❌

Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Ruşen Çakır yorumladı: Kandil’in gözü İmralı’da, İmralı’nın gözü Ankara’da

Ruşen Çakır "Kandil'in gözü İmralı'da, İmralı'nın gözü Ankara'da" başlıklı yayınında çözüm sürecinde yaşanan duraklamayı değerlendirdi.

Ruşen Çakır yorumladı: Kandil’in gözü İmralı’da, İmralı’nın gözü Ankara’da Medyascope

💾

Ruşen Çakır "Kandil'in gözü İmralı'da, İmralı'nın gözü Ankara'da" başlıklı yayınında çözüm sürecinde yaşanan duraklamayı değerlendirdi.

PKK elebaşı Karayılan’dan ‘Suriye’ itirafı: ‘Devletin ortağıyız, devlet biziz’

PKK terör örgütü elebaşlarından Murat Karayılan, Suriye’de HTŞ yönetimiyle yaptıkları entegrasyon anlaşmasına ilişkin yeni mesajlar verdi.

Örgütün ajansına konuşan Karayılan, “kitleleri harekete geçirme dönemi” olduğunu söyledi.

Karayılan şunları söyledi:

“Şimdi dönem entegrasyon dönemidir. Siyasi, toplumsal ve kültürel mücadele dönemidir. Bütün güçlerimizi buna göre harekete geçirmeliyiz. Savunma güçlerinin artık belli bir düzeyi var, o ayrı. Onlar da rollerini oynamalılar. Ancak mücadele artık siyasi ve toplumsal yöntemlerle yürütülmelidir. İki konuda cesur hareket etmek gerekir. Birincisi, halkların kardeşliği meselesidir; yani Önder Apo’nun demokratik ulus perspektifini cesaretle savunmaktır. Bakıyoruz, bu ırkçılar esas olarak bu perspektife saldırıyorlar. Yani halklar arasında, Kürtlerle Araplar arasında düşmanlık yaratmak istiyorlar. Bu ne anlama geliyor? Demokratik ulus perspektifini boşa çıkarmak istedikleri anlamına geliyor. Orada halkları birbirine düşürmek istiyorlar. Buna karşı cesaretle mücadele etmemiz gerekiyor. Yani Arap, Kürt, Asuri, Süryani ve Ermeni halklarının kardeşliğini korumalıyız. Bunu her yerde korumalı, kardeşliği geliştirmeliyiz. Birincisi, bu konuda tavizsiz ve cesur olmak gerekir.

ENTEGRASYON

İkincisi entegrasyondur. Entegrasyonu nasıl demokratik bir entegrasyona dönüştüreceğiz? Bunun için mücadele etmek gerekir. Siyasi mücadele, toplumsal mücadele yürütmek gerekir. Cesaretle yürütmek gerekir. Entegrasyon, özünde ortaklaşma anlamına gelir. Yani iki taraf bir olur. Ama her iki taraf da birbirini kabul etmelidir. Yani Kürtleri Kürt olarak kabul etmek gerekir. Entegrasyon budur. Birinin diğerinin üzerine çıkıp her şeyi dayatması değildir. Dayatma değildir, birbirini kabul etmektir. Sen onun bir şeyini kabul edersin, o da senin bir şeyini kabul eder. Fakat bunun için mücadele yürütmek gerekir. Mücadelede sürekli “Bunu yaparsak savaş olur, bunu yaparsak her şey bozulur” bahanesine sığınılmamalı. Her şey bozulmaz. Yani kimse kıyameti koparmamalı. İki yönden de kıyamet koparılmamalı.

‘KAZANIMLAR VAR, SAHİP ÇIKMALI’

Birincisi, bazı çevreler “Her şey gitti, her şeyi verdik” diyor. Öyle değildir. Bazı şeyler, kazanımlar var. Kazanımlarına sahip çıkmalı, bu kazanımlar üzerinde şehitlerin davasını ilerletmelisin. Yeni yol ve yöntemlerle siyasi, demokratik, toplumsal ve kültürel mücadeleyi güçlendirmelisin. Örgütlenmelisin. Kazanımlar var; her şey gitmiş değil. Diğeri de siyasi mücadele yürüttüğünde “Aman, yine savaş çıkacak” demektir. Bu da doğru değildir. Yani Rojava Kürdistanı’nın arkasında bir güç var, yalnız değildir. Her şeyden önce bütün Kürt halkı onun arkasındadır. Ocak ayında bu belli olmadı mı? Yine Rojava Kürdistanı, DAİŞ’e karşı savaşta, Kobanê direnişiyle, kadınların ve özgür kadının direnişiyle dünyada kendisine bir yer edindi. Bakıyoruz, Şam yönetimi yüzünü olumlu göstermek için birçok kez Rojava yetkilileriyle birlikte fotoğraf çektirmek istiyor. Buna ihtiyaç duyuyor. Yani her şeyi bir kenara atmak o kadar kolay değildir. Hayır, Rojava Devrimi de kendi mevzilerini oluşturmuştur. Bu mevziler üzerinden siyasi ve toplumsal mücadeleyi daha güçlü yürütmek gerekir.

‘DEVLET BİZİZ’

Şimdi gerekli olan, hızla toparlanmak ve mücadele etmektir. Bugün Hesekê’de Suriye bayrağını kaldırıp ırkçılık yapanlar Arap halkını temsil etmiyorlar. “Devlet gelsin” diye bağırıyorlar. Onlara “Biz zaten devletiz. Entegrasyon gerçekleştirmedik mi? Biz devletin ortağıyız. Buradaki devlet biziz. Sen kimsin?” denilerek yanıt verilmelidir. Bu nedenle resmi kurumlar aciz davranmamalıdır. Karşılarına çıkıp “Siz kimsiniz? Burada kimsenin kargaşa yaratmasına izin vermiyoruz” demelidirler. Yani bu resmi kurumlar kendilerini ikinci sıraya koymamalıdır. Sorumluları rollerini oynamalıdır. Siyasi kurumlar daha fazla yanıt verebilir, konuşabilir, Suriye’de kamuoyu oluşturabilir ve mücadele yürütebilir. Yani mücadele birkaç kişiye bırakılmamalıdır. Herkes yürütmelidir. Yani şimdi savaş dönemi değil; siyasi mücadele, konuşma, yanıt verme ve kitleleri harekete geçirme dönemidir. Kürt halkı haklarını korumalıdır. Hakları vardır, Suriye hükümetinde yeri vardır. Mevcut koşullara göre şehitlerin davasını daha fazla temsil etmeye, şehitlerin çizgisini daha fazla geliştirmeye ihtiyaç vardır.

‘AŞİRETLERLE BİRLİKTE ÇALIŞILMALIDIR’

Halkımız burada emek verdi. Arap halkı ve Kürt halkı birlikte kan döktü. Artık kimse bunu geriye, eski düzeye götüremez. Hayır, dostlar var. Örneğin şehitlerimizin, arkadaşlarımızın bütün Arap ailelerine ulaşılmalıdır. Olumlu yaklaşan bütün aşiretlerle birlikte çalışılmalıdır. Böyle kargaşa yaratanların, provokatif yaklaşımlar geliştirenlerin arkasında kimin olduğunu biliyoruz. Kimin müdahale ettiğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle bütün kurumlar, kişiler ve özellikle şehit aileleri hızla toparlanmalı, hızla örgütlenmelidir. Bu tür uygulamalara karşı daha etkili yanıtlar geliştirmelidirler. Toplumumuz her yerde kendisini bir güç ve irade hâline getirmelidir. Doğrudur, bazı savunma güçleri var. Onlar rollerini oynamalılar. Böyle pasif ve aciz olmamalılar. Eğer aciz olacaklarsa o silahları neden aldılar? Birincisi budur. Ama halkımız da kendisini korumalıdır. Yani öz gücüyle, örgütlülüğüyle kendisini korumalıdır. Hiçbir yerde kimse böyle savunmasız kalmamalıdır.

Bazı eller Suriye’de Kürt halkının önünü kesmek istiyor. Bu açıktır. Ancak Kürt halkı, şehitlerinin kanıyla artık kendisine bir yer oluşturmuştur. Suriye’de temel bir aktör olabilir. Bunu da demokratik ulus perspektifiyle, halkların kardeşliğiyle güçlü biçimde sürdürebilir. Bunun zemini bir ölçüde oluşmuştur. Bu temel üzerinden hareket etmek gerekir. Böyle “Ah vah, biz bunu yaptık, şunu yaptık” denilerek olmaz. Hayır, ne olmuşsa bunun hesabı sorulsun. Hesap vermesi gerekenler hesap versin. Ama bu, boşluk yaratılması, alanın başkalarına boş bırakılması anlamına gelmez. Hayır, alan doldurulmalıdır. Meydan demokratik toplumla gümbür gümbür kaynamalı, harekete geçmelidir. Siyasi ve toplumsal çalışma ve mücadeleyle demokratik toplumun hareketliliği yükselmeli, güçlenmeli, ilerlemelidir. Hedef budur.

‘SAFLARI HIZLA GÜÇLENDİRMELİ’

Şimdi Önder Apo’nun çizgisi var. Önder Apo’nun mücadelesi var, hareketin mücadelesi var, sizin kendi mücadeleniz var; Rojava Kürdistanı’nın kendisi var. Bu hareket var. Ancak onların planı buydu; hepsini tasfiye etmek, böylece yenilgiye uğratmak. Şimdi de yine daraltmaya çalışıyorlar. Rojava Devrimi’ne yönelik mevcut çaba budur. Daraltmak, anlamsızlaştırmak, anlamından uzaklaştırmak istiyorlar. Yani zamana yayılmış böyle bir plan var. Herkes buna karşı dikkatli olmalı, saflarını hızla güçlendirmeli, harekete geçmeli; koşullara uygun yol ve yöntemlerle mücadeleyi güçlendirmeli ve kahraman şehitlerin davasını başarıya ulaştırmalıdır. Herkesin görevi budur.”

Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya’dan Bedir Mutabakatı

MSB’den yapılan açıklamaya göre, ortak işbirliğini güçlendirme ve stratejik ortaklıklar geliştirme kararlılığını yansıtan bir adım olarak, Katar’ın başkenti Doha’da bugün, Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı, Katar Savunma Bakanlığı, Endonezya Savunma Bakanlığı, Pakistan Savunma Bakanlığı arasında çok taraflı “Bedir Mutabakat Zaptı” imzalandı.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Katar Başbakan Yardımcısı ve Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Şeyh Saud bin Abdulrahman bin Hasan Al Sani, Endonezya Savunma Bakanı Yardımcısı Yusuf Jauharı ve Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammed Asıf tarafından imzalanan mutabakata dolunay anlamına gelen “Bedir” ismi verildi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, mutabakata ilişkin şu ifadeler yer aldı:

“Söz konusu mutabakat, askeri üretim alanında işbirliğini teşvik etmeyi, dört ülkenin askeri kabiliyetlerini güçlendirmeyi, ayrıca teknik askeri eğitim, araştırma ve geliştirme konularında işbirliğini desteklemeyi amaçlıyor. Bu girişim, modern savunma sistemlerinin gelişimiyle uyumlu çözüm ve sanayi kollarının oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Mutabakata, dolunay anlamına gelen ‘Bedir’ ismi verilmiştir; zira bu mutabakat sayesinde dört ülke birbirini tamamlamakta olup, anlaşma büyük bir askeri ve ekonomik önem taşımaktadır.

Mutabakat, imzacısı olan ülkeler için kayda değer bir ekonomik öneme sahiptir. Her bir ülkenin askeri üretim alanındaki kabiliyetlerinden yararlanılarak işbirliği ve entegrasyon sağlanacak, savunma sanayisi kapasiteleri geliştirilecek ve böylece müttefik ve dost ülkelerin ihtiyaçları karşılanabilecektir. Ayrıca bu mutabakat; katılımcı ülkeler arasındaki askeri işbirliği ufkunu genişletmeye, savunma sanayisi sektöründeki ilişkilerini geliştirmeye ve güvenlik ile istikrarı destekleyip ortak hedeflere ulaşılmasını sağlayacak şekilde çok taraflı işbirliğini güçlendirmeye katkıda bulunacaktır.”

İmza töreninde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün de yer aldı.

Azerbaycan, 31 Türk vatandaşının ülkeye girişini yasakladı: İşte o liste…

Azerbaycan, Türk vatandaşı 31 ismin ülkeye girişine geçici veya kalıcı olarak yasak getirildiğini duyurdu.

Bugün yayımlanan açıklama ile yürürlüğe giren kararda, listedeki kişilerin Azerbaycan mevzuatı çerçevesinde “istenmeyen kişi” statüsüne alındığı duyurdu.

GEREKÇESİ AÇIKLANDI

Bakü yönetiminin yayımladığı metinde, alınan bu karara gerekçe olarak söz konusu isimlerin sosyal medya platformlarında ve internet sitelerinde yer alan muhtelif açıklamaları gösterildi. İlgili şahısların dijital mecralar üzerinden Azerbaycan’ın egemenliğini, milli güvenliğini, halkını, anayasal düzenini ve mevcut yönetimini hedef alan ifadeler kullandığı ileri sürüldü.

Kararın yasal dayanakları arasında, yönetim yapısının zor kullanılarak değiştirilmesine yönelik çağrılar yapılması, dini radikalizm temelli şiddet eğilimleri ile dini nefret ve düşmanlığın körüklenmesi unsurları sıralandı. Bununla birlikte resmi açıklamada, listede bulunan isimlerin hangi somut söz ya da eylemleri sebebiyle bu kapsama dahil edildiğine dair kişi bazında detaylı örneklendirmelere yer verilmedi.

İŞTE O LİSTE

Azerbaycan hükümeti tarafından kamuoyuyla paylaşılan 31 kişilik yasaklı listesinde Türk siyasetinden, basınından, spor camiasından, akademisinden ve dini çevrelerden tanınan çok sayıda sima yer aldı.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Yahya Uğraş ve Toprak Partisi Genel Başkanı Ömer Ulutaş listedeki siyasi isimler olarak dikkat çekti.

Medyadan ve yazarlık dünyasından Yusuf Kaplan, İsmail Kılıçarslan, Adem Özköse ile eski hakem ve spor yorumcusu Ahmet Çakar’ın da listede bulunduğu bildirildi. Ayrıca eski Ayasofya İmamı ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Boynukalın da yasaklı isimler arasında yer aldı.

İşte o 31 isim:

Ahmet Barış İyison – İyison Medya ve Gazeteciabi Projesi Yöneticisi
Cem Özyurt – Blog Yazarı
Akın Duru – TV8 ve Acunmedya Çalışanı
Dursun Eker – Gazeteci, File Prodüksiyon Hizmetleri
Adem Özköse – Gazeteci, Siyasi Analist ve Yazar
Muhammed Emin Yıldırım – Köklü Değişim Dergisi İstanbul Temsilcisi
Cüneyt Sezer – Blog Yazarı, Sosyolog ve Siyasi Analist
Serhat Koyuncu – Kamuoyu Aktivisti
Mikail Ayyıldız – Dini Araştırmacı ve Yazar
Ahi Aratoğlu – Araştırmacı Yazar, Şair ve Sosyolog
Muharrem Çavuş – Eski AKP Boğaziçi Gençlik Kolları Başkanı (2020-2025)
Fatih Erbakan – Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı
Yahya Uğraş – HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı
Aydın Binboğa – Ekonomist ve Siyasetçi
Hakkı Eren – Köklü Değişim Gazetecisi
Sait Seyitoğlu – HÜDA PAR Batman Mali ve İdari İşler Sorumlusu
Mehmet Boynukalın – Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Profesörü, Eski Ayasofya İmamı
Okan Aytaş – Gazeteci, Finansopia Medya Sahibi
Mert Armağan – Gazeteci
Yaşar Yavuz – Gazeteci
Ahmet Sırrı Arvas – Şair, Gazeteci ve Yazar
Yusuf Kaplan – Yazar ve Gazeteci
Erdinç Teğmen – Erte Medya Sahibi
Ahmet Çakar – Spor Yorumcusu ve Eski Futbol Hakemi
Halil Atakan Ay – İlahiyatçı
İsmail Kılıçarslan – TVNET ve Yeni Şafak Yazarı
Murat Şahin – Akit TV Program Sunucusu
İrfan Kaya Ülger – Akit TV Program Sunucusu
Fatin Dağıstanlı – Akit TV Program Sunucusu
Ömer Ulutaş – Toprak Partisi Genel Başkanı
Ömer Faruk Gergerlioğlu – Milletvekili

Dervişoğlu: Bunlar yarın bir gün cennetten arsa satmaya bile kalkar

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Grup toplantısına “staj ve çıraklık sigortası mağduru” olduğunu belirten vatandaşlar da katıldı.

‘STAJ MAĞDURLARI DA MI MUHALİF’

Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının durumuna değinen Dervişoğlu, bir staj kartı örneğini göstererek “Elimdeki bu karta iyi bakın. Devletin sosyal güvenlik kurumunun mührünü imzasını taşıyor. Bu kartı kendileri basmadı, bunu devlet verdi. Şimdi de aynı devlete diyorlar ki: Madem bizi o gün kayda aldın, madem bu kartı elimize verdin, staj ve çıraklık başlangıcımızı, sigorta başlangıcı saymak zorundasın. Talep budur. Devlette devamlılık esas ise çok da haklı ve yerinde bir taleptir. Meseleyi yalnızca bir prim günü, bir emeklilik cetveli gibi görmeyin. Devlet dediğiniz şey zaten kayıttır. Kayda aldığı vatandaşı unutmamak, verdiği belgenin arkasında durmaktır devlet olmak. Kayıt sadece fişlemek, sicil dosyası tutmak değil, aynı zamanda hakkın da kaydını tutmaktır. Çünkü bir insan, elindeki resmî belgeye bakıp da ‘Acaba yarın bunun da hükmü kalmayacak mı’ diye düşünmeye başlamışsa, orada eksilen yalnızca bir hak değildir, devlet ile vatandaş arasındaki hukuk da yara almış demektir. O muhalif, diplomasını iptal et. Bu canını sıktı, tapusuna el koy. Şu belediye benim partime geçmedi, kayyum ata. Her konuya böyle bakan bir iktidara soruyorum: Staj mağdurları da mı muhaliftir? Onlar da mı siyasidir? Onlarda mı cumhurbaşkanı adayıdır? Türk devleti sözünün eri olmalıdır. Ve o devleti yönetenler de, o sözü yere düşürmemekle mükelleftir” dedi.

‘EKONOMİ BÜROKRASİSİNDEKİ ÜÇ KRİTİK KOLTUK BOŞALDI’

Dervişoğlu, fon vurgununa ilişkin şunları kaydetti:

“İki haftadır bu kürsüden Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu, fon rezaletini anlatıyorum. Bunun münferit bir piyasa vakası değil, kamu gözetiminde yapılan organize bir soygun olduğunu söylüyorum. İlk andan itibaren de önemli bir noktanın altını çiziyorum. Bu işi bir magazin haberi edasıyla konuşamayız. Bu mesele, sadece kimin ne çaldığının, kimin kime ne fırsatlar yarattığının dedikodusuyla geçiştirilecek bir konu değildir. O yüzden, işin magaziniyle değil, sistemin kendisiyle ilgileniyoruz. Bu yüzden, sadece kelle değil, hesap verilsin istiyoruz. Görevini yapmayanların, yapılanlara göz yumanların, olaya bizzat iştirak edenlerin görevden bir an önce el çektirilmesi gerekiyor. SPK Başkanı ‘sağlık gerekçesi ile’ istifasını sundu. Gerekçeye bakar mısınız sağlık sorunları… Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı da emeklilik dilekçesini verdi. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı da görevden alındı. Ekonomi bürokrasisindeki üç kritik koltuklar boşaldı. Şimdi biz ne yapacağız? Gerekçe mi dinleyeceğiz? Yoksa devletin tepesinde ne olup bittiğini mi soracağız?

‘MİLLETİ SOYDUKLARI FONUNUN ARDINDAN TÖVBE FONU KURDULAR’

Tutuklu bulunan 17 kişinin haksız kazançla elde ettiği, halk tabiriyle soyduğu paraları iade ettiğine dair haberler çıkıyor. Oysa kanun metni açıktır. Bahse konu olan miktarın 2 katı iade edilir diyor. Geçen hafta söylediğimi de aynen tekrar ediyorum: Hırsıza ‘gönlünden ne koparsa’ diyecek bir devlet yoktur. Varsa, onun adı zaten devlet değildir. Milleti soydukları fonun ardından, şimdi de tövbe fonu kurdular. Güleriz ağlanacak halimize… Parayı çalıyor, sonra yakalanıyor, getir parayı yerine koy diyorlar. Ve her şey temize çıkıyor. Orman kanunlarında yeri vardır belki ama bizim kanunlarda yeri var mıdır bunun? Atanıp soyguna katılanlar, istifa ederek bu işten sıyrılıyor. Parayı iade eden soyguncu da temize çıkıyor. Bütün bu sistemi kuran, atamaları yapan, burnunu ucunu görmeyen reis bey de sözüm ona temizlik yapıyor. Utanmasalar kiliseye girip günah çıkaracaklar. Aziz milletim uyanık olun, bunlar yarın bir gün cennetten arsa satmaya bile kalkar.”

‘EKONOMİNİN ALT LİGE DÜŞMESİ ZAM DEMEKTİR’

Bu vurgunun boyutları bize anlatılandan çok daha büyük. Yağmanın faturası, bunların söylediğinden çok daha yüksek. Bu süreç dürüst ve samimi bir şekilde yürümezse vatandaş piyasaya, yatırımcı kurala, sanayici yarınına, sermaye hukuka güvenmez. Sonunda dışarıdaki yatırımcı da size güvenmez. Bir fon vurgunu böylece fonun içinde kalmaz. Bankanın bilançosundan fabrikanın kapısına, kredi maliyetinden istihdama kadar üretimin tüm damarlarına yayılır. Türkiye’nin gelişmekte olan piyasa kategorisinden çıkartılması tehlikesini, Yani MSCI meselesinin varabileceği yerleri de bir ay önce yine biz söylemiştik. İçeride mülkiyet rejimini, hukuk güvenliğini yok edip, otel toplantılarıyla yatırımcı avına çıkarak bir yere varamazsınız dedik. Peki, bu alt lige düşme tehlikesi ne demektir? İlk elde yabancı yatırımcının kaçması demektir. Ancak konu sadece bu da değildir. Ülkemizde doğru ve dürüst yabancı yatırımcı da uzun zamandır pek yoktur. Piyasalardaki yüzde 35 civarındaki yabancının yarısı, borsa deyimiyle, bıyıklı yabancıdır. Yani, vergiden kaçma peşindeki, yabancı görünümlü yerli kurnazlardır. Alt lige düşmek demek, finansman ve kredi olanaklarının tüm sektörler için daha da zorlaşmasıdır. Üretimin azalması, ithalata bağımlılığın artması demektir. Zam demektir. İflaslar ve işten çıkarmalar demektir. Türkiye, kökten bir zihniyet ve yönetim reformuna muhtaçtır. Yapay zekâ ve robot teknolojisinin ivmesi görülmektedir. Aklı başında memleketler, bu dönüşüme kafa yormaktadırlar. Bizse, bitmeyen bir yağmanın içinde harap ve bitap haldeyiz.”

‘ENFLASYONUN EN BÜYÜK SEBEBİ AZGIN SARAY AZINLIĞININ KOYACAK YER BULAMADIĞI PARASINDANDIR’

İktidarın ekonomi politikalarını da eleştiren Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Dünyada iki ayrı ekonomi politikası yahut iki tip eğilim vardır: Biri, üretim ekonomisidir, diğeri yağma ekonomisidir. Bugün ekonomi büyüdü diye bir başlık gördüğünüzde de bu dediğimi hatırlayınız. Ekonomideki büyüme vatandaş için de refah artışı demektir. O halde sorarım, büyüyen rakamlar nereye gitmiştir? Vatandaşın refahı mı artmış? Yoksa bir azınlığın servetine servet mi katılmıştır? Dokuzuncu yılına doğru giden ekonomik kriz ve bunalımımız açıkça göstermektedir ki, Türkiye’de üretim değil, bir yağma ekonomisi vardır. Bereket yerine tüketim, yatırım yerine faiz, katma değer yerine rant vardır. Enflasyonun da en büyük sebebi, bu azgın saray azınlığının koyacak yer bulamadığı parasındandır. Sen bir ömür bir ev alamazken, o 3’er 5’er alıyor. Sen evladına bir okul çantası hesabı yaparken, o en lüks markadan 3’er 5’er alıyor. Sen bir külüstür araba alayım diye düşünürken, o koleksiyon yapıyor, 3’er 5’er alıyor. Sana da ‘Büyük Türkiye’ diyor işte. Türkiye büyük, büyük tabii ki. Büyük de bu büyüklük içinde, hırsızlar da büyük, çok büyük. O yüzden, millete ekmek kalmıyor, ev kalmıyor, refah ve rızık kalmıyor.

‘BÜYÜK TÜRKİYE BÜYÜK GÖTÜRENLERİN DEĞİL PASTAYI BÜYÜTENLERİN TÜRKİYE’SİDİR’

Üretim ekonomisi, bereket ekonomisi başka bir şeydir. Sermayeyi üretime, bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi ihracata, emeği refaha bağlar. Böylece devlet üretenin sırtına binmez, önünü açar. Zor mudur bunları yapmak? Bizim girişimcimiz yok mudur? Yazılımcımız, mühendisimiz, mucidimiz yok mudur? Hepsi vardır ama ya bu çarkın içinde geçim derdinden küsmüştür; ya batmayayım diye ince ip üzerinde yürüyordur, ya da el üstünde tutulacakken, el kapılarında ‘azıcık aşım ağrısız başım’ diye yurt dışına gitmiştir. İYİ Parti, bu sebeple, tarımda, sanayide, ticarette bereket ekonomisi demektedir. Evet, yaşadığımız tablo karanlıktır. Ancak ondan kurtulmak da bir o kadar kolaydır. Anadolu’nun bereketini yükseltmek elimizdedir. Biz bu işi başarırız. Büyük Türkiye, büyük götürenlerin değil, pastayı büyütenlerin Türkiye’sidir. Büyük Türkiye, küçük dilimler için birbirine düşürülenlerin değil, büyük dilimleri paylaşan müreffeh Türkiye’dir.

‘İKTİDAR VE ORTAĞININ DEĞİŞİMDEN ANLADIĞI SADECE TERÖRİSTLERLE MÜZAKEREDİR’

Herkes dünyanın değiştiği konusunda hemfikirdir. Ancak hemfikir olmadığımız konu, bu değişime karşı yapılacaklardır. Bu iktidar ve ortaklarının, bu değişimden anladığı sadece teröristlerle müzakeredir. Ancak diğer ülkeler, bu değişime karşı gerçek toplumsal tedbirler arıyorlar. Savaşlar sadece cephelerde yahut gökyüzünde olmuyor, gümrük savaşları da yaşanıyor. Bunun için de koruma duvarları örülüyor. İşte ‘Made in Europe’ bu sürece ilişkindir. Bu süreç, yine daha evvel dile getirdiğimiz ancak iktidarın kılını kıpırdatmadığı Gümrük Birliği’nin güncellenmesi meselesiyle ve yaşadığımız vize rezaletleriyle de bağlantılıdır. Avrupa, otomotiv sektöründe yeni standartlar ve anlaşmalar yapmakta, Türkiye ise sürecin dışına itilmektedir. Bunun Türkiye bakımından anlamı Brüksel’de yazılan birkaç teknik madde değildir. Bursa’daki otomotiv işçisinin işi, Kocaeli’ndeki mühendisin geleceği, Anadolu’daki yan sanayicinin siparişidir. Çünkü Türkiye’nin yıllık 40 milyar doları aşan otomotiv ihracatının yüzde 73’ü Avrupa pazarına akmaktadır. Kürsüden hayt huyt demek yerine, keşke adam akıllı bir ekonomi diplomasisi yürütseler. On yıllardır Avrupa’yla aynı tedarik zincirlerinin içindeyiz.

‘AVRUPA DUVAR ÖRÜYORSA BİZİM İŞİMİZ KIZMAK DEĞİL DUVARIN İÇİNDE KALMAKTIR’

Şimdi Avrupa kendi üretimini korumak için duvar örüyorsa, bizim işimiz duvara kızmak değil, Türk üreticisinin o duvarın dışında kalmamasını sağlamaktır. Avrupa sevdası anlatacak halimiz yok. Bu bir gönül meselesi değil, menfaat ve pazar meselesidir. Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye’nin de Avrupa pazarına ihtiyacı vardır. Bize yıllardır ‘alternatif pazar’ anlatılıyor. Afrika önemlidir… Ama tüm Afrika kıtasıyla ticaret hacmimiz, Almanya ile olanın yarısından biraz fazladır. Orta Doğu önemlidir… Fakat Avrupa’daki yüksek katma değerli pazarın yerini, Orta Doğu’ya üçüncü sınıf mamul ve biraz da silah satarak dolduramazsınız. Çin büyük pazardır, elbette ticaret yapacağız. Fakat böyle bir ticaret dengesi, alternatif pazar değil, bağımlılık üretir. Bugünkü gerçek şudur: Avrupa dışında, Türk sanayisinin Avrupa’yla kurduğu üretim ilişkisine denk bir pazarımız yoktur. Bunu söylemek teslimiyet değil, gerçeği görmektir. Daha iki ay önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Bizim önceliğimiz Avrupa Birliği değil’ dedi. Ardından, alınmazsak kaybedenin Avrupa olacağını söyledi. Doğrudur, onlar da kaybeder. Türkiye’yi kaybetmenin Avrupa’ya bir maliyeti vardır. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten kişinin görevi, Brüksel’in kaybıyla teselli bulmak değil, Türkiye’nin kaybını önlemektir. Bu faturayı Avrupa Komisyonu değil Türk işçisi, Türk sanayicisi ve en sonunda Türk milleti ödeyecektir. Gümrük Birliği’ni 30 yıldır güncelleyemiyorsanız, sanayici yarın yatırımını hangi kurala göre yapacağını bilmiyorsa, mesele artık Brüksel’in bize ne yaptığı kadar, sizin Ankara’da neyi yapamadığınızdır. Bugüne kadar hangi masada ne istediniz? Hangi sektörü korudunuz? Hangi istisnayı aldınız? Bunları anlatın.”

Fon soruşturmasında çok sayıda gözaltı: Aranan Nusret Altınbaş ve ailesinin malvarlıkları donduruldu

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından iletilen raporlar ve yazılı başvurular doğrultusunda inceleme yapıldı.

Soruşturmanın, Işıklar Enerji ve Yapı Holding AŞ (IEYHO), Vişne Madencilik Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ (VSNMD), Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi AŞ (ODINE) ve Tera Finansal Yatırımlar Holding AŞ (TRHOL) paylarına ilişkin iddiaları kapsadığı bildirildi.

Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, SPK raporları ve söz konusu şirketlerin paylarına ilişkin iddiaların değerlendirilmesi sonucunda 31 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, 26 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

Soruşturmanın sürdüğü kaydedildi.

ALTINBAŞ HOLDİNG’İN SAHİBİ ARANIYOR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) raporları ve yapılan yazılı başvurular doğrultusunda incelemeler gerçekleştirildi.Soruşturma kapsamında Altınbaş Holding sahibi Nusret Altınbaş hakkında yakalama kararı verildi. Altınbaş’ın kardeşi İnan Altınbaş ise gözaltına alınan şüpheliler arasında yer aldı.

AİLENİN MAL VARLIKLARI DONDURULDU

Soruşturmanın dikkat çeken bir diğer gelişmesi de Altınbaş ailesinin mal varlıklarına yönelik alınan karar oldu. Nusret Altınbaş hakkında yakalama kararı çıkarılırken, ailenin diğer fertlerinin tüm mal varlıklarının dondurulduğu belirtildi.

CHP’nin 38. Kurultay davasında mütalaa açıklandı: İmamoğlu ve Çelik’e ceza, AKP’li Cemil Tugay’a beraat talebi

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin davada, duruşma savcısı esas hakkındaki mütaalasını sundu.

Savcı, Baki Aydöner, Ekrem İmamoğlu, Erkan Aydın, Mehmet Kılınçarslan, Metin Gülerkaya, Nihat Yeşiltaş, Özgür Çelik, Rıza Akpolat ve Serhat Can Eş’in “fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek atılı suçu işlediklerinin sabit görüldüğünü” belirterek, sanıkların Siyasi Partiler Kanunu’nun 112’nci maddesi ile TCK’nin 37/1 ve 53/1’inci maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesini istedi.

AKP’li Cemil Tugay, Hüseyin Yaşar ve Özgen Nama’nın ise mevcut deliller itibarıyla atılı suça iştirak ettiklerine dair somut delil bulunmadığı iddiasıyla beraatleri talep edildi.

Duruşma, 11 Kasım’a ertelendi.

İDDİANAMEDEN

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 Haziran’da, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin Siyasi Partiler Kanunu’nun 112. maddesi ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırlanmıştı.

İddianamede, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na mağdur, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’a müşteki sıfatıyla yer verilmişti.

Sanıkların birlikte hareket ederek atılı suçu işlediklerine işaret edilen iddianamede, şunlar yer alıyor:

“4-5 Kasım 2023 tarihinde Ankara Spor Salonu’nda yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan Kurultayı’nda oy kullanan bir kısım kurultay delegelerine, genel başkan adayı Özgür Özel lehine oy kullanmaları için bir kısım delegeye para verdikleri, bir kısmına değişik il ve ilçelerde belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği adaylığı teklif ve taahhüt ettikleri, bir kısım delege ve yakınlarını CHP’li belediyeler ile bu belediyelere bağlı şirket ve iştiraklerinde işe yerleştirdikleri, bir kısım delege ve yakınlarına çok sayıda market alışveriş kartları dağıttıkları, kurultayda oy kullanan bu delegelerden kullandıkları oyların fotoğrafını cep telefonlarıyla çekerek kendilerine göndermelerini istedikleri, kurultay salonunda 1. tur oylama sonucunda 2. tur oylamaya geçilmesini geciktirerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan çekildiğine yönelik gerçeğe aykırı açıklamalarda bulundukları, bu şekilde kurultay delegelerinin iradelerini fesada uğratarak, genel başkan adayı Özgür Özel’in genel başkanlık seçimini kazanmasına yönelik faaliyet yaptıkları anlaşılmıştır.”

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda “para karşılığı oy kullandırıldığı” iddialarına ilişkin aralarında İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da arasında bulunduğu 12 sanık hakkında “oylamaya hile karıştırma” suçundan 1 yıldan 3’er yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

Benzine ikinci indirim

Yemen’deki Ensarullah Hareketi’nin (Husiler) Suudi Arabistan’ın enerji tesislerine misillemede bulundukları yönündeki açıklamaları ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlatabileceği kaygısıyla petrol fiyatları yükseldi. 5 ayın zirvesini gören Brent petrol, 111 doların üzerine çıktı. Halen, 110-111 dolar aralığında işlem görüyor.

Küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyatları da bir miktar yükseldi. Tonu, uluslararası piyasalarda 25-26 dolar artan motorin, halen bin 475 dolar düzeyinde bulunuyor.

BENZİNE İKİNCİ İNDİRİM

Küresel piyasalarda, motorinin tersine benzin fiyatları düştü. Buna bağlı olarak benzine peş peşe indirim göründü.

Sektör kaynakları, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, benzine salı gününden geçerli 4 TL 37 kuruş indirim yapıldığını hatırlatarak, “Uluslararası piyasalarda benzinin  ton fiyatı düşmeye devam ediyor. Bu çerçevede perşembe günü de benzine 3 TL 35 kuruş indirim bekleniyor” dedi.

Kaynaklar, motorinde şimdilik bir fiyat hareketinin söz konusu olmadığını belirterek, “Şu aşamada bir zam ya da indirim söz konusu değil” dedi.

Meteoroloji uyardı: Sis ve sağanak yağışa dikkat!

MGM’nin son değerlendirmelerine göre, Doğu Karadeniz kıyıları, Doğu Anadolu’nun doğusu, Güneydoğu Anadolu’nun doğusu ile Edirne, Ordu ve Artvin çevrelerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış görülecek. Diğer bölgelerin ise az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Gece ve sabah saatlerinde Marmara, İç Ege, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu ve Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.

featured

Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik beklenmezken, sıcaklıkların mevsim normalleri civarında seyredeceği öngörülüyor.

Rüzgarın genellikle kuzey ve doğu yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

Meteoroloji uyardı: Sis ve sağanak yağışa dikkat!

https://t.co/I5ag2zlkBQ https://t.co/J05rMyKgAq

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 21, 2026

AYM’den Yeni Parti’nin ismine ilişkin karar

Yüksek Mahkeme, bugünkü Genel Kurul gündeminde, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılık iddiasıyla Yeni Parti’nin ismine ilişkin yapılan başvuruyu görüştü.

Anayasa Mahkemesi, Yeni Parti’nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılığı gerekçesiyle hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebini oy çokluğuyla reddetti.

Bu kararla Yeni Parti ismini kullanmaya devam edecek.

YENİLİK PARTİSİ İTİRAZ ETMİŞTİ 

Yenilik Partisi’nin, Yeni Parti ile ilgili isim benzerliğine yönelik yaptığı başvurusunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti’ye isim değişikliği yapılması yönünde süre vermişti. Başsavcılık, sürenin bitmesinin ardından söz konusu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı.

Özgür Özel’den Erdoğan’a ‘fon’ tepkisi: ‘Bu işin içinden kendine özgü yöntemlerle kurtulamazsın’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında fon krizine ilişkin şunları kaydetti:

“Bu yaşadığımız sorunların hiçbiri gökten zembille inmedi. Bunların hepsi üst üste konmuş yanlış tuğlaların sonucudur. Yanlış tuğlayla doğru duvar örülmez. Yanlış tuğlayla duvar örüyorsan sonunda o duvarın altında sen de kalırsın, bu millet de kalır. Bu vurgunun açığa çıkmasının üzerinden tam 34 gün geçti. İlk gün ‘Ucu nereye varırsa varsın’ diyenler ucu kendilerine dokununca çark ettiler. Fon Koordinasyon Kurulu kurdular. Altı kez toplandılar. Sorunu çözmediler. Çözmek bir yana toplantıya dahil ettiklerini ancak dün istifaya ikna edebildiler. Dış güçler diyerek, suyu bulandırarak sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Her gün kriz biraz daha derinleşiyor, suiistimal, kötü yönetim, kötü niyet biraz daha ispatlanıyor. Milyonlarca mağdura her gün yeni mağdurlar ekleniyor. İlk bu iş çıktığında 20 milyar dolarlık önemli bir sorun diye ifade ediliyordu. Geçtiğimiz haftalarda 90 milyar dolara çıktı. Son yapılan hesaplamalarla tarafsız konunun uzmanları 110 milyar dolardan bahsediyorlar. 6 Şubat 2023 depreminin maliyeti 100 milyar dolar. Fon vurgununun maliyeti oldu şimdi 110 milyar dolar. Asrın felaketinden daha yıkıcı, yakıcı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatmak gerekir.

‘AYKUT ERDOĞDU 19 AYDIR TUTUKLU’

Düne kadar SPK Başkanı, Bakan Yardımcısı, önceki SPK Başkanı görevde. Saadet Partisi Sayın Milletvekili Mehmet Atmaca dile getirmişti. 2023 yılı Bursa’da bir şirket borsaya açılmak istiyor. Dönemin, yani o günün AK Parti milletvekilini aracı kılıyor. Milletvekili SPK Başkanı’yla görüşüyor. ’30 milyon lira istiyorlar’ diyor. ’30 milyon lira verirsen senin işlemlerini yapacaklar.’ İş adamı 30 milyonu veriyor ve şöyle anlatıyor diyor ki, ‘Parayı gönderdik. Bir gün SPK Başkanı arıyor’ dediler. Dedim ki, ‘Allah Allah! Bir hatamız mı var? Bir eksiğimiz mi var?’ ‘Sayın Ömer Gönül, SPK Başkanı hatta’ Diyor ki, ‘Beyefendi gönderdiğiniz emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin.’ 30 milyon rüşveti istiyorlar. AK Parti milletvekili aracılığıyla nakit parayı temin ediyorlar. Teyit telefonu açıyor. ‘Emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin’ diyor. İddia, bunun 30’da 1’i gibi bir paranın bir şirket İstanbul’da bir kreş yaptırsın diye İstanbul Belediyesi’ne bağışlandığıdır. Bu konuda Aykut Erdoğdu ‘Bunlar bir kreş yapmak istiyorlar’ dediği için ya da ‘Bunlar bir şey yapmak istiyorlar’ deyince ‘Kreş yapsınlar’ haberini götürdüğü için rüşvete aracılık etmekten 19 aydır tutuklu. Suçu kabul etse yatarı kalmadı. Böyle bir suçu yok. Ama 30 katı iş yapmış olanlar ‘Teyit telefonu geldi’ diyor. Ömer Gönül’den ‘Emanet geldi verdiğini helal et’ diyor.

‘NİHAYET BU ÜÇÜ İSTİFA ETTİ’

Şimdi düne kadar bu Ömer Gönül önceki SPK Başkanı bir başka kamu kurumunda başkandı. Bugünkü SPK Başkanı düne kadar duruyordu. Bakan Yardımcısı duruyordu. Pislik bunların paçalarından akıyordu. Ama Erdoğan bunları görevden alamıyordu. Niye biliyor musunuz? Herhangi görevden alacağı bir bürokratın kiminle geçmiş ilişkisini ifşa edeceği… Yani tamam aldık 30 milyonu da Bursa milletvekili ‘Şu aracılık etti’ demesin diye. ‘Tamam bu fona izin verdik de sizin aileden şu aradı’ demesin diye. Ya da ‘Tamam denetimde farkettik ama arkasından filanca bakan çıktı ben ne yapayım’ demesin diye görevden alamadı Erdoğan. Tam 34 gündür bunları görevden alamadı. Altı kez SPK Başkanı’yla fon vurgunu toplatısına girdi. Mikropla birlikte mikrobiyoloji toplantısına giriyor. ‘Hastalığı nasıl yeneceğiz?’ Mikropla birlikte enfeksiyon hastalıkları çalışıyorlar. ‘Mikroplardan nasıl vücudu temizleyebiliriz?’ Nihayet bu üçü dün istifa etti. Bak tutmayın küçük enişteyi. Dün akşam 00.04’te üçünün de adını yazmış. Altına da güzelce imzayı çakmış. Allah için havalı imza. ‘Üçünü de görevden aldım. Recep Tayyip Erdoğan.’ Dün öğlene kadar neredeydin küçük enişte?

‘BİZİM LİYAKATLİ KADROLAR OLSA BUNLARA KAŞINI OYNATTIRMAZ’

Yeni Parti olarak bu sorunu daha nasıl çözeceğimizi kanun teklifi olarak verdik. Dedik ki yönetebilme kapasitemizi gösterelim. Konuya hakimiz. Başta Kerim Rota 35 yıllık finans, bankacılık deneyimi, fon yönetimi Türk bankalarının yurt dışında temsili, bunun yanında Ekonomi Eşgüdüm Konseyi’nde İMKB’nin kuruluşunda, yönetiminde yer almış arkadaşlarımızdan tutun bu konularda en deneyimli ekip. Ümit Özlale milletvekili olarak Plan Bütçe’de, önceki dönem genel sekreterlerimiz Selin Sayek Böke finans alanındaki deneyimiyle, Bihlun Hanım İMKB deneyimiyle bütün arkadaşlarımız var gücüyle çalıştılar. 11 kişi iyi bir kanun teklifi hazırladılar. Buradakiler daha milleti nasıl dolandıracaklarını Amerika’dan kopyalarken işin başında liyakatsizler, işbirlikçiler ya da oradan buradan talimatlı yani ‘şu kapıyı açık bırak da oradan biz yolumuzu bulalım’ talimatına atanmasına vesile olanlara karşı çıkamayanlar yerine bizim bu liyakatli kadrolar olsa bunlara kaşını oynattırmaz.

‘BUNLARIN KANUN TEKLİFİ ÇALANA KILIF UYDURAN, PEŞİNİ BIRAKAN VE KENDİNCE İCAT ÇIKARAN BİR ŞEY’

Bizimkiler vurgunu yapanların tam listesinin açıklanması gerektiğini, haksız kazançların son kuruşuna kadar tahsili için tamamının hızla tüm işlemlerinin durdurulması, varlıklarına el konulması gerektiğini uluslararası anlaşmaları sayıyorlar, çeşitli ülkelere kaçırılmış paraların peşine nasıl düşüleceğini, nasıl geriye getirileceğini ve hakkaniyetle bu parayı çalanlardan alıp mağdurlara nasıl dağıtılacağını formüle ettiler. AK Parti de bir kanun teklifi vermiş. Arkadaşlarımız tartıştılar. Komisyonda görüşüldü. Kanunlaşması ile ilgili aceleleri var. Bizim kanun teklifi çalandan alan, mağdura veren, bunların kanun teklifi çalana kılıf uyduran, peşini bırakan ve kendince icat çıkaran bir şey. Büyük bir günah var, işlemiş, haramı yemiş, parayı sırtlamış. Yeni Parti isimlerini söylemese büyük bir mutlulukla karını güya kar vurgunu realize etmiş, parayı kenara koymuş. Şimdi bu işler ortaya çıkınca diyorlar ki ‘Sen bugün öl caminin avlusuna gel bırak.’ Bir gördüm teklifi dedim ki ‘Olacak şey mi tövbe hesabı açmışlar’ dedim. Çaldığın parayı diyor şu hesaba bırakırsan diyor ben de senin peşini bırakırım diyor öz Türkçesi.

‘AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİ TAM OLARAK BUDUR’

Mesela Sayın Fatma Betül Sayan Kaya parayı verdi vermedi tartışmaları var. Bir iddiaya göre vermedi direniyor. Bir iddiaya göre yok canım vermiş diyor. Eksik diyorlar. İçinden ana parayla faizini kesmiş diyor. Evladım dediği nefsine uymuş dediği hanımefendi 24 daire parası koyup 360 daire parası beş ayda milletin sırtından kazanmış. Parayı koy dediği hesaba ana parayı alırım. İçinden bir de yasal faizi alırım diye hesap kitap yapıyor. Gariban müezzinin vaizin camideki imamın promosyonuna gelince ‘Bankada faiz var. Verdiği promosyon faizden veriliyordur. Haram olur. Sen Katılım Bankasına git’ deyip ona beşte birini verirler. Sonra günü geldiğinde beş ayda 26 daire parasını bu milletin sırtından 360 daire parasına çıkarırlar. AK Parti’nin kara düzeni tam olarak budur.

‘KURTULAMAZSIN’

Bu iktidar bunu yapamaz. Çünkü en güçlü ortaklık suç ortaklığıdır. Ve bunların hepsi suç ortağıdır. Tam da ahtapotun kolları gibi yayılmış. Kendi fon örgütlerini ve kollarını iyi bildikleri için tasvirde kopya çekmişler. Şimdi dediğim gibi tövbe et kurtul, istifa et kurtul dönemine girdiler. Türkiye Sigorta’nın genel müdürü istifa ediyor. Beyefendi fona da tövbe hesabına da para koymuş. Türkiye Sigorta’yı fonda zarar ettirmiş ama kendisi bizzat kar etmiş. Şimdi o istifa ediyor. 50 liranın üzerinde imzası var bu beyefendinin. SPK Başkanı istifa ediyor. Bu işin baş sorumlularından biri kurdu kuzuya emanet etmişler, altı toplantı, tamamına katılmış. Hazine bakan yardımcısı istifa ediyor. Damadı fon şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapmış. Fatma Betül Sayan Kaya istifa ediyor. Milletin 2.2 milyar lirasını alıp kaçmış. Ve tövbe hesabına üç beş bir şey atan sütten çıkmış ak kaşık gibi temizleniyor. Erdoğan’a söylüyorum: Geçmişte yaptığın gibi elini FETÖ sabunuyla yıkayarak o bütün müşterek işlediğiniz günahlardan kurtulduğun gibi, 17-25 Aralık’ta milat yapıp öncesinde olanlar affa uğramıştır, sonrasında olanlar darbeye karşı çıkmıştır dediğin gibi bu işin içinden kendine özgü yöntemlerle cami bahçesine günah bıraktırıp milleti affettirerek kurtulamazsın. Bunların hepsini atayan AK Partili. Atananlar AK Partili. Soyan AK Partili. Soyulan AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Sen en ortasındasın Erdoğan. Tam ortasındasın.

‘ÇÜRÜTMÜŞLER MEMLEKETİ’

Bu çürümüşlük içinde bu yönetim kabiliyeti ortadan kalkmış her tarafında suçlular, her tarafında görevi kötüye kullananlar ekonominin her tarafında bu güvensizlik, borsa altı yıl öncesine düştü. Daha dün yüzde 2,5 düştü. Yarın ne kriz çıkacak, ne skandal patlayacak, hangi bakan, hangi üst düzey bürokrat bu işin arkasından çıkacak, Erdoğan’ın hangi atadığının yaptığı bir başka yanlış ortaya çıkacak belli değil. Bir borsanın toparlanması için en az sabit olması için satıcı kadar alıcı olması lazım. Satıcıdan daha hevesli alıcı yoksa borsa yukarıya doğru gitmez. Alıcının heveslenmesi için güven duyması lazım. Bu öngörülebilirliktir. Ama kimin ne karıştırdığının bilinmediği kimin borsaya açılacağına AK Parti milletvekilinin rüşvetiyle karar verildiği bir yerde bomboş şirketlerin sırf adının anıldığı, iç çamaşırı firmasının adını alıp makinalarını bırakmışlar, teknoloji firması yapıp borsada yukarıya kaldırmışlar, garibanların sırtına atmışlar. Parayı alıp kaçmışlar. Bu memlekette mi şimdi üç tane zibidi istifa etti diye borsaya güven gelecek, yatırımcıya güven gelecek. Çürütmüşler memleketi.”

Bahçeli: ‘PJAK silahlarını bırakmalı, bölgesel barış için adım atılmalı’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “‘PJAK ve tüm kolları varlıklarını sona erdirmeli, silahlarını bırakmalıdır.’ açıklamasının gereğinin de yerine gelmesiyle bölgesel barış için bir adım daha atılmış olacaktır.” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, “Sayın milletvekilleri, kıymetli misafirler, İsrail-Lübnan hattından İran-Yemen eksenine, Hürmüz Boğazı’ndan Bâbülmendep Boğazı’na uzanan istikrarsızlık sarmalının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiği mevcut kaos ortamında Suriye ve Irak’ta yaşanan bazı olumlu gelişmeler, bölgenin barış ve huzuru açısından ümit vericidir. Bağdat yönetiminin silahlı yapıların tasfiyesine yönelik girişimleri, Irak Devleti’nin egemenlik sahasının tamamında meşru gücünü yeniden tesis etme iradesinin bir yansıması olmuştur. SDG ve YPG’nin askerî varlığının sona erdirilerek Suriye Devleti’nin kurumlarına entegrasyonu yönünde atılan somut adımlar ise ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği bakımından yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Komşu ülkelerimizde yaşanan bu gelişmeler göstermektedir ki önemli mesafe kat eden Terörsüz Türkiye hedefimiz bölgesel bir boyut da kazanmaktadır.” dedi.

‘HARAMA EL UZATILDIĞI ANLAŞILMAKTADIR’

Sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikaların etkili olabilmesinin finansal sistemin sağlıklı şekilde işlemesine bağlı olduğunu söyleyen Bahçeli, “Sermaye piyasalarının gelişimi, piyasaların yeterli derinliğe kavuşmasını, sermayenin tabana yayılmasını, aynı zamanda da tüm finansal piyasaların, istikrar içinde işlemesi için gözetim ve denetim işlevinin eşgüdüm içinde gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Fon soruşturmasına ilişkin gelişmelerden, Türkiye ekonomisinin istikrarını hedef alan bir kanunsuzlukla piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanmak suretiyle organize bir şekilde harama el uzatıldığı anlaşılmaktadır” diye konuştu.

‘BUNLAR BİR ARINMA, AKLANMA OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR’

Milletin helal tasarrufuna göz dikenlere hukuk zemininde en güçlü yaptırımların uygulanacağını söyleyen Bahçeli, şöyle devam etti:

“Nitekim suçluların açığa çıkarılması ve mağduriyetlerin giderilmesi yönünde atılan önemli adımlardan, konuya ilişkin yasal düzenlemenin Meclis Genel Kurulu gündeminde bulunmasından ve meselenin tüm boyutlarıyla aydınlatılarak sorumluların hesap vermesini sağlayacak güçlü siyasi iradenin ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Daha önce de vurguladığım gibi bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Adalet suçluyu cezalandırmak yanında masumu korumak, mağdurun hakkını gözetmektir. Cumhurbaşkanımızın isabetle ‘fahiş kazancın bedelinin ödetileceği ve devletin kimseyi mağdur etmeyeceğini’ söylemesi, adaletin tecellisine olan güveni artırmıştır.

‘MİLLETİMİZ GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP ETMEKTE’

Milletimiz emin olsun. Bazı sorunlarımız olsa da Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir. Partimiz, milletimizin hak ve hukukunu savunurken, adaletli bir gelir dağılımını mümkün kılacak adımların da takipçisi olacak, dar gelirli vatandaşlarımızın beklentilerinin karşılanması için gerekli hamleler mutlaka yapılacaktır. 3 Ekim 2026 tarihli yazılı açıklamada ifade ettiğim gibi cümle halkın emek ve alın terinin hülasası olan devlet mülkünü omuzlarda taşımak büyük bir sorumluluktur. Devlet mülküne tasallut edenin adaletle terbiyesi ise devlet ahlakındadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde başlayarak birçok belediyeye uzanan ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunu ilgilendiren problem olmanın yanında bir ahlak yoksunluğudur. Yargılama süreçleri devam ederken siyasi polemiklerle kişisel gündem oluşturmak yerine, yöneltilen iddialara hukuki zeminde cevap vermek ilgililerin hayrına olacaktır. Mahkemeler, siyasi gösterilerin değil; savunma hakkının esas alındığı yerlerdir. Milletimiz gelişmeleri yakından takip etmekte ve adaletin bir an evvel tecellisini beklemektedir.”

‘REYTİNG KADAR HUKUKUN KIYMETLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ’

Bahçeli, soruşturmalar kapsamındaki bir başka konunun basın özgürlüğü tartışmalarına yönelik olduğunu söyledi. Özgür basının demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biri olduğuna, medyanın kamuoyunu bilgilendirme görevini özgürce yerine getirmesi gerektiğine inandıklarını aktaran Bahçeli, şöyle devam etti:

“Bununla beraber özgürlük kadar sorumluluğun, reyting kadar hukukun da kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Basın özgürlüğü suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır. Nitekim medya kuruluşları da diğer bütün kurumlar gibi hukuk karşısında sorumluluk taşımaktadır. Asıl olan, basın özgürlüğünü savunurken hukuka aykırı eylemlere göz yuman bir hukuksuzluğa düşmemektir. Çünkü basın özgürlüğü demokrasinin güvencesi ise hukuka bağlılık ve etik sorumluluk da bu özgürlüğün temel dayanaklarıdır. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘Terörsüz Bölge’ hedeflerinin kuvveden fiile dönüştüğü, kanunsuzlukların üzerine gidildiği bir ortamda huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemezdir. Sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algıya, FETÖ hesaplarından yapılan kışkırtıcılığa itibar edilmemeli, resmi açıklamalar doğrultusunda hareket edilmelidir. Türkiye’nin, güvensizlik temelinde yönlendirilmiş toplumsal tepkilerle karşı karşıya bırakılması girişimlerinin mutlaka önüne geçilmelidir.

‘TÜRK GENÇLİĞİNİN SAF DUYGULARINI İSTİSMAR EDENLERİN GİZLİ AJANDASINDA MHP DÜŞMANLIĞI VARDIR’

Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:

12 Eylül darbesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrine ve MHP’ye operasyon çekmeye çalışanlar, bugün de devşirme kavramlar ve nevzuhur odaklarla Türk milliyetçiliğinin temiz kuyularını zehirlemeye çalışmaktadır. Beşinci kol faaliyetleri ve ideolojik manipülasyonlarla Türk milliyetçiliğine yönelik sinsi saldırıların yegâne amacı ikinci yüzyılında köksüz bir cumhuriyet, hedefi milliyetçi/ülkücü hareket, figüranları ise suret-i milliyetçi, fikri ve siyaseti gayri sahihlerdir. Türk milliyetçiliğini etnik şovenizme ve ırkçılığa mahkûm ederek Türk gençliğinin saf duygularını istismar edenlerin gizli ajandasında MHP düşmanlığı vardır. MHP düşmanlığının sergilendiği gölge oyununda Türk milliyetçisi iddiasıyla konuşanlar, yazanlar ve çizenler siyasi ihtiraslarını, fikri buhranlarını ve şahsi bühtanlarını, kelamlarını ve kalemlerini satarak tatmin etmektedir.

‘SİZ NEYİN VE NERENİN MİLLETÇİSİSİNİZ?’

Türk gençliğinin milli hassasiyetlerini tenha köşelerde pazarlık konusu yapanlar, sefil oyunları aşikar olduğunda Türk gençliğinin öfkesinden nasibini elbette alacaktır. Buradan soruyorum; siyasi ikballeri için kendisine oturacak masa arayanlar, milliyetçiliğin mukaddesatını ise oturdukları masalarda meze yapanlar; siz, neyin ve nerenin milliyetçisisiniz? Kökü dışarıda mahfillerin mutfağında hazırlanan söylemlerle Türk milliyetçiliğinin huzur ve güven iklimini kirletenler siz hangi ağızların kelamısınız? Milliyetçilik evvel emirde duruş ve şahsiyet meselesidir. Nice münevverlerin ilim ve düşüncesi, ülküdaşlarımızın emek ve göz yaşı ile yeşerttiği Türk milliyetçiliğinin bereketli topraklarına kaçak yapı kurmaya çalışanlar; siz hangi fitne senaryosunun gönüllü kalemlerisiniz? Tarihin coğrafyada Türk akışını bilmeyen cahillere tekrardan hatırlatalım; Türk milliyetçiliği, Türklüğü arkaik ve etnik asabiyete hapsetmek değil, onu güçlü millet şuuru ve yüksek medeniyet ufkuyla yükseltme davasıdır. Kelamı Türkçe söylemek, kalemi Türkçe yazmak, istikbale Türkçe bakmaktır. Türk Milliyetçiliği, Yesevi Dergahında okunan duaya Gül Baba türbesinde âmin diyebilmektir.

‘KENDİSİNİ TÜRK MİLLİYETÇİSİ ADDEDEN ÜLKÜDAŞLARIM GELİN BİR OLALIM’

Tevatür tarihçiliğiyle coğrafyaya at gözlüğüyle bakanlar, milliyetçilik namına bir hikâye yazamazlar. Milli mukaddesatına sırt çevirenlerin, yabancı kavramlarla düşünenlerin, sloganlarla konuşanların, milli mukadderatı sokakların karanlığında arayanların düşünce ikliminde evvela popülizm, sonrasında vandalizm, en son olarak da faşizm peydah olur. Bunun için diyoruz ki, Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi MHP’dir. Milliyetçilik bayrağı da hür ve bağımsız bir şekilde MHP’nin burçlarında dalgalanmaktadır. Kendisini Türk milliyetçisi addeden ülküdaşlarıma diyorum ki; orada burada vaktinizi heba etmeyin. Geleceğimizi şekillendirdiğimiz bir dönemde yanlış yönde saf tutmayın. Gelin bir olalım, diri olalım, lider ülke Türkiye ülkümüzü hep birlikte gerçeğe dönüştürelim.”

‘GENÇLERİMİZ TAHRİKLERE KAPILMAMALIDIR’

Bahçeli, eleştirel düşüncenin, sorgulamanın üniversitelerin ilmi merakının temel motivasyonu olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Lakin eleştirel düşünce Türkiye düşmanlığının, Türk diline ve kültürüne yönelik hazımsızlığın paravanı değildir, olamaz. Üniversitelerimiz bilimin merkezi olduğu kadar hikmetin kapısı, özgür düşünceyi vicdan terazisinde tartan irfan yuvasıdır. Unutmayalım ki hikmetsiz bilgi atıldır, irfanla bezenmemiş bilim ise batıldır. Üniversitelere yapılan yatırım, gençliğe, geleceğe, ülkemizin aklına, üretim ve teknik kapasitesine yapılan yatırımdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek irade ve cesaret, Büyük Atatürk’ün ‘Türk, övün, çalış, güven’ parolasının birincil muhatabı Türk gençliğindedir. Türk gençliği, Mehmet Âkif’in sözleriyle, ‘Yerleri yırtan sel olup taşmalı! Dağ demeyip, taş demeyip aşmalı!’ Bizim gözümüzde her Türk genci korunması gereken birer emanet, her evladımız, tek başına milli servettir. O sebeple gençlerimizi karanlık hesaplarına alet etmeyi planlayanların oyunlarını bozmalıyız. Gençlerimiz ne Fransa’da başlayan ve neredeyse tüm Avrupa’ya yayılan kaos ve kargaşa üretmeye dönük eylemlere ne de öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılan karanlık senaryolara heves etmeli, tahriklere kapılmamalıdır. Vatanın bütün ümidinin onların anlayış, bilgi ve enerjisinde olduğunu unutmadan, bilimin ışığında Türk istiklali ve istikbali için kendilerini yetiştirmeye odaklanmalıdır.”

‘BİRLEŞİK KIBRIS FEDERASYONU HAM BİR HAYALDİR’

Bahçeli, “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’ye odaklanılan bir dönemde, Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta provokasyonların devam ettiğini” söyledi. Türkiye’nin güvenlik doktrininde Mavi Vatan’ın stratejik merkezi olan Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilcileri ile Rum tarafının temaslarını dikkatle takip ettiklerini bildiren Bahçeli, şunları söyledi:

“Rum basınına yansıyan ve yalanlanmayan kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetimine verilmesi ve Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine yönelik iddialar, Kıbrıs Türklüğünün egemenlik hakları konusunda vahim bir tablo sunmaktadır. ‘Birleşik Kıbrıs Federasyonu’ ham bir hayaldir ve Türk egemenliğinin de felaketidir. Rum yönetiminin İsrail’in Kıbrıs karakolu olma misyonunu üstlendiği bu dönemde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan kardeşlerimizi uyanık olmaya davet ediyorum ve diyorum ki; Kıbrıs asırlardan beri Türk’tür, ebediyen Türk kalacaktır. Öte yandan İsrail, bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit eden kışkırtıcı ve yayılmacı politikalarıyla katliamlarını sürdürmektedir. Bu saldırıların son bulması için uluslararası toplumun caydırıcı ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini tekraren vurguluyorum.”

Yemen kaynaklı istikrarsızlığın ve Suudi Arabistan’da masum sivilleri hedef alan Husi saldırılarının sona erdirilmesi için çok taraflı diplomasi mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi gerektiğini belirten Bahçeli, “Türkiye’nin barış ve istikrarı önceleyen diplomatik yaklaşımını takdirle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

‘TÜRK DÜNYASININ KALBİ ANKARA’DA ATACAKTIR’

“Türkiye’nin Türk dünyasıyla ekonomik, siyasi, kültürel ve bilimsel bağlarını güçlendiren, Avrupa ile ilişkileri karşılıklı çıkarlar temelinde yürüten, Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’da barış ve kalkınmaya katkı sağlayan çok yönlü dış politikasıyla güvenilen ve itibar edilen bir ülke olduğunu” söyleyen Bahçeli, “Türk Devletleri Teşkilatı, bölgemizde ve küresel seviyede barışa, huzura ve adalete zemin hazırlayacak önemli bir aktördür. Vücut bulacak ‘Türk kuşağı’, Türk devlet ve toplulukları arasındaki diyalog ve işbirliği bağlarını güçlendirerek Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı sarıp sarmalayacak, bağımsızlık ve egemenlik çerçevesinde fırsat ve imkanlar değerlendirilerek Türk devletleri çağın kudretli aktörleri haline gelecektir. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenecek 13’ncü Zirvesi ile Türk dünyasının kalbi Ankara’da atacaktır. Cumhuriyetimizin 103’ncü yıl dönümünü tüm Türk dünyası olarak hep birlikte kutlayacak, böylece birlik ve beraberliğimizi dosta düşmana bir kez daha ilan edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Karadeniz’deki güvensizlik hali en çok iki ülke arasında ikili ticareti vuruyor-2

Okay Deprem yazdı…

İlişkili Haber
thumbnail
Karadeniz’deki güvensizlik hali en çok iki ülke arasında ikili ticareti vuruyor-1
Haberi görüntüle

TÜRKİYE’NİN HIZLA BOŞALTTIĞI ALANI, HER KONUDA OLDUĞU GİBİ GENE SON SÜRAT ÇİN DOLDURUYOR

Krasnodarlı meyve-sebze tüccarlarıyla yürüttüğüm uzun diyalogda konu, süregelen ve değinilen tüm problemlerden dolayı azalan meyve-sebze arzına geliyor. Filistinli kökenli Rusyalı Mahmut, bilhassa son 3 ay zarfında Türkiye’den gelen yaş meyve ve sebzelerde arz düşüşünün tam yüzde ellilere değin ulaştığını bu yüzden süpermarket zincirleri bir tarafa (Magnit, Pyatiroçka gibileri az da olsa halen tedarik etmeye devam ediyorlarmış), toptancıların hızlıca ve giderayak Türk mallarından uzaklaştıklarını söylüyor. “Peki bu konjonktürde en ucuza mal edilen malların hangi ülke orijinli olduğunu” sorduğumda, genel yanıt beni hayretler içinde bırakmaya yetiyor: Çin! Geri kalan hemen her konuda yeryüzü liderliğine oynayan Çin artık yaş sebze meyvede de Rusya’nın ana tedarikçisi olmaya doğru emin adımlarla ilerliyor. Ayaküstü renkli diyaloğumuz devam ederken Mahmut çok ciddi ve bir o kadar da alarm verici bir öngörüde bulunuyor: “Durum böyle giderse” şayet diyor, en fazla 5-6 ay içerisinde, yani depolardaki son stokların da bitmesiyle Rusya’da Türk mallarının kalmayacağını, piyasadan bütünüyle silineceği uyarısında bulunuyor. 

EN KALİTELİ MEYVE-SEBZE TÜRKİYE’DEN GELİNEN NOKTADA EN ÇOĞU ÇİN’DEN, EN UCUZUYSA İRAN’DAN

Tam da yukarıdaki bağlamda, Çin’in Rusya’nın merkezi bölgelerine kadar gönderdiği malları, aradaki devasa uzaklığa rağmen nasıl olup da bu kadar ucuza mal ettiğinin sırlarını soruyorum: Bu konuda BRICS’in kolaylaştırıcı olduğu gerçeğini (gümrük vergilerinin çok daha az olması etmeni başta olmak üzere) kabul etmelerinin yanı sıra, daha somut olarak da, Çin mallarının Rus gümrüğünden çok daha hızlı ve “sorunsuz” geçtiği ile, genel olarak Rusya’nın Çin’e dönük çok daha yakın politikası olduğu realitesinin hakkını teslim ediyorlar. Dahası, Çin’in her geçen gün üretimi arttırdığından dem vuruyorlar hepsi de. Bütün bunları konuşadururken, Mahmut ara sualime istinaden, her şeye karşın en kaliteli malların Türkiye’den gelenler olduğunu ancak buna rağmen toplamda en ucuza mal edilenlerin ise İran malları olduğunu, ne var ki gerek kalite sorunundan gerekse de aynı anlama gelmek üzere, İran’da hala uluslararası nitelikte denetim ve sertifikasyon sisteminin oturmamasından ötürü süper market zincirlerinin onları neredeyse tercih etmediklerini kaydediyor. Öte yandan HAL’e yüklüce gelip dağıtılan meyvelerin halen ve her şeye rağmen az bir kısmı ve çeşidi Rusya’da yetişebiliyor. Bunlar arasında söz gelimi şeftali ve nektarinin Kırım ve Kuzey Kafkasya’da yetiştiğini söylerlerken, çileği sorduğum da ise seyrek ve tam olarak, yani tam olgunluk evresine kadar pek de yetişmediğini belirtiyorlar çalışanlar.

ARTIK ERMENİ MALLARI YOK, AZERBAYCAN MALLARI İSE TEST-LABORATUVAR VE SERTİFİKA ENGELİNE TAKILIYOR

Yukarıda aktarılan ve sektörün pek çok konu ve sorununa değindiğimiz sohbetimiz sürecinde TIR’cılara değil ancak buranın bazı toptan tüccarlarına bir de, toplam kar marjlarında bir düşüş olup olmadığı sorusunu yöneltiyorum. “Açıkçası pek de olmadığı” cevabını alıyorum. Çünkü Türkiye’nin boşalttığı alanı oldukça hızlı ve çoktan, adlarını andığımız ve anmadığımız bir dizi ülke doldurmuş bile. Bu esnada Azerbaycan ve Ermeni mallarının Rusya pazarında Türk mallarına ne ölçüde alternatif teşkil edip etmediğini de sormadan geçmiyorum. Rusya, Ermeni tarafından epeydir yaş meyve sebze almayı bıraktığı gerçeği değişmemiş ancak zaten bu ülkenin üretimi son derece kısıtlı ve devasa Rus pazarı açısından yetersizmiş. Azerbaycan’a gelirsek eğer, onda da kalite seviyesi bir tarafa, halen ve her şeye rağmen test-laboratuvar ve sertifika kriterleri uzak ara kâfi gelmediğinden üst düzey Rusya’nın gros ve hiper marketleri ilgili ülke mallarını çok da tercih etmiyorlarmış, dolayısıyla da her iki ülkenin malları daha ziyade sabit pazarlarda arz ediliyormuş.

DRONLARIN VURDUĞU TÜRK GEMİSİ 4 HAFTA DENİZDE KALIR VE SONRA RUS GÜMRÜĞÜNCE REDDEDİLİR

Krasnodar HAL’indeki görüşme ve kısa kısa söyleşilerim süredururken, Türk toptancı ve tüccarlarla Türkiyeli ünlü bir armatör firmanın tam da Karadeniz’deki mevcut olağanüstü asayiş bozukluğundan dolayı başına gelenleri konuşuyoruz. Bitmek bilmeyen dron saldırılarından söz konusu firmanın bir gemisi de nasibini alır ve tam 4 hafta boyunca açık denizde kalır, kolay kolay uzak bir yere hareket edemez. Gemi o sırada ağzına kadar meyve ve sebze yüklüdür ve haliyle ilgili malların çok mühim bir oranı bozulmaya – çürümeye başlar. Ardından gelen süreç bir o kadar daha trajiktir. Bu sefer de Rusya gümrüğü gemiyi limana yanaştırmaz ve gerisin geri o halde Türkiye’ye geri dönmek zorunda kalınır… Bu tatsız konuya da değindikten sonra depoların devamında ilerleyip bir başka kişi ile tanışıyorum. Bu sefer konuk olduğum kişi, HAL’in tecrübeli tüccarlarından birisi olan, Trabzonlu Çağlar Şahin. Biz yavaştan konuşmaya başlarken az sonra yanımıza Murat Yılmaz adlı bir başka Türk çalışan geliyor. Çağlar Bey, eskiden beri ağırlaşıp adeta kangrenleşen sorunlardan dolayı bir ara trenle bile ta Mersin’den kalkıp Rusya’nın Astrahan şehri üzerinden buralara kadar mal geldiğinden (yanlış hatırlamıyor ise 10 küsur sene öncesinde ve de nispeten kısa bir süre boyunca) söz açıyor. Ofislerine geçtikten sonra sohbet koyulaştıkça, olan biten karşısında Türkiye’nin resmi ve gayri resmi tepki ve “tepkisizliğini” soruyorum ona da. Ona kalırsa Türkiye NATO’dan dolayı ses çıkarmıyor… Devamında artık; biber, nar ve kuru incir gibi pek çok ürünlerinin geri döndüğünü, yani Rusya tarafından kabul edilmediğinden yakınıyor. Rusya Tarım Bakanlığı’nın çıkarttığı çeşitli türlerdeki zorluklardan ötürü ilgili kuruma yakın zamanda bir mektup bile yolladığını söylüyor Şahin. 

TÜRKİYE’NİN RESMİ MERCİ VE KURUMLARI İLGİSİZLER, YA YANITLAMIYOR YA DA DÖNÜŞ YAPMIYORLARMIŞ

Çağlar Bey’e, genel olarak işlerini soruyorum, son durumla bağlantılı olarak bozulup bozulmadığını merak ediyorum. Sezonun iyi geçip geçmediği, esas olarak ise bundan sonrasındaki muhtemel durumun ekim sonundan itibaren, yani kendi adlandırması ile sonbahar sezonunun tam anlamıyla başlamasıyla beraber belli olmaya başlayacağını belirtiyor. Gene de şu ana, yani bu röportajı yaptığım zamana değin işlerinin ciddi anlamda ve olumsuz olarak değişmediğine, karlarının çok da azalmadığına vurgu yapıyor. Bu da görüşlerini aldığım öncekilerin de bildirdiği üzere; alternatiflerin, seçeneklerin varlığı sayesinde… Akabinde, “Madem genel sorun ortak ve bundan Türkiye tarafında sayısız üretici, tüccar, nakliyeci, armatör, gemici, vs. etkileniyor haliyle, o halde azımsanmayacak sayıda bu kitle son aylarda farklı biçimlerde tepki veriyor mu, tepkisini ortaya koyup değişik şekillerde eylem yapıyorlar mı?” diye soruyorum… Aktardıklarına bakılırsa, her şeye karşın hatırı sayılır sayıda kişi, kurum ve kuruluş kendilerince şikayet mektupları kaleme alıp ilgililere iletmiş, ilgili resmi makamlara başvuruda bulunmuşlar, vs. Ancak malum, yine de sonuç değişmemiş… Çağlar Bey’e göre de Türkiye’nin ilgili kurum ve mercileri hemen hiçbir şey yapmıyorlar. Onun sözleriyle somut olarak ifade etmek gerekirse; ya dikkate almıyor ve cevaplamıyorlar ya da söz konusu şikâyet ve başvuruları işleme koymuyorlar, sürüncemeye bırakıyorlar, vs.        

‘MERSİN-ST. PETERSBURG’ ARASI ALTERNATİF DENİZ GÜZERGAHI İLE ABHAZYA LİMANI GİRİŞİMLERİ

 Bey’in ofisinde detaylı sohbetimizin sonlarına doğru gelirken, bir ara alternatif deniz güzergahı olarak Abhazya’dan bahsediyor. Bilindiği gibi ilgili ülke Rusya başta olmak üzere birkaç ülke ve cumhuriyet tarafından tanınmış olsa da, bu dünyanın geneli için halen geçerli değil, bu da haliyle başka potansiyel ve fiili problemleri yaratıyor. Bunun yanı sıra ise, ilgili bölgenin liman kapasite ve teknik niteliklerinin yetersizliği de ciddi problemler doğurabilirmiş. Yine de anlattıklarına göre, sektör dahilindeki bazı Türk işadamları bunun için uğraşıyorlarmış. Öte yandan, günümüz negatif konjonktürünün bir de “Mersin – Petersburg” gibi bir deniz güzergahına vesile olduğundan söz ediyor Çağlar Bey. Nitekim, ilgili istikametin 15 gün gibi aşırı uzun süresi ve haliyle epey masraflı olması, topu topu bir iki firmanın ve de en fazla bir iki kez bu yolu denemesine yetmiş de artmış bile…     

 

 

İliç maden faciası davasında tutuklu sanıkların serbest bırakılmasına mağdur ailelerden tepki

Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden ocağında meydana gelen ve 9 işçinin hayatını kaybettiği facianın 9. duruşması başladı. Duruşmaya verilen ara sırasında, faciada yaşamını yitiren maden işçisi Uğur Yıldız’ın kardeşi Duygu Yıldız video çekerek, sosyal medya hesabından paylaştı.

Duruşmada tutuklu bulunan 2 kişinin de serbest bırakıldığının açıklandığını belirten Yıldız, şunları kaydetti:

“İki kişi tutukluydu, onlar da serbest bırakılmış. Katliama sebebiyet veren hiç kimse tutuklu değil. Herkes dışarıda, hayatına devam ediyor. Ben bugün Cumhurbaşkanı’na bir hakaret etsem, aynı gün beni gözaltına alırlar. Adalet o kadar hızlı işlerken burada 9 madencinin ölümüne sebebiyet verenler hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyorlar. 9 madenciyi, emekçiyi, toprağı, suyu görmezden geliyorlar. Onlar görmezden geliyor, devletimiz de görmezden geliyor, mahkeme de görmezden geliyor. Hiçbir kıymetimizin, değerimizin olmadığı bir kez daha kanıtlandı. Adalet arıyoruz ve sesleneceğimiz kişi Adalet Bakanlığı değil, devlet yetkilileri değil. Biz topluma sesleniyoruz. Toplum bunu duymazsa, toplum buna itiraz etmezse hepimiz ölmeye, öldürülmeye, yakınlarımızın ölmesine göz yumacağız.”

Çekmeköy Kışlası’nın yerine 141 villa: AKP Grup Başkanvekili Akbaşoğlu ve bürokratlar satın almış

FETÖ’nün 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından İstanbul’daki çok sayıda askeri bölge ve tesis kent dışına taşındı.

Tartışmalar ve itirazlara rağmen askeri alanlar yapılaşmaya açıldı. Çekmeköy’deki Şehit Onbaşı Azim Özdemir Kışlası da bu alanlardan biri oldu. Kentin giderek azalan yeşil alanları arasında yer alan askeri arazilerin geleceği ise uzun süre tartışma konusu oldu.

MİLYARLIK SÖZLEŞME

TOKİ’ye devredilen arazide Çınarköy Evleri projesi yükseldi. Milyarlık sözleşme yapılan projeyle 1.774 konut, 141 villa ve 56 ticari alan yapıldı.

Çınarköy Evleri projesinin farklı etapları, milyarlarca liralık sözleşmelerle şirketlere verildi. Proje tamamlanınca lüks konutların sahiplerine teslim süreci başladı.

ALICILARI BELLİ OLDU

BirGün gazetesinin haberine göre, projedeki 141 villanın alıcıları arasında kamu bürokrasisinden, bankacılık sektöründen ve siyasetten isimler yer aldı. Haberde villa satın aldığı belirtilen kamuoyunun tanıdığı isimler şöyle: Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, Ziraat Bankası Perakende Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Yüksel Cesur, eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un oğlu M. Selahaddin Şentop, AKP Grup Başkanvekili M. Emin Akbaşoğlu ve eski AKP’li Çekmeköy Belediye Başkanı Ahmet Poyraz’ın kardeşleri.

MUSTAFA KÖSE GÜNDEME GETİRMİŞTİ

Veryansın Tv yazarı emekli tuğgeneral Mustafa Köse, Haziran 2026’da kaleme aldığı “Şu kışlanın kapısına mail oldum yapısına” başlıklı köşe yazısında konuyu gündeme getirmişti.

Köse, yazısının bir kısmında şu ifadelere yer vermişti:

“…Samandıra’dan Etimesgut’a, Maltepe’den Çekmeköy’e, Hasdal’dan başka kışla arazilerine kadar yaşanan süreç bize şunu göstermektedir: Kışla boş arsa, hava üssü imar parseli, askerî tesis de sadece bugünün ihtiyacına göre vazgeçilecek sıradan bir mülk değildir. Bunlar yarının güvenlik sigortasıdır.

Bir kışlanın kapısına mail olunacaksa, önce onun yapısına, tarihine, emeğine, ruhuna, disiplinine ve devlet için taşıdığı anlama mail olmak gerekir. Arsasına değil.

Çünkü kışlanın kapısı bir kez kapandı mı, o kapının ardındaki hafıza kolay kolay geri gelmez. Pist betonla yeniden yapılabilir, hangar yeniden inşa edilebilir, yol yeniden açılabilir; ama yılların askerî kültürü, eğitim düzeni, güvenlik refleksi ve harekât kabiliyeti dağıldı mı, onu yeniden kurmak kolay değildir…”

featured

 

Tera Holding’e kayyım atandı

Tera Yatırım Teknoloji Holding, İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 14 Ekim 2026 tarihli kararıyla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun şirkete kayyım olarak atandığını açıkladı. Fon Kurulu kararıyla şirketin yeni yönetim kurulu da oluşturuldu.

Tera Yatırım Teknoloji Holding, Kamuyu Aydınlatma Platformuna yaptığı açıklamada, İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 14 Ekim 2026 tarihli kararıyla TMSF’nin şirkete kayyım olarak atandığını duyurdu.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Karar uyarınca Fon Kurulu tarafından şirketimizin yönetim kurulu oluşturularak Yönetim Kurulu Başkanlığına Enis Güçlü Şirin, Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğine Cüneyt Ardağ, Yönetim Kurulu üyeliklerine Melek İnceköse İmert, Ercan Doğan, Arif Kural, Mert Can Aktı, Batuhan Başoğlu, Aybike Kaynar Bardakcı ve Mine Terzi atanmıştır. Şirketimizin yönetimi ve temsili, Fon Kurulunca atanan yönetim kurulu tarafından yerine getirilmekte olup gerekli çalışmalara büyük bir titizlikle ve ivedilikle başlanmıştır.”

İlişkili Haber
thumbnail
Erdoğan’dan çok sayıda atama: SPK Başkanı görevden alındı, yeni bakan yardımcısı belli oldu
Haberi görüntüle

Erdoğan’dan çok sayıda atama: SPK Başkanı görevden alındı, yeni bakan yardımcısı belli oldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan atama kararlarıyla Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına, Strateji ve Bütçe Başkanlığı Başkan Yardımcısı Kutluhan Taşkın getirildi. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütcü ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül görevden alındı. Gelir İdaresi Başkanlığına ise Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Sinasi Candan getirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete’de yayımlandı.

Kararlara göre, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına, Kutluhan Taşkın atandı.

Gelir İdaresi Başkanlığına ise Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Sinasi Candan getirildi. Gelir İdaresi Başkan Yardımcılıklarına Kaan Kasım, Zekayi Cenge ve Hüseyin Azizli; Gelir İdaresi Daire Başkanlığına Ferhat Dinçer atandı.

SPK BAŞKANI SÜTCÜ GÖREVDEN ALINDI

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütcü, Cumhurbaşkanı kararıyla görevden alındı.

Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğünde Yönetim Kurulu Üyeliğine Hikmet Yıldırım, Genel Müdür Yardımcılığı ve Yönetim Kurulu Üyeliğine Salih Ercan, I. Hukuk Müşavirliğine Nigar Genç atandı.

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül de görevden alındı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütahya İl Kültür ve Turizm Müdürü Zekeriya Ünal da görevinden alındı.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞINDA ÇOK SAYIDA ATAMA

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığında Muğla İl Müdürü Ömer Bolat, Muş İl Müdürü Yusuf Akkaya ve Afyonkarahisar İl Müdürü Merih Karayol görevden alındı. Bakanlıkta genel müdür yardımcılıkları ile Sakarya, Balıkesir, Bolu, Kayseri, Denizli, Karaman, Muğla, Muş, Kocaeli, Ordu ve Kastamonu il müdürlüklerine yeni atamalar yapıldı.

