Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Bakım Sorumluluğu Artık İş Dünyasının Meselesi

TÜİK’in “İş ve Aile Yaşamının Uyumu 2025” araştırması, bakım sorumluluğunun yalnızca aile içinde çözülmesi gereken ve kadınlar üzerinden ele alınabilecek bir mesele olmadığını ortaya koydu. 18-74 yaş grubundaki nüfusun yüzde 43,1’i bakım sorumluluğu taşırken, çalışanların yüzde 38,4’ü uzun çalışma saatlerini en önemli engel olarak gösterdi. Feyza Narlı, yüzde 78’e ulaşan yetenek açığına dikkat çekerek bakım sorumluluklarının şirketlerin iş gücü planlamasında dikkate alınması gerektiğini belirtti. HER 10 KİŞİDEN 4’Ü BAKIM SORUMLULUĞU TAŞIYORÇalışma hayatında uzun yıllar ağırlıklı olarak kadın istihdamı ve çocuk bakımı üzerinden tartışılan bakım sorumluluğu, değişen aile yapısı ve farklılaşan ihtiyaçlarla daha geniş bir istihdam başlığına dönüşüyor. Çocukların yanı sıra yaşlı, hasta, engelli veya günlük yaşamında desteğe ihtiyaç duyan yakınların bakımı, milyonlarca çalışanın iş yaşamındaki tercihlerini ve günlük düzenini etkiliyor. Türkiye İstatistik Kurumunun yayımladığı “İş ve Aile Yaşamının Uyumu 2025” araştırması, bu tablonun boyutunu rakamlarla ortaya koydu. Avrupa Birliği ülkeleriyle eş zamanlı yürütülen araştırmada bakım kavramı yalnızca çocuklarla sınırlandırılmadı. Aynı hanede veya başka bir hanede yaşayan hasta, engelli çocuk, eş ve bakıma ihtiyaç duyan yakınlarla düzenli olarak ilgilenmek de kapsama alındı. Araştırmaya göre 18-74 yaş grubundaki nüfusun yüzde 43,1’inin bakım sorumluluğu bulunuyor. Bakım sorumluluğu olanların iş gücüne katılım oranının yüzde 60,5 olması ise meselenin çalışma hayatıyla doğrudan bağlantısını gösteriyor. Milyonlarca kişi mesleki görevleri ile aile içindeki bakım yükümlülüklerini aynı anda yürütüyor. Çalışanın mesaisinin tamamlanması, günlük sorumluluklarının sona erdiği anlamına gelmiyor. Çocuğun okul düzeninden yaşlı bir yakının ihtiyaçlarına, sağlık kontrollerinden hasta bir aile ferdinin günlük bakımına kadar birçok görev çalışma saatlerinin dışında devam ediyor. İşte geçirilen sürenin uzaması ise bakım için kullanılabilecek zamanı doğrudan azaltabiliyor. İnsan kaynakları alanında değerlendirmelerde bulunan Feyza Narlı, bakım sorumluluğunun artık yalnızca kadınlara ait bir başlık şeklinde değerlendirilemeyeceğini belirtiyor. Narlı’ya göre konu, çalışanı elde tutmaktan verimliliğe ve stratejik iş gücü planlamasına kadar iş dünyasının farklı alanlarını doğrudan ilgilendiriyor. EN BÜYÜK ENGEL UZUN ÇALIŞMA SAATLERİAraştırmanın iş dünyası açısından dikkat çeken sonuçlarının başında çalışma süreleri geliyor. İstihdamda bulunan ve bakım sorumluluğu taşıyan 4 milyondan fazla kişinin yüzde 38,4’ü uzun çalışma saatlerini bakım görevlerini yerine getirmenin önündeki en önemli sorun olarak gösterdi. Zahmetli veya yorucu iş yüzde 26,9 ile ikinci sırada bulunurken, ev ile iş arasındaki ulaşımın uzun sürmesi yüzde 8,9 ile öne çıkan diğer engel oldu. Bu üç veri birlikte değerlendirildiğinde, iş-aile dengesinin yalnızca resmi çalışma süresinden ibaret olmadığı görülüyor. İşin fiziksel ve zihinsel ağırlığı ile işe gidip gelirken harcanan zaman da çalışanın bakım sorumluluğunu yerine getirebilmek için sahip olduğu zamanı ve enerjiyi etkiliyor. Narlı, “Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, istihdamda olup bakım sorumluluğu olan 4 milyondan fazla kişinin yüzde 38,4’ünün uzun çalışma saatlerini, yüzde 26,9’unun zahmetli ya da yorucu işi, yüzde 8,9’unun ise ev ile iş arasındaki ulaşımın uzun sürmesini en önemli sorun olarak göstermesi oldu” değerlendirmesinde bulundu. Uzun çalışma saatleri nedeniyle güçlük yaşayan erkeklerin oranının yüzde 39,3, kadınların oranının yüzde 36,4 olması ise konunun yalnızca çalışan anneler üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Erkek çalışanlar da çocuk, yaşlı, hasta veya diğer aile üyelerine yönelik bakım görevlerini çalışma hayatıyla birlikte yürütmek zorunda kalabiliyor. KADINLARDA İŞ GÜCÜNE KATILIM YÜZDE 37,8Bakım sorumluluğu yalnızca kadınların meselesi olmasa da araştırmanın kadın istihdamına ilişkin sonuçları belirgin bir farkın sürdüğünü ortaya koyuyor. Bakım sorumluluğu bulunan kadınlarda iş gücüne katılım oranı yüzde 37,8 olarak ölçülürken erkeklerde yüzde 86’ya ulaşıyor. İki oran arasındaki 48,2 puanlık fark, bakım yükünün kadınların çalışma hayatındaki konumuyla ilişkisini gösteren önemli verilerden biri olarak öne çıkıyor. Bu farkı yalnızca bireysel tercihlerle açıklamak mümkün değil. Aile içindeki görev paylaşımı, çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerine erişim, bu hizmetlerin maliyeti, çalışma saatleri ve gelir düzeyi gibi birçok unsur birlikte etkili olabiliyor. Bakım hizmetinin maliyetinin yüksek olduğu veya hizmet saatlerinin çalışanın mesaisiyle uyuşmadığı durumlarda, aile içinde bir kişinin çalışma hayatından uzaklaşması gündeme gelebiliyor. Mevcut iş bölümü nedeniyle bunun kadınlar üzerindeki etkisi daha belirgin