Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Erdoğan: Mekke İttifakı barışa katkı sağlayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki Irıs Ordo Kongre Merkezi'nde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü'nün genişletilmiş formatta gerçekleştirilen zirvesine katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan zirvede yaptığı konuşmasına Nepal'deki sel felaketinde vatandaşları hayatını kaybeden ülkelere başsağlığı dileyerek başladı. Erdoğan, "Kıymetli kardeşim, Cumhurbaşkanı Saır Caparov başta olmak üzere zirvenin düzenlenmesinde emeği geçenlere şükranlarımı iletiyorum. Diyalog ortaklığına kabul edilen Laos'u tebrik ediyorum. Bu vesileyle Kırgızistan'a Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2027-2028 geçici üyeliğine seçilmiş olmasından ötürü başarılar diliyorum" ifadelerini kullandı. "DÜZENİN VAZGEÇİLMEZ UNSURLARINDAN BİRİ HALİNE GELDİ"Erdoğan, "Bugünkü buluşmamızda çok kutuplu uluslararası sisteme katkıları ele alacak olmamızı kıymetli buluyorum. Yaklaşık 3,5 milyar insanı ve 35 trilyon dolarlık yurt içi hasılayı temsil eden Şanghay İşbirliği Teşkilatı son 25 yılda çok kutuplu düzenin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Asya-Pasifik bölgesi ile Orta Doğu‘yu aynı zeminde buluşturan teşkilatı, Birleşmiş Milletler’in destekleyicisi ve tamamlayıcısı olarak görüyoruz" dedi. "Çatışmaların diyalog ve diplomasi yoluyla çözüme kavuşturulması için sorumluluk alıyoruz"Şanghay İşbirliği Teşkilatı'nın her şeyden evvel Türkiye'nin bölgesel sahiplenmeyi merkeze alan çok boyutlu dış politikasıyla örtüşen bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Türkiye olarak etrafımızda yaşanan çatışmaların diyalog ve diplomasi yoluyla çözüme kavuşturulması için sorumluluk alıyor, bölgemizde birlikte, tüm dünyada barış için, huzur ve istikrar için çalışmaya devam ediyoruz" şeklinde konuştu. "Orta Koridor girişiminin Kuşak ve Yol Girişimi ile de uyumlu hale getirilmesini istiyoruz"Erdoğan, "Teşkilatın sadece barış ve istikrarın temininde değil, halklarımızın refahı için çok önemli olan kesintisiz ve güvenli ulaştırma koridorları tesisi ile enerji arzı güvenliği gibi alanlarda da rol oynayabileceğini düşünüyoruz. Ülkemizin teşkilat coğrafyasının batı pazarlarına erişimi noktasında bilhassa enerji koridorlarının çeşitlendirilmesi ve jeopolitik pistlerin yönetilmesinde kritik rolünün altını çizmek istiyorum. Hazar geçişli Orta Koridor girişiminin Kuşak ve Yol Girişimi ile de uyumlu hale getirilmesini istiyor, bu bağlamda teşkilat bünyesindeki iş birliğine büyük önem veriyoruz. Yükselen bir yıldız olarak gördüğümüz Şanghay İşbirliği Teşkilatıyla her alanda iş birliğimizi ilerletmenin gayreti içinde olacağız" diye konuştu. LİDERLERİ COP31 ZİRVESİ'NE DAVET ETTİErdoğan, "Adil düzen arayışımızın temel gayelerinden biri de hiç şüphesiz gelecek nesillere dahi istikrarlı, müreffeh ve yaşanabilir bir dünya bırakmaktır. İklim değişikliği, düzensiz göç, terörizm, sınır aşan suçlar ve gıda güvenliği gibi meseleler artık birçok ülke için tehdit teşkil etmektedir. Türkiye olarak iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileri ile mücadelede üzerimize düşeni yapmayı hedefliyoruz. Bu amaçla 11-12 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da COP31 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağız. Bu önemli zirvede siz değerli dostlarımızı da aramızda görmekten büyük bir memnuniyet duyacağımızı ifade etmek isterim" ifadelerini kullandı. Erdoğan, "Sözlerimin son verirken, teşkilatımızın Şanghay ruhundan aldığı motivasyonla gerçek