Ayrıca Adli Tıp Kurumu Başkan Yardımcılığına Uzman Dr. Ali Ulvi Çalık, Adli Tıp İkinci İhtisas Kurulu Adli Tıp Üyeliğine Uzman Dr. Refik Akman, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdür Yardımcılığına Yakup Gümüş atandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kırıkkale İl Müdürü Çiğdem Açıkyıldız Kazel ise görevden alındı.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Adana Vakıflar Bölge Müdürü Lütfi Karabacak görevden alınırken, Milli Eğitim Bakanlığı İnşaat ve Emlak Genel Müdür Yardımcılığına Fikri Erdem Kökbay atandı. Tarım ve Orman Bakanlığında Gıda ve Kontrol Genel Müdür Yardımcılığına Mahmut Musa Timur, Hukuk Hizmetleri Genel Müdür Yardımcılığına Özge Umut Eker getirildi.

Meteoroloji’den sağanak ve sis uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) son değerlendirmelerine göre, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları, Hatay’ın kıyı kesimleri ile Tokat, Artvin, Kars, Ardahan, Iğdır ve Sivas çevrelerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.

MGM, sabah ve gece saatlerinde Trakya ile yurdun iç kesimlerinde sis ve pus hadisesinin görülebileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, hava sıcaklıklarının doğu kesimlerde mevsim normalleri civarında, diğer bölgelerde ise mevsim normallerinin altında seyredeceğini bildirdi. Rüzgârın ise değişik yönlerden hafif, zaman zaman orta kuvvette eseceğini açıkladı.

Sarıgül ailesine soruşturma: Gazeteci Murat Ağırel’in de arasında bulunduğu 15 kişi tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada gözaltına alınan Ömer Sarıgül, Aylin Kotil ile gazeteci Murat Ağırel’in de aralarında bulunduğu 15 kişi tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Alman vatandaşı iki kişinin, “yurt içi ve yurt dışında kurulan şirketler aracılığıyla kaynağı belirsiz yüksek miktarlı paraların aklanmasına yönelik işlemler gerçekleştirildiği” iddiası üzerine başlattığı soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda, fon krizi haberleri nedeniyle ev hapsinde olan gazeteci Murat Ağırel, YENİ Parti Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün oğlu Ömer Sarıgül ile eski eşi Aylin Kotil’in de aralarında bulunduğu 17 kişi gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından savcılıkta ifadeleri alınan 15 şüpheli, Ömer Sarıgül, Özgür Bölükbaşı, Sadullah Ergün, Selim Daşdemir, Volkan Aslanbaş, Zekai Erdem, Zekeriya Yasemin, Aylin Kotil, Bayram Özata, Caner Baş, Cavidan Tanrah Artuner, Cihan Durak, Cihat Salman, Murat Ağırel ve Mehmet Ali Aslan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş, 2 kişi ise adli kontrol talebiyle hakimliğe gönderilmişti.

Alınan bilgiye göre, 15 şüpheli, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandı.

İKİ ALMAN VATANDAŞININ, ‘KAYNAĞI BELİRSİZ YÜKSEK MİKTARDA PARANIN AKLANMASI’ İDDİASI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Alman vatandaşı K.P. ve M.B’nin, yurt içi ve yurt dışında kurulan şirketler aracılığıyla kaynağı belirsiz yüksek miktarda paranın aklanmasına yönelik işlemler gerçekleştirildiği iddiası üzerine soruşturma başlatıldığı açıklanmıştı.

Mansur Yavaş’tan Ankara için kuvvetli sağanak ve fırtına uyarısı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Meteoroloji Genel Müdürlüğünün açıklamaları doğrultusunda sosyal medya hesabından paylaşım yaparak Ankaralıları kuvvetli sağanak ve fırtınaya karşı uyardı.

Yavaş, paylaşımında şunları kaydetti:

“Sevgili Ankaralılar, Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarına göre bu akşamdan itibaren Ankara’mızda kuvvetli sağanak yağış, yarın ise saatte 80 kilometreye ulaşabilecek fırtına bekleniyor.

Sel, su baskını, çatı uçması ve ulaşımda yaşanabilecek aksamalara karşı tüm vatandaşlarımızdan dikkatli ve tedbirli olmalarını rica ediyorum.

Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak tüm ekiplerimizle sahada, olası olumsuzluklara karşı teyakkuz hâlindeyiz.

Herhangi bir olumsuzlukta Başkent 153 üzerinden bize 7/24 ulaşabilirsiniz.”

Özgür Özel: ‘Ben artık savaştayım, ölümü de hapsi de göze almışız’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Belediyeler Birliği seçimlerinde CHP’nin uzlaşma çabalarının anımsatılması üzerine, CHP’li görünen delegelerin çok önemli bir kısmının gönlünün Yeni Parti’de olduğunu, büyükşehir belediye meclislerindeki dağılım nedeniyle kendilerinin bu isimleri Yeni Parti’ye davet etmediğini belirterek, “Darbecilerle işimiz olmaz. Darbeyi planlayanlarla da, darbenin maşasıyla, darbecilerin getirdikleriyle de işimiz olmaz. Biz artık normal zemini bırakmışız, ben artık savaştayım, büyük bir mücadeledeyim. Ölümü de, hapsi de göze almışız, biz başka bir mücadelenin içindeyiz. Ya bu memleketi kurtaracağız ya hep birlikte kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Now TV’de katıldığı programda, siyasette yapılan transferlere ilişkin olarak, dönemin AKP Milletvekili Hakan Şükür’ün partiden istifasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Partiden istifa ediyorsan, milletvekilliğinden de istifa etmen gerekir” dediğini anımsatarak, şunları kaydetti:

“Erdoğan, meydana çıkıp karşısında gördüğü gencecik bir belediye başkanına ‘Kapılar açık, bize gelebilirsin’ diye davette bulunacak. Ya da Murat Kurum, vatandaşın talepleri için bakanlığa gelen herkesi kahve içmek için arkaya alacak ve AK Parti’ye davet edecek. Gidecekler Erdoğan’la görüştürecekler, güvenceler, teklifler vererek onları AK Parti saflarına katıyorlar. Bunu da başarı öyküsü gibi… Hani bir partinin oylarıyla seçilip o partiden istifa etmek ahlaksızlıktı. Benim belediye başkanlarım benden izin alıp Murat Kurum ile görüşüyorlar, Murat Kurum transfer teklif ediyor belediye başkanlarıma. Bunun sana yapıldığını düşünün. Evli kadına evlenme teklif edilir mi? Bir partinin belediye başkanının karşısına çıkıp transfer teklif etmek hangi adaba sığar. Bu işler doğru işler değil. Hangi partiden olursa olsun Türkiye’nin yüzde 78’i bu transferleri doğru bulmuyor. Özlem Çerçioğlu denen kişi sokağa çıkamıyor Aydın’da. Burcu Köksal, sokakta yürüyemiyor Afyon’da. İnsanların yüzüne bakacak halleri kalmadı.

‘İZMİR’DE ÖYLE BİR REKOR KIRACAĞIZ Kİ’

Bir siyasi partide siyaset yapıyorsundur, o siyasi partiyle yolların ayrılmak zorunda kalmıştır, bir süre bağımsız kalmışsındır, sonra aynı yöndeki bir siyasi partiye gidersin, bunun da nezaket kuralları vardır. Ama sen ben AK Parti’ye karşıyım diye bağıra çağıra oy isteyip, o oylarla AK Parti’ye katılırsan bu siyasi yankesiciliktir. İzmir’de Cemil Tugay’ın sözlerini duyduğumda midem bulanıyor, tüylerim diken diken oluyor. Şu iktidar değişimi olsun, ben biliyorum onun ne saikle oraya gittiğini, aynı saikle o hesabı ondan sorup burnundan fitil fitil getirmezsem namussuzum. Dünyanın en yalancı, iftiracı ekibi çıkmış, ‘Öz eleştiri yapın’ diyor. Ben öz eleştiri yaptım. Günün sonunda adayı belirledik, o aday tir tir titriyordu. İzmir’deki 30 ilçenin 25’inde miting yaptım. 31 belediyenin 29’unu kazandık. Orada emeğim, alın terim var. İzmirlilerin bize gösterdikleri sabır, bize verdikleri kredi var. O ahlaksız, aldı o krediyi götürdü AK Parti’ye sattı. İzmirlileri sattı AK Parti’ye, AK Parti de utanmadan bunu kabul etti. Gün sayıyorum resmen. Önce bu iktidarı değiştirip, sonra o Cemil Tugay’ın burnundan bunu fitil fitil getirip, İzmir’de yerel seçimler tarihinin rekorunu kırmak için, adayları İzmirlilere bizzat belirletmek için, İzmirlilerin sille tokat o büyükşehir belediyesini aldıkları günü görmek için. İzmir’de öyle bir rekor kıracağız ki devir teslime gelemeyecek Cemil Tugay, o seçimde karşımızda aday olamayacak. Hukuken de siyaseten de dünya siyaset tarihinin en büyük yüzleşmesiyle karşı karşıya kalacak. Hiçbir konuda bu kadar kararlı, azimli ve meseleyi kendi meselem yapmış değilim. Önce iktidarı değiştireceğiz, o topuklayan efesi de, İzmirlisi de Afyonlusu da kaçacak delik arayacak.

Bir tarafta Silivri’de, Çorlu’da, Kocaeli’de yatanlar, Özgür Özel’in sağdıcı diye hapiste yatanlar, bir tarafta düne kadar ağzına gelen lafı söylediklerine teslim olup milleti satanlar. Bu işin şakası yok. Bu siyaset mi rekabet mi?

‘BEN ARTIK SAVAŞTAYIM’

TBB’deki meclis üyelerinde CHP’nin 250 üyesi gözüküyor. Bunların çok önemli bir kısmı, biz ‘Buraya gelin’ demediğimiz için, İstanbul, Antalya, Muğla, Adana, Mersin büyükşehir belediyeleri riske girmesin diye cümle kötülükler bir yerde vücut bulup da yeni bir acı, yeni bir kayıp yaşanmasın diye orada duruyorlar. Çıkmış butlancılar bizimle pazarlık yapmaya çalışıyorlar, adaylık dayatıyorlar… Sen 250 değilsin. O 250 kişinin 200’ünün gönlü Yeni Parti’de. Biz, ‘aman durun’ dediğimiz için orada kalan insanlar. Dün 131 delegeyle seçim kazandık TBB’de. O butlancıların pazarlığına kapıyı kapattığımız için, AK Parti’yle kurdukları temasa yüz vermediğimiz için çatır çatır TBB’yi aldık. Yarın 50 kişiyi daha tutuklarlar, seçimi yenilerler, alırlar ama bu ayıbı tarihe kazırlar. Biz bunlarla pazarlık yapanlarla da, bunları yapanlarla da bir araya gelmek, oturmak, sanki her şey normalmiş gibi konuşmak… Darbecilerle işimiz olmaz. Darbeyi planlayanlar da, darbenin maşasıyla, darbecilerin getirdikleriyle de işimiz olmaz. Biz artık normal zemini bırakmışız, ben artık savaştayım, büyük bir mücadeledeyim. Ölümü de, hapsi de göze almışız, biz başka bir mücadelenin içindeyiz. Ya bu memleketi kurtaracağız ya hep birlikte kaybedeceğiz. Bunun ikinci bir seçeneği yok. Hiç kimse herhangi bir dönemde belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği yapıyormuş gibi düşünmesin. Burası bir film seti değil, burası hayatın ta kendisi. Burada acı var, burada tutsaklık var, burada ölüm var, tehdit var, burada her şey var. Burada teslim olmak yok.”

‘DÜMENİ KURAN SENSEN İSTİFA ET, SEN KURMADIYSAN SANDIĞI GETİR’

Özel, fon krizine ilişkin soru üzerine, “Atayan AK Partili, atananlar AK Partili, soyanlar AK Partili, soyulanların çok büyük bölümü AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz, bir tek mağdurların hakkının arandığı yerlerdeyiz. Milletin meclisi, hepimizi millet oraya hem yasa yapalım, hem hesap soralım diye gönderdi. SPK’nın, TMSF’nin başkanını meclisten kaçıran iktidarla karşı karşıyayız. AK Parti, meclise gelip hesap verme noktasında en kritik zamanlarda hep kaçmıştır, darbe döneminde araştırma komisyonuna gelmediler. 17-25 Aralık döneminde dört bakan Meclis soruşturma komisyonundan hesap vermeleri talebiyle Yüce Divan’a yollanacaktı, Erdoğan oylamanın yapılacağı gün, oylamayı durdurttu. O dört bakanı hesap vermeye yollamadı. Bugün de geldiğimiz noktada büyük bir fon vurgunu var. Borsadaki çöküş ve mağduriyetle birlikte 10 milyon kişiyi aştığı söylenen bir mağduriyet ve milletin sırtına binen bir yük var. Bu işin sorumlularını meclisten kaçırıyorlar. Organize İşler filmi vardı. Bir deliyi tabutun içine yatıyorlar, dört kişi tabutu zorlanarak taşırken, samimi Müslümanlar tabuta omuz veriyorlar, bu üçkağıtçılar tabutu onlara bırakıp, elleri havada olanların ceplerinden paraları çalıyor. Tabutu taşımaya gidenlerin hem paraları çalınıyor, hem cenazeyle baş başa kalıyor. Tam kaldığımız mesele budur. Zavallı vatandaşın cebindeki paraları aldılar. Bu dümeni kuranların hepsini Tayyip Erdoğan atadı. ‘Cumhurbaşkanımızın haberi yok’ diyorlar. Eğer bu dümeni kuran sensen derhal istifa et, sen kurmadıysan, bu dümenin kuruluşunu attığın imzalarla onayladın ve burnunun dibinde bu dümeni çevirdilerse senin bu ülkeyi yönetme kabiliyetin kalmamış, sandığı getir, işi ehline ver. Millet kendisini soydurmayacak bir cumhurbaşkanı seçsin. Soyan sensen istifa et, soyuldu da görmediysen bu millet kendini soydurmayacak bir cumhurbaşkanı seçsin” ifadesini kullandı.

Özel, şunları kaydetti:

“100 bin liranın üzerinde bir işlem varsa MASAK’ın radarına girersin. Fatma Betül Sayan Kaya, mart ayında 24 daire parasını alıp da bu fonun hesabına koyarken eşiyle birlikte, ya da eylül ayında 2,1 milyar TL’yi… MASAK hamsiyi görüyor, bunlar balina yakalamış. MASAK, Fatma Betül Sayan Kaya’yı bilmiyor, öyle mi? Liste ellerinde, 274 kişi en basiti. Listeyi açıklamıyorlar. Bunların her birisi balina yakalamış, hamsiyi gören MASAK hiçbirini görmemiş, böyle bir şey olabilir mi? O yüzden gelmiyorlar hesap vermeye.”

‘KANAL İSTANBUL PROJESİ DERE YATAĞINA YAPILMAKTADIR’

Özel, “Selde kaybettiğimiz üç vatandaşımızın ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Murat Kurum çıkmış diyor ki, ‘Geçmişe bakalım, ders alalım, bundan sonra dere yataklarında yapılaşmaya mesafeli olalım’. Günaydın Sayın Kurum. Dere yataklarına yapılaşma izni veren siyasetin adı AK Parti’dir. Ayazağa dere yatağı olduğu gibi AK Partili İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde imara açılmıştır. Hesabı sorulacaksa AK Parti’den sorulmalıdır. İBB döneminde dere yataklarıyla mücadele etmişiz biz. Ekrem Başkan’ın geçtiğimiz beş yılda yaptığı bütün işler, dere yataklarında yapılaşmaya karşıdır. Zaman zaman bu büyük projelerde hep Ankara’dan, Sayın Kurum’un başında olduğu bakanlıktan gelen izinlerle bu işler yapılmıştır. Hiçbir yerinde biz yokuz. AK Parti’nin geçmiş dönem İstanbul yönetimleri ve Şehircilik Bakanlığı var. Geçen sefer 31 kişinin hayatını kaybettiği Ayamama deresinden de ders alacağımızı söylüyorduk, aynı yanlışlar yapıldı. Diyorsun ya ders alalım. Sazlıbosna neresidir? Bizim itirazlarımıza rağmen Kanal İstanbul diye yaptığınız Sazlıbosna’da bir barajı kurutup yerine evler yapıyorsunuz. Baraj dediğin yer bütün derelerin toplandığı yer. Oranın zemini de sorunludur, oraya yapılaşma da sorunludur. Dere yatağına yapılaşma yapmamalıyız diyen Murat Kurum, Kanal İstanbul dediğimiz proje dere yatağına yapılmaktadır. Bütün sorumluluk Murat Kurum’dadır. İstanbul’u dere yataklarındaki iskanlardan kurtarmaya çalışan İmamoğlu içeridedir. AK Parti, İstanbul’u Murat Kurum yönetsin diye İstanbullulara teklif etmiştir. 1 milyonun üzerinde bir farkla İmamoğlu yönetecek denmiştir. Murat Kurum, İstanbul’a el atıp, İstanbul’daki belediyelerin transferi için Adalet Bakanlığı ile birlikte çalışıp, seçimde alamadığı İstanbul’u yargı oyunlarıyla ve bakanlık transfer gücüyle almak istemektedir” ifadesini kullandı.

‘SAVUNDUĞUMUZ ŞEY CUMHURİYETİN TA KENDİSİDİR’

Özel, Halk TV’ye kayyım atanmasına ilişkin şunları kaydetti:

“Ekrem İmamoğlu savunmasını yapmaktadır. Halk TV’nin sesini savunma başlamadan üç saat önce sesini kıstılar, bu savunma duyulmasın diye. Fon mağdurlarının sesini en çok duyuran mecralardan birisi Halk TV susturulmuştur. İktidara yürüyen partimiz, adaysızlaştırılmış, kurumsuzlaştırılmış ve bizlere yapılan saldırılarla lidersizleştirilmeye çalışılmaktadır. Halk TV’ye yapılan iş, muhalefetin sesini kısmaktır ve gelecek seçimlere giderken kendilerini rahatsız eden bir yayın mecrasından kurtulma çabasıdır. Bunların hiçbirisi, bugün içinde bulunduğumuz organize kötülükten ayrı değildir. Hepsi planlı, programlı, Tayyip Erdoğan’ın saray düzeninin bu ülkenin başına örmeye çalıştığı çoraptır. Mesele Erdoğan ile millet arasındadır. ‘Ben seçimle geldim ama gitmeyeceğim’ diyene, ‘gideceksin’ diyen millete had bildiriyorlar.

Millet, Atatürk’ün emaneti cumhuriyetin en önemli kazanımı sandığı kimseye vermeyecektir. Sandığa uzanan elleri önce ittirecektir, hala uzatıyorsa kıracaktır, önüne katacaktır ama o sandığı kimseye bırakmayacaktır. İnancım budur. Bütün milletimizi cesaretle ve sabırla bu işin üzerine gitmeye, asla teslim olmamaya, asla yılgınlığa kapılmamaya davet ediyorum. Büyük bir kararlılıkla direniyoruz çünkü savunduğumuz şey cumhuriyetin ta kendisidir. Biz antiemperyalist Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine dört elle sarılarak bu ülkelerde sandığı da demokrasiyi de cumhuriyeti de kurtaracağız. Ne Trump’a, ne Barrack’a ne Erdoğan’a teslim edebileceğimiz bir cumhuriyetimiz, feda edebileceğimiz bir sandığımız yoktur. Biz başaracağız, eninde sonunda millet kazanacaktır.”

Kubilay Kaan Kundakçı cinayetinde karar

Futbolcu Kubilay Kaan Kundakçı’nın 19 Mart 2026 tarihinde İstanbul Ümraniye’de uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesine ilişkin davada karar açıklandı.

Mahkeme heyeti, Aleyna Kalaycıoğlu’nun beraatine karar verirken, Alaattin Kadayıfçıoğlu’nu ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı.

NE OLMUŞTU?

Kundakçı, 19 Mart’ta İstanbul’un Ümraniye ilçesinde park halindeki araçta rapçi Vahap Canbay’la otururken iki arabadan ateş açılması sonucu ağır yaralanmış, hastanede hayatını kaybetmişti.

Olayın ardından şarkıcılar Aleyna Kalaycıoğlu ve İzzet Yıldızhan dahil yedi kişi tutuklanmıştı. Yıldızhan daha sonra tahliye edilmişti.

İddianamede Alaattin Kadayıfçıoğlu’nun ‘kasten öldürme’, Aleyna Kalaycıoğlu ve Zuhal Kalaycıoğlu’nunsa ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan ayrı ayrı müebbet hapis cezası talep edilmişti. Diğer sanıklaraysa değişen oranlarda hapis cezaları istenmişti.

Anadolu 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın üçüncü celsesi öncesinde savcı, Kalaycıoğlu ve annesi Zuhal Kalaycıoğlu’nun cinayete azmettirdiklerine dair kesin delil bulunmadığını belirterek tahliyesini talep etmişti.

Kalaycıoğlu’nun ayrıca ‘suçu bildirmeme’ suçlamasıyla bir yıla kadar hapis cezası istenmişti

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Tunç Soyer’in de yargılandığı davaya ilişkin açıklama

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden, İZBETON AŞ’ye yönelik soruşturma kapsamında, kooperatiflerdeki usulsüzlük iddialarına ilişkin eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in de aralarında bulunduğu 65 sanığın yargılandığı davada, belediyenin davaya katılma talebinin kabul edilmesiyle ilgili açıklama yapıldı.

Açıklamada, devam eden bir davayla ilgili belediyenin müdahil olma başvurusunun rutin bir işlem olduğu vurgulanarak, söz konusu başvurunun güncel tartışmalar öncesi 8 Eylül tarihinde yapıldığı bildirildi.

Uygulamanın belediyenin hak ve menfaatlerini korumaya yönelik hukuki işlemler kapsamında olduğu ve siyasi bir amaç taşımadığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, 8 Eylül 2026 tarihinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237 ve 238. maddeleri uyarınca görülmekte olan kamu davasına katılma talebinde bulunulmuştur. Belediyemiz tarafından yürütülen yargısal takip faaliyetlerinin temel amacı, belediye tüzel kişiliğinin hak ve menfaatlerinin korunması ve hukuki süreçlerde herhangi bir usuli hak kaybına neden olunmamasıdır. Bu kapsamda yapılan katılma başvurusu, kamu zararının gerçekleştiğinin kabulü veya herhangi bir sanığın suçluluğuna ilişkin bir irade açıklaması olmayıp, belediyemizin hukuki menfaatlerinin korunmasına yönelik olağan bir usul işlemidir.

‘BU UYGULAMA YENİ VEYA SÖZ KONUSU DAVAYA ÖZGÜ DEĞİLDİR’

Ayrıca, iddiaların aksine, söz konusu katılma talebi güncel gelişmeler üzerine yapılmış yeni bir başvuru olmayıp, 8 Eylül 2026 tarihinde dosyaya sunulmuştur. Bu başvuru, belediyemizin geçmişten bu yana sürdürdüğü kurumsal hukuki takip uygulamaları ve hukuki sorumluluk anlayışı çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Nitekim bu uygulama yeni veya söz konusu davaya özgü değildir. Önceki belediye başkanlarının görev dönemlerinde de benzer nitelikteki birçok ceza yargılamasında belediyemiz adına katılma talebinde bulunulmuş olup halen devam eden farklı ceza yargılamalarında da aynı hukuki yaklaşım doğrultusunda katılma talepleri rutin olarak gerçekleştirilmektedir.

Söz konusu başvuru, 38 gün önce yapılmış olup aynı tarihten itibaren UYAP sistemi üzerinden dosyayı takip eden taraf avukatlarının inceleyebileceği durumdadır. Katılma talebinin, başvurudan sonraki ilk duruşmada mahkemece ele alınacağı da ceza yargılamasının bilinen usulüdür. Dolayısıyla bugün ortaya çıkmış yeni bir karar veya sonradan değişmiş bir kurumsal irade söz konusu değildir. Katılma talebi hakkında karar verme yetkisi mahkemeye ait olup, yargılamaya konu suçlamaların ve varsa kamu zararının değerlendirilmesi de yargı mercilerinin görev ve yetkisindedir.

‘SİYASİ DEĞİL HUKUKİ BİR SÜREÇ’

Hukuki niteliği ve geçmiş uygulamalarla sürekliliği açık olan bu işlemin, önceki değerlendirmelerden dönüldüğü veya siyasi bir hesaplaşma yürütüldüğü şeklinde yorumlanması, başvurunun amacı ve hukuki mahiyetiyle bağdaşmamaktadır. Belediyemiz, tüm yargısal süreçlerde olduğu gibi bu dosyada da kurumsal hak ve menfaatlerin korunması amacıyla, hukukun üstünlüğü ve kamu yararı ilkeleri doğrultusunda hareket etmektedir.”

131 ilaç daha geri ödeme listesine eklendi

Bakan Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı:

“Sosyal Güvenlik Kurumumuz aracılığıyla 119’u yerli üretim olmak üzere 131 ilacı daha geri ödeme listesine aldık. Vatandaşlarımızın tedavi imkanlarına ulaşmasını kolaylaştırmak için bu yılın başından itibaren 34’ü kanser ilacı olmak üzere toplam 380 ilacı geri ödeme listemize dahil ettik. İlaçların hastalarımıza şifa olmasını temenni ediyor, vatandaşlarımıza sağlıklı bir ömür diliyorum.”

Geri ödeme listesine eklenen 131 ilaçtan 6’sı kanser, 22’si diyabet ve 14’ü pulmoner hipertansiyon ilacı, 4’ü kan ürünü, 2’si ise alerji aşısından oluşuyor.

Erdoğan’dan fon mesajı: ‘3 lirasını 3-5 ayda 10’a, 20’ye, 30’a katlayana…’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Haliç Kongre Merkezi’ndeki “TİM 13. İnovasyon Haftası Programı”na katıldı.

Erdoğan konuşmasında, teknolojinin hızlı bir şekilde ilerlerken insan faktörünün dikkate alınmadığının bir gerçek olduğunu söyledi. “Daha doğrusu umursanmıyor” diyen Erdoğan, insanı ve insani değerleri taşlayan teknolojinin ne kadar faydalı olacağının şüpheli olduğunu kaydetti.

Son dönemde insan ile teknoloji arasındaki ilişkileri sorgulayanların sayısının giderek arttığını müşahade ettiklerine değinen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sadece entelektüel çevrelerde değil. İş dünyasında, akademide, toplumun genelinde soru işaretleri artmakta, güvenin yerini tedirginlik almaktadır. İnsanlık tarihine baktığımızda, değişime direnenler, değişimden korkanlar, değişim ile birlikte ellerindeki imkanları kaybetmekten endişe duyanlar olmuştur. Bundan sonra da olacaktır. Fakat her seferinde insanla teknoloji arasında bir orta yol bulunmuş, karşı çıkılan teknoloji zamanla insan hayatının vazgeçilmezi haline gelmiştir. Bunu özellikle şunun için söylüyorum. Tarihte olduğu gibi bugün de benzer endişelerin yapay zeka başta olmak üzere birçok yenilik için dile getirildiğini görüyoruz. Kuşkusuz bunların önemli bir kısmı son derece haklı, yerinde endişeler.

Geçen hafta dikkat çektiğim tekno-oligarklar sadece belli ülkeleri değil, tüm dünyayı hedef almaktadır. Nisan ayında savunma, istihbarat ve güvenlik alanlarında faaliyet gösteren bir veri analiz şirketinin yayımladığı 22 maddelik bildiri, insanlık olarak bizi bekleyen tehlikeyi gözler önüne sermiştir. Yüz milyarlarca dolarlık devasa bütçelere hükmeden, dünyayı istedikleri şekilde oynayabilecekleri bir yapboz tahtası olarak gören bu zihniyetin insana, hayata ve topluma bakış açısını böylece anlamış olduk.

Kimilerinin teknokrasi, kimilerinin tekno-faşizm adını verdiği bu yeni tehdidin boyutlarını henüz tam olarak ölçemiyoruz. Keza insan unsurunun neredeyse sıfırlandığı karanlık fabrikalar gerçeğinin istihdam hayatımızda yol açacağı sorunları da kestiremiyoruz. Bütün bunların şimdiden konuşulmasını, iş hayatı dahil farklı yönleriyle ele alınmasını çok kıymetli buluyorum. Türkiye İnovasyon Haftası’nda bu önemli tema altında yürütülecek ufuk açıcı tartışmalara görüşleriyle, düşünceleriyle, birikimleriyle, önerileriyle katkı veren herkese şimdiden şükranlarımı sunuyorum.”

‘GERİ KALMAK İSTEMİYORUZ’

“Türkiye olarak teknoloji yarışında geri kalmak istemiyoruz” diyen Erdoğan, milli teknoloji hamlesiyle dünyada sayılı ülkenin sahip olduğu muazzam bir araştırma-geliştirme ve inovasyon altyapısı inşa ettiklerini dile getirdi. 24 yıl önce sayılarının bir elin parmaklarını dahi geçmeyen teknoparkların sayısının bugün 115’e ulaştığını söyleyen Erdoğan, 2002’de 1,2 milyar dolar olan Türkiye’nin araştırma geliştirme harcamalarını 20 milyar dolara çıkardıklarını ifade etti.

Özgün bir fikri olan, dünyayı daha iyiye dönüştürme idealine sahip her bir insanın hayallerine giden yolu ardına kadar açmaya çalıştıklarını söyleyen Erdoğan, girişimcilerin ihtiyaç duyduğu finansmanı temin etmek üzere girişim sermayesi ve eş finansman mekanizmalarını devreye aldıklarını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2019 yılına kadar unicorn’u olmayan bir ülkeyken bugün 8 unicorn’umuz var. 2030’a dek ülkemizden 100 bin teknoloji girişiminin doğmasını, bunların toplam değerlemesinin ise 100 milyar dolara ulaşmasını hedefliyoruz. Atatürk Havalimanı terminal binalarını Terminal İstanbul markasıyla dünyanın en büyük teknoloji ve girişimcilik merkezi haline getiriyoruz. İlk aşamasını devreye aldığımız Terminal İstanbul’u tüm fonksiyonlarıyla 2027’de kullanıma açacağız” diye konuştu.

‘ÖNEMLİ BİR ADIM ATTIK’

Türkiye’yi küresel yatırımlar ve teknoloji girişimleri için merkez ülke haline getirecek adımları nisan ayında kamuoyuyla paylaştıklarını hatırlatan Erdoğan, destek enstrümanlarını güncellediklerini, müteşebbislerin ihtiyaçlarına çözüm üreten yeni programları hizmete verdiklerini belirtti. Erdoğan, “Merkez Bankamızın 750 milyar lira tahsis ettiği Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programımız bunların en başında yer alıyor. Yüksek Teknoloji Destek Programı HIT-30’la da Türkiye’nin ileri teknoloji üretim gücünü yükseltmek üzere önemli bir adım attık” dedi.

Erdoğan, KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla 250 milyarlık İmalat Sanayii Kredi Finansman Programı’nı devreye aldıklarını söyleyerek, “Yine yakın dönemde 2026-2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı’yla gelecek vizyonumuzu sizlerle paylaştık. Buna göre, veri merkezlerimizin toplam kurulu gücünü 2030 yılına kadar en az 1 gigavata ulaştıracağız. Veri merkezi, bulut bilişim ve yapay zeka altyapılarında özel sektörün öncülüğünde en az 10 milyar dolarlık kaynağı harekete geçireceğiz. Bilge Dil Modelimiz ile Türkçe yapay zeka çözümlerinin geliştirilmesini ve farklı sektörlerde yaygınlaşmasını sağlayacağız” ifadelerini kullandı. Erdoğan, şöyle konuştu:

‘SIKINTISINI ÇOK ÇEKTİK’

“Teknolojiye yaptığımız yatırımların ekonomimiz ve dijital egemenliğimiz için ne anlama geldiğini özellikle savunma sanayii alanında görüyoruz. Bakınız, savunma ve havacılık sektörümüzün 2002 yılında yerlilik oranı sadece yüzde 20, ihracatı ise 248 milyon dolar seviyesindeydi. Güvenlik kuvvetlerimizin kullandığı birçok temel malzemeyi ithal etmek zorunda kalıyorduk. Ürünü ithal etmekle iş bitmiyor, tedarikçiler bunları nerede, kime karşı ve nasıl kullanacağımıza da karışıyordu.

Kıbrıs Barış Harekatı’ndan terörle mücadeleye kadar başkalarına muhtaç olmanın sıkıntısını çok çektik. Attığımız kararlı adımlarla ülkemize ve milletimize yakışmayan bu hazin tabloya hamdolsun son verdik. Bugün savunma sanayiinde 4 bin 500’ü aşkın firma, 1400’ün üzerinde proje, 100 bine yaklaşan doğrudan istihdam ve 100 milyar doların üzerinde proje büyüklüğü ile bambaşka bir seviyeye ulaştık.

Geçen yıl 180 farklı ülke ve bölgeye 10 milyar doların üzerinde savunma ve havacılık ürünü ihraç ettik. 2026 yılının Ocak-Eylül döneminde ise ihracatımızı önceki senenin aynı dönemine kıyasla yüzde 15,6 artırarak 6,9 milyar dolara taşıdık. Bir diğer gurur verici rakam şudur. Türkiye’nin genel ihracatında kilogram başı değer 1,5 milyar dolar civarındayken, savunma sanayiinde hacimli ürünler dahil kilogram başı ihracat oranımız 65 dolara yaklaşıyor. Hatta, SİHA’larımızda kullandığımız kameraların kilogram başı değeri 20 bin dolar civarında. O kameraların içindeki dedektörlerin kilogram başı değeri ise 50 bin dolar.

Bunlar bize aslında şunu anlatıyor. Türkiye için ileri teknolojiye yatırım yapmak tercihten öte mecburiyettir. Yüksek katma değerli üretime geçişi de hızlandırmak zorundayız. Elbette bu süreçte geleneksel olarak güçlü olduğumuz sektörleri ihmal etmeyecek, onları da desteklemeye devam edeceğiz.”

‘CERRAH TİTİZLİĞİYLE OPERASYONU YÜRÜTÜYORUZ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “son haftalarda fon piyasasının belli bir kısmında nükseden bir sorunla yüzleştiklerini” belirterek, 17 Eylül’den itibaren “attıkları kararlı adımlarla sorunu kontrol altına aldıklarını” söyledi. Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Tam yetkiye sahip Fon Koordinasyon Kurulumuzu süratle oluşturduk, tıpkı bir cerrah titizliğiyle operasyonu yürütüyoruz. Kararlı, dikkatli ve çok hassas adımlarla meseleyi hakkaniyete en uygun şekilde çözüyoruz. Burada üç tane önceliğimiz var. Birincisi, tasfiyesine karar verilen fonlardaki birikimlerin yatırım sahiplerine mümkün olan en kısa sürede ödenmesi. Geçen hafta olağan tasfiyede ödemeler başladı, sorunsuz devam ediyor. Olağanüstü tasfiyelerde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan kanun teklifimizin yasalaşmasını müteakip ara ödemeler başlayacak.

İkinci önceliğimiz, manipülasyon yaparak haksız kazanç elde edenlerle hukuk önünde hesaplaşmak. Bununla ilgili yargı süreçleri dikkate alınarak icra ediliyor, yeni bilgiler ve itiraflar ışığında soruşturmalar derinleştiriliyor. Kimse kusura bakmasın. Benim ihracatçı kardeşim, bir konteyner daha fazla ürün satmak için ülke ülke dolaşırken, benim sanayici kardeşim etrafımızı saran ateş çemberine rağmen büyük bir özveriyle çalışırken, benim tüccar kardeşim, esnaf kardeşim helalinden kazanmak için adeta kılı kırk yararken, piyasa düzenbazlıklarıyla üç lirasını sadece 3-5 ayda 10’a, 20’ye, 30’a katlayana asla tolerans göstermeyecek, sağladığı fahiş kazancın bedelini ona mutlaka ödeteceğiz.

‘BİZE ZARAR VERMEK UĞRUNA…’

Üçüncü önceliğimiz, bu sürecin sermaye piyasalarımıza zarar vermeden yönetilmesidir. İlk günden beri konuda da çok özenli davrandık. Fırsatçılar ile yatırımcılar arasına net bir çizgi çekerek sorumlu bir tutum içinde olduk. Maalesef aynı itinalı yaklaşımı muhalefette ve tetikçi basın organlarında göremedik. Sırf kendilerine ekmek çıksın diye insanların itibarlarıyla oynadılar. Bize zarar vermek uğruna, Türk ekonomisinin zora girmesi için utanmadan kriz tellallığı yaptılar. Bizi siyaseten köşeye sıkıştırma adına önünü arkasını düşünmeden sermaye piyasalarımıza ateş etmekten çekinmediler. Neticede aileleriyle birlikte milyonlarca insanımızı etkileyen bu hadisede gerçekten çok kötü bir sınav verdiler. Her zaman yaptıkları gibi yine sapla samanı birbirine karıştırarak böyle bir konuda dahi ülkenin hayrına olacak isabetli bir politika üretemediler.

Şimdi burada bir hususu önemle ifade etmek istiyorum. Fon piyasasının belli bir bölümünde ortaya çıkan bu sorunu görmezden gelmek nasıl doğru bir yöntem değilse, bu sorunu siper alıp Türk sermaye piyasalarına ateş etmek, yatırımcıyı ürkütmek, korkutmak, hatta uzaklaştırmak da doğru bir yaklaşım değildir. Fon meselesi üzerinden topyekün sermaye piyasalarımızın kriminalize edilmesini hoş karşılayamayız. Her şeyden önce böyle bir yaklaşım sadece sermaye piyasalarımızı değil, reel sektörümüzü de sıkıntıya düşürecektir.

Zira sermaye piyasaları, tasarruf sahipleri ile reel sektör arasında bir finans köprüsü kurarak çok hayati bir görev icra etmektedir. Üstelik bu köprü, borç oluşturmadan, ortaklığa dayalı ve faizsiz bir şekilde kurulabildiği için ayrıca kıymetlidir. Bilhassa 2008 küresel finansal krizi sonrasında bankacılık sisteminin finansman temininde önceki dönemlere göre daha isteksiz oluşu sebebiyle, sermaye piyasalarının reel sektörü desteklemedeki rolü daha kritik hal almıştır.”

‘TÜRK EKONOMİSİNİN ALTINI OYMAK OLUR’

Bir diğer hususun, sermaye piyasalarının stratejik değerinin görüldüğü alanların başında teknoloji ve inovasyon bulunduğuna işaret eden Erdoğan, teknoloji yatırımlarının yüksek AR-GE maliyetleri ve uzun proje geliştirme süreleri sebebiyle diğer yatırım alanlarına göre daha farklı dinamiklere sahip olduğunu kaydetti. Erdoğan, teknoloji ve inovasyonun finansmanının, bankacılık sektöründen ziyade sermaye piyasalarına daha fazla hitap eden bir alan olduğunu dile getirdi. “Sermaye piyasaları sunduğu esnek ve risk paylaşımına dayalı çözümlerle inovasyon ekosisteminin gelişimine büyük katkı sağlıyor” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sermaye piyasalarını, teknoloji ve inovasyonun fikir aşamasından ticarileşmeye kadar birçok safhadaki gelişimine imkan tanıyan bir finansal vasıta olarak nitelemek yanlış olmaz. Milli teknoloji hamlemizin en önemli finansal destekleyicilerinden birini, girişim sermayesi yatırım fonlarımız oluşturuyor. Hal böyleyken, toplam fon sayısının yalnızca yüzde 4,6’sında ortaya çıkan bir sorundan yola çıkarak tüm sermaye piyasası araçlarını terörize etmek, bakın açık konuşuyorum, Türkiye ekonomisinin altını oymak olur. Ülkemizin kalkınma yürüyüşüne sabotaj düzenlemek olur. Buna ister siyasetçi, ister gazeteci hüviyeti olsun, kimsenin hakkı yoktur. Biz de zaten böyle bir fırsatçılığa izin vermeyiz.

Tekrar söylüyorum, tamahkarlara ve sahtekarlara karşı hep beraber kararlılıkla mücadele edelim. Ama sermaye piyasalarımızı safralarından kurtarırken bünyedeki sağlam organları tahrip etmeyelim. Daha önemlisi, işte bu salondaki kardeşlerim gibi gece gündüz ülkesi için çalışan, üreten, ihraç eden, istihdam sağlayan reel sektörümüzün finansal nefes borularını tıkamayalım. Bu konuda herkesten, bilhassa da mesuliyet makamında olanlardan daha özverili bir üslup kullanmalarını bekliyorum. Onlar ne yaparsa yapsın, biz devlet ciddiyeti ve sorumluluk çerçevesinde hareket etmeyi sürdüreceğiz. Milletimizin hak ve hukukunu, milletimizin selametini her türlü hesabın üstünde tutmaya devam edeceğiz.” (ANKA)

Faiz kararı yaklaşırken ekonomistlerin beklentileri belli oldu

AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistler, ekim ayında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 36’ya çekmesini bekliyor.

AA Finans’ın, TCMB’nin 22 Ekim Perşembe günü yapılacak Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına yönelik düzenlediği beklenti anketi, 20 ekonomistin katılımıyla sonuçlandı.

EKONOMİSTLER FAİZ İNDİRİMİ BEKLİYOR

Beklenti anketine katılan ekonomistlerden 19’u politika faizinin 100 baz puan, biri ise 200 baz puan indirileceğini tahmin ediyor.

Ekonomistlerin ekim ayı PPK kararı beklentilerinin medyanı politika faizinin yüzde 36’ya çekileceği yönünde oldu.

Ankete katılan ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise yüzde 35 oldu. Eylül ayında yapılan PPK toplantısında politika faizi değiştirilmemiş ve yüzde 37’de sabit tutulmuştu. (AA)

Murat Ağırel, Aylin Kotil, Emir ve Ömer Sarıgül gözaltına alındı

Fon krizi haberleri nedeniyle ev hapsinde olan gazeteci Murat Ağırel, sabah saatlerinde gözaltına alınarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün eski eşi Aylin Kotil, oğulları Emir Sarıgül ve Ömer Sarıgül hakkında gözaltı kararı verildiğini bildirdi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin sosyal hesabından yer alan paylaşımda, “Yazarımız gazeteci Murat Ağırel gözaltına alındı. Gazetemiz yazarı Murat Ağırel, sabah saatlerinde gözaltına alındı. Ağırel, evinde yapılan aramanın ardından, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gazeteci Ağırel, fon soruşturmasını haberleştirdiği için ev hapsinde bulunuyordu” ifadesine yer verildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, şunları kaydedildi:

“Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamında Alman vatandaşı K.P. ve M.B. isimli müştekilerin, yurt içi ve yurt dışında kurulan şirketler aracılığıyla kaynağı belirsiz yüksek miktarlı paraların aklanmasına yönelik işlemler gerçekleştirildiği iddiasında bulunmaları üzerine soruşturma başlatılmıştır.

Müştekiler tarafından; 80 milyon Euro tutarında bir sözleşme düzenlendiği, 100 milyon Euro tutarında havale işlemi gerçekleştirildiği, 1 milyar Euro tutarındaki bir fonun kamu gücü ve nüfuzu kullanılarak kredi yoluyla yurt dışına çıkarılmasının vaat edildiği ve 1,5 milyon Euro tutarında tekne satışı gerçekleştirildiği ileri sürülmüştür.

Müştekilerin ayrıca, konuya ilişkin bilgi ve belgeleri gazeteci Murat Ağırel’e ilettikleri, söz konusu bilgi ve belgelerin ilgili kişilere aktarılmasının ardından tehdit edildikleri yönündeki beyanları ile sundukları ses ve görüntü kayıtları ve soruşturma kapsamında elde edilen deliller birlikte değerlendirilerek şüpheliler Emir Sarıgül, Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş, Cavidan Tanrah Artuner ve Murat Ağırel hakkında gözaltı talimatı verilmiştir.

TBMM 28. Dönem Milletvekili Mustafa Sarıgül hakkındaki iddialar, ayrı değerlendirilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilecektir.

Soruşturma işlemleri devam etmektedir.”

ABB konser davası ertelendi

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) 2021-2024 dönemindeki konser harcamalarına ilişkin 14 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, aralarında Hacı Ali Bozkurt, Onur Evren, Selahattin Çelikkaya’nın da bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ile taraf avukatları katıldı.

Mahkeme başkanı, celse arasında bilirkişi raporunun geldiğini belirterek taraf avukatlarına söz verdi.

Taraf avukatları, bilirkişi raporuna yönelik yazılı beyanlarını sunduklarını söyledi.

Adli kontrol hükümlerine ve bilirkişi raporuna yönelik görüşü sorulan Cumhuriyet savcısı, mahkemeden, sanıklar hakkındaki adli kontrol şartlarının devamını ve alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi için ek rapor alınmasını istedi.

AA’nın haberine göre sanık avukatları, bilirkişi raporuna katıldıklarını, gelinen aşamada ek rapor alınmasının yargılamayı uzatacağını ve bu sebeple dosyanın esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için cumhuriyet savcısına gönderilmesini talep ettiklerini belirtti.

Bilirkişi raporunda dosyaya konu konserlerin piyasa rayiç bedellerine uygun olarak yapıldığı ve kamu zararının bulunmadığına dair tespitlerin yer aldığını belirten sanık avukatları, mahkemeden, yeni veya ek bir rapor alınmamasını ve müvekkilleri hakkında adli kontrol kararının kaldırılmasını talep etti.

DURUŞMA ERTELENDİ

Ara kararını açıklayan mahkeme, sanıklar Hacı Ali Bozkurt, Onur Evren ve Selahattin Çelikkaya hakkında “imza” şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, Üstün Alpay hakkında “yurt dışına çıkış yasağı” şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, diğer sanıkların ise mevcut hallerinin devamına karar verdi.

Mahkeme, dosyaya gelen bilirkişi raporlarının tekrar değerlendirilmesi için ek rapor alınmasına karar vererek duruşmayı 16 Aralık’a erteledi.

Fon Kurulu toplandı: ’43 bin 643 yatırımcıya toplam 6,4 milyar TL ödendi’

İletişim Başkanlığı’nın resmi X hesabından yapılan paylaşımda şunlar kaydedildi:

“Beşinci Fon Kurulu Toplantısı, Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında gerçekleştirilmiştir. Toplantıya Adalet Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile bu bakanlıklarımızın ilgili kurum ve kuruluşları katılmıştır. Kurulun önceki toplantı kararlarının gerçekleştirmesini temin edecek, Sermaye Piyasası Kurulunca tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarında tasfiye sürecinin adil, şeffaf ve etkin şekilde yürütülmesi ve ödemelerin hukuki güvenceye kavuşturulmasını sağlayacak Kanun Teklifi 09.10.2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuştur. Teklifin 14.10.2026 tarihinde TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda görüşülmesi öngörülmektedir.

Gelinen aşamada; geçtiğimiz hafta Ziraat Bankası tarafından A1, Bulls ve Pardus’un yönetimindeki fonlarda bulunan 43 bin 643 yatırımcıya toplam 6,4 milyar TL ödenmiştir. Söz konusu bu 3 portföy yönetim şirketinin geriye kalan 49 fonu kapsamında, toplam 34,1 Milyar TL tutarında tasfiye sürecinin bu hafta sonuna kadar tamamlanması hedeflenmektedir. Böylelikle, 3 portföy yönetim şirketindeki toplam 66 ayrı yatırım fonunda bulunan 45 bin 745 kişiye toplam 40,5 Milyar TL tutarındaki ayni ve nakdi tasfiye tamamlanmış olacaktır.

Diğer taraftan TBMM gündeminde yer alan teklifin yasalaşmasının ardından tasfiye sürecinde yer alan diğer 65 fona ait ara ödemelerin de ivedilikle tamamlanması hedeflenmektedir.”

Kolektif Batı bazı ülkelerin sporcularına karşı baskıyı sona erdirme niyetinde değil 

Okay Deprem yazdı…

Çok yakınlarda, tam olarak 31 Ekim’de Afrika tarihindeki ilk kıtasal Olimpiyatlar Senegal’de başlayacak. “IV. Yaz Gençlik Olimpiyat Oyunları”ndan bahsediyoruz. Buna rağmen açık internet kaynaklarında yaklaşan etkinliğe dair fazla bir haber ve yazı her nedense gözükmüyor. Nitekim Uluslararası Olimpiyat Komitesi’yle (IOC) bağlantılı ortam ve platformlarda bile söz konusu müsabakalara ilişkin hemen hemen doğru düzgün bir bilgi ve yoruma rastlanmıyor. Bu arada Rusya’nın milli takımı da dört yılı aşkın bir zaman sonra Senegal’in başkenti Dakar’daki Olimpiyatlar vesilesiyle ilk kez benzeri çapta uluslararası bir spor organizasyonunda ülkesinin bayrağını taşıyıp marşını dinletme imkanı bulacak. Bir yandan rahat bir nefes alıp küresel spor dünyasında “adaletin yerine geldiğini” söyleyebiliyoruz, ancak diğer yandan siyasi uzmanlar ve spor analistlerinin tümü aynı değil. Senegal’de Rusya takımı sadece 13 sporcu ve bir düzine de antrenör tarafından temsil edilecek. Benzer uluslararası spor etkinliklerine genellikle 400 – 500 arasında profesyonel sporcuyla katılagelen bir spor ülkesi için herşeye rağmen uzak ara yeterli bir sayı değil gibi gözüküyor. Bu sefer Rusyalı sporcuların sadece jimnastik, bisiklet, yüzme, dövüş sporları, eskrim ve binicilik sahalarında yarışmalara katılmaları bekleniyor. Senegal’in başşehrindeki müsabakalarda 25 spor dalında toplam 153 ödülün verilmesi bekleniyor.  

IOC BAŞKANI KİRSTY COVENTRY’NİN “TAVSİYE KARARI” DA GİDİŞATI TEMELDEN DEĞİŞTİREMEDİ

Spor federasyonlarını, siyasallaştırılmış yaptırımlarını kaldırmaya çağıran IOC Başkanı Kirsty Coventry’nin (bu arada kendisi de köken olarak Afrika’yı temsil ediyor) tavsiye ve uyarılarından sonra bile, milliyete dayalı kısıtlamalar adeta hiçbir şey olmamış gibi devam etti ve daha da sürüyor. Nitekim Anglo-Saksonların uzun yıllar yönetegeldikleri “Uluslararası Atletizm Federasyonu”, 2026’da Rusyalılara tek bir kota dahi ayırmadı. Önceki üç yaz boyunca gençlik turnuvalarında üst üste Rusya Federasyonu takımının resmi olmayan madalya sıralamasında kazanmak için mücadele etmiş olmasına rağmen… Örneğin 2010’da Singapur’da, 2014’te de Çin’in Nankin kentinde Rusya’nın takımı sadece Çin takımının arkasında kalmıştı. Ve 2018’de Buenos Aires’teki Gençlik Olimpiyatları’nda, altın olanlar dahil olmak üzere, en çok madalyayı toplayan takım olmuşlardı. Bu, Batılı spor yetkililerinin “ana rakiplerini” ortadan kaldırmak için mümkün olan her şeyi yapmaya iten temel neden değil de, başka ne olarak yorumlanabilir?!.. 

LORENZO PACİNİ: “ ‘BİREYSEL SORUMLULUK’ İLE ‘TOPLU CEZA’ ARASINDAKİ SINIRI AYIRT ETMEK ZORLAŞIYOR”

Yukarıda bahsedilen eylem ve yaklaşımları; spor bürokratlarının «sakıncalı” ülkeler üzerinde bir baskı aracına dönüştürme girişimi olarak gören İtalyan Belluno Üniversitesi’nde siyaset felsefesi ve jeopolitika alanında doçent olan Lorenzo Pacini geçenlerde kendisiyle yapılan bir röportajda konuyla alakalı bakın neler söylüyor: “Temel sorun, uluslararası sporun giderek siyasi mülahazalara tabi olmasıdır. IOC, sporcuların hükümetlerinin eylemleri nedeniyle cezalandırılmaması gerektiği ilkesine geri dönmeyi önerebilir, ancak bu ilkenin uygulanması tek tek uluslararası federasyonlara, ulusal Olimpiyat komitelerine ve de siyasi duruma bağlı. Bence böylesine bir kararsızlığın birkaç nedeni var. Her şeyden önce, birçok spor federasyonu siyasi baskılardan ve itibar kayıplarından korkuyor. Rusyalı sporcuların geri dönüşü hükümetlerden, sponsorlardan, ulusal federasyonlardan ve ilgili ülkelerin halklarının bir kısmından eleştiri alabilir. Bu nedenle, bazı spor kurumları açısından, yasal veya etik gerekçeler tartışmalı olsa bile, ‘sınırların korunması’ en az riskli adım gibi görünüyor. İkincisi, uluslararası federasyonlar kendi müsabakalarını düzenlemekte özerkliğe sahip olduklarından, IOC’nin tavsiye ve yönlendirmeleri federasyonların kurallarını ve kararlarını otomatik olarak iptal etmiş olmuyor. Bu nedenle de Olimpiyat Komitesi tek tip bir yaklaşım talep edebilir, ancak ortak bir karar empoze edemez… Üçüncüsü, tarafsız statüdeki sporcuların kabulü ile sportif hakların tamamen geri kazanılması arasında ayrım yapmak gerekiyor. Tarafsız statü, kabul için ek gereklilikler getirirken ulusal bayrağı, marşı ve milli sembolleri hariç tutar. Bu nedenle, sporcuların turnuvalara katılımı için federasyonun resmi rızasına bile, onları önemli ölçüde sınırlayan koşullar pekala eşlik edebilir. Bence bu durum temel bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor. Spor kendisini siyasetin dışında evrensel bir kurum olarak konumlandırıyor, ancak yönetim organları jeopolitik ihtilafları yansıtan bir araca dönüşmüş oluyor. Bir sporcu kişisel davranışından ziyade milliyeti nedeniyle uzaklaştırıldığında, ‘bireysel sorumluluk’ ile ‘toplu ceza’ arasındaki sınırı ayırt etmek daha da zor hale geliyor…”

 

Mersin Büyükşehir’de başkanvekili belli oldu

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in tutuklanarak görevinden uzaklaştırılmasının ardından, Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Belediye Başkanvekilini seçmek üzere toplandı.

Mecliste yoklama yapılması ve saygı duruşu ile İstiklal Marşı’nın okunması ardından yapılan oylamada, seçim güvenliği hassasiyeti sebebiyle görüşmenin kapalı oturumda yapılması kararlaştırıldı.

Kararın ardından toplantı salonu basına ve izleyicilere kapatıldı.

CHP Sözcüsü Müslüm Sarı, bugünkü başkanvekilliği seçimlerinde partisinin adayının Gülşah Yıldırım Genç olduğunu açıklamıştı.

Seçimin ilk turunda CHP’li Gülşah Yıldırım Genç 47 oy alırken, Hamit Mert Avcı’ya 1 oy çıktı. Oylamada 24 oy boş kullanıldı, 1 oy ise geçersiz sayıldı.

İKİNCİ TURDA DA SONUÇ DEĞİŞMEDİ

İkinci tur oylamasında CHP’li Gülşah Yıldırım Genç yeniden 47 oy aldı.

Bu turda 24 meclis üyesi boş oy kullanırken, 2 oy geçersiz sayıldı.

İlk iki turda seçim sonuçlanmazken, başkan vekilinin belirlenmesi için üçüncü tur oylamaya geçildi.

SEÇİMİ CHP ADAYI KAZANDI

Seçimin üçüncü turunda 47 oy alan CHP’li Gülşah Yıldırım Genç, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanvekilliğini kazandı.

TBMM’de sürpriz görüşme: Kılıçdaroğlu ve Bahçeli bir araya geldi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi TBMM’deki makam odasında ziyaret etti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi TBMM’deki makam odasında ziyaret etti. https://t.co/DGGtKnLeS6

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 13, 2026

Görüşme öncesinde iki siyasetçi de partilerinin TBMM grup toplantılarında açıklamalarda bulunmuştu.

KILIÇDAROĞLU: SIĞINACAKLARI TEK LİMAN AK PARTİ GENEL MERKEZİ

Kılıçdaroğlu, grup toplantısında CHP’den ayrılarak AKP’ye katılan belediye başkanlarını eleştirmişti.

Kılıçdaroğlu, “Hırsızlık ve yolsuzluk yapan belediye başkanlarının sığınacağı tek liman AK Parti Genel Merkezi’dir. Gidenlerin rozet törenlerine bakınca, esir alınmış çaresiz bir yüz görüyorsunuz” ifadelerini kullanmıştı.

BAHÇELİ: HİÇBİR YOLSUZLUK VE USULSÜZLÜK HUKUK ÖNÜNDE KORUMA GÖRMEMELİDİR

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, fon soruşturması ve futboldaki iddialara değinmişti.

Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

“Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte veya futbolda, hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı, Türkiye her bakımdan gayrihukuki ve gayriahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır.

Hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlük hukuk önünde koruma görmemelidir, nitekim görmemektedir. Fon soruşturması kapsamında devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, yargı süreci işlemekte, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış.”

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüşen Erdoğan ‘Husi saldırılarını’ kınandı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın resmi X hesabından yapılan paylaşımda, görüşmeye ilişkin şunlar kaydedildi:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede bölgemizdeki son gelişmeler ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak Suudi Arabistan topraklarını hedef alan Husi saldırılarını en güçlü şekilde kınadığımızı belirtti, hayatını kaybedenler için üzüntülerini ve başsağlığı dileklerini ifade etti. Cumhurbaşkanımız önümüzdeki süreçte de Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın yanında olacağını ve bu sınamanın aşılacağına inandığını belirtti.”

SUUDİ ARABİSTAN-ENSARULLAH ÇATIŞMASI

Yemen’de hükümet güçleriyle Ensarullah Hareketi (Husiler) arasındaki çatışmalar son dönemde artarken, Husiler, kendilerine saldırı düzenlendiğini öne sürerek, Suudi Arabistan’ı balistik füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alıyor.

Yemen, Husilerin Eylül 2014’te başkent Sana’yı ve bazı vilayetleri kontrol etmesinin ardından başlayan iç savaşa sahne oluyor.

Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu, Mart 2015’ten Yemen hükümetine destek veriyor.

YEMEN HÜKÜMET GÜÇLERİNDEN TAİZ’E HAVA SALDIRILARI

Yemen’in devlet televizyonu Saba da savaş uçaklarının Taiz’in batısındaki Dabab bölgesine 5, güneyindeki Misrah ilçesine 4 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Husi unsurlarının ve askeri teçhizatın hedef alındığı belirtilen haberde, saldırıların sonuçlarına ilişkin bilgi verilmedi.

Husilere bağlı El-Mesire televizyonu ise Suudi Arabistan savaş uçaklarının ülkenin kuzeyindeki Sada ilinin Gamr ilçesinde iletişim altyapısını hedef aldığını, Marran bölgesine de hava saldırısı düzenlediğini ileri sürdü.

Yemen Ordu Sözcüsü Macid en-Nuzeyli, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Husilere karşı “Yemen Şafağı” operasyonu kapsamında 1879 hassas ve doğrudan saldırı düzenlendiğini belirtti.

Nuzeyli, Husilere ait askeri hedeflere düzenlenen saldırılarda 950 Husinin etkisiz hale getirildiğini, 380 askeri aracın imha edildiğini veya kullanılamaz hale getirildiğini aktardı.

Operasyonların savaş uçakları, insansız hava araçları (İHA), topçu atışları, çok namlulu roketatarlar ve keskin nişancılarla düzenlendiğini belirten Nuzeyli, Husilere ait askeri hedeflerin vurulduğunu kaydetti.

Nuzeyli, Yemen’in güneybatısındaki Taiz’e düzenledikleri hava saldırılarında Husilerin cephelere gönderdiği takviye birlikleri ve konvoyları hedef aldıklarını belirtti.

Yemen ordusunun Husilerden geri alınan bölgelerde mayın ve el yapımı patlayıcıları temizlemeyi sürdürdüğünü aktaran Nuzeyli, söz konusu bölgelerin askeri birlikler ve halkın dönüşü için güvenli hale getirildiğini ifade etti.

Yeni sigara satışı şartları belli oldu: Yaş kontrolü nasıl yapılacak?

Sağlık Bakanlığı ve AKP Grup Başkanlığının üzerinde çalıştığı yeni sağlık düzenlemesi kapsamında, sigara satışlarında elektronik kimlik doğrulama sistemi getirilmesi planlanıyor. 18 yaşından küçüklere tütün ürünü satışının önüne geçilmesi amacıyla hazırlanan taslakta, Japonya ve Güney Kore’deki uygulamalara benzer bir model üzerinde duruluyor. Yeni sistemle satış noktalarında yaş kontrolünün elektronik cihazlar aracılığıyla yapılması hedefleniyor.

Kanun teklifi taslağında yer alan modele göre, tütün ürünü satın almak isteyen kişinin yaş kontrolü QR kod üzerinden gerçekleştirilecek. İlgili kamu otoritesi tarafından oluşturulacak kod, alıcının telefonuyla okutulacak. Sistem, kişinin T.C. kimlik numarasıyla eşleştirme yaparak 18 yaşını doldurup doldurmadığını belirleyecek.

Uygulamayla birlikte satıcıların, müşterinin adı, tam yaşı veya diğer kişisel bilgilerine erişmeden yaş doğrulaması yapabilmesi öngörülüyor. Sistemin market, bakkal ve büfe gibi fiziksel satış noktalarının yanı sıra internet üzerinden gerçekleştirilen satışlarda da kullanılması değerlendiriliyor.

Düzenleme taslağında, 2017 yılında gerçekleştirilen Küresel Gençlik Tütün Araştırması’nın sonuçlarına da yer verildi. Araştırmaya göre, 13-15 yaş grubunda sigara kullanan öğrencilerin yüzde 73,3’ü, 18 yaşını doldurmamış olmasına rağmen market ve bakkal gibi satış noktalarından kolaylıkla sigara satın alabildiğini bildirdi.

Yeni elektronik doğrulama sistemiyle yaş sınırına yönelik denetimlerin güçlendirilmesi ve reşit olmayan kişilerin tütün ürünlerine erişiminin önlenmesi amaçlanıyor.

Taslakta, tütün ürünü satış noktalarında alıcıların yaşlarının yanı sıra günlük satın alabilecekleri tütün ürünü miktarının da elektronik sistem üzerinden denetlenmesi öngörülüyor. Sistemin geliştirilerek bir yıl içinde uygulamaya alınması planlanıyor.

Elektronik altyapının kullanımına ilişkin usul ve esasların ise Tarım ve Orman Bakanlığının görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmesi bekleniyor.

Bahçeli’nin sözlerini hatırlattı… DEM Parti’den ‘Öcalan’a özgürlük’ çağrısı: ‘Acilen sağlanmalı’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bölücü açılım sürecine yönelik mesajlar veren Hatimoğulları, PKK’nın 8 Ekim’de Türkiye içindeki ve yakın bölgelerde çekildiğini açıkladığını söyleyerek “Bu tarihi bir adımdır ve yepyeni bir sayfadır. Barış, tarafların üzerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vadilere bırakılamaz. Dün de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz çeşitli açıklamalarda bulunarak ‘Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok’ dedi. Bizce de yaşanan bu gelişmeler karşılıklı adımların olağan MGK toplantı tarihini beklemeden alt zemininin hazırlanması gerekiyor” dedi.

‘ACELE ETMEK GEREK’

Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

Biz biliriz ki hayırlı işlerde acele etmek gerek. Takip, ‘Koordinasyon ve Uygulama Kurulu’na bağlı dört alt komisyon kurulacaktı. Bunların bir an önce oluşması, sadece oluşması değil, fiilen çalışmalara başlaması son derece önemli. Sayın Öcalan’ın koordinatörü olacağı ‘Barış ve Siyasallaşma Kurulu’ acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli’nin ‘Siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı’da bulunan kişinin hakkıdır’ ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri barış ve siyasallaşma kurulunun çalışacağı siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşması. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır. Buradan sizlerin huzurunda bir kez daha İmralı’ya selam ve sevgilerimi iletiyorum” diye konuştu.

Tülay Hatimoğulları:

“Sayın Bahçeli’nin ‘siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı’da bulunan kişinin hakkıdır’ ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri ‘barış ve siyasallaşma kurulu’nun çalışacağı siyasi hukuki ve teknik koşulların oluşması” https://t.co/SHXOvVlbSR

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 13, 2026

‘MERKEZ İZLEME KURULU NEDEN KURULMADI’

Meclis İzleme Kurulu da henüz kurulmadı. Ne bekliyoruz peki biz? Neden kurulmadı şu ana kadar? Bu kurula ilişkin de önerilerimizi burada açık ve net bir biçimde paylaşmak istiyorum. Bakın, Sayın Numan Kurtulmuş’un Meclis’te temsili bulunan bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi lazım. Zaten kendisinin de yaptığı açıklamalara göre böylesi görüşmelerin gerçekleşeceğini ifade etti. Bu görüşmelerde özellikle kurulun kurulma biçimi, görevi ve sorumlulukları hakkında görüş alışverişinde bulunulmalı. Kurulun kapsayıcılığı, çoğulculuğu sağlanmalı ki sürecin geniş kesimlerce daha güçlü sahiplenilmesine katkı sunsun. Bu kurulun sembolik olmaması, işlevli olması, siyasetin sorumluluğu ve süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahiptir.

Kurulun sahada gözlem yapan, süreçteki tanıklıkları ve süreçteki tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit eden, rapor hazırlayan, gerektiğinde raflarda bekletilmiş olan birçok görüşü artık ortaya çıkaran, taraflarla görüşen, yol aldıran bir pozisyonda olması son derece bu kurulu işlevli kılacaktır. Sayın Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında kurulan ‘Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kurulu’yla birlikte bu kurulun bilgilendirme ve etkin istişare içinde olması son derece önemlidir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun 6. ve 7. maddeleri demokratikleşme açısından son derece önemli maddelerdi. Bu kurul sürecin ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek demokratikleşme yasaları için çerçeve oluşturmak üzere çalışmalar yürütmeli.

Kurul herhangi bir siyasi partinin ya da yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çalışmalı. Kurul, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütlerini sürece katabilecek mekanizmaları oluşturmalı. Bakın bu konuda Türkiye’de talep çok. Mutlaka bu mekanizmalar oluşturulmalı. Özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın bir tarafı olmak gibi bir talepleri var ve bu talep dikkate alınmalı.”

Türk’ün hibrit savaşı: Hatay

Ömer Faruk Çelik yazdı…

“Arap Baharı” adıyla anılan Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi sürecinde yoğun olarak karşımıza çıkan, ardından Rusya’nın da Ukrayna’da uygulamaya koyduğu Hibrit Savaş Konsepti; son çeyrek asrın modern savaş yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Suriye, Mısır, Libya ve Ukrayna başta olmak üzere birçok ülkede halk sokağa inmiş, toplumsal olaylar çıkmış, silahlı örgütler kurulmuştur. Kimi ülkelerin yöneticileri değişmiş, kimi ülkeler parçalanmış, kimi ülkelerde devlet otoritesi yok olmuştur.

Açık bir savaş ilanının olmadığı ancak hedef ülkeye yönelik birçok enstrümanın aynı anda ve tek merkezden yönetilmesiyle yapılan hibrit savaş özellikle Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle de tam manasıyla doktrin olarak kabul edilmiş ve gerek ABD gerekse de NATO’da Rus hibrit savaşına yönelik önemler alınmaya başlanmıştır. Bu noktada Batılıların hibrit savaş konseptini Rusların saldırgan politikalarının doktriner kanıtı olarak göstermesi ve sadece Ruslar saldırıyor, Batılılar kendilerine koruyor gibi bir algının ortaya çıkması manidardır. Yukarıda belirtildiği gibi Ortadoğu’da birçok devlet bu yöntemin hedefi olmuştur.

Planlayıcı ülkenin hedef ülkede iç savaş çıkarmak ve hükümetleri devirmek, ülkeleri parçalamak ya da ilhak etmek için uyguladığı bu konseptin birçok adımı bulunmakta ve yıllar sürebilmektedir. Hedef ülkeye yönelik ekonomik, siyasi ve sosyal operasyonlar, toplumsal kutuplaşmanın sağlanması, sokak olaylarının çıkarılması, enformasyonun kontrol altına alınarak halkın yönlendirilmesi, siber operasyonların yapılması, ajanlar vasıtasıyla operatif faaliyetlere girişilmesi hibrit savaşın temel uygulamalarıdır. Temelde askerî bir doktrin olmasına karşın başta istihbarat teşkilatları olmak üzere ekonomistler, sosyologlar ve birçok uzman bu planda büyük görevler ifa etmektedir.

Bu noktada belirtilmelidir ki hibrit savaş konseptine bazı eleştiriler de gelmiştir. Yukarıda zikredilen uygulamaların tarih boyunca hep uygulandığı, yeni olan bir şeyin olmadığı en temel eleştiridir. Belki de bu konseptin kendisini bu kadar kabul ettirmesinin sebebi merkezi bir yapı tarafından bu kadar çok faaliyetin organize edilmesi ve sürekli artan teknoloji ve enformasyon yeteneklerinin ülkelerin kaderini artık bu denli değiştirebilmesidir.

Ancak tarihsel eleştirisinin belirli bir noktaya kadar haklılık payı olduğu da kesindir. Bir ülkeye savaş ilan etmeden o ülkeyi ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan çökerterek ele geçirmek tarihte sadece bugün görülen bir hadise değildir. Bende bu noktadan hareketle özellikle bu konseptin Türkiye’nin komşularında bu kadar çok uygulanması ve Türkiye ile ilgili planları olan emperyalist güçler nedeniyle Türkiye’de bu konsepti tanıtmaya yarayacak bir tarihsel örnek bulmak istedim. Özellikle Rus hibrit savaş konsepti olarak ifade edilebilecek Gerasimov Doktrininin, hibrit savaşın sahadaki tüm adımlarını anlatması, bulacağım tarihsel örneğin kıyaslanabilirliğini sağlamıştır. Bu bağlamda yaptığım araştırmalardan elde ettiğim sonuçla Hatay Devleti’nin kurulması ve Türkiye’ye ilhakı, tam anlamıyla hibrit savaş konsepti için tarihsel bir örnek olarak karşımıza çıkmıştır. Elde ettiğim bulgularla yazdığım akademik makalemin yayınlandığını da belirtmek isterim.
Şimdi Atatürk önderliğinde yeni yeni ayakları üzerinde durmaya başlamış genç cumhuriyetin, dönemin büyük güçlerinden Fransa ile yaptığı ve hibrit mücadelenin, her alanda hasmını yene yene elde ettiği hibrit zaferi detaylandıracağız. Makalede belirtilen tüm yargıların akademik kaynaklar ve arşiv belgelerine dayandığını tekrar hatırlatmak isterim.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULURKEN HATAY’IN DURUMU

Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla işgallerine başlayan emperyal güçlerden Fransa, Maraş’a kadar işgale girişmiş ve o dönemki adıyla “İskenderun Sancağı” ismiyle İskenderun’da ayrı bir hükümet kurmuştur. İskenderun, Misak-ı Milli içerisinde yer almasına karşın güney illerinin kurtarılması karşılığında Fransa işgal bölgesinde kalmıştır. Ancak Atatürk, İskenderun’un Suriye merkez yönetiminden ayrı olan yerel hükümet vasfının kaybolmamasını, Türkçe’nin bu hükümette resmî dil olmasını ve burada yaşayan Türklerin kültürel varlıklarını koruyup geliştirmesine karışılmayacağını 1921 tarihli Ankara anlaşmasıyla imza altına almıştır. Bu imza, ileride yapılacak tüm faaliyetlerin hukuki zeminini teşkil etmiştir.

Anlaşmadan sonra Fransa tarafından Türklere ayrımcı tavır takınılmış ve anlaşmanın şartlarına riayet edilmemiştir. Bunun üzerine İskenderun Sancağında yaşayan birçok Türk Adana, Mersin ve İstanbul’a göç etmiştir. İleride Hatay Cumhurbaşkanı olacak olan Tayfur Sökmen’de bu göç edenler arasındadır.

Türkiye her ne kadar Fransa ile bu anlaşmayı yapmış olsa da İskenderun Türklerinin talebiyle konuyu Lozan görüşmelerinde tekrar açmıştır ancak Fransızlar ikna edilememiştir. Yine de bu durum Türkiye’nin Hatay’ın sınır dışında kalmasını kabullenemediğini göstermesi bakımından önemlidir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULMASI VE HATAY İLE İLİŞKİLER

Türkiye Lozan’daki denemesi başarısız olduktan sonra Hatay ile ilişkisini kesmemiş ve Atatürk 1925 ve 1926 yıllarında bölgeye giderek ziyaretlerde bulunmuştur. Hataylılar ise sanki Türkiye toprağıymış gibi davranmış ve Türkiye’de uygulanmaya konan devrimleri kendi şehirlerinde uygulamaya başlamıştır. Örneğin Türkiye’de şapka inkılabı yapıldığında Hataylılar da fesi bırakıp şapkaya geçmiş, harf inkılabı yapıldığına Latin harflerini öğrenmek için eğitimler almaya çalışmışlardır. Ancak bu dönemin ardından Türkiye-Hatay ilişkilerinde birkaç yıl boyunca bir değişiklik meydana gelmemiştir. Yaklaşık 10 yıllık bir sürenin ardından 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanması ve Türkiye’nin boğazlardaki egemenliğini geri almasıyla genç cumhuriyetin uluslararası tüm krizleri bitme noktasına gelmiştir. Ancak tam bu nokta herkesten farklı olarak Atatürk sıranın Hatay meselesine geldiğini belirtmiş ve yeni bir süreci başlatmıştır.

Bu süreçte Suriye’de mandater ülke olan Fransızların Suriye’ye ve Lübnan’a bağımsızlık vermek istemesi Hatay sürecinde mücadelenin başladığı andır denebilir. Çünkü Fransızlar İskenderun Sancağını kaldırılarak Suriye Devleti’ne bağlamak istemiş, bu durum Türkiye ile Fransa arasındaki tüm ilişkileri bitirme noktasına getirmiştir. Türkiye Fransa’nın bu tutumunun 1921 Ankara Anlaşması’na aykırı olduğunu ve kabul etmeyeceğini ilan etmiştir. Milletler Cemiyetine başvurarak Suriye ve Lübnan’a verilen bağımsızlıkların İskenderun Sancağına da verilmesini istemiştir.

HİBRİT SAVAŞ BAŞLIYOR

Mandater rejimin bağımsız devletlere bölündüğü aşamada Türkiye ilk planda Hatay’ı doğrudan istemek yerine uluslararası dengeyi gözeterek Hatay’ın bağımsızlığını temel politika olarak belirlemiş, bağımsızlığın ardından çoğunluğunu Türklerin teşkil edeceği devletin Türkiye’ye ileride katılacağını öngörmüştür. Bundan dolayı bütün mücadele önce Hatay’ın bağımsız devlet olması üzerine kurgulanmıştır. Bağımsız Hatay Devleti’nin kurulabilmesi karşılığında Fransızlara Hatay-Suriye-Lübnan konfederasyonunun kabul edebileceğini bile bildirmiştir. Ancak bu teklif Fransızlarca kabul görmemiştir.

Atatürk bizzat Tayfur Sökmen’i çağırıp “Sökmen bugünden itibaren davaya resmen el konuldu. Antakya-İskenderun havalisinin ismi bundan böyle Hatay’dır. Cemiyetinizin adını “Hatay Egemenlik Cemiyeti” olarak değiştirin ve faaliyetinizi bu isim altında yürütün. Gazamız mübarek olsun, Allah utandırmasın ve muvaffak etsin.” demiş, Hibrit Savaşı doğrudan yöneteceğini bildirmiştir. Hemen ardından dönemin İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Dış İşleri Genel Sekreteri, dönemin Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı, Emniyet Genel Müdürü, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nden oluşan merkezi bir yapı kurmuştur. Bu merkezin Hatay’daki temsilcisi ise Tayfur Sökmendir. Kurulan bu merkez Hatay meselesini doğrudan yönetecektir. Modern hibrit savaş konseptinin en belirgin özelliği olan merkezi idarenin, konseptten yaklaşık bir asır önce Türk Hibrit Savaşı’nda da görülmesi önemlidir.

Bunun ardından Atatürk ilk faaliyet olarak bölgenin asıl sakinlerinin Türkler olduğunu ve binlerce yıldır orada yaşadıklarını gösterebilmek için bundan sonra bölgeye “Hatay” deneceğini o dönemki Türk tarih teziyle açıklamıştır. Bu adım bölgenin Suriye’den sosyolojik olarak koparılması için adılmış bir psikolojik harp adımıdır. Yine bu adım ileride kurulacak devletin Türkiye ile birleşmesinin sosyolojik zeminini oluşturacaktır. Türkiye’deki kamuoyunun yönlendirilmesi için gazetelerde Hatay haberleri yapılmaya başlanmıştır. Hatay toplumunun tavrının Türkiye’den yana olması da yapılan faaliyetlerin hızla karşılık bulmasına ve Hibrit Savaş’ın temeli olan toplumsal kutuplaşma ve kamplaşmanın yaratılmadan doğrudan diğer faaliyetlere geçilmesine olanak sağlamıştır. Ancak yine de Hatay’da Halk evleri açılmış, Halk Partisi kurulmuş, Hatay Egemenlik Cemiyeti her vilayette şubeleşmiş ve toplumun bölünmesi ve kontrolden çıkması olasılığı en aza indirilmiştir.

Ardından Türk istihbaratının sahaya indiği görülmektedir. İlk etapta olası sıcak çatışma riskine binaen Fransızların Hatay’daki askerî gücü tespit edilmek istenmiştir. Arşiv belgelerinde Sancakta yer alan tüm Fransız birlikleri sahip oldukları silah, teçhizat vb. ile subay sayısından, erbaşların hangi sömürgeden kaç adet getirildiğine kadar teker teker tespit edilmiş ve bulundukları yerlere göre tasniflenerek tam kapsamlı rapor olarak Ankara’ya iletilmiştir.

Bir yandan sahaya yerleşen Türkiye, diğer yandan da uluslararası baskısına devam etmiştir. Türkiye’nin yoğun faaliyetleri sonucu Fransa konunun Milletler Cemiyeti’ne götürülmesini kabul etmiştir. Milletler Cemiyeti’nin bölgeye bir gözlemci heyeti göndererek Sancak bölgesinin geleceğine dair bir tasarı hazırlamaya karar vermesi ise Fransızları endişelendirmiş ve Suriye ile Lübnan’a vereceği bağımsızlığı ertelediğini duyurmuştur. Fransızların İskenderun’unun kontrolünü kaybetme ihtimalini görüp süreci tıkamaya ve İskenderun’daki Türklere zulmetmeye başlaması Türkiye’nin büyük tepkisini çekmiş ve Atatürk hasta olmasına rağmen güney illerini teftişe çıkmış ve askeri birlikleri kontrol etmiştir. Bu faaliyet İngiliz ve Fransız basınında şaşkınlık ve büyük yankı bulmuştur. Yine bu sırada Milletler Cemiyeti’nde Türkiye’nin tezini desteklemeleri için Sovyetler Birliği ve İran’la iletişime geçilmiştir. Diplomatik savaş ve hasma karşı uluslararası baskı oluşturma adımları çok net bir şekilde uygulanmıştır.

Türkiye bir yandan Milletler Cemiyeti’nin vereceği olumsuz karara karşılık askerî hazırlık yapmakta, diğer yanda ise bağımsızlık kararı verilirse oluşacak devletin hazırlıklarını yapmaya başlamıştır. Hatay Anayasası’nın yazılması için komisyon kurulmuştur. Bu süreçte Fransızlar Aleviler ile Türklerin arasını açmak için faaliyetlere girişmiş, İskenderun’daki Ermeni ve Çerkezleri silahlandırmış, Türklerin bölgeyi terk etmesi için bu silahları çetelerle saldırılara girişmiştir. Türk istihbaratı bölgede alan hakimiyetini daha önce sağladığından yapılan tüm faaliyetler tespit edilmiş ve müdahale edilmiştir.

Bu noktada uluslararası camiada yaşanan olaylar Fransa’nın tavırlarında bir yumuşamaya sebebiyet vermiştir. Almanların Çekoslovakya’yı, İtalyanların ise Arnavutluk’u işgali, yeni bir dünya savaşının yaklaşmakta olduğunu hissettirmiştir. Bu nedenle Fransızlar özerk bir Hatay idaresinin kurulmasına razı olmuştur. Türkiye’de ise bir yandan sınırda tatbikat yapılmakta, bir yandan tüm ülke sokaklara çağırılmakta ve milyonlarca vatandaşın katıldığı mitingler yapılmaktadır. Öte yandan Atatürk’ün emriyle Hatay’ın bir iki günde ele geçirileceği, hatta bu kuvvetlerin tüm Suriye’yi ele geçirebileceğine dair köşe yazıları gazetelerde yayınlanmaktadır. Bunlara ilaveten “Hatay’da Türklere yapılan Mezalim” isimli bir propaganda broşürü hazırlanmış ve özellikle Ortadoğu ülkelerine dağıtılmıştır. Arşiv belgelerinde bu broşürün Türkçe ve Arapça basılarak ve Mısır, Irak, Filistin, Hicaz ve Suriye’ye ulaştırılmaya çalışıldığı görülmüştür.

Milletler Cemiyeti’nin gönderdiği heyet, içişlerinde tamamen bağımsız, askeri olmayan ancak 1500 jandarması olabilecek, resmi dili Türkçe olan, dış işlerinde ise kısmen Suriye’ye bağlı ayrı bir varlık olarak Hatay Devleti’ni tanımlamıştır. Yapılan hibrit savaş ilk başarısını kazanmış ve Hatay’ın bağımsız devlet yapısının temeli atılmıştır. Ancak Fransızlar, Türk çoğunluğun yönetimi ele alarak bir Türk devletinin kurulmasını engellemek adına toplumsal karışıklıklar çıkarmış, asılan Hatay Devleti bayrağını tanımadıklarını bildirmiştir. Türkiye ise Fransızların bu tutumunun ardından Fransa ile yapılan anlaşmaları tek taraflı feshettiğini duyurmuştur. İlişkiler tekrar durma noktasına getirilmiştir.

Hatay anayasasına göre etnik ve dini cemaatlerin üye sayısına binaen milletvekili sayısı belirlenmektedir. Fransızlar bu nedenle Türklerin bölgeden göç etmesi için Arapları ayaklandırmış, Ermeni ve Hristiyan çeteler kurarak Türklere saldırtma stratejisini devam ettirmiş ve çevre vilayetlerden çeteler toplayarak Hatay’a göndermiştir. Atatürk ise bu gelişmeler karşısında Fransa büyükelçisini çağırarak “Şayet binde bir ihtimal bile varsa Cumhurreisliği’nden ayrılıp Hatay’a geçeceğim, orada mücadeleye devam edeceğim!” demiştir.