olabiliyor. İş yaşamından uzak kalmanın sonuçları ise yalnızca o dönemde elde edilemeyen gelirle sınırlı değil. Mesleki deneyimde kesinti, kariyer ilerlemesinin yavaşlaması ve yeniden işe dönüşte yaşanan güçlükler uzun vadeli sonuçlar oluşturabiliyor. Bununla birlikte uzun çalışma saatleri nedeniyle sorun yaşayan erkeklerin oranının kadınlardan yüksek çıkması, çözümün yalnızca kadınlara yönelik düzenlemelerde aranamayacağını da gösteriyor.. BAKIM YÜKÜ İŞVERENİN DE SORUNUNA DÖNÜŞÜYORBakım sorumluluğunun iş dünyası açısından önemi yalnızca çalışanların günlük yaşamını kolaylaştırmakla sınırlı değil. İş koşullarıyla bakım yükümlülüklerini uzun süre bağdaştıramayan çalışanların iş değiştirmesi, çalışma süresini azaltması veya iş gücünden tamamen çekilmesi söz konusu olabiliyor. Bu durum, özellikle deneyimli ve nitelikli çalışan bulmakta zorlanan işverenler açısından bakım konusunu insan kaynağı planlamasının bir parçasına dönüştürüyor. Bakım ihtiyacı çalışanın kariyerinin farklı dönemlerinde ortaya çıkabiliyor. Bugün küçük çocuğunun bakımını üstlenen bir kişi ilerleyen yıllarda yaşlanan anne veya babasının desteğe ihtiyaç duymasıyla karşılaşabiliyor. Aile içinde gelişen kronik hastalık veya engellilik de daha önce bakım yükümlülüğü bulunmayan bir çalışanın yaşam düzenini değiştirebiliyor. YÜZDE 78’LİK YETENEK AÇIĞI DENGEYİ DEĞİŞTİRİYORBakım sorumluluğunun iş dünyasının gündemine taşınmasının önemli nedenlerinden biri de nitelikli çalışan bulma güçlüğü. 2026 Küresel Yetenek Açığı Araştırması sonuçlarına göre Türkiye’deki işverenlerin yüzde 78’i ihtiyaç duyduğu nitelikli çalışanı bulmakta zorlanıyor. Türkiye’nin bu oranla küresel sıralamada 12’nci basamakta bulunduğu belirtiliyor. Narlı’ya göre yetenek açığının bu seviyeye ulaştığı bir ortamda yalnızca yeni çalışan bulmak değil, mevcut çalışanların iş hayatında kalmasını sağlamak da önem kazanıyor. “Yetenek krizinin bu denli yüksek olduğu bir ortamda, mevcut çalışanlarımızı elde tutmak ve iş gücü verimliliğini korumak için iş-yaşam dengesini kağıt üstünde bir kavram olmaktan çıkarmalıyız” diyen Narlı, bakım sorumluluklarını gözeten çalışma düzenlerinin stratejik iş gücü planlamasına dahil edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Deneyimli bir çalışanın işten ayrılması, işveren açısından yalnızca boşalan bir kadro anlamına gelmiyor. Yeni personelin bulunması, işe alınması, eğitilmesi ve görevine uyum sağlaması zaman ve kaynak gerektirirken, ayrılan kişinin yıllar içinde edindiği deneyimin kısa sürede yerine konulması da güç olabiliyor. İŞ-YAŞAM DENGESİ KAĞIT ÜSTÜNDE KALMAMALIBakım sorumluluğunu dikkate alan çalışma düzeninde öne çıkan başlıklardan biri esneklik, diğeri ise öngörülebilirlik. Narlı, doğru vardiya ve mesai planlamasının, hibrit veya uzaktan çalışmaya uygun görevlerin yeniden düzenlenmesinin, ulaşım yükünü azaltan çözümlerin ve yöneticilerin bakım sorumluluklarını gözeten yaklaşımının önemine dikkat çekiyor. Ancak bir iş yerinde esnek çalışma imkanının yazılı olarak bulunması tek başına yeterli olmayabilir. Çalışan bu hakkı kullandığında kariyerinin zarar göreceğini veya yöneticisi tarafından daha az bağlı bir çalışan olarak değerlendirileceğini düşünüyorsa uygulama fiilen kullanılamaz hale gelebilir. Bu nedenle yöneticilerin yaklaşımı da çalışma modeli kadar önem taşıyor. Bakım sorumluluğu nedeniyle belirli bir esnekliğe ihtiyaç duyan çalışanın daha az üretken olduğu yönündeki ön kabuller, iş-yaşam dengesine yönelik politikaların etkisini azaltabiliyor. Diğer taraftan üretimin veya hizmetin sürekliliğinin korunması gereken işlerde her esneklik talebinin karşılanması mümkün olmayabilir. Burada iş dünyası açısından temel mesele, yapılan işin gereklilikleri ile çalışanların bakım sorumlulukları arasında uygulanabilir bir denge kurulması. BAKIM ARTIK AİLENİN ÖZEL ALANIYLA SINIRLI DEĞİLTÜİK araştırmasının ortaya koyduğu genel tablo, bakım sorumluluğuna ilişkin geleneksel yaklaşımın çalışma hayatındaki yeni gerçekliği açıklamakta yetersiz kaldığını gösteriyor. Nüfusun yüzde 43,1’inin bakım sorumluluğu taşıması ve bu kişilerin yüzde 60,5’inin iş gücüne katılması, bakım verenlerin önemli bölümünün aynı zamanda çalışma hayatında bulunduğunu ortaya koyuyor. Kadın ve erkeklerin iş gücüne katılım oranları arasındaki 48,2 puanlık fark, bakım sorumluluğunun kadın istihdamı açısından önemli bir sorun olmayı sürdürdüğünü gösterirken; uzun çalışma saatlerinden kaynaklanan güçlüğün erkeklerde de yüksek olması meselenin bütün çalışanları ilgilendirdiğine işaret ediyor. Bu iki sonuç birlikte değerlendirildiğinde bakım konusunun hem kadınların iş gücüne katılımı hem de genel çalışma koşulları açısından ele alınması gerektiği görülüyor. Kadınların çalışma hayatında kalabilmesi için bakım yükünün daha dengeli paylaşılması gerekirken, kadın ve erkek çalışanların aile içindeki sorumluluklarına zaman ayırabilmesi için çalışma düzeninin de bu gerçekliği dikkate alması gerekiyor.

