namuslu, şerefli, onurlu insanlara mesnetsiz şekilde yolsuzluk ithamında bulunmak da o kadar büyük bir suç, o kadar büyük bir şenaattir. Bundan daha fenası ise foyan ortaya çıktığı hâlde işi pişkinliğe vurmaktır. Hem elinde bilgi, belge olmadan kabine üyelerimizi itham edeceksiniz, önüne gelene iftira atacaksınız, devletin kurumlarını töhmet altında bırakacaksınız. İnsanlar, millete hizmete ayırması gereken vakti senin iftiralarını, senin bühtanlarını belgeleriyle yalanlamaya ayıracak. Sonra da çıkacaksın, yüzün kızarmadan, hiçbir mahcubiyet duymadan işi pişkinliğe vurup kulağının üstüne yatacaksın.
Biz buna eyvallah demeyiz. İftira siyasetine, çamur at izi kalsın siyasetine teslim olmayız. Kimse kusura bakmasın, iftira atmanın, insanların izzetiyle oynamanın, insanları töhmet altında bırakmanın faturası pişkinlik olamaz. Biz hukuk zemininde, demokrasi zemininde bunun mücadelesini sonuna kadar veririz, vereceğiz. Bizim siyasetimizin pusulası bellidir. 86 milyonun birliğinin, dirliğinin ve huzurunun her şart altında korunmasıdır. Türkiye'nin toplumsal barış ve istikrarının muhafazasıdır. Millî iradenin bilakaydı şart egemen kılınmasıdır. Demokrasimizin tehditler karşısında savunulmasıdır. İçinden geçtiğimiz bu kritik dönemde iç cephemizin güçlendirilmesidir. Siyaset kurumunun itibarının korunması, milletin sorunlarına tek çözüm adresi olmaya devam etmesidir. Biz bunun için çalışıyor, bunun için mücadele ediyoruz. İnşallah bu prensipler temelinde siyaset yapmaya devam edeceğiz.
Kıymetli yol ve dava arkadaşlarım, malumunuz, geçtiğimiz hafta İstanbul ve çevre illerimizde meydana gelen aşırı yağış, sel ve su baskınlarına maruz kaldık. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehdit eden bu afetler karşısında devlet olarak hiç vakit kaybetmeden harekete geçtik. İlgili bakanlarımız derhal İstanbul'a intikal ettiler. Hem afetin boyutlarını hem de ihtiyaçları tespit etmek amacıyla çalışmalara vaziyet ettiler. İlk etapta 14 Ekim tarihinde afet gruplarımız İstanbul'daki il ve ilçe afet yönetim merkezlerinde 7 gün 24 saat esasıyla çalışmaya başladılar. İstanbul'daki arama kurtarma, müdahale ve destek çalışmalarında toplam 47.217 personelimiz, 5.280 araç ve 14 botla sahada görev aldı. 19 Ekim itibarıyla 212 Acil Çağrı Merkezi ve AFA'da yapılan 21.600 ihbar doğrultusunda toplam 3.270 vatandaşımızın güvenli bölgelere tahliyesi sağlandı. İstanbul'da 7, Kocaeli'nde ise bir vatandaşımız maalesef hayatını kaybetti. Bu vesileyle vefat eden kardeşlerime bir kez daha Allah'tan rahmet diliyor, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Hayatını kaybeden kardeşlerimizle ilgili olarak gerekli her türlü soruşturma ve inceleme sürüyor.
Bilinsin ki ihmal veya kusur varsa sorumlular ortaya çıkarılacak ve gereken hiç tereddütsüz yapılacaktır. Fakat milletçe hepimizi üzen bu acı hadiseyi kendileri için, kendi siyasi ajandaları için, özellikle de belediyelere yönelik yolsuzluk operasyonlarını itibarsız hâle getirmek için kullanmaya çalışan fırsatçılara da asla müsamaha göstermeyeceğiz. Afetten olumsuz etkilenen vatandaşlarımıza her türlü desteği veriyoruz. Vatandaşlarımızın acil ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik Aile Bakanlığımız tarafından hane başına 10 bin lira olmak üzere toplam 200 milyon lira, AFAD tarafından 230 milyon lira, Ticaret Bakanlığımız tarafından toplam 80 milyon lira İstanbul Valiliğimize aktarıldı. Şu ana kadar İstanbul'daki 37 ilçemizde 5672 haneye yaklaşık 57 milyon lira tutarında dağıtım yapıldı.

İYİ Parti Ankara Milletvekili ve Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Eşref Fakıbaba, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Fakıbaba, AK Parti'ye geçeceği iddialarını, "Şu an böyle bir kararım yok." derken, parti içinde ayrıştığı noktalar olduğunu söyledi.
Sözcü'den İsmail Saymaz'a konuşan Fakıbaba, AK Parti'ye katılacağı iddialarına yanıt verdi. Fakıbaba, şu an için katılmasının söz konusu olmadığını söyledi.
İYİ Parti'nin bazı kararlarının karşısında durduğunu ifade eden Fakıbaba, özellikle Terörsüz Türkiye sürecinde ayrıştığını söyledi.
![]()
Fakıbaba, parti grubunu bozmamak adına, Terörsüz Türkiye oylamasında grupla hareket ettiğini vurgularken, "Ama gönlümden geçen bu değildi. Gençliğimden beri liberal bir insanım. Kanı kanla yıkamazlar, suyla yakarlar." dedi.
Fakıbaba sözlerini şöyle sürdürdü:
İyi Parti’ye geçerken ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dememişimdir. ‘Türkiye milliyetçisiyim’ demişimdir. Terörsüz Türkiye sürecinin olumlu sonuçlanacağına inanıyorum. Sonuçlanmazsa devlet gereğini yapar. Barış sürecinin yanındayım.
Yeni Anayasa gündemi ısınırken partilerin tutumları da yavaş yavaş netleşiyor. İYİ Parti, peşinen Yeni Anayasayı reddetmezken, çok da sıcak bakmıyor.
Fakıbaba ise, yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğu görüşünü savunarak, "Yeni anayasaya evet oyu vereceğim." dedi.
Fakıbaba, Mekke Anlaşması’na da evet diyeceğini aktardı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün gerçekleştirilen MKYK toplantısında fon krizine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Erdoğan'ın açıklamalarının ayrıntılarını NTV Ankara Muhabiri Ahmet Örsoğlu canlı yayında aktardı.
Örsoğlu'nun aktardığına göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan toplantıda "Ben dahil hiç kimse eleştirilemez değildir. ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ değil, vücudu sarmaması, zarar vermemesi için gereğini yapacağız. Kimin sorumluluğu varsa gereğini yapacağız. Samimiyetle çalışacağız, tüm gayretle çalışacağız. Bu çalışmalara leke sürecek şeylerden uzak duracağız. Bunu yapmazsak sorunlu olur.” ifadelerini kullandı.
"Serinkanlı, dikkatli ve kararlı bir şekilde süreci takip ediyoruz. Biz, muhalefetin dolduruşuyla hareket etmeyiz." diyen Erdoğan şöyle devam etti:
Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanan MKYK’da yerel yönetimlere ilişkin sunum da gerçekleştirildi. Yapılan sunumda belediyelerdeki mali disiplinin sağlanması ve denetim mekanizmasının güçlendirilmesi için reform çalışmasının önemi vurgulandı. Ayrıca yerel yönetimlerle ilgili değerlendirmeler yapıldı.![]()
AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanan MKYK’da, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı Mustafa Demir bir sunum yaptı.
Yapılan sunumda özellikle muhalefet belediyelerinde meydana gelen rüşvet, yolsuzluk ve irtikap gibi meselelerin belediye hizmetlerini aksattığı ve vatandaşı mağdur ettiğinin altı çizildi.
Belediyelerin mali yapısını disipline eden bir düzenlemenin yapılması gerektiği ifade edilirken, denetim mekanizmasının güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Sunumda büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile birlikte kırsal alanlarda yaşanan yetki karmaşasının çözümüne ilişkin önerilerin de yer aldığı sunumda, köklü bir yerel yönetimler reformuna ihtiyaç duyulduğu belirtildi. Bu anlamda AK Parti’nin hazırladığı yerel yönetimler reform çalışmasında son düzlüğe gelindiği ifade edildi.
Reform çalışmalarının “yerel yönetimlerde şeffaflık ve denetim”, “yerel yönetim modelinin geliştirilmesi”, “yerel yönetimlerin mali yapısı”, “yerel yönetimlerde yeni uygulamalar”, “imar ve planlama” başlıkları altında yürütüldüğü ve en kısa sürede TBMM’ye sunulmak üzere son halinin verileceği ifade edildi.

Türkiye siyasetinde son dönemde hareketli günler yaşanıyor. Muhalefetten AK Parti'ye geçişler, anayasa tartışmaları, seçim gündemi ve son olarak cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin tartışmalar gündemdeki sıcaklığını koruyor.
Siyasi arenada tartışmalar devam ederken Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Başdanışmanı Feramuz Üstün, Yavaş'ın cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Sözcü'ye konuşan Üstün, dikkat çeken askerlik benzetmesiyle, "Mansur Başkan, 'Ben hizmeti vatan görevi olarak gördüm, askerlik görevi gibi gördüm. Eğer vatandaş benden böyle bir şey beklerse, milletin benden böyle bir beklentisi olursa ben bunu askerlik görevi sayarım. Vatanperver birisinin de askerlikten kaçma gibi bir şeyi olmaz' diyor." ifadelerini kullandı.
Sözlerini sürdüren Feramuz Üstün, "Kendisi şu anda kararını vermiş değil ama bana göre Yavaş'ın aday olmama ihtimali yoktur. Adaylıktan geri duramaz. Yani toplum istiyor, konu kendisinden de çıkmıştır." açıklamasında bulundu.
AK Parti'ye geçeceği iddia edilen Ahmet Aras'tan açıklama! Kararını duyurdu


Yeni Yol Partisi'nden istifa ettikten sonra DEM Parti'ye katılacağı iddia edilen Cemalettin Kani Torun AKP'ye geçti.
Yeni Yol Partisi’nden ayrılan Kani Torun AKP’ye geçti Medyascope
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında fon krizine ilişkin şunları kaydetti:
“Bu yaşadığımız sorunların hiçbiri gökten zembille inmedi. Bunların hepsi üst üste konmuş yanlış tuğlaların sonucudur. Yanlış tuğlayla doğru duvar örülmez. Yanlış tuğlayla duvar örüyorsan sonunda o duvarın altında sen de kalırsın, bu millet de kalır. Bu vurgunun açığa çıkmasının üzerinden tam 34 gün geçti. İlk gün ‘Ucu nereye varırsa varsın’ diyenler ucu kendilerine dokununca çark ettiler. Fon Koordinasyon Kurulu kurdular. Altı kez toplandılar. Sorunu çözmediler. Çözmek bir yana toplantıya dahil ettiklerini ancak dün istifaya ikna edebildiler. Dış güçler diyerek, suyu bulandırarak sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Her gün kriz biraz daha derinleşiyor, suiistimal, kötü yönetim, kötü niyet biraz daha ispatlanıyor. Milyonlarca mağdura her gün yeni mağdurlar ekleniyor. İlk bu iş çıktığında 20 milyar dolarlık önemli bir sorun diye ifade ediliyordu. Geçtiğimiz haftalarda 90 milyar dolara çıktı. Son yapılan hesaplamalarla tarafsız konunun uzmanları 110 milyar dolardan bahsediyorlar. 6 Şubat 2023 depreminin maliyeti 100 milyar dolar. Fon vurgununun maliyeti oldu şimdi 110 milyar dolar. Asrın felaketinden daha yıkıcı, yakıcı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatmak gerekir.
Düne kadar SPK Başkanı, Bakan Yardımcısı, önceki SPK Başkanı görevde. Saadet Partisi Sayın Milletvekili Mehmet Atmaca dile getirmişti. 2023 yılı Bursa’da bir şirket borsaya açılmak istiyor. Dönemin, yani o günün AK Parti milletvekilini aracı kılıyor. Milletvekili SPK Başkanı’yla görüşüyor. ’30 milyon lira istiyorlar’ diyor. ’30 milyon lira verirsen senin işlemlerini yapacaklar.’ İş adamı 30 milyonu veriyor ve şöyle anlatıyor diyor ki, ‘Parayı gönderdik. Bir gün SPK Başkanı arıyor’ dediler. Dedim ki, ‘Allah Allah! Bir hatamız mı var? Bir eksiğimiz mi var?’ ‘Sayın Ömer Gönül, SPK Başkanı hatta’ Diyor ki, ‘Beyefendi gönderdiğiniz emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin.’ 30 milyon rüşveti istiyorlar. AK Parti milletvekili aracılığıyla nakit parayı temin ediyorlar. Teyit telefonu açıyor. ‘Emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin’ diyor. İddia, bunun 30’da 1’i gibi bir paranın bir şirket İstanbul’da bir kreş yaptırsın diye İstanbul Belediyesi’ne bağışlandığıdır. Bu konuda Aykut Erdoğdu ‘Bunlar bir kreş yapmak istiyorlar’ dediği için ya da ‘Bunlar bir şey yapmak istiyorlar’ deyince ‘Kreş yapsınlar’ haberini götürdüğü için rüşvete aracılık etmekten 19 aydır tutuklu. Suçu kabul etse yatarı kalmadı. Böyle bir suçu yok. Ama 30 katı iş yapmış olanlar ‘Teyit telefonu geldi’ diyor. Ömer Gönül’den ‘Emanet geldi verdiğini helal et’ diyor.
Şimdi düne kadar bu Ömer Gönül önceki SPK Başkanı bir başka kamu kurumunda başkandı. Bugünkü SPK Başkanı düne kadar duruyordu. Bakan Yardımcısı duruyordu. Pislik bunların paçalarından akıyordu. Ama Erdoğan bunları görevden alamıyordu. Niye biliyor musunuz? Herhangi görevden alacağı bir bürokratın kiminle geçmiş ilişkisini ifşa edeceği… Yani tamam aldık 30 milyonu da Bursa milletvekili ‘Şu aracılık etti’ demesin diye. ‘Tamam bu fona izin verdik de sizin aileden şu aradı’ demesin diye. Ya da ‘Tamam denetimde farkettik ama arkasından filanca bakan çıktı ben ne yapayım’ demesin diye görevden alamadı Erdoğan. Tam 34 gündür bunları görevden alamadı. Altı kez SPK Başkanı’yla fon vurgunu toplatısına girdi. Mikropla birlikte mikrobiyoloji toplantısına giriyor. ‘Hastalığı nasıl yeneceğiz?’ Mikropla birlikte enfeksiyon hastalıkları çalışıyorlar. ‘Mikroplardan nasıl vücudu temizleyebiliriz?’ Nihayet bu üçü dün istifa etti. Bak tutmayın küçük enişteyi. Dün akşam 00.04’te üçünün de adını yazmış. Altına da güzelce imzayı çakmış. Allah için havalı imza. ‘Üçünü de görevden aldım. Recep Tayyip Erdoğan.’ Dün öğlene kadar neredeydin küçük enişte?
Yeni Parti olarak bu sorunu daha nasıl çözeceğimizi kanun teklifi olarak verdik. Dedik ki yönetebilme kapasitemizi gösterelim. Konuya hakimiz. Başta Kerim Rota 35 yıllık finans, bankacılık deneyimi, fon yönetimi Türk bankalarının yurt dışında temsili, bunun yanında Ekonomi Eşgüdüm Konseyi’nde İMKB’nin kuruluşunda, yönetiminde yer almış arkadaşlarımızdan tutun bu konularda en deneyimli ekip. Ümit Özlale milletvekili olarak Plan Bütçe’de, önceki dönem genel sekreterlerimiz Selin Sayek Böke finans alanındaki deneyimiyle, Bihlun Hanım İMKB deneyimiyle bütün arkadaşlarımız var gücüyle çalıştılar. 11 kişi iyi bir kanun teklifi hazırladılar. Buradakiler daha milleti nasıl dolandıracaklarını Amerika’dan kopyalarken işin başında liyakatsizler, işbirlikçiler ya da oradan buradan talimatlı yani ‘şu kapıyı açık bırak da oradan biz yolumuzu bulalım’ talimatına atanmasına vesile olanlara karşı çıkamayanlar yerine bizim bu liyakatli kadrolar olsa bunlara kaşını oynattırmaz.
Bizimkiler vurgunu yapanların tam listesinin açıklanması gerektiğini, haksız kazançların son kuruşuna kadar tahsili için tamamının hızla tüm işlemlerinin durdurulması, varlıklarına el konulması gerektiğini uluslararası anlaşmaları sayıyorlar, çeşitli ülkelere kaçırılmış paraların peşine nasıl düşüleceğini, nasıl geriye getirileceğini ve hakkaniyetle bu parayı çalanlardan alıp mağdurlara nasıl dağıtılacağını formüle ettiler. AK Parti de bir kanun teklifi vermiş. Arkadaşlarımız tartıştılar. Komisyonda görüşüldü. Kanunlaşması ile ilgili aceleleri var. Bizim kanun teklifi çalandan alan, mağdura veren, bunların kanun teklifi çalana kılıf uyduran, peşini bırakan ve kendince icat çıkaran bir şey. Büyük bir günah var, işlemiş, haramı yemiş, parayı sırtlamış. Yeni Parti isimlerini söylemese büyük bir mutlulukla karını güya kar vurgunu realize etmiş, parayı kenara koymuş. Şimdi bu işler ortaya çıkınca diyorlar ki ‘Sen bugün öl caminin avlusuna gel bırak.’ Bir gördüm teklifi dedim ki ‘Olacak şey mi tövbe hesabı açmışlar’ dedim. Çaldığın parayı diyor şu hesaba bırakırsan diyor ben de senin peşini bırakırım diyor öz Türkçesi.
Mesela Sayın Fatma Betül Sayan Kaya parayı verdi vermedi tartışmaları var. Bir iddiaya göre vermedi direniyor. Bir iddiaya göre yok canım vermiş diyor. Eksik diyorlar. İçinden ana parayla faizini kesmiş diyor. Evladım dediği nefsine uymuş dediği hanımefendi 24 daire parası koyup 360 daire parası beş ayda milletin sırtından kazanmış. Parayı koy dediği hesaba ana parayı alırım. İçinden bir de yasal faizi alırım diye hesap kitap yapıyor. Gariban müezzinin vaizin camideki imamın promosyonuna gelince ‘Bankada faiz var. Verdiği promosyon faizden veriliyordur. Haram olur. Sen Katılım Bankasına git’ deyip ona beşte birini verirler. Sonra günü geldiğinde beş ayda 26 daire parasını bu milletin sırtından 360 daire parasına çıkarırlar. AK Parti’nin kara düzeni tam olarak budur.
Bu iktidar bunu yapamaz. Çünkü en güçlü ortaklık suç ortaklığıdır. Ve bunların hepsi suç ortağıdır. Tam da ahtapotun kolları gibi yayılmış. Kendi fon örgütlerini ve kollarını iyi bildikleri için tasvirde kopya çekmişler. Şimdi dediğim gibi tövbe et kurtul, istifa et kurtul dönemine girdiler. Türkiye Sigorta’nın genel müdürü istifa ediyor. Beyefendi fona da tövbe hesabına da para koymuş. Türkiye Sigorta’yı fonda zarar ettirmiş ama kendisi bizzat kar etmiş. Şimdi o istifa ediyor. 50 liranın üzerinde imzası var bu beyefendinin. SPK Başkanı istifa ediyor. Bu işin baş sorumlularından biri kurdu kuzuya emanet etmişler, altı toplantı, tamamına katılmış. Hazine bakan yardımcısı istifa ediyor. Damadı fon şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapmış. Fatma Betül Sayan Kaya istifa ediyor. Milletin 2.2 milyar lirasını alıp kaçmış. Ve tövbe hesabına üç beş bir şey atan sütten çıkmış ak kaşık gibi temizleniyor. Erdoğan’a söylüyorum: Geçmişte yaptığın gibi elini FETÖ sabunuyla yıkayarak o bütün müşterek işlediğiniz günahlardan kurtulduğun gibi, 17-25 Aralık’ta milat yapıp öncesinde olanlar affa uğramıştır, sonrasında olanlar darbeye karşı çıkmıştır dediğin gibi bu işin içinden kendine özgü yöntemlerle cami bahçesine günah bıraktırıp milleti affettirerek kurtulamazsın. Bunların hepsini atayan AK Partili. Atananlar AK Partili. Soyan AK Partili. Soyulan AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Sen en ortasındasın Erdoğan. Tam ortasındasın.
Bu çürümüşlük içinde bu yönetim kabiliyeti ortadan kalkmış her tarafında suçlular, her tarafında görevi kötüye kullananlar ekonominin her tarafında bu güvensizlik, borsa altı yıl öncesine düştü. Daha dün yüzde 2,5 düştü. Yarın ne kriz çıkacak, ne skandal patlayacak, hangi bakan, hangi üst düzey bürokrat bu işin arkasından çıkacak, Erdoğan’ın hangi atadığının yaptığı bir başka yanlış ortaya çıkacak belli değil. Bir borsanın toparlanması için en az sabit olması için satıcı kadar alıcı olması lazım. Satıcıdan daha hevesli alıcı yoksa borsa yukarıya doğru gitmez. Alıcının heveslenmesi için güven duyması lazım. Bu öngörülebilirliktir. Ama kimin ne karıştırdığının bilinmediği kimin borsaya açılacağına AK Parti milletvekilinin rüşvetiyle karar verildiği bir yerde bomboş şirketlerin sırf adının anıldığı, iç çamaşırı firmasının adını alıp makinalarını bırakmışlar, teknoloji firması yapıp borsada yukarıya kaldırmışlar, garibanların sırtına atmışlar. Parayı alıp kaçmışlar. Bu memlekette mi şimdi üç tane zibidi istifa etti diye borsaya güven gelecek, yatırımcıya güven gelecek. Çürütmüşler memleketi.”





















MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP Grup Toplantısı'nda önemli açıklamalarda bulundu.
İşte Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkanlar:
İstanbul'daki selde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yağmur ve selden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Canla başla afetle mücadele eden kurumlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Yaşanan felaket planlama risk yönetimi ve önleyici tedbirlerle afetlere hazırlıklı olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha açığa çıkarmıştır. Allah ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten esirgesin diyorum.
Geçtiğimiz haftadan bu yana hem fon soruşturması hem de başta İBB olmak üzere belediyelerdeki yolsuzluklara ilişkin yargı süreçleri devam etmektedir.
![]()
Fon krizinde manipülatörler ekonomiyi hedef aldı. Fon soruşturmasına ilişkin hukuk zemininde en güçlü yaptırımlar elbette uygulanacaktır. Bunlar bir arınma ve aklanma fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Suçlular açığa çıkarılacak ve hukuk önünde hesap vereceklerdir.
Adalet suçluyu cezalandırmanın yanında masumun da hakkını korumayı gerektirir. Cumhurbaşkanımızın isabetle fahiş kazancın bedelinin ödetileceğine ilişkin açıklaması adalete olan güvenimizi artırmıştır. Milletimiz emin olsun bazı sorunlarımız olsa da Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir.
İBB'den başlayarak birçok belediyeye uzanan her türlü kamu ilişkisi bir ahlak yoksunluğudur. Yargılama süreçleri devam ederken siyasi polemiklerle kişisel gündem oluşturmak yerine iddialara hukuki zeminde cevap vermek ilgililerin hayrına olacaktır. Mahkeme siyasi gösterilen değil savunma hakkının esas alındığı yerlerdir. Milletimiz adaletin tecellisini beklemektedir.
Basın özgürlüğü, suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır. Medya kuruluşları da hukuk karşısında sorumluluk taşımaktadır. Basın özgürlüğünü savunurken hukuka aykırı eylemlere göz yumulmamalıdır.
![]()
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge defterinin kuvveden fiile dönüştüğü kanunsuzlukların üzerine gidildiği bir ortamda huzur ve güven iklimi sabote etmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemezdir. Sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algıya FETÖ hesaplarından yapılan kışkırtıcılığa itibar edilmemeli resmi açıklamalar doğrultusunda hareket edilmelidir.
Türkiye'nin güvensizlik temelinde yönlendirilmiş toplumsal tepkilerle karşı karşıya bırakılması girişimlerinin mutlaka önüne geçilmelidir.
12 Eylül darbesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrine ve Milliyetçi Hareket Partisi'ne operasyon çekmeye çalışanlar, bugün de devşirme kavramlar ve nevzuhur odaklarla Türk milliyetçiliğinin temiz kuyularını zehirlemeye çalışmaktadır. Beşinci kol faaliyetleri ve ideolojik manipülasyonlar, Türk milliyetçiliğine yönelik sinsi saldırıların yegâne amacıdır. İkinci yüzyılında köksüz bir cumhuriyet hedefleyenlerin, milliyetçi ülkücü hareketi figüran olarak görenlerin sureti milliyetçi, fikri ve siyaseti gayrisahihdir.
Türk milliyetçiliğini etnik şovenizme ve ırkçılığa mahkûm ederek Türk gençliğinin saf duygularını istismar edenlerin gizli ajandasında MHP düşmanlığı vardır. MHP düşmanlığının sergilendiği gölge oyununda Türk milliyetçisi iddiasıyla konuşanlar, yazanlar ve çizenler, siyasi ihtiraslarını, fikrî buhranlarını ve şahsi ihtiraslarını kelamlarını ve kalemlerini satarak tatmin etmektedir.
Türk gençliğinin millî hassasiyetlerini tenha köşelerde pazarlık konusu yapanlar, sefil oyunları aşikâr olduğunda Türk gençliğinin öfkesinden nasibini elbet alacaklardır. Buradan soruyorum. Siyasi ikballeri için kendisine oturacak masa arayanlar, milliyetçiliğin mukaddesatını ise oturdukları masalarda meze yapanlar, siz neyin ve nerenin milliyetçisisiniz? Kökü dışarıda mahfillerin mutfağında hazırlanan söylemlerle Türk milliyetçiliğinin huzur ve güven iklimini kirletenler, siz hangi ağızların kelamısınız?
Kendisini Türk milliyetçisi atfeden ülküdaşlarıma diyorum ki orada burada kendinizi heba etmeyin, yanlış yönde saf tutmayın, bir olalım lider ülke Türkiye ülkümüzü hep birlikte gerçeğe dönüştürelim.
Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi Milliyetçi Hareket Partisidir.
Gençlerimiz Fransa'da başlayıp tüm Avrupa'ya yayılan karanlık senaryolara kapılmamalı.
Doğu Akdeniz’de KKTC temsilcileriyle Rum tarafının temaslarını dikkatle takip ediyoruz. Rum basınına yansıyan ve yalanlamayan Kapalı Maraş’ın BM yönetimine verilmesi ve Gazi Mağusa limanının Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine yönelik kararlar Kıbrıs Türklerinin egemenlik hakları konusunda vahim bir tablo sunmaktadır.
Birleşik Kıbrıs Federasyonu tam bir hayaldir ve Türk egemenliğinin de felaketidir. Rum yönetiminin İsrail'in Kıbrıs karakolu olma misyonunu üstlendiği bu dönemde KKTC'de yaşayan kardeşlerimizi uyanık olmaya davet ediyorum. Kıbrıs asırlardan beri Türk'tür ebediyen Türk kalacaktır.

İzmir siyasetinde belediye başkanlarının parti değişiklikleri gündemdeki yerini korurken Karaburun'da dikkat çeken bir gelişme yaşandı.
Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan, YENİ Parti üyeliğinden istifa ettiğini açıklayarak belediye başkanlığı görevini bağımsız olarak sürdüreceğini duyurdu. Girgin Erdoğan, kararını açıklarken Karaburun'a hizmet etmeye devam edeceğini belirtti.
2019 yılında Karaburun Belediye Başkanı seçilen ve 2024 yerel seçimlerinde yeniden göreve gelen İlkay Girgin Erdoğan, uzun yıllar CHP çatısı altında siyaset yaptı.
Girgin Erdoğan, 29 Temmuz 2026'da CHP'den istifa etmiş, beraberindeki belediye meclis üyeleriyle birlikte siyasi mücadelesini YENİ Parti çatısı altında sürdüreceğini açıklamıştı.
![]()
Ancak Girgin Erdoğan'ın YENİ Parti macerası yaklaşık üç ay sürdü. Karaburun Belediye Başkanı, 19 Ekim'de yaptığı açıklamayla YENİ Parti'den de ayrıldığını ve yoluna bağımsız devam edeceğini bildirdi.
Girgin Erdoğan'ın bağımsızlık kararının ardından İzmir siyasetinde yeni bir transfer ihtimali konuşulmaya başlandı.
Haber7'nin edindiği kulis bilgilerine göre, İlkay Girgin Erdoğan'ın AK Parti ile görüşmelerde bulunduğu ve temasların bir süredir devam ettiği belirtiliyor. Girgin Erdoğan'ın bağımsız olarak uzun süre kalmayabileceği ve AK Parti'ye katılım ihtimalinin gündemde olduğu ifade ediliyor.
![]()
Kulislerde konuşulan bilgilere göre, Karaburun Belediye Başkanı'nın olası AK Parti transferinde sürecin nihai aşaması Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın vereceği karara bağlı olacak.
Taraflar arasındaki temasların olumlu sonuçlanması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın katılıma onay vermesi halinde İlkay Girgin Erdoğan'ın AK Parti'ye geçiş sürecinin tamamlanabileceği ifade ediliyor.
Öte yandan YENİ Parti Karaburun İlçe Başkanı Yasemin Atalay, Girgin Erdoğan'ın AK Parti'ye geçeceğine ilişkin iddialara mesafeli yaklaştı.
Atalay, Girgin Erdoğan'ın istifa gerekçesini bilmediğini belirtirken AK Parti iddiaları için, “İlkay Başkanın öyle bir şey yapacağına asla inanmıyorum ve düşünmüyorum. Süreci zaten hep birlikte göreceğiz” ifadelerini kullandı.
Girgin Erdoğan cephesinden ise AK Parti'ye katılacağı yönündeki iddialara ilişkin henüz kamuoyuna açıklanmış bir karar bulunmuyor.






















İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Halk TV’ye kayyum atanması ve Cafer Mahiroğlu’nun şirketlerine el konulması kararının ardından Meclis’te dikkat çeken görüntüler ortaya çıktı.
Fon soruşturmasına ilişkin kanun teklifi görüşmeleri sırasında TBMM Genel Kurulu’na gelen Yeni Partili milletvekilleri, siyah bantlarla ağızlarını ve gözlerini kapattı.
Milletvekili Özgür Karabat’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda Yeni Partili ismin katıldığı eylemde, siyah bantların partili milletvekillerine dağıtıldığı görüldü.

Kanalın mülkiyet yapısına ve sahibinin ikamet durumuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, "Halk TV var, biliyorsunuz. Sahibi neden yurt dışında? Sahibi yabancı ülkede olup da kendi ülkesinde yayın yapan dünyada başka kim var?" dedi.
Kanalın yayın politikasına yönelik eleştirilerini sürdüren Kılıçdaroğlu çarpıcı açıklamalarda bulunarak, "Günün 24 saati yalan haber yapıyor." ifadelerini kullandı.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılması siyaset arenasına bomba gibi düştü. Kent siyasetinde yaşanan değişimin belediye yönetimine nasıl yansıyacağı merak konusu oldu.
AK Parti'ye geçen Tugay'ın mevcut bürokratlarla çalışmaya devam edip etmeyeceği ve yönetim kadrosunda yeni görevlendirmelere gidilip gidilmeyeceği soruları da gündeme geldi.
Tugay, Yeni Asır'a verdiği röportajda kadro değişikliklerinde izleyeceği yaklaşımı anlattı. Belediye meclisinin işleyişine ilişkin tartışmalara değindi.
![]()
Cemil Tugay kadro değişikliğine gidip gitmeyeceğine ilişkin soruya, şöyle cevap verdi:
"Ben güveneceğimiz, İzmir'e sadık, siyaseti değil hizmeti ön plana alan insanlarla çalışmaya özen gösterdim. Bugünkü arkadaşlarımızın hiçbiri siyasi bir bakış açısıyla belediye yönetiminde değil; hepsi bürokrat veya kamu görevlisi olarak işini yapan insanlar. Öyle de olması gerektiğini düşünüyorum.
Siyaseti belediyeden uzak tutmak için çok mücadele ettim, bundan sonra da aynı mücadeleye devam edeceğim. Benim gözümde en iyi insan, görevini en iyi şekilde yapandır. Bir arkadaşımız liyakatle ve çalışkanlıkla görevini yapıyorsa kimsenin ona dokunmasına müsaade etmem. Bana bu konuda telkinde bulunan kimse olmadı. Mesai arkadaşlarıma da söyledim.
Beklediğim şey herkesin en yüksek performansla görevinde başarılı olması ve İzmir'e hizmet etmesidir. Bu anlayışta olan insanlarla hiçbir sorun yaşanmaz. Şu anki kadromuzdan genel olarak memnunum.
Siyasetten bağımsız, doğal süreçte değişiklikler olabilir ama şu an aklımda görevden alacağım veya yerine birini getireceğim tek bir kişi bile yok. Süreç içerisinde işini daha iyi yapacak kişilerle yer değiştirmeler olabilir ancak bunlar siyasi kararlar olmayacaktır.."
Tugay, yaşanan değişimle meclis çalışmalarının engellenebileceğine yönelik söylemlere karşı ise net konuşarak " Ben İzmir'in 30 ilçesine Büyükşehir hizmetini en adil ve en doğru şekilde götürmeye devam edeceğim. Hiçbir ilçe belediye başkanıyla ya da ilçeyle siyasi bir ayrışma yaşama niyetinde değilim. "Biz meclisi çalıştırmayacağız" söylemine sahip bazı belediye başkanları olduğunu duydum. Umuyorum doğru değildir. Eğer Büyükşehir Belediyesi'ni çalıştırmama gibi bir düşünce varsa şunu hatırlamaları gerekir: Büyükşehir Belediyesi onların ilçelerine de hizmet ediyor. Belediye çalışmadığı zaman bundan herkes etkilenir, bu sadece Cemil Tugay'ın sorunu olmaz. Ben çoğunluğun sağduyulu olduğunu düşünüyorum. Belki bir süre meclis tartışmalı geçebilir ancak sonrasında dengesini bulacaktır. Ben uzlaşmacı bir insanım, kavgacı değilim. Birisi hizmet etmemizi engellemeye kalkarsa gerekli cevabı her ortamda veririm. Umuyorum öyle bir şeye kalkışmazlar, çünkü böyle siyaset olmaz." ifadelerini kullandı.






Gülşah Yıldırım Genç, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanvekilliği seçimini üçüncü turda 47 oyla kazandı; yönetim CHP’de kaldı.
Mersin Büyükşehir’de başkanvekilliğini CHP’li Gülşah Yıldırım Genç kazandı Medyascope
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi TBMM’deki makam odasında ziyaret etti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi TBMM’deki makam odasında ziyaret etti. https://t.co/DGGtKnLeS6
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 13, 2026
Görüşme öncesinde iki siyasetçi de partilerinin TBMM grup toplantılarında açıklamalarda bulunmuştu.
Kılıçdaroğlu, grup toplantısında CHP’den ayrılarak AKP’ye katılan belediye başkanlarını eleştirmişti.
Kılıçdaroğlu, “Hırsızlık ve yolsuzluk yapan belediye başkanlarının sığınacağı tek liman AK Parti Genel Merkezi’dir. Gidenlerin rozet törenlerine bakınca, esir alınmış çaresiz bir yüz görüyorsunuz” ifadelerini kullanmıştı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, fon soruşturması ve futboldaki iddialara değinmişti.
Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
“Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte veya futbolda, hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı, Türkiye her bakımdan gayrihukuki ve gayriahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır.
Hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlük hukuk önünde koruma görmemelidir, nitekim görmemektedir. Fon soruşturması kapsamında devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, yargı süreci işlemekte, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış.”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Bölücü açılım sürecine yönelik mesajlar veren Hatimoğulları, PKK’nın 8 Ekim’de Türkiye içindeki ve yakın bölgelerde çekildiğini açıkladığını söyleyerek “Bu tarihi bir adımdır ve yepyeni bir sayfadır. Barış, tarafların üzerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vadilere bırakılamaz. Dün de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz çeşitli açıklamalarda bulunarak ‘Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok’ dedi. Bizce de yaşanan bu gelişmeler karşılıklı adımların olağan MGK toplantı tarihini beklemeden alt zemininin hazırlanması gerekiyor” dedi.
Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:
Biz biliriz ki hayırlı işlerde acele etmek gerek. Takip, ‘Koordinasyon ve Uygulama Kurulu’na bağlı dört alt komisyon kurulacaktı. Bunların bir an önce oluşması, sadece oluşması değil, fiilen çalışmalara başlaması son derece önemli. Sayın Öcalan’ın koordinatörü olacağı ‘Barış ve Siyasallaşma Kurulu’ acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli’nin ‘Siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı’da bulunan kişinin hakkıdır’ ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri barış ve siyasallaşma kurulunun çalışacağı siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşması. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır. Buradan sizlerin huzurunda bir kez daha İmralı’ya selam ve sevgilerimi iletiyorum” diye konuştu.
Tülay Hatimoğulları:
“Sayın Bahçeli’nin ‘siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı’da bulunan kişinin hakkıdır’ ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri ‘barış ve siyasallaşma kurulu’nun çalışacağı siyasi hukuki ve teknik koşulların oluşması” https://t.co/SHXOvVlbSR
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 13, 2026
Meclis İzleme Kurulu da henüz kurulmadı. Ne bekliyoruz peki biz? Neden kurulmadı şu ana kadar? Bu kurula ilişkin de önerilerimizi burada açık ve net bir biçimde paylaşmak istiyorum. Bakın, Sayın Numan Kurtulmuş’un Meclis’te temsili bulunan bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi lazım. Zaten kendisinin de yaptığı açıklamalara göre böylesi görüşmelerin gerçekleşeceğini ifade etti. Bu görüşmelerde özellikle kurulun kurulma biçimi, görevi ve sorumlulukları hakkında görüş alışverişinde bulunulmalı. Kurulun kapsayıcılığı, çoğulculuğu sağlanmalı ki sürecin geniş kesimlerce daha güçlü sahiplenilmesine katkı sunsun. Bu kurulun sembolik olmaması, işlevli olması, siyasetin sorumluluğu ve süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahiptir.
Kurulun sahada gözlem yapan, süreçteki tanıklıkları ve süreçteki tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit eden, rapor hazırlayan, gerektiğinde raflarda bekletilmiş olan birçok görüşü artık ortaya çıkaran, taraflarla görüşen, yol aldıran bir pozisyonda olması son derece bu kurulu işlevli kılacaktır. Sayın Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında kurulan ‘Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kurulu’yla birlikte bu kurulun bilgilendirme ve etkin istişare içinde olması son derece önemlidir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun 6. ve 7. maddeleri demokratikleşme açısından son derece önemli maddelerdi. Bu kurul sürecin ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek demokratikleşme yasaları için çerçeve oluşturmak üzere çalışmalar yürütmeli.
Kurul herhangi bir siyasi partinin ya da yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çalışmalı. Kurul, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütlerini sürece katabilecek mekanizmaları oluşturmalı. Bakın bu konuda Türkiye’de talep çok. Mutlaka bu mekanizmalar oluşturulmalı. Özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın bir tarafı olmak gibi bir talepleri var ve bu talep dikkate alınmalı.”
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin gündemine yerleşen fon soruşturması hakkında mesajlar veren Özel, “Erdoğan, masasının üstündeki soyguncu listesini bir an önce açıklamalıdır. Bu paralar, soygunu yapanlardan alınmalıdır. Amerika bunu geçmişte yaptı, bir daha benzer olayların yaşanması çok çok azaldı. Ama siz eğer siyasi saiklerle bu kişileri gizlemeye, suçlarını örtmeye, bazılarını feda edip kodamanları, tepedekileri gizlemeye, bakanlığı, bir bakanlığın yetkililerini korumaya, saraydaki, yanıbaşınızdaki üst düzey bürokratları korumaya kalkarsanız o zaman bu milletin size hiçbir güveni kalmaz. Ayrıca fonların hoplatıp zıplatıp millete çakıp kaçtığı hisse senetleri var. Bu senetlere sıkışmış, satamamış, perişan olmuş insanlar var. Bunların da mağduriyetlerinin mutlaka giderilmesi gerekmektedir” değerlendirmesini yaptı.
Fon krizine ilişkin Sabah gazetesinin MASAK’a dayandırdığı haberde, “MASAK paranın izinde… 141 kişiye ait 187 milyar liralık hesaplar donduruldu” denildiğini, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ise 1 saat 45 dakika sonra yaptığı açıklamada, “85 kişilik” bir listeden söz ettiğini ifade eden Özel, iki açıklama arasındaki farka dikkati çekti.
Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Girne-Taşucu seferini yapan gemimiz 30 Ağustos’ta battı. 27 yurttaşımızı kaybettik. Bir kişinin naaşına halen ulaşılamadı. Bundan yalnızca üç gün sonra da Silivri’de Tuğberk İmamoğlu gemisi battı ve bir yurttaşımızı kaybettik, dokuz yurttaşımıza halen ulaşılamadı. Burada aileler, biraz önce salona girdiğimde bana konu hakkında bir bilgi notunu ve ikinci sayfasında beş maddeden oluşan haklı taleplerini ilettiler. Tahmin ediyorum bunu bugün diğer siyasi partilere de iletecekler.
Biz CHP Grubu olarak ilk günden beri meseleye duyarlılığımızı sürdürüyoruz. Bilgi notunu aldık. Buradaki talepleri kendimize dile getirilecek birer görev, birer ödev olarak alıyoruz. Acınızı paylaşıyoruz, talepleriniz doğrultusunda kayıplara ulaşılana kadar aramaların devam etmesini, adil bir soruşturma sürecine ilişkin beklentinizin karşılanmasının sonuna kadar arkanızdayız, hepinizin yanınızdayız. Hepinizi acınızı paylaşarak kucaklıyoruz.
Rusya-Ukrayna savaşı seyrüsefer güvenliğini tehdit ediyor. Tabii bu savaş çoktandır var ama Türkiye’nin dış politikadaki birtakım savrulmaları, Karadeniz’de yaşanan birtakım saldırılar ve buna karşı sessizliği de manalı kılıyor. Bugüne kadar yaklaşık 220 ticaret gemisi saldırıya uğradı. En az dokuz Türk bayraklı ve en az 45 Türkiye bağlantılı ticaret gemisi saldırıya uğradı ve bunların bir kısmı battı.
Son iki gün içerisinde dahi üç Türkiye bağlantılı ticaret gemisinin saldırıya uğraması, meseleyi çok ciddi bir boyuta taşımış durumdadır. Gemilerimiz vuruluyor, iktidardan ses yok, adeta ölü taklidi yapıyorlar. Bu konuda hiçbir politikaları, hiçbir girişimleri yok. Gemilerimizi güvende tutamıyorlar, gemicilerimizin hayatlarıyla ilgili tehlikeleri bertaraf etmiyorlar ve bu konuda millete açıklama dahi yapmıyorlar. Sanki orada insansız hava araçları insansız gemileri, insansız deniz araçlarını vuruyormuş gibi davranıyorlar. Karadeniz’deki gemilerin içindeki her bir canı ve evlerinde onların yolunu bekleyen ailelerini yok sayıyorlar. Bu konudaki dikkatimizi, duyarlılığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.”
Bizimkiler dış politikada Türk askerlerini Yemen çöllerine göndermekle meşguller. Bunun hesabındalar. Öyle evirmeden çevirmeden, kitabın ortasından söylemek gerekirse, Türk askerini Yemen’e göndermek, Türkiye’nin hesabı değildir. Düne kadar böyle bir konumuz var mıydı? Türk askerini Yemen’e göndermek Türkiye’nin planı, programı değildir.
Meclis’e gelmemiş, somut bir anlaşmaya dönüşmemiş, Anayasa’nın 90 ve 92. maddelerini, yani uluslararası anlaşmaların usulüne uygun müzakere ve yürürlüğe girmesini ve yurt dışına asker göndermedeki Meclis yetkisini ihlal edemez. Türkiye, bu savaşın tarafı haline getirilmemelidir. Böyle pakt anlaşmaları, barış zamanında güçleri birleştirmek, caydırıcılığı arttırmak, savaşa mani olmak, tarafların hiçbirisinin savaşa muhatap olmamasını temin etmek için yapılır.
Savaştaki bir ülkeyle ‘sana saldıran bana saldırmıştır’ anlaşması yapmak, ülkeyi doğrudan savaşa sokmaktır. Ne böyle bir savaşa taraf olmak kabul edilebilir ne böyle bir anlaşmayı imzalayıp, imzaya rağmen o ülkelerden birine saldırılıyorken böyle bir anlaşma varken buna cevap vermemek. Bir tanesi, attığınız imzayı değersiz, bundan sonra yapacağınız anlaşmaları hükümsüz, sizi muhataplarınız nezdinde kıymetsiz kılar. Diğeri hiç suçsuz günahsız Mehmetçiği, Yemen çöllerinde boşu boşuna hayatlarını tehlikeye atar.
Dış politika, Tayyip Bey ve çevresinin şahsi ilişkilerine göre, Amerika ile kurdukları al-ver ilişkisine göre, ‘Ben senin her istediğini yapayım, sen bende olmayan meşruiyeti bana ver, öyle anlaştık Tom Barrack ile’ ilişkilerine göre olmaz. Böyle bir durumda, herkes şunu bilsin ki, kendine ait bir planı olmayan başkasının planının parçasıdır. Yemen çöllerine ilişkin Türkiye’nin bir planı, programı yoktur. Trump’ın figüranı, İsrail’in koruyucusu olmaya, Mehmetçiği burada kullanmaya kimsenin hakkı yoktur. Sonuna kadar karşı çıkacağız.
3 Kasım’da ABD’de yapılacak ara seçimlerde Trump, gecede birkaç saat uyudu, çok endişeliydi. Bizimkiler onun kadar da uyumuyor. Bütün meseleyi Trump’ın varlığına, Trump’ın bunlara tanıyacağı meşruiyete, seçimlerde bunlara vereceği desteğe ve Trump ile olan ilişkinin kendilerini burada bir dönem daha iktidar yapmasına bağlamış durumdalar. Önce şunu söyleyeyim, ister Trump olsun, ister olmasın, ister topal ördek olsun, ister çift ayakla çifte telli oynasın, bu milletin elinden sizi Trump kurtaramaz. Bunu bilin.
Trump onu hedef almış. Temsilciler Meclisi üyesinin dün evini bastırdı. Evinde arama yaptırdı. Ve aradığı belge, göçmen kayıt belgesi. Yani, düşünün ki, milletvekili seçilmiş birisine, ‘Sen bu ülkeye kaçak mı girdin, göçmen kayıt belgen var mı?’ bahanesiyle, Somalili kadının evini bastırıp, ona dünya kadar zulmedip, bunu servis edip yabancı düşmanlığı üzerinden kendisine destek sağlamaya çalışıyor.
Dünyada tüm duyarlı insan hakları aktivistleri, tüm ülkeler, özellikle İslam ülkeleri, başörtülü Ilhan Omar’a yapılan zulme karşı çıkıyor, ses çıkarmayan bir tek ülke var, Türkiye. Ses etmeyen birisi var, başörtülü bacımı Trump’ın yaptığı zulme bırakan, ona sahip çıkmayan Recep Tayyip Erdoğan. Çünkü bütün ilişkisini Trump’ın desteğine bağlamış. Trump’ın İslamofobik çabalarına karşı ses çıkaramayacak kadar göbeğinden Trump’a bağlı.
Emekliler tarih boyunca uğradıkları en büyük ihanetle ve vefasızlıkla karşı karşıya kalıyorlar” dedi. Özel, Özel, “Her sokağa çıktığımızda, her otobüs üstüne çıktığımızda, elimize her mikrofon aldığımızda emeklilerin hakkını savunuyoruz. Bundan sonra da savunmaya, yetmez, hep birlikte seçimlere ulaşmaya, bu iktidarı değiştirmeye, bu vefasızlığı sona erdirip bütün emeklilerin yüzünü güldürmeye söz veriyoruz.
Geçen seneki fiyatların yarı fiyatında bütün ürünler. Toplama maliyetleri, ulaşım maliyetleri arttı. Üreticiyi koruyacak yasalar yok. Rize’de çay, Ordu, Giresun ve Karadeniz’de fındık, Gaziantep’te fıstık üreticisinin, Ege’de başta üzüm ve pamuk üreticileri olmak üzere bütün üreticiler ağlıyor. Hafta sonu Bursa’daydık. Çağrışan karası diye dünya güzeli üzümleri var.
Geçen sene 60 liraya satmışlar ve geçen sene mazot 50 lira. Yani 1 kilo üzüm satıp 1 litre mazot alırken bu sene Çağrışan karası 25 lira. Toplama maliyeti 13 lira ve topladığında 25 liraya sattığında toplamda zarar ediyorlar. Öyle olunca dallarda kalmış. 4 kilo üzüm satıp 1 litre mazot alamaz duruma gelmişler. Geçen sene 130 liraya satılan siyah incire bu sene 40-45 liranın dahi teklif edildiği bir yılı yaşamışlar ve perişan durumdalar.
Türkiye’nin en çok zeytin ağacına sahip olan ilçesi Akhisar’da zeytin üreticileri bir hafta süreyle elek kapattılar. Yani toplayıp eleklere zeytin götürüp dökmüyorlar. Çünkü bu fiyatlara bu işin yapılamayacağını, hepsinin iflas edeceğini, kredi borçlarını ödeyemeyeceklerini ve maalesef tarım kredisi çekebilmek, zirai kredi çekebilmek için ya verdikleri iki devlet memuru kefili yakacaklarını ya tarlalarını ipotek ettirdilerse mallarından olacaklarını biliyorlar.
Geçen sene 75 lira olan zeytin bu sene 35 lira. Geçen sene mazot 50 liraydı. Zeytinde de çeltikte de limonda da üzümde de tüm ürünlerde büyük bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Türkiye’yi bu hale getiren AK Parti’nin kara düzenidir. Bir tarafta fonlarda milletin parasını vurup kaçanlar. Bir tarafta bütün yaz, bütün kış elleri nasırlı, alınları yanmış, perişan olmuş şekilde çalışıp emeğinin karşılığını alamayanlar. And olsun ki AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız. Sizin için adil, hakkaniyetli bir düzen kuracağız.
Dış politikada ilkesiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidarla karşı karşıyayız. Fon krizinin yarattığı ağır kriz ortamı sürüyor. Milletimiz geçim derdiyle kıvranırken, iktidar partisi mensuplarının içinde olduğu asrın soygunu gerçekleşti. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına çöktüler. 455 bin yatırımcıyı mağdur ettiler, iki milyon kişi mağdur, borsa mağdurları var. Bu işten etkilenen kişi sayısı beş milyonu, ailelerle birlikte 10 milyonu buluyor.
Peki bu işin içinde kimler var? Erdoğan’ın atadıkları vurgun yapan fon şirketlerinin yönetiminde. Her birisinin altında Erdoğan’ın atama imzası var. Fon şirketlerinin yönetiminde büyükelçi ararsan var, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı var, İstişare Kurulu üyesi var, Varlık Fonu yöneticisi var, eski milletvekili var. Aklınıza gelebilecek yönetimdeki herkes AK Partili.
Burada fazladan kazanç sağlayanlara baktığınızda Fatma Betül Sayan Kaya’dan başlayın, tutuklanan son tarım bakan yardımcısına kadar aklınıza gelebilecek ne kadar AK Partili varsa bütün isimler teker teker var. Ey Erdoğan, atayan AK Partili, atanan AK Partili, soyan AK Partili, soyulan, dolandırılan AK Partili. Biz bu işin hiçbir tarafında yokuz. Sen tam göbeğindesin.
Biz bu işin mağdurlar tarafındayız. Biz daha bundan üç hafta önce, fon krizi çıkmadan iki gün önce, Sayın Kerim Rota 35 yıllık finans deneyimiyle ‘Büyük bir felaket geliyor’ deyip partimizin Ekonomi Eşgüdüm Konseyini toplantıya davet etmişti. Başkanlık ettiğim toplantıda ‘Büyük bir felaket geliyor. Yıllardır söylediğimiz eksiklikler vardı. Bir yıl önce Mehmet Şimşek bunu uyardı. Ama birileri gerekli düzenlemeleri yapmaya yapmaya beklettiler. Yapana kadar bu işi suiistimal edenler kaçtılar. Yükü milletin sırtına bıraktılar’ demişti.
İlk duyulan meşhur isim Fatma Betül Sayan Kaya. Bu çıkana kadar günlerce sustular. Biz isim açıklayana kadar yokmuş gibi davrandılar. Gizlemeye niyetlendiler. Harıl harıl nasıl yaparız da isimler dökülmeden bu işi örteriz dediler. Çünkü biliyor ki genel başkan yardımcıları, mevcut bakanlar, bürokratlar, sarayın tamamı neredeyse orada. İşe aileden bulaşan da var. İsmi açıkladık, yavaş yavaş dökülmeye başladılar.
Cumhuriyet Halk Partili belediyelere ya da muhalif insanlara attığı bir tweetten ya da hakkında açılmış bir soruşturmadan… Ya İBB’de 20 bin lira yemek yemişler 7-8 kişi, 7 kişi parayı birinin hesabına atmış. O atılan paraların hesaplarını sormak için bürokratlarımızı topluyorlar. Sabah 6’da basıyorlar. Ters kelepçe icabında yapıyorlar. Yaşam biçimi kendinden değilse, AK Partili değilse, hele hele birazcık muhalifse bas ensesine, ver görüntüleri ekranlara, yap itibar suikastlarını. 2 bin lira, 20 bin lira, 200 bin lira evinde bulunamamış insanlar, haysiyet suikastlarına muhatap oldular. 2,2 milyar lira, 367 ev parası suçüstü yakalanmış kişi Fatma Betül Sayan Kaya ifade verdi, gören yok.
Gizlilik olan soruşturmalarda kişinin sabah evinden çıkışını üstündeki gece kıyafetine kadar servis edenler, sabah evinden çıkıp verdiği ifadeyi dakika dakika servis edenler, cep telefonunun içindeki soruşturmayla ilgisiz konuşmaları, yazışmaları, fotoğrafları servis edenler; Fatma Betül Sayan Kaya’yı havaya temas ettirmeden ifade verip uzaklaştırdılar. Geçmişin bir kirlisi sakız çiğneye çiğneye geldi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne meydan okuya okuya… Fatma Betül Sayan Kaya fotosentez yaparak ifade verdi. Nasıl oldu, nasıl bitti kimsenin haberi yok. İşte AK Parti’nin ikili hukuk sistemi budur. Soygunu bizzat yapanlar ‘Biz bu işi çözeceğiz’ diyor.
Şimdi milletin parasını fonda çalmışlar, ilk başta böyle bir gaflete düşüp ‘Komisyon kursak mı?’ sorularına ‘Kurulur’ demişler. Şimdi geçen hafta hep birlikte ret oyunu vermişler. Neden? ‘Eğer isimleri gizli tutabilirsek AK Parti’yi mümkün mertebe bu işten hasarsız kurtarmaya çalışacağız, siz kenarda durun’. Milletvekillerinin bu meselenin ortaya çıkması için sorumluluğu var. GRECO kriterlerinde dahi der ki: Kamu adına denetim yükümlülüğü olan birisi kendine gelen bilgiyi saklamaz. Bunu araştırır, araştırtır, ilan eder, ifşa eder, ortaya çıkmasını sağlar.
Birtakım bilgiler, bir takım listeler geliyor Fatma Betül Sayan Kaya’nın geldiği gibi. MKK numarası belli, işlem belli, isim soyad belli. Bir bakanın da babasının adı soyadı var. Ümit Özlale soru soruyor: ‘Bir bakanın babası böyle bir işlem yapmış mıdır?’. 10 dakika sonra Sayın Bakan: ‘Benim babamın T.C.’si bu. Aynı isim soyadındakinin T.C.’si bu.’ Eyvallah. ‘Özür dileyin benden. Mağdurum da mağdurum. Babama haysiyet cellatlığı…’ Allah Allah ya, ne güzel memleket. İlk kez biri mağdur oldu, ‘Mahinur Hanım’dan özür dilensin’. Partinin genel başkanı olarak ‘Mahinur Hanım’ın babasının ellerinden öpüyorum’ dedim. Mahinur Hanım’a önemli bir sorumluluk yükledim. O kadar iyi oldu ki bu iş. Bir hafta önce Ümit Özlale isimli birinin adını bütün AK Partililer servis etti, paylaştı. T.C.’si farklı çıktı. Özür dileyen yok. ‘Özür dilensin’ diyen yok. ‘Babam karalandı’, yedi dakika sürdü babanın karalanması. Ekrem İmamoğlu’nun babasına 18 ay ‘Senin oğlun hırsız’ diyorlar. Gidip babasının köydeki evinin bahçesini üç farklı kez dozerle kazıyorlar, ‘Buraya para sakladı mı?’ diye.
Altı yaşında küçücük Gizem’in kulağındaki küpeye sabahın 6’sında dedektör tutuyorlar, ‘Altın mı? Babası aldı da altına çevirdi rüşvet parasını da kızın kulağına mı taktı?’ diye. Altın diye öterse çıkartıp kulağından altı yaşındaki kızın küpesini alıyorlar. Bütün gece babaların, annelerin görüntüsü fır fır A Haber’de, TRT’de dönüyor. Mahinur Hanım, Aile Dayanışma Ağı… Babanızın yedi dakika uğradığı mağduriyete yedi ay, bir yıl yedi ay, 1,5 yıldır muhatap olan ailelerin dayanışma ağı… Oraya gidin, haysiyet suikastı nasıl yapılıyor, onlardan öğrenin. Okuduğunuz, sizi savunan gazeteler yıllardır bu insanlara ne yaptı, görün. Deyin ki: ‘Yedi dakika başıma geldi, doğrusunu söyledim. Özgür Bey bile babama selam yolladı, özür diledi. Ama ben de bir şeyi öğrendim; bu memlekette böyle oluyormuş bunlar’ deyin. O zaman Aile Bakanı’sınız. O ailelere sahip çıkarsanız Aile Bakanı’sınız.
Buradan şunu söyleyeyim: Bütün milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum: Eline belge gelen, bilgisi olan, bu bilgiyi ‘Aman ha öyle mi olur, böyle mi olur?’… Kaya gibi arkanızdayız. Koyacaksınız ortaya. Doğru mu, yanlış mı onlar söyleyecek. Eğer yanılgı olsun istemiyorlarsa o lanet listeyi kendileri açıklasınlar, görelim. Kendileri açıklasın haramzadeler. Sen listeyi açıklama, TC’si yanlış, sanki iftira atmış. İftirayı birbiriniz atıyorsunuz, attırıyorsunuz, parti içinde birbirinizi yiyorsunuz. Sonra bize ahkam kesiyorsunuz. Hadi oradan. Bütün arkadaşlarımın sonuna kadar arkasındayım. Bir santim geri adım atan sizden beter olsun.”
Sistemde parası kalan her vatandaşın mağdur olduğunu söyleyen Özel, ev parasını, ameliyat parasını, evladının okul taksidini buraya kaptıranların bulunduğunu belirtti. Özgür Özel, “Mağdurlardan bir kısmı bugün grup toplantımızdalar. Biz mağdurun partisine bakmayız, mağdurun siyasi görüşüne bakmayız. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin mağdurlara duyarsızlığının ve onları bir şekilde bastırmaya çalıştığının da farkındayız. Mağdurlar şunu bilsin, hangi görüşten olursa olsunlar biz sarayda oturanlardan, kibirle aşağıya bakanlardan, sizi karınca gibi görenlerden değiliz. Karıncanın kardeşi var o da YENİ Parti’nin ta kendisidir” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, masasının üstündeki soyguncu listesini bir an önce açıklamalıdır. Bu paralar, soygunu yapanlardan alınmalıdır. Amerika bunu geçmişte yaptı, bir daha benzer olayların yaşanması çok çok azaldı. Ama siz eğer siyasi saiklerle bu kişileri gizlemeye, suçlarını örtmeye, bazılarını feda edip kodamanları, tepedekileri gizlemeye, bakanlığı, bir bakanlığın yetkililerini korumaya, saraydaki, yanıbaşınızdaki üst düzey bürokratları korumaya kalkarsanız o zaman bu milletin size hiçbir güveni kalmaz. Ayrıca fonların hoplatıp zıplatıp millete çakıp kaçtığı hisse senetleri var. Bu senetlere sıkışmış, satamamış, perişan olmuş insanlar var. Bunların da mağduriyetlerinin mutlaka giderilmesi gerekmektedir.
Erdoğan utanmadan, sıkılmadan sıkışınca hep yaptığı gibi ‘Dış güçler sabotaj yapıyor’ diyor. Kargalar gülüyor. Hatta dün ‘FETÖ parmağı var bu işin içinde’ dedi. Hayati Yazıcı’nın oğlu işin içinde ve suçüstü yakalandı. Oğlunun ortağı Allah rahmet eylesin, canına kıydı ya da o işe çok daha dikkatli bakmak lazım. Ömer Çelik, Fatma Betül Sayan Kaya’nın on katı vurgun yapmış kişiyle Bodrum’da tatil yapmış, konser izlemiş, aynı uçakla gitmiş, aynı uçakla gelmiş. Şimdi fotoğrafı çıkmış önlü arkalı oturmuş.
O fonda milletin parasını çarpıp gidenle, onu yayınlayan gazeteciyi hapse attırdı. Ömer Çelik böyle pahalı takım elbiseler, dik duruşlar, o özgüvenli sözler… Konuşurken bu olay ortaya çıkınca çıktı, eli ayağı titriyor, eli ayağı. Ne dediğini bilmiyor. Ağzından ateş çıkıyor. Dedi ki ‘Şu andan itibaren.’ Ne andan itibaren Ömer Bey, ne oldu? Hangi andan itibaren? ‘Şu andan itibaren’ diyor, ‘Teyakkuzdayız, en üst düzey alarmdayız. Siyasi ve hukuki mücadelede en üst noktaya çıkıyoruz’ dedi.
Dört gazeteciyi evden aldılar, ikisini hapse attılar, ikisine adli kontrol, geceleyin itiraz üzerine ev hapsi verdiler. Savcıların, hakimlerin Parti Sözcüsü’den talimat aldığı, Parti Sözcüsü’nün işin ucu kendine geldiği zaman haykırdığı, hönkürdüğü, aslında çatıştıklarına ses yükselterek, ‘Bu gazetecileri bari toplayın’ dediği, haberin kaynağını değil de haberi yapanı hedefine koyduğu bir işin içindeyiz. Ömer Bey, bu kadar gizlilik varken, bu işler nereden çıkıyor? Nereden çıkıyor?
Bayrampaşa YENİ Parti örgütünden mi çıkıyor? Nereden çıkıyor? Birbirinizi yiyorsunuz, birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz, birbirinizle tehlikeli işlere girişiyorsunuz. Sonra dönüp zavallı gazetecileri çocuklarından ayırıyorsunuz. Birazcık mert olun, ‘Yaptıysam yaptım, hesabını veririm’ deyin, gazetecilerle uğraşmayın kardeşim.
Özgür Özel, “Bu 85 adını sanını da çok bilmediğiniz, AK Partili olsalar da uzaktan bağlantılı 85. Arada buradaki 141’le arada 56 isim kayıp. 1,5 saat içinde 56 meşhur ismi listeden çıkarıp onların hesaplarındaki dondurmayı kaldırıp düzeltmeyi yapıp 85’e indiriyorlar. Sabah gazetesi bu kaynağını açıklasın -ki MASAK diyor- Sabah’taki 141 nasıl 85’e inmiş, Adalet Bakanlığı da onu açıklasın.
Bir taraftan ‘İşin ucu nereye giderse gitsin’ diyen, yalandan bir politik söylem, bir tarafta Hayati Yazıcı’nın oğlunun hesabına bloke koyan Cumhuriyet Başsavcılığı, 1 saat sonra hesaptaki blokeyi kaldıran İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Böyle adalet olacaksa olmaz olsun. O mağdurların hakkını yiyene de zehir zıkkım olsun.
Muhalefete karşı 2024 yılının 30 Ekim gününden beri muhalif seçmenin seçtiği, ilçelerini, illerini emanet ettiği belediye başkanlarına, meclis üyelerine karşı büyük bir siyasi operasyon sürdürülüyor. Hiçbir somut delili olmadan ki aylarca meydanlarda diyor ya, ‘Meydan meydan, şehir şehir gezdi.’ Gezdim. ‘Bu operasyonları itibarsızlaştı’ diyor. İtibarı yok da o yüzden itibarsızlaştırdım. Biliyordum, arkadaşlarının gözünün içine baktım ve onlara olan güvenimle bir Genel Başkan olmanın gereğini yaptım.
Ben bir günde Manavgat Belediye Başkanını partiden attık. Bakma, diyorlar ki ‘Baklava kutusu savundu.’ Filmi çekenin bir ay önce tutuklandığını, elverişli bir film için senaryo oynadıklarını söyledik. Ama baklavacıyı da belediye başkanını da o dakika attık, o dakika ve ispatladık. Bir ay önce uyuşturucudan gözaltına alınıp birkaç saatte bırakılıp, sonra baklava kutusuyla filminin çekildiğini. Bu olaydan birkaç ay sonra Bodrum’da bir belediye meclis üyesi rüşvet alırken yakalandı. O dakika attık. Uşak Belediye Başkanı dört günlük gözaltı sürecinde avukat kabul etmediler. Avukat ulaştığı an tedbirli olarak disipline sevk edip partiden attık.
İşlemin bittiği 20 günü, ‘Efendim 20 gün atmadılar. O gün aldık kararı. Herkes biliyor tedbirli disipline vermek nedir. Bir yerde kusuru olup da tartışmaya açık olmayıp da ya da kendi de kabullenip de bir dakika gözünün yaşına bakmadık. Ama öbür tarafta efendim AK Parti’nin güldür güldür kendine istediklerini gönüllü bağışlarla, millete çocuğuna kreş yaptırmış, ‘Efendim itibar yoluyla irtikap.’ Her ay aldığı parayı 12 ay sonra tekrar almaya devam etmiş, ‘Efendim ödemiyordu da rüşvet istedi de şunu verdi de bunu verdi de.’ Bir tek kanıt, bir delikli kör kuruş para, ne evde ne kasada ne hesapta ne yakınında ne orada burada. Tamamında hele hele partimize arkadaşlarımıza atılan büyük iftiralar.
Hani biliyorsunuz ya. Para kutusu çantaları, ‘İçinden jammer çıktı’ diyor sonra iddianamede. Hani diyor ya ‘Paraları bölüştüler.’ ‘Öyle duymuştum, yokmuş öyle bir video.’ Hani diyor ya parke altında 2 milyon Euro.’ 2 Cent çıkmamış. Yok öyle bir belge. ‘KİPTAŞ’tan ev dağıttılar. Öyle duymuştum, yalanmış.’ Tamamı çöktü.
Şimdi diyorlar ki ‘Efendim onlar kendilerini savundular, şöyle yaptılar, böyle yaptılar.’ ‘Meydan meydan gezdi, yolsuzluk yapan arkadaşlarını savundu’ diyor. Meydan meydan gezip savunduğum arkadaşlarım, bu milletin seçtiği, usulüne göre yapılan denetimlerde hiçbir suç çıkmayan, delilden suçluya değil; hedefteki kişiden delile gitmek için milleti iftiraya zorladığınız, somut kanıtla ispatlayamadığınız, haysiyet cellatlığı yaptığınız işlerdir. Milletimiz de biliyor ben de biliyorum.
Bütün AK Partili yöneticiler de biliyor ki arkadaşlarımızın suçu, Ekrem İmamoğlu’nun suçu, belediye başkanlarımızın suçu AK Parti’yi yenmektir. O suçu hep birlikte bir daha işleyeceğiz. Değerli arkadaşlar, Bayrampaşa, Ataşehir, Gaziosmanpaşa, Adalar, Üsküdar. Bu belediyelerde belediye başkanlarını tutukladılar, kimin de çoğunlukları vardı, Gaziosmanpaşa gibi. Hemen ilk seçimde o yüzden içeride başkan. Kimin de önce bizden seçildiği, o sırada belediye meclis üyelerine birkaç ay çalıştılar. Öyle somut deliller var ki buradan söylüyorum. Örneğin bazı gazeteciler demişlerdi ki bu iddialar doğruysa ispatlanmalıdır.
Özgür Çelik gitti, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘na partimiz adına başvurdu. Örneğin Üsküdar’da biri diyor ki ‘Benim oğlum yurt dışında firari. Adalet Bakan Yardımcısı söz verdi. Ben oyumu AK Parti‘ye vereceğim. 15 yıldır kaçak olan oğlumu Türkiye’yi geri getirecekler, terör suçundan kurtaracaklar.’ 40 kişinin içinde diyor ki ‘Mecburdum, AK Parti’ye verdim, kusuruma bakmayın.’ Bir başkasının ilk oylamada oğlu hapiste, ikinci oylamada bilmem kaç yıl ceza almış oğlu tutuksuz bırakılmış, dışarı salınmış. Oylamada tavrı değişiyor. Bir başkası ağzıyla söylüyor. ‘Belediye başkan yardımcılığı teklif edildi, o yüzden parti değiştirdim.’ Bizim kurultay davasında kurultay delegesi beş ay sonra belediye meclis üyesi olmuş, ‘Sen iradeni fesata mı uğrattın, belediye meclisi üyesi olmak için mi Özgür Özel’e oy verdin?’ sorusu var. Adam ağzıyla söylüyor, ‘CHP’liydim. Belediye başkan yardımcılığı sözü karşılığında taraf değiştirdim’ diye.
Diğer taraftan şantajlar, teklifler, baskılar, paralar havada uçuyor ve belediye meclisindeki transferleri tamamlıyorlar. Önce gizli tutuyorlardı. Örnek; Üsküdar. Belediye başkanvekiline operasyon yapıyorlar. İlk seçilene. O anda transfer ettirdiklerine; birinci tur, ikinci tur belli değil, üçüncü turda şak taraf değiştirtiyorlar ve belediyeyi elimizden almaya çalışıyorlar. Buna millet dedi ki ‘Ya böyle şey mi olur? Kadını aldınız. Yerine seçilen var, onu da aldınız. Taraf değiştirttiniz.’ Bu sefer Ataşehir’de öyle yapmadılar, önce transferleri yaptılar. Sonra gelip belediye başkanvekiline ‘Ya istifa edersin ya içeri girersin’ dediler. Arkadaşımız tweet paylaştı, ‘Onurlu duracağım, asla bükülmeyeceğim, eğilmeyeceğim’ diye. Bütün Türkiye bir gece onu konuştu. Ertesi sabah daha Türkiye onu konuşurken sabah yatağından alıp götürdüler. Şimdi içeri attılar. O seçimi yenilediler. Ataşehir’e taraf değiştirttiler. Bu kadar açık, bu kadar net. Bakın bunların bir tanesine ‘Olmadı’ diyen yok. Biz bunların her birini, Üsküdar için yazıp Cumhuriyet Başsavcılığı‘na verdik, duruyor daha orada. ‘Çağır bunları konuş’ diyoruz. Belediye meclis üyesinin ortağını iki gün önce alıp salıyorlar. Ortağı diyor ki, mimar ortağı ‘Aman abiciğim yarın dikkatli ol.’ Geceleyin de onu bir yokluyorlar, ‘Yarınki durumun ne?’ diye. Bu şartlar altında böyle olmadık işlerle, hileyle, hurdayla, ahlaksızlıkla teker teker…
Eyüpsultan’da en son yine buna niyetlendiler. Ne olduğunu gördünüz. Buradan kayda geçirelim. Aynı şeye giriştiler. Üçüncü turda dört kişiyi böyle ikna edebilmişler, beşe gelememişler. 18-18 berabere kaldılar. Dördüncü turda 19-18 ya da 20’ye 18 biz kazandık son turda en yüksek oyu olarak. Adamın açıklaması şu. ‘Bu seçime itiraz edeceğiz. Biz bu seçimi iptal edeceğiz. Görün, haftaya gelip burayı yine biz kazanacağız.’ Eyüpsultan için bunu açık açık söylüyor. Eğer bu kadar kötülük, bu milletin gözünden kaçıyor sanıyorsanız… Bu kadar açık açık.
Yahu bu millet yıllarca Eyüpsultan’ı da Üsküdar’ı da Bayrampaşa’yı da Gaziosmanpaşa‘yı da size yönettirdi. Belediye meclisi de belediye başkanı da gitti, görev yaptı. Bu milletin karşısına çıktınız. ‘Bu sefer olmaz’ dediler, ‘Bu sefer başkası yönetsin’ dediler. ‘Siz de birazcık sabredin, muhalefet edin, az kenarda durun’ dediler. Şimdi bu milletin tercihlerine karşı böyle pis işlere girerek, güya ‘Üsküdar’ı geri aldık’ diyor. ‘Gaziosmanpaşa’yı kazandık’ diyor. ‘Bayrampaşa artık bizde’ diyor. ‘Ataşehir’i ilk kez aldık’ diyor. Yahu Ataşehirli vermedikten sonra sen belediye binasını kökünden çalsan binayı çalarsın, Ataşehir’i alamadın, alamayacaksın.”















İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP'den istifa ettikten bir süre sonra AK Parti'ye geçti. Transferin ardından AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, milletvekilleri ve belediye başkanlarıyla birlikte ilk kez Tugay'ı ziyaret etti.
Ziyarette İnan'a AK Parti İzmir Milletvekilleri Mahmut Atilla Kaya, Ceyda Bölünmez Çankırı, Yaşar Kırkpınar, Mustafa Bilici, Şebnem Bursalı, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı ve Menderes Belediye Başkanvekili Asuman Şen eşlik etti.
![]()
Ziyarette neler konuşulduğu ve bundan sonraki sürece dair detayları heyette yer alan AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı Aksoy, tv100.com'a anlattı.
Ziyaretin samimi ve yapıcı bir havada geçtiğini belirten Bursalı, "Bizim için önemli olan, İzmir’in meselelerini ve şehrimizin geleceğini konuşabileceğimiz bir diyalog ortamının oluşmasıdır. İzmir söz konusu olduğunda önceliğimiz hemşehrilerimizin beklentileri ve şehrimizin ihtiyaçlarıdır. Kim olursa olsun görüşlerimiz farklı olsa da İzmir’in yararına olan konularda konuşabilmek, ortak akılla hareket edebilmek önem taşıyor. Ziyaretimizi de bu anlayışla gerçekleştirdik." dedi.
Şebnem Bursalı, Tugay'ın AK Parti'ye geçişinin ardından gelen eleştirilere olan yaklaşımının nasıl olduğu sorusuna şu yanıtı verdi:
Yeni bir siyasi döneme girilirken en önemli husus, İzmir için ortaya konulacak hedefler ve bu hedeflerin somut hizmetlere nasıl dönüşeceğidir. Siyasi tercihler kadar, vatandaşın günlük hayatına dokunan çalışmalar da önemlidir. Eleştiriler demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır. Önemli olan, eleştirileri kişiselleştirmeden değerlendirmek ve çözüm üretmeye odaklanmaktır. İzmirli hemşehrilerimiz söylemlerden çok, hayatlarında görecekleri olumlu değişimlere bakacaktır. Sayın Cemil Tugay’ın yeni döneme dair heyecanını görmek bizleri de ziyadesiyle mutlu etti. O, kendi vizyonu ile AK Parti’nin belediyecilik anlayışının İzmir’de güçlü bir sinerji oluşturacağına inanıyor. Bu kapsamda kendisinin bizlere söylediği “Artık söz değil icraat zamanı” sözleri gerçekten İzmir ve İzmirliler için çok değerli.
![]()
Cemil Tugay'ın İzmir AK Parti teşkilatında nasıl karşılandığına ilişkin de açıklamalarda bulunan Bursalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özel talimatı olduğunu belirterek şu sözleri söyledi:
"AK Parti, farklı kesimlerden vatandaşlarımızın kendisini ifade edebildiği geniş bir siyasi harekettir. Bizim siyaset anlayışımızda esas olan, ortak değerler ve ülkemize hizmet etme iradesidir. Elbette her yeni süreç kendi içinde bir uyum ve karşılıklı tanıma dönemini beraberinde getirir. İzmir teşkilatımızın önceliği de şehrimize ve hemşehrilerimize hizmet etmektir. Bu süreçte karşılıklı diyalog, samimiyet ve ortak hedefler belirleyici olacaktır. Ama şunu söyleyebilirim ki Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımızın biz milletvekilleri başta olmak üzere tüm AK Parti teşkilatına özel bir talimatı var: İzmir’e hizmet noktasında Cemil Bey’in her zaman destekçisi olacağız. Ziyaretimizde Genel Sekreterimiz Sayın Eyüp Kadir İnan da ifade etti. Biz başka partilere benzemeyiz. Polemiklerle, tartışmalarla vakit kaybetmeden enerjimizi İzmir için harcayacağız."
![]()
Ziyarette öne çıkan başlıklara da değinen Şebnem Bursalı, "Kendisiyle İzmir'in meseleleri ve şehrimizin geleceği çerçevesinde bir diyalog gerçekleştirdik. Bizim açımızdan önemli olan, siyasi tartışmaların ötesine geçerek İzmir'in ihtiyaçlarını konuşabilmek. İzmir'in altyapısından ulaşımına, çevre sorunlarından vatandaşlarımızın beklentilerine kadar ele alınması gereken pek çok konu var. Ziyarette öne çıkan temel yaklaşım da şehrimizin meselelerine odaklanmak ve yapıcı bir iletişim kurabilmekti. İzmir için atılacak her olumlu adımın takipçisi olmayı sürdüreceğiz." dedi.
Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılmasına İzmirli vatandaşların tepkilerinin nasıl olduğu sorusuna Bursalı, "Vatandaşlarımızın farklı değerlendirmeleri ve beklentileri olması son derece doğal. Böyle siyasi gelişmelerin toplumdaki karşılığını anlamak için hemşehrilerimizi dinlemek, onların görüşlerine kulak vermek gerekir. İzmirli vatandaşlarımızın önceliği günlük hayatlarını doğrudan etkileyen sorunların çözülmesi, şehirde yaşam kalitesinin yükselmesi ve belediye hizmetlerinin daha etkin yürütülmesidir. Biz de vatandaşlarımızın sesini dinlemeye ve İzmir'in ihtiyaçlarını her platformda gündeme getirmeye devam edeceğiz." diyerek cevap verdi.
Cemil Tugay ile yapıcı bir iletişim kurduklarını söyleyen Bursalı, Tugay'ın ziyarette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olan diyaloglarını anlattığını söyledi.
Tugay'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İzmir’in konularına olan hakimiyetinden etkilendiğini belirten AK Partili vekil, "Ziyaretimiz sırasında karşılıklı görüş alışverişine açık, yapıcı bir iletişim kurduk. Siyasette iletişimin kıymeti, yalnızca konuşmak değil, birbirini dinlemek ve ortak meselelerde çözüm arayabilmektir.
Ama kendisi en güçlü iletişimi Sayın Cumhurbaşkanımızla kurdu. Ziyaretimizde bize Cumhurbaşkanımızla olan diyaloglarını aktardı. Külliye’deki kabulde, Cumhurbaşkanımızın İzmir’in konularına olan hakimiyeti Cemil Bey’i çok etkilemiş. İnsani olarak kendisine yaklaşımı, katılım törenindeki konuşmasında Cumhurbaşkanımızın kendisini ayakta dinlemesi Cemil Bey’i kelimenin tam anlamıyla mest etmiş. Hatta şunu söyledi bize 'Cumhurbaşkanımızın bana ve eşime olan nezaketini, gösterdiği değeri hayatım boyunca asla unutmayacağım.'
İzmir gibi büyük ve önemli bir şehirde bu iletişimin kurulması, şehrin sorunlarının çözümü açısından değer taşır. Bundan sonraki süreçte de önemli olan, bu diyaloğun somut adımlarla ve İzmir'e fayda sağlayacak çalışmalarla desteklenmesidir. Bunu yapmak için Cemil Bey’de inanç ve azim; AK Parti’de de vizyon ve kararlılık yeterince var. Dolayısıyla şimdi İzmir için hizmet ve değişim vakti." şeklinde konuştu.

Yazının en sonunda söyleyeceğimi en başında ifade edeyim…
Özgür Özel’in ne olduğu sorusunun tek bir cevabı vardır!
Ekrem İmamoğlu’nun tetikçisi!..
Kendisinin de CHP’yi ele geçirme operasyonu akamete uğradığı için kurduğu yeni partisinin de yegâne maksadı İmamoğlu’nu düştüğü durumdan daha doğrusu düştüğü çukurdan kurtarmaktır.
Mevcudiyetini ve partisini anlamlı kılan tek mesele sadece ve sadece budur!
İşte bu yüzden Özgür Özel’de ne yasalara saygının ve ne de etik değerlere bağlılığın zerresini göremezsiniz…
Ne mi demek istiyorum?
İzah edelim izninizle…
Malum fon krizi patlak verdikten sonra bu krizin müsebbibi aç gözlü muhterisler ile Özgür Özel ve partisi ilginç bir vaziyet aldı.
Aldıkları vaziyetin mahiyeti muhbirlik ve şantajdan ibaretti.
Birbirinden tamamen farklı görünen bu tarafları birleştiren çok önemli bir ortak payda var elbette.
Nasıl mı?
Şöyle…
Fon üzerinden milleti soyan muhterisler AK Parti içerisinden kimi eşhası, tabirimi mazur görün lütfen, yemleyerek bu soygun operasyonunun içine çekti.
Böylelikle kendilerini ‘sağlama’ aldıklarını düşünüyorlardı.
Kazançlarının çok küçük bir kısmını bu eşhasla paylaşarak bir anlamda kendilerince sigorta oluşturdular.
Temel yaklaşımları ise “hadise patlarsa eğer, nasıl olsa bunlara dokunmazlar, dolayısıyla bize de dokunamazlar” şeklindeki şeytani düşünceden başkası değildi.
İlginç bir biçimde Özgür Özel’in ve partisinin de benzer bir hesabı vardı.
Zaten foncuları ve bunları birleştiren asıl nokta da burasıydı.
Özel ve şürekasının planı, fonculardın kendilerini kurtarma operasyonunda başarılı olamayınca şantaj maksadıyla sızdırdıkları isimleri aynı şekilde pazarlık için kullanmak ve bundan olabildiğince çok siyasi rant elde etmekti.
Her iki tarafın da başlangıçtaki hesabı, “nasıl olsa bu isimlere dokunamazlar ve biz de pazarlık yaparak amacımıza ulaşırız” idi…
Böylelikle foncular dolandırdıkları paraları afiyetle yiyebilecek Özgür Özel ve partisi de pazarlık masasına sürdükleri İmamoğlu’nu kurtarmış olacaklardı…
Yanlış hesap Bağdat’tan döndü ve Sayın Cumhurbaşkanı, “işin ucu kime dokunursa dokunsun sonuna kadar gidin” talimatı verdi.
Bahsi geçen kimseler açısından bütün hesaplar altüst olmuştu.
Ellerindeki yegâne koz işlevsiz hale gelmişti hiç beklenmedik bir biçimde.
İşte bu nedenle paniğe kapıldılar ve “elimizde liste var” şantajını yalan ve iftiralarla güçlendirme yöntemine başvurdular.
Kamuoyundaki infiali kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek için de alelacele 2 bakanın ismini zikrederek “listenin kalanını da pazartesi gününden itibaren yayınlayacağız” tehdidiyle dolaşıma soktular.
Yanlış hesap yine Bağdat’tan döndü ve adı geçen 2 bakan adeta ‘hodri meydan’ diyerek haklarındaki asılsız iddiaları çürüten belgeleri kamuoyunun bilgisine sundular.
İftiranın faili Yeni Parti’li Ümit Özlale bu apaçık yalana rağmen özür dilemek yerine tezvirata kaldığı yerden devam etti.
Oysa daha bir gün önce kendi isminin de karıştığı bir spekülasyona cevap verirken, “Eğer biraz şeref kırıntınız kalmışsa siz de attığınız iftiradan özür dilerseniz.” demiş ve fakat kendi yalanı ve iftirası ortaya çıktığı halde en küçük bir pişmanlık belirtisi göstermemişti.
Anlaşılan o ki, başkasında aradığı “kırıntı” kendisinde de yoktu.
Daha da vahimi bu utanç verici durumdan zerre kadar müteessir değil…
Hani “bununla gurur duyuyor” desek yerdir…
Özgür Özel ve partisi budur işte…
Çok değil bundan yaklaşık 1 buçuk yıl önce sergilediği bir tavır vardı ki, tüm bu bahsini ettiğimiz olumsuz değerlendirmelerin kanıtı niteliğinde…
Neden mi söz ediyorum?
Anlatayım…
2025 yılının başlarından o zamanlar İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan bugünkü Adalet Bakanı Akın Gürlek “Borsa İstanbul’da işlem gören hisselerde ve fonlarda manipülatif (spekülatif) işlemler yapıldığı, fon vurgunu ve Sermaye Piyasası Kanunu’na muhalefet suçu işlendiği” gerekçesiyle bir soruşturma başlatmış ve tuhaflığa bakın ki 25 Şubat 2025 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olan Özgür Özel, TBMM'de yaptığı grup toplantısında, Akın Gürlek’in bu teşebbüsünü adeta yerden yere vurmuştu.
Özel o gün, bahse konu soruşturmanın talimatının doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından verildiğini öne sürmüş ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nu beklemek yerine hiç beklenmeden operasyon yapılmasını ve borsanın durumunu kıyasıya eleştirmişti.
Ne tuhaf değil mi?
Bugünle karşılaştırıldığında taban tabana çelişik bir tavır…
O tarihte soruşturmaya karşı çıkarken bugün hiç sıkılmadan “devlet neredeydi?” diye sorabiliyor olması aslında üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gereken bir nokta.
Evet, gerçek şu ki eğer o gün Özgür Özel bu girişime köstek olmak yerine destek verseydi belki de bugün tüm bu gelişmeler yaşanmayacaktı.
Mezkûr meselenin çok daha vahim bir tarafı var.
Akın Gürlek’in o tarihte soruşturma ile ilgili SPK’ya gönderdiği “gizli” uyarılı yazıdan Özgür Özel’in ayrıntılarına varıncaya kadar bilgi sahibi olması, bahsini ettiğim vahametin ta kendisidir…
Sahi bu gizli yazıdan Özgür Özel nasıl haberdar oldu?
Bu bilgi kendisine kim tarafından, hangi amaçla ulaştırıldı?
Hadi biraz daha derine inip şu soruyu da soralım…
Özgür Özel, borsadaki şüpheli işlemlerin adli soruşturma kapsamında araştırılmasını neden eleştirdi ve bu incelemeye karşı çıkmasının gerekçesi neydi?
Peki tüm bunları Yeni Parti’nin bugün devam etmekte olan fon soruşturmasını sulandırma çabalarıyla bir ilgisi var mı?
Hele de ısrarla adli makamları neden hedef alıyor?
Tüm bunların daha 1 buçuk sene önce söyledikleriyle taban tabana çelişiyor olmasının sebebi hikmeti nedir?
Cevabı açık…
Özgür Özel şantaj siyaseti güdüyor ve tüm maksadı hükumeti pazarlık masasına çekip İmamoğlu’nu ipten almak…
İşte bu yüzden kendi kendisiyle çelişmesini zerre kadar umursamıyor, tetikçi olarak kullandığı adamlarını yalan ve iftiraya teşvik ediyor ve ülke ekonomisine dolayı yoldan saldırmaktan çekinmiyor.
Özgür Özel budur işte!..

AK Parti'ye geçerek hizmet belediyeciliği için kolları sıvayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 30 Eylül'de Başkan Erdoğan'la görüştükten sonra Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'ya anlattığı Karşıyaka ile Konak arasındaki tüp geçit projesi için hazırlık yaptığını duyurdu.
![]()
Tugay "Karşıyaka ile Konak arasında Körfez'in altından geçecek demiryolu tüp geçit projesini çok önemsiyorum. Bu hat Üçyol'a bağlandığında Mavişehir'den Gaziemir'e kadar kesintisiz bir metro hattımız oluşacak. Sayın Bakanımızla Körfez'in altından geçecek demiryolu projesini konuştuk. Kendisi de projeye oldukça olumlu yaklaştı" dedi.
Tugay tüp geçit hattının Üçyol'a bağlandığında Mavişehir'den Gaziemir'e kadar kesintisiz bir metro hattımız oluşacağını ve bunun ve toplu ulaşımda devrim yaratacağını ifade etti.
İzmir'e ikinci çevre yolu projesinin başlaması için de söz aldığını söyleyen Tugay, "İzmir için hayal ettiğimiz daha pek çok makro proje var. Opera binası için yakında ihaleye çıkılacak, bu süreç merkezi hükümetle tam uyum içinde hızlanacak. Körfez temizliği, yeni spor ve kültür tesisleri, Basmane'nin revizyonu, İZBAN'A yeni trenlerin alınması diğer projelerimiz" dedi.

Irak'ın Erbil kentinde Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü (MERI) tarafından düzenlenen forumda konuşan Barzani, Terörsüz Türkiye projesi ve bölgedeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Barzani, iki sene önce Terörsüz Türkiye projesinin "ciddi olup olmadığı" konusunda şüpheleri olduğunu ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından bunun ciddi bir süreç olduğuna kanaat getirdiğini belirtti.
'DOĞRU BİR İSTİKAMETTE İLERLİYOR'
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreç konusunda ciddi olduğunu ve bundan memnuniyet duyduklarını dile getiren Barzani, "Terörsüz Türkiye projesi ciddi bir süreç fakat yavaş ilerlediği yönünde şikayetler olabilir. Bence bu da çok doğaldır ve bir gecede çözülmez. Adımlar istediğimiz hızda olmayabilir fakat doğru bir istikamette ilerliyor." dedi.
![]()
'ERDOĞAN NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ'NE LAYIK'
Erbil olarak sürece destek verdiklerini ve üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını yineleyen Barzani, şu değerlendirmede bulundu:
"Süreç herkesin yararınadır. Hem bizim hem de Türkiye'nin. Bu süreç Türkiye’yi çok daha önemli bir noktaya taşıyacaktır. Sadece Kürtleri değil. Türkiye de bu noktadan çok farklı bir noktaya gelecektir ve bu şekilde bölgede tabii rolünü oynayabilecektir. Bu sorunun çözümü büyük bir olaydır ve çözülürse çözen kişi Nobel Barış Ödülü'ne layıktır. Bence bu noktada birinci kişi Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır."
![]()
- "SURİYE'DE CUMHURBAŞKANI ŞARA SORUNLARI ÇÖZMEK İSTİYOR"
Suriye’de gelinen aşamanın kolay olmadığını ve Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın Kürt karşıtı olmadığını vurgulayan Barzani, "Suriye ziyaretimde Cumhurbaşkanı Şara ile yaptığım görüşmede Kürt karşıtlığı görmedim. Bu konuda çok konuştuk. Güvenlik güçlerinin entegrasyonuyla ilgili sürecin iyi bir şekilde ilerlediğini görüyoruz. Kürtler için çok önemli olan Kürtçe eğitim konusunda da ilerleme var. Suriye ile ilgili benim kanaatim Cumhurbaşkanı Şara’nın sorunları çözmek istediği yönündedir." ifadelerini kullandı.
Esed yönetimindeki Baas rejimi döneminde Kürtlerin yaşadıklarını hatırlatan Barzani, şunları söyledi:
"Suriye’de Kürtlere kimlik verilmiyordu. Suriyeli diyebileceğimiz bir kimlikleri de yoktu Kürtlerin. Böyle bir Suriye’de yaşadılar. Şimdi 13 bin kişi Suriye ordusu içinde, 17 bin kişi güvenlik kurumlarında yer alıyor, eğitimin Kürtçe yapılması için adım atılması ilerlemedir. Şara’nın bizi ağırlamada uyguladığı protokol Kürtlerle hiçbir sorununun olmadığına dair mesajını içeriyordu. Şam Havalimanı’na indiğimizde Şara’nın Kürtçe hoş geldiniz mesajıyla karşılandık. Protokolde Irak ve IKBY bayrakları taşındı. Bunlar sembolik şeylerdir. Yemek menüsü bile Kürtçe yazılmıştı. Tüm bunlar Kürtlerle sorunu olmadığına işaret ediyor."
Barzani, "Suriye’nin kendine özgü sorunları var. Kolay bir Suriye’de hüküm sürmüyorlar. Sosyal, imar ve altyapı açısından zor ve virane bir Suriye var. Bunun yeniden ayağa kaldırılması çok zaman ister." şeklinde konuştu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e hitaben bir mektup kaleme alarak ülkedeki eğitim kurumlarında başörtüsüne yönelik yasaklara tepki gösterdi.
Mektubuna Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ilişkilerine vurgu yaparak başlayan Arıkan, “İki devlet, tek millet” şiarıyla her zaman dayanışma içinde olduklarını belirtti. Karabağ’da elde edilen zaferin Türkiye’de de büyük bir gurur yarattığını ifade eden Arıkan, bölgede hayatını kaybedenleri rahmetle andı, gazilere şükranlarını iletti.
Azerbaycan’daki eğitim kurumlarında uygulanan başörtüsü yasağının kendilerini üzdüğünü ve endişelendirdiğini belirten Arıkan, mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Son günlerde, kardeş Azerbaycan’daki eğitim kurumlarında uygulanan başörtüsü yasağı bizleri derinden üzmüş, endişelendirmiştir.
Şunu acı bir şekilde ifade etmeliyim ki Karabağ’da destan yazan o yiğitleri doğurup büyüten annelerin, o kahramanların yollarını gözleyen eşlerin ve geride bıraktıkları en değerli emanetleri olan evlatların pek çoğu başörtülüdür.
Vatanı için canını feda eden şehitlerin emanetlerinin okullara başörtüleri sebebiyle alınmaması, şüphesiz ki vicdanları yaralayacak ve o büyük zaferin ruhuna gölge düşürecektir.”![]()
Türkiye’nin geçmişte başörtüsü nedeniyle yaşanan hak ihlallerini tecrübe ettiğini belirten Arıkan, 28 Şubat sürecine işaret ederek şöyle devam etti:
“Bizler Türkiye olarak bu acıyı çok iyi biliyoruz. 28 Şubat sürecinde, inançları gereği başını örten kızlarımızın eğitim haklarının ellerinden nasıl alındığına, millet ile devlet arasına nasıl sunî duvarlar örüldüğüne ve bu durumun toplumda nasıl derin yaralar açtığına bizzat şahit olduk.
Tarih ve tecrübe bize şunu çok net bir şekilde öğretmiştir: Bu tür baskılar hiçbir ülkeye zerre kadar fayda sağlamamış; aksine toplumsal barışı zedeleyerek ülkelerin enerjisini ve yıllarını heba etmiştir.”
Arıkan, bölgede etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden ayrışmalara yol açabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Siyonizmin ve emperyalizmin coğrafyamızı etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden ayrıştırmak için tuzaklar kurduğu bu ortamda, kardeş Azerbaycan’ın geçmişte yaşadığımız acıları tekrar etmesine asla gönlümüz razı değildir. Hem ülkelerimizde hem de bölgemizde bu ayrıştırıcı tuzaklara düşmeden geleceğe yürümeye ihtiyacımız vardır.”
Azerbaycan’ın bilim, ahlak ve özgürlükler temelinde ilerlemesini arzuladıklarını ifade eden Arıkan, mektubunu şu sözlerle tamamladı:
“Bizim arzumuz, Azerbaycan’ın ilimle, fenle, ahlakla ve özgürlüklerle yükselmesidir. Şehitlerimizin ailelerinin ve milletin evlatlarının boynunun bükülmesine vesile olacak bu tür uygulamaların bir an evvel son bulması en büyük temennimizdir.
Bu yanlış uygulamalardan bir an evvel vazgeçilmesini diliyor, bu vesileyle bir kez daha kardeş Azerbaycan halkına en kalbi selam ve muhabbetlerimi iletiyorum.”![]()

YENİ Parti lideri Özgür Özel, MHP lideri Devlet Bahçeli ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları milletvekillerine seslenecek.
Grup toplantıları: Parti liderleri ne mesaj verecek? Medyascope
YENİ Parti fon krizini gündemde tutmak için yeni iddiaları teyit ediyor. Parti, haksız kazançları ve iktidarın tutumunu gündemde tutacak.
YENİ Parti fon krizini gündemde tutmaya nasıl devam edecek? Medyascope
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu.
Erdoğan: “Şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir” Medyascope




Yeni Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, 8 Ekim’de yaptığı açıklamada fonlardan haksız kazanç sağladığı öne sürülen kişilerin sıralı listesinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde bulunduğunu iddia etti.
Özlale, Erdoğan’dan bu listeyi pazartesi gününe kadar kamuoyuyla paylaşmasını istedi, aksi halde “çok daha büyük meblağlarla işlem yapan AK Parti’li isimleri belgeleriyle açıklayacaklarını” söyledi.
Bu açıklama, fon soruşturmasında yeni siyasi isimlerin gündeme geleceği beklentisine neden oldu.
![]()
Beklenen pazartesi geldi fakat Yeni Parti'den açıklama gelmedi. Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, fon soruşturmasına ilişkin yaptığı basın açıklamasında, ellerinde bazı isimler bulunduğunu ancak bunları teyit etmeden kamuoyuyla paylaşmayacaklarını söyledi. Emre, “Belirlenen ve söylenen isimler var. Teyit ettiğimiz zaman durmuyoruz, sizinle paylaşıyoruz. Yeni Parti’den hiç kimse birisine iftira atmaz” şeklinde konuştu.
Parti sözcüsü Zeynel Emre, yeni isimlerin ancak teyit ve delillendirme süreci tamamlandıktan sonra açıklanacağını belirtti.
Emre'nin, "Tarafımıza birden fazla bakan yardımcısı, siyasetçi ve bürokrata ilişkin iddialar iletilmektedir" ifadesi ise dikkat çekti.
Yeni Parti’nin bu kez daha ihtiyatlı davranmasının arkasında, Özlale’nin geçen hafta yaptığı çıkışların sebep olduğu tartışmanın etkili olduğu değerlendiriliyor.
Özlale, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın babası Hasan Özdemir’in fon işlemleri yaptığını öne sürdü, ancak daha sonra söz konusu kişinin Bakan Göktaş’ın babası olmadığı, isim benzerliği bulunduğu ortaya çıktı.
Özlale, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’la ilgili de Hedef Portföy üzerinden yüksek tutarlı işlem iddiasını gündeme getirdi. Bolat ise söz konusu yatırımın aile birikimleriyle yapıldığını, yasal bir para piyasası aracı olduğunu ve mal bildiriminde yer aldığını açıklayarak iddiaları yalanladı.
Bu iki çıkışın ardından Yeni Parti’nin yeni isimler konusunda frene bastığı görülüyor. Parti sözcüsü Zeynel Emre’nin, sözleri de bu ihtiyatlı çizginin işareti oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yapılan Kabine Toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantı sonrası açıklamalarda bulundu.
Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
Manisa'da meydana gelen kazada hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyorum. 26 yaralıdan 2'si yoğun bakımda, 24'ünün tedavisi sürüyor.
Kabinemizin 73. toplantısını tamamlamış bulunuyoruz. Bölgemizde yaşanan ve bizleri de etkileyen gelişmeler hakkında kapsamlı değerlendirmeler yaptık. Son günlerde ülke gündemini meşgul eden fon gündemini de ele aldık.
1 Ekim'de Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın açılışına katılarak Genel Kurula hitap ettik. Yasama yılının ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz ve siyasi partilerimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Meclisimizin çatısı altında yürütülecek yasama faaliyetlerinin, ilk gün şahit olduğumuz çiğliklere tevessül edilmeden demokratik bir olgunluk içinde sürdürülmesini ümit ediyorum.
3 Ekim'de Şanlıurfalı kardeşlerimizin misafiriydik. Hem bu yıl rekor bir katılımla düzenlenen TEKNOFEST Güneydoğu'da gençlerimizin heyecanına ortak ve yapımı tamamlanan Şanlıurfa Şehir Hastanemizin açılışını gerçekleştirdik. Orada bir kere daha gördük ki Türkiye'nin istikbali, düşünen, araştıran, üreten, kendi teknolojisini geliştiren gençlerimizin ellerinde yükseliyor. Ödül alan ve dereceye giren gençlerimizi tebrik ediyor, bu büyük teknoloji şöleninin Şanlıurfa'da başarıyla tertiplenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Aynı gün 39 milyar lira yatırım değerine sahip Şanlıurfa Şehir Hastanesi ile bağlantı yollarını hizmete açtık. 500 bin metrekare kapalı alanı, 2.000 yatak kapasitesi, 451 poliklinik odası, altı ameliyathanesi ve diğer birimleriyle Şanlıurfalılara birinci sınıf sağlık hizmeti sunacak modern bir sağlık tesisini şehrimize kazandırmış olduk. Şanlıurfa Şehir Hastanemizin ve diğer yatırımlarımızın da hayırlı olmasını diliyor, bütün kurumlarımıza tebriklerimi iletiyorum.
7 Ekim'de Türkiye'nin ilk kez ev sahipliği yaptığı 77. Uluslararası Uzay Kongresi'nin açılışına iştirak ettik. Antalya'mızda düzenlenen kongrede 111 ülkeden alanında uzman isimlerle bir araya geldik. Türkiye olarak uzayda daha güçlü bir varlık göstermek, kendi teknolojimizi geliştirmek için yoğun çaba sarf ediyoruz. 2027 akademik yılının açılışını Külliyemizde düzenlenen törenle gerçekleştirdik. Aynı programda Yükseköğretim Kurulu 2026 Üstün Başarı Ödüllerini sahiplerine takdim ettik. Yeni akademik yılın öğrencilerimiz, akademisyenlerimiz ve yükseköğretim camiamız için hayırlı olmasını diliyor, ödül alan isimleri tebrik ediyorum.
Hukuk dışına çıkan hiç kimse dünyanın hiçbir yerinde rahat ve huzur içinde olmamalıdır. Devletimizin nefesi, adaletten kaçacakların veya kendilerini böyle zannedenlerin ensesindedir. Bu kapsamda 2026'nın ilk dokuz ayında 294 kişinin ülkemize iadesini sağladık. Aynı dönemde farklı aramalar çerçevesinde 736 kişiyi ülkemize getirdik. Nerede saklanırsa saklansınlar, milletin malına ve canına kastedenlerin tepesine binmeye devam edeceğiz.
Cuma günü Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı'mızın Çerkezköy-Kapıkule kesiminin açılışını yapmak üzere Babaeski'deydik. Toplam 229 kilometre uzunluğundaki hızlı tren hattımızın en uzun etabı olan 153 kilometrelik Çerkezköy-Kapıkule kesimini tamamladık. Projenin tüm etapları tamamlandığında Halkalı-Kapıkule arası seyahat süresi 4 saatten 1 saat 30 dakikaya inecek. Yük taşıma süresi ise 8,5 saatten 3,5 saate düşecek. Yıllık yolcu kapasitemiz 600 binden 3 milyona, yük kapasitemiz ise 1,5 milyon tondan 9,5 milyon tona yükselecek. Emeği geçenleri tebrik ediyorum. Açılışını yaptığımız Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı'nın Çerkezköy-Kapıkule kesiminin hayırlı olmasını diliyorum.
10 Ekim'de ise bu sene kuruluşunun 75. yılını kutlayan İlim Yayma Cemiyetimizin güzide mensuplarıyla bir araya geldik. Üç çeyrek asırdır eğitim ve sivil toplum alanlarında ülkemize önemli katkılar sunan cemiyetimizin çalışmalarını takdirle karşılıyoruz. Köklerine bağlı, değerlerini bilen, çağın bilgisini kuşanan ve ülkesine karşı sorumluluk taşıyan gençler yetiştirmek büyük bir emek ve fedakârlık işidir. İlim Yayma ailesini bu samimi gayretlerinden ötürü yürekten tebrik ediyorum, çalışmalarında Rabbimden muvaffakiyetler niyaz ediyorum.
Aziz milletim, dört gün önce İstanbul Maltepe'de çöken binada beş vatandaşımız hayatını kaybetti. Vefat eden kardeşlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Maltepe'de yaşanan bu acı olay, İstanbul'un kentsel dönüşüm meselesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermiştir. İstanbul'da deprem gerçeğini ertelemek, görmezden gelmek veya günlük siyasi çekişmelere kurban etmek İstanbul'a ihanet etmek olur.
Dolayısıyla insanımızın hayatıyla oynamaya hakkı yoktur ve olamaz. Bakıyorsunuz, kendileri villalarda, lüks ve güvenli sitelerde yaşıyor. Ama söz konusu İstanbul'un yapı stokunun yenilenmesi olunca en fazla bunlar konuşuyor. En çok bunların sesi çıkıyor. En fazla gürültüyü bunlar yapıyor. Bu riyakârlığa artık dur demenin vakti gelmiştir.
Hükümet olarak, mahallî idareler seviyesinde sergilenen umursamazlığa rağmen kentsel dönüşüm seferberliğimizi hızlandırmakta kararlıyız. Partimizin emaneti İstanbul'umuzu bu kentsel dönüşüm seferberliğinin adeta başkenti olarak görüyoruz. Türkiye'de her üç kentsel dönüşümden birini İstanbul'da yaptık. 2012 yılından bu yana İstanbul'da 1 milyon 298 bin bağımsız bölümü dönüşüm kapsamına aldık. 1 milyon 7 bin bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. 291 bin bağımsız bölümün dönüşümü ise hâlen devam ediyor. 5 milyona yakın vatandaşımızı güvenli yuvalarına kavuşturduk.
Vatandaşımızı kentsel dönüşüme teşvik etmek için de her adımı attık. İstanbul'umuza özel Yarısı Bizden kampanyamızı başlattık. Yarısı Bizden ile bugüne kadar 544 bin 564 bağımsız bölümü dönüşüm kapsamına aldık. Daha fazla vatandaşımız bu imkândan yararlanabilsin diye kampanyanın süresini 31 Aralık 2027'ye kadar uzattık.
Buradan İstanbul'daki kardeşlerime bir kez daha sesleniyorum. Lütfen kentsel dönüşüm konusunda atılacak adımları ertelemeyin. Komşularınızla uzlaşmak, gerekli işlemleri başlatmak, güvenli bir yuvaya kavuşmak için bugünden harekete geçin. Şunun da altını çizmek istiyorum. Hükümetimiz tüm imkânlarıyla İstanbul'un dönüşümü için gövdesini taşın altına koymuşken siyasi parti ayırt etmeksizin tüm belediyelerimizden de aynı anlayışı, aynı çabayı, aynı hassasiyeti göstermelerini bekliyoruz. Şehrini, ilçesini gerçekten seven sorumluluk sahibi belediye başkanlarını kentsel dönüşüm projelerine ağırlık vermeye çağırıyorum.
Kıymetli vatandaşlarım, bölgemizdeki çatışma alanlarına maalesef her gün yenileri ekleniyor. Lübnan'dan Yemen'e ve İran'a uzanan hatta gerilim tırmanmakta, özellikle vekil güçler aracılığıyla farklı hesaplar görülmeye çalışılmaktadır. Türkiye istikrar adası olmaya devam etmektedir.
Husiler tarafından Riyad Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan, 12 kişinin hayatını kaybettiği saldırıları en güçlü biçimde lanetliyoruz. Aralarında umre ziyareti yapanların da olduğu vefat eden kardeşlerimize Allah'tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz. Türkiye, hukuk ve insanlık dışı saldırılar karşısında Suudi Arabistan'ın ve Suudi kardeşlerinin yanındadır. Bölgemizin tamamında barış ve istikrarın hakim olmasını istiyoruz. Bundan sonra da bölgesel sahiplenme temelinde barışı savunmaya devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, bugün kabinemizde ele aldığımız konulardan biri de geçtiğimiz yıl hayata geçirdiğimiz İŞKUR Gençlik Programı'ydı. Gençlerimizin eğitimlerini sürdürürken çalışma hayatını tanımalarına, tecrübe kazanıp geleceğe daha iyi hazırlanmalarına büyük önem veriyoruz. Bu amaçla başlattığımız İŞKUR Gençlik Programı'na gençlerimiz de çok yoğun ilgi gösteriyor. Bugüne kadar programdan istifade eden genç sayısı 220 bine yaklaştı. Bu genç arkadaşlarımız hem deneyim sahibi oldular hem de belli miktarda gelir elde ettiler.
Biz de gençlerimizin bu ilgisini karşılıksız bırakmıyoruz. Şimdi yeni bir adım daha atıyoruz. Programın 2026-2027 dönemi kontenjanını 150 bine yükseltiyoruz. Program kapsamında gençlerimize günlük 1.375 lira ödeme yapılacak. Ayda 14 gün katılan öğrencilerimiz ise 19.250 liraya kadar destek alabilecek. Ayrıca gençlerimizin sigorta primlerini devletimiz karşılayacak. İlaveten belirli şartlarda 1.250 liralık promosyon ve çeşitli harcamalarda özel indirim imkânları sunulacak.
Gençliğin üretim çağı, yani güç hamlemizle üç yılda üç milyon gencimize ulaşmayı hedefliyoruz. İŞKUR Gençlik Programı'ndan ise 2028 yılı sonuna kadar bir milyon üniversite öğrencimizin yararlanmasını amaçlıyoruz. Gençleri şahsi ikballerine alet etmeye çalışanlara inat, biz gençlerimizin eğitimine, istihdamına ve geleceğine desteğimizi artırarak sürdüreceğiz. Gençlerimizi ne marjinal yapıların ne terör örgütlerinin ne de kariyerist siyasetçilerin ihtiraslarına terk edeceğiz.
Fon meselesinin süratle çözümü için yoğun bir gayret içindeyiz. Kabine toplantımızdan bu yana Devlet Denetleme Kurulumuzun görevlendirilmesinden Fon Koordinasyon Kurulumuzun teşkiline, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin bilgilendirilmesinden kanuni düzenleme gerektiren hususlarda yasa teklifinin Meclisimizin takdirine sunulmasına, Katılım Emeklilik Birimi ve İktisat Katılım Bankası'nın Emlak Katılım'a devrinin başlamasından Merkezi Kayıt Kuruluşu işlemleri tamamlanan fonların ödemelerinin başlamasına kadar pek çok müspet adım atıldı.
Meselenin yargı tarafında soruşturmalar titizlikle ve derinleştirilerek devam ediyor. Fon şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin de içinde bulunduğu 282 kişi hakkında hukuki işlem yapıldı. Bunlardan 84'ü tutuklanırken 27 şüpheli hakkında yakalama kararı çıkartıldı. 99 kişi hakkında da adli kontrol tedbiri uygulandı. Kanun teklifinin Meclisimizden geçmesiyle birlikte ekim ayı içinde bir milyon liraya kadar ana para ödemelerine başlanacak. Olağan ve olağanüstü tasfiyelerin ekim ayı içinde yapılmasını müteakip yatırımcıların kayda değer bir bölümü ara ödemelerini almış olacak. Fon Koordinasyon Kurulumuz kamuoyumuzu detaylı ve düzenli bir şekilde bilgilendirecek.
Değerli arkadaşlar, bizim şu anda birinci önceliğimiz, siyasette tek sermayesi polemik olanlara laf yetiştirmek değil, kamu kaynakları kullanılmadan bu sürecin şeffaf, adil ve hızlı biçimde yönetilmesidir. Bir kere daha şunu herkesin bilmesini, herkesin anlamasını isterim. Milletimizin hak ve hukukunun korunması bizim kırmızı çizgimizdir. Fahiş getiriler elde etmiş, spekülasyon ve manipülasyon yoluyla haksız kazanç sağlamış her kim varsa bunun bedelini mutlaka ödeyecektir. Başkaları soygunculara, milletin malına el uzatanlara, harama tevessül edenlere sırf siyasi parti aidiyetleri sebebiyle sahip çıkabilir. Onlara kol kanat gerebilir. Onlar için şehir şehir gezip miting düzenleyebilir. Biz onlara benzemeyiz. Haksız kazancı olan bedelini öder, kim olursa olsun hesap sorarız. Hukukun dışına çıkanlara hesap sorarız soruyoruz.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılmasının ardından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanvekili Büşra Özdemir’in de AK Parti’ye geçeceği yönündeki iddialar siyaset gündemine bomba gibi düştü.
CHP’li yetkililerin Özdemir’e ulaşmaya çalıştığı ancak telefonlarına yanıt alamadığı öne sürüldü.
Gazeteci Sinan Burhan, daha önce yaptığı açıklamada Büşra Özdemir’in AK Parti’ye katılacağı yönünde kulis bilgisi edindiğini belirtmiş, geçişin en geç kasım ayı sonuna kadar gerçekleşebileceğinin konuşulduğunu aktarmıştı.
![]()
Sözcü TV’de konuşan gazeteci Senem Toluay Ilgaz, Özdemir’e ulaşılmaya çalışıldığını ancak aramaların yanıtsız kaldığını öne sürdü.
Ilgaz şu ifadeleri kullandı:
"Gözler şimdi Muhittin Böcek'in tutuklanması sonrası Antalya Büyükşehir Belediye Başkanvekili olan Büşra Özdemir'de... CHP'li yetkililer Büşra Özdemir'e ulaşmaya çalıştı ama aramalar cevapsız kaldı. Aradığını kişiye ulaşılamıyor diyoruz o nedenle bizde."
Antalya Büyükşehir Belediyesi Ekim Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Başkan Vekili Büşra Özdemir başkanlığında gerçekleştirildi. 132 gündem maddesinin görüşüldüğü toplantıda, grup sözcüleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Toplantıda konuşan Başkan Vekili Büşra Özdemir, son dönemde hakkında çıkan haberler ve AK Parti’ye geçeceği yönündeki iddialara ilişkin açıklama yaptı.
Hakkındaki iddialara bugüne kadar yanıt vermemeyi tercih ettiğini belirten Özdemir, “Son günlerde, aslında son 15 aydır hakkımda çok fazla haber yapılıyor. Fark etmişsinizdir, benim de böyle bir alışkanlığım var, cevap vermeyi tercih etmiyorum. O da benim yapım diyelim. Hiçbirine cevap vermiyorum ama cevap vereceğim çünkü 1 haftadır artık çok yorucu bir süreç oluşmaya başladı" diye konuştu.
Görevinin zorluğuna dikkat çeken Özdemir, “Ben zaten yeterince çok zor bir dönemde göreve geldim, zor bir görevi devraldım ve bu görevi de elimden gelen en iyisiyle yaptığımı düşünüyorum. Bu sorumluluğa layık olmaya çalışıyorum" dedi.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olarak Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında siyaset yaptığını belirten Özdemir, nezaket çağrısında bulundu. Özdemir, “Ben Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında siyaset yapıyorum Antalya Büyükşehir Başkan Vekili olarak. Ben çok nezaketli yaklaşıyorum. Bu tarz konuşmalar, birilerinin adı konuşulurken de insanların biraz daha nezaketli, biraz daha düşünceli davranmalarını rica ediyorum" diye konuştu.
Antalya’nın turizm ve tarım açısından önemine değinen Özdemir, yerel yönetimlerin temel sorumluluğunun kente hizmet etmek olduğunu belirtti. Bakanlıklar ve ilgili kurumlarla görüşmelerini sürdürdüklerini aktaran Özdemir, bu temasların karşılıklı saygı ve diyalog çerçevesinde gerçekleştiğini söyledi. Özdemir, “Antalya sadece Türkiye’nin değil, dünyanın turizm cenneti, ülkemizin tarım ve turizminin başkentidir. Yerel yönetimin siyasetten bağımsız olduğunu, ağır siyasetin, ciddi siyasi söylemlerin milletvekillerinin ve ilçe başkanlarının yapması gerektiğine inanan bir kişiyim. Bizim sorumluluğumuz, bu şehre hizmet etmek üzere seçilmiş olduğumuz için bu kentte hizmet etmektir diye düşünenlerdenim" diye konuştu. Bakanlıklar, il müdürlükleri ve Antalya Valiliği ile olumlu diyaloglar geliştirdiklerini ifade eden Özdemir, bu yaklaşımın kent için yararlı olduğunu düşündüğünü kaydetti.
Toplantıda Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne ilişkin de açıklamalarda bulunan Özdemir, festivalin 24-31 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirileceğini bildirdi. Festivalin yalnızca Antalya’nın değil, Türkiye’nin en köklü sinema festivallerinden biri olduğunu belirtti. Özdemir, organizasyonun siyasi tartışmaların dışında tutulması gerektiğini söyledi. Özdemir, festivalin açılışını 24 Ekim’de 10 bin kişilik kapalı spor salonunda gerçekleştirmeyi planladıklarını belirterek, açılışın ücretsiz ve halka açık olacağını ifade etti. Festivalin tüm vatandaşlar tarafından sahiplenilmesini istediklerini dile getiren Özdemir, “Altın Portakal sadece Antalya’nın değil, bu ülkenin en köklü sinema festivalidir ve bu bir siyasi festival değildir. Hepimizin festivalidir, ülkemizin festivalidir" dedi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın, daha önce yaptığı açıklamada, “İsim vermeyeyim ama sırada bir büyükşehir var. En kısa sürede inşallah göreceğiz” ifadelerini kullanmıştı.
Yalçın’ın açıklamasının ardından gazeteci Sinan Burhan, söz konusu belediyenin Antalya Büyükşehir Belediyesi olduğunu öne sürmüştü.
Büşra Özdemir’in AK Parti’ye katılacağı iddiasına ilişkin henüz kesinleşmiş bir açıklama bulunmuyor.
CHP'den Özgür Özel'e Cemil Tugay tepkisi: Çıkıp özür dileyin!

AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ı ziyaret etti.
İnan, ziyarete ilişkin yazılı açıklamasında "İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cemil Tugay'ı, milletvekillerimiz ve belediye başkanlarımızla birlikte ziyaret ettik. Şimdi güzel İzmir'imiz ve kıymetli hemşehrilerimiz için birlikte çok çalışma vakti." ifadelerini kullandı.
![]()
Ziyarete; AK Parti İzmir Milletvekilleri Mahmut Atilla Kaya, Ceyda Bölünmez Çankırı, Yaşar Kırkpınar, Mustafa Bilici, Şebnem Bursalı, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı ve Menderes Belediye Başkanvekili Asuman Şen eşlik etti.
![]()
![]()
Cemil Tugay'dan sonra yeni transfer iddiası! Bir Büyükşehir daha AK Parti'ye geçiyor

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantı saat 14.40'da başladı.