Atatürk ilerleyen hastalığına rağmen Mersin ve Adana’ya giderek askerî törenler düzenletmiş ve sınıra 30 bin kişilik ordu konuşlandırılmıştır. “Ecnebi sefirlere deyiniz ki Atatürk Mersin’dedir ve Hatay meselesi halledilene kadar Mersin’de kalacaktır.” demiş Türkiye’nin ne olursa olsun taviz vermeyeceğini tekrar göstermiştir. Türkiye’nin askerî müdahaleye hazırlanmasına binaen Fransa kışkırtıcı faaliyetlerini geçici olarak durdurmuş ve Türk ve Fransız askerlerinin ortak gözetiminde seçimlerin yapılmasını kabul etmiştir.

Fransa seçimlerde Türklerin oylarının bölünmesi için “Müslüman” partisi kurdurmuş, Alevilere ayrı bir millet oldukları propagandasını yapmıştır. Yine aynı dönemde Fransızların Dersim isyanına silah ve mühimmat gönderdiği görülmektedir. Fransızların Türkiye’nin dikkatini ülke içine çekmek için Dersim isyanını desteklemeleri Türk istihbaratı tarafından tespit edilmiş ve belgelendirilmiştir. Türkiye ise seçimler için özel bir komisyon kurmuş, Hatay Halk Partisi ve Halk Evleri ile karşı propagandaya geçmiş ve Alevilerle bir kısım Araplar kazanılıp bunların Türk seçmen listelerine yazılmaları sağlanmıştır. Sadece bununla yetinilmemiş Türkiye’de yaşayan Sancak doğumluların Sancak’a gönderilmesi sağlanmış ve seçimler garanti altına alınmaya çalışılmıştır.

Fransa, Türkiye’nin Aleviler ve Müslümanlara yönelik propaganda faaliyetlerine karşı koyamamış ve Hatay halkının çoğu kendisinin Türk olduğunu seçmen kayıtlarında ifade etmiştir. Bundan dolayı Türk listesi 40 milletvekilinin 22’sini alarak çoğunluğu elde etmiştir. Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, Hatay Meclis Başkanı ise Abdülgani Türkmen olmuştur. Devlet kurulur kurulmaz Türkiye’nin hazırladığı anayasa kabul edilmiş ve Türkiye’de yürürlükte olan kanunlar aynen kabul edilmiştir. İstiklal Marşı, Hatay’ın da milli marşı olarak kabul edilmiştir. Türkiye ile kanunsal entegrasyon için Dışişleri bünyesinde komisyon kurulmuştur. Öyle ki meclisin yasama ve tatil dönemleri bile aynı yapılarak tam entegrasyon yoluna gidilmiştir.

Türkiye yeni kurulan devleti kontrol altına alabilmek için Anayasada belirtilen 1500 kişilik jandarmayı doğrudan Türkiye’den göndermiştir. Sadece jandarma değil, özellikle Hatay doğumlular öncelikli olmak üzere devlet memurları, zabıtalar, müfettişler, gümrük memurlar ve uzmanlar göndermiştir. Bu kişilerin maaşları doğrudan Türkiye tarafından ödenmiş, kıdem haklarının aynen devam ettiği, geride kalan ailelerine devletin yardım ettiği de arşiv belgelerinde görülmüştür. Bu toplumsal operasyon neticesinde tam olarak kaç kişinin Hatay’a gönderildiği bilinmemekle beraber Paris’te yayın yapan bir Ermeni gazetesinde 3 ila 7 bin arasında kişinin gönderildiği tahminini paylaşmıştır. Bu göçler sayesinde devlet kadroları tamamen Türkiye kontrolüne alınmıştır.
Türkiye’nin Hatay Devleti’nde kontrolü ele aldığını fark eden Fransızlar, Hatay’daki nüfuzunu kaybetmek istememiş ve kurulan devletin her faaliyetine zorluk çıkarmaya devam etmişlerdir. Gümrük teşkilatı kurulmasını manda yönetimine düşmanlık olarak tanımlamış, ekonomik kriz çıkması için İskenderun limanını kapatmış, Fransa’ya ihraç edilen malları almaktan vazgeçmiştir. Un ve buğday girişini engellemiş, Suriye gümrüklerini kapattırmış ve Hatay’da ekonomik sebepli iç karışıklık çıkarmaya çalışmıştır. Hatay’daki Ermeni, Kürt ve Arapları bir araya getirip silahlandırmayı ve hükümete isyan etmelerini sağlamaya çalışmıştır. Türk istihbaratı ise tüm bu faaliyetleri çoktan izlemeye almış ve gerekli müdahaleleri yapmaya başlamıştır. Fransızların tüm bu girişimlerine rağmen başarıya ulaşamamalarının sebebi Türk istihbaratının sürece tamamen hâkim olmasından kaynaklanmaktadır.

Fransızların çıkarmaya çalıştıkları ekonomik kriz ise beklenenin aksine Hatay ile Türkiye’nin entegrasyon sürecini hızlandırmıştır. Yaşanan ekonomik savaşta Hatay, Türkiye ile arasındaki gümrüğü kaldırarak cevap vermiştir. Gerekli mallar doğrudan Türkiye’den gönderilmiştir. Hemen Türk Lirası’nın Hatay’da kullanılması, gümrük muhafaza için subay ve deniz motoru gönderilmesi, Hatay ve Türkiye arasında PTT faaliyetlerinin yurtiçi tarifesi üzerinden gerçekleştirilmesi, sınırda yalnızca kimlik belgesi ile geçişin sağlanması ve Hatay’a T.C. Merkez Bankası şubesinin açılmasını kararlaştırmıştır. Hatay gümrüğünü yönetmek üzere Gümrük ve Tekel Bakanlığı personellerinden bir heyet Hatay’a gönderilmiştir. Bu süreç Türkiye’nin belki de yıllar sonra uygulayabileceği bir hamleyken, Fransa’nın müdahalesi ile hemen uygulanmış ve Hatay’ın Türkiye’nin tam kontrolüne girmesiyle sonuçlanmıştır.

Türkiye bir yandan Fransızların bu faaliyetleriyle uğraşırken bir yandan da ilhak sürecinin başarılı bir şekilde ilerlemesi durumunda ne olacağına dair hazırlıklara bile başlamıştır. Başbakan’ın emri üzerine yapılan çalışmada, Hatay’ın anavatana katılması durumunda Hatay’ın nüfus itibariyle TBMM’de 7 milletvekili çıkarabileceği tespit edilmiştir. Antakya başkonsolosu Fethi Denli’nin Hatay valisi olması, Hatay davasında çalışmış olanlara “İstiklal Madalyası” verilmesi gibi hususlar kararlaştırılmıştır. Hatay’a girecek askerî birliklerin hazırlanması da başlayan diğer bir hazırlıktır.

Bu hamlenin ardından ise Türkiye artık defacto olarak ilhak manasına gelebilecek hamleler yapmaya başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin dini ve milli bayramları aynen kabul edilerek, 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim ve dini bayramlar, Hatay meclisince kabul edilmiştir. Türkiye ise Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’i Antalya’dan, Hatay Meclis Başkanı Abdurrahman Melek’i ise Gaziantep’ten milletvekili seçtirerek TBMM’ye sokmuş ve Hatay’ın kendi parçası olduğunu gayri resmî olarak ilan etmiştir denebilir. Bu isimler hem Hatay’daki kendi görevlerini yürütmüş hem de TBMM’ye gelerek Hatay hakkında bildirimlerde bulunmuşlardır. Tüm bu faaliyetler sonucu Fransızlar Hatay’ı tamamen kaybettiğini anlamış ve ilhakı tanımak zorunda kalmışlardır.
Türkiye bir bölgede iç savaş çıkarıp ele geçirmekten ziyade, Türk olsun ya da olmasın gönlü Türkiye ile atan bütün bir toplumu kucaklayarak bir hibrit savaş yürütmüştür. Yapılan tüm faaliyetlerin tek bir merkezden yönetilmesi, ekonomik savaş, diplomatik savaş, istihbarat teşkilatlarının kullanımı, sosyal ve psikolojik operasyonlar ile toplum mühendisliği gibi neredeyse tüm hibrit savaş enstrümanları kullanılmıştır. Önce bağımsızlık kazanılmış, ardından devlet ele geçirilmiş ve en son ilhak edilmiştir.

Büyük bir iç isyan ve emperyal güçle dış savaş tehlikesine rağmen plandan vazgeçilmemesi, hasmın da hibrit savaş yöntemlerine başvurması, süreci planlayan ve uzun bir dönem doğrudan yöneten ulu önder Atatürk’ün hayatını kaybetmesi gibi handikaplara rağmen Türkiye Hatay konusunda literatüre geçecek nitelikte bir başarı sergilemiştir. Modern savaş yöntemi olarak görülen bir konseptin neredeyse aynısını yaklaşık bir asır önce tüm imkansızlıklara rağmen uygulamıştır. Özellikle bu denli başarılı olabilmesinin hiç incelenmemesi asıl tartışılması gerekendir.
Dönemin önde gelen emperyalist bir gücüne karşı yeni yeni ayakları üzerinde durmaya çalışan bu genç cumhuriyetin gösterdiği kararlılık ve başarının, içimizdeki cevherin halen var olduğuna dair umudumuzu tekrar bizlere hatırlatması tek temennimdir. Unutulmasın ki “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

NOT: Makalede belirtilen tüm bilgi ve yargılar, elde edilen veriler ve incelenen arşiv belgelerine dayanmaktadır. Kaynakları incelemek için “Hatay’ın Türkiye’ye İlhakının Gerasimov Doktrini Bağlamında İncelenmesi” isimli akademik makaleme bakılabilir.

Özgür Özel’den Erdoğan’a: Masasının üstündeki soyguncu listesini açıklamalı

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin gündemine yerleşen fon soruşturması hakkında mesajlar veren Özel, “Erdoğan, masasının üstündeki soyguncu listesini bir an önce açıklamalıdır. Bu paralar, soygunu yapanlardan alınmalıdır. Amerika bunu geçmişte yaptı, bir daha benzer olayların yaşanması çok çok azaldı. Ama siz eğer siyasi saiklerle bu kişileri gizlemeye, suçlarını örtmeye, bazılarını feda edip kodamanları, tepedekileri gizlemeye, bakanlığı, bir bakanlığın yetkililerini korumaya, saraydaki, yanıbaşınızdaki üst düzey bürokratları korumaya kalkarsanız o zaman bu milletin size hiçbir güveni kalmaz. Ayrıca fonların hoplatıp zıplatıp millete çakıp kaçtığı hisse senetleri var. Bu senetlere sıkışmış, satamamış, perişan olmuş insanlar var. Bunların da mağduriyetlerinin mutlaka giderilmesi gerekmektedir” değerlendirmesini yaptı.

Fon krizine ilişkin Sabah gazetesinin MASAK’a dayandırdığı haberde, “MASAK paranın izinde… 141 kişiye ait 187 milyar liralık hesaplar donduruldu” denildiğini, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ise 1 saat 45 dakika sonra yaptığı açıklamada, “85 kişilik” bir listeden söz ettiğini ifade eden Özel, iki açıklama arasındaki farka dikkati çekti.

‘KARADENİZ’DEKİ GEMİLERİN İÇİNDEKİ HER BİR CANI YOK SAYIYORLAR’

Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Girne-Taşucu seferini yapan gemimiz 30 Ağustos’ta battı. 27 yurttaşımızı kaybettik. Bir kişinin naaşına halen ulaşılamadı. Bundan yalnızca üç gün sonra da Silivri’de Tuğberk İmamoğlu gemisi battı ve bir yurttaşımızı kaybettik, dokuz yurttaşımıza halen ulaşılamadı. Burada aileler, biraz önce salona girdiğimde bana konu hakkında bir bilgi notunu ve ikinci sayfasında beş maddeden oluşan haklı taleplerini ilettiler. Tahmin ediyorum bunu bugün diğer siyasi partilere de iletecekler.

Biz CHP Grubu olarak ilk günden beri meseleye duyarlılığımızı sürdürüyoruz. Bilgi notunu aldık. Buradaki talepleri kendimize dile getirilecek birer görev, birer ödev olarak alıyoruz. Acınızı paylaşıyoruz, talepleriniz doğrultusunda kayıplara ulaşılana kadar aramaların devam etmesini, adil bir soruşturma sürecine ilişkin beklentinizin karşılanmasının sonuna kadar arkanızdayız, hepinizin yanınızdayız. Hepinizi acınızı paylaşarak kucaklıyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşı seyrüsefer güvenliğini tehdit ediyor. Tabii bu savaş çoktandır var ama Türkiye’nin dış politikadaki birtakım savrulmaları, Karadeniz’de yaşanan birtakım saldırılar ve buna karşı sessizliği de manalı kılıyor. Bugüne kadar yaklaşık 220 ticaret gemisi saldırıya uğradı. En az dokuz Türk bayraklı ve en az 45 Türkiye bağlantılı ticaret gemisi saldırıya uğradı ve bunların bir kısmı battı.

Son iki gün içerisinde dahi üç Türkiye bağlantılı ticaret gemisinin saldırıya uğraması, meseleyi çok ciddi bir boyuta taşımış durumdadır. Gemilerimiz vuruluyor, iktidardan ses yok, adeta ölü taklidi yapıyorlar. Bu konuda hiçbir politikaları, hiçbir girişimleri yok. Gemilerimizi güvende tutamıyorlar, gemicilerimizin hayatlarıyla ilgili tehlikeleri bertaraf etmiyorlar ve bu konuda millete açıklama dahi yapmıyorlar. Sanki orada insansız hava araçları insansız gemileri, insansız deniz araçlarını vuruyormuş gibi davranıyorlar. Karadeniz’deki gemilerin içindeki her bir canı ve evlerinde onların yolunu bekleyen ailelerini yok sayıyorlar. Bu konudaki dikkatimizi, duyarlılığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.”

‘TÜRK ASKERİNİ YEMEN ÇÖLLERİNE GÖNDERMEKLE MEŞGULLER’

Bizimkiler dış politikada Türk askerlerini Yemen çöllerine göndermekle meşguller. Bunun hesabındalar. Öyle evirmeden çevirmeden, kitabın ortasından söylemek gerekirse, Türk askerini Yemen’e göndermek, Türkiye’nin hesabı değildir. Düne kadar böyle bir konumuz var mıydı? Türk askerini Yemen’e göndermek Türkiye’nin planı, programı değildir.

Meclis’e gelmemiş, somut bir anlaşmaya dönüşmemiş, Anayasa’nın 90 ve 92. maddelerini, yani uluslararası anlaşmaların usulüne uygun müzakere ve yürürlüğe girmesini ve yurt dışına asker göndermedeki Meclis yetkisini ihlal edemez. Türkiye, bu savaşın tarafı haline getirilmemelidir. Böyle pakt anlaşmaları, barış zamanında güçleri birleştirmek, caydırıcılığı arttırmak, savaşa mani olmak, tarafların hiçbirisinin savaşa muhatap olmamasını temin etmek için yapılır.

‘SONUNA KADAR KARŞI ÇIKACAĞIZ’

Savaştaki bir ülkeyle ‘sana saldıran bana saldırmıştır’ anlaşması yapmak, ülkeyi doğrudan savaşa sokmaktır. Ne böyle bir savaşa taraf olmak kabul edilebilir ne böyle bir anlaşmayı imzalayıp, imzaya rağmen o ülkelerden birine saldırılıyorken böyle bir anlaşma varken buna cevap vermemek. Bir tanesi, attığınız imzayı değersiz, bundan sonra yapacağınız anlaşmaları hükümsüz, sizi muhataplarınız nezdinde kıymetsiz kılar. Diğeri hiç suçsuz günahsız Mehmetçiği, Yemen çöllerinde boşu boşuna hayatlarını tehlikeye atar.

Dış politika, Tayyip Bey ve çevresinin şahsi ilişkilerine göre, Amerika ile kurdukları al-ver ilişkisine göre, ‘Ben senin her istediğini yapayım, sen bende olmayan meşruiyeti bana ver, öyle anlaştık Tom Barrack ile’ ilişkilerine göre olmaz. Böyle bir durumda, herkes şunu bilsin ki, kendine ait bir planı olmayan başkasının planının parçasıdır. Yemen çöllerine ilişkin Türkiye’nin bir planı, programı yoktur. Trump’ın figüranı, İsrail’in koruyucusu olmaya, Mehmetçiği burada kullanmaya kimsenin hakkı yoktur. Sonuna kadar karşı çıkacağız.

‘BU MİLLETİN ELİNDEN SİZİ TRUMP KURTARAMAZ’

3 Kasım’da ABD’de yapılacak ara seçimlerde Trump, gecede birkaç saat uyudu, çok endişeliydi. Bizimkiler onun kadar da uyumuyor. Bütün meseleyi Trump’ın varlığına, Trump’ın bunlara tanıyacağı meşruiyete, seçimlerde bunlara vereceği desteğe ve Trump ile olan ilişkinin kendilerini burada bir dönem daha iktidar yapmasına bağlamış durumdalar. Önce şunu söyleyeyim, ister Trump olsun, ister olmasın, ister topal ördek olsun, ister çift ayakla çifte telli oynasın, bu milletin elinden sizi Trump kurtaramaz. Bunu bilin.

Trump onu hedef almış. Temsilciler Meclisi üyesinin dün evini bastırdı. Evinde arama yaptırdı. Ve aradığı belge, göçmen kayıt belgesi. Yani, düşünün ki, milletvekili seçilmiş birisine, ‘Sen bu ülkeye kaçak mı girdin, göçmen kayıt belgen var mı?’ bahanesiyle, Somalili kadının evini bastırıp, ona dünya kadar zulmedip, bunu servis edip yabancı düşmanlığı üzerinden kendisine destek sağlamaya çalışıyor.

Dünyada tüm duyarlı insan hakları aktivistleri, tüm ülkeler, özellikle İslam ülkeleri, başörtülü Ilhan Omar’a yapılan zulme karşı çıkıyor, ses çıkarmayan bir tek ülke var, Türkiye. Ses etmeyen birisi var, başörtülü bacımı Trump’ın yaptığı zulme bırakan, ona sahip çıkmayan Recep Tayyip Erdoğan. Çünkü bütün ilişkisini Trump’ın desteğine bağlamış. Trump’ın İslamofobik çabalarına karşı ses çıkaramayacak kadar göbeğinden Trump’a bağlı.

‘EMEKLİLER TARİH BOYUNCA UĞRADIKLARI EN BÜYÜK İHANETE UĞRADI’

Emekliler tarih boyunca uğradıkları en büyük ihanetle ve vefasızlıkla karşı karşıya kalıyorlar” dedi. Özel, Özel, “Her sokağa çıktığımızda, her otobüs üstüne çıktığımızda, elimize her mikrofon aldığımızda emeklilerin hakkını savunuyoruz. Bundan sonra da savunmaya, yetmez, hep birlikte seçimlere ulaşmaya, bu iktidarı değiştirmeye, bu vefasızlığı sona erdirip bütün emeklilerin yüzünü güldürmeye söz veriyoruz.

‘ÜRÜNLER GEÇEN SENEKİ FİYATININ YARISINA DÜŞTÜ’

Geçen seneki fiyatların yarı fiyatında bütün ürünler. Toplama maliyetleri, ulaşım maliyetleri arttı. Üreticiyi koruyacak yasalar yok. Rize’de çay, Ordu, Giresun ve Karadeniz’de fındık, Gaziantep’te fıstık üreticisinin, Ege’de başta üzüm ve pamuk üreticileri olmak üzere bütün üreticiler ağlıyor. Hafta sonu Bursa’daydık. Çağrışan karası diye dünya güzeli üzümleri var.

Geçen sene 60 liraya satmışlar ve geçen sene mazot 50 lira. Yani 1 kilo üzüm satıp 1 litre mazot alırken bu sene Çağrışan karası 25 lira. Toplama maliyeti 13 lira ve topladığında 25 liraya sattığında toplamda zarar ediyorlar. Öyle olunca dallarda kalmış. 4 kilo üzüm satıp 1 litre mazot alamaz duruma gelmişler. Geçen sene 130 liraya satılan siyah incire bu sene 40-45 liranın dahi teklif edildiği bir yılı yaşamışlar ve perişan durumdalar.

‘AKHİSAR’DA ZEYTİN ÜRETİCİLERİ 1 HAFTA SÜREYLE ELEK KAPATTI’

Türkiye’nin en çok zeytin ağacına sahip olan ilçesi Akhisar’da zeytin üreticileri bir hafta süreyle elek kapattılar. Yani toplayıp eleklere zeytin götürüp dökmüyorlar. Çünkü bu fiyatlara bu işin yapılamayacağını, hepsinin iflas edeceğini, kredi borçlarını ödeyemeyeceklerini ve maalesef tarım kredisi çekebilmek, zirai kredi çekebilmek için ya verdikleri iki devlet memuru kefili yakacaklarını ya tarlalarını ipotek ettirdilerse mallarından olacaklarını biliyorlar.

Geçen sene 75 lira olan zeytin bu sene 35 lira. Geçen sene mazot 50 liraydı. Zeytinde de çeltikte de limonda da üzümde de tüm ürünlerde büyük bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Türkiye’yi bu hale getiren AK Parti’nin kara düzenidir. Bir tarafta fonlarda milletin parasını vurup kaçanlar. Bir tarafta bütün yaz, bütün kış elleri nasırlı, alınları yanmış, perişan olmuş şekilde çalışıp emeğinin karşılığını alamayanlar. And olsun ki AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız. Sizin için adil, hakkaniyetli bir düzen kuracağız.

ERDOĞAN’A SESLENDİ: BİZ BU İŞİN HİÇBİR TARAFINDA YOKUZ

Dış politikada ilkesiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidarla karşı karşıyayız. Fon krizinin yarattığı ağır kriz ortamı sürüyor. Milletimiz geçim derdiyle kıvranırken, iktidar partisi mensuplarının içinde olduğu asrın soygunu gerçekleşti. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına çöktüler. 455 bin yatırımcıyı mağdur ettiler, iki milyon kişi mağdur, borsa mağdurları var. Bu işten etkilenen kişi sayısı beş milyonu, ailelerle birlikte 10 milyonu buluyor.

Peki bu işin içinde kimler var? Erdoğan’ın atadıkları vurgun yapan fon şirketlerinin yönetiminde. Her birisinin altında Erdoğan’ın atama imzası var. Fon şirketlerinin yönetiminde büyükelçi ararsan var, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı var, İstişare Kurulu üyesi var, Varlık Fonu yöneticisi var, eski milletvekili var. Aklınıza gelebilecek yönetimdeki herkes AK Partili.

Burada fazladan kazanç sağlayanlara baktığınızda Fatma Betül Sayan Kaya’dan başlayın, tutuklanan son tarım bakan yardımcısına kadar aklınıza gelebilecek ne kadar AK Partili varsa bütün isimler teker teker var. Ey Erdoğan, atayan AK Partili, atanan AK Partili, soyan AK Partili, soyulan, dolandırılan AK Partili. Biz bu işin hiçbir tarafında yokuz. Sen tam göbeğindesin.

‘SAYIN KERİM ROTA ‘BÜYÜK BİR FELAKET GELİYOR’ DİYEREK UYARMIŞTI’

Biz bu işin mağdurlar tarafındayız. Biz daha bundan üç hafta önce, fon krizi çıkmadan iki gün önce, Sayın Kerim Rota 35 yıllık finans deneyimiyle ‘Büyük bir felaket geliyor’ deyip partimizin Ekonomi Eşgüdüm Konseyini toplantıya davet etmişti. Başkanlık ettiğim toplantıda ‘Büyük bir felaket geliyor. Yıllardır söylediğimiz eksiklikler vardı. Bir yıl önce Mehmet Şimşek bunu uyardı. Ama birileri gerekli düzenlemeleri yapmaya yapmaya beklettiler. Yapana kadar bu işi suiistimal edenler kaçtılar. Yükü milletin sırtına bıraktılar’ demişti.

İlk duyulan meşhur isim Fatma Betül Sayan Kaya. Bu çıkana kadar günlerce sustular. Biz isim açıklayana kadar yokmuş gibi davrandılar. Gizlemeye niyetlendiler. Harıl harıl nasıl yaparız da isimler dökülmeden bu işi örteriz dediler. Çünkü biliyor ki genel başkan yardımcıları, mevcut bakanlar, bürokratlar, sarayın tamamı neredeyse orada. İşe aileden bulaşan da var. İsmi açıkladık, yavaş yavaş dökülmeye başladılar.

‘FATMA BETÜL SAYAN KAYA HAVAYA TEMAS ETTİRİLMEDEN İFADE VERİP UZAKLAŞTIRILDI’

Cumhuriyet Halk Partili belediyelere ya da muhalif insanlara attığı bir tweetten ya da hakkında açılmış bir soruşturmadan… Ya İBB’de 20 bin lira yemek yemişler 7-8 kişi, 7 kişi parayı birinin hesabına atmış. O atılan paraların hesaplarını sormak için bürokratlarımızı topluyorlar. Sabah 6’da basıyorlar. Ters kelepçe icabında yapıyorlar. Yaşam biçimi kendinden değilse, AK Partili değilse, hele hele birazcık muhalifse bas ensesine, ver görüntüleri ekranlara, yap itibar suikastlarını. 2 bin lira, 20 bin lira, 200 bin lira evinde bulunamamış insanlar, haysiyet suikastlarına muhatap oldular. 2,2 milyar lira, 367 ev parası suçüstü yakalanmış kişi Fatma Betül Sayan Kaya ifade verdi, gören yok.

Gizlilik olan soruşturmalarda kişinin sabah evinden çıkışını üstündeki gece kıyafetine kadar servis edenler, sabah evinden çıkıp verdiği ifadeyi dakika dakika servis edenler, cep telefonunun içindeki soruşturmayla ilgisiz konuşmaları, yazışmaları, fotoğrafları servis edenler; Fatma Betül Sayan Kaya’yı havaya temas ettirmeden ifade verip uzaklaştırdılar. Geçmişin bir kirlisi sakız çiğneye çiğneye geldi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne meydan okuya okuya… Fatma Betül Sayan Kaya fotosentez yaparak ifade verdi. Nasıl oldu, nasıl bitti kimsenin haberi yok. İşte AK Parti’nin ikili hukuk sistemi budur. Soygunu bizzat yapanlar ‘Biz bu işi çözeceğiz’ diyor.

‘MECLİS ARAŞTIRMA ÖNERGESİNE RET OYU VERDİLER’

Şimdi milletin parasını fonda çalmışlar, ilk başta böyle bir gaflete düşüp ‘Komisyon kursak mı?’ sorularına ‘Kurulur’ demişler. Şimdi geçen hafta hep birlikte ret oyunu vermişler. Neden? ‘Eğer isimleri gizli tutabilirsek AK Parti’yi mümkün mertebe bu işten hasarsız kurtarmaya çalışacağız, siz kenarda durun’. Milletvekillerinin bu meselenin ortaya çıkması için sorumluluğu var. GRECO kriterlerinde dahi der ki: Kamu adına denetim yükümlülüğü olan birisi kendine gelen bilgiyi saklamaz. Bunu araştırır, araştırtır, ilan eder, ifşa eder, ortaya çıkmasını sağlar.

‘BABANIZIN 7 DAKİKA UĞRADIĞI MAĞDURİYETE 1,5 YILDIR MUHATAP OLAN AİLELER VAR’

Birtakım bilgiler, bir takım listeler geliyor Fatma Betül Sayan Kaya’nın geldiği gibi. MKK numarası belli, işlem belli, isim soyad belli. Bir bakanın da babasının adı soyadı var. Ümit Özlale soru soruyor: ‘Bir bakanın babası böyle bir işlem yapmış mıdır?’. 10 dakika sonra Sayın Bakan: ‘Benim babamın T.C.’si bu. Aynı isim soyadındakinin T.C.’si bu.’ Eyvallah. ‘Özür dileyin benden. Mağdurum da mağdurum. Babama haysiyet cellatlığı…’ Allah Allah ya, ne güzel memleket. İlk kez biri mağdur oldu, ‘Mahinur Hanım’dan özür dilensin’. Partinin genel başkanı olarak ‘Mahinur Hanım’ın babasının ellerinden öpüyorum’ dedim. Mahinur Hanım’a önemli bir sorumluluk yükledim. O kadar iyi oldu ki bu iş. Bir hafta önce Ümit Özlale isimli birinin adını bütün AK Partililer servis etti, paylaştı. T.C.’si farklı çıktı. Özür dileyen yok. ‘Özür dilensin’ diyen yok. ‘Babam karalandı’, yedi dakika sürdü babanın karalanması. Ekrem İmamoğlu’nun babasına 18 ay ‘Senin oğlun hırsız’ diyorlar. Gidip babasının köydeki evinin bahçesini üç farklı kez dozerle kazıyorlar, ‘Buraya para sakladı mı?’ diye.

Altı yaşında küçücük Gizem’in kulağındaki küpeye sabahın 6’sında dedektör tutuyorlar, ‘Altın mı? Babası aldı da altına çevirdi rüşvet parasını da kızın kulağına mı taktı?’ diye. Altın diye öterse çıkartıp kulağından altı yaşındaki kızın küpesini alıyorlar. Bütün gece babaların, annelerin görüntüsü fır fır A Haber’de, TRT’de dönüyor. Mahinur Hanım, Aile Dayanışma Ağı… Babanızın yedi dakika uğradığı mağduriyete yedi ay, bir yıl yedi ay, 1,5 yıldır muhatap olan ailelerin dayanışma ağı… Oraya gidin, haysiyet suikastı nasıl yapılıyor, onlardan öğrenin. Okuduğunuz, sizi savunan gazeteler yıllardır bu insanlara ne yaptı, görün. Deyin ki: ‘Yedi dakika başıma geldi, doğrusunu söyledim. Özgür Bey bile babama selam yolladı, özür diledi. Ama ben de bir şeyi öğrendim; bu memlekette böyle oluyormuş bunlar’ deyin. O zaman Aile Bakanı’sınız. O ailelere sahip çıkarsanız Aile Bakanı’sınız.

ÖZEL’DEN VEKİLLERİNE ÇAĞRI

Buradan şunu söyleyeyim: Bütün milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum: Eline belge gelen, bilgisi olan, bu bilgiyi ‘Aman ha öyle mi olur, böyle mi olur?’… Kaya gibi arkanızdayız. Koyacaksınız ortaya. Doğru mu, yanlış mı onlar söyleyecek. Eğer yanılgı olsun istemiyorlarsa o lanet listeyi kendileri açıklasınlar, görelim. Kendileri açıklasın haramzadeler. Sen listeyi açıklama, TC’si yanlış, sanki iftira atmış. İftirayı birbiriniz atıyorsunuz, attırıyorsunuz, parti içinde birbirinizi yiyorsunuz. Sonra bize ahkam kesiyorsunuz. Hadi oradan. Bütün arkadaşlarımın sonuna kadar arkasındayım. Bir santim geri adım atan sizden beter olsun.”

Sistemde parası kalan her vatandaşın mağdur olduğunu söyleyen Özel, ev parasını, ameliyat parasını, evladının okul taksidini buraya kaptıranların bulunduğunu belirtti. Özgür Özel, “Mağdurlardan bir kısmı bugün grup toplantımızdalar. Biz mağdurun partisine bakmayız, mağdurun siyasi görüşüne bakmayız. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin mağdurlara duyarsızlığının ve onları bir şekilde bastırmaya çalıştığının da farkındayız. Mağdurlar şunu bilsin, hangi görüşten olursa olsunlar biz sarayda oturanlardan, kibirle aşağıya bakanlardan, sizi karınca gibi görenlerden değiliz. Karıncanın kardeşi var o da YENİ Parti’nin ta kendisidir” ifadelerini kullandı.

‘ERDOĞAN MASASININ ÜSTÜNDEKİ SOYGUNCU LİSTESİNİ BİR AN ÖNCE AÇIKLAMALI’

Erdoğan, masasının üstündeki soyguncu listesini bir an önce açıklamalıdır. Bu paralar, soygunu yapanlardan alınmalıdır. Amerika bunu geçmişte yaptı, bir daha benzer olayların yaşanması çok çok azaldı. Ama siz eğer siyasi saiklerle bu kişileri gizlemeye, suçlarını örtmeye, bazılarını feda edip kodamanları, tepedekileri gizlemeye, bakanlığı, bir bakanlığın yetkililerini korumaya, saraydaki, yanıbaşınızdaki üst düzey bürokratları korumaya kalkarsanız o zaman bu milletin size hiçbir güveni kalmaz. Ayrıca fonların hoplatıp zıplatıp millete çakıp kaçtığı hisse senetleri var. Bu senetlere sıkışmış, satamamış, perişan olmuş insanlar var. Bunların da mağduriyetlerinin mutlaka giderilmesi gerekmektedir.

‘HAYATİ YAZICI’NIN OĞLU İŞİN İÇİNDE’

Erdoğan utanmadan, sıkılmadan sıkışınca hep yaptığı gibi ‘Dış güçler sabotaj yapıyor’ diyor. Kargalar gülüyor. Hatta dün ‘FETÖ parmağı var bu işin içinde’ dedi. Hayati Yazıcı’nın oğlu işin içinde ve suçüstü yakalandı. Oğlunun ortağı Allah rahmet eylesin, canına kıydı ya da o işe çok daha dikkatli bakmak lazım. Ömer Çelik, Fatma Betül Sayan Kaya’nın on katı vurgun yapmış kişiyle Bodrum’da tatil yapmış, konser izlemiş, aynı uçakla gitmiş, aynı uçakla gelmiş. Şimdi fotoğrafı çıkmış önlü arkalı oturmuş.

O fonda milletin parasını çarpıp gidenle, onu yayınlayan gazeteciyi hapse attırdı. Ömer Çelik böyle pahalı takım elbiseler, dik duruşlar, o özgüvenli sözler… Konuşurken bu olay ortaya çıkınca çıktı, eli ayağı titriyor, eli ayağı. Ne dediğini bilmiyor. Ağzından ateş çıkıyor. Dedi ki ‘Şu andan itibaren.’ Ne andan itibaren Ömer Bey, ne oldu? Hangi andan itibaren? ‘Şu andan itibaren’ diyor, ‘Teyakkuzdayız, en üst düzey alarmdayız. Siyasi ve hukuki mücadelede en üst noktaya çıkıyoruz’ dedi.

‘BU KADAR GİZLİLİK VARKEN BU İŞLER NEREDEN ÇIKIYOR?’

Dört gazeteciyi evden aldılar, ikisini hapse attılar, ikisine adli kontrol, geceleyin itiraz üzerine ev hapsi verdiler. Savcıların, hakimlerin Parti Sözcüsü’den talimat aldığı, Parti Sözcüsü’nün işin ucu kendine geldiği zaman haykırdığı, hönkürdüğü, aslında çatıştıklarına ses yükselterek, ‘Bu gazetecileri bari toplayın’ dediği, haberin kaynağını değil de haberi yapanı hedefine koyduğu bir işin içindeyiz. Ömer Bey, bu kadar gizlilik varken, bu işler nereden çıkıyor? Nereden çıkıyor?

Bayrampaşa YENİ Parti örgütünden mi çıkıyor? Nereden çıkıyor? Birbirinizi yiyorsunuz, birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz, birbirinizle tehlikeli işlere girişiyorsunuz. Sonra dönüp zavallı gazetecileri çocuklarından ayırıyorsunuz. Birazcık mert olun, ‘Yaptıysam yaptım, hesabını veririm’ deyin, gazetecilerle uğraşmayın kardeşim.

’56 MEŞHUR İSMİ LİSTEDEN ÇIKARDILAR’

Özgür Özel, “Bu 85 adını sanını da çok bilmediğiniz, AK Partili olsalar da uzaktan bağlantılı 85. Arada buradaki 141’le arada 56 isim kayıp. 1,5 saat içinde 56 meşhur ismi listeden çıkarıp onların hesaplarındaki dondurmayı kaldırıp düzeltmeyi yapıp 85’e indiriyorlar. Sabah gazetesi bu kaynağını açıklasın -ki MASAK diyor- Sabah’taki 141 nasıl 85’e inmiş, Adalet Bakanlığı da onu açıklasın.

Bir taraftan ‘İşin ucu nereye giderse gitsin’ diyen, yalandan bir politik söylem, bir tarafta Hayati Yazıcı’nın oğlunun hesabına bloke koyan Cumhuriyet Başsavcılığı, 1 saat sonra hesaptaki blokeyi kaldıran İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Böyle adalet olacaksa olmaz olsun. O mağdurların hakkını yiyene de zehir zıkkım olsun.

‘SUÇUMUZ AK PARTİ’Yİ YENMEKTİR, O SUÇU BİR DAHA İŞLEYECEĞİZ’

Muhalefete karşı 2024 yılının 30 Ekim gününden beri muhalif seçmenin seçtiği, ilçelerini, illerini emanet ettiği belediye başkanlarına, meclis üyelerine karşı büyük bir siyasi operasyon sürdürülüyor. Hiçbir somut delili olmadan ki aylarca meydanlarda diyor ya, ‘Meydan meydan, şehir şehir gezdi.’ Gezdim. ‘Bu operasyonları itibarsızlaştı’ diyor. İtibarı yok da o yüzden itibarsızlaştırdım. Biliyordum, arkadaşlarının gözünün içine baktım ve onlara olan güvenimle bir Genel Başkan olmanın gereğini yaptım.

Ben bir günde Manavgat Belediye Başkanını partiden attık. Bakma, diyorlar ki ‘Baklava kutusu savundu.’ Filmi çekenin bir ay önce tutuklandığını, elverişli bir film için senaryo oynadıklarını söyledik. Ama baklavacıyı da belediye başkanını da o dakika attık, o dakika ve ispatladık. Bir ay önce uyuşturucudan gözaltına alınıp birkaç saatte bırakılıp, sonra baklava kutusuyla filminin çekildiğini. Bu olaydan birkaç ay sonra Bodrum’da bir belediye meclis üyesi rüşvet alırken yakalandı. O dakika attık. Uşak Belediye Başkanı dört günlük gözaltı sürecinde avukat kabul etmediler. Avukat ulaştığı an tedbirli olarak disipline sevk edip partiden attık.

İşlemin bittiği 20 günü, ‘Efendim 20 gün atmadılar. O gün aldık kararı. Herkes biliyor tedbirli disipline vermek nedir. Bir yerde kusuru olup da tartışmaya açık olmayıp da ya da kendi de kabullenip de bir dakika gözünün yaşına bakmadık. Ama öbür tarafta efendim AK Parti’nin güldür güldür kendine istediklerini gönüllü bağışlarla, millete çocuğuna kreş yaptırmış, ‘Efendim itibar yoluyla irtikap.’ Her ay aldığı parayı 12 ay sonra tekrar almaya devam etmiş, ‘Efendim ödemiyordu da rüşvet istedi de şunu verdi de bunu verdi de.’ Bir tek kanıt, bir delikli kör kuruş para, ne evde ne kasada ne hesapta ne yakınında ne orada burada. Tamamında hele hele partimize arkadaşlarımıza atılan büyük iftiralar.

Hani biliyorsunuz ya. Para kutusu çantaları, ‘İçinden jammer çıktı’ diyor sonra iddianamede. Hani diyor ya ‘Paraları bölüştüler.’ ‘Öyle duymuştum, yokmuş öyle bir video.’ Hani diyor ya parke altında 2 milyon Euro.’ 2 Cent çıkmamış. Yok öyle bir belge. ‘KİPTAŞ’tan ev dağıttılar. Öyle duymuştum, yalanmış.’ Tamamı çöktü.

‘HAYSİYET CELLATLIĞI YAPTIĞINIZ İŞLER’

Şimdi diyorlar ki ‘Efendim onlar kendilerini savundular, şöyle yaptılar, böyle yaptılar.’ ‘Meydan meydan gezdi, yolsuzluk yapan arkadaşlarını savundu’ diyor. Meydan meydan gezip savunduğum arkadaşlarım, bu milletin seçtiği, usulüne göre yapılan denetimlerde hiçbir suç çıkmayan, delilden suçluya değil; hedefteki kişiden delile gitmek için milleti iftiraya zorladığınız, somut kanıtla ispatlayamadığınız, haysiyet cellatlığı yaptığınız işlerdir. Milletimiz de biliyor ben de biliyorum.

Bütün AK Partili yöneticiler de biliyor ki arkadaşlarımızın suçu, Ekrem İmamoğlu’nun suçu, belediye başkanlarımızın suçu AK Parti’yi yenmektir. O suçu hep birlikte bir daha işleyeceğiz. Değerli arkadaşlar, Bayrampaşa, Ataşehir, Gaziosmanpaşa, Adalar, Üsküdar. Bu belediyelerde belediye başkanlarını tutukladılar, kimin de çoğunlukları vardı, Gaziosmanpaşa gibi. Hemen ilk seçimde o yüzden içeride başkan. Kimin de önce bizden seçildiği, o sırada belediye meclis üyelerine birkaç ay çalıştılar. Öyle somut deliller var ki buradan söylüyorum. Örneğin bazı gazeteciler demişlerdi ki bu iddialar doğruysa ispatlanmalıdır.

‘HİLEYLE, AHLAKSIZLIKLA BÖYLE İŞLERE KALKIŞIYORLAR’

Özgür Çelik gitti, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘na partimiz adına başvurdu. Örneğin Üsküdar’da biri diyor ki ‘Benim oğlum yurt dışında firari. Adalet Bakan Yardımcısı söz verdi. Ben oyumu AK Parti‘ye vereceğim. 15 yıldır kaçak olan oğlumu Türkiye’yi geri getirecekler, terör suçundan kurtaracaklar.’ 40 kişinin içinde diyor ki ‘Mecburdum, AK Parti’ye verdim, kusuruma bakmayın.’ Bir başkasının ilk oylamada oğlu hapiste, ikinci oylamada bilmem kaç yıl ceza almış oğlu tutuksuz bırakılmış, dışarı salınmış. Oylamada tavrı değişiyor. Bir başkası ağzıyla söylüyor. ‘Belediye başkan yardımcılığı teklif edildi, o yüzden parti değiştirdim.’ Bizim kurultay davasında kurultay delegesi beş ay sonra belediye meclis üyesi olmuş, ‘Sen iradeni fesata mı uğrattın, belediye meclisi üyesi olmak için mi Özgür Özel’e oy verdin?’ sorusu var. Adam ağzıyla söylüyor, ‘CHP’liydim. Belediye başkan yardımcılığı sözü karşılığında taraf değiştirdim’ diye.

‘ŞANTAJLAR, TEKLİFLER, BASKILAR HAVADA UÇUŞUYOR’

Diğer taraftan şantajlar, teklifler, baskılar, paralar havada uçuyor ve belediye meclisindeki transferleri tamamlıyorlar. Önce gizli tutuyorlardı. Örnek; Üsküdar. Belediye başkanvekiline operasyon yapıyorlar. İlk seçilene. O anda transfer ettirdiklerine; birinci tur, ikinci tur belli değil, üçüncü turda şak taraf değiştirtiyorlar ve belediyeyi elimizden almaya çalışıyorlar. Buna millet dedi ki ‘Ya böyle şey mi olur? Kadını aldınız. Yerine seçilen var, onu da aldınız. Taraf değiştirttiniz.’ Bu sefer Ataşehir’de öyle yapmadılar, önce transferleri yaptılar. Sonra gelip belediye başkanvekiline ‘Ya istifa edersin ya içeri girersin’ dediler. Arkadaşımız tweet paylaştı, ‘Onurlu duracağım, asla bükülmeyeceğim, eğilmeyeceğim’ diye. Bütün Türkiye bir gece onu konuştu. Ertesi sabah daha Türkiye onu konuşurken sabah yatağından alıp götürdüler. Şimdi içeri attılar. O seçimi yenilediler. Ataşehir’e taraf değiştirttiler. Bu kadar açık, bu kadar net. Bakın bunların bir tanesine ‘Olmadı’ diyen yok. Biz bunların her birini, Üsküdar için yazıp Cumhuriyet Başsavcılığı‘na verdik, duruyor daha orada. ‘Çağır bunları konuş’ diyoruz. Belediye meclis üyesinin ortağını iki gün önce alıp salıyorlar. Ortağı diyor ki, mimar ortağı ‘Aman abiciğim yarın dikkatli ol.’ Geceleyin de onu bir yokluyorlar, ‘Yarınki durumun ne?’ diye. Bu şartlar altında böyle olmadık işlerle, hileyle, hurdayla, ahlaksızlıkla teker teker…

Eyüpsultan’da en son yine buna niyetlendiler. Ne olduğunu gördünüz. Buradan kayda geçirelim. Aynı şeye giriştiler. Üçüncü turda dört kişiyi böyle ikna edebilmişler, beşe gelememişler. 18-18 berabere kaldılar. Dördüncü turda 19-18 ya da 20’ye 18 biz kazandık son turda en yüksek oyu olarak. Adamın açıklaması şu. ‘Bu seçime itiraz edeceğiz. Biz bu seçimi iptal edeceğiz. Görün, haftaya gelip burayı yine biz kazanacağız.’ Eyüpsultan için bunu açık açık söylüyor. Eğer bu kadar kötülük, bu milletin gözünden kaçıyor sanıyorsanız… Bu kadar açık açık.

Yahu bu millet yıllarca Eyüpsultan’ı da Üsküdar’ı da Bayrampaşa’yı da Gaziosmanpaşa‘yı da size yönettirdi. Belediye meclisi de belediye başkanı da gitti, görev yaptı. Bu milletin karşısına çıktınız. ‘Bu sefer olmaz’ dediler, ‘Bu sefer başkası yönetsin’ dediler. ‘Siz de birazcık sabredin, muhalefet edin, az kenarda durun’ dediler. Şimdi bu milletin tercihlerine karşı böyle pis işlere girerek, güya ‘Üsküdar’ı geri aldık’ diyor. ‘Gaziosmanpaşa’yı kazandık’ diyor. ‘Bayrampaşa artık bizde’ diyor. ‘Ataşehir’i ilk kez aldık’ diyor. Yahu Ataşehirli vermedikten sonra sen belediye binasını kökünden çalsan binayı çalarsın, Ataşehir’i alamadın, alamayacaksın.”

Fon soruşturmasında 141 kişinin malvarlığı donduruldu: Fatma Betül Sayan Kaya ve TERA CEO’su Emre Tezmen de aralarında!

Fon şirketlerine yönelik soruşturmada eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı ve eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın yanı sıra TERA CEO’su Emre Tezmen’in de aralarında olduğu 141 kişinin malvarlıkları donduruldu.

Halk TV’nin aktardığına göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen nitelikli dolandırıcılık ve Sermaye Piyasası Kanunu’na muhalefet öncül suçlarından elde edilen malvarlığı değerlerini aklama soruşturması kapsamında Fatma Betül Sayan Kaya ve İlyas Kaya’nın da aralarında bulunduğu 141 kişinin mal varlığı donduruldu.

Malvarlığı dondurulan kişiler arasında TERA Ceo’su Emre Tezmen de yer aldı.

Başsavcılığın SPK ve Merkez Bankası Başkanlığı’na yazdığı yazıda listede yer alan kişilerin emekli maaşlarını kapsamadığı, şüpheli işlemler konusunda savcılığa gecikmeksizin bildirilmesi, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Denizcilik Genel Müdürlüğü ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından, listedeki kişiler adına kayıtlı taşınmaz, gemi ve hava aracı bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve mal varlıklarının dondurulması istendi.

Etimesgut Belediyesi’ne 2. dalga operasyon: Başkan yardımcıları dahil 25 kişi gözaltına alındı

CHP’li Etimesgut Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında düzenlenen yeni operasyonda, aralarında belediye başkan yardımcıları Fikret Gözüoğlu ve Gültekin Bayındır’ın da bulunduğu 25 kişi gözaltına alındı.

Ayrıntılar geliyor…

 

Meclis’e giden fon mağdurlarından çağrı: ‘Ana paramızı verin’

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, son günlerde yürütülen fon soruşturması kapsamında, haksız kazanç elde edildiği iddiaları üzerine kapatılan fonlar nedeniyle mağduriyet yaşadığını belirten yatırımcıları Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) ağırladı.

Fon krizini yakından takip ettiklerini belirten Turhan Çömez, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun yaklaşık bir yıl önce fonlardaki manipülasyon ve usulsüzlüklere ilişkin uyarılarda bulunduğunu, ancak gerekli adımların atılmadığını savundu.

Çömez, sürecin ardından sosyal medya üzerinden uyarılarda bulunan bazı ekonomistlerin hesaplarının kapatıldığını ve bu kişilerin gözaltına alındığını öne sürdü.

Fonlarda yaşanan usulsüzlüklere örnek olarak Gündoğdu Gıda’yı gösteren Çömez, şirketin piyasa değerinin spekülasyonlarla 105 milyar liraya çıkarıldığını, buna karşın fabrikanın ekipmanlarının ve arazisinin satıldığını iddia etti. Çömez, fon krizinin boyutuna ilişkin ise 21 milyar doların kaybedildiğini öne sürerek, bunun kamuoyuna küçük bir sorun olarak sunulmasını eleştirdi.

‘GELİN SORUMLULARDAN HESAP SORALIM’

Turhan Çömez, devlet kurumlarının denetim sorumluluğunu yerine getirmediğini savunarak, şöyle konuştu:

“Vatandaş SPK’sına güvenmiş, devletine güvenmiş. Bu hırsızlık yapılırken, bu soygun yapılırken, bu dolandırıcılık yapılırken neredeydi benim devlet kurumlarım? Bunlar yurt dışına götürülürken bu paralar, BDDK neredeydi? MASAK neredeydi? Maliye Bakanlığı neredeydi? MKK neredeydi? Devlet Denetleme Kurulu neredeydi? Sistem çökmüş. Diyoruz ki gelin bu sistemi adam edelim, sorumlulara hesap soralım, hırsızlara tek tek hesap soralım. Yanı sıra, bunlara yol veren siyasilere, arkalarında duran siyasilere, kimi güç merkezlerine hesap soralım.”

Konuyu Meclis gündeminde tutmayı sürdüreceklerini ifade eden Çömez, mağdurların haklarını savunacaklarını ve iddiaları gündeme taşımaya devam edeceklerini söyledi. Açıklamasının sonunda fon mağdurlarına söz veren Çömez, yaşadıkları sorunları dinledi.

‘BİZ RİSK ALDIK AMA DOLANDIRILMA RİSKİNİ ALMADIK’

Güvenlik firması çalışanı Hasan Işıkol, ailesinin birikimini ve 32 yıllık emeğini fonlara yatırdığını belirterek, yaklaşık 13 milyon liraya ulaşan yatırımının yüzde 90’ının eridiğini öne sürdü. Satış talimatı vermesine rağmen işlemini gerçekleştiremediğini ifade eden Işıkol, “Biz risk aldık ama dolandırılma riskini almadık” dedi. Fonlara, kamu kurumlarının denetimine ve hükümete yakın olduğu yönündeki izlenime güvenerek yatırım yaptığını belirten Işıkol, ailesinin tüm birikimini kaybettiğini ifade ederek gözyaşları içinde, “Bütün paramızı aldı bunlar bizim. Benim hayatım bitti. Kimseye duyuramıyoruz sesimizi. Hiç kimse duymuyor” diye konuştu.

‘YAZIK, GÜNAH DEĞİL Mİ?’

Anne ve babasının birikimini fona yatırdığını belirten mali müşavir, Tera’ya yatırdıkları yaklaşık 12-13 milyon liranın eridiğini ifade etti. Kızını ocak ayında İrlanda’ya eğitime göndermeye hazırlandığını ancak parasını kaybettiği için bunu gerçekleştiremediğini söyleyen mali müşavir, “Her şey hazır, parası yok. Okumaya gönderemiyorum” dedi. Devletin denetimine ve SPK’ya güvendiklerini vurgulayan mali müşavir, yatırımcıların ana paralarının iade edilmesini ve stopajların geri ödenmesini istedi. Satış hakkının ellerinden alındığını savunan mali müşavir, şöyle konuştu:

“Biz riski aldık ama satıp çıkabilirdik. Bir gecede kapatıp bizi içeri almaya hiçbir kişinin hakkı yok. Bizi resmen bir gecede kapattılar her şeyi, bizi tasfiye ettiler. Böyle bir hak, hukuk, adalet olabilir mi? Ve bu devam da edecek. Yani bu sistem böyle sürdüğü sürece devam edecek. Bunun baştan değişmesi lazım, bazı şeylerin. Bu kadar insan, dört milyon aile, beş milyon aile… Yazık, günah değil mi? Herkes emeğiyle, tırnaklarıyla çalışıyor. Zaten hayat zor.”

‘BİZE ANA PARAMIZI VERİN, KAR İSTEMİYORUZ’

Annesinin parasını TERA’ya yatırdığını belirten genç, 2,4 milyon liralık yatırımını kaybettiğini ve annesine ev almak istediğini söyledi. Alım emrinin gerçekleştirildiği gün satış işlemlerinin kapatılmasını sorgulayan genç, “Biz risk aldık ama piyasa riskini aldık; soyulma, çalınma riskini değil. Bizim hiçbirimizin sözleşmesinde ‘nitelikli dolandırıcılıktan kaynaklı dolandırılabilirsiniz’ yazmıyor. Biz bunu devlete anlatamıyoruz. ‘Siz risk aldınız’ diyorlar. Ya biz risk aldık ama ‘gelin de bizi dolandırın’ demedik. Devletimize sesleniyoruz: Bizim ana paramızı verin, kar istemiyoruz. Ancak devletimizden, yetkili kurum ve kuruluşların görevlerini yapıp yapmadığı konusunda hiçbir açıklama duyamadık. 25 gün olmuş. 255 kişinin lekelenmeme hakkı var ama bizim hakkımız yok” dedi.

YENİ PARTİ GRUBUNU ZİYARET ETTİLER

Fon mağdurları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Yeni Parti Grubunu ziyaret etti. Heyeti kabul eden Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, mağdurların yaşadığı ekonomik kayıplara dikkat çekti.

Emir, “Herkes mağdur, herkes perişan. Zar zor biriktirmiş. Kimi okul taksitini, kimi kirasını, kimi ilaç parasını, kimi hastane parasını, kimi ev alma umudunu, kimisi araç alma umudunu, kimisi de 40 yıllık birikimini, emekli ikramiyesini yatırmış” dedi.

‘455 BİN ÇOK BÜYÜK BİR RAKAM’

Emir mağdur sayısının büyüklüğüne dikkat çekerek, “455 bin çok büyük bir rakam. Böylesine büyük bir vurgunda hâlâ seyrediyorlar. Hâlâ siyasi sorumluluk almıyorlar, hâlâ hukuki sorumluluk almıyorlar” ifadelerini kullandı.

Sürece ilişkin eleştirilerini sürdüren Emir, “Devlet, ‘Ben arkamı döndüm. Biraz para yatırın, takdir ettiğinizi yatırın. Ben bunu alacağım, sizi affedeceğim’ noktasına gelmiş durumda” diye konuştu.

‘SİZ DE KOMİSYONDA TARAF OLMALISINIZ’

Yeni Parti olarak konuya ilişkin teklif üzerinde çalıştıklarını belirten Emir, mağdurların kurulacak komisyon çalışmalarına temsilci göndermesinin önemli olduğunu söyledi.

Emir, “Komisyon başladığında bu mesele sadece milletvekillerinin kendi aralarında konuşacakları bir mesele değil. Burada siz de bir tarafsınız. Komisyon çalışmalarında taraflar mutlaka dinlenir. Sizin de olmanız gerekir” dedi.

Mağdurlara örgütlenme çağrısında bulunan Emir, “Sizin bir an evvel örgütlülük içerisine girmeniz, birlikte olmanız, bir güç biriktirmeniz çok önemli. Siz birleşirseniz kimse sizin kuruşunuzu yiyemez” ifadelerini kullandı.

Tokat’ta bulantı ve kusma şikayetleri: 5 bin kişi hastanelere başvurdu!

Kent merkezinde 9 Ekim Cuma günü akşam saatlerinden itibaren bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal şikayetleriyle hastanelere başvuruların artması üzerine ilgili kurumlar tarafından inceleme başlatıldı.

Vali Köklü, Tokat Devlet Hastanesinde tedavi gören hastaları ziyaret etti, durumları hakkında bilgi aldı.

Ziyaretin ardından gazetecilere açıklama yapan Köklü, hastaların sağlık durumlarının iyi olduğunu belirtti.

Vali Köklü, “Bugüne kadar 5 bin civarında bir başvurumuz var. Bu 5 bin civarında başvurudan 70 civarı hastamız yatarak tedavi görüyordu, 40’ını taburcu etmiş bulunmaktayız. Dolayısıyla şimdi 30 civarında bir hastamız var. Tabii bu 30 civarında hastamızın hepsi burada değil, üniversite hastanemiz, özel sektördekiler dahil hepsi. Hayati tehlikeleri yok, sıvı takviyesiyle atlatmayı umuyoruz.” dedi.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre hastalığın kaynağının henüz belli olmadığına dikkati çeken Köklü, şöyle devam etti:

“Şimdi bu halk arasında bildiğiniz üzere bağırsak enfeksiyonu diye geçiyor. Bağırsak enfeksiyonu deyince de ilk akla su ve yiyeceklerimiz geliyor. Biz daha evvel uyarı yaptık. Bunun suyla alakalı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Sağlık Bakanlığımıza, Ankara’ya numuneleri gönderdik. Bu yarın belki geç saatlerde veya çarşamba günü bilgi alacağız. Ama o zamana kadar tedbir amaçlı söylüyoruz ki su ve yiyeceklere biraz temkinli yaklaşmamızda fayda var diyoruz.”

‘BİR ŞEY BİLMİYORUZ ŞU ANDA’

Şebeke suyunun kaynatılarak tüketilmesi konusunda uyarı yaptıklarına değinen Köklü, “Belediyemizle de istişareli bir şekilde gidiyoruz. Tüm depolar hafta sonu detaylı bir şekilde incelendi. Su kaynaklı olup olmadığıyla ilgili bir şey bilmiyoruz şu anda. Su kaynağıdır demek doğru bir ifade olmaz. Sağlık Bakanlığının, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün analiz sonucu ilimize ulaştığı zaman daha sağlıklı bir neticeye ulaşacağız diye düşünüyorum. En kolay su ve yiyeceklerden biliyorsunuz virüs veya hastalıklar, mikroplar bulaş şeklinde. Onun için biz uyarılarımızı o minvalden yaptık. Su ve özellikle suya ve diğer yiyeceklerimize hijyen kurallarına dikkat etmemiz lazım.” diye konuştu.

Tokat’ta bugün okulları tatil ettiklerini hatırlatan Köklü, şunları kaydetti:

“Evet biz dün okullarımızda bu hastalığın bulaş riskini bertaraf edebilme adına tüm okullarımızda ve tüm kamu kurumlarımızda detaylı bir hijyen çalışması yapalım dedik ki öğrenciler varken de bu hijyen çalışması sağlıklı yapılamayacağından bugün okullara ara verdik. Merkezde sadece, diğer ilçelerimizde herhangi bir sorun yok. Ama yarın okullarımız devam edecek. Ama diyelim ki birkaç gün sonra yine bir tehlikeli durum gördük, çok acil bir durum gördük, net olarak bu önlemi almaktan çekinmeyiz. Şu anda çok aşırı endişelenecek bir durum gözükmüyor. Yalnız burada bazı velilerimiz şuna dikkat etsin, çocuklarında az da olsa bir rahatsızlık varsa okula göndermemeliler. Gerekli raporları, izinleri zaten hastanemiz, başhekimliğimiz, sağlık müdürlüğümüz başvurduğu zaman veriyorlar. Şu an için yarın okullarımızda eğitim devam ediyor ama dediğim gibi bir daha tehlike görürsek yeniden önlem alırız ama şu anda anormal bir tehlike görmüyoruz.”

Antalya-Isparta yolunda midibüs devrildi: 17 yaralı

Edinilen bilgiye göre, saat 10.30 sıralarında Antalya’nın Aksu ilçesine bağlı Topallı Kavşağı yakınlarında kontrolden çıkan 59 AGZ 918 plakalı yolcu midibüsü devrildi.

Kaza sonucu otobüste bulunan 23 yolcudan 17’si yaralandı. Yaralılardan birinin durumunun ağır olduğu belirtildi. (ANKA)

‘Bakanlık bize ayrıcalık tanıdı’ demişti: Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Ağdemir adaylıktan çekildi

Ankara 2 No’lu Baro Başkanı ve başkan adayı Avukat Gökhan Ağdemir, baro seçimleri öncesinde Bengü Türk TV’de katıldığı programda hakim ve savcı olan baro üyelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Ağdemir, programda, “Bakanlık bize bir ayrıcalık tanıdı, 2 sene içerisinde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hakim savcı yaptık” dedi.

Kendilerinin referans olduğunu belirten Ağdemir, “Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı. Genç meslektaşlarımıza refere ederek onları istedikleri dalda yetişmelerine sebep olduk” ifadelerini kullandı.

Ağdemir’in sözleri kamuoyunda tepki çekerken, Ankara 2 No’lu Baro Başkanı adaylığından çekildiğini açıkladı.

‘BAĞLAMINDAN KOPARILARAK KAMUOYUNA YANSITILDI’

Ağdemir, adaylıktan çekildiğini duyurduğu açıklamasında, canlı yayında kullandığı bazı ifadelerin “konuşmanın bütünlüğünden ve bağlamından koparılarak kamuoyuna yansıtıldığını” iddia etti.

Ağdemir, adaylıktan çekilme kararını ise şu sözlerle duyurdu:

“Ankara 2 No’lu Barosu Başkanlığı görevini yürüttüğüm süre boyunca amacım; meslektaşlarımızın haklarını korumak, staj eğitimini güçlendirerek genç hukukçularımızın gelişimine katkı sunmak ve Baromuzu daha ileriye taşımak olmuştur. Bu doğrultuda ortaya koyduğumuz emeğin, yapılan çalışmaların ve kazanımların görmezden gelinerek şahsım üzerinden bir takım muhalif çevrelerce kurumumuza yönelik siyasi bir tartışma yürütülmesini kabul etmem mümkün değildir.

Bununla birlikte, kişisel haklılık iddiasının, temsil edilen kurumun itibarının önüne geçmemesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü barolar, hiçbir kişinin şahsi meselesinden ibaret değildir. Avukatlık mesleğinin onuru, etik değerleri ve ahlaki sorumluluğu; kişisel beklentilerinden ve bazı çevrelerin siyasi hesaplarından daha büyüktür.

Eleştiriye açık olduğumu ifade etmiştim. Hiç kimsenin eleştiriden muaf olmadığını biliyorum. Ancak eleştiri ile bağlamından koparma, taraflı değerlendirme ile peşin hüküm kurma, çarpıtmayla algı oluşturma çabaları arasındaki ayrımın iyi değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

‘BAROMUZUN GELECEĞİNE ZARAR VERMEMEK SORUMLULUĞUM’

Kamu görevi ve yargı mensupluğuna ilişkin süreçlerde liyakat, eşitlik ve hukuka bağlılık ilkelerinin korunması gerektiği yönündeki inancım da sonsuzdur. Bu ilkelerin tartışıldığı bir ortamda, şahsım üzerinden yürütülen algı operasyonunun Baromuzun geleceğine zarar vermesine izin vermemek de yine benim sorumluluğumdur.

Bu nedenle, şahsıma yönelik kamuoyunda oluşturulan tartışmaların temsil ettiğim kuruma daha fazla zarar vermemesi, Baromuzun itibarının korunması ve avukatlık mesleğinin etik değerlerinin daha fazla ucuz siyaset malzemesi haline gelmemesi adına Ankara 2 No’lu Barosu Başkan adaylığından çekilme kararı aldığımı kamuoyuna duyuruyorum. Bu süreçte yaşananların, meslektaşlarımızın ortak değerlerine zarar vermeden, sağduyu ve hakkaniyet çerçevesinde değerlendirilmesini temenni ediyorum.

Görev sürem boyunca benimle birlikte çalışan, baromuzun gelişmesi için emek veren, desteğini esirgemeyen tüm meslektaşlarıma ve çalışma arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum. Ortaya koyduğumuz emeğin, gerçekleştirdiğimiz çalışmaların ve genç hukukçularımız için verdiğimiz mücadelenin zaman içinde hakkaniyetle değerlendirileceğine inanıyorum.

Şahsıma yönelik tartışmaların ötesinde, hukuk devletinin temel ilkelerine, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına, avukatlık mesleğinin onuruna ve Ankara 2 Nolu Baromuzun kurumsal saygınlığına bağlılığımın devam edeceğini kamuoyunun bilgisine saygılarımla sunarım.”

Cemil Tugay’dan Özgür Özel’e: Kötü söz sahibine aittir

CHP’den istifa ettikten sonra yaklaşık dört ay bağımsız olarak görev yapan ve ardından AKP’ye katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, kendisini eleştiren Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e yanıt verdi.

Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişinin ardından bugün Şato’da zirve gerçekleştirildi.

Zirveye, AKP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, AKP İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, AKP İzmir Milletvekilleri Yaşar Kırkpınar, Mehmet Ali Çelebi, Şebnem Bursalı, Mahmut Atilla Kaya, Ceyda Bölünmez Çankırı, Mustafa Bilici, Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, Menderes Belediyesi Başkan Vekili Asuman Şen katıldı.

‘KÖTÜ SÖZ SAHİBİNE AİTTİR’

Zirve sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cemil Tugay, Yeni Parti lideri Özgür Özel’in eleştirilerine yanıt verdi.

Tugay, Ege’de Sonsöz’ün aktardığına göre, açıklamasında, “Kendisine karşılık verecek bir yorum yapmak istemiyorum. Kendisi eski genel başkanımdır. Kötü söz sahibine aittir” dedi.

ÖZGÜR ÖZEL NE DEMİŞTİ?

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesinden bir gün önce kendisini eleştiren bir sosyal medya paylaşımı yapmıştı.

Özgür Özel, paylaşımında şunları demişti:

“Bir asır önce saraydan bir imza alanlar, Anadolu’yu da aldıklarını sandılar. Yanıldılar. Şimdi de bir bed-maye’den tehditle imza alınca koca İzmir’i alacaklarını sanıyorlar. Yanılıyorlar. İzmir’e “gavur” diyenlerin, İzmir marşına merakı manidar. Rehni alan, mülke sahip olmaz. Mülk benim oldu sanan varsa işte meydan.

Mert olan sandığı koyar, İzmirlilerin huzuruna çıkar. Bakanı aday çıkardın olmadı, Başbakanı aday çıkardın olmadı. İzmir’i sandıkta hiç kazanamadın, hiç kazanamayacaksın. KapKaç ile olmaz bu işler. Milletten ödü kopanın zaten süresi geriye işler.

Hadi Erdoğan, yarın o namerd ile kamera karşısına geçmeni ve tarihe yeni bir utanç fotoğrafı bırakmanı bekliyorum. Kaçan kaçsın, giden gitsin. Ben milletin gözüne bakıyorum. Herkes kendine yakışanı yapıyor. Millet bu olan biteni tarihin kara kaplı defterine yazıyor.”

Antalya Büyükşehir AKP’ye mi geçecek? Yeni Parti’den açıklama geldi

Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin Genel Merkezi’nde gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Konuşmasında AKP’ye tepki gösteren Emre, “Bir süredir milli iradeyle kavga eden, onu tanımayan, yok sayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Adalet ve Kalkınma Partisi özellikle son yerel seçimden beri bizlerin kazandığı belediyelere adeta savaş açmış durumda ve sudan sebeplerle, çeşitli iddialarla belediye başkanlarımızı tutuklamakta, bazı belediyelere baskıyla kendi safına geçirmekte, yine bazı meclis üyeleri de bu baskıdan nasibini almaktadır. Ve bugün ülkemizde önemli sayıda yerde, nüfusun önemli bir kesiminde millet iradesine darbe yapılmış durumda” ifadelerini kullandı.

FON SKANDALI AÇIKLAMASI

Fon skandalı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Emre, “Burada büyük bir ikiyüzlülük var. Kendi hırsızını koruma iradesi var. Biz ortaya çıkarmasak hiçbirini ortaya çıkaracakları yok. Bu çok açık. Siz ne kadar bunu saklamaya çalışsanız da biz millet adına bu işin takipçisi olacağız” dedi.

“Bu iktidar son icraatlarıyla milletin partisi değil, Fatma Betül Sayan Kaya’ların partisi olduğunu bir kez daha göstermiştir” diyen Emre, “Bu vurgun, bu ülkenin yönetilemediğinin resmidir. Bunu bireysel soygun olarak göremeyiz. Buna Sermaye Piyasası Kurulu göz yummuştur, İstanbul Borsası göz yummuştur, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu göz yummuştur. İktidar partisi içinde yer almıştır ve bu soygunun ortağıdır” ifadelerini kullandı.

YENİ İSİMLER AÇIKLANACAK MI?

Fon skandalı ile ilgili yeni isimlerin açıklanıp açıklanmayacağı sorulan Emre, “Bildirilen isimler var, söylenen isimler var. Bunlarla ilgili teyit kısmı, emin olduğumuz zaman zaten bir saniye durmuyoruz, sizlerle paylaşıyoruz. Burada soruşturmayı yürüten makamların elindeki tüm belge, bilgileri ya da iktidarın masasında olan, Cumhurbaşkanı’nın masasında olan belge, bilgilerin bizde bulunması çok kolay bir iş değil. Süreç sağlıklı yürümediği için belgeleri tespit etmeye yönelik bizim çalışmalarımız oluyor” cevabını verdi.

Emre, şunları söyledi: “Soruşturma genişledikçe daha çok isimler göreceğiz. Bize soruyorsunuz isimler geliyor mu? diye. Evet, geliyor. Anlatılıyor. Birden fazla bakan yardımcısı, birden fazla siyasetçi… Ama bunları bizim daha önce açıkladığımız gibi emin olduğumuzu düşündüğümüzde açıklayacağız.”

ANTALYA BÜYÜKŞEHİR İDDİASINA İLİŞKİN AÇIKLAMA

Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir’in AKP’ye geçeceği iddiasına ilişkin soru üzerine Emre, “Bugün sabah itibarıyla kendisinin Genel Başkanımıza ulaştığını, bir vesileyle konuştuğunu, böyle bir durumun olmadığını ifade ettiğini söyleyebilirim. Biz o kadar çok olayla karşılaşıyoruz ki insanların zaman zaman bu tür söylentilerin çıkmasıyla bunları sorması gayet normal.”

Başsavcılık açıkladı: Fon krizinde yeni soruşturma!

Başsavcılıktan yapılan açıklamada, “fon soruşturması” kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul, Merkezi Kayıt Kuruluşu, Bankalar Birliği ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlara soruşturmanın aşamalarına uygun talimat ve müzekkereler gönderildiği belirtildi.

Açıklamada, bazı sosyal medya platformları ve dijital mecralarda, soruşturmanın içeriğine ilişkin “gizli” ibareli belgelerin kamuoyuyla paylaşıldığının görüldüğü ifade edildi.

Başsavcılık, soruşturmanın gizliliğinin alenen ihlal edilmesinin Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinde düzenlenen “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçu kapsamında değerlendirileceğini bildirdi. Açıklamada, “Bu paylaşımları yapanlar hakkında Başsavcılığımızca resen adli soruşturma işlemlerine başlanılmıştır” denildi. (ANKA)

 

AB’den Putin ile Trump’ın dizel anlaşmasına tepki: ‘Rusya üzerindeki baskıyı artırmalıyız’

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında hafta sonu varılan anlaşmaya göre Rusya, ABD ve küresel piyasalara ilk etapta 300 bin ton, kasım ayında 500 bin ton, daha sonra ise 1 milyon ton ilave dizel sağlayacak. Washington da anlaşmanın uygulanabilmesi için Rus dizeline yönelik yaptırımlara, Nisan 2027’ye kadar geniş kapsamlı muafiyet getirdi.

İlişkili Haber
thumbnail
Putin ve Trump görüştü: Dünya genelinde fiyatları hızla düşecek!
Haberi görüntüle

AB dışişleri bakanlarının Lüksemburg’daki toplantısı öncesinde konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “ABD bizim en büyük müttefikimiz ancak mesajımız açık: Bu savaşı sona erdirmek istiyorsak bunu yapmanın tek yolu Rusya üzerinde daha fazla baskı kurmaktır. Bu savaşı Rusya başlattı. Bunu unutmamalıyız” dedi.

Lüksemburg’da düzenlenen AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde gazetecilere konuşan İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, anlaşmayı “endişe verici” olarak nitelendirirken, İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard anlaşmadan “büyük üzüntü” duyduğunu ve yürürlüğe girmemesini umduğunu söyledi. Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budrys ise anlaşmanın “transatlantik toplum içindeki birliğe yardımcı olmadığını” belirterek, Avrupa’nın Rusya üzerindeki baskıyı artırmayı sürdürmesi gerektiğini savundu.

TRUMP ENERJİ ATEŞKESİ İLAN ETTİ, ZELENSKİ RUS SALDIRILARININ SÜRDÜĞÜNÜ SÖYLEDİ

Dizel anlaşması tartışılırken Trump, Rusya ve Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırıları durduracak bir “enerji ateşkesi” konusunda da anlaştığını açıkladı. Trump, ateşkesin “derhal” yürürlüğe girdiğini söylerken anlaşmanın ayrıntılarını paylaşmadı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ilk olarak böyle bir ateşkesten haberdar olmadığını belirtirken, daha sonra Kiev’in, Rusya’nın da uyması koşuluyla enerji tesislerine saldırmama önerisini desteklediğini açıkladı. Zelenskiy, Trump’ın açıklamasından sonra Rusya’nın Kiev ve Harkiv bölgelerindeki enerji tesislerini vurduğunu söyledi.

Kallas da ateşkesin yalnızca petrol rafinerilerini kapsaması halinde Rusya’nın lehine sonuç doğuracağı görüşünü dile getirdi. Ukrayna’nın bir, Rusya’nın ise 32 büyük petrol rafinerisi bulunduğuna dikkati çeken Kallas, enerji altyapısının özellikle yaklaşan kış nedeniyle kritik önem taşıdığını belirtti.

Saraçhane protestoları: 88 kişi hakkında beraat kararı

Ekrem İmamoğlu’nun geçen yıl 19 Mart’ta gözaltına alınıp 23 Mart’ta tutuklandığı süreçte Saraçhane’de yapılan eylemler nedeniyle yüzlerce genç hakkında dava açılmıştı.

45 gencin yargılandığı davanın karar duruşması İstanbul 65. Asliye Ceza Mahkemesi’nce bugün yapıldı.

Avukatların ve sanıkların son sözlerinin ardından karar açıklandı. 44 kişi hakkında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan beraat kararı verilirken bir kişi ise sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle “suç işlemeye tahrik” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakıldı.

Bu duruşmanın ardından ayrılan dosyanın yargılanmasına geçildi.

Aynı mahkeme, 44 kişi hakkında beraat kararı verirken yine bir kişi hakkında sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle “suç işlemeye tahrik” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezasına vererek hükmün açıklanmasını geri bıraktı. Böylelikle Saraçhane davasında 88 kişiye beraat kararı verilirken 2 kişi ise 7 ay 15’er gün hapis cezasına çarptırılarak hükmün açıklanması geri bırakıldı. (ANKA)

Pazar sıkıntısı

Özsevi Eröz yazdı…

Ankara’nın efsane Yüksel-Karanfil-Engürü tayfasından bir arkadaşımla küçük bir konuşmamız oldu. “Hatırlıyor musun?” diye sorduk birbirimize, “Pazar günü sıkıntısını?”

Artık kesintisiz her şeyi takip ettiğimiz, her gün önümüze listelerle gelen “Bunu beğendiyseniz bunu da izlemelisiniz” ya da “Bu ürüne bakanlar bunları da incelediler” gibi önerilerin olmadığı; mahallede, sokakta, şehrin uygun bir alanında insanların anlattıkları hikâyelerinden, ses tonlarından, hava durumuna göre bile değişebildiğini sezinlediğiniz ruh hâllerinden onlarla iletişime girebildiğimiz zamanlar…

Vaktinden çok önce yaşlanmış başka bir talihsiz kuşak gibi, aradan otuz yılı aşkın zaman geçtikten sonra, “Tek bir günde bile afakanlar basıyordu o zamanlar. Şimdi çıksak da kiminle konuşacağız? Sokaklar öldü” diye konuşmuştuk. Oysa artık sokaklar hiç olmadığı kadar kalabalıktı; insanların gidecekleri yerler, satın alabilecekleri şeyler, katılabilecekleri etkinlikler çoğalmıştı. Yıllar önce bir pazar öğleden sonrasını dolduramayan hayat, artık kendisine ayrılan zamanı oburca tüketiyor, ne doyuyor ne de hazmedebiliyordu.

O eski pazar günlerini hatırlayınca, bu iştahın ne zaman açıldığını, önümüze konulanlarla birlikte neleri yuttuğumuzu da düşünmeden edemiyor insan.

AVM’ler yok, belli caddeler var, bu caddelerde pazar günleri kapalı olan seyrek mağazalar var. Sushi’yi geçtik ton balığı, Kolombiya kahvesi, kakule, yeşil çay duyulmuş; nargileciler, Simit Cafe’ler, bakery’ler, beş kişinin doyabileceği iki kişilik serpme kahvaltılar henüz icat olmuş değil… Yılların esnafı, belki bir ya da iki dönerci ve pideci, bir de Çiçek Lokantası harici “restaurant” bulunmayan, okullarda hafta sonu spor kursu kavramının bilinmediği zamanlar… En popüler yerlerin isimleri, kışları ayazdan sığınıldığında içleri gibi sıcak: çayevi, biraevi, kitapevi.

Arkadaşımla ben ikimiz de ‘sokak’tanız, Yüksel’deniz. Bunun anlamı, kimsenin birbirinin soyadını, nerede oturduğunu, babasının işini bilmeden, neredeyse haftanın her günü bir-iki saat bile olsa sokaktakiler arasında bulunmak. Birbirine hiç benzemeyen insanlar, bir araya gelmek için herhangi bir gerekçe aramadan aynı yerde bulunabiliyorlardı. Şehrin insanları henüz müşterileri oldukları yerlere göre ayrılmamışlardı. Metalcisi, pavyon çalışanı, anarşisti, dini bütünü, şairi, nevrozlusu, öğrencisi, gay’i… her çeşit insanı olan kalabalık bir topluluk. Birkaç yıl boyunca gittiğinde her biriyle birçok sohbet ettiğin için insan ansiklopedisi hâline gelen bir ortam. Pazar günü hariç.

‘Pazar sıkıntısı’ belki de kimimizin nemli yeşil ormanların içindeki köylerden, kimimizin kışları ılık ve yağışlı deniz kenarından geldiğimiz bozkır başkentte, eksi on beş derecede donduran ayazda uzun süre ‘aynı şarkılar’ı duyacağımızı anlamanın sıkıntısı.

Bütün hafta memuriyete ya da okula gitme zorunluluğuna çiviyi çakan, sonra da seni pazar günleri evde Tele Kutu izlemeye zorlayan, -Allah rahmet eylesin Cenk Koray’ı da sevdiren- Tele Kutu cıngıl sesi. Akşamları “Parliament Sinema Kuşağı” ve “Alacakaranlık Kuşağı” programının sesi. Kuşaktan kuşağa gezinen bir alacakaranlık.  “Başınızı emme basma tulumba gibi sallamayacaksınız”; “Evet-Hayır” yarışması. Ne evet ne de hayır diyemeyen yarışmacılar. Dedikleri: “Olabilir”. Şimdilerde ellilerime geldiğim ve kendim seçerek dinlemediğim halde tüm sanat müziği şarkılarını bilmeme sebep olan ‘sanat musikisi’ programları: “Kaderimde hep güzeli aradım / İçimdeki sazlar başka, söz başka” psikolojisi…

Pazartesi sendromunu hiç duymamış bizler için pazartesi, salı, çarşamba, perşembe ve cumanın toplamı, komple sendromlu bir gün: PAZAR! Yokluk içinde yok yere seni önündeki haftaya itekleyen, aynı zamanda milli bir temizlik; bir çamaşır yıkama, ütüleme ve banyo yapma günü. Ev içinde aile olmanın yılda elli iki kez kutsandığı kutsal gün!

Pazar günü sıkıntısı, nasıl anlatsam, hani bazen başınıza kötü bir şey gelecekmiş gibi hissedersiniz ya? Öyle bir şey. Aslında başınıza kötü bir şey gelmiştir, anne babanız, size bakanlar hiç bahsini etmemişlerdir.

Çok gerilerde, neredeyse bebek çocukluğunuzdan hayal meyal sokağa çıkma yasakları, polisin, jandarmanın yolda kimlik sorması, “Şiiişştt”ler, “Suuus”lar, beyaz güvercinler, siyah beyaz tek kanallı televizyonda üniformalı yaşlı bir adam konuşurken evdeki küfürler, annenizin “Çocuk duyuyor” ikazları, bütün bir şehrin üzerinde rakı kokusu…

Bütün bunların üzerinden yıllar geçmiş, üniformalı adamlar televizyon ekranlarından çekilmiş, yasakların bir kısmı kalkmış, sokaklar yeniden kalabalıklaşmış ama insanın içine yerleşen o açıklanamaz sıkıntı kendisine başka günler, başka gerekçeler bulmuştur. Bir ülkenin siyasal hayatında yaşananların, onları yaşamış insanların hafızasından silinmesi de kendi kendine gerçekleşecek bir iş değildir. Üstelik çocukluğunuzda maruz kaldığınız baskıyı açıklayacak bir sözcük bile bilmiyorken, ileride ondan kurtulduğunuzu nasıl anlayacaksınızdır?

Bastırılan çocuk aklınızla bastırılmışlığı anlayabildiğiniz, bütün bunların Rock Hudson-Doris Day filmleriyle geçiştirildiği yılların ardından dünyaca meşhur hamburgercilerde ekmek arası peynirli köfte yemeye, Ankara Tunalı’da ilk kez açılan Amerikan kot markası mağazasında sokaklara taşan sıralarda beklemeye başlamışsınızdır. Sokaklarda kimlik soranlar, evlerde sesini alçaltanlar, konuşulmasından korkulan şeyler henüz hafızalardan silinmemişken önünüze bambaşka bir hayatın kapıları açılmıştır. Dünya ile tanışacak, dünyayı giyecek, dünyayı yiyecek, dünya ile aynı şeyleri isteyeceksinizdir. Yıllarca neyi söyleyip neyi söyleyemeyeceğinizi öğrenerek büyümüşken artık neyi satın alıp alamayacağınızı öğrenmeye başlayacaksınızdır. Mağazaların vitrinleri, yeni markalar, yeni alışkanlıklar, erişebildiğiniz ve henüz erişemediğiniz bütün o şeyler hayatınızda giderek daha büyük bir yer kaplayacaktır.