“Üreten kadınlar, üreten eller olalım”

Altındağ Belediyesi Kadın Eğitim ve Kültür Merkezleri'nde eğitim alan kursiyerlerin bir yıl boyunca hazırladığı el emeği ürünler, Ulucanlar Yarı Açık Cezaevi Sergi Salonu'nda açılan yılsonu sergisinde ziyaretçilerle buluştu. Serginin açılışında konuşan Altındağ Belediye Başkanı Dr. Veysel Tiryaki, kadınların kurslar sayesinde hem sosyal hayata daha fazla dahil olduğunu hem de üretime katılarak ekonomik kazanç elde ettiğini belirtti. Yaklaşık 700 kursta eğitim alan 25 bin kadının hazırladığı eserlerin yer aldığı sergi, 17 Temmuz'a kadar ziyaret edilebilecek. TİRYAKİ: “KURSLARIN İSTİHDAM KONUSUNDA CİDDİ KATKILARI OLDU” Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki, geleneksel olarak her yıl önce kültür merkezlerinde açılan sergilerin daha sonra toplu bir organizasyonla Ankaralılar ve Altındağlılarla buluşturulduğunu belirterek, “Burada büyük bir emek var. Bu çalışmalar başta Milli Eğitim Müdürlüğü ve Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğümüzün destek ve katkılarıyla gerçekleşiyor. Kısacası emeği geçen, başta Milli Eğitim, Halk Eğitim, belediye çalışanları ve hocalarımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi. Altındağ'da kadınlara yönelik 24 Eğitim ve Kültür Merkezi bulunduğunu ifade eden Tiryaki, “Binlerce, on binlerce Altındağlı kadın bu merkezlere devam ediyor. Kadın Eğitim ve Kültür Merkezleri’nde kurslara katılan kadınların toplumsal yaşama daha fazla dahil olduğunu hep beraber görüyoruz. Kursların istihdam konusunda ciddi katkıları oldu. Altındağlı kadınlar, yetenek ve kabiliyetlerini geliştirdiler. Hatta artık erkekler için de bu tür tesisler açıyoruz. Biz emek harcıyoruz, Mevla harcanan emeği görüyor” diye konuştu. “AMACIMIZ KADINLARIN MESLEKİ VE KİŞİSEL GELİŞİMLERİNE KATKI SAĞLAMAK” Kursların içeriğinden ve faaliyet alanlarından bahseden Altındağ Halk Eğitim Merkezi Müdür Yardımcısı Tülay Gülbaşı, “2025-2026 eğitim öğretim yılı boyunca, Altındağ Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren 24 Kadın Eğitim ve Kültür Merkezinde yaklaşık 700 kurs açtık. Bu kurslar aracılığıyla yaklaşık 25.000 kadına eğitim hizmeti sunduk. Kurslarımız; el sanatları, giyim üretim teknolojileri, resim, firografi, bitkisel örücülük ve daha birçok farklı alanda gerçekleştirildi. Amacımız, kadınların mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayarak yeni beceriler kazanmalarına destek olmak ve nitelikli eğitim hizmeti sunmaktı. Bu doğrultuda, yıl boyunca eğitim faaliyetlerimizi başarıyla sürdürdük” ifadelerini kullandı. “KURSİYERLERİMİZ BÜYÜK BİR ÖZVERİYLE ÇALIŞIYOR” Kursiyerlerin büyük bir özveriyle çalıştıklarını belirten Seramik Çiçek Eğitmeni Hafize Yiğitoğlu, "Seramik hamurunu şekillendirip pişirerek çiçekler üretiyoruz. Kursiyerlerimiz burada hem el becerilerini geliştiriyor hem de ürettikleri ürünleri satarak gelir elde ediyor. Yaklaşık 9 yıldır bu alanda eğitim veriyorum. Çok güzel çalışmalar ortaya çıkarıyoruz ve kursiyerlerimiz büyük bir özveriyle çalışıyor. Kursiyerlerimizin çoğunluğunu ev hanımları oluşturuyor. Burada öğrendikleri meslek sayesinde üretim yapıyor, satış gerçekleştiriyor ve aile bütçelerine katkı sağlıyorlar. Öğrencilerimiz gerçekten çok başarılı ve yetenekli. Onların gelişimini görmek ve başarılarına tanıklık etmek bizleri de çok mutlu ediyor" dedi. “KURSİYERLER ÜRETTİKLERİ ÜRÜNLERLE AİLE BÜTÇESİNE KATKI SAĞLIYOR” Kursiyerlerin ürettikleri ürünlerle aile bütçesine katkı sağladığını belirten İğne Oyası ve Takı Tasarım Eğitmeni Neriman Kılıçarslan, "Sosyal medya üzerinden takı satışı yapıyorum. Aynı zamanda Altındağ Belediyesi bünyesinde eğitmen olarak görev yapıyorum. Bu yıl ağırlıklı olarak üretim yapıp satışa yönelik çalışmalar gerçekleştirdik. İğne oyasını boncuklarla birleştirerek farklı tasarımlar ortaya çıkarıyoruz. Nallıhan iğne oyasının yanı sıra çanta, şapka ve takı gibi ürünler üretiyoruz. Ayrıca boncuklu takılar da hazırlıyoruz. Yaklaşık 10 yıldır Halk Eğitimi Merkezi ve Altındağ Belediyesi bünyesinde görev yapıyorum. Kurslarımız her yıl eylül-ekim aylarında başlayıp haziran ayında