Kamuoyu araştırma şirketi GENAR, 'Türkiye Raporu' çalışmasının Eylül 2026 sayısını paylaştı.
Son seçim anketine göre zirvede fark derinleşiyor: Partilerin güncel oy oranları
Türkiye genelinde 2 bin 200 kişiyle yapılan araştırmada, katılımcılara, "Türkiye'nin stratejik önceliklerine ve milli meselelerine en fazla önem veren siyasi partileri" soruldu.
AK Parti zirvede yer alırken, diğer partilerle olan farkı ve genel dağılım dikkat çekici türdendi:
AK Parti: %32,5
Yeni Parti: %14,2
Hiçbiri: %7,4
İYİ Parti: %7,2
MHP: %5,2
DEM Parti: %4,9
CHP: %4
Zafer Partisi: %2,2
Anahtar Parti: %1,8
YRP: %1,6
Hepsi: %0,4
Diğer: %1,7
Kararsız: %0,7
Cevap yok: %16,2
![]()
GENAR ekibi söz konusu çalışmaya ilişkin olarak şu tahlilde bulundu:
"Bütün bu veriler bir arada okunduğunda Türkiye siyasetinde çok sayı da değişkenin belirleyici olduğu görülüyor: Terörsüz Türkiye süreci, dış tehditler, kurulan yeni ittifaklar ve ekonominin seyri gibi pek çok geliş me siyaseti doğrudan etkiliyor.
Cumhur İttifakı siyasî bütünlüğünü koruyor ve bugün itibarıyla rakiplerine göre daha avantajlı bir konumda bulunuyor. Önümüzdeki dönemde muhalefetteki aktör paylaşımının ve adaylık tartışmasının nasıl sonuçlanacağı ise seçmen eğilimlerinin yönünü belirleyeceğe benziyor.
Bununla birlikte bu dönüşümün sınırlarını da görmek gerekir. Millî meselelerde ortaya çıkan geniş mutabakat, bu siyasal dönüşümün her başlıkta aynı ölçüde karşılık bulduğu anlamına gelmiyor.
DEM Parti’nin Demokratik Türkiye Hareketi’ne dönüşmesi hedefine toplumun yalnızca %24’ünün olumlu bakması, buna karşılık DEM Parti seçmenlerinde bu oranın %80’e çıkması bunun açık örneğidir.
Dolayısıyla millîleşme, güvenlik ve dış politika başlıklarında ortak bir zemin üretirken siyasal kimliklerin yeniden tanımlanması alanında aynı hızda ilerlemiyor.
Bu iki düzey arasındaki mesafenin nasıl kapa nacağı, muhalefetteki yeniden yapılanmanın kalıcı olup olmayacağını da belirleyecektir."







CHP’den istifa ettikten sonra yaklaşık dört ay bağımsız olarak görev yapan ve ardından AKP’ye katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, kendisini eleştiren Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e yanıt verdi.
Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişinin ardından bugün Şato’da zirve gerçekleştirildi.
Zirveye, AKP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, AKP İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, AKP İzmir Milletvekilleri Yaşar Kırkpınar, Mehmet Ali Çelebi, Şebnem Bursalı, Mahmut Atilla Kaya, Ceyda Bölünmez Çankırı, Mustafa Bilici, Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, Menderes Belediyesi Başkan Vekili Asuman Şen katıldı.
Zirve sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cemil Tugay, Yeni Parti lideri Özgür Özel’in eleştirilerine yanıt verdi.
Tugay, Ege’de Sonsöz’ün aktardığına göre, açıklamasında, “Kendisine karşılık verecek bir yorum yapmak istemiyorum. Kendisi eski genel başkanımdır. Kötü söz sahibine aittir” dedi.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesinden bir gün önce kendisini eleştiren bir sosyal medya paylaşımı yapmıştı.
Özgür Özel, paylaşımında şunları demişti:
“Bir asır önce saraydan bir imza alanlar, Anadolu’yu da aldıklarını sandılar. Yanıldılar. Şimdi de bir bed-maye’den tehditle imza alınca koca İzmir’i alacaklarını sanıyorlar. Yanılıyorlar. İzmir’e “gavur” diyenlerin, İzmir marşına merakı manidar. Rehni alan, mülke sahip olmaz. Mülk benim oldu sanan varsa işte meydan.
Mert olan sandığı koyar, İzmirlilerin huzuruna çıkar. Bakanı aday çıkardın olmadı, Başbakanı aday çıkardın olmadı. İzmir’i sandıkta hiç kazanamadın, hiç kazanamayacaksın. KapKaç ile olmaz bu işler. Milletten ödü kopanın zaten süresi geriye işler.
Hadi Erdoğan, yarın o namerd ile kamera karşısına geçmeni ve tarihe yeni bir utanç fotoğrafı bırakmanı bekliyorum. Kaçan kaçsın, giden gitsin. Ben milletin gözüne bakıyorum. Herkes kendine yakışanı yapıyor. Millet bu olan biteni tarihin kara kaplı defterine yazıyor.”
Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin Genel Merkezi’nde gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Konuşmasında AKP’ye tepki gösteren Emre, “Bir süredir milli iradeyle kavga eden, onu tanımayan, yok sayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Adalet ve Kalkınma Partisi özellikle son yerel seçimden beri bizlerin kazandığı belediyelere adeta savaş açmış durumda ve sudan sebeplerle, çeşitli iddialarla belediye başkanlarımızı tutuklamakta, bazı belediyelere baskıyla kendi safına geçirmekte, yine bazı meclis üyeleri de bu baskıdan nasibini almaktadır. Ve bugün ülkemizde önemli sayıda yerde, nüfusun önemli bir kesiminde millet iradesine darbe yapılmış durumda” ifadelerini kullandı.
Fon skandalı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Emre, “Burada büyük bir ikiyüzlülük var. Kendi hırsızını koruma iradesi var. Biz ortaya çıkarmasak hiçbirini ortaya çıkaracakları yok. Bu çok açık. Siz ne kadar bunu saklamaya çalışsanız da biz millet adına bu işin takipçisi olacağız” dedi.
“Bu iktidar son icraatlarıyla milletin partisi değil, Fatma Betül Sayan Kaya’ların partisi olduğunu bir kez daha göstermiştir” diyen Emre, “Bu vurgun, bu ülkenin yönetilemediğinin resmidir. Bunu bireysel soygun olarak göremeyiz. Buna Sermaye Piyasası Kurulu göz yummuştur, İstanbul Borsası göz yummuştur, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu göz yummuştur. İktidar partisi içinde yer almıştır ve bu soygunun ortağıdır” ifadelerini kullandı.
Fon skandalı ile ilgili yeni isimlerin açıklanıp açıklanmayacağı sorulan Emre, “Bildirilen isimler var, söylenen isimler var. Bunlarla ilgili teyit kısmı, emin olduğumuz zaman zaten bir saniye durmuyoruz, sizlerle paylaşıyoruz. Burada soruşturmayı yürüten makamların elindeki tüm belge, bilgileri ya da iktidarın masasında olan, Cumhurbaşkanı’nın masasında olan belge, bilgilerin bizde bulunması çok kolay bir iş değil. Süreç sağlıklı yürümediği için belgeleri tespit etmeye yönelik bizim çalışmalarımız oluyor” cevabını verdi.
Emre, şunları söyledi: “Soruşturma genişledikçe daha çok isimler göreceğiz. Bize soruyorsunuz isimler geliyor mu? diye. Evet, geliyor. Anlatılıyor. Birden fazla bakan yardımcısı, birden fazla siyasetçi… Ama bunları bizim daha önce açıkladığımız gibi emin olduğumuzu düşündüğümüzde açıklayacağız.”
Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir’in AKP’ye geçeceği iddiasına ilişkin soru üzerine Emre, “Bugün sabah itibarıyla kendisinin Genel Başkanımıza ulaştığını, bir vesileyle konuştuğunu, böyle bir durumun olmadığını ifade ettiğini söyleyebilirim. Biz o kadar çok olayla karşılaşıyoruz ki insanların zaman zaman bu tür söylentilerin çıkmasıyla bunları sorması gayet normal.”
YENİ Parti MYK’sı toplandı, fon krizine dair yeni bir isim açıklanmadı. Zeynel Emre, “Emin olduğumuzu düşündüğümüzde açıklayacağız” dedi.
Gözler MYK toplantısındaydı: YENİ Parti fon krizinde yeni isim açıklamadı Medyascope

Üç ay cezaevinde kalan komedyen Deniz Göktaş, tahliyesinin ardından ilk kez The New York Times'a konuştu. Tutuklanmasından pişman olmadığını söyleyen Göktaş, “Yöneticiler şakalar karşısında bu kadar kırılgan olabiliyorsa bu, komedinin gücünü gösterir” dedi.
Deniz Göktaş, New York Times’a konuştu: “Bir saniye bile pişman olmadım, hayatımda kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi” Medyascope
Muhalefetten AK Parti'ye geçişler hız kesmiyor. Son olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın rozet takması siyaset gündemini daha da alevlendirmişti.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın, "Cumhurbaşkanımız kapımız açık dedi, bekliyoruz. İsim vermeyeyim ama sırada bir büyükşehir var. En kısa sürede inşallah göreceğiz." ifadeleriyle katılımların süreceğinin sinyalini verdi.
Hasan Basri Yalçın’ın açıklamalarının ardından AK Parti’ye katılması beklenen büyükşehir belediye başkanı merak konusu oldu. Gazeteci Sinan Burhan, tv100 ekranlarında AK Parti’ye geçmesi beklenen belediye hakkında kulis bilgileri aktardı.
Sinan Burhan, “Antalya Büyükşehir Belediye Başkanvekili Büşra Özdemir'in AK Parti'ye geçeceği yönünde kulis bilgisi edindim.” ifadelerini kullandı.
![]()
Burhan, “Takvim olarak en geç kasım ayı sonuna kadar geçebileceği ifade edildi.” diye konuştu.
Gazeteci Sinan Burhan’ın aktardığı kulis bilgileri şöyle oldu:
"Ben de bu konuyla ilgili ciddi araştırmalar gerçekleşirdim. Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir AK Parti’ye geçeceği yönünde kulis bilgisi edindim.
Bu konuyla ilgili farklı kaynaklarımdan bilgi aldım. Görüşmeler yaptım. Sadece AK Partili kaynaklarla yetinmedim.
CHP’li hatta Yeni Partili kaynaklar ile de görüştüm. Antalya’daki yerel medya ve siyaset eşrafı ile de görüştüm. Bu bilgiye de güveniyorum.
Takvim olarak en geç kasım ayı sonuna kadar belediye başkanvekilinin AK Parti’ye geçebileceği ifade ediliyor."
CHP'den Özgür Özel'e Cemil Tugay tepkisi: Çıkıp özür dileyin!

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı, düzenlendiği basın toplantısında Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'e yüklendi.
Özel'in, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'a ilişkin açıklamasına değinen Sarı, şunları kaydetti:
![]()
"Cemil Tugay, Karşıyaka Belediye Başkanı olarak Özgür Özel'i kurultayda destekleyen tek belediye başkanıydı. Özgür Özel'i kurultayda destekleyen tek belediye başkanı olduğu için Büyükşehir Belediye Başkanı adayı yapılmıştır.
![]()
Bunun başka hiçbir nedeni yoktur. Hiç kimse bunu izah edemez. Tek bir gerekçe bize gösteremezler.
Kefil olduğunuz kişi, bir başka partiye gidiyorsa hele ki siyaseten mücadele ettiğimiz bir partiye gidiyorsa en azından bunun için kalkıp 'Evet biz hata yapmışız arkadaşlar, İzmir halkından özür diliyoruz' demesini bekleriz.
Siyaseten en azından bunu söyleyebiliyor olmak gerekir ama bunu görmüyoruz maalesef."
Cemil Tugay'dan sonra yeni transfer iddiası! Bir Büyükşehir daha AK Parti'ye geçiyor

AK Parti Kırşehir İl Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, İl Gençlik Kolları Başkanlığında genel merkezin takdir ve tasarrufları doğrultusunda bayrak değişimi gerçekleştirileceği belirtildi.
Açıklamada, görev değişikliğine rağmen partiye bağlılığın, birlik ve beraberliğin ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine yönelik inancın devam edeceği ifade edilerek, Ahmet Sefa Metin'e bugüne kadar yaptığı çalışmalar ve katkıları dolayısıyla teşekkür edildi.
Açıklamada, görevi devralacak kişiye de başarı dileğinde bulunuldu.

Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in parti değiştirenlerle ilgili sözlerine ilişkin "Mesela, şu an yanında bulunan Yeni Parti Ordu Milletvekili olan Seyit Torun, Ordu'da DSP'nin belediye başkanıyken CHP'ye transfer olduğuna göre Sayın Özgür Özel bugün için kendisi hakkında hangi sıfatı uygun görüyor acaba?" dedi.
Aksakal, Mustafa Necati Kültür Merkezi'ndeki kongrede yaptığı konuşmada kentte partililerle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Partisinin bu yıl 41'inci yaşını kutladığını belirten Aksakal, bu yıl partinin 13. olağan kurultayını toplayacaklarını, kurultayın tarihi ve yerinin belirlenmesi için başkanlık kuruluna yetki verildiğini anlattı.
Aksakal, Türkiye'nin bölgede yaşanan sıkıntılara karşı "Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge" mottosuyla bir program ortaya koyduğunu ifade ederek, programın devlet projesi niteliğine büründüğünü ve bunu anlayışla karşıladıklarını söyledi.
"Terörsüz Türkiye" çalışmalarına DSP olarak katıldıklarını belirten Aksakal, "Katkı verdik, devletimizin ve milletimizin aleyhine sonuç yaratabilecek her tür girişimin karşısında olduk, olmaya da devam edeceğiz." dedi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Aksakal, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in parti değiştirenlere ilişkin "hain" sözüne tepki gösterdi.
Aksakal, geçmişte DSP'li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'in CHP'ye transfer edildiğini hatırlatarak, "Ne güzel değil mi? Mesela, şu an yanında bulunan Yeni Parti Ordu Milletvekili olan Seyit Torun, Ordu'da DSP'nin belediye başkanıyken CHP'ye transfer olduğuna göre Sayın Özgür Özel bugün için kendisi hakkında hangi sıfatı uygun görüyor acaba?" diye konuştu.
Kongrede mevcut il başkanı Adem Yaşar tek aday olarak yer aldı.

Dışişleri Bakanlığı, Yemen'deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nı bir kez daha hedef almasını en güçlü şekilde kınadı.
Bakanlıktan Husilerin Suudi Arabistan'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na yönelik saldırısına ilişkin yazılı açıklama yapıldı.
Açıklamada, sivil altyapıyı ve masum sivilleri kasten hedef alan bu saldırıların, uluslararası hukuku ve uluslararası insancıl hukuk ilkelerini açık biçimde ihlal ettiğine dikkat çekilerek, şu ifadelere yer verildi:
"Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nın Husiler tarafından bir kere daha hedef alınmasını en güçlü şekilde kınıyoruz. Saldırıda hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor, Suudi Arabistan halkına taziyelerimizi sunuyoruz."
Bölgesel güvenlik ve istikrara tehdit oluşturan, uluslararası toplumun barışın tesisi yönündeki ortak çabalarına zarar veren eylemlerin derhal sona erdirilmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne olan desteği yinelendi.
Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (GACA), Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan dünkü saldırıda 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 309 kişinin yaralandığını açıklamıştı.
Yaralıların hastanelerde tedavi altına alındığı, aralarında durumları ağır olanların da bulunduğu bildirilmişti.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları kınadı. Duran yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan’da sivilleri ve havalimanlarını hedef alan, can kayıplarına ve yaralanmalara yol açan saldırıları şiddetle lanetliyorum. Bölgeyi yeni çatışmalara ve kaosa sürüklemeye yönelik bu tür saldırılar karşısında uluslararası toplumun ortak ve kararlı bir tutum sergilemesi bölgesel barışın korunması açısından büyük önem taşıyor. Saldırılarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor; kardeş Suudi Arabistan halkına başsağlığı dileklerimi iletiyorum." dedi.
![]()
Suudi Arabistan’da sivilleri ve havalimanlarını hedef alan, can kayıplarına ve yaralanmalara yol açan saldırıları şiddetle lanetliyorum. Bölgeyi yeni çatışmalara ve kaosa sürüklemeye yönelik bu tür saldırılar karşısında uluslararası toplumun ortak ve kararlı bir tutum sergilemesi bölgesel barışın korunması açısından büyük önem taşıyor. Saldırılarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor; kardeş Suudi Arabistan halkına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
— Burhanettin Duran (@burhanduran) October 11, 2026
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı bir kez daha hedef alan saldırıları lanetliyoruz.
Masum sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan bu terör eylemleri, bölgesel barış ile istikrara doğrudan bir suikasttir.
Saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar diliyoruz.
Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi Türkiye, dost ve kardeş Suudi Arabistan’ın egemenlik haklarının ve toprak bütünlüğünün kararlılıkla yanındadır.
![]()
NE OLMUŞTU?
Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Kurulu (GACA), 10 Ekim'de Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan saldırıda 12 kişinin öldüğünü, 309 kişinin yaralandığını bildirmişti.
Yemen'de hükümet güçleriyle Husiler arasındaki çatışmalar son dönemde artarken İran destekli Husiler, kendilerine saldırı düzenlendiğini öne sürerek, Suudi Arabistan'ı balistik füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alıyor.
Yemen, İran destekli Husilerin Eylül 2014'te başkent Sana'yı ve bazı vilayetleri kontrol etmesinin ardından başlayan iç savaşa sahne oluyor.
Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu, Mart 2015'ten bu yana uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetine destek veriyor.















İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AKP’ye geçiş sürecinin ayrıntılarını anlattı.
Yeni Asır’a konuşan Tugay, kendisi için “kırılma”nın Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’la görüşmesi sonrası olduğunu söyledi.
“Süreci ben de tam olarak bilmeden yaşadım” diyen Tugay, şöyle konuştu:
“Benim için kırılma Çevre Şehircilik Bakanımız Murat Kurum’la görüşmemizden sonra oldu. Karabağlar’da 440 hektarlık alandaki kentsel dönüşüm sorunumuzu konuşmak üzere Çevre Şehircilik Bakanlığımıza gittik, görüştük. Bu konunun ardından bana Bakan Kurum, ‘İzmir nasıl gidiyor? Ne yapıyorsunuz?’ dedi. ‘Vallahi elimizden geleni yapıyoruz ama epey bir sıkıntımız var’ dedim. ‘Bağımsız olarak mı devam edeceksin?’ dedi. ‘Şu anda öyle düşünüyorum. Herhangi bir verilmiş kararım yok’ diye cevap verdim. Geçmiş dönemde İzmir’e ulaşmaya çalıştıklarını ama belediye başkanları tarafından dışlandıklarını söyledi. ‘Biz ne zaman bir şey yapmak istesek hep bunu engelleyecek adımlar attılar. Biz de bundan mutsuzuz’ dedi. Ve tecrübeli bir siyasetçi olduğu için bu noktada ‘Keşke sen AK Parti’ye gelsen de daha uyumlu çalışsak’ dedi. ‘Bağımsız olarak da bunu yapamaz mıyız?’ dedim. O da ‘Öyle de olur ama siyasetin doğası gereği AK Parti’yle olursan daha da başarılı işler yaparsın’ dedi ve kafamda böyle bir parantez açtı. Açıkçası o andan sonra düşünmeye başladım. O gün Bakan Murat Kurum’un bana olan sıcak ve dostane tavrından çok etkilendim. Sonraki süreçte de hem sayın Kurum ile birkaç görüşmemiz oldu hem de dolaylı olarak konunun Cumhurbaşkanı’na iletildiğini, onun da böyle bir şeyi istediğini söylediler. Epeyce bir düşündüm.”
İzmir’in çok önemli noktalarında hâlen arıtma, kanalizasyon, içme suyu şebekesinin yenilenmesi, deniz suyu arıtması gibi ihtiyaçlar olduğunu söyleyen Tugay, “Yani bunları yapmak için hem zamanımız çok az hem deneyim açısından desteğe ihtiyacımız var hem de kaynak açısından desteğe ihtiyacımız var. Açıkçası şöyle bir yol ayrımına geldim: Dedim ki; ‘Ya iki buçuk sene daha mevcut şartlar içerisinde elimden geleni yapacağım ama muhtemelen verdiğimiz sözleri yerine getiremeyeceğiz, İzmir’in çok önemli sorunlarını çözemeyeceğiz ve yine sorunlu bir İzmir’i benden sonraki döneme bırakacağım… Ya da gerçekten iyi niyetli olduğuna bir şekilde kanaat getirdiğim insanlar, AK Parti hükümeti, İzmir’e yardımcı olacaksa onlarla birlikte çalışayım.’ İzmirliler için en iyi olanın bu olduğuna kanaat getirdikten sonra böyle bir karar verdim” dedi.
Tugay, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında ise şu ifadeleri kullandı:
“Yakın diyalog kurduğunuz zaman her şeyden önce bir insan olduğunu, iyi yürekli bir insan olduğunu; ülkesine hizmet etmek için uzun yıllardır emek harcayan, çaba harcayan bir insan olduğunu görüyorsunuz. Etkiliyor insanı ister istemez. Ben o konuşmada Cumhurbaşkanımızın İzmir’e önem verdiğini; İzmir’e yatırımların yapılması, İzmir’in sorunlarının çözülmesi için her konuda destek olacağını duydum. Ondan dolayı bir güven geldi ve yakınlık hissi oldu. O hisle ben o konuşmayı yaptım. Ben hayatım boyunca, yıllardır siyasetteyim, herhangi bir lideri bir başkası aşağıda konuşma yaparken Genel Başkanın ya da Cumhurbaşkanımızın onun yanında durduğunu görmedim. Konuşmam sırasında Cumhurbaşkanımız orada beni dinledi, konuşmanın bitmesini bekledi, yalnız bırakmadı beni. Cumhurbaşkanımızın bu tavrı bana hayatım boyunca unutamayacağım bir gururu yaşattı. Yani bugün beni orada yalnız bırakmayan Recep Tayyip Erdoğan’ın, önümüzdeki süreçte İzmir’i de yalnız bırakmayacağına eminim.”
Tugay, “Çok düşündüm, risk aldım, ateşten gömlek giydim. Bunları insanların ifadesiyle söylüyorum; gerçekten kolay bir şey değil ama doğru yaptığıma inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Fransa, İspanya ve Belçika’daki protestolar; gençlik, kemer sıkma ve temsil krizi üzerinden Avrupa siyasetini yeniden şekillendiriyor.
Gülener Kırnalı yazdı | Paris’ten Madrid’e: Avrupa’da siyaset neden yeniden sokakta? Medyascope






Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) 9. Olağan Genel Kurulu’na gönderdiği video mesajda, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına yönelik açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yurt dışındaki Türklerin kimlik ve kültürlerini koruyarak yaşadıkları topluma katkı sunmalarının önemine dikkat çekti.
UID’nin yurt dışındaki Türk vatandaşları için önemli bir sorumluluk üstlendiğini belirten Erdoğan, birliğin yürüttüğü proje ve faaliyetlerle vatandaşların bulundukları ülkelerde daha iyi yerlere gelebilmeleri için çaba gösterdiğini ifade etti.
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına destek vermeyi sürdüreceklerini vurgulayan Erdoğan, partisinin Dış İlişkiler Başkanlığı ile Yurt Dışı Türkler Başkanlığı gibi kurum ve kuruluşlar aracılığıyla UID’ye yardımcı olmaya devam edeceklerini belirtti.
"UID ailesi, kalplerinde memleket hasreti taşıyan kardeşlerimizin bulundukları ülkelerde daha iyi yerlere gelebilmek için, kimlik ve kültürlerini muhafaza edebilmesi için, demokratik katılım dahil içinde yaşadıkları topluma azami katkı verebilmesi için ciddi bir gayret sarf ediyor. Eş zamanlı olarak kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı gibi sorunların çözümüne yönelik önemli bir çaba harcıyor.
Kurumsal tecrübesi ve dinamik kadrolarıyla çok geniş bir coğrafyada son derece başarılı işlere imza atan Uluslararası Demokratlar Birliğini tebrik ediyor, bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum. İnşallah bizler de gerek partimizin Dış İlişkiler Başkanlığı, gerekse Yurtdışı Türkler Başkanlığı gibi kurum ve kuruluşlarımızla sizlere destek olmaya, yardımcı olmaya devam edeceğiz.
Yurt dışında yaşayan siz kardeşlerimizi ne dışarıdaki yabancı düşmanı akımların ne de vatandaşlarımıza -affedersiniz- 'zırzop' diyerek aşağılayan ahlak yoksunu tiplerin insafına asla bırakmayacağız"

İstanbul'da Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen'in, "kamu kurum veya kuruluşlarının ihalesine fesat karıştırmak", "rüşvet almak" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından tutuklanmasının ardından gözler belediye başkan vekilliği seçimine çevrildi.
AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, Eyüpsultan Belediye Başkan Vekili seçiminde Cumhur İttifakı'nın adayını açıkladı. Özdemir, AK Parti ve MHP gruplarının ortak adayının Muhammet Çakır olduğunu duyurdu.
Eyüpsultan Belediyesi soruşturması! Belediye Başkanı Bülent Özmen tutuklandı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen, 5 Ekim 2026'da tutuklandı.
İstanbul Valiliğinin duyurusuna göre Eyüpsultan Belediye Meclisi, başkan vekilini seçmek üzere 10 Ekim 2026 Cumartesi günü saat 14.00'te toplandı.
Seçimde Cumhur İttifakı'nı AK Parti ve MHP gruplarının ortak adayı Muhammet Çakır temsil ediyor.
Meclisteki sandalye dağılımında CHP'nin 23, AK Parti'nin 11 ve MHP'nin 3 adayı bulunuyor.
37 üyeli Eyüpsultan Belediye Meclisi'nde başkanvekilliği için iki aday yarışıyor.
![]()
Bugün saat 14:00'te başlayan Eyüpsultan Belediye Başkanvekilliği seçiminde CHP'nin adayı Cafer Parlak.
![]()
Eyüpsultan Belediye Meclisi’nde gerçekleştirilen başkan vekilliği seçiminin üçüncü turunda AK Parti’nin adayı Muhammet Çakır’a verilen 19 oydan birinin geçersiz sayılmasıyla sonuç 18-18 olarak açıklandı. 37 meclis üyesinin oy kullandığı seçimde, geçersiz oy kararı alınmasaydı Çakır’ın üçüncü turda seçilmesi mümkün olacaktı.
Eyüpsultan Belediye Meclisi’nde gerçekleştirilen belediye başkan vekilliği seçiminde üçüncü tur oylaması dikkat çeken bir kararla sonuçlandı.
37 meclis üyesinin katıldığı oylamada, AK Parti’nin adayı Muhammet Çakır’a 19, CHP’nin adayına ise 18 oy verildiği belirtildi. Ancak oturumu yöneten CHP’li Meclis 2. Başkan Vekili Kıymet Kaya Koçak, Çakır’a verilen oylardan birini geçersiz saydı. Bu kararla birlikte üçüncü tur oylamasının sonucu 18-18 eşitlik olarak açıklandı ve seçim dördüncü tura taşındı.
Yaşanan gelişme, Adana’nın Yüreğir ilçesindeki belediye başkan vekilliği seçimine ilişkin hukuki değerlendirmeleri de gündeme getirdi.
Belediye başkan vekilliği seçimlerinde üçüncü turda, üye tam sayısının dörtte üçü veya üçte ikisi yerine salt çoğunluk aranıyor. 37 üyeli Eyüpsultan Belediye Meclisi’nde salt çoğunluk 19 oya karşılık geliyor.
Bu nedenle Muhammet Çakır’a verilen 19 oyun tamamının geçerli kabul edilmesi durumunda, AK Parti adayı üçüncü turda seçilmiş olacaktı.
Ancak bir oyun geçersiz sayılmasıyla Çakır’ın oy sayısı 18’e düşürüldü. Böylece üçüncü turda seçim sonuçlanmadı.
Geçersiz sayılan oyun hangi gerekçeyle değerlendirme dışı bırakıldığı ve bu kararın hukuki dayanağı, seçim sürecinin en önemli başlıklarından biri haline geldi.
Eyüpsultan Belediye Başkan Vekilliği seçimini dördüncü tur oylaması sonucunda CHP'li Cafer Parlak kazandı.
Eyüpsultan Belediyesi'nin internet sitesinde yer alan bilgilere göre; 1978 yılında Rize'nin Çayeli ilçesinde doğan Muhammet Çakır, 1984 yılından bu yana Eyüpsultan'da ikamet ediyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan Çakır, 2000 yılında Göktürk Belde Belediyesi'nde inşaat mühendisi olarak göreve başladı. Belediyede çeşitli birimlerde çalışan Çakır, 2014-2016 yılları arasında Eyüpsultan Belediyesi Fen İşleri Müdürü olarak görev yaptı.
2016 yılında memuriyetten ayrılarak aile şirketinde yöneticilik yapan Çakır, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde AK Parti'den Eyüpsultan Belediye Meclis Üyesi seçildi. Çakır, 2019-2024 yılları arasında belediye başkan yardımcılığı görevini de yürüttü.
Evli ve iki çocuk babası olan Muhammet Çakır, Eyüpsultan Belediye Meclisi'nde AK Parti grubunda yer alıyor.
Cafer Parlak, 1983 yılında İstanbul'un Eyüp ilçesinde, beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Yaklaşık 60 yıl önce Tunceli'den Eyüpsultan'a göç eden bir ailenin mensubu olan Parlak, uzun yıllardır Karadolap Mahallesi'nde ikamet ediyor.
Parlak, evli ve iki çocuk babasıdır.
Üniversite eğitiminin ardından bankacılık kariyerine Göktürk'teki Oyakbank'ta başlayan Cafer Parlak, daha sonra ING Bank'ın ticari bankacılık bölümünde görev yaptı.
2013 yılında Yapı Kredi Bankası'na geçen Parlak, bankanın Alibeyköy Şubesi'nde üç yıl boyunca yöneticilik görevini üstlendi.
Bankacılık kariyeri boyunca finansal analiz, risk yönetimi, bütçe planlaması, ticari bankacılık, müşteri ilişkileri ve ekip yönetimi alanlarında deneyim kazanan Parlak, Sermaye Piyasası Lisansı sahibidir ve İngilizce bilmektedir.
Cafer Parlak, 2017 yılında bankacılık kariyerinden ayrılarak aile şirketinin yönetimini üstlendi. 8 yıl boyunca genel müdür olarak görev yapan Parlak, Eyüpsultan Belediyesi bünyesinde de çeşitli görevler üstlendi. Parlak, Tarife Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu başkanlıklarını yürüttü.
Cafer Parlak, Nisan 2026'da gerçekleştirilen seçim sonucunda Eyüpsultan Belediye Meclisi Başkanvekilliği görevine seçildi.

Şırnak’a gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı’nda partililer tarafından karşılandı. Kılıçdaroğlu, beraberinde CHP Genel Başkan Yardımcıları Cemal Canpolat ve Nevaf Bilek, CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Ayten Gülsever, Marmaraereğlisi Belediye Başkanı Mustafa Onur Bozkurter ve CHP Şırnak İl Başkanı Sait Namdar ile İdil ilçesine bağlı Pınarbaşı köyünde düzenlenen ‘Gökyüzü Sofrası’ programında vatandaşlarla bir araya geldi.
![]()
‘BİRBİRİMİZİ SEVMEK ZORUNDAYIZ’
Buradaki konuşmasında Ankara Garı’ndaki saldırıda hayatını kaybedenleri anan Kılıçdaroğlu, “Türkiye bir daha böyle acı günleri hiç kimseye, hiçbir topluma göstermesin. Bu toplum çok büyük acılar çekti. Yakınlarımız öldü, kardeşlerimiz öldü, akrabalarımız öldü. Arkadan ağladık, bazen gizli gizli ağladık ama sonuçta ölen bizim insanımız, bu toprakların insanı. Biz bu topraklarda doğduk, bu topraklarda büyüdük, bu topraklardaki doğayı seviyoruz, insanları seviyoruz, çocuklarımızı seviyoruz ve güzel huzur içinde yaşamak istiyoruz. En büyük arzumuz bu. Görüşlerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir ama hepimiz insanız ve hepimiz birbirimizi sevmek zorundayız. İlla kavga edeceğiz diye değil, düşüncelerimizi özgürce de ifade edebilmeliyiz. Kimse düşüncesinden ötürü, siyasi görüşünden ötürü hapse atılmamalı, tutuklanmamalı, gözaltına alınmamalı. Düşünceyi ifade etmek kadar değerli bir şey yoktur. Akıl akıldan üstündür demiş atalarımız. Akıl akıldan üstünse o zaman bunu yolu da üstünlüğü görmeni yolu da sağlıklı bir tartışma zeminini yaratmaktır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak da geçmişte hatalarımız da olabilir. Eksiğimiz olabilir. Yanlışımız olabilir. Ama artık oturup barışma zamanı, helalleşme zamanı, kucaklaşma zamanı” dedi.
‘DEMİRTAŞ’IN HAPİSTE TUTULMASINI KABUL ETMİYORUM’
Bölgede saygın insanların yetiştiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Şerafetin Elçi’nin topraklarındayız. Bizim eski milletvekilimiz, eski bakanımız, saygın bir insan, bölgenin saygın bir insanı. Ona da Allah'tan rahmet diliyorum. Bakın bölge böyle çok değerli insanlar yetiştirmiştir. Ve bu insanlar hem toplumun belleğinde derin izler bırakmıştır. Hem de bizim tarihimize çok önemli bir yere sahiptir bu insanlar. Aynı şekilde Selahattin Demirtaş. Az önce söyledim. Kimse düşüncesinden ötürü hapse atılmamalı. Ama Selahattin Demirtaş'ın uzun süredir hapiste tutulmasını asla ve asla kabul etmiyorum” diye konuştu.
![]()
‘BÖLGEDE HUZUR İSTİYORUZ’
Kürt meselesinin çözümüne yönelik süreci desteklediklerini belirten Kılıçdaroğlu, CHP’nin bu konuda geçmişte de rapor hazırladığını belirterek, “Şimdi bir barış sürecinden söz ediliyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sorunun yani Kürt sorunun çözülmesi için 1980'lerde ilk raporu yazan ve bunu kamuoyuna açıklayan parti Cumhuriyet Halk Partisi. Son çerçeve yasa geldiğinde de grup başkanımız ve grup başkan vekillerimiz çerçeve yasaya imza attılar ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yasaya destek verdik. Çünkü biz de öteden beri 1989'dan bu yana sürdürdüğümüz politikada değişiklik olmadı. Yine de bölgede sorunlar çözülmeli, kardeşlik olmalı, artık çatışma olmamalı, bölgede huzur olmalı” dedi.
‘BÖLGENİN KALKINMASI LAZIM’
Türkiye’nin Suriye ve Irak’la ilişkilerinin geliştirilmesi, bölgeye yatırım yapılması ve istihdamın artırılması gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Türkiye'nin Suriye'de de Irak'ta da artık yakın ilişkiler kurması lazım. Ekonomik ilişkiler kurmasını, ekonomisini geliştirmesi lazım. Dolayısıyla o bölgenin dominant gücü Türkiye'dir. Kabul edelim. Suriye'de de dominant güç Türkiye'dir, Irak'ta da Türkiye'dir. Dolayısıyla oradaki Kürt bölgesinin de gelişmesi ve oraya da katkı verilmesi, İş Bankası şubesinin oraya açılması, onların buraya gelmeleri, buradaki akrabalarıyla görüşmeleri, artık toplum dünya yeni bir düzene doğru gidiyor. Yeni dünya düzeni oluşuyor. Bu yeni dünya düzeninde artık coğrafyaların içinde birden fazla coğrafyadaki akrabaların, yakınların, kardeşlerin bir arada ortak ses çıkarması lazım” dedi.
‘SİYASET HALKA HİZMET ETME ARACIDIR’
Kamu kaynaklarının bölgeye yatırım olarak aktarılması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, siyasetçilerin halka hizmet etmesi gerektiğini ifade ederek “Bakın bir fon vurgunu çıktı milyarlarca dolar, Allah aşkına on milyarlarca dolar bir avuç insanın eline gitmeyip de bu bölgeye yatırım olarak gelseydi ne olurdu? Orta Anadolu'ya yatırım olarak gelseydi ne olurdu? O zaman hepimiz zenginleşecektik. Hepimizin çocuklar iş gücü sahibi olacaktı. Anneler ağlamayacaktı. Anneler daha rahat, daha güvenli çocuklarını okula gönderecekti. Ve geleceklerinden de emin olacaktı. Politika halka hizmet etmenin sanatıdır. Ben size hizmet ettiğim zaman görevimi yapmış olacağım. Ama cebimi doldurursam sizi soyuyorum demektir. Politikacı halkı soymamalı. Onun için diyorum siyaset zenginleşme aracı değildir. Siyaset halka hizmet etmek aracıdır. Siyasetten zenginleşenleri gördük. Siyasetten köşeyi dönenleri gördük. Vallahi bunlardan bıktım. Sizden isteğim, ‘kim politikaya atılayım da ben de köşeyi döneyim’ diye düşünüyorsa Allah aşkına onlara artık oy vermeyin” diye konuştu.

CHP’den istifa ederek bağımsız olarak yoluna devam eden Mansur Yavaş’ın AK Parti’ye katılıp katılmayacağı siyaset gündeminde en çok konuşulan konular arasında yer aldı.
Bazı medya ve basın organlarında, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın AK Parti'ye katılacağı iddia edilmişti.
![]()
İDDİALARA YALANLAMA GELDİ
Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Mansur Yavaş’ın farklı siyasi partilere katılacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını duyurdu.
ABB’den yapılan açıklamada, "Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın farklı siyasi partilere katılacağı yönündeki iddialar defalarca yalanlanmasına rağmen ısrarla gündeme getirilmeye devam edilmektedir. Her gün bir başka siyasi parti üzerinden ortaya atılan bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. Mansur Yavaş’ın bu konudaki tavrı son derece açıktır. Daha önce de ifade ettiği gibi vatandaşlarımızın siyasete ve siyasetçiye duyduğu güvenin korunması, her şeyden önce seçmenin iradesine gösterilen saygıyla mümkündür. ‘Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur’ sözleri ise Mansur Yavaş’ın bu konudaki duruşunun en açık ifadesidir. Kamuoyunun, ısrarla tekrarlanan ve gerçeği yansıtmayan bu iddialara itibar etmemesini rica ederiz" ifadeleri yer aldı.

İlim Yayma Cemiyeti’nin ‘75. Yıl Buluşması’ İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen programla gerçekleşti. Programa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Bakanlar, İlim Yayma Cemiyeti Genel Başkanı Yusuf Tülün, kamu kuruluşlarından temsilciler, sivil toplum kuruşlarının temsilcileri, öğrenciler ve davetliler katıldı. Mehteran gösterisiyle başlayan program, kuran tilaveti, cemiyetin kurucu genel başkanlarının da yer aldığı kısa tanıtım filmiyle devam etti.
Açılış konuşmalarının ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş konuşma gerçekleştirdi. Ülke tarihinde, sivil toplum bakımından İlim Yayma Cemiyeti’inin bir büyük başarı öyküsü olduğunu aktaran TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "İlim yayma cemiyetinin bugüne kadar gelmesindeki en önemli özelliklerinden birisi kelimenin tam anlamıyla sivil olmasıdır. En zor şartlarda, en zor dönemlerde güçlü bir şekilde bu sivil özelliğini korumuştur. Şunu söyleyebiliriz ki; İlim Yayma Cemiyeti, Türkiye'nin ana omurgasını oluşturan Cuma cemaatinin temsil edilmiş olduğu, geniş kitlelerin, muhafazakar kitlelerin temsil edilmiş olduğu bir sivil toplum kuruluşudur. Onun için de fevkalade başarılı olmuş, fevkalade güçlü bir şekilde bugüne kadar gelmiştir. İlim Yayma Cemiyeti bu özelliği dolayısıyla büyük bir güven halkasını da etrafında oluşturmuş, kendisine hayır gözle bakan ve kendisini tanıyan hemen herkesin güvenini kazanmış olan bir kuruluştur" diye konuştu.
İlim Yayma Cemiyeti'nin bir iki temel özelliğinden bahseden ve bu cemiyetin zor zamanlarda, kıt imkanlarla ama samimi insanların gayretleriyle bugüne kadar geldiğini aktaran Meclis Başkanı Kurtulmuş, "İsm-i şerifi, zikredilen büyüklerimizin neredeyse tamamını rahmetli babam dolayısıyla tanıdığım için, o insanların ne kadar mübarek insanlar olduğuna çocuk yaşlarından itibaren şahit olmuş birisiyim. Sağdan sayın, bir elin parmaklarını geçmeyen okumuş insan, soldan sayın bir elin parmaklarını geçmeyen varlığa sahip olan zenginin bir araya gelerek kurmuş olduğu bu cemiyetin en temel özelliklerinden birisi, zor zamanlarda, en güç ortamlarda tabiri caizse fetih rüyalarını görebilmiş bir kitle olmasıydı. Birbirine kitlenmiş, birbirine kenetlenmiş ve gerçekten bu zor zamanlarda büyük işler başarmış bir topluluktu. Eğer onların ihlası, onların dayanışması olmasaydı, İlim Yayma Cemiyeti bugün sahip olduğu bu zenginliğe, bu toplumsal güce ve başarmış olduğu bu kadar büyük projelerin büyük bir kısmını belki gerçekleştiremezdi. Ayrıca bu kitlenin en önemli özelliklerinden birisi cesaretleridir" dedi.
Cemiyetin kurucularının tamamının gerçekten adanmış insanlar olduğuna vurgu yapan Kurtulmuş, "Ya vakitlerini verdiler, ya fikirlerini verdiler, ya paralarını verdiler ya da dünyaya ait neye sahiplerse onların hepsini bu davanın uğruna vakfettiler. Her birisi vakıf isimlerdi. Bunlardan çoğunu ismen önde olanları tanıyoruz ama bir tanesini de salonda bulunanların önemli bir kısmının tanıdığını da biliyorum. Fatih'in meşhur meslek adaletiyle adını herhalde zikretmeden geçmek olmaz. O dönemin kendi dar şartları içerisinde İlim Yayma davasını en iyi savunanlardan birisi olmuş ve gerçekten bunu hayatının merkezine koymuştu. Rahmetli babamdan hatırlıyorum her sabah çıkarken not defterleri, not kağıtlarını hazırlar, akşama kadar da o not kağıdında yazdıklarının tamamını tamamlamayı kendisi için bir vazife telakki ederdi. Ve bu işlerin çoğu da ya imam hatip okullarıyla ilgili ya da İlim Yayma Cemiyeti'nin diğer işleriyle ilgiliydi. Allah hepsinden razı olsun. Hatta bir keresinde kendisine de takılarak söyledik: O kadar çok İlim Yayma Cemiyeti'ni öne koyardı ki, biz beşkardeşiz, altıncı kardeşimiz İlim Yayma Cemiyeti ama herhalde babamızın en çok sevdiği kardeşimiz İlim Yayma Cemiyeti'dir diyerek de söylerdi. Allah her birisinden razı olsun. Bu zor zamanda bu adanmış insanlar ismini bildiğimiz ve bilmediğimiz adanmış insanlar sayesinde buraya kadar geldik. İlk başlangıçta hiç şüphesiz temel hedef Anadolu'nun yoksul, fakir insanlarının okumasını temin etmek, Türkiye'de dini ve hayri faaliyetlerin önünü açmaktı. O zaman şundan eminim ki neyi hedefledilerse Allah'ın izniyle hepsi tamamı gerçekleşti. Allah'a binler şükür. İnancı olan nesiller yetişsin. Bunların içinden avukatlar, doktorlar, bunların içinden milletvekilleri, bunların içinden bakanlar, bunların içinden başbakanlar, cumhurbaşkanları olsun istediler. Allah onların duasını kabul etti" diye konuştu.
İlim Yayma camiasının şerleri defeden, hayırları fetheden bir cami olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, ‘’Hayırlı, mübarek olsun. Cenab-ı Allah nice yetmiş beş yıllara ulaşmayı nasip eylesin. Ancak son söz olarak şunu söylemek istiyorum. Başta kendim olmak üzere her birinize önemli bir ikaz olarak da bunu söylemek istiyorum. Onların işi çok zordu. Yokluk ve kıtlık zamanlarında, zorluk ortamlarında nice mücadelelerle bu işi buraya getirdiler. Şimdi bizim önümüzde yepyeni bir yol, daha zor bir yol var. Varlık içindeyiz ama sınavlarımızın daha büyük olduğunu, sorumluluklarımızın daha büyük olduğunu görüyoruz. Allah bu sorumlulukları yerine getirmeyi nasip etsin. Yine az evvel de burada gösterildiği gibi, İlim Yayma Cemiyeti sadece Türkiye'nin cemiyeti değil, İlim Yayma Cemiyeti ümmetin cemiyetidir, insanlığın cemiyetidir ve insanlığın hayrına olacak faaliyetleri inşallah hep beraber önümüzdeki nesillerde gerçekleştirecektir" dedi.

Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cemil Tugay hakkındaki sözlerine tepki gösterdi.
Özgür Özel Kılıçdaroğlu’nu yalanladı: “Sen bunu biliyorduysan niye ihraç etmedin, niye Cemil Tugay’ı başımıza bela ettin?” Medyascope
Cafer Parlak, Eyüpsultan Belediye Başkanvekilliği seçimini dördüncü turda 19 oyla kazandı; belediye yönetimi CHP’de kaldı.
Eyüpsultan Belediyesi CHP’de kaldı: Cafer Parlak kazandı Medyascope
Gülener Kırnalı'nın sunduğu Toplum ve Siyaset programının bu haftaki konuğu Müge Neda Altınoklu oldu.
Toplum ve Siyaset (38) | Fon krizinin yapısal nedenleri: Milyonlarca insan neden borsaya girdi? Müge Neda Altınoklu ile söyleşi Medyascope







DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bölücü açılımın ilerlemesi için çerçeve yasanın uygulanmasına ilişkin belirsizliklerin giderilmesi ve Meclis’te kurulması öngörülen İzleme Komisyonu’nun çalışmalarının tamamlanması gerektiğini savunan Doğan, siyasi partilere ve toplumsal kesimlere sürece aktif katılım çağrısı yaptı. Çerçeve yasanın önemli bir başlangıç olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını söyleyen Doğan, “Bu, yasa silsilesinin ilk adımı. Eksikleri, itirazlarımız olmakla birlikte önemli bir siyasi ve hukuki zemin oluşturuyor. Bundan sonra atılması gereken adımlar var” ifadelerini kullandı.
Doğan, şöyle konuştu:
“Yasanın da öngördüğü İzleme Komisyonu’nun, süreci destekleyecek, güçlendirecek, diğer siyasi partilerin temsiliyetlerinin sağlanabileceği, kapsayıcılığın ve çoğulculuğun sağlanabileceği bir yöntemle bir an önce bu kuruluş çalışmaları tamamlanmalı. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş da siyasi partilerle görüşmek için gerekli ziyaretleri tamamlamalı, önerilerini almalı, usul, esas ve çalışma ilkeleri belirlenmeli. Yöntem kamuoyuyla paylaşılmalı. Biz bu konuda şeffaflığın çok önemli olduğunu düşünüyoruz.”
Komisyonun çalışmalarının somut adımlara zemin hazırlayacağını kaydeden Doğan, “Somut bir şekilde uygulamanın görülmesi hem süreci ilerletecek hem yeni aşamalara taşıyacak hem diğer yasal çalışmaları bir an önce gündemimize almamızı sağlayacak” dedi.
Çerçeve yasanın uygulanmasına dair belirsizliklerin giderilmesini isteyen Doğan, “Ne zaman yürürlüğe girecek, nasıl olacak, üst kurul nasıl çalışacak, üst kurulun altındaki kurulların işleyişi, üyeleri, yapılması gerekenler; tüm bunlar bir netliğe kavuşturulmalı ve bu tartışmalara boğulmamalı. Bundan sonraki süreç hızlı ilerlemeli” ifadelerini kullandı.
Doğan, “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü Sayın Öcalan’ın sürece etkin katılımını sağlayacağı için çok önemli. Bunun daha önce de altını çizmiştik. Bu katılımın bir an evvel sağlanması gerekiyor. Sürecin bekleyerek, bekletilerek, duraklaştırılarak devam etmesi değil, hız alarak yeni adımlarla ilerleyebilmesine ihtiyaç var. Bir yandan barışı tesis etmeye çalışırken öte yandan demokratik toplumu inşa etmeye çalışıyoruz. Evet, demokratik toplum için birtakım yasal değişikliklere ihtiyaç var ancak yalnızca yasal değişiklikler değil, bunu oluşturacak toplumsal güce, desteğe de ihtiyaç var. Çünkü hep söyleyegeldiğimiz gibi barış ve demokrasi mücadelesi ancak onun için mücadele edenlerin omuzunda yükselir” değerlendirmesinde bulundu.
İmralı Heyeti’nin temaslarına ilişkin de bilgi veren Doğan, heyetin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve AKP’li yetkililerle görüştüğünü bildirdi. Görüşmelerin önümüzdeki dönemin yol haritası ve takvimine ilişkin olduğunu söyleyen Doğan, “Henüz net bir yol haritası ya da takvim olmadığı için netleşen bir bilgiyi sizlerle paylaşamıyoruz ama diyalog önemli, bunu önemli buluyoruz. Önümüzdeki süreçte de bu diyaloğun güçlenmesini, hızlanmasını ve kurumsal bir hâle gelmesini temenni ediyoruz” dedi.
Muhalif belediyelere yönelik operasyonlar sık sık Türkiye'nin gündeminde. Peki hangi belediye başkanları AKP'ye geçti, kaç belediye başkanı tutuklu? İşte tam liste.
Hangi belediye başkanları AKP’ye geçti, kaç belediye başkanı tutuklu? İşte tam liste Medyascope
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Basri Yalçın, CNN Türk canlı yayınında açıklamalarda bulundu.
Yalçın, fon soruşturmasıyla ilgili, "Cumhurbaşkanımız bununla ilgili bir kararlılığı ortaya koyuyor. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan zerre kadar suçu olanla suçu olmayanı ayırt ederek, burada fonda kurban olan fonda kendi parasını kaptıranları tespit etmekten tutun da bu işe bulaşmış ister siyasi ister bürokrat ister başka camiadan fark etmez nereden olursa olsun ister bize yakın ister bizim karşımızda kim olduğunun hiçbir önemi yok." dedi. ![]()
Prof. Dr. Hasan Basri Yalçın, Mekke Savunma İttifakı'nın genişleyebileceğini belirterek, "Mısır başta olmak üzere yeni ülkeler katılabilir." dedi.
Yalçın, AK Parti'ye katılan belediyelerle ilgili, "Cumhurbaşkanımız kapımız açık dedi, bekliyoruz. İsim vermeyeyim ama sırada bir büyükşehir var. En kısa sürede inşallah göreceğiz." diye duyurdu. ![]()
Muhalefetin Yemen iddialarına yanıt veren Yalçın, "Muhalefetin en olmayacak yerinden tuttuğu tartışmalardan bir tanesi de bu. Meseleyi getirip ‘Yemen’e asker mi gönderiyoruz?’ basitliğine indirgemek. Maalesef bizim ülkedeki muhalefetin ana sorunlarından bir tanesi hiçbir şeye faydaları olmadığı gibi bir tartışmayı da nasıl yapacaklarını hiçbir zaman öğrenemediler. Aslında mesele sadece Yemen’den ibaret değil sadece Husiler’den ibaret değil. Mesele sadece Suudi Arabistan da ibaret değil Mekke Anlaşması’ndan da ibaret değil sadece Orta Doğu’dan ibaret değil dış politikaya Türkiye’nin çok kapsamlı bir yaklaşımı var. Mekke Anlaşması bölgede barış ve istikrar amaçlıyor." ifadelerini kullandı.

AK Parti Ankara İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda konuşan Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, belediye ve teşkilat uyumuna dikkat çekerek, “Belediyemiz ve teşkilatımız et ve tırnak gibi olacak” dedi. SGK borcunun tamamen ödenerek Keçiören Belediyesi’nin borçsuz bir yapıya kavuştuğunu müjdeleyen Özarslan; istihdamdan sosyal yardımlara, spordan teşkilat koordinasyonuna kadar Keçiören’de hayata geçirilen çalışmaları ve hedefleri detaylarıyla paylaştı.
![]()
Konuşmasına salondaki kadın ve gençlik kolları başta olmak üzere tüm teşkilat mensuplarını selamlayarak başlayan Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, AK Parti rozetini taşımanın sorumluluğuna vurgu yaptı:
"Kıymetli ailem; bugün burada olmaktan, Türkiye Yüzyılı’nın mimarı, dünya lideri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu kutlu çatı altında sizlerle beraber olmaktan onur ve gurur duyuyorum. Bizler Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin sadakatini yapan, ecdadımızın kutlu davasının mensuplarıyız. Bize ecdadımızdan bir tek dava emanet kalmıştır; o davanın adı İ'lâ-yı Kelimatullah'tır. Yetiştiğimiz aile geleneğimiz, terbiyemiz ve bulunduğumuz coğrafyanın yürekli duruşuyla bu vatanın nefesi olmaya devam ediyoruz."
Belediye yönetimi ile parti teşkilatının ayrılmaz bir bütün olduğunu ifade eden Başkan Özarslan, başarı yolunun güçlü bir organizasyondan geçtiğini söyledi:
"Bizler belediye başkanı olarak elbette çok çalışacağız, görevimiz çoktur. Ancak yanımızda halkın içinde olan, yüreği pek bir teşkilatımız olmazsa maalesef bu işin bir tarafı eksik kalır. Teşkilat olmadan başarı taçlanmaz. İşte bu yüzden tekrar ifade etmek isterim ki; belediyemiz ve teşkilatımız et ve tırnak gibi olacak. Hep birlikte çalışacağız ve hep birlikte güzel yarınlara ulaşacağız."
![]()
Keçiören Belediyesi’nin mali yapısına ilişkin önemli bir gelişmeyi salondakilerle paylaşan Özarslan, İl Başkanı Hakan Han Özcan'ın destekleriyle SGK borcunun tamamen kapatıldığını bildirdi:
"Dünya liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın o mübarek elleriyle taktığı AK Parti rozeti altında çalışmaya başladığımız günden itibaren Allah’ımıza şükürler olsun ki teşkilatımızın emrinde olduk. 18 Haziran’dan sonra Sayın İl Başkanımızın çabalarıyla son SGK borcumuzu da ödeyerek borçsuz bir AK Parti belediyesi olduk. Rabbimize şükürler olsun."
Göreve geldikleri günden bu yana teşkilat koordinasyonunda yapılan atamaları, istihdam hamlelerini ve sosyal yardımları rakamlarla açıklayan Özarslan konuşmasını şöyle sürdürdü:
"İl Başkanımızın oluruyla 3 belediye başkan yardımcısı, 1 başkan danışmanı ve 3 şube müdürü atamamızı gerçekleştirdik. Teşkilatlarımızın sözlendiği icraatın takipçisi olduk. Geldiğimiz günden bu yana AK Parti teşkilatlarımızdan 253 insanımızın istihdamını sağladık. Anlaşmalı kurumlarımızdan da 117 kardeşimizin işe başlamasına vesile olduk.
Sayın Cumhurbaşkanımızın bereketi üzerimize hasıl oldu. Bakın şu kısa sürede sporcularımız 254 altın, 176 gümüş ve 132 bronz madalya getirdi. Bu bereket AK Parti’nin bereketidir ve büyümeye devam edecektir. Sosyal yardım alanında ise 18 bin 300 vatandaşımıza birebir yardımda bulunduk. 9 bin 34 öğrencimize kart yardımı yaptık. 1.339 vatandaşımız daha Keçi-kart imkânından yararlanarak ailesine katkı sağlamaya başladı."
![]()
Konuşmasının son bölümünde makam ve mevki anlayışını özetleyen Özarslan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hizmet ilkelerini rehber edindiklerini belirterek sözlerini tamamladı:
"Bizler bu kutlu yolda Cumhurbaşkanımıza nefer olmaya talibiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi 'Halka hizmet, Hakk'a hizmettir' şiarıyla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Buradan bir kez daha haykırıyoruz: Biz kimsenin başına baş olmaya değil, milletimize hizmetçi olmaya geldik. Davamız hak ve hukuk davasıdır, insanlığa hizmet davasıdır. Danışma meclisimizin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum."

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye ve beraberindeki Hamas heyetini Ankara'da kabul etti.
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre Fidan, Hamas Siyasi Büro Başkanı Hayye ve beraberindeki heyeti başkentte kabul etti.