Bir yanda örgütlenmenin, bir araya gelmenin, itiraz etmenin, hatta bazı şeyleri yüksek sesle konuşmanın bile uzun yıllar korkuyla hatırlandığı bir toplumsal hayat, öte yanda dünyanın bütün nimetlerine kavuşacağımızın vaat edildiği bir ekonomik düzen. İnsanların hayatlarında birbiri ardına yeni seçenekler beliriyor, yeni ihtiyaçlar üretiliyor, dün adını bile bilmediğiniz şeyler bugün sahip olmanız gerekenlerin arasına giriyordu. Bütün bu yenilikler, geride bırakılan yılların hesabını görmeyi, insanların birbirleriyle ve toplumla kurduğu ilişkilerdeki tahribatı onarmayı gerektirmiyordu. Alışverişin, eğlencenin, yeni hayat tarzlarının kendilerine mahsus bir telaşı vardı; olup bitenlerin üzerinde durmaya pek vakit bırakmayan bir telaş.

Üstelik bunun için kimsenin sizi zorlamasına da gerek yoktu. Televizyonda gördüğünüz, vitrinde beğendiğiniz, komşunuzda, arkadaşınızda karşılaştığınız her yenilik, çok geçmeden kendi hayatınızdaki eksikliklerden biri hâline geliyordu.

Sonraları çocuklarınız olduğunda “Bugün de böyle geçsin,” diye yeni kafeler, yeni mağazalar, yeni AVM’ler… Her şeyin bir yenisi, her yeninin bir başka yenisi… Bir zamanlar sokaklarda yan yana gelmeleri bile sakıncalı görülen insanların çocukları, artık birlikte vakit geçirmek için para harcayabilecekleri yerler aramaya başladılar. Evden çıkmak, bir yerlere gitmek, insanlarla karşılaşmak giderek satın alınabilir bir faaliyete dönüşmüştü.

Hep böyle boş geçiştirmeler, artık kimsenin sıkılmasına izin vermemeler…

Bir zamanlar insan ne yapacağını bilemediği için sıkılıyordu. Şimdi ne yapması gerektiğini söyleyenlerin çokluğundan kendisine sıra gelmiyor. İzleyeceği filmi, okuyacağı kitabı, gideceği lokantayı, yiyeceği yemeği, hatta kendisini nasıl geliştireceğini bile başkalarından öğreniyor. Can sıkıntısı neredeyse giderilmesi gereken bir kusur, boş vakit ise derhal değerlendirilmesi gereken bir kaynak sayılıyor. İnsanın hiçbir şey yapmadan geçirdiği bir öğleden sonrası bile artık kendi hâline bırakılmıyor; mutlaka bir faydaya, bir deneyime, bir kişisel gelişim faaliyetine dönüştürülmesi gerekiyor.

Şimdi artık otuz yıl öncesine göre müzikte bile ne doksan ne yüz kırk civarı BPM’ler olmalı. Standart olmalı, herkes her şeyi severek, isteyerek, iştahla yapmalı. Yeni yeni hobiler edinmeli, derin dondurucumuzu doldurmalı, kahve alırken Grande’yi bilmeli ve ah şu yumurtalı karnabahara da “Keto Buffalo Cauliflower Bites” diyebilmeliyiz! Eğlenmeli, gezmeli, tüketmeli, mümkünse bütün bunları başkalarına göstermeli, başka insanların ne yaptığından haberdar olmalı, her yalnızlığımıza yeni bir alışveriş imkânı yetiştirmeliyiz. Yeter ki bir an olsun kendi hayatımızın üzerinde düşünmeye kalkışmayalım.

Sazlar başka, söz başkayken en makulü “olabilir” demek miydi? Olup bitenleri görmezden gelmenin, nihayetinde hiçbir şeye şaşırmamanın makbul insan olmanın şartlarından sayıldığı yıllarda, memleketin başına gelen her felakete biraz daha alışmış, her seferinde biraz daha susmuş, sonunda kendi hayatımıza bile seyirci kalacak kadar uslanmış mıydık?

Arkadaşımla bütün bunları konuşmadan ayrılmıştık o gün. Annelerimizin bize söylediği, “Sıkı can iyidir, çıkmaz” diye bilinen bayat espriyi de yine buluşup, “Hangi kuşlar gelmiş, hangi ağaçlar çiçeklenmiş?” diye gezineceğimiz güne sakladık.

Manisa’da tur otobüsü ile çekici çarpıştı: Çok sayıda ölü ve yaralı var!

Manisa’nın Akhisar ilçesinde, otoyol girişi yakınlarında tur otobüsü ile çekicinin karıştığı trafik kazasında 11 kişi yaşamını yitirdi, 27 kişi yaralandı.

Manisa Valiliği tarafından yapılan açıklamada, Bursa’dan İzmir yönüne giden tur otobüsü ile çekicinin karıştığı kazanın saat 11.11’de ihbar edildiği belirtildi.

Valilikten yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bugün 11.11’de Akhisar otoban girişi yakınında Bursa’dan İzmir istikametine gitmekte olan tur otobüsü ve çekicinin kazaya karıştığı ihbarı alınmıştır. Olay yerine sağlık ve kurtarma ekipleri yönlendirilmiş olup, kazadan etkilenen vatandaşlarımızı kurtarma çalışmaları hızlıca başlatılmıştır. Kazada 11 vatandaşımız vefat etmiş, 27 vatandaşımız yaralanmıştır. Yaralı vatandaşlarımızın hastanelere sevki sağlanmıştır. Kazada vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.”

İÇİŞLERİ BAKANI’NDAN AÇIKLAMA

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Manisa’nın Akhisar ilçesinde meydana gelen trafik kazasında ilk belirlemelere göre 11 vatandaşımız vefat etmiş, 26 vatandaşımız yaralanmıştır. AFAD, emniyet, jandarma, itfaiye ve 112 Sağlık ekiplerimiz süratle olay yerine sevk edilerek müdahale çalışmalarına başlamıştır. Süreci bütün ilgili kurumlarımızla birlikte yakından takip ediyoruz. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır ve başsağlığı; yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Allah ülkemizi ve aziz milletimizi her türlü kaza ve felaketten muhafaza eylesin.”

📍Manisa’da TIR ile otobüs çarpıştı

Manisa’nın Akhisar ilçesinde meydana gelen trafik kazasında 11 kişi hayatını kaybetti, 26 kişi yaralandı. https://t.co/7NiSMBt9Cp

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 11, 2026

Ünlü market zinciri fon mağduru çıktı

Mopaş tarafından KAP’a yapılan açıklamada, şirketin toplam finansal varlıklarının yaklaşık 2,52 milyar TL olduğu bildirildi.

Bu tutarın yüzde 20,4’lük bölümünün Hedef Portföy Para Piyasası Katılım Fonu’nda değerlendirildiği belirtildi. Söz konusu oran, yaklaşık 514 milyon TL’lik finansal varlığa karşılık geliyor.

Fonun tasfiye sürecine alınması nedeniyle şirket, yatırımının geri ödenmesine ilişkin gelişmeleri takip ettiğini açıkladı.

RİSK SEVİYESİ EN DÜŞÜK KATEGORİDEYDİ

Şirketin açıklamasında, Hedef Portföy Para Piyasası Katılım Fonu’nun ilan edilen risk değerinin 1/7 olduğu vurgulandı. Bu değer, fonun en düşük risk kategorisinde sınıflandırıldığını gösteriyor.

Buna rağmen fonun tasfiye sürecine girmesi, Mopaş’ın finansal varlıklarının önemli bir bölümünü ilgilendiren bir gelişme olarak kayıtlara geçti.

514 MİLYON TL GERİ ALINABİLECEK Mİ?

Mopaş, fonda bulunan anapara ve birikmiş getirilerin tahsil edilmesi amacıyla gerekli hukuki ve idari süreçlerin yürütüldüğünü bildirdi.

Şirket, ilgili kurumlar nezdindeki girişimlerin mevzuata ve resmi prosedürlere uygun şekilde sürdürüldüğünü belirtti. Ancak fon yatırımlarının ne zaman ve hangi tutarda geri ödeneceğine ilişkin kesin bir bilgi paylaşılmadı.

Bu nedenle söz konusu tutarın tamamının kaybedildiğine ilişkin bir açıklama bulunmuyor.

MARKET ZİNCİRİNİN FAALİYETLERİ ETKİLENDİ Mİ?

Mopaş, tasfiye sürecinin ticari faaliyetleri ve operasyonları üzerinde herhangi bir olumsuzluk oluşturmadığını duyurdu.

Şirket, güçlü özkaynak yapısı, operasyonel nakit üretme kapasitesi ve diğer finansal varlıklarının desteğiyle faaliyetlerini kesintisiz sürdürdüğünü bildirdi. Finansal yükümlülüklerin yerine getirilmesinde de herhangi bir aksama yaşanmadığı ifade edildi.

ŞİRKETTEN YATIRIMCILARA AÇIKLAMA

Mopaş, Hedef Portföy Para Piyasası Katılım Fonu’ndaki tasfiye ve geri ödeme sürecini yakından takip ettiğini belirtti.

Anapara ve birikmiş getirilerin tahsiline yönelik hukuki ve idari girişimlerin sürdürüleceği aktarılırken süreçte yaşanacak önemli gelişmelerin Kamuyu Aydınlatma Platformu aracılığıyla yatırımcılarla ve kamuoyuyla paylaşılacağı bildirildi.

Cemil Tugay AKP’ye geçiş sürecini anlattı: ‘Murat Kurum’un tavrından çok etkilendim’

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AKP’ye geçiş sürecinin ayrıntılarını anlattı.

Yeni Asır’a konuşan Tugay, kendisi için “kırılma”nın Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’la görüşmesi sonrası olduğunu söyledi.

“Süreci ben de tam olarak bilmeden yaşadım” diyen Tugay, şöyle konuştu:

“Benim için kırılma Çevre Şehircilik Bakanımız Murat Kurum’la görüşmemizden sonra oldu. Karabağlar’da 440 hektarlık alandaki kentsel dönüşüm sorunumuzu konuşmak üzere Çevre Şehircilik Bakanlığımıza gittik, görüştük. Bu konunun ardından bana Bakan Kurum, ‘İzmir nasıl gidiyor? Ne yapıyorsunuz?’ dedi. ‘Vallahi elimizden geleni yapıyoruz ama epey bir sıkıntımız var’ dedim. ‘Bağımsız olarak mı devam edeceksin?’ dedi. ‘Şu anda öyle düşünüyorum. Herhangi bir verilmiş kararım yok’ diye cevap verdim. Geçmiş dönemde İzmir’e ulaşmaya çalıştıklarını ama belediye başkanları tarafından dışlandıklarını söyledi. ‘Biz ne zaman bir şey yapmak istesek hep bunu engelleyecek adımlar attılar. Biz de bundan mutsuzuz’ dedi. Ve tecrübeli bir siyasetçi olduğu için bu noktada ‘Keşke sen AK Parti’ye gelsen de daha uyumlu çalışsak’ dedi. ‘Bağımsız olarak da bunu yapamaz mıyız?’ dedim. O da ‘Öyle de olur ama siyasetin doğası gereği AK Parti’yle olursan daha da başarılı işler yaparsın’ dedi ve kafamda böyle bir parantez açtı. Açıkçası o andan sonra düşünmeye başladım. O gün Bakan Murat Kurum’un bana olan sıcak ve dostane tavrından çok etkilendim. Sonraki süreçte de hem sayın Kurum ile birkaç görüşmemiz oldu hem de dolaylı olarak konunun Cumhurbaşkanı’na iletildiğini, onun da böyle bir şeyi istediğini söylediler. Epeyce bir düşündüm.”

‘YOL AYRIMINA GELDİM’

İzmir’in çok önemli noktalarında hâlen arıtma, kanalizasyon, içme suyu şebekesinin yenilenmesi, deniz suyu arıtması gibi ihtiyaçlar olduğunu söyleyen Tugay, “Yani bunları yapmak için hem zamanımız çok az hem deneyim açısından desteğe ihtiyacımız var hem de kaynak açısından desteğe ihtiyacımız var. Açıkçası şöyle bir yol ayrımına geldim: Dedim ki; ‘Ya iki buçuk sene daha mevcut şartlar içerisinde elimden geleni yapacağım ama muhtemelen verdiğimiz sözleri yerine getiremeyeceğiz, İzmir’in çok önemli sorunlarını çözemeyeceğiz ve yine sorunlu bir İzmir’i benden sonraki döneme bırakacağım… Ya da gerçekten iyi niyetli olduğuna bir şekilde kanaat getirdiğim insanlar, AK Parti hükümeti, İzmir’e yardımcı olacaksa onlarla birlikte çalışayım.’ İzmirliler için en iyi olanın bu olduğuna kanaat getirdikten sonra böyle bir karar verdim” dedi.

‘CUMHURBAŞKANIMIZIN TAVRINI HAYATIM BOYUNCA UNUTMAM’

Tugay, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında ise şu ifadeleri kullandı:

“Yakın diyalog kurduğunuz zaman her şeyden önce bir insan olduğunu, iyi yürekli bir insan olduğunu; ülkesine hizmet etmek için uzun yıllardır emek harcayan, çaba harcayan bir insan olduğunu görüyorsunuz. Etkiliyor insanı ister istemez. Ben o konuşmada Cumhurbaşkanımızın İzmir’e önem verdiğini; İzmir’e yatırımların yapılması, İzmir’in sorunlarının çözülmesi için her konuda destek olacağını duydum. Ondan dolayı bir güven geldi ve yakınlık hissi oldu. O hisle ben o konuşmayı yaptım. Ben hayatım boyunca, yıllardır siyasetteyim, herhangi bir lideri bir başkası aşağıda konuşma yaparken Genel Başkanın ya da Cumhurbaşkanımızın onun yanında durduğunu görmedim. Konuşmam sırasında Cumhurbaşkanımız orada beni dinledi, konuşmanın bitmesini bekledi, yalnız bırakmadı beni. Cumhurbaşkanımızın bu tavrı bana hayatım boyunca unutamayacağım bir gururu yaşattı. Yani bugün beni orada yalnız bırakmayan Recep Tayyip Erdoğan’ın, önümüzdeki süreçte İzmir’i de yalnız bırakmayacağına eminim.”

Tugay, “Çok düşündüm, risk aldım, ateşten gömlek giydim. Bunları insanların ifadesiyle söylüyorum; gerçekten kolay bir şey değil ama doğru yaptığıma inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Meteoroloji’den gök gürültülü sağanak uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 11 Ekim hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurt genelinin az bulutlu ve açık, güney kesimler parçalı bulutlu, Doğu Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ile Kayseri’nin güneyi, Niğde, Malatya ve Elazığ çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Sabah ve gece saatlerinde Marmara, Kuzey ve İç Ege ile Batı Karadeniz’de pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor.

Hava sıcaklıklarında önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle güneyli, yurdun güneydoğu kesimlerinde yer yer kuzeyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde bölge genelinde pus, yer yer sis hadisesi bekleniyor.

BURSA °C, 28°C

Az bulutlu ve açık

ÇANAKKALE °C, 27°C

Az bulutlu ve açık

İSTANBUL °C, 25°C

Az bulutlu ve açık

KIRKLARELİ °C, 28°C

Az bulutlu ve açık

EGE

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde bölgenin kuzey kıyılarında pus, yer yer sis hadisesi bekleniyor.

DENİZLİ °C, 28°C

Az bulutlu ve açık

İZMİR °C, 28°C

Az bulutlu ve açık

MANİSA °C, 29°C

Az bulutlu ve açık

MUĞLA °C, 25°C

Az bulutlu ve açık

AKDENİZ

Parcalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra Doğu Akdeniz yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 33°C

Parcalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ANTALYA °C, 30°C

Az bulutlu ve açık

BURDUR °C, 26°C

Az bulutlu ve açık

HATAY °C, 30°C

Parcalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İÇ ANADOLU

Parcalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra Kayseri’nin güneyi ve Niğde çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 26°C

Az bulutlu ve açık

ÇANKIRI °C, 26°C

Az bulutlu ve açık

ESKİŞEHİR °C, 26°C

Az bulutlu ve açık

KONYA °C, 26°C

Az bulutlu ve açık

BATI KARADENİZ

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde bölgenin iç kesimlerinde pus, yer yer sis hadisesi bekleniyor.

BOLU °C, 26°C

Az bulutlu ve açık

DÜZCE °C, 29°C

Az bulutlu ve açık

KASTAMONU °C, 25°C

Az bulutlu ve açık

ZONGULDAK °C, 24°C

Az bulutlu ve açık

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 29°C

Az bulutlu ve açık

RİZE °C, 24°C

Az bulutlu

SAMSUN °C, 25°C

Az bulutlu

TRABZON °C, 24°C

Az bulutlu

DOĞU ANADOLU

Parcalı ve az bulutlu, akşam saatlerinden sonra Malatya ve Elazığ çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 19°C

Az bulutlu

KARS °C, 19°C

Az bulutlu

MALATYA °C, 23°C

Parcalı ve az bulutlu, akşam saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

VAN °C, 19°C

Az bulutlu

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parcalı ve az bulutlu, gece saatlerinde bölge genelinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 28°C

Parcalı ve az bulutlu, gece saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MARDİN °C, 26°C

Parcalı ve az bulutlu, gece saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİİRT °C, 27°C

Parcalı ve az bulutlu, gece saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ŞANLIURFA °C, 29°C

Parcalı ve az bulutlu, gece saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

14 ilde organize suç örgütleri ve silah kaçakçılarına operasyon

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda, organize suç yapıları ile silah kaçakçılarına yönelik 14 ilde operasyonlar gerçekleştirildiği kaydedildi.

195 ŞÜPHELİ HAKKINDA İŞLEM YAPILDI

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Yürütülen çalışmalar kapsamında yakalanan 195 şüpheli hakkında işlem yapıldı. Şüphelilerin, suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve örgüte üye olmak, tehdit ve cebir kullanarak vatandaşlarımızdan haksız kazanç sağlamak, silah ve mühimmat ticareti yoluyla suç odaklarına lojistik destek aktarmak suçlarını işledikleri tespit edilerek adli süreç başlatıldı. Operasyonlar sonucunda, 41 adet tabanca, 16 adet av tüfeği, 5 adet kurusıkı tabanca, 2 adet uzun namlulu silah ile çok sayıda fişek, şarjör ve silah aksamı ele geçirildi. Operasyonları başarıyla gerçekleştiren Kahraman Polislerimizi tebrik ediyoruz.”

Eyüpsultan Belediyesi’nde başkan vekili seçimi: Yeni Parti ve CHP’nin adayı kazandı

Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen’in Ankara’da yürütülen bir soruşturma kapsamında 6 Ekim’de tutuklanması üzerine Eyüpsultan Belediye Meclisi’nde başkan vekilliği seçimi yapıldı. Kıymet Kaya Koçak başkanlığındaki meclis oturumunda Yeni Parti, CHP adayı Cafer Parlak ile AKP-MHP adayı Muhammet Çakır oldu.

İlk tur oylamada Cafer Parlak 21 oy, Muhammet Çakır ise 15 oy aldı. Bir oy geçersiz sayıldı.

İkinci tur oylamada Cafer Parlak 21 oy, Cumhur İttifakı adayı Muhammet Çakır 16 oy aldı.

Üçüncü tur oylamada Cafer Parlak 18 oy, Cumhur İttifakı adayı Muhammet Çakır 18 oy aldı. 1 oy geçersiz sayıldı.

CAFER PARLAK BAŞKAN VEKİLİ SEÇİLDİ

Seçimi dördüncü turda 19 oy alan Yeni Parti-CHP adayı Cafer Parlak kazandı. Cumhur İttifakı adayı Muhammet Çakır 16 oy aldı. İki oy geçersiz sayıldı.

Seçimin ardından söz alan Eyüpsultan Belediye Meclisi Grup Sözcüsü Ali Öztürk, 31 Mart 2024’te halkın oylarıyla kazandıkları seçimi meclis üyelerinin iradeleriyle bir kez daha kazandıklarını belirterek, tutuklu başkan Bülent Özmen’e seslendi, “Başkanım emanetin bizde… Sincan’a buradan selam gönderiyoruz. Emanetin bizde, emanetin burada… Onurla insanlar, seni satmayanlar burada…” diye konuştu. (ANKA)

Tom Barrack, Irak Dışişleri Bakanı ile İstanbul’da buluştu

Görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Barrack, şunları kaydetti:

“Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’i Tersane’de, Haliç kıyısında ağırlamaktan onur duydum. Irak, ABD ve Türkiye arasındaki yakın ve köklü ittifakı ve hepimizi karşı karşıya bırakan bölgesel engelleri konuştuk; bu zorlukların üstesinden hiçbir ülke tek başına gelemez. Bölgenin en saygın diplomatlarından birinin bilgeliğini ve zarafetini dinlemek ve sohbete katılmak benim için bir onurdu. Bağdat’ın elçileri, halifeler döneminden bu yana bu limana geliyor; bu sohbeti burada sürdürmek doğru geldi.

Burası, dünyada diplomatik amaçlarla kesintisiz kullanılan en eski limandır. Yunan kolonileri yaklaşık MÖ 660 yılında burada barındı, Konstantin burayı yeni Roma’sının limanı yaptı ve Fatih Sultan Mehmet burayı bir dünya imparatorluğuna açılan kapıya dönüştürdü; donanmalarını, tam da üzerinde durduğumuz tersaneden denize indirdi. On altı yüzyıl boyunca Bizans’a, ardından da Yüce Osmanlı Devleti’ne gelen her elçi bu kubbelerin altında karaya ayak bastı; bir kıyıda elçilikler, diğer kıyıda sultan, aradaki su ise müzakere masasıydı.

Burada durmak, Doğu ile Batı’nın karşılaştığı ve neredeyse başka her yerden daha uzun bir süre boyunca savaşmak yerine konuşmayı seçtiği bir yerde durmaktır. Atatürk’ün Cumhuriyeti bu mirası ileriye taşıdı ve Türkiye bugün de bu limanın her zaman olduğu gibi, dünyanın hâlâ birbirini bulmak için geldiği yer olmayı sürdürüyor.”

TÜGVA’dan teşkilat kampı: İskilip Atıf ‘şehit’ sayıldı!

VERYANSIN TV

TÜGVA’nın Kızılcahamam’da düzenlediği teşkilat kampında, cumhuriyet düşmanı İskilipli Atıf’ın fotoğrafı ve adı barkovizyona yansıtıldı.

Görüntülerde, İskilipli Atıf’ın fotoğrafı ekrana geldikten sonra “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganı atıldı.

TÜGVA’dan teşkilat kampı: İskilip Atıf ‘şehit’ sayıldı!

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 10, 2026

İSKİLİPLİ ATIF KİMDİR?

İskilipli Atıf , Milli Mücadele yıllarında, Mustafa Sabri ile birlikte Müderrisler Cemiyeti’ni kurmuştu. 19 Şubat 1919’da Cemiyet-i Müderrisin adıyla kurulan bu yapı, 24 Aralık 1919’da Teali İslam Cemiyeti adını aldı. Milli mücadele karşıtlığıyla tanınan bu cemiyetin başkanlığına Mustafa Sabri, ikinci başkanlığına İskilipli Atıf getirildi. Mustafa Sabri’nin Şeyhülislam olması üzerine İskilipli Atıf cemiyetin başkanı oldu.

Mustafa Sabri, Kuvayi Milliyecilerin katledilmesini emreden o meşhur fetvayı yazan kişiydi.

İSKİLİPLİ’NİN İHANET BİLDİRİLERİ

İskilipli Atıf’ın neden idam edildiği ve Kurtuluş Savaşı döneminde nasıl ihanet ettiğini tarihçi Sinan Meydan şöyle anlatmıştı:

“Teali İslam Cemiyeti’nin ihanet bildirileri Mustafa Sabri’nin başkan, İskilipli Atıf’ın ikinci başkan olduğu Müderrisler Cemiyeti (Teali İslam Cemiyeti’nin öncüsü) 26 Eylül 1919’da Milli Mücadele karşıtı bir bildiri yayımladı. Bu bildiride, Kuvayı Milliyecilere “adi eşkıya”, “deli”, “cani”, “kudurmuş haydutlar” suçlamaları yer aldı.

İskilipli Atıf’ın başkanlığındaki Teali İslam Cemiyeti bu bildiriyi halk için hazırlamıştı. Bu ihanet bildirisi 30 Ağustos 1920’de Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya atıldı.

İskilipli Atıf’ın Teali İslam Cemiyeti, Ağustos 1920’de ikinci bir “ihanet bildirisi” daha hazırladı. Aydınlar için hazırlanan o bildiride de millet, “Kuvayı Milliye eşkıyasını ortadan kaldırmak için yemin etmeye” davet ediliyordu…

Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları yayınlanmıştır. Bu zabıtlara göre İskilipli Atıf, şapka karşıtı kitap yazmaktan değil, yazdığı bu kitabı – kitabın toplatılması ve satılmaması kararına rağmen- özellikle isyan çıkan bölgelere gönderip halkı Cumhuriyete karşı isyana ve irticaya teşvikten ve başkanı olduğu cemiyetin Milli Mücadele’deki ihanet bildirilerinden yargılanıyor.”

İlişkili Haber
thumbnail
İskilipli Atıf, şapkaya karşı çıktığı için mi idam edildi?
Haberi görüntüle

 

 

Ankara’nın ormanları ve içme suyu havzaları tehlikede!

YUSUF YAVUZ/VERYANSIN TV

Geçtiğimiz ay 27 ilde orman dışına çıkarılan arazilerin en büyük kısmının 3800 hektarla Ankara’da olduğu açıklandı. Konuyla ilgili saha çalışması yapan Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, yapılan incelemede orman vasfını taşımadığı gerekçesiyle orman dışına çıkarılan alanların önemli bir bölümünün tüylü meşe ormanı olduğunu açıkladı. Derneğin açıklamasında söz konusu arazilerde geçmiş yıllarda ve ardıç ağaçlandırmalarının yapıldığı belirtilerek, ormanlardaki açıklıkların fiilen ağaçlı mera olarak hayvancılık amaçlı kullanıldığı, tüm alanın Ankara’ya içme suyu sağlayan Kurtboğazı ve Kavşakkaya barajlarının su toplama havzasında bulunduğu, volkanik kayaç yapısında olduğu belirlenmiştir. Bu kararla altı milyon insanın yaşadığı Başkent Ankara’nın iki içme suyu barajı, yörenin içme suyu kaynakları ve yeraltı suları tehlikeye atılmıştır” denilerek Anayasaya ve Orman Kanunu EK 16’ncı maddeye aykırı olduğu savunulan kararın iptali istendi.

Türkiye’nin farklı bölgelerindeki orman arazileri, 17 Eylül 2026 tarih ve 33373 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 1178 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile orman dışına çıkarılmıştı. Söz konusu karar ile; Afyonkarahisar, Ankara, Balıkesir, Bingöl, Bolu, Bursa, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elâzığ, Eskişehir, Gümüşhane, Isparta, İstanbul, Karaman, Kayseri, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mersin, Muğla, Sinop, Sivas, Tokat, Trabzon, Uşak illerindeki bazı alanların 6831 sayıl Orman Kanununun Ek 16’ncı Maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarıldı.

KIRSAL ÇEVRE DERNEĞİ İNCELEME YAPTI

Karar ile en çok orman dışına çıkarılan alan Ankara’da bulunduğunu belirten Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, karara dayanağı olarak gösterilen “arazilerin orman vasfını yitirdiği” yönündeki gerekçeyi yerinde araştırarak konuyla ilgili bir açıklama yaptı.

ANKARA İLK SIRADA YER ALDI

Söz konusu Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Türkiye’de bugüne kadar tek seferde en çok alanın orman sınırı dışına çıkarıldığına işaret edilerek şu bilgilere yer verildi: “Toplam 27 il arasında en çok orman dışına çıkarılan il açık ara farkla Ankara’dır. Ankara’da orman dışına çıkarılan toplam 3800 hektarın 2964 hektarı Kızılcahamam ilçesine bağlı Taşlıca, Kırköy, Balcılar ve Yukarıkaraören mahallelerinin sınırlarındadır.

GEREKÇE 2018’DE YASAYA EKLENDİ

2018 yılında çıkarılan yasa ile 6831 sayılı Orman Kanununa eklenen EK 16’ncı Madde’ye göre orman sınırı dışına çıkarılabilecek alanlar şu şekilde açıklanmıştır: ‘bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen ve tarım alanına da dönüştürülmesi mümkün olmayan yerler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte üzerinde yerleşim yeri bulunan ya da yerleşim yeri oluşturulması uygun olan taşlık, kayalık, verimsiz ve fiilen orman vasfı taşımayan alanlardan, sınırları Cumhurbaşkanınca belirlenen alanlar, Cumhurbaşkanınca belirlenecek usul ve esaslara göre Orman Genel Müdürlüğünce orman sınırları dışına çıkarılarak…’

MEŞE ORMANI ORMAN DIŞINA ÇIKARILMIŞ

Ankara’nın ormanları ve içme suyu havzaları tehlikede! Dernek üyelerimizin belirtilen alanda yaptıkları incelemede; orman vasfı taşımadığı belirtilen yerlerin önemli bir bölümünün tüylü meşe ormanı olduğu, alanın içinde eski yıllarda yapılmış sedir ve ardıç ağaçlandırmalarının bulunduğu, ormanlardaki açıklıkların fiilen ağaçlı mera olarak hayvancılık amaçlı kullanıldığı, tüm alanın Ankara’ya içme suyu sağlayan Kurtboğazı ve Kavşakkaya barajlarının su toplama havzasında bulunduğu, volkanik kayaç yapısında olduğu belirlenmiştir.

Bu kararla altı milyon insanın yaşadığı Başkent Ankara’nın iki içme suyu barajı, yörenin içme suyu kaynakları ve yeraltı suları tehlikeye atılmıştır.”

ORMAN VE SU HAVZASI RİSK ALTINDA

Yapılan inceleme sırasında görüntülenerek kayıt altına da alınan orman dışına çıkarılan arazilerin ekosistem açısından önemine değinilen açıklamada, şöyle denildi: “Toprağı tutan, erozyonu önleyen, yağmur sularının kolaylıkla topraktan süzülüp yeraltına ulaşmasını sağlayan, bazı yerlerde sık bazı yerlerde seyrek meşe ormanları ile taşlık ağaçlı meralardan oluşmaktadır. Bölgede fiili olarak meşe ormanları ve ağaçlandırma alanları varken bu ormanlar için ‘fiilen orman vasfı taşımayan’ biçiminde rapor hazırlayanlar açıkça bölgenin orman varlığıyla bağdaşmayan işlem yapmış, ormanların ve içme suyu havzasının yok edilmesine zemin hazırlamıştır.

‘ANAYASAYA AYKIRI KARAR İPTAL EDİLMELİ’

Termal kaynaklarıyla meşhur Kızılcahamam ilçesinde 4 köyü kapsayan, yaklaşık 4000 futbol sahası büyüklüğünde bir orman alanının çıkarılmasıyla ne amaçlanmaktadır? Bu bölgede yeni termal oteller, turizm tesisleri mi planlanmaktadır? Neden kamuoyuna hiçbir açıklama yapılmamaktadır? Burada yapılacak herhangi bir yapılaşma sadece bölgenin ormanlarını yok edip bu dört köyü (mahalleyi) yaşanmaz duruma sokmakla kalmayacak, tüm Ankara’nın içme suyu kaynaklarını yok edecektir. Bir taraftan BM İklim Değişikliği Zirvesi’ne ev sahipliği yaparken, diğer taraftan ormanları, içme suyu havzalarını yok edecek girişimlerde bulunmak en hafifinden tutarsızlık, sorumsuzluktur. Anayasaya ve Orman Kanunu EK 16’ncı maddeye aykırı olan bu karar iptal edilmelidir.”

CVP’den ‘Suudi Arabistan’ tepkisi: Türk askerine emperyalizmin yol temizliği yaptırılamaz

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) “Mekke Savunma İşbirliği Anlaşması”na ilişkin açıklama yaptı.

Anlaşmaya tepki gösterilen mesajda şu ifadeler yer aldı:

“TÜRK ASKERİNE EMPERYALİZMİN YOL TEMİZLİĞİ YAPTIRILAMAZ!

Mekke’nin adını kullanarak Türk milletini bizim olmayan bir savaşa sürükleyemezsiniz! Bu milletin inancını, alın terini, evlatlarının hayatını emperyalizmin ve siyonizmin çıkarlarına hizmet eden savaş hesaplarının içine koyamazsınız.

“Teknik destek” diyorsunuz. Herhangi bir şekilde bu savaşa destek verdiğinizde Türkiye’yi doğacak çatışmanın içine çekebilir ve hedef ülke haline getirebilirsiniz. Mehmetçiğin canını hiçe sayan bu kararların hesabını Türk milletine vereceksiniz!

‘MEHMETÇİĞİN CANI SUUDİ SARAYLARININ GÜVENLİK HESAPLARINA TEMİNAT YAPILAMAZ’

Çiftçinin tarlada, madencinin yerin altında, öğretmenin sınıfta, doktorun hastanede verdiği emeğe bakın. Esnafın siftah derdine, emeklinin ay sonunu getirme mücadelesine bakın. Bu insanların alın teriyle oluşan kamu kaynaklarını kimin için harcıyorsunuz? Türk milletinin sofrasından eksilen lokmayı emperyalizmin, NATO’nun, İsrail’in ve Suudi yönetiminin savaş hesaplarına ayıramazsınız. Türk ordusunun gücü Türk vatanını savunmak için kullanılmalıdır. Mehmetçiğin canı, Suudi saraylarının güvenlik hesaplarına teminat yapılamaz.

İran’da çocuk ve sivil demeden yüzlerce yerleşim yerini bombalayan ve binlerce sivili katlederek açıkça savaş suçu işleyen Abd ve Gazze’de onbinlerce çocuğu katlederek yüzyılın soykırımını yapan suç ortağı İsrail hem Hürmüz hem de Babülmendep Boğazlarındaki seyrüsefer yeteneğini kaybetti. Emperyalist işgal girişimine karşı vatan savunması yapan komşumuz İran’ın Basra Körfezi’ndeki hakimiyeti ve ardından Yemen halkının Kızıldeniz girişinde elde ettiği stratejik başarı Emperyalizm ve Siyonizmin bölgemizdeki kirli emellerini suya düşürmüştür.

‘İSRAİL’E BÜYÜK DARBE VURAN YEMEN HALKI…’

Bu gelişmelerin hemen ardından kamuoyunun onayı alınmadan alelacele girişilen ittifak gerçekte kime hizmet etmektedir? Tam da bugünlerde antlaşmanın odağında Babülmendep’i kontrol ederek İsrail’e büyük darbe vuran Yemen halkı bulunmaktadır. Suudi Arabistan’ın maddi kayıpları gerekçe gösterilerek Yemen hedef haline getirilmektedir. Peki o halde soruyoruz: Bugüne kadar Türkiye’ye yapılan saldırılarda Suudi Arabistan ülkemizi ne zaman desteklemiştir? Karadeniz’deki drone saldırıları nedeniyle hayatını kaybeden onlarca vatandaşımızı korumayı neden hiç düşünmediniz? Türk vatandaşlarının canı sizin için Suudi Arabistan’ın maddi kayıplarından daha mı değersizdir? Bu ittifak Karadeniz’de batırılan Türk gemilerinin güvenliğini sağlamayı neden hiç gündeme almamaktadır? Abd/İsrail gemileri Kızıldeniz’e giremediği için mi ortak tehdit bugün her türlü kuşatmaya ve zorluğa rağmen direnişiyle dünyanın takdirini kazanmış Yemen halkıdır?

‘ABD, YEMENLİLERİN ELİNDEN ALINMASINI TALEP ETMİŞTİR…’

İsrail adına lobi faaliyetleri yürüten AIPAC’tan yüzbinlerce dolar bağış alan, ABD Temsilciler Meclisi üyesi Joe Wilson sosyal medya hesabından Mekke İttifakı ülkelerini defalarca Yemen’e karşı askeri müdahaleye davet etmiş ve Babülmendep Boğazının ABD/ İsrail gemilerini geçirmeyen Yemenlilerin elinden alınmasını talep etmiştir. Tüm bu yaşananlar ortadayken soykırımcı İsrail’in çıkarları için ülkemizin tehlikeli bir maceraya sürüklenmesi kabul edilemez.

‘İSRAİL’İN KİRLİ PLANLARINA ÜLKEMİZ ASLA VE ASLA ORTAK EDİLMEMELİDİR’

Son yaşanan gelişmeler göstermektedir ki haydut devlet Abd’nin dünya egemenliği artık sona ermiştir. Yüzlerce savaş suçu işlemiş, insanlık tarihine büyük yıkımlarla ve katliamlarla geçmiş bu ülkenin ve suç ortağı soykırımcı İsrail’in kirli planlarına ülkemiz asla ve asla ortak edilmemelidir. Emperyalizm ve Siyonizmin bölgemizi kana bulayan işgal girişimlerine karşı İran ve Yemen’in direnişi tüm dünyaya ve mazlum milletlere örnek olmuştur. Jeopolitik açıdan dünyada büyük değişimlerin yaşandığı bugünlerde ülkemize tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Türkiye, asla ve asla aktif bir çatışmanın tarafı olmamalıdır. Suudi Arabistan ve Yemenliler arasında barışı sağlamak ve bölgeyi istikrarlı hale getirmeye yönelik diplomasi geliştirmelidir

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak açıkça talep ediyoruz: Mekke Anlaşması’ndan ve NATO’dan çıkmak ve Türkiye’de bulunan yabancı ordu mensuplarını sınırdışı edip, Türkiye’yi olası bir bölgesel savaşa bağlayacak askeri taahhütlerden vazgeçmek bir zorunluluktur!

Türkiye komşu ülkelerin egemenliğini ve emperyalizme karşı mücadele veren mazlum milletlerin özgürlüğünü savunmalı ve bölge ülkeleri birbirine kırdıran her türlü girişime karşı durmalıdır.

Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!”

TÜRK ASKERİNE EMPERYALİZMİN YOL TEMİZLİĞİ YAPTIRILAMAZ! https://t.co/MjbEgKMnth

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) October 10, 2026

Bahçeli’ye ‘fon krizinde iki bakan’ sorusu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kamuoyunda “fon krizi” olarak bilinen gelişmelerde iki bakan hakkındaki iddialara ilişkin, “Henüz daha hukuken araştırılmadan, sonuca bağlanmadan sorgulamalar yapıyor. Bu yanlış bir yoldur. Biraz sabırlı olmalarında önemli fayda vardır. Bakanlarımızı daha hiç sonuç almadan böyle bir suçlamayı yapmak siyasete ihanettir, insanlığa saygısızlıktır” dedi.

Bahçeli, partisinin genel merkezinde Siyaset ve Liderlik Okulu’nun 24. Dönem Açılış Töreni’ne katıldı.

Tören öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bahçeli, kamuoyunda “fon krizi” olarak bilinen gelişmelerde iki bakan hakkındaki iddiaların sorulması üzerine, “Bu konu gündeme taşınır taşınmaz birçok çevre, birçok siyasi anlayış farkı taşıyan insanlar değişik yorumlar yapmakta ve henüz daha hukuken araştırılmadan, sonuca bağlanmadan sorgulamalar yapıyor. Kendi tarafında da herkesi suçlamayı bir siyasi maharet olarak kabul etmektedirler. Bu yanlış bir yoldur. Biraz sabırlı olmalarında önemli fayda vardır. Aksi takdirde bu anlaşmazlık siyaseti gerginleştirir, siyaset dilini ağırlaştırır, iftira, yalan ve dolana çok büyük fırsat tanır” yanıtını verdi.

‘…ÇOK BÜYÜK FIRSAT TANIR’

Bahçeli şöyle konuştu:

“Bu anlaşmazlık siyaseti gerginleştirir, siyaset dilini ağırlaştırır, iftira, yalan ve dolana çok büyük fırsat tanır. Onun için bu toplumda yaşayan insanlar olarak devletimize, yargımıza, değerli araştırmacı arkadaşlarımıza ve Türkiye’de konular üzerinde çalışma yapan başta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin değerli mensupları olmak üzere her türlü araştırmayı yapmaya da adım atmak suretiyle sonuçlandırmalarında yarar vardır. Bakanlarımızı daha hiç sonuç almadan böyle bir suçlamayı yapmak veya bunların içlerinden kimler olduğunu tahmin ederek bazı yorumlar sunmak hattızatında siyasete ihanettir, insanlığa saygısızlıktır. Bu memlekete hizmet edecek olan insanları da her türlü suçlamayla takdirden uzak tutmaktır.

Bu memlekete hizmet eden her insan eli öpülecek insandır. Suçlarken çok dikkatli olmalıyız. Var ise bir suç gereği de yapılmalıdır. O da ayrı bir konudur. Onun için biraz sabırla beklemekte fayda var. Siyasilerin de ve özellikle de televizyonlarımızda konuşmacı bulunan insanlarımızın dünyanın ve Türkiye’nin çok önemli konularının bulunduğu bir ortamda iki konuya veyahut bir konuya Türkiye’yi kilitlemeleri de doğru değildir. Ondan da vazgeçmelerini tavsiye ederiz. Meclis faaliyettedir. Yargı faaliyettedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ayaktadır. İnşallah sonuç da hayırlara vesile olacaktır.”

BÖLÜCÜ AÇILIM MESAJI: ‘ÇOK SAĞLIKLI YÜRÜMEKTEDİR’

Bölücü açılım sürecinin bundan sonraki aşamalarına ve Meclis’te kurulması gündeme gelen komisyona ilişkin soruyu yanıtlayan Bahçeli, çalışmaların sağlıklı yürüdüğünü ve Türkiye’nin önemli mesafeler katettiğini söyledi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sürecin sahibi olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Terörsüz Türkiye artık bir devlet politikası haline dönüşmüştür. Bu politikanın da uygulama alanları bellidir. Yürütme, yasama ve yargıdır. Onları da dikkate alarak çalışmalar hızla devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, Türkiye’yi yeniden çıkmaza sokabilecek, toplumu kışkırtarak ayrışmaya ve çatışmaya sürükleyebilecek yanlış ifadelerden ve davranışlardan uzak durulması gerektiğini savunarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Meclis’te komisyonlar teşekkül etmiştir. Yasa çok yüksek bir oranda kabul görerek uygulamaya geçmiştir. Şimdi o yasa çerçevesinde bazı kurumların oluşturulması ve faaliyetine başlaması gelmektedir. Terörle mücadelede geri dönüş yoktur. Geri dönüşü kabullenmek mümkün değildir. Onun için herkes, bu ülkeyi seven her insan kardeşlik ruhuyla hareket etmeli. Yasanın öngörmüş olduğu kurumlar kurulmalı ve herkese de bu manada sorumluluk istiyorlarsa o sorumluluğu da vermek lazımdır. Bunlardan bir tanesi de Barış Sürecinde Siyasallaşma Koordinatörlüğü, İmralı’da bulunan kişinin de hakkıdır. O sıfatı da ona vermek suretiyle olayları tamamen feshetmek, silahları bırakmak, devlete isyan etmek ve siyaseten şiddet kullanmaktan 27 Şubat 2025’te, 27 Şubat 2026 tarihinde yapmış olduğu tutarlı ve değerli açıklamalarını kabul ederek, toplum olarak tam destekle Türkiye Cumhuriyeti’nin bu politikasına devam etmelerini sağlamak lazımdır.

Sayın Cumhurbaşkanımız da, bu konuda Meclisimizle de müştereken düşünceler geliştirerek çok önemli bir kararlılık içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedir. İnşallah Türkiye terörden arınmış, bölgede lider ülke konumuna gelmiş ve huzur içinde, kardeşlik içinde yaşayacak bir toplulukla kardeşlik ruhuyla Türkiye’yi ayağa kaldırmak ve hedefe koşturmak için gerekli çabayı göstermek hepimizin görevidir. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak sözümüz sözdür. Ne söylemişsek arkasındayız. Geri dönüşümüz de yoktur. Bunu da herkesin bilmesi lazımdır.”

 

Putin ve Trump görüştü: Dünya genelinde fiyatları hızla düşecek!

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Putin ile “son derece başarılı” bir görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Trump şu ifadeleri kullandı:

“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile son derece başarılı bir görüşmeyi az önce tamamladım. Görüşmede, Rusya’nın ABD ve küresel piyasalara derhal 300 bin tondan fazla dizel yakıt sağlaması, kasım ayı boyunca 500 bin ton daha ve bunun hemen ardından 1 milyon ton dizel yakıt tedarik etmesi konusunda anlaşmaya varıldı.

Ayrıca Rusya, dizel rafinerilerinin durumuna bağlı olarak, kısa bir süre içinde 3 milyon ton dizel yakıt daha teslim edecek.

Hürmüz Boğazı üzerindeki tam kontrolümüz ve Rus enerjisine ilişkin bu önemli açıklama sayesinde, Amerikalılar ve hatta tüm dünya için dizel fiyatları rekor düzeylerde ve hızla düşecek. Amerikalılar, özellikle de büyük çiftçilerimiz, hayvancılıkla uğraşanlarımız ve kamyon şoförlerimiz için daha düşük fiyatlar benim en büyük önceliğimdir.

Bu çok büyük ve önemli bir açıklamadır. Ayrıca şu da anlaşılmalıdır: İran’ın nükleer silahı olmayacak”

Sosyal medyaya yaş sınırlaması Resmi Gazete’de: Ne zaman yürürlüğe girecek?

Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığınca hazırlanan yönetmelikle, sosyal ağ sağlayıcı tarafından sunulan hizmetlere erişimde yaş doğrulamaya, 15 yaşını doldurmuş çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunulmasına ve ebeveyn kontrol araçlarına ilişkin usul ve esaslar belirlendi.

Yönetmeliğe göre, sosyal ağ sağlayıcısı 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak.

Sosyal ağ sağlayıcı, 15 yaşını doldurmuş çocuklara yönelik ayrıştırılmış hizmet sunumunda ise çocuğun yüksek yararı ile fiziksel, zihinsel, psikolojik, sosyal ve duygusal gelişim ihtiyaçlarını gözeterek gerekli tedbirleri alacak.

Yaş doğrulama süreçlerinde kişisel verilerin korunması esas olacak. Kimlik tespiti yerine yalnızca yaş eşiğinin belirlenmesine imkan tanıyan yöntemler kullanılacak.

Yaş doğrulama yöntemleri, gerçeğe aykırı beyan ve manipülasyon girişimlerine karşı teknik yönden sağlam ve güvenilir bir altyapıya sahip kılınacak.

YAŞ DOĞRULAMASI NASIL YAPILACAK?

Yönetmelikle “yaş doğrulama” standartları da belirlendi. Buna göre sosyal ağ sağlayıcı, hesap oluşturulması aşamasında kullanıcının yaş durumunu e-Devlet Kapısı üzerinden “yaş doğrulama belirteci” ile doğrulayacak.

Yaş doğrulaması sonucunda 15 yaşını doldurmadığı tespit edilen çocukların hesap açılış talepleri onaylanmayacak. 15 yaş üstü ise “çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet” esaslarına tabi tutulacak.

15 yaşını doldurmuş çocuk kullanıcıya ait kişisel verilerin korunması amacıyla sosyal ağ sağlayıcı, yüksek düzeyde gizlilik ayarlarını varsayılan olarak uygulayacak.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre ayrıştırılmış hizmet kapsamında bulunan çocuk hesapları, varsayılan olarak gizli hesap olacak. Bu hesaplarda canlı yayın açılmasına ve kişiselleştirilmiş reklam gösterilmesine izin verilmeyecek.

Çocuklar, yalnızca takip ettikleri hesaplardan mesaj alabilecek. Ayrıca diğer kullanıcılar, çocuk hesaplarının takipçi ve takip edilen listelerini görüntüleyemeyecek.

NE ZAMAN YÜRÜRLÜĞE GİRECEK?

Yönetmelikle sosyal ağ sağlayıcılarına ebeveyn denetim araçları sunma zorunluluğu da getirildi.

Bu kapsamda ebeveynler, çocuklarının hesap ayarlarını kontrol edebilecek, kullanım sürelerini sınırlandırabilecek ve ücretli işlemlere izin verebilecek.

1 Kasım’da yürürlüğe girecek yönetmelikle, mevcut hesaplar için yaş doğrulama işlemlerinin 31 Mart 2027’ye kadar tamamlanması gerekecek. Yaşının 15’in altında olduğu belirlenen kullanıcıların mevcut hesapları ise kapatılacak.

Gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’e hapsi

Gazeteciler Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik’le ilgili paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın şikayeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında da gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında adli kontrol kararı uygulanmıştı.

İMZA KARARI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınan Murat Ağırel ve İsmail Saymaz hakkında, nöbetçi 3. Sulh Ceza Hâkimliğince verilen “imza atma” şeklindeki adli kontrol kararına başsavcılık itiraz etti.

EV HAPSİ

İtirazı değerlendiren 4. Sulh Ceza Hâkimliği, her iki isim hakkında da “ev hapsi” şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verdi.

Gazetecilere ‘fon krizi’ soruşturması: Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı hakkında tutuklama talebi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı dün akşam saatlerinde gazeteciler İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve Şaban Sevinç’in ‘fon soruşturmasına ilişkin olarak basın yayın organları ve sosyal medya üzerinden kamuoyunu yanıltıcı nitelikle’ açıklama yaptıklarını iddia ederek ifadeye çağrıldıklarını duyurdu.

Gazeteci Mustafa Balcı da aynı saatlerde ifade için adliyeye çağrıldığını duyurdu. Ancak ilerleyen saatlerde hem Mustafa Balcı hem Şaban Sevinç gözaltına alındı. Bu sabah Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne götürülen gazeteciler 15.30 sıralarında tutuklama istemiyle hakimliğe sevk edildi. (ANKA)

A Milli Takım’da Montella ile yollar ayrıldı!

TFF’nin kritik yönetim kurulu toplantısı sona erdi.

Olağanüstü kongre talebini kabul etmeyen Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu göreve devam etme kararı aldı.

Bu gelişme üzerine üzerine TFF Yönetim Kurulu Üyeleri Mecnun Otyakmaz, Mustafa Bozbağ, Zafer Bahadır Saraç, Bilal Arslan ve Murat Şahin istifa etti.

MONTELLA İLE YOLLAR AYRILDI

TFF, toplantıda A Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella ile yolları ayırma kararı aldı.

TFF tarafından toplantıya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, bugün gerçekleştirdiği toplantıda, olağan seçimli genel kurul tarihine kadar görevine devam etme kararı almıştır.

Daha önce istifa eden iki asil yönetim kurulu üyesinin yerine, yedek yönetim kurulu üyeleri Sayın İbrahim Özbay ve Sayın Metin Akyüz’ün atanmasına karar verilmiştir.

A Milli Takım Teknik Direktörümüz Sayın Vincenzo Montella ile devam etmeme kararı alınmıştır.

Geçtiğimiz günlerde istifasını TFF Yönetim Kurulu’na sunan Genel Sekreter Sayın Abdullah Ayaz yerine TFF Tescil İşleri Direktörü olarak halen görev yapan Sayın Ahmet Erzurumlu atanmıştır.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla duyurulur.”

AKP’nin 9 maddelik ‘fon’ düzenlemesi Meclis’e sunuldu

Türkiye gündemindeki fon vurgununun ardından AKP, yatırım fonlarının tasfiyesi ve yatırımcılara yapılacak ödemeleri düzenleyen 9 maddelik kanun teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu.

Teklif, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17 Eylül tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen ve kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tasfiyesi tamamlanmış yatırım fonlarını kapsıyor.

YATIRIMCILARA 1 MİLYON LİRAYA KADAR ARA ÖDEME

Düzenlemeye göre yatırımcılara, net yatırım tutarı 1 milyon liranın altındaysa yatırdıkları tutar kadar, 1 milyon lira ve üzerindeyse en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılabilecek.

Dağıtılabilir nakdin yetersiz kalması durumunda ödemeler orantılı olarak gerçekleştirilecek. Yatırımcıların ana parası, TÜFE ve Yİ-ÜFE artışlarının ortalaması esas alınarak tasfiye tarihine kadar güncellenecek. Ancak nakit oluşmayan fonlarda ara ödeme hesaplamasına enflasyon endekslemesi uygulanmayacak.

EL KONULAN MAL VARLIKLARI SATILABİLECEK

Fonlarla bağlantılı soruşturmalarda el konulan mal varlıklarına Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyım olarak atanabilecek. TMSF, dava sonuçlarını beklemeden söz konusu varlıkları satabilecek.

Tasfiye sürecindeki zarar, kayıp veya eksik bakiyeden öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumlu tutulacak. Görevden ayrılan yöneticilerin geçmiş işlemlerinden doğan sorumlulukları devam edecek.

Ayrıca mevzuata aykırı şekilde ya da şeklen uygun olsa bile fon menfaati elde edilerek fondan çıkarılan değerler hukuka aykırı çıkarılmış sayılacak. Düzenlemeyle cebri tahsilat imkanı da getirilecek.

GÜLER: KAMU KAYNAKLARI KULLANILMAYACAK

Teklife ilişkin Meclis’te açıklama yapan AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, sermaye piyasalarında herhangi bir olumsuz durum bulunmadığını savunarak, “Tasfiye sürecinde asla kamu kaynakları kullanılmayacak.” dedi.

Tasfiyeden elde edilen tutarların yatırımcılara aktarılacağını belirten Güler, “Yatırımcının hakkı korunacak. Suç işleyenler ödemelerden asla yararlanmayacak.” ifadelerini kullandı.

Güler, sorumlular hakkında işlem yapılacağını vurgulayarak, “Elbette yanlış yapanlar olur ama yanlarına kar kalmayacak. Kardeşimiz de olsa gereğini sonuna kadar yaparız.” diye konuştu.

Kanun teklifinin gelecek hafta Meclis komisyonunda görüşülmesi bekleniyor.

Kanun teklifinin tam metni şöyle:

TASFİYESİNE KARAR VERİLEN BAZI YATIRIM FONLARI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 128 inci maddesi uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunun 17/9/2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tasfiyesi tamamlanmamış yatırım fonlarının adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, tasfiye sonucunda eksik kalan tutarların sorumlulardan tahsiline, geri kazanılan değerlerin fon pay sahibine ödenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

(2) Bu Kanun hükümleri birinci fıkrada belirtilenler dışındaki diğer yatırım fonları bakımından genel veya sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi oluşturmaz.

Tanımlar

MADDE 2- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Borsa: Borsa İstanbul Anonim Şirketini,

b) Fon: Kurulun 17/9/2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tasfiyesi tamamlanmamış yatırım fonlarından her birini,

c) Geri kazanım hesabı: Bu Kanun kapsamında tahsil ve/veya iade edilen veya Kurulca açılan isteğe bağlı iade hesapları ile genel hisse iade hesaplarına aktarılan tutarların TMSF nezdinde, TMSF’nin kendi malvarlığından ayrı ve her bir fon için ayrı alt hesaplarda izlendiği özel hesabı,

ç) Fon pay sahibi: Kanunun 3 üncü maddesinin altıncı fıkrası saklı kalmak kaydıyla, MKK, Takasbank, portföy saklama kuruluşları, dağıtım kuruluşları ve tasfiye ile görevli kuruluş kayıtlarının mutabakatı sonucunda ilgili fonun tasfiye bakiyesinden ödeme alma hakkı bulunduğu tespit edilen fon katılma payı sahibini,

d) Kurul: Sermaye Piyasası Kurulunu,

e) MKK: Merkezi Kayıt Kuruluşu Anonim Şirketini,

f) Takasbank: İstanbul Takas ve Saklama Bankası Anonim Şirketini

g) Tasfiye ile görevli kuruluş: Kurulca ilgili fonun tasfiye iş ve işlemlerini yürütmekle görevlendirilen kuruluşu,

ğ) Tasfiye malvarlığı: Fonun mevcut varlıkları ile bu Kanun uyarınca geri kazanılan değerleri ve fonun üçüncü kişilerden olan iade, tazmin ve diğer alacaklarını,

h) TEFAS: Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformunu,

ı) TMSF: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunu,

i) YTM: Yatırımcı Tazmin Merkezini ifade eder.

Tasfiyenin yürütülmesine ilişkin genel esaslar ve fon pay sahipliğinin belirlenmesi

MADDE 3- (1) Fonların tasfiyesi Kurulun gözetim ve denetiminde, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından yürütülür. Kurul; tasfiye sürecinin aşamalarını, fon varlıklarının tespitini ve nakde çevrilmesini, değerleme esaslarını, fon pay sahipliğinin belirlenme şeklini, ara ve nihai ödemeyi, dağıtım sırasını ve tasfiyeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

(2) Tasfiye ile görevli kuruluşlar, yatırımcı menfaatini, ilgili varlığın piyasa koşullarını ve fon portföy yapılarını, fon varlıklarının korunmasını ve fon pay sahiplerinin ortak menfaatini gözeterek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi amacıyla gerekli özeni gösterir. Borsada oluşan fiyatın ilgili varlığın gerçek değerini yansıtmadığının veya tasfiyeyi geciktireceğinin Kurulca belirlendiği hallerde, tasfiye işlemlerinde geri alım, hâkim ortağa satma hakkı, toptan satış ve özel işlem bildirimi yöntemleri ile geçici farklı fiyat marjına ve Borsa mevzuatında yer alan diğer yöntemlere Kurulca karar verilebilir. Kurul, tasfiye ile görevli kuruluşların talebi üzerine ilgili varlıkların Borsa dışında satışına onay verebilir. Bu fıkra kapsamında yapılacak satış işlemleri bakımından, Kurulun yatırım fonlarına ilişkin düzenlemelerinde yer alan kısıtlamalar uygulanmaz. Borsada veya Borsa dışında yapılacak satış yoluyla varlıkları satın alacak yatırımcıların bu işleme konu olan varlıkları belirli bir süre Borsada satamayacağına ve bu varlıkların Borsada satılması sonucunu doğuracak şekilde herhangi bir işlemde bulunamayacağına Kurulca karar verilebilir.

(3) Tasfiye sürecinde tahsil edilen tutarlar, fonun yönetim ve tasfiyesi için yapılan zorunlu giderler düşüldükten sonra tasfiye malvarlığına dâhil edilir. Tasfiyenin tamamlanmasından sonra tahsil edilen tutarlar ise mükerrer ödemeye yol açmayacak şekilde geri kazanım hesabına aktarılır.

(4) MKK, Takasbank, Borsa, Türkiye Bankalar Birliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar, portföy yönetim şirketleri, portföy saklama kuruluşları ile diğer sermaye piyasası kurumları ve kamu kurum ve kuruluşları, bu Kanunun uygulanması için gerekli bilgi ve belgeleri Kurula, YTM’ye veya TMSF’ye talepleri üzerine gecikmeksizin vermekle yükümlüdür. Bu kurum ve kuruluşlar özel mevzuatlarında yer alan gizlilik ve sır saklamaya ilişkin hükümlere dayanarak bilgi vermekten imtina edemezler.

(5) Fon pay sahipliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından, MKK, Takasbank, TEFAS, portföy saklama kuruluşları ve dağıtım kuruluşlarının kayıtları mutabık hâle getirilerek fon ve hesap bazında tespit edilir.

(6) 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104, 106 veya 107 nci maddelerinde düzenlenen fiillerin Kurulun 17/9/2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen fonlar tarafından ya da bu fonlar ile birlikte hareket edilmesi veya fonların iştirakiyle işlenmesi halinde bu fiilleri işlediği veya bunlarla birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumlara, Kurulun 17/9/2026 tarihli kararları uyarınca tasfiyesine karar verilen fonların tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmaz.

Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme

MADDE 4- (1) Fon malvarlığının nakde çevrilmesi halinde tüm fon pay sahiplerine ödeme yapılmasına imkân verecek bir nakdin oluşmaması durumunda, 3 üncü maddenin altıncı fıkrası saklı kalmak kaydıyla, tasfiye bakiyesinden yapılacak ödemelerde dikkate alınacak fon pay sahibinin net yatırım tutarı; fona fon pay sahibi tarafından fiilen yapılan her bir nakit girişinin ve çıkışının tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak giriş ve çıkış tutarlarından, giriş tutarının çıkış tutarından fazla olması durumunda, fondan fon pay sahibine yapılan her bir nakit çıkışının tutarının ilk giren ilk çıkar esası ile düşülmesi suretiyle MKK tarafından hesaplanır.

(2) Fon pay sahiplerinin tasfiye bakiyesinden alacakları ödemeler bakımından birinci fıkradaki tutarı geçmemek kaydıyla, ilgili fonun tasfiye malvarlığından, net yatırım tutarı 1.000.000 TL’nin altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1.000.000 TL ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1.000.000 TL ara ödeme yapılabilir. Şu kadar ki bu fıkra kapsamında yapılacak ara ödemenin hesabında birinci fıkrada öngörülen endeksleme uygulanmaz. Fon pay sahiplerine yapılacak ara ödeme tutarı, para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, fonun tasfiyesine karar verildiği tarihte hesapta bulunan fon katılma paylarının bir önceki gün sonu hesaplanan toplam değerini aşamaz. Bir önceki gün sonu fiyat açıklamayan fonlar için Takasbank tarafından ilgili güne dair yapılan değerleme ile hesaplanan fiyat, fonun önceki gün sonu hesaplanan fiyatı olarak kabul edilir.

(3) Dağıtılabilir nakdin ikinci fıkraya göre hesaplanan ara ödeme tutarlarının tamamını karşılamaya yetmemesi hâlinde mevcut nakit, her bir fon pay sahibinin ara ödemeye esas tutarının tüm fon pay sahiplerinin bu kapsamdaki tutarları toplamına oranı korunarak dağıtılır. Bu suretle hiçbir fon pay sahibine, net yatırım tutarı, kesinleşmiş hak ve alacak tutarını veya 1.000.000 TL tutarındaki ara ödeme tavanını aşan ödeme yapılamaz. Ara ödeme karşılığı herhangi bir katılma payı iade işlemi yapılmaz; söz konusu katılma payları nihai tasfiye ödemeleri sırasında iade edilir.

(4) Kurulun 17/9/2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen fonlarda, gerçeğe aykırı olarak oluşan değerler üzerinden katılma paylarını fona tasfiye tarihine kadar iade etmek suretiyle ödeme almış olan kişilerin, fona fiilen yaptıkları yatırım tutarı ile bu tutarın fonda kaldığı süre dikkate alınarak, fon ünvanı esasıyla aynı yatırım stratejisi kategorisinde olduğu kabul edilen yatırım fonlarının yıllık ortalama getirisi baz alınmak suretiyle Kurulca belirlenecek yöntemle hesaplanan emsal getiri tutarının toplamını aşan kısmı, Kurulca ilan edilen hesaplara isteğe bağlı olarak iade edilebilir. Emsal getirinin belirlenmesinde, bu Kanun kapsamında tasfiyesine karar verilen fonların getirileri hesaplamaya dâhil edilmez. Bu fonların malvarlığında yer alan ve fiyatlarının gerçeğe aykırı olarak oluştuğu Kurulca tespit edilen paylardan kazanç elde eden kişilerce, söz konusu paylardan elde edilen getirinin, payın elde tutulduğu dönemde ilgili payın dâhil olduğu endeksin ve/veya Kurulca belirlenecek diğer objektif piyasa ölçütlerinin getirisi esas alınarak hesaplanan olağan getiriyi aşan kısmı, Kurulca ilan edilen genel hisse iade hesabına isteğe bağlı olarak iade edilebilir. Emsal fon grubunun, hesaplama döneminin, yıllık ortalama getirinin hesaplanma yönteminin, payın olağan getirisinin ve iade edilecek tutarın belirlenmesinde kullanılacak endeks, emsal, dönem ve hesaplama yöntemi ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesine Kurul yetkilidir.

(5) Nihai ödemede, fon pay sahibine tasfiye malvarlığından, geri kazanım hesabından, isteğe bağlı iade hesaplarından veya diğer hukuki yollardan daha önce yapılan ödemeler mahsup edilir.

Fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılan değerler ve şahsi sorumluluk

MADDE 5- (1) Fon malvarlığından mevzuata aykırı olarak veya mevzuata şeklen uygun olsa dahi fonun menfaatine uygun gerçek bir ekonomik amacı bulunmaksızın; karşılıksız veya muvazaalı işlemlerle kredi, borç, avans, teminat, devir, temlik, alım, satım, repo, ters repo veya benzeri işlem ve sözleşmeler yoluyla ilişkili taraflar, hâkim ortaklar, yöneticiler, bunların doğrudan veya dolaylı kontrol ettikleri kişiler yahut diğer üçüncü kişiler lehine çıkarılan veya aktarılan para, sermaye piyasası aracı, mal, hak ve alacaklar ile bunların yerine geçen veya değerlendirilmesi suretiyle elde edilen değerler fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılmış değer addedilerek fon zarara veya kayba uğratılmış sayılır.

(2) Zarar veya kayıp veya eksik tasfiye bakiyesinden öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumludur. Bu tutarın portföy yönetim şirketinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin açıkça belli olması hâlinde, fonun zarara veya kayba uğratılmasında yahut eksik tasfiye bakiyesinin oluşmasında sorumluluğu Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile bu kişilerle birlikte hareket ettiği tespit edilenler, şahsen sorumludur. Bu fıkra kapsamındaki kişilerin görevlerinden ayrılmış olmaları, görev yaptıkları veya yönetim ya da kontrolü ellerinde bulundurdukları dönemde gerçekleştirilen işlem ve kararlardan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

(3) Kanunun 6’ncı maddesi kapsamında bulunmayan durumlar bakımından Kurul, tasfiye işlemleri ile denetim ve inceleme sonuçlarını dikkate alarak her bir fon bakımından zarar veya kayıp tutarını yahut eksik kalan tasfiye bakiyesini, zarar veya kayıpta yahut tasfiye bakiyesinin eksik kalmasında sorumluluğu bulunan gerçek ve tüzel kişileri ve sorumlu oldukları tutarları belirleyerek TMSF’ye bildirir.

(4) Kurulun bildirimi üzerine sorumluların malvarlığından geri kazanım sağlanması amacıyla, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında TMSF tarafından tahsil ve takip işlemleri başlatılır. TMSF takip işlemlerinde, 6183 sayılı Kanun hükümlerini ve 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 132, 134, 136, 138, 140 ve Geçici 27 nci maddeleri hükümlerini uygulama yetkisini haizdir. Bu fıkra kapsamında açılacak davalarla ilgili olarak İstanbul idare mahkemeleri yetkilidir. Kurulun TMSF’ye bildiride bulunduğu kişiler hakkında, bu Kanun kapsamındaki alacakların tahsilini teminen TMSF tarafından yürütülen takipler sonuçlanıncaya kadar, bu kişilerin malvarlığı değerleri üzerinde 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu kapsamında yeni takip başlatılamaz; daha önce başlatılmış takipler durur ve bu takipler kapsamında haczedilen malvarlığı değerleri hakkında satış ve paranın paylaştırılması işlemleri yapılamaz, bu malvarlığı değerleri üzerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamaz; daha önce konulmuş hacizler, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbirler başkaca bir işleme gerek olmaksızın kalkar.

(5) Bu madde kapsamında sorumlulukları belirlenen kişilerin kendi kusur ve sorumlulukları nedeniyle özel hükümlerden doğan tazminat yükümlülükleri saklıdır.

El konulan ve müsadere edilen malvarlığı değerleri ve geri kazanım hesabı

MADDE 6- (1) Bu Kanun kapsamındaki fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalar kapsamında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesi uyarınca elkoyma kararı verilebilir. Elkonulan malvarlığı değerleri arasında, fona doğrudan iadesi hukuken mümkün olan para ve sermaye piyasası araçları bulunması halinde bunlar, 5271 sayılı Kanunun 131 inci maddesi uyarınca ilgili fona veya geri kazanım hesabına Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemece iade edilir. Bu fıkra kapsamında Kurulca yapılan suç duyurularına dayanak raporlar, 5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesinde düzenlenen suçtan elde edilen değere ilişkin rapor sayılır.

(2) Birinci fıkra kapsamında fona devredilemeyen malvarlığı bakımından TMSF kayyım olarak atanabilir. Kayyım atanması halinde TMSF, 5411 sayılı Kanunda tanınan yetkileri kullanır. Dava sonucu beklenmeksizin derhal malvarlıklarını satar veya tasfiye eder. Tasfiye ve satıştan elde edilecek tutarları, her bir fon için ayrı ayrı olmak üzere açılan geri kazanım hesaplarında izler.

(3) Yargılama sonucunda müsaderesine karar verilen ve suçtan zarar gören fonun malvarlığından çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenen değerlerin, Hazineye gelir kaydedilmeksizin ilgili yatırım fonuna; tasfiyenin tamamlanmış olması hâlinde ise geri kazanım hesabına aktarılmasına mahkemece karar verilir.

(4) Bu Kanun kapsamında tahsil ve/veya iade edilen tutarlar ile suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinden ilgili fona veya fon pay sahiplerine aktarılmasına karar verilen tutarlar, TMSF nezdinde her bir fon için ayrı alt hesaplarda geri kazanım hesabı olarak izlenir. Bu tutarlar TMSF’nin kendi malvarlığından ayrıdır.

(5) Geri kazanım hesabında bulunan tutarlar yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve fon pay sahiplerine yapılacak ödemeler için kullanılabilir; başka bir amaçla kullanılamaz, teminat gösterilemez ve kamu alacakları için olsa dahi haczedilemez, üzerlerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamaz.

(6) Geri kazanım hesabında biriken tutarlar, yapılan zorunlu masraflar düşüldükten sonra TMSF tarafından tasfiye ile görevli kuruluşa; tasfiyenin tamamlanmış olması hâlinde ise Kurulca bildirilen fon pay sahiplerine ödenmek üzere YTM’ye aktarılır. Ödemeler YTM tarafından katılma payı sahipliği oranında yapılır. Şu kadar ki, nihai dağıtım hariç olmak üzere, dağıtım sonucunda bir fon pay sahibine yapılacak ödemenin, ödeme yöntemine ilişkin işlem ve aktarım maliyetleri dikkate alınarak Kurulca belirlenecek asgari ödeme tutarının altında kalması hâlinde, bu tutar fon pay sahibi adına izlenir ve sonraki dağıtımlarda hak kazanılan tutarlara eklenir, birikmiş tutarın asgari ödeme tutarına ulaşması hâlinde fon pay sahibine ödeme yapılır.

(7) Geri kazanım hesabına gelen veya aktarılan bir tutarın birden fazla fon ile bağlantılı olması durumunda fonlar arasında dağıtımına ilişkin usul ve esaslar fon türleri, likidite yeterlik oranı, fon katılma payı sahipliği yapısı, yatırımcının korunması, ilgili fonlardaki tasfiye oranı ve benzeri kıstaslar dikkate alınarak Kurulca belirlenir.

Dışarıdan hizmet alımı ve uygulanacak hükümler

MADDE 7- (1) Bu Kanunun uygulanmasında gerekli görülen durumlarda, koşulları Kurul Karar Organı tarafından belirlenmek üzere, bu Kanunun uygulanmasından doğan işler, açılacak dava ve takipler için Kurul ve YTM tarafından dışarıdan avukatlık hizmeti ile muhasebe ve yazılım geliştirme hizmetleri temin edilebilir.

(2) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurul tarafından; TMSF’nin görev alanına giren hususlarda TMSF’nin görüşü alınarak belirlenir.

(3) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 6362 sayılı Kanun, 5271 sayılı Kanun, 5411 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuatın bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

Yürürlük

MADDE 8- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 9- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Güllü’nün ölümüne ilişkin davada karar: Kızı Tuğyan Ülkem Gülter’in cezası belli oldu!

Yalova 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, “tasarlayarak üst soya karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenen tutuklu sanık Tuğyan Ülkem Gülter, maktulün oğlu Tuğberk Yağız Hamza Gülter, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile taraf avukatları katıldı.

Sanığın zaman zaman ağladığı görülen duruşmada Gül Tut’un ablası olan müştekilerden Kader Tut’un vekili, sanığın dosyaya giren mesajlaşmalarında bir kişiye annesine yönelik, “Ne zaman ölecek?” “Ne olur ölsün” “Gebersin” şeklinde mesajlar gönderdiğini hatırlattı.

Müşteki avukatı, dosyada yer alan ses kayıtlarında, olayın yaşandığı gece maktul lavaboya girmeden önce evde bir roman şarkısının çalındığı, sonrasında sanığın arkadaşı Sultan Nur Ulu’ya seslenerek “Malkata açalım öyle oynasın” ifadelerini kullandığı ve böylece şarkı açılarak maktulün olay yerine çekildiğini ifade etti.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili mütalaaya katıldığını belirterek sanığın cezalandırılmasını istedi.

Uzun bir beyanda bulunan ve yargılama sırasında çürütülen iddialar olduğunu dile getiren sanık avukatı, tanık Sultan Nur Ulu’nun yalan söylediğini, dosyadaki diğer bazı kişilerin de müvekkiline iftira attığını ileri sürdü.

Sanık vekili, maktulün daha önce de düştüğünü ve alkollü olduğunu belirterek, olayın ardından sanık ile bazı kişiler arasında geçen konuşmalarla birtakım ses kayıtlarını heyete sundu.

Duruşmaya bir süre ara verildi. Aradan sonra dosyadaki raporlara yönelik itirazlarını aktaran ve tanık Sultan Nur Ulu’nun anlatımlarının olay gecesine ilişkin ses kayıtlarıyla uyuşmadığını ileri süren sanık vekili daha sonra savunmasını desteklemek adına farklı zamanlarda kaydedilen videolarda maktule ait ses kayıtlarını dinletti.

Güllü'nün kızı Tuğyan Ülkem Gülter'in ifadesi ortaya çıktı... Arkadaşının cinayet itirafına ne dedi?

Bu sırada sanık ve müşteki Tuğberk Yağız Gülter’in ağladığı görüldü.

Karar öncesi söz verilen sanık ise üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etti.

Annesinin düşme anını görmediğini savunan sanık Tuğyan Ülkem Gülter, “Görsem tutmaya çalışırdım. Her ne kadar aramızda tartışmalar olsa da biz anne kızız. Ben sadece annemi değil, hayata tutulacak dalımı kaybettim.” diye konuştu.

“Bugün burada sanık sıfatıyla bulunuyorum ama mağdurum” ifadelerini kullanan tutuklu sanık, “Sultan’ın bana yaptığı iftirayı anlamlandıramıyorum.” dedi.

Tanık Ulu’nun beyanlarına değinen Gülter, “Ben madem katilim, katil olduğumu görmüşse neden olay anında sesini çıkarmadı, çığlık atmadı? İlk günden son güne kadar benimle aynı şeyi anlatıyor.” ifadelerini kullandı.

Aleyhine beyan veren herkesin Ferdi A’dan korkarak ifade verdiğini düşündüğünü dile getiren sanık, şunları kaydetti:

“Ben kamuoyunda anne katili olarak yaftalandım. Annemi kaybetmenin acısını yaşarken bir de kendimi ifade etmek zorunda olmamın ne kadar zor olduğunu tahmin edemezsiniz.”

Güllü'nün kızından 8 kişi hakkında suç duyurusu

Sanık savunmasını şöyle tamamladı:

“İftiraya uğradığıma inanıyorum. İlahi adalete inanıyorum. Öteki dünyada ilahi mahkemeye annemle el ele çıkacağımı biliyorum. Ben ne kadar ceza alırsam alayım sadece kızımın bu lekeyi taşımasını istemiyorum.”

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanığı, “kadına ve üst soya karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etti.

Müşteki Tuğberk Yağız Hamza Gülter vekili Rahmi Çelik, duruşmanın ardından adliye önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, yaşanan olay nedeniyle üzgün olduklarını ifade etti.

Mahkemenin cezayı üst sınırdan verdiğine dikkati çeken Çelik, “Üzüntülüyüz, söyleyeceğimiz bu kadar. Mahkeme kararına da saygı duyulması gerekir.” diye konuştu.

Çelik, gazetecilerin sorusu üzerine tanık Sultan Nur Ulu ile ilgili süreçlerinin devam ettiğinin altını çizerek “Yapmış olduğumuz savcılık itirazımız vardı, reddedilmişti. Biz peşini bırakmayacağız, yasal olarak onun hakkındaki bizim yasal süreçlerimiz devam edecek.” dedi.

Hiç kimsenin müvekkili Tuğberk Yağız Hamza Gülter’in yerinde olmak istemeyeceğini belirten Çelik, “Düşünün bir tarafta annesini kaybetmiş birisi, bir tarafta yargılanan bir ablası. Nasıl olabilir? Allah kimseyi onun durumuna düşürmesin.” değerlendirmesinde bulundu.

Sanık vekili Merve Uçanok ise yargılamanın henüz sona ermediğini, istinaf ve Yargıtay aşamalarının bulunduğunu ifade etti.

Müvekkilinin çok ağır bir iftiraya maruz kaldığını savunan Uçanok, şöyle konuştu:

“Gördüğünüz üzere bir hafta içerisinde deliller doğru düzgün, layığıyla tartışılmadan bir kanaat oluştu mahkemede. Bu dosyanın üst mahkemelerden döneceğini, bozulacağını düşünüyorum. Bununla alakalı da sonuna kadar Tuğyan Ülkem Gülter’in arkasındayım. Onun masumiyetini yargılamanın sonunda, en nihayetinde ispatlayacağıma da inanıyorum. Asla pes etmeyeceğiz ve yargılamanın en sonunda Tuğyan’ı kızına kavuşturacağım.”

Cinayeti itiraf eden Sultan Nur Ulu'nun ifadesi ortaya çıktı: 'Güllü'yü kızı itti'

NE OLMUŞTU?

Gül Tut, 26 Eylül 2025’te Çınarcık ilçesi Harmanlar Mahallesi Vali Akı Caddesi’ndeki 6 katlı binanın teras katındaki evinin penceresinden düşerek hayatını kaybetmişti.

Olayın ardından Yalova Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında Gül Tut’un kızı Tuğyan Ülkem Gülter ile olay sırasında aynı odada bulunan arkadaşı Sultan Nur Ulu’nun yanı sıra Ulu’nun babası Arif Ulu ve 2 kişi gözaltına alınmıştı. Gülter tutuklanmış, Sultan Nur Ulu hakkında ev hapsi kararı verilmiş, diğer 3 kişi ise savcılıktaki işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Tut’un ölümüyle ilgili Gülter’in eski nişanlısı Kervan E. de “kasten öldürmeye azmettirme” suçlamasıyla gözaltına alınmış, Yalova Adliyesi’ndeki işlemlerinin ardından hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve imza atma şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmıştı.

İDDİANAMEDEN

Hazırlanan iddianamede, maktul Tut’un, olay günü saat 01.26’da Çınarcık ilçesindeki evinde, kızı Tuğyan Ülkem Gülter’e ait odanın penceresinden 18,17 metre yükseklikten beton zemine düşerek hayatını kaybettiği belirtiliyor,

Olay anına ilişkin kamera ses kayıtlarının İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından incelendiği, bilirkişi raporunda düşmeden hemen önce genç bir kadının “Hadi görüşüürüüüz” dediğinin değerlendirildiği kaydedilen iddianamede, söz konusu sesin sanık Gülter’e ait olduğu kanaatine varıldığı anlatılıyor.

İddianamede, şüphelinin bu sözlerin hemen ardından annesini kalça altından iki eliyle kavradığı, ayaklarını yerden keserek pencereden aşağı attığı ileri sürülerek, mesaj kayıtları, tanık anlatımları, ses çözümleri, bilirkişi raporları ve olay sonrasındaki davranışlara dayanarak tutuklu sanık Tuğyan Ülkem Gülter’in “tasarlayarak üst soya karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi isteniyor.

Sultan Nur Ulu hakkında ise “yalan tanıklık” suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar hapis talebiyle ayrı bir dava açılmıştı.

DEM Parti’den ‘çerçeve yasa’ çıkışı: ‘Süreç hızlı ilerlemeli’

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bölücü açılımın ilerlemesi için çerçeve yasanın uygulanmasına ilişkin belirsizliklerin giderilmesi ve Meclis’te kurulması öngörülen İzleme Komisyonu’nun çalışmalarının tamamlanması gerektiğini savunan Doğan, siyasi partilere ve toplumsal kesimlere sürece aktif katılım çağrısı yaptı. Çerçeve yasanın önemli bir başlangıç olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını söyleyen Doğan, “Bu, yasa silsilesinin ilk adımı. Eksikleri, itirazlarımız olmakla birlikte önemli bir siyasi ve hukuki zemin oluşturuyor. Bundan sonra atılması gereken adımlar var” ifadelerini kullandı.

KURTULMUŞ’A İZLEME KOMİSYONU ÇAĞRISI

Doğan, şöyle konuştu:

“Yasanın da öngördüğü İzleme Komisyonu’nun, süreci destekleyecek, güçlendirecek, diğer siyasi partilerin temsiliyetlerinin sağlanabileceği, kapsayıcılığın ve çoğulculuğun sağlanabileceği bir yöntemle bir an önce bu kuruluş çalışmaları tamamlanmalı. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş da siyasi partilerle görüşmek için gerekli ziyaretleri tamamlamalı, önerilerini almalı, usul, esas ve çalışma ilkeleri belirlenmeli. Yöntem kamuoyuyla paylaşılmalı. Biz bu konuda şeffaflığın çok önemli olduğunu düşünüyoruz.”

Komisyonun çalışmalarının somut adımlara zemin hazırlayacağını kaydeden Doğan, “Somut bir şekilde uygulamanın görülmesi hem süreci ilerletecek hem yeni aşamalara taşıyacak hem diğer yasal çalışmaları bir an önce gündemimize almamızı sağlayacak” dedi.

‘NETLİĞE KAVUŞTURULMALI’

Çerçeve yasanın uygulanmasına dair belirsizliklerin giderilmesini isteyen Doğan, “Ne zaman yürürlüğe girecek, nasıl olacak, üst kurul nasıl çalışacak, üst kurulun altındaki kurulların işleyişi, üyeleri, yapılması gerekenler; tüm bunlar bir netliğe kavuşturulmalı ve bu tartışmalara boğulmamalı. Bundan sonraki süreç hızlı ilerlemeli” ifadelerini kullandı.

Doğan, “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü Sayın Öcalan’ın sürece etkin katılımını sağlayacağı için çok önemli. Bunun daha önce de altını çizmiştik. Bu katılımın bir an evvel sağlanması gerekiyor. Sürecin bekleyerek, bekletilerek, duraklaştırılarak devam etmesi değil, hız alarak yeni adımlarla ilerleyebilmesine ihtiyaç var. Bir yandan barışı tesis etmeye çalışırken öte yandan demokratik toplumu inşa etmeye çalışıyoruz. Evet, demokratik toplum için birtakım yasal değişikliklere ihtiyaç var ancak yalnızca yasal değişiklikler değil, bunu oluşturacak toplumsal güce, desteğe de ihtiyaç var. Çünkü hep söyleyegeldiğimiz gibi barış ve demokrasi mücadelesi ancak onun için mücadele edenlerin omuzunda yükselir” değerlendirmesinde bulundu.