anlamda çok kutuplu bir dünyanın inşa edilmesinde önemli rol üstleneceğine inandığımı bir kez daha vurguluyor, Kırgızistan’dan dönem başkanlığını devralacak olan Pakistan’a başarılar diliyor, toplantılarımızın bölgemiz ve ülkelerimizin ortak geleceği için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum" dedi. MEKKE SAVUNMA İTTİFAKI VE İSRAİL VURGUSUErdoğan, "Suudi Arabistan ve Pakistan'la hayata geçirdiğimiz Mekke Savunma İttifakı, bölgesel sahiplenme ve kolektif caydırıcılık temelinde bölge ve dünya barışına, istikrarına önemli katkılar sağlayacaktır. Barışı konuşurken İsrail’in saldırıları nedeniyle çoğu çocuk ve kadın 74 bin insanın hayatını kaybettiği Gazze ve Lübnan’ı unutmamalıyız. Bu saldırgan politikanın bedelini tüm bölgemiz ödemektedir" ifadelerini kullandı. Kırgızistan’dan dönem başkanlığını devralacak olan Pakistan’a başarılar dileyen Erdoğan, toplantılarının bölge ve ülkelerin ortak geleceği için hayırlara vesile olmasını temennisinde bulundu. Kaynak: İHA

Üretici ile market arasındaki fiyat makası açılıyor

Bayraktar, üretici ile market arasındaki en yüksek fiyat farkının havuçta yüzde 461,2'ye ulaştığını belirterek, üreticinin artan maliyet baskısı altında üretim yapmaya devam ettiğini söyledi. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, temmuz ayında üretici ile market fiyatları arasındaki makasın birçok üründe açılmaya devam ettiğini açıkladı. Üreticinin ürününü düşük fiyatla satmak zorunda kaldığını, tüketicinin ise aynı ürünü market raflarında katlanarak artan fiyatlarla satın aldığını belirten Bayraktar, tarımsal üretimde yaşanan maliyet artışlarının da sektör üzerindeki baskısını sürdürdüğünü ifade etti. Temmuz ayına ilişkin üretici, market ve tarımsal girdi fiyatlarını değerlendiren Bayraktar, üretici ile market arasındaki fiyat farkının en fazla havuçta görüldüğünü söyledi. Havuçta yüzde 461,2'ye ulaşan fiyat farkının üretici ile tüketici arasındaki zincirde yaşanan maliyet ve fiyat oluşumunu bir kez daha gözler önüne serdiğini belirten Bayraktar, benzer tablonun birçok tarım ürününde de devam ettiğine dikkat çekti. EN BÜYÜK FİYAT FARKI HAVUÇTA YAŞANDI Verilere göre üreticide kilogramı 11 liraya satılan havuç, market raflarında 61 lira 73 kuruşa kadar yükseldi. Böylece havuç üreticiden tüketiciye ulaşıncaya kadar yaklaşık 5,6 kat değer kazandı. Havuçtan sonra üretici ile market arasındaki en yüksek fiyat farkı yüzde 444,4 ile elmada görüldü. Üreticide 18 lira 75 kuruş olan elma markette 102 lira 7 kuruşa satıldı. Yeşil mercimekte fiyat farkı yüzde 236,6, kabakta yüzde 231,6, maydanozda ise yüzde 219,5 olarak hesaplandı. Bayraktar, üreticinin ürününü düşük fiyatlarla satarken tüketicinin yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalmasının hem üretici hem de vatandaş açısından önemli bir sorun oluşturduğunu belirtti. MARKETLERDE EN FAZLA SİVRİ BİBER ZAMLANDI Temmuz ayında market fiyatları incelendiğinde 39 ürünün 19'unda fiyat artışı, 20'sinde ise fiyat düşüşü yaşandığı görüldü. Market raflarında fiyatı en fazla artan ürün yüzde 86,2 ile sivri biber oldu. Sivri biberi yüzde 53,3 ile kuru soğan, yüzde 23,4 ile mısırözü yağı, yüzde 22,8 ile kuru üzüm ve yüzde 15,5 ile patates izledi. Fiyatı gerileyen ürünlerin başında ise yüzde 49 ile karpuz yer aldı. Karpuzdaki düşüşü yüzde 39,6 ile yeşil fasulye, yüzde 30,2 ile kiraz, yüzde 28,6 ile havuç ve yüzde 23,5 ile tavuk eti takip etti. ÜRETİCİDE EN FAZLA DÜŞÜŞ HAVUÇTA GÖRÜLDÜ Üretici fiyatlarında ise farklı bir tablo ortaya çıktı. Temmuz ayında takip edilen 31 ürünün yalnızca 8'inde fiyat artışı