Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Yaklaşık 72 Milyon Sterlin Bulunmazsa Üç Asırlık Tablo Başka Ülkenin Olacak

İngiltere hükümeti, Hollandalı ressam Rembrandt van Rijn’in geç dönem başyapıtlarından “Catrina Hooghsaet Portresi”nin kalıcı olarak ülke dışına çıkarılmasını önlemek amacıyla geçici ihracat engeli koydu.

Dijital, Kültür, Medya ve Spor Bakanlığının 27 Ağustos’ta açıkladığı karara göre eserin ihracat lisansına ilişkin işlem, ilk aşamada 26 Aralık 2026 günü sonuna kadar ertelendi. Tablo için belirlenen eşleştirme bedeli 71 milyon 696 bin 324 sterlin 90 peni. Buna ayrıca 754 bin 698 sterlin 15 peni KDV eklenebilecek. Bu rakam, tabloyu İngiltere’de tutmak isteyen uygun bir alıcının karşılaması gereken resmî fiyatı oluşturuyor.

Rembrandt Catrina Hooghsaet 657

“Ulusal hazine” kabul edilen en pahalı eser

Hükümet, yaklaşık 71,7 milyon sterlin değerindeki portrenin İngiltere’de ihracatı ertelenerek “ulusal hazine” korumasına alınan en pahalı kültür varlığı olduğunu bildirdi.

İhracat yasağı kalıcı bir kamulaştırma veya satış iptali anlamına gelmiyor. Uygulama, İngiltere’deki bir müze, galeri, vakıf ya da uygun bir özel alıcının gerekli parayı toplayarak eseri satın alabilmesi için süre tanıyor.

26 Aralık’a kadar ciddi bir satın alma niyeti ortaya konulması halinde eser sahiplerine teklifleri değerlendirmeleri için 15 iş günü verilecek. Tarafların bir opsiyon anlaşması imzalaması durumunda dokuz aylık ikinci erteleme dönemi başlayacak. Bu sürede satın alma kampanyasının tamamlanması beklenecek.

İngiltere’den uygun bir teklif çıkmaması veya gerekli para toplanamaması halinde tabloya ihracat lisansı verilerek eserin ülke dışına çıkarılmasının önü açılabilecek.

Istikbal 860X450 Pxl

Üç ayrı koruma ölçütünü de karşıladı

Kültür Varlıklarının İhracatını İnceleme Komitesi, tablonun İngiltere açısından ulusal önem taşıyan eserleri belirlemek için kullanılan üç “Waverley ölçütünü” de karşıladığına hükmetti.

Komiteye göre eser:

  • İngiltere’nin tarihi ve kültürel yaşamıyla güçlü bir bağ taşıyor,
  • Olağanüstü estetik niteliğe sahip bulunuyor,
  • Rembrandt’ın sanatı ve geç dönem çalışmalarının incelenmesi bakımından özel önem taşıyor.

Bu değerlendirme üzerine hükümet, eserin İngiltere’den ayrılmasının ülkenin kültürel mirası açısından ciddi bir kayıp olacağı sonucuna vardı.

Catrina ve vasiyetine giren papağanı

Tuval üzerine yağlıboya olarak yapılan 126’ya 98,5 santimetre ölçülerindeki portre, Rembrandt’ın ölümünden 12 yıl önce, 1657’de tamamlandı. Tablonun sol üst bölümünde modelin adı, yaşı ve Rembrandt’ın imzası bulunuyor.

Eserde, Amsterdam’daki Mennonite topluluğunun varlıklı üyelerinden Catrina Hooghsaet, siyah elbisesi, beyaz başlığı ve elindeki mendille otururken tasvir ediliyor. Eşinden ayrı yaşayan Hooghsaet’in dönemin toplumsal şartları içerisinde bağımsız ve güçlü bir kişiliğe sahip olduğu belirtiliyor.

Kompozisyonda yer alan evcil papağan da portrenin dikkat çekici unsurları arasında bulunuyor. Catrina’nın hayvanına verdiği önem, papağanını vasiyetnamesine dahil etmiş olmasından da anlaşılıyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Yaklaşık 275 yıldır İngiltere’de

Eserin 1752 yılına gelindiğinde Kent’teki Mereworth House koleksiyonunda bulunduğu değerlendiriliyor. Tablo daha sonra West Wycombe’daki Dashwood ailesinin koleksiyonuna geçti ve 1860’tan itibaren Kuzey Galler’deki Penrhyn Castle’da sergilendi.

Sanat tarihçisi Horace Walpole’un 1752’de Mereworth House’da gördüğünü kaydettiği “güzel Rembrandt”ın da bu portre olduğu düşünülüyor. Bu kayıt, eserin yaklaşık 275 yıldır İngiltere’de bulunduğunu gösteren önemli kanıtlardan biri kabul ediliyor.

İkinci kez ihracat engeli getirildi

“Catrina Hooghsaet Portresi” daha önce de benzer bir süreçten geçti. Tablo 2015 yılında Sotheby’s aracılığıyla yabancı bir alıcıya 35 milyon sterline satılmış, bunun ardından İngiltere hükümeti ihracat lisansını geçici olarak durdurmuştu.

Satın alma için gerekli para bulunamamasına rağmen yeni sahibi ihracat başvurusunu geri çekmiş ve eser İngiltere’de kalmıştı. Tablo, 2016-2019 yılları arasında Cardiff’teki National Museum Wales’e ödünç verilerek halka açık biçimde sergilendi.

Eserin 2025 yılında Christie’s tarafından düzenlenen özel bir satışta yeniden el değiştirdiği bildirildi. Ancak satış bedeli ile alıcı ve satıcının kimlikleri kamuoyuna açıklanmadı. Bu nedenle hükümetin belirlediği 71,7 milyon sterlinlik eşleştirme bedelinin doğrudan satış fiyatı olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.

Yeni fiyat, 2015’teki 35 milyon sterlinlik bedelin iki katından fazla. Bu artış, bir İngiliz müzesinin tabloyu tek başına satın almasını oldukça güçleştirirken büyük bağışçılar ve sanat fonlarının desteğini kritik hale getiriyor.

Independent Mortgage 3

Bakan Mackenzie’den yardım çağrısı

İngiltere Sanat Bakanı Ruth Mackenzie, tablonun yüzyıllardır ülkenin kültürel yaşamının bir parçası olduğunu belirterek kültür kuruluşlarını, fon sağlayıcıları, hayırseverleri ve sanatseverleri harekete geçmeye çağırdı.

Mackenzie, eserin büyüklüğü, sanatsal güzelliği ve tarihinin onu öncelikli bir kültürel miras meselesi haline getirdiğini vurgulayarak portrenin İngiltere’deki tarihsel yerini koruması için ortak destek istedi.

Önümüzdeki dört aylık dönemde herhangi bir İngiliz kurumunun yaklaşık 72 milyon sterlinlik finansmanı sağlayıp sağlayamayacağı belirsizliğini koruyor. Başarılı bir satın alma gerçekleşmezse, yaklaşık üç asırdır İngiltere’de bulunan Rembrandt başyapıtı bu kez kalıcı olarak ülke dışına çıkabilir.

Oğuzhan Koç hem yazdı hem oynadı: Bugün Güzel filmi detayları, konusu ve oyuncular

Oğuzhan Koç ve Ayça Ayşin Turan'ı başrollerde buluşturan 2025 yapımı 'Bugün Güzel' filmi izleyiciyle buluştu. Sağlık takıntılı bir adamın beyin tümörü teşhisi sonrası değişen hayatını anlatan dram-komedi türündeki yapım; konusu, güçlü oyuncu kadrosu ve çekim mekanlarıyla dikkat çekiyor.

Çayönü’nde 9 bin yıllık madencilik izleri ortaya çıktı: Tarihin ilk üretim alanlarından biri gün yüzüne çıkarıldı

Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde bulunan Çayönü Tepesi, insanlık tarihinin üretim ve teknoloji serüvenine ışık tutan yeni bir keşfe sahne oldu. 2026 yılı kazılarında, yaklaşık 9 bin yıl öncesine uzanan madencilik faaliyetlerinin izlerini taşıyan ve M.Ö. 6900–6800 yıllarına tarihlenen yaklaşık 5 metrekarelik bir üretim alanı ortaya çıkarıldı.

Çanakkale’de kültür ve sanat rüzgarı: 9 gün boyunca şehir festival coşkusuyla yaşayacak

Çanakkale, Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında beşinci kez kültür, sanat ve gastronominin buluşma noktası oldu. Dokuz gün sürecek festivalin açılışı, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı’nın katılımıyla Anadolu Hamidiye Tabyası Hangar Binası’nda gerçekleştirildi. Kent genelinde düzenlenecek yüzlerce etkinlikte konserlerden sergilere, tiyatro gösterilerinden atölyelere kadar çok sayıda kültür-sanat faaliyeti sanatseverlerle buluşacak.

Side Antik Kenti'nde önemli keşif

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Side'de tarihin görkemli kapılarından birini daha gün yüzüne çıkardık. Yaklaşık 390 metre uzunluğundaki b Caddesi'nde tamamladığımız kazılar, Side'nin Roma'dan Geç Antik Çağ'a uzanan dönüşümüne ilişkin önemli izler ortaya koydu" ifadelerini kullandı.

Çanakkale 9 gün sanata ve lezzete doyacak: 52 lezzet noktasıyla listede yok yok!

Çanakkale, 29 Ağustos-6 Eylül tarihleri arasında Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 16’ncı durağı olarak kültür ve sanatın merkezlerinden biri olacak. Dokuz gün sürecek festivalde konserlerden tiyatro gösterilerine, sergilerden söyleşilere, çocuk etkinliklerinden arkeolojik gezilere kadar yüzlerce etkinlik düzenlenecek.

Maviyle yeşilin buluştuğu Ordu’da Kültür Yolu Festivali başladı

Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 15’inci durağı olan Ordu’da festival heyecanı başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilk kez kentte düzenlenen festival, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan’ın katılımıyla Taşbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen açılış programıyla kapılarını açtı. 30 Ağustos’a kadar sürecek festival kapsamında Ordu’nun tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleri yüzlerce etkinlikle ziyaretçilerle buluşacak.

Mehmet Özgün'den görünmeyen âleme dair ezber bozan yeni kitap: 'Müslüman Cinler'

Labnas Yayınevi tarafından yayımlanan yaklaşık 230 sayfalık eser; cinlerin yaratılışlarını, yaşam biçimlerini, inançlarını, milletlerini, devletlerini, cemaatlerini, ibadetlerini ve insanlarla ilişkilerini geniş bir çerçevede ele alıyor. Kitap, cinler hakkındaki geleneksel anlatıları Kur’an ayetleri, farklı yorumlar ve yazarın yıllara dayanan sıra dışı tecrübeleri üzerinden yeniden değerlendiriyor.

Eserin merkezinde, Mehmet Özgün ve eşi Özge Özgün’ün 2017 yılından bu yana iletişimde olduklarını belirttikleri Müslüman cin Labnas bulunuyor. Labnas’ın aktardığı bilgilerden hareketle hazırlanan kitapta, görünmeyen âleme dair yerleşik kabuller sorgulanıyor.

ÜÇ KİTAP, ÜÇ FARKLI KAPI

Serinin ilk kitabı “Şeytan Üçgeni”, cinlerin neye benzedikleri, nerelerde yaşadıkları, nasıl beslendikleri ve şeytanların insanlar üzerindeki etkileri gibi bilgi ağırlıklı konulara odaklandı. İkinci kitap “Ben… L”de ise Mehmet Özgün, eşi Özge Özgün ve Müslüman cin dostları arasında yaşandığı belirtilen sıra dışı olaylar anlatıldı.

“Müslüman Cinler” ise ilk iki kitapta açılan kapıyı çok daha geniş bir dünyaya dönüştürüyor. Eser, cinlerin yalnızca yaşam biçimlerini değil; toplumsal düzenlerini, inanç mücadelelerini, ibadetlerini ve insanlığa yönelik mesajlarını da konu ediniyor.

BİLİNENLERİ SORGULUYOR

Kitap, cinleri yalnızca korku, musallat ve büyü kavramlarıyla ilişkilendiren yaygın anlayışa karşı çıkıyor. İnsanlarda olduğu gibi cinler arasında da farklı karakterlere, düşüncelere ve inançlara sahip toplulukların bulunduğunu anlatıyor.

Eserde şu sorulara cevap aranıyor:

Cinler gerçekten ateşten mi yaratıldı?
Cinler insanlardan önce dünyada mıydı?
Cinlerin milletleri ve devletleri var mı?
Müslüman cinler nasıl ibadet ediyor?
İnsanlar ve cinler aynı dünyada nasıl yaşıyor?
Cinler uzaylı olarak algılanmış olabilir mi?
Büyü, muska ve gizli ilimler İslam’ın neresinde duruyor?

Yaratılış ve evrim, insanın halifeliği, İblis’in konumu, paralel dünyalar, şefaat, mezhepler, hadislerin dindeki yeri ve Kur’an’ın merkezi konumu da kitabın dikkat çeken başlıkları arasında bulunuyor.

“KORKUTMAK İÇİN DEĞİL, SORGULATMAK İÇİN YAZDIM”

Mehmet Özgün, kitabın amacını şu sözlerle açıklıyor:

“Cinler hakkında anlatılanların büyük bir bölümü korku, hurafe ve ticaret üzerine kurulmuş durumda. Bu kitabı insanları korkutmak için değil, görünmeyen âlem hakkında bildiklerimizi yeniden sorgulatmak için yazdım. Okurun aktarılan her bilgiyi Kur’an’ın ölçüsüyle değerlendirmesini istiyorum.”

Özgün, muska, büyü, ritüel ve sözde gizli ilimler üzerinden insanların korkutulmasına ve dini duygularının istismar edilmesine karşı da önemli uyarılarda bulunuyor.

YAZAR HAKKINDA

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu olan Mehmet Özgün, İstanbul TV ve TV8’in kuruluş dönemlerinde yönetmenlik yaptı. Özgün, 2000 yılından bu yana Tuzla’da reklamcılık ve yayıncılık faaliyetlerini sürdürüyor. Tuzlam Dergisi ve Labnas Yayınevinin kurucusu olan yazarın diğer eserleri “Şeytan Üçgeni” ve “Ben… L”dir.

Kitabın adı: Müslüman Cinler
Yazar: Mehmet Özgün
Yayınevi: Labnas Yayınevi
ISBN: 978-625-97266-2-5
Türü: Araştırma – İnceleme – Metafizik
Sayfa sayısı: Yaklaşık 230 sayfa
Satış fiyatı: 500 TL
Yayın tarihi: 6 Ağustos 2026

Malatya'da 9 günlük Kültür Yolu Festivali başlıyor: 31 lezzet noktasında büyük gastronomi şöleni

Malatya, 8-16 Ağustos tarihleri arasında ikinci kez Türkiye Kültür Yolu Festivali'ne ev sahipliği yapacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen festival kapsamında şehir genelinde konserlerden sergilere, tiyatro gösterilerinden gastronomi etkinliklerine kadar yüzlerce program gerçekleştirilecek. Festival kapsamında 31 lezzet noktasında gastronomi etkinlikleri düzenlenecek.

Mehmet Ali Nuroğlu, tek kişilik oyunuyla Londra sahnesinde

Uluslararası alanda tanınan oyuncu ve yönetmen Mehmet Ali Nuroğlu, tek kişilik performansı "Dünyada" ile dünyanın en büyük bağımsız sahne sanatları etkinliklerinden biri olan Camden Fringe Festivali kapsamında Londra'da seyirci karşısına çıkıyor.

İstanbul'un bağımsız tiyatro sahnesinden doğan ve çağdaş anlatım teknikleriyle dikkat çeken yapım, göç, aidiyet, yabancılaşma ve dijital çağda görünür olma gibi günümüzün evrensel meselelerini sahneye taşıyacak.

Yunus Emre Enstitüsü Londra'nın desteğiyle sahnelenecek oyun, 3 ve 4 Ağustos saat 21.00'de, 9 Ağustos'ta ise saat 19.00'da The Cockpit Theatre'da izleyiciyle buluşacak.

Camden Fringe'in uluslararası programında

Her yıl yüzlerce tiyatro, dans, komedi ve performans sanatları gösterisine ev sahipliği yapan Camden Fringe, Edinburgh Fringe'in ardından Birleşik Krallık'ın en önemli bağımsız sanat festivallerinden biri olarak kabul ediliyor. Dünyanın farklı ülkelerinden sanatçıları Londralı sanatseverlerle buluşturan festival, yenilikçi ve deneysel yapımlarıyla tanınıyor.

"Dünyada" da bu yıl festivalin uluslararası yapımları arasında yer alarak Türk tiyatrosunun çağdaş örneklerinden birini İngiliz izleyicisiyle buluşturacak.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

"Buralı değilim" diyerek başlayan yolculuk

Amerikalı oyun yazarı Will Eno'nun dünya çapında ses getiren "Title and Deed" adlı monoloğundan uyarlanan oyun, elinde bavulu ve kamerasıyla sahneye çıkan bir adamın "Buralı değilim" sözleriyle başlıyor.

Karakter, çocukluğunu, ailesini, geride bıraktıklarını ve hiçbir yere tam anlamıyla ait olamamanın yarattığı duyguları anlatırken, izleyiciyi de kendi hafızası ve kimliği üzerine düşünmeye davet ediyor. Göç olgusunu yalnızca coğrafi bir yer değiştirme olarak değil, insanın kendi içinde yaşadığı aidiyet arayışı üzerinden ele alan oyun, mizah ile hüznü aynı potada buluşturuyor.

Seyirci de oyunun parçası oluyor

Yapımın en dikkat çekici özelliklerinden biri ise klasik tek kişilik tiyatro anlayışının dışına çıkan görsel dili.

Mehmet Ali Nuroğlu, sahnede yalnızca oyuncu olarak değil, aynı zamanda kamera operatörü olarak da performans sergiliyor. Gösteri boyunca kullanılan canlı kamera sistemi sayesinde hem oyuncu hem de salondaki izleyiciler anlık olarak projeksiyona yansıtılıyor.

Canlı video görüntüleri, sinematik ışık kullanımı ve özgün ses tasarımıyla desteklenen performans, tiyatro ile sinema estetiğini aynı sahnede buluşturarak seyirciyi yalnızca izleyen değil, anlatının bir parçası hâline getiriyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Göç ve kimlik üzerine evrensel bir hikâye

Oyunun merkezinde yer alan göç, yalnızlık, hafıza ve kimlik arayışı temaları, özellikle Londra gibi çok kültürlü bir şehirde yaşayan izleyiciler için güçlü bir karşılık buluyor.

Farklı ülkelerden insanların bir arada yaşadığı kentte sahnelenecek "Dünyada", yalnızca Türkçe konuşan izleyicilere değil, evrensel anlatımıyla uluslararası festival izleyicilerine de hitap etmeyi amaçlıyor.

Yaklaşık 70 dakika süren ve 14 yaş üzeri izleyicilere önerilen gösteri, modern insanın ait olma duygusunu sorgulayan güçlü metni ve yenilikçi sahne diliyle Camden Fringe'in dikkat çeken yapımları arasında gösteriliyor.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Mehmet Ali Nuroğlu yeniden Londra seyircisiyle buluşuyor

Televizyon dizileri, sinema filmleri ve tiyatro çalışmalarıyla uzun yıllardır uluslararası alanda tanınan Mehmet Ali Nuroğlu, oyunculuğunun yanı sıra yönetmen kimliğiyle de farklı disiplinleri bir araya getiren projelere imza atıyor.

"Dünyada", klasik monolog anlayışını çağdaş sahne teknolojileriyle yeniden yorumlayan yapısıyla, hem tiyatro tutkunlarına hem de deneysel sahne sanatlarına ilgi duyan izleyicilere farklı bir festival deneyimi sunmayı hedefliyor.

Ankara, Türk Dünyası'nın ortak hafızası olarak öne çıktı

Kültür Sanat Muhabirleri Derneği tarafından, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün destekleriyle düzenlenen "Türk Dünyası'nda Ankara'nın Tarihi ve Kültürel Değerlerinin Anlamı Çalıştayı"nda, başkentin Türk Dünyası açısından taşıdığı tarihî, kültürel ve manevi değerler masaya yatırıldı. Kültür Sanat Muhabirleri Derneği Başkanı İbrahim Gökdemir, Ankara'nın yalnızca Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti değil, aynı zamanda Türk Dünyası'nın ortak hafızasını ve kardeşlik bağlarını temsil eden önemli bir medeniyet merkezi olduğunu söyledi.Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sezai Karakoç Salonu'nda gerçekleştirilen çalıştaya Türkiye ile Türk Dünyası'nın çeşitli ülkelerinden akademisyenler, gazeteciler, sanatçılar, kamu kurumlarının temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve çok sayıda davetli katıldı. Gün boyu süren oturumlarda Ankara'nın tarihsel birikimi, kültürel mirası, manevi kimliği ve Türk Dünyası ile ilişkileri farklı yönleriyle ele alındı. ANKARA'NIN TARİHİ KİMLİĞİ ÖN PLANA ÇIKTIGökdemir, çalıştayda Ankara'nın tarih öncesi dönemlerden günümüze uzanan çok katmanlı medeniyet geçmişinin kapsamlı şekilde değerlendirildiğini belirtti. Başkentin Friglerden Roma'ya, Selçuklulardan Osmanlı'ya ve Cumhuriyet dönemine kadar farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptığına dikkat çekildiğini aktaran Gökdemir, bu zengin tarihî birikimin Ankara'yı Türk Dünyası açısından da özel bir konuma taşıdığını ifade etti.Milli Mücadele'nin yönetildiği ve Cumhuriyet'in temellerinin atıldığı şehir olmasının Ankara'ya ayrı bir anlam kazandırdığını belirten Gökdemir, başkentin bağımsızlık mücadelesini simgeleyen şehirlerden biri olarak Türk Dünyası'nın ortak hafızasında önemli bir yer edindiğini dile getirdi.KÜLTÜREL İŞ BİRLİKLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ ÖNERİLDİÇalıştayda kültürel ilişkilerin geliştirilmesine yönelik önerilerin de geniş yer tuttuğunu belirten Gökdemir, Türk devletleri arasındaki iş birliklerinin yalnızca siyasi ve ekonomik alanlarla sınırlı kalmaması gerektiğinin vurgulandığını söyledi.Ortak tarih, ortak dil ve ortak kültürün Türk Dünyası'nı birbirine bağlayan temel değerler olarak değerlendirildiğini aktaran Gökdemir, Ankara'nın bu ortak değerlerin yaşatıldığı ve geliştirildiği önemli merkezlerden biri olduğunun ifade edildiğini belirtti.Katılımcılar tarafından kültür, sanat, medya, akademi ve turizm alanlarında ortak projelerin artırılması, karşılıklı deneyim paylaşımının güçlendirilmesi ve kültürel diplomasinin daha etkin kullanılması yönünde öneriler geliştirildiğini kaydeden Gökdemir, bu çalışmaların Türk Dünyası arasındaki kardeşlik bağlarını daha da güçlendireceğini ifade etti. ANKARA'NIN ULUSLARARASI TANITIMI GÜÇLENDİRİLMELİÇalıştayda Ankara'nın sahip olduğu kültürel mirasın uluslararası alanda yeterince tanıtılamadığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını belirten Gökdemir, başkentin dünya kültür mirası açısından önemli değerlere sahip olduğuna dikkat çekti.UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Gordion Antik Kenti ile UNESCO Geçici Listesi'ndeki Aslanhane Camii başta olmak üzere Hacı Bayram Bölgesi, Beypazarı, Tuz Gölü ve Cumhuriyet dönemi mimari mirasının Ankara'nın kültürel zenginliğini ortaya koyan önemli değerler arasında gösterildiğini aktaran Gökdemir, bu mirasın uluslararası platformlarda daha görünür hale getirilmesi gerektiğini söyledi.Ankara'nın yalnızca bürokrasinin merkezi olarak değil, kültür, tarih ve medeniyet şehri kimliğiyle de öne çıkarılması gerektiğini ifade eden Gökdemir, tanıtım çalışmalarının uluslararası ölçekte daha planlı şekilde yürütülmesinin önemine işaret etti.KÜLTÜREL DİPLOMASİ İÇİN ÖNEMLİ FIRSATÇalıştayda Ankara'nın Türk Dünyası Turizm Başkenti unvanının da kapsamlı biçimde değerlendirildiğini belirten Gökdemir, bu unvanın kültürel diplomasi açısından önemli fırsatlar sunduğunu dile getirdi.Başkentin uluslararası kültür organizasyonlarına daha fazla ev sahipliği yapabilecek kapasiteye sahip olduğunun değerlendirildiğini ifade eden Gökdemir, Türk Dünyası ülkeleri arasında ortak kültür festivalleri, sanat etkinlikleri, medya projeleri ve akademik programların geliştirilmesinin Ankara'nın uluslararası görünürlüğüne önemli katkılar sağlayacağını kaydetti.MANEVİ MİRASIN KORUNMASI VURGULANDIAnkara'nın manevi kimliği de çalıştayın önemli gündem başlıkları arasında yer aldı. Hacı Bayram Veli, Taceddin Veli, Ali Semerkandî ve Ankara'nın kültürel hayatına yön veren diğer önemli şahsiyetlerin Türk Dünyası açısından ortak değerler olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.Gökdemir, Ankara'nın sadece siyasi kararların alındığı bir başkent değil, aynı zamanda güçlü bir kültür ve medeniyet merkezi olduğunun çalıştay boyunca dile getirildiğini belirterek, manevi mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasına yönelik ortak çalışmaların artırılması gerektiğini söyledi. ORTAK YOL HARİTASI BELİRLENDİÇalıştay sonunda sekiz maddelik ortak öneri üzerinde görüş birliği sağlandığını aktaran Gökdemir, Ankara'nın Türk Dünyası'ndaki tarihî ve kültürel önemini anlatan uluslararası tanıtım faaliyetlerinin artırılması, Türk devletleri arasında kültür, sanat, medya ve akademik iş birliklerinin geliştirilmesi, UNESCO mirasının daha etkin tanıtılması, Türk Dünyası gençlerini Ankara'da buluşturacak kültürel programların düzenlenmesi, ortak yayın, belgesel ve araştırma projelerinin desteklenmesi, Türk Dünyası Turizm Başkenti kapsamında sürdürülebilir kültür ve turizm projelerinin hayata geçirilmesi, Ankara'yı Türk Dünyası kültür diplomasisinin merkezi haline getirecek kalıcı platformların oluşturulması ve ortak tarih ile kültürel mirasın korunmasına yönelik kamu-sivil toplum iş birliğinin güçlendirilmesi yönünde ortak irade ortaya konulduğunu belirtti.Gökdemir, çalıştayın Ankara'nın Türk Dünyası'nın ortak tarihini, kültürünü ve manevi değerlerini temsil eden stratejik bir şehir olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu ifade ederek, bundan sonraki süreçte kamu kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle somut projelerin hayata geçirilmesinin hedeflendiğini kaydetti. Çalıştay sonuç raporunda yer alan önerilerin, Ankara'nın Türk Dünyası ile kültürel bütünleşmesine katkı sağlayacak yeni çalışmalar için önemli bir yol haritası niteliği taşıdığı bildirildi.