sona eriyor. Bu süreçte özellikle ev hanımlarına eğitim veriyoruz. Kursiyerlerimiz burada hem kendi çeyizleri için ürünler hazırlıyor hem de ürettiklerini satarak aile bütçelerine katkı sağlıyor" diye konuştu. “KURSLAR ÖZELLİKLE EV HANIMLARI İÇİN TERAPİ NİTELİĞİ TAŞIYOR” Türkiye haritası temalı özel bir çalışma yaptıklarını ifade eden Usta Öğretici Tuğba Bebe, "Bu yıl kursiyerlerimizle birlikte Türkiye haritası temalı özel bir çalışma hazırladık. Amacımız sadece el emeği ürünler ortaya çıkarmak değil, aynı zamanda birlik ve beraberliği simgeleyen anlamlı bir eser oluşturmaktı. Kursiyerlerimiz büyük bir özveriyle çalışarak Türkiye'nin farklı şehirlerini el emeğiyle işledi. Bu kurslar özellikle ev hanımları için adeta bir terapi niteliği taşıyor. Buraya geldiklerinde evdeki streslerini ve negatif enerjilerini geride bırakıyorlar. Birlikte hem güzel vakit geçiriyor hem de birbirinden farklı etkinlikler gerçekleştiriyoruz. Ortaya çıkan eserler ise hem bizleri hem de kursiyerlerimizi gururlandırıyor" dedi. “KURSA BAŞLADIKTAN SONRA ÖZGÜVENİM ARTTI” Belediye bünyesindeki kurslara katılım gösteren Burçak Hanım, "Rölyef kursuna kayıt oldum ve kursa çok severek geldim. İlk başlarda ‘Acaba yapabilir miyim?’ diye biraz çekiniyordum. Ancak benim için çok güzel bir tecrübe oldu. Hocalarım ve arkadaşlarımla birlikte çok güzel eserler ortaya çıkardık. Bu süreç beni gerçekten çok mutlu etti. Kursu komşularım aracılığıyla öğrenmiştim ve başta biraz çekinerek gelmiştim. El becerimin olmadığını düşünüyordum ama kursa başladıktan sonra özgüvenim arttı. Artık istersem birçok şeyi başarabileceğime inanıyorum. İnşallah önümüzdeki yıl başka kurslara da katılmayı düşünüyorum" ifadelerini kullandı. “KURSLARA GELDİĞİMDE KENDİMİ RAHATLAŞIM HİSSEDİYORUM” Kurslara katılım sürecinden bahseden Kursiyer Serap Cansel, "Yaklaşık 4 yıldır belediyenin kurslarına kayıtlıyım. Her zaman düzenli katılamasam da elimden geldiğince derslere geliyorum. Evdeydim ve kendimi yeniden hayata açmam gerektiğini düşündüm. Bu yüzden kâğıt rölyef ve sepet örücülüğü kurslarına katılıyorum. Buraya geldiğimde kendimi çok rahatlamış hissediyorum. Hatta bir psikoloğa gitmek yerine kurslara gelmeyi tercih ediyorum. 2003 yılında eşimi kaybettim ve iki çocuğumla yalnız kaldım. O dönem çok zor günler yaşadım. Çocuklarım büyüdükten sonra artık kendim için de bir şeyler yapmam gerektiğine karar verdim. Psikolojik olarak zor bir süreçten geçiyordum. Belediyeye başvurdum ve kurslara başladım” diye konuştu. “BİZ KADINLAR EVE KAPANAN DEĞİL ÜRETEN BİREYLER OLMALIYIZ” Kursların hayatına önemli katkılar sağladığını ifade eden Cansel, “Burada çok güzel arkadaşlıklar edindim. Kendimi ifade etmeyi öğrendim. Hocalarımız bize her konuda çok destek oldu. Dünya görüşüm değişti. Sürekli evde kalıp sadece yemek ve temizlikle ilgilenmek yerine sosyal bir ortamın içine girdim. Bu kurslar psikolojime çok iyi geldi. Meğer yıllarca kendimi eve kapatmışım. Şimdi ise kendimi çok daha mutlu, huzurlu ve özgüvenli hissediyorum. Belediyemize bu imkanları sağladığı için teşekkür ediyorum. Kadınların evden çıkması, sosyalleşmesi ve üretime katılması için çok değerli çalışmalar yapılıyor. Biz kadınlar eve kapanan değil, üreten, paylaşan ve kendini geliştiren bireyler olmalıyız. Tüm kadınların bu kurslardan faydalanmasını tavsiye ediyorum" dedi. “İNSAN BURADA KENDİNİ SÜREKLİ KEŞFEDİYOR” Kursların kendisine yeni bir bakış açısı kazandırdığını belirten Nazire Yalçın, "Yaklaşık 9 yıldır belediyenin düzenlediği kurslara katılıyorum. Bu yıl ise daha önce hiç deneyimim olmayan dikiş kursuna kayıt oldum. Tamamen farklı bir alanda kendimi geliştirmek istediğim için geldim. Hocamızdan ve arkadaşlarımızdan çok güzel şeyler öğrendim. Evden çıkmak gerekiyor. Dışarı çıktığınızda ufkunuz genişliyor ve yeni şeyler yapabileceğinize inanmaya başlıyorsunuz. Ben daha önce evde sökük bile dikmeyen biriydim, şimdi ise kendi elbisemi dikebiliyorum. İnsan burada kendini sürekli keşfediyor. 'Demek ki bende de bu yetenek varmış, bunu da yapabiliyormuşum' diyerek kendine olan güveni artıyor" ifadelerini kullandı.