yaşanırken, 16 üründe fiyat geriledi, 7 üründe ise değişiklik olmadı. Üreticide fiyatı en fazla düşen ürün yüzde 51,1 ile havuç oldu. Havuçta yaşanan düşüşü yüzde 49 ile karpuz, yüzde 43,7 ile kabak, yüzde 38,6 ile yeşil mercimek ve yüzde 29,6 ile salatalık izledi. Buna karşılık üreticide fiyatı en fazla artan ürün yüzde 52,9 ile kuru soğan oldu. Kuru soğanı yüzde 49,2 ile sivri biber, yüzde 31,8 ile çilek, yüzde 13,9 ile domates ve yüzde 13,7 ile patates takip etti. MEVSİMSEL GEÇİŞLER FİYATLARI ETKİLEDİ Bayraktar, üretici fiyatlarındaki değişimlerin temel nedeninin arz-talep dengesi ve mevsimsel üretim geçişleri olduğunu söyledi. Çukurova Bölgesi'nde yazlık kuru soğan hasadının tamamlanmasının ardından İç Anadolu'da erkenci çeşitlerin henüz yeni hasat edilmeye başlanmasının piyasada geçici arz daralmasına neden olduğunu belirten Bayraktar, bu durumun kuru soğan fiyatlarını yükselttiğini ifade etti. Sera üretiminin sona ermesiyle birlikte sivri biber ve domates arzının azaldığını, bunun da fiyatlara yukarı yönlü yansıdığını dile getiren Bayraktar, çilekte de sezon sonuna yaklaşılması nedeniyle üretimin düştüğünü ve fiyatların yükseldiğini kaydetti. Buna karşılık yayla bölgelerinde kabak, salatalık ve patlıcan üretiminin başlamasıyla arzın arttığını belirten Bayraktar, talebin aynı hızda yükselmemesi nedeniyle üretici fiyatlarının gerilediğini söyledi. Yazlık patateste ilkbahar aylarında yaşanan yoğun yağışların ürün kayıplarına yol açtığını ifade eden Bayraktar, arzın azalmasının patates fiyatlarını yükselttiğini belirtti. Havuç ve yeşil mercimekte ise mevsimsel üretim artışıyla birlikte piyasaya yüksek miktarda ürün sunulduğunu, talebin zayıf kalması nedeniyle fiyatların gerilediğini söyledi. Depolanma süresi oldukça kısa olan karpuzda da beklenen talebin oluşmamasının fiyat düşüşünü beraberinde getirdiğini dile getiren Bayraktar, özellikle yaz aylarında arz fazlasının üreticiyi olumsuz etkilediğini kaydetti. GİRDİ MALİYETLERİNDEKİ BASKI SÜRÜYOR Bayraktar, tarımsal üretimde maliyet baskısının devam ettiğini belirterek, gübre, yem, enerji ve akaryakıt fiyatlarındaki değişimlere de dikkat çekti. Temmuz ayında haziran ayına göre 20.20.0 kompoze gübresinin fiyatı yüzde 0,1, amonyum nitrat gübresi ise yüzde 0,2 arttı. Buna karşılık üre gübresinde yüzde 10,9, amonyum sülfatta yüzde 8,6 ve DAP gübresinde yüzde 1,2 oranında düşüş yaşandı. Ancak yıllık bazda tablo üretici açısından daha ağır oldu. Son bir yılda amonyum nitrat gübresi yüzde 71, amonyum sülfat yüzde 59,4, kompoze gübre yüzde 35,4, DAP gübresi yüzde 25, üre gübresi ise yüzde 1,5 zamlandı. MAZOT VE ELEKTRİK ÜRETİCİYİ ZORLUYOR Hayvancılıkta da maliyet baskısının sürdüğünü belirten Bayraktar, temmuz ayında besi yeminin fiyatının yüzde 0,1, süt yeminin ise yüzde 0,4 gerilediğini ancak yıllık artışların yüksek seviyelerde bulunduğunu söyledi. Son bir yılda besi yeminin yüzde 29,6, süt yeminin yüzde 27,8 oranında zamlandığını belirten Bayraktar, elektrik fiyatlarının yıllık yüzde 25,1, tarım ilacı fiyatlarının ise yüzde 27,8 arttığını ifade etti. Üreticinin en önemli gider kalemlerinden biri olan mazotta ise dikkat çekici bir artış yaşandığını belirten Bayraktar, temmuz ayında mazot fiyatlarının bir önceki aya göre yüzde 19,4, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 43,6 yükseldiğini açıkladı. Bayraktar, üreticinin hem ürün fiyatlarındaki dalgalanmalar hem de sürekli yükselen girdi maliyetleriyle mücadele ettiğini belirterek, sürdürülebilir tarımsal üretim için üreticiyi destekleyecek politikaların önemini koruduğunu vurguladı.