Vali Şimşek tarihi açıkladı: “Weekend Sivas” eylülde başlıyor

Sivas Valisi Dr. Yılmaz Şimşek, Ankara’dan Sivas’a turizm hareketliliği kazandırmayı amaçlayan “Weekend Sivas” projesinin eylül ayında hayata geçirileceğini açıkladı. Gök Medrese’de düzenlenen programda proje hakkında bilgi veren Vali Şimşek, Ankara’dan Yüksek Hızlı Tren ile Sivas’a gelecek ziyaretçiler için iki gecelik konaklamalı bir tur programı hazırlandığını söyledi. Proje kapsamında turistler ilk gün Yüksek Hızlı Tren ile Sivas’a ulaşacak ve geceyi kent merkezinde geçirecek. Programın ikinci gününde ise katılımcılar otobüslerle Divriği’ye götürülerek, başta Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası olmak üzere ilçenin tarihi, kültürel ve doğal değerleri tanıtılacak. Turun ikinci gecesi Divriği’de konaklanmasının ardından ziyaretçiler programlarını tamamlayacak. Vali Şimşek, “Weekend Sivas” projesiyle hem Sivas şehir merkezinin hem de Divriği’nin turizm potansiyelinin daha geniş kitlelere ulaştırılmasının hedeflendiğini belirterek, projenin eylül ayında başlayacağını duyurdu. Kaynak: Haber Merkezi

Sivas'ın UNESCO mirası ve kültürel değerleri tanıtıldı

Kültür Sanat Muhabirleri Derneği tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle düzenlenen 7. Medya, Kültür Sanat ve Turizm Buluşmaları kapsamında gazeteciler, Sivas'ın tarihi, kültürel ve doğal değerlerini yerinde inceledi. Programda UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ile Kangal Köpek Üretim ve Eğitim Merkezi başta olmak üzere kentin önemli turizm noktaları ziyaret edildi. Ankara başta olmak üzere farklı illerden programa katılan basın mensupları, Sivas'ın turizm potansiyelini yerinde gözlemleyerek yetkililerden bilgi aldı. Gezi kapsamında Kangal Köpek Üretim ve Eğitim Merkezi, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Divriği Seyir Terası, Hüma Hatun Sokağı, Mühürdarzade Konağı ve Ali Kızıltuğ Anı Evi ziyaret edildi. Sivas'ta Kangal köpekleri tanıtıldıProgramın ilk durağı olan Kangal Köpek Üretim ve Eğitim Merkezi'nde gazetecilere Sivas'ın simgeleri arasında yer alan Kangal köpekleri hakkında bilgi verildi. Katılımcılar, köpekleri doğal yaşam alanlarında gözlemleme fırsatı bulurken, ırkın karakteristik özellikleri, yetiştirme süreci ve korunmasına yönelik çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Sivas'ın önemli kültürel değerlerinden biri olarak kabul edilen Kangal köpeklerinin tanıtımı, programın dikkat çeken bölümlerinden biri oldu. UNESCO mirası Divriği Ulu Camii yoğun ilgi gördüKangal ziyaretinin ardından heyet, Divriği ilçesinde bulunan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'nı ziyaret etti. Rehber Mahmut Safe Yıldırım, Anadolu'nun önemli tarihi eserleri arasında gösterilen yapının mimarisi, taş işçiliği ve tarihi hakkında katılımcılara bilgi verdi. Özellikle taş süslemeleriyle uluslararası düzeyde tanınan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, program boyunca gazetecilerin en fazla ilgi gösterdiği duraklardan biri oldu. Sivas'ın tarihi dokusu ve kültürel mirası gezildiProgram kapsamında gazeteciler, Divriği Seyir Terası'ndan ilçeyi panoramik olarak izledi. Daha sonra Hüma Hatun Sokağı'nda yürüyüş yapılarak Divriği'nin tarihi dokusu yerinde incelendi. Heyet ayrıca Mühürdarzade Konağı ile Türk halk müziğinin önemli isimlerinden Ali Kızıltuğ'un anısını yaşatan Ali Kızıltuğ Anı Evi'ni de ziyaret etti. Sivas'ın kültürel mirasını tanıtmayı amaçlayan programın Divriği etabının ardından gazeteciler, kent merkezindeki tarihi ve turistik alanları ziyaret etmek üzere Sivas merkeze geçti. Kaynak: Haber Merkezi

Bakan Bak'tan gençlere ücretsiz müzekart müjdesi

ANKARA (AA) - Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, gençlerin müze ve ören yerlerini ücretsiz gezebilecekleri Müzekart GNS projesinin bu yıl da uygulanacağını duyurdu.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre dört yıl önce hayata geçirilen uygulama kapsamında 19-25 yaş arasındaki gençler, 1 Temmuz-30 Eylül 2026 tarihlerinde Türkiye genelindeki 300'den fazla müze ve ören yerini ücretsiz ziyaret edebilecek.

Bakan Bak, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "Sevgili gençler, ülkemizin tarih ve kültür kokan her bir köşesini gönlünüzce gezin diye Müzekart GNS bu yıl da sizlerle... Doya doya gezin, görün, öğrenin." ifadelerini kullandı.

Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen Müzekart GNS uygulamasıyla 19-25 yaş arasındaki gençlere kültür ve tarihin kapıları ücretsiz açılıyor.

Uygulamadan yararlanmak isteyen gençler, 1 Temmuz itibarıyla "muzekartgns.com" adresi üzerinden dijital başvurularını gerçekleştirebilecek. Başvurusu onaylanan gençler, "Türkiye'nin Müzeleri" mobil uygulaması üzerinden dijital Müzekart GNS'lerini kullanabilecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı işbirliğiyle 2022 yılından itibaren hayata geçirilen uygulama kapsamında gençler, arkeolojiden tarihe, etnografyadan sanata kadar geniş bir yelpazede yer alan 300'den fazla müze ve ören yerini ziyaret edebilecek.

Müzekart GNS, kişiye özel olarak oluşturuluyor ve ücretsiz olarak sunuluyor.

Uygulamayla gençlerin kültürel mirasla bağlarını güçlendirmek, tarih bilincini artırmak ve yaz dönemini nitelikli kültürel deneyimlerle değerlendirilmesi amaçlanıyor.

YTB’nin Düzenlediği Bir Dünya Edebiyat Ödülleri 2026 Başvuruları Başladı

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), tarafından hayata geçirilen yarışma, yurt dışında yaşayan vatandaşlar, kardeş topluluklar ve uluslararası öğrencilerin Türkçe düşünmelerini, yazmalarını ve edebiyat alanında eser üretmelerini teşvik etmeyi amaçlıyor. Program kapsamında katılımcılar; En İyi Eser, Deneme, Öykü ve Şiir olmak üzere dört farklı kategoride başvuruda bulunabilecek.

Yarışmada değerlendirmeler, alanında uzman isimlerden oluşacak seçici kurullar tarafından gerçekleştirilecek. Türk diasporası, kardeş topluluklar ve uluslararası öğrencilerden gelen eserler ayrı ayrı değerlendirilecek. Değerlendirme sürecinde Türkçenin doğru ve etkili kullanımı, dil bilgisi ve imla kurallarına uygunluk, ilgili kategorinin teknik özelliklerine uyum, özgünlük ve üslup gibi kriterler esas alınacak.

Yarışma sonunda her gruptan ayrı ayrı olmak üzere En İyi Eser, Deneme, Öykü ve Şiir dallarında birincilik ödülleri verilecek. Ödül kazananlar ayrıca YTB tarafından düzenlenecek “Yazarlık Eğitimleri”ne katılma hakkı elde edecek.

Bir Dünya Edebiyat Ödülleri 2026 için son başvuru tarihi 15 Eylül 2026 olarak açıklandı. Ödül töreninin yer ve tarih bilgisi ise ilerleyen süreçte duyurulacak.

Başvurular, YTB tarafından belirlenen süre içerisinde çevrim içi başvuru sistemi üzerinden gerçekleştirilecek. Başvuru süresi sona erdikten sonra gönderilen eserler değerlendirmeye alınmayacak.

Yarışmaya ilişkin detaylı bilgilere YTB’nin resmi internet sitesi üzerinden ulaşılabilir. Ayrıca sorular için birdunyaedebiyat@ytb.gov.tr adresi üzerinden iletişim kurulabilecek.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Tarihi Sirkeci Garı yaşayan kültür adasına dönüşecek

Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, garda yürütülen restorasyon ve dönüşüm çalışmalarını yerinde inceleyerek, çalışmaların ayrıntılarını kamuoyuyla paylaştı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Ersoy, Sirkeci Garı'nın Anadolu'dan gelenler için Avrupa'ya ve Rumeli'ye açılan en önemli geçiş noktalarından biri olduğunu ve savaş dönemlerinde göç hareketleri ile asker sevkiyatlarının da bu bölgeden gerçekleştirildiğini belirtti.

A A 20260622 41746789 41746786 T A R I H I S I R K E C I G A R I Y A S A Y A N K U L T U R A D A S I N A D O N U S E C E K

Batıdan doğuya gelen yabancıların ilk uğrak noktalarından birinin de Sirkeci olduğunu kaydeden Ersoy, "Sirkeci Garı, hem bir taşıma-ulaşım aksı hem de şehrin hafızası olarak değerlendirdiğimiz zaman çok farklı fonksiyonları, anıları olan bir yer." değerlendirmesini yaptı.

Ersoy, garın yoğun işçilikli ve çok özel bir yapı olduğuna işaret ederek, tarihi gar binasının özgün mimarisine uygun şekilde yeniden ayağa kaldırıldığını vurguladı.

- Sirkeci Garı hem ulaşım hem kültür yaşam merkezi olacak

Sirkeci'de ulaşım aksı özelliğinin korunacağını belirten Ersoy, tarihi gar sahasının aynı zamanda kültür ve yaşam merkezi olarak yeniden şekillendirildiğini kaydetti.

A A 20260622 41746789 41746788 T A R I H I S I R K E C I G A R I Y A S A Y A N K U L T U R A D A S I N A D O N U S E C E K

Bakan Ersoy, bölgede açık etkinlik alanlarının da oluşturulacağı bilgisini paylaşarak, vatandaşların gün boyu vakit geçirebileceği yaşam alanlarının, ulaşım işlevi korunarak hayata geçirileceğini ifade etti.

Mehmet Nuri Ersoy, büyük işletme binasında her yaş grubuna hitap edecek bir kütüphane oluşturulacağını, ambar binalarında yer alacak sergi ve tiyatro alanlarının da projeye dahil edildiği vurguladı.

Sirkeci'deki tarihi yapının özgün mimari karakterinin yeniden görünür hale getirilmesi amacıyla kapsamlı restorasyon uygulamaları sürerken alandaki diğer tarihi yapılar da yeniden işlevlendirilerek, kültür ve sanat odaklı kullanıma hazırlanıyor.

Proje kapsamında gar yapısında geçmiş dönemlerde yapılan niteliksiz müdahaleler kaldırılacak. Konser ve etkinlik alanları, seyir terasları, çocuk oyun alanları ve sosyal kullanım alanları oluşturulacak.

Tarihi yarımada siluetine zarar veren niteliksiz ekler de kaldırılarak alan yeniden düzenlenecek.

Ayrıca geçmiş yıllarda yıkılan Emirler Mescidi de yeniden inşa edilecek.

Halil Ergün’den Didem Aksu’ya Özgü Dolu Sözler

Avrupa Yakası, Araf Zamanı, Canım Benim, Akasya Durağı, Tövbeler Tövbesi gibi yapılarda oyunculuk gücü yanında güzelliğiyle dikkatleri üzerine çeken Didem Aksu, “Oğluma Kızmı Yok” isimli oyunla tiyatro izleyicisini büyülemeye devam ediyor.

Türk sinemasının usta ismi Halil Ergün, genç ve güzel oyuncu Didem Aksu ile Taş Film’de bir araya geldi. Samimi anların yaşandığı buluşmada, usta oyuncunun genç yeteneğe yaptığı övgüler dikkat çekti. Enerjisi ve ışıltısıyla dikkat çeken Didem Aksu hakkında konuşan Halil Ergün, genç oyuncuya övgüler yağdırdı “Gençlerin gözlerindeki o heyecanı görmek beni çok mutlu ediyor. Didem’de çok özel bir ışık var. Samimiyeti ve oyunculuğa olan inancı çok kıymetli. Bu meslekte kalıcı olmak için en önemli şey içtenliktir. O da fazlasıyla Didem Aksu’da mevcut” dedi. Sözleriyle genç oyuncuya moral veren usta sanatçı, oyunculuğun sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu da vurguladı. Bu özel buluşmanın ardından duygularını dile getiren güzel oyuncu Didem Aksu ise heyecanını gizleyemedi “Halil Ergün gibi çok değerli bir ustayla bir araya gelmek benim için gerçekten bir hayaldi. Onu dinlemek, tecrübelerinden faydalanmak inanılmaz kıymetliydi. Bu buluşma bana büyük bir motivasyon verdi” diye konuştu.

Yeni yayın dönemi için yapımcıların oyuncu listesinde ilk sıralarda yer alan Didem Aksu, büyük sürprizlerle yayın dönemine damga vurmayı hedefliyor.

Fotoğrafta, (soldan sağa) İhsan Taş, Didem Aksu ve Halil Ergün birarada.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Rüya Taner Londra’da “Asya’nın Tatlı Suları”yla Büyüledi

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dünyanın önemli sahnelerinde başarıyla temsil eden uluslararası konser piyanisti Rüya Taner, son projesi “Sweet Waters of Asia” ile Londralı sanatseverlerle buluştu.

Bromcom'un ana sponsorluğunda, 13 Haziran 2026 Cumartesi günü St James’s Church Piccadilly’de gerçekleştirilen konser, Londra’daki Türkçe konuşan toplumun üyeleri ve başkentin farklı kesimlerinden gelen klasik müzik dinleyicilerini bir araya getirdi. Proje kapsamında düzenlenen konser aynı zamanda canlı olarak kayıt altına alındı.

Doğu ile Batı Arasında Müzikal Bir Köprü

Rüya Taner’in daha önce büyük ilgi gören “Sweet Waters of Europe” programının devamı niteliğindeki “Sweet Waters of Asia”, müziğin evrensel dili aracılığıyla tarihsel ve kültürel bağları keşfe çıkan özel bir repertuvar sundu.

Ruya Taner Konser 12

İpek Yolu’nun zengin kültürel mirasından ilham alan konser, Rusya ve Kafkasya’dan Türkiye’ye, oradan da Orta Asya’ya uzanan geniş coğrafyadaki müzikal etkileşimleri dinleyicilere taşıdı. Program, farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca birbirlerini nasıl etkilediğini ve bu etkileşimin klasik müzikteki yansımalarını ortaya koydu.

Romantik Dönemden Günümüze Uzanan Repertuvar

Konserde, 19. yüzyılın önde gelen romantik dönem bestecileri Mihail Glinka, Aleksandr Borodin ve Sergei Lyapunov’un eserlerinin yanı sıra çağdaş besteciler Kamran İnce, Aziza Mustafazadeh ve Kıbrıslı besteci Sayram Akdil’in yapıtlarına da yer verildi.

Seçilen eserler, Doğu’nun zengin müzikal renklerinin Batı klasik müzik geleneğini nasıl etkilediğini ve günümüz bestecilerine ilham vermeyi sürdürdüğünü gözler önüne serdi.

Ruya Taner Konser 13

Dünya Prömiyeri Geceye Damga Vurdu

Gecenin en dikkat çekici anlarından biri ise seçkin besteci Rovshen Nepesov tarafından Rüya Taner’e ithaf edilerek bestelenen “Rüya” adlı eserin dünya prömiyeri oldu.

İlk kez Londra’da seslendirilen eser, dinleyiciler tarafından büyük beğeniyle karşılandı. Eserin dünya prömiyeri, “Sweet Waters of Asia” projesinin önemli kilometre taşlarından biri olarak değerlendirildi.

Türkiye ve KKTC’nin Kültürel Tanıtımına Katkı

Türkiye Cumhuriyeti Londra Büyükelçiliği himayelerinde ve KKTC Londra Temsilciliği iş birliğiyle düzenlenen konser, Asya, Türkiye ve Avrupa arasındaki kültürel bağları müzik aracılığıyla kutlayan anlamlı bir etkinlik olarak kayıtlara geçti.

Sanatın birleştirici gücünü ön plana çıkaran gece, Londra’daki Türkçe konuşan toplumun üyeleri ile müzikseverleri aynı çatı altında buluştururken, Rüya Taner’in uluslararası sanat kariyerine bir başarı halkası daha ekledi.

Konser sonunda sanatçı uzun süre ayakta alkışlanırken, “Sweet Waters of Asia” projesinin ilerleyen dönemde farklı uluslararası merkezlerde de sanatseverlerle buluşmasının planlandığı belirtildi.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Osmanlı dönemine ait nadir Guardi tablosu Londra’da satışa çıkıyor

Venedikli sanatçılarından Giovanni Antonio Guardi’nin 18. Yüzyıla ait önemli eseri “The Greek Favourite in the Harem” (Haremdeki Yunan Gözde) adlı eseri, sanat piyasasında dikkat çekmeye hazırlanıyor. Daha önce hiç satılmamış olan tablo, yaklaşık 33 yıldır da kamuoyuna gösterilmedi.

Sothebys's'de 1 Temmuz'da düzenlenecek müzayedede, 200 bin ila 300 bin sterlin değer biçilen eser, ressamın Türkiye’ye hiç seyahat etmemiş olmasına rağmen Osmanlı saray yaşamını hayal gücüyle yorumladığı dikkat çekici çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor. Guardi’nin yarattığı sahne, izleyiciyi Doğu’nun egzotik atmosferine taşıyan güçlü bir kurgu ve fantezi dünyası sunuyor.

Tablo, bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşmış Alman komutan Mareşal Kont Johann Matthias von der Schulenburg’un siparişi üzerine yapıldı. Schulenburg, 1716’daki Korfu Kuşatması’nda Osmanlı kuvvetlerine karşı elde ettiği zaferle ün kazanmıştı. Ancak ilerleyen yıllarda Osmanlı kültürüne derin bir ilgi duymaya başladı ve bu ilgisini sanat koleksiyonuna da yansıttı.
43 parçalık “Turquerie” serisinin parçası

Eser, Osmanlı tarihi, gündelik yaşamı ve geleneklerini konu alan 43 parçalık kapsamlı bir “Turquerie” serisinin parçası. Dönemin Avrupa sanatında yaygın olan Doğu ve Osmanlı merakını yansıtan seri, Flaman-Fransız sanatçı Jean-Baptiste Vanmour’un resim ve baskılarından ilham alınarak 1741-1743 yılları arasında hazırlandı.

Sanat tarihçilerine göre Schulenburg’un, Osmanlılarla savaşmış bir asker olmasına rağmen böylesine ayrıntılı bir Osmanlı yaşamı dizisi sipariş etmesi, dönemin kültürel etkileşiminin dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Istikbal 860X450 Pxl
Serinin yarısından azı günümüze ulaştı

Bugün söz konusu 43 tablodan yalnızca yaklaşık 20’sinin varlığı biliniyor. Son 35 yılda seriye ait sadece sekiz eser müzayede piyasasında ortaya çıktı. Bu durum, serinin sanat dünyasındaki nadirliğini ve koleksiyoncular açısından taşıdığı önemi artırıyor.

Uzmanlar, satışa çıkacak tablonun seriye ait eserler arasında yeni bir müzayede rekoru kırma potansiyeline sahip olduğunu belirtiyor. Ayrıca eserin, hazırlık aşamasında yapılmış olabileceği düşünülen bir çizimle bağlantılı olabileceği ve bunun da Guardi’nin yaratım sürecine ışık tutan nadir bir belge niteliği taşıdığı ifade ediliyor.

Sanat çevreleri, uzun yıllardır gözlerden uzak kalan bu özel eserin yeniden gün yüzüne çıkmasını, Osmanlı temalı Avrupa sanatının önemli örneklerinden birinin keşfi olarak değerlendiriyor.

Independent Mortgage 3

Roma'nın kalbi Kolezyum'da, Troya'nın hikayesi dünyayla buluştu

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Roma'da dünyanın en önemli kültür sahnelerinden biri olan Kolezyum'da yerli ve yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi. Troya Sergisi'ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ersoy, Troya'nın yalnızca Anadolu'nun değil Avrupa kültürel hafızasının da kurucu anlatılarından biri olduğunu belirterek Türkiye'nin kültürel mirasını dünyanın en prestijli merkezlerinde görünür kılmaya devam edeceklerini söyledi.

tabii'nin Filistin temalı "Sumud" dizisi izleyicilerle buluşuyor: 'Onurlu Filistin halkının özgürlük mücadelesi'

KÖKEN ARAYIŞI VE GÜÇLÜ HİKAYE
Dizinin merkezinde, New York’ta büyüyen Melisa’nın (Şifanur Gül) gerçek babasının Filistinli bir doktor olduğunu öğrenmesiyle başlayan yolculuk yer alıyor. Melisa’nın kimliğini keşfetme süreci, Filistin halkının yaşadığı zorluklarla kesişiyor.

YAYIN TARİHİ BELLİ OLDU
“Sumud” dizisinin 13 Haziran’da tabii platformunda izleyiciyle buluşacağı açıklandı. Yapımın yönetmen koltuğunda Doğan Ümit Karaca otururken, yapımcılığını Cinapex üstleniyor.

OYUNCU KADROSU DİKKAT ÇEKİYOR
‘Sumud’, Filistin meselesini merkezine alan hikayesiyle hem dramatik yapısı hem de uluslararası temasıyla dikkat çekmeye aday görünüyor. Dizinin oyuncuları arasında Şifanur Gül, Emre Kıvılcım, Burak Hakkı, Ayça Varlıer ve Cihan Şimşek yer alıyor.

“Onurlu Filistin halkının özgürlük mücadelesi.”

Köklerini aramak için Filistin’e gelen bir doktorun; soykırımın açtığı yaralara, kuşaklar boyunca aktarılan acılara ve insan onurunu koruma mücadelesine tanıklığı…

Yeni #tabii orijinal dizisi #Sumud, 13 Haziran’da @tabiiresmi’de. pic.twitter.com/BBaO5KnSlC

— Zahid SOBACI (@zahidsobaci) June 10, 2026

Korkmaz Can Sağlam, İstanbul Müzik Festivali’nde iki gecede sahnede

Uluslararası piyano yarışmalarında elde ettiği ödüller ve dünyanın önemli konser salonlarındaki performanslarıyla dikkat çeken genç piyanist Korkmaz Can Sağlam, 54. İstanbul Müzik Festivali’nin öne çıkan etkinliklerinden birinde sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Festival kapsamında 12 ve 13 Haziran tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu’nda sahnelenecek İtalyan dans topluluğu Aterballetto gösterilerinde Sağlam, canlı piyano performansıyla yer alacak.

Festival programında, çağdaş dansın önemli isimlerinden Angelin Preljocaj, Crystal Pite ile Iratxe Ansa ve Igor Bacovich imzalı eserler sahnelenecek. Gösterilere, Düsseldorf Tonhalle Orkestrası’nın solo viyolonselcisi Dorukhan Doruk ile piyanist Korkmaz Can Sağlam’ın canlı yorumları eşlik edecek. Programda Beethoven’ın “Ay Işığı Sonatı” ile Brahms’ın viyolonsel sonatından bölümler de yer alıyor.

Henüz genç yaşına rağmen uluslararası klasik müzik çevrelerinde önemli bir konum elde eden Sağlam, 2021-2022 Vendome Piyano Ödülü’nün büyük ödül sahibi olarak dikkat çekmiş; ayrıca Sydney ve Hamamatsu Uluslararası Piyano Yarışmaları’ndaki başarılarıyla adını dünya sahnesine taşımıştı. Carnegie Hall’dan Tokyo’daki Kioi Hall’a uzanan prestijli salonlarda konser veren sanatçı, Türkiye’nin yükselen klasik müzik yıldızları arasında gösteriliyor.

11-25 Haziran tarihleri arasında düzenlenen 54. İstanbul Müzik Festivali’nin en dikkat çekici yapımlarından biri olarak gösterilen Aterballetto gösterileri, müzik ve dansı aynı sahnede buluşturarak izleyicilere disiplinlerarası bir sanat deneyimi sunacak. Genç piyanist Korkmaz Can Sağlam’ın canlı performansı ise etkinliğin en merak edilen unsurları arasında yer alıyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

İsrail'in katılmasının protesto edildiği Eurovision, daha az kişi tarafından izlendi

Avrupa Yayın Birliğinden (EBU), bu yıl Avusturya'nın başkenti Viyana'da düzenlenen 2026 Eurovision Şarkı Yarışması'nın izlenme sayılarına ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

Açıklamaya göre, Viyana'da 70'incisi düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması'nı televizyondan izleyenlerin sayısı, geçen yıl İsviçre'nin Basel kentindeki yarışmaya kıyasla 35 milyon kişi düşerek 131 milyon oldu.

Ev sahibi Avusturya'da izlenme sayısı önemli ölçüde artarken yarışmaya katılmalarına rağmen Eurovision, Polonya'da 3,8 milyon, İngiltere'de 3,7 milyon ve Fransa'da 3,3 milyon daha az kişi tarafından izlendi.

Eurovision'a dair içeriklerin sosyal medya platformlarındaki izlenme sayılarında ise artış görüldü.

Geçen yıl Basel'de düzenlenen yarışma, televizyonlarda 166 milyon kişi tarafından izlenmişti.

  • İsrail'in Eurovision'a katılımı boykot edilmişti

İsrail'in yarışmaya katılımına tepki gösteren İspanya, Slovenya, İrlanda, İzlanda ve Hollanda, Eurovision'dan çekilerek boykot kararı almıştı.

Yarışmanın 12 Mayıs'ta yapılan ilk yarı finalinde sahne alan İsrailli şarkıcı Neom Bettan, "soykırımı durdurun" sloganıyla protesto edilmişti. Bazı seyirciler Filistin bayrağı açarak İsrail'in soykırımına uğrayan Gazze halkıyla dayanışma mesajı vermişti.

Üzerlerine "Özgür Filistin" yazıları yazan, Filistin bayrakları çizen ve "soykırımı durdurun" sloganı atan göstericiler, salondan zor kullanılarak çıkartılmıştı.

16 Mayıs'ta düzenlenen finalde 3. sırada sahneye çıkan İsrailli şarkıcı, izleyicilerin açtığı Filistin bayraklarıyla protesto edilmişti. Ayrıca, İsrail'in seyirci oylarının açıklandığı sırada yuhalandığı da duyulmuştu.