Partinin 25’inci kuruluş yıl dönümü vurgusunun öne çıktığı ve rozetlerin takıldığı dev buluşmada konuşan İl Başkanı Hakan Han Özcan, “Bizim soframız millete hizmet etmek isteyen herkese açıktır, Ankara’nın kaybedecek bir anı yok” mesajı verirken; saflara yeni katılan ilçe belediye başkanları ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 2029 yerel seçimleri için rekor oy sözü verdi.
AK Parti Genel Merkez Konferans Salonu’nda düzenlenen programa Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, Ankara Milletvekilleri, AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu, Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, belediye meclis üyeleri, ilçe başkanları, kadın ve gençlik kolları ile çok sayıda teşkilat mensubu katıldı.
![]()
Toplantının açılışında teşkilata ve salondakilere hitap eden AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan, teşkilatın 5 yıldır üst üste üye şampiyonu olduğunu hatırlatarak başladığı konuşmasında, AK Parti saflarına yeni katılan belediye başkanlarına ve meclis üyelerine özel olarak "Hoş geldiniz" mesajı verdi.
Özcan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
"Değerli dava arkadaşlarım, bu yıl AK Partimizin kuruluşunun 25. yılının heyecanını ve gururunu yaşıyoruz. Aynı inançla, sorumluluklar karşısında birbirimize tutunduk. Önümüze engeller çıktığında milletimize güvendik. Her seçimden sonra sorumluluğumuzu yeniden kuşandık, yeniden yola koyulduk. Bu büyük buluşmada her adımda bir teşkilat mensubumuzun emeği, her bir kardeşimin fedakârlığı, milletimizin ve devletimizin duası var. Kuruluşundan bugüne bu davaya emek veren bütün yol arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal eden isimsiz kahramanlarımızı rahmetle anıyorum.
![]()
Bizler AK Parti teşkilatları olarak üstümüze düşen her görevde en iyisini yapmayı hedefledik. Ve bu başarının mimarı eminim ki sizlersiniz. Bizler son beş yıldır üst üste üye şampiyonu oluyoruz. Her türlü engeli Allah’ın yardımıyla aşıyorsak burada sizlerin liderinize olan inancı, ülkemize olan güveni vardır. Biz bu davanın gururu ve sorumluluğuyla daha çok çalışıyoruz. Bu yürüyüşün önünde milletine sevdalı, en zor günlerde sorumluluk alan, Türkiye'nin iradesine sahip çıkan, mazlumların sesini dünyaya duyuran Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan var elhamdülillah. Ankara Teşkilatı olarak sorumluluğumuzu hissediyoruz. Liderimizin yanında sapasağlam duracak, milletimizin hizmetinde birlik olacağız."
İl Başkanı Hakan Han Özcan, partiye yeni katılan belediye başkanlarına ve meclis üyelerine hitaben konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kıymetli kardeşlerim, AK Parti ailemize katılan ve gücümüze güç katan belediye başkanlarımıza ve meclis üyelerimize de buradan bir kez daha 'Hoş geldiniz, safalar getirdiniz' diyorum. Eser ve hizmet mücadelemize verdikleri destek için kendilerine hassaten teşekkür ediyorum. Sizlerle omuz omuza çalışacak, ilçelerimizin ihtiyaçlarını birlikte takip edeceğiz. Attığımız bu adımı vatandaşlarımızın hayatına dokunan hizmetlerle büyüteceğiz. Bizim soframız millete hizmet etmek isteyen herkese açıktır. Birlikte yapacak çok ama çok işimiz var. Çünkü Ankara'mızın kaybedecek bir anı, bir vakti yok.
Biz Ankara'nın her ilçesinde hizmetimizle konuşulmak, her mahallesinde gayretimizle anılmak istiyoruz. Şehrimizin ihtiyaçlarını biliyor, sorumluluğunu taşıyoruz. Aziz dava arkadaşlarım, yılların tecrübesi ve ilk günün heyecanıyla şimdi daha güçlü çalışma vakti! Birbirimize sahip çıkacağız. Kardeşliğimizi büyüteceğiz. Ankara'nın 25 ilçesinde aynı inançla, aynı kararlılıkla çalışacağız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı hedeflerimize Ankara'dan en güçlü katkıyı sunacağız. Çünkü bizim bu şehre sözümüz, bu millete borcumuz var."
![]()
AK Parti saflarına katılan Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden rozet takarak AK Parti ailesine katılmaktan gurur duyduğunu ifade etti:
"Milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, meclis üyelerimiz, ilçe başkanlarımız, kadın kollarımız ve gençlik kollarımız; kısaca çok kıymetli teşkilat yöneticilerimiz ve partimizin çok kıymetli mensupları... Hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Partimizin 25. yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın elinden AK Partimizin rozetini takmak suretiyle AK Parti ailesinin bir mensubu ve sizlerin arasında bir üye olarak bulunmaktan, sizlerle yol yürümekten gurur duyduğumu ifade ediyorum.
Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde yükselen 'Türkiye Yüzyılı' misyonuna katkıda bulunmak ve mensubu olduğumuz yüce Türk milletine hizmet etmek en büyük arzumuzdur. Gençlik yıllarımızdan beri var olan vatan sevgisiyle, şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış bu vatana hizmetkar olmak en büyük dileğimizdi. Şimdi iktidar partisinin belediye başkanı olunca istekler, talepler ve beklentiler daha da arttı. İl Başkanımız, milletvekillerimiz, ilçe teşkilatımız, kadın ve gençlik kollarımızla birlikte omuz omuza vererek Gölbaşı’mıza ve Ankara’mıza hizmet edecek, hemşerilerimizin beklediği projeleri tek tek hayata geçireceğiz."
Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, coşkulu konuşmasında AK Parti çatısı altında bulunmaktan gurur duyduğunu belirterek teşkilatla entegre bir çalışma modeli ortaya koyduklarını vurguladı:
"Türkiye Yüzyılı’nın mimarı, dünya lideri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu kutlu çatı altında sizlerle beraber olmaktan onur ve gurur duyuyorum. Bizler İ'lâ-yı Kelimatullah davasının mensuplarıyız. Yetiştiğimiz aile geleneğimiz, terbiyemiz ve yürekli duruşumuzla bu vatan coğrafyasının nefesi olmaya devam ediyoruz.
Bizler belediye başkanı olarak elbette çok çalışacağız. Ancak yanımızda halkın içinde, yüreği pek bir teşkilatımız olmazsa bu işin bir tarafı eksik kalır. İşte bu yüzden belediyemiz ve teşkilatımız et ve tırnak gibi olacak, hep birlikte çalışıp güzel yarınlara ulaşacağız."
İcraatlarından ve teşkilatla yürütülen istihdam ile sosyal yardım çalışmalarından detaylar veren Özarslan, şunları söyledi:
"Cumhurbaşkanımızın bereketi üzerimize hasıl oldu. Sporcularımız kısa sürede 254 altın, 176 gümüş ve 132 bronz madalya getirdi; bu AK Parti'nin bereketidir. Sosyal yardım alanında 18 bin 300 vatandaşımıza birebir yardımda bulunduk, 9 bin 34 öğrencimize kart yardımı yaptık, 1.339 vatandaşımız daha Keçi-kart'tan yararlanmaya başladı. Ayrıca İl Başkanımızın çabalarıyla son SGK borcumuzu da ödeyerek borçsuz bir AK Parti belediyesi olduk."
Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu, 14 Ağustos tarihinde 8 meclis üyesiyle birlikte katıldığı AK Parti saflarında 2029 hedeflerine kilitlendiklerini vurguladı:
"Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 14 Ağustos itibarıyla düzenlediği rozet takma töreni ve partimizin kuruluş yıl dönümü vesilesiyle bu kutlu, milli davaya gönül verdik. Sayın Cumhurbaşkanımızın duruşuna ve karizmasına her zaman saygı duyuyorduk; 14 Ağustos itibarıyla da bu davanın bir neferi olarak Belediye Başkanı sıfatıyla rozetimizi taktık. Ben, benimle birlikte hareket eden 2 başkan yardımcısı, 2 Büyükşehir Belediye Meclis üyesi ve 4 ilçe meclis üyesi olmak üzere toplam 8 meclis üyemizle buradayım.
31 Mart yerel seçimlerinde emanet oylar alarak seçilmiştik. Ancak 14 Ağustos itibarıyla bu durum AK Partili hemşehrilerimizin gönülleriyle ve sizlerin desteğiyle asıl oya dönüştü. Bizler artık 2029 hedeflerine kilitlendik. Göreceksiniz; İl Başkanımızın ve partimizin desteğiyle 2029 yerel seçimlerinde bugüne kadar alınan oyların üzerine çıkarak rekorla karşınıza çıkacağız."
İl Başkanı Hakan Han Özcan'ın gece geç saatlerde dahi ilçe sorunlarıyla ilgilendiğini dile getiren Çırpanoğlu, esprili bir dille şu anıyı paylaştı:
"İl Başkanımız Hakan Başkanımızın, Levent Başkanıma gece saat 03.23'te mesaj atması hizmeti bir ibadet olarak gördüğünün kanıtıdır. Bana da SGK ile alakalı bir işimiz için 03.22'de mesaj attı; Levent Başkanıma benden bir dakika önce yetişmiş! Salondaki bu yürekli ve güçlü topluluk, yıllardır bu partinin neden iktidar olduğunun somut bir göstergesidir."
Haymana Belediye Başkanı Levent Koç ise Ankara'nın 25 ilçesiyle bütüncül bir planlamayla yönetilmesi gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi:
"Öncelikle bu büyük çatı altındayız. Türkiye çatısı altındayız, Türkistan bayrağı çatısı altındayız ve her şeyden önemlisi mazlumların çatısı altındayız. Bu çatıya omuz vermekten dolayı mutluluğumu ifade ediyorum.
![]()
Bizler göreve geldiğimiz günden bu yana şunu söyledik: Ankara 25 ilçeden oluşmaktadır. Ankara sadece 8 metropol ilçeden ibaret değildir. Sadece metropol ilçelere sıkışarak Ankaralıya zulmedemeyiz. Ankara'nın her ilçesinin kendine has dinamikleri var. Bütün şehri bu dinamikler üzerine inşa edelim. Ankara’yı yazın Karagöl veya Mogan’a, kışın AVM’lere gitmeye mahkûm etmekten kurtaralım."
Dünya liderimizin öncülüğünde ve gecenin saat 03.23'ünde 'O işi hallettik' diyen İl Başkanımız gibi bir Ankara abisiyle inşallah Ankara'yı hak ettiği yere taşıyacağız. İstanbul nasıl bütün ilçeleriyle bir hayat durağıysa, Ankara da 25 ilçesiyle tüm hemşehrilerimiz için bir hayat durağı olacaktır. Bu vesileyle bizleri bu çatı altında buluşturan Sayın Cumhurbaşkanımıza ve İl Başkanımıza şükranlarımı sunuyorum."
Coşkulu konuşmaların ve değerlendirmelerin ardından, AK Parti saflarına katılan belediye başkanlarına ve belediye meclis üyelerine parti rozetleri takıldı. Toplantı, teşkilat mensuplarının katılımıyla çekilen hatıra fotoğrafının ardından sona erdi.












DEM Parti’den yapılan açıklamaya göre, TBMM Başkanvekili Pervin Buldan ve DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar’dan oluşan DEM Parti İmralı Heyeti, AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala, Grup Başkanı Abdullah Güler ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile görüştü.
Görüşmede, sürecin geldiği aşama ve bundan sonra yapılacaklar hakkında görüş alışverişinde bulunuldu. (ANKA)
İsmail Saymaz ve Murat Ağırel ifadeye çağrıldı, Mustafa Balcı gözaltına alındı.
Fon krizi: İsmail Saymaz ve Murat Ağırel ifadeye çağrıldı, Mustafa Balcı gözaltına alındı Medyascope

Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et

Ataşehir'de belediye başkan vekilliği seçimine iki gün kala CHP'li Meclis Üyesi Ekrem Köse partisinden istifa etti.
Köse'nin istifa dilekçesi, Belediye Meclisinin ekim ayı toplantısının birinci birleşiminde Divan Kâtibi Seher Gülay tarafından okundu.
Köse, dilekçesinde yoluna bağımsız devam edeceğini belirtti.
Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel 21 Nisan'da ihale, imar ve iskan işlemlerine ilişkin rüşvet alındığı iddiasıyla gözaltına alındı; aynı gün tutuklandı.
Adıgüzel'in ardından başkan vekili olarak Murat Güneş seçildi. Güneş de 5 Ekim'de yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklandı.
Güneş'in tutuklanmasının ardından İstanbul Valiliği, Ataşehir Belediye Başkan Vekilliği seçiminin 10 Ekim'de yeniden yapılacağını duyurdu.
Seçime kısa bir süre kala gelen bu istifa seçimde CHP'nin elini zayıflattı. Köse'nin partiden ayrılmasıyla birlikte Meclis'te CHP'nin meclis üyesi sayısı 17'ye düşmüş oldu. Cumhur İttifakı'nın meclis üyesi sayısı ise 19'a çıktı.











İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesinin yankıları sürerken, belediye bünyesinde görev yapan isimlerden de peş peşe istifa açıklamaları gelmeye devam ediyor.
Tugay’ın yakın çalışma arkadaşı olarak bilinen İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Vekili ve Meclis 1. Başkan Vekili Levent Yıldır, görevlerini bırakma kararı aldı.
Yıldır’ın, belediye meclisindeki temsilini bağımsız meclis üyesi olarak sürdüreceği aktarıldı.
Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi 2. Başkan Vekili Elvin Sönmez de, Tugay’ın AKP’ye geçmesinin ardından görevinden istifa etti.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AKP Genel Merkezi’ne geldi.
Tugay, gazetecilerin “Bir mesajınız var mı?” sorusuna “İzmir’i çok seviyorum” yanıtını verdi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AKP Genel Merkezi’nde https://t.co/Eh70eUE4US
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 7, 2026
18 Haziran’da CHP’den istifa eden Tugay, AKP’ye katıldı. Tugay’a rozetini, parti Genel Merkezi’ndeki “AK Parti Milletvekilleri ile Yasama Yılı Açılış Toplantısı”nda Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan taktı.
Tugay, yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
“İzmir’de büyüdüm. Mütevazı bir ailenin çocuğuyum. Doktor oldum, 30 yıl hekimlik mesleğiyle ülkeme hizmet ettim. Ve bir büyüğümüz dedi ki, ‘Milletimize en iyi hizmet siyasettir’. Bu sözden sonra ülkeme hizmet için siyasete dahil oldum. Ama en iyi siyasetin de hizmet olduğunu çok kısa sürede anladım ve hep buna inandım.
7,5 yıldır belediye başkanıyım. Önce Karşıyaka’da, sonra İzmir Büyükşehir’de. Görev sürem boyunca tüm hemşehrilerimize hiçbir vatandaşımızı diğerinden ayırmadan hizmet ettim. Zorda, yoklukta, darlıkta olan insanlarımıza özellikle sahip çıkmaya çalıştım. En küçüğünden en yaşlısına, tüm vatandaşlarımız benim ailem oldu. İzmir’in 30 ilçesi, bin 390 mahallesi benim evim oldu, yuvam oldu. İzmirimiz çok kıymetli bir şehirdir. İzmirimizin insanları vatanseverdir. Milletine, manevi değerlerine çok düşkün insanlardır. Böyle bir şehre ve o şehrin insanlarına hizmet etmek elbette şereftir.
Siyaseti neden yapıyoruz? Neden yaptığımızı bir büyük lider şöyle tarif etti konuşmalarında: ‘Biz kimin hakkını savunmak için siyaset yapıyoruz? Biz bu ülkenin kenar mahallelerinde unutulmuş gariplerin, yoksulların, hakkı yenmiş mazlumların, çiftçinin ve esnafın hakkını korumak için siyaset yapıyoruz. AK Parti kimsesizlerin kimsesidir.’ Bu sözler, Türkiye Cumhuriyeti’nin son 25 yılına damgasını vurmuş büyük liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleridir.
Tam burada şunu söylemek isterim. Her İzmirli bilir ki, cumhuriyete samimiyetle sahip çıkan siyasetçi kimsesizlerin kimsesi olmak için çalışandır. Ben huzurlarınızdayım bugün. İnanarak ve güvenerek katıldığım bu çatının altında, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde büyük ve güçlü bir Türkiye ile kutuplaştırmadan ve ayrıştırmadan kurtulmuş bir millet için bu yola baş koymuşların yoluna refik olmak üzere aranıza geldim. Yunus Emre misali, ‘Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim’.
İnşallah 30 yılı aşan bir devlet yönetimi tecrübesine sahip Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve aynı deneyime sahip AK Parti ailesinin kıymetli desteğiyle İzmir’i ayağa kaldırmak, sorunlarını çözmek ve şehrimizi adeta yeniden inşa etmek üzere yola çıkıyoruz. Hiç şüphem yok, yerel yönetim, merkezi hükümet uyumu ve iş birliğiyle çok güzel işler başaracağız. Ancak en önemli şeyin milletimizin güvenini kazanmak, gönlünü yapmak olduğunu da hiçbir zaman unutmayacağız, hiçbir zaman unutmayacağım.
Hoş geldik ve hoş bulduk saygıdeğer Cumhurbaşkanım ve kıymetli AK Parti ailesi. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Hürmetle, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”
AKP’ye geçen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay:
“Siyaseti neden yapıyoruz? Neden yaptığımızı bir büyük lider şöyle tarif etti konuşmalarında:
‘Biz kimin hakkını savunmak için siyaset yapıyoruz? Biz bu ülkenin kenar mahallelerinde unutulmuş gariplerin, yoksulların, hakkı yenmiş mazlumların, çiftçinin ve esnafın hakkını korumak için siyaset yapıyoruz. AK Parti kimsesizlerin kimsesidir.’
Bu sözler, Türkiye Cumhuriyeti’nin son 25 yılına damgasını vurmuş büyük liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleridir.”
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 7, 2026
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin yeni yasama yılındaki ilk grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Konuşmasına Ankara’da şehit edilen polis memuru Ali Türkoğlu ve Kütahya’da yaşamına son veren polis memuru Yasemin Bodur Karasu’yu anarak başlayan Dervişoğlu, “Aylardır polislerimizin çalışma şartları ile ilgili uyarılarda bulunuyoruz, önlem alın diyoruz. 10 ayda 73 polis intihar etti” dedi.
Türkiye gündemini sarsan ‘fon krizi’ne değinen Dervişoğlu, “Türkiye, yeni yasama yılına Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunlarından biriyle girdi. Her şeyden önce adını doğru koyalım bu münferit bir olay değildir. Bu iktidar gözetiminde hırsızlıktır. İnsanların alın terinin, emeklinin kıdem tazminatının, çocuğuna iyi bir gelecek bırakmaya çalışan ailelerin tasarrufunun, enflasyon karşısında üç kuruşunu korumaya çalışan vatandaşın birikiminin devletin gözü önünde bir saadet zincirine heba edilmesidir” ifadelerini kullandı.
Dervişoğlu, bölücü açılım sürecine yönelik de “Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilerin eşit sayıda üyeyle katıldığı bir komisyon kuralım. Bakalım ‘kime kadar gidiyorsa’ diyenlerin elleri o gün de acaba kalkacak mı yoksa ‘çerçeve yasa’da kalkan 467 el hesap sormaya mı kalkacak yoksa sıraların altına mı gizlenecek bunu hep birlikte göreceğiz” diye konuştu.
Müsavat Dervişoğlu:
“Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilerin eşit sayıda üyeyle katıldığı bir komisyon kuralım. Bakalım ‘kime kadar gidiyorsa’ diyenlerin elleri o gün de acaba kalkacak mı yoksa çerçeve yasada kalkan 467 el hesap sormaya mı kalkacak yoksa sıraların altına mı gizlenecek bunu hep birlikte göreceğiz”
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 7, 2026
Dervişoğlu, “Anayasa bir siyasi ittifak sözleşmesi değildir, İmralı ile yapılacak pazarlığın senedi de hiç değildir” ifadelerini kullandı.
Müsavat Dervişoğlu:
“Anayasa bir siyasi ittifak sözleşmesi değildir, İmralı ile yapılacak pazarlığın senedi de hiç değildir” https://t.co/iwH7xZta5S
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 7, 2026
Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Bu bir magazin olayı değildir. Üç beş zenginin yatını, katını, arabasını, servetini sayma meselesi, hiç değildir. Bu, iktidar gözetiminde hırsızlıktır. Tam bir sene önce bu kürsüden borsada, fonlarda küçük yatırımcının sırtından dönen işleri anlattık, uyardık. İlgili kurumlara seslendik. Ardından 2 Aralık 2025 tarihinde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında Finansal İstikrar Komitesi toplandı. Fonlar konuşuldu. Riskler konuşuldu. SPK’nın alabileceği tedbirler konuşuldu. Demek ki bugün kimse çıkıp; ‘Devlet bilmiyordu’ diyemez. Devlet biliyordu, kurumlar biliyordu, uyarılar yapılıyordu ve aylar boşa geçti. Hepimiz biliyoruz ki bu çapta bir vurgun, siyasetten onay almadan, yargıdan zırh kuşanmadan, bürokrasiden yol bulmadan yapılamaz. Bu devlet yıllardır bize bir şirket gibi yönetiliyor diye anlatıldı.
Ben artık bunun bile mevcut durumu açıklamaya yetmediği kanaatindeyim. Çünkü en alelade şirket dahi, bütün varlığı yağmalansın, içi boşaltılsın ve sonunda tasfiye edilsin diye yönetilmez. Buradaki sorun artık devleti şirket gibi yönetmek değildir. Bunun adı zimmete geçirmektir, el koymaktır. Devlet imkânlarını kamu emaneti olarak değil, üzerinde tasarruf edilecek bir mülk gibi gören zihniyet ile karşı karşıyayız. Makam hizmet yeri olmaktan çıkıyor, imtiyaz kapısına dönüşüyor. Liyakat yerini sadakate bırakıyor. Sadakat kayırmayı, kayırma cezasızlığı, cezasızlık da bugünkü çürümeyi üretiyor. Devlet şirket değildir. Aile şirketi, hiç değildir.
Ortada, Türk Milletinin sorduğu çok hayati sorular var. Birincisi, ‘Erdoğan bütün bunlardan habersiz midir? Her şeye gücü yeten; bakanını, valisini, bürokratını atayan; kurulların yönetimini belirleyen; devlet idaresinin en tepesinde bulunan Cumhurbaşkanı, bu büyüklükteki bir organizasyondan, on milyarlarca dolar kara paradan gerçekten habersiz midir?’ Bir an için diyelim ki, evet, habersizdir. Eğer öyleyse, bu başlı başına büyük bir yönetim zaafıdır. Siyasi hayatı boyunca hep daha fazla yetki isteyen, her fırsatta daha fazla yetki alan ve sonunda yürütme gücünü bir makamda toplayan Erdoğan, demek ki artık topladığı bu yetkilerin altından kalkamıyor demektir. Paslanma tehlikeli bir düzeye gelmiş demektir.
İkinci soru, ‘Erdoğan olup biteni biliyor ama engelleyemiyor mu?’ sorusudur. O zaman bu sistemin ‘hızlı karar’, istikrar ve ‘koordinasyon’ diye anlatılan bütün gerekçeleri çökmüş demektir. Ve yine Erdoğan zaaf içindedir demektir. Üçüncü soruysa çok daha vahimdir, eğer Erdoğan olup bitenden haberdarsa bu saadet zincirinin büyümesine göz yummuş demektir. Siyasi nüfuzun sağladığı imknların kullanılmasına ses çıkarmamış, Erdoğan bu suça iştirak etmiş demektir. Başka bir ihtimal varsa buyursunlar anlatsınlar. Türk milleti duymak istiyor. AKP’lisi, MHP’lisi, Yeni Parti’lisi, CHP’lisi. Ve İyi Partilisi… Bu şüphe, şunun bunun üzerinde değil, doğrudan doğruya sizin üzerinizdedir Sayın Erdoğan. İşlenen suç da sizi üzme suçu değil, Türk milletini soymak suçudur.
Sayın Erdoğan, siyasi hayatınız boyunca milletten yetki istediniz, ‘Yapacağız’ dediniz. Millet yetkiyi verdi. Bir daha istediniz. Millet yine ‘tamam’ dedi. Başbakan oldunuz. Cumhurbaşkanı oldunuz. Parlamenter sistemi kaldırdınız. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini kurdunuz. Bakanı siz atıyorsunuz. Valiyi siz atıyorsunuz. Kurulları siz belirliyorsunuz. Üst düzey bürokrasiyi siz tayin ediyorsunuz. Şimdi de çevrenizden; ‘Reis her şeye yetişemez’, ‘Bu kadar iş bir kişiye fazla’ sesleri geliyor. Allah aşkına, siz ne istiyorsunuz? Millet yetki verince daha fazla yetki istiyorsunuz ama sorumluluğu üzerinize almıyorsunuz. Olmaz! Her gücün bir sorumluluğu vardır. Mutlak gücünse mutlaka sorumluluğu vardır.”
Soyguna iktidar partisinin yöneticilerinin adı karışıyor. Birileri görevinden ayrılıyor. Yanlış anlamayın, partideki görevinden affını istiyor. Gerçi büyük ceza kesip, WhatsApp gruplarından da çıkarıyorlar. Peki ya sonra, sonrası yok. Her konuşmanızda millete ahlak dersi veriyorsunuz Sayın Erdoğan. Peki kendi partiniz için ne yapıyorsunuz? Bütün u hırsızlıkları, yolsuzlukları, uğursuzlukları yapanlar, bu suçlara ortak olanlar acaba sizden bir müeyyide beklemiyorlar mı? Bunları partinizde ihraç ettiniz mi örneğin? Bunun için ne gerekiyor? Bu kadar yolsuzluğun, hırsızlığın, uğursuzluğun ortağı olan için hangi savcının iddianamesini, hangi mahkemenin kararını bekliyorsunuz? Sizin partinizin disiplin yönetmeliği yok mudur? Partinizin kendi siyasi ahlakı yok mudur? Ceza verecek adam bulamıyorsunuz da faturayı yine her zaman olduğu gibi millete kakalayacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu millet buna artık izin vermeyecektir. Bu kötü düzenin bir parçası asla olmayacaktır.
15 Temmuz ihanetinden sonra FETÖ borsasının nasıl kurulduğunu bu millet gördü. Suçlunun parayla aklandığı; suçsuzun siyasi husumetle suçlu ilan edildiği; aracıların, simsarların türediği; adaletin işportaya düşürülmeye çalışıldığı günleri gördük. Şimdiden uyarıyorum, aynı şey bu büyük soygunda da yaşanmasın. Fon borsası yetmedi, bir de aklanma borsası kurulmasın. Üç beş kurban verilip, bu çarkın asıl sahipleri aklanmasın. Biz iktidardan kelle istemiyoruz. Önümüze birinin kellesini atıyorlar hep… Hesap istiyoruz! Hesap yurttaş olarak hesap verilsin istiyoruz. ‘Haksız kazançların iadesi’ diyerek hırsızın aldığını sözde geri getirip masaya bırakmasını da adalet diye kabul etmiyoruz. Haksız kazançların iadesi yetmez. Haksız ve hukuksuz kullanılan yetkilerin de iadesi gerekir. Milletin yalnızca parası pulu değil, itibarının, haysiyetinin de iadesi gerekir. Herkes çaldıklarını geri verecek. Geri vermekle kalmayacak, hesabını da verecek.
İşte tam da böyle bir tablonun ortasında, 1 Ekim günü bu Meclis’in kürsüsünden iki konuşma dinledik. Sayın Erdoğan konuştu. Sayın Meclis Başkanı konuştu. Her iki konuşmada da bize yeni bir siyasi dönem tarif edildi. Sayın Erdoğan, yüz binlerce insanın parasının iç edildiği vurgunu, ‘Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorun’ diye küçültürken, aynı konuşmada, ‘Büyük Türkiye Mutabakatı’ndan söz etti. ‘Mutabakat içinde rekabet’ dedi. ‘İç cephenin tahkimi’ dedi. İhanet yasasına verilen 467 oyu gösterdi. Ve bütün bunların ucuna yeni anayasayı ekledi.
Sayın Kurtulmuş da yeni anayasayı ertelenemez bir sorumluluk olarak tarif etti. Fon skandalına ilişkin de ‘Kime kadar gidiyorsa hesabı sorulmalı’ dedi. Çok güzel… Biz de aynısını söylüyoruz. İşte önergesini de verdik. Kime gidilmesi gerekiyorsa gidilsin diye, kimden hesap sorulması gerekiyorsa sorulsun diye, ‘Meclis’te bir komisyon kuralım’ dedik. Dedik ve ne olduğunu da dün milletimiz gördü? Gördünüz değil mi? Vurgun konuşulmasın, hırsızlık konuşulmasın diye, komisyon kurulmasın diye, Meclis’i kapatıp kaçtılar. Meclis’ten kaçtılar, Meclis’ten.
Siyasette kim varsa, bürokraside kim varsa, piyasada kim varsa, çıkaralım milletin önüne. Bakalım ‘kime kadar gidiyorsa’ diyenlerin elleri o gün de kalkacak mı? Yoksa çerçeve yasada kalkan o 467 el, hesap sormaya mı kalkacak, yoksa sıraların altına mı altına mı girecek? Hep birlikte bir görelim. Yeri gelmişken, şu 467 meselesini de konuşalım. Bir yasaya 467 milletvekilinin oy vermiş olması hiç kimseye Türkiye’nin geleceği üzerinde açık çek vermez. Bir yasayı 467 el geçirebilir ama bir milletin vicdanını hiçbir el susturamaz. Terörle mücadele adı altında başlayan bir sürecin aritmetiğini alıp, yeni rejimin tapusu gibi gösteremezsiniz.
Üstelik hala cevap bekleyen sorular ortadadır. Silah gerçekten bırakıldı mı? Bırakıldıysa kaç silah, nerede ve kimin gözetiminde teslim edildi? Örgüt gerçekten dağıldı mı? Yoksa sınırımızın hemen ötesinde adını, biçimini, statüsünü değiştirerek yoluna devam mı ediyor? Terör elebaşları neden her geçen gün daha fazla siyasi muhatap haline getiriliyor? Bu sorulara cevap vermeden milletin bilmediği pazarlıkları ‘Milli mutabakat’ etiketiyle önümüze koyamazsınız. Çünkü siz, mutabakatın da ne olduğunu bilmiyorsunuz. Nedir Mutabakat? İktidarın çizdiği dairenin içine muhalefeti davet etmek midir? ‘Ben yolu çizdim, siz de arkamdan gelin’ demek midir? Hayır. Açık açık söylüyorum, siz milletimizle değil, teröristle mutabıksınız teröristle.
Anayasa, sistemin çatısıdır. Vatandaşı ‘Rahmetsiz yağmurlardan’ korumak için vardır. Bugün mevcut Anayasayı çiğniyorlar. Ama 12 Eylül Anayasası olduğu için değil, kendilerini sınırladığı, hesap vermeye, ölçülü olmaya zorladığı için çiğniyorlar. 86 milyonun ortak iradesi değil, iki dudakları arasından çıkan sözler ferman kabul edilsin, yasa olsun diye çiğniyorlar. Yandaşını, ortağını, yancılarını korumak için çiğniyorlar. Kendilerinden olmayana eziyet için çiğniyorlar. Yoksa, dibacesi dahil, üçte ikisi değiştirilmiş, hükümet sistemi baştan aşağı yeniden kurulmuş, Cumhurbaşkanına verilmedik yetki kalmamış Anayasa’yla bu kadar sorun yaşamazlardı. Mesele Anayasanın eski olması değildir. Mesele sizin sınır tanımamanızdır.
Ne istiyorsanız açık konuşun. Aziz milletimizden emellerinizi gizlemeyin. Siz 15 Temmuz ihanetini istismar ederek tek adam rejimini kuranlarsınız. Şimdi de Türk Milletinin huzur arayışını, ‘Ömür boyu başkan kalmak için’ istismar etmek niyetindesiniz. Türkiye’nin başına altından kalkamayacağı yeni belalar açmak için anayasa yapılmaz. Anayasa bir siyasi ittifak sözleşmesi değildir. İmralı’yla yapılacak pazarlığın senedi de değildir. Hele hele başka ülkeler ile yaptığınız taşeronluk akdinin ek protokolü hiç değildir. Herkes bunu doğru bilmek ve anlamak mecburiyetindedir. Türkiye’nin ihtiyacı, milletine sürü muamelesi yapmayan adam gibi bir Cumhuriyet idaresidir. Anayasal hürriyet rejimidir.”
Duyumlardan biliyoruz. İçerikten milletin haberi yok. Anlatıldığı kadarıyla, imzacı ülkelerden birine yapılacak saldırı diğerlerine de yapılmış sayılacak. Şimdi soruyorum: Bu anlaşma bize hangi güvenliği sağlayacaktır? Yok eğer aranan şey güvenlik değilse ne arıyorsunuz? Para mı? Finansman mı? Başka bir siyasi pazarlık mı? Yoksa yeni tehditler, yeni belalar mı? Neyin peşindesiniz? Türk askerini ihraç malı gibi göremezsiniz. Mehmetçiği lejyoner haline getiremezsiniz. Başka devletlerin güvenliğinin kefili olurken, Türkiye’nin önüne hangi faturanın konulduğunu bilmek milletin hakkıdır. Türk askerinin kanı hiçbir mali paketin teminatı değildir, olamaz.
Çünkü bu sistem, saadet zinciri üretir. Ponzi üretir. Fon vurguncusu üretir. Bahis çetesi, dava borsası, kara para üretir. Ve sonunda ahlaklı vatandaşa ‘Biraz daha sabret’ derken, imtiyaz sahibine yeni bir kapı açar. İşte bu yüzden; 10 ve 11 Ekim’de İYİ Parti Emek Çalıştay’ında bir araya geleceğiz. Geçtiğimiz günlerde hak ararken canına kıyan emeklimizin haykırdığı gibi: ‘Para için değil, onurumuz için’. Çünkü mesele gerçekten, yalnız para değildir. Mesele, çalışan insanın yarınından emin olmasıdır. Emeğinin karşılığını almasıdır.
Şimdi cumhur ittifakına oy vermiş vatandaşlarıma sesleniyorum. Bize inanmak zorunda değilsin. Bizi sevmek zorunda da değilsin. De ki biz yanlışız, de ki ‘Reis doğrusunu biliyor’, Sen sor, ‘Bu yanlışlıklar neden oluyor’ diye sor. ‘Niye cebimdeki artmıyor’ diye sor. ‘Niye elimdeki azalıyor’ diye sor. ‘Niye ben bir aylık maaşla ay sonunu getirmeye çalışırken oy verdiğim insanların çevresinde milyonlar, yüz milyonlar, milyarlar konuşuluyor’ diye sor. İlçende sor, ilinde sor, milletvekiline sor, bakanına sor, partine sor. ‘Biz Adalet ve Kalkınma Partisi miyiz; Yoksa Arsızlıkları Kapatma Partisi miyiz’ diye sor! Bizim sormamıza güvenmiyorsan sen sor. Çünkü bu düzen sana rüya satar, bedelini ise senin gerçeğinden alır. Bu düzen sana kahramanlık satar, ama ateşte yanan sen olursun.”
Dervişoğlu, partisinin grup toplantısı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Dervişoğlu, “Dün yoklama talebiyle Genel Kurul kapatıldı. Siz de tepkinizi gösterdiniz. Bugün Cevdet Yılmaz bir bilgilendirme yapacak size. İçeride söylediklerinizi anlatacak, ne bekliyorsunuz?” sorusuna, şu yanıtı verdi:
“Vallahi Cevdet Yılmaz’ın neyi açıklayacağını bilmiyorum. Bu kolay açıklanacak bir durum da değil. Zannediyorum kendisi de bunun farkındadır. Ama milletin cevabını aradığı sorulara doğru cevap vermesini temenni ediyorum. Cevdet Yılmaz’dan sonra partimizi temsilen de arkadaşlarımız konuşacaklar. Ekonomi Politikaları Başkanımız da Kalkınma Politikaları Başkanımız da bu zamana kadar kamuoyuna yaptıkları eleştirileri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dile getirecek. Bu bir çare toplantısı değil. Çare, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütün siyasi partilerin eşit sayıda katıldıkları bir komisyonun kurulmasından geçiyor ki sorun doğru bir biçimde araştırılabilsin. Karar nisabını iktidarın ayarladığı ve düzenlediği bir komisyon çalışmasının ya da komisyon kuruluşunun, derdin çözümüne çare olabileceği kanaatinde değilim. Ama iktidar bu sıkıntıdan kaçamaz.”
Dervişoğlu, “Dün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir çağrısı oldu erken seçim için ama 2028’i işaret ediyor. ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bir kez daha seçelim’ dedi. Ne dersiniz?” sorusunu da şöyle yanıtladı:
“Anayasada Cumhurbaşkanına yeniden aday olma imkanı veren madde açıkça görev, bütün görev döneminin başındaki bir süreci kapsıyor. Görev dönemini tamamlamış bir cumhurbaşkanına yeni bir yetkinin verilmesi hali, ki bundan yararlanarak erken seçimden aday olarak çıkmasını temin etmiş olma hali, Anayasa’nın doğrudan doğruya arkasından dolanmak anlamına gelir. Türkiye’yi uzunca bir zamandan beri yöneten Sayın Erdoğan’ın Anayasa’daki bir boşluktan yararlanarak anayasanın arkasından dolaşmasını, onun siyasi ahlakına uygun bir davranış olmayacağı gerçeğini de beraberinde getirir. Zannediyorum ki bu gerçeği görür. Anayasa’mızda cumhurbaşkanı iki defa seçilebiliyor. Mevcut Cumhurbaşkanımız zaten üç defa seçilmiştir. Bu tartışmalar zamanında doğru biçimde yapılmadığı için de bugün böyle birtakım garabetlerle karşı karşıya kalıyoruz. Hukukçulara sorun, o madde niye koyuldu? Ona bir baksınlar. Cumhurbaşkanının görev süresinin azaltılmasına vesile olabilecek Meclis aritmetiğinden kaynaklı olumsuzluklara karşı tedbir olarak konuldu. Yani Cumhurbaşkanı hem görev müddetini tamamlayacak hem de o maddeden istifade ile yeniden aday olacaksa o Sayın Cumhurbaşkanının da, şayet siyasi meşrebine yakışıyorsa, kanuni açıdan bunu yapabilme imkanları vardır. Ama her kanuni olan şey meşru değildir.”
Dervişoğlu, “Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş önümüzdeki hafta bir siyasi parti turuna çıkacak. Bu bekleniyor ve çerçeve yasada işaret edilen komisyonun kurulması için. O komisyonu 3. göz diye nitelendiriyor. Bir öncekinde olmadınız, yasa çıkaracak ve o konuşmaları yapacak komisyonda. Ama bunda olacak mısınız?” sorusunu yanıtlarken şunları kaydetti:
“Öncelikle şunu söyleyeyim, böyle sorularda siz benim direkt kararımı soruyorsunuz. Biz bir siyasi partiyiz. Dolayısıyla bizim hem karar kurullarımız var hem de icra kurullarımız var. Bizim partimizde yarına dair ne olacağını partinin genel başkanı tek başına söyleyemez. Dolayısıyla milletvekillerimizle, Genel İdare Kurulumuzda, Başkanlık Divanımızda bu konuları konuşuyoruz. Bugün eğer böyle bir komisyona dahil olup böyle bir suçun ortağı sayılmadıysak bunu müşterek ortak kararlar almamıza borçluyuz. Tıpkı o zaman nasıl aldıysak, bugün de aynı ortak kararı yine birbirimizle istişare ederek alacağız. Benim bir kanaatim var mı? Elbette ki var. Ama ihsasırey sayılır, şimdi söylersem arkadaşlarıma da haksızlık ve saygısızlık yapmış olurum. Öyle bir batağa düşmek istemiyorum. Ben gerçekçi olunmasından yanayım, siyasette de her alanda da. Ama birileri birilerini yönetiyormuş gibi bir tavrın mümessili gibi davranıyor. Kimilerinin de yağmur beklentisi varmış. Fırtına onları bekliyor. Sel olup götürecekler. Millet öyle yapacak.”
Özel, fon krizinde Usame Erdoğan ve AKP bağlantılarına ilişkin yeni iddialar ortaya attı. TERA, Lydia ve Bulls ilişkilerini gündeme getirdi.
Özgür Özel’den yeni iddia: Erdoğan’ın yeğeni Üsame Erdoğan da fon krizinin içinde Medyascope
AK Partili Eyyüp Kadir İnan, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Özgür Özel, kendi hazırladığı çilingir sofrasının müdavimi yakın arkadaşlarının kurduğu rüşvet çarkının temsilcisidir. Özgür Özel, rüşvet iddialarıyla anılan en yakın ekibini hiçbir denetimden geçirmeyip, iddiaların muhatabı rüşvetçilerle yeni parti kuran bir acizdir. Özgür Özel, pavyon siyasetinin temsilcisidir” ifadelerini kullandı.

Son dakika haberi: Ataşehir Belediye Başkan Vekili Murat Güneş ve Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen tutuklandı.
İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamaya göre iki ilçede de Belediye Başkan Vekili seçimi 10 Ekim Cumartesi günü saat 10.00'da toplanacak.
Valilik'ten Ataşehir Belediyesi'yle ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 'Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma' ve 'Rüşvet Almak' suçları nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında Ataşehir Belediye Başkan Vekili Murat Güneş, İstanbul Anadolu 6. Sulh Ceza Hakimliği’nin 05.10.2026 tarihli ve 2026/966 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Adı geçen şahıs, İçişleri Bakanlık Makamının 06.10.2026 tarihli Olur’u ile görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45. maddesi hükümleri gereğince; Ataşehir İlçe Belediye Meclisinin Belediye Başkan Vekilini seçmek üzere 10 Ekim 2026 Cumartesi günü saat 10.00'da toplanması, Valiliğimizce uygun görülmüştür."
Valilik'ten Eyüpsultan Belediyesi'yle ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Konuya ilişkin İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamada, "Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca “Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma, Rüşvet Alma ve Kamu Kurum ve Kuruluşlarının İhalesine Fesat Karıştırma' suçları nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 05.10.2026 tarihli ve 2026/930 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Adı geçen şahıs, İçişleri Bakanlık Makamının 06.10.2026 tarihli Olur’u ile görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45. maddesi hükümleri gereğince; Eyüpsultan İlçe Belediye Meclisinin Belediye Başkan Vekilini seçmek üzere 10 Ekim 2026 Cumartesi günü saat 14.00'da toplanması, Valiliğimizce uygun görülmüştür."
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
Eyüpsultan Belediyesi soruşturması! Belediye Başkanı Bülent Özmen tutuklandı
Ataşehir Belediyesi Başkan Vekili Murat Güneş tutuklandı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze'de İsrail'in saldırısı sonucu bir araçta mahsur kalarak hayatını kaybeden 6 yaşındaki Filistinli Hind Rajab'ın ailesini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul etti.![]()

TBMM'deki grup toplantısında konuşan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği yönündeki iddiaların gündemde olduğu dönemde isim vermeden siyasi transfer tartışmasına değindi.
Özel, partisindeki kargaşadan kaçan ve lekelenmemek için YENİ Parti'den uzak duran partililere karşı ağzını bozdu.
![]()
Özel, şu ağır ifadeleri kullandı:
“Bu baskılara boyun eğmeyip de içeride aslanlar gibi yatıp arkadaşlarını ve partisini satmayanlar ölene kadar kardeşimizdir. Satıp gidenler haindir, hain oğlu haindir. Onu satın alan da milli irade hırsızıdır.”
Teyzesinin kendisine, “Bırak giden gitsin, satan satsın, topuklayan topuklasın” söylediğini dile getiren Özel, “Teyzem dedi bana. ‘Bırak giden gitsin, satan satsın, topuklayan topuklasın.’ Yeni Parti var. İktidara yürüyüşte. Esas onlardan arınalım, önümüze bakalım" ifadelerini kullandı.
Özel, konuşmasının İzmir bölümünde iktidarı da hedef aldı.
İzmir ve Foça'daki gelişmeler üzerinden çeşitli iddialarda bulunan Özel, siyasi transferlerin baskı ve tehdit yoluyla gerçekleştirildiğini öne sürdü.
Özel, bu yaklaşımı “eski siyasetin daniskası” sözleriyle eleştirirken, partisinin iktidara yürüdüğünü savundu.
AK Parti'den dikkat çeken İzmir paylaşımı! Cemil Tugay sinyali...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğu, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu.
Kılıçdaroğlu, isim vermeden CHP'den ayrılarak Yeni Parti'yi kuran Özgür Özel ve destekçilerine gönderme yaptı. Salondaki partililer, Kılıçdaroğlu'nun konuşması sırasında "Arına arına iktidara" diye slogan attı.
Kılıçdaroğlu, partililerin bu sloganına karşılık olarak şunları söyledi:
"Arınma sadece CHP'de değil ama büyük ölçüde arındık. Ama hala var.
Arınacağız, arınacağız. Kör kuruşun hesabını soracağız.
Kimseye yolsuzluk yaptı diye özel bir makam tahsis etmeyeceğiz."
![]()
Kılıçdaroğlu, 2024 yerel seçimlerinde Özgür Özel'in genel başkanlığı döneminde CHP'den belediye başkanlığına seçilen ve daha sonraki tarihlerde yolsuzluk soruşturmaları kapsamında tutuklanan isimlerle ilgili olarak partide "arınma" uyarıları yapmıştı.
Mutlak butlan kararıyla CHP'nin genel başkanlığına Kemal Kılıçdaroğlu ve 2023 Kurultayı öncesindeki CHP yönetiminin dönmesinin ardından, adı şaibe iddialarıyla anılan birçok partili CHP'den ihraç edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 2027’de yapılması planlanan kurultay öncesi genel başkanlık yarışı hareketlendi.
Genel başkanlık için bir aday çıktı. Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı CHP'li Ümit Uysal, parti kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu'nun aday olmaması halinde aday olacağını açıkladı.
![]()
Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, CHP Serik İlçe Başkanlığı'nda partililer ve vatandaşlarla bir araya geldi.
Buradaki konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ümit Uysal, 2027 yılı mart ayında yapılacak CHP kurultayına ilişkin 'Kemal Kılıçdaroğlu aday olmazsa aday olacak mısınız?' sorusuna, "Kesinlikle adayım" karşılığını verdi.
Daha önce de Eski Milletvekili Aytuğ Atıcı, CHP'deki genel başkanlık için adaylığını ilk açıklayan isim olmuştu.
Kılıçdaroğlu yol haritasını açıkladı: Yeni ittifak sinyali







AYM, Tayfun Kahraman’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi; yeniden yargılama ve 100 bin TL manevi tazminata hükmetti.
AYM’den Tayfun Kahraman hakkında ikinci ihlal kararı: Yeniden yargılama ve 100 bin TL tazminat Medyascope
Kamuoyunun gündemini meşgul eden “iltibas” iddiası için YENİ Parti, Anayasa Mahkemesi’ne savunmasını verdi.
YENİ Parti “iltibas” iddiası için AYM’ye savunmasını gönderdi Medyascope
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası Uzay Federasyonu (IAF) tarafından Antalya NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen 77. Uluslararası Uzay Kongresi'nin (IAC) açılış programının ardından, SpaceX üst düzey yöneticileri Rebecca Hunter ve Michael Nicolls'u kabul etti.
![]()
Kabulde, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Bayraktar da yer aldı.
![]()

CHP'den istifa eden ve bağımsız olarak görevini sürdüren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay siyaset gündeminden düşmüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinin ardından AK Parti'ye geçeceği iddiaları daha da alevlenirken, son olarak Tugay'ın 7 Ekim'de AK Parti rozeti takacağı öne sürüldü.
![]()
Tugay'ın AK Parti'ye katılımına ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmazken, YENİ Parti tarafından gelen açıklama dikkat çekti.
YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin MYK toplantısı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
![]()
CHP’den haziran ayında istifa eden ve yoluna bağımsız devam eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçeceği iddialarını sorulmasına ilişkin şunları söyledi:
"Geçebilir mi? Geçebilir. Sizden görüyoruz, duyuyoruz.
Genel Başkanımızla, bizle, bir iletişimi yok.
Katılacağına yönelik bilgiler geliyor."
Öte yandan Tugay'ın sosyal medyada bir kullanıcıya verdiği yanıt dikkat çekti. Tugay'ın “İşini yapan hiçbir kimseye bir şey olmaz” sözleri AK Parti'ye geçiş sinyali olarak yorumlandı.








Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanlıurfa Şehir Hastanesi’nin açılışında konuştu.
Fon soruşturmasıyla ilgili kurulları topladıklarını ve yol haritasının belirlendiğini söyleyen Erdoğan, “Birinci önceliğimiz Türkiye ekonomisine zarar gelmesin. İkincisi her kim haksız kazanç elde etmişse bunun hesabını adalete versin. Devlet denetleme Kurulumuzla, Adalet Bakanlığımızla, Hazine ve Maliye bakanlığımızla her türlü adımı atıyoruz. Kurulumuz süreci, yönetiyor” dedi.
Erdoğan şöyle devam etti:
“Kimsenin hakkını kimseye yedirmeden adalet ve hakkaniyet zemininde sürecin çözülmesi için çalışıyoruz. Türkiye ekonomisi bu sorunun üstesinden gelecek kapasitededir. Kendi pisliklerini örtmen adına Türkiye’nin iktisadi güvenliğini sabotaj düzenleyenlerin hevesleri kursaklarında kalacaktır. İster belediyelerde ister sermaye piyasalarında olsun milletin malına el uzatanların yaptıkları yanlarına kar kalmayacak. Gereken neyse yapıyoruz ve yapacağız.”
Bölücü açılım sürecine yönelik de mesajlar veren Erdoğan, “Terörsüz Türkiye sürecinde mesafe aldıkça, şehirlerimizi kalkınıyor, yaylalarımız, dağlarımız şenleniyor” diye konuştu.
Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“İki senedir evlerden ağıtlar yükselmiyor. Sınırlarımızın dışında da gerçekten çok farklı bir rüzgar esmeye başladı. Komşumuz Suriye’de zalim rejim devrildi yerine Türkiye’nin çok yakın dostu bir yönetim geldi. Entegrasyon süreciyle oradaki terör sorunu çözülüyor. Irak’ta aynı şekilde güvenlik ortamı tekrar tesis ediliyor. İnşallah çok daha güzel günleri hep beraber göreceğiz. Terörün yerini huzur alacak. Terörsüz Türkiye hedefimizle aramıza kimse giremeyecek. Türkler, Kürtler, Araplar olarak 838 sene önce Kudüs-ü Şerif’i Haçlılardan kurtaran Selahaddin Eyyubi’nin ordusunda olduğu gibi kenetleniyoruz.”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, fon soruşturması ve belediyelere yönelik düzenlenen operasyonlar hakkında açıklama yaptı.
Devlet Bahçeli’den fon soruşturması açıklaması: “Fon piyasasındaki olaylar isteğe bağlı bir tasarruftur” Medyascope
DEM Parti İmralı Heyeti, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüştü.
DEM Parti, Cevdet Yılmaz ve Numan Kurtulmuş ile görüştü Medyascope

19 Haziran'da CHP'den istifa eden ve bağımsız olarak görevini sürdüren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın yeni siyasi adresi netleşti.
30 Eylül'de Beştepe'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelen Tugay, AK Parti İzmir İl Başkanlığı ile temaslarını tamamlayarak katılım sürecini kesinleştirdi.
Cemil Tugay, 7 Ekim tarihinde düzenlenecek AK Parti Grup Toplantısı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın takacağı rozetle resmen AK Parti saflarına katılacak. Tugay ile birlikte İzmir'de iki ilçe belediyesinin daha AK Parti'ye katılacağı bildirildi.
Sözcü Gazetesi'nden Mustafa Balcı'nın haberine göre; Beştepe'deki kritik görüşmenin ardından programlarını askıya alan ve telefonunu kapatan Tugay, danışmanları aracılığıyla kendisine ulaşmak isteyenlere "yurt dışında" bilgisinin verilmesini istedi.
Cemil Tugay'ın bu hamlesiyle birlikte AK Parti, parti tarihinde ilk kez İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde yönetimi devralmış olacak.

Şanlıurfa Büyükşehir bağımsız Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, Şanlıurfa’nın kadim medeniyet mirasını simgeleyen anlamlı bir hediyeyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a takdim etti.
Gülpınar, Mescid-i Aksa’nın tarihi minberinin özel olarak hazırlanan minyatürünü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye etti.
![]()
Nureddin Zengi tarafından 1168-1169 yıllarında Mescid-i Aksa için Halep’te yaptırılan tarihi minber, Kudüs’ün 1187 yılında fethinin ardından Selahaddin Eyyubi tarafından Mescid-i Aksa’ya yerleştirilmişti.
Asırlık İslam medeniyetinin önemli sembollerinden biri olan tarihi minberin özel olarak hazırlanan minyatürü, Şanlıurfa’dan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a takdim edildi.
Başkan Gülpınar’ın hediyesi, Şanlıurfa’nın tarihi ve kültürel mirası ile Kudüs arasındaki güçlü bağın sembolik bir ifadesi olarak dikkat çekti.
Gülpınar, kadim medeniyet mirasının önemli sembollerinden birini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a takdim etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Destici, Aktütün şehitlerinin 18. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Aktütün'de vatanı ve ay yıldızlı al bayrağı canı pahasına savunan 17 kahramanımızı, şehadetlerinin 18. yıl dönümünde rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz." ifadelerini kullandı.
Milletin huzuru ve ülkenin bölünmez bütünlüğü uğruna ödenen bedellerin, Türkiye'nin geleceğine ilişkin her adımda gözetilmesi gerektiğini belirten Destici, şunları kaydetti:
"Milletimizin huzuru ve ülkenin bölünmez bütünlüğü uğruna en ağır bedelleri ödeyen şehitlerimizin aziz hatırası ile gazilerimizin sarsılmaz itibarı, her türlü siyasi ve konjonktürel değerlendirmenin üzerindedir. Devletimizin ve milletimizin varlık mücadelesinde ödenen bedeller, Türkiye'nin geleceğine dair atılan her adımda en temel pusulamız olmaya devam edecektir."
Türkiye'nin terörsüz bir geleceğe yürüme iradesini kıymetli bulduğunu ifade eden Destici, süreçlerin şehitlerin ve gazilerin hukukunu gözeterek yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Destici, "Bugün Türkiye'nin terörsüz bir geleceğe yürüme iradesi elbette kıymetlidir. Ancak hangi süreçten, hangi siyasî zeminden geçilirse geçilsin; bu yürüyüşün en hassas ölçüsü, şehitlerimizin ve gazilerimizin hukukunun, hatırasının ve onurunun korunmasıdır" dedi.
Barışın değerinin, uğruna bedel ödeyenlerin hatırasına sahip çıkılarak anlaşılacağını belirten Destici, "Çünkü barışın kıymeti, uğruna bedel ödeyenlerin unutulmasıyla değil; onların emaneti gözetilerek ve baştacı edilerek anlaşılır" değerlendirmesinde bulundu.
Destici, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
"3 Ekim 2008'de Aktütün'de şehit düşen 17 kahramanımızın kanı unutulmaz, emaneti sahipsiz kalmaz. Yüce Allah şehidinin hukukunu mutlaka korur. Çünkü onlar ölü değildir; Allah katında diridirler."
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel İstişare Toplantısı, milli ve manevi değerlerin şahlandığı, adeta kızılelma ruhunun salona hakim olduğu coşkulu bir atmosferde gerçekleştirildi.
Parti bağrından çıkan ve gür sesiyle davayı müjdeleyen "Birlikten Doğar Bizim Dirilişimiz" marşı, salondaki coşkuyu tavan yaptırarak kamuoyunda ve partililer arasında büyük bir heyecan ve takdir topladı.
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici, cep telefonunun ışığını yakarak salondaki dava arkadaşlarıyla birlikte marşa eşlik etti; o anlar salonda ışıl ışıl bir birlik meşalesi oluşturdu. Hak yolunda, şehitlerin emanetine sahip çıkan bu dik duruş ve milli kenetlenme, salondaki her bir Alperen’e ve vatandaşlarımıza büyük bir gurur yaşattı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Nefes Gazetesi yazarı Aytunç Erkin ile gerçekleştirdiği röportajda Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarına ve AK Parti iddialarına dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanlığı adaylığı sorusunu da yanıtlayan Yavaş, süreci değerlendirirken, "İzleyip göreceğiz. Önceliğimiz Ankara" ifadelerini kullandı.
Aytunç Erkin'in aktardığına göre Yavaş’ın önünde; seçim sistemi, olası bir sistem değişikliği, kamuoyu araştırmalarının sonuçları, muhalefetin ortak aday belirleyip belirlemeyeceği ve YENİ Parti'nin kasım ayındaki kurultayının ardından yaşanabilecek gelişmeler gibi kritik başlıklar yer alıyor.
![]()
9 Eylül'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Beştepe'de gerçekleştirdiği görüşme hatırlatılarak yöneltilen "AK Parti’ye geçecek misiniz?" sorusuna Yavaş, "İstifa metnimdeki o cümlelere bakın." diyerek cevap verdi.
Yavaş’ın işaret ettiği istifa metninde şu değerlendirmeler öne çıkıyor: "İnsanlar sandığa giderken yalnızca bir isme değil, bir siyasi iradeye de oy verir. Bu nedenle seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onaylamadığı siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum. Seçmenin iradesine sadakat siyasetin namusudur."











Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, fon krizine ilişkin, “Bu fonlardaki yöneticilerin tamamı Recep Tayyip Erdoğan’ın atadığı, görevlendirdiği yöneticiler, tamamı AK Partililer. Fatma Betül Sayan Kaya, 163 milyon koymuş, beş ayda 2 milyar 200 milyon almış. 2 milyar ne demek? 6 milyon liraya bir ev düşünün. Fatma Betül Sayan Kaya, 6 milyon liralık evden 27 tanesini koymuş. 27 ev parası, 5 ay sonra 367 ev parasını çekmiş. 367… Yenisi çıktı: AK Parti’nin iki dönem milletvekili Ertan Aydın. Türkiye Yüzyılı kampanyasını yapan Ertan Aydın, borsada vatandaşı dolandırmış. Türkiye Yüzyılı geliyor diyenler, yüzyılın vurgununu yapmışlar” dedi.
Özgür Özel, Artvin’de Milli İrade Meydanı’nda düzenlenen mitingde şunları kaydetti:
“Tarım ve hayvancılıkta büyük sorunlar var. Yem maliyetleri bir yılda yüzde 40 arttı. Arıcılar ağır üretim maliyetleri altında eziliyor, desteklemeler yetersiz. Artvin’in köylüsü, ‘Hayvana yem mi alayım, evime ekmek mi alayım?’ çelişkisi içinde. Öyle olunca önce ahırdaki hayvan azalıyor, sonra köydeki insan azalıyor. Önümüzde bir seçim olacak, Allah’ın izniyle o sandığa varacağız. O sandıkta bir cumhurbaşkanı seçeceğiz. Seçeceğimiz cumhurbaşkanı, bu sonuncusu gibi çiftçiye ‘Al ananı da git’ diyen biri değil, birincisi gibi ‘Çiftçi milletin efendisidir’ diyen biri olacak. Yeni Parti olarak üreticilere hakkını vereceğiz. Dünyaca ünlü Artvin balını koruyacağız, markalaştıracağız, kayıt dışı sahte balla, Artvin balının taklitleriyle mücadele edeceğiz. İktidarımızda, ama tarım ürünlerinde, ama canlı hayvanda, ama löp et ithalatında vergiyi düşürüp çiftçinin beline vuran, hayvancının canını yakan uygulamalara son vereceğiz. Desteklenecekse kendi çiftçimiz desteklenecek. Artvin’e siyaset öncesi meslek örgütündeyken geldim, çok. Siyasette milletvekili olarak geldim, grup başkan vekili olarak geldim, grup başkanı olarak geldim. Cumhuriyet Halk Partisi’ndeyken genel başkan olarak geldim. Bugün Yeni Parti Genel Başkanı olarak geldim ama size söz olsun, iktidar partisinin genel başkanı olarak geleceğim. Bu dertlerin hepsini de çözeceğiz. Hep birlikte çözeceğiz.
Butlan kararından sonra 38. şehirdeyim ve burada Artvin’de bu kez planlı bir il mitingi yaptık. Her mitingde gördüğüm bir şey var: Büyük bir öfke, büyük bir üzüntü emeklilerin yüzünde, gözünde. 23 bin lira en düşük emekli maaşına, 26 bin lira ortalama emekli maaşına mahkûm ederek, ‘Ya al, karnını doyur, sokakta kal; ya al, kira öde, aç kal’ diye emekliye tarihin en büyük vicdansızlığını yapıyorlar. TÜRK-İŞ yeniledi rakamları: Açlık sınırı 38 bin lira, emekliye verilen maaş 23 bin 500 lira, ortalama 26 bin lira. Meydanın yüzde 60’ı açlık sınırının altında. Yoksulluk sınırı ise 123 bin lira. Yani beş emekli bir araya gelse yoksulluktan birini kurtaramıyor. Memleketi böyle bir hale getirdiler. Bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti şimdi asgari ücretin yüzde 60’ı bile değil. Bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı sekiz çeyrek altın alıyordu, şimdi iki çeyrek altın alıyor. Yani satın alma gücünüz dörtte birine düşmüş durumda. Bu iktidar geldiği gün asgari ücret yedi çeyrek altın alıyordu. Bugün asgari ücret iki buçuk çeyrek altını zor alıyor. O yüzden bu memleketteki bu haksızlığa, bu gelir adaletsizliğine, bu vergi adaletsizliğine hep beraber dur diyeceğiz.
![]()
Türkiye enflasyonda ve gıda enflasyonunda dünyada ilk beşte. 180 ülkede enflasyon hesaplanıyor. Türkiye ilk beşte. Bizden kötü İran var, Amerika saldırıyor. Venezuela var, başkanını Trump kaçırdı. Arjantin var, krizler ülkesi. Güney Sudan vardı, onu listeden çıkarmışlar. Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 35, Avrupa’da yüzde 1,3. Türkiye’deki enflasyon, Avrupa ortalamasının neredeyse 20 katı. Bizim bir aylık gıda enflasyonumuz, Avrupa’daki bütün ülkelerin yıllık enflasyonundan fazla. Ve son açıklanan rakamı bütün Türkiye’ye ilan edelim. Ülkemizdeki en zengin yüzde 1, ülkemizdeki en yoksul yüzde 90’ın servetinden fazla servete sahip. Yüzde 1’de yüzde 35 var. Geri kalan yüzde 90’ın payı ise yüzde 32. O yüzden bugün emekliye 23 bin lira veren de, asgari ücretliye 28 bin lira veren de, çayı, fındığı bu fiyatlarda tutan da, bu ülkede bu gıda enflasyonunu yaratan da AK Parti’nin kara düzenidir. AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız. Yerine Yeni Parti’nin, sizin düzeninizi kuracağız.
Yaşadığımız krizler yetmezmiş gibi şimdi bir de fon krizi çıktı. Vatandaşın devlete emanet ettiği parasına çöktüler. Bu ülkede borsada 7 milyon hesap var. Bunların 3,5 milyonu 10 bin lira ve altında. Bunlar kredi kartı ödeyemeyen, kirasını ödemekte zorlanan insanlar. Borsada hızlı para kazanılıyormuş diye bunlara güvenip inanıp küçücük birikimlerini borsaya koydular. Millet geldi, ‘Efendim, filanca bakan oradaymış, filanca AK Partili yönetici oradaymış’ diye oraya girdiler, paralarını koydular ve bunlar hiç acımadan ellerindeki o pahalı fonları, hisseleri vatandaşın sırtına bıraktılar ve üç gün içinde toz olup kaçtılar. Önceden uyarılmış vatandaşı koruyacak hiçbir şey yapmadılar ve 455 bin tekil yatırımcı, 2 milyon kişi dolandırıldı. Ardından AK Parti’nin saadet zinciri çıktı. Bu fonlardaki yöneticilerin tamamı Recep Tayyip Erdoğan’ın atadığı, görevlendirdiği yöneticiler, tamamı AK Partililer. Ve bu AK Partililerin döneminde, biz açıklamasak kimse sesini çıkarmazken büyük bir asrın soygunu yaşandı. Yaşadığımız şey bir finansal kriz falan değildir, yaşadığımız şey bir devlet krizidir. Ve bu krizde kimlerin olduğunun, hani ‘sıralı tam liste’ diyor ya Millİ Piyango, aynı o şekilde Recep Tayyip Erdoğan’ın önündedir. Ama susuyor, söylemiyor. Fatma Betül Sayan Kaya’yı biz söyleyene kadar sustu. Sonra ortaya bir çıktı, Fatma Hanım 163 milyon koymuş, beş ayda 2 milyar 200 milyon almış. 2 milyar ne demek? Altı sıfır atıldı, kiminin kafası karışıyor. Şu demek: 6 milyon liraya bir ev düşünün. Fatma Betül Sayan Kaya, 6 milyon liralık evden 27 tanesini koymuş. 27 ev parası, 5 ay sonra 367 ev parasını çekmiş. 367… Yani beş ayda 340 daire parasını milletin cebinden almış, kendi cebine koymuş. Bunu biz söyleyene kadar kimse konuşmuyordu.
Yenisi çıktı şimdi: AK Parti’nin iki dönem milletvekili Ertan Aydın. Kim bu, biliyor musunuz? Geçen seçimlerde AK Parti’nin sloganı neydi? ‘Türkiye Yüzyılı’ Hatırlıyor musunuz? Türkiye Yüzyılı kampanyasını yapan, bunun mucidi Ertan Aydın, borsada vatandaşı dolandırmış. Şimdi yurt dışına çıkış yasağı var. Türkiye Yüzyılı geliyor diyenler, yüzyılın vurgununu yapmışlar. Ve Hayati Yazıcı, eski bakan, şu anda AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı. Oğlu bu işlere girmiş. Savcılık oğlunun mal varlığına tedbir koymuş. Bir bakmışlar, Hayati Yazıcı’nın oğlu bir saat içinde tedbiri kaldırmışlar. Birileri bu haksızlıkları yapacak, sonra Hayati Yazıcı’nın oğlu olunca onun mal varlığındaki tedbir kalkacak ki parayı istediği yere götürsün, istediği gibi yapsın. Mehmet Şimşek, 10 ay önce ‘Sıkıntı var, tedbir alınması lazım’ diyecek. 10 ay boyunca duracaksınız, kendi bakanlarınızın parasını kurtaracaksınız, millete bu kazığı atacaksınız. Hayati Yazıcı’nın oğlunun da tedbirini bir saat içinde kaldıracaksınız. Sonra da bu partinin adına AK Parti diyeceksiniz, öyle mi? Olmaz olsun öyle aklık, olmaz olsun öyle AK Parti. Yıkacağız AK Parti’nin kara düzenini. Yıkacağız. Bu kara düzeni yıkacağız.
Dün sabah 05.00’te Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne ve Mersin’deki Yenişehir ve Mezitli Belediyelerine operasyon yaptılar. Bu fon vurgunu konuşulmasın, başka işler konuşulsun diye gelmişler, kapıya polisle dayanmışlar. Bir belediye başkanımızın eşi, telaşla kapıya bunlar vurunca kapıyı açmış. Orada üzerinde geceliği var. Karşısında erkek polisleri ve kamerayı görmüş. Diyor ki, ‘Ne var?’ İşte, ‘Kocanızı almaya geldik’ Kamerayı kapar mısınız diyor. Polis diyor ki, ‘Endişe etmeyin, ondan bir şey olmaz. Bu polis kamerası’ diyor. Bu görüntü çekildikten iki saat sonra hanımefendinin gece kıyafetiyle görüntüsünü bütün internet sitelerine yolladılar. Bakın, bir tarafta ‘Ailem güvende’ kampanyası yapacaksın, ‘Ailem’ sloganıyla kendince operasyonlar yapacaksın, güya aileyi koruyacaksın. Öbür tarafta suçsuz, günahsız insanların ev halini polis kamerasına çekeceksin, yayınlayacaksın. Allah sizden aileyi korusun, Allah sizden kadınları korusun, Allah sizden bu memleketi korusun. Yazıklar olsun. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: Memleketin Rize’nin yanı başından sabah oradaydım. O Adalet Bakanlığı’nda gayriresmi olarak her haberi böyle yazın diye yalan yanlış fotoğraflar, videolar yollayan, suçsuz, günahsız insanların eşinin iffetiyle oynayan o şarlatanı ya sen durdur ya gelip biz durduracağız. Bu yüzden kimse bu memleketi sahipsiz sanmasın. Kimse geldiği makama güvenip yukarıdan bakıp millete kibir yapmasın. Kimse bu milleti karınca gibi görüp ezmeye kalkmasın. O karıncanın kardeşi var. O da Artvin’deki bu meydandadır. O da Yeni Parti’dedir, Yeni Partililerdir. Bundan sonra bir kadının ev görüntülerini, özel hayat görüntüsünü basına yollarsa eğer, o şarlatan, o bakanlığı biz basacağız milletvekilleri olarak. Bu kadar söylüyorum. O şarlatan biliyor kendini. Uyuşturucu operasyonunda İstanbul’da yakalanan, ilk ifadelerde yer alan, sonra adı çıkarılan, sonra İstanbul’dan bakan Ankara’ya gelirken yanına gelen, oraya yerleşen, izzetle, nefisle, ahlakla uğraşan o ahlaksız şarlatanın, gerekirse elimle yırtacağım ağzını, elimle yırtacağım.
![]()
Bu fon krizinde görünenler buzdağının tepesidir. AK Parti bunu gözden kaçırmaya çalışmaktadır. Kanun teklifimizi verdik. ‘O fazla kazananlardan alın, milletin zararını kapatın’ dedik. Bunu yapacaklarsa yapacaklar, yapmayacaklarsa mağdurların ahını aldılar, almaya devam edecekler. Ama buradan emekliye, işçilere, köylülere, balıkçılara, arıcılara, hayvancılıkla uğraşanlara söylüyorum, canım esnafımıza söylüyorum: Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Hiç kimse enseyi karartmasın. Biz o sandığa varacağız. O seçimi alacağız. Bu iktidarı değiştireceğiz. Bundan herkes emin olsun. İşte o gün geldiğinde bunların hepsinin hesabını soracağız. Borsada kayıp şu anda 3,5 trilyon. Tasfiye edilen 131 fonda kalan para 800 milyar. Bu soygunun yaklaşık maliyeti 90 milyar dolar. Biliyorsunuz, 6 Şubat 2023’te bir büyük deprem oldu. Adına asrın felaketi dendi. Asrın felaketinin maliyeti devletin rakamlarıyla 100 milyar dolar. Asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Yani 11 şehirde, tarihin en büyük depremlerinden birinde ortaya çıkan yıkımın neredeyse tamamı kadarını borsada bu kara düzenin sahipleri çaldılar, çaldırdılar. Onun için asrın soygununun da hesabını, emekliye yapılan vefasızlığın da hesabını, çiftçinin yaşadığı zorlukların da hesabını, siftahsız kepenk kapatan esnafın yaşadıklarının da hesabını, karşılığı verilmeyen alın terinin, talan edilen, madencilik diye talan edilen güzel güzelin bu coğrafyanın da hesabını, AK Parti’nin kara düzeninin hesabını eninde sonunda soracağız.
En doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine tüm Türkiye’yi Yeni Parti’ye güvenmeye, Yeni Parti’yle birlikte bu yeni yolculuğa çıkmaya davet ediyorum. YENİ Parti geçen hafta tüm Türkiye’de ilçe kongrelerini yaptı. Bu hafta da resmî kongrelerini tamamlıyor. Yeni Parti’de tüm üyeler oylarını kullandı. Artık delege düzeniyle birilerinin, eskilerin, kıdemlilerin olduğu, üyelerin öneminin olmadığı bir dönem yok. Bundan sonra Yeni Parti’ye kim geldiyse benim kadar eski, ben en yeni kadar yeniyim. Bu parti, milletin kuruluş talimatını verdiği, bu parti, adını milletin koyduğu, bu parti, bütçesini milletin sağladığı bir partidir. Onun için tüm vatandaşlarımızı Artvin’de, önceki partimizdeki hemen herkes Yeni Parti’ye üye oldu. Ama Yeni Parti’nin kapısı Artvin’in bütün demokratlarına açık. Ülkesini seven, vatanını seven, bayrağını seven, Atatürk ile sorunu olmayan herkese kapımız sonuna kadar açık. Yeni Parti geldiğinde sadece Yeni Partililerin değil, AK Parti’ye, MHP’ye oy vermiş ama bugün pişman olmuş herkesin maaşı düzelecek. AK Parti’ye, MHP’ye iyi olsun diye oy vermiş, iyi olmuş. Kimse iktidar değişikliğinden korkmasın çünkü yoksulluğu yenmeye geliyoruz. Kimse korkmasın ki kazandığımız seçimin kaybedeni olmayacak. Biz kazanacağız. Bizimle birlikte Artvin kazanacak, Türkiye kazanacak. Bundan sonra bu yolda Yeni Parti’yle yeni bir iktidara yürümeye hazır mısınız?” (ANKA)

Özgür Özel, Mersin’deki belediye operasyonunda bir kadının görüntülerinin servis edilmesine tepki göstererek Erdoğan’a seslendi.
Özgür Özel’den Mersin’de servis edilen görüntülere sert tepki: “O şarlatanı ya sen durdur ya gelip biz durduracağız” Medyascope

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP'den istifasının ardından Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Karşıyaka Şubesi üyeliğini de sonlandırdı. Tugay'ın bu adımı, 30 Eylül'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yeniden gündeme gelen AK Parti'ye geçeceği yönündeki kulis iddialarını hareketlendirdi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 18 Haziran 2026'da CHP'den istifa ettiğini açıklamış ve görevini bağımsız olarak sürdüreceğini duyurmuştu. Tugay, istifa kararını CHP'de yaşanan süreçlere ilişkin değerlendirmelerinin ardından kamuoyuyla paylaşmıştı.
![]()
Tugay'ın CHP'den ayrılmasının ardından AK Parti'ye geçeceği yönünde kulis iddiaları gündeme gelmişti.
Tugay'ın bugün de Atatürkçü Düşünce Derneği Karşıyaka Şubesi üyeliğini sonlandırdığı bildirildi. Tugay'ın ADD üyeliğini sonlandırması, CHP'den ayrılığının ardından siyasi geleceğine ilişkin tartışmaların yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
![]()
Hatırlanacağı üzere bir diğer gelişme ise 30 Eylül'de yaşanmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul etti. Basına kapalı gerçekleşen görüşmenin ardından Tugay, İzmir'in gündemindeki konular ile kentin geleceğine yönelik projeler hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bilgi verdiğini açıkladı.
Tugay görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, "Bugün, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul edildik. Sayın Cumhurbaşkanımıza, İzmir'imizin gündemindeki önemli konular ile kentimizin geleceğine yönelik projelerimiz hakkında bilgi arz ettik. Nazik kabulleri ve İzmir'imize gösterdikleri ilgi için Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum" sözleriyle görüşmenin içeriğini aktardı.
![]()
Tugay'ın Ankara temasları Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile sınırlı kalmadı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ı Bakanlıkta kabul etti.
![]()
Uraloğlu görüşmeye ilişkin, "İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ı Bakanlığımızda kabul ettik. Görüşmemizde İzmir'in ulaşım gündemini, Bakanlığımızın sorumluluğundaki çalışmalarla yerel yönetimin sorumluluk alanlarını ve şehir içi ulaşımda koordinasyon imkânlarını değerlendirdik" ifadelerini kullandı. Bakan Uraloğlu, İzmir'in ulaşım ve altyapı ihtiyaçlarının karşılanması için ilgili kurumların sorumlulukları çerçevesinde çalışmaların sürdürüleceğini belirtti.
Tugay'ın siyasi geleceğine ilişkin tartışmalar sürerken AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Kasapoğlu da dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Kasapoğlu, "Siyasette bu tür gelişmeleri, kulis söylentilerini ya da dönemsel tartışmaları sığ bir çerçeveden okumak, resmin büyüğünü kaçırmak olur. Bizim açımızdan bakış açısı son derece nettir: Biz ne süreçleri zorlama hamlelerle yönlendirmeye çalışırız ne de siyasetin kendi doğallığı içinde gelişen eğilimlere kapıyı kapatırız. Siyasette kapıları peşinen kapatmak da doğru değildir, suni gündemlerle süreci manipüle etmek de" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Uraloğlu ile gerçekleştirilen görüşmelerin ardından Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği yönündeki iddialar yeniden gündeme geldi.
Kulislerde, ekim ayının sonunda Erdoğan'ın katılımıyla İzmir'de düzenlenecek bir programda Tugay ve bazı belediye başkanlarına AK Parti rozeti takılacağı yönünde iddialar konuşuluyor.
Zafer Şahin: Cemil Tugay yüzde 99,9 AK Parti'ye geçti

Bahçeli, "3 Ekim Türk Dünyası Günü" dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, 3 Ekim 2009'da Nahçıvan'da Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan tarafından imzalanan Nahçıvan Anlaşması'nın, Türk dünyasında çok taraflı iş birliğinin kurumsal bir zemine taşınması bakımından müstesna bir dönüm noktası olduğunu belirtti.
Anlaşma ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin, bilinen adıyla Türk Keneşinin kuruluşunun temellerinin atıldığını anımsatan Bahçeli, Nahçıvan Anlaşması'nın, Türk devletleri arasındaki tarihi, kültürel ve beşeri bağların çağın şartlarına uygun bir kurumsal yapı içerisinde geliştirilmesi bakımından bir iradenin tezahürü olduğunu bildirdi.
Bu iradenin, 2010'da İstanbul'da gerçekleştirilen zirveyle kurumsal mahiyet kazandığını ve Türk Keneşinin faaliyetlerine başladığını hatırlatan Bahçeli, şöyle devam etti:
"Geçen süre içerisinde Türk devletleri arasındaki münasebetler, siyasi ve diplomatik temaslardan ekonomiye, ulaştırmadan enerjiye, eğitimden kültüre, güvenlikten bilim ve teknolojiye kadar uzanan geniş bir iş birliği perspektifiyle derinlik kazanmıştır. Böylece tarihi bağlar, yalnızca geçmişin hatırası olarak korunmamış, geleceğin müşterek imkanlarını şekillendiren bir zemine dönüştürülmüştür. 12 Kasım 2021'de İstanbul'da gerçekleştirilen 8. Zirve'de Türk Keneşinin adı 'Türk Devletleri Teşkilatı' olarak değiştirilmiş, Türk dünyasındaki iş birliği daha kapsamlı ve kurumsal bir hüviyete kavuşturulmuştur.
Bugün Türk Devletleri Teşkilatı, Türk devletlerinin ortak meselelerini istişare, dayanışma ve iş birliği anlayışı içerisinde ele alan, siyasi, ekonomik, kültürel ve stratejik alanlarda ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlayan önemli bir uluslararası teşkilat olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Türk dünyasının istikbali, tarihi hafızanın muhafazası, kültürel bağların güçlendirilmesi ve sahip olunan müşterek mirasın bilim, teknoloji, ekonomi, eğitim ve diplomasi alanlarında somut kazanımlara dönüştürülmesiyle şekillenecektir."
Nahçıvan Anlaşması ile ortaya konulan iradenin, Türk dünyasının geleceğine uzanan kurumsal vizyonun temel taşlarından biri olduğuna inandığını belirten Bahçeli, "Bu iradenin daha ileri seviyelere taşınması, devletlerimiz arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi, ortak menfaatlerin korunması ve Türk dünyasının bölgesel ve küresel ölçekte daha etkin bir konuma ulaşması bakımından önem arz etmektedir." ifadelerini kullandı.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak, "dilde, fikirde, işte birlik" ülküsünü Türk dünyasında kurumsal bir anlayışa dönüştürmek, soydaşları aynı ülkü ve gelecek tasavvuru etrafında buluşturmak için mücadele eden bütün mefkure sahiplerini saygıyla yad ettiklerini bildiren Bahçeli, şunları kaydetti:
"Türklük idealini yüreğinde taşıyarak ömrünü bu kutlu davaya vakfeden, gerektiğinde canını bu yola adayan bütün dava ve fikir insanlarımızın aziz hatıralarını hürmetle anıyor, onların bıraktığı fikri ve manevi mirası gelecek nesillere aktarmayı tarihi bir sorumluluk kabul ediyoruz. Bugün Türk dünyasının birlik ve dayanışması için emek veren, Türk milletinin geleceğine katkı sunan bütün gönül erlerine de şükranlarımızı arz ediyoruz. Bu anlamlı tarih vesilesiyle 3 Ekim Türk Dünyası Günü'nü kutluyor, Türk devletleri ve soydaşlarımız arasındaki kardeşlik hukukunun, dayanışmanın ve işbirliğinin daha da güçlenmesini temenni ediyoruz. Türk dünyasının birliği, dirliği ve istikbali daim olsun."







TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında yeni anayasa mesajları öne çıktı. Erdoğan yeni anayasa için en ideal dönem olduğunu söyledi.
Meclis açılışında iktidarın gündemi yeni anayasa: “Çerçeve yasaya verilen 467 evet oyu anahtar, her kapıyı açar” Medyascope
Fatma Betül Sayan Kaya'nın ardından AKP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine Hülya Terzioğlu atandı.
Fatma Betül Sayan Kaya’nın yerine AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevine Hülya Terzioğlu atandı Medyascope
Özgür Özel ve YENİ Parti, Erdoğan’ın konuşması sırasında Genel Kurul’u terk etti; Meclis açılışına protesto ve siyasi temaslar damga vurdu.
Meclis açıldı: YENİ Parti Erdoğan konuşurken Genel Kurul’u terk etti Medyascope
Sosyalist Enternasyonal, mahkeme kararıyla atanan yönetimin idare ettiği CHP’nin üyeliğini askıya aldı, YENİ Parti'nin üyeliğini onayladı.
Sosyalist Enternasyonal CHP’nin üyeliğini askıya aldı, YENİ Parti’nin üyeliğini onayladı Medyascope











HABERİN VİDEOSUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Son dakika haberi: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın TBMM'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla Genel Kurula hitabı için kürsüye çıktığı sırada Yeni Parti Grubu milletvekillerinin salonu terk etmesine tepki gösterdi.
Çelik, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yasama yılı açılışında Meclis'te Genel Kurul'da konuşma yapmasının devlet ve Meclis hayatının en önemli geleneklerinden biri olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bugün tarihi bir konuşma yaparak, devlet ve siyaset hayatı için gelecek döneme "istikamet" verecek çok önemli ve stratejik siyasi değerlendirmeler ortaya koyduğunu ve bu değerlendirmeleri gelecek dönemde ayrıntılı şekilde ele alacaklarını vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:
"Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşması başlamadan Yeni Parti'li milletvekillerinin Genel Kurulu terk etmeleri Meclisimize ve Türkiye Cumhurbaşkanlığı makamına saygısızlıktır. Sürekli Meclis'in güçlenmesi gerektiğinden bahsedenlerin, Meclis'e hak ettiği değeri verme konusunda ne kadar zaaf içinde olduğu görülmüştür. Meclis'in güçlenmesi gerektiği konusunda sık sık konuşma yapanların, Meclis'i terk etmesi büyük bir çelişkidir. Yeni Parti 'siyaset üretme' yerine siyasetsizlikle özdeşleşmeye devam etmektedir. Yeni Yasama yılı hayırlı olsun. Cumhurbaşkanımızın bugünkü konuşmasını dinleyemeyen vatandaşlarımızın, bu tarihi konuşmayı okumalarının veya dinlemelerinin çok değerli olacağını ifade etmek isteriz."
Bahçeli'den Yeni Parti'ye tepki: Gitmeleri doğru olmadı
İletişim Başkanı Duran'dan Yeni Parti'ye tepki: Yaptıkları saygısızlık
AK Partili İnan'dan Özel'e çok sert Meclis tepkisi: Millet iradesine sırtlarını döndüler

Son dakika haberi: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın TBMM Genel Kurulu'nda konuşma yaptığı sırada toplantıyı terk eden Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve milletvekillerine tepki gösterdi.
Bahçeli, "Cumhurbaşkanı varken gitmeleri doğru olmadı. Yeni Parti'den yenilik bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'yla tokalaşması hakkında gelen "Yeni dönem başlangıcı mı?" sorusuna da "Öyle düşünelim" cevabını verdi.
![]()
İletişim Başkanı Duran'dan Yeni Parti'ye tepki: Yaptıkları saygısızlık
AK Partili İnan'dan Özel'e çok sert Meclis tepkisi: Millet iradesine sırtlarını döndüler

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma sırasında Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve milletvekillerinin Genel Kurul salonundan ayrılmasına tepki gösterdi.
Yeni Parti'nin tavrının ciddi bir saygısızlık ve nezaketsizlik olduğunu vurgulayan Duran, "Siyasi ihtilafları devletin köklü geleneklerinin ve Meclisin ortak hukukunun önüne koymak, demokratik temsil anlayışıyla bağdaşmaz" ifadelerini kullandı.
Sosyal medyadan paylaşım yapan Duran'ın açıklamaları şöyle:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin tecelligâhı; farklı siyasi görüşlerin aynı çatı altında konuştuğu, tartıştığı ve millet adına söz söylediği bir yerdir.
Bugün Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, yeni yasama yılının açılışı dolayısıyla Genel Kurula hitap etmek üzere kürsüye çıktığında Yeni Parti Grubunun salonu terk etmesi, Cumhurbaşkanlığı makamına yönelik siyasi bir tavrın ötesinde, millî iradeye, devlet geleneğine ve parlamenter teamüllere karşı da ciddi bir saygısızlıktır. Bu tavır, Gazi Meclisimizin mehabetine uygun olmayan, nezaketsiz ve yakışıksız bir tutumdur.
Demokratik siyaset, yalnızca kendi sözünü söylemeyi değil, farklı görüşlere tahammül etmeyi ve milletin seçtiği Cumhurbaşkanını milletin Meclisinde dinleme olgunluğunu da gerektirir. Siyasi ihtilafları devletin köklü geleneklerinin ve Meclisin ortak hukukunun önüne koymak, demokratik temsil anlayışıyla bağdaşmaz."
AK Partili İnan'dan Özel'e çok sert Meclis tepkisi: Millet iradesine sırtlarını döndüler

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) kararıyla kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilen Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, yaptığı yazılı açıklamayla partisinden istifa ettiğini duyurdu. Aktif siyasi hayatının 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimleri ile başladığını ve CHP'nin Alanya Belediye Başkan adayı olarak çıktığı bu yolda belediye başkanı seçildiğini belirten Özçelik açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:
"Böylece Cumhuriyet Halk Partisi olarak Alanya tarihinde ilk kez belediye başkanlığı seçimini kazandık. Bu tarihi sonucun sorumluluğunu ilk günden itibaren büyük bir ciddiyetle taşıdım. 30 Eylül 2026 tarihinde, hangi gerekçelerle alındığı konusunda hiçbir bilgim ve fikrim olmayan bir kararla, kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edildiğimi öğrendim. Bu gelişmenin ardından vereceğim kararı öfkeyle, kırgınlıkla veya anlık bir tepkiyle almak istemedim. Yaşananları bütün yönleriyle değerlendirdim; vicdanımla, siyasi sorumluluğumla ve Alanya halkına karşı taşıdığım görev bilinciyle tarttım. Gelinen noktada, hakkımda yürütülecek bir ihraç sürecinin tarafı olmanın ne Cumhuriyet Halk Partisi'ne ne Alanya'ya ne de şahsıma bir fayda sağlayacağı kanaatine vardım. Bu nedenle kararımı başkalarının tercihlerine göre değil, kendi vicdanım ve sorumluluk anlayışım doğrultusunda veriyorum. Aldığım kararın bütün siyasi ve kişisel sorumluluğunu da üstleniyorum. Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden bugün itibarıyla istifa ediyorum."

Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ederek görevine bağımsız olarak devam eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay hakkındaki AK Parti iddialar yeniden gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cemil Tugay'ı dün akşam Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul etti. Basına kapalı gerçekleşen görüşmenin ardından Tugay, sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak görüşmede İzmir'in gündemindeki önemli konular ile kentin geleceğine yönelik projelerin ele alındığını belirtti.
![]()
Tugay açıklamasında, “Bugün, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul edildik. Sayın Cumhurbaşkanımıza, İzmir'imizin gündemindeki önemli konular ile kentimizin geleceğine yönelik projelerimiz hakkında bilgi arz ettik. Nazik kabulleri ve İzmir'imize gösterdikleri ilgi için Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
![]()
Tugay'ın Beştepe ziyaretinin ardından gözler Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'e çevrildi.
Meclis açılışı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özel'e, Cemil Tugay'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'la gerçekleştirdiği görüşme hakkındaki düşüncesi soruldu. Özel, soruya kısa bir yanıt vererek konu hakkında değerlendirmede bulunmayı gerekli görmediğini ifade etti.
![]()
Özel şu ifadeleri kullandı:
"Bu konularda herhangi bir değerlendirme yapmayı lüzumsuz bir alana lüzumsuz önem atfetmek olarak değerlendiriyorum."
Tugay, daha önce yaptığı açıklamada "Yeni Parti'ye geçmem mümkün değil. Genel başkanın etrafında sıkıntılı insanlar var." demişti.
Görüşmenin ardından Tugay'ın siyasi geleceğine ilişkin çeşitli iddialar da yeniden gündeme gelirken, Tugay'ın kendi açıklamasında görüşmenin içeriğini İzmir'in gündemi ve kent projeleriyle sınırlandırması dikkat çekti.
Zafer Şahin: Cemil Tugay yüzde 99,9 AK Parti'ye geçti

AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma sırasında Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve milletvekillerinin Genel Kurul salonundan ayrılmasına tepki gösterdi.
Sosyal medya hesabından açıklama yapan İnan, TBMM Genel Kurulu'nun Özgür Özel'in siyasi vizyonsuzluğunu ve şahsi şovlarını sergileyeceği bir sahne olmadığını belirterek, Meclis'in millet iradesinin tecelli ettiği yer olduğunu vurguladı.
TBMM'nin millet iradesini temsil eden yüce bir çatı olduğunu ifade eden İnan, CHP'nin şaibeli kurultayına yönelik eleştirilerde bulunarak, "Bu yüce çatı, oy ve delege iradesinin şaibeli yollarla dizayn edildiği kurultay salonlarına benzemez." ifadelerini kullandı.
İnan, açıklamasında Yeni Parti yönetiminin yabancı devlet başkanlarıyla ilişkilerine de değinerek, "Yabancı devlet başkanlarından bir selam veya randevu alabilmek uğruna el pençe duranların, TBMM'nin ağırlığını taşıyamaması şaşırtıcı değildir." değerlendirmesinde bulundu.
Yeni Partili milletvekillerinin Meclis açılışını terk etmesini eleştiren İnan, bu tutumun millet iradesine sırt çevirmek anlamına geldiğini savundu.
İnan, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
"Bugün Meclis açılışını terk ederek milletin iradesine sırtını dönenlerin, yeni yasama yılı boyunca söyleyecekleri hiçbir sözün de millet nezdinde hükmü kalmamıştır."
![]()

İBB’ye yönelik ‘Yolsuzluk’ davasında, aralarında görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 57’si tutuklu 436 sanık, 91’inci duruşmada hakim karşısına çıktı. Mahkeme, ara kararında 4 sanığın tahliyesine karar verdi. Duruşma 5 Ekim'e ertelendi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede 'Örgüt lideri’ olarak adı geçen Ekrem İmamoğlu’nun; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
Tutuklu sanık Ağaç A.Ş. Genel Müdür yardımcısı Aytekin Karaarslan beyanında, "Mayıs 2026 başında da gözaltına alındım. 5 aydır tutukluyum. Tam 150 gündür neden tutuklu olduğumu her gece kendime soruyorum ama cevabını bulamadım. Ben mali işler genel müdür yardımcısı olarak şirketin mali yönden disiplinini, finansal açıdan sürdürülebilirliğini sağlamak ana sorumluluğum ve görevim. Bu anlamda da görevimi başarı ile yürüttüğümü düşünüyorum ve bundan da eminim. 'İhaleye fesat karıştırmak' suçuyla isnat ediliyorum. Ancak bu suçlamaya dair herhangi bir somut delil, bir kanıt ben rastlamadım. Tahminler, varsayımlar, ihtimaller bir fikir yürütmek için gerçekten güzel bir yöntem, ancak kesinlik değildir. Tüm ana iddianame ya da ek düzenlenen ek iddianamede adıma olumsuz bir beyan, hiçbir yönetici, hiçbir tedarikçi, hiçbir sanık, hiçbir tanık tarafından verilmemiştir. Gerek HTS, gerek MASAK raporlarında bir tek soru vardır benimle ilgili. Şubat 2023'te 202 gramlık bir altının banka hesabına yatırılmasıyla ilgili bir sorudur. Bu bizim aile birikimimizdir. Maraş depreminden sonra bunu dijital ortama yatırma kararıyla, birlikte yatırmışızdır" dedi.
Savcı, tüm tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamını talep etti.
Mahkeme ara kararında, muhasebeci Sinan Sepetçi, iş insanı Hasan Tahsin Sönmez, iş insanı Turgay Tokdemir ve İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar'ın tahliyesine karar verdi. Duruşma, 5 Ekim'e ertelendi.
İmamoğlu Suç Örgütü davasında şok itiraf: Şişli Belediyesi’ne 8 milyon dolar rüşvet!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi'nde düzenlenen AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Mahalle Başkanları İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda önemli açıklamalarda bulundu.
İşte Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar:
"AK Parti Kadın Kolları Başkanlığı'mızın kıymetli mensupları, mahalle başkanlarımız, dava arkadaşlarımız, hepinizi hürmetle selamlıyorum.
Hiç endişe etmeyin, dimdik ayaktayız. Dik duracağız, dikleşmeyeceğiz.
![]()
Milletimizle olan gönül köprülerimizi daha da güçlendiriyor. AK Partimizin kadın üye sayısı bugün itibarı ile 6 milyon 214 bini geride bıraktı. Partimiz yeni üyeleriyle hücrelerini tazeledi.
AK Parti milletin partisidir. AK Parti'yi millet kurmuştur. Biz ise bu partinin tabelasını asma görevini yaptık.
İnancından dolayı yok sayılan kadınlar AK Parti ile yeniden merkeze taşınmıştır. Bugün kadınlar bürokraside, akademide ve ordumuz bünyesinde hiçbir baskıyla karşılaşmadan devletine hizmet ediyor.
Diğer taraftan, kadına yönelik şiddeti de kırmızı çizgimiz olarak belirledik. Bu meseleye sıfır toleransla yaklaşarak yasal ve idari düzenlemeleri tek tek hayata geçirdik. Kardeşlerim, bütün bunları lütuf olarak değil, görevimiz olduğu için yaptık. Çünkü biz, kadınların tüm Türkiye için, Türkiye'nin istikbali için taşıdığı önemin idrakinde olan bir hareketiz. Çünkü biz, gerekli imkânlar sağlandığında kadınların neler başardığını, ileride neleri başarabileceklerini bilen bir partiyiz. Aynı şekilde geleceğimizin teminatı olan pırıl pırıl evlatlarımızı büyüten, toplumun temeli olan aile yapımızı muhafaza eden, değerlerimizle birlikte milletimizi de yarınlara taşıyan en güçlü halkanın kadınlar olduğunu bilen bir kadroyuz. Anne olarak, evlat olarak, kardeş olarak, eş olarak kadınların hayatımıza kattıkları anlam ve bereketi çok iyi biliyoruz.
Türkiye'nin demokrasi azmi AK Parti saflarında mücadele eden kadınların koyduğu iradeyle sağlamlaşmıştır.
Eğitimden siyasete, sosyal hayattan sivil topluma yaptığımız düzenlemelerle kadınların statüsünü güçlendirecek çok sayıda adım attık. Ülkemiz için tam anlamıyla bir utanç vesikası olan kamuda başörtüsü yasağını kaldırarak bu zulme, bu adaletsizliğe son verdik.
'SALDIRI KAMPANYASI BAŞLATTILAR'
Son günlerde birileri, duruşumuzu çok net ortaya koyduğumuz olumsuz hadiseleri fırsat bilerek partimize yönelik bir saldırı kampanyası başlattı. Münferit örneklerden hareketle değerlerimizi de hedef alan son derece çirkin, son derece sorumsuz bir tavır içine girdiler. Milyonlarca insanımızı alçakça töhmet altında bırakmaya çalışıyorlar. Adı gibi ak olan, pak olan bu tertemiz hareketi lekelemek için her yolu deniyorlar. Ellerine geçirdikleri her fırsatı, kadınların uğruna mücadele verdikleri, bedel ödedikleri en temel haklarına karşı bir saldırı malzemesi yapan bu ahlaksızları ben yine milletimizin takdirine havale ediyorum. Milletimiz de basiretiyle, irfanıyla ne yapılmak istendiğini zaten görüyor. Biz de her zaman olduğu gibi bunlara prim vermiyor, işimize bakıyoruz. Sizlerden de bunlara kulak asmadan hem partimiz hem de milletimiz için çalışmaya devam etmenizi bekliyorum.
Bu hareketin bahtı da, yolu da Allah'ın izniyle açıktır. Türkiye'nin nasıl son 25 yılına mührümüzü vurduysak, inşallah gelecek çeyrek asrına da, gelecek 100 yılına da biz damga vuracağız. AK Parti ve Cumhur İttifakı yoluna güçlenerek devam edecek. Allah'ın izniyle, milletimizin destek ve hayır duasıyla, sizlerin de çabalarıyla bu ülkeye, bu millete daha nice yıllar hizmet edeceğiz. Sizlerle gurur duyduğumu, sizlere güvendiğimi, sizlerle yol yürümekten her zaman onur duyduğumu asla unutmamanızı rica ediyorum. Emekleriniz için, gayretleriniz, fedakârlıklarınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.
Bu düşüncelerle her birinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. İstişare ve değerlendirme toplantımızın bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyor, programda emeği geçen herkesi tekrar tebrik ediyorum. Bütün mahallelerimize selamlarımı iletmenizi sizlerden rica ediyor, tekrar görüşme temennisiyle hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla.
TBMM’de dikkat çeken an: Erdoğan salona girdiğinde CHP ve Yeni Partililer ayağa kalkmadı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ı Beştepe'de kabul etti.
Yasemin Asadi, İran’da kadınların öncülük ettiği toplumsal dönüşümü, başörtüsü kurallarını ve gündelik hayattaki değişimi anlatıyor.
Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (51): İran’dan mektup var Medyascope









Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel partisinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Özel, ‘fon’ vurgununa adı karışan AKP’li Fatma Betül Sayan Kaya’yla ilgili Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerine yanıt verdi.
“İnanın bana, yüzsüzlüğün böylesini milletimiz görmedi” diyen Özel, “Milletimiz bu arsızlığa karşı ar edip parmağını ısırıyor. Sayın Erdoğan kameraların karşısına geçmiş ‘Kendileri aslında çok iyiymiş de elinde büyüyen Fatma Hanım nefsine yenik düşmüş’ diyor. Nefsine uyup da ne yapmış? Fazla değil sadece milletin cebinden 367 daire parası çalmış! Fırından bir ekmek çalan hapse girecek, bir tepsi baklavaya nefsine uyan hapse girecek, 2 milyar 200 milyonu götüren ‘nefsine uymuş’ olacak! İşte AK Part’nin kara düzeni budur” ifadelerini kullandı.
Özel, “Fatma Hanım’ın yatırdığı parayla 27 daire alınırken, 5 ay sonra çektiği parayla 367 daire alınabiliyor. Bu isim, buzdağının sadece görünen yüzüdür” diye konuştu. Özel, “Kabinenin diğer üyeleri gibi becerikli olmadığı için Fatma Hanım doğrudan kendi ve eşinin ismi ile işlem yapmıştır ve ilk bakıldığında listede göze çarpmıştır” ifadelerini kullandı.
Özel ise şunları kaydetti:
“Bu kamplar genellikle hafta sonu bir otelde ailelerle birlikte hem sosyal tarafı güçlü, hem içeriği hazırlığa yönelik geçmiş yaz dönemi çalışmalarının değerlendirildiği ve önümüzdeki dönem meclis çalışmalarının değerlendirildiği toplantılar olur. YENİ Parti’nin diğer partilerden bir farkı olağanüstü şartlarda kurulmuş olması, milletimizin ‘Bir yol bulamıyorsanız yeni bir yol açın’ demesi, istikameti göstermesi, kolumuza girmesi, arkamızda durması, partinin adını sahada, sokakta bizzat kendisinin koyması ve bütçesini kıt kanaat bütçeleriyle ürettiği üründen bir römorku satıp bize bağışlayarak ya da güç bela geçirdiği emekli maaşının içinden 200 lirayı yollayarak, 1 gram altını yollayarak ya da yastığının altında ya da gelecek günlerde kendisi için ihtiyaç olduğunda kimselere muhtaç olmadan bir yerden çıkarılıp kullanılsın diye ileriye dönük koyduğu bir paranın içinden bize yolladığı bütçeyi hiç şüphesiz ki bir otelde bir hafta sonu kamp yerini değerlendirmek hiçbirimizin içinden gelmiyor. Bu sebeptendir ki milletimizin bağışlarıyla kurduğumuz mütevazi genel merkezimizin toplantı salonunda bugün gerekirse yarın sabah Meclis’in açılışına kadar geçen süreyi değerlendirme toplantısı olarak yapacağız ve ondan sonra Yasama Yılı çalışmalarımıza başlayacağız.
Hep birlikte siyasi tarihimize geçen bir yaz dönemini geride bıraktık. Yaz başında önce hep beraber 21 Mayıs darbesini yaşadık. 21 Mayıs darbesi aslında mevcut iktidarın kendinden sonraki iktidara yaptığı, giriştiği 19 Mart’ta başlayan darbe sürecinin bir devamı ya da önemli bir aşaması olarak gerçekleşti. Kurultaydan hemen sonra bir araya gelip 31 Mart seçimlerine doğru giderken hep birlikte büyük bir emek, büyük bir gayretle çalıştık ve kenetlendik. Burada kendilerini farklı konumlandıranlar, yerel seçimden bir yenilgi bekleyenler, bu yenilgiden sonra partinin bir kez daha bir kurultaya gideceğini ve yönetimin değişeceğini düşünen açık açık söyleyenler, ‘1 Nisancılar’ diye kendilerini tanımlayanlar vardı. Ama hem örgütümüzün tümü hem grubumuzun çok önemli bir kısmı büyük bir kenetlenmeyle yerel seçimlere büyük bir özveri, büyük bir gayret, büyük bir heyecanla hazırlandı. Ve o günlerde ortaya koyduğumuz bir iddia, yani nasıl ki 1970’lerde rahmetli Bülent Ecevit girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden birinci parti çıkardıysa partimizi, ‘Bunu yapmazsak bırakırız’ demiştik. Milletimiz buna izin vermedi.
Milletimiz 47 yıl sonra partimizi birinci parti yapmamıza, yenilmez sanılan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulduğu günden sonra ilk kez yenilgiyle tanışmasına, nüfusun yüzde 65’ini ekonominin yüzde 84’ünü yönetecek CHPli belediyelerin görev başına gelmesine imkan tanıdı. Rekorlar yaşadık. İstanbul’u, Ankara’yı belediye meclis çoğunluğumuz yokken başarıyla yönetmişken belediye meclis çoğunluklarımızı sağladık. Yüzde 6 aldığımız geçmişte seçim çevrelerinde yüzde 60’larla, yüzde 55’lerle, iki kişiden birinin oyunu alarak çoğu arkadaşımız göreve geldi. 21 il belediyesi, 15 büyükşehir belediyesini kazandık. 411 belediyeyle birlikte Türkiye siyasi tarihinde yaşanmış en büyük yerel seçim zaferini, bir siyasi partiye nasip olmuş en büyük yerel seçim başarısını yaşadık. Ve bunun üzerine yolumuza o akşamı bir zafer değil, bir yükümlülük akşamı, bir sorumluluk akşamı, bir görev akşamı görerek havai fişeği, davulu, zurnayı yasak edip sabah erken kalkmayı öğütleyerek, bu seçimin kaybedeni yok, kazananı Türkiye’dir diyerek, seçmenin bize verdiği krediyi yatırımcı kredisi gibi Türkiye’nin yarınlarına yatırım yaptığı bir kredi gibi görerek yola başladık. Bir yıl oldu olmadı, belediyelerimizden memnuniyet oranı yüzde 60’lara vardı.
Milletimiz CHP çatısı altında gösterdiğimiz bu başarıyı bir iktidar yürüyüşü olarak gördü, böyle taçlandırdı ve bu gözle baktı. Ama o sırada artık İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder mantığıyla meseleye bakan, bunu sloganlaştıran Erdoğan ve ekibi bizi kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla, ana kademesiyle yenemeyeceğini anlamış ve hiçbir siyasi partide olmayan yargı kollarını kurmuştu. Bir bakan yardımcısı İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı olarak geldi. Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt’tan başladı ve 19 Mart darbesiyle birlikte öncesinde Beşiktaş’ımıza saldırdı ve 19 Mart darbesiyle birlikte İstanbul’un üst üste üç kez seçilmiş belediye başkanını, daha milletin bir yıl önce yani asıl olan milli iradeyse bir yıl önce verdiği kararla görevlendirdiği kişiyi ve milletimizin cumhurbaşkanı adaylığına yakıştırdığı, 23 Mart günü kuracağımız sandıklarla ön seçimle belirleyeceğimiz cumhurbaşkanı adayını dört gün kala gözaltına aldı, tam o gün tutukladı ve tam o gün milletimiz sandıklara koşarak 15,5 milyon oyla kendisini cumhurbaşkanı adayımız olarak belirledi.
Buradan sonra kötülükler durmadı. Belediyelerimize, meclislerimize, bürokratlarımıza karşı sadece onlara olsa ‘Neyse diyeceğiz’ ailelerine, çocuklarına, çevrelerine, günahsız şoförlerine, devletin polis korumalarına karşı bir büyük kötülükle bir büyük saldırı başladı, sürdü ve aylar süren hakaretler, iftiralar, gerçek dışı iddialar hem yandaş medyada hem maalesef etkileri altına aldıkları merkez medyada gerçekmiş gibi konuşuldular. Maalesef bu sürede bu mücadeleye karşı yani bu bir yandan asrın iftiralarına, kumpaslarına, gerçek dışı ifadelerini asla delillendiremeyecekleri, ileride iddianamelerine yazamayacakları bu iddialara karşı 1 Nisan’da seçim başarısız olursa diye hesap kitap yapanların bu sefer bu iddiaları olumlayan ve bir arınma söylemi üzerinden iktidarın köşesinde muhalefetmiş gibi barınma hesabında olanların hesapları devreye girdi. Dümdüz konuşmak, gerekirse o dönemin tamamı sosyal medyadan, oradan, buradan Ak Parti’nin yargı kollarının iftiraları, milletimizin bu iftiraya direnişleri ama kurdun kendi içinden olan ağacın, baltasının sapı ağaçtan olan keserin verdiği yaralarla, hasarlarla bir yandan ilerledi ama bir yandan da biz de gördük, milletimiz de kimin ne yaptığını gördü.
Öyle bir noktaya gelindi ki her şeye rağmen parti birinci parti. Her şeye rağmen kumpaslara karşı direnç en üst noktada. İddianame çıktı, iddianamede yer alanlar geçmişte atılan iftiraların hiçbirini doğrulamıyor. Kör kuruş yolsuzluğunu ispatlayamayan ve tel tel itirafçıların dökülmeye başladığı, yalancı şahitlerin bile isim değiştirip şahitlikten çekilip gizli tanıkların isimlerinin değiştirildiği bir süreç yaşanırken işte o aşamada artık şunu gördüler ki biz yaptığımız çağrılarla partinin başını, yönetimini, ‘Arkadaşlarını bırak, onları sat, onlar geride kalsın, sen önüne bak. Partinin başına otur, yıllarca muhalefette dur’ anlayışına partinin genel başkanı da yönetimi de, o partiyi parti yapan gerçek kadroları da, üyeleri de prim vermiyor. İşte darbe girişiminin son evresi o yüzden 21 Mayıs günü Türkiye’nin kurucu partisini, birinci kongresini Sivas’ta yapmış olan bir partiyi, o partinin seçimle değişmiş ilk genel başkanını, o seçimden sonra üç kez daha toplam dört mazbatası olan genel başkanını, Parti Meclisi’ni, Yüksek Disiplin Kurulu’nu yargı kolları eliyle olmayacak bir tedbirle sonuç doğuracağı için tedbir kararının alınamayacağını tüm hocaların söylediği bir kararla partinin başından uzaklaştırdılar ve partinin başına geçmişte defalarca yendikleri, onlar yendikten sonra öz eleştiri yapmayan, yine devam eden ve yine kaybeden bir anlayışın bulunmasını gelecek açısından kendileri için önemli, iktidarlarının devamı için elzem gördüler.
İşte arınma söylemiyle bu konuya katılanların iktidarın kenarında muhalefetmiş gibi barınma süreci ve bu hayalleri bu şekilde gerçekleşirken bir şey oldu. 24 Mayıs günü butlancılarla Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, darbecilerin talimatlandırdığı polis kapıları kırarak Atatürk’ün hatırasını tarumar etti. Ve Atatürk’ün hatırası tarumar edilirken Türkiye’de bir vicdan dalgası ve gerçekten tarihin doğru tarafında duranların vicdanlı sesleri yükseldi ve biz o binadan çıktığımızda yağmurun, dolunun altında nereden geldiklerini kimsenin bilemediği, evlerinden nasıl kendilerini dışarı attıklarını kendileri de bilmeyen on binlerce Ankaralı, Türkiye’de on milyonlarca yürek bizimle birlikte yürümeye, arkamızda durmaya ve bizi eskiyi geride bırakmaya, yeniye doğru adım atmaya, teslim olmamaya, direnmeye ve iktidar hedefinden şaşmamaya doğru yüreklendirdi ve arkamızda durarak bizi onurlandırdılar. Biz Atatürk’ün partisini hep birlikte birinci parti yapmıştık. O gün de o binadan Atatürk’ün mirasını alarak hep beraber çıktık. Dün arınma deyip iktidarın kenarında barınma hevesinde olanların oldukça yetkili bir ismine anket soruyorlar. Üç çıkmış ankette. Diyor ki ‘Anketlerdeki oy oranımıza bakmıyoruz.’
‘Biliyoruz ki seçim gelsin millet Atatürk’ün partisine oy verecektir’ diyor. Şu konuda doğrudur. Bu millet Atatürk’ün partisine oy vermek ister. Ama bu millet Atatürk’ün partisini baraj altında da bıraktı. Bu millet Atatürk’ün partisi ile girdiğiniz 14 seçimde sizi birinci partide yapmadı. Bu millet Atatürk’ün partisine oy vermeyi çok ister ama eğer Atatürk gibi cesursanız, onun ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya sarılıyorsanız, onunla Cumhuriyet’in kurucu kadrolarıyla husumeti olanlarla mücadeleyi göze alıyorsanız, kimseyi geride bırakmıyorsanız ve tek hedefiniz Atatürk’ün partisini iktidar yapmaysa millet 50 yıl sonra arkanızda durur. Yok eğer bu iktidar iktidarda dursun, ben Atatürk’ün partisinde muhalefetin başında durayım, yıllarca muhalefet olayım derseniz millet alır, böyle yüzde 3’e bırakır. Ondan sonra da Atatürk’ün partisinin adıyla iktidar olma umudunu gösterirsiniz. Bizler Atatürk’ün partisini hep birlikte birinci parti yapmıştık. O gün de binadan Atatürk’ün mirasını hep beraber alarak çıktık. Şimdi o miras YENİ Parti’nin kadrolarına ve milletimize emanettir.
Binadan çıktığımız gün milletimize sığındık. Haziran ve Temmuz’da 22 il gezerek milletimizi dinledik. Sokakta, meydanda, tarlada bana, size, hepimize ‘Yeni’yi kurun’ dediler, kurduk. Adını ‘YENİ’ koydular, uyduk. Sizler de partimizin kurucuları oldunuz. Hem partinin kuruluş sürecinde hem partiyi kurduktan sonra yaz boyunca özveri ve fedakarlık gösterdiniz. Durduğunuz yer tarihin kayıtlarına geçmiştir. Partimizin kurucular kurulu grubumuzun tüm milletvekillerine tarih önünde bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Son aylarda sahada sadece YENİ Parti kadroları vardı. Sokağa çıkamayanlar bir yana iktidar partisinin de sokakta, tarlada, meydanda, ortada olduğu yoktu. İktidar partisi sokağa çıkamazken sizler gittiniz emeklinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin elini sıktınız derdini dinlediniz. 10 Eylül’den sonra ilk olarak 32 ilde, 20 Eylül-30 Eylül arası 29 ilde, toplam 61 ilde milletvekillerimiz olarak sahadaydınız. Hızla önümüzdeki ay tamamlanacak programla 81 ilimizde çalışmalarımızı tamamlamış olacağız. Geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, torpil, kayırmacılık, adaletsizlik memleketin her köşesinde ayrı bir feryat gibi yükseliyor. İşte tam böyle bir dönemde yeni yasama yılına başlıyoruz. Milletimiz sizlerden, hepimizden milletimizin beklentisi YENİ Parti’den büyüktür. Her birimiz bize duyulan güvenin sorumluluğuyla sokağın, çarşının, pazarın, esnafın, fabrikanın ve tarlanın sesi olmak durumundayız. Bu yasama yılının partimize, ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyor, her birinize önümüzdeki dönem çalışmalarınız için şimdiden başarılar diliyorum.
Değerli grubumuz, değerli arkadaşlarım ne yazık ki yeni yasama yılına tarihimizdeki en büyük finansal krizlerinden birinin yakıcı ortamında başlıyoruz. Sadece ‘finansal kriz’ demenin yeterli olmadığı bir devlet krizi ile karşı karşıyayız. Milletimiz geçim derdiyle kıvranırken iktidar partisinin açtığı yolda iktidar partisi mensuplarının içinde olduğu asrın soygunu yaşandı. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına resmen çöküldü. Devlet kurumlarının güvencesindeki fonlar ve milletin birikimleri çalındı. 800 milyar liralık vurgun çarkı üç-beş kuruşunu enflasyon karşısında korumaya çalışan 455 bin küçük yatırımcının üzerine devrildi.
Fon krizi patlak verdiğinde bu dolapları çevirenlerin, haksız kazanç elde edenlerin sıralı tam listesi AK Parti’nin elinde vardı. Ama pustular, sustular, saklandılar, hiç konuşmadılar. Ne zaman ki biz AK Partili eski Bakan ve mevcut Genel Başkan Yardımcısı’nın adeta deveyi hamutuyla götürdüğünü ortaya çıkardık, o zaman birden konuşmaya başladılar. Fatma Hanım, eşi ile birlikte 163 milyon lira yatırmış, fonlar batmadan hemen önce 2,2 milyar lirayı kapıp kaçmış. Şöyle söyleyelim; gittiğim her şehirde o şehirdeki emsal daire fiyatıyla ifade ediyorum. Hemen buralarda Fatma Hanım’ın fona yatırdığı parayla 27 tane daire alabiliyorsunuz. Fatma Hanım’ın beş ay sonra çektiği parayla 367 daire alabiliyorsunuz. Eşiyle birlikte kendisinin yatırdığı para 27 daire alırken, beş ay sonra çektiği para 367 daire alabiliyor.
Bu isim buzdağının sadece görünen yüzüdür. Kabinenin diğer öğeleri gibi, diğer üst düzey AK Partililer gibi becerikli olmadığı için Fatma Hanım doğrudan kendi ve eşinin ismi ile işlem yapmıştır ve ilk bakıldığında listede göze çarpmıştır. İşlemlerini çantacılara yaptıran maharetli isimlerden değildir. İşlemlerini Lüksemburg’daki offshore hesapları üzerinden vekaletle yaptıran bakanlardan değildir. İşlemlerini Hollanda’dan, Akdeniz’deki çeşitli ada ülkelerindeki farklı bankacılık uygulamalarına tabi bankalardan yapanlardan değildir. Bu yüzden doğrudan ismi listede görünen birisidir. Burada piyasa gerçeklerine aykırı biçimde koyduğu parayla yüzde 1000 değer katıp kaçanlar, bir saadet zinciri oluşturmuşlardır.
Fon skandalından çıkan gerçek AK Parti’nin saadet zinciri olduğudur. Kapıp açtıkları paralar havadan gelmemiştir. O paralar 455 bin mağdurun parasıdır, para neredeyse hesap da oradadır. Biz Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gizlemeye çalıştığı gerçeği ortaya çıkarınca birdenbire ahlak timsali kesilmeye kalktılar. İnanın bana yüzsüzlüğün böylesini milletimiz görmedi. Milletimiz bu arsızlığa karşı ar edip parmağını ısırıyor. Sayın Erdoğan kameraların karşısına geçmiş diyor ki kendileri aslında çok iyiymiş de elinde büyüyen Fatma Hanım nefsine yenik düşmüş. Nefsine uymuş da ne yapmış? Fazla değil, sadece milletin cebinden 367 daire parası çalmış. Fırından bir ekmek çalan hapse girecek, bir tepsi baklavayla nefsine uyan hapse girecek; 2,2 milyar lirayı götüren nefsine uymuş olacak. İşte AK Parti’nin kara düzeni, kendine adaleti budur.
Sayın Erdoğan kameraların karşısına geçiyor, kürsünün üstüne elini koyuyor ve ‘Haberim yokmuş gibi çekin bakalım’ diyor. Yahu yanınızdakiler milleti soymuş, nasıl haberiniz yok? Borsa çökmüş, fonlar patlamış; nasıl haberiniz yok? Toplamda 4,5 trilyon liramız buhar olmuş, nasıl haberiniz yok? Siz ne iş yapıyorsunuz? Siz bostan korkuluğu musunuz? Haberiniz varsa doğrudan sorumlusunuz, haberiniz yoksa yönetme kabiliyetiniz kalmamış, derhal bu milletin yakasından düşünüz. İşine gelince ‘Bizden habersiz kuş uçmaz’ diyeceksiniz, işinize gelmeyince ‘Vallahi haberim yok, Fatma Hanım nefsine uymuş’ diyeceksiniz. Bunun kabul edilebilir tarafı yoktur. Şimdi kamuoyunun önünde şunu ifade etmek isterim.
Fatma Betül Sayan Kaya, elbette tek değildir. Bütün AK Partililer biliyor ki, bunu anlatmaya gerek yok ki bu mağdurların çoğu da AK Parti seçmenidir. Bu fon TERA’yı, diğerlerini AK Parti’nin bilindik meşhur isimlerinden, saray bürokrasisinden, bakan isimlerinden bilirler. ‘Onun parası oradaymış, bunun parası oradaymış’ diye birbirlerini yüreklendirdiler. Kimin ne para götürdüğü MASAK’ın çeşitli takipleri ile bu dönem Maliye Bakanı’nın üzerinde böyle bir yükümlülük vardır ve tarih önünde bakalım bu sınavdan Maliye Bakanı geçecek mi, kalacak mı, yoksa kaçacak mıdır? Ama göreceğimiz şudur; yurt dışına çeşitli üçüncü kişiler üzerinden, daha önce isimlerini verdiğimiz, soğuk cüzdanlarla para kaçıranlar ki ‘soğuk cüzdan’ lafını Türkiye ilk kimden duyduysa oraya bir baksın. Yurtdışında offshore hesaplarına para koyanlar ve offshore hesapları üzerinden vekaletle işlem yapanların mutlaka ortaya çıkarılması, ortaya dökülmesi devlet sorumluluğudur.
Ama burada Fatma Betül Sayan Kaya’ya bakarak ve cambaza bakarken ‘Acaba ipin üstünde başka cambaz var mı?’ falan diyerek sanki ‘İşin içinde tek sorumlu Fatma Betül Sayan Kaya’ymış, o da nefsine uymuş’ oyununa karşı şimdi milletimizi şu isimlere kulak kesilmeye davet ediyorum. Bakın; paraları kim çoğalttı, onların yakalanıp ilan edilmesi devletin sorumluluğu. Bu konuda üzerimize düşen muhalefet olarak en ciddi takibi yapacağız. Çalışma grupları kurduk, yurt içinde, yurt dışında çalışacağız. Meclis’te komisyon kurulursa orada mücadele edeceğiz. Tüm imkanları zorlayacağız ve bir şekilde bu milletin bu parasını çalanları ya ortaya çıkaracağız ya milletimizin seçimden sonra verdiği yetkiyle teker teker ortaya çıkaracağız. Ancak ‘Fatma Betül Sayan Kaya var.
Orada da nefsine uymuş. Tayyip Bey de üzgün.’ Öyle bir şey yok. 455 bin kişi, aileleriyle 2 milyon kişi ve dolaylı etkilenen neredeyse 5 milyon kişi… Size bu fon gerçeğini şöyle açıklamak isterim. Paranızı çoğaltıp da çalanlar değil de ona zemin hazırlayanlara bir bakın ki her birinin orada fonda hesapları da var. Emre Alkin, TERA’nın tutuklu Yönetim Kurulu Üyesi. Kim bu? Bizzat Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Konseyi Üyesi. Atamasının altında Erdoğan’ın imzası var. Kerem Alkin, TERA Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi. Türkiye’nin OECD Daimi Büyükelçiliği’ne Erdoğan tarafından atanmıştı. Varlık Fonu ve Halkbank’ın yönetimindedir. Emre Tezmen, TERA Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı. Fatma Hanım’ın ve ailesinin yakın arkadaşı. Erkan Kilimci, TERA Başkan Vekili ve Genel Müdürü. Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı. Atamasını Erdoğan yaptı. 200 liranın üzerinde imzası var.
Fecir Alptekin, TERA’nın Yönetim Kurulu Üyesi. Cumhurbaşkanı Danışmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Üyesi idi. Abdulkadir Özkan, Yönetim Kurulu Üyesi. Başbakanlık Başdanışmanı, Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda Basın Müşaviri imiş. Erdin Özel, TERA Portföy Yönetim Kurulu Başkanı. AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı’ydı. Önce inkar ettiler. Anadolu Ajansı kayıtlarını silmeyi unuttular. AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı olarak basın açıklamaları ortada. Serdar Turhan, Pusula’nın tutuklu Yönetim Kurulu Başkanı. Eski AK Parti Gençlik Kolları Başkanı’nın Ortağı. Muhammed Yarız, Pusula Portföy’de Yönetici ve tutuklu. Eski AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi. Özdemir Ataseven, Özata Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı. AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı idi. İskender Balcı, Özata Denizcilik’te Yönetici. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in damadı. Hepsi Erdoğan’ın ekibi. Tamamının atamasının altında aynı mürekkep, aynı imza var; Recep Tayyip Erdoğan. Burnunun ucunu göremeyenden, bu işlerden haberi olmayandan Cumhurbaşkanı olmaz. Bu kumpas çetesini, bu kirli çeteyi ‘Asrın Soygunu’nu yapanları teker teker atayandan Cumhurbaşkanı olmaz.
‘Bu işlerden haberim yok’ diyen Erdoğan bir de sözüm ona millete güven vermeye çalışıyor. Şöyle söylüyor; ‘Finansal sistemimizde bir risk mevzu bahis değildir.’ Şimdi herkesin iyi dinlemesini istiyorum. Borsadaki kayıp, şu an 3,5 trilyon lira. Tasfiye edilen 131 fonda kalan para, 800 milyar lira. Yani bu soygunun ekonomiye maliyeti, 90 milyar dolar. Üç yıl önce 11 ilimizde deprem yaşadık, Erdoğan bunun adına ‘Asrın Felaketi’ dedi ve ekonomiye maliyetini 100 milyar dolar olarak kendisi açıkladı. Asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar, asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Asrın soygunun ekonomiye etkisi deprem etkisidir. Kimse kimseyi kandırmayacak, kimse kimseyle alay etmeyecektir. Karşı karşıya olduğumuz; asrın dolandırıcılığı, asrın soygunu, asrın finansal krizidir ve düpedüz devlet krizidir. Devlette tuz kokmuştur ve maalesef bu milletin bütün umutları, bu milletin umutlarını çalmaya azmetmiş gözü dönmüş kadrolara emanet edilmiştir.”
Şimdi bugün Fatma Betül Sayan Kaya’dan çok daha maharetli olan AK Partili ‘fonzi’lerin bir yöntemini açıklayalım. Bunlar fonlarda, hisselerde yakalanmamak için kendileri işlem yapmıyorlar. Üçüncü kişilere işlem yaptırıyorlar. 17 Mart 2026 tarihinde, o zaman önceki partimizin Genel Başkanı olarak bir basın toplantısı yapmıştım. Erdoğan’ın ‘turpun büyüğü’ ifadelerine karşı ‘turpun küçüğü’ hatırlatmasıyla bir basın toplantısı.
Orada memur maaşıyla edinilmesi akıl almaz bir serveti tapularıyla, belgeleriyle açıklamıştım. Adalet Bakanlığı’na atanan, geçmişte İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan kişinin 16 tapusunu ID numaraları ile vermiştim. Ertesi gün dördü üzerinde aktifi gösterdi, yakın yani iki ay içinde satılmış 12 tapuyu gizledi. ID numaralarını ilan ettim, ‘Bizi yalanlayın’ dedim. Örneğin Şehircilik Bakanlığı’nın önündeki bilgisayara o ID numaralarını girince o evin şu an ve bir önceki sahibi belli, ne zaman satıldığı belli. Tek bir açıklama yok Murat Kurum’dan. Türkiye’nin dört bir yanındaki belediyelere ‘Vergi kaçakçılığı’ olmasın diye yollanan yazılarda Murat Kurum bu 16 tapunun Adalet Bakanı’na ait olduğunu yazmış zaten. Belediyelerin her birinin kayıtlarında var.
Erdoğan, Adalet Bakanı’na ‘Sen bu konuda konuşma, sus’ dedi. Bana dava açtılar. Davanın birincisi görüldü. Dava açarken ne diyordu Adalet Bakanı? Şöyle söylüyordu; ‘Nasılsa mahkeme tapuları ister.’ Avukatımız mahkemenin tapularını istemesini istedi. Kendisinin avukatı ayağa zıpladı; ‘Karşıyız. Bu bir tazminat davasıdır, delile gerek yoktur. Müvekkilim söylenen bu sözlerle itibar kaybetmiştir, tazminat verin.’ Neredeyse tazminata hükmedecekti. Avukatlarımızın itirazı, isyanıyla bir mahkeme ertelendi. Burada herkesin önünde söylüyorum. O 16 tapuyu mahkemeye istiyor benim avukatlarım. Bakanlığa yazı yazılmasını istiyor benim avukatlarım. İlgili kurumlara yazı yazılmasını istiyor benim avukatlarım. Adalet Bakanı’nın avukatları ‘Tapuları istemeyin’ diyor. Bu durumla karşı karşıyayız.
İşte o gün, o toplantıda açıkladım ve o gün, o toplantıda açıkladığım üç isim hiçbir açıklama yapmadılar. O tapular üzerinde işlem yapanlar, paraya döndüğünde o tapuları, o paraları alanlar, götürenler yapılmadı. Ama o günden bugüne bir şey yapıldı. O da nedir biliyor musun? Turpun küçüğü basın toplantısı. Partimize polis girdikten ve butlan yönetimi yerine oturduktan birkaç gün sonra partinin arşiv hesaplarından çıkarıldı ve silindi. Elbette her yerde var ancak butlan yönetiminin benim geçmişte yaptığım ve bizim geçmişte yaptığımız parti sözcülerimizin geçmişte yaptığı bütün basın toplantıları dururken sadece ve sadece turpun küçüğü basın toplantısını parti kayıtlarından çıkartmıştır.
Bu da bugünkü Adalet Bakanı’yla bugünkü butlancıların arasındaki ilişkiyi ve ilk iş olarak masanın tozunu silmeden basın toplantısını silenlerin nereden talimatla, kimle ilişkili olduğunu göstermektedir. Şimdi de fondaki 200 milyon dolarlık işlemler, birtakım çantacılar tarafından yapılmıştır. Görev Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e aittir ve hem bu isimlerin hem daha fazlasının bütün işlemleri, hesap hareketleri, yakınları, geçmişleri, bugünleri yarınlarının izlenmesi, yurt dışındaki offshore hesaplarının peşine, yurt dışındaki ülkelerle iş birliği anlaşmaları nezdinde mutlaka harekete geçirilmesi gereklidir. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i asla ve asla rahat bırakmayacağımızı kendisi bilmelidir.” “
Ayrıca sıralı tam liste elinde olan Erdoğan’a söylüyoruz. Fatma Hanım’ı sakladınız, ortaya çıkınca, ‘Biz yanlışın arkasında durmayız’ diyorsunuz. Parti Sözcümüz Sayın Zeynel Emre bunu açıkladığı ana kadar siz yanlışınız arkasında durdunuz, bunu sakladınız. Şimdi milletimize sanki siz söylemişsiniz, siz ortaya çıkarmışsınız, siz kınamış, siz uzaklaştırmışsınız gibi bir tutumun içinde kesinlikle olmayın. Türkiye’de ikili bir hukuk sistemi işletiliyor. Bir yanda 2 milyon 200 milyon lirayı gören AK Parti’yi ‘nefsine uydu’ deyip işin içinden ayıklayanlar, diğer yanda iş yerindeki arkadaşına 2 bin lira para gönderdi diye birlikte yedikleri yemeğin payına düşen kısmını yolladı diye suç örgütü üyesi diye aylarca hapiste tutup itirafçı olmaya zorlanan kadınlar var. ‘İBB soruşturmasında parkenin altından 2 milyon Euro çıktı’ diyeceksin, ‘Valizlerle para taşındı’ diyeceksin, ‘Kasalardan para çıktı’ diyeceksin sonra kasadan mühür çıktı, parke videosunun yalan olduğu, valizlerde jammer olduğu ortaya çıkacak, ‘Bizi de yanılttılar, biz gazeteci olarak duyduğumuzu yazdık’ diyeceksin ve bu haberleri servis eden şimdiki Adalet Bakanlığı basın ilişkileri, o günkü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı basın ilişkileri de bunları o günlerde alttan alta, gizli gizli yayacak, sonra iddianameye yazamayacak. Sayın Erdoğan, kantarın topuzu kaçmıştır. Bir de çıkıp orada, burada laf ola beri gele konuşuyorsunuz. Hoşuma gitti, dediniz ki ‘Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.’ Bu sözü söylediğiniz Gazze’de zulüm yapanlar için bütün vicdanımla paylaşıyorum. Ama şunu da tekrar ediyorum. Bu milletten oyu alıp bu gariban milletin üç kuruşluk paralarını alanlar, soyanlar, yurtdışına kaçıranlar, günahsız insanlara sırf onlar partileri karşısında tehdittir diye iftira atanlar, tarihi azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.
Değerli arkadaşlar bu kadar skandal, durduk yere ortaya dökülmüyor. Milletin bunlardan haberdar olması için birileri çalışıyor ve gayret ediyor. Ama bu işin üstüne gidenler de saldırıya uğruyor. Sayın Ahmet Şık ve Sayın Sera Kadıgil tespitlerini kamuoyuyla paylaştılar ve milletvekili olarak bu bakana bu konuyla ilgili çeşitli sorular sordular. Onlara yanıt vermek yerine Adalet Bakanlığı’nın güdümündeki troll hesaplar ve butlancılar, ahlaksızca bu iki isme hem de kendilerinin özel yaşamlarına yönelik ipe sapa gelmez saldırılar yaptılar. Maksat, ‘konuşmasınlar hesap sormasınlar.’ Dikkat edin Adalet Bakanlığı eleştiriliyor, Adalet Bakanlığının geçmişte uyuşturucu soruşturmasında adı olan, sonra dosyadan adı çıkarılan, sonra yakında tutulan, Ankara’ya bakanlığa getirilen ve şimdi bütün gazeteci arkadaşlarım dün akşamdan da biliyorlar gayri resmi yoldan basın bültenleri, ‘Alın böyle yazın haberi’ diye servislerle bu tür iftiralar atılıyor.
Dün, Zonguldak Milletvekilimiz Deniz Yavuzyılmaz, en başından beri yolsuzlukların üzerine giden Genel Başkan Yardımcımız, milletvekilimiz. O kadar korkak ve kirliler ki onunla baş edemeyeceğini gördükleri için hiçbir şeyle ilgisi olmayan değerli eşi, kardeşimize yağmadan soruşturma başlatmışlar. Akıl almaz. Yağma soruşturması. Nedir bu diyorsun? Saatler sonra ortaya çıktı ki yıllar önce çalışmış bir danışmanın bir şikayet dilekçesini Deniz Yavuzyılmaz’a bir şey diyemeyecekleri için eşi üzerinden yorumlayarak eşini mahkemeye çağırma, tutuklama tehdidi ile karşılaşıyor. Öyle bir noktadayız ki bizlerle baş edemeyenlerin eşlere, çocuklara, anneye, babaya, kardeşe saldırdıkları bir korkaklığın içindeyiz.
Birkaç aydır haysiyet cellatlıkları durmuştu. Neden? Bu tip konular yoktu. Dün Adalet Bakanlığı bu konuda, bakım fon meselesinin üstüne giden kim varsa onun hakkında, bir uyuşturucu dosyası, 23 sayfa ifade vermiş. İçinde Özgür Özel’in ‘Ö’sü yok. Bu kadar basın metni yapmış. ‘Uyuşturucu dosyasında Özgür Özel’in adı geçiyor, kişinin telefonundan Özgür Özel ile fotoğrafları çıktı’ diye. Öyle bir noktadayız ki; buradan açık açık söylüyorum. Aileyle uğraşan, eşle, kardeşle, dostla, çolukla çocukla uğraşan, korkaklara söylüyorum. Cirminiz kadar yer yakarsınız. Sizden korkan sizden beter olsun. Bu kara düzende yaşadıklarımız ilk değil, son da olmayacak.
17 – 25 Aralık’ta yolsuzluğa batan bakanlar kurtarılacak, kendi bakanlığına dezenfektan satanlar korunacak, 16 tapusu, akıl almaz serveti ortaya çıkan başsavcı bakanlığa terfi edecek. Şimdi de milleti dolandıranlara sessiz kalınacak. Ya hu 2,2 milyar lirayı çaldığını kabul edip, Hazine’ye iade ediyor. İşte ispat, işte kanıt, işte belge. Beyefendi Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirmiş. O kurulun başkanı Borsa İstanbul’un Başkanvekili. O adaleti sağlayacak? Meclis’te sözde komisyon kurulacak, Fatma Hanım’ın saz arkadaşları komisyonda çoğunluk olacak, kurda kuzuyu emanet edip oradan adalet çıkaracaksınız. Milletin bunlara karnı tok. İki kelimeyle millet işi özetliyor. Suçüstü yakalandınız.
Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2018’deki sistem değişikliği ile kurduğu kara düzeninde kimse güvende değildir. Değerli vatandaşlarımız, okullarda evlatlarınız, madenlerde, fabrikalarda, otellerde canınız, bankada paranız güvende değildir. Çorlu tren katliamı bu kara düzenin işidir. İliç’te işçilerin toprağın altında kalması, bu kara düzende olmuştur. Yenidoğan çetesi bu kara düzende evlatlarımızın, sabilerin canına kastetmiştir. Okullardaki cinayetler bu kara düzendedir. Kartalkaya’daki canlar bu kara düzende yanmıştır. 6 Şubat‘ta imar aflarıyla yasal hale getirilen denetimsiz binalarla insanlarımız bu kara düzende enkaz altında kalmış, can vermiştir. Dilovası’nda kaçak fabrikadaki işçiler bu kara düzende ölmüşlerdir. Milletin seçtikleri bu kara düzende hapistedir. Kayyımlar, yasaklar, baskılar bu kara düzenin esasıdır. Tweet atanlar, gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, avukatlar bu kara düzende tutuklanmakta, sosyal medya hesapları kapanmaktadır.
Bu kara düzende bir emekli yoksulluktan canına kıymış, bu kara düzende son bir haftada beş polisimiz canına kıymıştır. Şimdi fon vurgunu ile 2 milyon insanın birikimleri çalınmıştır. Milletimize sesleniyoruz. Senin yakının tren katliamında can vermemiş olabilir. Senin evladın, torunun yenidoğan çetesinin eline düşmemiş olabilir. Senin bir sevdiğin o otelde ya da o fabrikada yanarak can vermemiş olabilir. Ya da son vurgunda senin paran çalınmamış olabilir. Ama bu yaşananların her birinde bizden birilerinin senin bir bildiğinin, bir komşunun, bir yakının ya da tanımadığınsa, bu vatanın bir evladının, bir ailesinin canı yanmaktadır. Bu yaşananların her birinde birilerinin canı yanmaktadır. Bu düzen böyle devam ederse senin de canın yanacaktır. Sıranın sana gelmesini bekleme. Acıyı çekenler de bunları hak etmedi, sen de hak etmiyorsun. Kimse bu kara düzenden tek başına kurtulamaz. O yüzden söylüyoruz; ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.’
Değerli yol arkadaşlarım Türkiye’nin yeni ve temiz bir sayfaya, yeni ve tertemiz bir başlangıca ihtiyacı var. Biz bu eskimiş, çürümüş kara düzeni değiştirmek için yola çıktık. Partimizi milletimizle birlikte kurduk. Milletimizle birlikte yürüyoruz, büyüyoruz. Biz koltuk sahibi olmaya değil, milletin sorunlarını çözmeye talibiz. Tüm mağdurların hakkını vermeye, hakkı yenenlerin hakkını teslim etmeye talibiz. Bu iktidar üzerinde milletin ahı vardır. Mağdur edilen, yoksul bırakılan, adaletsizliğe uğrayan milyonların ahı bu iktidarın üzerindedir. Haksız yere hapiste tutulanların ahı bu iktidarın üzerindedir. Biz milletin yüzünü güldürmeye, sarsılmaz adaleti sağlamaya, Türkiye’yi ayağa kaldırmaya geliyoruz. Safımız milletle birdir. Milletimizin kaderi bizim kaderimizdir. Millet de bizimle beraberdir. Kimsenin şüphesi olmasın ki biz o sandığa varacağız, o seçimi alacağız, bu iktidarı değiştireceğiz. Yaz boyunca emekleriniz için, sizi misafir eden örgütümüze, sizi misafir eden milletimize teşekkür ediyorum. Emekleriniz için sizlere teşekkür ediyoruz. Kampımızın başarılı çalışmalar yapacağına, sizlerin fikirleriyle YENİ Parti’nin yeni yürüyüşünün daha da güçleneceğine yürekten inanıyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Müslim Sarı, Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı, Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin, Sarıyer Belediye Başkanı Mustafa Oktay Aksu, Konyaaltı Belediye Başkanı Cem Kotan, Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik'in kesin ihraç talebiyle tedbirli olarak disipline sevk edildiğini açıkladı.
CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı. CHP Sözcüsü Müslim Sarı, MYK gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Sarı, hafta sonu Bolu'da gerçekleştirilen kampta parti meselelerinin yanı sıra ülke gündemini de konuştuklarını ifade etti. Sarı, yeni yasama yılının başlayacağını belirterek, "Türkiye Büyük Millet Meclisi, Gazi Meclisimiz yarından itibaren açılıyor. Yarından itibaren yapılan törenlere genel başkanımızın hem genel kurul çalışmasına, genel kuruldaki törene, konuşmalara hem de akşam yapılacak resepsiyona katılacağını buradan duyurmak isteriz" ifadelerini kullandı.
CHP'li belediyelerin partiden ayrılıp başka partilere katılmasına ilişkin konuşan Sarı, "CHP içinde bulunan belediye başkanları, CHP içindeki parti içi tartışmalardan etkilenerek, bunu doğru bulmayarak, kendine göre bir siyasal değerlendirme yaparak, bizi butlan olarak ilan ederek, ‘Sizinle biz çalışmak istemiyoruz, artık böyle bir zihniyetin içine yer almak istemiyoruz' diyerek bizden ayrışıp, adına YENİ Parti dediğimiz bir siyasal hareketin içinde yer alıyorlarsa bunun yine kısmen bir gideri vardır. Ama kalkıp 50'ye yakın belediye başkanının Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılarak, seçildikleri siyasal partiden ayrılarak AK Parti'ye gidiyor olmaları, iktidar partisine gidiyor olmalarının hiçbir açıklaması olamaz" dedi.
CHP'li 5 belediye başkanının kesin ihraç talebiyle tedbirli olarak disipline sevk edildiğini bildiren Sarı, şu ifadeleri kullandı:
"Cumhuriyet Halk Partisi'nin üyesi olup başka bir siyasal partiye çalışmak çok açık bir disiplin suçudur. Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde olup da başka bir partinin lojistiğini üretmeye çalışamaz, oraya katkı veremez. Kimse Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde olup da başka bir siyasal partinin genel başkanına 'genel başkanım' diyemez. Bu sürdürülebilir değildir. Ancak bu hafta gelmiş olduğumuz noktada artık bazı belediye başkanlarımızla ilgili bazı kararlar almak zorunda kaldık. Aldığımız karar 5 tane belediye başkanımızla ilgilidir. Bu 5 belediye başkanımızın kesin çıkarma talebiyle tedbirli olarak disiplin kuruluna sevkini MYK olarak kararlaştırmış bulunuyoruz. Bu belediye başkanlarımızın 3 tanesi İstanbul'da. İstanbul Sancaktepe Belediye Başkanımız Alper Yeğin, Sarıyer Belediye Başkanımız Mustafa Oktay Aksu ve Kadıköy Belediye Başkanımız Mesut Kösedağ. 2 tane de Antalya'da bulunan belediye başkanımız için aynı süreci işletiyoruz. Bunlardan biri Konyaaltı Belediye Başkanı Cem Kotan, diğeri ise Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik. Bu ne ilktir ne de sondur. Biz izlemeye, takip etmeye devam ediyoruz."
![]()
3 belediye başkanı, geçtiğimiz günlerde Yeni Parti kongresine katılmıştı.
3 isim de 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP'nin İstanbul'daki belediye başkanları olarak göreve gelmişti.