Kadınlar üretimleriyle hem ekonomiye hem hayata tutundu

Kadınların büyük ilgi gösterdiği organizasyon, yalnızca bir satış alanı değil; aynı zamanda dayanışmanın, üretimin ve kadın emeğinin görünür olduğu sosyal bir buluşma noktası haline geldi. Üç gün boyunca ziyaretçilerini ağırlayan pazarda kadınlar hem kendi ürünlerini tanıtma fırsatı buldu hem de aile bütçelerine katkı sağladı. Belediye tarafından sağlanan stant desteği sayesinde birçok kadın ilk kez ürünlerini geniş kitlelere ulaştırma imkânı bulurken, etkinlik özellikle ev kadınlarının sosyal yaşama katılması açısından da önemli bir örnek oluşturdu. Pazarda yer alan kadınlar, üretmenin kendilerine yalnızca ekonomik değil psikolojik anlamda da güç verdiğini anlattı. “KENDİMİ GELİŞTİRDİKÇE HAYATIM DEĞİŞTİ”Üç yıldır takı tasarımı yapan Neslihan Yıldırım, el işiyle tanışma hikâyesinin sıradan bir hobiyle başladığını söyledi. Halk Eğitim Merkezi’nde kurslara katıldığını anlatan Yıldırım, zamanla bu işi geliştirerek profesyonel üretim yapmaya başladığını ifade etti. Başlangıçta yalnızca vakit geçirmek amacıyla kurslara gittiğini belirten Yıldırım, “İlk başta sadece zaman değerlendirmek için başlamıştım. Sonra kendimi geliştirdikçe daha çok sevdim. Yaptığım ürünler beğenildikçe özgüvenim arttı. Şimdi hem üretmenin mutluluğunu yaşıyorum hem de kendi harçlığımı çıkarabiliyorum” dedi. Takı tasarımının dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadığını ifade eden Yıldırım, boncuk işçiliğinin sabır ve dikkat istediğini söyledi. Bazı bilekliklerin günler sürdüğünü anlatan Yıldırım, “Bir bilekliği bazen iki günde tamamlıyorum. İnce ince işleniyor. Öğrenme sürecinde çok zorlandım ama zamanla insan elini geliştiriyor” diye konuştu. Kadınların sosyal hayata katılmasının önemine dikkat çeken Yıldırım, özellikle ev kadınlarına çağrıda bulunarak şunları söyledi: “Kadınlar evde oturmasın. Sosyal faaliyetlerin içinde olsunlar. İnsan ürettikçe kendini daha iyi hissediyor. Benim çocuklarım büyüdü, evlendi. Bu süreçte böyle uğraşlar bana çok iyi geldi. Hem psikolojik olarak rahatlatıyor hem de insan kendi emeğinin karşılığını görünce mutlu oluyor. Belediye kurslarına gidiyorum, koroya katılıyorum. Kadınların mutlaka kendileri için bir şey yapması gerekiyor.” HASTALIK SÜRECİNDE YENİDEN HAYATA BAĞLANDIPazardaki en dikkat çeken hikâyelerden biri ise Songül Kırkayak’a ait oldu. Meme kanseri tedavisi gördüğünü anlatan Kırkayak, yaşadığı sağlık sorunlarının ardından el işi sayesinde yeniden hayata tutunduğunu söyledi. Daha önce amigurumi yaptığını ancak hastalık sürecinde buna devam edemediğini ifade eden Kırkayak, “Tedavi sürecinde kendimi çok kötü hissediyordum. Sol kolumda lenfödem oluştuğu için birçok işi yapamaz hale geldim. Bir süre hiçbir şey üretmeyince insan kendini boşlukta hissediyor. Çok yetersiz hissediyordum” dedi. Takı tasarım kursuyla hayatının değiştiğini belirten Kırkayak, ilk zamanlarda ince boncuklarla çalışmanın imkânsız göründüğünü söyledi. Öğretmenlerinin desteği sayesinde yeniden üretmeye başladığını anlatan Kırkayak, “Bir iğneyi bile geçirebileceğimi düşünmüyordum. Ama hocamızın sabrı sayesinde başardım. Sonra baktım ki ben de yapabiliyorum. İnsan üretince yeniden ayağa kalkıyor” ifadelerini kullandı. Aylar süren emeklerle hazırladığı kolyeler olduğunu anlatan Kırkayak, yaptığı işi “iğneyle kuyu kazmak” olarak tanımladı. Kum boncuklarının tek tek işlendiğini söyleyen Kırkayak, “Uzaktan bakanlar iğne oyası sanıyor ama tamamen boncuk işçiliği. Çok ince bir emek var. Bazen bir kolyeyi aylarca işliyorum” dedi. Kadınların kendilerini eve kapatmaması gerektiğini vurgulayan Kırkayak, “Sosyalleşmek çok önemli. İnsan yeni insanlarla tanışıyor, kendini daha güçlü hissediyor. Kendi harçlığını kazanmak özgüven veriyor. Kadınlar dışarı çıksın, üretmekten korkmasın” diye konuştu. “KADINLAR ÜRETTİKÇE GÜÇLENİYOR”Emekli memur ve usta öğretici Zöhre Yıldırım ise yıllardır dekoratif el sanatları alanında üretim yaptığını söyledi. Emekliliğin ardından bu işe daha fazla zaman ayırdığını belirten Yıldırım, şimdi öğrendiği bilgileri başka kadınlara da öğrettiğini ifade etti. Çiçek yapımı, takı tasarım, amigurumi ve dekoratif süsleme gibi birçok alanda üretim yaptığını anlatan Yıldırım, Halk Eğitim Merkezi’nde aldığı eğitimlerin ardından usta öğretici belgesi aldığını söyledi. Şimdi evinde gönüllü eğitimler verdiğini belirten Yıldırım, kadınların üretime katılmasının toplumsal açıdan da önemli olduğunu ifade etti. “Kadınlar evde boş boş oturmasın. Üretmek insanı hem mutlu ediyor hem geliştiriyor. El becerilerini keşfediyorlar. Küçük de olsa aile bütçesine katkı sağlıyorlar. Ama en önemlisi kadınların kendilerini değerli hissetmesi” diyen Yıldırım, bu tür etkinliklerin kadınların sosyal yaşamda daha görünür olmasına katkı sunduğunu söyledi. Pazardaki ilginin kendilerini motive ettiğini belirten Yıldırım, özellikle el emeği ürünlere vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini söyledi. Kadınların cesaret ederek üretime başlaması gerektiğini ifade eden Yıldırım, “İnsan başladıkça gelişiyor. İlk başta zor geliyor ama zamanla insan kendi yeteneğini keşfediyor. Üretmek gerçekten çok güzel bir duygu” dedi. KADINLAR HEM ÜRETİYOR HEM SOSYALLEŞİYORMamak’ta kurulan “El Emeği Kadın Eli Pazarı”, yalnızca satış yapılan bir alan değil; aynı zamanda kadınların birbirlerine destek olduğu sosyal bir dayanışma ortamı da oluşturdu. Stantların başında ürünlerini anlatan kadınlar, ziyaretçilerle birebir iletişim kurarak hem emeklerini tanıttı hem de kendi yaşam hikâyelerini paylaştı. Anneler Günü öncesinde yoğun ilgi gören pazarda el emeği ürünler vatandaşlardan da büyük beğeni topladı.