Öte yandan, Eurovision finaline saatler kala 1000'den fazla Filistin destekçisi, yarışmanın yapıldığı Wiener Stadthalle etkinlik merkezi yakınlarına yürümüştü.

"Çocukların ve halkın katili İsrail", "Soykırımı kutlamayın" yazılı pankartlar taşıyan göstericiler, yürüyüş boyunca "İsrail'i boykot edin", "Soykırıma sahne yok" sloganları atmıştı.

Çok sayıda uluslararası aktivist, sanatçı ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi, gösteride yaptıkları konuşmada, Avrupa Yayın Birliğini (EBU), İsrail'i yarışmadan menetmeye çağırmıştı.

  • İsrail'in katılımına tepki olarak alternatif konser düzenlenmişti

Eurovision haftasında "Şarkı Protestosu-Soykırıma Sahne Yok" başlığıyla Viyana'daki Maria-Theresien Meydanı'nda, düzenlenen konsere, çok sayıda uluslararası sanatçı ile aktivist katılmıştı.

İsrail'in Eurovision'a katılımına yönelik tepkileri görünür kılmayı ve Filistin'e destek mesajı vermeyi amaçlayan konserde, Gazze'deki soykırım, işgal ve insani duruma dikkati çeken performanslar sergilenmişti.

Etkinlik kapsamında birçok aktivist, gazeteci ve sanatçı, İsrail'in Gazze'deki soykırımına karşı dayanışma mesajı veren konuşmalar yapmıştı.

Konuşmacılar, soykırım yapan İsrail'i menetmeyen Avrupa Yayın Birliğine (EBU) tepki göstermişti.

Bakan Ersoy'dan Zeugma müjdesi! Çingene Kızı’nın kayıp parçası yıllar sonra Türkiye’ye döndü

ABD’de ortaya çıkan ve Zeugma’daki ünlü “Çingene Kızı” mozaiğinin büyük kompozisyonuna ait olduğu belirlenen kayıp mozaik panel, yürütülen bilimsel ve diplomatik girişimlerin ardından Türkiye’ye getirildi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Bu topraklara ait her eseri geri almaya devam edeceğiz” dedi.

Yerebatan Sarnıcı Türk vatandaşlarına ücretsiz olacak! Açılış tarihi belli oldu

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından devralınan Yerebatan Sarnıcı’nda, tahliye süreci sırasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan sökümler nedeniyle oluşan eksiklik ve hasarların giderilmesine yönelik çalışmalar başlatıldı.

Tarihî yapıda yürütülen bakım ve düzenleme çalışmalarının tamamlanmasının ardından Yerebatan Sarnıcı, 6 Haziran 2026 Cumartesi günü saat 09.00 itibarıyla yeniden ziyaretçilerini ağırlamaya başlayacak. Uzun süredir İstanbul Büyükşehir Belediyesinin işgal ettiği Yerebatan Sarnıcı 2 Haziran 2026 tarihi itibarıyla yeniden Vakıflar Genel Müdürlüğü yönetimine geçerek teslim alındı.

'KEŞKE ZİYARETÇİLERİMİZİ DAHA ERKEN AĞIRLAYABİLSEYDİK'
İstanbul’un en önemli kültür miras yapıları arasında yer alan Yerebatan Sarnıcı’nın korunması, yaşatılması ve vakfiye şartlarına uygun şekilde gelecek nesillere aktarılmasına yönelik çalışmalar bundan sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek. Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kemal Aran, Yerebatan Sarnıcı’nın zaten vakıf mülkiyetinde olduğunu belirterek, “Keşke yapıyı herhangi bir hasar oluşmadan teslim alabilseydik ve ziyaretçilerimizi daha erken ağırlayabilseydik.

Süreç boyunca mevcut ekipmanların sökülmeden bırakılmasını, bedeli neyse tarafımızca karşılanabileceğini ifade etmemize rağmen maalesef tarihî yapıda ciddi eksiklikler bırakıldı.” dedi. Tahliye sürecinde CCTV odasındaki izleme monitörleri, kayıt cihazları ve kabinetlerin; mutfak bölümündeki dolap, eviye ve bataryaların; gişe alanındaki bankolar ile yükseltilmiş döşemelerin söküldüğünü aktaran Aran, sarnıç genelindeki klima iç ve dış üniteleriyle birlikte tüm güvenlik kameralarının da İBB tarafından götürüldüğünü kaydetti.

EKİPLERİMİZ 24 SAAT ÇALIŞIYOR
Server odasındaki kablo altyapısının kesilerek söküldüğünü, soyunma alanlarındaki kompakt kabinlerin de yerinden çıkarıldığını belirten Aran, “Gerçekten üzücü bir tabloyla karşılaştık. Neden böyle bir yöntem tercih edildiğini anlamakta zorlanıyoruz. Kullanımda olan merdivenlerin sökülüp kullanılamaz hale getirildiğini gördük. Yapıya ait unsurların korunarak teslim edilmesini isterdik. Şu anda ekiplerimiz 24 saat çalışıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hasar verdiği yerleri onararak, eksikliklerin giderilmesi ve yapının yeniden sağlıklı şekilde hizmet verebilmesi için yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Bakım ve onarım sürecini hızla tamamlayarak Yerebatan Sarnıcı’nı 6 Haziran Cumartesi günü yeniden ziyaretçilerimizle buluşturacağız.” ifadelerini kullandı.

HAZİRAN AYI SONUNA KADAR ÜCRETSİZ
İBB döneminde Türk vatandaşları için 450 TL’ye kadar çıkan giriş uygulaması da sona erdi. Yerebatan Sarnıcı’nı yerli ziyaretçiler Haziran ayı sonuna kadar ücretsiz ziyaret edebilecek. Müzekart sisteminin kurulmasıyla birlikte Müzekart kapsamında giriş yapılabilecek.

Yabancı ziyaretçiler ise 6 Haziran 2026 tarihinden itibaren Yerebatan Sarnıcı’nı ücretli bir şekilde ziyaret edebilecek.

Prof Ercan Eren'den Abd-İran savaşına derin bakış!

Askeri tarih, sahadaki teknolojik değişimlere rağmen devletlerin ve komutanların karar alma mekanizmalarının temel mantığının değişmediğini gösteriyor. Prof. Dr. Ercan Eren'in kaleme aldığı kapsamlı analize göre, günümüzdeki jeopolitik ve jeoekonomik çatışmaların kökeni MÖ 3. yüzyıldaki İkinci Pön Savaşı'na kadar uzanıyor. Bir yanda "Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız" diyen ve şok doktrininin sembolü olan Kartacalı Hannibal Barca; diğer yanda düşmanı doğrudan karşısına almadan zamana yayıp yıpratan stratejik sabrın dehası Romalı Quintus Fabius Maximus...

  • Tarihin Tekerrürü: Şok ve Sabrın Savaşı

Prof. Eren'in analizinde aktardığı üzere, askeri tarihin dönüm noktaları hep bu iki felsefenin çarpışmasına sahne oldu. Taktiksel cüretin, coğrafyanın ve zamanın eritici gücü karşısında nasıl sönümlendiği sayısız örnekle sabit:

Yüz Yıl Savaşları: İngilizlerin taktiksel eziciliğine karşı Fransızların geri çekilerek düşmanı açlık ve lojistik zafiyetle boğması.

Osmanlı-Safevi Çatışması: Osmanlı İmparatorluğu'nun muazzam ateş gücü ve lojistik ağına karşı Safevi Şahı Tahmasb'ın su kuyularını zehirleyip ambarları boşalttığı 'Yakılmış Toprak' savunması.

Asimetrik Direnişler: Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nda George Washington'ın İngilizleri okyanus ötesi lojistik maliyetlerle pes ettirmesi, Rusya steplerinde Napolyon'un devasa ordusunun tek bir büyük meydan savaşı olmadan açlık ve kışla imha edilmesi, İkinci Dünya Savaşı'nda Alman 'Blitzkrieg'inin (Yıldırım Savaşı) Sovyetlerin stratejik derinliğine çarpması ve Vietnam'da ABD'nin asimetrik yöntemlerle çökertilmesi.

  • Teknoloji Savaşlarında "İlk Hamle" ve "Hızlı Takipçi"

Tarihteki bu askeri doktrinler, günümüzde ekonomi ve teknoloji dünyasında da kelimesi kelimesine işliyor. Prof. Eren, pazara devasa riskler alarak hızla giren ve kuralları yıkan firmaları "Hannibal cüretine", pazarın olgunlaşmasını bekleyip devasa dağıtım kanalları ve sermayesiyle liderliği ele geçiren 'Hızlı Takipçi' (Fast Follower) teknoloji devlerini ise "Fabius sabrına" benzetiyor. İnovasyonun cüreti büyüleyici olsa da, uzun vadeli liderliği her zaman nakit akışı güçlü olan ve lojistik sürdürülebilirliği sağlayanlar belirliyor.

  • ABD'nin 'Ekonomik Blitzkrieg'ine Karşı İran'ın 'Asimetrik Direnişi'

Analizin en can alıcı noktası ise günümüzdeki ABD-İran hattında yaşanan gerilime tuttuğu ışık. Nükleer caydırıcılığın konvansiyonel savaşı imkansız kıldığı modern çağda, stratejik mücadeleler ticaret rotalarına, finansal sistemlere ve hibrit arenalara kaymış durumda.

Prof. Eren'e göre, ABD ve Batı blokunun hedef ülkelerin merkez bankası rezervlerini dondurması ve SWIFT sisteminden dışlaması modern bir "Ekonomik Blitzkrieg" (Yıldırım Ekonomik Savaş) operasyonudur. Buna karşılık İran ve bölgesel ittifak ağı ise asırlık bir Fabian savunması sergiliyor:

Doğrudan Savaşın Reddi: İran, süper gücün ezici ateş gücü ve teknolojik üstünlüğüyle açık alanda yüzleşmekten özenle kaçınıyor.

Vekalet Savaşları (Proxy Warfare): Mücadele tek bir cephede kabul edilmiyor; Lübnan, Yemen, Irak ve Suriye'deki yerel milis güçler üzerinden hibrit bir hatta yayılıyor.

Lojistik ve Ekonomik Aşındırma: Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarında olduğu gibi, birkaç bin dolarlık kamikaze İHA'ları durdurmak için süper güçlerin milyonlarca dolarlık hava savunma füzeleri harcaması sağlanıyor. Savaş asimetrik bir finansal yıpratmaya dönüştürülüyor.

  • Zaferin Altın Kuralı Değişmedi

Prof. Dr. Ercan Eren, jeoekonomik ve hibrit savaşlarda nihai hedefin düşmanı cephede yenmek değil, onun "siyasi iradesini, bütçe kısıtlarını ve halkının sabrını" tüketmek olduğunun altını çiziyor. Anlık şoklar yaratmak cüretkâr bir dehanın eseri olsa da, kalıcı zaferler her zaman zamanı müttefik kılan, iç cephesinin dayanıklılığını koruyan ve düşmanını doğrudan savaşmadan eriten aklın ürünü olmaya devam ediyor. Askeri cepheden teknoloji pazarına kadar değişmeyen o altın kural geçerliliğini koruyor: "Savaşı cephede kaybetmeyerek, lojistikte ve masada kazanmak."

İşte tarihin derin sayfalarına dalan o derin analiz:

Prof. Dr. Ercan Eren

Antik Dünyadan Kalan Miras; Cüret ile Sabrın Çarpışması

Askeri tarih, stratejik düşünce ve ekonomi-politik arasındaki bağ, insanlık tarihi kadar eskidir. Sahadaki mücadele yöntemleri çağlar içinde teknolojik ve kurumsal kabuk değiştirse de insan felsefesinin ve karar alma mekanizmalarının temel mantığı değişmeden kalır. Bu mantığın en saf ve zıt iki tezahürü, MÖ 3. yüzyılın sonlarında Akdeniz’in kaderini belirleyen İkinci Pön Savaşı’nda (MÖ 218-201) karşı karşıya gelmiştir: Kartacalı Hannibal Barca’nın taktiksel cüreti ve Romalı Quintus Fabius Maximus’un stratejik sabrı.

Hannibal Barca, askeri literatürde şok doktrininin, yaratıcı dehanın ve operasyonel hızın sembolüdür. Onun "Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız" felsefesi, imkânsız kabul edilen lojistik bariyerleri (Alpler’in fillerle aşılması gibi) yıkma iradesini ve düşmanı kendi evinde, doğrudan meydan savaşlarında (pitched battles) imha etme cüretini temsil eder. MÖ 216 yılındaki Cannae Savaşı’nda uyguladığı çift taraflı kuşatma (pincer movement) taktiği, sayıca az bir ordunun, kendisinden çok daha büyük bir gücü tek bir günde nasıl felç edebileceğinin tarihsel kanıtıdır. Hannibal, düşmanın psikolojik zafiyetlerini, sabırsızlığını ve kurumsal hantallığını kendi lehine kullanan yıkıcı bir aktördür.

Buna karşılık, Cannae felaketinden sonra Roma’nın varoluşsal krizini yönetmek üzere diktatör seçilen Quintus Fabius Maximus, askeri dehanın her zaman daha fazla ateş gücü ya da daha parlak taktiklerle yenilemeyeceğini kavrayan ilk liderlerden biridir. Fabius, Hannibal’ın doğrudan savaş davetlerini reddederek tarihe "Fabian Stratejisi" (Yıpratma Savaşı / War of Attrition) olarak geçecek yöntemi geliştirmiştir. Bu strateji; düşmanla açık alanda yüzleşmeyi kesin olarak reddeden, orduyu engebeli arazilerde koruyan, düşmanın iaşe ve lojistik hatlarını keserek onu zamana yayan bir süreçte açlık ve yorgunlukla eritmeyi hedefleyen sabırlı bir yaklaşımdır. Romalılar başlangıçta bu pasif görünen yöntemi korkaklık olarak nitelendirip ona "Cunctator" (Oyalayıcı) lakabını taksalar da zaman, lojistik derinliği ve kurumsal esnekliği yöneten Fabius’u haklı çıkarmıştır.

Bu iki felsefe arasındaki çarpışma, sadece antik çağa ait askeri bir anekdot değildir. Taktiksel dehanın ve ani şok dalgalarının, lojistik sürdürülebilirlik ve zaman yönetimi karşısında verdiği bu sınav; modern harp tarihinden teknoloji devlerinin pazar kapma savaşlarına, jeoekonomik ambargolardan günümüzün hibrit ve vekalet savaşlarına kadar geniş bir spektrumda bir şablon vazifesi görür. Bu çalışmanın amacı; Hannibal’ın cüreti ile Fabius’un sabrı arasındaki bu evrensel diyalektiği önce askeri tarih kırılmaları üzerinden incelemek, ardından modern ekonomi dünyası ve jeopolitik arenadaki izdüşümlerini yarı-akademik bir çerçevede tahlil etmektir.

1. Klasik ve Erken Modern Dönemde "Zamana Oynamak" (MÖ 200- MS 1800)
Sanayi Devrimi öncesi askeri ekosistemde lojistik, tamamen insan ve hayvan gücüne, dolayısıyla toprağın sunduğu kıt kaynaklara bağımlıydı. Bir orduyu hareket ettirmek, beslemek ve salgın hastalıklardan korumak, muharebenin kendisinden çok daha büyük bir kurumsal ve mali yük doğuruyordu. Bu kısıtlar altında, akıllı askeri liderler için düşmanı meydan savaşında yok etmek yerine, coğrafyayı ve zamanı birer silah olarak kullanıp lojistik hatlarını kurutmak her zaman en rasyonel seçenek olmuştur. Antik çağ mirasını devralan Klasik ve Erken Modern Dönem, Fabian stratejisinin en rafine ve yapısal örneklerine sahne olmuştur.

1. Yüz Yıl Savaşları: Bertrand du Guesclin ve İngiliz "Chevauchée" Doktrininin Sönümlenmesi

14. Yüzyılda İngiltere ve Fransa arasında yaşanan Yüz Yıl Savaşları, taktiksel üstünlüğün stratejik sığlık karşısında nasıl eridiğinin ilk büyük Orta Çağ örneğidir.

· Hannibal Rolünde İngiltere Krallığı: İngiliz ordusu, uzun yay (longbow) teknolojisi ve disiplinli piyade formasyonları sayesinde döneminin taktiksel olarak en ölümcül gücüydü. Crecy (1346) ve Poitiers (1356) savaşlarında Fransız şövalye ordularını açık alanda tamamen imha etmişlerdi. İngiliz askeri doktrini, "Chevauchée" adı verilen; Fransız içlerine dalarak tarlaları yakma, köyleri yağmalama ve halkı terörize ederek Fransız tahtını kesin sonuçlu bir meydan savaşına zorlama stratejisine dayanıyordu.
· Fabius Rolünde Bertrand du Guesclin: Fransa Kralı V. Charles, askeri çöküşü engellemek için ordunun başına Bertrand du Guesclin’i getirdi. Du Guesclin, İngilizlerin açık alandaki taktiksel eziciliğini kabul ederek doğrudan savaşı kesin surette yasakladı. Fransız asillerini ve ordusunu tahkim edilmiş kalelerin arkasına çekti. İngiliz ordusu Fransa topraklarında ilerlerken, onları sadece surların arkasından izledi. Ancak İngilizlerin arkasındaki lojistik hatlarına, yiyecek arayan küçük ikmal müfrezelerine ve öncü kollarına ani gece baskınları (vur-kaç) düzenledi.
· Stratejik Sonuç: İngilizler muazzam ordularıyla Fransa içinde tur atıp büyük yıkımlar yarattılar ancak savaşacak kurumsal bir muhatap bulamadılar. Fransa'nın derin coğrafyasında ilerledikçe açlık, hastalık ve ikmal yetersizliği nedeniyle yıprandılar. Du Guesclin, neredeyse hiçbir büyük meydan savaşı kazanmadan, İngilizlerin o zamana kadar ele geçirdiği toprakların %90'ını sabırlı bir yıpratma savaşıyla geri almayı başardı.


2. Hollanda İsyanı (Seksen Yıl Savaşı): Nassau'lu Maurice ve İspanyol İmparatorluğu'nun Finansal Boğulması

16- 17. yüzyıllarda yaşanan Hollanda İsyanı, dönemin küresel süper gücü ile bağımsızlık arayan küçük ama coğrafi avantajlara sahip bir topluluğun asimetrik mücadelesidir.

· Hannibal Rolünde İspanya İmparatorluğu: İspanyol "Tercio" birlikleri, ateşli silahlar ile kargılı piyadeleri kombine eden, dönemin yenilmez kabul edilen askeri makinesiydi. Alba Dükü komutasındaki bu profesyonel ordu, Hollanda ovalarında yakaladığı asi kuvvetleri taktiksel disipliniyle kolayca eziyordu.
· Fabius Rolünde Nassau'lu Maurice ve William of Orange: Hollandalı liderler, İspanyol ordusunun devasa maliyetini ve lojistik hantallığını bir silaha dönüştürmeye karar verdiler. Açık alanda İspanyol Tercio’ları ile karşılaşmayı reddederek savaşı tamamen kale kuşatmalarına ve hidrolik mühendisliğe yıktılar. Kritik anlarda deniz setlerini açarak kendi topraklarını sular altında bıraktılar. Bu su bariyerleri, ağır İspanyol ordusunun hareket kabiliyetini sıfırlarken, Hollanda hafif botlarının lojistik avantaj elde etmesini sağladı. İspanyolları bataklıklarda ve bitmek bilmeyen lojistik kuşatmalarda oyaladılar.
· Stratejik Sonuç: İspanya, bu oyalama savaşı yüzünden dünyanın en pahalı profesyonel ordusunu on yıllarca sınır ötesinde beslemek zorunda kaldı. Fabian stratejisinin ekonomik boyutu burada devreye girdi: İspanyol İmparatorluğu, bu bitmek bilmeyen askeri maliyeti Amerikan gümüşlerine rağmen taşıyamayarak süreç içinde dört kez resmi iflas (state bankruptcy) ilan etmek zorunda kaldı ve sonunda Hollanda'nın bağımsızlığını tanımaya mecbur oldu.


3. Osmanlı-Safevi Savaşları: Şah Tahmasb'ın "Yakılmış Toprak" Savunması

16.Yüzyıl Orta Doğu jeopolitiğinde, teknolojik ve kurumsal olarak ezici bir lojistik güce sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Safevi Devleti’nin hayatta kalma mücadelesi, Fabian stratejisinin Doğu askeri literatüründeki en net tezahürlerinden biridir.

· Hannibal Rolünde Osmanlı İmparatorluğu: Sahra topları, tüfekli yeniçeriler ve kusursuz işleyen menzil teşkilatı (lojistik ağ) sayesinde Osmanlı merkez ordusu, dönemin ateş gücü en yüksek ve en disiplinli askeri yapısıydı. Çaldıran Savaşı’nda (1514) bu gücün karşısına geleneksel yöntemlerle doğrudan çıkan Safevi ordusu ağır bir taktiksel yenilgi almıştı.
· Fabius Rolünde Şah Tahmasb: Çaldıran felaketinden stratejik dersler çıkaran Şah Tahmasb, Kanuni Sultan Süleyman’ın Irakeyn (1533-1535) ve sonraki İran seferlerinde taktiği radikal bir şekilde değiştirdi. Osmanlı ordusunun sınırları geçtiğini duyduğu an, ordusunu doğrudan savaşa sokmayarak Zagros Dağları'nın arkasına, iç bölgelere çekti. Geri çekilirken, Osmanlı ordusunun ilerleme rotası üzerindeki tüm su kuyularını zehirledi, ekinleri yaktı ve ambarları boşalttı (Yakılmış Toprak / Scorched Earth).
· Sonuç: Kanuni Sultan Süleyman, muazzam lojistik gücüyle Tebriz de dahil olmak üzere Safevi başkentlerine ve şehirlerine kolayca girdi; fakat karşısında imha edebileceği bir ordu bulamadı. İkmal hatları Anadolu içlerinden Azerbaycan ve İran derinliklerine kadar uzayan, kışın yaklaşmasıyla açlık ve coğrafi koşullarla yüzleşen Osmanlı ordusu, her seferinde stratejik olarak geri dönmek zorunda kaldı. Tahmasb, doğrudan meydan savaşından kaçarak Safevi devletinin varlığını korumayı ve sönümlendirme politikasını başarıyla uygulamayı bildi.

2. Modern Harp Tarihinde Şok Doktrini ve Fabian Savunması
Sanayi Devrimi ve kitlesel orduların doğuşu (ulus-devlet modeli), lojistiğin niteliğini değiştirse de Fabian felsefesinin özünü değiştirmemiştir. Aksine; demiryolları, telgraflar ve modern ateş gücü, "şok" etkisini daha da büyütmüş; bu durum, "cürretkar hücum" doktrinlerine karşı sabırlı bir savunma ve yıpratma stratejisi uygulamayı daha da hayati hale getirmiştir. 18. yüzyıldan 20. yüzyılın sonuna uzanan bu kesitte, dünya tarihinin yönünü değiştiren dört büyük asimetrik çarpışmayı incelemek mümkündür.

1. Amerikan Bağımsızlık Savaşı (1775–1783): George Washington ve "Amerikalı Fabius" Kimliği

Amerikan Devrimi, dönemin en organize kurumsal yapısına sahip bir küresel imparatorluk ile düzenli ordudan yoksun milis kuvvetlerin mücadelesidir.

· Hannibal Rolünde İngiliz Kraliyet Ordusu: Profesyonel, disiplinli ve muazzam bir donanma desteğine sahip olan İngiliz ordusu, taktiksel düzeyde sömürge milislerine karşı mutlak bir üstünlüğe sahipti. Britanya askeri doktrini, Amerikan Kıtasal Ordusu’nu New York veya Philadelphia gibi açık kıyı ovalarında yakalayıp tek bir kesin sonuçlu meydan savaşında yok etmeyi amaçlıyordu.
· Fabius Rolünde George Washington: General George Washington, İngiliz ordusunun taktiksel eziciliği karşısında ordusunu doğrudan bir savaşa sokması halinde devrimin saniyeler içinde biteceğini öngördü. Washington, stratejisini tamamen "ordu var oldukça devrim de var olacaktır" felsefesine oturttu. Büyük şehirleri terk etme pahasına ordusunu sürekli iç bölgelere, engebeli arazilere (Valley Forge gibi) çekti. İngilizlerin okyanus ötesi lojistik hatlarını, küçük müfrezelerini ve ikmal kollarını hedef alan yıpratma operasyonlarına odaklandı.
· Stratejik Sonuç: Washington’ın bu stratejisi o kadar belirgindi ki dönemin Amerikan ve İngiliz basınında kendisine doğrudan "Amerikalı Fabius" lakabı takılmıştı. İngiliz ordusu taktiksel olarak pek çok çatışmayı kazandı ancak savaşı zamana yayan Washington sayesinde Britanya kamuoyu ve ekonomisi, okyanus ötesindeki bu bitmek bilmeyen ve maliyeti sürekli artan savaşı daha fazla finanse edemeyerek geri çekilmek zorunda kaldı.


2. Napolyon’un Rusya Seferi (1812): Grand Armée’nin Stratejik Derinlikte Erimesi

Askeri dehası ve hızıyla Avrupa’yı dize getiren Napolyon Bonapart, operasyonel cüretin stratejik körlükle birleştiği en dramatik yenilgilerden birini Rusya steplerinde yaşamıştır.

· Hannibal Rolünde Napolyon Bonapart: Yaklaşık 600.000 kişilik devasa ordusu (Grande Armée) ile Rusya sınırını geçen Napolyon, lojistik ve manevra kabiliyetinin zirvesindeydi. Amacı, Rus ordusunu sınıra yakın bölgelerde kıstırmak, hızlı ve şok edici bir meydan savaşıyla (tıpkı Cannae gibi) imha etmek ve Çar I. Aleksandr’ı teslim olmaya zorlamaktı.
· Fabius Rolünde General Barclay de Tolly ve Mihail Kutuzov: Rus komuta kademesi, Napolyon’un taktiksel dehasıyla açık alanda yüzleşmenin intihar olacağını biliyordu. Bu nedenle Rus ordusu, Napolyon’un savaş davetlerini reddederek sürekli Rusya’nın derinliklerine doğru geri çekildi. Geri çekilirken Safevi ve Fransa örneklerinde gördüğümüz "Yakılmış Toprak" (Scorched Earth) taktiğini en radikal şekilde uyguladılar; Fransız ordusunun beslenebileceği tüm köyleri, ekinleri ve ambarları ateşe verdiler.
· Stratejik Sonuç: Napolyon, Eylül 1812'de Borodino'daki kanlı çarpışmanın ardından boşalmış ve ateşe verilmiş Moskova’ya girdiğinde zafer kazandığını düşündü. Ancak karşısında barış imzalayacak bir Çar yoktu. Lojistik hatları yüzlerce kilometre uzayan, yiyeceksiz kalan ve Rus kışıyla yüzleşen Grande Armée, harabe halindeki şehirden geri çekilmek zorunda kaldı. Fabius gibi zamanı ve coğrafyayı yöneten Ruslar, Napolyon'un devasa ordusunu tek bir büyük meydan savaşı kazanmadan, lojistik olarak imha etti.