YENİ Parti milletvekilleri, yeni yasama yılına hazırlık için parti genel merkezinde buluştu.
YENİ Parti milletvekili kampı başladı, Özgür Özel fon krizi için Erdoğan’a “Bostan korkuluğu musunuz” diye yüklendi Medyascope



















Yenilik Partisi’nin, Yeni Parti ile ilgili isim benzerliğine yönelik yaptığı başvurusunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti’ye isim değişikliği yapılması yönünde süre vermişti. Başsavcılık, sürenin bitmesinin ardından söz konusu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.
Anayasa Mahkemesi, Yeni Parti’nin isminin, Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılığı ileri sürülerek hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebini, Genel Kurul’un bugünkü gündemine aldı.
Yüksek Mahkeme talebi inceledi, partiye konuyla ilgili savunmasını yapması için 1 ay süre verdi.
Yeni Parti, 1 ay içinde veya daha önce Anayasa Mahkemesi’ne savunmasını sunacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yazısı, Yenilik Partisi’nin görüşü ve Yeni Parti’nin savunması alındıktan sonra Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun kararı beklenecek.
Yüksek Mahkeme, aykırılık tespit ederse, Yeni Parti’nin isminin hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden silinmesine karar verecek.
Yeni Parti, Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili karar verene kadar isim değişikliği yapmama kararı almıştı. (ANKA)
CHP Muğla İl Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Fethiye Belediye Meclis Üyesi R.B., hakkında yürütülen disiplin sürecinin tamamlandığı belirtildi.
İl Başkanlığı'nın resmi yazısında, R.B.'nin resmi temaslar amacıyla bulunduğu Çin'de, '18 yaşından küçük kız bulundurma' suçlamasıyla yaklaşık 2 aydır adli makamlarca gözaltında tutulduğu bilgisine ulaşıldığı ifade edildi.
İddiaların kamuoyuna yansımasının ardından CHP Muğla İl Başkanı'nın imzasıyla dosyanın acil koduyla İl Disiplin Kurulu'na sevk edildiği belirtildi. Parti tüzüğü ve ilgili disiplin hükümleri kapsamında dosyayı değerlendiren kurul, R.B.'nin CHP ile tüm ilişiğinin kesilerek kesin olarak ihraç edilmesine oy birliğiyle karar verdi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın eşi Serpil Yavuzyılmaz hakkında “yağma” ve “kamu kurum veya kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçlamaları kapsamında soruşturma başlatıldığı öğrenildi. Soruşturmanın, Yavuzyılmaz’ın yaklaşık 2 yıl TBMM’de danışmanlığını yapan Özgün Avcı’nın savcılığa verdiği ifade üzerine başlatıldığı belirtildi.
Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın yaklaşık 16-17 ay danışmanlığını yapan Özgün Avcı’nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifade ortaya çıktı. Avcı; bazı danışmanların fiilen çalışmadığını, bunların Yavuzyılmaz’ın akrabaları olduğunu, maaş kartlarının ise milletvekili ve eşinin elinde bulunduğuna ilişkin duyum aldığını ileri sürdü.
Özgün Avcı, 2021 yılı Mart ayından 2022 yılı Ekim ayına kadar Yavuzyılmaz’ın danışmanı olarak çalıştığını belirtti. İfadesine göre Yavuzyılmaz’ın 3 kadrolu, 2 dışarıdan görevlendirilen olmak üzere toplam 5 danışmanı bulunuyordu.
Avcı, kadrolu danışmanlardan ilkinin Yavuzyılmaz’ın kuzeni, üçüncüsünün ise yine akrabası olduğunu beyan etti. Her iki kişinin de fiilen çalışmadığını ifade eden Avcı, giriş-çıkış kayıtlarının incelenmesi hâlinde kimin gerçekten çalışıp çalışmadığının ortaya çıkacağını söyledi.
![]()
Avcı’nın ifadesindeki dikkat çekici iddialardan biri de kendi ücretinin ödenme biçimine ilişkin oldu. Avcı, maaşını Deniz Yavuzyılmaz’ın ayarladığını söylediği bir şirket üzerinden, bazen elden bazen de banka hesabına IBAN yoluyla aldığını söyledi.
Şirketle doğrudan iş ilişkisinin bulunmadığını söyleyen Avcı, banka hesaplarının incelenmesi hâlinde para transferlerine ilişkin dekontları ibraz edebileceğini ifade etti. Avcı ayrıca yaklaşık 16-17 aylık çalışma döneminde sigortasız çalıştırıldığını söyledi.
Avcı’nın anlatımına göre kendisine ilerleyen dönemde kadrolu danışman yapılacağı söylendi. Kadrolu danışmanlardan birinin görevden ayrılması üzerine bu göreve kendisinin atanmasını istediğini anlatan Avcı, başka bir kişinin görevlendirilmesi üzerine sistemi ve düzeni haksız bulduğu gerekçesiyle görevden ayrıldığını söyledi.
Avcı, kadrolu danışmanlık haklarının fiilen çalışan kişiler yerine başka kişiler adına kullanılarak maaş alınmasına yönelik bir düzen bulunduğu kanaatine vardığını ifade etti.
İfadenin en dikkat çekici bölümlerinden birinde Avcı, fiilen çalışmadığını söylediği danışmanların maaş kartlarının Deniz Yavuzyılmaz’ın elinde olduğunu söylemesi oldu.
Avcı’nın beyanına göre, TBMM tarafından personele yatırılan maaşların bir bölümüne Yavuzyılmaz’ın el koyarken, kalan bölümünü personele verdiği öğrenildi.
![]()
Avcı, ikinci sıradaki kadrolu danışmanın maaş kartına ilişkin olarak ise daha dikkat çekici bir beyanda bulundu. Avcı, ifadesinde, “kadrolu ikinci danışmanın maaş kartı Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın eşi Serpil Yavuzyılmaz’ın elinde” şeklinde beyanda bulundu.
Avcı ayrıca TBMM tarafından personele yatırılan maaşın üçte birinin veya üçte ikisinin Deniz Yavuzyılmaz tarafından alındığını, kalan kısmının ise personele verildiğini beyan etti. Bununla birlikte ne kadar para ödendiğini kesin olarak bilmediğini de açıkça belirtti.
Eski danışman, beyanlarının araştırılabileceği iki somut veri kaynağına da işaret etti: TBMM giriş-çıkış kayıtları ile hangi danışmanların fiilen çalıştığının; banka hesap hareketleri ve dekontlarla ise kendisine yapılan ödemelerin tespit edilebileceğini söyledi.
Avcı ifadesini, “Çalıştığım süre boyunca şahit olduğum olayları anlattım. İşe giriş çıkışlar ve banka dekontları incelendiğinde doğru söylediğim anlaşılacaktır” şeklindeki beyanla tamamladı.
Başsavcılık, bazı danışmanların fiilen çalışmadığı halde maaş aldığı, maaş kartlarının Yavuzyılmaz ve eşinin elinde bulunduğu yönündeki beyanları Serpil Yavuzyılmaz hakkında “yağma” ve “kamu kurum veya kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçlamaları cihetinden inceleme başlattı.
Başsavcılığın danışmanların fiilen çalışıp çalışmadığı, danışman kadrolarında akrabalık ilişkileri, TBMM tarafından yatırılan danışman maaşlarının kimler tarafından kullanıldığı, maaş kartlarının kimlerin elinde bulunduğu, maaşların hangi atm lerden kimler tarafından çekildiğine ilişkin soruşturma yürüttüğü öğrenildi.

İBB’ye yönelik ‘Yolsuzluk’ davasında, aralarında görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 57’si tutuklu 436 sanık, 89’uncu duruşmada hakim karşısına çıktı. Duruşma tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasıyla devam ediyor.
İETT'nin milyonlarca liralık ihalelerini alan Ulaşım İç ve Dış Ticaret AŞ'nin patronu tutuksuz sanık Remzi Baka, savunma yaptı.
Mahkemedeki çapraz sorguda kirli çarkı ifşa eden Baka, etkin pişmanlık ifadesinin arkasında olduğunu açıkladı. Baka; İBB Başkan Danışmanı İbrahim Bülbüllü'nün talebiyle Florya'daki Başkanlık Konutu'nda pazarlıklar yapıldığını, 380 milyon TL'lik ödeme sürecini, Cafer Mahiroğlu'nun "siyasi nüfuz" baskısını ve CHP'li Fatih Keleş ile Florya'da yapılan görüşmeleri tek tek anlattı.
Emniyet ve savcılıkta verdiği etkin pişmanlık ifadelerinin arkasında olduğunu vurgulayan Baka, İBB ve İETT bürokrasisinde dönen kirli ilişkiler ağını mahkemede de doğruladı.
FLORYA BAŞKANLIK KONUTU'NDA PAZARLIK
Duruşma savcısının çapraz sorgusunda 2021 yılı Haziran ayında yaşanan skandal bir süreci aktaran Baka, dönemin İBB Başkan Danışmanı İbrahim Bülbüllü tarafından aranarak Florya'daki Başkanlık Konutu'na çağrıldığını açıkladı. Baka, "O dönem İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nden aldığımız ihaleler vardı. İbrahim Bülbüllü bizi Florya'daki Başkanlık Konutu'na çağırdı. Alınan ihalelerle ilgili bir talepleri olduklarını söyledi. Bu talebi yönetim adına yaptı." dedi.
![]()
"KABUL ETMESEYDİM BANA ZORLUK ÇIKARACAKLARDI"
Savcının, Adem Soytekin'in şirketine verilen yaklaşık 5 milyon TL'lik çek ve İBB yetkililerine aktarılan paralarla ilgili sorularını yanıtlayan Baka, gördüğü baskıyı anlattı.
İETT ihaleleri karşılığında İbrahim Bülbüllü üzerinden 380 milyon TL'lik bir sürecin gerçekleştiğini doğrulayan Baka, 5 milyonluk çek talebi için, "Kreş yapımı için verdik" dedi. Savcının, "kreşi neye karşılık yaptınız? Niye talep edildi sizden?" sorusuna Baka, "İbrahim Bülbüllü istedi yardım maksatlı, biz de iş yapıyorduk Büyükşehir Belediyesinde. O dönem yardım maksatlı yaptık" diye konuştu. Baka, savcılık ifadesinde verdiği, 'Talepleri kabul etmemem halinde firmanın bana zorluk çıkaracağını biliyordum' beyanını da doğruladı.
CAFER MAHİROĞLU'NDAN "SİYASİ NÜFUZ" BASKISI VE POLAT OTEL GÖRÜŞMESİ
Çapraz sorguda garaj devirleri ve ihalelere yapılan itiraz süreçleri de gündeme geldi. Baka; Halk TV patronu Cafer Mahiroğlu ile Yusuf Yadoğlu'nun gayriresmi ortak olduklarını ve ihaleleri kendi bünyelerinde tutmak için üzerlerinde baskı kurduklarını belirtti.
![]()
YST şirketinin aldığı bir ihaleye itiraz etmesi üzerine Cafer Mahiroğlu tarafından arandığını söyleyen Baka, Yeşilköy'deki kirli pazarlığı şu ifadelerle açıkladı: "YST'nin aldığı ihaleye itiraz edince Cafer Mahiroğlu beni aradı, Yeşilköy'deki Polat Otel'e çağırdı. Bana 'İhale aldık, itiraz etmişsin, itiraz etme' dedi. Sürekli siyasi nüfuzundan bahsediyordu. Teklifini kabul etmedim. Etkinliğini kullanarak baskı yapmak istedi ama biz umursamadık."
FATİH KELEŞ İLE FLORYA'DA PARALEL TRAFİK
Süreçte ödemelerin aksaması üzerine CHP'li Fatih Keleş'in de devreye sokulduğunu anlatan itirafçı Baka, İbrahim Bülbüllü'nün yönlendirmesiyle Florya Başkanlık Konutu'nda Fatih Keleş ile defalarca bir araya geldiğini kaydetti.
Savcının "Fatih Keleş'in belediyede mali veya teknik bir yetkisi var mıdır?" sorusuna ise Baka, "Teknik olarak değil. Ama başkan danışmanı olarak bildiğimiz için fikir alışverişinde bulunmuştuk. Ödemeler aksayınca İbrahim Bülbüllü 'Fatih Keleş'ten destek isteyelim' diyerek beni yönlendirdi" yanıtını verdi.

AK Parti'ye bugün 9 yeni belediye başkanının katılacağı öğrenildi. Yeni başkanlara Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda rozet takılması bekleniyor.
AK Parti'ye katılacak belediye başkanları arasında CHP'den Tekirdağ Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay, İzmir Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Antalya Elmalı Belediye Başkanı Halil Öztürk, Erzurum Şenkaya Belediye Başkanı Görbil Özcan, Balıkesir Marmara Belediye Başkanı Aydın Dinçer'in bulunduğu öğrenildi.
Yeniden Refah'tan Kahramanmaraş Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Mehmet Akpınar, Kahramanmaraş Türkoğlu Belediye Başkanı Mehmet Karaca, Elazığ Palu Belediye Başkanı Muhammet Septioğlu'nun olduğu belirtildi.
İYİ Parti'den ise Sivas Koyulhisar Belediye Başkanı Bora Karakullukçu var.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, beraberindeki parlamento heyetiyle resmi temaslarda bulunmak üzere Portekiz'in başkenti Lizbon'a gitti. Kurtulmuş, Portekiz Cumhuriyet Meclisi'ne gelişinde mevkidaşı Jose Pedro Aguiar-Branco tarafından resmi törenle karşılandı.
![]()
Tören kapsamında iki ülkenin milli marşlarının çalınmasının ardından Kurtulmuş, tören mangasını selamladı. Karşılama töreninin ardından iki meclis başkanı heyetlerini birbirlerine takdim etti.
![]()
Resmi karşılama töreninin ardından TBMM Başkanı Kurtulmuş ile Portekiz Cumhuriyet Meclisi Başkanı Aguiar-Branco, baş başa bir görüşme gerçekleştirdi. İki meclis başkanı daha sonra heyetler arası görüşmeye başkanlık etti.
![]()
Görüşmede Türkiye heyetinde; TBMM Başkanvekili Tekin Bingöl, Türkiye-Portekiz Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti Denizli Milletvekili Nilgün Ök, TBMM Katip Üyesi ve Yeni Yol Partisi Gaziantep Milletvekili Ertuğrul Kaya, MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın ile Türkiye'nin Lizbon Büyükelçisi Haldun Koç yer aldı.
![]()
![]()

AYM, YENİ Parti’nin isim benzerliği başvurusunu gündemine aldı. Parti, savunmasını hazırlaması için 30 gün süre verildi.
AYM “iltibas” başvurusunu gündeme aldı, YENİ Parti’ye savunma için 30 gün verdi Medyascope


















Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın CHP'den istifası sonrası Mansur CHP’nin Ankara’da iki belediyesi kaldı.
Mansur Yavaş depreminden sonra CHP’nin Ankara’da iki belediyesi kaldı Medyascope
Yenilik Partisi’nin itirazıyla Yargıtay’ın isim değişikliği için süre verdiği YENİ Parti’nin ismine ilişkin başvuru AYM gündeminde.

YENİ Parti Merkez Yönetim Kurulu (MYK), bugün saat 12.00'de toplandı.
Gündem maddelerinden birinin de parti ismine yönelik tartışmalar olduğu belirtildi.
Parti yönetimi, Anayasa Mahkemesi'nden (AYM) kendi lehlerine bir karar çıkmasını beklerken, ters bir kararda partinin adı için 3 alternatif belirlendi.
Bu isimlerin "Yeni Değişim Partisi", "Yeni Türkiye Partisi" ve "Türkiye'nin Yeni Partisi" olduğu belirtildi.
Eski CHP'li Öztürk Yılmaz liderliğinde kurulan Yenilik Partisi, YENİ Parti'yle isim benzerliği nedeniyle Yargıtay'a başvuru yapmıştı. Ardından Yargıtay, YENİ Parti'ye tebligat göndererek, "Adınızı değiştirin." demişti.

Mevcut küresel sistemin adaletsizliğine vurgu yapan Erdoğan, uluslararası toplumu İsrail üzerinde somut adımlarla baskı kurmaya davet etti.
Konuşmasında küresel hukuk düzeninin çifte standartlarına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası hukukun güçlü ülkeler ile zayıf ülkeler arasında farklı şekilde işletilmesini sert bir dille eleştirdi. Dünyadaki adaletsizliklerin mevcut sistemden kaynaklandığını belirten Erdoğan, "Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek zorundayız. Yapanın yanına kâr kaldığı sistem çürümeye mahkumdur" ifadelerini kullandı.
Bir yıl önce Şarm el-Şeyh’te Gazze için atılan diplomatik adımları yakından takip ettiklerini hatırlatan Erdoğan, bölgedeki yıkımın son bulması ve hayatın normale dönmesi için zaman kaybedilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Gazze'nin toparlanması adına uluslararası kamuoyuna sorumluluk düştiğini belirterek şunları söyledi:
"Şarm el Şeyh’te bir yıl önce Gazze için attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze’nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum."
Konuşmasının en çarpıcı bölümlerinden birini bağımsız Filistin devleti vurgusuna ayıran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin halkının egemenlik hakkının hiçbir baskıyla yok edilemeyeceğini tüm dünyaya ilan etti.
Erdoğan, "Şunu herkes kabul etsin: Filistin devletini boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır" diyerek, Türkiye'nin Filistin davasına olan sarsılmaz desteğini bir kez daha yineledi.


Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın atacağı siyasi hamleler merak edilirken, hakkında yeni bir kulis paylaşıldı.
Gazeteci Sinan Burhan, katıldığı TV100 programında Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Burhan, görüşmede Ağıralioğlu’na Anahtar Parti’nin mevcut durumu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve yolsuzluktan tutuklu eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki düşüncelerini sorduğunu aktardı.
![]()
Burhan’ın aktardığına göre Ağıralioğlu, Ekrem İmamoğlu ile siyasi olarak aynı zeminde buluşmalarının mümkün olmadığını ve İmamoğlu’nun siyaseten sonuç üretecek durumda olmadığını ifade etti.
Burhan, Mansur Yavaş konusunda ise Ağıralioğlu’nun destek ihtimalinden söz ettiğini ancak bunun bazı şartlara bağlı olduğunu belirtti.
Ağıralioğlu’nun, yarı başkanlık veya parlamenter sisteme geçilmesi halinde yeni sistemin geçiş döneminde Mansur Yavaş’a destek verebileceklerini söylediği aktarıldı.
Burhan Ağıralioğlu'nun ifadelerini şu şekilde aktardı:
"Mansur Bey'e destek vereceklerini ama bir şartla diyor. Eğer diyor bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nden vazgeçilir, yarı başkanlık ya da parlamenter sisteme geçilirse, bir geçiş döneminin Türkiye'deki yeni sistemin öncüsü olarak biz Mansur Bey'e destek veririz."
Burhan, Zafer Partisi ve Milli Yol Partisi gibi partilerde oluşan eğilimi şu sözlerle aktardı:
"Milliyetçi partilerde Mansur Yavaş üzerine bir konsensüs oluşmuş. 'Mansur Bey yeni sistemin öncüsü olursa destekleriz. Türkiye'nin buna ihtiyacı var' diyorlar."
Özgür Özel'e büyük şok! İnan Güney tercihini yaptı








YENİ Parti Kurucular Kurulu ve Parti Meclisi Gökçe Gökçen, Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu'nun sorularını yanıtladı.
Gökçe Gökçen: “Halk geçim derdinde, iktidar düşmanlaştırma siyasetiyle meşgul” Medyascope

İBB Başkanı İmamoğlu dahil 57’si tutuklu 435 kişinin yargılandığı İBB davasında 2. duruşmada 21. gün savunmalarla devam ediyor.
İBB davasında 2. duruşmada 21. gün: “Şerefimle çalıştım hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum” Medyascope


SP lideri Mahmut Arıkan Cumhur İttifakı'na katılacakları yönündeki iddiaları yanıtladı: “Böyle bir gündemimiz yok.”
SP lideri Mahmut Arıkan’dan Cumhur İttifakı iddialarına yanıt: “Böyle bir gündemimiz yok” Medyascope


















Onlarca Belediye Başkanı ve milletvekilinin partilerinden istifa ederek AK Parti'ye katılmasıyla siyasi dengelerin her geçen gün değiştiği dönemde siyaset kulislerini sallayacak bomba bir iddia ortaya atıldı.
![]()
Gazeteci Sinan Burhan, tv100 canlı yayınında son günlerde sıkça gündem olan ve AK Parti'ye geçeceği konuşulan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile ilgili yeni bir bilgi edindiğini açıkladı.
CHP'li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceğini açıklayan Burhan, "Benim almış olduğum bilgi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği." dedi.
CHP'nin kalesindeki tek ayrılığın Cemil Tugay'la sınırlı kalmayacağını iddia eden Burhan, Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız'ın da partisinden istifa ederek AK Parti saflarına katılacağını belirtti.
Farklı siyasi partilerden 12 milletvekilinin daha AK Parti'ye katılma durumunun olduğunu söyleyen Sinan Burhan, "Şu anda farklı siyasi partilerden 12 civarında milletvekilinin Sayın Cumhurbaşkanımız onay verirse AK Parti'ye geçme durumu söz konusu." şeklinde konuştu.
![]()

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, 17 Eylül'de yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir sonraki seçimde son kez aday olacağını söylemişti.
Uçum, seçim tarihi için de 16 Nisan 2028'i işaret ederek, "Seçimlerin 16 Nisan 2028 yılında yapılması öngörüyorum. Bu tarih Cumhurbaşkanlığı sisteme geçişimizin referandum tarihidir. Sembolik anlamı vardır. Sn Recep Tayyip Erdoğan son kez aday olacaktır" ifadelerini kullanmıştı.
Uçum, Anadolu Ajansı (AA) için kaleme aldığı yazısında ise yeni anayasa tartışmasına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Uçum, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile İmralı sürecini Türkiye'nin attığı önemli adımlar arasında göstererek yeni anayasa konusunda şu ifadeleri kullandı:
"Gelinen aşamada ise yeni anayasa Türkiye Cumhuriyeti için artık kaçınılmazdır."
Yeni anayasanın Türkiye Yüzyılı vizyonunun en büyük hedeflerinden biri olduğunu belirten Uçum, Cumhur İttifakı'nın bu hedefi gerçekleştireceğini savundu.
Uçum ayrıca yeni anayasanın TBMM'nin 28. döneminde yapılmasının ihtimal dahilinde olduğunu ancak 29. dönemde yapılmasının "daha gerçekçi bir hedefe" dönüştüğünü ifade etti. Nihai kararın ise siyasi liderlik ve Meclis'e ait olduğunu belirtti.
Mehmet Uçum, yazısında mevcut Anayasa'yı da eleştirdi. 1982 Anayasası'nın tüm değişikliklere rağmen "sivil, demokratik, özgürlükçü ve kapsayıcı" bir anayasa olmaktan uzak olduğunu öne sürdü.
Anayasa'nın yürürlükteki 154 maddesinin 103'ünün 58'inde hiç değişiklik yapılmadığını, 45'inde ise tali değişiklikler gerçekleştirildiğini belirten Uçum, mevcut metnin önemli bölümünün hâlâ 1982 döneminin özelliklerini taşıdığını savundu.
Uçum, "ilk dört madde hariç 1982 Anayasası'nın neredeyse bütün maddeleri tamamen değişti, yeni anayasa hedefi gereksizdir" görüşünü ise "boş ezber ve hatta kasıtlı bir çarpıtma" olarak nitelendirdi.
Yazısında yeni anayasanın yalnızca bir ihtiyaç değil, "aynı zamanda bir zorunluluk" olduğunu belirtti.
Uçum, hazırlanacak yeni anayasanın bazı temel unsurlarının korunacağını da vurguladı.
Buna göre Türk milleti, Türk vatandaşlığı, resmi dil ve zorunlu eğitim dili olarak Türkçe, cumhuriyet, üniter yapı, laiklik ve demokratik hukuk devleti Uçum'un "kırmızı çizgiler" olarak sıraladığı başlıklar arasında yer aldı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin de korunması gerektiğini savunan Uçum, "Demokrasinin birikimleri ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ise korunması gereken kıymetlerdir. Halkın, sistemin işleyişindeki iradesini güçlendirmiş olan etkili iki oy hakkı ve yüzde 50+1 kuralı halka rağmen değiştirilemez. Halk da iradesini zayıflatacak bu tip karşı hamlelere geçit vermez." dedi.
Uçum, yeni anayasanın yanı sıra TBMM İçtüzüğü, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarının da yenilenmesi gerektiğini belirtti.
Yazısının son bölümünde yeni anayasanın Türkiye'nin "büyük yürüyüşünün itici gücü" olacağını savunan Uçum, TBMM'nin en geç 29. dönemde yeni anayasayı yapacağı ve ardından gerçekleştirilecek halk oylamasında yeni anayasanın "çok yüksek bir oy oranıyla" kabul edileceğini öne sürdü.

MHP Ankara 15. Olağan İl Kongresi, teşkilat mensupları, delegeler ve partililerin katılımıyla Ankara Ticaret Odası (ATO) Kongre ve Sergi Merkezi'nde gerçekleştirildi. Program İstiklal Marşı'nın okunması ve saygı duruşunda bulunulması ile başladı. Kur'an-ı Kerim tilavetinin ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin gönderdiği mektup okundu ve kongre faaliyet raporu sunuldu. Raporda mevcut yönetim mali ve idari açıdan ibra edildi. Kongrede Divan Başkanlığı'na MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Mevlüt Karakaya seçilirken, başkan yardımcılığına ise Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi Esma Özdaşlı seçildi. Katip üyeleri ise MYK üyeleri Emine Güven, Hayri Bulut, Utkucan Yıldırım ile Ahmet Karagöz oldu.
![]()
Seçime tek aday olarak giren mevcut Ankara İl Başkan Alparslan Doğan, yapılan oylama sonucu 643 delegenin oyunun tamamını alarak, yeniden il başkanlığına seçildi. Seçildikten sonra açıklamalarda bulunan Doğan, Ankara'nın kendisi için ayrı bir yeri olduğunu ve yeniden seçilmekten dolayı mutluluk duyduğunu ifade etti. Terörsüz Türkiye sürecine de değinen Doğan, bu sürecin ivedilikle tamamlanacağını ve bu süreç sonucu Türkiye'nin aydınlık geleceğe doğru ilerleyeceğini belirtti.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya ise MHP olarak Ankara halkının ve esnafının her daim yanında olacağını ve sıkıntılarını çözmek için geri durmayacaklarını vurguladı. Ankara'nın binlerce yıllık mazisi olduğunu dile getiren Karakaya, "Ankara başkadır. Bizdeki yeri ise bambaşkadır. Ankara'nın toprağında binlerce yıllık medeniyet vardır. Hacı Bayram-ı Veli'nin ilmi, irfanı ve hikmeti vardır. Ahiliğin emeği ve helal kazanç ahlakı vardır. Bugün Ahilik Haftası'nın son günü. Bu vesileyle MHP olarak her zaman esnafımızın, sanatkarımızın ve iş insanlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Dün Gaziler Günü'ydü. Gazilerimizin de yanında olduğumuzu ve olmaya da devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum. Cumhuriyet bu şehirde kuruldu. Ankara, devlet aklının ve milli iradenin başkentidir" ifadelerini kullandı.
![]()
Ankara'nın kendisi ve teşkilatı için başka bir boyutu olduğunu ve bu şehre hizmet etmekten gurur duyduğunu belirten MHP Ankara İl Başkanı Alparslan Doğan ise, "Ankara bizler için bambaşka bir sevdadır. Ankara, İstiklal Harbimizin karargahı, bağımsızlığın ve cumhuriyetin şehridir. Ankara, Hacı Bayram-ı Veli ile maneviyatın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile istiklalin, Alparslan Türkeş ile davanın, Devlet Bahçeli ile adanmışlığın şehridir. Göreve geldiğimden bugüne Ankaramız için var gücümüzle çalışarak gerçekleştirdiğimiz 51'in üzerinde programla Ankaralı hemşehrilerimizin her daim yanlarında olduk. Daha önce olduğu gibi bundan sonra da birlik ve beraberlik içerisinde omuz omuza vererek liderimize, partimize, davamıza hizmet etmeye var gücümüzle devam edeceğiz. Liderimize sadık, ülküsüne aşık, davasını nefsinin üzerinde tutan tek bir ülküdaşımızı geride bırakmadan, hep birlikte yolumuza devam edeceğiz. Rabbim birliğimizi, dirliğimizi daim eylesin" diye konuştu.
![]()
Terörsüz Türkiye sürecinin barış ve kardeşlik getireceğinin altını çizen Doğan, "Ülke olarak tarihi günlerden geçiyoruz. Türkiye Yüzyılı'nın temellerinin atıldığı böylesine önemli günlerde liderimiz Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu ‘Terörsüz Türkiye' vizyonu ile ülkemiz, yarım asırlık terör belasından kurtulmak üzeredir. Liderimiz Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanımızın göstermiş olduğu bu kararlılıkla birlikte binlerce yıllık devlet aklına dayalı kardeşlik projesinin başarıyla tamamlanacağına olan inancımız sonsuzdur. Terörsüz Türkiye, birilerinin ileri sürdüğü gibi bir pazarlık, taviz ve geri adım değildir. Bu nedenle terörü Türkiye'nin gündeminden tamamen çıkarmak; devletimizin egemenliğini güçlendirmek, milletimizin kardeşliğini daha da sağlamlaştırmak istiyoruz. Liderimizin de ifade ettiği üzere ‘Terörsüz Türkiye demek, anaların ağlamaması demektir. 86 milyonun kardeşçe kucaklaşması demektir. Güçlü ve büyük Türkiye demektir.' Milletimizin her bir ferdinin gönlü rahat olsun. Özellikle şehit ve gazi ailelerimizin aklında hiçbir şüphe bulunmasın. Onları incitecek, onları üzecek hiçbir durum söz konusu değildir" şeklinde konuştu.










Zafer Partisi GİK Üyesi Eray Ertürk’ü 8 Aralık 2024’te düzenlenen parti kongresinde darbettiği iddia edilen, aralarında Genel Başkan Yardımcısı Ali Dinçer Çolak’ın da bulunduğu 10 partili, kesin ihraç talebiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edildi.
Zafer Partisi Genel Sekreteri Cezmi Polat’ın parti teşkilatlarına yaptığı açıklamaya göre, Ertürk ile Çolak arasında, Genel Başkan Ümit Özdağ’ın kongrede konuşma yaptığı sırada tartışma çıktı. Ertürk, 10 kişi tarafından darbedildiğini öne sürdü.
Polat, Ertürk’ün darp raporu aldığını, avukatı aracılığıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu ve adli süreç başlatıldığını bildirdi. Ertürk’ün ayrıca 20 Aralık 2024’te partiye gönderdiği dilekçeyle disiplin sürecinin başlatılmasını istediği belirtildi.
08 Aralık 2024 tarihinde yapılan Parti Kongresi sırasında Genel Başkanımızın konuşma yaptığı esnada o tarihte parti MDK üyesi, halihazırda GİK üyesi Eray ERTÜRK ile Genel Başkan yardımcısı Ali Dinçer ÇOLAK arasında tartışma çıkmıştır.. Olay sonrası Eray ERTÜRK adli darp raporu…
— Cezmi Polat (@cezmi_polat) September 16, 2026
Polat, Özdağ’ın tahliyesinin ardından Ertürk’ün avukatının, ilk başvurusu üzerine disiplin süreci başlatılıp başlatılmadığı, hangi işlemlerin yapıldığı ve herhangi bir yaptırım uygulanıp uygulanmadığına ilişkin partiye yeniden başvurduğunu belirtti.
Ertürk’ün avukatının 20 Temmuz 2026’da verdiği yeni dilekçeyle başvuruların ivedilikle işleme alınmasını ve Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında bilgi verilmesini istediğini aktaran Polat, şunları kaydetti:
“Genel Başkanımız Sayın Ümit Özdağ, siyasi parti kongrelerinde zaman zaman gerilimli tartışmaların yaşanabileceği değerlendirmesiyle olay sonrasında herhangi bir disiplin soruşturması başlatmamıştır. Ayrıca Eray Ertürk’e iki ayrı kez, parti içi birlik ve beraberliğin korunması amacıyla adli ve idari şikâyetlerini geri çekmesi yönünde görüşmüştür. Ancak Eray Ertürk, bu talepleri kabul etmemiş ve şikâyetini sürdürmüştür. Taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması nedeniyle gelinen aşamada disiplin sürecinin işletilmemesi hem Genel Başkanımızın hem de partimizin hukuksal anlamda ve kurumsal kimliğinin zarar görmesine neden olacaktır.”
Özdağ’ın parti tüzüğünün ilgili hükümleri uyarınca konunun Merkez Disiplin Kurulu tarafından değerlendirilmesi ve disiplin soruşturmasının başlatılması yönünde talimat verdiğini belirten Polat, Çolak’ın Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürdüğünü bildirdi.
Polat, işlemin parti tüzüğünün öngördüğü kurumsal yükümlülüğün yerine getirilmesinden ibaret olduğunu ifade ederek, sürecin henüz devam ettiğini, kurulun dosyayı savunma hakkını gözeterek parti tüzüğü ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde karara bağlayacağını kaydetti.
Çolak ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kesin ihraç talebiyle savunmasının istendiğini duyurdu. Şikâyet dilekçesinde kendisinin de aralarında bulunduğu 10 kişinin Ertürk’ü tehdit ve darbettiğinin iddia edildiğini belirten Çolak, şöyle devam etti:
“İddiaya konu olayın tarihi ise 8 Aralık 2024. Yaklaşık iki sene önce yaşandığı iddia edilen bir olayla ilgili bugün disiplin soruşturması başlatılması ve ihracımın istenmesini şimdilik bir kenara bırakarak şikâyet dilekçesinde yer alan bir iddiayı sizlerle paylaşmak istiyorum.”
Çolak, şikâyet dilekçesinde Ertürk’ün yangın merdiveninde 10 kişi tarafından darbedildiğini ve Çolak’ın Ertürk’ün kızına küfür ettiği ileri sürüldüğünü aktardı. Kendisine yöneltilen hakaret suçlamasını reddeden Çolak, “Beni tanıyan herkes, kimseye böyle ağır bir küfür etmeyeceğimi bilir” ifadesini kullandı.
Öte yandan, Çolak’ın da aralarında bulunduğu 10 partilinin kesin ihraç talebiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi, sosyal medyada bazı Zafer Partililerin tepkisine neden oldu. (ANKA)
CHP'de ilk isim genel başkanlık adaylığını ilan etti. CHP Mersin eski milletvekili Aytuğ Atıcı, genel başkanlık adaylığını açıklamadan önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu ziyaret etti. Görüşmede Kılıçdaroğlu'na aday olacağını ileten Atıcı, ziyaretinin herhangi bir izin ya da destek talebi amacı taşımadığını ifade etti.
Görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan Aytuğ Atıcı, ziyaret amacının "izin almak, icazet almak veya destek istemek" olmadığını vurguladı.
![]()
Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmenin detaylarını paylaşan Atıcı, Genel Başkan'a yönelik şu ifadeleri kullandığını aktardı:
Aytuğ Atıcı'nın adaylık beyanını dinleyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ise Atıcı'ya, "Hayırlı olsun. Çalışmak iyidir. Partiyi toparlamamız lazım" yanıtını verdiği öğrenildi. Çok adaylı bir yarışa sahne olması beklenen kurultay öncesinde atılan bu adım, CHP kulislerindeki hareketliliği daha da artırdı.
![]()
CHP'de kurultay sürecini etkileyebilecek dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Parti yönetimi, devam eden dava kapsamında daha önce yapılan temyiz başvurusundan feragat etme kararı aldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin ilamına yönelik daha önce yapılan temyiz başvurusundan feragat etme kararı aldı. Kararın, partinin olağan kongre takvimi doğrultusunda kurultay sürecinin gecikmeden ve sağlıklı şekilde tamamlanması amacıyla alındığı bildirildi.
CHP tarafından yapılan açıklamada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin söz konusu ilamına yönelik daha önce yapılmış olan temyiz başvurusundan feragat edildiği belirtildi. Partinin, 10 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu toplantısında açıklanan olağan kongre takvimi doğrultusunda hareket ettiği ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir an önce meşru ve sağlıklı bir kurultay sürecini tamamlamasının hedeflendiği ifade edildi.
Açıklamada, temyiz sürecinde taraf olan Özgür Özel ve arkadaşlarının CHP'den istifa ederek yeni bir parti kurmuş olmalarına da dikkat çekildi. Bu durumun, söz konusu kişilerin davadaki taraf olma durumunu ortadan kaldırdığı belirtildi. Ayrıca CHP'nin olağan kurultay takviminin işlemeye başlaması nedeniyle davanın bir an önce karara bağlanması gereğinin ortaya çıktığı kaydedildi.
CHP açıklamasında, temyiz incelemesinin uzun sürmesinin kurultay sürecini geciktirebileceğinin değerlendirildiği belirtildi. Bu değerlendirme doğrultusunda, CHP adına yapılmış temyiz başvurusundan feragat edilmesine karar verildiği ifade edildi.
Kılıçdaroğlu “Bu çatı altında yeri yok” demişti! Yazgan Anıtkabir’de en önde

Başkent kulisleri, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı yol haritasına ilişkin çok konuşulacak iddialarla çalkalanıyor. Hürriyet yazarlarından Abdulkadir Selvi, Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanlığı iddialarını ayrıntılarla köşesine taşıdı. Son dönemde atılan adımlarla dikkatleri üzerine Yavaş'ın, günlük süreç sağlamak adına geliştirilen birinci sınıf strateji ve parti içi gerilimler yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
![]()
Siyaset koridorlarında Mansur Yavaş'ın yakın çevresi ile paylaştığı iddia edilen bazı değerlendirmeler kulaktan okunuyor. Yavaş'ın yakın çevresine, “Bu yaştan sonra cezaevine girmek istemiyorum” denilirken, öne sürülürken, olası bir hukuki engellenmemek adına özel bir plan hazırlanıyor.
İddialara göre Yavaş, adaylık çözümleri süt stratejilerini şu sözlerle şekillendiriyor: "Cumhurbaşkanlığı adaylığının resmi olarak başvurunun takvime kadar başlangıcını çıkarmayacağım. Adaylık başvurusu başlarsa beni tutuklayamazlar. O zaman toplum bu başkan olduğu için tutuklandı der"
Yavaş, kulislerde dolaşan bu iddiaları henüz doğrudan yalanlamış değil. Ancak daha önce yaptığı bir açıklamada bu tür söylentilere karşı temkinli olunması belirtildiği, “Benim ağzımdan duymadığınız hiçbir söze itibar etmeyiniz” uyarısında bulunmuştu.
![]()
Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanı aday olma isteğinin uzun süredir devam ettiği iddiaları gündemden düşmüyor. Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde adı sık sık telaffuz edilen Yavaş için o dönem Kılıçdaroğlu'nun adaylığı kesinleşince cumhurbaşkanı yardımcılığı formülü geliştirilditi.
Ekrem İmamoğlu'nun yolsuzluk ve rüşvetten mahkemede itirafçılara karşı görev yemiş bülbüle dönüşü ve diplomasının iptali, Yavaş'ı muhalefet cephesinde doğal olarak güçlü aday pozisyonuna taşıdı.
![]()
Yavaş'ın oğlu dönemdeki siyasi mezraları, kendi partisi içinde de farklı yorumlara neden oluyor. CHP'nin kuruluşunun yıldönümü kutlamasıyla düzenlenen Anıtkabir'e katılmayan Yavaş'ın, aynı gün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmesine dikkat çekildi.
CHP'nin faaliyetlerini sürdürmesine rağmen Yeni Parti ile yakın ilişkilerini koruyan Yavaş, bu görüşmeyle ilgili olarak Kemal Kılıçdaroğlu'na sadece bilgi vermekle yetinirken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in ise onayını aldığı iddia ediliyor. Bu hamlelerin, Yavaş'ın iktidar kanadında da kendisine bir meşruiyet alanı açma çabası olduğu ve her kesime hitap eden çok yönlü bir denge politikası izlenen şeklinde yorumlanıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bu temaslar devam ederken, hem CHP hem de Yeni Parti kanadında ciddi bir huzursuzluğa yol açtı. Tepkiler üzerine geri adım atmayan Mansur Yavaş, “Tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir hastalığın nedeni olarak görülmesise, gereğini yapması gerektiğini” söyleyerek iki partiye de dinlenmeye dikkat çekti. Bu çıkışın ardından CHP cephesinden yanıt gecikmesi. Parti adına açıklama yapan Faik Öztrak, yaşananların “Büyük bir hayallerinin yolunu açtığını” ifade etti. Öztrak, Yavaş'ın istifa imalı dinlenmeye karşı ise oldukça sert bir durma sergileyerek, “CHP tehditle, korkutarak hareket edemez bir parti değil” sözleriyle kapıyı kapattı.