Kadın Dostu Kentler Projesi’nin 3. Fazı Tanıtıldı

Törene; TBB Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam A. Khan, AB Türkiye Delegasyonu İşbirliği Bölümü Başkanı Maria Luisa Wyganowski ve Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdürü Bülent Özcan konuşmacı olarak katıldı. Lansmanda ayrıca TBB Genel Sekreteri Suat Yıldız, kamu kurumlarından üst düzey temsilciler ile çok sayıda ulusal ve uluslararası davetli yer aldı. SEÇER: “KADIN DOSTU KENTLER, GELECEĞİN GÜVENLİ ŞEHİRLERİNİ İNŞA EDİYOR”Törende konuşan TBB Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Kadın Dostu Kentler Programı’nın yalnızca bir teknik proje değil, “herkesin güvenli, erişilebilir ve eşit haklara sahip olduğu kentler yaratma vizyonu” olduğunu söyledi. Seçer, TBB’nin bu programın yalnızca ortağı değil, aynı zamanda bu vizyonun yerelde yaygınlaşmasında öncü bir güç olduğunu vurguladı. “Kadınların güçlendiği kent, toplumun güçlendiği kenttir. Kadın dostu kentler, dayanışmanın, güvenliğin ve eşitliğin kök saldığı yaşam alanlarıdır.” Seçer, kadınların ve kırılgan grupların haklarını görünür kılmayı amaçlayan projenin, yerel yönetim anlayışını yeniden tanımladığını belirtti. “Bu program, kentlerimizin yaşam kalitesini artırıyor, toplumsal adaletin ve güvenliğin teminatı oluyor. Semtler yalnızca fiziksel alanlar değil, eşitliğin hüküm sürdüğü sosyal yaşam merkezleridir.” Başkan Seçer ayrıca, proje kapsamında protokol imzalayan 25 pilot belediyenin belgeleri bir formalite olarak değil, eşitliğe dayalı dönüşümün temeli olarak gördüğünü kaydetti. UNFPA TÜRKİYE TEMSİLCİSİ KHAN: “KADINLARIN GÜVENLİ VE GÜÇLÜ ŞEHİRLERDE YAŞAMASI, HEPİMİZİN SORUMLULUĞU”Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Temsilcisi Mariam A. Khan, projenin üçüncü fazında hedeflerinin çok daha kapsamlı olduğunu belirterek, UNFPA’in yerel yönetimlerle ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalarını sürdüreceğini ifade etti. “Türkiye genelinde kadınlar ve kız çocukları için daha güvenli, daha güçlendirici kentlerin inşası yolunda ilerliyoruz. Bu çalışmalar, kadınların sosyal ve ekonomik yaşama güçlü katılımını teşvik ederken, kalıcı bir eşitlik ve kapsayıcılık modeline de katkı sunacaktır.” Khan, Kadın Dostu Kentler Programı’nın bugüne kadar önemli ilerlemeler sağladığını, ancak hâlâ yapılacak çok iş olduğunu vurguladı. Özellikle kadınların güvenli ulaşım, aydınlatılmış sokaklar ve erişilebilir alanlar konusunda beklentilerine dikkat çekti. “Kadınların ve çocukların kentlerde rahatça yürüyebildiği, güvenle toplu taşıma kullanabildiği şehirler inşa etmek; sürdürülebilir kalkınmanın da en güçlü göstergesidir.” WYGANOWSKİ: “KADINLARIN SESİ, KENTLERİN GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR”AB Türkiye Delegasyonu İşbirliği Bölümü Başkanı Maria Luisa Wyganowski, Kadın Dostu Kentler Programı’nı “AB ile Türkiye arasında ortak bir geleceğe yatırım” olarak tanımladı. “Bu proje yalnızca bir sözleşme değil; kadınların güvenliği, onuru ve sesinin kentlerin şekillenmesinde yer aldığı bir geleceğin taahhüdüdür. Avrupa Birliği olarak Türkiye’nin bu konudaki çabalarına tam destek veriyoruz.” Wyganowski, yerel yönetimler ile sivil toplum kuruluşları arasındaki diyaloğun kalıcı değişim için hayati öneme sahip olduğunu ifade ederek, “Bu iş birliğiyle, hiç kimsenin geride bırakılmadığı bir kent yaşamı mümkün hale gelecek.” dedi. Konuşmasını Türk yazar Duygu Asena’nın şu sözleriyle tamamladı: “Güçlü olmalısınız, kendi gücünüze inanmalı ama gerçekten güçlü olmak için çabalamalısınız.” BÜLENT ÖZCAN: “PROJE, AYRIMCILIK VE ŞİDDETLE MÜCADELEDE GÜÇLÜ BİR ADIM”Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı, Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdürü Bülent Özcan, projenin yalnızca toplumsal cinsiyet eşitliğini değil, ayrımcılıkla mücadeleyi ve şiddetsiz yaşamı da hedeflediğini söyledi. Özcan, AB Delegasyonu ile yürütülen iş birliği kapsamında projenin finansmanının sürdürüleceğini belirterek, “Programın sahada etkili, verimli ve ölçülebilir sonuçlar üretmesi için tüm paydaşlarla yakın çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı. “Kadın Dostu Kentler Projesi, sivil toplum, üniversiteler ve yerel yönetimlerin bir araya geldiği güçlü bir ağdır. Bu yapının sürdürülebilirliği, toplumsal barışın ve demokratik katılımın da teminatıdır.” 25 PİLOT BELEDİYE İLE YENİ DÖNEM BAŞLIYOR2027 yılına kadar sürecek olan üçüncü fazda, 25 pilot belediye projeden doğrudan yararlanacak. Bu belediyelerde yeni Yerel Eşitlik Birimleri (YEB) kurulacak, mevcut birimler güçlendirilecek ve kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşama katılımını artıracak Yerel Eylem Planları uygulanacak. Projede, kadına yönelik şiddetle mücadele, kadın sağlığı, ekonomik güçlenme ve çocuk bakım hizmetleri gibi alanlarda çalışmalar yürütülecek. Ayrıca, kreşlerin yaygınlaştırılması, güvenli ulaşım ağlarının oluşturulması ve kamuya açık alanlarda erişilebilirliğin artırılması hedefleniyor. Yerel düzeyde sivil toplum kuruluşlarının da katkısıyla, eşitlikçi ve katılımcı yerel yönetişim anlayışının güçlendirilmesi amaçlanıyor. Proje aynı zamanda, kadınlar ve kız çocukları başta olmak üzere herkesin şiddetten uzak bir yaşam kurmasına katkı sağlayacak. GEÇMİŞTEN BUGÜNE KADIN DOSTU KENTLERProgramın 2006–2010 ve 2011–2015 yıllarını kapsayan ilk iki fazında, kadınların hizmet ve haklara erişimini artırmak için 6 belediyede başlayan çalışmalar, daha sonra 12 belediyeye genişletildi. Bu süreçte kurulan Yerel Eşitlik Mekanizmaları (YEM), yerel düzeyde toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının kurumsallaşmasını sağladı. Belediyeler, bu mekanizmalar aracılığıyla Yerel Eşitlik Eylem Planları (YEEP) hazırlayarak kadınların karar alma süreçlerine katılımını güçlendirdi. Kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları arasındaki iş birliği artırılırken, yerelde toplumsal farkındalık da önemli ölçüde yükseldi. KADIN DOSTU KENTLER: EŞİTLİĞİN VE UMUDUN YEREL YÜZÜKadın Dostu Kentler Programı, sadece bir kalkınma projesi değil; aynı zamanda toplumsal dönüşümün yerel teminatı olarak görülüyor. AB, UNFPA ve Türkiye’nin ortak inisiyatifiyle sürdürülen proje, her bir şehirde kadınların sesi, emeği ve kararlılığıyla şekillenmeye devam ediyor. Kadınların kamusal yaşamda daha görünür, daha güçlü ve daha güvende olduğu bir Türkiye hedefiyle yürütülen bu proje, geleceğin kentlerini eşitlik ve dayanışma ilkesiyle yeniden tanımlıyor.