3. İkinci Dünya Savaşı ve Blitzkrieg Doktrininin Tıkanması (1941-1943)

Modern askeri tarihin en ikonik "şok" doktrini olan Alman Blitzkrieg’i (Yıldırım Savaşı), Fabian stratejisinin modern ve endüstriyel bir versiyonuna çarparak durmuştur.

· Hannibal Rolünde Nazi Almanyası (Wehrmacht): Tank tümenleri (Panzer), motorize piyade ve yakın hava desteğinin (Luftwaffe) kusursuz kombinasyonuna dayanan Blitzkrieg, hıza, şok etkisine ve düşmanı merkezde kuşatarak (Kesselschlacht) hızla felç etmeye odaklı modern bir Hannibal cüretiydi. 1941'deki Barbarossa Harekâtı ile Sovyetler Birliği'ne saldıran Almanlar, ilk aylarda milyonlarca Sovyet askerini bu kuşatmalarla esir aldı.
· Fabius Rolünde Sovyetler Birliği (Kızıl Ordu): Sovyet komuta kademesi, başlangıçtaki muazzam kayıplara rağmen ülkenin devasa stratejik derinliğini (coğrafyasını) ve insan gücü potansiyelini bir savunma kalkanına dönüştürdü. Alman ordusunun lojistik hatlarını uzatmak adına cepheyi geri çektiler, tüm endüstriyel fabrikaları Ural Dağları'nın arkasına taşıyarak zamana oynadılar. Alman ordusunu Moskova ve özellikle Stalingrad gibi kentsel alanlarda, Blitzkrieg manevra kabiliyetini sıfırlayan bitmek bilmeyen yıpratma muharebelerine çektiler.
· Stratejik Sonuç: Alman askeri makinesi, sınırlı hammadde ve petrol kaynaklarıyla savaşı kısa sürede bitirmek zorundaydı. Sovyetlerin savaşı zamana yayan, lojistik hatları felç eden modern Fabian yaklaşımı, Alman ordusunu Rusya içlerinde eritti. Barbarossa'nın cüreti, Sovyetlerin endüstriyel ve coğrafi derinliği içinde sönümlendi.

4. Vietnam Savaşı (1955–1975): Asimetrik Harp ve Psikolojik Yıpratma

Modern dönemin en asimetrik çatışması olan Vietnam Savaşı, Fabian stratejisinin cepheden ziyade düşmanın iç cephesini (kamuoyunu ve siyasi iradesini) hedef alan en rafine örneğidir.

· Hannibal Rolünde Amerika Birleşik Devletleri: Ezici bir teknolojik üstünlük, mutlak hava hakimiyeti, sarsıcı ateş gücü ve "Ara ve Yok Et" (Search and Destroy) doktrini. ABD ordusu, Kuzey Vietnam düzenli ordusunu ve Vietkong'u açık alanda yakalayıp teknolojik üstünlüğüyle imha etmek üzerine kurulu operasyonel bir strateji izliyordu.
· Fabius Rolünde General Vo Nguyen Giap ve Ho Chi Minh: Kuzey Vietnam’ın efsanevi generali Giap, ABD’nin ateş gücüyle doğrudan yarışamayacağını net bir şekilde analiz etmişti. Giap, savaşı zamana yayarak ABD'nin lojistik maliyetini ve insan kaynağı sabrını tüketmeyi hedefledi. "Üç Aşamalı Devrimci Harp" doktrini çerçevesinde; tünel ağları, orman örtüsü, vur-kaç taktikleri ve küçük gerilla hücreleriyle Amerikan ordusunun moralini yavaş yavaş aşındırdı.
· Stratejik Sonuç: ABD ordusu taktiksel düzeyde hemen hemen her çatışmayı kazandı ve karşı tarafa muazzam zayiatlar verdirdi. Ancak Fabian stratejisi nihai zaferini cephede değil, Amerikan halkının sabrında, bütçesinde ve Washington'ın siyasi iradesinde kazandı. 20 yıla yayılan bu maliyetli oyalama savaşı, süper gücü askeri olarak değil, kurumsal ve sosyo-politik olarak yıpratarak geri çekilmeye zorladı.

3. Teknoloji Arenasında "İlk Hamle" ve "Hızlı Takip"
Savaş meydanındaki "askeri güç, cephane ve ikmal hatları" gibi unsurlar, modern iş dünyasında "sermaye, teknolojik inovasyon, pazar payı ve dağıtım kanalları" olarak karşımıza çıkar. Yüksek teknoloji pazarlarında firmalar arasındaki rekabet, asırlardır süregelen askeri doktrinlerin kurumsal birer kopyası niteliğindedir. Bu arenada "Hannibal cüreti", yıkıcı bir teknolojiyle pazara ilk giren ve kuralları radikal biçimde değiştiren aktörleri; "Fabian sabrı" ise pazarın olgunlaşmasını bekleyip lojistik ve sermaye üstünlüğüyle liderliği ele geçiren "Hızlı Takipçileri" (Fast Followers) temsil eder.


1. Hannibal Rolünde "Blitzscaling" ve İlk Hamle Avantajı

Teknoloji literatüründe "Blitzscaling" (Yıldırım Ölçeklenme), belirsizlik ortamında verimlilikten ziyade hıza öncelik vererek pazarı bir anda domine etmeyi amaçlayan saldırgan bir kurumsal büyüme doktrinidir. Tıpkı Hannibal’ın Alpler’i geçerek Roma’yı kendi evinde vurması gibi, bu şirketler de kimsenin cesaret edemediği teknolojik ve finansal riskleri alırlar.

· Şok Etkisi ve Pazarı Yıkma: Bu aktörler, geliştirdikleri radikal ürün veya hizmetle eski oyuncuları ve iş modellerini bir gecede felç etmeyi hedeflerler. Taktiksel yaratıcılıkları ve operasyonel hızları muazzamdır.
· Zayıf Karın (Lojistik Kırılganlık): İlk hamleyi yapan firmalar (First Movers), pazarın eğitimi, yasal altyapının kurulması ve tüketici alışkanlıklarının değiştirilmesi gibi süreçlerde devasa miktarda nakit ve enerji tüketirler. Arkalarında güçlü bir kurumsal "ikmal hattı" (sürdürülebilir sermaye yapısı) kuramazlarsa, ilk saldırının getirdiği şok etkisi geçtikten sonra lojistik olarak savunmasız kalırlar.


2. Fabius Rolünde "Fast Follower" (Hızlı Takipçi) Stratejisi

Büyük, kurumsallaşmış ve devasa finansal kaynaklara sahip teknoloji devleri, çoğunlukla Fabius Maximus gibi hareket ederler. Küçük bir girişimcinin veya cüretkâr bir öncünün yarattığı her inovasyona anında, körü körüne saldırmazlar.

· Gözlem ve Doğrudan Savaşın Reddi: Hızlı takipçiler, öncü firmanın pazara dalışını sabırla izlerler. Öncü firma pazar kurallarını esnetirken, teknolojik hatalarla boğuşurken ve nakit tüketirken (yani yıpranırken) pazarın olgunlaşmasını beklerler. Bu süreçte risk analizi yapar, teknolojiyi kopyalar veya daha stabil hale getirecek Ar-Ge altyapısını hazırlarlar.
· Lojistik Üstünlükle Karşı Taarruz: Pazar yeterli büyüklüğe ve netliğe ulaştığı an, Fabius rolündeki devler devreye girer. Kendi markalarının güvenilirliğini, devasa nakit rezervlerini ve en önemlisi dağıtım kanallarını (lojistik ağlarını) kullanarak pazara girerler. Öncü firmanın yıllarca uğraşarak kurduğu kullanıcı tabanını, sahip oldukları ölçek ekonomisiyle kısa sürede sönümlendirirler.

3. Vaka Analizleri: Teknolojik Yıpratmanın Kurumsal Örnekleri

Teknoloji tarihi, Hannibal cüretinin Fabian sabrı ve kurumsal derinlik karşısında boğulduğu sayısız örnekle doludur:

Kurumsal dünyada inovasyonun cüreti büyüleyicidir ancak uzun vadeli liderliği belirleyen şey, Fabius’un Roma’da kanıtladığı gibi, "kaynak esnekliği ve lojistik sürdürülebilirlik" kabiliyetidir. Nakit akışı güçlü olan ve zamanı kendi lehine bükebilen kurumsal aktör, en agresif çıkışları bile zaman içinde kendi bünyesine katarak veya taklit ederek sönümlendirme gücüne sahiptir.

4. Jeoekonomik Kuşatmalar ve Hibrit Savaşlar
Modern uluslararası ilişkiler disiplininde, konvansiyonel orduların doğrudan karşı karşıya gelmesinin maliyeti (nükleer caydırıcılık ve küresel kurumsal mekanizmalar nedeniyle) aşırı yükselmiştir. Bu durum, stratejik mücadelenin askeri cephelerden ticaret rotalarına, finansal sistemlere ve asimetrik "hibrit" arenalara kaymasına neden olmuştur. Günümüzün jeoekonomik ve jeopolitik çatışmaları, antik çağın Hannibal-Fabius diyalektiğinin en güncel ve en karmaşık laboratuvarıdır. Bu arenada büyük güçlerin şok yaptırımları "Hannibal cüreti"ni; hedef aktörlerin vekalet savaşları ve ekonomik direnç hamleleri ise "Fabian sabrı"nı temsil eder.


1. Ekonomik Blitzkrieg: Finansal Sistemlerin Silahlaştırılması

Büyük küresel güçler (başta ABD ve Batı bloku), bir aktörü cezalandırmak veya dize getirmek istediklerinde, bunu konvansiyonel bir askeri işgalle yapmak yerine küresel finansal altyapı üzerindeki mutlak hakimiyetlerini kullanarak gerçekleştirirler. Bu yaklaşım, modern bir "Ekonomik Blitzkrieg" (Yıldırım Ekonomik Savaş) olarak nitelendirilebilir.

· Şok Doktrini ve Kuşatma: Hedef ülkenin merkez bankası rezervlerinin dondurulması, SWIFT (Dünya Bankalararası Finansal Telekomünikasyon Derneği) sisteminden bir gecede dışlanması ve birincil/ikincil ambargoların devreye sokulması tam anlamıyla bir şok darbedir. Amaç, karşı tarafın finansal sistemini, para birimini ve tedarik zincirlerini hızla felç ederek toplumsal bir çöküş yaratmak ve yönetimi kısa sürede masaya oturmaya zorlamaktır.
· Operasyonel Cüret: Bu yöntem, tıpkı Hannibal'ın Cannae'de yaptığı gibi, düşmanın etrafını finansal duvarlarla hızlıca sararak onu hareket edemez hale getirmeyi amaçlayan agresif ve kesin sonuç odaklı bir stratejidir.


2. Stratejik Direniş: Coğrafyaya ve Zamana Yayılan Fabian Savunması

Eğer finansal şok dalgasına maruz kalan hedef aktör, yeterli stratejik derinliğe, hammadde kaynaklarına veya alternatif ittifak ağlarına sahipse, doğrudan teslim olmak yerine modern bir Fabian savunma mekanizmasını devreye sokar. Bunun en güncel ve somut örneği, son dönemde ABD ile İran (ve onun bölgesel ittifak ağı) arasında yaşanan kronik gerilim hattında gözlemlenmektedir.

· Doğrudan Savaşın Reddi: Fabius rolündeki direnen aktör, süper gücün ezici ateş gücü ve teknolojik üstünlüğüyle (nokta atışı operasyonlar, uçak gemisi filoları vb.) açık alanda veya konvansiyonel bir savaşta karşı karşıya gelmeyi kesinlikle reddeder. Süper gücü doğrudan vurabileceği büyük askeri angajmanlara girmekten kaçınır.
· Vekalet Savaşı (Proxy Warfare) ve Coğrafi Yayılım: Mücadele tek bir cephede kabul edilmez; aksine asimetrik yöntemlerle geniş bir coğrafyaya yayılır. Orta Doğu örneğinde görüldüğü gibi, Lübnan, Yemen, Irak ve Suriye'deki yerel milis güçler (vekalet unsurları) üzerinden hibrit bir cephe inşa edilir. Savaş, süper gücün doğrudan imha edemeyeceği, akışkan ve merkeziyetsiz bir yapıya büründürülür.
· Lojistik ve Ekonomik Aşındırma: Süper gücün sabrını ve kaynaklarını eritmek için kritik küresel ticaret rotaları hedef alınır. Örneğin, Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'deki nakliye hatlarını kamikaze İHA ve füzelerle vurması, küresel deniz ticaretinin lojistik maliyetlerini artırırken, süper gücü bu hatları korumak adına milyarlarca dolarlık askeri operasyonları finanse etmek zorunda bırakır. Birkaç bin dolarlık asimetrik unsurları engellemek için milyon dolarlık hava savunma füzelerinin harcanması, tam anlamıyla Fabius tarzı bir "lojistik ve finansal yıpratma" (attrition) hamlesidir.


3. Siyasi İradelerin Savaşı

Jeoekonomik ve hibrit savaşlarda Fabian stratejisinin nihai hedefi, cephede askeri bir zafer kazanmak değildir. Amaç, süper gücü kendi kamuoyu, bütçe kısıtları ve müttefik ilişkileri üzerinden yıpratmaktır. Süreç zamana yayıldıkça, yaptırımı uygulayan veya uzak coğrafyalarda askeri güç bulunduran demokratik süper güçlerin iç siyasetinde "Bu bitmek bilmeyen krizin maliyeti bize neden yükleniyor?" sorusu sorulmaya başlar.

Tıpkı Fabius’un, Hannibal’ı İtalya ovalarında uykusuz ve aç bırakarak Roma Senatosu’nu sabırla beklemeye ikna etmesi gibi; modern asimetrik aktörler de direnç ekonomisi (ithal ikamesi, alternatif ödeme sistemleri) ve hibrit yıpratma taktikleriyle süper güçlerin siyasi iradesini sönümlendirmeyi hedefler. Günümüz jeopolitiğinde "zamanı yöneten", anlık taktiksel şokları absorbe edebilen ve kurumsal/toplumsal dayanıklılığı yüksek olan aktör, asimetrik mücadeleden sağ çıkarak stratejik bir başarı elde etmektedir.

Sonuç: Tarihin Değişmeyen Altın Kuralı; Esneklik ve Dayanıklılık
MÖ 3. yüzyılda İtalya topraklarında Hannibal Barca ile Fabius Maximus arasında başlayan metodolojik çarpışma, aradan geçen iki bin yılı aşkın süreye rağmen stratejik düşüncenin en temel diyalektiği olma vasfını korumaktadır. Askeri teknolojiler oklardan ve fillerden kamikaze İHA’lara ve algoritmik ticaret savaşlarına evrilmiş; sahadaki cephaneler yerini sermaye piyasalarına ve dijital ağlara bırakmıştır. Ancak insanın, kurulların ve devletlerin kriz anlarındaki davranışsal kodları sabit kalmıştır. Tarih, anlık taktiksel dehanın ve muazzam şok dalgalarının, lojistik sürdürülebilirlik ve stratejik esneklik karşısında uzun vadede nasıl sönümlendiğinin sayısız kanıtıyla doludur.

Bu çalışmada incelenen askeri kırılma noktaları göstermektedir ki, coğrafi genişliği ve zamanın eritici gücünü arkasına alan sabırlı bir savunma, en agresif askeri doktrinleri (Fransa’daki İngiliz Chevauchée’sini, Napolyon’un Grande Armée’sini veya Nazi Almanyası’nın Blitzkrieg’ini) lojistik olarak boğma kapasitesine sahiptir. Aynı şablon, modern kurumsal rekabet dünyasında da hüküm sürmektedir. Pazara ilk girmenin getirdiği cüretkâr avantaj, eğer sürdürülebilir bir sermaye derinliği ve ölçek ekonomisiyle tahkim edilmezse; olgunlaşma dönemini sabırla bekleyen ve devasa dağıtım kanallarıyla taarruza geçen "Hızlı Takipçi" (Fast Follower) devlerin finansal yıpratma stratejisi altında erimeye mahkumdur. Günümüzün jeoekonomik ve hibrit arenalarında ise finansal sistemlerin silahlaştırılmasıyla yaratılan şok dalgaları, asimetrik coğrafi yayılım ve vekalet savaşlarının doğurduğu kronik maliyetlerle sönümlendirilmektedir.

Tam da bu noktada, yazının başlangıcında değinilen İngiliz Fabian Derneği’nin (Fabian Society) felsefesine geri dönmek anlamlıdır. 19. yüzyılın sonunda kurulan bu entelektüel topluluğun, kapitalist kurumsal yapıyı dönüştürmek için Marksist radikal/devrimci (ani şok/doğrudan savaş) yöntemi reddedip adını Fabius Maximus’tan alması tesadüf değildir. George Bernard Shaw ve arkadaşları, modern kurumsal sistemlerin ve yerleşik ekonomik yapıların tek bir devrimci darbeyle yıkılamayacak kadar büyük bir "lojistik ve kurumsal derinliğe" sahip olduğunu fark etmişlerdir. Onlar, toplumsal ve ekonomik dönüşümün tıpkı Fabius’un Hannibal’ı eritmesi gibi; anayasal, barışçıl, kademeli reformlarla, sistemi zamana yayarak içeriden yıpratmak ve dönüştürmek suretiyle gerçekleşebileceğini savunmuşlardır. Günümüz Avrupa sosyal demokrasisinin ve kurumsal refah devleti modellerinin kökeninde bu sabırlı yıpratma felsefesi yatar.

Nihayetinde ister askeri cephede ister teknolojik pazarda, isterse küresel jeopolitikte olsun, stratejinin altın kuralı değişmemiştir: "Savaşı cephede kaybetmeyerek, lojistikte ve masada kazanmak." Anlık şoklar yaratmak cüretkâr bir dehanın eseridir; ancak kalıcı zaferler, zamanı bir müttefik gibi kullanabilen, iç cephesinin psikolojik ve ekonomik dayanıklılığını koruyan ve düşmanını doğrudan savaşmadan eritmeyi beceren sabırlı bir aklın ürünüdür. Cüret yolları açabilir, ancak o yolları kalıcı hale getiren her zaman sabrın stratejik derinliği olacaktır.

8. Etnospor Kültür Festivali'nde Gazze unutulmadı!

Dünya Etnospor Birliği tarafından İstanbul Atatürk Havalimanı’nda düzenlenen 8. Etnospor Kültür Festivali, geleneksel sporların ve kadim kültürlerin yanı sıra insani dayanışmayı da merkeze alan anlamlı bir alana ev sahipliği yapıyor.

Festival kapsamında kurulan Dayanışma Obası ve Scholasticide Sergisi’nde, başta Gazze olmak üzere mazlum coğrafyalarda yaşanan insanlık dramlarına dikkat çekildi.

Söyleşiler, atölyeler, kültürel çalışmalar ve sosyal farkındalık faaliyetleriyle hazırlanan obada ve Filistin’de yaşanan zulmü gözler önüne seren sergide festivalin “birlik, paylaşma ve iyiliği yaşatma” yönü öne çıkarıldı.

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI AYNI OBA ALTINDA BULUŞTU
Festival alanındaki Dayanışma Obası’nda farklı sivil toplum kuruluşları yer aldı. Her kuruluş kendi faaliyet alanı üzerinden ziyaretçilere hem tanıtım yaptı hem de sosyal sorumluluk bilincini güçlendiren çalışmalar gerçekleştirdi. Dayanışma Obası, yalnızca bir tanıtım alanı olarak değil; çocuklara, gençlere ve ailelere hitap eden farkındalık faaliyetleriyle festivalin vicdani hafızasını oluşturan merkezlerden biri oldu. Festival boyunca alanda yardım faaliyetleri, kültürel çalışmalar, geleneksel atölyeler ve farkındalık etkinlikleri düzenlendi.

GAZZE İÇİN GÜÇLÜ FARKINDALIK
Obada yürütülen çalışmaların ana gündemlerinden birini Gazze oluşturdu. Başta Gazze olmak üzere mazlum coğrafyalarda yaşanan insanlık dramlarına dikkat çekmek amacıyla hazırlanan etkinliklerde ziyaretçilere paylaşmanın, yardımlaşmanın ve insan onurunu savunmanın önemi hatırlatıldı. Gazze temalı sergi, yüz boyama etkinliği, sanatsal etkinlikler ve oyunlar obada katılımcıların yoğun ilgisini gördü. Ayrıca “Zulmü Postala” köşesinde de çocukların Filistin için yazdığı mesajlar yürekleri ısıttı.

'FİLİSTİN İÇİN TEK YÜREK'
Festival içinde kurulan "Scholasticide" sergisinde, İsrail'in Gazze'deki eğitim sistemine, akademik altyapıya ve entelektüel birikime yönelik gerçekleştirdiği sistematik yıkım gözler önüne serildi. "Filistin İçin Tek Yürek" sloganıyla kurulan sergide vatandaşlar, Gazze'de yaşanan büyük insani ve akademik dram hakkında detaylı bilgilere ulaşma imkanı buldular.

MİLYARLARCA DOLARLIK BİLANÇO
Gazze'de eğitim hayatına zorunlu olarak tam 911 gün ara verilmek zorunda kalındı. Bu süreçte 19 bin 260 öğrencinin yanı sıra anaokulu çağındaki 4 bin 160 çocuk hayatını kaybetti. Eğitim yuvalarını ayakta tutan 780 öğretmen ve eğitim personeli katledilirken, 625 bin öğrenci en temel hakları olan eğitimden tamamen mahrum bırakıldı. Bölgedeki akademik hafızayı yok etmeyi amaçlayan saldırılarda, 12 üniversite ana kampüsleriyle birlikte bombalanarak yerle bir edildi. Eğitim altyapısının tamamen çökmesi, devasa bir mali faturayı da beraberinde getirdi. Gazze'de eğitime derhal yeniden başlanabilmesi için acil olarak 86 milyon dolara ihtiyaç duyuluyor. Yaşanan ağır tahribatın ve son 3 yıldaki kayıpların tamamen telafi edilebilmesi için gereken toplam bütçenin ise 2.6 milyar doları bulduğu belirtiliyor.

8. Etnospor Kültür Festivali başladı

TRT'nin iletişim ortağı olduğu ve bu yıl 21-24 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek festivalin açılışı, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda kurulan Han Çadırı önünde öğrencilerin Gülbank geleneği eşliğinde gerçekleştirdiği gösteriyle yapıldı. Ardından İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu mehteran ekibi sahne aldı.

Açılışta konuşan Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, festival boyunca kültürel zenginliklerin hep birlikte yaşanacağını söyledi.

Ziyaretçileri selamlayan Erdoğan, festival boyunca güreşler ve atlı sporlar başta olmak üzere çeşitli etkinliklerin gerçekleştirileceğini kaydetti.

Festival kapsamında yapılacak etkinliklerde çocukların ve ailelerin geleneksel kültürle buluşacağını ifade eden Erdoğan, "Bu yıl yine burada 4 gün boyunca kültürümüzün zenginliklerini hep birlikte yaşayacağız. Çocuklarımızla, büyüklerimizle ailece bir arada geleneğin kokusunu, havasını soluyacağız ve dünyanın dört bir yanından gelen misafir sanatçıları, sporcuları, kültür insanlarını hep birlikte burada ağırlayacağız. Bugün buraya gelen çocuklar kültürel zenginliğin ne kadar kıymetli olduğunu, ne kadar anlamlı olduğunu yaşayacaklar, hissedecekler." dedi.

İstanbul'un uluslararası önemine dikkati çeken Erdoğan, konuşmaların ardından çocuklarla birlikte kurdele keserek festivalin açılışı yaptı.

Yıldırım Bekçi Türk Müziği Topluluğu’ndan Haziran’da Dört Özel Konser

Türk Sanat Müziği’nin güçlü yorumcularından Yıldırım Bekçi yönetimindeki Yıldırım Bekçi Türk Müziği Topluluğu, Mayıs ayında Birmingham’da gerçekleşen başarılı konserin ardından Haziran ayında dört özel konserle sanatseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. “Beş Özel Konser, Tek Güzel Gelenek” mottosuyla düzenlenen “Concert Series 2026”, Londra ve çevresindeki prestijli salonlarda Türk müziğinin unutulmaz eserlerini dinleyiciyle buluşturacak.

Haziran Ayında Dört Ayrı Sahne

Birmingham’da 16 Mayıs’ta gerçekleştirilen konserle büyük beğeni toplayan topluluk, şimdi gözünü Haziran programına çevirdi. Serinin ikinci konseri 6 Haziran Cumartesi günü Richmond’da gerçekleştirilecek. Duke Street Church’te sahne alacak Richmond Korosu, saat 16.00’da müzikseverlerle buluşacak.

Konser serisi 7 Haziran Pazar günü Bromley’de devam edecek. Chislehurst bölgesindeki Christ Church’te düzenlenecek konser, saat 16.30’da başlayacak. Türk Sanat Müziği repertuvarının sevilen eserlerinin seslendirileceği gecede, dinleyicilere nostalji ve duygu dolu anlar yaşatılması hedefleniyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

13 Haziran Cumartesi günü ise Harringay Korosu, St. Andrew’s Church sahnesinde sanatseverlerle buluşacak. Kuzey Londra’daki Türk toplumunun yoğun ilgi göstermesi beklenen konserin saat 18.30’da başlaması planlanıyor.

Serinin final konseri ise 20 Haziran Cumartesi günü Berkshire bölgesinde gerçekleştirilecek. Reading Korosu, Twyford’daki Loddon Hall’da saat 20.00’de sahne alacak.

“Türk Müziğiyle Gönüllere Dokunuyoruz”

Şef Yıldırım Bekçi yönetimindeki korolar, “Türk Müziğiyle Gönüllere Dokunuyoruz” anlayışıyla hazırlanan konserlerde, klasik Türk müziğinin en seçkin eserlerini seslendirecek. Londra’daki Türk toplumu başta olmak üzere farklı kültürlerden müzikseverlerin de yoğun ilgi göstermesi beklenen etkinliklerin, kültürel birlikteliğe önemli katkı sunacağı ifade ediliyor.

Topluluk yetkilileri, Haziran ayı boyunca gerçekleşecek konserlere tüm sanat ve müzik dostlarını davet ederek, Türk müziğinin zengin mirasını birlikte yaşatmayı hedeflediklerini belirtti.

Istikbal 860X450 Pxl

Müzeler Haftası'nda İstanbul Modern'de ücretsiz sergi turları düzenlenecek

Müzeden yapılan açıklamaya göre, program kapsamında "Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası" ve "Yüzen Adalar" koleksiyon sergileri ziyaretçilerle rehber eşliğinde buluşacak.

"Tüm Renklerin Aryası" sergisi, Türkiye'nin ilk opera sanatçılarından Semiha Berksoy'un üretimlerine odaklanıyor. Sergi, Berksoy'un sahne sanatlarından görsel sanatlara uzanan pratiğini kapsamlı bir seçkiyle ele alıyor.