Faruk Eren, 12 Eylül darbesini, Metris Cezaevi’nde geçirdiği yılları ve ağabeyi Hayrettin Eren’in gözaltında kaybedilmesini anlattı.
Üsküdar Belediye Meclisinde 23 oy alarak Başkan Vekili seçilen Dündar Ziya Gültekin, sosyal medya hesabından paylaştığı videoyla Üsküdar'ın her sesine kulak vereceklerini ve vatandaşlarla iç içe olacaklarını vurguladı.
VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ


Mustafa Karasu, yeni çözüm süreci, çerçeve yasa, Öcalan’ın rolü, KDP ile ilişkiler ve Şengal’deki olası çözüm modelini değerlendirdi.
Mustafa Karasu: “KDP ile ilişkiler artık daha olumlu” Medyascope
Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, yaklaşık 7 yıllık tutukluluğun ardından tahliye edildi
Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı cezaevinden tahliye edildi Medyascope

Ağustos 2026 döneminde 2 bin 400 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen kapsamlı araştırmada, seçmenlere "Bu pazar milletvekilliği genel seçimi olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusu yöneltildi.
Ortaya çıkan sonuçlar, siyasi arenadaki mevcut dengeleri ve seçmen eğilimlerini net bir şekilde gözler önüne serdi.
İşte seçim anket sonuçları ile AK Parti, MHP, CHP, Yeni Parti ve diğer partilerin oy oranlarındaki son durum;
YENİDEN REFAH PARTİSİ: Yüzde 2,3
ZAFER PARTİSİ: Yüzde 3,2
ANAHTAR PARTİ: Yüzde 3,4
İYİ PARTİ: Yüzde 6,4
MHP: Yüzde 8,9
DEM PARTİ: Yüzde 9,8
CHP: Yüzde 11,1
YENİ PARTİ: Yüzde 17
AK PARTİ: Yüzde 35
DİĞER PARTİLER: Yüzde 2,8
Anketin en dikkat çeken sonucu, AK Parti’nin oy oranını artırarak zirvedeki konumunu sağlamlaştırması oldu.

Üsküdar Belediyesi'nde Başkan Vekili seçimi bugün sabah saatlerinde gerçekleştirildi.
Dört tur olarak süren oylamada kazanan Cumhur İttifakı oldu.
ÜSKÜDAR BELEDİYESİ AK PARTİ'YE GEÇTİ
Dördüncü tur oylamaları sonucu 23 oy alan Cumhur İttifakı adayı Dündar Ziya Gültekin, 19 oy alan rakibi Sibel Tan Çetinkaya'ya seçimleri kazandı.
Sonuçla birlikte Dündar Ziya Gültekin, Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçildi.
CHP VE YENİ PARTİ'NİN ÜYELERİ GÖZYAŞLARINA BOĞULDU
Seçimi AK Parti'nin adayının kazanmasının ardından CHP ve Yeni Parti'nin belediye meclis üyelerinin ağladıkları görüldü.
Ağlayan üyelerin bir yandan da toplanarak seçimin yapıldığı salondan ayrılmaya çalışmaları da dikkati çekti.
KOLTUK SAYILARI DENGEDE
Geçtiğimiz günlerde seçimin iptal olması ve CHP ile Yeni Parti üyelerinin seçme gelmemesi üzerine bugüne ertelenmişti.
Oylamanın yapılabilmesi için 23 üyenin salonda yer alması gerekiyordu.
CHP ve Cumhur İttifakı'nın her ikisinin de belediye meclisinde 21'er koltuk sayısı bulunuyor.
AK PARTİ'DEN SİYASİ HESAP TEPKİSİ
AK Parti Üsküdar İlçe Başkanı Taha Sarıcaoğlu, dün yaptığı basın toplantısında, CHP ve Yeni Partili meclis üyelerinin 5 Eylül’deki belediye başkan vekilliği seçimine katılmamasına tepki göstererek, Cumhur İttifakı grubunun olağan meclis toplantısına da katılmadığını açıklamıştı.
Sarıcaoğlu, "Üsküdar Belediye Meclisi siyasi hesaplara göre kapısı açılıp kapanacak bir salon değildir. Yarın yapılacak başkan vekilliği seçiminde 21 meclis üyemizle yerimizi alacağız." açıklamasında bulunmuştu.
BİRLİKTE HAREKET EDECEĞİZ' MESAJI
CHP Üsküdar İlçe Başkanı Zerrin Civandağ ile Yeni Parti Üsküdar İlçe Başkanı Berk Tütüncü, Üsküdar Belediyesi başkan vekilliği seçimi öncesi dün yaptıkları açıklamada iki parti grubunun birlikte hareket ettiğini açıkladı.
ÖNCEKİ SEÇİM İPTAL EDİLMİŞTİ
Üsküdar Belediyesi'ne yönelik gerçekleştirilen yolsuzluk soruşturması kapsamında Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklanmış, yerine 5 Ağustos 2026'da belediye meclisinde yapılan oylamada CHP'li Sibel Tan Çetinkaya başkanvekili seçilmiş, AK Parti'nin itirazı üzerine seçim iptal edilmişti.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, yaklaşık 7 yıllık tutukluluğun ardından tahliye edildi.
Edirne Cezaevi’nden çıkan Mızraklı’yı, eşi Zeynep Mızraklı ile DEM Parti heyeti karşıladı.
DEM PARTİ HEYETİ KARŞILADI
Heyette DEM Parti Grup Başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan ve Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar yer aldı.
Mızraklı’nın, tahliyesinin ardından ilk olarak İstanbul’a gitmesi bekleniyor.
2019'DA GÖREVDEN ALINDI
Selçuk Mızraklı, 2019 yerel seçimlerinde HDP’den Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı olarak seçildi.
Mızraklı, İçişleri Bakanlığı tarafından 19 Ağustos 2019’da görevden alındı ve yerine aynı gün kayyum atandı.
"Terör örgütüne üye olmak" suçlamasıyla yargılanan Mızraklı, 9 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
TAHLİYE HABERİNİ DEMİRTAŞ VERDİ
Mızraklı'nın tahliye haberini, aynı cezaevinde 10 yıldır tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile duyurmuştu.
![]()

İstanbul'un simgesi Üsküdar'da seçimler yakından takip ediliyor.
Üsküdar Belediyesi'nde, başkan vekilinin belirlenmesi için cumartesi günü saat 10.00'da, belediye meclisinde seçim yapılacaktı.
SALT ÇOĞUNLUK SAĞLANAMAMIŞTI
Cumhur İttifakı'ndan 21 ve CHP'den yalnızca 1 belediye meclisi üyesi salona gelmiş ve salt çoğunluk sağlanamamıştı.
CHP Sözcüsü Müslim Sarı, CHP ile Yeni Parti'nin ortak kararıyla seçime katılmadıklarını açıklamıştı.
SEÇİM SÜRÜYOR
Üsküdar Belediyesi'nde cumartesi günü salt çoğunluk sağlanamadığı için ertelenen belediye başkanvekili seçimi bugün saat 09.00'da başladı.
İlk turda seçimde 42 meclis üyesi oy kullandı.
Cumhur İttifakı'nın adayı Dündar Ziya Gültekin 22 oy alırken CHP ve Yeni Parti'nin adayı Sibel Tan Çetinkaya 20 oy aldı. Her iki gruptan da birer oy için itiraz kullanıldı.
İlk iki turda 3'te 2 çoğunluk aradığı için seçim ikinci tura kaldı.
İlk turda, CHP/Yeni Parti grubundan Cumhur İttifakı adayı Dündar Ziya Gültekin’e bir oy gelmiş oldu.
İKİNCİ TURDA DA SONUÇ ÇIKMADI
İkinci turda ise yine 42 meclis üyesi oy kullanırken, Gültekin 22, Çetinkaya ise 20 ol aldı.
İkinci turda, CHP/Yeni Parti grubundan Cumhur İttifakı adayı Dündar Ziya Gültekin’e bir oy gelmiş oldu.
CUMHUR İTTİFAKI FARKI AÇTI
Üsküdar Belediyesi Başkanvekili seçiminde üçüncü tur oylaması tamamlandı.
42 oyun kullanıldığı oylamada Cumhur İttifakı adayı Dündar Ziya Gültekin 23 oy alırken, CHP/Yeni Parti grubunun adayı 19 oyda kaldı. Böylece Gültekin, üçüncü turda 1 oy farkla öne geçti.
Üsküdar Belediye Meclisinde 21 CHP/Yeni Partili ve 21 Cumhur İttifakı üyesi bulunmasına rağmen, üçüncü turda CHP/Yeni Parti grubundan Cumhur İttifakı adayı Dündar Ziya Gültekin'e iki oy geldiği görüldü.
Oylamada geçersiz oy çıkmadı.
ÜSKÜDAR BELEDİYESİ AK PARTİ'YE GEÇTİ
Dördüncü tur oylamaları sonucu 23 oy alan Cumhur İttifakı adayı Dündar Ziya Gültekin, 19 oy alan rakibi Sibel Tan Çetinkaya'ya seçimleri kazandı.
Sonuçla birlikte Dündar Ziya Gültekin, Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçildi.
DÜNDAR ZİYA GÜLTEKİN KİMDİR?
Dündar Ziya Gültekin, 1983 yılında İstanbul Üsküdar'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde öğrenim gördükten sonra Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun oldu.
Siyasi hayatına 2002 yılında AK Parti Üsküdar Gençlik Kolları'nda başladı; 2002-2008 yılları arasında Gençlik Kolları'nda çeşitli görevler üstlendi. 2008-2012 yılları arasında AK Parti Üsküdar İlçe Gençlik Kolları Başkanlığı'nı yürüttü. 4., 5. ve 6. dönemlerde (2012-2019) AK Parti Üsküdar İlçe Başkan Yardımcılığı görevini sürdürdü.
24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri ile 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Seçimleri'nde Seçim Koordinasyon Merkezi (SKM) Başkanlığı yaptı. 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Genel Seçimleri'nde meclis üyesi seçildi ve 2019-2025 yılları arasında Üsküdar Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkan Vekilliği görevini üstlendi. 14 ve 28 Mayıs 2023 Genel Seçimleri ile 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri'nde SKM Başkan Vekilliği görevinde bulundu.
Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında aktif görevler üstlenen Gültekin, 2016-2024 yılları arasında 15 Temmuz Derneği Genel Sekreterliği görevini yürüttü.
Serbest ticaretle uğraşan Gültekin, evli ve üç çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.
![]()
KOLTUK SAYILARI DENGEDE
Bunun üzerine belediye başkan vekili seçimi bugüne ertelenmişti. Oylamanın yapılabilmesi için 23 üyenin salonda yer alması gerekiyordu.
CHP ve Cumhur İttifakı'nın her ikisinin de belediye meclisinde 21'er koltuk sayısı bulunuyor.
AK PARTİ'DEN SİYASİ HESAP TEPKİSİ
AK Parti Üsküdar İlçe Başkanı Taha Sarıcaoğlu, dün yaptığı basın toplantısında, CHP ve Yeni Partili meclis üyelerinin 5 Eylül’deki belediye başkan vekilliği seçimine katılmamasına tepki göstererek, Cumhur İttifakı grubunun olağan meclis toplantısına da katılmadığını açıklamıştı.
Sarıcaoğlu, "Üsküdar Belediye Meclisi siyasi hesaplara göre kapısı açılıp kapanacak bir salon değildir. Yarın yapılacak başkan vekilliği seçiminde 21 meclis üyemizle yerimizi alacağız." açıklamasında bulunmuştu.
'BİRLİKTE HAREKET EDECEĞİZ' MESAJI
CHP Üsküdar İlçe Başkanı Zerrin Civandağ ile Yeni Parti Üsküdar İlçe Başkanı Berk Tütüncü, Üsküdar Belediyesi başkan vekilliği seçimi öncesi dün yaptıkları açıklamada iki parti grubunun birlikte hareket ettiğini açıkladı.
ÖNCEKİ SEÇİM İPTAL EDİLMİŞTİ
Üsküdar Belediyesi'ne yönelik gerçekleştirilen yolsuzluk soruşturması kapsamında Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklanmış, yerine 5 Ağustos 2026'da belediye meclisinde yapılan oylamada CHP'li Sibel Tan Çetinkaya başkanvekili seçilmiş, AK Parti'nin itirazı üzerine seçim iptal edilmişti.

CHP, 9 Eylül’deki kuruluş yıl dönümüne bölünme tartışmalarının gölgesinde giriyor.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapacağı açıklama ve Mansur Yavaş’ın programa katılıp katılmayacağı merak konusu olmuştu.
Sözcü'de yer alan habere göre, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Genel Merkez'de düzenlenecek resepsiyona katılmayacağı öğrenildi.
'BİR TARAF OLMAYACAK'
Kaynaklar, Mansur Yavaş'ın pozisyonunu koruduğunu belirterek, 'Bir taraf olmayacak' değerlendirmesinde bulundu.


CHP, 9 Eylül’deki kuruluş yıl dönümüne bölünme tartışmalarının gölgesinde giriyor.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapacağı açıklama ve Mansur Yavaş’ın programa katılıp katılmayacağı merak konusu olmuştu.
![]()
Sözcü'de yer alan habere göre, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Genel Merkez'de düzenlenecek resepsiyona katılmayacağı öğrenildi.
'BİR TARAF OLMAYACAK'
Kaynaklar, Mansur Yavaş'ın pozisyonunu koruduğunu belirterek, 'Bir taraf olmayacak' değerlendirmesinde bulundu.

Siyasetteki güç dengelerini mercek altına alan son kamuoyu araştırmasının sonuçları açıklandı.
Areda Survey tarafından paylaşılan ağustos ayı seçim anket sonuçları verileri, partilerin güncel oy dağılımını yeniden ortaya koydu.

DEM Parti’nin ilkbaharda yapacağı büyük kongre öncesinde Ankara kulisleri büyük bir iddiayla çalkalandı.
Geçtiğimiz günlerde seçimlere katılabilmek için gerekli yasal şartları yerine getirmek amacıyla sembolik bir kongre düzenleyen DEM Parti, asıl büyük kongresini ilkbahar aylarında gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan'ın, bu büyük kongreye Selahattin Demirtaş’ın da katılabileceğinin sinyalini vermesi, başkentte siyasi hesapları hareketlendirdi. Kulislerde, olası bir tahliye durumunda Demirtaş’ın doğrudan parti yönetimine geçerek eş genel başkanlığa aday olabileceği iddia ediliyor.
![]()
Kongre sürecine ilişkin tartışmalar yalnızca liderlik değişimiyle sınırlı değil. Tuncer Bakırhan ve partinin önde gelen isimlerinden Pervin Buldan’ın kısa süre önce duyurduğu “Demokratik Cumhuriyet Hareketi” çıkışı, yaklaşık bir yıldır konuşulan isim değişikliği iddialarını yeniden alevlendirdi.
Siyasi kulislerde, yeni başlatılacak bu hareketin partinin yeni ismi olabileceği değerlendiriliyor.
Selahattin Demirtaş ve eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tahliye ihtimali, devam eden İmralı Süreci bağlamında siyasetteki en sıcak başlıklardan birini oluşturuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararlarına dikkat çeken MHP kanadı, tahliyeler için yeni bir yasal düzenlemeye gerek olmadığını savunurken; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin süreç boyunca sıklıkla dile getirdiği “Demirtaş evine, Öcalan umuda” çağrısı bu yöndeki beklentileri güçlendirdi.
Tuncer Bakırhan da 14 Ağustos 2026 tarihinde yaptığı bir açıklamada Demirtaş ve Yüksekdağ'ı kastederek, “İnşallah, inşallah, inşallah beraber olacağız. Zaten ana hedeflerimizden birisi o. Biraz o büyük kongreye işaret etmemizin sebebi de bu” ifadelerini kullanmıştı.
Yaklaşık 10 yıldır Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş’ın siyasete dönüş vizyonuna dair en somut ipuçlarından biri ise üç ay önce Bağımsız Milletvekili Kani Torun ile yaptığı görüşmeden sızmıştı. T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşan Torun, Demirtaş’ın kendisine “Ben Ankara’da görev almak istiyorum” dediğini aktarmıştı. Her ne kadar Torun ve Çamlıbel bu sözlerin dar anlamda parti yönetimini değil, geniş anlamda ülke yönetimini kastettiğini açıklasa da bu mesaj, Demirtaş’ın aktif siyasete dönüş rotasını Ankara olarak belirlediği şeklinde yorumlandı.
Son dakika... Bahçeli'den dikkat çeken Amedspor açıklaması

Recep Tayyip Erdoğan, "Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül'de almaya başlıyoruz" dedi.
Erdoğan: “Kiralık konutlar için başvurular 14 Eylül’de” Medyascope
DEM Parti, 5. Büyük Olağan Kongresi'nin ardından düzenlediği ilk toplantıda yeni MYK üyelerini belirledi. İşte yeni MYK listesi.
"Cumhurbaşkanına hakaret" suçlaması nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan Ahmet Davutoğlu savcılıkta ifade verdi.
“Hesap sordum, eleştirdim, suç işlemedim”: İşte Ahmet Davutoğlu’nun ifadesinin tam metni Medyascope


DEM Parti kongresinde Hatimoğulları ve Bakırhan yeniden seçildi. Bakırhan, "Artık oyun bozan değil, Türkiye'yi yönetmeye adayız" dedi.
DEM Parti kongresini yaptı, eşbaşkanlar yeniden seçildi: “Türkiye’yi yönetmeye talibiz, tek ajandamız demokratik Türkiye” Medyascope
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanvekili Nuri Aslan’ın, CHP yönetimiyle yaptığı görüşmede partiye mesafeli bir tutum sergilediği öğrenildi. Aslan ile CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı arasında yapılan görüşme öncesinde adres krizi yaşandı. Sarı'nın CHP İstanbul İl Başkanlığı'ndaki görüşme teklifini kabul etmeyen Aslan'ın, "Ben CHP İl Başkanlığı'na gelmem" dediği öğrenildi.
İLÇE BAŞKANLARINI KABUL ETMEDİ
Aslan'ın görüşmeye CHP ilçe başkanlarının da katılmasını istemediği belirtildi. Kriz, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na iletildi. Kılıçdaroğlu'nun ise "Nerede istiyorsa orada görüşün" talimatı vermesi üzerine görüşmenin adresi Saraçhane olarak değiştirildi. Böylece taraflar arasındaki görüşme Saraçhane'de gerçekleşti.
BEN İMAMOĞLU'NA BAĞLIYIM
Aslan'ın görüşmeler sırasında CHP ile arasındaki mesafeyi koruduğu belirtiliyor. Edinilen bilgilere göre Aslan, hem Yeni Parti hem de CHP yöneticileriyle yaptığı görüşmelerde kendisini CHP'li olarak tanımlamadı. Bu yöndeki sorulara "Ben İmamoğlu'na bağlıyım" yanıtını veren Aslan'ın bu tutumu, Yeni Parti'ye katılması yönündeki beklentileri güçlendirdi.
CHP 'MECBURİ' DESTEK OLACAK
Eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı davalardan mahkûmiyet alması durumunda İBB Başkanı seçimi yenilenecek. CHP kurmaylarının ise seçimlerde Aslan'a destek vermekten başka seçeneği olmadığı değerlendirmesinde bulunduğu öğrenildi. CHP tarafında, Aslan'a destek verilmemesi halinde "İstanbul'u kaybettirdiniz" suçlamasının yöneltilebileceği endişesine girildi. Yeni Partililer de CHP'nin seçimlerde Aslan'a oy vermeye "mecbur" olduğunu savunuyor. Her iki taraf da İstanbul'un kaybedilmesinin siyasi sorumluluğunu üstlenmek istemezken, yaşanan gelişmeler CHP ile Yeni Parti arasındaki iş birliğinin seçim sonrasında da bir süre daha devam edeceğine işaret ediyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medyada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret içerdiği değerlendirilen paylaşımlar nedeniyle eski Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında TCK’nın 299/1. maddesi kapsamında soruşturma başlatmıştı.
Bu kapsamda yapılan açıklamada, gerçekleştirilen incelemeler neticesinde, 62., 63. ve 64. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri Başbakanı ve feshedilen Gelecek Partisi’nin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 299/1. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçu kapsamında soruşturma başlatıldığı ifade edildi.
Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Davutoğlu’nun bugün öğleden sonra şüpheli sıfatıyla ifade vermesi bekleniyor.
Öte yandan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in, ifadeye gitmeden önce Davutoğlu’nu telefonla arayarak dayanışma duygularını ilettiği öğrenildi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de ekim ayındaki paket kapsamında hayata geçirmeyi hedefliyoruz" dedi. Gürlek, 12. Yargı Paketi'ndeki düzenlemelerin bir kısmının yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, söz konusu yeni düzenlemelerin de ekim ayında gündeme gelecek ikinci kısımda yer alacağını bildirdi. Gürlek, 25 maddeden oluşacağını bildirdiği yeni düzenlemede, kira tespit davalarının dokuz ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını da hedeflediklerini söyledi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara Adalet Sarayı Konferans Salonu'nda Ankara 2 No'lu Barosu'nun 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı'na katıldı. Programdaki davetliler arasında MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, bakan yardımcıları, HSK üyeleri ve Danıştay Başsavcısı da bulundu.
Gürlek'in konuşmasından satır başları şöyle:
"Ülkemizde her şeyde olduğu gibi mevcut zengin kaynağımızla yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza odaklı yapılanmayı tamamladık. Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık. Malumunuz, tarihsel süreçte milletimize hizmet etmesi gereken bu değerli kurumlarımız; darbeci, vesayetçi anlayışların ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı usullerinin aparatı hâline getirilmek istendi. Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve kurumlarımızın güçlü refleksleriyle bu darboğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah'ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin.
Değerli dostlar, aramızda çok genç avukat arkadaşlarımız da var. Bizler 20, 30 hatta 40 yıl öncesinden bugüne ülkemizin hangi süreçlerden geçtiğini ve bugün bulunduğu yere gelebilmek için ne büyük bedeller ödediğini biliyoruz. Bugünkü toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını hep birlikte hatırlamak durumundayız. Bu ülke onlarca yıl boyunca olağanüstü hâl uygulamalarına, yargının işlemez hâle getirildiği dönemlere ve vatandaşın değil vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemine şahit oldu. Çok şükür bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız.
Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik. Geçmişten bugüne kronikleşen, milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga hâline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidin kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler devletimizin kurumlarıyla toplumumuzun bütün kesimleri arasında birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir.
Değerli avukat dostlarım; devlet devasa bir duvar ise her bir birey ve her bir kurum da bu duvarın bir tuğlasıdır. Bu duvarda asla kırık, dökük ve gedik olmamalıdır. Bugün işleyişin en önemli taşıyıcı unsurlarından biri de barolarımız ve onları oluşturan avukatlarımızdır. Ziyaret ettiğimiz her ilde baro başkanlarımız ve yönetimleriyle mutlaka bir araya geliyoruz. Mesleki meseleleri doğrudan istişare ediyoruz. Aynı zamanda o ildeki yargı altyapımızın yerel düzeydeki durumunu ve işleyişini değerlendirmek; yargı teşkilatımız ile avukatlarımız arasındaki uyumu ve profesyonel kurumsal iletişimi daha ileri bir seviyeye taşımak amacıyla diyaloğumuzu sürdürüyoruz ve sürdürmeye kararlıyız.
Kıymetli avukatlar; bununla beraber Ankara 2 No'lu Baromuzun Türk Dünyası Hukuk İş Birliği Komisyonu vasıtasıyla yürüttüğü çalışmaları yakından takip ediyorum. Ortak tarih ve medeniyet değerlerimizi paylaştığımız Türk dünyasıyla siyasi, ekonomik ve kültürel bağlarımız güçlenirken barolarımız ve hukukçularımız arasında iş birliğinin eğitimden tahkime, mevzuat çalışmalarından karşılıklı tecrübe paylaşımına kadar geniş bir alanda geliştirilmesini önemli görüyorum. Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakârca çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı sunan bütün avukatlarımızı gönülden kutluyorum.
Değerli arkadaşlar, hepimiz büyük bir adalet ailesinin farklı sorumluluklar üstlenen mensuplarıyız. Bir saatin çarkları gibi hâkimlerimizin, cumhuriyet savcılarımızın, avukatlarımızın ve adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarının emekleri de birbirini tamamlamaktadır. Çünkü hepimizin hedefi; hakkın sahibine zamanında teslim edildiği, vatandaşlarımızın hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmektir. Bu sebeple bakanlığımıza sunulacak yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı tekliflere kapımız açıktır. Yeter ki çözümümüzün merkezinde hukuk, gayemizin merkezinde adalet, çalışmalarımızın merkezinde de milletimizin menfaati bulunsun.
Kıymetli avukat meslektaşlarım; dünya hukuk düzeni bugün tarihi bir imtihandan geçmektedir. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu Batı ülkesinin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart, uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır. Yakın coğrafyamızda evrensel hukuk güvencesi altında yaşayan insanların onlarca yıldır göçe, soykırıma ve katliama maruz kaldıklarına; bir damla insan kanının bir damla petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldığına maalesef hep birlikte şahit olduk. Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına ve yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilenmesi, uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar vermektedir. Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı ve hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimde uygulandığı bu dönemde Türkiye; hukuk kurumlarımızın, barolarımızın ve avukatlarımızın katkılarıyla insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukukun etkin bir biçimde işletilmesi için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkça söylüyorum ki bu, Türk milletinin tarihinden devraldığı önemli görevlerden ve üstlendiği asil sorumluluklardan biridir. Türk adaleti ve hukuku nerede kime lazımsa orada olmaya devam edecektir.
Değerli katılımcılar; karşı karşıya olduğumuz tablo adalet merkezli, tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, millî birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle Türkiye; bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edecektir. Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan ve ülkemizin güvenli geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü, huzurlu ve dayanışma içerisinde olan bir Türkiye; insanlığın barışına, bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum her zaman yok olmaya mahkûm olur. Bundan yaklaşık yüz yıl önce Millî Mücadelemize merkezlik eden Ankara'nın yanı başına kadar ilerleyen işgalci güçler vardı; onların top sesleri Polatlı'ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz güçlü Türkiye'nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin adalet ve hukuk güvenliğidir.
Ankara 2 No'lu Baromuzun kıymetli mensupları; hukuk karşısında herkes eşittir. Hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. AdaletHerkese lazım olan can suyudur. Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı konumda göremez. Toplum vicdanı asla müsamaha göstermeyeceği gibi Türkiye yargısı da bu konuda tavizsiz bir biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı, bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazidir.
Bu anlayışla son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere, toplumumuza örnek olması gereken popüler kişiliklerin millî ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu özendiren yaşam tarzlarıyla gençlerimizi ve gelecek nesilleri zehirlediklerini gördük. Gereken yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunun üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntüye zemin hazırlayan her kişi ve kurum, bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir. Aynı şekilde insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık. Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık.
Adalet sistemimizi ayakta tutan hukuk düzeninin en önemli unsurlarından biri olan avukatlık; vatandaşın sesini yargı mercilerine taşıyan, hak arama hürriyetini somutlaştıran ve aynı zamanda kamu hizmeti niteliği taşıyan güçlü bir müessesedir. Avukatlık mesleğinin ve bu büyük ailenin her bir bireyinin hassasiyet göstermesi gereken etik değerler olduğunu biliyoruz.
Yargılama faaliyetlerinin farklı noktalarında görev alsak da hepimizin ortak amacı hakkı ortaya çıkarmak ve adaletin tecellisini sağlamaktır. Sorunlarımız da bu sorunlar için üreteceğimiz çözümler de ortaktır. Bu konuda barolarla sürekli istişare hâlindeyiz. Daha güçlü bir hukuk sistemi için aynı masa etrafında konuşmaya, birbirimizi dinlemeye ve ortak akılla hareket etmeye devam etmeliyiz.
Değerli arkadaşlar; 2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgemizde savunmayı güçlendirmeyi ve avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık. Yeni Avukatlık Kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine; genç, bağlı çalışan ve kamu avukatlarımızın desteklenmesinden CMK ve adli yardım hizmetleri ile çalışma şartlarının iyileştirilmesine kadar bir çok alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Avukatlık hizmetlerindeki vergi yükünün azaltılması, UYAP ve e-Duruşma uygulamalarının geliştirilmesi, mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatlara yönelik şiddetle mücadele ve avukatla temsilin yaygınlaştırılması adımlarımızı barolarımızla istişare içerisinde atmaya devam edeceğiz.
Malumunuz, 12. Yargı Paketi'nin ilk kısmı kanunlaşarak yürürlüğe girdi. İnşallah ekim ayında ikinci kısmını da gündeme getireceğiz. 24 veya 25 maddeden oluşmasını öngördüğümüz bu pakette avukatlarımızın yaşadığı sorunların çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri de eklemeyi temenni ediyorum. Bu konuları Ankara 2 No'lu Baromuzun Sayın Başkanı ile sürekli görüşüyor, avukatlarımızın talep ve beklentilerini istişare içerisinde değerlendiriyoruz.
Avukatlarımızın silah ruhsatı ücretleri konusunda da sürekli talepleri geliyor. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanımızla görüşmeler yaptık. Sağ olsunlar, onlar da bize yardımcı oldular. İnşallah ekim ayında gündeme gelecek pakette; silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda harcın yarısı oranında alınması, devamındaki yenilemelerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık.
Avukatlarımız açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır. Bu nedenle hâkim ve savcı arkadaşlarımızın yargıda belirlenen hedef sürelere riayet etmesi gerektiğini katıldığım her programda ve her fırsatta ifade ediyorum. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının 1,5 yılda tamamlanmasını hedefliyoruz. Ayrıca boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de ekim ayındaki paket kapsamında hayata geçirmeyi hedefliyoruz.
Adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde vurguluyorum. Yargı teşkilatı mensuplarımızın bu hassasiyeti gözetme konusundaki gayretleri bizleri sevindiriyor. Çünkü 27 bin 500 hâkim ve savcımızla, 211 bin avukatımızla aynı hukuk ailesinin mensuplarıyız. İnşallah yeni adli yılda da yürüttüğümüz çalışmaların sonuçlarını hep birlikte uygulamada göreceğiz.
Değerli katılımcılar; her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın güçlü bir hukuk düzeninden geçtiği konusudur. "Adaletin Yüzyılı" vizyonunu hayata geçirirken sivil, demokratik ve kuşatıcı yeni bir anayasa hedefimizden vazgeçmeden; hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileri taşıma yönündeki irademizi inşallah sürdüreceğiz."

Londra’nın merkezindeki Holborn and St Pancras seçim bölgesinde yapılacak ara seçim için İşçi Partisi’nin aday belirleme süreci devam ediyor.
Parti kaynaklarına dayandırılan haberlere göre, Camden Belediye Meclisi Lideri Sagal Abdi-Wali, eski Başbakan Keir Starmer’ın yerine aday gösterilmesi en güçlü isimlerden biri olarak değerlendiriliyor. Ancak 6 Eylül itibarıyla Abdi-Wali’nin adaylığı resmen ilan edilmiş değil.
İşçi Partisi’nde adaylık başvurularının 4 Eylül Cuma günü sona erdiği, kısa listenin hafta başında belirlenmesinin ve nihai adayın 9 Eylül Çarşamba gününe kadar açıklanmasının beklendiği bildiriliyor.
Abdi-Wali’nin aday gösterilmesi ve ara seçimi kazanması halinde Camden Belediye Meclisi liderliğinden ve Camden Square bölgesi meclis üyeliğinden ayrılması bekleniyor.
![]()
Belediye başkanı değil, belediye meclisi lideri
Abdi-Wali’nin göreviyle ilgili haberlerde zaman zaman “Camden Belediye Başkanı” ifadesi kullanılsa da resmî unvanı Camden Belediye Meclisi Lideri.
Camden’daki belediye başkanlığı daha çok törensel bir görev niteliği taşırken, belediye meclisi lideri yerel yönetimin siyasi ve idari çalışmalarına yön veriyor.
Abdi-Wali, İşçi Partisi’nin Camden grubunun seçiminin ardından 20 Mayıs 2026’da resmen göreve başladı. Böylece Camden Belediye Meclisi tarihindeki ilk siyah kadın lider oldu. Daha önce belediyenin konut politikalarından sorumlu kabine üyesi olarak görev yapan Abdi-Wali, ilk kez 2022’de Camden Square bölgesinden meclis üyesi seçilmişti.
Çocuk mülteciliğinden Camden’ın liderliğine
Somali’deki iç savaştan kaçarak yedi yaşındayken ailesiyle İngiltere’ye gelen Abdi-Wali, yaklaşık 35 yıldır Camden’da yaşıyor.
Yerel yardım kuruluşlarında gönüllü ve yönetici olarak çalışan Abdi-Wali, Camden’daki iki okulun yönetim kurulunda da görev yaptı. Ayrıca belediyenin 2024 yılında “Sığınak Bölgesi” statüsü kazanmasına yönelik çalışmalarda rol üstlendi.
Göreve geldiğinde Camden’ın ailesine mülteci olarak geldikleri dönemde güvenli bir yuva sağladığını belirten Abdi-Wali, bu tecrübenin kamu hizmetine yönelmesinde etkili olduğunu söylemişti.
Abdi-Wali’nin Starmer’ın seçim bölgesi örgütünde daha önce başkanlık yapmış olması ve yerel İşçi Partisi üyeleriyle güçlü bağları, adaylık yarışındaki en önemli avantajları arasında gösteriliyor.
İşçi Partisi’nde başka isimler de konuşuluyor
Adaylık için Abdi-Wali’nin yanı sıra Camden Belediye Meclisinin eski lideri Richard Olszewski ile bazı eski ve mevcut yerel yöneticilerin isimleri gündeme geldi.
Son haberlerde eski Westminster Belediye Meclisi Lideri Adam Hug, eski Camden Belediye Başkanı Nash Ali ve eski Camden meclis üyesi Rishi Madlani de muhtemel adaylar arasında gösterildi.
Camden meclis üyelerinden Adam Harrison aday olmayacağını ve belediyedeki görevlerine odaklanacağını açıklarken, James Slater’ın da başvuruda bulunmadığı bildirildi. Bu isimlerin bir kısmının adaylıkları resmî olarak doğrulanmadığından, İşçi Partisi’nin açıklayacağı kısa liste belirleyici olacak.
Yeşiller, Zack Polanski ile iddialı hazırlanıyor
Ara seçimde İşçi Partisi’nin en ciddi rakibinin Yeşiller Partisi olması bekleniyor.
Yeşiller Partisi İngiltere ve Galler lideri, aynı zamanda Londra Meclisi üyesi olan Zack Polanski, Holborn and St Pancras’ta yarışmak istediğini açıkladı. Polanski’nin de yerel parti üyelerinin onayını alması gerekiyor ancak aday gösterilmesine büyük ölçüde kesin gözüyle bakılıyor.
2024 genel seçiminde Starmer’ın karşısında bağımsız aday olarak yarışan ve ikinci olan eski Güney Afrikalı milletvekili Andrew Feinstein, bu kez aday olmayacağını açıklayarak Polanski’ye destek verdi. Bu karar, İşçi Partisi karşısındaki sol ve Filistin yanlısı oyların bölünmesini önleyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Yeşiller, Mayıs 2026’daki Camden yerel seçimlerinde oyların yüzde 28,8’ini almış; 10 yeni koltuk kazanarak belediye meclisindeki ana muhalefet konumuna yükselmişti. İşçi Partisi ise oyların yüzde 38,8’ini alarak azalan çoğunluğunu korumuştu.
![]()
Starmer’ın oyları 2024’te sert düşmüştü
Holborn and St Pancras, 1983’te oluşturulmasından bu yana yalnızca İşçi Partili milletvekilleri tarafından temsil edildi.
Ancak 2024 genel seçiminde Starmer’ın oy oranı bir önceki seçime göre 17,3 puan gerileyerek yüzde 48,9’a düştü. Starmer 18 bin 884 oy alırken, bağımsız aday Andrew Feinstein 7 bin 312 oyla yüzde 18,9’a ulaştı. Yeşillerin adayı David Stansell ise 4 bin 30 oy ve yüzde 10,4’lük destekle üçüncü sırada yer aldı. Starmer’ın çoğunluğu 11 bin 572 olarak kaydedildi.
Feinstein ile Yeşillerin 2024’te aldığı oyların toplamı yaklaşık yüzde 29’a ulaştığı için Polanski’nin adaylığı, normal koşullarda İşçi Partisi açısından güvenli kabul edilen koltuğu daha rekabetçi hale getirebilir.
Adaylık yarışı ırkçılık tartışmasına dönüştü
Abdi-Wali’nin öne çıkması, Reform UK’nin İçişleri Sözcüsü Zia Yusuf’un sosyal medya paylaşımının ardından ülke çapında tartışma yarattı.
Yusuf, Abdi-Wali’nin Somali’de doğduğunu vurgulayarak İşçi Partisi’nin onu seçmenlere “dayattığını” öne sürdü. Paylaşım, İşçi Partisi yöneticilerinin yanı sıra Reform UK içindeki bazı isimler tarafından da eleştirildi.
İş Dünyası Bakanı Jonathan Reynolds paylaşımı “açık ırkçılık” olarak nitelendirirken, Reform UK’nin önde gelen isimlerinden Nadine Dorries de Yusuf’un sözlerini “çirkin” bulduğunu söyledi. Abdi-Wali’nin İngiliz vatandaşı olduğu ve çocukluğundan bu yana Camden’da yaşadığı hatırlatıldı.
Ara seçim tarihi henüz açıklanmadı
Keir Starmer, 1 Eylül’de Holborn and St Pancras milletvekilliğinden ayrılacağını açıklamıştı. Temmuz ayında başbakanlık görevini bırakan Starmer, uluslararası güvenlik, savunma, ticaret, teknoloji ve kadınlara yönelik şiddetle mücadele gibi alanlarda çalışmaya odaklanmak istediğini bildirdi.
Ara seçimin tarihi henüz resmen ilan edilmedi. Ancak seçimin 2026 yılı bitmeden yapılması bekleniyor.
Yarış, Başbakan Andy Burnham yönetimindeki İşçi Partisi açısından Londra’daki desteğin ölçüleceği ilk önemli sınavlardan biri olacak. Yeşiller açısından ise Polanski’nin olası adaylığı, partinin başkentte ilk kez bir milletvekilliği kazanması için bugüne kadarki en ciddi fırsatlardan biri olarak görülüyor.

"CHP'yi hırsızlardan ve rüşvetçilerden arındıracağım" diyerek genel başkanlık koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu, 3,5 aylık kısa zaman diliminde partide tarihi bir dönüşüme imza attı.
Örgütler baştan aşağı yenilenirken, yolsuzluk şüphelisi vekillerin ve belediye başkanlarının çoğu da ya disipline sevk edildi ya da devamında istifa ederek Yeni Parti'ye geçmek zorunda kaldı. Arınma sürecinin son halkasında sıra delege yapısına geldi.
![]()
KILIÇDAROĞLU AÇIKLAYACAK
Bu kapsamda CHP'de gözler, partinin kuruluş tarihi olarak da kabul edilen 9 Eylül'e çevrildi. Çeşitli etkinliklerin yapılacağı günde Kemal Kılıçdaroğlu'nun da önemli açıklamalarda bulunması bekleniyor.
Uzun süredir CHP'de merakla beklenen kongre takviminin bizzat Kılıçdaroğlu tarafından bu tarihte kamuoyuna duyurulması öngörüyor. Özel günde CHP'nin il-ilçe başkanları da Ankara'da olacak.
DELEGELER YENİDEN BELİRLENECEK
CHP'deki kongre süreci kapsamında il-ilçe başkanlığı seçimleri yapılacak, kurultay delegeleri de sıfırdan belirlenecek. Böylece partinin başına 3 yıldır büyük belalar açan şaibeli delege yapısı bir anlamda tasfiye edilmiş olacak.
CHP'de büyük kurultayın, Yargıtay'dan çıkacak olan mutlak butlan kararı sonrası hızlı bir şekilde toplanması bekleniyor. Yargıtay'dan karar çıkana kadar il ve ilçelere yönelik kongre süreçlerinin tamamlanması hedefleniyor.
![]()
NELER OLMUŞTU?
Kemal Kılıçdaroğlu'nun sürpriz bir şekilde ve çok az bir farkla genel başkanlık koltuğunu kaybettiği 2023 kurultayına rüşvet iddiaları damga vurmuştu.
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun yüzlerce delegenin oyunu para karşılığı satın aldığı söylentileri mahkemeye taşınmış, İstinaf'tan çıkan mutlak butlan kararı ile bu iddiaların doğruluğu da tescillenmişti.

DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi, yarın saat 10.00’da Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacak. En son Ekim 2023’te olağan kongresini toplayan DEM Parti, bu kongreyi yasal zorunluluklar nedeniyle yapacak.
Delegelerin katılımıyla sabah saatlerinde başlayacak kongrede, parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmeleri yapılacak, önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bildirge kamuoyuna duyurulacak.
Kongrede, isim, tüzük ya da parti programında değişiklik beklenmediği gibi eş genel başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi’nde ise sınırlı sayıda değişiklik olması öngörülüyor.
DEM Parti, 5. Olağan Kongresi’nin ardından bölücü açılım sürecine paralel olarak kapsamlı bir değişim ve yeniden yapılanma kongresi yapmayı planlıyor.
Bu kongrenin bölücü çerçeve yasanın uygulanması ile eşgüdümlü halde 2027’nin bahar aylarında gerçekleştirilmesi bekleniyor.
Özlem Yalım, insansı robotlardan yapay zekâya, robotların tarihinden ekonomisine uzanan dönüşümü ve insanlığın geleceğine etkilerini yazdı.
PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Kürt Kültür Festivali'nde yeni çözüm sürecine dair mesajı okundu.
Öcalan’dan çözüm süreci mesajı: “Eleştiriler yan yana gelmemize bariyer olmamalı” Medyascope
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, parti genel merkezinde Habertürk Ankara Temsilcisi Nasuhi Güngör’ün sorularını yanıtladı. Terörsüz Türkiye süreci, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yeni anayasa ve bölgesel iş birliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“467 RAKAMINI BEN DE BEKLEMİYORDUM”
Terörsüz Türkiye sürecinde ciddi bir sıkıntıyla karşılaşmadıklarını belirten Bahçeli, Meclis komisyonundaki görüşmelerin geniş bir uzlaşmanın oluşmasına katkı sağladığını söyledi.
Çerçeve Yasa’nın kabulünde ortaya çıkan desteği değerlendiren Bahçeli, “Doğrusu 467 rakamını ben de beklemiyordum” dedi. Bu sonucun toplumsal dayanışmayı güçlendirdiğini belirten MHP lideri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki aşiret liderleri, kanaat önderleri ve farklı toplum kesimlerinden partisine ziyaretlerin arttığını anlattı.
YENİ ANAYASA VE SEÇİM KANUNU ÇAĞRISI
Türkiye’nin siyasi istikrara ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne desteğini yineledi. Bununla birlikte, uygulamada ortaya çıkan bazı sorunların değerlendirilmesi ve sistemin sağlıklı işlemesi için yeni anayasa hazırlanması gerektiğini ifade etti.
Seçim kanunu ile siyasi partiler kanununda değişiklik önerisini de açıklayan Bahçeli, sistemi güçlendirecek ve aksaklıkları giderecek düzenlemelerin tartışılmasını istedi. Bu çalışmalara siyasetçilerin yanı sıra sivil toplum kuruluşları, aydınlar ve akademisyenlerin katılması gerektiğini belirtti. Düzenlemelerin yeni anayasa çalışmalarıyla uyumlu yürütülmesine dikkat çekti.
MEKKE ANLAŞMASI İÇİN GENİŞLEME MESAJI
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki Mekke Anlaşması’nı önemli bir adım olarak değerlendiren Bahçeli, diğer ülkelerin katılımıyla iş birliğinin daha güçlü hâle geleceğini söyledi.
Müslüman ülkelerin nüfus ve doğal kaynak potansiyellerini yeterince değerlendiremediğini savunan Bahçeli, Türkiye’nin liderliğinde yürütülecek çalışmaların hem ülkenin uluslararası konumunu güçlendireceğini hem de İslam dünyasına katkı sağlayacağını kaydetti.
ANKETLERE DÜZENLEME, SPORDA BİRLEŞTİRİCİLİK VURGUSU
Kamuoyu araştırmalarına yönelik eleştirilerini de yineleyen Bahçeli, bu alanda yasal düzenleme yapılmasını istedi. Toplumun doğru bilgilerle bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti.
Amedspor üzerinden yürütülen tartışmalara da değinen MHP lideri, sporun siyasi görüş, etnik köken ve mezhep ayrımı gözetmeden herkesi birleştirmesi gerektiğini söyledi. Tribünlerdeki hareketliliğin farklı amaçlarla kullanılmasının gerilimleri artırabileceği uyarısında bulundu.

Üsküdar Belediye Meclisinde belediye başkan vekilini belirlemek üzere bugün yapılması planlanan seçim gerçekleştirilemedi. Mecliste salt çoğunluğa ulaşılamaması üzerine seçim 8 Eylül’e bırakıldı.
İstanbul Valiliği, daha önce yapılan başkan vekili seçimine ilişkin yargı kararlarının ardından belediye meclisinin 5 Eylül Cumartesi günü saat 10.00’da yeniden toplanmasını kararlaştırmıştı.
CHP'DEN AÇIKLAMA
CHP Sözcüsü Müslim Sarı, konu ile alakalı açıklamasında şunları söyledi:
"Gözaltında bulunan Belediye Meclis Üyesi arkadaşlarımızın oy kullanabilmelerini teminen bugün yapılacak Üsküdar Belediyesi Başkan Vekilliği seçimine CHP ve Yeni Parti grubu olarak katılmama kararı almış bulunuyoruz. Böylece salt çoğunluk sağlanamadığından seçim 8 Eylül 2026 Salı gününe ertelenmiş oldu."
ÖNCEKİ SEÇİM YARGIYA TAŞINMIŞTI
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından görevden uzaklaştırılması üzerine, 5 Ağustos’ta belediye meclisinde başkan vekili seçimi yapılmıştı.
CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ile Cumhur İttifakı’nın adayı Dündar Ziya Gültekin’in yarıştığı seçimin dördüncü turunda Çetinkaya 22, Gültekin ise 18 oy almıştı. Dört oyun geçersiz sayıldığı oylamanın ardından Çetinkaya belediye başkan vekili seçilmişti. Seçim sonucuna yönelik itirazlar üzerine süreç yargıya taşınmıştı.
MAHKEME KARARININ ARDINDAN YENİDEN SEÇİM KARARI
İstanbul 2. İdare Mahkemesi, 24 Ağustos’ta başkan vekili seçimine ilişkin meclis kararının yürütmesini durdurmuştu. Bu karara yapılan itiraz da İstanbul Bölge İdare Mahkemesi tarafından 2 Eylül’de reddedilmişti.
Bunun üzerine İstanbul Valiliği, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45. maddesi kapsamında yeni başkan vekilinin belirlenmesi için belediye meclisini toplantıya çağırmıştı.

Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 21 şüpheliden 7'si daha İl Jandarma Komutanlığındaki işlemlerin ardından adliyeye getirildi.
Dün savcılığa sevk edilen 8 zanlı ile bugün getirilen 7 şüphelinin işlemleri tamamlandı.
Görevden uzaklaştırılan ve başka bir suçtan tutuklu bulunan Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın da aralarında bulunduğu 7 zanlı tutuklama, 8 zanlı ise adli kontrol talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi.
Şüphelilerden 8'i adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, Özcan, Belediye Başkan Yardımcısı Gülden Özaydın, Temizlik İşleri Müdür Vekili Basri Baytekin, Temizlik İşleri Müdürlüğü Muayene ve Kabul Komisyonu Başkanı B.T ile yüklenici firmanın sahibi ve 2 çalışanı tutuklandı.
Bu arada, firari 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği öğrenildi.
Cumhuriyet Başsavcılığınca Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, görevden uzaklaştırılan Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın başka bir suçtan tutuklu olması nedeniyle, Başkan Yardımcısı Gülden Özaydın, Temizlik İşleri Müdür Vekili Basri Baytekin, gerçekleştirme görevlisi S.E, Temizlik İşleri Müdürlüğü Muayene ve Kabul Komisyonu Başkanı B.T, komisyon üyeleri M.E.G, T.Y, M.Y, İhale ve Satın Alma Birim Sorumlusu E.Ö, Mali Hizmetler Müdürlüğü personeli H.C, Temizlik İşleri Müdürlüğü personeli E.Ö.Ö, temizlik şirketlerinin yetkilileri Ç.A, S.K, F.Ş.E, S.K, H.B, F.D, İ.T, A.G, yüklenici firma yetkilileri F.G, A.Y, F.L. ve Y.E. olmak üzere 22 zanlı hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Teknik incelemede, bazı çöp toplama araçlarının fiilen çalışmadığı günlerde çalışmış gibi gösterildiği, bu kayıtlar esas alınarak yüklenici firmaya ödeme yapıldığının belirlendiği aktarılan bilirkişi raporunda, Bolu Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğünce düzenlenen 19 ayrı hakediş kapsamında, MCY-Yeşilçam İş Ortaklığına fiyat farkı ve KDV dahil toplam 34 milyon 288 bin 376 lira 61 kuruş fazla ve yersiz ödeme gerçekleştirildiği belirtilmişti.
Gözaltına alınan 21 şüpheliden 14'ü adliyeye sevk edilmişti. Adliyeye sevk edilenlerden 6'sı savcılık sorgularının ardından dün çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yüreğir ve Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimlerinde yaşananları eleştirdi. Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
“Bir zamanlar bu iktidarın dilinden ‘millet iradesi’ düşmezdi. Üsküdar’da ve Yüreğir’de yaşananlara bakıyorum: Mahkemeler, soruşturmalar, gözaltılar, meclis üyesi transferleri… Soruyorum: Millet iradesi yalnızca halk sizi seçtiğinde mi kutsal?
Buradan bütün Cumhuriyet Halk Partililere sesleniyorum: Birbirinize sahip çıkın. Kimse bu baskılar karşısında kendisini yalnız hissetmesin. Korkmayacağız, dağılmayacağız, birbirimizi yalnız bırakmayacağız.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri milletin oylarıyla kazanılmıştır. Milletin verdiği emaneti masa başı oyunlarıyla kimseye teslim etmeyeceğiz. Bir belediye başkanlığı uğruna iktidarın gücünü insanların üzerine sürmekten vazgeçin. Sandıkta alamadığınız belediyeleri tek tek bu yöntemlerle mi alacaksınız? Bir belediyeyi daha almak için memleketi bu hâle getirmeye, hukuku, ahlakı ayaklar altına almaya değer mi? Cumhuriyet Halk Partisi’ni korkutarak, parçalayarak asla teslim alamazsınız.”
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, 2015’te eski ABB Başkanı Melih Gökçek’i Ankara’yı FETÖ’cülere parsel parsel satmakla suçlamıştı. Gökçek o dönemde herhangi bir soruşturma geçirmemişti. Ancak 11 yıl sonra geçtiğimiz günlerde gazeteci Murat Ağırel’in Gökçek’in mal varlığı üzerine yaptığı haberin ardından soruşturma başlatıldı.
Sözcü’den İsmail Saymaz’a konuşan Arınç, o dönemki sözleri ve mevcut soruşturmaya ilişkin olarak şunları söyledi:
“Savcı ‘Buyurun, tanık sıfatıyla size şunları soracağız’ derse koşa koşa giderim. Ben sözümün eriyim. Yıllarca ceza avukatlığı yaptım. Şahitliğin ne olduğunu bilirim. Ama bana sordukları şeyler mutlaka 2015 öncesine ait şeyler olmalı. Yoksa bu olaylar yeni, üzerine bir şey söylemem, bir şey de bilmiyorum. Duyuma ait şeyleri konuşmayı sevmem. Bizzat yaşadığım gördüğüm şeyleri anlatırım. Tahkikat genişleyecekse, eskiye ait de bir şeyler konuşulacaksa, beni de lütfeder çağırırlarsa, sorduklarına cevap veririm. Ama 2017 sonrasına ait bir şey yaşamadım, görmedim. Sadece duyuyorum. Ceza hukukunda duyuma dair şeyler ciddi sayılmaz.”
“Sizce neden ‘Parsel Parsel’ dediğinizde değil de bugün soruşturma açıldı?” sorusunu da Arınç, “Ah, onu bir bilebilsem, bir bilebilsem…” sözleriyle yanıtladı.
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankara Adliyesinde "şüpheli" sıfatıyla ifade verdi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında "yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı" iddialarına ilişkin soruşturma başlatan Gökçek'in, avukatıyla geldiği Ankara Adliyesindeki ifade işlemleri tamamlandı.
Yaklaşık 2 saat ifade veren Gökçek, adliye çıkışında gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Savcılığın yürüttüğü soruşturmanın tamamlanmasının ardından gerekli açıklamaları yapacağını belirten Gökçek, "İnşallah Allah kısmet ederse bu savcılığın yaptığı araştırma, soruşturma bitecek. Ondan sonra neticeyi alacağız. Ondan sonra merak etmeyin, hepinizle televizyonlarda bol bol konuşacağız. Melih Gökçek biliyorsunuz öyle konuşmayan adam değildir, çekinen adam da değildir." ifadelerini kullandı.
Hayatında ilk kez ifade vermediğini ve daha önce de çeşitli soruşturmalar geçirdiğini dile getiren Gökçek, belediye başkanlığı dönemlerini üç ayrı safhada değerlendirdi.
Gökçek, 1994'te ilk kez seçilmesini takip eden 9 yıllık muhalefet döneminde 500 civarında soruşturma ve inceleme geçirdiğini ifade ederek, bu incelemelerin tamamından takipsizlik kararı aldığını söyledi.
AK Parti ve Refah Partisi iktidarları döneminde de yaklaşık 100 soruşturma ve inceleme geçirdiğini kaydeden Gökçek, söz konusu ifadelerin İçişleri Bakanlığı ile savcılık arşivlerinde yer aldığını, bu dönemde de herhangi birşey çıkmadığını belirtti.
- "Şahsım adına herhangi bir endişem yok"
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş dönemine ilişkin iddialara da değinen Gökçek, kendisi hakkında 100'e yakın soruşturma açıldığı yönündeki beyanların gerçeği yansıtmadığını savundu.
Yavaş döneminde toplam 25 inceleme ve soruşturma geçirdiğini belirten Gökçek, şöyle devam etti:
"Bunun 21 tanesi bitti, 4 tanesinin neticesi bana gelmedi. Biten soruşturmaların bir kısmı İçişleri Bakanlığında, bir kısmı da savcılıklarda oldu. Bu soruşturmalar yapılırken bilirkişi raporları alındı. Hepsinde benim ifadem alındı. Mansur Yavaş, 'İfade vermeye bile gitmedi' diyerek yalan söylüyor. Yapılan incelemelerde ifadelerimiz alındı. Biten soruşturmaların hepsine istisnasız Mansur Yavaş itiraz ettirdi. İçişleri Bakanlığından gelenleri Danıştaya, savcılıklardan gelen kararlar için de bir üst mahkemeye itiraz ettiler. 21 dosya üst mahkeme ve Danıştayda da benim lehime onaylandı."
Gökçek, "Allah nasip ederse önümüzdeki günlerde buranın kararı çıkacak. Ben de merakla bekliyorum. Adaletten Allah'ın izniyle şahsım adına herhangi bir endişem yok. Ben doğruları söyleyen bir insanım. Allah nasip eder karar çıktıktan sonra hepinizin televizyonlarına bol bol çıkacağım hiç endişeniz olmasın. Melih Gökçek'in hayatta televizyonlarda tartışmaktan çekindiği vaki midir? Hiç duydunuz mu, gördünüz mü?" ifadelerini kullandı.
Gökçek, açıklamasının ardından adliyeden ayrıldı.
- Ahmet Gökçek ve Hülya Gökçek ifadeye çağrıldı
Öte yandan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya ilişkin yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan soruşturma kapsamında, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek'in şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmış olup, soruşturma kapsamında Ahmet Gökçek ve Hülya Gökçek, şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmak üzere 7 Eylül Pazartesi günü saat 14.00'te Cumhuriyet Başsavcılığımızda hazır edilecektir."

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, yurt dışına usulsüz yollarla para transferi yapıldığı iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma çerçevesinde şüpheli sıfatıyla ifade vermek üzere Ankara Adliyesi’ne ulaştı.
Resen Soruşturma Başlatılmıştı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, medyada yer alan ve Gökçek ailesinin yurt dışı kaynaklı şirketler üzerinden kayıt dışı mali hareketler gerçekleştirdiğini öne süren iddiaların ardından 29 Ağustos’ta resen inceleme başlatmıştı. Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde yürütülen dosya kapsamında ilk olarak konuyu gündeme getiren gazeteci Murat Ağırel tanık olarak dinlenmişti.
Almanya'daki Şirket Mercek Altında
Savcılık sürecinde bilgisine başvurulan gazeteci Murat Ağırel, Melih Gökçek'in eşi Hülya Gökçek ile oğlu Ahmet Gökçek’in Almanya'nın Düsseldorf merkezli kurduğu öne sürülen "HAMAG" şirketine dair topladığı tüm evrak ve verileri adli makamlarla paylaştığını aktarmıştı.
Tüm bu gelişmelerin ardından hakkında inceleme yürütülen Melih Gökçek, isnat edilen iddialara karşı savunmasını vermek üzere savcılıktaki yerini aldı.