İMRALI HEYETİNİN GÖRÜŞMELERİ SÜRECEK

İmralı Heyeti’nin temaslarına ilişkin de bilgi veren Doğan, heyetin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve AKP’li yetkililerle görüştüğünü bildirdi. Görüşmelerin önümüzdeki dönemin yol haritası ve takvimine ilişkin olduğunu söyleyen Doğan, “Henüz net bir yol haritası ya da takvim olmadığı için netleşen bir bilgiyi sizlerle paylaşamıyoruz ama diyalog önemli, bunu önemli buluyoruz. Önümüzdeki süreçte de bu diyaloğun güçlenmesini, hızlanmasını ve kurumsal bir hâle gelmesini temenni ediyoruz” dedi.

Sigaraya yeni kısıtlamalar geliyor

AKP, sigara kullanımının mekanlarda ve kamusal alanlarda kullanımına net sınırlar çizilerek standartlar getirilmesi, mevcut kurallarla ilgili denetimlerin sıkılaştırılması; ayrıca gıda takviyelerinin üretim ve içerik denetiminin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılması ile aile hekimliği ve Sağlık Bakanlığı teşkilatına ilişkin düzenlemeler içeren bir “sağlık paketi” üzerinde çalışıyor. Konuyla ilgili çalışmalar tamamlandıktan sonra 20-25 maddelik kanun teklifi TBMM’ye sunulacak.

Taslak halindeki çalışmaya göre, gıda ürünü olarak kabul edildiği için halen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetiminde bulunan takviye edici gıdaların Sağlık Bakalığı’nın denetimi altında üretilmesine yönelik düzenlemeler yapılacak. Gıda takviyelerinin içeriğindeki maddelerin özellikle böbrek, karaciğer gibi organlarda sağlık sorunlarına yol açabildiği dikkate alınarak, bu tür takviyelerin üretiminde hangi maddenin hangi oranda olacağını konusunda yetki Sağlık Bakanlığı’na verilecek. Gıda takviyesinin etiketinde beyan edilen içeriğin doğru olup olmadığı Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenecek. Sağlık Bakanlığı üretim aşamasında ve piyasaya sunulduktan sonra içeriklerinin doğru olup olmadığını denetleme konusunda yetkili kurum olacak ve üretim izni Sağlık Bakanlığı’ndan alınacak.

KIŞIN, DIŞ MEKANA ISITICI KONULARAK OLUŞTURULAN SİGARA İÇİLEBİLİR ALANLARLA İLGİLİ YENİ STANDARTLAR GETİRİLECEK

“Sağlık paketi”nde sigara kullanımına ilişkin düzenlemeler de yer alacak. Bu kapsamda kamusal alanlarda sigara kullanımına ilişkin net sınırlar çizilmesi ve sigara kullanılan mekanlarla ilgili standartların daha net olarak ortaya konması hedefleniyor.

Özellikle kış aylarında kafe, restoran gibi mekanların sigara kullanımı için ayırdıkları alanlara ısıtıcı koyarak etrafını ve üstünü açılır kapanır tentelerle çevirmesi nedeniyle o alanın “kapalı mekan” haline geldiğine işaret eden yetkililer, bu konuda yeni standartlar belirleneceğini vurguladı.

Henüz taslak halindeki düzenlemeye göre, işletme; mekanın büyüklüğüne göre sigara içilmesi için yiyecek-içecek sunumunun yapılmadığı ayrı bir bölüm veya tamamen bir açık alan belirleyecek. Mekanın açık alanlarında sigara kullanmayanlara da ayrıca yer ayrılacak.

SPOR TESİSLERİNİN, İBADETHANELERİN, HASTANELERİN ÇEVRESİNE MESAFE SINIRLAMASI

Kamusal alanlarda ise hastane bahçelerinde, acil servis önlerinde; ibadethanelerin, okulların ve çocukların gittiği spor tesislerinin çevresinde belli bir mesafeye kadar sigara kullanımına izin verilmeyecek. Bu mesafenin kaç metre olacağına ilişkin istişareler sürüyor.

Sigara kullanımına sunulacak açık alanların tanımları net şekilde tarif edilecek.

KİMLİK GÖSTERME UYGULAMASI DAHA SIKI TAKİP EDİLECEK

Sigara kullanımına ilişkin kuralların ihlali durumunda cezai yaptırım uygulandığına işaret eden yetkililer, denetimlerin sıkılaştırılmasına ve takibine ağırlık verileceğini vurguladı. Bu kapsamda sigara satışında kimlik gösterme uygulamasının daha sıkı takip edilmesine yönelik önlemler alınacak.

YAŞ VE TARİH KRİTERİ SÖZ KONUSU DEĞİL

Yetkililer, belli bir tarihten itibaren sigaranın tamamen yasaklanacağı veya sigaranın satışının belli bir tarihten sonra doğanlara yapılmayacağı yönünde kamuoyuna yansıyan haberlere ilişkin, “yıl veya doğum tarihi gibi kriterler getirmenin söz konusu olmadığını” ifade etti.

ELEKTRONİK SİGARA SATIŞ YASAĞI DEVAM EDECEK

Yetkililer, elektronik sigaranın Türkiye’de satışının yasak olduğuna işaret ederek, bu durumun devam edeceğini, izin verilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı.

TEKLİF, GÜNDEMİN YOĞUNLUĞU NEDENİYLE YENİ YILA KALABİLİR

AKP’li yetkililer, düzenlemenin ne zaman kanunlaşacağı konusunun ise TBMM’nin yoğun gündemine göre şekilleneceğini belirtti.

Genel Kurul’un gündeminde şu anda Türk Kızılay Kanun Teklifi görüşülüyor. Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanun Teklifi’nin de sırada olduğu Meclis’te, fon krizinden etkilenenlere yapılacak ödemeler ve fonların tasfiyesine ilişkin sunulacak kanun teklifinin öncelikle Genel Kurul’dan geçirilmesi planlanıyor.

Öte yandan 2027 yılı bütçe teklifinin görüşmeleri ise ekim ayının son haftasında Plan ve Bütçe Komisyonu’nda başlayacak, Genel Kurul da dahil olmak üzere bütçe görüşmeleri aralık ayı sonuna kadar sürecek. Bu yoğun gündem nedeniyle sağlık paketi ile ilgili sunulacak kanun teklifinin görüşmelerinin yeni yıla kalabileceği belirtiliyor.

İÇECEKLERDEKİ ŞEKER ORANLARINA DÜZENLEME GELECEK

Öte yandan, son yıllarda obezite ile ilgili sağlık sorunlarının yaygınlaşması üzerine sağlık alanında bir başka yasal düzenleme planlanıyor. Bu kapsamda içeceklerdeki şeker oranları ile özellikle nişasta bazlı şekerlerin kullanımına ilişkin bir düzenleme getirilmesi düşünülüyor. (ANKA)

Teröristbaşı Öcalan ve 5 PKK’lı aileleriyle görüştürüldü

Görüşmeye ilişkin bölücü elebaşının avukatları tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Sn. Abdullah Öcalan; aile üyelerinden Havva Elçin, Ömer Öcalan ve Hacı Aydın Öcalan ile bugün (09.10.2026 tarihinde) İmralı Adası’nda aile görüşü gerçekleştirmiştir. Diğer müvekkillerimiz Sn. Hamili Yıldırım, Sn. Ömer Hayri Konar, Sn. Ergin Atabey, Sn. Mahmut Yamalak ve Sn. Zeki Bayhan da aile üyeleri ile aile görüşü gerçekleştirmiştir.”

Marmaray’da intihar girişimi

İstanbul Erenköy’deki Marmaray İstasyonu’nda intihar olayı meydana geldi.

Yaşanan olay nedeniyle seferlerin tek hat üzerinden yapıldığı belirtildi.

MARMARAY’DAN AÇIKLAMA

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı Marmaray’dan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Sayın Yolcularımız,

Erenköy istasyonunda yaşanan üzücü bir olay nedeniyle tek hat işletmeciliği yapılmakta olup, Marmaray seferlerinde gecikmeler yaşanmaktadır.

Yolcularımızın gecikmelerden etkilenmemesi için alternatif ulaşım seçeneklerini de değerlendirmeleri önemle duyurulur.”

ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR

Marmaray’dan yapılan ikinci açıklamada ise şunlar kaydedildi:

“Sayın Yolcularımız,

Marmaray trenlerimiz çift hattan işletilmeye başlanmış olup, tren trafiğini düzenleme çalışmaları devam etmektedir.

Önemle duyurulur.”

Miçotakis Mavi Vatan’ı hedef aldı: ‘Türkiye karşısında hedeflediğimiz şey…’

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Türkiye ile ilişkiler, Ege’deki son durum ve Kıbrıs’taki kablo projesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

SKAI Radyo’da gazeteci Aris Portosalte’nin sorularını yanıtlayan Miçotakis, Türkiye’nin Mavi Vatan doktrinini hedef aldı.

Mavi Vatan doktrininin uluslararası hukuka dayanmadığını öne süren Miçotakis, “Her türlü ihtimale hazırız. Önce bir görelim. Mavi Vatan, tarihsel gerçeklere aykırı olan ve Uluslararası Hukuk’a en ufak bir ölçüde bile dayanmayan bir doktrindir” iddiasında bulundu.

Türkiye’nin olası adımlarına karşılık vermeye hazır olduklarını söyleyen Yunanistan Başbakanı, “Yunanistan, Türkiye’nin atacağı her türlü adıma karşılık vermeye hazırdır. Ancak ortada somut bir şey görmeden, kamuoyu önünde yorum yapmak istemiyorum. Çünkü çoğu zaman gerçekleşeceğini varsaydığımız gelişmeleri önceden olmuş gibi değerlendiriyoruz, fakat sonuçta bunlar gerçekleşmiyor.” ifadelerini kullandı.

EGE İÇİN ‘HAFİF RÜZGAR’ BENZETMESİ

Ege Denizi’ndeki mevcut duruma ilişkin soruyu da yanıtlayan Miçotakis, iki ülke arasındaki ilişkileri denizdeki hava koşullarına benzetti.

“Ege’de sular nasıl?” sorusuna, “Ege’nin sularında, diyelim ki hafif bir rüzgar var” yanıtını veren Miçotakis, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hava nasıl değişiyor; bazen deniz çarşaf gibi durgun oluyor, bazen de meltemler esiyor. Yunanistan-Türkiye ilişkilerinde de aynı şey yaşanıyor”

Miçotakis, Yunanistan’ın Türkiye karşısında stratejik ve niteliksel üstünlük sağlamayı hedeflediğini de dile getirerek “Burada ciddi bir tartışma yürüttüğümüz için şunu söyleyeyim: Yunanistan’ın sürekli hedeflediği şey, Türkiye karşısında stratejik ve niteliksel bir üstünlüğe sahip olmaktır. İnanıyorum ki bu üstünlüğü, size de söylediğim gibi, büyük ölçüde Yunan halkının özverileri sayesinde elde ettik.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Miçotakis'in görüşmesi dünya basınında - Son Dakika Haberleri

ERDOĞAN İLE GÖRÜŞECEK Mİ?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme ihtimaline ilişkin soruyu da yanıtlayan Miçotakis, iki ülke arasında planlanmış bir görüşme bulunmadığını söyledi. Buna karşın iletişim kanallarının açık tutulmasını hedeflediğini belirten Yunanistan Başbakanı, Erdoğan ile en fazla görüşen başbakan olduğunu söyledi.

Miçotakis, Türkiye ile diplomatik temaslara ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Şu anda planlanmış bir görüşme yok. Size, Türkiye Cumhurbaşkanı ile en fazla görüşmüş başbakan olduğumu hatırlatmak isterim. Açık iletişim kanallarını sürdürmeyi her zaman hedefleyeceğim. Bu kanallar mevcut. Atina Bildirgesi’ni eleştirmek için acele eden birçok kişi oldu. Oysa bildirgenin kazanımlarından biri, artık yapılandırılmış bir iletişim çerçevemizin bulunmasıdır. Bu çerçeve siyasi diyalogu, güven artırıcı önlemleri, bunlar şu anda da yürütülüyor ve bu ay da yürütülecek, ve elbette en üst düzeydeki siyasi temasları kapsıyor. Çünkü gerilimin ne zaman ortaya çıkabileceğini kimse bilemez. Öncelikle güvence altına alınması gereken şey, gerektiğinde telefonu kaldırıp karşı tarafı arayabilmektir. Zira sanırım şu anda hiç kimse gerilim istemiyor.”

KIBRIS’TAKİ KABLO PROJESİ

Portosalte’nin Kıbrıs kablo projesine ilişkin sorusunu da yanıtlayan Miçotakis, projenin ayrıntıları hakkında konuşmak istemediğini belirtti.

“Bu konuyla ilgili herhangi bir operasyonel ayrıntıya girmek istemiyorum. Çünkü bunun son derece hassas bir mesele olduğunu anlıyorsunuz” diyen Miçotakis, projenin Yunanistan’ın egemenlik haklarından taviz verilmeden ilerlemesi gerektiğini iddia etti.

Miçotakis, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ancak kablonun, egemenlik haklarımızdan kesinlikle hiçbir taviz vermeden ilerleyebileceği ve ilerlemesi gerektiği bir çerçevenin mevcut olduğuna inanıyorum. Fakat sanırım anlayacağınız nedenlerden dolayı bundan daha fazlasını söylemek istemiyorum.”

KABLO PROJESİ NEDİR?

Great Sea Interconnector (GSI) adıyla yürütülen proje, eski adıyla EuroAsia Interconnector olarak da biliniyor.

Avrupa Birliği’nin de desteklediği proje kapsamında, Yunanistan’ın Girit Adası ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında denizaltı elektrik bağlantısı kurulması, hattın ilerleyen aşamada İsrail’e uzatılması hedefleniyor.

155 milyon TL’lik dolandırıcılık soruşturması: 4 gözaltı

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, nitelikli dolandırıcılık soruşturmasıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Yürütülen çalışmalar neticesinde, şirket yetkilileri olan şüpheliler M.K.A ve B.A, 10.07.2026 tarihinde Çeşme Hudut Kapısı üzerinden yurt dışına çıktıkları, 08.10.2026 tarihinde ise İzmir Adnan Menderes Havalimanı üzerinden ülkemize giriş yaptıklarında havalimanında yakalanarak gözaltına alınmıştır. Ayrıca şirket bünyesinde satış danışmanı olarak görev yaptıkları belirlenen U.K ve G.K.isimli şüpheliler de gözaltına alınmıştır. Soruşturma kapsamında; toplam 20 şüpheli tespit edilmiş olup, bunlardan 4’ü gözaltına alınmış, 7 şüpheliye yönelik işlemler ise devam etmektedir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığımızca, vatandaşlarımızın mağduriyetine neden olduğu değerlendirilen eylemlerin tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların tespit edilmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla yürütülen soruşturma titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir.”

AKP’den ‘fon krizi’ adımı

AKP grubunda kanun taslağı üzerinde çalışmalar sürüyor. Fon krizinin ortaya çıkmasının ardından, ilk aşamada 1 milyon TL’nin altındaki, ilerleyen süreçte ise 1 milyon liranın üstünde yatırımı olanlara ödeme yapılması ve 7 fon şirketinin tasfiyesine ilişkin 10 maddeden oluşacak teklif taslağına bu akşam yapılacak toplantıda son şekli verilecek.

Teklifin yarın TBMM Başkanlığına sunulması ve gelecek hafta Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülerek, hemen sonra Genel Kurul’da ele alınması bekleniyor.

Yatırımcılara ödenecek tutara ilişkin, yatırımı 1 milyon liranın altında olanlara “yatırılan paranın, bugüne kadarki TEFE-TÜFE ortalaması ne ise o tutarın eklenerek verilmesi” konusunda çalışma yapılıyor.

Hazırlanan taslakta yatırımcılara iadelerin hangi oranda ve nasıl yapılacağı, bu aşamada kurumların sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler yer alıyor. Taslak çalışmaya göre ilk aşamada yatırımı 1 milyon liranın altında olanlara ödeme yapılacak. Yatırımı 1 milyon liranın altındakilere ödenecek rakamın “yatırılan para ve yatırılan tarihten itibaren  TEFE-TÜFE ortalamasının esas alınacağı değerleme” üzerinden iade edilmesi öngörülüyor.

Fon krizinden olumsuz etkilenen 455 bin kişiden, yatırımı 1 milyon liranın altında olanların 351 bin ile 355 bin arasında olduğu belirtiliyor.

ARAŞTIRMA KOMİSYONU DDK’NIN RAPORUNDAN SONRA KURULABİLİR

Öte yandan TBMM’de fon krizi ile ilgili bir araştırma komisyonu kurulup kurulmayacağı konusunda tartışmalar sürüyor. Muhalefetin bu konudaki ısrarlarına karşın AK Partili yetkililer, “Araştırma komisyonu şimdi değil ileride kurulabilir. Hem Fon Koordinasyon Kurulu’nun hem de Devlet Denetleme Kurulu’nun soruşturma da dahil incelemesi ve çalışmaları tamamlandığında, rapor hazırlandıktan sonra gerekirse kuralım ama şu anda muhalefet eline tutuşturulmuş bir listeyle bir linç kampanyası yürütüyor. Biz böyle bir modelle araştırma komisyonu kurmayız” şeklinde konuştu.

Hakan Fidan’dan ‘Mekke Anlaşması’ mesajı: ‘Türkiye asker gönderip saldırı yapmayacak’

Macaristan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Anita Orban ile bakanlıktaki görüşmesinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Fidan, Orban ile çok verimli bir toplantı yaptıklarını belirterek, toplantının stratejik ortaklığı daha da güçlendirme istikametinde önemli bir adım teşkil ettiğini söyledi. Fidan, “Gelecek sene Macaristan’da gerçekleştireceğimiz bir yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyi toplantısı var. Bunun hazırlıklarını da gözden geçirme imkanımız oldu. Hedefimiz, 2025 yılında 5 milyar doları aşan ikili ticaret hacmimizi gayretli bir çalışmayla 10 milyar dolar seviyesine taşımak. Bunun için neler yapılabilir, bunu tekrar gözden geçirdik” dedi.

‘MACARİSTAN’DAKİ NATO İLERİ KARA KUVVETLERİNE KATKIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ’

Fidan, ticaret bakanlarının bugün kendi aralarında video konferans gerçekleştirdiklerine değinen Fidan, “Ayrıca, savunma sanayi alanındaki iş birliğimizi de daha ileri taşımak için çalışıyoruz kendileriyle. Ortak üretim ve teknoloji geliştirme projelerinde birtakım mesafeler kat edildi. Bunlar daha ileri nasıl taşınır, bunun da arayışı içerisindeyiz. Savunma inovasyonu alanında oluşturduğumuz çalışma grubu da bu alanda somut çalışmalar yürütmekte. Bu vesileyle müttefikimiz Macaristan’daki NATO İleri Kara Kuvvetlerine katkı sağlamayı sürdüreceğimizi de ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

Fidan, enerji, ulaştırma ve bağlantısallık konularına da özel önem verdiklerini vurgulayarak, Türkiye’nin Macaristan’ı konuda önemli bir ortak olarak gördüğünü söyledi. Fidan, “Doğal gaz ve yenilenebilir enerji alanlarında yeni iş birliği projeleri üzerinde çalışmaktayız. Bu hususları enerji bakanlarımız çok detaylı biçimde kendi aralarında görüşüyorlar. Müteahhitlik firmalarımız Macaristan’daki büyük ölçekli yabancı yatırımlarda roller üstleniyor. Yeni hükümet döneminde de bu türden rollerin devam etmesi konusunda genel fikir birliği oluştu. Buna ilaveten, Türk ürünlerinin Avrupa’ya taşınması bağlamında Macaristan kritik bir rota teşkil etmekte. Bilim, teknoloji, eğitim, kültür ve turizm alanlarındaki ortak faaliyetlerimizi de ilişkilerimizin geleceğine yapılan uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz” şeklinde konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN ÜYELİK SÜRECİ AB ÜLKELERİNİN İÇ SİYASİ TARTIŞMALARINA KURBAN EDİLMEMELİ’

Macaristan’ın Türk dünyasıyla sahip olduğu tarihi ve kültürel bağların son derece önemli olduğunu ve Macaristan’ın gözlemci üye olarak Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki mevcudiyetini kıymetli bulduklarını belirten Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sayın mevkidaşımla Türkiye-AB ilişkileri ile güncel bölgesel ve uluslararası meseleleri ele alma imkanımız oldu. Türkiye-AB ilişkileri iki taraf için de kritik önem taşımakta. Genişleme sürecinin adil ve kapsayıcı olması gerektiğini her fırsatta gündeme getiriyoruz. Türkiye’nin üyelik süreci AB üyesi ülkelerin iç siyasi tartışmalarına kurban edilmemelidir diye de vurguluyoruz. Bu bağlamda Macaristan’ın liyakat temelli yaklaşımını ve Türkiye’ye verdiği geleneksel desteği de kıymetli buluyoruz.

Diğer taraftan, Avrupa’nın güvenliği Türkiye’nin güvenliğinden, ülkemizin imkan ve kabiliyetlerinden bağımsız düşünülemez fikrindeyiz. Bu gerçekliğin ortak güvenlik politikalarına daha güçlü şekilde yansıması gerektiğini tekrar etmek istiyorum. Güvenlik politikalarında kalıcı yaklaşımlara gitmeden önce, bu tartışmaların çok nitelikli yapılması gerekiyor. Aksi takdirde çok geç olabilir.”

‘TÜRK BAYRAKLI, SAHİPLİ, PERSONELLİ GEMİLERİN ETKİLENDİĞİNİ GÖRÜYORUZ’

Bakan Fidan, Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşı da görüşmede ele aldıklarını söyledi. Ukrayna’daki savaşın bölgesel ve küresel istikrara yönelik tehditlerden biri olmaya devam ettiğini belirten Fidan, başından bu yana çatışmaların Karadeniz’e sirayet etmemesini sağlamak için çalıştıklarını vurguladı. Fidan, şöyle devam etti:

“Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulamamız ve Karadeniz Tahıl Girişimi bu yaklaşımımızın somut örneklerinden oldu. Bugün ise savaşın Karadeniz’e yayılmakta olduğunu görmekteyiz. Sivil gemilere yönelik artan saldırılar bölgemizdeki can, mal, seyir ve çevre güvenliğine ciddi tehdit oluşturmakta. Karadeniz’in yeni bir çatışma cephesine dönüşmesine, bölge ülkeleri olarak, uluslararası toplum olarak asla izin vermememiz gerekiyor. Ama maalesef gördüğünüz gibi bütün cephelerde savaş yaygınlaştıkça etkisini Karadeniz’de de gösteriyor.

Bu konudaki uyarılarımızı, değerlendirmelerimizi ve çözüm önerilerimizi her iki tarafa da yapmaktayız. Ama şu anda, kışa girmeden hemen önce iki taraf da birbirlerine belli bir askeri üstünlük sağlamak için muazzam bir saldırı içerisindeler. Bu, Karadeniz’deki seyir sefer güvenliğini ciddi şekilde etkiliyor. Özellikle Türk bayraklı, Türk sahipli, Türk personelli gemilerin de bundan etkilendiğini görüyoruz. Bunun tabii diğer ülkelerin gemileriyle beraber, vatandaşlarıyla beraber durması için elimizden geleni yapıyoruz. Sadece olan gemilere karşı olmuyor. Gemilerin taşıdığı, özellikle tahılın uluslararası piyasalara ulaşamamasından dolayı, başta Afrika olmak üzere, birçok ülkede gıda güvenliği ile ilgili sorunların oluştuğunu görüyoruz. Bunu da önlemek gerekiyor.”

“GÜMRÜK BİRLİĞİ YENİLENMELİ”

Macaristan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Orban ise ülkesinin dış ilişkilerinde Türkiye’nin çok önemli bir yer kapladığını belirtti. Görüşmede enerji, savunma sanayi ve yasa dışı göç konularını ele aldıklarını aktaran Orban, “Teknik iş birliğini arttırmaya karar verdik. Stratejik ortağımız Türkiye ile yüksek düzey stratejik iş birliği toplantılarımızı seneye Macaristan’da gerçekleştireceğiz” dedi.

“Türkiye’nin bütün Avrupa için seçkin öneme sahip olduğunu” söyleyen Orban, ülkeler arasındaki ticaret hacminin 5 milyar doları aşmasından memnuniyet duyduğunu bildirdi. Türkiye-AB ilişkilerine sadece ekonomik açıdan bakmadıklarını söyleyen Orban, “AB-Türkiye arasındaki Gümrük Birliği’nin yenilenmesi gerekmekte. Macaristan bunu da tamamen desteklemektedir. Türk yatırımcıları Macar ekonomisine güven duymaktadır. Türkiye’den giderek daha fazla alanda yatırımcı gelmektedir. İster gıda, ister üretim, ister savunma sanayinde olsun, birçok alanda iş imkanı bulmaktadır ve bu arada bu da Türk girişimcilerin rekabet gücünü artırmaktadır. Enerji açısından Türkiye çok önemlidir. TürkAkım üzerinden doğal gaz arz tedariği sağlanmaktadır” diye konuştu.

Macar Silahlı Kuvvetlerinn Türkiye’den son derece modern savunma sanayi ürünleri sağladığını söyleyen Orban, iki ülkenin savunma sanayi inovasyonu konusunda diyaloglarının ilerlediğini belirtti. Ankara ve Budapeşte arasında doğrudan uçuşların başladığını hatırlatan Orban, ulaştırma iş birliğinin daha da güçlenecektiğini umut ettiklerini söyledi. Orban, “İkili havacılık anlaşmasını artık Macar Meclisi onayladı. Bunun yürürlüğe girmesiyle hava trafiği daha da artacaktır ve pratikte de biraz daha yaklaşacağız halklarımızla” dedi.

Orban, göç alanında Türkiye’nin girişimleri sayesinde birçok krizin çözümüne katkıda bulunulduğunu dile getirerek, sadece ikili değil, uluslararası alanda da çok uluslu faaliyetlerde de çok önemli çalışmalar olduğunu, NATO çerçevesindeki iş birliğine de önem verdiklerini ifade etti.

‘TÜRKİYE BAŞKA BİR ÜLKENİN TOPRAĞINA ASKER GÖNDERİP SALDIRI YAPMAYACAK’

Ortak açıklamanın ardından iki bakan, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Fidan, Mekke Ortak Savunma İttifakı ile ilgili soru üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:

“5 Ekim’de Riyad’da Olağanüstü Stratejik Siyasi Askeri Komite Toplantısı’na katıldık. Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımızla beraber, biliyorsunuz bu üç makam aynı zamanda anlaşma gereği Stratejik, Siyasi ve Askeri Komite’nin üyelerini teşkil etmekte. Diğer ülkelerden de Pakistan ve Suudi Arabistan’dan da muhataplarımız bu düzeyde katıldılar. Olağanüstü toplantıya katılmamızın ana nedenleri arasında özellikle Suudi Arabistan’ın maruz kaldığı saldırıların görüşülmesiydi ve diğer taraftan alınması gereken kurumsallaşma ile ilgili birtakım ciddi kararlar vardı. Alt heyetlerimizin devam ettirdiği çalışmalar vardı. Özellikle askeri karar yeri yapısı, sekreteryanın durumu, yeni sekreteryanın atanması gibi başlıca konular, kurumsallaşmayla ilgili maddeler arasındaydı. Bunlara ilişkin oylamalarımızı yaptık. Kararlarımızı aldık. Bunlar hızlıca hayata geçiyor.

Şunu da memnuniyetle ifade etmek gerekiyor ki, anlaşma imzalanalı çok az olmasına rağmen geçen süre, kurumsallaşma ve pratik adımlar çok hızlı bir şekilde atılıyor. Taraflar bu konuda ciddi olduklarını, somut sonuçlar görmek istediklerini ortaya koydukları iradeyle göstermiş oluyorlar.

Diğer taraftan, tabii özellikle Yemen’den yapılan saldırılara yönelik, Türkiye savunmaya ne türden katkıda bulunabilir, Pakistan’la beraber bunların da teknik değerlendirmeleri yapılıyor. Bu değerlendirmeler askeri yetkililerimiz arasında devam etmekte. Savunmaya yönelik ne türden yardımlar yapılabilir, özellikle hava savunması, elektronik harp başta olmak üzere diğer teknik konularda nasıl yardım yapılabilir, bunlarla ilgili çalışmalar devam ediyor. Askeri komiteler çalışıyor. Yani burada zaman zaman ortaya konan ucuz siyasal retoriklerin gerçeklikle örtüşmediğini de ifade etmek istiyorum. Zaten arazide, Yemen’de, Yemen meşru hükümet güçleri mevcut mücadeleyi devam ettirmekte ve Suudi Arabistan onlara destek veriyor.

Ama diğer taraftan da olayın barışla, diyalogla çözülmesi için biz elimizden geleni de yapıyoruz. Bu konuda Suudi Arabistan’ın yapıcı desteği var. Ama bunun adı bir savunma anlaşması. Bu anlaşmaya taraf olan ülke saldırıya uğradığı zaman, siz savunması için yanında olursunuz. Bu bir saldırı anlaşması değil. Türkiye başka bir ülkenin toprağına asker gönderip orada bir saldırı yapmayacak. Savunma anlaşması, Suudi Arabistan’da şu anda yaptığımız yardımların neticesi olarak, iş birliğinin neticesi olarak bir savunma iş birliği oluşturuyoruz. Bu iş birliği evrilen bir iş birliği. Askeri heyetlerimizin çalışarak alacakları kararlarla operasyon alanında ne türden savunma tedbirlerine ihtiyaç var. Pakistan ne türden katkılar yapabilir, Türkiye ne türden katkılar yapabilir, Suudi Arabistan’ın zaten büyük bir askeri teçhizat altyapısı var. Yıllar içerisinde temin ettiği, tedarik ettiği, yüksek miktarda teçhizatı, silahı, savunma unsurları var. Ama tabii ki müşterek planlama, harekat, analiz önemli. Askeri iş birliklerinin çok fazla çeşitleri var.

Diğer taraftan, bizim siyasi olarak uluslararası arenada taraflar arasında neler yapılabilir? Bölgeye daha büyük bir barış nasıl getirilebilir? Çünkü bunun İran ayağı var. İran’ın Amerika ile yürüttüğü savaş var. Bir tarafında başka konular var. Bütün bunların hepsini daha büyük bir resim içerisinde ele alarak götürmeye çalışıyoruz ama olayın Mekke Savunma Anlaşması’nda ortaya konduğu gibi, bir müttefikimiz saldırıya uğrarsa onun yanında olmanız gerekiyor. Anlaşmanın Meclis’e gönderilmesi için gerekli çalışmalar nihayete ermiş durumda. Dün Cumhurbaşkanımıza da nihai arzımızı bu konuda yaptık. Bunu en kısa sürede Meclis’e sevk etme yönünde kararımız var. Biz kendi çalışmalarımızı hemen hemen bitirmiş durumdayız.”

“MACARİSTAN AB İÇİNDE TÜRKİYE’NİN DOSTUDUR”

Türkiye’nin AB üyelik süreci ile ilgili bir soruyu Orban, “Macaristan her zaman Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yanında durdu, destekledi. Her diyaloğu hep destekledik ve destekleyeceğiz. Bölgenin istikrarı tabii ki ve somut olarak konuşmalarımızda, programında olsun, uzmanlarımızın gönderilmesi olsun, Gümrük Birliği’nin yenilenmesi, güncellenmesi olsun, AB ve de Türk vatandaşları için vize liberalizasyonu açısından kolaylığı açısından ki daha kolay gidebilsinler. Macaristan, AB içinde Türkiye’nin dostudur ve ortak menfaatlere dayalı bir yaklaşımının olmasını diliyoruz Türkiye ve AB arasında” ifadeleriyle yanıtladı.

‘GAZZE BARIŞ PLANI’NIN HAYATA GEÇMESİ İÇİN ÇALIŞIYORUZ’

İsrail’in saldırılarıyla ilgili soru üzerine Fidan şunları kaydetti:

“Gazze’de devam eden trajedinin, sorununun bulunması ve kalıcı bir barışın gelmesi için var gücümüzle çalışmaktayız. Sadece biz değil, bölgedeki ortaklarımız, uluslararası ortaklarımız da bu konuda elinden geleni yapmakta. Hem ikili hem çok taraflı hem bölgesel hem küresel ne kadar diplomasi aracı varsa, bunu kullanıyoruz. Cumhurbaşkanımız da yaptığı bütün görüşmelerde bu konuyu bir numaralı gündem maddesi olarak ayakta tuttu.

Birkaç tane katmanı var bu meselenin. Birincisi, Gazze’deki şu andaki insanlık dramının sona erdirilmesi. Yani bunun için insani yardımların mümkün olan en yüksek miktarda gitmesi, Filistin Ulusal Komitesi’nin içeriye girip yönetimi devralması ve barış anlaşmasının birinci planı gereği olarak da Uluslararası İstikrar Gücü’nün Gazze’ye yerleşmesi gibi atılması gereken adımlar var. Bu konuda özellikle Gazze Barış Planı’nın maddelerinin hayata geçmesi için çalışıyoruz. Ama defaatle de ifade ettim, bunu uluslararası toplantılarla gündeme getiriyorum. İsrail’in Gazze Barış Planı’nın uygulanmasıyla çok fazla alakası yok. Dolayısıyla yeni bir uluslararası baskı, Gazze’de devam eden bu dramın sona erdirilmesi için fevkalade önemli. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor.

Maalesef, Körfez’de ortaya çıkan savaş, son bir yıldır, Haziran 2025’ten itibaren sürekli gündemimizi meşgul eden bu savaş, Gazze’ye yönelik yürütülen, Filistin’e yönelik yürütülen çalışmaları bir noktada özellikle bölgedeki muhataplarımız nezdinde inkıtağa uğratmış gibi gözükse de biz çok yönlü dış politika çabamız, politikamız gereği buradan herhangi bir minimum sapma bile göstermiyoruz. Sürekli bunu gündemde tutuyoruz. En son biliyorsunuz, Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler’de Genel Kurul’a hitap ederken muazzam bir küresel çağrıda ve tespitte bulundu.

‘İSRAİL’İN DIŞ POLİTİKASINDA ÇOK FAZLA DEĞİŞİM OLACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM’

Bizim bundan sonra atacağımız adımları, bölgesel dinamikleri de hesaba katarak daha geniş bir perspektiften ele almamız gerekiyor. Çünkü sorun çok katmanlı bir sorun. Burada İsrail’in bölgesel yayılmacılığı, buna iten bir tarihsel background var ve İsrail’in kendi iç politika denklemi var. Yakında seçimler olacak. ‘Buradan büyük bir değişim bekliyor musunuz?’ diye bana sorduğunuz zaman, ben dış politikasında çok fazla değişim olacağını açıkçası düşünmüyorum. Ama belli zeminler daha rahat konuşulabilir, daha rahat tartışılabilir. Belli konularda daha ileri adımlar atılabilir yeni bir hükümette diye uluslararası kamuoyunun bir beklentisi de açıkçası var. Tabii bu seçimlerden dolayı belli konular beklemeye alınmış gibi gözüküyor.

Ama bu tabii ki bizim çalışmalarımızı hiçbir zaman için durdurmuyor. Yani Gazze’de devam eden dramın, Batı Şeria’da başlayan toprak çalma eyleminin hızlandırılması meselesi ve Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya yönelik planlanan sinsi operasyonların önlenmesi için her türlü çabayı biz her türlü platformda gösteriyoruz. Bu konuda hassasiyetimiz inanılmaz derecede yüksek. Sadece bir milli politika, bir inanç politikası olarak değil, rasyonel olarak stratejiye baktığınız zaman bölgedeki ve küredeki bütün fay hatlarını tetikleyen bir sıkıntı ve bunun aslında kalıcı olarak çözümüne yönelik de Türkiye’nin geliştirdiği son derece yapıcı, İsrail’in, Filistin’in, bölge ülkelerinin, herkesi içine katan, herkese güvenlik, istikrar ve mutlu bir gelecek sağlayacak olan bir vizyon, bir barış planı bizim zihnimizde var. Bunu taraflarla da konuşuyoruz. Ama tarafların bu noktaya gelmesi için başta İsrail olmak üzere yoğun bir diplomatik çabaya ihtiyaç var. Kararlı, yapıcı, sonuç alıcı çalışmalara devam edeceğiz.” (ANKA)

AKP ve DEM Parti İmralı Heyeti görüştü

DEM Parti’den yapılan açıklamaya göre, TBMM Başkanvekili Pervin Buldan ve DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar’dan oluşan DEM Parti İmralı Heyeti, AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala, Grup Başkanı Abdullah Güler ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile görüştü.

Görüşmede, sürecin geldiği aşama ve bundan sonra yapılacaklar hakkında görüş alışverişinde bulunuldu. (ANKA)

Berna Laçin serbest bırakıldı: İşte ifadesi…

Oyuncu Berna Laçin hakkında sosyal medya paylaşımı nedeniyle soruşturma başlatılmasının ardından yeni bir gelişme yaşandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından TCK’nın 216. maddesi kapsamında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla başlatılan soruşturma doğrultusunda gözaltına alınan ünlü oyuncu Berna Laçin, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığında SEGBİS aracılığıyla ifade verdi.

İFADESİ ORTAYA ÇIKTI

Oyuncu Laçin’in ifadesi ortaya çıktı. Söz konusu X (Twitter) hesabının kendisine ait olduğunu doğrulayan Berna Laçin, İzmir Karşıyakalı olduğunu ve kentle ilgili gelişmeleri yakından takip ettiğini söyledi.

Paylaşımının, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın parti değiştirmesinin ardından yaşanan tartışmalar üzerine geldiğini anlatan Laçin, Akit TV’de Prof. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu’nun İzmir’in “yeniden fethedilmesi” gerektiğine yönelik sözlerini hatırlattı.

Bu açıklamaların ardından kendisine çok sayıda mesaj geldiğini belirten Laçin, “İzmir’in başına daha önce neler geldi, İzmir’in başına tarih boyunca neler neler gelmiş, bir belediye başkanı olayı bu kadar büyütülecek bir durum değildir şeklinde açıklamaktı” ifadelerini kullandı.

‘KORKMA!’ İFADESİ İSTİKLAL MARŞI’NA ATIFTIR’

Paylaşımındaki söylemlere de açıklık getiren Laçin, “Tweetimde yer alan ‘Korkma!’ şeklindeki söylemimde İstiklal Marşı’nda yer alan ‘Korkma!’ ibaresine atıf şeklindedir. Ben İstiklal Marşı’nın bu kısmını birçok yerde kullanırım” dedi.

Paylaşımının farklı biçimde yorumlandığını savunan Laçin, İzmir’in daha önce de birçok şeyi atlattığını ve konunun büyütülmemesi gerektiğini anlatmak için böyle bir paylaşım yaptığını ifade etti.

‘TROLLER BAŞKA YERE ÇEKTİ’

Hakkındaki “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçlamasını kesin bir dille reddeden Laçin, “Benim amacım asla hiç kimseyi kin ve düşmanlığa sevk etmek değil; aksine bu tip durumların geçici olduğu, yaşanabileceği, büyütülmemesi gerektiğini izah etmekti” ifadelerini kullandı. Paylaşımındaki ifadelerin troller tarafından başka yerlere çekildiğini savunan oyuncu, “Yaptığım paylaşımda hiçbir suç unsuru bulamadım” şeklinde konuştu.

Gözaltına alınma sürecine de tepki gösteren Berna Laçin, durumun kendisi için üzücü olduğunu belirterek şunları kaydetti: “Ben hukuksuz yere içeri atılıyorum. Benim trafik cezam bile olmadığı halde, ülkemin tüm yasalarına uymama rağmen sırf bu paylaşımımdan dolayı içeri alınmam benim için çok alçaltıcı bir durum.”

İfadesinde ailesine ve geçmişine de değinen ünlü oyuncu, babasının bu ülkeye hizmet ettiğini vurgulayarak, “Ben zaten asker kızıyım” dedi. Laçin, ülkenin zararına olabilecek herhangi bir kışkırtma veya eylemde bulunmasının söz konusu olamayacağını belirterek suçlamaları kabul etmedi.

SERBEST BIRAKILDI

Berna Laçin, savcılık ifadesinin ardından tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edildi. Laçin, serbest bırakıldı.

NE OLMUŞTU?

Berna Laçin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, sosyal medya hesabından yaptığı “İzmir daha önce de işgal edildi, Korkma” şeklindeki paylaşım nedeniyle hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçu kapsamında soruşturmanın ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınmıştı.

Konu: Fon krizi… Yeni Parti, iki bakanın ismini verdi

Yeni Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a Hedef Portföy’de 170 milyon liralık işlem ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahirnur Özdemir Göktaş’ın babası Hasan Özdemir’in adına 830 milyon liralık işlemleri sordu.

Yeni Parti Genel Merkezi’nde basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Özlale, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Pazartesi gününe dek süre verdi.

Özlale, “Sayın Erdoğan pazartesine kadar sıralı liste paylaşılmazsa yine belgeli bir şekilde çok büyük meblağlarla işlem yapan AK Partili üyeleri sizle paylaşacağız” ifadesini kullandı.

Özlale, açıklamasında Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a ilişkin “Hedef Portföy’de MKK numarası 29289013 olan 170 milyon liralık işlem size ait” ifadelerini kullandı.

Özlale, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’a da şu ifadelerle seslendi.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş. Babanız Hasan Özdemir, PHE. Ve PRY fonlarında hiç işlem yaptı mı? Birçok işlem tespit ettik, hepsinin belgesi var. Bir tanesinin MKK belgeni olsun veriyorum size. 235 42 284. Babanız Hasan Özdemir ya da kendi adı, kendisi adına başkası. Bu fonlarda toplam 830 milyon liralık bir işlem gerçekleştirdi mi?”

Maltepe’de 7 katlı bina çöktü: 2 kişi hayatını kaybetti… Gözaltılar var!

Maltepe’de 7 katlı bir binanın alt katlarının çökmesi nedeniyle arama kurtarma çalışması başlatıldı.

AA’nın haberine göre; binanın çökme meydana gelmeyen üst katlarında mahsur kalanlar ekipler tarafından tahliye edildi, enkazda arama kurtarma çalışması başlatıldı.

Binanın giriş katındaki tekstil atölyesinin boş olduğu öğrenildi.

Dedektör köpeklerden de yararlanan ekiplerce enkaz altından çıkarılan 5 kişi, sağlık ekiplerine teslim edilerek çevredeki hastanelere götürüldü. Ekiplerin çalışmasıyla enkazdan 5 kişi daha çıkarılırken kurtarılan kişi sayısı 10’a yükseldi.

Ekiplerin çalışmalarında 2 kişinin ise cansız bedenine ulaşıldı.

ARAMA ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR

Enkaz altında kaldıkları değerlendirilen kişileri çıkarmak için itfaiye ekipleri 56 araç, 175 personel ve K-9 arama kurtarma köpeğiyle, AFAD ekipleri de 5 araç, 25 personel ve 2 K-9 arama kurtarma köpeğiyle çalışmalara katılıyor.

Arama kurtarma çalışmaları sırasında baygınlık geçiren itfaiye personeli hastaneye sevk edildi.

Çalışmalara bir süre ara vererek binada dinleme yapan ekiplerin arama kurtarma çalışmaları sürüyor. Polis dronuyla bölgede görevli olmayanların alanı boşaltmasına yönelik uyarıda bulunuluyor.

Öte yandan, binanın bulunduğu sokağa çıkan yollar tedbir amaçlı trafiğe kapatıldı, ekiplerin çalışabilmesi için geniş bir alanda güvenlik şeridi çekildi.

Kalan katların çökme tehlikesine karşı ekipler, binaya kontrollü giriyor.

Ayrıca, çalışmalara destek vermek amacıyla çevre belediyelerden çok sayıda iş makinesi bölgeye sevk edildi.

İSTANBUL VALİSİ GÜL: HAYATİ TEHLİKESİ OLAN YOK

İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız ile olay yerine gelerek incelemelerde bulundu.

Basın mensuplarına açıklama yapan Gül, binanın 1987 yılında inşa edildiğini, zemin artı 6 kat olduğunu, zeminin dükkan, diğer 6 katın da daire olarak kullanıldığını söyledi.

Binada toplamda 12 dairenin bulunduğunu anlatan Gül, “Nüfus sistemindeki kayıtlara göre toplam yaşayan kişi sayısı 33. Dairelerden zemin artı iki kattaki 4 daire çökme neticesinde zarar görmüş. Bunun neticesinde bizdeki kayıtlara göre 4 dairede toplam 14 kişi kayıtlı görülüyor. Bazen misafir olarak gelen hemşehrilerimiz, bazen de dairede yaşayıp dışarıda bulunan hemşehrilerimiz olabiliyor. Şu ana kadar bu 4 dairede yaşayanlardan 2 kişinin memlekette olduğunu tespit ettik. Kalan 12 kişinin 5 kişisi kurtarıldı, 7 kişiden 4 tanesiyle temas sağlandı, 3 kişinin de arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.” diye konuştu.

Gül, bundan sonraki süreçte binanın yıkım sebebi ve benzer işlerin hem adli hem de idari olarak takip edileceğini belirterek, AFAD’ın koordinasyonunda diğer bütün birimlerin desteğiyle çalışmaların sürdüğünü, tahliye edilen vatandaşların AFAD’ın temin ettiği otelde konaklayacaklarını dile getirdi.

Bir gazetecinin enkazdan çıkarılan vatandaşların sağlık durumlarını sorması üzerine Gül, “Hayati tehlikesi olan yok. Geçmiş olsun” dedi.

Vali Gül, binanın enkazında şu an itibarıyla 7 kişinin olduğunu tahmin ettiklerini, bu sayının binaya misafir gelmiş olması halinde artabileceğini, dışarıya giden olduysa da azalabileceğini dile getirdi.

Binanın ruhsatlandırılmasına ilişkin usulsüzlük bulunup bulunmadığıyla ilgili sürecin adli ve idari olarak takip edileceğini belirten Gül, “Yapılması gereken iş olabildiğince çabuk bir şekilde arama kurtarma çalışmalarını sağlıklı olarak yapmak, tahliye ettiğimiz hemşehrilerimizi barındırmak, yaralı hemşehrilerimizin tedavisiyle ilgili çalışmalar yapmak. Buna yoğunlaştık” dedi.

Gül, çökme meydana gelen yapının çevresindeki riskli binaların da boşaltıldığını, alanı olabildiğince stabil hale getirmeye çalıştıklarını sözlerine ekledi.

Öte yandan Vali Gül, yaralı vatandaşların tedavi gördüğü Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’ne geldi. Yaralıların sağlık durumlarına ilişkin doktorlardan bilgi alan Gül, vatandaşlara ve ailelerine geçmiş olsun dileklerini iletti.

SORUŞTURMA BAŞLATILDI

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konuyla ilgili soruşturma başlatıldı.

Soruşturma kapsamında, bir cumhuriyet başsavcı vekili ve bir cumhuriyet savcısı görevlendirildi.

2 MÜLKİYE MÜFETTİŞİ GÖREVLENDİRİLDİ

İçişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre, binanın planlaması, inşası ve tadilatı süreçlerinde kamu görevlilerinin varsa ihmali, kusuru ve sorumluluğunu tespit etmek için 2 mülkiye müfettişi görevlendirildi.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de konuya ilişkin yaptığı paylaşımda, “Olayın bütün yönleriyle aydınlatılması için görevlendirdiğimiz 2 mülkiye müfettişimiz çalışmalara başlamıştır.” ifadelerini kullandı.

ENKAZDAN ÇIKAN VATANDAŞTAN AÇIKLAMA

Bina sakinlerinden Tolga Gülpınar, gazetecilere yaptığı açıklamada, itfaiye ekiplerinin mobil asansörüyle tahliye edildiğini belirterek, “Çökme sırasında evde yalnızdım. Çökmenin etkisiyle uyandık. Mümkün olduğunca aklıselim ve sakin bir şekilde kalıp işimizi zorlaştırmadan dışarı tahliye olmaya çalıştık. İtfaiye ekipleri de bizi tahliye etmek için ellerinden geleni yaptı, biz de onlara yardımcı olmaya çalıştık.” dedi.

Kendisinin binadan itfaiye ekiplerinin mobil asansörü sayesinde çıkarıldığını aktaran Gülpınar, binanın eski olduğunu ve daha önce kentsel dönüşüm için komşularıyla birlikte girişimde bulunduklarını anlattı.

“Yarısı Bizden” kampanyasından yararlanmak için apartman sakinleriyle birlikte müteahhitlerle görüştüklerini, ancak bunu bir anlaşmayla sonuçlandırmadıklarını belirten Gülpınar, “Niyetlendik ama sonuçlandırmadık. Keşke bağlasaydık.” diye konuştu.

Binanın alt katındaki iş yerinde geçmişte kolon kesildiği veya söküldüğü yönündeki iddialara ilişkin yorum yapmak istemediğini belirten Gülpınar, şahit olmadığı bir konuda kimseye ağır ithamda bulunmak istemediğini, uzmanların inceleyeceğini ve gereğinin yapılacağını kaydetti.

Binada daha önce bazı çatlakların bulunduğunu da aktaran Gülpınar, bazı komşularının çökme öncesinde çatırdama sesleri duyduğunu söylediğini ancak kendisinin bu seslere şahit olmadığını anlattı.

Çökme sırasında başına beton parçasının düştüğünü, sağlık ekiplerinin kendisine müdahale ettiğini aktaran Gülpınar, “Evimiz bu haldeyken benim ufacık bir yaram ne ki. Bizim evimiz, yuvamız. Hepimiz için acı bir durum.” şeklinde konuştu.

2 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

çökmesine ilişkin soruşturmada, binanın mimarı H.B. ile şantiye şefinin de aralarında bulunduğu 2 kişi gözaltına alındı.

1960 doğumlu H.B.’nin yanı sıra yapı izin belgesinde imzası bulunan görevlilerin de kimliklerinin tespit edilmesi ve şüphelilerin ifadelerinin alınmasının ardından yeniden talimat alınması için çalışma başlatıldı.

Fransa’da hükümetin çözüm sözü öğrenci eylemlerini durduramadı: 224 lise kapalı

Fransa’da öğretmen açığı, okulların fiziki koşulları ve eğitim sistemindeki kaynak yetersizliğine karşı başlayan öğrenci protestoları üçüncü haftasına girdi. Fransa Eğitim Bakanlığı, sabah saatlerinde ülke genelinde 224 lisenin tamamen kapalı olduğunu, daha önce kapanan 151 lisenin ise kısmen yeniden açıldığını bildirdi.

Öte yandan Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, hükümetin öğrenci protestolarına yanıt olarak yürüttüğü çalışmaların ekim sonuna kadar sonuçlandırılacağını belirterek, “İstediğim şey somut, hızlı ve finanse edilmiş yanıtlar” dedi.

Paris’teki Helene-Boucher Lisesi önünde öğrenciler çöp konteynerleriyle barikat kurarken, polis ile göstericiler arasında arbede yaşandı. Öğretmenler ve sendikaların da destek verdiği öğrenci gösterilerinin bugün Paris’teki Bastille Meydanı dahil çeşitli noktalarda sürmesi bekleniyor.

LECORNU’DAN AY SONUNA KADAR ÇÖZÜM SÖZÜ

Fransız Başbakan Lecornu, dün gece yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında hükümetin öğrencilerin taleplerine ekim ayı sonuna kadar “somut, hızlı ve tamamen finanse edilmiş yanıtlar” sunacağını açıkladı. Lecornu, alınması planlanan önlemlerin içeriğine ilişkin ise ayrıntı vermedi.

Öğrencilerin şikayetlerini ve taleplerini iletmeleri amacıyla hükümet tarafından oluşturulan çevrim içi platforma da ilk iki günde 43 binden fazla başvuru yapıldı.

POLİSİN SES VE ŞOK ETKİLİ BOMBALARI KULLANMASI YASAKLANDI

Üç haftadır devam eden gösteriler yüzlerce kişinin gözaltına alınmasına ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açarken, çevik kuvvet polisinin genç göstericilere yönelik güç kullanımı ülkede tartışma yarattı. Hükümet dün, protestolara müdahalede ses ve şok etkili bombaların kullanımını yasakladı. Hafta başında, polisin fırlattığı sersemletici bombayı eline alan bir eylemci elini kaybetmişti. Fransa’da 17 Ekim tarihi için sendikalar dahil farklı gruplardan geniş katılımlı yeni bir eylem çağrısı yapılıyor. (ANKA)

Fransa’da hükümetin çözüm sözü öğrenci eylemlerini durduramadı: 224 lise kapalı

https://t.co/NyYhdGLtEO https://t.co/bMbe9twNzZ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 8, 2026

Asgari ücret zammı ne kadar olacak? İşte masadaki 5 senaryo…

Milyonlarca çalışanı doğrudan ilgilendiren 2027 yılı asgari ücretine ilişkin hesaplamalar gündeme gelmeye başladı. Aralık ayında yapılması beklenen Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantıları öncesinde, enflasyon tahminleri üzerinden olası zam oranları hesaplandı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) eylül ayı verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 29,73, yılın ilk dokuz ayındaki enflasyon ise yüzde 24,32 olarak gerçekleşti.

Açıklanan verilerin ardından gözler, yıl sonu enflasyon beklentilerine ve yeni yılda çalışanların maaşlarına yapılabilecek artışa çevrildi.

Halen net 28 bin 75 TL olarak uygulanan asgari ücret üzerinden yapılan beş farklı hesaplama, zam oranına bağlı olarak yeni ücretin 35 bin 936 TL ile 36 bin 608 TL arasında değişebileceğini gösterdi.

ASGARİ ÜCRETTE 5 FARKLI ZAM HESABI

Ekonomi yönetiminin hedefleri ve çeşitli kurumların enflasyon beklentileri esas alınarak hazırlanan senaryolarda, asgari ücrete yüzde 28 ile yüzde 30,39 arasında zam yapılması ihtimali değerlendirildi.

Söz konusu oranların mevcut net ücrete yansıtılmasıyla ortaya çıkan rakamlar şöyle:

Merkez Bankası enflasyon tahminine göre:

Zam oranı: Yüzde 28

Yeni net asgari ücret: 35.936 TL

Zam tutarı: 7.861 TL

Orta Vadeli Program (OVP) tahminine göre:

Zam oranı: Yüzde 28,4

Yeni net asgari ücret: 36.049 TL

Zam tutarı: 7.973 TL

TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre:

Zam oranı: Yüzde 29,61

Yeni net asgari ücret: 36.389 TL

Zam tutarı: 8.313 TL

AA Finans Beklenti Anketi’ne göre:

Zam oranı: Yüzde 29,66

Yeni net asgari ücret: 36.403 TL

Zam tutarı: 8.327 TL

Finansal Kurumlar Birliği tahminine göre:

Zam oranı: Yüzde 30,39

Yeni net asgari ücret: 36.608 TL

Zam tutarı: 8.532 TL

EN YÜKSEK SENARYODA ZAM 8 BİN 500 LİRAYI AŞIYOR

Beş farklı hesaplama arasında en yüksek artış, yüzde 30,39’luk zam oranıyla Finansal Kurumlar Birliği tahminine dayanan senaryoda ortaya çıktı.

Bu oranın uygulanması halinde asgari ücretin 8 bin 532 TL artarak 36 bin 608 TL’ye yükselmesi öngörülüyor.

En düşük artışın hesaplandığı yüzde 28’lik senaryoda ise net asgari ücret 35 bin 936 TL seviyesinde kalıyor.

Böylece en düşük ve en yüksek zam senaryoları arasında 672 TL’lik fark oluşuyor.

ZAM ORANI NASIL BELİRLENECEK?

Asgari ücrette yapılacak artışın belirlenmesinde enflasyon verilerinin yanı sıra çalışanların alım gücü, geçim koşulları ve işverenlerin maliyetleri de gündeme gelecek.

Ancak enflasyon tahminleri üzerinden yapılan bu hesaplamalar, kesinleşmiş bir zam oranı ya da komisyona sunulmuş resmi bir teklif niteliği taşımıyor.

Nihai rakam, işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinin yer aldığı Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun görüşmeleri sonucunda belirlenecek.

GÖZLER ARALIK AYINDAKİ TOPLANTILARDA

2027 yılında uygulanacak asgari ücretin belirlenmesi için komisyonun aralık ayında bir araya gelmesi bekleniyor.

İlk toplantının aralık ayının başında yapılması öngörülürken, tarafların zam oranına ilişkin görüş ve taleplerini bu süreçte masaya taşıması bekleniyor.

Görüşmelerin tamamlanmasının ardından yeni asgari ücretin aralık ayının sonuna kadar açıklanması ve 1 Ocak 2027 itibarıyla yürürlüğe girmesi öngörülüyor.leniyor.

Tera Yatırım’ın dikkat çeken BlackRock bağlantısı

VERYANSIN TV

Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi, “Açıklıyoruz: BlackRock ve Fon Krizi | Devlet Kurumları Birbirine Girdi | Kilit İsmin Şüpheli *lümü” başlıklı YouTube yayınında, Türkiye’nin gündemine yerleşen fon krizine ilişkin yeni ayrıntılar paylaştı.

Çelebi, Tera Yatırım’ın Borsa İstanbul’daki piyasa araştırmaları konusunda dünyanın en büyük varlık yönetim şirketlerinden BlackRock’a hizmet verdiğini söyledi.

Söz konusu bilgi, BlackRock’ın Türkiye ile son dönemdeki temaslarını da yeniden gündeme getirdi.

ERDOĞAN, BLACKROCK CEO’SU İLE GÖRÜŞMÜŞTÜ

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27 Mart 2026 tarihinde BlackRock CEO’su Larry D. Fink’i Dolmabahçe’de kabul etmişti.

Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmede Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Üst Düzey Yöneticisi Alois Zwinggi de yer almıştı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da görüşmeyi kamuoyuna duyurmuştu.

ASELSAN’I SATIN ALACAKLARI İDDİA EDİLMİŞTİ

Amerikalı yatırım fonu BlackRock’ın Türk savunma sanayisi şirketlerinden ASELSAN’ı satın almak istediğine yönelik iddialar gündeme gelmişti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), “ASELSAN’ın ABD menşeili bir şirkete satılacağına” dair iddiaları resmi X hesabından yazılı olarak yalanlamıştı.

Açıklamada, “Türkiye’nin savunma sanayiindeki yerli ve milli gücünün en önemli sütunlarından biri olan ASELSAN gibi stratejik öneme sahip milli bir değerimizin yabancı bir şirkete satılması ya da devredilmesi söz konusu değildir.” denilmişti.

BlackRock, ASELSAN’ın (ASELS) toplam şirket sermayesindeki doğrudan sahiplik payının yaklaşık yüzde 1,24’ünü elinde bulunduruyor.

BLACKROCK NEDİR?

ABD’de faaliyet alanlarının genişliği nedeniyle adeta finans dünyasının “İsviçre çakısı” olarak tanımlanan BlackRock; kurumsal yatırımcılık, varlık ve para yönetimi ile özel sermaye gibi çok sayıda alanda faaliyet gösteriyor.

Şirketin yatırım ağı yalnızca Apple, Microsoft, Facebook ve Lockheed Martin gibi küresel şirketlerle sınırlı değil. BlackRock, Chase ve Goldman Sachs gibi büyük bankalarda da önemli hisselere sahip. Şirketin dünya genelindeki toplam yatırımlarının büyüklüğü ise 15 trilyon doları aşıyor.

BlackRock, bugün de şirketin CEO’luğunu sürdüren Larry Fink tarafından 1988 yılında kuruldu. Şirketin finans dünyasındaki en önemli araçlarından biri ise “Alaaddin Risk Yönetimi Sistemi” olarak bilinen yazılım. Bu sistem aracılığıyla ABD Federal Rezervi ve Avrupa merkez bankaları dahil olmak üzere 18 trilyon dolarlık varlık portföyü gözetim altında tutuluyor.

NASIL BİR NUMARA OLDU?

BlackRock’ın büyüme hikâyesinde ekonomik krizlerin ayrı bir yeri bulunuyor. Şirket, kuruluşundan bu yana özellikle kriz dönemlerinde üstlendiği rollerle dikkat çekiyor.

BlackRock’ın kurtarma süreçlerine dahil olduğu şirketlerin hemen hemen hepsinde hisse sahibi olması da dikkat çekiyor. Şirketin yönettiği varlıkların hacmi kriz dönemleriyle birlikte katlanarak büyürken BlackRock zaman içerisinde devlet fonları, büyük yatırımcılar, emeklilik fonları ve maliye bakanlıklarına danışmanlık yapan bir yapıya dönüştü. Böylece finans sektöründe şirketin müdahil olmadığı alan neredeyse kalmadı.

BlackRock’ın oluşturduğu ESG (Çevre, Sosyal, Yönetimsel sorunlar) puanlama sistemi ise şirketlerin sosyal sorunlara ne ölçüde duyarlı olduğunu değerlendiriyor. Sistem, yatırımcılara şirketlerin ne kadar “güvenli” olduğuna ilişkin değerlendirmeler sunuyor.

Ancak sistemin amacı olumlu görünse de bazı çevreler BlackRock’ın ESG aracılığıyla küresel nüfuzunu artırdığı görüşünde.

ABD’DEN AVRUPA’YA SİYASETLE İLİŞKİSİ

BlackRock’ın siyaset dünyasıyla kurduğu ilişkiler de yıllardır tartışılıyor. Şirketin komplo teorisyenlerinin dikkatini çekmesinin nedenlerinden biri de siyasete müdahale ettiği yönündeki iddialar.

Washington merkezli Campaign for Accountability isimli STK’nin 2019 yılında yayımladığı araştırmada, BlackRock’ın devlet düzenlemelerinden kurtulabilmek amacıyla yoğun ve agresif lobicilik faaliyetleri yürüttüğü öne sürüldü. Araştırmada, şirketin dünyanın en büyük finans firması haline gelmesinde söz konusu faaliyetlerin etkili olduğu savunuldu.

BlackRock’ın lobicilik faaliyetleri özellikle 2016 ABD seçimleri döneminde kamuoyunun dikkatini çekti. Demokratların adayı Hillary Clinton’a bir dönem danışmanlık yapan Cheryl Mills ve Michael Pyle, daha sonra BlackRock bünyesinde görev aldı. Joe Biden’ın 2019 yılında, ABD seçimleri öncesinde BlackRock’a yaptığı ziyaret de dikkat çekti. Biden’ın daha sonra Ulusal Ekonomi Konseyi’nin başına getirdiği Brian Deese, göreve başlamadan önce BlackRock’ta çalışıyordu. Deese, BlackRock’a geçmeden önce ise Obama döneminde danışmanlık görevinde bulunmuştu.

Biden hükümetinin Hazine Bakanı Janet Yellen ile çalışan bakanlık müsteşarı Adewale Adeyemo da 2017-2019 yılları arasında BlackRock CEO’su Larry Fink’in danışmanlığını yaptı. Biden’ın daha sonra Hazine Bakanlığı kadrosuna dahil ettiği ve Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili ekonomi politikaları üzerinde çalışacak olan Eric Van Nostrand da BlackRock yönetim kurulundan geliyordu.

BlackRock’ın siyasetle kesişen ilişkileri yalnızca ABD ile sınırlı değil. Güncel bir örnek olarak Almanya’nın mevcut Hristiyan-Demokrat Şansölyesi Friedrich Merz, aktif siyasetin dışında bulunduğu dönemde dünyanın en büyük varlık yönetim şirketlerinden BlackRock ile doğrudan çalıştı. Merz, 2016-2020 yılları arasında BlackRock’ın Almanya Denetim Kurulu Başkanı olarak, şirketin ülkedeki en üst pozisyonunda görev yaptı.

İSRAİL’LE BAĞLANTILARI

BlackRock’ın küresel faaliyet ağında İsrail de önemli bir yer tutuyor.

Şirket, kendi açıklamasına göre 2016 yılından bu yana İsrail’de faaliyet gösteriyor ve ülkedeki kurumlara, finans profesyonellerine ve bireysel yatırımcılara çeşitli yatırım ürünleri sunuyor. BlackRock’ın İsrail yapılanmasının başında Anath Levin bulunuyor.

Şirketin kurucusu ve CEO’su, Larry Fink’in de İsrail kuruluşlarıyla uzun yıllara dayanan ilişkileri bulunuyor.

‘KÜÇÜK İSRAİL’

Yahudi asıllı Amerikalı bir iş insanı olan Larry Fink, kariyerine 1976 yılında Wall Street’teki yatırım bankası First Boston’da başladı. Fink’in bu dönemde kurduğu ve başında olduğu tahvil ticaret ekibinin büyük bir kısmı Yahudi çalışanlardan oluşuyordu. Dönemin Wall Street ortamında, firmadaki diğer çalışanlar bu yoğunluk nedeniyle Fink’in çalışma masasına ve departmanına “Küçük İsrail” lakabını takmıştı.

Adele biraz kilo vermiş

Av. Göksel Kırar yazdı…

Hayatımıza genç yaşında o gür sesiyle girmişti Adele. Hepimizde, hayatı müzikten ibaret bir genç kız izlenimi bırakmıştı; biraz kiloluydu ve “show” dünyasında göze hitap edecek pek bir tarafı yok gibiydi. (Güzellik algısını kuşaklar boyunca kafamıza zerk eden koca bir endüstri varken, başka türlü olması mümkün müydü?)

Bu “kadife” sesli yetenekli kadın, azmederek “fazla kilolarından” kurtulmuş. Son birkaç yıldır medyada gördüğümüz durum bu.

(Aylardan şubat. Serseri bir yağmur geceden beri durmuyor. Üçyol’da sabah trafiği ağır ağır akarken radyodan bir ses geliyor. Amy Winehouse…Müthiş bir vokal. İzmir trafiğinde yağmur sürerken, az önce duyduğum ses güneş açtırmaya yetmişti. Adele’den söz edip de Amy Winehouse’u anmadan geçmek olmazdı.)

Adele biraz kiloluydu, şimdi fit.

Her şeyin birazı olabilir elbette. 

Mesela bugün biraz yorgun olabilirsiniz, biraz sinirli ya da biraz neşeli; biraz kıskanç, biraz varlıklı, biraz borçlu, biraz kibirli, biraz müşkülpesent, biraz tembel, biraz paragöz, biraz hayalperest olabilirsiniz. Biraz duygusal, biraz acımasız, biraz cimri, biraz korkak, biraz ayran gönüllü; biraz temkinli, biraz umursamaz, biraz unutkan, hatta biraz intikam şehvetine kapılmış olabilirsiniz…

Ama asla “biraz adil” olamazsınız. 

Adalet biraz olmaz. Çünkü biraz adalet çoğu zaman adaletsizliğin başka adıdır. (Konuya gireceğiz diye kelime oyunlarıyla laf ebeliği yapıp Sunay Akın havasına girmedik umarım. Allah’ım sen koru.)

Devletin insan bedenine benzetilme metaforu yeni değil elbette. Eflatun’dan Hobbes’a kadar pek çok düşünür, devleti, organları farklı görevler üstlenen bir organizma olarak tasavvur etti. Modern devlet bu organizmayı daha da büyüttü; ama bütün organların ortak ihtiyacı değişmedi: adalet.

Sanayi Devrimi sonrasında devlet yalnızca savaşan, vergi toplayan ve hükmeden bir yapı olmaktan çıkmıştı; toplumun giderek daha fazla alanına yayılan karmaşık bir organizmaya dönüştü. 

Devletin bütün organları farklı iş yapabilir ama adalet, hepsinin ortak dolaşım sistemidir.

Bu hassas teraziyi bozan ülkelerin akıbeti çoğu zaman tarihin çöplüğü olmuştur. Sovyetlerin yıkılışını salt iktisadi arızaların sonucu olarak görmek, on yıllar boyu süren halktan kopuk bürokratik katılığa eklenen ayrıcalığın getirdiği adaletsizliği hafifletir. Kitlelere vaat edilen o “eşitlikçi” düzenin ruhunda öyle bir yara açılır ki, bir noktadan sonra ekonominin rakamlarının düzelmesi, üretimin sürmesi, hatta hayatın görünürde olağan akışına dönmesi bile tek başına yeterli olmaz.

ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu küresel itibarın kaynaklarından biri de kendi hukuk düzenini, sıradan vatandaşın da en güçlü yöneticinin de hesap vermek zorunda olduğu bir sistem olarak sunabilmesiydi. 

Oysa bugün ABD’nin kendi iç sorunlarının başında hala yüzyıllardır süregelen ırkçılık vardır.  (‘Amerikan Adaleti’nin ilmek ilmek örüldüğü geçen yüzyılda, Muhammed Ali’nin altın madalyasını Ohio Nehri’nin sularına fırlatıp atması boşuna mıydı?) 

Bugün birkaç saniyede ulaşabildiğimiz haber akışlarıyla dünyanın dört bir yanındaki insanlık dışı muameleleri görüyor, insanlığın vicdanındaki “adalet” duygusunun nasıl sarsıldığını izliyoruz; bedeli çok ağır olsa da…

ADALET AMA KİMİN İÇİN?

Toplum olarak, günlük yaşamımızda bir banka ya da market sırasında beklerken bile haksızlığa gelemeyen bir damar taşıyorken, “devlet”in bütün vatandaşlarına adil olmasını beklemek kadar doğal ne olabilir? 

“Adaletin tecellisi” bizde devletten istenen ve onun bizim adımıza yerine getireceğini umduğumuz bir kavram olarak yüzyıllar boyunca devlet anlayışımızın önemli bir parçası olmuştu. Celali isyanlarının arkasındaki hoşnutsuzlukta da bunun izlerini görmek mümkündür. Üstelik mesele yalnızca halkın devletten adalet beklemesi değildi; Osmanlı’nın bir dünya imparatorluğu olduğu o yüzyıllarda bile, hükümdarın gücünü kanun ve adaletle birlikte anan bir devlet anlayışı vardı; Kanuni Sultan Süleyman da bunun tarihe geçmiş simalarındandı. (Yazının bu kısmını okuyan Neo-Osmanlıcılar huşu içinde kendinden geçebilir.)

Cumhuriyet’in temelinde ise kimsesizlerin kimsesi olan, savcılarının Türk köylüsünün sabanından tutun da Bingöl dağlarında nafakalarını bekleyen öksüzlere kadar sorumlu olduğu bir düzen hedeflenmişti. 

Bu yüzden değişen dünya ve toplum ihtiyaçlarına cevap verecek devrimlerin yargıyı kapsamaması düşünülemezdi. 

AKP, bu mirası seçimlerle devralan, üstelik adında adaleti taşıyan bir siyasi parti olarak, çeyrek yüzyıldır hükümet etmekte.

Bunu yaparken adalet fikrini yalnızca hukukî değil, aynı zamanda dinî bir sorumluluk olarak da anlattı Türk seçmenine. Hz. Ömer adaletinden, adil yönetimin dindeki öneminden yıllarca söz edildi.

Bugün geldiğimiz noktada ise adalete dair inancın ve beklentinin toplum nezdinde ağır biçimde aşındığını, her gün yeni bir haberle görüyoruz.

Oysa AKP, iktidara gelirken toplumun dışında bırakılmış, gelir dağılımındaki bozukluğun bedelini ödeyen kesimlerin sözcüsü olduğu iddiasındaydı.

Ve geçen yıllar bize, bizim o büyük hastalığımızın fırsat bulduğu anda yeniden bütün vücudumuzu ele geçirebildiğini gösterdi: Adaleti yalnızca kendimiz için istemek.

Asıl tehlike ise bunun bir süre sonra toplumun adalet duygusunu aşındırmasıdır. İktidar, adaleti kendinden yana olanlar için başka, karşısında duranlar için başka uyguladıkça, insanlarda yalnızca bugünün haksızlıklarına değil, yarının adil olabileceğine dair inanç da zarar görür. Bir toplum, adaletin herkes için değil, kimin tarafında olduğuna göre değiştiğine inanmaya başladığında, geleceğe dair ortak bir düzen fikrini de kaybetmeye başlar.

Sağ-muhafazakâr mahallenin mürekkep yalamış “münevverleri”, İbn-i Haldun’u örnek vermeyi pek sever. Adını taşıyan bir üniversite bile kuruldu. Ne var ki adaletsizliğin devletleri çöküşe götürdüğünü söylediği yere gelince, bu büyük filozofu hatırlayan pek olmaz. Aynı durum, hükümetin milliyetçi ortağının sahiplenmekten hoşlandığı Nizamülmülk için de geçerli. Onun devlet yönetiminin temeline “adalet”i yerleştirdiğini hatırlamak bugün pek işlerine gelmiyor.

Toplumlar da bireyler gibidir. Uğranılan haksızlıklar, adalet yerini bulmadıkça, kuşaktan kuşağa geçen ırsî bir hastalık gibi toplumu esir alabilir.

AKP iktidarının asıl büyük başarısızlığı da burada yatıyor. Kendi tarihsel ve düşünsel mirasının merkezinde bulunan adalet fikrini bile çifte standarttan kurtaramıyor. 

Buna razı olmak zorunda değiliz.

Bu ülkenin bugününde ve yarınında söz hakkı olan herkesin, eşitliği gözeten, toplumsal refahın adil dağılımını savunan ve karşısında kim olduğuna bakmaksızın aynı ölçüyü uygulayan bir adaleti savunma hakkı vardır. İktidarın gücü, bu hakkı ortadan kaldırmaz.

Adele biraz kilo vermiş olabilir. Biraz alabilir de. Hiç önemli değil.

Çünkü adalet, bizim tarafımızın kazandığı yerde başlayan bir şey değildir.

Biraz adalet yoktur. Adalet vardır.

Ve galiba bizden istenen de biraz daha adalet değil; adaleti kendi tarafımıza göre eğip bükmemektir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde üst düzey istifalar

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesinin yankıları sürerken, belediye bünyesinde görev yapan isimlerden de peş peşe istifa açıklamaları gelmeye devam ediyor.

Tugay’ın yakın çalışma arkadaşı olarak bilinen İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Vekili ve Meclis 1. Başkan Vekili Levent Yıldır, görevlerini bırakma kararı aldı.

Yıldır’ın, belediye meclisindeki temsilini bağımsız meclis üyesi olarak sürdüreceği aktarıldı.

Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi 2. Başkan Vekili Elvin Sönmez de, Tugay’ın AKP’ye geçmesinin ardından görevinden istifa etti.

Esenyurt’ta lisede bıçaklı kavga: Gözaltı ve yaralılar var!

Esenyurt’ta bir lisede öğrenciler arasında çıkan kavgada 2 öğrenci bıçakla yaralandı. A.Ç. (16) isimli öğrenci gözaltına alınırken yaralı öğrenciler hastaneye kaldırıldı.

Olay, bugün Barbaros Hayrettin Paşa Mahallesi’nde bulunan lisede meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, aynı sınıfta öğrenim gören öğrenciler arasında tartışma çıktı.

Tartışmanın kısa sürede kavgaya dönüşmesi üzerine A.Ç., A.E.A. (15) ve E.E.A.’yı (14) bıçakla yaraladı.

İhbar üzerine olay yerine ekipler sevk edildi. Yaralanan öğrenciler sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Saldırıyı yaptığı belirlenen A.Ç. ise gözaltına alındı. Olayla ilgili inceleme başlatıldı.

Ankara’da uygulama noktasında silahlı saldırı: Bir polis memuru şehit oldu

Ankara Valisi Yakup Canbolat, Pursaklar ilçesinde bir polis memurunun şehit olduğu silahlı saldırıya ilişkin açıklama yaptı.

Canbolat, olayın saat 23.20 sıralarında Karacelenören TOKİ yolu üzerindeki şok uygulama noktasında meydana geldiğini belirtti.

Durdurulan araçta üç kişinin bulunduğunu aktaran Canbolat, polis memuru ile gece bekçisinin araçtakilerin kimlik kontrollerini yaptığı sırada arka koltukta bulunan kişinin araçtan çıkarak polis memuruna iki el ateş ettiğini söyledi.

POLİS MEMURU AHMET TÜRKOĞLU ŞEHİT OLDU

Vali Canbolat, “Polis memurumuz Ahmet Türkoğlu’nu maalesef yapılan tüm müdahalelere rağmen kaybettik. Kahraman polisimiz şehit oldu. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz” dedi.

Saldırının ardından aracın olay yerinden kaçtığını belirten Canbolat, araçta bulunan diğer iki kişinin daha sonra yakalandığını açıkladı.

SALDIRGAN İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNDU

Canbolat, saldırıyı gerçekleştiren kişinin ise olayın ardından kendisini vurarak intihar girişiminde bulunduğunu belirterek, “Kendisine şu anda müdahale ediliyor ancak durumu ağır görünüyor” ifadelerini kullandı. (ANKA)

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AKP’ye katıldı: Rozetini Erdoğan taktı

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AKP Genel Merkezi’ne geldi.

Tugay, gazetecilerin “Bir mesajınız var mı?” sorusuna “İzmir’i çok seviyorum” yanıtını verdi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AKP Genel Merkezi’nde https://t.co/Eh70eUE4US

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 7, 2026

18 Haziran’da CHP’den istifa eden Tugay, AKP’ye katıldı. Tugay’a rozetini, parti Genel Merkezi’ndeki “AK Parti Milletvekilleri ile Yasama Yılı Açılış Toplantısı”nda Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan taktı.

Tugay, yaptığı konuşmada şunları kaydetti:

“İzmir’de büyüdüm. Mütevazı bir ailenin çocuğuyum. Doktor oldum, 30 yıl hekimlik mesleğiyle ülkeme hizmet ettim. Ve bir büyüğümüz dedi ki, ‘Milletimize en iyi hizmet siyasettir’. Bu sözden sonra ülkeme hizmet için siyasete dahil oldum. Ama en iyi siyasetin de hizmet olduğunu çok kısa sürede anladım ve hep buna inandım.

7,5 yıldır belediye başkanıyım. Önce Karşıyaka’da, sonra İzmir Büyükşehir’de. Görev sürem boyunca tüm hemşehrilerimize hiçbir vatandaşımızı diğerinden ayırmadan hizmet ettim. Zorda, yoklukta, darlıkta olan insanlarımıza özellikle sahip çıkmaya çalıştım. En küçüğünden en yaşlısına, tüm vatandaşlarımız benim ailem oldu. İzmir’in 30 ilçesi, bin 390 mahallesi benim evim oldu, yuvam oldu. İzmirimiz çok kıymetli bir şehirdir. İzmirimizin insanları vatanseverdir. Milletine, manevi değerlerine çok düşkün insanlardır. Böyle bir şehre ve o şehrin insanlarına hizmet etmek elbette şereftir.

‘CUMHURBAŞKANIMIZIN LİDERLİĞİNDE…’

Siyaseti neden yapıyoruz? Neden yaptığımızı bir büyük lider şöyle tarif etti konuşmalarında: ‘Biz kimin hakkını savunmak için siyaset yapıyoruz? Biz bu ülkenin kenar mahallelerinde unutulmuş gariplerin, yoksulların, hakkı yenmiş mazlumların, çiftçinin ve esnafın hakkını korumak için siyaset yapıyoruz. AK Parti kimsesizlerin kimsesidir.’ Bu sözler, Türkiye Cumhuriyeti’nin son 25 yılına damgasını vurmuş büyük liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleridir.

Tam burada şunu söylemek isterim. Her İzmirli bilir ki, cumhuriyete samimiyetle sahip çıkan siyasetçi kimsesizlerin kimsesi olmak için çalışandır. Ben huzurlarınızdayım bugün. İnanarak ve güvenerek katıldığım bu çatının altında, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde büyük ve güçlü bir Türkiye ile kutuplaştırmadan ve ayrıştırmadan kurtulmuş bir millet için bu yola baş koymuşların yoluna refik olmak üzere aranıza geldim. Yunus Emre misali, ‘Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim’.

İnşallah 30 yılı aşan bir devlet yönetimi tecrübesine sahip Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve aynı deneyime sahip AK Parti ailesinin kıymetli desteğiyle İzmir’i ayağa kaldırmak, sorunlarını çözmek ve şehrimizi adeta yeniden inşa etmek üzere yola çıkıyoruz. Hiç şüphem yok, yerel yönetim, merkezi hükümet uyumu ve iş birliğiyle çok güzel işler başaracağız. Ancak en önemli şeyin milletimizin güvenini kazanmak, gönlünü yapmak olduğunu da hiçbir zaman unutmayacağız, hiçbir zaman unutmayacağım.

Hoş geldik ve hoş bulduk saygıdeğer Cumhurbaşkanım ve kıymetli AK Parti ailesi. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Hürmetle, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”

AKP’ye geçen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay:

“Siyaseti neden yapıyoruz? Neden yaptığımızı bir büyük lider şöyle tarif etti konuşmalarında:

‘Biz kimin hakkını savunmak için siyaset yapıyoruz? Biz bu ülkenin kenar mahallelerinde unutulmuş gariplerin, yoksulların, hakkı yenmiş mazlumların, çiftçinin ve esnafın hakkını korumak için siyaset yapıyoruz. AK Parti kimsesizlerin kimsesidir.’

Bu sözler, Türkiye Cumhuriyeti’nin son 25 yılına damgasını vurmuş büyük liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleridir.”

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 7, 2026

Fon soruşturmasında Fatma Betül Sayan Kaya hakkında soruşturma izni! Eşiyle birlikte ifade verecek…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturması kapsamında, hesapları dondurulan Fatma Betül Sayan Kaya hakkında soruşturma izni verildi.

Sözcü TV’nin haberine göre Kaya’nın ifadesi, hakkında mal varlığı tedbiri uygulanması ve ardından yatırımlarının ana para dışındaki bölümünü TMSF’ye iade etmesinin ardından soruşturmanın yeni aşaması olacak.

Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın adı, sermaye piyasasındaki bazı hisse ve fon işlemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gündeme geldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaya çifti dahil bazı kişilerin mal varlıklarının dondurulması için ilgili kurumlara yazı gönderdi. Bu işlem, Kaya’nın soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla incelendiği anlamına geliyor.

Kaya’nın adı özellikle Özata Denizcilik hisselerindeki işlemler nedeniyle gündeme geldi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Kaya’nın yaklaşık 63,4 milyon liralık yatırım karşılığında yaklaşık 1,34 milyar lira, eşi İlyas Kaya’nın ise yaklaşık 99,7 milyon liralık yatırım karşılığında 826 milyon lira çektiği iddia edildi. Kaya, hakkındaki iddiaların ardından 26 Eylül’de AKP Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer parti görevlerinden ayrıldı.

Müsavat Dervişoğlu’ndan ‘fon krizi’ mesajı: Bu, iktidar gözetiminde hırsızlıktır!

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin yeni yasama yılındaki ilk grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına Ankara’da şehit edilen polis memuru Ali Türkoğlu ve Kütahya’da yaşamına son veren polis memuru Yasemin Bodur Karasu’yu anarak başlayan Dervişoğlu, “Aylardır polislerimizin çalışma şartları ile ilgili uyarılarda bulunuyoruz, önlem alın diyoruz. 10 ayda 73 polis intihar etti” dedi.