"Yüzen Adalar" koleksiyon sergisi ise İstanbul Modern Koleksiyonu'ndan farklı dönem ve kuşaklardan sanatçıların eserlerini bir araya getiriyor.

Program kapsamında, "Yüzen Adalar" koleksiyon sergisi turu 19 Mayıs saat 11.00-11.45'te, "Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası" sergi turu ise 21 Mayıs saat 13.30-14.15'te gerçekleştirilecek.

Etkinliklere rezervasyonla katılım sağlanabilecek.

Sömürgeci anlatılara karşı İstanbul Perspektifi: Esra Albayrak’tan küresel sinemaya çağrı

NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Esra Albayrak, İstanbul’da başlayan Dünya Dekolonizasyon Forumu’nda sinemada tek merkezli anlatılara karşı çok sesli ve çok merkezli bir yaklaşımın önemine dikkat çekti. Albayrak, “Beyaz adamın yüküne karşı, insanın yükünü kucaklayabildiğimiz bir çıkışın İstanbul'dan olmasını temenni ediyoruz,” dedi.

BBC’nin Yayımlamayı Reddettiği Gazze Belgeseline BAFTA Ödülü

İngiltere’de düzenlenen BAFTA TV Awards töreninde, Gazze’deki hastanelere yönelik saldırıları ve Filistinli sağlık çalışanlarının yaşadıklarını konu alan “Gaza: Doctors Under Attack” adlı belgesel “En İyi Güncel Olaylar Yapımı” ödülünü kazandı. Belgesel, daha önce BBC tarafından finanse edilmesine rağmen yayımlanmamış, ardından Channel 4 ekranlarında izleyiciyle buluşmuştu.

Belgeselin ödül kazanması, İngiliz kamu yayıncısı BBC’nin Gazze içeriklerine yaklaşımıyla ilgili tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Yapım ekibi, ödül törenindeki konuşmalarında BBC’nin yayın kararını sert sözlerle eleştirdi.

Belgeselin sunucusu ve gazeteci Ramita Navai, ödülü alırken yaptığı konuşmada, “BBC’nin finanse ettiği ancak yayımlamayı reddettiği soruşturmanın bulguları bunlar. Susturulmayı ve sansürlenmeyi kabul etmedik. Bu filmi yayımladığı için Channel 4’e teşekkür ediyoruz” dedi.

Aytac Sepet Kampanya Yatay Haber Alti

BBC “Tarafsızlık” Gerekçesini Savunmuştu

Belgesel ilk olarak BBC tarafından sipariş edilmiş ve yaklaşık bir yıl boyunca hazırlanmıştı. Ancak kurum, 2025 yılında yaptığı açıklamada filmin yayımlanmasının “kamuoyunda taraflılık algısı oluşturabileceği” gerekçesiyle projeyi ekrana taşımama kararı aldığını duyurmuştu. BBC, Gazze savaşıyla ilgili başka bir yapım hakkında yürütülen inceleme sürecinin de karar üzerinde etkili olduğunu açıklamıştı.

Kurum açıklamasında, “Tarafsızlık BBC News’in temel ilkelerinden biridir” ifadeleri kullanılmış, filmin yayın haklarının yapım şirketi Basement Films’e devredildiği belirtilmişti.

Buna karşın Channel 4 yönetimi, belgeselin ayrıntılı editoryal inceleme ve doğrulama süreçlerinden geçirildiğini, kamu yararı taşıdığı için yayımlanmasına karar verildiğini açıklamıştı. Channel 4 Haber ve Güncel Yapımlar Direktörü Louisa Compton, yapımın “uluslararası hukuk ihlali iddialarına ilişkin önemli gazetecilik çalışması” olduğunu savunmuştu.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Hastaneler ve Sağlık Çalışanları Merkezde

Karim Shah yönetmenliğinde hazırlanan belgesel, Gazze’de görev yapan doktorlar, sağlık çalışanları ve sağlık tesislerinin savaş boyunca maruz kaldığı saldırıları inceliyor. Yapımda, hastanelerin bombalanması, sağlık personelinin gözaltına alınması ve sağlık sisteminin çöküşüyle ilgili tanıklıklara yer veriliyor.

Belgesel, özellikle Gazze’deki sağlık altyapısının hedef alındığı yönündeki iddiaları gündeme taşıdığı için İngiltere’de yoğun siyasi ve medya tartışmalarına neden olmuştu. Yapımın yayımlanmamasına tepki gösteren yüzlerce gazeteci, sanatçı ve medya çalışanı BBC’ye açık çağrıda bulunmuştu.

BAFTA Töreninde Politik Mesajlar

Bu yılki BAFTA TV Ödülleri’nde “Adolescence”, “Code of Silence” ve “Last One Laughing UK” gibi yapımlar da öne çıkarken, Gazze belgeselinin ödülü törene damga vuran anlardan biri oldu. İngiliz basınında yer alan değerlendirmelerde, yapım ekibinin konuşmasının törendeki en politik çıkışlardan biri olduğu yorumları yapıldı.

Belgesel ayrıca yalnızca BAFTA’da değil, İngiltere’deki başka televizyon ve gazetecilik ödüllerinde de adaylıklar elde etti. Yapım, savaş bölgelerinde çalışan gazetecilere verilen Rory Peck Ödülleri’nde de ödüle layık görülmüştü.

Çorum'un 2 yemeği daha tescillendi

Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünce yürütülen çalışma kapsamında iki lezzet için Türk Patent ve Marka Kurumuna (TÜRKPATENT) coğrafi işaret tescili başvurusu yapıldı.

Gerekli incelemelerin yapılmasının ardından TÜRKPATENT tarafından İskilip su kabağı ile İskilip tepsisine coğrafi işaret tescil belgesi verildi.

İskilip'in coğrafi işaret tescil belgeli ürün sayısı 10'a yükseldi, daha önce İskilip dolması, İskilip turşusu, İskilip çileği, İskilip tokmaklı kağnısı, İskilip sirke salatası, İskilip ramazan keşkeği, İskilip yırtma yemeği ve İskilip baklavası da tescillenmişti.

İskilip Belediye Başkanı İsmail Çizikci, ilçenin kültürel mirasını, yöresel lezzetlerini ve kadim değerlerini koruma hedefiyle çalışmalar yaptıklarını belirterek, "Bu önemli kazanım, İskilip'in zengin mutfak kültürünün, köklü üretim geleneğinin, el emeğinin ve yöresel kimliğinin korunması açısından büyük önem taşıyor" dedi.

Karacasu’da çömlekçilik geleneği sürdürülüyor

Bölgedeki küçük atölyelerde üretim yapan ustalar, çark başında toprağı ustalıkla şekillendirerek günlük kullanım eşyalarından süs objelerine kadar geniş bir ürün yelpazesi ortaya koyuyor.

Doğal hammaddenin işlenmesinden pişirme aşamasına kadar uzanan üretim sürecinde kadınlar da aktif rol üstleniyor.

Hazırlık, şekillendirme ve süsleme gibi aşamalarda görev alan kadınlar, el emeğine dayalı bu zanaatın yaşatılmasında önemli katkı sağlıyor.

Nesilden nesile aktarılan çömlekçilik, ilçede yalnızca ekonomik bir faaliyet olmanın ötesinde, köklü bir kültürel miras niteliği taşıyor.

Geleneksel üretim yöntemlerinin korunduğu Karacasu'da, çömlekçilik hem bölge ekonomisine katkı sunuyor hem de Anadolu’nun zanaat kültürünü gelecek kuşaklara aktarmayı sürdürüyor.

Türkiye'nin yazılı hafızası: Milli Kütüphane

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren Milli Kütüphane, Türkiye'nin "kültürel hafızası" olarak kabul edilen ve koleksiyonunda 2 milyona yakın eser barındıran en önemli arşiv kütüphanesi olarak öne çıkıyor.

1946 yılında Adnan Ötüken tarafından kurulan ve günümüze kadar hizmet vermeyi sürdüren kütüphaneden günde 2 bin kişi faydalanıyor.

Türkiye Kültür Yolu Festivali 2026 için geri sayım başladı

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 2026 programını açıkladı. Festivalin 25 Nisan 2026’da Şanlıurfa’da başlayıp 15 Kasım 2026’da Adana’da sona ereceği duyuruldu. 26 şehri kapsayacak etkinlik takvimiyle festival, yaklaşık 8 ay sürecek ve kültür-sanat alanında dünyanın en uzun soluklu organizasyonlarından biri olma özelliğini sürdürecek. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 2026 yılına ilişkin yeni dönem planlamasını kamuoyuyla paylaştı. Ersoy, festivalin her geçen yıl büyüyerek uluslararası bir kültür markasına dönüştüğünü belirtti. Ersoy, 2026 yılında gastronomi alanında önemli yenilikler hayata geçirileceğini ifade ederek, “şehir şefleri” uygulaması ve gastronomi danışma kurulları ile yerel mutfakların daha sistemli şekilde tanıtılacağını açıkladı. Ayrıca festival içeriklerinin artık tek bir sosyal medya hesabı üzerinden takip edileceğini duyurdu. 26 ŞEHİRDE 234 GÜNLÜK KÜLTÜR MARATONU2026 yılı festival programı 25 Nisan’da Şanlıurfa’da başlayacak ve 15 Kasım’da Adana’da sona erecek. Yaklaşık 8 ay sürecek etkinlikler, toplam 234 gün boyunca Türkiye’nin farklı şehirlerini kültür ve sanatla buluşturacak. Festivalin 2026 takviminde yer alan şehirler arasında Şanlıurfa’nın ardından Aydın, Mersin, Eskişehir, Manisa, Trabzon, Samsun, Bursa, Sakarya, Van, Konya, Nevşehir, Malatya, Erzurum, Ordu, Çanakkale, Kayseri, Kahramanmaraş, Ankara, İstanbul, Gaziantep, Diyarbakır, Mardin, İzmir, Antalya ve Adana bulunuyor. FESTİVAL ULUSLARARASI KÜLTÜR MARKASINA DÖNÜŞTÜBakan Ersoy, 2021 yılında 80 mekânda ve 2.000’i aşkın sanatçıyla başlayan festivalin bugün çok daha geniş bir yapıya ulaştığını belirtti. Festivalin Beyoğlu Kültür Yolu Festivali olarak başlayan sürecinin zamanla tüm Türkiye’ye yayıldığını vurgulayan Ersoy, organizasyonun Avrupa Festivaller Birliği üyeliği ile uluslararası bir boyut kazandığını ifade etti. Ersoy, kültür ve sanatın toplumun her kesimine ulaşmasını hedefleyen festivalin yalnızca bir etkinlik dizisi olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin kültürel dönüşüm sürecinin önemli bir parçası olduğunu dile getirdi. GASTRONOMİ FESTİVALİN MERKEZİNDE YER ALACAK2026 yılı itibarıyla festival kapsamında gastronomi alanında yeni uygulamalar devreye alınacak. Şehirlerin yerel mutfak kültürlerinin daha görünür hale getirilmesi için danışma kurulları oluşturulacak. Bu kurullar, her şehrin öne çıkan gastronomi duraklarını ve deneyim rotalarını belirleyecek. Ayrıca her şehir için bir “şehir şefi” görevlendirilecek. Şehir şefleri hem etkinlik içeriklerinin hazırlanmasında hem de yerel mutfağın ulusal ve uluslararası tanıtımında aktif rol üstlenecek. Festival kapsamında şeflerin katılımıyla atölyeler, tadım etkinlikleri ve yöresel ürün tanıtımları da gerçekleştirilecek. Böylece gastronomi, yalnızca bir lezzet deneyimi değil, kültürel mirasın önemli bir parçası olarak ele alınacak. TÜM İÇERİKLER TEK DİJİTAL MERKEZDE TOPLANACAKFestival organizasyonu kapsamında önemli bir dijital dönüşüm de hayata geçiriliyor. 2026’dan itibaren festivalin tüm etkinlikleri tek bir sosyal medya hesabı ve dijital platform üzerinden takip edilebilecek. Ziyaretçiler, etkinlik takvimi, program detayları ve şehir bazlı içeriklere bu platform üzerinden kolaylıkla ulaşabilecek. Festivalin resmi internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden güncel bilgilendirmeler yapılacak. 9 GÜNLÜK PROGRAMLAR ŞEHİR EKONOMİLERİNİ CANLANDIRIYORHer şehirde yaklaşık 9 gün süren festival programı, yalnızca kültürel değil ekonomik açıdan da önemli etkiler oluşturuyor. Etkinlik süresince şehirlerde otel, restoran ve yerel işletmelerde yoğunluk yaşanırken turizm hareketliliği de artıyor. Bakan Ersoy, festivalin ekonomik katkısına ilişkin değerlendirmesinde, “9 gün boyunca düzenlenen etkinlikler şehir ekonomilerine büyük katkı sağlıyor. Esnafımız bu sürede neredeyse 3 aylık iş hacmine ulaşıyor” ifadelerini kullandı. 2025 FESTİVALİ YOĞUN KATILIMLA GERÇEKLEŞMİŞTİ2025 yılında düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali, 20 şehirde toplam 180 gün sürmüş, 9 bin 645 etkinlik ve 50 bin 400 sanatçının katılımıyla tamamlanmıştı. Organizasyon, geniş katılım ve etkinlik çeşitliliğiyle dikkat çekmişti. 2026 yılında ise festivalin daha fazla şehre yayılması, daha uzun süre devam etmesi ve daha kapsamlı içeriklerle gerçekleştirilmesi planlanıyor. KÜLTÜR VE SANAT TÜRKİYE GENELİNE YAYILIYORFestival kapsamında konserlerden sergilere, tiyatrodan operaya, modern danstan söyleşilere kadar binlerce etkinlik sanatseverlerle buluşacak. Her şehirde yerel kültürel değerler ön plana çıkarılarak Türkiye’nin kültürel çeşitliliği görünür hale getirilecek. Çocuklara özel hazırlanan etkinlikler de festivalin önemli bir bölümünü oluşturacak. Atölyeler, sahne gösterileri, açık hava oyun alanları ve eğitici programlarla çocukların sanatla erken yaşta buluşması hedefleniyor. Festival boyunca tüm etkinliklerin ücretsiz olarak sunulacağı ve dijital platformlar üzerinden takip edilebileceği belirtildi.

Başkentte Kitap Şöleni Başladı

Başkentte kitap ve kültür dünyasının en önemli buluşmalarından biri olan 23. Ankara Kitap Fuarı, 3 Nisan 2026 itibarıyla kapılarını açtı. ATO Congresium’da düzenlenen ve 10 gün boyunca ziyaretçilerini ağırlayacak olan fuar, binlerce kitapseveri yazarlar ve yayınevleriyle buluşturmaya başladı. Fuarın açılışı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleştirildi. Açılış programında Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı Musa Kazım Arıcan, Kırgızistan Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbaev ile çok sayıda davetli yer aldı. 500 YAYINEVİ, 1000 ETKİNLİK Eylül Fuarcılık organizasyonuyla düzenlenen fuar, 3-12 Nisan tarihleri arasında açık olacak. 500’ü aşkın yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katıldığı organizasyonda 1000’den fazla etkinlik gerçekleştirilecek. Söyleşiler, paneller, şiir dinletileri ve çocuklara yönelik aktivitelerle zenginleşen program, her yaştan ziyaretçiye hitap ediyor. On binlerce kitap çeşidinin yer aldığı fuarda sahaflar da okurlarla buluşuyor. ONUR YAZARI AYLA KUTLU Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ayla Kutlu, bu yıl fuarın “Onur Yazarı” olarak okurlarıyla bir araya geliyor. Fuarın konuk ülkesi Kırgızistan olurken, uluslararası onur konuğu ise Kırgız edebiyatının önde gelen isimlerinden Sultan Raev oldu. 10 gün boyunca sürecek etkinlik kapsamında 500’ü aşkın yazar, okurlarıyla buluşarak imza günleri ve söyleşilerde yer alacak. BAKAN ERSOY: “KÜTÜPHANELER YAŞAM MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ” Açılışta konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, kütüphanelerin yalnızca kitap ödünç verilen alanlar olmaktan çıkarıldığını belirterek, “Yaşam boyu öğrenmenin, sosyal etkileşimin ve kültürel üretimin merkezleri” haline geldiğini ifade etti. 2025 yılı içinde 52 yeni veya yenilenmiş halk kütüphanesinin hizmete alındığını açıklayan Ersoy, Türkiye genelinde 1300’ün üzerinde kütüphaneye ulaşıldığını söyledi. Kütüphanelerin kullanım alanının ise son 8 yılda 325 bin metrekareden 800 bin metrekareye çıkarıldığını vurguladı. YAYINCILIĞA 318 MİLYON TL DESTEK Bakan Ersoy, yayıncılık sektörüne sağlanan desteklere de dikkat çekerek, 2025 yılında merkezi ve yerel kitap alımları ile süreli ve elektronik yayın desteklerinin 241 milyon TL’ye ulaştığını belirtti. Uluslararası fuar katılımı, çeviri ve eser üretimi destekleriyle birlikte toplam desteğin 318 milyon TL’yi aştığını ifade etti. Bu desteklerin sektörün sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Ersoy, kamu katkısının kültürel üretimi güçlendirdiğini dile getirdi. DİJİTALLEŞME VE YENİ YAZARLAR Konuşmasında dijital projelere de değinen Ersoy, “e-Kitabım” ve “Kitap+” platformlarıyla kitaba erişimin kolaylaştırıldığını söyledi. Türk klasiklerinin dijital ortama aktarılmasıyla kültürel mirasın yeni nesillere ulaştırıldığını ifade etti. EDES – İlk Eser Desteği Programı kapsamında 610 eserin desteklendiğini açıklayan Ersoy, yeni yazarların sektöre kazandırılmasının öncelikli hedefler arasında yer aldığını kaydetti. TÜRK EDEBİYATI DÜNYAYA AÇILIYOR Uluslararası faaliyetlere ilişkin bilgi veren Ersoy, TEDA programı kapsamında 4 bin 599 eserin 99 ülkede 66 dile çevrildiğini söyledi. Türkiye’nin 2002-2025 yılları arasında 219 uluslararası kitap fuarına katıldığını belirten Ersoy, bu organizasyonların 15’inde “Onur Konuğu” olunduğunu ifade etti. “OKUYAN NESİLLER GELECEĞİN TEMİNATI” Kitap fuarlarının kültürel etkileşim açısından önemli platformlar olduğuna dikkat çeken Ersoy, özellikle gençlere yönelik etkinliklerin önemine vurgu yaparak, “Okuyan, düşünen ve sorgulayan nesiller, güçlü bir geleceğin en sağlam teminatıdır.” dedi. Bakan Ersoy, fuarın onur yazarı Ayla Kutlu’yu tebrik ederek, organizasyonda emeği geçen tüm paydaşlara teşekkür etti. 23. Ankara Kitap Fuarı, 12 Nisan’a kadar ziyaretçilerini ağırlamayı sürdürecek.

Sinemalarda bu hafta 6 film vizyona girecek

Sinema salonlarında bugün: İşte vizyona giren filmler!

Sinema salonlarında bu hafta komediden drama, gerilim ve aksiyondan animasyona 6 yeni film vizyona girdi.

  • Kardeşler Araştırma

Film, İstanbul’da kendi hâlinde özel dedektiflik yapan Orhan ve Erhan kardeşlerin, Londra dönüşü dâhil oldukları gizli bir devlet operasyonuyla kendilerini siyasi dengeleri değiştirebilecek karmaşık olayların merkezinde bulmalarını anlatıyor.

  • Çatlı

Film, 80'li yıllarda Abdullah Çatlı'nın hikâyesini onun gözünden anlatıyor

  • Şampiyon Keçi: Tüm Zamanların En İyisi

Film, küçük bedeniyle büyük hayaller kuran keçi Will’in, dünyadaki en hızlı ve vahşi hayvanlarla birlikte profesyonel kükrebol oynama hayalini ve bu uğurda verdiği sıra dışı mücadeleyi konu alıyor.

  • Kurtuluş Projesi

Film, dünyanın kurtuluşu için uzayda bir gizemi çözmesi gereken bir fen bilgisi öğretmeninin hikâyesini anlatıyor.

  • Güvercin Terbiyecisi

Kırmızı ışıkta aniden yola çıkan bir yayaya çarpmamak için manevra yapan Tamer, geçirdiği kaza sonucunda eşini ve kızını kaybederken kendisi de tekerlekli sandalyeye mahkûm olur. Hayata tutunma motivasyonunu yitiren Tamer’in yolu, Asperger sendromlu ve çevresi tarafından "yarım akıllı" olarak nitelendirilen hamal Safa ile kesişir. Safa’nın ısrarlı takibi ve sürekli af dileme çabalarıyla başlayan bu süreç, zamanla ikili arasında derin bir arkadaşlığa dönüşür.

  • Saklambaç 2

Le Domas ailesinin ölümcül saldırısından sağ kurtulan Grace, kabus dolu oyunun henüz bitmediğini fark eder. Artık çok daha büyük ve tehlikeli bir mücadelenin içindedir. Bu kez yanında yıllardır görüşmediği kız kardeşi Faith vardır. Grace’in amacı yalnızca hayatta kalmak değildir; kız kardeşini korumak ve dünyayı kontrol eden Konsey’in “Yüksek Koltuğu”nu ele geçirmek zorundadır. Ancak taht için yarışan dört rakip aile, Grace’i avlamak üzere harekete geçmiştir. Bu ölümcül mücadelenin kazananı, her şeye hükmedecektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Nevruz mesajı

İşte Erdoğan'ın mesajından satır başları:

Aziz milletim, çok kıymetli kardeşlerim, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Geçtiğimiz yıl İstanbul’da ilk defa bizim mimarimizde gerçekleştirilen Nevruz Anma Günü etkinliğini, bu yıl Gaziantep’te gerçekleştiriyoruz. Öncelikle gönül ve kültür coğrafyamızın dört bir yanındaki kardeşlerimizin Nevruz’unu canı gönülden tebrik ediyorum.

"Yeni başlangıçların sembolü hâline geldiğini görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz"
Baharın müjdecisi, tabiatın yeniden dirilişinin sembolü olan Nevruz’un; ülkemize, kadim coğrafyamıza ve tüm insanlığa barış, huzur ve bereket getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum.

Coşku, neşe ve birlikteliği simgeleyen Nevruz’un, ülkemizin yanı sıra komşularımızla da yeni başlangıçların sembolü hâline geldiğini görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz.

81 vilayetimizin yanı sıra Türk dünyasının dört bir ucunda aynı duygularla Nevruz ateşinin etrafında toplanıyoruz. Bu duygudaşlığı daha güçlü kılacak bir adım olarak Nevruz’u hepimiz için ortak bir gün hâline getirdik.

2026 senesinde, mevcut ivmeyi hızlandıracak Aile Meclisimizin 13. zirvesine inşallah Türkiye’de ev sahipliği yapacağız. Bu vesileyle, vatandaşlarımızla birlikte Azerbaycan’dan Kazakistan’a, Kırgızistan’dan Özbekistan’a, Türkmenistan’dan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ve Macaristan’a kadar tüm dost ve kardeşlerimizin Nevruz Bayramı’nı yürekten tebrik ediyorum.

"İranlı kardeşlerimizin de Nevruz’unu kutluyorum"
Ayrıca Suriye, Irak ve şu günlerde savaşın yol açtığı sorunlarla boğuşan İranlı kardeşlerimizin de Nevruz’unu kutluyorum. Bu anlamlı günün bölgemizdeki savaşların sona ermesine vesile olmasını diliyorum.

Nevruz’un getirdiği bahar ikliminin gönüllerimize umut, toplumlarımıza huzur ve dünyamıza barış getirmesini temenni ediyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla.

İnci Türkay, Londra’da ‘Liste’yi Yaşayarak Oynadı

Sevilen sanatçı İnci Türkay, Londra’da sahneye koyduğu tek kişilik ilk oyunu “Liste”yi yaşayarak, konuyla bütünleşerek oynadı.

İnci türkay, Londra şehir merkezindeki The Shaw Theatre’da Pazartesi akşamı, Jennifer Tremblay’ın yazdığı, Lâl Selin Atakay’ın çevirisiyle, rejiliğini Ayşegül Hardern’in üstlendiği ‘Liste’ oyununda bir buçuk saate yakın seyirciyi de adeta oyunun içine çekti.

Sahne düzeninden ışık tasarımına, dekordan kostümüne kadar “mükemmel” ifadesini hak eden oyunda sahneye çıkan Türkay, hemen herkesin içindeki vicdanı ve hiç susmayan iç sesi sorgulatan yüzleşmelerle dolu, sarsıcı bir hikayeyi, beden diliyle, gözyaşıyla sahneye koydu.

Eşi Atilla Saral’ın da izlediği, ve salonun tamamına yakınını, çoğunluğu kadınlardan oluşturduğu izleyicilerin pür dikkat seyrettiği İnci Türkay, finalde büyük beğeniyle ayakta alkışlandı.

Inci Turkay Tiyatro Olun Liste 2

Seyircilerin çiçek buketleriyle ödüllendiği sanatçı son sahneyi gözyaşlarıyla tamamlayabildi.

TÜRKİYE’DE DE SAHNEYE KONACAK

Dünya çapında büyük yankı uyandıran bu metin önemli ödüllere layık görülen ‘Liste’nin Türkiye’de ve Avrupa’da turneye çıkması bekleniyor.

İnci Türkay, “Amacımız çok net: Bu güçlü metni mümkün olduğunca çok seyirciyle buluşturmak; Herkesi kendi listesiyle yüzleşmeye davet etmek için sabırsızlanıyorum. Çok yakında Türkiye’deki oyunların tarihlerini de paylaşacağım” diyerek ileriye dönük planını dile getiriyor.

Inci Turkay Tiyatro Olun Liste 4

‘LİSTE’NİN KİMLİĞİ

Işık Tasarım : Ayşe Sedef Ayter Ses Tasarım: Cem Tuncer Hareket Koçu: Stephen Rahman-Hughes Dekor Konsept Tasarımı: Ayşegül Hardern Dekor Uygulama: Gülfem Özdoğan Kostüm Uygulama: Wonder Kostuüm Poster& Video Tasarımı: Baran Gündüzalp

Kafkas Maun 3-2

Londra ve Birmingham’da Türk Tasavvuf Musikisi Konseri

Londra Yunus Emre Enstitüsü, Mart ayında hayata geçirdiği Tefekkürün Sesi: Sükût, İçsel Yolculuk ve İbadet | The Sound of Contemplation: Silence, Reflection, Devotion başlıklı Ramazan konser serisiyle, Türk tasavvuf musikisinin tefekkür boyutunu Birleşik Krallık’taki sanatseverlerle buluşturuyor. Londra’da başlayacak ve Birmingham’da devam edecek olan konserler, önümüzdeki haftalarda farklı şehirlerde de dinleyiciyle buluşacak.