İklim krizi Türkiye’nin geleceğini şekillendiriyor

İklim değişikliği, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de etkilerini her geçen gün daha görünür hale getiriyor. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, doğal kaynaklardan insan sağlığına kadar geniş bir alanı etkileyen kriz, bilim insanlarının dikkat çektiği en önemli küresel sorunlar arasında yer alıyor. Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 Zirvesi öncesinde iklim politikaları yeniden gündemin üst sıralarında yer alırken, uzmanlar sürecin yalnızca çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutlarına da dikkat çekiyor. Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim değişikliğinin artık gelecekte yaşanacak bir tehdit olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bugün yaşanan birçok çevresel ve ekonomik sorunun temelinde bu değişimin bulunduğunu ifade etti. Adiller’e göre iklim krizinin etkileri, yaşamın hemen her alanında hissediliyor ve bu etkiler zamanla daha da belirgin hale geliyor. TARIM VE GIDA GÜVENLİĞİ RİSK ALTINDAİklim değişikliğinin en belirgin etkilerinden biri tarım sektöründe görülüyor. Uzun süreli kuraklıklar ve değişen iklim koşulları, tarımsal verimliliği düşürürken birçok üründe hastalıkların daha sık görülmesine neden oluyor. Uzmanlara göre değişen sıcaklık ve yağış rejimleri, bitkilerin hastalıklara karşı direncini de azaltıyor. Bunun yanında bilimsel çalışmalar, iklim değişikliğinin ürünlerin besin değerlerini olumsuz etkileyebildiğini ortaya koyuyor. Bölgesel iklim özelliklerinin değişmesi nedeniyle bugün belirli bölgelerde yetiştirilen bazı ürünlerin gelecekte aynı alanlarda üretilemeyebileceği değerlendiriliyor. Bu durum ise doğrudan gıda güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında gösteriliyor. SU KAYNAKLARINDA ALARM VEREN TABLOİklim değişikliğinden en fazla etkilenen alanların başında su kaynakları geliyor. Yağış düzenindeki değişiklikler ve artan sıcaklıklar, birçok bölgede su miktarının azalmasına neden olurken mevcut kaynakların kalitesi üzerinde de baskı oluşturuyor. Su kaynaklarındaki azalma yalnızca çevresel bir sorun olarak görülmüyor. Temiz suya erişimde yaşanabilecek sıkıntılar hijyen koşullarını etkileyerek halk sağlığı açısından da önemli riskler oluşturuyor. Kuraklık dönemlerinin uzaması bazı bulaşıcı hastalıkların yayılmasını kolaylaştırırken, su kaynakları üzerindeki baskı ekonomik maliyetleri de artırıyor. Bu nedenle birçok ülke iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmaları için her yıl milyarlarca dolarlık kaynak ayırıyor. AKDENİZ HAVZASI KIRILGANLIĞINI ARTIRIYORTürkiye, iklim değişikliğinden en fazla etkilenmesi beklenen bölgeler arasında gösterilen Akdeniz Havzası içerisinde yer alıyor. Bilimsel raporlarda dünyanın en kırılgan bölgelerinden biri olarak tanımlanan havzada sıcaklık artışları, yağış rejimlerinde değişimler ve kuraklık riskleri daha yoğun hissediliyor. Son yıllarda yaşanan geniş çaplı orman yangınları, kuraklık olayları ve ani sel felaketleri bu durumun somut göstergeleri olarak değerlendiriliyor. Özellikle Karadeniz kıyılarında sıklaşan taşkınlar ve iç bölgelerde görülen uzun süreli kuraklıklar, iklim değişikliğinin etkilerinin farklı coğrafyalarda farklı şekillerde ortaya çıktığını gösteriyor. KÜRESEL ISINMA İKLİM SİSTEMİNİ NASIL ETKİLİYOR?Uzmanlara göre küresel ısınma ile iklim değişikliği birbirine bağlı ancak farklı kavramlar olarak ele alınmalı. Atmosferde biriken sera gazlarının miktarındaki artış, yeryüzünün daha fazla ısı tutmasına neden oluyor. Bu durum küresel sıcaklık ortalamalarının yükselmesiyle