Türkiye gündemini sarsan ‘fon krizi’ne değinen Dervişoğlu, “Türkiye, yeni yasama yılına Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunlarından biriyle girdi. Her şeyden önce adını doğru koyalım bu münferit bir olay değildir. Bu iktidar gözetiminde hırsızlıktır. İnsanların alın terinin, emeklinin kıdem tazminatının, çocuğuna iyi bir gelecek bırakmaya çalışan ailelerin tasarrufunun, enflasyon karşısında üç kuruşunu korumaya çalışan vatandaşın birikiminin devletin gözü önünde bir saadet zincirine heba edilmesidir” ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, bölücü açılım sürecine yönelik de “Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilerin eşit sayıda üyeyle katıldığı bir komisyon kuralım. Bakalım ‘kime kadar gidiyorsa’ diyenlerin elleri o gün de acaba kalkacak mı yoksa ‘çerçeve yasa’da kalkan 467 el hesap sormaya mı kalkacak yoksa sıraların altına mı gizlenecek bunu hep birlikte göreceğiz” diye konuştu.

Müsavat Dervişoğlu:

“Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilerin eşit sayıda üyeyle katıldığı bir komisyon kuralım. Bakalım ‘kime kadar gidiyorsa’ diyenlerin elleri o gün de acaba kalkacak mı yoksa çerçeve yasada kalkan 467 el hesap sormaya mı kalkacak yoksa sıraların altına mı gizlenecek bunu hep birlikte göreceğiz”

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 7, 2026


Dervişoğlu, “Anayasa bir siyasi ittifak sözleşmesi değildir, İmralı ile yapılacak pazarlığın senedi de hiç değildir” ifadelerini kullandı.

Müsavat Dervişoğlu:

“Anayasa bir siyasi ittifak sözleşmesi değildir, İmralı ile yapılacak pazarlığın senedi de hiç değildir” https://t.co/iwH7xZta5S

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 7, 2026

‘DEVLET ŞİRKET DEĞİLDİR, AİLE ŞİRKETİ HİÇ DEĞİLDİR’

Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Bu bir magazin olayı değildir. Üç beş zenginin yatını, katını, arabasını, servetini sayma meselesi, hiç değildir. Bu, iktidar gözetiminde hırsızlıktır. Tam bir sene önce bu kürsüden borsada, fonlarda küçük yatırımcının sırtından dönen işleri anlattık, uyardık. İlgili kurumlara seslendik. Ardından 2 Aralık 2025 tarihinde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında Finansal İstikrar Komitesi toplandı. Fonlar konuşuldu. Riskler konuşuldu. SPK’nın alabileceği tedbirler konuşuldu. Demek ki bugün kimse çıkıp; ‘Devlet bilmiyordu’ diyemez. Devlet biliyordu, kurumlar biliyordu, uyarılar yapılıyordu ve aylar boşa geçti. Hepimiz biliyoruz ki bu çapta bir vurgun, siyasetten onay almadan, yargıdan zırh kuşanmadan, bürokrasiden yol bulmadan yapılamaz. Bu devlet yıllardır bize bir şirket gibi yönetiliyor diye anlatıldı.

Ben artık bunun bile mevcut durumu açıklamaya yetmediği kanaatindeyim. Çünkü en alelade şirket dahi, bütün varlığı yağmalansın, içi boşaltılsın ve sonunda tasfiye edilsin diye yönetilmez. Buradaki sorun artık devleti şirket gibi yönetmek değildir. Bunun adı zimmete geçirmektir, el koymaktır. Devlet imkânlarını kamu emaneti olarak değil, üzerinde tasarruf edilecek bir mülk gibi gören zihniyet ile karşı karşıyayız. Makam hizmet yeri olmaktan çıkıyor, imtiyaz kapısına dönüşüyor. Liyakat yerini sadakate bırakıyor. Sadakat kayırmayı, kayırma cezasızlığı, cezasızlık da bugünkü çürümeyi üretiyor. Devlet şirket değildir. Aile şirketi, hiç değildir.

Ortada, Türk Milletinin sorduğu çok hayati sorular var. Birincisi, ‘Erdoğan bütün bunlardan habersiz midir? Her şeye gücü yeten; bakanını, valisini, bürokratını atayan; kurulların yönetimini belirleyen; devlet idaresinin en tepesinde bulunan Cumhurbaşkanı, bu büyüklükteki bir organizasyondan, on milyarlarca dolar kara paradan gerçekten habersiz midir?’ Bir an için diyelim ki, evet, habersizdir. Eğer öyleyse, bu başlı başına büyük bir yönetim zaafıdır. Siyasi hayatı boyunca hep daha fazla yetki isteyen, her fırsatta daha fazla yetki alan ve sonunda yürütme gücünü bir makamda toplayan Erdoğan, demek ki artık topladığı bu yetkilerin altından kalkamıyor demektir. Paslanma tehlikeli bir düzeye gelmiş demektir.

İkinci soru, ‘Erdoğan olup biteni biliyor ama engelleyemiyor mu?’ sorusudur. O zaman bu sistemin ‘hızlı karar’, istikrar ve ‘koordinasyon’ diye anlatılan bütün gerekçeleri çökmüş demektir. Ve yine Erdoğan zaaf içindedir demektir. Üçüncü soruysa çok daha vahimdir, eğer Erdoğan olup bitenden haberdarsa bu saadet zincirinin büyümesine göz yummuş demektir. Siyasi nüfuzun sağladığı imknların kullanılmasına ses çıkarmamış, Erdoğan bu suça iştirak etmiş demektir. Başka bir ihtimal varsa buyursunlar anlatsınlar. Türk milleti duymak istiyor. AKP’lisi, MHP’lisi, Yeni Parti’lisi, CHP’lisi. Ve İyi Partilisi… Bu şüphe, şunun bunun üzerinde değil, doğrudan doğruya sizin üzerinizdedir Sayın Erdoğan. İşlenen suç da sizi üzme suçu değil, Türk milletini soymak suçudur.

‘SOYGUNA İKTİDAR PARTİSİNİN YÖNETİCİLERİNİN ADI KARIŞIYOR’

Sayın Erdoğan, siyasi hayatınız boyunca milletten yetki istediniz, ‘Yapacağız’ dediniz. Millet yetkiyi verdi. Bir daha istediniz. Millet yine ‘tamam’ dedi. Başbakan oldunuz. Cumhurbaşkanı oldunuz. Parlamenter sistemi kaldırdınız. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini kurdunuz. Bakanı siz atıyorsunuz. Valiyi siz atıyorsunuz. Kurulları siz belirliyorsunuz. Üst düzey bürokrasiyi siz tayin ediyorsunuz. Şimdi de çevrenizden; ‘Reis her şeye yetişemez’, ‘Bu kadar iş bir kişiye fazla’ sesleri geliyor. Allah aşkına, siz ne istiyorsunuz? Millet yetki verince daha fazla yetki istiyorsunuz ama sorumluluğu üzerinize almıyorsunuz. Olmaz! Her gücün bir sorumluluğu vardır. Mutlak gücünse mutlaka sorumluluğu vardır.”

Soyguna iktidar partisinin yöneticilerinin adı karışıyor. Birileri görevinden ayrılıyor. Yanlış anlamayın, partideki görevinden affını istiyor. Gerçi büyük ceza kesip, WhatsApp gruplarından da çıkarıyorlar. Peki ya sonra, sonrası yok. Her konuşmanızda millete ahlak dersi veriyorsunuz Sayın Erdoğan. Peki kendi partiniz için ne yapıyorsunuz? Bütün u hırsızlıkları, yolsuzlukları, uğursuzlukları yapanlar, bu suçlara ortak olanlar acaba sizden bir müeyyide beklemiyorlar mı? Bunları partinizde ihraç ettiniz mi örneğin? Bunun için ne gerekiyor? Bu kadar yolsuzluğun, hırsızlığın, uğursuzluğun ortağı olan için hangi savcının iddianamesini, hangi mahkemenin kararını bekliyorsunuz? Sizin partinizin disiplin yönetmeliği yok mudur? Partinizin kendi siyasi ahlakı yok mudur? Ceza verecek adam bulamıyorsunuz da faturayı yine her zaman olduğu gibi millete kakalayacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu millet buna artık izin vermeyecektir. Bu kötü düzenin bir parçası asla olmayacaktır.

‘BİZ KELLE İSTEMİYORUZ HESAP İSTİYORUZ’

15 Temmuz ihanetinden sonra FETÖ borsasının nasıl kurulduğunu bu millet gördü. Suçlunun parayla aklandığı; suçsuzun siyasi husumetle suçlu ilan edildiği; aracıların, simsarların türediği; adaletin işportaya düşürülmeye çalışıldığı günleri gördük. Şimdiden uyarıyorum, aynı şey bu büyük soygunda da yaşanmasın. Fon borsası yetmedi, bir de aklanma borsası kurulmasın. Üç beş kurban verilip, bu çarkın asıl sahipleri aklanmasın. Biz iktidardan kelle istemiyoruz. Önümüze birinin kellesini atıyorlar hep… Hesap istiyoruz! Hesap yurttaş olarak hesap verilsin istiyoruz. ‘Haksız kazançların iadesi’ diyerek hırsızın aldığını sözde geri getirip masaya bırakmasını da adalet diye kabul etmiyoruz. Haksız kazançların iadesi yetmez. Haksız ve hukuksuz kullanılan yetkilerin de iadesi gerekir. Milletin yalnızca parası pulu değil, itibarının, haysiyetinin de iadesi gerekir. Herkes çaldıklarını geri verecek. Geri vermekle kalmayacak, hesabını da verecek.

‘VURGUN KONUŞMASIN DİYE MECLİS’İ KAPATIP KAÇTILAR’

İşte tam da böyle bir tablonun ortasında, 1 Ekim günü bu Meclis’in kürsüsünden iki konuşma dinledik. Sayın Erdoğan konuştu. Sayın Meclis Başkanı konuştu. Her iki konuşmada da bize yeni bir siyasi dönem tarif edildi. Sayın Erdoğan, yüz binlerce insanın parasının iç edildiği vurgunu, ‘Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorun’ diye küçültürken, aynı konuşmada, ‘Büyük Türkiye Mutabakatı’ndan söz etti. ‘Mutabakat içinde rekabet’ dedi. ‘İç cephenin tahkimi’ dedi. İhanet yasasına verilen 467 oyu gösterdi. Ve bütün bunların ucuna yeni anayasayı ekledi.

Sayın Kurtulmuş da yeni anayasayı ertelenemez bir sorumluluk olarak tarif etti. Fon skandalına ilişkin de ‘Kime kadar gidiyorsa hesabı sorulmalı’ dedi. Çok güzel… Biz de aynısını söylüyoruz. İşte önergesini de verdik. Kime gidilmesi gerekiyorsa gidilsin diye, kimden hesap sorulması gerekiyorsa sorulsun diye, ‘Meclis’te bir komisyon kuralım’ dedik. Dedik ve ne olduğunu da dün milletimiz gördü? Gördünüz değil mi? Vurgun konuşulmasın, hırsızlık konuşulmasın diye, komisyon kurulmasın diye, Meclis’i kapatıp kaçtılar. Meclis’ten kaçtılar, Meclis’ten.

‘467 VEKİL OYU TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ ÜZERİNE AÇIK ÇEK VERMEZ’

Siyasette kim varsa, bürokraside kim varsa, piyasada kim varsa, çıkaralım milletin önüne. Bakalım ‘kime kadar gidiyorsa’ diyenlerin elleri o gün de kalkacak mı? Yoksa çerçeve yasada kalkan o 467 el, hesap sormaya mı kalkacak, yoksa sıraların altına mı altına mı girecek? Hep birlikte bir görelim. Yeri gelmişken, şu 467 meselesini de konuşalım. Bir yasaya 467 milletvekilinin oy vermiş olması hiç kimseye Türkiye’nin geleceği üzerinde açık çek vermez. Bir yasayı 467 el geçirebilir ama bir milletin vicdanını hiçbir el susturamaz. Terörle mücadele adı altında başlayan bir sürecin aritmetiğini alıp, yeni rejimin tapusu gibi gösteremezsiniz.

‘SİZİN MİLLETİMİZLE DEĞİL TERÖRİSTLE MUTABIKSINIZ’

Üstelik hala cevap bekleyen sorular ortadadır. Silah gerçekten bırakıldı mı? Bırakıldıysa kaç silah, nerede ve kimin gözetiminde teslim edildi? Örgüt gerçekten dağıldı mı? Yoksa sınırımızın hemen ötesinde adını, biçimini, statüsünü değiştirerek yoluna devam mı ediyor? Terör elebaşları neden her geçen gün daha fazla siyasi muhatap haline getiriliyor? Bu sorulara cevap vermeden milletin bilmediği pazarlıkları ‘Milli mutabakat’ etiketiyle önümüze koyamazsınız. Çünkü siz, mutabakatın da ne olduğunu bilmiyorsunuz. Nedir Mutabakat? İktidarın çizdiği dairenin içine muhalefeti davet etmek midir? ‘Ben yolu çizdim, siz de arkamdan gelin’ demek midir? Hayır. Açık açık söylüyorum, siz milletimizle değil, teröristle mutabıksınız teröristle.

‘ANAYASA VATANDAŞI RAHMETSİZ YAĞMURLARDAN KORUMAK İÇİN VARDIR’

Anayasa, sistemin çatısıdır. Vatandaşı ‘Rahmetsiz yağmurlardan’ korumak için vardır. Bugün mevcut Anayasayı çiğniyorlar. Ama 12 Eylül Anayasası olduğu için değil, kendilerini sınırladığı, hesap vermeye, ölçülü olmaya zorladığı için çiğniyorlar. 86 milyonun ortak iradesi değil, iki dudakları arasından çıkan sözler ferman kabul edilsin, yasa olsun diye çiğniyorlar. Yandaşını, ortağını, yancılarını korumak için çiğniyorlar. Kendilerinden olmayana eziyet için çiğniyorlar. Yoksa, dibacesi dahil, üçte ikisi değiştirilmiş, hükümet sistemi baştan aşağı yeniden kurulmuş, Cumhurbaşkanına verilmedik yetki kalmamış Anayasa’yla bu kadar sorun yaşamazlardı. Mesele Anayasanın eski olması değildir. Mesele sizin sınır tanımamanızdır.

‘ANAYASA İMRALI’YLA YAPILACAK PAZARLIĞIN SENEDİ DEĞİLDİR’

Ne istiyorsanız açık konuşun. Aziz milletimizden emellerinizi gizlemeyin. Siz 15 Temmuz ihanetini istismar ederek tek adam rejimini kuranlarsınız. Şimdi de Türk Milletinin huzur arayışını, ‘Ömür boyu başkan kalmak için’ istismar etmek niyetindesiniz. Türkiye’nin başına altından kalkamayacağı yeni belalar açmak için anayasa yapılmaz. Anayasa bir siyasi ittifak sözleşmesi değildir. İmralı’yla yapılacak pazarlığın senedi de değildir. Hele hele başka ülkeler ile yaptığınız taşeronluk akdinin ek protokolü hiç değildir. Herkes bunu doğru bilmek ve anlamak mecburiyetindedir. Türkiye’nin ihtiyacı, milletine sürü muamelesi yapmayan adam gibi bir Cumhuriyet idaresidir. Anayasal hürriyet rejimidir.”

‘TÜRK ASKERİNİ İHRAÇ MALI GİBİ GÖREMEZSİNİZ’

Duyumlardan biliyoruz. İçerikten milletin haberi yok. Anlatıldığı kadarıyla, imzacı ülkelerden birine yapılacak saldırı diğerlerine de yapılmış sayılacak. Şimdi soruyorum: Bu anlaşma bize hangi güvenliği sağlayacaktır? Yok eğer aranan şey güvenlik değilse ne arıyorsunuz? Para mı? Finansman mı? Başka bir siyasi pazarlık mı? Yoksa yeni tehditler, yeni belalar mı? Neyin peşindesiniz? Türk askerini ihraç malı gibi göremezsiniz. Mehmetçiği lejyoner haline getiremezsiniz. Başka devletlerin güvenliğinin kefili olurken, Türkiye’nin önüne hangi faturanın konulduğunu bilmek milletin hakkıdır. Türk askerinin kanı hiçbir mali paketin teminatı değildir, olamaz.

EMEK ÇALIŞTAYI ÇAĞRISI

Çünkü bu sistem, saadet zinciri üretir. Ponzi üretir. Fon vurguncusu üretir. Bahis çetesi, dava borsası, kara para üretir. Ve sonunda ahlaklı vatandaşa ‘Biraz daha sabret’ derken, imtiyaz sahibine yeni bir kapı açar. İşte bu yüzden; 10 ve 11 Ekim’de İYİ Parti Emek Çalıştay’ında bir araya geleceğiz. Geçtiğimiz günlerde hak ararken canına kıyan emeklimizin haykırdığı gibi: ‘Para için değil, onurumuz için’. Çünkü mesele gerçekten, yalnız para değildir. Mesele, çalışan insanın yarınından emin olmasıdır. Emeğinin karşılığını almasıdır.

Şimdi cumhur ittifakına oy vermiş vatandaşlarıma sesleniyorum. Bize inanmak zorunda değilsin. Bizi sevmek zorunda da değilsin. De ki biz yanlışız, de ki ‘Reis doğrusunu biliyor’, Sen sor, ‘Bu yanlışlıklar neden oluyor’ diye sor. ‘Niye cebimdeki artmıyor’ diye sor. ‘Niye elimdeki azalıyor’ diye sor. ‘Niye ben bir aylık maaşla ay sonunu getirmeye çalışırken oy verdiğim insanların çevresinde milyonlar, yüz milyonlar, milyarlar konuşuluyor’ diye sor. İlçende sor, ilinde sor, milletvekiline sor, bakanına sor, partine sor. ‘Biz Adalet ve Kalkınma Partisi miyiz; Yoksa Arsızlıkları Kapatma Partisi miyiz’ diye sor! Bizim sormamıza güvenmiyorsan sen sor. Çünkü bu düzen sana rüya satar, bedelini ise senin gerçeğinden alır. Bu düzen sana kahramanlık satar, ama ateşte yanan sen olursun.”

‘İKTİDAR BU SIKINTIDAN KAÇAMAZ’

Dervişoğlu, partisinin grup toplantısı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Dervişoğlu, “Dün yoklama talebiyle Genel Kurul kapatıldı. Siz de tepkinizi gösterdiniz. Bugün Cevdet Yılmaz bir bilgilendirme yapacak size. İçeride söylediklerinizi anlatacak, ne bekliyorsunuz?” sorusuna, şu yanıtı verdi:

“Vallahi Cevdet Yılmaz’ın neyi açıklayacağını bilmiyorum. Bu kolay açıklanacak bir durum da değil. Zannediyorum kendisi de bunun farkındadır. Ama milletin cevabını aradığı sorulara doğru cevap vermesini temenni ediyorum. Cevdet Yılmaz’dan sonra partimizi temsilen de arkadaşlarımız konuşacaklar. Ekonomi Politikaları Başkanımız da Kalkınma Politikaları Başkanımız da bu zamana kadar kamuoyuna yaptıkları eleştirileri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dile getirecek. Bu bir çare toplantısı değil. Çare, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütün siyasi partilerin eşit sayıda katıldıkları bir komisyonun kurulmasından geçiyor ki sorun doğru bir biçimde araştırılabilsin. Karar nisabını iktidarın ayarladığı ve düzenlediği bir komisyon çalışmasının ya da komisyon kuruluşunun, derdin çözümüne çare olabileceği kanaatinde değilim. Ama iktidar bu sıkıntıdan kaçamaz.”

‘CUMHURBAŞKANI’NIN SİYASİ MEŞREBİNE YAKIŞIYORSA…’

Dervişoğlu, “Dün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir çağrısı oldu erken seçim için ama 2028’i işaret ediyor. ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bir kez daha seçelim’ dedi. Ne dersiniz?” sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Anayasada Cumhurbaşkanına yeniden aday olma imkanı veren madde açıkça görev, bütün görev döneminin başındaki bir süreci kapsıyor. Görev dönemini tamamlamış bir cumhurbaşkanına yeni bir yetkinin verilmesi hali, ki bundan yararlanarak erken seçimden aday olarak çıkmasını temin etmiş olma hali, Anayasa’nın doğrudan doğruya arkasından dolanmak anlamına gelir. Türkiye’yi uzunca bir zamandan beri yöneten Sayın Erdoğan’ın Anayasa’daki bir boşluktan yararlanarak anayasanın arkasından dolaşmasını, onun siyasi ahlakına uygun bir davranış olmayacağı gerçeğini de beraberinde getirir. Zannediyorum ki bu gerçeği görür. Anayasa’mızda cumhurbaşkanı iki defa seçilebiliyor. Mevcut Cumhurbaşkanımız zaten üç defa seçilmiştir. Bu tartışmalar zamanında doğru biçimde yapılmadığı için de bugün böyle birtakım garabetlerle karşı karşıya kalıyoruz. Hukukçulara sorun, o madde niye koyuldu? Ona bir baksınlar. Cumhurbaşkanının görev süresinin azaltılmasına vesile olabilecek Meclis aritmetiğinden kaynaklı olumsuzluklara karşı tedbir olarak konuldu. Yani Cumhurbaşkanı hem görev müddetini tamamlayacak hem de o maddeden istifade ile yeniden aday olacaksa o Sayın Cumhurbaşkanının da, şayet siyasi meşrebine yakışıyorsa, kanuni açıdan bunu yapabilme imkanları vardır. Ama her kanuni olan şey meşru değildir.”

‘KİMİLERİNİN YAĞMUR BEKLENTİSİ VARMIŞ, FIRTINA ONLARI BEKLİYOR, SEL OLUP GÖTÜRECEK’

Dervişoğlu, “Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş önümüzdeki hafta bir siyasi parti turuna çıkacak. Bu bekleniyor ve çerçeve yasada işaret edilen komisyonun kurulması için. O komisyonu 3. göz diye nitelendiriyor. Bir öncekinde olmadınız, yasa çıkaracak ve o konuşmaları yapacak komisyonda. Ama bunda olacak mısınız?” sorusunu yanıtlarken şunları kaydetti:

“Öncelikle şunu söyleyeyim, böyle sorularda siz benim direkt kararımı soruyorsunuz. Biz bir siyasi partiyiz. Dolayısıyla bizim hem karar kurullarımız var hem de icra kurullarımız var. Bizim partimizde yarına dair ne olacağını partinin genel başkanı tek başına söyleyemez. Dolayısıyla milletvekillerimizle, Genel İdare Kurulumuzda, Başkanlık Divanımızda bu konuları konuşuyoruz. Bugün eğer böyle bir komisyona dahil olup böyle bir suçun ortağı sayılmadıysak bunu müşterek ortak kararlar almamıza borçluyuz. Tıpkı o zaman nasıl aldıysak, bugün de aynı ortak kararı yine birbirimizle istişare ederek alacağız. Benim bir kanaatim var mı? Elbette ki var. Ama ihsasırey sayılır, şimdi söylersem arkadaşlarıma da haksızlık ve saygısızlık yapmış olurum. Öyle bir batağa düşmek istemiyorum. Ben gerçekçi olunmasından yanayım, siyasette de her alanda da. Ama birileri birilerini yönetiyormuş gibi bir tavrın mümessili gibi davranıyor. Kimilerinin de yağmur beklentisi varmış. Fırtına onları bekliyor. Sel olup götürecekler. Millet öyle yapacak.”

Çeşme Belediyesi’ne operasyon: Gözaltılar var

Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen çalışma kapsamında, “suç örgütü kurma, yönetme ve üye olma”, “rüşvet”, “irtikap” ve “resmi belgede sahtecilik” suçlamalarıyla 12 şüpheli hakkında işlem başlatıldığı bildirildi. Şüphelilere yönelik sabah saatlerinde İzmir’de eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Soruşturmanın, 5 Ekim’de Çeşme Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’ne ait bazı evrakların, belediyede görevli bir temizlik işçisi tarafından yakılarak imha edilmeye çalışıldığı ihbarı üzerine genişletildiği öğrenildi. Çeşme İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerinin olay sırasında müdahalede bulunduğu, yapılan araştırmada, evrakların imha edilmesi talimatının İmar ve Şehircilik Müdür Vekili B.S. tarafından verildiği yönünde bulgulara ulaşıldığı belirtildi.

B.S. hakkında Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı’nca “rüşvet”, “irtikap”, “resmi belgede sahtecilik” ile “suç örgütü kurma ve yönetme” suçlarından yürütülen başka bir soruşturmanın da bulunduğu öğrenildi.

Başsavcılıkça yürütülen benzer nitelikteki soruşturma dosyalarının birlikte değerlendirilmesinin ardından, şüphelilerin söz konusu suçlara iştirak ettikleri yönünde bulgulara ulaşıldığı ve delillerin kaybolma ihtimali bulunduğu değerlendirilerek operasyon kararı alındığı bildirildi.

8 KİŞİ GÖZALTINDA

Operasyonda, Çeşme Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdür Vekili B.S, ÇEŞTUR Büro Memuru D.S.Y, ÇEŞTUR Büro Memuru A.M, Büro Yönetim Elemanı A.A, Çeşme Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nde görevli İnşaat Mühendisi O.A, Çeşme Belediyesi Emlak ve İstimlak Müdür Vekili Ç.B, işletme sahibi Y.G. ile pansiyon sahibi M.A.’nın gözaltına alındığı öğrenildi.

Şüphelilerden eski Çeşme Belediye Başkan Yardımcısı O.G.’nin ise başka bir soruşturma kapsamında tutuklu olarak cezaevinde bulunduğu, Çeşme Belediye Başkan Yardımcısı E.C.D, Çeşme Belediyesi Fen İşleri Müdür Vekili F.Y. ile emlakçı Ş. Ö’nün gözaltına alınarak İzmir’e getirilmelerine yönelik işlemlerin sürdüğü bildirildi.

Soruşturmada şüphelilerin, belediyedeki imar, fen işleri ve emlak süreçleriyle bağlantılı olarak rüşvet ve irtikap suçlarını örgütlü şekilde işledikleri iddialarının araştırıldığı belirtildi. Ayrıca resmi belgelerin usulsüz düzenlendiği ve soruşturma açısından önem taşıdığı değerlendirilen bazı evrakların imha edilmeye çalışıldığı iddialarının da incelemeye alındığı öğrenildi.

Şüphelilere ait ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda, çok sayıda dijital materyal ile dokümana el konulduğu, Çeşme Belediyesi bünyesindeki ilgili birimlerde arama ve el koyma işlemlerinin devam ettiği bildirildi.

Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmanın, delillerin bütünlüğünün korunması ve suç bağlantılarının ortaya çıkarılması amacıyla çok yönlü olarak sürdürüldüğü belirtildi. (ANKA)

İzmir’in Çeşme ilçesinde, belediyedeki imar, fen işleri ve emlak süreçlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 8 kişi gözaltına alındı.

Çeşme Belediye Başkan Yardımcısı E.C.D, Çeşme Belediyesi Fen İşleri Müdür Vekili F.Y. ile emlakçı Ş. Ö’nün gözaltına alınarak İzmir’e getirilmelerine yönelik işlemlerin sürdüğü bildirildi.

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 7, 2026

Süper Lig hakemleri Yasin Kol ile Göktuğ Hazar Erel tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca bazı şüpheliler hakkında açılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan hakemler Yasin Kol ve Göktuğ Hazar Erel’in emniyetteki işlemleri bu sabah tamamlandı.

‘ŞİKE VE TEŞVİK PİRİMİ’ SUÇLAMASI

Sağlık kontrolünün ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen hakemlerin savcılık işlemleri sona erdi. Kol ‘şike ve teşvik primi’ suçlaması, Erel ise, ‘resmi belgede sahtecilik’ suçundan tutuklama istemiyle hakimliğe sevk edildi.

Konuya ilişkin Başsavcılık’tan yapılan açıklama şöyle:

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından MHK başkanı ve diğer bir kısım şüpheliler hakkında yürütülen soruşturma kapsamında; gözaltında bulunan şüphelilerden ele geçen dijital eşyaların incelenmesi ve MASAK kayıtlarının detaylı analizi neticesinde gözaltına alınan Süper Lig Hakemi Yasin Kol ve Süper Lig Yardımcı Hakemi Göktuğ Hazar Erelin İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’nda ifadeler alınmış olup; Yasin Kol 6222 sayılı kanun m.11, Göktuğ Hazar Erel ise TCK m.204 suçuna muhalefet iddiası ile tutuklanmaları talebiyle nöbetçi Sulh Ceza hakimlerine sevk edilmiştir”

2 HAKEME TUTUKLAMA

Sulh Ceza Hakimliği de savcılığın talebi doğrultusunda Yasin Kol ile Göktuğ Hazar Erel’in tutuklanmasına karar verdi

DAHA ÖNCE 5 KİŞİ  TUTUKLANMIŞTI

Soruşturma kapsamında geçen hafta MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu, Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Ferdi Karadoruk, eski TFF Merkez Hakem Kurulu Üyesi Yunus Yıldırım, TFF Eğitim ve 4’üncü Bölge Sorumlusu Sebahattin Şahin, Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği İstanbul Şubesi Teşkilat Sorumlusu Alican Sağlar ile TFF İstanbul İl Hakem Kurulu Başkanı Emre Kosif tutuklanmıştı. (ANKA)

Tuncer Bakırhan PKK’lı teröristlerin dönüşü için tarih verdi!

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bölücü açılım sürecinin hızlandırılması gerektiğini belirterek “İlgili kurulların hızla oluşturulması, görev tanımlarının netleşmesi, silah bırakma ve dönüş mekanizmasının somutlaştırılması ve ardından yeni aşamaya geçilmesi gerekir” dedi. Bakırhan, PKK’lıların ilk dönüşlerinin kışa kalmadan başlamasını beklediklerini belirtirken, yeni anayasa tartışmalarında “ne siyasi ajanda dayatma hatasına ne de ‘küstüm, oynamıyorum’ apolitikliğine düşülmemesi gerektiğini” söyledi.

Bakırhan, Evrensel gazetesine yaptığı açıklamada, “barış süreçlerinde bazen bir ayın çok uzun göründüğünü, tarihe dönüp bakıldığında ise iki yılın çok kısa bir zaman olduğunu” söyledi.

Bakırhan, “1 Ekim 2024’te bir tokalaşmayla başlayan süreçten bugün örgütün feshi ve silah bırakma kararına, Meclis Komisyonunun raporundan bir yasanın çıkarılmasına gelindiğini” hatırlatarak, “Biz bunları Türkiye’nin yüz yıllık Kürt meselesi açısından sıradan gelişmeler olarak görmüyoruz. Biz bunu bir varış noktası olarak değil, güçlü bir başlangıç olarak okuyoruz” ifadelerini kullandı.

Bölücü açılım sürecinin zaman zaman yavaşlayabileceğini ve gerilimler yaşanabileceğini belirten Bakırhan, “Şimdi yapılması gereken, elde edilen zemini küçümsemek değil; süreci hızlandırmak, yasanın uygulama mekanizmalarını işletmek ve demokratikleşme başlığında yeni aşamaya geçmektir. Çünkü barışta sabır gereklidir ama belirsizlik değildir” dedi.

‘TEKNİK GECİKME İLE SİYASİ OLARAK ZAMANA YAYILMA AYNI ŞEY DEĞİL’

Çerçeve yasanın Meclis’ten yüksek bir oyla çıkmasına karşın uygulanmasına ilişkin takvimin netleşmediğine dikkati çeken Bakırhan, “Silahların nerede, kime ve hangi yöntemle bırakılacağı; farklı alanlardaki insanların nasıl hareket edeceği, Türkiye’ye dönüşlerin hangi hukuki statüyle gerçekleşeceği; güvenlik, kayıt ve denetim mekanizmalarının nasıl işleyeceği başlı başına bir planlama gerektiriyor. Dolayısıyla belli bir hazırlık süresinin olması ve bunun uzun sürmesi şaşırtıcı değil” diye konuştu.

Bakırhan, 30 Eylül tarihli MGK bildirisinde “atılan adımlar ve katedilen mesafe” ifadesinin kullanıldığını belirterek, bölücü sürecin ilerleyip ilerlemediğinin ve üzerinde mutabık kalınan ana takvim ile istikametten kopulup kopulmadığının temel ölçüt olması gerektiğini söyledi. Teknik hazırlığın siyasi ertelemeye dönüşmesi halinde sürecin aşınacağı uyarısında bulunan Bakırhan, “Uzayan belirsizlik enfekte edici bir özellik taşır; söylentiyi büyütür, karşılıklı güvensizliği besler ve sürecin başarısız olmasını isteyen çevrelere daha geniş bir hareket alanı açar” dedi.

Çerçeve yasanın hukuki zemini oluşturduğunu belirten Bakırhan, “İlgili kurulların hızla oluşturulması, görev tanımlarının netleşmesi, silah bırakma ve dönüş mekanizmasının somutlaştırılması ve ardından yeni aşamaya geçilmesi gerekir. Bunun önünde engel yok. Çünkü barış süreçlerinde boşluk diye bir şey yoktur” ifadelerini kullandı.

TERÖRİSTBAŞI ÖCALAN’A YENİDEN STATÜ İSTEDİ

Terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın sözde “silahsızlanma sürecindeki rolü”ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, “sürecin Öcalan’ın siyasi liderliği ekseninde ilerlediğini” savundu.

Bakırhan, “Sayın Öcalan’ın barış ve demokrasinin inşasında katkısını sunabilmesi için öncelikle hukukunun tanınması gerekir. Hukuku tanınan, siyaset yapabilir ve demokratik inşayı gerçekleştirebilir. Yine Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşullarının oluşturulması gerekir. Silahsızlanma ve Strateji Koordinasyonu’nda Sayın Öcalan’ın koordinatör sıfatıyla çalışmasını bekliyoruz” dedi.

‘ELİMİZDE KESİNLEŞMİŞ TABLO YOK’

PKK’lı teröristlerin Türkiye’ye dönüşüne ilişkin de konuşan Bakırhan, şu açıklamayı yaptı:

“Biz ilk gelişlerin kışa kalmadan başlamasını bekliyoruz. Açıkçası ekim ayının bu açıdan bir başlangıç olabileceğini düşünüyorduk. Bu beklentimiz bütünüyle ortadan kalkmış değil. Ancak dönüşlerin tamamının Türkiye’ye mi olacağı, hangi grupların hangi takvimle geleceği ve sürecin bütün ayrıntıları konusunda bizim de bugün elimizde kesinleşmiş bir tablo yok. Bunlar ilgili kurullarda ve taraflar arasında yürüyen görüşmelerde somutlaşacak. Silahların devreden çıkarılması da kendi mekanizmasına sahip olacak. Çerçeve yasa bunun hukuki kapısını açtı fakat kapının açılmasıyla insanların içeri girmesi aynı şey değil. Çünkü kimse belirsizliğe dönmez. İnsanlar, yarın başına ne geleceğini bilmediği bir yere değil; hukuku, statüsü ve güvencesi belirlenmiş bir zemine döner.”

YENİ ANAYASA

Bakırhan, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin kurumsal görüşlerinin henüz ilgili parti kurullarında görüşülmediğini belirterek, “Bu konudaki kurumsal görüşümüzü ilgili kurullarda tartıştıktan sonra önümüzdeki günlerde paylaşacağız. Türkiye’nin yeni ama demokratik bir anayasa ihtiyacı var. Anayasa ilkeler etrafında toplumsal, siyasal, iktisadi sorunların çözümünü önceleyerek hazırlanırsa yeni olur. Yeni anayasanın yazım ile yapım süreçlerinin demokratik usul ve esaslara bağlı olması, toplumun tüm kesimlerini kapsaması gibi demokratik karaktere sahip olması gerekir” dedi.

Anayasa tartışmasının seçme ve seçilme konusuna sıkıştırılmaması gerektiğine değinen Bakırhan, “Yeni anayasa mevzusunda, ne siyasi ajanda dayatma hatasına düşülmeli ne de ‘küstüm, oynamıyorum’ apolitikliğine düşülmelidir. Anayasa bir seçimden, bir kişinin seçilip seçilmemesinden daha ötede bir gerekliliktir. Demokratik anayasa, 86 milyonun geleceğe güvenle bakmasının imkânıdır” ifadelerini kullandı.

‘DEMİRTAŞ’IN ELEŞTİRİLERİNE SÜREÇ KARŞITLIĞI DEMEK HAKSIZLIK OLUR’

Selahattin Demirtaş’ın bölücü açılım sürecine yönelik eleştirilerinin süreç karşıtlığı olarak değerlendirilmesinin haksızlık olacağını belirten Bakırhan, “Demirtaş’ın gidişata dair eleştirileri olabilir; bizim de var ve bunları her gün açıkça söylüyoruz. Fakat bunu bir süreç karşıtlığı olarak yorumlayanlar haksızlık yapmış olur. Demirtaş, barış sürecinin başarıya ulaşması için açık biçimde sorumluluk alan yol arkadaşımızdır. Yolu eleştirmek, yürümekten vazgeçmek değildir” dedi.

‘MUHALEFETE KARŞI YARGI SÜREÇLERİNİN İŞLETİLMESİ BARIŞ SÜRECİNE GÜVENİ AZALTIYOR’

“Muhalefete ve eleştirel düşünenlere yönelik yargısal süreçlerin barış sürecine güveni azalttığını” belirten Bakırhan, “Bunu defalarca söyledik ve her seferinde iktidara, devlete uyarılarda bulunduk, bulunuyoruz. Bugün demokrasi ve hukukun ihlali barış umutlarını azaltıyor. Fakat biz ortak mücadele zeminlerini artırarak, demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında siyaset örmede ısrarcı olursak barış umudunu, demokratik ve hukuki inşanın zemini haline getirebiliriz. Barış isteyenlere, halklara ve kendimize güveniyoruz” ifadelerini kullandı.

DEM Parti’nin süreç boyunca Türkiye’nin farklı kesimleriyle temas ettiğini savunan Bakırhan, “Fakat daha temel bir mesele var bence. Barışı yalnızca DEM Parti’nin işi olarak göremeyiz. Bu, bir partinin projesi değil, 86 milyon insanın geleceğini ilgilendiren bir mesele. Meclisin, iktidarın, muhalefetin, medyanın, üniversitelerin ve sivil toplumun da sorumluluğu var” dedi.

‘SİLAH BIRAKILINCA SORUN BARIŞ OLDU’

Bakırhan, bölücü süreçle ilgili eleştiriler ile barış karşıtlığının birbirinden ayrılması gerektiğini iddia ederek, “Bugün PKK kendini feshettiğini ve silahlı mücadeleyi bitirdiğini açıkladı. Bu çevrelerin yıllardır istediği şey gerçekleşmedi mi? Ama onlardan ne bir sevinç duyduk ne de bir sorumluluk cümlesi. Tam tersine itirazlar yükseldi. Silah varken sorun silahtı. Silah bırakılınca sorun barış oldu. Silahların bırakılması ülkeyi bir günde demokratikleştirmez, kimse de bunu iddia etmiyor. Ama siyasetin önündeki en ağır engellerden biri kalkıyor. Emek mücadelesi de demokrasi mücadelesi de artık daha geniş bir alanda yürüyebilir” diye konuştu.

SURİYE

Suriye’deki gelişmeleri genel olarak olumlu değerlendirdiklerini belirten Bakırhan,” Kürtçenin tanınması konusunda bazı adımlar atıldığını ancak anadilde eğitim konusunda kalıcı ve anayasal bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu” söyledi.

Bakırhan, “Kürt tarafı askeri yapının feshi ve devlet kurumlarına entegrasyon dahil çok somut adımlar attı. Şimdi Şam’ın da buna hukukla, hakların tanınmasıyla ve demokratik siyaset alanını genişleterek cevap vermesi gerekiyor. Suriye’nin başka bir çıkış yolu olduğunu düşünmüyorum. Kürtlerin, Dürzilerin, Alevilerin ve diğer toplulukların haklarının pazarlık konusu olmadığı demokratik bir Suriye kurulmak zorunda” dedi.

Kandil’in Mazlum Abdi’ye yönelik değerlendirmelerine ilişkin ise Bakırhan, “Sayın Abdi’nin kendisinin cevap vermediği bir tartışmada benim bir değerlendirme yapmam doğru olmaz. Aynı mücadele geleneği içinden gelenlerin belli konularda farklı düşünmeleri kadar da doğal bir şey olamaz. Bu, Rojava’nın kendi içinde konuşup karara bağlayacağı bir meseledir” ifadelerini kullandı.

‘BUNLARI BİRBİRİNİN ALTERNATİFİ HALİNE GETİRMEK, GERÇEK TARTIŞMADAN KAÇMAKTIR’

Bakırhan, Özgür Özel’in Abdullah Öcalan ile Selahattin Demirtaş’ın durumlarına ilişkin açıklamalarına da değindi. Öcalan ile Demirtaş’ın karşı karşıya getirilmemesi gerektiğini belirten Bakırhan, “Birinin hakkını teslim etmek için diğerinin hakkını tartışmaya açmak zorunda değiliz. Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Can Atalay’ın ve siyasi tutukluların özgürlüğü hukuk meselesidir. Sayın Öcalan’ın barış sürecindeki rolü ve çalışma koşulları ise yürüyen sürecin kendi başlığıdır. Bunları birbirinin alternatifi haline getirmek, gerçek tartışmadan kaçmaktır” diye konuştu.

DEM PARTİ’NİN DEĞİŞİM KONGRESİ

DEM Parti’nin 6 Eylül’de düzenlediği kongreye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, 5’inci Olağan Kongre’de Demokratik Cumhuriyet Hareketi’nin ilan edildiğini belirterek, “Şimdi Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ni temel sütunlar etrafında inşa etme çabasına başladık. Önümüzdeki kongreyi, değişen dünya, dönüşen Orta Doğu ve Türkiye gerçekliğine uygun bir siyasi anlayış, kadro ve yapılanmayla karşılamayı düşünüyoruz” dedi.

Özgürlüğüne kavuşacak isimlerin parti dönüşümüne katkı sunacağını belirten Bakırhan, “Özgürlüğüne kavuşacak her bir arkadaşımız bu yolda yürüyüşe büyük güç verecekler” ifadelerini kullandı.

‘PARANIN İZİ BELLİ, İŞLEM YAPANLAR BELLİ VE YAPILACAKLAR DA BELLİ’

Bakırhan, fon krizine ilişkin, “Türkiye tarihinin maddi hacim ve kişi sayısı olarak en büyük vurgunlarından biriyle karşı karşıyayız” dedi.

Bunun yalnızca ekonomik dolandırıcılık olarak ele alınamayacağını belirten Bakırhan, “Fon vurgunu sadece bir ekonomik dolandırıcılık değil, ekonomiyle siyasetin; halka karşı işlenen aleni suçların; denetimsizlik ve hoyratlığın toplam resmidir. 500 bin bir sayı değildir. Hepsi birer hayat, birer aile demek. Bu çok hassas bir konudur. Kayıplardan ötürü intihar haberleri gelmeye başladı. Yüz binlerce insan çaresiz, paralarının göz göre göre el konulmasını izliyor” diye konuştu.

Bakırhan, yetkililere çağrıda bulunarak şunları söyledi:

“Adalet Bakanı ‘Ailelerimizin alın terini koruyacağız, izin vermeyeceğiz’ diyor. Maliye Bakanı ‘Çözeceğiz’ diyor. Buyurun gereğini yapın, çözün. Piyasa riski başka şeydir; yurttaşın ne olduğunu anlayamadığı, işlem yapamadığı, hakkını kime soracağını bilemediği bir belirsizlik başka şeydir. Soruyorum; ‘Geliyorum’ diyen bu vurgunu kimler denetlemedi, kimler izin verdi? Paranın izi belli, işlem yapanlar belli ve yapılacaklar da bellidir. Fon vurgunun hem sistematik-yapısal hem de olay esaslı değerlendirmesini güçlü şekilde yapmamız, klasik bir yolsuzluk olarak görmeden üçüncü yol bakış açısıyla muhalefet etmemiz lazım.”

Erdoğan: Somali’de uzay limanının inşa çalışmalarını başlattık

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya NEST Kongre Merkezi’nde 77’nci Uluslararası Uzay Kongresi Açılış Töreni’ne katıldı. Törenin açılış konuşmasını yapan Erdoğan, “Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yaptığı bu büyük buluşmanın ülkelerimiz, halklarımız ve insanlığın ortak geleceği açısından hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Dünyanın daha fazla uzaya ihtiyacı var temasıyla tertiplenen kongre kapsamındaki etkinliklerin yeni iş birliklerine kapı aralamasını diliyorum” dedi.

‘UZAYDA DAHA FAZLA YER EDİNMEK İNSANLIĞIN HAYATINI DAHA GÜVENLİ HALE GETİRMEK ANLAMINA GELİYOR’

Erdoğan, şunları kaydetti:

“Haberleşmeden güvenliğe, ekonomiden ulaşıma, tarımdan afet yönetimine insanlığın her alanda katettiği mesafenin temelinde bilim ve teknoloji vardır. Bilim ve teknolojideki ilerlemenin doğrudan yansıdığı en kritik alan şüphesiz uzaydır. Dolayısıyla bugün uzayda daha fazla yer edinmek, aslında yeryüzünde insanlığın hayatını daha güvenli, daha müreffeh ve daha sürdürülebilir hale getirmek anlamına geliyor.

Türk milleti olarak gök bilimlerinde fevkalade zengin bir birikimi tevarüs ediyoruz. Atalarımız, asırlar boyunca Türkistan coğrafyasının uçsuz bucaksız bozkırlarında güneşin ve ayın hareketlerini takip ettiler, kayıt altına aldılar, yıldızların dilini çözmeye çalıştılar.

‘PEK ÇOK ALİMİMİZ GÖK BİLİMLERİNE EŞSİZ KATKILAR YAPMIŞTIR’

6’ncı yüzyılda yaşamış Göktürkler döneminde astronomik gözlemlerle ve takvim bilgisine ilişkin önemli izlerle karşılaşıyoruz. Kökleri 15 asır öncesine uzanan bu bilgi, milletimizin İslam’la müşerref olması akabinde daha kurumsal bir hal almıştır. Bağdat’tan Şam’a, Semerkant’tan Buhara’ya, Kahire’den İstanbul’a uzanan geniş medeniyet havzamızdaki pek çok alim gök bilimlerine eşsiz katkılar yapmıştır. Bilim insanlarımız devrin karanlığında yol ve yön arayan insanlığı aydınlatmak üzere yeni kandiller yakmıştır.

Mesela ayın evrelerini hesaplayıp haritasını ilk çıkaran Ali Kuşçu’dan 16’ncı yüzyılda alemin merkezinin yerin merkezi olduğunu söyleyen Seydi Ali Reis’e kadar bu alanda çığır açan nice isim, bu topraklarda yaşamış, bugün bile hayran kaldığımız ilmi keşiflere imza atmıştır. Takiyüddin ise 16’ncı yüzyılda İstanbul’da rasathane kurarak bu geleneği daha da ileri taşımıştır.

Bundan sekiz sene evvel ebediyete uğurladığımız rahmetli Profesör Doktor Fuat Sezgin hocamızın gayretleriyle kurulan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi bu zengin mirasa ışık tutan önemli bir merkezdir.

‘TÜRKİYE’NİN UZAY YARIŞINDA GERİ KALMASINA ASLA MÜSAADE ETMEDİK’

Bir taraftan sahip olduğumuz bu zengin ve köklü mirasla gurur duyarken diğer taraftan bunu daha da zenginleştirmeye gayret ediyoruz. Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu üstlendiğimiz günden itibaren her alanda geçmişle gelecek arasında güçlü köprüler kurmaya çalıştık. Tarihten ilham alarak bugüne ve yarına nasıl yön verebileceğimizi, nasıl mührümüzü vurabileceğimizi, geleceğin dünyasında hak ettiğimiz yeri nasıl alabileceğimizin planlamasının çabasında olduk. Hedeflerimizi belirledik. Kurumlarımızı güçlendirdik. İnsan kaynağımıza yatırım yaptık. Sanayimizi harekete geçirdik. Üniversitelerimizi ve araştırma altyapımızı destekledik.

Türkiye’nin uzay yarışında geri kalmasına asla müsaade etmedik. Önümüze çıkan engellere ve zorluklara rağmen hamdolsun kısa sürede kayda değer mesafe aldık. Bugün Türkiye kendi uydusunu tasarlayan, geliştiren, üreten, test eden ve uzayda işleten nadir ülkelerden biridir. İMECE ile yüksek çözünürlüklü yer gözlem alanında önemli bir kabiliyet kazandık. Göktürk uydularımızla ülkemizin uzaydan yer gözlem ve keşif kapasitesini artırdık.

Türksat 5A ve Türksat 5B’yi başarıyla uzaya gönderdik. 2024 yılında ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz Türksat 6A’yı uzaya fırlattık ve hizmete aldık. Türksat 6A Türkiye’nin mühendislik kabiliyetini, sanayi altyapısını, insan kaynağını ve uzay teknolojilerindeki öz güvenini teyit etmiştir. Bizim için uzay sadece uydulardan ibaret değildir. Uzay araştırmaları ve insanlı uzay faaliyetleri milli uzay programımızın önemli unsurları arasında yer alıyor.

‘BİZ DAHA BÜYÜK HEDEFLERİN PEŞİNDEN KOŞUYORUZ’

2024 yılında Alper Gezeravcı’yı uluslararası uzay istasyonuna göndererek Cumhuriyetimizin ilk insanlı uzay misyonunu gerçekleştirdik. Ardından Tuva Cihangir Atasever’in yörünge altı araştırma uçuşuyla mikro yer çekimi araştırmalarında yeni bir tecrübe kazandık. Bunlar ülkemiz için son derece anlamlı ama yeterli olmayan adımlardır. Biz daha büyük hedeflerin peşinden koşuyoruz.

Elde ettiğimiz bu tecrübeyi çok daha yukarıya taşımanın gayreti içindeyiz. Türkiye, insanlığı uzay çalışmalarında daha nice görevi başarıyla gerçekleştirecek nice bilim insanını, mühendisliğini ve astronotunu uzaya gönderecektir. 2021 yılında açıkladığımız Milli Uzay Programımızın en heyecan verici hedeflerinden biri aydır. Bundan 5 sene önce programı açıklarken aya gitme hedefi koymuş, bunu milletimizle paylaşmıştık.

‘BÜYÜK BİR GURUR KAYNAĞIDIR’

Ufku dar, vizyonu sığ, muhayyilesi kıt, kimi çevrelerin küçümseyici eleştirilerine muhatap olan iddiamızı hayalden çıkarıp attığımız adımlarla bugün somut bir programa dönüştürdük. Ay araştırma programımız kapsamında geliştirdiğimiz ay uzay aracını üretim, montaj ve entegrasyon faaliyetlerini tamamladık. Şimdi sistem seviyesi çevresel testlerimizi gerçekleştiriyoruz. Yaklaşık 3,5 ton ağırlığındaki uzay aracımızın yüzde 80’inin üzerinde yerlilik oranına sahip olması ayrıca büyük bir gurur kaynağıdır.

Daha da önemlisi İMECE ve Türksat 6A gibi projelerde kazandığımız mühendislik tecrübesini ay görevimize aktarıyoruz. Yani her seferinde sıfırdan başlamıyor, bir önceki görevde kazandığımız bilgi ve tecrübeyi bir sonraki hedefimize taşıyoruz. Günümüzde uzayda var olmak için yalnızca uydu üretmek yetmez, uzaya erişebilmekte gerekir. Bu nedenle milli uzay programımızda uzaya erişim ve uzay limanı hedefini özel bir yere koyduk.

SOMALİ’DE UZAY LİMANI İNŞASI

Türkiye, coğrafi şartlarını dikkate alarak dost ve kardeş Somali ile uzay alanında tarihi bir iş birliğinin temellerini atıyor. Somali’de hayata geçireceğimiz uzay limanının inşa çalışmalarını başlattık. Bu stratejik projenin hayata geçirilmesi için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Projemizle Türkiye’nin uzaya erişim kapasitesini geliştirme yanında Afrika kıtasının uzay ekosisteminin gelişmesine de katkı sağlamayı hedefliyoruz.

Bizim ilkemiz şudur: Uzay yarışı birkaç ülkenin kendi arasında yürüttüğü bir mücadele olamaz. Böyle olmamalı, böyle görülmemeli. Aynı şekilde uzay önde gidenin el koyduğu bir ganimet de değil. Özellikle uzayı silahlandırmak ve burayı silahlanma yarışının aracı haline getirmek fevkalade yanlıştır, dahası tehlikelidir. İnsanlığın ortak geleceğine yönelik aleni bir tehdit oluşturmaktadır. Bunun son dönemde yaygınlık kazandığını görüyoruz.

Türkiye olarak uzayın imkanlarından daha fazla ülkenin yararlanmasını istiyoruz. Daha fazla ülkenin bilim üretmesini, daha fazla gencin uzay teknolojilerine erişmesini, daha fazla girişimcinin küresel uzay ekonomisine katılmasına öncülük etmesi bir gerçektir. Uzay teknolojik kapasitesi ne olursa olsun bir ülkenin tek başına şekillendirebileceği bir alan olmaktan çıkmış ortak hedefler etrafında birlikte hareket etmeyi gerektiren küresel bir alana dönüşmüştür.

Uzayın geleceği aynı zamanda devletlerin, parlamentoların ve uluslararası kuruluşların ortaya koyacağı ortak irade ile şekillenecektir. Bu minvalde uzayda barış için Antalya Deklarasyonu’nu imzalayan katılımcılara teşekkür ediyor, henüz imzalamayan dostlarımızı bu adımı atmaya davet ediyorum.

‘EN BÜYÜK GÜCÜMÜZ GENÇ VE NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞIDIR’

Bugün Türkiye’nin uzay alanındaki en büyük gücü sadece sahip olduğu uydular veya geliştirdiği teknolojiler değil; en büyük gücümüz genç ve nitelikli insan kaynağıdır. Mühendislerimizle, bilim insanlarımızla, girişimcilerimizle ve bunları aynı hedef etrafında buluşturan siyasi irademizle hedeflerimize doğru sağlam adımlarla ilerliyoruz.

Umutlarını, heveslerini, iştiyaklarını kırmaya dönük her türlü kampanyaya rağmen Teknofest kuşağı olarak yetişen pırıl pırıl gençlerimiz bugün roketlerden uydulara, yapay zekadan uzay teknolojilerine kadar pek çok alanda dünya ile yarışan projeler geliştiriyor. Bu gençler, bizim açtığımız yoldan ilerleyerek yarının astronotları, mühendisleri, bilim insanları ve uzay girişimcileri olacaktır. Milli uzay programımızın diğer hedeflerini onlar gerçeğe dönüştürecektir.

Zengin bir tarihi birikimi ve güçlü bir irade ile yürüttüğümüz bu yolda daha kat edecek çok mesafemiz var. Türkiye’yi küresel uzay ekosisteminin güçlü ve saygın aktörlerinden biri haline getirene kadar hedefimizden sapmayacağız. Biz bu yolu tek başımıza değil, işte bugün burada olduğu gibi bizimle aynı heyecanı paylaşan dostlarımızla birlikte yürüyebileceğiz.”

Yeşilçam’ın usta ismi Göksel Arsoy hayatını kaybetti

Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerinden Göksel Arsoy, 90 yaşında hayatını kaybetti.

Göksel Arsoy’un cenaze töreni çarşamba günü gerçekleşecek.

Babasının vefatına ilişkin açıklamalarda bulunan Aşkım Arsoy, şunları kaydetti:

“Yaşlılık… 90 yaşındaydı. Son iki yıldır fena değildi ama aslında hiç sağlık problemi olmadı. Gözlerinde problem vardı. Göz görmeyince hareketi azaldı, hareketi azaldıkça zayıfladı. İki gün öncesine kadar normal gibiydi. Dün tepkisiz gibi duruyordu. Bugün de sabah uyuyormuş. Saat 10.00’da konuştum. 10.30’da gelmişler, nefes almadığını fark etmişler. Tek tesellimiz, hiçbir ağrı, sızı ve eziyet çekmeden gitmesi. Son zamanlarında halsizdi. Bizim için en büyük teselli hastane yüzü görmemiş olması. Bünyesi sağlamdı ama yaş 90. Cenaze büyük ihtimalle çarşamba günü olacak.”

GÖKSEL ARSOY KİMDİR?

Türk sinema ve tiyatro oyuncusu Göksel Arsoy, 15 Mart 1936 tarihinde Kayseri’de dünyaya geldi. Arsoy, Yapımcı Fuat Rutkay’ın yönlendirmesiyle 1957 yılında Sırrı Gültekin’in yönettiği ‘Kara Günlerim’ adlı ilk filmi ile sinemaya adım attı ve bunu takiben 1958’de ‘Kelepçe’ ve 1959’da ‘Samanyolu’ gibi filmlerde rol aldı.

1950’li yıllardan itibaren Türk Sineması’nda çok sayıda yapımda rol alan Göksel Arsoy, özellikle jön karakterleriyle hafızalarda yer edindi. Yakışıklılığı ve oyunculuğuyla dönemin öne çıkan isimlerinden olan Arsoy, Yeşilçam’ın önemli yıldızlarındandı.

Sadece yakışıklılığıyla değil, sinema dünyasının beyefendi ve zarif insanlarından biri olarak gösterilen Göksel Arsoy’un babası Hava Kuvvetleri pilotuydu. 1957 yılında havaalanında çalışırken tanıştığı Soley Hanım ile 12 Nisan 1961 tarihinde evlendi. 21 Nisan 1963 de Aşkım adında bir kızı ve 17 Nisan 1965 de oğlu Gökhan Arsoy dünyaya geldi.

Uzun yıllar sinema sektöründe yer alan usta sanatçı, oyunculuğunun yanı sıra yapımcılık çalışmalarıyla da Türk Sineması’na katkı sağladı. Arsoy, yıllar içinde “Altın Çocuk” olarak anılmaya devam etti.

1970’lere doğru Göksel Arsoy sinemadan uzaklaşıp şarkıcılığa yönelse de oyunculuğa nadir şekilde devam etti. Usta oyuncunun son filmi ise Ayhan Sonyürek’in yönettiği, başrollerini Halil Ergün ile paylaştığı ve eski sinemacıların hikayesini anlatan 2006 yapımı ‘Unutulmayanlar’ filmi oldu.

1999’da 36. Altın Portakal Film Festivali’nde “Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne layık görüldü. Arsoy, Sinema Oyuncuları Derneği (SODER), İstanbul Tenis Kulübü (İTK) ve 2002 ile 2008 yılları arasında Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonu başkanlığını yürüttü.

2017 yılında “Altın Çocuk” adlı otobiyografisini yayımladı.

2024 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü.

Bahçeli’den Hacıosmanoğlu’na ‘yalnız değilsin’ çiçeği

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’na “çiçek” göndererek destek mesajı iletti.

TFF’den yapılan açıklamada, Bahçeli’nin Hacıosmanoğlu’na ‘yalnız değilsin’ mesajı verdiği iletildi.

Hacıosmanoğlu da Bahçeli’ye teşekkür ederek, “Saygıdeğer Genel Başkanım Sayın Devlet Bahçeli’ye bu anlamlı destekleri için teşekkür ediyor, ellerinden öpüyorum” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli’den TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’na Anlamlı Destek

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu’na çiçek gönderip başarı dileklerini içeren bir destek mesajı vermiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu desteği için teşekkür ederek, “Saygıdeğer Genel Başkanım Sayın Devlet Bahçeli’ye bu anlamlı destekleri için teşekkür ediyor, ellerinden öpüyorum.” ifadelerini kullanmıştır.

— TFF (@TFF_Org) October 5, 2026

NE OLMUŞTU?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Yasa Dışı Bahis ve Spor Suçları Bürosu tarafından yürütülen “Hakemler dosyası” soruşturması kapsamında 29 Eylül’de İstanbul, Ankara, Elazığ ve Manisa’da eş zamanlı operasyon düzenlenmişti. Soruşturmada “eziyet”, “resmi belgede sahtecilik”, “güveni kötüye kullanma” ve “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme” suçlamaları üzerinde duruluyor.

Operasyonda Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu, TFF Faal Hakemler Derneği Başkanı Ferdi Karadoruk, eski MHK Başkan Vekili Ahmet Şahin, eski MHK üyesi Yunus Yıldırım, TFF Eğitim ve 4. Bölge Sorumlusu Sebahattin Şahin, Alican Sağlar ve Emre Kosif gözaltına alınmıştı. Dosyada açık kaynak araştırmaları, MASAK ve HTS kayıtları, müşteki ve tanık ifadeleri ile bilirkişi tespitlerinin incelendiği açıklanmıştı.

Soruşturmanın ilerleyen aşamasında, ele geçirilen dijital materyaller ve MASAK kayıtlarının incelenmesi üzerine Süper Lig hakemi Yasin Kol ile Süper Lig yardımcı hakemi Göktuğ Hazar Erel de gözaltına alındı.

İki hakem hakkında 7258 sayılı Kanun’a muhalefet, evrakta sahteciliğe iştirak ve görevi kötüye kullanma suçlamalarının bulunduğu bildirildi.

İlk operasyonda gözaltına alınan yedi kişiden Ferhat Gündoğdu, Ferdi Karadoruk, Yunus Yıldırım, Alican Sağlar ve Emre Kosif tutuklandı.

Ahmet Şahin ile Sebahattin Şahin ise yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

‘TORPİL’ YAZIŞMALARI DOSYAYA GİRDİ

Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun dijital materyallerinde, TFF Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu ile yaptığı yazışmalar da ortaya çıkmıştı.

Soruşturma dosyasına giren mesajlarda hakemlerin klasman ve terfi süreçlerine ilişkin isimlerin Hacıosmanoğlu ile Gündoğdu arasında paylaşıldığı görülmüştü.

Dosyadaki 23 Aralık 2024 tarihli mesajlaşmada Hacıosmanoğlu’nun Gündoğdu’ya, “İstanbul’dan Bölgesel Lig’e terfi edilen bazı hakemlerin torpilleri veya dernek için yaptığı işlerin karşılığı olarak terfi listesine eklenmesi” başlıklı bir liste gönderdiği görülmüştü.

Listede Ayberk Burhan, Ali Serdar Kankaş, Hüseyin Hakan Bodur, Yiğit Karabudak, Alican Sağlar, Aykut Özçelik, Kaan Taha Duman ve Ceyhun Canbay hakkında çeşitli iddialar sıralanmıştı. Bazı hakemlerin Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği için yaptıkları işler, dernek yöneticileriyle yakınlıkları, aile bağları veya kişisel ilişkileri nedeniyle terfi konusunda destek gördükleri ileri sürülmüştü.

Mesajlaşmalarda yalnızca söz konusu liste de yer almıyordu. Hacıosmanoğlu’nun 19 Aralık 2024’te Mehmet Şenkaya isimli hakemin bilgilerini Gündoğdu’ya göndererek, “Devre arası yapılacak olan hakem klasmanında üst klasman yardımcı hakemliğine” ifadesini kullandığı görülmüştü.

Gündoğdu ise 29 Aralık’ta Hacıosmanoğlu’na, “Başkanım günaydın, umarım daha iyisinizdir. Ben terfi listelerini hazırladım. Siz ne zaman derseniz size sunacağım” mesajını göndermişti.

31 Aralık tarihli yazışmalarda bu kez Salih Çetin isimli hakemin Bölgesel Lig’e yükselmesi için yapılan destek talebi Hacıosmanoğlu tarafından Gündoğdu’ya iletilmişti. Gündoğdu’nun buna verdiği yanıtta ise, “Ama ben sizinle konuştuklarımızın dışında kimden gelirse gelsin normal adil sürecine bıraktım. Bir kısmı zaten hak edip girdi” ifadelerini kullandığı görülmüştü.

HACIOSMANOĞLU’NDAN AÇIKLAMA

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, hakemlerle ilgili yürütülen soruşturmanın ardından yaptığı açıklamada, Türkiye Futbol Federasyonu’nun devletin ilgili kurumlarıyla iş birliği içinde hareket edeceğini söylemişti.

Hacıosmanoğlu, “Sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için devletimizin ilgili tüm kurumlarıyla tam bir iş birliği içerisinde olacağız” demiş, gerekli tüm adımların atılacağını belirtmişti.

Kendisine ve TFF yönetimine yönelik eleştirilere de yanıt veren Hacıosmanoğlu, “Hiç kimse, 100 küsur yıllık Türkiye Futbol Federasyonu’nun ve 15, 20, belki 30 yıllık futbol kokuşmuşluğunu ve ahlaksızlığını, iki yıllık başkanlığımda bana ve yönetim kurulundaki arkadaşlarıma mal etmeye kalkmasın” ifadelerini kullanmıştı.

Hacıosmanoğlu ayrıca, “Hayatım boyunca hep dik durdum” diyerek soruşturma sürecinde sessiz kalmalarının farklı yorumlanmaması gerektiğini söylemişti.

Emekli Amiral Türker Ertürk hakkında hapis cezası ve tahliye kararı

Katıldığı bir televizyon programında kullandığı ifadeler gerekçe gösterilerek hakkında soruşturma başlatılan emekli Amiral Türker Ertürk, ‘halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit’ ve ‘suç işlemeye tahrik’ suçlamalarından 1 yıl 14 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Ertürk, tutuklu kaldığı süre göz önünde tutularak tahliye edildi.

NE OLMUŞTU?

Katıldığı bir televizyon programında kullandığı ifadeler gerekçe gösterilerek hakkında soruşturma başlatılan emekli Amiral Türker Ertürk tutuklandı.

Ertürk, ifadesinde “Söz konusu iktidar devam ettiği sürece ülkemizin acı çekeceğini düşünüyorum. Nitekim şu an görüldüğü üzere devletin yetkili mercileri PKK ve teröristlerle masaya oturmaktadır. Bu da benim söylemlerimin haklı olduğunu göstermektedir. Belirttiğim şekilde söz konusu söylemlerin suç unsuru teşkil ettiğini düşünmüyorum” dedi.

TÜRKER ERTÜRK NE DEMİŞTİ?

Ertürk hakkında açılan soruşturmaya gerekçe olan ifadeler şöyle:

“Bakın artık iktidar değişecek. Ama acılı ama acısız, iktidar değişecek. Onun için herkes aklını başına devşirmeli. Siz de, ben de… Tabii ki herkes de… Onun için Yüksek Seçim Kurulu’nun vicdanlarına ve hukuka göre karar vermelerini bekliyoruz. Yoksa ileride müşkülat yaşarız ülkece diye düşünüyorum.”

Saray’dan fon açıklaması: ‘MİT zan altında bırakılıyor’

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, fon skandalına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Saral, soruşturma sürecinde ilgili kamu kurumlarının daha aktif olması ve kamuoyunun düzenli şekilde bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti.

‘MİT ZAN ALTINDA BIRAKILIYOR’

Saral’ın açıklaması şöyle:

“Yaşanılan fon krizi ile alakalı süreci sulandırmaya, zihinleri bulandırmaya ve piyasaları belirsizliğe sürükleyecek açıklamalara artık son verilmelidir. Böylesine ciddi bir süreçte herkes sorumluluğunun gereğini yerine getirmeli, kamuoyunun güvenini zedeleyecek söylemlerden uzak durmalıdır.

Bir taraf meseleyi “dış güçler” söylemine bağlayarak Millî İstihbarat Teşkilatımızı zan altında bırakmaya çalışıyor. Diğer taraf ise çeyrek asırlık AK Parti teşkilatını ve milyonlarca mensubunu, birkaç kişinin yaptığı iddia edilen yanlışlarla aynı kefeye koymaya çalışıyor. Bu yaklaşım ne hakkaniyetlidir ne de siyasi gerçeklikle bağdaşmaktadır.

AK Parti, milyonlarca insanın emek verdiği büyük bir siyasi harekettir. Bu büyük yapı içerisinde art niyetli davranan, kişisel çıkar peşinde koşan kim varsa Cumhurbaşkanımız, bugüne kadar olduğu gibi gereken iradeyi ortaya koyacaktır.

Bırakın kurumlar görevini yapsın. Hukuk, denetim ve devlet mekanizmaları kendi işini yapsın. Hiç kimse soruşturmanın yerine geçerek hüküm vermesin; hiç kimse de süreci kendi siyasi hesabına alet etmesin.

‘SÜREÇ NEREYE GİDERSE GİTSİN…’

Ancak bununla birlikte süreç mutlaka şeffaf yürütülmelidir. Başta Hazine ve Maliye Bakanlığımız olmak üzere ilgili resmî kurumlarımız ve bürokratlarımız bu süreçte daha aktif olmalı, kamuoyunu düzenli ve açık biçimde bilgilendirmelidir. Ekonomik güvenin en temel şartı, belirsizliğin ortadan kaldırılmasıdır.

Resmî açıklamaların gecikmesi, bilgi boşluğu oluşturulması ve bu boşluğun “Yönetimde ben olsam çözerim” diyerek kendisini kurtarıcı ilan eden siyasi fırsatçılara bırakılması kabul edilemez.

Süreç nereye giderse gitsin, kime uzanırsa uzansın; devletimizin gereğini yapacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Çünkü mesele yalnızca siyasi bir tartışma değil; vatandaşın devlete, ekonomiye, piyasalara ve adalete olan güven meselesidir!”

Emeklinin 3 aylık zam oranı kesinleşti

Maaşlarına altı aylık periyotlar halinde enflasyon farkı kadar zam alan milyonlarca SSK ve Bağ-Kur emeklisi, 2027 Ocak ayı maaş artış oranını yakından takip ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Eylül ayında enflasyon aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 29,73 oldu.

Temmuz ve Ağustos ayı enflasyon verilerinin ardından TÜİK’in Eylül ayı rakamlarını ilan etmesiyle birlikte, 2027 yılı başında maaşlara yansıyacak 3 aylık zam oranı da kesinleşti.

Temmuz 2026’da maaşlarını zamlı olarak alan emekliler için yeni dönem verileri birer birer açıklanıyor.

Temmuz 2026 Enflasyonu: yüzde 1,78
Ağustos 2026 Enflasyonu: yüzde 1,84
Eylül 2026 Enflasyonu: yüzde 1,84

Ağustos ayında yıllık enflasyonun yüzde 31,51 olarak gerçekleşmesinin ardından, Eylül ayında yıllık enflasyonun yüzde 29,73 seviyesine gerilemesiyle birlikte yeni zam döneminin ilk çeyreği tamamlanmış oldu.

İŞTE KESİNLEŞEN 3 AYLIK ZAM ORANI VE ENFLASYON FARKI

TÜİK’in Eylül ayı verisini duyurmasıyla birlikte, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin 2027 Ocak zammı için 3 aylık kesinleşen zam oranı yüzde 5,56 oldu.

Emeklilerin nihai zam oranının belirlenmesi için Ekim, Kasım ve Aralık olmak üzere 3 aylık enflasyon verisi daha bulunuyor.

Meteoroloji il il açıkladı: Kuvvetli yağış geliyor!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 5 Ekim hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurt genelinin parçalı yer yer çok bulutlu, Akdeniz’in iç kesimleri, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Muğla, Mersin, Nevşehir, Niğde, Osmaniye, Kayseri, Sivas, Tokat, Giresun ve Trabzon çevreleri ve Antalya’nın batı ilçeleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların Malatya, Elazığ ve Adıyaman çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

Hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normalleri altında seyretmeye devam edeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle kuzeyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 22°C

Parçalı ve az bulutlu

ÇANAKKALE °C, 24°C

Parçalı ve az bulutlu

İSTANBUL °C, 22°C

Parçalı ve az bulutlu

KOCAELİ °C, 23°C

Parçalı ve az bulutlu

EGE

Parçalı ve az bulutlu, güney kesimlerinin yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Muğla çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AFYONKARAHİSAR °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu

İZMİR °C, 27°C

Parçalı ve az bulutlu

MUĞLA °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

UŞAK °C, 22°C

Parçalı bulutlu

AKDENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz’in doğusu ile Mersin çevreleri ve Antalya’nın batı ilçelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 28°C

Parçalı ve çok bulutlu, doğusu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ANTALYA °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, batı ve iç kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

HATAY °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ISPARTA °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İÇ ANADOLU

Parçalı yer yer çok bulutlu, Nevşehir, Niğde, Kayseri, Sivas çevreleri ile Konya’nın batı kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 20°C

Parçalı ve az bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 19°C

Parçalı ve az bulutlu

KONYA °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, batı kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

NEVŞEHİR °C, 17°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

BATI KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 18°C

Parçalı ve az bulutlu

DÜZCE °C, 21°C

Parçalı ve az bulutlu

SİNOP °C, 23°C

Parçalı ve az bulutlu

ZONGULDAK °C, 19°C

Parçalı ve az bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı, yer yer çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Tokat, Giresun ve Trabzon çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 21°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu

RİZE °C, 19°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, iç kesimleri ile gece saatlerinden sonra il geneli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAMSUN °C, 19°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, gece saatlerinden sonra sağanak yağışlı

TRABZON °C, 20°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, iç kesimleri ile gece saatlerinden sonra il geneli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı, yer yer çok bulutlu, bölge genelinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Malatya ve Elazığ çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ERZURUM °C, 13°C

Parçalı bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 17°C

Parçalı bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 20°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.

VAN °C, 19°C

Parçalı bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Adıyaman çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

DİYARBAKIR °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GAZİANTEP °C, 22°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MARDİN °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ŞANLIURFA °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

Meclis’te yeni yasama yılı hangi gündemle başlayacak?

TBMM’de 28’nci dönemin 5. yasama yılı mesaisi, 6 Ekim Salı günü başlayacak. Fon kriziyle ilgili önergelerin gündeme gelmesi beklenen Genel Kurulda, geçen yasama yılında TBMM’ye sunulan ancak görüşülemeyen Türk Kızılay Kanunu teklifi gündemde ilk sırada yer alıyor.

9 maddelik teklifte, Türk Kızılayın görev ve yetkileri ile hak ve muafiyetlerine ilişkin hükümler yer alıyor. Teklife göre, Türk Kızılaya uluslararası sözleşmeler doğrultusunda verilmiş münhasır hak ve yükümlülükleri amaç edinen başkaca bir tüzel kişilik kurulamayacak. Türk Kızılay, Türkiye Kızılay Derneği, Türkiye Kızılay Cemiyeti, Kızılay Derneği, Kızılay Cemiyeti ve Kızılay adlarını da kullanabilecek.

Afet ve acil durumlar ile afetlere hazırlık ve olağanüstü dönemlerde, ulusal afet yönetimi kapasitesinin güçlendirilmesi, tedarik güvenliğinin sağlanması, müdahale süreçlerinin hızlandırılması, ihtiyaç ve mağduriyetlerin giderilmesi, hastalıkların önlenmesi ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi amacıyla, Türk Kızılay ile Türk Kızılayın sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu iktisadi işletmeleri, iştirakleri veya şirketleri tarafından bizzat üretilen ilk yardım hizmetleri, afet lojistik hizmetleri ve geçici barınmaya yönelik ürün ve hizmetler stratejik nitelikte alım kapsamında değerlendirilecek. Bu alımlar, Kamu İhale Kanunu’na tabi olmaksızın doğrudan Türk Kızılaydan veya Türk Kızılayın sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu iktisadi işletmelerinden, iştiraklerinden veya şirketlerinden temin edilebilecek.

AİLE BAKANLIĞI VERİLERİ KIZILAY İLE PAYLAŞACAK

Teklife göre, ihtiyaç sahibi kişilere yapılacak yardımlarda mükerrerliğe yol açmamak ve daha fazla kişiye yardım ulaştırabilmek amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde bulunan sosyal yardımlara ilişkin veriler, yapılacak protokolle Türk Kızılaya Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında verilecek. Bu kapsamda yapılacak veri erişimleri, yalnızca görevin gerektirdiği ölçüde ve yetkilendirilen kişilerce yapılacak.

Dernek tarafından kuruluş amacı doğrultusunda kullanılmak üzere, ticari amaç güdülmeksizin ithal edilen bilimsel alet ve cihazlar, tıbbi teşhis, tedavi ve araştırma yapılmasına mahsus alet ve cihazlar, insan kaynaklı tedavi edici maddeler ile kan gruplama testleri ile ilaç özelliği olan ürünlerin kalite kontrolü amacına yönelik maddeler gümrük vergilerinden muaf tutulacak.

Olağanüstü dönemler ile afet, savaş ve çatışma zamanlarında Türkiye Kızılay Derneğinin faaliyetlerini gerçekleştirmek üzere faaliyet bölgesinde bilfiil görev alan personeline de nakdi tazminat ödenecek.

FATİH KARAHAN SUNUM YAPACAK

Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon Başkanı ve AKP Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında 6 Ekim’de toplanacak. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu gereğince Banka faaliyetleri ve para politikası uygulamaları hakkında sunum yapacak.

DİJİTAL KONAKLAMA PLATFORMLARINA YENİ DÜZENLEME YAPILACAK: BOOKİNG’E ERİŞİM YENİDEN BAŞLAYACAK

TBMM’ye 11 Ağustos’ta sunulan ve Airbnb, TravelGo ve Booking gibi dijital platformlar üzerinden yapılan konaklama uygulamalar ile turizm alanında düzenlemeler içeren Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda görüşülecek.

Teklife göre dijital konaklama sağlayan platformlara, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan izin alma zorunluğu getirilecek. Böylece, Türkiye’den 9 yıldır yasak olan Booking uygulamasına erişim Bakanlığın denetiminde yeniden başlayacak.

Halen faaliyet gösteren yabancı platformların, kanun yürürlüğe girdikten sonra 3 ay içinde izin belgesi alma zorunlu olacak. Yabancı dijital konaklama platformları, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansına on binde 7,5 oranında turizm payı ödeyecek.

Kanun teklifi ile yabancı dijital konaklama platformlarına yükümlülükler de getiriliyor. Bu kapsamda yabancı dijital konaklama platformları izin belgesi kapsamı dışında faaliyette bulunamayacak, başka ürünlerin satış ve pazarlamasını gerçekleştiremeyecek. İzin belgesi kapsamındaki faaliyetlerini yalnızca bu faaliyetler için kullanacağı elektronik ticaret ortamı üzerinden gerçekleştirmek zorunda olacak.

TBMM’de salı ve çarşamba günleri partilerin grup toplantıları yapılacak. AKP’nin grup toplantısının çarşamba günü yapılması bekleniyor.

Erdoğan’dan ‘fon krizi’ çıkışı: ‘Yol haritamızı belirledik’

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanlıurfa Şehir Hastanesi’nin açılışında konuştu.

Fon soruşturmasıyla ilgili kurulları topladıklarını ve yol haritasının belirlendiğini söyleyen Erdoğan, “Birinci önceliğimiz Türkiye ekonomisine zarar gelmesin. İkincisi her kim haksız kazanç elde etmişse bunun hesabını adalete versin. Devlet denetleme Kurulumuzla, Adalet Bakanlığımızla, Hazine ve Maliye bakanlığımızla her türlü adımı atıyoruz. Kurulumuz süreci, yönetiyor” dedi.

Erdoğan şöyle devam etti:

“Kimsenin hakkını kimseye yedirmeden adalet ve hakkaniyet zemininde sürecin çözülmesi için çalışıyoruz. Türkiye ekonomisi bu sorunun üstesinden gelecek kapasitededir. Kendi pisliklerini örtmen adına Türkiye’nin iktisadi güvenliğini sabotaj düzenleyenlerin hevesleri kursaklarında kalacaktır. İster belediyelerde ister sermaye piyasalarında olsun milletin malına el uzatanların yaptıkları yanlarına kar kalmayacak. Gereken neyse yapıyoruz ve yapacağız.”

AÇILIM SÜRECİ

Bölücü açılım sürecine yönelik de mesajlar veren Erdoğan, “Terörsüz Türkiye sürecinde mesafe aldıkça, şehirlerimizi kalkınıyor, yaylalarımız, dağlarımız şenleniyor” diye konuştu.

Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“İki senedir evlerden ağıtlar yükselmiyor. Sınırlarımızın dışında da gerçekten çok farklı bir rüzgar esmeye başladı. Komşumuz Suriye’de zalim rejim devrildi yerine Türkiye’nin çok yakın dostu bir yönetim geldi. Entegrasyon süreciyle oradaki terör sorunu çözülüyor. Irak’ta aynı şekilde güvenlik ortamı tekrar tesis ediliyor. İnşallah çok daha güzel günleri hep beraber göreceğiz. Terörün yerini huzur alacak. Terörsüz Türkiye hedefimizle aramıza kimse giremeyecek. Türkler, Kürtler, Araplar olarak 838 sene önce Kudüs-ü Şerif’i Haçlılardan kurtaran Selahaddin Eyyubi’nin ordusunda olduğu gibi kenetleniyoruz.”

5 işçinin öldüğü İmbat Madencilik’in arşivinden neler çıktı? Teşvikler, siyasi ziyaretler, ihmaller…

MERVE DUMAN / VERYANSIN TV

Manisa’nın Soma ilçesinde İmbat Madencilik’e ait maden ocağında meydana gelen, 5 işçinin yaşamını yitirdiği göçüğe ilişkin “ihmal” tartışmaları gündeme gelirken, soruşturma kapsamında 9 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında maden şirketinin genel müdürünün de bulunduğu bildirildi.

İlişkili Haber
thumbnail

Soma’da 5 işçinin öldüğü maden faciasında 9 gözaltı

Haberi görüntüle

Öte yandan facianın meydana geldiği İmbat Madencilik’in geçmişte yaşanan ölümlü iş kazaları, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) ile yaptığı sözleşmeler ve şirket yöneticilerinin siyasetçilerle yıllara yayılan görüşmeleri yeniden gündeme geldi.

Veryansın TV’nin derlediği bilgilere göre; 2002 yılında kurulan ve ilk yıllarda kömür pazarlama faaliyetlerinde bulunan İmbat Madencilik, 2004 yılından itibaren yeraltı kömür işletmeciliği faaliyetlerine başladı.

3 Aralık 2004’te İmbat Madencilik’e Soma Şube Müdürü olarak atanan Gökalp Büyükyıldız, uzun yıllar genel koordinatör olarak görev yaptı. Büyükyıldız’ın adı 2024 yılında ise şirketin genel müdürü unvanıyla kamuoyuna yansıdı.

Büyükyıldız’ın, İmbat’ta görev yaptığı sıralarda AKP’li ve CHP’li isimlerle çeşitli görüşme ve ziyaretlerde yer aldığı görüldü.

İMBAT’IN SÖZLEŞMESİ 2028’E KADAR UZATILDI

TKİ ile İmbat AŞ arasındaki ilk sözleşme 4 Ekim 2004 tarihinde imzalandı ve sözleşmenin bitiş tarihi 31 Aralık 2015 olarak belirlendi.

2006 yılında sözleşmede uyarlama yapılırken, 2007 yılında 5 milyon 589 bin tonluk ek iş için TKİ Yönetim Kurulu kararı alındı.

Ancak CHP Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun TBMM’de dile getirdiği iddiaya göre, mevcut sözleşmenin sona ermesine iki yıldan fazla süre varken 8 Ekim 2013 tarihinde yeni bir ek protokol imzalandı.