Berhan Şimşek, hakkında yargıya intikal eden süreçler sonuçlanana kadar CHP Genel Başkan Yardımcılığından ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı.
Şimşek, CHP Muğla İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, hakkındaki hukuki süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yargıya intikal eden süreçler sonuçlanana kadar başkan yardımcılığı görevini ve MYK üyeliğini sürdürmeme kararı aldığını belirten Şimşek, parti üyeliğinin ise devam edeceğini söyledi.
Şimşek, kararını şu sözlerle açıkladı:
"Ortada dökülüp saçılan bir durumun bulunması ve konunun yargıya intikal etmesi sebebiyle, bu davalar sonuçlanana kadar Merkez Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa ediyorum. Bu kararımı Sayın Genel Başkanımızın şahsında bütün örgütümüze ve yol arkadaşlarıma ilan ediyorum. İlkelerimizden ve duruşumuzdan taviz vermeden yürüyüşümüz sürecek."
CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek ile Özlem Şanver arasında geçtiğimiz yıl yaşanan darp olayına ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.
Görüntüler üzerine Berhan Şimşek istifa kararı aldı.


Hasan Akgün ve 30 sanığın yargılandığı davada beş tutuklu sanığın tutukluluk halinin devamına karar verildi. Duruşma 16 Kasım’a ertelendi.
Büyükçekmece Belediyesi davası 16 Kasım’a ertelendi Medyascope
Melih Gökçek, kayıt dışı para iddiasıyla yürütülen soruşturmada ifade verdi. Gökçek, soruşturmanın içeriğini açıklamadı.
Melih Gökçek ifade verdi, bilgi paylaşmadı: “500 sefer sıçradım, hepsinden takipsizlik aldım, beni yakalayamadılar” Medyascope
Ruşen Çakır ve Kemal Can, Gökçek ve Davutoğlu soruşturmalarını, Üsküdar’daki seçimi değerlendirdi.
Haftaya Bakış (331): Gökçek ve Davutoğlu soruşturmaları | Üsküdar’da seçim gerilimi Medyascope

nkara Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek şüpheli sıfatıyla ifade vermek için Ankara Adliyesi'ne geldi.
Gökçek, açıklamayı çıkışta yapacağını söyledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek'in kız arkadaşı Özlem Şanver, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını öne sürerek nisan ayında mahkemeye başvurdu.
Başvuruyu değerlendiren mahkeme, Şimşek hakkında iki ay ay süreyle uzaklaştırma kararı verdi.
İKİ AY UZATILDI
Şimşek hakkında verilen uzaklaştırma kararının iki ay daha uzatıldığı belirtildi.
Şanver’in geçmişte verdiği ifadelerde de Şimşek’in kendisine fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ve tehditte bulunduğu yönünde iddiaların yer aldığı belirtildi.
GÖRÜNTÜLER ÇIKTI
Olaya ilişkin ortaya çıkan güvenlik kamerası görüntülerinde Şimşek'in Şanver'ın ayağına bastığı ve şiddet uyguladığı anlar yer alıyor.
![]()
İSTİFA ETTİ
Şiddet görüntülerinin ardından Berhan Şimşek'in partisinin MYK üyeliği görevinden istifa ettiği öğrenildi.

SON DAKİKA HABERİ: Üsküdar Belediye Meclisi'nde görev yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) mensubu dört meclis üyesi, partilerinden istifa ederek AK Parti'ye katıldı.
![]()
Ahmet Başbaydar, Ayhan Aydın, Hüseyin Kazan ve Tahsin Usta'nın AK Parti'ye geçişi dolayısıyla Üsküdar İlçe Başkanlığında bir program düzenlendi.
AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir'in de katıldığı törenin ardından, Üsküdar Belediye Meclisindeki sandalye dağılımı değişti. Son katılımlarla birlikte mecliste 23 CHP'li, 21 Cumhur İttifakı üyesi bulunuyor.
Törende dört meclis üyesi adına kürsüye çıkarak açıklamalarda bulunan Tahsin Usta, kendilerini kabul eden parti teşkilatına teşekkür etti. Kararlarının temelinde hizmet gayesi yattığını belirten Usta, "Dört meclis üyesi arkadaşımız, Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ederek gördüğümüz lüzum üzerine Üsküdar halkına daha fazla hizmet verebilmek amacıyla AK Parti'ye katılmış bulunuyoruz. Hayırlı olsun." dedi.
Sürecin kendileri için kolay geçmediğine dikkat çeken Usta, "Zor bir dönem, zor bir karar oldu ama almamız gereken bir karardı." diye konuştu.
Karar sürecine ilişkin kamuoyunda oluşabilecek soru işaretlerine de değinen Usta, herhangi bir pazarlığın söz konusu olmadığını vurgulayarak şunları kaydetti:
"Bu kararı verirken meclis üyesi arkadaşlarımızla beraber şunu özellikle söylemek isterim ki hiçbir baskı altında kalmadık, hiçbir tehdit altında kalmadık ve hiçbir pazarlığın içerisinde bulunmadık. Amacımız Üsküdar'a daha fazla hizmet edebilmek ve bu çatı altında bunu gerçekleştirebileceğimizi düşünüyoruz. Bu nedenle bizi kabul ettiğiniz için Sayın Başkanıma, sizlere teşekkür ediyorum."
AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, CHP'li meclis üyelerinin AK Parti'ye katılmalarına ilişkin X sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.
Özdemir, "İstanbul'umuz ve Üsküdar'ımız için hayırlı olsun" dedi.
![]()

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin mesajlar verdi. Kendi adaylığına kapıları kapatan Özel, Ekrem İmamoğlu ve kendi partisinde olmayan Mansur Yavaş'ı işaret etti.
Sözcü TV'de İsmail Küçükkaya'nın sorularını yanıtlayan Özel, muhalefetin ortak aday arayışlarına yönelik değerlendirmelerde bulundu. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş'ın seçimi kazanacak potansiyele sahip olduklarını iddia eden Özel, kendi olası adaylığına ilişkin iddialara son noktayı koydu.
![]()
Cumhurbaşkanı adayı olma yönünde bir hevesi bulunmadığını dile getiren Özel, "Ben kendimi o potanın içine sokmak istemem. İki güçlü adayım var." ifadelerini kullandı.
Açıklamalarında bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine de değinen Özel, o dönemde yaşanan adaylık tartışmalarına yönelik dikkat çeken bir özeleştiride bulundu. Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'nun o dönemde de önde olduğunu iddia eden Özel, süreci şu sözlerle anlattı:
![]()
Öte yandan, CHP-Yeni Parti krizini dışarıdan izleyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın ne yapacağı da merak ediliyor. Yeni Parti'ye geçip geçmeyeceği konuşulurken geçtiğimiz günlerde CHP'den açıklama gelmişti.
CHP Sözcüsü Müslim Sarı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın CHP'den ayrılarak Yeni Parti'ye geçeceği yönündeki iddialara ilişkin konuştu. Sarı, Yavaş'ın CHP'nin kurumsal kimliği içinde siyaset yapmaya karar verdiğini söyledi.
ABB'den ise konuya ilişkin yalanlama geldi. Yavaş’ın siyasi geleceğine veya herhangi bir siyasi kararına ilişkin Müslim Sarı ile bir görüşme gerçekleşmediği açıklandı.
Açıklamada, ''Sayın Yavaş bu konudaki tutumunu daha önce de birçok kez açıkça ifade etmiş, ‘Gerekli gördüğümde açıklamayı bizzat benden duyarsınız’ demiştir. Bugün de aynı noktadadır. Sayın Yavaş’ın kendi ağzından yapılmamış hiçbir açıklama, kendisi adına verilmiş bir karar veya alınmış bir tutum olarak değerlendirilmemelidir.'' ifadeleri yer aldı.
Cumhurbaşkanlığı adaylığında şok iddia: Özgür Özel ikinci ihanet girişimine hazırlanıyor

Düzce Belediyesi Kültür Merkezi’nde gerçekleşen 15. MHP Düzce İl Başkanlığı kongresine geniş katılımla gerçekleşti. Kongrede divan seçiminde MHP MYK Üyesi ve Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, MHP MYK üyesi Şahin Kartal, Düzce TSO Başkanı Erdoğan Bıyık, Düzce ülkü Ocakları Başkanı Oğuzhan Coşkun seçildi.
Raporların okunarak kabul edilmesinin ardından yapılan konuşmalarda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Terörsüz Türkiye önerisi değerlendirilerek birlik ve beraberlik mesajı verildi.
Konuşmaların ardından ise 600 delegenin kullandığı oy ile mevcut Başkan İlhami Caboğlu yeniden il başkanı seçildi.

Polonya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, "Rusya tarafından gerçekleştirilen devlet terörizmini kesin bir şekilde kınadıklarını ifade etmek" amacıyla Rusya'nın Varşova Büyükelçisi Georgy Mikhno'nun Dışişleri Bakanlığına çağrıldığını bildirdi.
Polonya'nın haber ajansı PAP'ın haberine göre, Sikorski, Almanya'nın Weimar kentinde, "Weimar Üçgeni" girişimi kapsamında Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ile düzenledikleri ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Dünya düzeninin güvenliği açısından Rusya'nın "en ciddi tehditlerden biri" olmayı sürdürdüğünü ifade eden Sikorski, Moskova'nın uluslararası ilişkileri işbirliğine değil, hakimiyete dayandırmayı amaçladığını savundu.
Sikorski, sınırlarının cezasız bir şekilde test edilmesini ve topraklarındaki düşmanca eylemleri kabul etmediklerini belirterek, "Kundaklamalara, demir yoluna yönelik saldırılara, cinayetlere ve diğer provokasyonlara izin vermiyoruz. Polonya da Rusya Federasyonu'nun gerçekleştirdiği devlet terörizmini kesin bir şekilde kınadığımızı ifade etmek amacıyla Rusya Büyükelçisi'ni (Georgy Mikhno) çağırdı." ifadelerini kullandı.
Sikorski'den Avrupa Birliği ülkelerine biyometrik pasaport çağrısı
Sikorski ayrıca Rus diplomatların hareket özgürlüğünün akredite oldukları ülkelerle sınırlandırılması, Rus vatandaşlarına Schengen vizesi verilmesinin kısıtlanması, Avrupa Birliği'ne (AB) giriş yapan Ruslar için biyometrik pasaport zorunluluğu getirilmesi ve AB içinde görev yapan Rus diplomatların sayısına üst sınır getirilmesi çağrısında bulundu.
AB genelinde halen çok sayıda Rus diplomatın olduğuna işaret eden Sikorski, "Bunların 2 binden fazla olduğunu tahmin ediyoruz ve en az yüzde 40'ının diplomatik statüleriyle bağdaşmayan görevler yürüttüğünü değerlendiriyoruz." dedi.
Sikorski, söz konusu Rusların ülkelerinde terör faaliyetleri de yürüten istihbarat teşkilatlarına hizmet ettiğini belirterek, Almanya ile dayanışma içinde halkı korumak için gerekli tüm temel güvenlik önlemlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Leipzig-Halle Havalimanı'nda İHA bulunmuştu
Almanya'daki Leipzig-Halle Havalimanı'nda 4 Ağustos'ta Ukrayna'ya ait nakliye uçağının yakınında patlayıcı düzenek içerdiği değerlendirilen insansız hava aracı (İHA) bulunmuştu.
ABD istihbaratı, bulunan patlayıcı yüklü İHA'nın özelliklerinin Rus askeri istihbaratına "özgü" olduğunu iddia etmişti.
Almanya, bu olay nedeniyle Rusya'yı suçlamış ve Bonn'daki Rus Başkonsolosluğunun 18 Eylül itibarıyla kapatılması ve Berlin'deki Rus Evi ile ilgili sözleşmenin feshedilmesi gibi tedbirler aldığını açıklamıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Almanya’nın kararlarına karşılık olarak Goethe Enstitüsünün Rusya’daki şubelerini kapatacaklarını bildirmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, TCK’nın 299/1. maddesi kapsamında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla hakkında soruşturma başlattığı feshedilen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, 7 Eylül Pazartesi günü ifade vereceği öğrenildi.
Davutoğlu’nun saat 15.00’te Ankara Adliyesi’ne şüpheli sıfatıyla giderek ifade vereceği belirtildi.






Muharrem İnce, CHP Balıkesir İl Başkanlığı’ndaki programda sarf ettiği, ‘Helal para ile parti kurmak zor!’ açıklamalarının ardından başlayan polemik sürüyor. İnce'nin Yeni Parti’ye gönderme yaptığı iddia edilirken, peş peşe açıklama geldi.
CHP’li Muharrem İnce ‘helal para’ polemiği hakkında tv100 yorumcusu ve gazeteci Hacı Yakışıklı’ya konuştu.
Muharrem İnce’nin konu hakkında sözleri şöyle oldu:
"HARAM PARA TEKLİFİ ÇOK GELDİ"
“Helal para bulmakta Memleket Partisi için zorlandım.
Haram para teklifi çok geldi.
Başka kimseyi kastetmedim. Kendimi anlatım.”
“ORADA HERHANGİ BİR MESAJ VERMEDİM”
Muharrem İnce’nin dün tv100 yorumcusu ve gazeteci Barış Yarkadaş’a yaptığı açıklama ise şöyle olmuştu:
“Ben orada herhangi bir mesaj vermedim. Biz Memleket Partisini kurarken 5 yılda 73 ilde örgütlendik. Hiçbir il başkanlığımıza tek kuruş para göndermedik. Herkes harcamalarını kendi cebinden yaptı. Genel merkezimizi ise parti meclis üyelerimizle birlikte idare ettik. Hesaplarımız incelendi ve ibra edildi. 5 yılda 12 milyon TL harcadık. Evet, helal para bulmak kolay değil; ben bundan bahsettim.
Dün Balıkesir'de Memleket Partisindeki süreci ve kendi yaşadıklarımızı anlattım. Kimseye mesaj verme gibi bir derdim yok.
Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, Ümit Özdağ, Yavuz Ağıralioğlu benim 10 katım para harcadılar. Ancak ne ilginçtir ki bu para konusu sadece bana soruldu, üstelik bana olmayan parayı soruyorlar.”
ÖZGÜR ÖZEL: MUHARREM İNCE PARTİNİN EVLADIDIR
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Muharrem İnce’nin kendisine telefon ettiğini ve o sözleri kendisine söylemediğini ifade ettiğini açıklamış ve "Ben Muharrem İnce'nin hiçbir sürecinde ona kötü konuşmadım, çünkü partinin evladıdır.” ifadelerini kullanmıştı.
Özel, İnce ile ilgili şunları söyledi:
“Muharrem İnce çok zorlu süreçler yaşadı. Parti içinde rakip olduğu Kemal Bey'le yarıştığında sert süreçler oldu. Parti kurduğunda başka zorluklar yaşadı.
Ben Muharrem İnce'nin hiçbir sürecinde ona kötü konuşmadım, çünkü partinin evladıdır.”
"NİYETİNİ SORGULAYAMAM"
“Buraya gelmeden 20 dakika önce Parti Meclisi toplantısı sırasında mesaj atmış; 'Sayın Genel Başkanım, vurgum helal parayla Memleket Partisi'ni kurduğuma ve orada yaşadığım zorluklara ilişkin.' O böyle dedikten sonra ben 'Muharrem İnce şunu kastetti' diyemem.”
İNCE’NİN SÖZLERİ YENİ PARTİ’YE DİYE YORUMLANMIŞTI
İnce’nin CHP İl Başkanlığındaki sözlerinin Yeni Parti’ye gönderme olduğu iddia edilmişti.

İngiltere’nin eski Başbakanı Sir Keir Starmer, Avam Kamarası’ndan ayrılma kararı aldığını duyurdu.
Starmer, 1 Eylül Salı günü yaptığı açıklamada, yaz aylarında geleceği konusunda düşünme fırsatı bulduğunu ve Holborn and St Pancras milletvekilliğini bir başka isme devretmenin zamanının geldiğine karar verdiğini söyledi.
Starmer’ın ayrılmasıyla Kuzey Londra’daki seçim bölgesinde ara seçim yapılacak. Ara seçimin tarihi henüz açıklanmadı.
“Bayrağı halefime devretme zamanı geldi”
Kararını ilk olarak seçim bölgesindeki Camden New Journal gazetesine açıklayan Starmer, Holborn and St Pancras’ı temsil etmenin kendisi için büyük bir onur olduğunu belirtti.
Starmer, daha sonra sosyal medya hesabından yayımladığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Yaz boyunca geleceğim üzerinde düşünme fırsatım oldu. Holborn and St Pancras milletvekilliğinden ayrılmanın ve bayrağı bir halefe devretmenin doğru zamanı olduğuna karar verdim.”
2015 yılında eski İşçi Partili siyasetçi Frank Dobson’ın yerine seçildiğini hatırlatan Starmer, bölge halkına ve yerel İşçi Partisi teşkilatına kendisine verdikleri destek nedeniyle teşekkür etti.
Önce “milletvekili olarak kalacak” denilmişti
Starmer’ın kararı, daha önce açıklanan tutumdan geri dönüş anlamına geliyor. Haziran ayında İşçi Partisi liderliğinden ayrılacağını duyurmasının ardından Başbakanlık, Starmer’ın bir sonraki genel seçime kadar milletvekili olarak görev yapmaya devam edeceğini bildirmişti.
Starmer’ın Andy Burnham hükümetinde görev almasının beklenmediği, buna karşılık arka sıralarda Holborn and St Pancras milletvekili olarak kalacağı belirtilmişti. Ancak eski Başbakan, yaklaşık iki aylık değerlendirme sürecinin ardından Parlamento’dan tamamen ayrılmaya karar verdi.
Muhafazakâr Parti, bu değişikliği Starmer’ın bir başka “U dönüşü” olarak nitelendirirken yapılacak ara seçimin kamuya ek maliyet getireceğini savundu.
Starmer’a yakın bir isim ise eski Başbakan’ın Andy Burnham açısından bir dikkat dağıtıcı unsur haline gelmeden “temiz bir kopuş” gerçekleştirmek istediğini ileri sürdü.
![]()
Uluslararası ilişkilere yoğunlaşacak
Starmer, siyaset sonrası çalışmalarını savunma, güvenlik, ticaret ve teknoloji başta olmak üzere uluslararası meselelere yönelteceğini açıkladı.
Eski Başbakan ayrıca siyasete girmeden önce de üzerinde çalıştığı kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadele faaliyetlerini sürdüreceğini belirtti.
Starmer’ın başbakanlığı döneminde dış politika, kamuoyu desteğinin gerilediği iç siyasete kıyasla daha güçlü olduğu alanlardan biri olarak değerlendirilmişti. İngiltere’nin Ukrayna’ya desteğinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yakın çalışan Starmer; Çin ile ilişkileri yeniden düzenlemeye, Filistin devletini tanımaya ve ABD Başkanı Donald Trump ile işleyen bir ilişki kurmaya çalışmıştı.
Ara seçim Burnham için ilk büyük sınav olacak
Starmer’ın milletvekilliğinden ayrılması, İşçi Partisi lideri ve Başbakan Andy Burnham’ın göreve gelmesinden sonraki ilk büyük seçim sınavını beraberinde getirecek.
Burnham’ın 20 Temmuz’da başbakanlık görevini devralmasından yalnızca altı hafta sonra yapılması beklenen ara seçim, yeni hükümete yönelik kamuoyu desteğinin ölçülmesi açısından önem taşıyor.
Holborn and St Pancras, 1983’ten bu yana İşçi Partisi’nin kazandığı güçlü seçim bölgelerinden biri olsa da son seçim sonuçları, partinin bu kez ciddi bir yarışla karşılaşabileceğine işaret ediyor.
Starmer 2024’te oy kaybetmişti
Starmer, 4 Temmuz 2024 genel seçiminde Holborn and St Pancras’ta 18 bin 884 oy alarak yüzde 48,9’luk oy oranıyla yeniden milletvekili seçilmişti.
Ancak Starmer’ın oy oranı bir önceki seçime göre 17,3 puan gerilemişti. Gazze’deki savaşa karşı yürüttüğü kampanyayla öne çıkan bağımsız aday Andrew Feinstein 7 bin 312 oy ve yüzde 18,9’luk destek elde etmişti.
Yeşillerin adayı David Stansell ise 4 bin 30 oyla yüzde 10,4’e ulaşmıştı. Starmer seçimi 11 bin 572 oy farkıyla kazanmış olsa da İşçi Partisi’nin bölgedeki desteğinde belirgin bir gerileme yaşanmıştı.
![]()
Yeşillerin lideri aday olabilir
Ara seçimde en fazla konuşulan isimlerden biri Yeşiller Partisi lideri Zack Polanski oldu. Polanski daha önce Londra’dan milletvekili adayı olmak istediğini açıklamış ve Starmer’ın ayrılması halinde Holborn and St Pancras’ı değerlendirebileceğini söylemişti.
Yeşiller Partisinden yapılan ilk açıklamada da Polanski’nin Londra milletvekili olma arzusunu hiçbir zaman gizlemediği vurgulandı. Ancak parti henüz resmî adayını ilan etmedi.
2024 seçiminde ikinci olan eski Güney Afrikalı siyasetçi ve yolsuzlukla mücadele kampanyacısı Andrew Feinstein’ın da yeniden aday olabileceği belirtiliyor. Feinstein’ın yarışa katılması, İşçi Partisi karşıtı sol ve Gazze odaklı oyların Yeşiller ile bağımsız aday arasında bölünmesine yol açabilir.
11 yıllık Parlamento kariyeri sona eriyor
İnsan hakları avukatı olan Starmer, siyasete girmeden önce Kraliyet Savcılık Servisinin başındaki Kamu Savcılıkları Direktörü olarak görev yaptı. Ceza adaletine yaptığı hizmetler nedeniyle 2014 yılında şövalye unvanı aldı.
İlk kez Mayıs 2015’te milletvekili seçilen Starmer, Jeremy Corbyn’in ardından Nisan 2020’de İşçi Partisi liderliğine geldi. Partiyi 2019’daki ağır seçim yenilgisinin ardından yeniden yapılandırdı ve 2024 genel seçiminde büyük bir parlamento çoğunluğuyla iktidara taşıdı.
Ancak İşçi Partisi’nin yerel seçimlerde aldığı kötü sonuçlar, anketlerdeki gerileme ve parti içindeki desteğinin zayıflaması üzerine 22 Haziran 2026’da liderlikten ayrılacağını duyurdu. Andy Burnham’ın lider seçilmesinin ardından 20 Temmuz’da başbakanlık görevini resmen devretti.
Milletvekilliğinden ayrılmasıyla Starmer’ın yaklaşık 11 yıllık Avam Kamarası kariyeri ve 2020’de başlayan İşçi Partisi liderliği döneminin siyasi bakımdan son halkası da kapanmış olacak. Starmer’ın bundan sonra üstleneceği uluslararası görevin niteliği ise henüz açıklanmadı.

İngiltere Parlamentosu, yaz tatilinin ardından 1 Eylül Salı günü çalışmalarına yeniden başlıyor. Avam Kamarası oturumu saat 14.30’da Dışişleri Bakanlığına yöneltilecek sorularla başlayacak.
Başbakan Andy Burnham’ın daha sonra hükümet adına açıklama yapması bekleniyor. Bu, 20 Temmuz’da göreve gelen Burnham’ın Başbakan sıfatıyla Avam Kamarası kürsüsüne ilk çıkışı olacak. Aynı zamanda Burnham, yaklaşık 16 yıl aradan sonra ilk kez Avam Kamarası’ndaki hükümet kürsüsünde konuşacak.
İlk Başbakan’a Sorular oturumu çarşamba günü
Burnham’ın bugünkü konuşması, Başbakan’a Sorular oturumundan ayrı bir hükümet açıklaması olacak.
Başbakan, 2 Eylül Çarşamba günü Londra saatiyle 12.00’de ilk kez Başbakan’a Sorular oturumuna katılacak. Burnham’ın burada ana muhalefetteki Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch’un yanı sıra diğer parti liderleri ve milletvekillerinin sorularını yanıtlaması öngörülüyor.
Kamu hizmetlerinde daha fazla kamu kontrolü mesajı
Burnham’ın konuşmasında, enerji, su ve ulaşım gibi temel hizmetlerde daha fazla kamu kontrolünün ekonomik büyümenin önünü açabileceğini savunması bekleniyor.
Başbakan, özelleştirilen bazı temel hizmetlerin vatandaşlar açısından yeterince güvenilir ve uygun fiyatlı olmadığını, artan faturaların hane bütçelerini ve ekonomiyi olumsuz etkilediğini düşünüyor.
Burnham’ın ülke genelinde “pozitiflik ve imkân duygusunu” güçlendirmek istediğini belirtmesi ve siyasetçilerin birbirlerine karşı puan kazanmaktan çok sorunların çözümüne odaklanması gerektiğini vurgulaması bekleniyor.
Hükümetin yaz döneminde açıkladığı elektrik faturalarındaki KDV indirimi, 2 sterlinlik otobüs ücreti uygulaması, yerel yönetimlere daha fazla yetki devri ve ulusal bakım hizmeti planlarının finansmanı da muhalefetin gündeme getireceği konular arasında bulunuyor.
![]()
Hükümete harcama ve borçlanma baskısı
Eski Hazine Başsekreteri Darren Jones ise kamu harcamalarının artırılmasının tek başına İngiltere’yi daha zengin hale getirmeyeceği uyarısında bulundu.
Jones, ekonomik büyümenin güçlü bir piyasa ekonomisi, uzun vadeli planlama ve kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasıyla sağlanabileceğini savundu. Burnham hükümetinin bazı harcama vaatlerinin nasıl finanse edileceğinin açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Burnham’ın Parlamento’ya döndüğü gün İngiltere’nin uzun vadeli borçlanma maliyetleri de 28 yılın en yüksek düzeyine çıktı. İngiliz devletinin 30 yıllık tahvil faizi yüzde 5,89’a ulaşarak Mart 1998’den bu yana görülen en yüksek seviyeyi kaydetti. On yıllık tahvil faizi ise yüzde 5,22’yi aşarak 2008 küresel finans krizinden bu yana en yüksek düzeye yükseldi.
Faizlerdeki yükselişin, küresel tahvil satışları, petrol fiyatlarındaki artış ve enflasyonun yeniden hızlanabileceğine ilişkin kaygılardan kaynaklandığı belirtiliyor. Bu durum, 28 Ekim’de bütçeyi açıklamaya hazırlanan Maliye Bakanı John Healey üzerindeki baskıyı artırıyor.
Savunma bütçesindeki açık gündemde
Burnham’ın savunma harcamaları konusunda da milletvekillerinin sorularıyla karşılaşması bekleniyor.
Hükümet, savunma harcamalarını 2035’e kadar milli gelirin yüzde 3,5’ine çıkarmayı hedefliyor. Ancak Savunma Yatırım Planı’nda yaklaşık 4,7 milyar sterlinlik finansman açığı bulunduğu yönündeki değerlendirmeler, hükümetin harcama planlarını tartışmalı hale getiriyor.
Ofisler ve çamaşırhaneler hücreye dönüştürülecek
Hükümetin karşı karşıya olduğu bir diğer önemli sorun cezaevlerindeki aşırı doluluk.
Adalet Bakanlığı, cezaevlerindeki kullanılmayan ofis, depo ve çamaşırhane gibi bölümlerin hücrelere dönüştürülmesi için 110 milyon sterlinlik kaynak ayırdı. İlk aşamada bu dönüşümlerle yaklaşık 200 ek mahkûm kapasitesi oluşturulması planlanıyor.
Yeni kapasite önlemlerine rağmen İngiltere ve Galler’deki cezaevlerinin Mayıs 2027’ye kadar yeniden tamamen dolabileceği tahmin ediliyor. Hükümet, 2031’e kadar toplam 14 bin yeni cezaevi yeri oluşturmayı hedefliyor.
Küçük tekne geçişleri azaldı
İçişleri Bakanlığı verilerine göre Manş Denizi üzerinden gerçekleştirilen küçük tekne geçişlerinde de belirgin bir düşüş yaşandı.
Haziran-ağustos döneminde İngiltere’ye ulaşan 102 küçük tekne tespit edildi. Bu sayı, 57 teknenin kayıtlara geçtiği 2019’dan bu yana en düşük yaz dönemi rakamı oldu. Ancak insan kaçakçılarının daha az sayıda tekneye daha fazla göçmen bindirmeye başladığına dikkat çekiliyor.
27 Ağustos itibarıyla yılbaşından bu yana küçük teknelerle İngiltere’ye ulaşanların sayısı 16 bin 391 olarak kaydedildi. Aynı dönemde 2025 yılında 29 bin 3 geçiş gerçekleşmişti. Bu da yıllık bazda yaklaşık yüzde 43,5’lik düşüş anlamına geliyor.
Burnham’ın bugünkü konuşması, yaz tatili boyunca açıkladığı politikaların finansmanını ilk kez doğrudan milletvekilleri önünde savunacağı önemli bir siyasi sınav olarak değerlendiriliyor.
![]()

AK Parti Kütahya İl Gençlik Kolları Başkanı Ali Göktekin, görevinden istifa ettiğini duyurdu.
AK Parti Kütahya İl Gençlik Kolları Başkanı Ali Göktekin, yaptığı açıklamada, "11 Mart 2025 tarihinden bu yana büyük bir onur, gurur ve sorumlulukla yürütmekte olduğum AK Parti Kütahya İl Gençlik Kolları Başkanlığı görevimden, iş hayatımdaki yoğunluk ve sorumluluklarım nedeniyle ayrılma kararı almış bulunuyorum. Bu kutlu davanın bir neferi olarak, gençliğimize ve Kütahya'mıza hizmet etme fırsatı bulduğum bu süreç hayatımın en kıymetli dönemlerinden biri olacaktır." dedi.
Göktekin, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Gençlik Kolları Genel Başkanı Yusuf İbiş ve teşkilat yöneticilerine teşekkür etti. Birlikte görev yaptığı MYK ve MKYK üyeleri ile Kütahya milletvekilleri Adil Biçer, İsmail Çağlar Bayırcı ve Mehmet Demir'e de teşekkür eden Göktekin, il ve ilçe teşkilatlarında görev yapan teşkilat mensupları ile yol arkadaşlarına minnettarlığını dile getirdi.
Ali Göktekin, "Görevler ve makamlar gelip geçicidir; davamız, kardeşliğimiz ve yol arkadaşlığımız ise daimdir. Bundan sonraki süreçte de AK Parti ailesinin bir mensubu ve bu kutlu davanın bir neferi olarak, her zaman teşkilatımızın ve davamızın yanında olmaya devam edeceğim." dedi.

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında aile ve boşanma hukukuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Boşanma sonrasında ekonomik açıdan mağdur olan tarafın korunmasının önemine dikkat çeken Demir, aile içindeki emeğin hukukta karşılık bulması gerektiğini ifade etti.
Mehir hakkının da hukuk sistemi içerisinde güvence altına alınması gerektiğini belirten Demir, konuyla ilgili çağrısını şu sözlerle dile getirdi:
"Uzun yıllar ailesine ve çocuklarına emek vermiş, bu nedenle çalışma hayatından uzak kalmış kadınların mağdur olmaması açısından ‘aile içi emekleri’ hukukta karşılık bulmalı, ihtiyaç sahibi olanlara sosyal devlet olmanın gereği olarak destek olunmalıdır. Ayrıca mehir hukuken güvence altına alınmalı, çocukların nafaka hakkı güçlü biçimde korunmalıdır."

Bilecik İl Genel Meclisi Başkanlığı seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) oy çoğunluğuna rağmen geçtiğimiz seçimi AK Parti'nin adayı mevcut başkan kazanmıştı.
O dönem CHP Bilecik İl Başkanı olan şuan Yeni Parti Bilecik İl Başkanı Ali Özdemir, o gün 10 sandalyesi bulunan CHP'ye 9 oy çıkması şok olduklarını söyleyerek, İnhisar İl Genel Meclis Üyesi Mehmet Gündüz'ün boş attığının tespit edildiğini belirtmişti. Parti Disiplin Kuruna sevk edilen Mehmet Gündüz, partisinden istifa ederek bağımsız üye olarak görevine devam etmişti.
AK PARTİ'YE GEÇTİ
Bilecik İl Genel Meclisi'nin Eylül ayı olağan toplantılarının 2'nci birleşiminde bağımsız üye Mehmet Gündüz AK Parti'ye geçerek, partinin sıralarına oturdu.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 28 Ağustos'ta rüşvete aracılık ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan ve dün ev hapsi şeklinde adli kontrol kararıyla serbest bırakılan A.D. etkin pişmanlık kapsamında ifade verdi.
A.D. ifadesinde, Yetişkin'in talimatları üzerine müteahhit, emlakçı ve iş insanlarından poşet ve zarflar içerisinde para aldığını, paraları makamda veya makam aracında Yetişkin'e elden teslim ettiğini söyledi.
![]()
Yetişkin'in, mart ayında kendisine verdiği 100 gram külçe altını Seferihisar dışındaki bir kuyumcuda bozdurması talimatı verdiğini ifade eden A.D, kent merkezindeki Kemeraltı Çarşısı'ndaki bir kuyumcuda altını bozdurduğunu, paranın 100 bin lirasını Yetişkin'in talimatıyla S.A'ya verdiğini anlattı.
Yetişkin'in kendisine müteahhit M.A'yı aramasını ve ondan alması gereken bir paranın bulunduğunu söylediğini belirten A.D, daha sonra bu parayı Yetişkin'e verdiğini kaydetti.
![]()
A.D. farklı tarihlerde de Yetişkin'in para alışverişine aracılık ettiğini aktararak, şu ifadeleri kullandı:
"Bundan 1-1,5 yıl kadar önce emlak komisyonculuğu ve inşaat işleri yapan U.P. beni arayarak 'Başkan sana bir şey söyledi mi, yanıma uğrar mısın?' dedi. U.P. gittiğimde ofiste yalnızdı, üzerindeki kazağı kaldırarak altından deste halinde TL cinsi para çıkarıp bana verdi. Paranın 200 TL'lik 5 deste halinde olduğunu şimdi hatırladım, toplamda 100 bin TL tutarındaki parayı poşet içerisine koyduktan sonra kendisinden teslim aldım. Bu parayı da başkan Yetişkin'e aynı gün elden makamında teslim ettim."
SORUŞTURMA
Seferihisar Belediyesine yönelik rüşvet soruşturmasında Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, Seferihisar belediye başkan yardımcıları G.P, N.H. ve İ.K'nin de aralarında bulunduğu 25 şüpheli, 25 Haziran'da gözaltına alınmıştı.
Yetişkin'in de aralarında bulunduğu 12 zanlı tutuklanmış, İçişleri Bakanlığı Yetişkin'in görevden uzaklaştırıldığını bildirmişti.
Ardından Seferihisar Belediye Meclisinde yapılan seçimde, CHP'li meclis üyesi Fuat Gümüş belediye başkan vekilliğine seçilmişti.
Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit ise "ev hapsi" kararı verilerek görevden uzaklaştırılmış, daha sonra görevine iade edilmişti.
Soruşturmada şoförler A.D. ile M.K. ise 28 Ağustos'ta polis ekiplerince gözaltına alınmış, adliyeye sevk edilen şüphelilerden M.K. çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanmış, A.D. hakkında ise ev hapsi şeklinde adli kontrol kararı verilmişti.

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, "Biz bin yıldır Kürtlerle bu topraklarda kardeş olarak yaşıyoruz. Bu kanun mu bizi kardeş yapıyor? Kanunla kardeş mi oluyoruz? Bu süreç mi bizi kardeş yapıyor? Biz zaten kardeşiz. Biz Allah'ın emriyle kardeş olmuşuz. Biz bin yıldır bu topraklarda kız alıp kız vererek kardeş olmuşuz. Vatan birliğimiz var. Biz zaten kardeşiz. Kimlerle, Kürtlerle kardeşiz. Biz PKK'lılarla kardeş değiliz" dedi.
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Destici, Girne açıklarında geminin batması ve bugün Silivri açıklarında iki geminin çarpışması sonucu hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dileyerek başladı. Adli yıl açılışına da değinen Destici, Adalet Bakanlığının faili meçhullere yönelik operasyonlarını hem kendisinin hem de tüm vatandaşların taktir ettiğini belirtti. Destici, faili meçhul olarak yeniden açılan BBP Kurucusu ve ilk Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu dosyasını Genel Başkan Yardımcıları Samet Bağcı başkanlığında bir hukuk grubu oluşturarak yakından takip ettiklerini ifade etti.
![]()
Türk-İslam coğrafyasında pekçok katliamların yaşandığını belirten Destici, özellikle Çin'in Uygur Türklerine yönelik katliam yaptığını savundu. Destici, şu görüşleri dile getirdi:
"Türk ve İslam coğrafyasında kan ve gözyaşı bitmiyor. Doğu Türkistan'da hala Kızıl Çin'in işgali zulmü, katliamları fikri ve fiili soykırımları devam ediyor. Çin bütün bu yaptıklarını öpmek ve sanki orada bir işgal yokmuş. O için son dönemlerde Türkiye'den bölgeye heyetler götürüyor. Gazetecileri götürüyor, siyasetçileri götürüyor. En son bilim adamlarını götürdü, üniversite hocalarını götürdü. Ve üzülerek ifade ediyorum ki Çin hükümeti tarafından oraya götürülen bu ekipten. Dönüşte bir kişinin ağzından bile 'Çin zulmediyor, Çin işgali devam ettiriyor, Çin kamplarda binlerce on binlerce Doğu Türkistanlığı ölüme mahkum ediyor. Inanç hürriyetleri yok. Milliyetlerine sahip çıkamıyorlar' demiyor. Bunları duymuyoruz. Sanki her şey bu günahtır. Bu milletine ve mazlumlara ihanettir açıkça ifade ediyorum. Çin işgalcidir, katliamcıdır ve soykırımcıdır. Açıkça ifade edilirim. Bugün bizim dış ticaret açığımızın, cari açımızın da birinci sebebi Çin'de olan ticarettir. Çin'e dört 5 milyar dolarlık satış yaparken 50 milyar dolar üzerinde bir alış yapıyoruz. 45-50 milyar dolarlık bir dış ticaret açımımız var. Bizim cari açımız da zaten bu kadar."
Herkesin terör belasından kurtulmak istediğini belirten Destici, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin şunları kaydetti:
"Bu kadar süreç ilerlemiş Meclis'ten yasa çıkmış olmasına rağmen yapılanları görüyoruz. Amed Spor diye bir takım var. Adı Diyarbakır Spor. Nereden çıktı Amed? Türkiye'de Amed diye bir vilayet mi var? Bir bölge mi var? Federasyonu'nun da kabul etmemesi lazımdı. O isimleri lige almaması lazımdı. Lisanslarının onaylamaması lazımdı. 'Önce adını düzelt gel demesi' lazımdı. Bir tane Türk bayrağı görüyor musunuz statta? Görmüyorsunuz. Daha geçtiğimiz günlerde Mehdi Zana öldü, cenazesi yapıldı. Hangi bayrağı sarıldı? Gördünüz mü bayrağı? Türk bayrağını içselleştirilmiş değiller. Bizatihi terör eylemi yapan teröristlerden bahsetmiyorum, onlar zaten kabul etmiyor. Meclis sıralarında oturup milletvekili maaşı ve emekli maaşını birlikte alanlar da ellerine Türk bayrağı almadılar. Ama ceplerinde ayyıldızlı Türk pasaportu var. Hadi onu da bırak. Delikanlıysan o pasaportu da almayın. Türk bayrağını almıyorsun eline hadi pasaportu da alın. Git Kürdistan pasaportunu al. Bu kadar da iki yüzlü, bu kadar da sahtekarlar.
Elbette terörsüz, teröristsiz Türkiye'den yanayız ama bunlar için de kimliğimizden, dilimizden, devletimizin tekliğinden, ülkemizin bütünlüğünden milletimizin birliğine ve kardeşliğinden de taviz verecek değiliz. Kimse de bizden bu tavizi beklemesin. Biz bin yıldır Kürtlerle bu topraklarda kardeş olarak yaşıyoruz. Bu kanun mu bizi kardeş yapıyor? Kanunla kardeş mi oluyoruz? Bu süreç mi bizi kardeş yapıyor? Biz zaten kardeşiz. Biz Allah'ın emriyle kardeş olmuşuz. Biz bin yıldır bu topraklarda kız alıp kız vererek kardeş olmuşuz. Vatan birliğimiz var. Biz zaten kardeşiz. Kimlerle, Kürtlerle kardeşiz, biz PKK'lılarla kardeş değiliz. Biz vatan hainleriyle kardeş değiliz. Biz siyasi bölücülerle kardeş değiliz. Onların da zaten böyle bir derdi yok. Onun için bölücülüğe devam ediyorlar. En tehlikeli olan noktalarından bir tanesi de sanki Kürtlerle Türkler yeni barışıyormuş, sanki Türklerle Kürtler arasında bir savaş olmuş da bu şimdi barışa çeviriyormuş gibi bir ad oluşturmaya çalışıyorlar. En büyük itirazlarımızdan birisi de bunadır. Kürt meselesi diye bir mesele de yoktur. Terör meselesi var. Bunun da altını çizmek isteriz."

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi dönüşünde açıklamalarda bulundu.
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Değerli basın mensubu arkadaşlarım, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Kırgız Cumhuriyeti’nin ev sahipliğinde icra edilen Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ne katılmak üzere Bişkek’e yaptığımız ziyareti tamamlamış bulunuyoruz. Değerli dostum, Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un davetiyle diyalog ortağı olduğumuz Teşkilat’ın bu yılki zirvesine şeref konuğu olarak iştirak ettim. Ayrıca liderlerle birlikte 31 Ağustos akşamı 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış törenine katıldım, sporcularımızı selamladım. Bu vesileyle kardeş Kırgız halkının 31 Ağustos Bağımsızlık Günü’nü bir kez daha canı gönülden tebrik ediyor, kıymetli kardeşim, Sayın Caparov nezdinde ev sahiplikleri için Kırgız halkına en kalbi şükranlarımı sunuyorum.
Kıymetli basın mensupları, bundan 30 yıl önce “Şanghay Beşlisi” ismiyle temeli atılan Şanghay İşbirliği Teşkilatı, zaman içerisinde yaklaşık 30 ülke ve uluslararası kuruluşu bünyesinde toplayan en büyük bölgesel teşkilat haline gelmiştir. Asya Pasifik bölgesi ile Orta Doğu’yu bünyesinde buluşturan yegâne yapı olan bu Teşkilat, toplam 35 trilyon doları bulan bir ekonomik yapıyı ve 4 milyarın üzerinde nüfusu temsil ediyor. Bizim de sadece Teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Türkiye olarak gelişen ekonomimiz ve Doğu ile Batı arasındaki stratejik konumumuz gereği bu büyük ekonomik ve beşerî coğrafyayla ilişkilerimizi artırmanın gayretindeyiz. Esasen 2019 yılında ilan ettiğimiz “Yeniden Asya” girişimimiz de bu düşüncemizin yansımasıdır.
Şanghay İşbirliği Teşkilatı’yla bizi birbirimize yaklaştıran bir diğer önemli husus, paylaştığımız bölgesel sahiplenme kültürüdür. Zirvede yaptığım hitapta bu hususa dikkat çekerken aynı zamanda çok taraflılığı ve iş birliğini esas alan diplomatik yaklaşımımızı anlatma fırsatı buldum. Küresel adalet, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmadan ayrı düşünülemeyecek olan iklim değişikliği ile mücadele ve enerji gibi konulardaki çalışmalarımız hakkında bilgi verdim.
Zirve marjında mevkidaşlarımla da görüşmelerim oldu. Azerbaycan, Kırgızistan ve Rusya Federasyonu liderleriyle gündemimizdeki konuları ayrıntılı şekilde ele aldık. Ayrıca aralarında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin de yer aldığı muhataplarımla fikir teatisinde bulunduk.
Kıymetli basın mensupları, hep söylediğimiz üzere en batıdaki Asyalı ve en doğudaki Avrupalı ülke olarak bizimle aynı değerlere sahip her girişimin doğal parçası olmayı sürdüreceğiz. Bilhassa bölgemizde vuku bulan çeşitli çatışma ve krizlerin uluslararası hukuk temelinde diyalog ve diplomasiyle çözümüne yönelik ilkeli tutumumuzu devam ettireceğiz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin ülkemiz, milletimiz, bölgemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
Erdoğan’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle…
– Bişkek Zirvesi’nde alınan kararlar, Türkiye ile Şanghay İşbirliği Teşkilatı arasındaki ekonomik ilişkileri nasıl etkiler? Türkiye’nin, Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile iş birliğini tam bir üyeliğe taşıma ihtimali var mıdır?
Değerli arkadaşlar, öncelikle Bişkek Zirvesi, ülkemizin ekonomik, siyasi ve stratejik seçeneklerini çeşitlendirme iradesinin somut bir göstergesi olmuştur. Türkiye olarak, Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na üye ülkelerle ikili düzeyde ticari ve ekonomik ilişkilere sahibiz. Çin’den Orta Asya’ya, Rusya’dan Güney Asya’ya uzanan geniş coğrafyada, Türkiye’nin ticari ve ekonomik açıdan büyük fırsatlar barındırdığını artık herkes görüyor. Teşkilatla ilişkilerimizde çok yönlü dış politika anlayışımızın yansıması olarak son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedildi. Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile dengeli ilişkiler geliştirebilen, bağlarını da bu ölçüde derinleştirebilen bir ülke. Türkiye’nin bu yaklaşımı, küresel sorunlara iş birliği ve etkin çok taraflılık temelinde çözüm bulma amacını da kuvvetlendiriyor. Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile önümüzdeki süreçte ilişkilerin daha ileri seviyelere taşınması da bizim açımızdan mümkün. Şunun da altını özellikle çizmek isterim. Türkiye’nin teşkilata üyelik perspektifi, bir bloktan bir kopuş, Batı’ya sırt çevirme anlamına asla gelmez. Hedefimiz; 360 derecelik bir vizyonla kendi ağırlığımızı artırmaktır.
– Zirve kadar dikkat çeken konulardan bir tanesi de Rusya Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin’le görüşmeniz oldu. Zirve marjında yaptığınız görüşme genel anlamda nasıl geçti? Hangi konuları ele aldınız?
Sayın Putin ile ikili bir görüşme yaptık. Bu görüşmede de özellikle Rusya-Ukrayna arasındaki gelişmeleri ele alma imkanımız oldu ve çok verimliydi. Çok çok samimi bir havada geçti. Enerjiden ticarete, turizmden yatırımlara kadar birçok alanda Rusya ile önemli bir iş birliğimiz var. Hepsinden öte, milyonlarca Rus turisti ülkemizde ağırlıyoruz. Başka herhangi bir ülkeden böyle bir turist Türkiye’ye gelmiyor. Önceleri biliyorsunuz Almanya da iyi bir konumdaydı. Ama Rusya sonra onları aştı. Türkiye, bölgemizdeki çatışmaların barışçıl noktadaki çözümünde roller üstleniyor. Özellikle Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir an önce barışla neticelenmesi bizim de Sayın Putin’in de beklentisidir. Bir an önce istiyoruz ki; bu bölgede Rusya-Ukrayna arasında bir barış süreci de gerçekleşsin, bölgeye barış egemen olsun. Bu savaşın hem bölgemiz hem dünyamız, hem de taraflar için hayırlı bir sonuç doğurmadığı ortada. Peki bundan Putin memnun mu? Memnun değil. Bir an önce bu işin hayırlısıyla sonuçlanmasını o da bekliyor. Biz barış için elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu Sayın Putin’e ifade ettik. Savaşın değil, barışın kazanacağı bir gerçek. Bunun için de her türlü gayreti göstermeye hazırız.
– İstanbul’da Mekke İttifakı’nın ilk önemli toplantısı gerçekleştirildi. Biz biliyoruz ki bölgedeki bazı ülkeler bu ittifaktan fevkalade rahatsız. Geniş bir coğrafyada barışı inşa etme amacı olan bir savunma iş birliğinden neden bu kadar rahatsızlar?
İstanbul’da gerçekleştirilen toplantı çok çok önemli. Bu ittifakın ilk ve somut adımını atmak üzere Strateji, Siyaset ve Askeri Komitesi toplandı. Üç ülkeden Dışişleri Bakanları, Milli Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları bir araya geldiler. Burada, bir an önce somut adımlar atılması yönündeki yaklaşışımıza binaen, teknik olarak yapılması gereken konuları ortaya koyduk. Bunların başında sekreteryanın kurulması ve işlerlik kazandırılması gerekiyor. Burada askeri ve siyasi konuların ele alınması lazım. Savunma sanayii, önemli bir iş birliği alanı. Bir de askeri operasyonel iş birliği alanı kapsamında askeri eğitimler, askeri standardizasyon, askeri tehdit, imkan ve kabiliyetlerin paylaşılması bunun gibi teknik konular ele alındı. Bunlar hangi zamanlamayla nasıl hayata geçecek, onun kararları alındı. Bu ittifaka açıktan tepki koyan çok az ülke var, ama gizliden tepki koyan ülkeler de mevcut. Özellikle Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye dengesi birçok aktörün açıktan bu ittifakı eleştirmesini zorlaştırıyor. Bu ittifak, bölgemizde istikrar ve güvenlik için kurulmuştur. Biz yolumuza kardeşlerimizle birlikte, güçlenerek devam edeceğiz.
– “Terörsüz Türkiye” sürecinde “çerçeve yasa” büyük bir çoğunlukla Meclis’ten geçti. Artık terör örgütünün silahları bırakması bekleniyor. Bu süreçte hedefe ulaşmak için merak ettiğim şey şu; sizce bu sürecin ne kadar bir zamanda tamamlanması gerekir?
Bu tür olaylarda zaman vermek, yani bir takvim ortaya koymak, bu işi zamanlamak mümkün değil. “Terörsüz Türkiye” sürecini bir takvim meselesinden öte bir hedef meselesi olarak görüyoruz. Olaya böyle bakacağız. Elbette devlet olarak bizim bir yol haritamız var, bir planımız, bir takvimlendirmemiz var. Sürece dair ilgili kurumlarımız şu anda eş güdüm içinde çalışıyor. Bugün geldiğimiz noktada Meclis’imizin ortaya koyduğu güçlü mutabakat önemlidir, çok kıymetlidir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulan takip kurulu atılacak adımları, yasada tanımlanan görevler çerçevesinde planlamaya başlamıştır. Yasanın uygulanmaya başlanması için ise örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye olması gerekir. Bu konuda tespit ve teyitlerin nasıl yapılacağı ise bellidir. Süreç adım adım ilerlemektedir. Süreç, bütün her şeyiyle dar kalıplara hapsedilmemiştir. Bu yönde de bir rahatlık söz konusudur. Meseleye devlet ciddiyetiyle yaklaşıyor ve adımlarımızı da buna göre atıyoruz. Milletimiz de “Terörsüz Türkiye’ye desteğini ortaya koymuştur. Böylesi provokasyona açık süreçlerin çok uzamaması gerekir. Bu noktada Meclis Başkanımız da dahil olmak üzere Grup Başkanlarımız her türlü hassasiyeti gösteriyor ve yola da bu kararlılık içerisinde devam ediyoruz.
– Sayın Cumhurbaşkanım, siz iç cephenin güçlendirilmesine çok önem veren bir lidersiniz. Siz önem verirken DEM Parti’den zaman zaman aykırı seslerin gelmesi “Toplumsal bütünleşmeye hizmet etmiyor” yorumlarına yol açıyor. Bunu aşacak yeni dil nasıl inşa edilecek? Tavsiye ve çağrınız ne olabilir?
Biz meseleye dar çerçeveden bakamayız. Samimi olacağız. Sorumlu olacağız. Sağduyulu olacağız, Kardeşliğimizi koruyacağız. En geniş perspektiften konuya yaklaşıyor ve hedefe de böylece odaklanıyoruz. Milletin kardeşliğini zedeleyen, toplumsal bütünleşmeyi yaralayan, terörün geçmişte oluşturduğu fay hatlarını yeniden harekete geçirme riski olan yaklaşımları hoş göremeyiz. Siyasi kimlik taşıyan bazı kimselerin birtakım ölçüsüz söylemleri olabilir. Bunu, süreci enfekte etmek için yapanlar da çıkabilir. Bilinsin ki; toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyen her söylem, kaosa katkı sağlar, başka herhangi bir işe yaramaz. Açıkçası, milletimizin bu tür tahriklere karşı ben bir direnç geliştirdiğini düşünüyorum. Bu süreci millet mayalamıştır ve maya da tutmuştur. İç cepheyi güçlendirmek, farklılıkları yok etmek değildir. Bunu boşuna söylemedik. İç cepheyi güçlendireceğiz. Farklılıklarımızla birlikte Türkiye paydasında kenetleneceğiz. Biz buna “Büyük Türkiye Mutabakatı” diyoruz. Bunu unutmayalım. Biz menzile ulaşmak için ne yaptığımızı bilerek bu yolda ilerliyoruz.
– “Terörsüz Türkiye” konusundan devam edeyim. Bu örgütün Suriye’deki yapılanması YPG-PYD’nin fesih kararıyla ilgili nasıl bir değerlendirme yapacaksınız?
Açıklanan karardan kardeş Suriye halkı adına doğrusu memnuniyet duydum. Alınan kararı ve entegrasyonun sağlanmasını olumlu değerlendiriyoruz. Kararın sahada uygulamasını hem Suriye tarafı hem Suriye ile çok uzun bir sınır hattı bulunan bir komşu ülke olarak biz, elbette takip ediyoruz. Suriye’nin bütün unsurlarıyla bir ve bütün olmasını en çok biz arzu ederiz. Suriye’de sürdürülebilir kalkınma ve kapasite artışı için bu önemlidir. Bizler bunun için Suriyeli kardeşlerimizin hep yanında olduk, bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bu konuda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, maşallah zor süreçleri başarıyla yönetmiştir ve yönetiyor. Hem entegrasyon sürecinden hem de Suriye halkının kısa sürede elde ettiği kazanımlardan ümitvarız. Ben bu sürecin sadece Türkiye ve Suriye için değil, bütün bölge için yeni bir dönemin kapısını aralayacağına inanıyorum. Terör defteri artık kapanmalı, silahın, şiddetin devri artık kapanmalı.
– Suriye’den devam edeceğim. Amerika’nın Suriye politikasıyla ilgili özellikle son dönemde Suriye’nin toprak bütünlüğünü vurguladığını görüyoruz. Hatta Amerikalılar da “tek bayrak, tek ordu” söylemini vurgulamaya başladılar. Bu vesileyle Washington’la, Türkiye’nin yıllardır savunduğu bu Suriye politikası arasında bir yakınlaşma görüyor musunuz?
Türkiye olarak biz, Suriye konusunda dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Suriye’nin terör örgütlerinin cirit attığı bir alan olamayacağını, buradaki istikrarsızlığın bütün bölgeye yayılabileceğini söyledik ve neticede haklı çıktık. Demek ki Amerika da artık Suriye’nin gerçeklerinin farkına vardı. Suriye halkı çok ağır bedeller ödedi ama vatanlarına sahip çıktılar. Şimdi de bütün Suriye’yi inşa etmek için çalışıyorlar. Bu konuda bütün komşu ve Suriye’ye dost ülkeleri Suriye’nin yeniden inşa ve imarına yardımcı olmaya davet ediyorum. Ve bu çağrımızı yapacağız, yapmaya devam edeceğiz. Suriye’deki durum bizim vizyonumuzun ne kadar doğru, Suriye politikamızın ne kadar gerçekçi olduğunu kanıtlaması yönüyle de önemli. Provokasyonlarla mücadele konusu da önemli. Suriye’nin iç barışına darbe vurmak isteyenlere alan açılmaması şart. Suriye’nin istikrarına giden yol, fitne tohumlarını temizlemekten geçer.
– Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi meselesiyle bağlantılı olarak S400’lerin üçüncü bir ülkeye devri konusunda adım atılabileceği ifade ediliyor. Sayın Putin’le görüşmenizde bu konu masaya geldi mi?
Sayın Putin’le ikili gündemimizdeki her konuyu ele aldık. Biliyorsunuz, Türkiye, F-35 programının ortaklarından biriydi. Bu program kapsamında ciddi katkılar sundu. Türkiye’nin programa tekrar dahil olması konusunda da görüşmelerimiz sürüyor. Amerika’daki süreçlerin bir an önce tamamlanmasıyla bu meselenin geride bırakılacağını düşünüyoruz. Tüm bu diplomatik çabalarımızı yürütürken de KAAN’dan vazgeçmiyoruz. Kendi hava savunma sistemlerimizi geliştirmekten vazgeçmiyoruz. Aksine Türkiye’nin seçeneklerini artırıyoruz. İşte güçlü Türkiye budur. Güçlü Türkiye’nin yol haritası budur.
– Benim sorum da Karadeniz’le ilgili olacak. Rusya-Ukrayna arasında yaşanan savaş sürecinde Karadeniz’de zaman zaman ticari gemiler de hedef haline gelebiliyor. Ve zaman zaman da Türk gemileri de bu süreçten zarar görebiliyorlar. Sayın Putin’le görüşmenizde bu konu gündeme geldi mi? Ortak bir çözüm geliştirilecek mi?
Yalnız Türk bayraklı veya Türk işletmecilerin kullandığı gemiler değil, Karadeniz’deki bütün sivil deniz taşımacılığının güvenliği bizim için önemli. Taraftar arasındaki mücadele, sivillerin ve ticari hayatın güvenliğini ortadan kaldıracak bir noktaya taşınmamalıdır. Bu nedenlerle çok daha geniş bir perspektifle hareket ediyoruz. Bu sorunu çözmemiz lazım. Çünkü artık verdiği zarar giderek katlanıyor. Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı şekilde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç var. Şunu açıkça söylemek isterim ki, tahıl krizinin özellikle Afrika kıtasında yeniden baş gösterdiğini görüyoruz. Sorun daha da büyümeden inisiyatif alınmasında fayda var.
– Benim sorum Yunanistan’la ilgili… Biliyorsunuz bir taraftan Türkiye’yle diyalog mesajları verirken bir taraftan da Ege adalarındaki askeri kapasitelerini artırıyorlar. Son olarak Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Türkiye’nin itirazlarına rağmen bölgede planlarının değişmeyeceğini söyledi. Eğer Yunanistan gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaya devam ederse bundan sonraki süreçte Türkiye’nin yaklaşımı nasıl olacak?
Ne yapalım? Bize düşen nedir? Gereğini yapmak. Yunanistan’la biz iyi komşuluk temelinde yürüyelim diyoruz. Kara parçamızdan, şöyle Kaş’tan Yunanistan’a bir ses versek duyarlar değil mi? Ama biz her konuda samimi olduk. Yapıcı davranan taraf olduk. Fakat çoğu zaman iyi niyetimizin karşılığını göremedik. Bir defa Yunanistan’ın şunu artık anlaması lazım, Türkiye’nin, kimsenin toprağında gözü yoktur ancak kimseye de haklarını çiğnetmez. Uluslararası anlaşmaların hiçe sayılması ve bunların çiğnenmesi kimseye fayda sağlamayacaktır. Türkiye’nin serinkanlı ve sağduyulu yaklaşımını her kim bir acziyet olarak okuyorsa, açık söylüyorum, vahim bir hata yapıyor demektir. Yunanistan, girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmelidir. Tarih, ibret alanlar için çok çok iyi bir yol göstericidir. Biz bölgemizde barış, güvenlik ve istikrar için çalışmaya devam edeceğiz.