Klasik bir konser formatının ötesinde tasarlanan seri, Ramazan ayının içe dönük ve tefekküre açık ruhunu merkeze alıyor. Ses ile sükûtu karşıtlık değil, birbirini tamamlayan iki ifade biçimi olarak ele alan program, dinleyiciyi dikkatli ve bilinçli bir dinleme deneyimine davet ediyor.

Programın merkezinde, Türk tasavvuf musikisi geleneğinden seçilmiş eserler ile Ramazan ilahileri ve dinî repertuvar yer alıyor. Yunus Emre başta olmak üzere Anadolu’nun mutasavvıf şairlerinin dizeleri, Türk makam musikisinin zengin modal yapısı içinde ölçülü ve incelikli bir icra anlayışıyla seslendiriliyor. Konserler, gösterişten ziyade dinleme ve içsel yoğunlaşmayı önceleyen bir estetik anlayışla kurgulanıyor.

Seri, Serda Türkel Oter ve Eray Cinpir’in solistliğinde; kanunda Serdar Yılmaz (Londra) ve Koray Arısan (Birmingham ve diğer şehirler), udda ise Tolga Oter’in katılımıyla icra ediliyor. Sanatçılar, akademik birikim ve sahne tecrübesini bir araya getirerek, metin ve müzik arasındaki dengeyi gözeten bütünlüklü bir konser deneyimi sunuyor.

Londra Açılışı: St Mary’s, Islington’da Ramazan’a Özgü Türk Tasavvuf Gecesi

Serinin ilk konseri, Londra’nın köklü ve akustik açıdan güçlü mekânlarından St Mary’s Church, Islington’da gerçekleştirilecek. Tarihî mimarisi ve yankı kapasitesiyle öne çıkan mekân, programın tefekkür boyutunu destekleyen nitelikli bir dinleme ortamı sunuyor.

Tarih: 4 Mart 2026 Çarşamba
Saat: 19.30
Mekan: St Mary’s Church, Islington
Bilet ve detaylı bilgi:

https://TheSoundofContemplation.eventbrite.co.uk

Birmingham Konseri: Birmingham Conservatoire: Bradshaw Hall’da Türk Tasavvuf Musikisi

Birmingham konseri, şehrin saygın kültür-sanat mekânlarından biri olan Royal Birmingham Conservatoire bünyesindeki Bradshaw Hall’da gerçekleştirilecek. Modern mimarisi ve güçlü akustiğiyle tanınan salon, dinleyiciye yoğun ve rafine bir müzik deneyimi sunacak. Konser, Royal Birmingham Conservatoire iş birliği ve Midlands Turkish Society’nin desteğiyle düzenleniyor.

Tarih: 7 Mart 2026 Cumartesi
Saat: 19.30–21.00
Mekan: Bradshaw Hall, Royal Birmingham Conservatoire
Bilet ve detaylı bilgi:

https://www.bcu.ac.uk/conservatoire/events-calendar/sound-of-contemplation-07-03-2026

https://soundofcontemplation-birmingham.eventbrite.co.uk

Istikbal 860X450 Pxl

Yıldırım Bekçi Harringay Müzik Topluluğu’ndan Efsane Konser

Ünlü sanatçı ve müzisyen Yıldırım Bekçi’nin kurucusu olduğu, Harringay Türk Müziği Topluluğu, Pazar günü Londra’nın Southgate bölgesindeki St. Andrews Church’ta verdiği konserde kulakların pasını sildi.

Türk sanat müziğinin duayenlerinden Yıldırım Bekçi, konserde yaptığı kısa konuşmada, şefliğini üstlendiği müzik topluluğunun amatörlerden oluşmasına rağmen profesyonel düzeyde bir program gerçekleştirdiğini ifade etti.

Koro Başkanı Asiye Süleyman ise konuklara hitabında, Türk Sanat Müziği’ne gönül vermiş müzisyenler ve koro üyelerinin büyük fedakârlıklarla konsere hazırlandıklarının altını çizdi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Londra Temsilcisi Aysan Mullahasan Atılgan ile Türkiye’nin Londra Konsolosu Oğuzhan Gönültaş ve eşi Neriman Gönültaş ile ile KKTC Eğitim Ataşesi Deniz Özalp’in konuklar arasında yer aldığı konserin sunumunu Seda Farah Samji üstlendi.

Yildirim Bekci Haringey Konser 1

Harringay Türk Müziği Topluluğu, konserde Türk Sanat Müziği’nin unutulmaz ve klasikleşmiş eserlerini koro ve solo olarak seslendirdi. Salonu dolduran yaklaşık 300 müziksever, zaman zaman alkışlar ve sesleriyle konsere renk kattı.

Geliri, İngiltere Türk Aile Birliği’ne bağlı Ali Rıza Değirmencioğlu Türk Okulu’na bağışlanan konserde, bağış çeki Koro Başkanı Asiye Süleyman tarafından ARD Başkanı Sevtap Kemal’e takdim edildi.

Sevtap Kemal, müzik topluluğu üyelerine ve konsere katılarak destek veren tüm davetlilere teşekkür ederken, ünlü sanatçı Yıldırım Bekçi’ye de teşekkür amacıyla bir demet çiçek sundu.

Istikbal 860X450 Pxl

YTB’den Yurt Dışındaki Vatandaşların Kültürel Projelerine Destek

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) özellikle vatandaşların kültür ve sanat alanındaki yeteneklerinin keşfedilmesi ve projelerinin görünür kılınması için destek programları ilan ediyor. YTB tarafından ilan edilen Kültür-Sanat Proje Destek Programının bu yılki başvuruları başladı. Program kapsamında, yurt dışında yaşayan vatandaşların kültürel, sosyal, ekonomik ve tarihî gündemlerine ışık tutan yenilikçi projeler desteklenecek.

Destek programı sayesinde, yurt dışında yaşayan sanatçıların görsel ve işitsel sanatlar, dijital üretimler, eğitim programları ve sahne performansları gibi farklı disiplinlerde gerçekleştirdikleri çalışmalara kaynak sağlanacak. Böylece sanatsal çeşitliliğin ve üretim kapasitesinin artırılması, farklı yaş gruplarına ve hedef kitlelere hitap eden sanatsal faaliyetlerin yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

Ytb 2026 Kultur Sanat Proje 2

Program, kültür ve sanat alanında üretilen her türlü projeye açık olacak. Müstakil ya da kurumsal etkinlikler, atölye çalışmaları, seminerler, sergiler, gösterimler ve anma programları destek kapsamına alınacak. Ayrıca film ve belgesel çekimleri, görsel-işitsel çalışmalar ile yazılı ve görsel eser üretimleri de program dahilinde değerlendirilecek.

Kültür-Sanat Proje Destek Programı’na başvurular, yurt dışındaki Türk toplumunun sanatsal üretimine katkı sağlamak isteyen tüm sanatçılar ve kurumlar tarafından 6 Şubat – 17 Nisan 2026 tarihleri arasında YTB’nin proje başvuru sistemi üzerinden yapılabilecek.

Programa ilişkin detaylı bilgilere ve başvuru sayfasına YTB’nin resmi internet sitesinde yer alan https://www.ytb.gov.tr/haberler/kultur-sanat-proje-destek-programi sayfası üzerinden ulaşılabiliyor.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

Filistin’e Destek Veren Yazar Sally Rooney’e, Ambargo

Ünlü romancı Sally Rooney, İngiltere’de yasadışı ilan edilen Palestine Action adlı pro-Filistin kamp grubuna destek vermeyi ve bu grupla ilişkili sivil toplum eylemlerini açıkça desteklediğini duyurmuştu. Rooney, gelirlerinden ve telif haklarından elde ettiği parayı bu gruba vermeyi planladığını açıklamıştı.

İngiltere hükümeti ise Palestine Action’ı “terör örgütü” olarak sınıflandırdı ve bu gruba destek vermeyi İngiltere terörle mücadele yasaları kapsamında suç saydı.

Kitaplarla İlgili Risk: Ambargo ve Çekilme İddiası

Rooney, İngiltere’deki yasak ve terör örgütü ilanının yarattığı yasal belirsizlik nedeniyle yayınevlerinin ve yapımcıların kendisine telif ödemekte zorlanabileceğini belirtti. Özellikle Faber & Faber gibi yayınevleri ve BBC için uyarlamalar yapan Element Pictures gibi yapım şirketleri, telif ödemelerinin yasa kapsamında “teröre finansman” sayılıp sayılmayacağı konusunda hukuki kaygı yaşadıklarını yazarın avukatlarına iletti. Bu durumun mevcut kitapların İngiltere’de satıştan kaldırılmasına yol açabileceğini Rooney mahkemeye sunduğu ifadelerinde dile getirdi.

Rooney’nin söz konusu açıklamaları, Londra Yüksek Mahkemesi’nde, hükümetin Palestine Action’ı terör örgütü ilan etme kararına karşı açılan yasal itiraz sürecinin parçası olarak kamuoyuna yansıdı.

Istikbal 860X450 Pxl

Yazarın Tutumu ve Gerekçe

Rooney desteğinin temelinde, Filistin’de yaşananlara dair kişisel görüşleri ve ifade özgürlüğünü savunma isteği olduğunu belirtti. Bu kapsamda, telif gelirlerini sivil toplum grubuna aktaracağını ve bu desteğin arkasında duracağını söyledi. Her ne kadar bu karar bazı çevrelerde eleştirilse de Rooney, görüşünü ifade etmekte kararlı olduğunu vurguladı.

Hukuki ve Kültürel Tartışma

Bu gelişme, sadece yazarın kişisel kararı olmanın ötesinde İngiltere’de terörle mücadele yasalarının ifade özgürlüğü, sivil toplum desteği ve kültür ürünlerinin dolaşımı üzerindeki olası etkilerini tartışmaya açtı. Bazı eleştirmenler, yasal sınırlamaların sanat ve edebiyat üzerindeki etkisinin toplum için olumsuz sonuçlar doğurabileceğini savunuyor. Diğer yandan hükümet, terör örgütlerine verilen her türden desteğin yasalar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Kafkas Food Yatay (3)-1

KKTC Londra Temsilciliğinde, Tuvalden Mısralara Sanat Etkinliği

MİHRİŞAH SAFA

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Londra Temsilciliği, Londra Sanat Gönüllülerinin katkılarıyla resim sergisi ve şiirlerle süslenen farklı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.

Temsilci Büyükelçi Aysan Mullahsan Atılgan’ın himayesindeki etkinliğe Arife Retvan, Sonay Yakup Yakupsoy, Mine Bayar, Füsun Dedezade, Arşu Shevket, Ethem Demir ve Ali Uysal resimleri, şiirleri ve masal kitaplarıyla katıldı.

Bedford Square’deki temsilcilik binasında düzenlenen sanat ve kültür gecesinde Büyükelçi Aysan Mullahasan Atılgan’ın yanısıra muavin konsoloslar Ali İsmail Şahinoğlu, Esma Eroğlu, Mehmet Tuncan, Eğitim ve Kültür Ataşesi Deniz Özalp evsahipliği yaptı.

KKTC Büyükelçisi Atılgan yaptığı konuşmada eserleriyle kendilerini buluşturan Londra Sanat Gönüllülerine ve konuklara geşekkür ederek, “Sanatın birleştirici gücünün bizleri aynı duygu ve düşüncede buluşturduğu bu güzel gece gibi önümüzdeki dönemde de toplumumuzun birlik ve beraberliğine katkı koyan tüm projelerin yanında olacağımızı ifade etmek istiyorum” dedi.

Kktc Temsilcilik Sanat Etkinligi

Eğitim ve Kültür Ataşesi Özalp de yaptığı konuşmada sanatın önemine işaret ederek, temsilcilik olarak bu konuda emek verenlerin yanından olduklarını kaydetti. Özalp, etkinliğe katılanlara teşekkür etti.

Şiirlerin okunduğu etkinlikte, konuklar sanatçıların yaptığı değişik eserleri izledi. Sergide ayrıca Türk Kadınları Yardım Derneği’nin (TWPA) yarışmasında dereceye giren eserler de sergilendi.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Londra’da Genç Senaristin Yavuz Orhun Kılıç’ın Hikayesi

MEHMET BUĞRA

Türkiye’den İngiltere’ye hayatını yeniden kurmak için göç eden birçok genç ve yetişkin insan var. Genel olarak baktığımızda burada yaşamını sürdüren Türklerin çoğu avukatlık, doktorluk, mühendislik gibi profesyonel mesleklerde çalışıyor ya da kendi şirketlerini kurarak hayatlarına devam ediyorlar.

Ancak bu örneklerden farklı bir profil Yavuz Orhun Kılıç.

18 yaşından beri senaryo ve hikâye yazarlığıyla ilgilenen bu genç arkadaşımız, İngiltere’ye hikâye anlatıcılığını geliştirmek ve yazdığı senaryoları artık uluslararası filmlere dönüştürmek hedefiyle geldiğini anlattı.

Buluştuğumuz gün benimle Londra çıkışlı bir yapım şirketinden kabul aldığı “Cyberfood” projesinden bahsetti. Doğruyu söylemek gerekirse fazlasıyla yaratıcı ve dokunaklı bir iş olduğunu düşünüyorum. Hikâye, günümüzden birkaç yıl sonra insanların zamanın her saniyesinde çalışmak zorunda olduğu ve yemek yeme alışkanlığının sakız çiğnemeye dönüştüğü bir evrende, şef olmaya çalışan yarı İngiliz yarı Türk Jacobs’un yaşamını anlatıyor. Yemek yemek gereksiz bir aktivite olarak görüldüğü için restoranı kapanma noktasına gelen Jacobs, çözümü sakız fabrikalarının taklit edemediği mükemmel bir “tat” bulmaya çalışmakta arıyor. Şans yüzüne gülüyor, bu tadı buluyor ve hikâye giderek karanlık bir sona doğru sürükleniyor.

Yavuz Orhun Kilic 4

Yarattığı bu dünya, aslında günümüzde hobilerin bir proje ve ürün kaynağına dönüşmesinin eleştirisi olarak da yorumlanabilir. İnsanlar yaptıkları işlere tutkuyla değil, daha çok bir gelir kapısı gözüyle bakıyor. Bu durum, hem işin kalitesini hem de sanatçının üretimini olumsuz etkiliyor. Hikâyede tutkulu bir şefin yavaş yavaş açgözlü bir restoran sahibine dönüşmesine tanıklık ediyoruz. Takıntılar, sistemsel kontrol ve teknolojinin yozlaşması gibi temalar da bu anlatının merkezinde yer alıyor.

Orhun, senaryodaki son düzeltmeleri yaptığını ve artık yapım ile çekim aşamasına geçeceklerini dile getirdi. Bunun yanı sıra “Cyberfood”un potansiyelinin büyük bir evrene dönüşebileceğini ve hikâyenin yazar kimliğini net bir şekilde yansıttığını da ekledi.

Orhun’un özellikle şu sözleri dikkat çekici:

“Hayatta iyi ve kötü karakterlerin geride kaldığına inanıyorum. Bazen şartlar bizi istemediğimiz şeyler yapmaya zorluyor. Tıpkı Jacobs’un hikâyesinde olduğu gibi... Hepimizin içinde çürümeye açık bir taraf var. Tüm mücadelemiz, o tarafı harekete geçirmemek üzerine kurulu olmalı.”

Yavuz Orhun Kılıç, hikâye hakkında kendi öz eleştirisini de yaptı:

“İlk uzun metraj filmim olacak. Her ne kadar harika gibi görünse de çok korkutucu bir süreç olacağı kesin. Sponsorlar, mekânlar, oyuncular, yönetim… Bunları yazarken ilk defa düşünmek zorunda kaldım. O yüzden daha önce aklımda olan ama eklemediğim bazı unsurlar oldu. Hikâyede keşke Jacobs’un iç dünyasını ve geçmişini daha fazla anlatabilseydim ama fazla ipucu sakladığımı düşünüyorum.”

Bu film tamamlandıktan sonra elinde üç farklı hikâye daha olduğunu söyleyen Orhun, onların da önümüzdeki yıllarda başka yapımcılar tarafından kabul edileceğini düşünüyor:

“Onlar da bilim kurgu ve korku ögeleri barındırıyor. Bir tanesi beni çok derinden etkileyen, sporla ilgili bir hikâye… Henüz hangi türde yoğunlaşacağıma karar vermedim. Hepsi ana karakterlerde çok sık görmediğimiz özelliklere sahip, karanlık ve derin hikâyeler. İlginç çatışmalar ve güçlü karakter gelişimleri var. Onları yazmak için sabırsızlanıyorum.

Yavuz Orhun Kılıç gibi bir sanatçı ve potansiyeli yüksek bir yazarla tanışmak insanı mutlu ediyor. Önümüzdeki yıllarda hikâyelerini uluslararası platformlara taşımak isteyen birçok kişiye ilham kaynağı olması dileğimizle.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Elif Şafak, İngiliz Kraliyet Edebiyat Derneği Başkanlığına Getirildi

Yazar Elif Şafak, 1820’den bu yana faaliyet gösteren İngiltere’nin köklü edebiyat kurumu Kraliyet Edebiyat Derneği (Royal Society of Literature - RSL)’nin yeni başkanı seçildi.

Şafak, genel kurulda yapılan oylama sonucu önceki başkan Bernardine Evaristo’dan görevi devralacak.

1820 yılında edebî başarıları ödüllendirmek ve edebiyatı teşvik etmek amacıyla kurulan RSL, İngiltere ve dünyanın dört bir yanından yazar, çevirmen ve edebiyatçıları bir araya getiriyor.

Dernek, çağdaş edebiyata rehberlik ediyor ve çeşitli ödüller ile burslar dağıtıyor.

Eserleri 58 dile çevrilen Elif Şafak, derneğin başkanı olarak Türk edebiyatının uluslararası platformda görünürlüğünü artırması bekleniyor.

Istikbal 860X450 Pxl

The Bookseller sitesinde, yazar hakkında şu bilgilere yer verildi:

“Elif Şafak, ödüllü bir İngiliz-Türk romancı ve hikâye anlatıcısı ve 13'ü roman olmak üzere 21 kitabın yazarıdır. Eserleri 58 dile çevrilmiştir. Siyaset bilimi alanında doktora derecesine sahip olan Şafak, Türkiye, ABD ve İngiltere'deki çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir. Bunların arasında fahri üyesi olduğu Oxford Üniversitesi St. Anne's College da bulunmaktadır. Ayrıca Bard College'dan fahri Beşeri Edebiyat Doktorası unvanına sahiptir. RSL üyesi ve başkan yardımcısı olan Şafak, BBC'nin en ilham verici ve etkili 100 kadını arasında yer aldı.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Yazar Şafak ise şunları söyledi:

"200 yılı aşkın bir tarihe ve geleneğe sahip, yazarları, şairleri, oyun yazarlarını, edebiyat eleştirmenlerini, kütüphanecileri, çevirmenleri ve her kesimden okuyucuyu destekleyen, çok sevilen bir kültür ve edebiyat kurumu olan RSL'nin yeni başkanı olmaktan büyük onur ve heyecan duyuyorum. Sektördeki birçok kişinin kendini yalnız hissettiği ve yazarlara, şairlere ve hayatlarını yazılı söze adamış herkese karşı çok fazla zorluğun olduğu, giderek çalkantılı ve sertleşen bir dünyada, burayı çok ihtiyaç duyulan bir sığınak, bir vaha, bir birliktelik, empati, ilham ve yaratıcılık alanı olarak görmeliyiz. Herkesle yakın bir şekilde çalışarak köprüler kurmayı ve edebiyat sevgisini yaymayı içtenlikle dört gözle bekliyorum."

ELEŞTİRİ YORUMLARI

Elif Şafak haberi, Londra merkezli “Turks in Britain”ın instagram sayfasından yayınlanmasının ardından bazı takipçiler olumsuz yorumlar yazdı.

Bir takipçi şafak için, “Arkasımda İngiltere var” yorumu yaparken, bir başka takipçinin yorumu ise şöyle:

“Bu kadar kötü yazan birinin İngiltere’de böyle parlatılması çok tuhaf. Daha yeni intihal davası sonuçlandı ve ÇALINTI bulundu kitabın öyküsü. Arkasında ne lobisi varsa artık… gurur falan duymuyorum başkasının emeğini çalan biriyle.”

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

Gazeteci Tansu Sarıtaylı’nın “Biz Fransa Türkleriyiz” kitabı çıktı

Gazeteci-yazar ve şair Tansu Sarıtaylı, dördüncü kitabı “Biz Fransa Türkleriyiz” için Paris Anadolu Kültür Merkezi’nde okurlarıyla bir araya geldi.

Yaşamını ve çalışmalarını Paris’te sürdüren gazeteci-yazar Tansu Sarıtaylı, dördüncü kitabı “Biz Fransa Türkleriyiz”in imza gününde Paris’teki okurlarıyla buluştu. Paris Anadolu Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlik, büyük ilgi gördü.

Yoğun ilgi gören imza günü etkinliğinde, Paris Anadolu Kültür Merkezi Başkanı Dr. Demir Fıtrat Onger kısa bir açılış konuşması yaptı. Dr. Onger konuşmasında, “Elimde gördüğünüz ‘Biz Fransa Türkleriyiz’ adlı kitabı baştan sona kadar zevkle ve heyecanla okudum.

Bu kitapta sizlerin de öğreneceği çok şey var. 50-60 yıl önce Fransa’ya çeşitli vesilelerle gelmiş 61 kişinin anlatımları yer alıyor. Elbette ben de bu kişiler arasındayım. Tansu Sarıtaylı, bu kitabıyla yalnızca tarihe not düşmekle kalmıyor, aynı zamanda bugüne kadar pek de ele alınmayan bir konuyu; Fransa’ya gelen ilk Türk işçilerinin çile ve başarılarını dile getiriyor.” dedi.

Dr. Onger ayrıca, Türkiye ile Fransa arasında 1965 yılında imzalanan iş gücü anlaşmasının 60. yılına dikkat çekerek, “Geçen ay Strasbourg ve Nantes gibi kentlerde çeşitli kutlamalar ve toplantılar düzenlendi. Yakında Paris’te de Büyükelçiliğimizin ev sahipliğinde benzeri etkinlikler yapılacak.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının ardından sözü Tansu Sarıtaylı aldı. Sarıtaylı, altmışlı yıllarda Fransa’daki Türk toplumunun yok denecek kadar az olduğunu hatırlatarak, “O yıllarda Paris’te Türk bakkalı bile yoktu. Türkler, başkentteki Cadet semtinde bir kahvede toplanmayı alışkanlık haline getirmişti. Bu kahve adeta Türkiye’den haber alma merkezi gibiydi.” dedi.

Sarıtaylı, kitabında yer alan bazı hatıralardan örnekler de paylaştı: “Paris’teki Türk öğrenciler parasız kaldıklarında Saint Michel’deki bir Türk Ermenisi’nin dükkânına gider, Türkiye’den para gelene kadar ondan borç alırlardı. Güney Fransa’da yaşayan bir Keldani vatandaşımız, yüzlerce Türk işçisine oturum alabilmeleri için kendisine ait orman işletmesinde çalışıyor belgesi verirdi. Bir Türk annesi de çocuklarının Türkçe öğrenmesi için her yaz tatilinde onları üç ay boyunca farklı akrabalarının yanına gönderirdi.”

Sarıtaylı, konuşmasının sonunda, “Bu akşam Paris Anadolu Kültür Merkezi tarafından düzenlenen imza gününe katılan tüm okurlarıma şükranlarımı sunuyorum.” diyerek katılımcılara teşekkür etti.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Icerihttps://cmlcargo.com/

Melek Zeynep Bulut'un "Açık Anıtlar" serisi, Londra'da sanatseverlerle buluştu

Sanatçı ve tasarımcı Melek Zeynep Bulut'un kamusal alan, hafıza ve kolektif kültüre odaklanan "Açık Anıtlar (Open Monuments)" serisi Londra'daki Design Museum'da sanatseverlerle buluştu.

Bulut, "Açık Anıtlar" sergisinin Design Museum'da düzenlenen açılış resepsiyonunda yaptığı konuşmada, serinin kendisi için yalnızca yeni bir sergi değil, kamusal alanda yeni yerleştirme denemelerini başlatmayı arzu ettiği eşik olduğunu dile getirdi.

Bu özel sergilemenin ardından "Açık Anıtlar" serisinin şehirlerde kalıcı yerleşimlere dönüşeceğini söyleyen Bulut, bu süreci Design Museum'da başlatmanın çok anlamlı olduğunu ifade etti.

Bulut, serideki her bir çalışmanın, başlangıcı ve bitişi olmayan tek bir çizginin uzantısı olduğunu, eserlerin hem bağımsız birer sanat nesnesi hem de bir araya geldiklerinde bütünsel kompozisyon üretmeyi hedefleyen modüler anıtlar olduğunu anlattı.

Yerleştirmenin ziyaretçi katılımıyla hem izleme nesnesine hem deneyim alanına dönüştüğünü belirten Bulut, yapıtların kent mobilyası işlevi üstlenirken aynı zamanda buluşmalar ve karşılaşmalar için yeni kamusal zemin yarattığını aktardı.

Anadolu toprağından "rammed earth" tekniğiyle üretilen eserlerde sürdürülebilirlik ve geleneksel bilginin çağdaş yaklaşımla bir araya getirildiğini vurgulayan Bulut, Design Museum ve Londra Tasarım Festivali'ne işbirliği için teşekkür etti.

Melek Zeynep Bulut Acik Anitlar Sergisi Londra 3

- "Bu yeni seri, Design Museum'da ilk kez ürün formatta sergileniyor"

Sanatçı Bulut, Design Museum'da AA muhabirine yaptığı açıklamada, uzun yıllar evvel tasarladığı "Açık Anıtlar" serisinin yaklaşık 3 yıldır uluslararası arenada sergilendiğini ve çok güzel geri dönüşler aldıklarını ifade etti.

Bu serinin ilk üç eserinin, daha çok yerleştirme sanatı ürünü olduğunu, deneysel mimarlık ve disiplinler arası çizgide kendini daha iyi ifade ettiğini anlatan Bulut, Design Museum'da sergilenen bu yeni serinin ise ilk kez işleve bu kadar çok yaklaşan bir yaklaşımda olduğuna dikkati çekti.

Bulut, "Bunlar hem şehir mobilyalarına hem de şehirler için daha deneysel ürünlere dönüşüyorlar ve kullanıcı deneyimine açılıyorlar. Ziyaretçinin dahil olmasıyla sergi aslında bir izleme nesnesine de dönüşüyor." dedi.

Serinin her eserinde malzemenin bağlamını çok önemsediklerinin altını çizen Bulut, bu seride de toprakla ilgili yöntemlerin öne çıktığına değindi.

Sanatçı Bulut, "Bir süredir toprağa ilişkin denemeler yapıyoruz ve kendi AR-GE'mizi oluşturmaya çalışıyoruz, sıkıştırılmış toprağı bu ürünlerde ele aldık. Ürünler Anadolu’dan çeşitli bölgelerden topladığımız topraklarla Urfa'da üretildi." diye konuştu.