Söz konusu protokolle İmbat’ın sözleşmesinin bitiş tarihi 1 Ekim 2028’e kadar uzatıldı.

Kuşoğlu, söz konusu süre uzatımının TKİ Yönetim Kurulu kararı olmadan gerçekleştirildiğini ve yaklaşık 39 milyon tonluk ilave kömür üretimini kapsadığını öne sürdü.

TKİ’DEN YÜZ MİLYONLARCA LİRALIK KÖMÜR ALIMI

İmbat Madencilik’in TKİ ile yıllara yayılan ticari ilişkileri Sayıştay’ın denetim raporlarına da yansıdı.

Sayıştay’ın TKİ’ye ilişkin 2013 yılı denetim raporuna göre TKİ, İmbat Madencilik’ten 2013 yılında 5 milyon 620 bin ton tüvenan kömür satın aldı.

Kömürün ortalama alış fiyatı ton başına 61,75 TL olurken, İmbat’tan alınan kömürün toplam bedeli 347,1 milyon TL’yi buldu.

Ayrıca satın alınan 5 milyon 620 bin ton tüvenan kömürün tamamı İmbat’ın tesislerinde yıkatıldı. Bu işlem karşılığında şirkete 12 milyon 691 bin TL yıkama bedeli ödendi.

Yıkama işlemi sonucunda 5 milyon 620 bin ton tüvenan kömürden 3 milyon 170 bin ton satılabilir kömür elde edildi.

2014’TE KÖMÜR ALIMI 399,6 MİLYON TL’YE ÇIKTI

Sayıştay’ın TKİ’nin 2014 yılı hesap ve işlemlerine ilişkin denetiminden kamuoyuna yansıyan verilere göre İmbat’tan yapılan kömür alımı sonraki yıl da devam etti.

TKİ, 2014 yılında İmbat Madencilik’ten 5 milyon 813 bin ton tüvenan kömür satın aldı.

Kömürün ortalama alış fiyatı ton başına 68,75 TL olurken, İmbat’a ödenen kömür alım bedeli toplam 399,6 milyon TL olarak kayıtlara geçti.

Satın alınan kömürün 5 milyon tonu yine İmbat’ın tesislerinde yıkatıldı. Şirkete bu işlem karşılığında ayrıca 13 milyon 486 bin TL yıkama bedeli ödendi.

5 milyon ton tüvenan kömürün yıkanması sonucunda 3 milyon 546 bin ton kömür elde edildi.

Rapordan kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, fiyat farkı uygulamasının da etkisiyle TKİ’nin 2014 yılındaki ortalama kömür alış fiyatı bir önceki yıla göre yüzde 10,3 arttı.

Böylece yalnızca 2013 ve 2014 yıllarında İmbat’tan yapılan kömür alımlarının toplam bedeli 746 milyon 700 bin TL’ye ulaştı.

Aynı iki yılda şirkete ödenen yıkama bedelleri de hesaba katıldığında toplam tutar 772 milyon 877 bin TL’yi buldu.

KÖMÜR DESTEĞİ KAPSAMINA ALINDI

İmbat Madencilik’in yararlandığı kamu desteklerinin yatırım teşvik belgesiyle sınırlı olmadığı görüldü.

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) yayımladığı resmi belgede İmbat Madencilik, yeraltı maden işletmelerinde meydana gelen maliyet artışlarının karşılanması amacıyla oluşturulan “destek ödemelerinden faydalanacak işletmeciler” arasında yer aldı.

Söz konusu destek mekanizması, yeraltında çalışan işçilerin ücretleri, çalışma süreleri, fazla çalışma ve ücretli izinlerine ilişkin düzenlemeler nedeniyle maden işletmelerinde meydana gelen maliyet artışlarının karşılanmasını kapsıyor.

İMBAT’A YATIRIM TEŞVİKİ

İmbat Madencilik’in Manisa’daki büyük linyit yatırımı için 2020 yılının son çeyreğinde yatırım teşvik belgesi aldığı ortaya çıktı.

İstanbul Sanayi Odası’nın 2020 yılı dördüncü çeyrek Yatırım Teşvik Bülteni’ne göre, İmbat Madencilik’in Manisa’daki madencilik yatırımının öngörülen toplam tutarı 1 milyar 505 milyon 398 bin 357 TL olarak kayıtlara geçti.

Yıllık 12 milyon ton linyit çıkarılması ve zenginleştirilmesi kapasitesine sahip proje kapsamında 2 bin 927 kişilik yeni istihdam öngörüldü.

Şirkete sağlanan yatırım teşvikleri arasında 7 yıl sigorta primi işveren hissesi desteği, yüzde 80 vergi indirimi, yüzde 40 yatırıma katkı oranı, gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası ve faiz desteği yer aldı.

İmbat’ın projesi, Kasım 2020’de yatırım teşvik belgesi alan madencilik projeleri içerisinde yatırım tutarı en yüksek proje oldu.

AKP’Lİ İSİMLERLE YILLARA YAYILAN TEMASLAR

Öte yandan İmbat Madencilik Genel Müdürü Gökalp Büyükyıldız’ın AKP’li isimlerle kamuoyuna yansıyan temaslarından biri 2013 yılında gerçekleşti.

Dönemin AKP Manisa Milletvekili Uğur Aydemir, Soma’da maden işçileriyle bir araya geldi. Ziyarette Aydemir’e Soma Belediye Başkanı Hasan Ergene, İmbat A.Ş. Genel Müdürü Gökalp Büyükyıldız, dönemin AKP Soma İlçe Başkanı Mehmet Ali Özkan, Türkiye Maden İşçileri Sendikası Ege Bölgesi Şube Başkanı Tamer Küçükgençay ve partililer eşlik etti.

Büyükyıldız, ziyarette yaptığı konuşmada İmbat’ın 2004 yılında Soma’da faaliyete başladığını belirterek, üretim ve yatırımlara ilişkin bilgi verdi.

REFERANDUM ÇALIŞMALARINDA İMBAT’A ZİYARET

AKP heyetlerinin İmbat Madencilik’e yaptığı ziyaretlerden biri de 2017 anayasa referandumu çalışmaları sırasında gerçekleşti.

9 Mart 2017’de referandum çalışmaları kapsamında Soma’ya gelen AKP Manisa il yönetimi İmbat Madencilik’i ziyaret etti.

Büyükyıldız’ın, dönemin AKP Manisa İl Başkanı Berk Mersinli, AKP Soma İlçe Başkanı Şeref Kavruk, Soma Belediye Başkanı Hasan Ergene, ELİ Müessese Müdürü Hakkı Duran ve beraberindeki partililerle bir araya geldiği belirtildi.

Büyükyıldız’ın görüşmede şirketin faaliyetleri ve üretimi hakkında heyete bilgi verdiği aktarıldı.

İMBAT’TAKİ ESKİ ÖLÜMLÜ KAZALAR

İmbat Madencilik’e ait işletmeler geçmiş yıllarda da ölümlü iş kazalarıyla gündeme geldi.

Şirketin madeninde çalışan 30 yaşındaki Okan Tetik, bakım yaptığı makinenin çalışması sonucu yaşamını yitirdi.

Dava dosyasına yansıyan bilgilere göre Çalışma Bakanlığı İş Teftiş Kurulu, gerekli tedbirleri almaması nedeniyle işverene yüzde 70 kusur verdi.

Raporda, bakım yapılan makinede çalışanın makineyi durdurabilmesini sağlayacak emniyet kilit sisteminin bulunmadığı tespit edildi.

Mahkemenin ilk bilirkişi raporunda da işveren yüzde 70 kusurlu bulundu. Daha sonra hazırlanan başka bir bilirkişi raporunda ise işveren kusurlu bulunmadı.

BAKANLIĞIN İMBAT CEVABI: İŞ GÜVENLİĞİ EKSİKLİKLERİ TESPİT EDİLDİ

13 Ocak 2019 tarihinde İmbat Madencilik’e ait ocakta meydana gelen kazada Emin Karaçam yaşamını yitirirken Ramazan Çüm yaralandı.

Dönemin CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, olayın ardından İmbat’ta yaşanan kazalar ve işletmede gerçekleştirilen denetimleri TBMM gündemine taşıdı.

Bakanlığın soru önergesine verdiği cevapta, 2014 yılından kazanın meydana geldiği tarihe kadar Maden Kanunu ve Maden Yönetmeliği kapsamında yapılan denetimlerde herhangi bir eksiklik tespit edilmediği belirtildi.

Ancak aynı cevapta, “Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği” kapsamında tespit edilen eksikliklerin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile ruhsat sahibine bildirildiği ifade edildi.

2020’DE ÜÇ İŞÇİ GÖÇÜKTE YAŞAMINI YİTİRDİ

İmbat Madencilik, 10 Nisan 2020 tarihinde bir başka ölümlü kazayla gündeme geldi.

Şirketin Soma’daki maden ocağında bakım ve onarım çalışmaları sırasında meydana gelen göçükte Ersin Özdoğan, Salih Ayber ve Erdinç Karaveli yaşamını yitirdi, bir işçi yaralandı.

Şirket tarafından kazanın ardından yapılan açıklamada, Covid-19 salgını nedeniyle yaklaşık bir aydır üretim yapılmadığı, madende yalnızca iş güvenliği açısından gerekli zorunlu çalışmaların sürdürüldüğü ve kazanın galeri bakım-onarım çalışmaları sırasında meydana geldiği bildirildi.

İmbat’a ait işletmelerde Metin Keskin, İsmail Kahraman, Emin Karaçam, Selahattin Göktepe ve Durmuş Şahan’ın da farklı tarihlerde meydana gelen iş kazalarında hayatını kaybettiği basına yansıdı.

AKP’Lİ İSİMLERLE ANKARA’DA TKİ ZİYARETİ

Büyükyıldız’ın AKP’li isimlerle bir başka görüşmesi ise 2018 yılında Ankara’da gerçekleşti.

15 Kasım 2018 tarihinde AKP Manisa Milletvekili Mehmet Ali Özkan, Soma Belediye Başkanı Ali Tulup, Maden İş Sendikası Genel Başkanı Nurettin Akçul, İmbat Madencilik Genel Koordinatörü Gökalp Büyükyıldız ve AKP İlçe Teşkilat Başkanı Adnan Tekin’den oluşan heyet, Ankara’da Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Genel Müdür Vekili Ömer Bayrak’ı makamında ziyaret etti.

Heyetin Soma’daki maden işletmelerinin durumunu ve yaşanan sorunları Bayrak’a ilettiği belirtildi.

SOMASPOR İÇİN BÜYÜKYILDIZ’I ZİYARET ETTİLER

Aynı yıl Büyükyıldız’ın AKP’li yerel yöneticilerle bir başka görüşmesi de kamuoyuna yansıdı.

1 Kasım 2018 tarihinde, dönemin Soma Belediye Başkanı Ali Tulup ile AKP Soma İlçe Başkanı Mehmet Ali Aksoy, Somaspor’a destek arayışları kapsamında ilk ziyaretlerini Gökalp Büyükyıldız’a yaptı.

Haberde, Tulup ve Aksoy’un Büyükyıldız ile İmbat Madencilik’in Somaspor’a forma reklamı vermesi konusunda görüştüğü belirtildi.

CHP’Lİ BELEDİYE BAŞKANLARINDAN ZİYARET

Öte yandan CHP’li Soma Belediye Başkanı Sercan Okur’un, İmbat Madencilik İzmir Genel Merkez Mali İşler Direktörü İlhan Büyükyıldız’ı ziyaret etmesi de dikkat çekti.

Okur, 2 Ocak 2025’te gerçekleştirdiği ziyareti sosyal medya hesabından şu sözlerle duyurmuştu:

“İmbat Madencilik Enerji Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş. İzmir Genel Merkez Mali İşler Direktörü İlhan Büyükyıldız’ı ziyaret ettim. Nazik misafirperverliklerinden dolayı kendilerine teşekkür ederim.”

Büyükyıldız’ın CHP’li belediye başkanlarıyla gerçekleştirdiği bir görüşme ise 27 Ocak 2026’da kamuoyuna yansıdı.

CHP Manisa Milletvekili Besim Dutlulu’nun paylaşımına göre; CHP’li Soma Belediye Başkanı Sercan Okur, İmbat Madencilik Genel Müdürü Gökalp Büyükyıldız ve CHP’li Saruhanlı Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, Dutlulu’yu makamında ziyaret etti.

Dutlulu, görüşmede ilçelere yapılacak hizmetlere ilişkin fikir alışverişinde bulunulduğunu belirtti.

 

Netflix’ten abonelik ücretlerine zam

Dijital yayın platformu Netflix, Türkiye’deki hizmet seçeneklerinin fiyat tarifelerini yeniledi.

Temel, Standart ve Premium olmak üzere her üç abonelik paketini kapsayan fiyat artışı sonrasında, paket türlerine göre aylık ödemelerde 70 TL ile 120 TL arasında değişen yükselişler gerçekleşti.

Açıklanan güncel fiyat listesine göre paketlerdeki eski ve yeni ücretler şu şekilde sıralandı:

Temel Plan: 189,99 TL’den 259,99 TL’ye yükseldi (70 TL artış).

Standart Plan: 289,99 TL’den 389,99 TL’ye yükseldi (100 TL artış).

Premium Plan: 379,99 TL’den 499,99 TL’ye yükseldi (120 TL artış).

EN YÜKSEK ORANSAL FİYAT ARTIŞI TEMEL PAKETTE

Abonelik ücretlerindeki değişim oranlarına bakıldığında, en yüksek oransal artış platformun giriş seviyesi olan Temel pakette yaşandı.

Temel Plan: Fiyatı yaklaşık yüzde 36,8 oranında arttı.

Standart Plan: Fiyatı yüzde 34,5 oranında arttı.

Premium Plan: Fiyatı yüzde 31,6 oranında arttı.

PAKETLERİN YILLIK ABONELİK MALİYETLERİ

Fiyatların 12 ay boyunca sabit kalması durumunda abonelerin üstleneceği yıllık toplam abonelik maliyetleri ise şu seviyelere ulaştı:

Temel Plan: 3.119,88 TL

Standart Plan (1080p): 4.679,88 TL

Premium Plan (4K): 5.999,88 TL

 

Ümitcan Uygun’a verilen 4 yıllık cezanın gerekçesi açıklandı: İşte Aleyna Çakır’ın ölmeden önce attığı mesajlar…

Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında, 3 Haziran 2020’de Ankara’nın Keçiören ilçesindeki ikamette Sema Esen’in ölü olarak bulunması üzerine soruşturma başlatıldığı hatırlatıldı.

AA’nın haberine göre; gerekçeli kararda ifadesine yer verilen Ümitcan Uygun’un, maktulün erkek arkadaşı olduğunu, olaydan önceki gün akşam görüştüklerini, Esen’i eve bıraktığını ve arkadaşı M.C.Ç’nin yanına gittiğini söylediği belirtildi.

Uygun’un beyanında, Sema Esen’in, kendisinin M.C.Ç’yle arkadaşlık yapmasını istememesi sebebiyle eve gelmesi için mesaj yolladığını, son mesajlarında veda eden ifadeleri olduğunu ancak hem alkollü olması hem de kendisine bir şey yapacağına inanmadığı için ciddiye almadığını belirttiği aktarıldı.

Uygun’un, sabah uyanınca mesajları tekrar okuduğunu, Esen’i telefonla arayıp cevap alamaması üzerine arkadaşı B.G’yi, Esen’in evine gitmesi için yönlendirdiğini söylediği kaydedildi.

OLAY GECESİNE AİT MESAJLAR İNCELENDİ

Sabah’ın haberine göre; gerekçeli kararda, olay gecesine ait HTS kayıtları ile mesajlaşmaların da ayrıntılı şekilde incelendiği aktarıldı.

Buna göre Sema Esen’in, Ümit Uygun’a “Ben çok kötüyüm. Eve gel, anlamıyor musun?”, “Allah’a emanet ol. Kendine çok iyi bak, olur mu? Benim canımı aldın”, “Bu sana attığım son mesaj olacak belki. Değil hayatta, rüyanda bile göremeyeceksin artık”, “Geldiğinde bu evde beni canlı bulamayacaksın” şeklinde veda ve yardım çağrısı niteliğinde birden fazla mesaj gönderdiği tespit edildi.

‘ARKADAŞLARI KAPIYI ÇİLİNGİRLE AÇTI’

Arkadaşlarının kapıyı çilingirle açtıklarını ve Esen’in evde yatar vaziyette bulunduğunu ilettiklerini beyan eden Uygun’un, bunun üzerine hemen olay yerine gittiğini, 112 ekiplerinin ve polisin geldiğini gördüğünü, Esen’in gönderdiği mesajların incelenmesi için telefonunu kendi rızasıyla teslim ettiğini söylediği belirtildi.

Gerekçeli kararda, olay yeri tespitlerine göre, Sema Esen’in bornoz kemerinin iki ucunun kapının arkasına sıkıştırılarak kıstırıldığı ve kapı açıldığı zaman Sema Esen’in yere düştüğü ancak ölümüne ilişkin gerçeğin tespiti için sistematik otopsi yapılmasının gerektiği kaydedildi.

Adli tıp raporuna yer verilen gerekçeli kararda, cesedin bulunduğu ortam, olay yeri inceleme bulguları, otopsisinde tespit edilen bulgular dikkate alındığında kişinin ölümüne neden olan fiilinin kendisi tarafından yapılmasının mümkün olduğunun tespit edildiği aktarıldı.

Tanık beyanları, kamera kayıtları ve bilirkişi raporlarının yer aldığı gerekçeli kararda, Sema Esen’in olay tarihinde cinayet sonucu öldürüldüğüne dair delil bulunmadığından sanık hakkında kamu davasının “intihara teşvik etmek, intihar kararını kuvvetlendirme” suçundan açıldığı belirtildi.

‘İNTİHAR İSTEĞİ OLUŞTURDU’

Gerekçeli kararda, olay gecesi maktul ve sanık arasında geçen yazışmalarda sanığın maktul Esen’de intihar etme fikri oluşturduktan sonra bu isteği güçlendirip hayatına son vermesine sebebiyet verdiğinin açık olduğu kaydedilerek, şu tespitlere yer verildi:

“Konuşmanın devamında Esen’in yaşamına son vereceği şeklindeki attığı mesajlara rağmen sessiz kalarak intihar fikrini ölende oluşturup maksadına ulaştığı, sonuç olarak sanık tarafından ölüm konusunun açılması üzerine Esen’in de ölümü düşünmeye başladığı, özellikle olay gecesine ait taraflar arasında gerçekleşmiş olan yazışmalar, ekran görüntüleri ve tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde sanığın eyleminin sübut bulduğu, Sema Esen’in aklında hiç var olmadığı halde intihar duygusu ve isteği oluşturduğu, sonrasında bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere WhatsApp durum mesajında yaptığı paylaşımla sevgilisinden kurtulma arzusunu yinelediği ve bu şekilde Esen’i intihara teşvik edip, intihar kararı almasını sağlayarak, bu kararı eyleme geçirme fikrini kuvvetlendirmesine sebebiyet verdiği ve eylemi neticesinde intiharın gerçekleştiği anlaşılmakla sanığın atılı ‘intihara teşvik etmek, intihar kararını kuvvetlendirme’ suçundan 4 yıl hapisle cezalandırılmasına karar verilmiştir.”

‘EZİYET ETME’ SUÇUNDAN BERAAT

Gerekçeli kararda ayrıca “eziyet etme” suçunun oluşabilmesi için aranan unsurların oluşmadığı ve taraflar arasında yaşandığı tespit edilen veya öne sürülen birbirinden bağımsız suçların başka nedenlerle oluşan kavgalar nedeniyle rastlantısal biçimde tekrarlanmasının eziyet suçunun oluşmasına yeterli olmadığı aktarılarak sanık Uygun’un üzerine atılı “eziyet etme” suçundan beraatına karar verildiği kaydedildi.

MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu tutuklandı: İşte savunması…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Yasa Dışı Bahis ve Spor Suçları Bürosu’nun, “eziyet”, “resmi belgede sahtecilik”, “güveni kötüye kullanma” ve “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme” iddialarıyla başlattığı ve kamuoyunda, “Hakemler dosyası” olarak bilinen soruşturma devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan ve emniyetteki sorgularının ardından hakim karşısına çıkarılan MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu, TFF Faal Hakemler Derneği Başkanı Ferdi Karadoruk, eski TFF Merkez Hakem Kurulu Başkan Vekili Ahmet Şahin, eski TFF Merkez Hakem Kurulu Üyesi Yunus Yıldırım, TFF Eğitim ve 4’üncü Bölge Sorumlusu Sebahattin Şahin, TFF Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği İstanbul Şubesi Teşkilat Sorumlusu Alican Sağlar ile TFF Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği İstanbul İl Hakem Kurulu Başkanı Emre Kosif’in işlemleri tamamlandı.

İşlemlerin ardından, MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu, Ferdi Karadoruk, Alican Sağlar, Yunus Yıldırım ve Emre Kosif tutuklanırken, Sebahattin Şahin ve Ahmet Şahin hakkında “yurt dışına çıkış yasağı” ve “imza” şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulandı.

‘KİŞİSEL VERİLERİN HAKEM ATAMALARINDA KULLANILDIĞI’ DEĞERLENDİRMESİ

İHA’nın haberine göre; hakimlik kararında, Gündoğdu ve MHK üyesi Yunus Yıldırım hakkında tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için yeterli kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil ve olguların bulunduğu belirtildi.

Kararda, dosyada yer alan deliller kapsamında şüphelilerin hakem atamalarında kişisel gelişim ve liyakat esasını bir kenara bırakarak hakemlerle ilgili bazı kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydettikleri ve kaydedilen bu verilerin hakem atamalarında kullanıldığı kanaatine varıldığı ifade edildi.

Hakimlik, söz konusu verilerin kullanılmasının bazı hakemlerin kamu görevi yapmasının da önüne geçtiği değerlendirmesinde bulundu.

SAVUNMASI ORTAYA ÇIKTI

Gündoğdu’nun, hakimlikteki savunması ortaya çıktı.

Gündoğdu, hakkındaki suçlamayı anladığını ve kollukta verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini söyledi.

Telefonunda bulunan ses kaydının farkında olmadığını belirten Gündoğdu, “Ben o kaydın telefonumda olduğunun farkında bile değilim, bana gösterildiğinde hatırlamadım bu yüzden cevap da veremedim. Böyle bir kaydın kötü niyetle olmadığını düşünüyorum. Twitter’a düştükten sonra ben de öğrendim. Suçsuzum, serbest bırakılmamı talep ederim” dedi.

Meteoroloji’den İstanbul dahil çok sayıda il için uyarı: Gök gürültülü sağanak geliyor…

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 3 Ekim hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Akdeniz, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları, Doğu Anadolu (Erzincan dışında), Güneydoğu Anadolu ile İstanbul, Kocaeli, Yalova, Çanakkale, Muğla, Denizli, Konya, Karaman, Niğde, Kayseri, Sinop, Amasya, Tokat çevreleri ile Kastamonu ve Kırklareli’nin kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların, Adana’nın güneyi, Hatay kıyıları, Rize’nin doğusu ve Artvin’in kıyı kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

Hava sıcaklıklarının ülke genelinde mevsim normallerinin altında seyredeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın, genellikle kuzey yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara, Kuzey Ege kıyıları ile Doğu Karadeniz kıyılarında kuvvetli ve kısa süreli fırtına (40-70 km/sa) şeklinde esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve çok bulutlu, İstanbul, Kocaeli, Yalova ve Çanakkale çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, kuzey yönlerden kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtına (40-70 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.

BURSA °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu

ÇANAKKALE °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İSTANBUL °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KOCAELİ °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

EGE

Parçalı ve çok bulutlu, Muğla ve Denizli çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, Kuzey Ege kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtına (50-70 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.

AFYONKARAHİSAR °C, 16°C

Parçalı bulutlu

İZMİR °C, 25°C

Parçalı bulutlu

MUĞLA °C, 22°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

UŞAK °C, 19°C

Parçalı bulutlu

AKDENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Adana’nın güney ve Hatay’ın kıyı kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

ADANA °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, güney kesimlerinde sabah saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

ANTALYA °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

HATAY °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kıyı kesimlerinde sabah saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

ISPARTA °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İÇ ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, Konya, Karaman, Niğde ve Kayseri çevrelerini yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 17°C

Parçalı bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 19°C

Parçalı bulutlu

KONYA °C, 16°C

Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

NEVŞEHİR °C, 17°C

Parçalı ve çok bulutlu

BATI KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Sinop çevreleri ile Kastamonu’nun kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu

DÜZCE °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu

SİNOP °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ZONGULDAK °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Amasya ve Tokat çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Rize’nin doğu ve Artvin’in kıyı kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın, Doğu Karadeniz kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor.

AMASYA °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

RİZE °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, doğu kesimlerine yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

SAMSUN °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

TRABZON °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin (Erzincan dışında) yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 16°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 16°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

VAN °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GAZİANTEP °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİİRT °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ŞANLIURFA °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

A Milli Futbol Takımı, Belçika’ya 3-0 yenildi

A Milli Futbol Takımı, tarihinde ilk kez mücadele ettiği UEFA Uluslar A Ligi’nde Belçika’ya konuk oldu. Liège kentindeki Maurice Dufrasne Stadyumu’nda oynanan karşılaşmada Belçika’nın gollerini 10 ve 60. dakikalarda Kevin De Bruyne, 76. dakikada Romelu Lukaku kaydetti.

Karşılaşmayı Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu ve TFF Yönetim Kurulu üyeleri de izledi.

Grubun diğer karşılaşmasında Fransa, sahasında İtalya ile 1-1 berabere kaldı. Bu sonuçların ardından Fransa 7 puanla liderliğini sürdürürken Belçika, 6 puanla ikinci sırada yer aldı.

İlk iki maçında Kocaeli’de Fransa’ya 1-0, Bursa’da İtalya’ya 4-1 yenilen milli takım, Belçika karşısında da puan alamadı. Türkiye, gruptaki dördüncü maçında 5 Ekim Pazartesi günü deplasmanda İtalya ile karşı karşıya gelecek. (ANKA)

Mutfak tüpü üç gün içinde 130 TL zamlandı!

LPG’ye gelen üst üste zamların ardından 12 kilogramlık mutfak tüpü, üç günde 130 TL zamlandı. 30 Eylül günü bin 550 TL olan 12 kilogramlık tüpün fiyatı, 1 Ekim’de bin 580 TL’ye bugün ise bin 680 TL’ye yükseldi. Piknik tüpün fiyatı da 1 Ekim’de 350 TL’ye, bugün de 375 TL’ye çıktı. Sektör kaynakları, tüp fiyatlarının hızlı yükseliş gösterdiğini belirterek, “12 kilogramlık tüpün fiyatı yeni yılın ilk aylarında 2 bin TL’yi görebilir” dedi.

1 Ekim’de, benzin ve motorinin yanı sıra LPG’ye da ÖTV zammı geldi. ÖTV artışı benzine 4 TL 15 kuruş, motorine 3 TL 60 kuruş ve LPG’ye 1 TL 45 kuruş zam olarak yansıdı.

Bu zam mutfaklarda kullanılan tüpleri de doğrudan etkiledi. LPG’ye, ÖTV zammının ardından bugünden geçerli yeni bir zam daha yapıldı. LPG (otogaz) fiyatları, 4 TL 63 kuruş arttı. Mutfak tüplerine de ikinci bir zam daha geldi.

12 kilogramlık mutfak tüpü, üç günde 130 TL zamlandı. 30 Eylül günü bin 550 TL olan 12 kilogramlık tüpün fiyatı, 1 Ekim bin 580 TL’ye bugün ise bin 680 TL’ye yükseldi. Piknik tüpün fiyatı da 1 Ekim’de 350 TL’ye, 2 Ekim’de de 375 TL’ye çıktı.

Sektör kaynakları, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, tüp fiyatlarının hızlı bir yükseliş gösterdiğini belirterek, “12 kilogramlık tüpün fiyatı, yeni yılın ilk aylarında 2 bin TL’yi görebilir” dedi.

AB Yüksek Temsilcisi Kallas, Papa 14. Leo ile görüştü

AB Komisyonu Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, X hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:

“Papa 14. Leo ile görüşmek bir ayrıcalıktı. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşında adil, kalıcı bir barışa duyulan ihtiyacı, Orta Doğu’daki durumu ve acil insani gereksinimleri, toplumsal kutuplaşma ve yapay zekanın oluşturduğu artan tehlikeyi ele aldık. Uluslararası hukuka ve çok taraflılığa olan sarsılmaz bağlılığı ile insan onurunu savunma konusundaki net duruşu nedeniyle Hazretleri’ne teşekkür ettim.”

Motorine bu gece yarısı indirim bekleniyor

Küresel piyasalarda petrol ile benzin ve motorin fiyatlarında dalgalanma devam ediyor. Motorinin metrik ton fiyatı, 30 Eylül Çarşamba günü bin 485 doları gördü. Ardından düşüşe geçti ve bin 454 dolara kadar indi.

Motorin fiyatları 1 Ekim’de ise hızlı bir tırmanışa geçerek tonu, bin 500 doları gördü ancak bin 417 dolara kadar geriledi. Küresel piyasalarda motorinin tonu halen bin 420 dolar düzeyinde işlem görüyor.

Sektör kaynakları, bu gelişmelere bağlı olarak ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, “Motorine, bu gece yarısı 2 TL 22 kuruş indirim bekleniyor” dedi.

Kaynaklar, motorinde 1 Ekim’de ÖTV zammı yapıldığını anımsatarak, “Motorinin ÖTV’si 3 TL daha artırıldı. Yüzde 20 KDV ile birlikte litrede fiyat 3 TL 60 kuruş arttı. Bazı illerimizde örneğin Bitlis’te motorinin litresi 99,90 TL’ye çıktı. Diğer illerde , buna yakın fiyatlarda satılıyor” diye konuştu.

Kaynaklar, motorinin ÖTV’sinin 1 Kasım’da 3 TL, 1 Aralık’ta 3 TL daha artacağını belirterek, “Bu durumda KDV ile birlikte 1 Kasım’da 3,60 TL, 1 Aralık’ta da 3,60 TL zam yapılacak” dedi.

Özgür Özel: ‘Türkiye Yüzyılı’ diyenler yüzyılın vurgununu yapmışlar

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, fon krizine ilişkin, “Bu fonlardaki yöneticilerin tamamı Recep Tayyip Erdoğan’ın atadığı, görevlendirdiği yöneticiler, tamamı AK Partililer. Fatma Betül Sayan Kaya, 163 milyon koymuş, beş ayda 2 milyar 200 milyon almış. 2 milyar ne demek? 6 milyon liraya bir ev düşünün. Fatma Betül Sayan Kaya, 6 milyon liralık evden 27 tanesini koymuş. 27 ev parası, 5 ay sonra 367 ev parasını çekmiş. 367… Yenisi çıktı: AK Parti’nin iki dönem milletvekili Ertan Aydın. Türkiye Yüzyılı kampanyasını yapan Ertan Aydın, borsada vatandaşı dolandırmış. Türkiye Yüzyılı geliyor diyenler, yüzyılın vurgununu yapmışlar” dedi.

Özgür Özel, Artvin’de Milli İrade Meydanı’nda düzenlenen mitingde şunları kaydetti:

“Tarım ve hayvancılıkta büyük sorunlar var. Yem maliyetleri bir yılda yüzde 40 arttı. Arıcılar ağır üretim maliyetleri altında eziliyor, desteklemeler yetersiz. Artvin’in köylüsü, ‘Hayvana yem mi alayım, evime ekmek mi alayım?’ çelişkisi içinde. Öyle olunca önce ahırdaki hayvan azalıyor, sonra köydeki insan azalıyor. Önümüzde bir seçim olacak, Allah’ın izniyle o sandığa varacağız. O sandıkta bir cumhurbaşkanı seçeceğiz. Seçeceğimiz cumhurbaşkanı, bu sonuncusu gibi çiftçiye ‘Al ananı da git’ diyen biri değil, birincisi gibi ‘Çiftçi milletin efendisidir’ diyen biri olacak. Yeni Parti olarak üreticilere hakkını vereceğiz. Dünyaca ünlü Artvin balını koruyacağız, markalaştıracağız, kayıt dışı sahte balla, Artvin balının taklitleriyle mücadele edeceğiz. İktidarımızda, ama tarım ürünlerinde, ama canlı hayvanda, ama löp et ithalatında vergiyi düşürüp çiftçinin beline vuran, hayvancının canını yakan uygulamalara son vereceğiz. Desteklenecekse kendi çiftçimiz desteklenecek. Artvin’e siyaset öncesi meslek örgütündeyken geldim, çok. Siyasette milletvekili olarak geldim, grup başkan vekili olarak geldim, grup başkanı olarak geldim. Cumhuriyet Halk Partisi’ndeyken genel başkan olarak geldim. Bugün Yeni Parti Genel Başkanı olarak geldim ama size söz olsun, iktidar partisinin genel başkanı olarak geleceğim. Bu dertlerin hepsini de çözeceğiz. Hep birlikte çözeceğiz.

‘HAKSIZLIĞA HEP BERABER DUR DİYECEĞİZ’

Butlan kararından sonra 38. şehirdeyim ve burada Artvin’de bu kez planlı bir il mitingi yaptık. Her mitingde gördüğüm bir şey var: Büyük bir öfke, büyük bir üzüntü emeklilerin yüzünde, gözünde. 23 bin lira en düşük emekli maaşına, 26 bin lira ortalama emekli maaşına mahkûm ederek, ‘Ya al, karnını doyur, sokakta kal; ya al, kira öde, aç kal’ diye emekliye tarihin en büyük vicdansızlığını yapıyorlar. TÜRK-İŞ yeniledi rakamları: Açlık sınırı 38 bin lira, emekliye verilen maaş 23 bin 500 lira, ortalama 26 bin lira. Meydanın yüzde 60’ı açlık sınırının altında. Yoksulluk sınırı ise 123 bin lira. Yani beş emekli bir araya gelse yoksulluktan birini kurtaramıyor. Memleketi böyle bir hale getirdiler. Bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti şimdi asgari ücretin yüzde 60’ı bile değil. Bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı sekiz çeyrek altın alıyordu, şimdi iki çeyrek altın alıyor. Yani satın alma gücünüz dörtte birine düşmüş durumda. Bu iktidar geldiği gün asgari ücret yedi çeyrek altın alıyordu. Bugün asgari ücret iki buçuk çeyrek altını zor alıyor. O yüzden bu memleketteki bu haksızlığa, bu gelir adaletsizliğine, bu vergi adaletsizliğine hep beraber dur diyeceğiz.

Resim

‘ÜLKEDE BU GIDA ENFLASYONUNU YARATAN DA AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİDİR’

Türkiye enflasyonda ve gıda enflasyonunda dünyada ilk beşte. 180 ülkede enflasyon hesaplanıyor. Türkiye ilk beşte. Bizden kötü İran var, Amerika saldırıyor. Venezuela var, başkanını Trump kaçırdı. Arjantin var, krizler ülkesi. Güney Sudan vardı, onu listeden çıkarmışlar. Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 35, Avrupa’da yüzde 1,3. Türkiye’deki enflasyon, Avrupa ortalamasının neredeyse 20 katı. Bizim bir aylık gıda enflasyonumuz, Avrupa’daki bütün ülkelerin yıllık enflasyonundan fazla. Ve son açıklanan rakamı bütün Türkiye’ye ilan edelim. Ülkemizdeki en zengin yüzde 1, ülkemizdeki en yoksul yüzde 90’ın servetinden fazla servete sahip. Yüzde 1’de yüzde 35 var. Geri kalan yüzde 90’ın payı ise yüzde 32. O yüzden bugün emekliye 23 bin lira veren de, asgari ücretliye 28 bin lira veren de, çayı, fındığı bu fiyatlarda tutan da, bu ülkede bu gıda enflasyonunu yaratan da AK Parti’nin kara düzenidir. AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız. Yerine Yeni Parti’nin, sizin düzeninizi kuracağız.

‘YAŞADIĞIMIZ ŞEY BİR FİNANSAL KRİZ FALAN DEĞİLDİR, YAŞADIĞIMIZ ŞEY BİR DEVLET KRİZİDİR’

Yaşadığımız krizler yetmezmiş gibi şimdi bir de fon krizi çıktı. Vatandaşın devlete emanet ettiği parasına çöktüler. Bu ülkede borsada 7 milyon hesap var. Bunların 3,5 milyonu 10 bin lira ve altında. Bunlar kredi kartı ödeyemeyen, kirasını ödemekte zorlanan insanlar. Borsada hızlı para kazanılıyormuş diye bunlara güvenip inanıp küçücük birikimlerini borsaya koydular. Millet geldi, ‘Efendim, filanca bakan oradaymış, filanca AK Partili yönetici oradaymış’ diye oraya girdiler, paralarını koydular ve bunlar hiç acımadan ellerindeki o pahalı fonları, hisseleri vatandaşın sırtına bıraktılar ve üç gün içinde toz olup kaçtılar. Önceden uyarılmış vatandaşı koruyacak hiçbir şey yapmadılar ve 455 bin tekil yatırımcı, 2 milyon kişi dolandırıldı. Ardından AK Parti’nin saadet zinciri çıktı. Bu fonlardaki yöneticilerin tamamı Recep Tayyip Erdoğan’ın atadığı, görevlendirdiği yöneticiler, tamamı AK Partililer. Ve bu AK Partililerin döneminde, biz açıklamasak kimse sesini çıkarmazken büyük bir asrın soygunu yaşandı. Yaşadığımız şey bir finansal kriz falan değildir, yaşadığımız şey bir devlet krizidir. Ve bu krizde kimlerin olduğunun, hani ‘sıralı tam liste’ diyor ya Millİ Piyango, aynı o şekilde Recep Tayyip Erdoğan’ın önündedir. Ama susuyor, söylemiyor. Fatma Betül Sayan Kaya’yı biz söyleyene kadar sustu. Sonra ortaya bir çıktı, Fatma Hanım 163 milyon koymuş, beş ayda 2 milyar 200 milyon almış. 2 milyar ne demek? Altı sıfır atıldı, kiminin kafası karışıyor. Şu demek: 6 milyon liraya bir ev düşünün. Fatma Betül Sayan Kaya, 6 milyon liralık evden 27 tanesini koymuş. 27 ev parası, 5 ay sonra 367 ev parasını çekmiş. 367… Yani beş ayda 340 daire parasını milletin cebinden almış, kendi cebine koymuş. Bunu biz söyleyene kadar kimse konuşmuyordu.

‘MİLLETE BU KAZIĞI ATACAKSINIZ, SONRA DA PARTİNİN ADINA AK PARTİ DİYECEKSİNİZ. OLMAZ OLSUN ÖYLE AKLIK’

Yenisi çıktı şimdi: AK Parti’nin iki dönem milletvekili Ertan Aydın. Kim bu, biliyor musunuz? Geçen seçimlerde AK Parti’nin sloganı neydi? ‘Türkiye Yüzyılı’ Hatırlıyor musunuz? Türkiye Yüzyılı kampanyasını yapan, bunun mucidi Ertan Aydın, borsada vatandaşı dolandırmış. Şimdi yurt dışına çıkış yasağı var. Türkiye Yüzyılı geliyor diyenler, yüzyılın vurgununu yapmışlar. Ve Hayati Yazıcı, eski bakan, şu anda AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı. Oğlu bu işlere girmiş. Savcılık oğlunun mal varlığına tedbir koymuş. Bir bakmışlar, Hayati Yazıcı’nın oğlu bir saat içinde tedbiri kaldırmışlar. Birileri bu haksızlıkları yapacak, sonra Hayati Yazıcı’nın oğlu olunca onun mal varlığındaki tedbir kalkacak ki parayı istediği yere götürsün, istediği gibi yapsın. Mehmet Şimşek, 10 ay önce ‘Sıkıntı var, tedbir alınması lazım’ diyecek. 10 ay boyunca duracaksınız, kendi bakanlarınızın parasını kurtaracaksınız, millete bu kazığı atacaksınız. Hayati Yazıcı’nın oğlunun da tedbirini bir saat içinde kaldıracaksınız. Sonra da bu partinin adına AK Parti diyeceksiniz, öyle mi? Olmaz olsun öyle aklık, olmaz olsun öyle AK Parti. Yıkacağız AK Parti’nin kara düzenini. Yıkacağız. Bu kara düzeni yıkacağız.

‘ALLAH SİZDEN AİLEYİ KORUSUN, ALLAH SİZDEN KADINLARI KORUSUN, ALLAH SİZDEN BU MEMLEKETİ KORUSUN’

Dün sabah 05.00’te Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne ve Mersin’deki Yenişehir ve Mezitli Belediyelerine operasyon yaptılar. Bu fon vurgunu konuşulmasın, başka işler konuşulsun diye gelmişler, kapıya polisle dayanmışlar. Bir belediye başkanımızın eşi, telaşla kapıya bunlar vurunca kapıyı açmış. Orada üzerinde geceliği var. Karşısında erkek polisleri ve kamerayı görmüş. Diyor ki, ‘Ne var?’ İşte, ‘Kocanızı almaya geldik’ Kamerayı kapar mısınız diyor. Polis diyor ki, ‘Endişe etmeyin, ondan bir şey olmaz. Bu polis kamerası’ diyor. Bu görüntü çekildikten iki saat sonra hanımefendinin gece kıyafetiyle görüntüsünü bütün internet sitelerine yolladılar. Bakın, bir tarafta ‘Ailem güvende’ kampanyası yapacaksın, ‘Ailem’ sloganıyla kendince operasyonlar yapacaksın, güya aileyi koruyacaksın. Öbür tarafta suçsuz, günahsız insanların ev halini polis kamerasına çekeceksin, yayınlayacaksın. Allah sizden aileyi korusun, Allah sizden kadınları korusun, Allah sizden bu memleketi korusun. Yazıklar olsun. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: Memleketin Rize’nin yanı başından sabah oradaydım. O Adalet Bakanlığı’nda gayriresmi olarak her haberi böyle yazın diye yalan yanlış fotoğraflar, videolar yollayan, suçsuz, günahsız insanların eşinin iffetiyle oynayan o şarlatanı ya sen durdur ya gelip biz durduracağız. Bu yüzden kimse bu memleketi sahipsiz sanmasın. Kimse geldiği makama güvenip yukarıdan bakıp millete kibir yapmasın. Kimse bu milleti karınca gibi görüp ezmeye kalkmasın. O karıncanın kardeşi var. O da Artvin’deki bu meydandadır. O da Yeni Parti’dedir, Yeni Partililerdir. Bundan sonra bir kadının ev görüntülerini, özel hayat görüntüsünü basına yollarsa eğer, o şarlatan, o bakanlığı biz basacağız milletvekilleri olarak. Bu kadar söylüyorum. O şarlatan biliyor kendini. Uyuşturucu operasyonunda İstanbul’da yakalanan, ilk ifadelerde yer alan, sonra adı çıkarılan, sonra İstanbul’dan bakan Ankara’ya gelirken yanına gelen, oraya yerleşen, izzetle, nefisle, ahlakla uğraşan o ahlaksız şarlatanın, gerekirse elimle yırtacağım ağzını, elimle yırtacağım.

Resim

‘ASRIN SOYGUNUNUN MALİYETİ 90 MİLYAR DOLAR’

Bu fon krizinde görünenler buzdağının tepesidir. AK Parti bunu gözden kaçırmaya çalışmaktadır. Kanun teklifimizi verdik. ‘O fazla kazananlardan alın, milletin zararını kapatın’ dedik. Bunu yapacaklarsa yapacaklar, yapmayacaklarsa mağdurların ahını aldılar, almaya devam edecekler. Ama buradan emekliye, işçilere, köylülere, balıkçılara, arıcılara, hayvancılıkla uğraşanlara söylüyorum, canım esnafımıza söylüyorum: Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Hiç kimse enseyi karartmasın. Biz o sandığa varacağız. O seçimi alacağız. Bu iktidarı değiştireceğiz. Bundan herkes emin olsun. İşte o gün geldiğinde bunların hepsinin hesabını soracağız. Borsada kayıp şu anda 3,5 trilyon. Tasfiye edilen 131 fonda kalan para 800 milyar. Bu soygunun yaklaşık maliyeti 90 milyar dolar. Biliyorsunuz, 6 Şubat 2023’te bir büyük deprem oldu. Adına asrın felaketi dendi. Asrın felaketinin maliyeti devletin rakamlarıyla 100 milyar dolar. Asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Yani 11 şehirde, tarihin en büyük depremlerinden birinde ortaya çıkan yıkımın neredeyse tamamı kadarını borsada bu kara düzenin sahipleri çaldılar, çaldırdılar. Onun için asrın soygununun da hesabını, emekliye yapılan vefasızlığın da hesabını, çiftçinin yaşadığı zorlukların da hesabını, siftahsız kepenk kapatan esnafın yaşadıklarının da hesabını, karşılığı verilmeyen alın terinin, talan edilen, madencilik diye talan edilen güzel güzelin bu coğrafyanın da hesabını, AK Parti’nin kara düzeninin hesabını eninde sonunda soracağız.

‘KİMSE İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİNDEN KORKMASIN, ÇÜNKÜ YOKSULLUĞU YENMEYE GELİYORUZ’

En doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine tüm Türkiye’yi Yeni Parti’ye güvenmeye, Yeni Parti’yle birlikte bu yeni yolculuğa çıkmaya davet ediyorum. YENİ Parti geçen hafta tüm Türkiye’de ilçe kongrelerini yaptı. Bu hafta da resmî kongrelerini tamamlıyor. Yeni Parti’de tüm üyeler oylarını kullandı. Artık delege düzeniyle birilerinin, eskilerin, kıdemlilerin olduğu, üyelerin öneminin olmadığı bir dönem yok. Bundan sonra Yeni Parti’ye kim geldiyse benim kadar eski, ben en yeni kadar yeniyim. Bu parti, milletin kuruluş talimatını verdiği, bu parti, adını milletin koyduğu, bu parti, bütçesini milletin sağladığı bir partidir. Onun için tüm vatandaşlarımızı Artvin’de, önceki partimizdeki hemen herkes Yeni Parti’ye üye oldu. Ama Yeni Parti’nin kapısı Artvin’in bütün demokratlarına açık. Ülkesini seven, vatanını seven, bayrağını seven, Atatürk ile sorunu olmayan herkese kapımız sonuna kadar açık. Yeni Parti geldiğinde sadece Yeni Partililerin değil, AK Parti’ye, MHP’ye oy vermiş ama bugün pişman olmuş herkesin maaşı düzelecek. AK Parti’ye, MHP’ye iyi olsun diye oy vermiş, iyi olmuş. Kimse iktidar değişikliğinden korkmasın çünkü yoksulluğu yenmeye geliyoruz. Kimse korkmasın ki kazandığımız seçimin kaybedeni olmayacak. Biz kazanacağız. Bizimle birlikte Artvin kazanacak, Türkiye kazanacak. Bundan sonra bu yolda Yeni Parti’yle yeni bir iktidara yürümeye hazır mısınız?” (ANKA)

💾

Gündem Özel, yeni bölümüyle saat 21.00’de canlı yayında.Eray Çelebi ve Burakhan Başaran; kamuoyuna yansıyan iddiaları, dosyada adı geçen kişi ve şirketleri, ...

Fransa’da öğrenci protestoları ülkeye yayıldı: Yüzlerce okulda eğitime ara

Fransız devlet televizyonu France24’ün haberine göre, Fransa’da geçen hafta Paris bölgesinde başlayan lise ve üniversite öğrencilerinin protestoları şiddetlendi. Protestolar nedeniyle yaklaşık 400 okul kapatıldı. Protestolar nedeniyle yaklaşık 2 bin kişinin gözaltına alındığı belirtilerek, öğrencilerin öğretmen açığı ve bakımsız okul binaları gibi sorunları protesto ettiği aktarıldı. Haberde, hükümetin sol grupları suçladığı kaydedilirken, hükümetin şikayetlerin haklı olduğunu kabul etmekle birlikte, yaşananları “kentsel şiddet” olarak nitelendirip kınadığı ifade edildi.

Öğrencilerin polisi, protestoları durdurmak için göz yaşartıcı gaz kapsülleri kullandığı, aşırı güç kullandığı ve yaralanmalara yol açmakla suçladığı aktarılan haberde, “Geçen hafta Paris bölgesinde başlayıp hızla ülke geneline yayılan bu hareket kapsamında, liselerin son sınıflarındaki öğrenciler okul binalarına girişi engelledi ve polisle çatıştı” denildi.

Eğitim Bakanı Eduoard Geffray, “Lise öğrencileri hareketinin aşırı şiddet yanlısı marjinal gruplar tarafından rehin alındığını” belirterek, ülkedeki 3 bin 700 liseden yaklaşık 400’ünün bugün de kapalı kalmasının beklendiğini ifade etti. Geffray, protestoların başlangıcından bu yana 40 lise müdürü olmak üzere en az 65 personelin yaralandığını, yaklaşık 170 öğrencinin yaralanırken 100’den fazla lisenin ağır hasar gördüğünü söyledi. Ayrıca haberde birçok lisenin, özellikle Marsilya’dakilerin dersleri uzaktan yapma kararı aldığı aktarıldı.

Fransa’da öğrenci protestoları ülkeye yayıldı: Yüzlerce okulda eğitime ara pic.twitter.com/XT3Fx495mQ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 2, 2026

5 milyon TL değerinde kaçak ürün ele geçirildi

Menemen Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü Aliağa Kaçakçılık Suçları Büro Amirliği ekiplerince kaçak tütün ve tütün mamulleri ile gümrük kaçağı eşya ticaretinin önlenmesine yönelik iki ayrı planlı çalışma yürütüldü.

Teknik ve fiziki çalışmaların ardından 1 Ekim 2026 tarihinde şüphelilerin ikamet ve iş yerlerine eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyona Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü koordinesinde Asayiş, Organize, Mali, Siber ve Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlükleri ile Karşıyaka, Menemen ve Aliağa İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri katıldı.

YAKLAŞIK 5 MİLYON TL DEĞERİNDE KAÇAK ÜRÜN ELE GEÇİRİLDİ

Operasyonlarda 5 milyon TL değerinde 412 bin 20 adet içi doldurulmuş makaron, 9 bin 400 adet boş makaron, 1.651 paket gümrük kaçağı sigara, 50 adet gümrük kaçağı puro, 7 adet elektronik sigara cihazı, 5 kilogram kaçak tütün, 43 paket sigara sarma kağıdı, sigara imalatında kullanıldığı belirtilen 2 makine, 1 ruhsatsız tabanca, 1 tabanca şarjörü, 7 tabanca fişeği, daralı ağırlığı 50 gram safran ele geçirildi.

15 ŞÜPHELİ HAKKINDA ADLİ İŞLEM

Soruşturma kapsamında 15 şüpheli hakkında adli işlem yapıldığı bildirildi. İzmir Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, kaçak tütün ve tütün mamulleri ticaretinin önlenmesine yönelik çalışmaların sürdüğü belirtildi. Açıklamada, yasa dışı tütün ve tütün mamullerinin sağlıksız koşullarda üretilebildiği ve insan sağlığı açısından risk oluşturabileceği ifade edildi. (ANKA)

Trump’tan ‘petrol fiyatları’ açıklaması

ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki katliamlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Trump, İran’ın mevcut liderine karşı “iyi davranmaya çalıştıklarını” ve müzakere edebilecekleri birini aradıklarını, çünkü ülkedeki lider kadrosunun büyük kısmının artık görevde olmadığını dile getirdi.

“Liderlerinin büyük bir kısmı artık yok” diyen Trump, “Sorunlarımızdan biri de buydu. Dürüst olmak gerekirse, kiminle muhatap olacağımızı bilemiyoruz” şeklinde konuştu. Trump, “Mevcut kişiye karşı iyi davranmaya çalışıyoruz ama bir noktada birileriyle masaya oturmamız gerekecek. Yani şu an gayet iyi gidiyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Sürecin sonucuna dair güven duyduğunu söyleyen Trump, İran’a karşı başlattıkları saldırıyı “kolayca kazanacaklarını” ileri sürdü.

Ülkesinde kasım ayında yapılacak ara seçimleri hatırlatan Trump, “Seçimden hemen sonra kazanacağımıza inanıyorum. Ama belki de seçimden önce kazanırız. Çünkü enflasyonları yüzde 300, hatta duyduğuma göre yaklaşık yüzde 312 seviyesinde. Bu, para birimlerinin değersiz olduğu anlamına geliyor. Paraları yok. Donanmaları yok. 159 gemileri denizin dibinde. Hava kuvvetleri tamamen yok edildi. Uçaksavarları yok. Bazı füzeleri var ama bunun üstesinden gelebiliriz. Geriye çok azı kaldı ve üretim kapasiteleri tamamen bitmiş durumda” şeklinde konuştu.

Trump ayrıca, “Petrol fiyatları çok ama çok yakında düşecek. İran meselesi bittiği anda ki şu an neredeyse bitmiş durumda, petrol fiyatları düşecek” dedi. Trump, Hürmüz Boğazı’ndan şu anda savaştan öncesine kıyasla daha fazla petrol çıkardıklarını dile getirdi.

Eyüpsultan Belediyesi’ne operasyon: Başkan Mithat Bülent Özmen gözaltına alındı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında,Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen’in de aralarında bulunduğu 28 kişi hakkında “suç örgütüne üye olma”, “rüşvet alma”, “rüşvet verme” ve “ihaleye fesat karıştırma” suçlarından gözaltı kararı verildi.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlarda şüphelilerin tamamı gözaltına alındı. (ANKA)

Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen’in de aralarında bulunduğu 28 kişi gözaltına alındı. pic.twitter.com/sc2x9M8gVi

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 2, 2026

Meteoroloji’den İstanbul dahil birçok il için alarm: Kuvvetli geliyor!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 2 Ekim hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; Marmara (Edirne hariç), Doğu Akdeniz, İç Anadolu’nun doğusu, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Muğla ve Karaman çevreleri, İzmir’in kuzey ilçeleri, Antalya’nın batı ve doğu ilçeleri, Tokat’ın doğusunun sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların İstanbul, Adana, Osmaniye, Sinop, Erzincan, Tunceli, Elazığ çevreleri, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’nin doğusu, Kocaeli’nin batısı, Balıkesir ve Malatya’nın kuzeyi, Hatay’ın batısı, Kastamonu’nun kuzey kesimleri, Rize’nin doğu ilçeleri ve Artvin’in kuzey kesimlerinin yerel kuvvetli olması bekleniyor.

Rüzgarın Batı Karadeniz’in batısı, Marmara ile Kuzey Ege kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına (50-70 km/sa) şeklinde Doğu Anadolu’nun güneydoğusunda güneyli yönlerden kuvvetli(40-60 km / saat) olarak eseceği tahmin ediliyor.

Yurt genelinde sıcaklıkların mevsim normallerinin altında seyredeceği tahmin ediliyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin (Edirne hariç) sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların İstanbul çevreleri, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’nin doğusu ve Kocaeli’nin batısında yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgârın, kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına (40-70 km/Saat) şeklinde eseceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İSTANBUL °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor.

KIRKLARELİ °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların doğusunda yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor.

KOCAELİ °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların batısında yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor.

EGE

Parçalı ve çok bulutlu, Muğla çevreleri ile İzmir’in kuzey ilçelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgârın kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-70 Km/Saat) eseceği tahmin ediliyor.

AFYONKARAHİSAR °C, 15°C

Parçalı ve çok bulutlu

İZMİR °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinden sonra kuzey ilçeleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MANİSA °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu

UŞAK °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu

AKDENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Doğu Akdeniz ike Antalya’nın doğu ve batı ilçelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Doğu Akdeniz’in yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ADANA °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ANTALYA °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, doğu ve batı kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

HATAY °C, 24°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların, kıyı kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ISPARTA °C, 17°C

Parçalı ve çok bulutlu

İÇ ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin doğusu ile Karaman çevrelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 17°C

Parçalı ve çok bulutlu

ÇANKIRI °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 17°C

Parçalı ve çok bulutlu

NEVŞEHİR °C, 13°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

BATI KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Sinop çevreleri ve Kastamonu’nun kuzey ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

BOLU °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DÜZCE °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİNOP °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ZONGULDAK °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz ile Tokat’ın doğu ilçelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinden sonra Rize’nin doğusu ve Artvin’in kuzey ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

AMASYA °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu

RİZE °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.

SAMSUN °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı

TRABZON °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Erzincan, Tunceli, Elazığ çevreleri ile Malatya’nın kuzeyinin yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ERZURUM °C, 17°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 17°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların, kuzeyinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

VAN °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MARDİN °C, 22°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİİRT °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ŞANLIURFA °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

‘Fon skandalı SPK’da raporlandı’ iddiası: Ömer Gönül sümenaltı mı etti?

VERYANSIN TV

Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi, “A’dan Z’ye Fon Skandalı: Kimler Çıktı Kimler! | Nasıl Sümenaltı Edildi?” başlıklı YouTube yayınında, Türkiye’nin gündemine yerleşen fon krizine ilişkin yeni ayrıntılar paylaştı.

Çelebi, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Aracılık Faaliyetleri Dairesi’nin, fonların hisse manipülasyonunda kullanıldığı yönündeki bulgular ve bazı hisselerdeki olağan dışı artışlar üzerine harekete geçtiğini söyledi. Dairenin, söz konusu işlemlere karşı alınabilecek tedbirleri içeren bir çalışma hazırlayarak 2026 Ocak ayında rapor haline getirdiğini aktardı.

RAPOR SİSTEME YÜKLENDİ

Çelebi’nin aktardığına göre hazırlanan rapor, SPK’daki kurum içi yazışmaların elektronik ortamda yürütüldüğü Elektronik Belge Yönetim Sistemi’ne (EBYS) yüklendi.

Ancak Çelebi, raporun sisteme yüklenmesinin ardından SPK Başkanı Ömer Gönül tarafından imzalanmadığını iddiasını aktardı. İmza sürecinin tamamlanmaması nedeniyle raporun SPK Yönetim Kurulu’nun gündemine de taşınmadığını belirtti.

SPK Yönetim Kurulu’nun gündeminin Başkan tarafından belirlendiğine dikkat çeken Çelebi, diğer kurul üyelerinin de raporun gündeme alınması yönünde herhangi bir girişimde bulunulmadığı iddiasını gündeme getirdi.

RAPOR SİSTEMDEN SİLİNDİ Mİ?

Çelebi, “Bu raporun daha sonra sistemden silindiğine dönük iddialar da kulağımıza geldi. Bu iddiaların doğrul olmadığına inanmak istiyoruz ve soruyoruz: Bu rapor halihazırda sistemde midir?” diye konuştu.

Çelebi, Veryansın TV olarak iddialarla ilgili Ömer Gönül’ün başkanı olduğu Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’na ulaştıklarını ancak iddialarla ilgili Gönül’den geri dönüş alamadıklarını dile getirdi.

ŞİMŞEK VE GÖNÜL ‘FONLARDA MANİPÜLASYON VAR’ DEMİŞTİ

Fonlar üzerinden gerçekleştirilen işlemlere ilişkin tartışmalar sürerken, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ömer Gönül’ün Kasım 2025’te yaptığı açıklamalar da yeniden gündeme geldi.

4 Kasım 2025’te düzenlenen 9. Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi’nde konuşan Şimşek, bazı fonların manipülasyon amacıyla kullanıldığının bilindiğini belirterek “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz. Bu alanda da düzenleme ihtiyacının farkındayız” ifadelerini kullanmıştı. Şimşek ayrıca piyasa manipülasyonuyla mücadelede cezaların ve tedbirlerin artırılacağı mesajını vermişti.

Aynı kongrede konuşan SPK Başkanı Ömer Gönül de “Fonları kötüye kullananlara ceza vermekten çekinmeyeceğiz” diyerek, portföy yönetim şirketleri ve yöneticilerinin sorumluluklarına işaret etmişti. Gönül, mevzuata aykırı işlemler konusunda para cezalarının yanı sıra lisans iptaline kadar gidebilecek yaptırımlar uygulanabileceğini belirtmişti.

ÖMER GÖNÜL ŞÜPHELİ SIFATIYLA İFADEYE ÇAĞRILDI

2022 ile 2026 seneleri arasında SPK Başkanlığı görevini yürüten İbrahim Ömer Gönül, bugün “şüpheli” sıfatıyla savcılığa ifade vermek üzere adliyeye çağrıldı.

Gönül, adliyeye gitmeden önce Hürriyet gazetesinden Musa Kesler’e açıklamalarda bulundu.

Kesler’in “Bir hissedeki bin kat artış SPK’nın gözünden kaçabilir mi? Bu fonların manipülasyonu nasıl fark edilmedi?” şeklindeki sorusunu yanıtlayan eski SPK Başkanı, denetimlerin sıkı olduğunu savunarak şu ifadeleri kullandı:

“Denetim ve gözetimler sıkıdır. Manipülasyonun veya kural dışı bir hareketin gözden kaçması olmaz. Tabii hiçbir şey yüzde 100 de değildir. Ayrıca öncelikle delillendirmek gerekir.

BİN KATLIK ARTIŞA ‘HALKIN TEVECCÜHÜ’ DEDİ

Halk teveccüh eder de bir hisseye yığılma olursa onu hemen ‘manipülasyon’ olarak sınıflandıramayız. Soruşturup delillendirmemiz gerekir. Bu da bugünden yarına olmaz, ortalama üç-dört aylık bir süreç alır. Dosya da öylece oluşturulur.”

Kurul bünyesindeki denetim mekanizmalarının nasıl çalıştığını anlatan Gönül, SPK içerisinde özel piyasa gözetim birimleri bulunduğunu ve olağandışı hareketlerin bu birimlerce anlık tarandığını kaydetti.

Gönül, şunları söyledi:

“Bu gözetim birimleri her gün hisselerdeki artışları takip eder. Yapay artış, manipülasyon şüphesi olanlar mercek altına alınıp incelenir. Şüphe yoğunlaşırsa ‘ileri inceleme’ başlar. Karşılıklı işlemlere bakılır. Alan ile satan arasındaki ilişki incelenir. Şüphe somutlaşırsa dosya oluşur ve soruşturma başlar. Gerekli yaptırımlar uygulanır. Bu gözetimler süreklidir. Biz gerekli denetleme ve gözetimi uygun şekilde yaptık. Savcılığa bu konularda detaylı bilgi vereceğiz.”

💾

Gündem Özel, yeni bölümüyle saat 21.00’de canlı yayında.Eray Çelebi ve Burakhan Başaran; kamuoyuna yansıyan iddiaları, dosyada adı geçen kişi ve şirketleri, ...

Soma’da maden ocağında göçük: İşçiler mahsur kaldı

Olay, öğle saatlerinde Soma ilçesinde faaliyet gösteren bir maden işletmesinde meydana geldi. Madende henüz bilinmeyen nedenle göçük oluştu. İhbar üzerine bölgeye AFAD, jandarma, 112 Acil Sağlık ve Manisa Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekipleri sevk edildi.

İlk belirlemelere göre göçük altında 7 maden işçisinin kaldığı değerlendirilirken, ekiplerin çalışması sonucu 2 işçi sağ olarak çıkarıldı. Göçükten çıkarılan maden işçileri, ilk müdahalelerinin ardından ambulanslarla Soma Devlet Hastanesi’ne sevk edildi.

Göçük altında olduğu değerlendirilen diğer 5 işçiye ulaşılması için ekiplerin çalışmaları devam ediyor. Çalışmalara destek amacıyla İzmir AFAD ekipleri de toprak altı ve lazerli enkaz altı görüntüleme cihazlarıyla bölgeye sevk edildiği öğrenildi.

Ekipler, göçüğün meydana geldiği alanda işçilere ulaşabilmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bölgede güvenlik önlemleri alınırken, arama kurtarma faaliyetleri devam ediyor. (ANKA)

MSB’den Yunanistan-GKRY elektrik kablosu açıklaması: ‘İzinsiz hiçbir faaliyete izin vermeyeceğiz’

Milli Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Kayseri’de bulunan 2’nci Hava Bakım Fabrika Müdürlüğü’nde haftalık basın bilgilendirme toplantısı düzenledi.

Toplantının ardından gazetecilerin soruları MSB tarafından yanıtlandı. Yunanistan ve GKRY arasındaki elektrik kablosu güzergahına ilişkin soru üzerine MSB’den şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“Uluslararası hukuk uyarınca kıta sahanlığımızda icra edilecek her türlü kablo/boru döşeme veya bilimsel araştırma faaliyetlerinin kıyı devleti olan ülkemizle önceden koordine edilmesi gerekmektedir. Ülkemiz Doğu Akdeniz’de KKTC ve Libya ile akdettiği Deniz Yetki Alanı Sınırlandırma Anlaşmaları ile şekillenen ve 18 Mart 2020 tarihinde Birleşmiş Milletlere deklare ettiğimiz kıta sahanlığında kıyı devleti olmaktan kaynaklanan hak ve yetkileri çerçevesinde kıta sahanlığımızda izinsiz hiçbir faaliyete izin vermeyecektir.”

‘MEKKE SAVUNMA İTTİFAKI KAPSAMINDA ASKERİ KOORDİNASYON VE KABİLİYET ENTEGRASYONU GÖRÜŞÜLDÜ’

Açıklamada, Mekke Savunma İttifakı’na ilişkin, “Mekke Savunma İttifakı kapsamında Suudi Arabistan Krallığı, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanları 25 Eylül tarihinde Suudi Arabistan’ın Başkenti Riyad’da bir toplantı gerçekleştirmişlerdir. Söz konusu toplantıda üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasında işbirliğini daha da ileriye taşımanın, askerî koordinasyonun ve kabiliyet entegrasyonunu arttırmanın yolları görüşülmüş, caydırıcılık ve kolektif savunmayı güçlendirme konuları ele alınmıştır” denildi.

‘GKRY’NİN SİLAHLANMA FAALİYETLERİ HASSAS DENGELERİ OLUMSUZ ETKİLİYOR’

GKRY’de düzenlenen askeri geçit törenine ilişkin MSB’den yapılan değerlendirmelerde şu ifadeler yer verildi:

“GKRY’de düzenlenen askeri geçit töreni yakından takip edilmiştir. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere, GKRY’nin devam eden silahlanma faaliyetleri ile üçüncü ülkelerle geliştirdiği askeri iş birliklerinin Ada’daki hassas dengeleri ve güven ortamını olumsuz etkilediğini bir kez daha vurguluyoruz. GKRY ve Yunanistan tarafından gerçekleştirilen provokatif eylemlerin Ada’da karşılıklı güvenin tesisine yönelik çabalara katkı sağlamadığı, aksine gerginliği artırarak istikrar ortamına zarar verdiği açıktır.

Garantör ülke olarak, Kıbrıs Adası’nda adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesiyle mümkün olabileceğini tekrar ifade ediyoruz. Ülkemiz, geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de Kıbrıs Türk halkının güvenlik, huzur ve refahının korunmasına yönelik gerekli tedbirleri KKTC makamlarıyla iş birliği içerisinde almaya devam edecektir.”

‘BAŞİKA-ZİLKAN YERLEŞKESİ KADEMELİ OLARAK IRAKLI MAKAMLARA TESLİM EDİLECEK’

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’taki Başika üssünde görevinin sonlandırılmasına ilişkin soru şu şekilde yanıtlandı:

“Merkezi Irak Hükümetinin son dönemde Sincar’da devlet otoritesinin sağlanmasına yönelik attığı adımları memnuniyetle karşılıyoruz. Bahse konu adımların, bölgenin normalleşmesine, güvenlik ve istikrar ortamı ile terörsüz bölge oluşturulmasına katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz. 2015 yılından itibaren Iraklı makamların talebi üzerine DEAŞ terör örgütü ile mücadele kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılan Başika-Zilkan Yerleşkesi’nin, Merkezi Irak Hükümetinin Sincar’daki güvenlik uygulamalarının kaydettiği ilerleme çerçevesinde, kararlaştırılan mekanizma ve zaman çizelgesi doğrultusunda kademeli olarak Iraklı makamlara teslim edilmesi kararlaştırılmıştır.

Ülkemiz dün olduğu gibi bugün de bölgedeki güvenlik ortamı ve istikrarın sağlanmasında komşumuz Irak’ın yanındadır. Önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek temaslarda Türkiye ve Irak arasındaki askeri ve güvenlik iş birliğinin çok daha ileri bir seviyeye taşıyacak adımların atılması planlanmaktadır. Irak Silahlı Kuvvetlerine ikili anlaşmalar çerçevesinde; askeri kapasitenin artırılması, terörle mücadelede tecrübe/uzmanlık paylaşımı, askeri eğitim, savunma sanayii iş birliği alanlarında destek vermeyi sürdüreceğiz.”

‘İLK 2 C-130J UÇAĞININ ARALIK AYINDA TESLİM ALINMASI PLANLANIYOR’

C130-J tedariğine ilişkin değerlendirmede de şu ifadeler kullanıldı:

“Birleşik Krallık’tan 12 adet C-130J uçağının tedarikine ilişkin anlaşma iki ülke arasında imzalanmıştır. Belirlenen takvim doğrultusunda, Birleşik Krallık’ta devam eden bakım faaliyetlerinin ardından uçakların kademeli olarak ülkemize getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, ilk iki uçağın Aralık ayında teslim alınması planlanmaktadır. Diğer taraftan personelimizin eğitim faaliyetleri de eş zamanlı olarak sürdürülmektedir. Altı pilot ve altı teknisyenin eğitimi ABD’de, 29 bakım personelinin eğitimi ise Birleşik Krallık’ta belirlenen takvim doğrultusunda planlandığı şekilde devam etmektedir.”

MİT, Reyhanlı saldırısının failini yakaladı

DHA’nın haberine göre; kırmızı bültenle aranan, Reyhanlı saldırılarının planlama ve organizasyonunda yer alan Ömer el-Hatip, saldırının failleri ile Beşar Esad’e bağlı istihbarat mensupları arasındaki koordinasyonu sağlıyordu.

Ömer el-Hatip, Türkiye’ye yönelik eylemsel planlamalar yapan Yusuf Nazik’i, Kifah Melhem ile 2013 yılında bir araya getirdi. Eylem planlamasının detayları da bu görüşmelerde belirlendi.

İlk olarak Ömer el-Hatip ve Yusuf Nazik, saldırıdan önce Şubat 2013’te Hatay’dan Türkiye’ye giriş yaparak eylemin gerçekleştirileceği noktaları belirledi. Bunun için Lazkiye’de bulunan Kifah Melhem’den onay aldıkları öğrenildi.

Ömer el-Hatip, eylem tarihinden önce Mayıs 2013’te Temir Dükancı ile Emn El Askeri Lazkiye Şubesi’ne giderek bomba düzeneğinde kullanılacak malzemeleri teslim aldı.

Bombalı araç, Temir Dükancı ve Yusuf Nazik tarafından Reyhanlı’ya götürüldü ve uzaktan kontrollü bomba düzeneğiyle infilak ettirildi.

Ömer el-Hatip, saldırılardan hemen sonra Suriye’ye kaçan Temir Dükancı ve Yusuf Nazik’i Emn El Askeri Lazkiye Şubesi’ne götürdü. Ömer el-Hatip ve eylemi gerçekleştiren diğer şahıslar, Beşar Esed rejimi tarafından parayla ödüllendirildi.

ATM’den para çekme limiti belli oldu

Ekim ayının başlamasıyla birlikte bankaların ATM’lerden günlük ücretsiz nakit çekim limitleri yeniden gündeme geldi.

Türkiye’de bankaların kart, işlem kanalı ve QR kod kullanımına göre belirlediği günlük nakit çekim limitleri 10 bin TL ile 60 bin TL arasında değişiyor.

Savaş koşullarının sürdüğü Ukrayna’da Merkez Bankası (NBU) günlük 100 bin Grivna (UAH) nakit çekim sınırını korurken, ticari bankalara da esnek limit belirleme imkânı tanıyor.

Türkiye’de ise bankalar, kartla yapılan nakit çekimlerde belirli limitler uygularken QR kod gibi dijital kanallar üzerinden ek çekim imkânı sunuyor.

BANKALARIN GÜNCEL ATM ÇEKİM LİMİTLERİ

Türkiye’de faaliyet gösteren kamu ve özel bankaların 1 Ekim itibarıyla geçerli standart ve ücretsiz günlük ATM nakit çekim limitleri şöyle:

Enpara: 50.000 TL. QR kod kullanımıyla toplam limit 60.000 TL’ye kadar çıkabiliyor.

İş Bankası: 20.000 TL

VakıfBank: 20.000 TL

QNB Finansbank: 10.000 TL – 20.000 TL

Garanti BBVA: 15.000 TL

Yapı Kredi: 15.000 TL

Akbank / Halkbank / DenizBank: 10.000 TL – 15.000 TL

Ziraat Bankası: 10.000 TL

Fon soruşturmasında yeni gelişme: Tera yöneticileri Erdin Özel ile Emir Münir Sarpyener tutuklandı

Sermaye piyasası soruşturması kapsamında daha önce yurt dışına çıkış yasağı uygulanan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel ve Tera Portföy CEO’su Emir Münir Sarpyener’in de aralarında bulunduğu 21 kişiden emniyetteki işlemleri tamamlanan 6’sı adliyeye sevk edildi.

Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel ile Tera Portföy CEO’su Emir Münir Sarpyener, savcılık tarafından sevk edildikleri sulh ceza hakimliğindeki sorguları sonucunda tutuklandı.

Soruşturmada tutuklu sayısı 58’e yükseldi. (ANKA)

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer gözaltına alındı

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “yolsuzluk” iddialı soruşturması kapsamında, Türkiye Belediyeler Birliği ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer’in de arasında bulunduğu 59 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Polis ekipleri, sabah saatlerinde hakkında gözaltı kararı çıkarılan kişilerin evlerinde arama yaptı. Evlerinde arama yapılan Seçer, Özyiğit ve Tuncer gözaltına alındı.

Mersin Büyükşehir Belediyesi binasında da arama yapılıyor. (ANKA)

Hatem Ete ile söyleşi: Seçmen YENİ Parti-CHP ayrışmasında kime, ne ölçüde destek veriyor?

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Panorama TR Direktörü Hatem Ete ile Eylül 2026 araştırmasının sonuçlarını değerlendirdi.

Hatem Ete ile söyleşi: Seçmen YENİ Parti-CHP ayrışmasında kime, ne ölçüde destek veriyor? Medyascope

💾

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Panorama TR Direktörü Hatem Ete ile Eylül 2026 araştırmasının sonuçlarını değerlendirdi.

BDDK, 3 banka ve 2 faktoring şirketinin yönetimlerini TMSF’ye devretti

BDDK, fon soruşturmasıyla bağlantılı son gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmeler sonucunda 3 banka ve 2 faktoring şirketi hakkında karar aldı.

Bu kapsamda, Destek Yatırım Bankası AŞ’de nitelikli paya sahip Altunç Kumova tarafından kontrol edilen Destek Finans Faktoring AŞ’ye ait yüzde 99,99 oranındaki paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verildi.

Hedef Yatırım Bankası AŞ’de Sibel Gökalp’e ait yüzde 10, Namık Kemal Gökalp’e ait yüzde 10, Hedef Holding AŞ’ye ait yüzde 41 ve Hedef Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ’ye ait yüzde 30 oranındaki paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının da TMSF tarafından kullanılması kararlaştırıldı.

Tera Yatırım Bankası AŞ’de ise Emre Tezmen’e ait yüzde 95 ve Oğuz Tezmen’e ait yüzde 0,01 oranındaki paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verildi.

FAKTORİNG ŞİRKETLERİNDEKİ BAZI PAYLARIN DEVRİ İÇİN 6 AY SÜRE

Karar kapsamında, Altunç Kumova’nın yüzde 99,99 pay sahibi olduğu Destek Holding AŞ’nin Destek Finans Faktoring AŞ sermayesindeki yüzde 73,81 oranındaki paylarının, 6 ay içinde mevzuatta öngörülen şartları taşıyan gerçek veya tüzel kişilere devredilmesi kararlaştırıldı.

Emre Tezmen ve Oğuz Tezmen’in Tera Finans Faktoring AŞ sermayesinde sahip oldukları sırasıyla yüzde 53,01 ve yüzde 37 oranındaki payların da 6 ay içinde devredilmesine karar verildi. Bu süre içinde devre konu paylara düşen oy haklarının TMSF tarafından kullanılacağı bildirildi.

BDDK ayrıca, söz konusu üç bankanın bankacılık sektörünün toplam aktifleri içindeki payının yüzde 0,22, iki faktoring şirketinin faktoring sektörünün toplam aktifleri içindeki payının ise yüzde 1,45 olduğunu açıkladı.

Aziz Yıldırım’dan Murat Kurum’a ziyaret

Ziyarette, Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu üyeleri Özgür Peker ve Yusuf Buğra Tanık da yer aldı.

Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından ziyarete ilişkin yapılan açıklamada, Bakan Kurum’un kulübe yönelik başarı dilekleri ve destekleri için teşekkür edildi.

Açıklamada, “Fenerbahçe Spor Kulübü’nün köklü geçmişine ve büyük camiasına duyduğu kıymeti ifade ederek kulübümüze başarı dileklerini ileten Sayın Bakanımıza; kulübümüzün geleceğine değer katacak projelerimize ve yatırımlarımıza gösterdiği yakın ilgi ve kıymetli destekleri için teşekkür ediyoruz” denildi.

Ziyaretin sonunda Başkan Aziz Yıldırım, Bakan Kurum’a isminin yazılı olduğu Fenerbahçe forması hediye etti.

Bahis oynadığı gerekçesiyle 448 yönetici PFDK’ya sevk edildi: Listede Ertuğrul Doğan da var

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) 448 kulüp yöneticisini son beş yılda bahis oynadığı gerekçisiyle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edildiğini duyurdu. TFF’den yapılan açıklama şu şekilde:

“Türkiye Futbol Federasyonu’nca yürütülen bahis soruşturması kapsamında, 2026-2027 futbol sezonunda Süper Lig ve TFF 1. Lig’de mücadele eden kulüplerde son 5 yıl içerisinde idareci olarak görev almış ve görev aldığı dönemde bahis oynadığı tespit edilen aşağıdaki kişilerin Futbol Disiplin Talimatı’nın 57. maddesi uyarınca 30.09.2026 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevk edilmesine karar verilmiştir.”

Sevk edilenler arasında Beşiktaş’tan 10, Fenerbahçe’den 3, Galatasaray’dan 5, Trabzonspor’dan ise 13 kişi bulunuyor. Listede Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan da var.

T24 hakkında kapatma kararı: Adalet Bakanlığı gerekçesini açıkladı

Alınan bilgiye göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında, T24 adlı internet haber portalının internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına yönelik kapatma kararı verildi.

İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen karar, uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığı’na gönderildi.

Adalet Bakanlığı tarafından paylaşılan notta, şu ifadeler yer aldı:

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürütmekte olduğu “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında son 1 yıl içerisinde 118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik üreten T24 adlı internet haber portalının internet ve sosyal medya hesapları İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğince kapatıldı. Karar uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığı’na gönderildi.”

Fon soruşturmasında 5’inci dalga: 34 şüpheli hakkında gözaltı kararı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, X hesabından, “Vatandaşımızın hakkı korunacak, piyasaları manipüle edenlere hukuk önünde hesap sorulacaktır” başlıklı paylaşımında, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, yatırımcı vatandaşlarımızın haklarının korunması ve sermaye piyasalarının güvenli ve sağlıklı işleyişinin güçlendirilmesi yönünde ortaya koyduğu irade nettir. Adalet Bakanlığı olarak, hukukun üstünlüğünden taviz vermeden vatandaşımızın hakkını korumak için üzerimize düşen bütün sorumlulukları kararlılıkla yerine getiriyoruz.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturmalarında bugün 5’inci dalga operasyon gerçekleştirilmiş, 34 şüpheli hakkında arama, el koyma ve gözaltı kararı verilmiştir. Böylelikle bugüne kadar hakkında işlem yapılan şüpheli sayısı 217’ye ulaşmış, 56 şüpheli tutuklanmış, 88 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır.

Soruşturmaların kapsamı mevcut fonlar ve şüphelilerle de sınırlı değildir. Spekülatif ve manipülatif işlemlere konu olduğu değerlendirilen 26 hisse senedindeki hareketler ayrıntılı şekilde incelenmekte, kısa süre içerisinde olağan dışı oranlarda kazanç sağlayan kişi ve hesapların işlem geçmişleri, para hareketleri ve bağlantıları da araştırılmaktadır.

Piyasaları manipüle ederek vatandaşlarımızın birikimleri üzerinden haksız kazanç sağlamaya çalışanlar bilmelidir ki haksız kazancın izi sonuna kadar sürülecektir. Suçtan elde edildiği tespit edilen mal varlığı değerlerinin, kanunun öngördüğü usuller çerçevesinde TMSF bünyesinde oluşturulacak fona aktarılmasına yönelik hukuki süreçler işletilecektir. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu güçlü irade doğrultusunda, yatırımcı vatandaşlarımızın haklarını korumak, sermaye piyasalarımıza duyulan güveni tahkim etmek ve sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vermesini temin etmek için üzerimize düşeni kararlılıkla yapmaya devam edeceğiz.”

Özel’den Erdoğan’a ‘fon’ yanıtı: ‘Fatma Hanım buzdağının sadece görünen yüzü’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel partisinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Özel, ‘fon’ vurgununa adı karışan AKP’li Fatma Betül Sayan Kaya’yla ilgili Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerine yanıt verdi.

“İnanın bana, yüzsüzlüğün böylesini milletimiz görmedi” diyen Özel, “Milletimiz bu arsızlığa karşı ar edip parmağını ısırıyor. Sayın Erdoğan kameraların karşısına geçmiş ‘Kendileri aslında çok iyiymiş de elinde büyüyen Fatma Hanım nefsine yenik düşmüş’ diyor. Nefsine uyup da ne yapmış? Fazla değil sadece milletin cebinden 367 daire parası çalmış! Fırından bir ekmek çalan hapse girecek, bir tepsi baklavaya nefsine uyan hapse girecek, 2 milyar 200 milyonu götüren ‘nefsine uymuş’ olacak! İşte AK Part’nin kara düzeni budur” ifadelerini kullandı.

Özel, “Fatma Hanım’ın yatırdığı parayla 27 daire alınırken, 5 ay sonra çektiği parayla 367 daire alınabiliyor. Bu isim, buzdağının sadece görünen yüzüdür” diye konuştu.  Özel, “Kabinenin diğer üyeleri gibi becerikli olmadığı için Fatma Hanım doğrudan kendi ve eşinin ismi ile işlem yapmıştır ve ilk bakıldığında listede göze çarpmıştır” ifadelerini kullandı.