sonuçlanıyor. Sıcaklığın artmasıyla birlikte buharlaşma hızlanıyor, havanın nem tutma kapasitesi yükseliyor ve yağış düzenleri değişiyor. Sonuç olarak bazı bölgelerde kuraklık daha uzun sürerken bazı bölgelerde ise kısa sürede çok yoğun yağışlar görülebiliyor. Deniz seviyelerindeki yükselme, aşırı hava olaylarının artışı ve ekosistemlerde meydana gelen değişimler de bu sürecin sonuçları arasında yer alıyor. COP31 TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK BİR FIRSATKasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 Zirvesi, dünyanın birçok ülkesinden liderleri, bilim insanlarını, uzmanları ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirecek. Zirve kapsamında iklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir kalkınma ve küresel iş birlikleri gibi başlıklar ele alınacak. Dr. Adiller, Türkiye’nin zirveye ev sahipliği yapmasının uluslararası görünürlük açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirtiyor. İklim politikalarının günümüzde yalnızca çevresel değil ekonomik ve finansal kararları da etkilediğine dikkat çeken Adiller, bu tür organizasyonların yatırımcıların ve iş dünyasının da yakından takip ettiği süreçler arasında bulunduğunu ifade ediyor. SIFIR ATIK VE DİRENÇLİ ŞEHİRLER ÖNE ÇIKACAKCOP31 kapsamında öne çıkabilecek başlıklar arasında Sıfır Atık Projesi ile dirençli şehirler yaklaşımı bulunuyor. 2017 yılında hayata geçirilen ve uluslararası alanda giderek daha fazla tanınan Sıfır Atık Projesi, döngüsel ekonomi ve emisyonların azaltılması açısından önemli örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Bunun yanında afetlere ve iklim krizine karşı dayanıklı kentlerin oluşturulması, yeşil enerji yatırımları, sanayide karbonsuzlaşma politikaları, iklim finansmanı ve yeni teknolojiler de zirvenin öne çıkan gündem maddeleri arasında yer alıyor. Uzmanlar, bu alanlarda atılacak adımların ülkenin uluslararası alandaki konumuna olumlu katkı sağlayabileceğini belirtiyor. SU FAKİRİ ÜLKE OLMA RİSKİDevlet Su İşleri verilerine göre kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı son yıllarda düzenli olarak azalıyor. 2000 yılında 1.652 metreküp olan kişi başına düşen su miktarı, 2020 yılında 1.346 metreküpe kadar geriledi. Bu veriler Türkiye’yi su stresi yaşayan ülkeler kategorisine yerleştiriyor. Mevcut eğilimin devam etmesi halinde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2050’li yıllarda su fakiri ülke sınırı olarak kabul edilen 1.000 metreküpün altına düşebileceği belirtiliyor. Uydu görüntüleriyle yapılan incelemelerde de son kırk yılda birçok gölde ciddi su kaybı yaşandığı, bazı göllerin ise tamamen kuruma riskiyle karşı karşıya bulunduğu görülüyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin yanı sıra yanlış tarımsal uygulamaların da bu süreci hızlandırdığına dikkat çekiyor. ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM BELİRLEYİCİ OLACAKUzmanlara göre iklim değişikliği konusunda kritik bir döneme girilmiş durumda. Atılacak adımların hızı ve kapsamı, gelecek nesillerin karşılaşacağı risklerin boyutunu doğrudan etkileyecek. Gerekli önlemlerin alınmaması halinde önümüzdeki yıllarda su ve gıda kıtlığı, ekolojik kayıplar, yoğun iç göç hareketleri ve altyapı sorunlarının daha sık gündeme gelebileceği değerlendiriliyor. Buna karşılık etkili uyum ve azaltım politikalarının hayata geçirilmesi halinde risklerin önemli ölçüde azaltılabileceği ifade ediliyor. İklim değişikliğiyle mücadelede kaybedilen her yılın maliyetinin arttığına dikkat çeken uzmanlar, bugünden atılacak adımların geleceğin yaşam koşullarını belirleyeceğini vurguluyor.

❌