Türk Kanser Derneği’nden Uyarı: “Olmaz Deme Hiç”

Derneğin düzenlediği basın toplantısında, Yönetim Kurulu Başkanı Burak Duruman’ın yanı sıra Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Şener Cihan, Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Muhammed Taha Demirpolat, iş insanı Yağmur Kalyoncu ve sanatçı Betül Demir yer aldı. Katılımcılar, kadınlarda en sık görülen kanser türüne karşı bilinçlenmenin önemini vurgularken, erken teşhisin hayat kurtardığını bir kez daha hatırlattı. TÜRKİYE’DE HER YIL YAKLAŞIK 25 BİN YENİ VAKASon 20 yılda dünyada meme kanseri vakalarının %40’a yakın arttığı bildirilmektedir. Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 25 bin kadına meme kanseri teşhisi konulmakta. Meme kanseri 40 yaşından sonra daha sık görülse de her 5 hastadan 1’i 40 yaşın altında. ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR“Olmaz Olmaz Deme Hiç” sloganıyla tüm kadınlara seslenen Türk Kanser Derneği, “Hiçbir zaman ‘benim başıma gelmez’ demeyin, kontrollerinizi ihmal etmeyin” çağrısında bulundu. Kanserle mücadelede en kritik adımın düzenli taramalar olduğunu belirten Türk Kanser Derneği Başkanı Burak Duruman şunları söyledi: “Her 8 kadından biri meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Erken teşhis sayesinde tam şifa mümkün. Buna rağmen meme kanseri vakalarının yalnızca %45’i erken evrede teşhis edilebiliyor ve mamografi taramalarına katılım oranı %30–35 seviyesinde kalıyor. Taramalarını ihmal eden birçok vatandaşımız olduğunu görüyoruz. Türk Kanser Derneği olarak, tüm kadınlarımızın taramalarını ücretsiz gerçekleştiriyoruz ve Türkiye’nin her il ve ilçesinde bu hizmeti sunuyoruz. Lütfen taramalarınızı yaptırın, birbirinizi bilinçlendirin ve taranmamış hiçbir kadınımız kalmasın. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır.” Toplantıya katılan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Şener Cihan “Meme kanseri kadınlarımızda en sık görülen kanser türü olduğu için çok önemli.  Ama biz meme kanserini korkmamamız gereken kanserler arasında tutuyoruz, çünkü erken teşhis edildiğinde basit bir cerrahi müdahale ile tedavisi tamamlanabiliyor. Mamografiyi, meme ultrasonunu, kendi kendine meme muayenesini ihmal etmek demek erken teşhis şansını yok etmek demektir.” diyerek erken teşhisin önemini vurguladı. DÜZENLİ OLARAK MAMOGRAFİ VE ULTRASON YAPTIRILMALIGenel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Muhammed Taha Demirpolat da “Hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme alışkanlıklarındaki artış gibi faktörler meme kanseri ile karşılaşma oranlarını her geçen gün artırmaktadır. Bu oranı yaşam şeklimizde yapacağımız değişiklikler ile azaltmaya çalışabiliriz ama burada en önemli olan erken teşhis. Erken teşhisi de mümkün kılan taramalardır. Sağlıklı bireylerin 40 yaş itibariyle her yıl düzenli olarak mamografi ve ultrason yaptırması gerekir. Ailede meme kanseri hikayesi olanların ise taramalara çok daha erken başlaması gerekir.” sözleriyle taramaların aksatılmaması gerektiğinin altını çizdi. Pop müziğin sevilen sesi sanatçı Betül Demir, Türk Kanser Derneği’nin çok kıymetli çalışmaları olduğuna da değinerek, "Geçen sene tanı alan ve erken teşhis sayesinde bu sene tamamen sağlığına kavuşmuş olan arkadaşımdan dolayı erken teşhisin önemini çok yakından biliyorum. Ve bu sebeple erken teşhis için canla başla çalışan derneğimize de destek olmanızı bekliyoruz.” mesajını verdi. Derneğin uzun yıllardır gönüllüsü Yağmur Kalyoncu da “Farkındalık ilk adım, ikinci adım ise harekete geçmek. Nerede olursanız olun Türk Kanser Derneği sizin yanınızda ve sizi harekete geçirecek güce sahip, ücretsiz taramalarınız için lütfen derneğe başvurun. Öz muayenenizi ihmal etmeyin ve hekimlerinizin sözünün dışında başka hiçbir söze itibar etmeyin. Sosyal medyada reyting kaygılarıyla kurulan cümlelere kapılıp taramalarınızı ihmal etmeyin.” dedi. Kalyoncu ayrıca, farkındalığın yalnızca Ekim ayında sınırlı kalmaması, yıl boyunca bu konunun altının çizilmesi gerektiğini vurguladı. Kaynak: Sami Efe Fidancan

Türkiye’nin dört bir yanında “Tenis Elçileri” aranıyor

AA

ANKARA (AA) – Müderrisgil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, organize ettikleri “Türkiye Tenis Hamlesi Çalıştayı” sonucunda ortaya çıkan yol haritası doğrultusunda hareket ettiklerini dile getirerek “Tüm paydaşlarımızı bir araya getirdik. Amacımız Türk tenisinin sorunlarını, fırsatlarını, tehditlerini, güçlü alanlarını konuşmaktı. Birçok konuda stratejiler kurgulayabilmemiz ve eylem planımızı gerçekleştirebilmemiz için bir altlık oldu. Çalıştay raporuna istinaden bir takım projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyoruz. Bunlardan biri de Tenis Elçileri Projesi.” dedi.