Bulut, bunun kadim bir teknik olduğunu, uzun yıllardır dünyanın çoğu ülkesinde uygulandığını belirten Bulut, bu seride daha çağdaş yorumlar ve güne uyarlanabilir tekniklerle günlük hayata toprağı nasıl dahil edilebilecekleri üzerinde durduğunu dile getirdi.

Istikbal 860X450 Pxl

- "İlk kez burada sergilemek çok değerli"

Sanatçı Bulut, başkent Londra'da yer alan Design Museum'un, bir tasarımcının sergi yapmak isteyeceği en önemli yerlerden biri olduğunu vurgulayarak, serinin bu kapsamda sergilenmesinin kendisi için çok önemli olduğunu dile getirdi.

Bulut, "Bir de bu yeni serinin kentlere, insan deneyimine, sergisiz, çerçevesiz açarken bunu ilk kez burada sergilemek çok değerli. Elbette çok mutluyuz." ifadelerini kullandı.

Etkinlikte sanatçı Bulut ile beraber Design Museum küratörü Johanna Agerman Ross ve Londra Tasarım Festivali Direktörü Ben Evans sergi açılış konuşmalarını yaptı.

- "Açık Anıtlar", 2025 Londra Tasarım Festivali'nin Landmark (Sembol) Projeleri arasında

Kamusal alanı yeniden düşünmeye davet eden ve katılımcıyla kurduğu ilişkiyle sürekli dönüşen "Açık Anıtlar" serisi, aynı zamanda 2025 Londra Tasarım Festivali'nin öne çıkan çalışmaları olarak bilinen "Landmark Projeleri" arasında yer alıyor.

Sanatçının 5 uluslararası ödüllü serisi, anıtsal formları, hafıza nesnelerini ve kült kavramları birer enstrüman olarak ele alıyor.

Seri, bir kent mobilyasının oturma, dinlenme gibi temel işlevlerini üstlenirken, kendini kente dayatmayan, aksine onun formlarına karışan soyut bir mekan fikri olarak buluşma ve karşılaşmalara zemin sunuyor.

Formları aracılığıyla toplumsal belleği çağrıştıran ve ışıkla desteklenen eserler, "rammed earth" tekniğiyle tamamen topraktan üretilmesiyle sürdürülebilir nitelik taşıyor.

"Açık Anıtlar" serisi, 14 Aralık'a kadar Design Museum'un dış mekanında ziyaretçilerin erişimine açık olacak.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

“Adile” filmi 4 Aralık’ta Londra’da vizyona giriyor

Türk sinemasının efsane ismi Adile Naşit’in hayatı, Çağan Irmak yönetmenliğinde ve Meltem Kaptan’ın başrolüyle beyaz perdeye geliyor.
Adile Naşit'in özel hayatı, kariyeri ve duygu yolculuğunu anlatan filmde Münir Özkul, Müjde Ar, Tarık Akan, Ayşen Gruda gibi pek çok isme de değiniliyor.
YEŞİLÇAM'IN SICAK RUHU
BKM yapımı film, Adile Naşit’in tiyatroya adım attığı çocukluk yıllarından Yeşilçam’ın unutulmaz sahnelerine kadar tüm dönemeçlere ışık tutuyor.
Filmde, turşu sahnesinden köpük sahnesine kadar ikonik Yeşilçam anları dönemin kamera açıları ve dekorlarıyla yeniden çekildi.
Film; güçlü kadın hikayesini, Yeşilçam’ın sıcak ruhunu ve zorlu koşullarda yaratılan büyük başarıları anlatıyor.
4 Aralık’tan itibaren Londra’da sinemalarda. Filmin gösterimde olacağı salonlar:

  • Odeon Lee Valley
  • Cineworld Enfield
  • Cineworld Wood Green

Kafkas Food Yatay (3)

BAE Kültürü Ankara’da hayat buluyor

BAE Ankara Büyükelçiliği, Başkent’te üç günlük kültür ve diplomasi programına hazırlanıyor. “Al Bait Al Emarati – Birleşik Arap Emirlikleri Evi” ile BAE kültürü tüm yönleriyle Ankara’ya taşınacak.Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Ankara Büyükelçiliği, 29 Kasım–1 Aralık 2025 tarihleri arasında Ankara’da düzenleyeceği kapsamlı kültür ve diplomasi programı öncesinde ATO Congresium’da gazetecilerle bir araya geldi. Büyükelçilik yetkilileri, “Al Bait Al Emarati – Birleşik Arap Emirlikleri Evi / Kültür Buluşması” ile BAE’nin kuruluş yıl dönümünü simgeleyen 54. Birlik (Union) Günü kutlamalarına ilişkin ayrıntıları paylaştı.BAŞKENT’TE ÜÇ GÜNLÜK KÜLTÜREL DİPLOMASİBAE Ankara Büyükelçiliği, üç gün sürecek program boyunca ülkenin tarihsel mirasını, toplumsal değerlerini ve çağdaş vizyonunu Ankara’da geniş kitlelere taşımayı hedefliyor. ATO Congresium’da düzenlenecek etkinliklerin ilk iki günü halkın ziyaretine açık olacak; son gün ise Birleşik Arap Emirlikleri’nin 1971’de ilan edilen federal birlik yapısının yıldönümünü ifade eden 54. Birlik Günü töreni gerçekleştirilecek.Yetkililer, bu yılki programın, iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca diplomatik kanallarla değil, toplumsal temas ve kültür diplomasisi aracılığıyla da geliştiğini ortaya koyduğunu vurguladı. Program, BAE’nin deniz, çöl ve dağ kültüründen gelen anlatıları; geleneksel el sanatlarını, halk danslarını; gastronomiyi ve sinemasal mirası kapsayan geniş bir içerikle hazırlanmış durumda. BAE KÜLTÜRÜNÜN ANKARA’DAKİ “EVİ”NDEN ÇOK BOYUTLU BİR DENEYİM“Al Bait Al Emarati – Birleşik Arap Emirlikleri Evi”, bir serginin ötesinde, ziyaretçilere kültürü görerek, duyarak, koklayarak ve tadarak deneyimleme imkânı sunan bütüncül bir alan olarak kurgulandı.DENİZ, ÇÖL VE DAĞLARIN HİKÂYESİEtkinlik alanının ilk bölümünde, BAE’nin coğrafyasının ülke tarihindeki belirleyici rolü çarpıcı görseller eşliğinde aktarılacak.• Deniz: Emirliklerin ticaret, inci avcılığı ve kültürel kimlikle kurduğu derin bağ.• Çöl: Ülkenin en güçlü simgelerinden biri olan çöl kültürünün ritmi, yolculuklar ve toplumsal hafıza.• Dağlar: Dağ köylerinin mimarisi ve yaşam biçimlerinin toplumsal bellekteki yeri.KADIN ZANAATKÂRLARDAN CANLI PERFORMANSLARBAE’nin yaşayan el sanatları, etkinliğin en dikkat çeken bölümlerinden biri olacak.Ziyaretçiler,Sadu dokuma, telli nakışı, burka yapımı gibi geleneksel teknikleri BAE’li kadın ustalardan birebir görebilecek. Bu bölüm, Emirlik toplumunda kadınların kültürel hafızayı koruyan ve geleceğe aktaran rolünü görünür kılıyor.Ayrıca Al Ghadeer Emirlik Zanaatları Projesi ve OShala tasarım markası da alanda yer alacak. Bu iki proje, geleneksel el sanatlarının çağdaş tasarım anlayışıyla nasıl buluştuğunu temsil ediyor.ALİ BİN NUMAN AL-HARBİYA GRUBU ANKARA’DABAE’nin köklü sözlü tarih ve topluluk kimliği geleneğini yaşatan Harbiya dansı, Ali bin Numan Al-Harbiya Grubu tarafından sahnelenecek. Ritmik yapısı, birlik ve dayanışma vurgusu, izleyicilere BAE kültürünün dinamik yönlerini aktaracak.ARAP KAHVESİ, HURMA VE BAE MUTFAĞININ ÖZEL LEZZETLERİMisafirperverlik alanında BAE kültürünün en önemli simgelerinden biri olan Arap kahvesi ve hurma ikram edilecek. Kahvenin, Emirlik kültüründe yalnızca bir içecek değil, kabul, paylaşım ve saygının ritüeli olduğuna dikkat çekiliyor.Ziyaretçiler ayrıca BAE’nin sevilen lezzetleri olan, Luqaimat, Raqaq, Jabab tatlarını deneyimleme fırsatı bulacak.KISA FİLM GÖSTERİMİ: “ATALARIMIZIN YOLU”Program kapsamında gösterilecek “Atalarımızın Yolu” adlı kısa film, BAE’nin sürdürülebilirlik vizyonunu kültürel kökleriyle ilişkilendiriyor. Göçebe yaşamın doğayla kurduğu dengeden modern dönemdeki karbon nötrlüğü hedeflerine uzanan dönüşümü anlatan film, ülkenin geçmiş ile gelecek arasındaki bağını vurguluyor.1 ARALIK’TA 54. BİRLİK GÜNÜ KUTLAMASIProgramın finali, Birleşik Arap Emirlikleri’nin kuruluşunun 54. yıldönümüne ayrılacak. Törende:• BAE ve Türkiye’nin milli marşları,• İki ülke yetkililerinin konuşmaları,• Onur konuklarının hitapları,• Kültürel gösterileryer alacak. Büyükelçilik, bu törenle hem BAE’nin birlik ve istikrar vurgusunu hem de Türkiye ile giderek çeşitlenen iş birliğini diplomatik bir çerçevede kamuoyuna sunmayı amaçlıyor.“BU PROGRAM TÜRKİYE İLE ARAMIZDAKİ KÜLTÜREL KÖPRÜYÜ GÜÇLENDİRİYOR”BAE Ankara Büyükelçisi Said Sani ez-Zahiri, etkinliğin iki ülke ilişkileri açısından taşıdığı önemi şu sözlerle değerlendirdi: “Ankara’da düzenlediğimiz bu kapsamlı program, Birleşik Arap Emirlikleri'nin kültürel mirasını ve geleceğe dönük vizyonunu Türkiye’deki dostlarımızla paylaşmak için eşsiz bir fırsat. Son yıllarda Türkiye ve BAE arasındaki ilişkiler ticaret, yatırım ve stratejik ortaklık alanlarında önemli bir ivme kazandı. Bu başarı, ortak güvenin ve karşılıklı anlayışın doğal sonucudur.Al Bait Al Emarati ile bu güçlü ekonomik bağları kültürel alana taşıyor, toplumlarımız arasında kalıcı bir köprü kuruyoruz. 54. Birlik Günü kutlamamız ise birlik ruhumuzu, yenilikçi vizyonumuzu ve Türkiye ile geliştirdiğimiz çok boyutlu iş birliğine verdiğimiz önemi bir kez daha gösteriyor.Dostluğumuzu, ortak hikâyemizi ve geleceğe duyduğumuz inancı Ankara’da paylaşmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.”

2. Uluslararası Kent Tiyatro Festivali perdelerini kapattı

1–14 Ekim 2025 tarihleri arasında 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi ev sahipliğinde gerçekleşen festival, 7 ülkeden sanatçıyı ve Türkiye’nin dört bir yanından oyuncuları, yönetmenleri ve hikâye anlatıcılarını bir araya getirdi. İki hafta boyunca sahnelenen 36 etkinlik, 10 binden fazla sanatseveri aynı çatı altında buluşturdu ve Ankara’da tiyatro dolu günlere imza attı. ANKARA’DA KÜLTÜR VE SANATIN BULUŞMA NOKTASIBu yıl ikinci kez düzenlenen Uluslararası Kent Tiyatro Festivali (KentFest), uluslararası üretim çeşitliliğini yerel kültürel bağlama taşıyan zengin programıyla Ankara’nın kültür-sanat sahnesinde yeni bir buluşma ve paylaşım atmosferi yarattı. Türkiye’nin yanı sıra Arjantin, Avustralya, Fransa, Lübnan, Portekiz ve Tayland olmak üzere 7 farklı ülkeden sanatçılar, tiyatrodan dansa, performanstan müziğe, söyleşiden atölyelere uzanan 36 etkinlikte sahne aldı. Festival süresince gerçekleştirilen bu etkinlikler, yaklaşık 10 binden fazla sanatseveri bir araya getirerek Ankara’da kültür ve sanatın evrensel bir dille yeniden yorumlandığı unutulmaz bir atmosfer oluşturdu. ÇOK DİSİPLİNLİ BİR PROGRAMKentFest, 14 gün boyunca sadece sahne gösterileriyle değil, aynı zamanda farklı disiplinleri buluşturan yan etkinlikleriyle de dikkat çekti. Program kapsamında 6 atölye çalışması, 4 oturumdan oluşan “Meselemiz Ankara” söyleşi serisi ve festivalin çocuk programı çerçevesinde hafta içi her gün sahnelenen Nazik Korsan Piyu adlı oyun yer aldı. Böylece festival, çok katmanlı bir kültürel buluşma alanına dönüşerek hem çocuklar hem de yetişkinler için kapsayıcı bir deneyim sundu. Bu yönüyle KentFest, Ankara’da sanatsal etkileşimi çoğaltan, bağımsız düşünceyi destekleyen ve üretim süreçlerine yeni kapılar aralayan bir platform olarak öne çıktı. ANKARA’YA YENİ BİR SAHNEFestival kapsamında bu yıl Ankara’nın sahne sanatları altyapısına önemli bir katkı sağlayan kalıcı bir adım atıldı. 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi içinde yer alan eski nikâh salonu, yeniden düzenlenerek çağdaş bir Black Box sahneye dönüştürüldü ve kente alternatif bir oyun mekânı kazandırıldı. Türkiye tiyatro tarihinde derin izler bırakmış usta sahne ve kostüm tasarımcısı Ali Cem Köroğlu’nun adının verildiği bu yeni sahne, özel bir belgesel gösterimiyle açıldı ve festival süresince birçok farklı oyuna ev sahipliği yaptı.Dünyadaki örnekleri gibi esnek kurulum ve deneysel sahne düzenlerine imkân tanıyan bu 150 kişilik Black Box, 200 metrekarelik seyyar mimarisiyle sahne ve izleyici arasındaki sınırları ortadan kaldırarak yeni anlatım biçimlerine olanak sağladı.Erdal Beşikcioğlu’nun öncülüğünde hayata geçirilen bu girişimle KentFest, yalnızca bir tiyatro festivali olmanın ötesine geçerek Ankara’nın kültür-sanat altyapısını dönüştürebilecek güçlü bir sanat hareketine dönüştü. DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN HİKÂYELERFestivalin açılış gecesinde Aristophanes’in “Kuşlar” oyunundan Erdal Ozan Metin tarafından uyarlanan, şarkı sözleri ve müzikleri Onur Ali Yüce’ye ait olan “Kuşkondu Müzikali” (1 Ekim, 20.30), Erdal Beşikcioğlu rejisiyle sahnelendi. Ardından, Ali Cem Köroğlu Sahnesi’nin açılışında, Yolcu Tiyatro tarafından sahneye taşınan, bellek, inanç ve direniş temalarını işleyen Zâkir adlı oyun seyirciyle buluştu. Festival boyunca tiyatro, dans, performans ve müziği iç içe geçiren birçok yapım sahne aldı. Tiyatro Hemhâl, En Sevdiğinden Başla, Omar Rajeh & Maqamat rejisinde Beytna, tibia x fibula tasarımıyla Kaçak Çay Saati, başlangıcın büyüleyici yanını arayan RINSE, Othello! Seyircili İntikam Provası, festivalin tek konseri olan Cem Erdost İleri ile PortakalAltı Kentfest Etimesgut Buluşması, kişisel bir hikâyeyi performatif anlatı biçiminde sunan Aramızdaki Mesafe, Arjantinli sanatçı Tiziano Cruz’un dikkat çeken performansı Wayqeycuna, Semaver Kumpanya’dan Güzel Son, Emin Alper’in Dostoyevski uyarlaması olan ve yönettiği ilk tiyatro oyunu Öteki, Hira Tekindor yönetiminde çocukların gözünden yeniden anlatılan Medea, Neyzen Tevfik’in “hiçlikten hep”e uzanan yolculuğunu sahneye taşıyan Neyzen, Mek’an Sahne’den 9/8’lik Kıyamet, Dada Salon Kabarett’in enerjik gösterisi Kanlı Kabare, dansı bir varoluş biçimi olarak anlatan Dansöz, Dolkun Production’dan Linçler ve Dudaklar, yaşlanma ve menopozun bedensel ve duygusal yönlerini görkemli biçimde ele alan, Portekiz Büyükelçiliği katkılarıyla sahnelenen Sweat, Sweat, Sweat, Tiyatro D22 imzalı Uykusuz Bir Rüya, Salim, seyircileri duymamanın derinliğine götüren Hallo!, üç semavi dine ait 13 dilde şarkılarla kimlik, göç, aidiyet ve dilsizlik kavramlarını sorgulayan ASHURA, Balat sokaklarından ilham alan Tebdil, Emekli Tiyatrosu tarafından yeniden yorumlanan ve Fransız Kültür Merkezi desteğiyle Thierry Thiéu Niang yönetiminde sahnelenen Bahar Uyanışı, Barış Atay ve Bülent Emrah Parlak’ın iki kişilik oyunu Sabotaj ile Ermira Goro imzalı Thirst festival programında yer aldı. Her biri farklı kültürlerden ve anlatım biçimlerinden beslenen bu yapımlar, izleyicilere sahne sanatlarının evrensel gücünü hissettiren, sınırları aşan bir deneyim sundu. KentFest, sanat aracılığıyla farklı coğrafyaların hikâyelerini Ankara’da buluşturarak kültürel çeşitliliğin önemini bir kez daha vurguladı. 3. ULUSLARARASI KENT TİYATRO FESTİVALİ İÇİN HAZIRLIKLAR BAŞLADIFestivalin kapanışında yapılan açıklamada, 3. Uluslararası Kent Tiyatro Festivali hazırlıklarının şimdiden başladığı duyuruldu. KentFest’in 2026 yılı programında yeni uluslararası ortaklıklar, tematik iş birlikleri ve yenilikçi sahne projeleri planlandığı belirtildi.Festival ekibi, gelecek yıl için hem ulusal hem de uluslararası sanatçıların yer alacağı daha kapsamlı bir içerik hedeflediklerini açıkladı. KentFest, önümüzdeki dönemde de sanatın birleştirici gücünü merkeze alarak Ankara’nın kültür sanat sahnesini güçlendirmeye devam edecek.

1. Uluslararası Ekim Geçidi İstanbul Bienali başladı

Gülsün Erbil önderliğinde bugüne dek 23 kez gerçekleştirilen “Ekim Geçidi” etkinliği, bu yıl boyut değiştirerek uluslararası kimlik kazandı ve “1. Uluslararası Ekim Geçidi İstanbul Bienali” adıyla başladı. İstanbul ayağında konum olarak Anadolu Yakası’nı merkezine alan bienalin ilk sergisi, 3 Ekim’de Fikirtepe Erbil Kare’de açıldı.

Etkinlik, 5 Ekim Pazar günü Kazım Karabekir Kültür Merkezi’nde devam ederken; üçüncü durağının 23 Ekim’de Alan Kadıköy’de, dördüncü durağının ise 3 Kasım’da Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirileceği açıklandı.

1. Uluslararası Ekim Geçidi İstanbul Bienali

TİCARİ VE İDEOLOJİK BASKILARDAN UZAKTA

“Ekim Geçidi” adıyla 2001 yılından bu yana 35 il ve pek çok ilçede binlerce sanatçıyı buluşturan bienalin bu yıl uluslararası boyut kazanmasıyla ilgili bir açıklamada bulunan Ressam Gülsün Erbil; “Çeyrek asırdır ‘temasız’ yaklaşımıyla sanatçıya özgürlük tanıyan bu platform, ticari ve ideolojik baskılardan uzak, çok sesli bir sanat ortamı yaratıyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Sanatkâr, alnında ışığı ilk duyan insandır’ sözünden ilhamla Ekim Geçidi, Türkiye’nin tek sürdürülebilir çağdaş sanat sergisi olmayı sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

1. Uluslararası Ekim Geçidi İstanbul Bienali
Kazım Karabekir Kültür Merkezi’nde açılan sergiye Türk tarihine derin izler bırakan, Milli Mücadele’nin önemli ismi ve Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın kızı Timsal Karabekir de katıldı.
1. Uluslararası Ekim Geçidi İstanbul Bienali

Dünyada bu hafta bir dizi etkinlik sanatseverlerle buluşacak

Liber 2025 Uluslararası Kitap Fuarı, 7-9 Ekim'de İspanya'nın Madrid şehrinde gerçekleştirilecek.

"The Other Art Fair", 9-12 Ekim'de İngiltere'nin başkenti Londra'da görülebilecek. Fuar, 175 bağımsız sanatçının eserlerini sanatseverlerle buluşturacak.

Virginia Beach sahilinde her yıl düzenlenen açık hava sanat sergisi "Virginia MOCA Boardwalk Art Show", 10-12 Ekim'de ülke genelindeki sanatçıların sıra dışı eserlerine ev sahipliği yapacak.

Uluslararası galerileri bir araya getiren "Affordable Art Fair Amsterdam" 8-12 Ekim'de Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da 19. kez düzenlenecek.

- Film festivalleri

Lincoln Center Film'in hazırladığı, ABD'nin en uzun süreli ve prestijli film festivallerinden "New York Film Festival" (NYFF) yaklaşık 30 uzun metrajlı filmden oluşan ana listeye odaklanıyor. Deneysel sinema ve yeni restorasyonlar için ek bölümlere de yer verilen festival 13 Ekim'de sona erecek.

ABD'de "34. Hot Springs Belgesel Film Festivali" 10-18 Ekim'de Arkansas'ta, Tryon Uluslararası Film Festivali de 9-12 Ekim'de North Carolina eyaletinde sinemaseverlerle buluşacak.

Belçika'da sinema kültürünün gelişmesine ve yayılmasına katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirilen önemli festivallerden "Film Fest Gent", 8-19 Ekim'de gerçekleştirilecek.

İngiltere'nin başkenti Londra'da düzenlenen "BFI London Film Festivali" de 8-19 Ekim'de zengin bir programı sinemaseverlere sunacak.

- Konserler

ABD'li şarkıcı Katy Perry yarın İskoçya'nın Glasgow şehrinde, 8 Ekim'de İngiltere'de Manchester, 10 Ekim'de Sheffield'de hayranlarıyla buluşacak.

İngiliz müzisyen Sting, 8 Ekim'de Almanya'nın Köln şehrinde, 9 Ekim'de ise Fransa'nın başkenti Paris'te sahneye çıkacak.

Saraybosna'da 1985'te kurulan Bosnalı pop rock müzik grubu Crvena Jabuka, 11 Ekim'de KSC Skenderija'da konser verecek.

Çekya'nın başkenti Prag'daki belediye binası, yarın akşam "The Best of W. A. Mozart and A. Dvorak" konserine ev sahipliği yapacak.

"Manon Lescaut Opera by G. Puccini" konseri, 9 Ekim'de Prag Devlet Opera Salonunda müzikseverleri ağırlayacak.

Lady Gaga, yarın İngiltere'nin Manchester şehrinde, 12-13 Ekim'de de İsveç'in başkenti Stockholm'de sahnede olacak.

ABD'de vizyona girecek filmler

ABD sinemalarında 10 Ekim'de 8 film vizyona girecek.

Yönetmenliğini Joachim Ronning'in üstlendiği macera, aksiyon ve bilim kurgu filmi "Tron: Ares"te, başrolleri Evan Peters, Greta Lee, Jeff Bridges ve Jared Leto paylaşıyor.

Sean McNamara'nın yönettiği "Soul on Fire", kaza geçiren genç bir çocuğun hayatta kalma mücadelesini beyaz perdeye yansıtıyor.

Bill Condon'ın yönettiği "Kiss of the Spider Woman" filminde Diego Luna, Tonatiuh, Jennifer Lopez, Bruno Bichir rol aldı.

Yönetmen Steven Kostanski'nin 1983 yapımı kült klasik filmi yeniden çektiği "Deathstalker", Mary Bronstein'in yönettiği "If I Had Legs I'd Kick You", Derek Cianfrance'in yönettiği "Roofman", Andrew Durham'ın yönettiği "Fairyland" ve Emily Mkrtichian'in "There Was, There Was Not" filmleri de ABD'de sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.

Sokakların Hayaleti Banksy Londra’yı Sallıyor

NEVSAL ELEVLİ

LONDRA

Londra, South Kensington’daki Sussex House, çağdaş sanat dünyasının en çok konuşulan etkinliklerinden birine ev sahipliği yapmaya başladı.

Dünyaca ünlü, ancak hâlâ kimliği gizemini koruyan sokak sanatçısı Banksy, bugüne dek düzenlenen en kapsamlı sergisiyle sanatseverlerin karşısına çıktı.

“Banksy Limitless” adı verilen sergi, sanatçının 250’den fazla eserini bir araya getiriyor. Orijinal tablolar, büyük boyutlu enstalasyonlar, heykeller ve yeniden kurgulanmış duvar resimleri ile izleyici, Banksy’nin üretim evrenine adım atıyor. Sergi açılışında oluşan kuyruklar, Banksy’nin popülerliğinin hâlâ zirvede olduğunu bir kez daha kanıtladı.

I M G 4137

SERGİ BİRÇOK BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

“Infinity Room”: Ayna ile kaplanmış özel odada Banksy’nin sembolik figürleri, sonsuz bir görsel etkiye dönüştürülüyor.

Savaş temalı eserler: Ukrayna için yaptığı çalışmalar ilk kez bu ölçekte Londra’da sergileniyor.

Shoreditch sıçanı: Londra’nın doğusundaki meşhur grafitinin yeniden yorumu, serginin en çok fotoğraflanan parçalarından biri oldu.

Cinderella’nın Arabası: 2015’te Dismaland’da sergilenen ve paparazzilerin flaşları altında devrilmiş bir at arabasını betimleyen enstalasyon, Sussex House için yeniden kuruldu.

BANKSY’NİN EN ÖNEMLİ ESERLERİ

Sergiyle birlikte Banksy’nin kariyerine damga vuran bazı başlıca eserler de hatırlatılıyor:

“Girl with Balloon” (2002): Küçük bir kızın elinden uçup giden kırmızı balonu tasvir eden eser, umut ve kayıp temalarını birleştiriyor. 2018’de Sotheby’s müzayedesinde satıldıktan sonra kendi kendini parçalayarak sanat tarihinde iz bıraktı.

“Flower Thrower” (2003): Filistin’de yaptığı bu duvar resmi, bir protestocunun elinde molotof yerine çiçek demeti tutmasıyla, şiddete karşı barışçıl direnişin sembolü haline geldi.

“There Is Always Hope”: Thames kıyısındaki bir duvar üzerine yaptığı bu yazı, Banksy’nin politik ve duygusal dili en yalın haliyle yansıtıyor.

“Kissing Coppers” (2004): Brighton’daki bir pub duvarına çizilen öpüşen polisler, otorite ve özgürlük üzerine cesur bir yorum olarak ün kazandı.

“Slave Labour” (2012): Bir çocuğun dikiş makinesinde Union Jack bayrakları üretmesini betimleyen eser, kapitalizmin sömürü düzenine yönelik en sert eleştirilerden biri oldu.

SERGİNİN ÖNEMİ

Nedir Sanat çevreleri, “Banksy Limitless”i sadece sanatçının bugüne dek yapılmış en büyük sergisi olarak değil, aynı zamanda Banksy’nin sokaktan galeriye taşınan eserlerinin izleyiciyle kurduğu ilişkiyi yeniden tartışmaya açtığı bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor.

Eurovizyon 860X450

İzmir'de sanat dolu bir hafta yaşanacak

İzmir Devlet Opera ve Balesi, Elhamra Sahnesi'nde 7 Ekim'de "Napoliten Gecesi", 9 Ekim'de "F. Schubert Akşamı" konserleriyle, 11 Ekim'de ise Bornova Kültür Merkezi Necdet Aydın Sahnesi'nde "Kuğu Gölü" balesiyle sanatseverlerin karşısına çıkacak.

Farklı sahnelerde oyunlarını izleyicileriyle buluşturacak İzmir Devlet Tiyatrosu, 7-10 Ekim'de Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi'nde "Oyun Oyun İçinde", Bornova Kültür Merkezi Bozkurt Kuruç Sahnesi'nde "Majestik", 12 Ekim'de Bornova Fuaye Sahnesi'nde "Böcek Oteli", Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi'nde "Orfin'in Müzik Kutusu"nu sahneleyecek.

İzmir Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, 9 Ekim'de Bornova Kültür Merkezi Rakım Elkutlu Sahnesi'nde "Eserleriyle Yaşayan Değerlerimiz" konserini verecek.

İKSF'de atölyeler, konserler ve söyleşiler

İzmir Kültür Sanat Fabrikası (İKSF) hafta boyunca sanat atölyeleri, söyleşiler ve konserlerle öne çıkacak.

"Sonbahar Renkleri" akrilik atölyesi 7 Ekim'de, "Bir Damla Renk" ebru atölyesi 8 Ekim'de düzenlenecek.

Nedim Sönmez 9 Ekim'de "Ebru Sanatının Bilinmeyen Tarihi" başlıklı bir söyleşi gerçekleştirecek.

İzmir Devlet Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu ile İzmir Devlet Opera ve Balesi, 9-10 Ekim'de "Müze Konseri" etkinlikleriyle sanatseverlerle buluşacak.

Sergiler ve sezon açılış konseri

Sanatçı Mehmet Emre'nin 3 Ekim'de açılan kişisel resim sergisi 28 Ekim'e kadar Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM) Alt Kat Galeri'de görülebilecek.

"2. Uluslararası Seramiğin Genç İzleri" seramik yarışması sergisi ise 12 Kasım'a kadar AASSM Giriş Kat Batı ve Üst Kat Batı Galeri'de ziyaret edilebilecek.

İzmir Oda Orkestrası'nın sezon açılış konseri, 8 Ekim'de AASSM Büyük Salon'da gerçekleştirilecek. Konserin ilk bölümünde piyanist Alexander Romanovski, Rachmaninov'un 3. Piyano Konçertosu'nu seslendirecek. İkinci bölümde ise Çek asıllı şef Jiri Habart yönetiminde Dvorák'ın başyapıtı "Yeni Dünya Senfonisi" yorumlanacak.

"Bir Anadolu Şenliği" 5 şehirde binlerce kişiyle buluştu

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürlüğü koordinasyonunda bu yıl beş farklı şehirde gerçekleştirdiği "Bir Anadolu Şenliği" tamamlandı. Bir ayı aşkın süren şenlik boyunca 898 bin 608 kişi birbirinden renkli etkinliklerle sanata doydu.

Altın Portakal’da ustalara saygı

Türkiye’nin en köklü sinema etkinliği Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bu yılki Onur Ödülleri’nin sahipleri belli oldu. 24 Ekim – 2 Kasım 2025 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festivalde Onur Ödülleri; Serap Aksoy ve Settar Tanrıöğen’e takdim edilecek. SERAP AKSOY: SAHNEYLE BAŞLAYAN, EKRANLARA TAŞINAN BİR YOLCULUK62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Onur Ödülü’ne layık görülen Serap Aksoy, İstanbul Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nden mezun olduktan sonra Münih Müzik Akademisi’nde eğitimini sürdürdü. Devlet Opera ve Balesi’nde sanat yaşamına başlayan Serap Aksoy, tiyatro, sinema ve televizyon dünyasında 40 yıla yaklaşan kariyeriyle unutulmaz eserlere imza attı. 1983 yılında “Kartallar Yüksek Uçar” dizisiyle ekran yolculuğuna başlayan Aksoy, Atıf Yılmaz’ın yönettiği Değirmen filmiyle sinemaya adım attı. Aksoy, 1987’de “Yaprak Dökümü” dizisinde Fikret karakterini, yine aynı yıl “Yer Demir Gök Bakır” filminde Taşbaş’ın karısı rolünü üstlendi. 1989’da “Kantodan Tangoya” filminde oynadı. 1992 yılında Tunç Başaran'ın yönetmenliğini yaptığı “Piano Piano Bacaksız” filminde Kâmile karakterini canlandıran Aksoy, aynı yıl, Yavuz Özkan tarafından yazılıp yönetilen “İki Kadın” filmi ile 29. Antalya Film Festivali, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Film ayrıca 12. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Yılın En İyi Türk Filmi ödülüne layık görüldü. 1993’te yapımcılığını Zeki Demirkubuz’un yaptığı “C Blok” filminde Tülay karakteriyle Fikret Kuşkan, Selçuk Yöntem ve Zuhal Gencer ile başrolde yer aldı. Piano Piano Bacaksız ve C Blok filmlerindeki unutulmaz rolleriyle Türk sinemasına damgasını vurdu. Aksoy, 1994’te “Geçmişin İzleri” ve 1995’te “Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey” filmlerinde oynadı. 1999 yılında sahnelenen “Hayal Kurma Oyunları”nda Anne karakterini canlandırdı. 2005’te “Aşk Yolu” dizisinde Nigar Yalçıner rolüyle ekranlara dönen sanatçı, 2006’da “Hatırla Sevgili”, 2007’de “Kilit” filmi ve “Karayılan” dizisinde rol aldı. 2009’da “Kül ve Ateş” dizisinde Ayten İsfendiyar karakterini, aynı yıl “Sonsuz” filminde Sevim karakterini oynadı. 2010 yılında “Kukuriku - Kadın Krallığı” adlı filmde rol alan Aksoy, 2014’te “Yağmur: Kıyamet Çiçeği” filminde Güllü, yine aynı yıl “Güllerin Savaşı” dizisinde Cahide Hekimoğlu karakterini canlandırdı. Oyunculuğun yanı sıra sunuculuk da yapan Serap Aksoy; TV8’de yapımcısı olduğu “Alkışlar”, TRT2’de “Merhaba Beyler Talk Show”, Star TV’de “Serap’ın Ajandası” Kültür-Sanat Programı, Show TV’de ise “Neredesin” adlı çocuk realite show programlarını sundu. SETTAR TANRIÖĞEN: TİYATRODAN SİNEMAYA, DERİNLİKLİ BİR OYUNCULUK62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Onur Ödülü’ne layık görülen Settar Tanrıöğen, oyunculuk kariyerine tiyatro sahnesinde başladı. Tanrıöğen, tiyatroda Bir Demet Tiyatro, Bir Kış Öyküsü, Dünyada Karşılaşmış Gibi (2019), Yedi Kocalı Hürmüz ve Üç Kurşunluk Opera yapımlarında rol aldı. Sinemaya 1996 yılında Yavuz Turgul’un yönettiği Eşkıya filmiyle adım atan Tanrıöğen, sonrasında ise Ardından Yara (1998), Yazı Tura (2003) ve 2 Süper Film Birden (2005) yapımlarında rol aldı. 2005 yılında Takva filmindeki performansıyla sinema kariyerinde önemli bir dönüm noktası yaşayan Tanrıöğen, Hayatımın Kadınısın, Kader, Polis, Nokta ve Vavien (2009) yapımlarında da rol aldı ve sinema kariyerine birçok film ekledi. Özellikle Vavien filmindeki performansı ile 2009 yılında 42. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. 2010 yılında Çoğunluk filminde canlandırdığı karakterle bir kez daha övgü toplayan Tanrıöğen, bu performansıyla 43. SİYAD Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Aynı dönemde Gölgeler ve Suretler filmindeki etkileyici oyunculuğu sayesinde, 2011 yılında 22. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. 2014 yılı, Tanrıöğen’in kariyerinde bir başka dönüm noktası oldu. Yağmur: Kıyamet Çiçeği, Toz Ruhu ve Nergis Hanım filmlerindeki performanslarıyla 21. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü. Ayrıca Nergis Hanım filmindeki başarısıyla 2015 yılında Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ödülü’nü kazandı. Son dönemde Saklı (2015), Aşıklar Bayramı (2022) ve Bomboş (2023) filmleriyle sinema kariyerine yeni başarılar ekleyen Tanrıöğen, televizyon dizilerinde de unutulmaz karakterlere hayat verdi. 1994 yapımı Aziz Ahmet dizisiyle başladığı televizyon kariyerinde, Bir Aşk Uğruna (1994), Çiçek Taksi (1996) ve Bir Demet Tiyatro (1997) yapımlarıyla devam etti. 1998 yılında İkinci Bahar dizisindeki “Vakkas Resuloğlu” karakteriyle geniş kitleler tarafından tanınan Tanrıöğen, bu başarısını Utanmaz Adam (1998), Güneş Yanıkları (2000), Hızma (2002), Alacakaranlık (2003), Ödünç Hayat (2005) ve Gece Gündüz (2008-2009) projelerle sürdürdü. 2015-2017 yılları arasında yayınlanan Baba Candır dizisindeki “Salih Çelik” karakteriyle izleyicilerin beğenisini kazanan oyuncu, son yıllarda Kızılcık Şerbeti (2022-2024) dizisinde “Abdullah Ünal” karakteriyle televizyon ekranlarında bir kez daha güçlü bir performans sergiledi. Tanrıöğen, Kızıl Goncalar dizisinde “Saatçi Aziz” rolüyle izleyici karşısına çıktı. 2020 yılında “Bir Başkadır” dizisinde canlandırdığı “Ali Sadi Hoca” karakteriyle büyük beğeni topladı. 2024 yılında yayınlanan “Kuvvetli Bir Alkış” dizisiyle dijital dünyadaki başarısını pekiştirdi. Tören 25 Ekim’de Gerçekleşecek62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında Onur Ödülleri, 25 Ekim 2025 tarihinde düzenlenecek açılış töreninde sahiplerine takdim edilecek. Festival, 2 Kasım’a kadar sürecek etkinliklerle sinema dünyasının nabzını tutacak.

Keçiören'de müzik şöleni: KEÇMEK yıl sonu konseri!

Keçiören Sanat ve Meslek Edindirme Kursları (KEÇMEK) Müzik Atölyesinin Türk Halk Müziği Korosu ve Orkestrası tarafından Necip Fazıl Kısakürek Tiyatro Salonu’nda yıl sonu konseri düzenlendi. Koro ve orkestra şefliğini Gürbüz Gözüm’ün üstlendiği konserin sanat yönetmenliğini Kubilay Dökmetaş yaptı. Bir yıl boyunca KEÇMEK bünyesinde eğitim alan ve sahne performanslarını ortaya koyan amatör sanatçılar ve orkestra, birbirinden güzel ezgileri dinleyicilerle buluşturdu. Salonun tıklım tıklım dolduğu gecede, Türk Halk Müziği’nin sevilen eserleriyle yaşanan müzik şölenine dinleyiciler alkışlarla eşlik etti. Konser programına Keçiören Belediye Başkan Yardımcısı Celal Biçer de katıldı. Biçer, etkinlik sonunda Orkestra Şefi Gürbüz Gözüm’e çiçek takdim ederek, koro ve orkestraya teşekkürlerini iletti. Sanatın ve müziğin güzelliklerini yaşatacağız Gösterdikleri sahne performansı dolayısıyla kursiyerleri tebrik eden Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, “Türk Halk Müziği, kültürümüzün taşıyıcı direklerinden biridir. KEÇMEK bünyesinde eğitim alan kursiyerlerimizin sahne performanslarıyla bunu bir kez daha hissettik. Her bir kursiyerimizi gönülden tebrik ediyorum. Sanatın ve müziğin güzelliklerini Keçiören’de yaşatmaya devam edeceğiz” dedi. Kaynak: Haber Merkezi

“Mahallemde Hayat Var” ile Mamak’ta yaz sezonu açılıyor!

Mamak Belediyesi, yaz mevsimini “Mahallemde Hayat Var” açık hava konserleriyle karşılıyor. 14 Haziran’da 100. Yıl Cumhuriyet Millet Bahçesi’nde O Ses Türkiye yarışmacıları Oğuz Kazancık, Seyit Ali Özen ve Güven Taştan’ın sahne alacağı bu açılış konseriyle, başlayan etkinlikler yaz boyunca farklı mahallelerde devam edecek. O Ses Türkiye Yarışmacıları Sahne Alacak Mamak Belediyesi, yaz mevsimini kültür ve sanatla karşılamak amacıyla bu yıl da “Mahallemde Hayat Var” açık hava etkinliklerine devam ediyor. İlçenin dört bir yanında düzenlenecek konserlerle Mamak sakinleri yaz akşamlarını müzik, eğlence ve dayanışma içinde geçirecek. İlçe genelinde düzenlenecek olan “Mahallemde Hayat Var” açık hava konserleriyle eğlence Mamak’ın tüm mahallelerine taşınacak. 14 Haziran Cuma günü saat 18.00’de, 100. Yıl Cumhuriyet Millet Bahçesi’nde “O Ses Türkiye” yarışmacıları Oğuz Kazancık, Seyit Ali Özen ve Güven Taştan, bu özel konserde Mamaklılarla bir araya gelecek. İlk Etkinlik 14 Haziran’da Başlıyor Açılış programında çocuklar için kukla ve Karagöz-Hacivat gösterileri, eğlenceli yarışmalar, animasyonlar ve yüz boyama etkinlikleri düzenlenecek. Ayrıca Mamak Belediyesi’nin bando takımı ve halk oyunları ekibi de sahne alarak coşkulu bir atmosfer yaratacak. Kaynak: Haber Merkezi

Yenimahalle Belediyesi’nden YKS ve LGS öğrencilerine tam destek!

Yenimahalle Belediyesison günlerde kütüphanelerinde Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı ( YKS ) için hazırlanan 12'inci sınıf öğrencilerini ve Liselere geçiş sistemi ( LGS ) için hazırlanan 8'inci sınıf öğrencilerini ağırlıyor. 15 Haziran Pazar günü yapılacak LGS ve 21-22 Haziran 2025 tarihlerinde yapılacak YKS için geri sayım sürerken, Yenimahalle Belediyesi'nin ilçenin 10 ayrı noktasına konumlandırdığı kütüphaneler öğrencilerden yoğun talep görürken belediye ekipleri de geç saatlere kadar ders çalışan gençlere soğuk sandviç ve meyve suyundan oluşan kumanya ikram ediyor. Her gün sabah 9.00, akşam 20.00 saatleri arasında gençlere kapılarını açan Yenimahalle'nin kütüphaneleri; Yenimahalle Kapalı Pazar Yeri ve Sosyal Tesisleri, Karşıyaka Kapalı Pazar Yeri ve Sosyal Tesisleri, Ata Mahallesi Kültür Merkezi, Şentepe Kütüphanesi, Kaletepe Kültür Merkezi, Demetevler Destek Eğitim Merkezi, Meydan AVM Yaşar Kemal Kütüphanesi, Gazi Mahallesi Kütüphanesi, Tepekule Rüştü Asyalı Kütüphanesi, Cumhuriyet Akademisi Gençlik kütüphanesi olmak üzere 10ayrı noktada hizmet veriyor. Ders çalışmak isteyen ve sınavlara hazırlanan gençler tarafından sıklıkla tercih edilen Yenimahalle Belediyesi kütüphanelerinden faydalanan gençlerin sayısı ise günden güne artıyor. 20 bine yakın üye Belediye kütüphanelerinde üye sayısı ise 20 bine ulaşırken, kütüphanelerde hikayeden romana, ders kitaplarından ansiklopedilere kadar tüm kitaplar raflardaki yerini koruyor. Kültür merkezleri içerisinde ortalama 200 metrekare alana sahip olan kütüphanelerde masa düzeni, okuma köşeleri de yer alıyor. Aynı zamanda kapsamlı bir kaynak arşivine de sahip olan kütüphanelerde, araştırma yapmak için gelen öğrencilere bilgisayar hizmeti de sunuluyor. Bu sayede sınavlara hazırlanan öğrenciler aradığı kitapları kolayca bularak, sessiz bir ortamda ders çalışma fırsatı buluyor. Öte yandan, öğrenciler ödev çıktılarını da ücretsiz bir şekilde alabiliyor. “Okumaya seven bir nesil yetişsin istiyoruz” Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, “Gençlerin ve çocukların iyi üniversitelerde okumasını hedefliyor, geleceğin söz sahibi bireyleri Yenimahalle’den çıksın istiyoruz. Sınavlara hazırlanmak isteyen, evinde yeterli çalışma ortamı bulamayan, huzurlu bir ortamda kitap okumak, araştırmak isteyen gençlerimize temiz bir ortamda çalışma fırsatı sunuyoruz. Gençlerimiz için hizmete açtığımız kütüphanelerimiz yoğun talep görüyor. Okumayı ve araştırmayı seven bir neslin yetişmesi ülkemizin aydınlık yarınlara kucak açması adına büyük önem taşıyor. Yenimahalle’de eğitime her zaman tam destek verdik ve bu düşünceyle eğitimi ilk sırada tutarak çalışmayı sürdüreceğiz. Şimdiden sınavlara hazırlanan tüm geçlerimize başarılar diliyorum” dedi. Kaynak: Haber Merkezi

Mamak Belediyesi’nden çocuklara halk oyunları eğitimi!

Mamak Belediyesi tarafından düzenlenen halk oyunları seçmeleri başarıyla tamamlandı. Yoğun ilgi gören seçmeler sonucunda 30 öğrenci, halk oyunları ekibine katılmaya hak kazandı. Seçmelerden başarıyla geçen öğrenciler Cumartesi günü 12.00-14.00 saatleri arasında çalışmalarına başladı. Mamak Belediyesi, spor, müzik ve sanat gibi birçok alanda gençlerin gelişimine katkı sağlamaya devam ediyor. Mamak Belediyesinin minikler kategorisinde halk oyunları kursu açacağının açıklanmasının ardından başvuruda bulunan 8-12 yaş arasındaki adaylar önce hünerlerini eğitmenlerine gösterdi. Ritim duygusu ve sahne performansı gibi alanlarda eğitmenlerin huzuruna çıkan katılımcılar performanslarıyla kursa katılmaya hak kazandı. Seçilen öğrenciler, 8 Haziran Cumartesi günü ilk derse başladı. Eğitimler, Mamak Belediyesi Musiki Muallim Mektebi’nde deneyimli eğitmenler eşliğinde gerçekleştiriliyor. Kaynak: Haber Merkezi

Miras albümüyle doğanın sesi müziğe dönüştü

Türkiye’de bir ilk, dünyada ise eşi benzeri olmayan bir albüm: 22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nde yayınlanan Miras isimli albüm, nesli tehlike altındaki kuşların seslerini kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel çalgılarla bir araya getiriyor. Kuş Kolektifi’nin bu albümü, doğanın seslerini kültürel mirasla buluşturarak hem biyolojik çeşitliliğe hem de müzik tarihine sesli bir kayıt düşüyor. Yaz Güvendi'nin yürüttüğü ve Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı desteğiyle hayata geçen ‘Miras’ albümünde, Türkiye’nin beş farklı habitatında yaşayan tehdit altındaki 31 kuş türünün sesi kullanıldı. Urkeklik, elmabaş patka ve dikkuyruk gibi türlerin çağrıları; çeng, ruzba, kam davulu gibi geleneksel çalgılarla buluşarak özgün besteler haline geldi. Doğayla Sanat Arasında Bir KöprüBeş parçadan oluşan albüm, Türkiye’nin ormanlarından dağlarına, bozkırlarından sulak alanlarına ve denizlerine uzanan beş farklı habitatı seslerle anlatıyor. Her parça bir kuşun çağrısıyla başlıyor; ve bu çağrı, geleneksel bir çalgının sesinde karşılık buluyor. Miras, yalnızca bir müzik albümü değil; doğa ile kültür arasında kurulan, işitsel bir köprü. Ormandan Denize Uzanan Bir YolculukAkın Orbay, Can Saka, Kerem Feyzi, Murat Küçükarslan ve Turgut Mavuk’un bestelediği parçalar ardı ardına, bir doğa yolculuğunun adımlarını izliyor. Albüm, “Patika” parçasıyla ormanlarda başlıyor, “Urkekliğin Yankısı” ile 3.000 metredeki zirvelere çıkıyor, “Bozkırın Kanatları” ile düzlüklerde geziniyor, “Elmabaşın Rüyası” ile sulak alanlara varıyor ve “Yelkovanın Yolu” ile denizle buluşup gökyüzüne karışan bir yolculuk ile sona eriyor. Albümün lansmanında konuşan Kuş Kolektifi’nin Kurucusu ve projenin yöneticisi Yaz Güvendi, Miras'ın sadece bir albüm değil aynı zamanda bir doğa yolculuğu olduğuna dikkat çekti: “Miras albümünü kurgularken sadece sesleri değil, habitatları da bir araya getirdik. Albümümüz, nesli tehlike altındaki kuşların seslerinden ve unutulmaya yüz tutmuş çalgılardan oluşan beş parçalık bir doğa yolculuğu. Albümdeki her parça bir ekosistemi temsil ediyor ve parçalar birbirine bağlanarak bizi ormandan dağlara, bozkırlardan sulak alanlara ve en sonunda deniz kıyılarına ulaştırıyor.” Albüme iletişim desteği veren Doğa Derneği, Roots and Shoots Türkiye, WWF-Türkiye ve Yuvam Dünya’ya teşekkür eden Güvendi sözlerine “Miras, yalnızca işitsel bir deneyim değil; hem ekolojik hem de kültürel mirasımıza sahip çıkma çağrısı. Doğa koruma çabalarına sanat aracılığıyla yaratıcı ve kolektif bir katkı sunan bu albüm, Kuş Kolektifi diye yeni bir oluşumu hayata geçirdi. Kuş Kolektifi ile, doğayı ve biyolojik çeşitliliği sanat yoluyla görünür kılmayı; kuşların sesini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyoruz. Bu sesler etrafında bir farkındalık ve dayanışma ağı örmek için kuş gözlemcileri ile sanatçıları bir araya getiriyoruz.” diye devam etti. Kuşların Çağrısı: Tehlike Altındaki Türlerden Müzikal TanıklıkProje kapsamında kuş araştırmacısı olarak görev alan Biyolog ve Kuş Gözlemcisi Kerem Ali Boyla da bu albümün yok oluş sürecinde çok önemli bir anlamı olduğunu dile getirdi: “Bugün dünya üzerinde 11 binden fazla kuş türü var ve bunların yaklaşık %12’si küresel ölçekte tehdit altında. Eskiden binlerce bireyden oluşan sürülerle gökyüzünü dolduran bazı türler, artık yalnızca birkaç birey olarak gözlenebiliyor. Türkiye’nin beş farklı biyomunda kaydedilen bu seslerin, yalnızca belgelenmesi değil, hafızamızda da yer etmesi gerekiyor. Doğal çevrenin akustik hafızasını korumak, yok oluş sürecine tanıklık ettiğimiz bu çağda hayati bir anlam taşıyor. Bu proje, hem biyolojik hem de kültürel çeşitliliği ses aracılığıyla kayıt altına alarak önemli bir boşluğu dolduruyor.” Kolektif Bir Üretim: Gelenekten GeleceğeProjede çalgı yapımcılarının ve müzik araştırmacılarının çabalarıyla günümüze kadar ulaşabilmiş, kimi zaman unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış geleneksel çalgılardan bir seçki hazırladıklarını ifade eden Müzik Araştırmacısı Murat Küçükarslan süreci “Bu enstrümanları, onları en yalın ve geleneksel biçimde icra eden müzisyenlerle buluşturmaya özen gösterdik. Çeng, kopuz, rebab, kam davulu ve ruzba gibi köklü çalgılarla, kuş seslerini yan yana getirerek her biri ayrı bir kültürel hafızayı taşıyan besteler ortaya çıkardık” sözleriyle anlattı. Kuşların ses kayıtları ile bu enstrümanları buluşturan besteciler, her parçaya farklı bir anlatı katmanı ekledi. Albümde Yelkovanın Yolu adlı parçanın bestecisiAkın Orbay ise kendi sürecini şöyle anlattı: “Parçamda, yavrusunu beslemek için binlerce kilometre yol kat eden Yelkovan kuşunun göç yolculuğunu müzikle anlatmaya çalıştım. Bir Yelkovan’ın Ege açıklarındaki kayalık yuvasından havalanıp İstanbul üzerinden geçerek Romanya kıyılarına uzanan, orada beslenip aynı rotayı geri dönerek yavrusunu doyurduğu bir akışı sahne sahne besteye yansıtmaya çalıştım. Sadece deniz üstünde yaşayan bir kuşun geçtiği yerlerde ne hissedebileceğini, hangi kuşlarla karşılabileceğini de düşünerek bir anlatı kurdum. Çalışma sürecinde geleneksel çalgılarla tanışma fırsatım oldu. Umarım bu proje, hem bu kuşları hem de bu çalgıları toplumsal hafızadan günümüz kültürel bilincine taşıyabilir.” “Miras” albümü, 22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nde tüm dijital müzik platformlarında yayına girdi. Kuş Kolektifi HakkındaKuş Kolektifi, Türkiye’nin nesli tehlike altındaki kuşlarının sesinden yola çıkan, doğa ve sanat ekseninde bir araya gelen bir topluluktur. Kuşların kaybolmakta olan seslerine kulak veren kolektif, bireysel bir fikir olarak başlayıp zaman içinde kolektif bir harekete dönüştü. Kuş Kolektifi, duyulmaz olanı duyulur, görünmez olanı görünür kılmak için sanatı bir araç olarak kullanıyor; kuşların korunmasına yaratıcı yollarla katkı sunmayı amaçlıyoruz. Profesyonel ya da amatör, meraklı ya da deneyimli herkese açık olan Kuş Kolektifi, kuş seslerini birlikte duyurmak ve çoğaltmak için çalışıyor.

❌