“Tenis Elçileri”nin, sporu tabana yayma amaçlarına yönelik projelerinden ilki olduğunu belirten Müderrisgil, “İl temsilcilerimiz ile seçeceğimiz tenis elçilerini eşleştirerek yerel düzeyde tenisin yaygınlaştırılmasını, tenis kültürünün yerleştirilmesini hedefliyoruz. 81 ilde tenis elçilerini seçmek üzere ilana çıkacağız. İnternet sitemiz ve sosyal medya kanallarımızda ilan edilecek. Tenis sporuyla ilgilenenler, bu konuda gönüllü olmak isteyenler, bu işi dert etmiş insanlar ilgi alanımıza giriyor. Özgeçmişlerini de toplayarak başvuruları değerlendireceğiz ve 18 Mart tarihinde de seçilen tenis elçileri açıklanacak. 7 Nisan haftasında il temsilcilerimizi ve tenis elçilerimizi bir araya getireceğimiz iki günlük bir seminerle yol haritamızı birlikte çizeceğiz. Tenis elçileriyle söz konusu ildeki herkesi mobilize etmeyi hedefliyoruz. Yerel yönetimler, okullar, işletmeler, iş insanları, kulüpler… Hepsini bir araya getirerek tenis alanındaki ihtiyaçları saptamak, gerekli aksiyonların alınmasını sağlamak, sponsorları bir araya getirmek, projeler ve özel turnuvalar yapmak istiyoruz. Tenis elçileri aslında birlikte çalışacağımız birer çözüm ortağı diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

“Kız çocuklarını, eşit imkanlar ve temsil sağlayan tenise davet ediyorum”

Yelken branşını yöneten Özlem Akdurak ile beraber 64 ulusal spor federasyonundaki 2 kadın başkandan biri olan Müderrisgil, tenisin kadınların eşit temsili bakımından en etkin spor dallarından biri olduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti:

“İpek Soylu, Çağla Büyükakçay, Zeynep Sönmez, Pemra Özgen, İpek Öz, Berfu Cengiz, Ayla Aksu gibi tenisçilerimiz hem sportif başarılar elde ediyor hem davranışlarıyla genç nesillere, kız çocuklarına örnek oluyor. Hem de tenisin kadınlar için, kız çocukları için bir kariyer olabileceğini gösteriyor. Çok güzel örnekler var ülkemizde. Kadın voleybolcuların başarısı hepimizce malum. Sadece Türkiye değil aynı zamanda dünya markası oldular. Biz de neden teniste böyle bir kaldıraç etkisi yaratmayalım düşüncesindeyiz. Tüm kız çocuklarına seslenmek istiyorum. Onları tenise davet ediyorum. Tenis, eşit imkanlar ve temsil sağlayan bir spor. Daha çok kız çocuğunu teniste görmek istiyoruz. Bu vesileyle de Dünya Kadınlar Günü’nü de kutlamak istiyorum.”

Müderrisgil, kadınların federasyonun işleyişi konusunda da aktif rol almasını çok önemsediğini vurgulayarak “İdari anlamda baktığınızda ise Türkiye Tenis Federasyonu Yönetim Kurulu’nun yarısı kadınlardan oluşuyor. Bu bilinçli bir tercih. Çünkü karar verme mekanizmalarında yetkin kadınların yer alması bizim için önemli.” diye konuştu.

“Zeynep Sönmez’in Miami Açık’ta kortlara dönmesini bekliyoruz”

Son dönemdeki form grafiğiyle Türk tenisçiler arasında öne çıkan Zeynep Sönmez’in performansına da değinen Müderrisgil, “Zeynep Sönmez’in ilham verici kariyer yolculuğu devam ediyor. Biz de elimizden geldiğince ona destek olmaya çalışıyoruz. Kasım ayında Meksika’da, Merida’da çok büyük başarı elde etti ve (kadınlar dünya klasmanında) 91. sıraya yükseldi. Devam eden 3 ayda 14 basamak daha ilerleyerek 77. sıraya çıktı. Kendisiyle gurur duyuyoruz. Çok pozitif enerjisi var.” yorumunu yaptı.

Müderrisgil, son katıldığı turnuvadan sakatlığı nedeniyle çekilen 22 yaşındaki milli raketin durumuyla ilgili soruya ise “En son Indian Wells Turnuvası’nda bir sakatlık geçirdi. Sol dizinden sakatlandı. Sağlık durumu kontrol altında. Kendisiyle görüştüm. Zannediyorum önümüzdeki 2 haftayı biraz dinlenerek geçirecek. Miami’de (WTA 1000 düzeyindeki Miami Açık Turnuvası) tekrar kortlara çıkmasını bekliyoruz.” yanıtını verdi.

Davis Kupası’nda rakip Sırbistan

Müderrisgil, A Milli Erkek Tenis Takımı’nın Sırbistan ile oynayacağı Davis Kupası Dünya Grubu 1 eşleşmesine ilişkin “Kuralar çekildi. Türkiye, Sırbistan ile karşı karşıya gelecek. 13-15 Eylül tarihlerinde oynanacak bu turnuva. Zorlu bir rakip. Sırbistan 15’nci, Türkiye 33’üncü sırada. Kaptanımız Erhan Oral liderliğinde hazırlanıyoruz. Galip gelirsek ilk kez elemelere (Davis Kupası Finalleri öncesindeki son aşama) yükselme şansını elde edeceğiz. Takımımıza başarılar diliyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

İstanbul’un, milli takımın Meksika’yı 5-0 yendiği Davis Kupası Dünya Grubu 1 play-off maçlarına başarılı bir ev sahipliği yaptığını hatırlatan Müderrisgil, Antalya’da ise 9 Mart’tan itibaren ay sonuna kadar uluslararası organizasyonların düzenleneceğini paylaştı.

Müderrisgil, Antalya’nın, 9-22 Mart tarihlerinde ITF Dünya Tenis Masterlar Turu Dünya Şampiyonası’na, 18-30 Mart tarihlerinde WTA 125 Megasaray Hotels Açık Kadınlar Turnuvası’na, 19-23 Mart tarihlerinde Tekerlekli Sandalye Dünya Takım Kupası Avrupa Elemeleri’ne, 19-22 Mart tarihlerinde de Avrupa Tenis Federasyonu Yıllık Genel Kurul Toplantısı’na ev sahipliği yapacağı bilgisini verdi.

Muhabir: Hüseyin Burak Demirer

❌