Özel ise şunları kaydetti:

“Bu kamplar genellikle hafta sonu bir otelde ailelerle birlikte hem sosyal tarafı güçlü, hem içeriği hazırlığa yönelik geçmiş yaz dönemi çalışmalarının değerlendirildiği ve önümüzdeki dönem meclis çalışmalarının değerlendirildiği toplantılar olur. YENİ Parti’nin diğer partilerden bir farkı olağanüstü şartlarda kurulmuş olması, milletimizin ‘Bir yol bulamıyorsanız yeni bir yol açın’ demesi, istikameti göstermesi, kolumuza girmesi, arkamızda durması, partinin adını sahada, sokakta bizzat kendisinin koyması ve bütçesini kıt kanaat bütçeleriyle ürettiği üründen bir römorku satıp bize bağışlayarak ya da güç bela geçirdiği emekli maaşının içinden 200 lirayı yollayarak, 1 gram altını yollayarak ya da yastığının altında ya da gelecek günlerde kendisi için ihtiyaç olduğunda kimselere muhtaç olmadan bir yerden çıkarılıp kullanılsın diye ileriye dönük koyduğu bir paranın içinden bize yolladığı bütçeyi hiç şüphesiz ki bir otelde bir hafta sonu kamp yerini değerlendirmek hiçbirimizin içinden gelmiyor. Bu sebeptendir ki milletimizin bağışlarıyla kurduğumuz mütevazi genel merkezimizin toplantı salonunda bugün gerekirse yarın sabah Meclis’in açılışına kadar geçen süreyi değerlendirme toplantısı olarak yapacağız ve ondan sonra Yasama Yılı çalışmalarımıza başlayacağız.

’31 MART SEÇİMLERİNE GİDERKEN HEP BİRLİKTE BÜYÜK BİR EMEK, GAYRETLE ÇALIŞTIK’

Hep birlikte siyasi tarihimize geçen bir yaz dönemini geride bıraktık. Yaz başında önce hep beraber 21 Mayıs darbesini yaşadık. 21 Mayıs darbesi aslında mevcut iktidarın kendinden sonraki iktidara yaptığı, giriştiği 19 Mart’ta başlayan darbe sürecinin bir devamı ya da önemli bir aşaması olarak gerçekleşti. Kurultaydan hemen sonra bir araya gelip 31 Mart seçimlerine doğru giderken hep birlikte büyük bir emek, büyük bir gayretle çalıştık ve kenetlendik. Burada kendilerini farklı konumlandıranlar, yerel seçimden bir yenilgi bekleyenler, bu yenilgiden sonra partinin bir kez daha bir kurultaya gideceğini ve yönetimin değişeceğini düşünen açık açık söyleyenler, ‘1 Nisancılar’ diye kendilerini tanımlayanlar vardı. Ama hem örgütümüzün tümü hem grubumuzun çok önemli bir kısmı büyük bir kenetlenmeyle yerel seçimlere büyük bir özveri, büyük bir gayret, büyük bir heyecanla hazırlandı. Ve o günlerde ortaya koyduğumuz bir iddia, yani nasıl ki 1970’lerde rahmetli Bülent Ecevit girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden birinci parti çıkardıysa partimizi, ‘Bunu yapmazsak bırakırız’ demiştik. Milletimiz buna izin vermedi.

‘MEMNUNİYET ORANI YÜZDE 60’LARA VARDI’

Milletimiz 47 yıl sonra partimizi birinci parti yapmamıza, yenilmez sanılan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulduğu günden sonra ilk kez yenilgiyle tanışmasına, nüfusun yüzde 65’ini ekonominin yüzde 84’ünü yönetecek CHPli belediyelerin görev başına gelmesine imkan tanıdı. Rekorlar yaşadık. İstanbul’u, Ankara’yı belediye meclis çoğunluğumuz yokken başarıyla yönetmişken belediye meclis çoğunluklarımızı sağladık. Yüzde 6 aldığımız geçmişte seçim çevrelerinde yüzde 60’larla, yüzde 55’lerle, iki kişiden birinin oyunu alarak çoğu arkadaşımız göreve geldi. 21 il belediyesi, 15 büyükşehir belediyesini kazandık. 411 belediyeyle birlikte Türkiye siyasi tarihinde yaşanmış en büyük yerel seçim zaferini, bir siyasi partiye nasip olmuş en büyük yerel seçim başarısını yaşadık. Ve bunun üzerine yolumuza o akşamı bir zafer değil, bir yükümlülük akşamı, bir sorumluluk akşamı, bir görev akşamı görerek havai fişeği, davulu, zurnayı yasak edip sabah erken kalkmayı öğütleyerek, bu seçimin kaybedeni yok, kazananı Türkiye’dir diyerek, seçmenin bize verdiği krediyi yatırımcı kredisi gibi Türkiye’nin yarınlarına yatırım yaptığı bir kredi gibi görerek yola başladık. Bir yıl oldu olmadı, belediyelerimizden memnuniyet oranı yüzde 60’lara vardı.

‘MİLLETİMİZ SANDIKLARA KOŞARAK 15,5 MİLYON OYLA CUMHURBAŞKANI ADAYIMIZI BELİRLEDİ’

Milletimiz CHP çatısı altında gösterdiğimiz bu başarıyı bir iktidar yürüyüşü olarak gördü, böyle taçlandırdı ve bu gözle baktı. Ama o sırada artık İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder mantığıyla meseleye bakan, bunu sloganlaştıran Erdoğan ve ekibi bizi kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla, ana kademesiyle yenemeyeceğini anlamış ve hiçbir siyasi partide olmayan yargı kollarını kurmuştu. Bir bakan yardımcısı İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı olarak geldi. Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt’tan başladı ve 19 Mart darbesiyle birlikte öncesinde Beşiktaş’ımıza saldırdı ve 19 Mart darbesiyle birlikte İstanbul’un üst üste üç kez seçilmiş belediye başkanını, daha milletin bir yıl önce yani asıl olan milli iradeyse bir yıl önce verdiği kararla görevlendirdiği kişiyi ve milletimizin cumhurbaşkanı adaylığına yakıştırdığı, 23 Mart günü kuracağımız sandıklarla ön seçimle belirleyeceğimiz cumhurbaşkanı adayını dört gün kala gözaltına aldı, tam o gün tutukladı ve tam o gün milletimiz sandıklara koşarak 15,5 milyon oyla kendisini cumhurbaşkanı adayımız olarak belirledi.

‘MUHALEFETMİŞ GİBİ BARINMA HESABINDA OLANLARIN HESAPLARI DEVREYE GİRDİ’

Buradan sonra kötülükler durmadı. Belediyelerimize, meclislerimize, bürokratlarımıza karşı sadece onlara olsa ‘Neyse diyeceğiz’ ailelerine, çocuklarına, çevrelerine, günahsız şoförlerine, devletin polis korumalarına karşı bir büyük kötülükle bir büyük saldırı başladı, sürdü ve aylar süren hakaretler, iftiralar, gerçek dışı iddialar hem yandaş medyada hem maalesef etkileri altına aldıkları merkez medyada gerçekmiş gibi konuşuldular. Maalesef bu sürede bu mücadeleye karşı yani bu bir yandan asrın iftiralarına, kumpaslarına, gerçek dışı ifadelerini asla delillendiremeyecekleri, ileride iddianamelerine yazamayacakları bu iddialara karşı 1 Nisan’da seçim başarısız olursa diye hesap kitap yapanların bu sefer bu iddiaları olumlayan ve bir arınma söylemi üzerinden iktidarın köşesinde muhalefetmiş gibi barınma hesabında olanların hesapları devreye girdi. Dümdüz konuşmak, gerekirse o dönemin tamamı sosyal medyadan, oradan, buradan Ak Parti’nin yargı kollarının iftiraları, milletimizin bu iftiraya direnişleri ama kurdun kendi içinden olan ağacın, baltasının sapı ağaçtan olan keserin verdiği yaralarla, hasarlarla bir yandan ilerledi ama bir yandan da biz de gördük, milletimiz de kimin ne yaptığını gördü.

‘PARTİNİN BAŞINDA OTUR’ ANLAYIŞINA PARTİNİN GENEL BAŞKANI DA YÖNETİMİ DE PRİM VERMİYOR’

Öyle bir noktaya gelindi ki her şeye rağmen parti birinci parti. Her şeye rağmen kumpaslara karşı direnç en üst noktada. İddianame çıktı, iddianamede yer alanlar geçmişte atılan iftiraların hiçbirini doğrulamıyor. Kör kuruş yolsuzluğunu ispatlayamayan ve tel tel itirafçıların dökülmeye başladığı, yalancı şahitlerin bile isim değiştirip şahitlikten çekilip gizli tanıkların isimlerinin değiştirildiği bir süreç yaşanırken işte o aşamada artık şunu gördüler ki biz yaptığımız çağrılarla partinin başını, yönetimini, ‘Arkadaşlarını bırak, onları sat, onlar geride kalsın, sen önüne bak. Partinin başına otur, yıllarca muhalefette dur’ anlayışına partinin genel başkanı da yönetimi de, o partiyi parti yapan gerçek kadroları da, üyeleri de prim vermiyor. İşte darbe girişiminin son evresi o yüzden 21 Mayıs günü Türkiye’nin kurucu partisini, birinci kongresini Sivas’ta yapmış olan bir partiyi, o partinin seçimle değişmiş ilk genel başkanını, o seçimden sonra üç kez daha toplam dört mazbatası olan genel başkanını, Parti Meclisi’ni, Yüksek Disiplin Kurulu’nu yargı kolları eliyle olmayacak bir tedbirle sonuç doğuracağı için tedbir kararının alınamayacağını tüm hocaların söylediği bir kararla partinin başından uzaklaştırdılar ve partinin başına geçmişte defalarca yendikleri, onlar yendikten sonra öz eleştiri yapmayan, yine devam eden ve yine kaybeden bir anlayışın bulunmasını gelecek açısından kendileri için önemli, iktidarlarının devamı için elzem gördüler.

‘BU İKTİDAR İKTİDARDA DURSUN’ DERSENİZ MİLLET ALIR, BÖYLE YÜZDE 3’E BIRAKIR’

İşte arınma söylemiyle bu konuya katılanların iktidarın kenarında muhalefetmiş gibi barınma süreci ve bu hayalleri bu şekilde gerçekleşirken bir şey oldu. 24 Mayıs günü butlancılarla Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, darbecilerin talimatlandırdığı polis kapıları kırarak Atatürk’ün hatırasını tarumar etti. Ve Atatürk’ün hatırası tarumar edilirken Türkiye’de bir vicdan dalgası ve gerçekten tarihin doğru tarafında duranların vicdanlı sesleri yükseldi ve biz o binadan çıktığımızda yağmurun, dolunun altında nereden geldiklerini kimsenin bilemediği, evlerinden nasıl kendilerini dışarı attıklarını kendileri de bilmeyen on binlerce Ankaralı, Türkiye’de on milyonlarca yürek bizimle birlikte yürümeye, arkamızda durmaya ve bizi eskiyi geride bırakmaya, yeniye doğru adım atmaya, teslim olmamaya, direnmeye ve iktidar hedefinden şaşmamaya doğru yüreklendirdi ve arkamızda durarak bizi onurlandırdılar. Biz Atatürk’ün partisini hep birlikte birinci parti yapmıştık. O gün de o binadan Atatürk’ün mirasını alarak hep beraber çıktık. Dün arınma deyip iktidarın kenarında barınma hevesinde olanların oldukça yetkili bir ismine anket soruyorlar. Üç çıkmış ankette. Diyor ki ‘Anketlerdeki oy oranımıza bakmıyoruz.’

‘Biliyoruz ki seçim gelsin millet Atatürk’ün partisine oy verecektir’ diyor. Şu konuda doğrudur. Bu millet Atatürk’ün partisine oy vermek ister. Ama bu millet Atatürk’ün partisini baraj altında da bıraktı. Bu millet Atatürk’ün partisi ile girdiğiniz 14 seçimde sizi birinci partide yapmadı. Bu millet Atatürk’ün partisine oy vermeyi çok ister ama eğer Atatürk gibi cesursanız, onun ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya sarılıyorsanız, onunla Cumhuriyet’in kurucu kadrolarıyla husumeti olanlarla mücadeleyi göze alıyorsanız, kimseyi geride bırakmıyorsanız ve tek hedefiniz Atatürk’ün partisini iktidar yapmaysa millet 50 yıl sonra arkanızda durur. Yok eğer bu iktidar iktidarda dursun, ben Atatürk’ün partisinde muhalefetin başında durayım, yıllarca muhalefet olayım derseniz millet alır, böyle yüzde 3’e bırakır. Ondan sonra da Atatürk’ün partisinin adıyla iktidar olma umudunu gösterirsiniz. Bizler Atatürk’ün partisini hep birlikte birinci parti yapmıştık. O gün de binadan Atatürk’ün mirasını hep beraber alarak çıktık. Şimdi o miras YENİ Parti’nin kadrolarına ve milletimize emanettir.

‘MİLLETİMİZİN BEKLENTİSİ YENİ PARTİ’DEN BÜYÜKTÜR’

Binadan çıktığımız gün milletimize sığındık. Haziran ve Temmuz’da 22 il gezerek milletimizi dinledik. Sokakta, meydanda, tarlada bana, size, hepimize ‘Yeni’yi kurun’ dediler, kurduk. Adını ‘YENİ’ koydular, uyduk. Sizler de partimizin kurucuları oldunuz. Hem partinin kuruluş sürecinde hem partiyi kurduktan sonra yaz boyunca özveri ve fedakarlık gösterdiniz. Durduğunuz yer tarihin kayıtlarına geçmiştir. Partimizin kurucular kurulu grubumuzun tüm milletvekillerine tarih önünde bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Son aylarda sahada sadece YENİ Parti kadroları vardı. Sokağa çıkamayanlar bir yana iktidar partisinin de sokakta, tarlada, meydanda, ortada olduğu yoktu. İktidar partisi sokağa çıkamazken sizler gittiniz emeklinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin elini sıktınız derdini dinlediniz. 10 Eylül’den sonra ilk olarak 32 ilde, 20 Eylül-30 Eylül arası 29 ilde, toplam 61 ilde milletvekillerimiz olarak sahadaydınız. Hızla önümüzdeki ay tamamlanacak programla 81 ilimizde çalışmalarımızı tamamlamış olacağız. Geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, torpil, kayırmacılık, adaletsizlik memleketin her köşesinde ayrı bir feryat gibi yükseliyor. İşte tam böyle bir dönemde yeni yasama yılına başlıyoruz. Milletimiz sizlerden, hepimizden milletimizin beklentisi YENİ Parti’den büyüktür. Her birimiz bize duyulan güvenin sorumluluğuyla sokağın, çarşının, pazarın, esnafın, fabrikanın ve tarlanın sesi olmak durumundayız. Bu yasama yılının partimize, ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyor, her birinize önümüzdeki dönem çalışmalarınız için şimdiden başarılar diliyorum.

‘TARİHİ BİR FİNANSAL KRİZ ORTAMINDA BAŞLIYORUZ’

Değerli grubumuz, değerli arkadaşlarım ne yazık ki yeni yasama yılına tarihimizdeki en büyük finansal krizlerinden birinin yakıcı ortamında başlıyoruz. Sadece ‘finansal kriz’ demenin yeterli olmadığı bir devlet krizi ile karşı karşıyayız. Milletimiz geçim derdiyle kıvranırken iktidar partisinin açtığı yolda iktidar partisi mensuplarının içinde olduğu asrın soygunu yaşandı. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına resmen çöküldü. Devlet kurumlarının güvencesindeki fonlar ve milletin birikimleri çalındı. 800 milyar liralık vurgun çarkı üç-beş kuruşunu enflasyon karşısında korumaya çalışan 455 bin küçük yatırımcının üzerine devrildi.

Fon krizi patlak verdiğinde bu dolapları çevirenlerin, haksız kazanç elde edenlerin sıralı tam listesi AK Parti’nin elinde vardı. Ama pustular, sustular, saklandılar, hiç konuşmadılar. Ne zaman ki biz AK Partili eski Bakan ve mevcut Genel Başkan Yardımcısı’nın adeta deveyi hamutuyla götürdüğünü ortaya çıkardık, o zaman birden konuşmaya başladılar. Fatma Hanım, eşi ile birlikte 163 milyon lira yatırmış, fonlar batmadan hemen önce 2,2 milyar lirayı kapıp kaçmış. Şöyle söyleyelim; gittiğim her şehirde o şehirdeki emsal daire fiyatıyla ifade ediyorum. Hemen buralarda Fatma Hanım’ın fona yatırdığı parayla 27 tane daire alabiliyorsunuz. Fatma Hanım’ın beş ay sonra çektiği parayla 367 daire alabiliyorsunuz. Eşiyle birlikte kendisinin yatırdığı para 27 daire alırken, beş ay sonra çektiği para 367 daire alabiliyor.

‘BUZDAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜDÜR’

Bu isim buzdağının sadece görünen yüzüdür. Kabinenin diğer öğeleri gibi, diğer üst düzey AK Partililer gibi becerikli olmadığı için Fatma Hanım doğrudan kendi ve eşinin ismi ile işlem yapmıştır ve ilk bakıldığında listede göze çarpmıştır. İşlemlerini çantacılara yaptıran maharetli isimlerden değildir. İşlemlerini Lüksemburg’daki offshore hesapları üzerinden vekaletle yaptıran bakanlardan değildir. İşlemlerini Hollanda’dan, Akdeniz’deki çeşitli ada ülkelerindeki farklı bankacılık uygulamalarına tabi bankalardan yapanlardan değildir. Bu yüzden doğrudan ismi listede görünen birisidir. Burada piyasa gerçeklerine aykırı biçimde koyduğu parayla yüzde 1000 değer katıp kaçanlar, bir saadet zinciri oluşturmuşlardır.

Fon skandalından çıkan gerçek AK Parti’nin saadet zinciri olduğudur. Kapıp açtıkları paralar havadan gelmemiştir. O paralar 455 bin mağdurun parasıdır, para neredeyse hesap da oradadır. Biz Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gizlemeye çalıştığı gerçeği ortaya çıkarınca birdenbire ahlak timsali kesilmeye kalktılar. İnanın bana yüzsüzlüğün böylesini milletimiz görmedi. Milletimiz bu arsızlığa karşı ar edip parmağını ısırıyor. Sayın Erdoğan kameraların karşısına geçmiş diyor ki kendileri aslında çok iyiymiş de elinde büyüyen Fatma Hanım nefsine yenik düşmüş. Nefsine uymuş da ne yapmış? Fazla değil, sadece milletin cebinden 367 daire parası çalmış. Fırından bir ekmek çalan hapse girecek, bir tepsi baklavayla nefsine uyan hapse girecek; 2,2 milyar lirayı götüren nefsine uymuş olacak. İşte AK Parti’nin kara düzeni, kendine adaleti budur.

‘ERDOĞAN ‘HABERİM YOKMUŞ GİBİ ÇEKİN’ DİYOR’

Sayın Erdoğan kameraların karşısına geçiyor, kürsünün üstüne elini koyuyor ve ‘Haberim yokmuş gibi çekin bakalım’ diyor. Yahu yanınızdakiler milleti soymuş, nasıl haberiniz yok? Borsa çökmüş, fonlar patlamış; nasıl haberiniz yok? Toplamda 4,5 trilyon liramız buhar olmuş, nasıl haberiniz yok? Siz ne iş yapıyorsunuz? Siz bostan korkuluğu musunuz? Haberiniz varsa doğrudan sorumlusunuz, haberiniz yoksa yönetme kabiliyetiniz kalmamış, derhal bu milletin yakasından düşünüz. İşine gelince ‘Bizden habersiz kuş uçmaz’ diyeceksiniz, işinize gelmeyince ‘Vallahi haberim yok, Fatma Hanım nefsine uymuş’ diyeceksiniz. Bunun kabul edilebilir tarafı yoktur. Şimdi kamuoyunun önünde şunu ifade etmek isterim.

Fatma Betül Sayan Kaya, elbette tek değildir. Bütün AK Partililer biliyor ki, bunu anlatmaya gerek yok ki bu mağdurların çoğu da AK Parti seçmenidir. Bu fon TERA’yı, diğerlerini AK Parti’nin bilindik meşhur isimlerinden, saray bürokrasisinden, bakan isimlerinden bilirler. ‘Onun parası oradaymış, bunun parası oradaymış’ diye birbirlerini yüreklendirdiler. Kimin ne para götürdüğü MASAK’ın çeşitli takipleri ile bu dönem Maliye Bakanı’nın üzerinde böyle bir yükümlülük vardır ve tarih önünde bakalım bu sınavdan Maliye Bakanı geçecek mi, kalacak mı, yoksa kaçacak mıdır? Ama göreceğimiz şudur; yurt dışına çeşitli üçüncü kişiler üzerinden, daha önce isimlerini verdiğimiz, soğuk cüzdanlarla para kaçıranlar ki ‘soğuk cüzdan’ lafını Türkiye ilk kimden duyduysa oraya bir baksın. Yurtdışında offshore hesaplarına para koyanlar ve offshore hesapları üzerinden vekaletle işlem yapanların mutlaka ortaya çıkarılması, ortaya dökülmesi devlet sorumluluğudur.

‘HEPSİ ERDOĞAN’IN EKİBİNDEN’

Ama burada Fatma Betül Sayan Kaya’ya bakarak ve cambaza bakarken ‘Acaba ipin üstünde başka cambaz var mı?’ falan diyerek sanki ‘İşin içinde tek sorumlu Fatma Betül Sayan Kaya’ymış, o da nefsine uymuş’ oyununa karşı şimdi milletimizi şu isimlere kulak kesilmeye davet ediyorum. Bakın; paraları kim çoğalttı, onların yakalanıp ilan edilmesi devletin sorumluluğu. Bu konuda üzerimize düşen muhalefet olarak en ciddi takibi yapacağız. Çalışma grupları kurduk, yurt içinde, yurt dışında çalışacağız. Meclis’te komisyon kurulursa orada mücadele edeceğiz. Tüm imkanları zorlayacağız ve bir şekilde bu milletin bu parasını çalanları ya ortaya çıkaracağız ya milletimizin seçimden sonra verdiği yetkiyle teker teker ortaya çıkaracağız. Ancak ‘Fatma Betül Sayan Kaya var.

Orada da nefsine uymuş. Tayyip Bey de üzgün.’ Öyle bir şey yok. 455 bin kişi, aileleriyle 2 milyon kişi ve dolaylı etkilenen neredeyse 5 milyon kişi… Size bu fon gerçeğini şöyle açıklamak isterim. Paranızı çoğaltıp da çalanlar değil de ona zemin hazırlayanlara bir bakın ki her birinin orada fonda hesapları da var. Emre Alkin, TERA’nın tutuklu Yönetim Kurulu Üyesi. Kim bu? Bizzat Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Konseyi Üyesi. Atamasının altında Erdoğan’ın imzası var. Kerem Alkin, TERA Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi. Türkiye’nin OECD Daimi Büyükelçiliği’ne Erdoğan tarafından atanmıştı. Varlık Fonu ve Halkbank’ın yönetimindedir. Emre Tezmen, TERA Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı. Fatma Hanım’ın ve ailesinin yakın arkadaşı. Erkan Kilimci, TERA Başkan Vekili ve Genel Müdürü. Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı. Atamasını Erdoğan yaptı. 200 liranın üzerinde imzası var.

Fecir Alptekin, TERA’nın Yönetim Kurulu Üyesi. Cumhurbaşkanı Danışmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Üyesi idi. Abdulkadir Özkan, Yönetim Kurulu Üyesi. Başbakanlık Başdanışmanı, Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda Basın Müşaviri imiş. Erdin Özel, TERA Portföy Yönetim Kurulu Başkanı. AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı’ydı. Önce inkar ettiler. Anadolu Ajansı kayıtlarını silmeyi unuttular. AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı olarak basın açıklamaları ortada. Serdar Turhan, Pusula’nın tutuklu Yönetim Kurulu Başkanı. Eski AK Parti Gençlik Kolları Başkanı’nın Ortağı. Muhammed Yarız, Pusula Portföy’de Yönetici ve tutuklu. Eski AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi. Özdemir Ataseven, Özata Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı. AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı idi. İskender Balcı, Özata Denizcilik’te Yönetici. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in damadı. Hepsi Erdoğan’ın ekibi. Tamamının atamasının altında aynı mürekkep, aynı imza var; Recep Tayyip Erdoğan. Burnunun ucunu göremeyenden, bu işlerden haberi olmayandan Cumhurbaşkanı olmaz. Bu kumpas çetesini, bu kirli çeteyi ‘Asrın Soygunu’nu yapanları teker teker atayandan Cumhurbaşkanı olmaz.

‘ASRIN SOYGUNUN MALİYETİ DEPREMİN ETKİSİ KADAR’

‘Bu işlerden haberim yok’ diyen Erdoğan bir de sözüm ona millete güven vermeye çalışıyor. Şöyle söylüyor; ‘Finansal sistemimizde bir risk mevzu bahis değildir.’ Şimdi herkesin iyi dinlemesini istiyorum. Borsadaki kayıp, şu an 3,5 trilyon lira. Tasfiye edilen 131 fonda kalan para, 800 milyar lira. Yani bu soygunun ekonomiye maliyeti, 90 milyar dolar. Üç yıl önce 11 ilimizde deprem yaşadık, Erdoğan bunun adına ‘Asrın Felaketi’ dedi ve ekonomiye maliyetini 100 milyar dolar olarak kendisi açıkladı. Asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar, asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Asrın soygunun ekonomiye etkisi deprem etkisidir. Kimse kimseyi kandırmayacak, kimse kimseyle alay etmeyecektir. Karşı karşıya olduğumuz; asrın dolandırıcılığı, asrın soygunu, asrın finansal krizidir ve düpedüz devlet krizidir. Devlette tuz kokmuştur ve maalesef bu milletin bütün umutları, bu milletin umutlarını çalmaya azmetmiş gözü dönmüş kadrolara emanet edilmiştir.”

‘TURPUN KÜÇÜĞÜ’ TOPLANTISINDA BELGELERLE AÇIKLADIM’

Şimdi bugün Fatma Betül Sayan Kaya’dan çok daha maharetli olan AK Partili ‘fonzi’lerin bir yöntemini açıklayalım. Bunlar fonlarda, hisselerde yakalanmamak için kendileri işlem yapmıyorlar. Üçüncü kişilere işlem yaptırıyorlar. 17 Mart 2026 tarihinde, o zaman önceki partimizin Genel Başkanı olarak bir basın toplantısı yapmıştım. Erdoğan’ın ‘turpun büyüğü’ ifadelerine karşı ‘turpun küçüğü’ hatırlatmasıyla bir basın toplantısı.

Orada memur maaşıyla edinilmesi akıl almaz bir serveti tapularıyla, belgeleriyle açıklamıştım. Adalet Bakanlığı’na atanan, geçmişte İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan kişinin 16 tapusunu ID numaraları ile vermiştim. Ertesi gün dördü üzerinde aktifi gösterdi, yakın yani iki ay içinde satılmış 12 tapuyu gizledi. ID numaralarını ilan ettim, ‘Bizi yalanlayın’ dedim. Örneğin Şehircilik Bakanlığı’nın önündeki bilgisayara o ID numaralarını girince o evin şu an ve bir önceki sahibi belli, ne zaman satıldığı belli. Tek bir açıklama yok Murat Kurum’dan. Türkiye’nin dört bir yanındaki belediyelere ‘Vergi kaçakçılığı’ olmasın diye yollanan yazılarda Murat Kurum bu 16 tapunun Adalet Bakanı’na ait olduğunu yazmış zaten. Belediyelerin her birinin kayıtlarında var.

Erdoğan, Adalet Bakanı’na ‘Sen bu konuda konuşma, sus’ dedi. Bana dava açtılar. Davanın birincisi görüldü. Dava açarken ne diyordu Adalet Bakanı? Şöyle söylüyordu; ‘Nasılsa mahkeme tapuları ister.’ Avukatımız mahkemenin tapularını istemesini istedi. Kendisinin avukatı ayağa zıpladı; ‘Karşıyız. Bu bir tazminat davasıdır, delile gerek yoktur. Müvekkilim söylenen bu sözlerle itibar kaybetmiştir, tazminat verin.’ Neredeyse tazminata hükmedecekti. Avukatlarımızın itirazı, isyanıyla bir mahkeme ertelendi. Burada herkesin önünde söylüyorum. O 16 tapuyu mahkemeye istiyor benim avukatlarım. Bakanlığa yazı yazılmasını istiyor benim avukatlarım. İlgili kurumlara yazı yazılmasını istiyor benim avukatlarım. Adalet Bakanı’nın avukatları ‘Tapuları istemeyin’ diyor. Bu durumla karşı karşıyayız.

‘MASANIN TOZUNU SİLMEDEN BASIN TOPLANTISINI SİLENLER…’

İşte o gün, o toplantıda açıkladım ve o gün, o toplantıda açıkladığım üç isim hiçbir açıklama yapmadılar. O tapular üzerinde işlem yapanlar, paraya döndüğünde o tapuları, o paraları alanlar, götürenler yapılmadı. Ama o günden bugüne bir şey yapıldı. O da nedir biliyor musun? Turpun küçüğü basın toplantısı. Partimize polis girdikten ve butlan yönetimi yerine oturduktan birkaç gün sonra partinin arşiv hesaplarından çıkarıldı ve silindi. Elbette her yerde var ancak butlan yönetiminin benim geçmişte yaptığım ve bizim geçmişte yaptığımız parti sözcülerimizin geçmişte yaptığı bütün basın toplantıları dururken sadece ve sadece turpun küçüğü basın toplantısını parti kayıtlarından çıkartmıştır.

Bu da bugünkü Adalet Bakanı’yla bugünkü butlancıların arasındaki ilişkiyi ve ilk iş olarak masanın tozunu silmeden basın toplantısını silenlerin nereden talimatla, kimle ilişkili olduğunu göstermektedir. Şimdi de fondaki 200 milyon dolarlık işlemler, birtakım çantacılar tarafından yapılmıştır. Görev Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e aittir ve hem bu isimlerin hem daha fazlasının bütün işlemleri, hesap hareketleri, yakınları, geçmişleri, bugünleri yarınlarının izlenmesi, yurt dışındaki offshore hesaplarının peşine, yurt dışındaki ülkelerle iş birliği anlaşmaları nezdinde mutlaka harekete geçirilmesi gereklidir. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i asla ve asla rahat bırakmayacağımızı kendisi bilmelidir.” “

‘TARİHİN AZABINDAN KURTULSA ALLAH’IN GAZABINDAN KURTULAMAYACAKLAR’

Ayrıca sıralı tam liste elinde olan Erdoğan’a söylüyoruz. Fatma Hanım’ı sakladınız, ortaya çıkınca, ‘Biz yanlışın arkasında durmayız’ diyorsunuz. Parti Sözcümüz Sayın Zeynel Emre bunu açıkladığı ana kadar siz yanlışınız arkasında durdunuz, bunu sakladınız. Şimdi milletimize sanki siz söylemişsiniz, siz ortaya çıkarmışsınız, siz kınamış, siz uzaklaştırmışsınız gibi bir tutumun içinde kesinlikle olmayın. Türkiye’de ikili bir hukuk sistemi işletiliyor. Bir yanda 2 milyon 200 milyon lirayı gören AK Parti’yi ‘nefsine uydu’ deyip işin içinden ayıklayanlar, diğer yanda iş yerindeki arkadaşına 2 bin lira para gönderdi diye birlikte yedikleri yemeğin payına düşen kısmını yolladı diye suç örgütü üyesi diye aylarca hapiste tutup itirafçı olmaya zorlanan kadınlar var. ‘İBB soruşturmasında parkenin altından 2 milyon Euro çıktı’ diyeceksin, ‘Valizlerle para taşındı’ diyeceksin, ‘Kasalardan para çıktı’ diyeceksin sonra kasadan mühür çıktı, parke videosunun yalan olduğu, valizlerde jammer olduğu ortaya çıkacak, ‘Bizi de yanılttılar, biz gazeteci olarak duyduğumuzu yazdık’ diyeceksin ve bu haberleri servis eden şimdiki Adalet Bakanlığı basın ilişkileri, o günkü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı basın ilişkileri de bunları o günlerde alttan alta, gizli gizli yayacak, sonra iddianameye yazamayacak. Sayın Erdoğan, kantarın topuzu kaçmıştır. Bir de çıkıp orada, burada laf ola beri gele konuşuyorsunuz. Hoşuma gitti, dediniz ki ‘Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.’ Bu sözü söylediğiniz Gazze’de zulüm yapanlar için bütün vicdanımla paylaşıyorum. Ama şunu da tekrar ediyorum. Bu milletten oyu alıp bu gariban milletin üç kuruşluk paralarını alanlar, soyanlar, yurtdışına kaçıranlar, günahsız insanlara sırf onlar partileri karşısında tehdittir diye iftira atanlar, tarihi azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.

‘EŞE, AİLEYE SALDIRDIKLARI BİR KORKAKLIĞIN İÇİNDEYİZ’

Değerli arkadaşlar bu kadar skandal, durduk yere ortaya dökülmüyor. Milletin bunlardan haberdar olması için birileri çalışıyor ve gayret ediyor. Ama bu işin üstüne gidenler de saldırıya uğruyor. Sayın Ahmet Şık ve Sayın Sera Kadıgil tespitlerini kamuoyuyla paylaştılar ve milletvekili olarak bu bakana bu konuyla ilgili çeşitli sorular sordular. Onlara yanıt vermek yerine Adalet Bakanlığı’nın güdümündeki troll hesaplar ve butlancılar, ahlaksızca bu iki isme hem de kendilerinin özel yaşamlarına yönelik ipe sapa gelmez saldırılar yaptılar. Maksat, ‘konuşmasınlar hesap sormasınlar.’ Dikkat edin Adalet Bakanlığı eleştiriliyor, Adalet Bakanlığının geçmişte uyuşturucu soruşturmasında adı olan, sonra dosyadan adı çıkarılan, sonra yakında tutulan, Ankara’ya bakanlığa getirilen ve şimdi bütün gazeteci arkadaşlarım dün akşamdan da biliyorlar gayri resmi yoldan basın bültenleri, ‘Alın böyle yazın haberi’ diye servislerle bu tür iftiralar atılıyor.

Dün, Zonguldak Milletvekilimiz Deniz Yavuzyılmaz, en başından beri yolsuzlukların üzerine giden Genel Başkan Yardımcımız, milletvekilimiz. O kadar korkak ve kirliler ki onunla baş edemeyeceğini gördükleri için hiçbir şeyle ilgisi olmayan değerli eşi, kardeşimize yağmadan soruşturma başlatmışlar. Akıl almaz. Yağma soruşturması. Nedir bu diyorsun? Saatler sonra ortaya çıktı ki yıllar önce çalışmış bir danışmanın bir şikayet dilekçesini Deniz Yavuzyılmaz’a bir şey diyemeyecekleri için eşi üzerinden yorumlayarak eşini mahkemeye çağırma, tutuklama tehdidi ile karşılaşıyor. Öyle bir noktadayız ki bizlerle baş edemeyenlerin eşlere, çocuklara, anneye, babaya, kardeşe saldırdıkları bir korkaklığın içindeyiz.

‘İÇİNDE ÖZGÜR ÖZEL’İN ‘Ö’SÜ YOK’

Birkaç aydır haysiyet cellatlıkları durmuştu. Neden? Bu tip konular yoktu. Dün Adalet Bakanlığı bu konuda, bakım fon meselesinin üstüne giden kim varsa onun hakkında, bir uyuşturucu dosyası, 23 sayfa ifade vermiş. İçinde Özgür Özel’in ‘Ö’sü yok. Bu kadar basın metni yapmış. ‘Uyuşturucu dosyasında Özgür Özel’in adı geçiyor, kişinin telefonundan Özgür Özel ile fotoğrafları çıktı’ diye. Öyle bir noktadayız ki; buradan açık açık söylüyorum. Aileyle uğraşan, eşle, kardeşle, dostla, çolukla çocukla uğraşan, korkaklara söylüyorum. Cirminiz kadar yer yakarsınız. Sizden korkan sizden beter olsun. Bu kara düzende yaşadıklarımız ilk değil, son da olmayacak.

17 – 25 Aralık’ta yolsuzluğa batan bakanlar kurtarılacak, kendi bakanlığına dezenfektan satanlar korunacak, 16 tapusu, akıl almaz serveti ortaya çıkan başsavcı bakanlığa terfi edecek. Şimdi de milleti dolandıranlara sessiz kalınacak. Ya hu 2,2 milyar lirayı çaldığını kabul edip, Hazine’ye iade ediyor. İşte ispat, işte kanıt, işte belge. Beyefendi Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirmiş. O kurulun başkanı Borsa İstanbul’un Başkanvekili. O adaleti sağlayacak? Meclis’te sözde komisyon kurulacak, Fatma Hanım’ın saz arkadaşları komisyonda çoğunluk olacak, kurda kuzuyu emanet edip oradan adalet çıkaracaksınız. Milletin bunlara karnı tok. İki kelimeyle millet işi özetliyor. Suçüstü yakalandınız.

‘KAYYIMLAR, YASAKLAR, BASKILAR BU KARA DÜZENİN ESASIDIR’

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2018’deki sistem değişikliği ile kurduğu kara düzeninde kimse güvende değildir. Değerli vatandaşlarımız, okullarda evlatlarınız, madenlerde, fabrikalarda, otellerde canınız, bankada paranız güvende değildir. Çorlu tren katliamı bu kara düzenin işidir. İliç’te işçilerin toprağın altında kalması, bu kara düzende olmuştur. Yenidoğan çetesi bu kara düzende evlatlarımızın, sabilerin canına kastetmiştir. Okullardaki cinayetler bu kara düzendedir. Kartalkaya’daki canlar bu kara düzende yanmıştır. 6 Şubat‘ta imar aflarıyla yasal hale getirilen denetimsiz binalarla insanlarımız bu kara düzende enkaz altında kalmış, can vermiştir. Dilovası’nda kaçak fabrikadaki işçiler bu kara düzende ölmüşlerdir. Milletin seçtikleri bu kara düzende hapistedir. Kayyımlar, yasaklar, baskılar bu kara düzenin esasıdır. Tweet atanlar, gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, avukatlar bu kara düzende tutuklanmakta, sosyal medya hesapları kapanmaktadır.

Bu kara düzende bir emekli yoksulluktan canına kıymış, bu kara düzende son bir haftada beş polisimiz canına kıymıştır. Şimdi fon vurgunu ile 2 milyon insanın birikimleri çalınmıştır. Milletimize sesleniyoruz. Senin yakının tren katliamında can vermemiş olabilir. Senin evladın, torunun yenidoğan çetesinin eline düşmemiş olabilir. Senin bir sevdiğin o otelde ya da o fabrikada yanarak can vermemiş olabilir. Ya da son vurgunda senin paran çalınmamış olabilir. Ama bu yaşananların her birinde bizden birilerinin senin bir bildiğinin, bir komşunun, bir yakının ya da tanımadığınsa, bu vatanın bir evladının, bir ailesinin canı yanmaktadır. Bu yaşananların her birinde birilerinin canı yanmaktadır. Bu düzen böyle devam ederse senin de canın yanacaktır. Sıranın sana gelmesini bekleme. Acıyı çekenler de bunları hak etmedi, sen de hak etmiyorsun. Kimse bu kara düzenden tek başına kurtulamaz. O yüzden söylüyoruz; ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.’

‘O SANDIĞA VARACAK, O SEÇİMİ ALACAĞIZ’

Değerli yol arkadaşlarım Türkiye’nin yeni ve temiz bir sayfaya, yeni ve tertemiz bir başlangıca ihtiyacı var. Biz bu eskimiş, çürümüş kara düzeni değiştirmek için yola çıktık. Partimizi milletimizle birlikte kurduk. Milletimizle birlikte yürüyoruz, büyüyoruz. Biz koltuk sahibi olmaya değil, milletin sorunlarını çözmeye talibiz. Tüm mağdurların hakkını vermeye, hakkı yenenlerin hakkını teslim etmeye talibiz. Bu iktidar üzerinde milletin ahı vardır. Mağdur edilen, yoksul bırakılan, adaletsizliğe uğrayan milyonların ahı bu iktidarın üzerindedir. Haksız yere hapiste tutulanların ahı bu iktidarın üzerindedir. Biz milletin yüzünü güldürmeye, sarsılmaz adaleti sağlamaya, Türkiye’yi ayağa kaldırmaya geliyoruz. Safımız milletle birdir. Milletimizin kaderi bizim kaderimizdir. Millet de bizimle beraberdir. Kimsenin şüphesi olmasın ki biz o sandığa varacağız, o seçimi alacağız, bu iktidarı değiştireceğiz. Yaz boyunca emekleriniz için, sizi misafir eden örgütümüze, sizi misafir eden milletimize teşekkür ediyorum. Emekleriniz için sizlere teşekkür ediyoruz. Kampımızın başarılı çalışmalar yapacağına, sizlerin fikirleriyle YENİ Parti’nin yeni yürüyüşünün daha da güçleneceğine yürekten inanıyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

ABD, Irak’tan çekildi: 23 yıllık kanlı işgal ağır trajedi bıraktı

CENTCOM’un resmi internet sitesinde yer alan yazılı açıklamada, CENTCOM’un, ABD kuvvetlerinin ve ekipmanlarının, Erbil Hava Üssü’nden düzenli bir şekilde tahliyesini bugün tamamlayarak Doğal Kararlılık Harekatı misyonunu sona erdirdiği bildirildi.

Açıklamada, “Irak’tan çekilme, ABD ile Irak arasında ikili bir savunma ilişkisine geçişi öngören planlı bir sürecin parçasıdır. Birleşik Müşterek Görev Gücü-Doğal Kararlılık Harekatı (CJTF-OIR), ABD kuvvetlerinin Koalisyon ortakları ve Suriye hükümeti ile birlikte Suriye’de IŞİD’e karşı mücadeleyi sürdürmesi nedeniyle faaliyetlerine devam etmekte olup, karargahı şu anda Ürdün’de bulunmaktadır” denildi.

CJTF-OIR’in, CENTCOM’un 2014 yılında bu birimi kurmasından bu yana Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı yürütülen mücadelede ortak güçlere danışmanlık ve destek sağladığı ve bu güçlerin kapasitelerini artırdığı iddia edildi.

‘HER TÜRLÜ IŞİD TEHDİDİNE YANIT VERMEYE HAZIR KALMAYA DEVAM EDİLECEK’

Açıklamada, CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper’ın değerlendirmesine de yer verildi. Buna göre Cooper, şunları kaydetti:

“Irak’ta göreve çağrıldıklarında icabet eden on binlerce Amerikalı asker, diplomat ve sivil personele üstün hizmetlerinden dolayı teşekkür ederim. Azminiz, fedakarlığınız ve profesyonelliğiniz sayesinde IŞİD artık Irak’ın ulusal güvenliğine yönelik sistemsel bir tehdit oluşturmuyor, Peşmerge ve diğer Irak Kürdistan Bölgesi güvenlik güçleri de dahil olmak üzere Irak güvenlik güçleri, artık vatanlarına yönelik tehditleri tek başlarına yönetebilecek kapasiteye, liderliğe ve operasyonel bağımsızlığa sahip. Irak’ın güvenliğine ilişkin birincil sorumluluğu tamamen Irak Hükümeti’ne ve Irak’ın cesur halkına devrederken, bölgede konuşlu ABD ve Koalisyon güçleri, ortaya çıkabilecek her türlü IŞİD tehdidine yanıt vermeye hazır kalmaya devam edecektir. Teyakkuz ve hazırlık durumumuzu korumak, ABD’nin güvenliğini sağlamak ve bölgesel güvenliği güçlendirmek açısından hayati öneme sahiptir.”

Amerikan ve Koalisyon güçlerinin, Eylül ayında Erbil Hava Üssü’ndeki personel ve ekipmanların tahliyesiyle sonuçlanan geçiş sürecinin bir parçası olarak geçen yılın Ekim ayında Irak’tan ayrılmaya başladığı hatırlatılan açıklamada, Irak’ın kuzeyinde bulunan Erbil Hava Üssü, CJTF-OIR için ana operasyon merkezi görevi gördüğü ve IŞİD karşıtı operasyonlara destek veren bin 500 kişilik Amerikan ve Koalisyon gücünün büyük bir kısmına ev sahipliği yaptığı belirtildi.

PENTAGON’DAN AÇIKLAMA

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Sean Parnell, çekilme sürecine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

Parnell, ABD ile Irak arasında Eylül 2024’te yapılan ortak açıklama ve “ABD’nin ulusal çıkarları” kapsamında ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilme sürecini tamamladıklarını belirtti.

Irak Başbakanı, uluslararası koalisyonun IŞİD’le mücadele misyonunun sona erdiğini duyurdu

ABD’nin Irak’taki işgali sürecinde bölgedeki terör tehdidinin yenildiğini savunan Parnell, “Peşmerge ve Kuzey Irak’taki diğer güvenlik güçleri de dahil olmak üzere Irak Güvenlik Güçlerinin, Irak’ın güvenliğini sağlamak ve IŞİD kalıntılarını bastırmaya yönelik devam eden çabalara öncülük etmesini bekliyoruz.” ifadelerine yer verdi.

Parnell, Pentagon’un Irak’a eğitim ve istihbarat desteği vermeyi sürdüreceğine işaret ederek, “Irak’ın egemenliğini ve bölgesel istikrarı zedeleyen DEAŞ kalıntıları ve İran yanlısı milisler de dahil olmak üzere, Irak’ın halen karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarının çözümüne ilişkin birincil sorumluluk artık Irak hükümetine aittir.” ifadesini kullandı.

ABD’nin terörle mücadeleye olan bağlılığını sürdürdüğünün altını çizen Parnell, “ABD, sınırlarını güvence altına alan, halkını koruyan ve iki ülke arasında daha derin ticari, diplomatik ve güvenlik işbirliğinin temelini oluşturan, güçlü ve egemen bir Irak’ı desteklemektedir.” mesajını verdi.

Is Iraq Now a Virtual “US-Occupied Territory”?

KANLI İŞGAL

ABD ordusu, Mart 2003’te İngiltere ile birlikte öncülük ettiği koalisyon güçleriyle Irak’ı işgal etti.

Saddam Hüseyin’in biyolojik silahlar ürettiği iddiasıyla 23 yıl önce başlatılan kanlı işgal, ülkeye vadedilen “demokrasi” yerine sivillerin ağır bedeller ödeyeceği ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarında büyük bir kaos getirdi.

Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından Irak’ta ciddi bir otorite boşluğu doğdu.

ABD işgaline karşı geniş çaplı bir direnişin ortaya çıkmasıyla birlikte ülkede etnik ve mezhebi çatışmalar da yaşandı.

Şiddetin görece azaldığı 2007 yılına gelindiğinde ABD, Irak’taki askeri varlığını kademeli olarak azaltmaya başladı.

18 Aralık 2011’de ABD ordusu muharip birliklerini tamamen çektiğini ilan etti. Ancak buna rağmen ABD’nin üslerdeki varlığı devam etti.

ABD’nin 1990’dan itibaren Baas lideri Saddam Hüseyin’i devirmek amacıyla yürüttüğü hazırlıklar ve Irak’a uygulanan 13 yıllık ambargo, ülkenin hem ekonomisinde hem de yaşam standartlarında büyük tahribata yol açtı.

ABD ve kendisine destek veren İngiltere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) kararını beklemeden Irak’ı işgal etmek için harekete geçti. İşgal, “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” adıyla başlatıldı.

IŞİD terör örgütünün ortaya çıkmasının ardından ABD, Haziran 2014’te yeniden Irak’a girerek koalisyon güçleriyle birlikte ülkedeki askeri varlığını artırmaya başladı.

Why did the US and allies invade Iraq, 20 years ago?

500 BİN ÇOCUK ÖLDÜ

BMGK, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesinden yalnızca 4 gün sonra, 6 Ağustos 1990’da ağırlıklı olarak ekonomik ve mali yaptırımları içeren bir karar aldı. Irak’ın Şubat 1991’de Kuveyt’ten çekilmesine rağmen yaptırımlar Mayıs 2003’e kadar sürdü.

Bu süreçte BMGK, ABD ve İngiltere’nin engellemeleri nedeniyle Irak’ın yaptığı itirazları geri çevirdi.

Irak’ta 13 yıl boyunca uygulanan ağır ambargo, ekonomik koşulların giderek kötüleşmesine neden olurken halkın yaşam standartlarını da dramatik biçimde düşürdü. Ülkenin altyapısı büyük zarar gördü ve vatandaşlara sunulan hizmetlerde ciddi aksamalar yaşandı.

Iraqi babies for sale: people trafficking crisis grows as gangs exploit poor families and corrupt system | Human trafficking | The Guardian

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 1993 yılında yayımladığı raporda ambargo nedeniyle Irak’taki açlık oranının çok yüksek seviyelere ulaştığı uyarısında bulundu. FAO, 1995 tarihli raporunda ise yarım milyon Iraklı çocuğun uygulanan ambargo nedeniyle açlık ve kötü yaşam koşulları sonucunda hayatını kaybettiğini açıkladı.

SADDAM HÜSEYİN İDAM EDİLDİ

ABD Başkanı George W. Bush, 17 Mart 2003’te Saddam Hüseyin ve ailesine 48 saat içerisinde ülkeyi terk etmeleri, aksi halde askeri müdahaleyle karşı karşıya kalacakları uyarısında bulundu.

Bush, bu açıklamadan iki gün sonra, 19 Mart’ta ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’a yönelik askeri operasyon başlattığını duyurdu.

Koalisyon güçleri Irak’ın tamamını ele geçirirken Saddam Hüseyin, 13 Aralık 2003’te doğduğu Tikrit’te yer altında saklanırken yakalandı.

Saddam Hüseyin’in ailesinden bazı isimler ile Baas yönetiminin üst düzey yetkilileri Ürdün’e kaçarak iltica etti.

Irak hükümeti ve ordusu tamamen lağvedildi.

How U.S. Troops Captured Saddam Hussein In 2003

ABD’den yaklaşık iki yıl görev yapacak Paul Bremer, Geçici Koalisyon Yönetimi’nin başkanlığını yaptı. Saddam Hüseyin, yaklaşık 3 yıl boyunca yargılandıktan sonra 30 Aralık 2006’da Salahaddin’e bağlı Diceyl bölgesinde Şiilere yönelik toplu katliam gerçekleştirilmesi emri verdiği bahanesiyle idam edildi.

Irak’ta işgalle birlikte başlatan ABD askerlerinin varlığı yaklaşık 9 yıl sonra 18 Aralık 2011’de son buldu. Ülkeyi kanlı bir kaosa sürükleyen işgal, sayıları net olarak bilinmemekle birlikte binlerce sivilin hayatını kaybetmesine, çok daha fazlasının göç etmesine yol açtı.

Irak Sağlık Bakanlığı’nın verileri üzerinde çalışma yapan bağımsız “Iraqcountybody” organizasyonuna göre, Irak’ta 2003-2011 yılları arasında çatışmalardan kaynaklı yaklaşık 120 bin sivil hayatını kaybetti.

BİR MİLYON CONİ KATILDI, 4 BİNİ ÖLDÜ

İşgalin sona erdiğini duyuran dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Ekim 2011’de yaptığı açıklamada yaklaşık 9 yıllık sürede 1 milyona yakın Amerikanın görev yaptığı Irak’ta 4 bin 400 askerin hayatını kaybettiğini, 32 bininin yaralandığını ve 1 trilyon dolardan fazla paranın harcandığını ifade etti.

 

Dilan Polat ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ten gözaltına alındı

Sosyal medya ünlüsü Dilan Polat, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla gözaltına alındı.

Polat, ifadesi alınmak üzere adliyeye getirildi. Savcılık ifadesi sırasında fenalaşan Polat için sağlık ekipleri çağrıldı.

Meteoroloji’den sağanak alarmı: İşte il il hava durumu tahminleri…

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 30 Eylül hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara’nın güney ve doğusu, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu’nun batısı, Güneydoğu Anadolu (Siirt dışında) ile İstanbul, Kırklareli, Erzurum, Kars, Ardahan, Iğdır ve Muş çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların, Marmara’nın kuzeydoğusu, Doğu Akdeniz kıyıları, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları, Sinop ve Ardahan çevreleri ile Kastamonu’nun kıyı, Çanakkale’nin doğu, Balıkesir ve Bursa’nın kuzey kesimlerinde kuvvetli olması bekleniyor.

Hava sıcaklıklarının ülke genelinde mevsim normallerinin altında seyredeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın, genellikle kuzey, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara, Kıyı Ege ve Doğu Karadeniz kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına (40-70 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, bölgenin kuzeydoğusu ile Çanakkale’nindoğu, Balıkesir ve Bursa’nın kuzey kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın, kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtına (40-70 km/Saat) şeklinde eseceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, sabah saatlerinde kuzey kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

ÇANAKKALE °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, sabah saatlerinde doğu kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

İSTANBUL °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, sabah saatlerinde Anadolu yakasının doğu kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

KOCAELİ °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, sabah saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

EGE

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, Kuzey Ege kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtına (50-70 km/Saat) şeklinde esmesi bekleniyor.

AFYONKARAHİSAR °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İZMİR °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MUĞLA °C, 24°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

UŞAK °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

AKDENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Perşembe) gece saatlerinde, Doğu Akdeniz kıyılarında yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

ADANA °C, 30°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden itibaren yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Perşembe) gece saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

ANTALYA °C, 29°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

HATAY °C, 28°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Perşembe) gece saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

ISPARTA °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İÇ ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ESKİŞEHİR °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KONYA °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

NEVŞEHİR °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

BATI KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Sinop çevreleri ile Kastamonu’nun kıyı kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

BOLU °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DÜZCE °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİNOP °C, 22°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, sabah saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

ZONGULDAK °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kıyı kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın, Doğu Karadeniz kıyılarında kuzey ve kuzeybatı yönlerden kuvvetli (40-60 km/Saat) olarak eseceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

RİZE °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

SAMSUN °C, 21°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, sabah saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

TRABZON °C, 22°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin batısı ile Erzurum, Kars, Ardahan, Iğdır ve Muş çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde Ardahan çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

ERZURUM °C, 19°C

Parçalı ve çok bulutlu, bugün öğle ve yarın (Perşembe) gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden itibaren yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

VAN °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, Siirt dışında bölge genelinin yarın (Perşembe) gece saatlerinde sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 29°C

Parçalı ve zamanla çok bulutlu, yarın (Perşembe) gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GAZİANTEP °C, 28°C

Parçalı ve zamanla çok bulutlu, yarın (Perşembe) gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİİRT °C, 27°C

Parçalı ve zamanla çok bulutlu

ŞANLIURFA °C, 29°C

Parçalı ve zamanla çok bulutlu, yarın (Perşembe) gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

PKK’dan ‘entegrasyon’ itirafı: ‘Özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir’

PKK elebaşlarından Bese Hozat, bölücü açılım süreci hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Örgütün yayın organına konuşan Hozat, “demokratik entegrasyon”un yalnızca yönetim yapılarının Şam’a devredilmesi anlamına gelmeyeceğini belirterek “Demokratik entegrasyon, yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir.”  itirafında bulundu.

Hozat, şunları söyledi:

“Suriye’de demokratik bir devletten, bir hükümetten, yönetimden bahsetmek zaten hiç mümkün değil. Merkeziyetçi, tekçi, faşist bir sistem var şu anda Şam’da. Merkeziyetçi, faşist bir sisteme, demokratik bir entegrasyon da zaten pek mümkün olmuyor. Mevcut durumda, Rojava’da yürütülen demokratik entegrasyon çalışmalarının sürecin özüne ve ruhuna uygun ilerlemediği ve entegrasyonun doğru biçimde gelişmediği açıkça görülüyor. Anlaşılan o ki demokratik entegrasyon hâlâ tam olarak anlaşılmış ve kavranmış değil. Oysa demokratik entegrasyon ancak demokratik bir devletle mümkündür. Demokratik bir devlet, demokratik bir cumhuriyet olmadan demokratik bir entegrasyon sağlanamaz. Demokratik entegrasyon nedir? Demokratik entegrasyon, yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir.”

ÖCALAN’A STATÜNÜN RESMEN AÇIKLANMASINI İSTEDİ

Teröristbaşı Öcalan için statü taleplerine ilişkin konuşan Hozat, “Fiili olarak Önderliğimiz yaklaşık iki yıldır, 27 Şubat çağrısından bu yana Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörlüğünü yapıyor. Liderliğini, önderliğini yapıyor. Yöneticiliğini yapıyor. Şimdi bu fiili olarak yürüttüğü bu çalışmanın bir hukuki çerçeveye, resmi bir çerçeveye, prosedüre, statüye kavuşturulması gerekiyor. Bunun adının resmi olarak konulması gerekiyor. Ve elbette bunun deklare edilmesi, kamuoyuna da açıklanması gerekiyor” dedi.

AÇILIM

Hozat, bölücü açılıma ilişkin de “Demokratikleşme olmadan Türkiye’de bu sürecin başarıya gitmesi mümkün değildir. Her şeyden önce Türkiye’nin demokratikleşmesi, demokratik, çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasaya Türkiye’nin kavuşması, yerel demokrasiyi esas alan bir demokratikleşme sürecinin Türkiye’de gelişmesi olmazsa olmaz kabilindedir bu sürecin başarısı açısından. PKK bir sonuçtur, sorunun bir sonucudur. Bu sorun da Kürt sorunudur. Bu sorunun elbette yerel demokrasi temelinde, Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözülmesi gerekiyor. Demokratik, özgürlükçü bir anayasayla Kürtler başta olmak üzere tüm halklara, inançlara özgürlüğün tanınması gerekiyor ve anayasanın bunu kabul etmesi gerekiyor. Bu temelde demokratik bir anayasa Türkiye açısından çok temel bir ihtiyaçtır. Şu anda hâlen, geçen gün kendileri de açıklıyordu, yamalı bohça gibi 12 Eylül Anayasası şu anda yürürlüktedir.” mesajı verdi.

Bese Hozat, “Demokrasi güçlerinin, sol sosyalist güçlerin eleştiri ve kaygılarını bir yere kadar anlıyorum. Bizim de eleştirilerimiz var ama bu sürecin özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi süreci olduğunu anlamaları ve buna katılmalarını, sorumluluk almalarını, öncülük etmelerini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

 

AYM, Yeni Parti ismine itirazı görüştü: 1 ay savunma süresi

Yenilik Partisi’nin, Yeni Parti ile ilgili isim benzerliğine yönelik yaptığı başvurusunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti’ye isim değişikliği yapılması yönünde süre vermişti. Başsavcılık, sürenin bitmesinin ardından söz konusu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

Anayasa Mahkemesi, Yeni Parti’nin isminin, Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılığı ileri sürülerek hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebini, Genel Kurul’un bugünkü gündemine aldı.

Yüksek Mahkeme talebi inceledi, partiye konuyla ilgili savunmasını yapması için 1 ay süre verdi.

Yeni Parti, 1 ay içinde veya daha önce Anayasa Mahkemesi’ne savunmasını sunacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yazısı, Yenilik Partisi’nin görüşü ve Yeni Parti’nin savunması alındıktan sonra Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun kararı beklenecek.

Yüksek Mahkeme, aykırılık tespit ederse, Yeni Parti’nin isminin hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden silinmesine karar verecek.

Yeni Parti, Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili karar verene kadar isim değişikliği yapmama kararı almıştı. (ANKA)

‘Siyasi casusluk’ davası: Savcı İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün’ün tutukluluğunun devamını istedi

Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün “siyasal casusluk” iddiasıyla tutuklu yargılandığı davada yargılamaya devam ediliyor. Davanın üçüncü duruşması, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 4 No’lu duruşma salonunda başladı.

Duruşmayı Yeni Parti milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Evrim Rızvanoğlu ve Türkan Elçi, Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, eski Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve sanatçı Orhan Alkaya ile tutuklu aileleri de takip etti.

Tanıkların dinlenmesinin ardından mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, MİT Başkanlığı’na yazılan müzekkere akıbetlerinin sorulmasına, mevcut delil durumu ve üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti dolayısıyla tüm sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmesini istedi. Duruşmaya bir saat ara verildi. (ANKA)

Fon skandalında adı geçen Fatma Betül Sayan Kaya’dan ‘jet’ iddiasına yanıt

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen fon soruşturmasında adı geçen ve AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa eden Fatma Betül Sayan Kaya, hakkındaki “özel jet” iddiaları ile ilgili açıklama yaptı.

Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’ın jetiyle geçen yıl hacca gittiği iddiasına ilişkin Nagehan Alçı’ya konuşan Kaya, “Bu tamamen iftiradır. Hayır, ben Türk Hava Yolları’nın tarifeli seferiyle gittim” dedi.

Alçı’nın “Bunu kanıtlayabilir misiniz?” sorusu üzerine Kaya, “Bileti göndereceğim” ifadelerini kullandı.

Nagehan Alçı ise, “Yayına başladıktan sonra bilet mesajlarıma düştü. Sizinle paylaşıyorum” dedi ve biletin fotoğrafını gösterdi.

NE OLMUŞTU?

Fatma Betül Sayan Kaya hakkında ÖZATA Denizcilik hisse işlemlerine yönelik iddialar ortaya atılmıştı. Kaya ailesinin 5 ay içinde 2 milyar TL’den fazla para kazandığı öne sürülmüştü.

Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Kaya’nın borsada nisan ayında aldığı 63 milyon TL’lik hisseyi fon skandalı patlak vermeden kısa süre önce 1,3 milyar TL’ye sattığını öne sürmüştü.

Emre, şunları söylemişti:

“255 liradan ÖZATA hisseden 250 bin adet satın alıyor. Eylül ayına geldiğinde ise bu hisseleri 4 bin 482 liradan satmış. Ne kadar yatırmış? 63 milyon 359 bin lira yatırmış. 4 ay içinde 1 milyar 344 milyon lira çekmiş. Bu millet sizi onurlandırmış, bakan yapmış, yetmemiş size bu.”

Sayan’ın eşi İlyas Kaya için de benzer bir iddiayı dile getiren Emre, şunları söylemişti:

“Hanımefendinin eşi İlyas Kaya da yine 255 liradan 150 bin adet hisse almış. Aynı şekilde 4 bin 482 liradan satmış. 99 milyon 687 bin lira yatırmış, 826 milyon lira çekmiş. Ana hisse ÖZATA, ancak bunlara nispeten daha az hisse aldıkları iki ayrı yer daha var.”

Hakkındaki iddiaların ardından Fatma Betül Sayan Kaya, AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etmişti. Kaya’nın istifası Erdoğan tarafından kabul edilmişti.

İran: Katarlı arabuluculara önerilerimizi ilettik, ABD’nin yanıtını bekliyoruz

İran’ın resmi haber ajanslarından olan İRNA’nın haberine göre Arakçi, New York ziyaretinin amaçlarından birinin ülkesinin savaş konusundaki durumunu, özellikle de Hürmüz Boğazı’na ilişkin pozisyonlarını dünyaya anlatmak olduğunu dile getirdi. Bazı şartların olduğunu ve bunların liderleri tarafından vurgulandığını söyleyen Arakçi, şunları kaydetti:

“Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için bu şartların yerine getirilmesi gerekiyor. Görevimiz, bu şartları Amerikan tarafına bildirmek ve diğer tüm ülkelere ve uluslararası topluma, İran’ın bu konuda bir önerisi olduğunu, şartlarının tamamen adil ve makul olduğunu ve Amerikalılar bir anlaşma ya da barışçıl bir çözüm aradıklarını iddia ediyorlarsa, bizim bu çözümü ortaya koyduğumuzu bildirmekti.

İran nasıl savaşa hazırlıklıysa diplomasiye de hazırdır. Bunun ülkemizin konumunu ve diğer ülkelerin İran’a bakışını önemli ölçüde güçlendirdiğini düşünüyorum. Artık savaş arayan tarafın İran değil, Amerika olduğu görülüyor. Yedi maddelik plan olarak bilinen önerimizi, Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına ilettik. ABD Başkanı’nın yaptığı açıklamalara rağmen, ben açıkça ifade ettim. ABD’nin resmi yanıtını arabulucular üzerinden bekliyoruz.”

Arakçi, dün Katarlı arabulucularla tekrar görüştüğünü belirterek, “Onların bazı fikirleri vardı. Bu konuları yeniden Amerikalı tarafla da görüşecekler. Ardından ABD’nin nihai yanıtı bize iletilecek” ifadelerini kullandı.

Arakçi İran’ın nükleer konusunda esneklik göstereceğinin doğru olup olmadığı sorusunu, “Kesinlikle doğru değil. Bunu kesin bir dille reddediyorum. Hürmüz Boğazı’nın açılmasına ilişkin koşullarımız nettir. Diğer konulardaki tutumumuz da açıktır. Şu an için herhangi bir esneklik söz konusu değildir. Görüşmelerimizin kapsamı bellidir; şu anda konu yalnızca Hürmüz Boğazı’ndan ibarettir ve Boğaz’ın açılması, karşı taraflara duyurduğumuz bir dizi koşulun yerine getirilmesine bağlıdır” diye konuştu.

Cumhuriyet’in kamusal sözü: Liyakat (I)

Özsevi Eröz yazdı…

BİR İMPARATORLUĞUN İKİ MANZARASI

On dokuzuncu yüzyılın ortalarında Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa diplomasisinin dilinde giderek “Hasta adam” olarak anılıyordu. İfade, bir tarih hükmünden çok dönemin güç siyasetinin parçasıydı; fakat imparatorluğun askerî, mali ve idari sorunlarının dışarıdan nasıl algılandığını gösteriyordu. Aynı yıllarda İstanbul’un bazı semtlerinde ise bambaşka bir manzara yükseliyordu.

Bugün Beyoğlu’nun pasajlarına, Pera’nın apartmanlarına ve Büyükada’nın ahşap köşklerine bakarken çoğunlukla mimariden söz ediyoruz. Yüksek tavanlar, süslü cepheler, mermer merdivenler, oymalı balkonlar, geniş bahçeler ve kuleler İstanbul’un kaybolmuş zarafetinin kanıtları olarak anlatılıyor. Bu yapılar gerçekten güzeldi ve bugün de büyük bir tarihî miras değeri taşıyor. Fakat bu yapıların yalnız mimarlık tarihi yoktu. Bir de servet, imtiyaz ve hayat tarzı tarihi vardı.

Pera, 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı başkentinin, Avrupa tüketim dünyasına açılan vitriniydi. Cadde-i Kebir (bugünkü İstiklal Caddesi) boyunca Avrupa’dan gelen kumaşlar, eldivenler, parfümler, porselenler, kristaller ve lüks eşyalar satılıyor; terziler, modaevi sahipleri, kuaförler ve pastaneler seçkin müşterilere hizmet veriyordu. Saray çevresinin ve varlıklı sınıfların Avrupa modasını takip etmesi için Paris’e gitmesi gerekmiyordu. Paris, Pera’nın vitrinlerine geliyordu.

Naum Tiyatrosu’nun tarihindeki bir ayrıntı, dönemin iki ayrı Osmanlı manzarasını çarpıcı biçimde yan yana getirir. Sultan Abdülmecid, 13 Kasım 1853’te tiyatroda Verdi’nin “Il Trovatore” operasını izledi. On yedi gün sonra, 30 Kasım 1853’te, Sinop Limanı’ndaki Osmanlı filosu, Rus donanmasının saldırısına uğradı; on iki Osmanlı savaş gemisi tahrip edildi ve yaklaşık 2.800 asker hayatını kaybetti. Gerçeğin kendisi yeterince çarpıcıdır: aynı ay içinde bir tarafta İstanbul’da Verdi, diğer tarafta Sinop’ta yanan bir filo vardı.

Bugün Çiçek Pasajı diye bildiğimiz yapı bu dünyanın en görünür simgelerinden biridir. Aynı yerde daha önce Naum Tiyatrosu bulunuyordu. İtalyan operalarının İstanbul’daki önemli sahnelerinden biri olan tiyatro, 1870 Büyük Pera Yangını’nda yok oldu. Ardından banker Hristaki Zografos arsayı satın aldı ve 1876’da Cité de Péra tamamlandı. Alt katta Paris tarzında düzenlenmiş yirmi dört dükkân, üst katlarda on sekiz lüks daire vardı. Bugün tarihî bir pasajın güzelliğini seyrediyoruz; o gün ise yapı, imparatorluk başkentinde oluşan yeni servetin ve seçkin tüketim hayatının vitrinlerinden biriydi.

Bu sırada aynı imparatorluğun başka coğrafyalarında gündelik hayat çok daha ağırdı. 1873-1875 arasında Orta Anadolu büyük bir kıtlık yaşadı. Kuraklık ve sert kış tarımı vururken ulaşım, dağıtım, maliye ve idare kapasitesindeki yetersizlikler felaketin etkisini büyüttü. Ankara, Konya, Yozgat, Kırşehir ve çevresinde ürün kayıpları, fiyat artışları, borçluluk, göç ve ölüm yaşandı. Doğal afet, zayıf devlet kapasitesiyle birleştiğinde insani felakete dönüşüyordu.

1911’de Galatasaray çevresinde “La Modiste Parisienne” gibi Paris modasını adında bile taşıyan şapka mağazaları faaliyet gösteriyordu. Aynı yılların Pera’sını anlatan H. G. Dwight, Galatasaray ile Taksim arasındaki Cadde-i Kebir’i, apartmanlarıyla bir tür Broadway’e benzetiyordu. Tokatlıyan’ın salonlarında balolar ve müzikli yemekler düzenleniyor, Pera, başkentin tüketim ve eğlence vitrini olmayı sürdürüyordu.

Aynı yıl İtalya, Trablusgarp’a saldırdı.

Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son büyük toprağına düzenli kuvvet göndermekte zorlanması, devletin askerî hareket kabiliyetindeki aşınmayı açıkça gösteriyordu. Mustafa Kemal, Fethi Okyar, Nuri Conker ve başka genç Osmanlı subayları bölgeye gönüllü ve gizli yollarla ulaşarak yerel direnişi örgütlemek zorunda kaldılar. Mustafa Kemal Mısır üzerinden, takma ad kullanarak Trablusgarp’a geçti; Tobruk ve Derne’de İtalyan kuvvetlerine karşı savaştı ve yerel birliklerin örgütlenmesinde görev aldı.

Bu kuşak için imparatorluğun çözülüşü İstanbul’dan okunan bir gazete haberi değildi. Birkaç yıl sonra Cumhuriyet’i kuracak subaylar, devletin asker gönderemediği topraklara gizlice gidiyor ve elde kalan imkânlarla savunma örgütlemeye çalışıyordu.

Pera’daki ihtişam ile Trablusgarp’taki bu tablo aynı devletin aynı yıl içindeki iki ayrı yüzüydü.

İstanbul’un sayfiye hayatı da aynı dönemde genişliyordu. Buharlı vapurların yaygınlaşmasıyla Büyükada, 19. yüzyılın ikinci yarısında bankerlerin, tüccarların, saray çevresinin ve yüksek devlet görevlilerinin gözde yazlık merkezlerinden biri haline geldi. Ada’nın Çankaya ve Nizam semtleri çevresinde büyük bahçeli köşkler yükseldi. Yazlık hayat yalnız ev değiştirmek değildi; şehirdeki seçkin tüketim kültürü Ada’ya taşınıyor, İstanbul’dan ve Avrupa’dan gelen mallar, kıyafetler, parfümler ve ev eşyaları yazlık hayatın parçası oluyordu.

Ada’nın cemiyet hayatının en görünür sahnelerinden biri “Regatta”lardı. Büyükada’da 19. yüzyıl ortalarından itibaren düzenlenen kürek ve yelken yarışları zamanla bütün güne yayılan büyük eğlencelere dönüştü. Vapurlar seyirci taşıyor, kıyılar kalabalıklaşıyor, kayıklar ve yelkenliler yarışıyordu. Organizasyonların çevresinde bankerler, yüksek sosyete mensupları, saray ve devlet çevresinden isimler bulunuyor; bazı yarışlar yüksek devlet makamlarının himayesinde yapılıyordu. Deniz sporunun kendisi değil, devletin diğer bölgelerindeki manzarayla aynı zamana denk düşen bu korunaklı refah dünyası önemlidir.

Samuel Sullivan Cox’un 1887’de yayımladığı The Isles of the Princes; or, The Pleasures of Prinkipo, Büyükada’daki seçkin yazlık hayatı içeriden gösteren canlı tanıklıklardan biridir. Cox, kendisinin kiraladığı villanın bile kıyı boyunca yükselen daha görkemli konakların yanında küçük kaldığını söyler. Verandalar, bahçeler, geniş salonlar, hizmetkârlar ve denize açılan yazlık yaşam, Ada’yı başkentin varlıklı kesimleri için ayrı bir dünyaya dönüştürmüştür.

Cox’un anlatısında satıcılar meyveden dondurmaya, iğneden ayakkabıya kadar ihtiyaç duyulan malları evlerin kapısına getirir. Öğleden sonraları verandalar çay, kahve ve misafirlerle dolar; akşamları lokantalarda orkestralar çalar, gençler dans eder, piknikler ve geziler düzenlenir. Pazar vapurları İstanbul’dan binlerce eğlence yolcusunu Ada’ya taşır.

Bu dünya yalnız güzel bir sayfiye hayatı değildi. Köşkleri, hizmet düzeni, tüketimi ve eğlenceleriyle dönemin servet yoğunlaşmasının da görünür alanlarından biriydi.

Büyükada’da henüz elektrik yokken Splendid Palas Oteli, kendi jeneratörüyle asansör çalıştırıyor; yemek masalarında Paris’ten getirilen gümüşler, salonlarında Avrupa’dan taşınan mobilyalar bulunuyordu. Hafta sonları “Avrupa Geceleri” düzenlenen otelin tamamlandığı yıl 1911’di; Trablusgarp’ta henüz savaş sürerken, bir yıl sonra 1912’de Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı’na girecekti.

Balkanlarda milliyetçi hareketler, silahlı çeteler, büyük devletlerin müdahaleleri ve merkezi idarenin giderek zayıflayan otoritesi aynı coğrafyada üst üste biniyordu. Devlet bir tarafta güvenlik sağlamak, bir tarafta reform taleplerine cevap vermek, bir tarafta da yabancı müdahaleyi sınırlamak zorundaydı. Merkezin kendi toprağında düzen kurma kapasitesinin tartışmalı hale gelmesi, sonraki büyük kopuşların zeminini hazırlıyordu.

Bu nedenle imparatorluğun son dönemindeki sefahati, “Zenginler eğleniyordu, fakirler açtı” kolaycılığına indirgemek yetersizdir. Asıl mesele, kamusal güç zayıflarken özel servetin büyüyebilmesi; devlet borçlanırken devlet çevresinde imtiyazların dağıtılabilmesi; taşra güvenlik, ulaşım ve idare sorunları yaşarken başkentte saraya, bürokrasiye ve finans çevrelerine yakın olanların son derece konforlu bir hayatı sürdürebilmesidir.

İMTİYAZ, RÜŞVET VE DÖNMEYEN DEVLET ÇARKI

Beyoğlu’nun vitrinleri, Ada köşkleri, regattalar ve saray çevresindeki gösterişli hayat tek başına bir devletin çöküşünü açıklamaz. Fakat bu hayatın arkasındaki servet ve iktidar ilişkilerine bakıldığında başka bir mesele görünür hale gelir. Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında kamu gücü ile kişisel nüfuz, devlet görevi ile himaye, ekonomik imtiyaz ile saraya yakınlık arasındaki sınırlar  birbirine karışıyordu. Bu ayırım bugün de önemlidir. Bir devlet rüşveti yalnız para alışverişi olarak görürse asıl büyük alanı kaçırabilir. İltimas, tavsiye, saray yakınlığı, kişisel himaye ve siyasi sadakat doğrudan para el değiştirmeden de kamu görevini özel çıkarın hizmetine sokabilir.

On dokuzuncu yüzyılın büyük imtiyaz işlerinden Rumeli demiryolları bunun ağır sonuçlar doğurabileceğini gösterir. Avrupa ile İstanbul’u bağlamak yalnız ticari bir girişim değildi; Balkanlardaki Osmanlı hâkimiyeti açısından askerî ve siyasi öneme de sahipti. Baron Maurice de Hirsch’e verilen imtiyazlar ve daha sonra yapılan sözleşmeler devletin sırtına büyük mali yükler bindirdi. Mahmud Nedim Paşa dönemindeki düzenlemeler Hirsch’e önemli avantajlar sağladı. Tarih kaynaklarında Hirsch’in rüşvet dağıttığı ve Mahmud Nedim Paşa’nın da bu ilişkilerden yararlandığı yönünde ciddi iddialar yer alır.

Buradaki asıl ders, kişilerin ahlakından daha büyüktür. Balkanları merkeze bağlaması beklenen bir altyapı yatırımı, imtiyaz ve denetim zaafı nedeniyle devletin ihtiyaç duyduğu anda tam kapasiteyle kullanamadığı bir sisteme dönüşebiliyordu. Yanlış karar yalnız o günün sözleşmesini bozmaz. Yıllar sonra işlemeyen hat, yetişmeyen asker, geciken erzak ve zayıflayan yönetim kapasitesi olarak yeniden ortaya çıkar.

Finans dünyasında Galata bankerleri, devletin artan nakit ihtiyacında giderek önemli hale geliyordu. Yorgo Zarifi gibi büyük bankerler devlete ve padişahlara kredi veriyor, sarayın mali ilişkilerinde etkili olabiliyordu. Burada önemli olan, kamu maliyesi ile sarayın özel mali çevresinin büyük özel sermayeye giderek daha bağımlı hale gelmesidir.

Osmanlı Devleti, 1854’te Kırım Savaşı sırasında ilk büyük dış borçlanmasına girişti. Sonraki yıllarda borçlanma hızlandı. 1875’e gelindiğinde devlet dış borç ödemelerini sürdüremedi; 1881 Muharrem Kararnamesi ile Düyun-ı Umumiye kuruldu ve bazı önemli devlet gelirleri alacaklıların temsil edildiği bu idarenin denetimine bırakıldı. Böylece mali sıkıntı yalnız bütçe açığı olmaktan çıktı; devletin kendi gelirleri üzerindeki tasarruf yetkisinin bir bölümü de aşındı. İki yıl sonra başlayan 93 Harbi ise imparatorluğun askerî zaafını başkentin kapısına kadar taşıdı. Rus ordusu Balkanları aşarak İstanbul önlerine geldi; karargâhını Ayastefanos’a, bugünkü Yeşilköy’e kurdu. 3 Mart 1878’de ağır şartlar taşıyan Ayastefanos Antlaşması burada imzalandı.

Savaşın İstanbul’daki karşılığı da ağırdı. Rumeli’den kaçan yüz binlerce muhacir başkente yığılmış, hazine kaynakları tükenme noktasına gelmiş, şehirde iaşe ve ekmek sıkıntısı büyümüştü. İmparatorluğun başkenti artık savaşın uzağındaki güvenli merkez değil, düşman ordusunun birkaç kilometre ötesine kadar geldiği bir şehirdi.

Ardından Sırbistan, Romanya ve Karadağ’ın bağımsızlığı tanındı; Kars, Ardahan ve Batum Rusya’ya bırakıldı, Bosna-Hersek’in idaresi Avusturya-Macaristan’a geçti, Kıbrıs’ın yönetimi İngiltere’ye verildi.

Bu sırada Pera’nın apartmanları, pasajları ve seçkin tüketim hayatı büyümeye devam ediyordu. Pera’nın ışıkları ile Anadolu’nun ve Balkanların karanlığı arasındaki esas bağ burada aranmalıdır. Bir tarafta özel servet, banka sermayesi, ithal mallar, köşkler ve seçkin tüketim dünyası büyüyordu. Diğer tarafta devlet borcunu çeviremiyor, yatırımlarını tamamlamakta zorlanıyor ve kendi gelirlerinin bir bölümünü doğrudan yönetemez hale geliyordu. Ciddi siyasal sorun, devlet güç kaybederken devlete yakın olmanın hâlâ makam, servet ve imtiyaz üretmeye devam edebilmesiydi.

BALKANLARDA ÇARK ARTIK DÖNMÜYORDU

Resneli Niyazi Bey ve İşlemeyen Devlet

Bu çözülüşü yalnız İstanbul’daki mali tablolardan veya Avrupa devletlerinin raporlarından okumak gerekmez. Rumeli’de görev yapan genç bir Osmanlı subayının hatıraları, devlet düzenindeki aşınmanın sahada nasıl göründüğünü daha çıplak biçimde gösterir.

Resneli Niyazi Bey’in devlet idaresine duyduğu güvensizlik 1908’den çok önce başlamıştı. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda gösterdiği başarıdan sonra İstanbul’a geldiğinde yaşadığı bir olay, onun zihninde derin bir iz bıraktı. Kendisine on lira ödül verilirken, yanında bulunan yüksek rütbeli bir paşanın henüz on üç yaşındaki oğluna iki yüz lira ödül, iki derece terfi ve yaverlik verilmişti. Niyazi Bey, saraya alınma teklifini kabul etmedi. Hatıratında bu olayların ardından devletin “kendi kendini tanzim edemeyeceğini” düşünmeye başladığını ve bir inkılâba ihtiyaç bulunduğu kanaatinin güçlendiğini anlatır.

Burada genç bir subayın karşısına çıkan sorun yalnız kişisel bir haksızlık değildi. Devletin verdiği ödül ile gösterilen hizmet arasındaki bağ kopmuştu. Askerî başarıdan çok nüfuzun karşılık bulduğu bir düzende rütbe ve makamın temsil ettiği değer de aşınıyordu.

Resneli Niyazi Bey’in birkaç yıl sonra Makedonya’da gördüğü manzara, aynı sorunun daha geniş ölçekteki karşılığıydı. Hatıratında polis, jandarma, adliye ve sivil memurların görevlerini yerine getirmemesinden, halkı devletten uzaklaştıran uygulamalardan ve rüşvetle anılan görevlilerden söz eder.

Devlet, topraklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyaydı; fakat bazı yerlerde daha temel bir sorun yaşanıyordu. Devlet adına bulunan insanlar, devletin temsil etmesi gereken düzeni kuramıyordu.

Resneli Niyazi Bey, dağa çıktıktan sonra dolaştığı köylerden birinde hükümetin etkisinin “hemen hemen sıfırı bulmuş” olduğunu yazar. Köylerde yalnız silahlı çetelerin baskısı yoktur. İnsanlar birbirleriyle olan anlaşmazlıklarını çözecek, haklarını koruyacak ve kanunu uygulayacak bir otoriteden de yoksundur. Niyazi Bey’nin anlatımında köylünün aradığı şey yalnız güvenlik değil, adalet ve eşitlik uygulayan bir devlet otoritesidir. Hatıratında hükümetin, vatanın parçalanması ihtimali karşısında dahi etkili bir irade gösteremediğini düşündüğünü açıkça yazar.

Bu tablo, genç Cumhuriyet’in devraldığı tarihsel hafıza açısından önemlidir. Devlet çarkının durması, devlet dairelerinin kapanması demek değildir. Memurlar görevlerinde, kanunlar yürürlükte ve askerler kışlalarında olabilir. Çöküş bazen bütün bunlar yerli yerinde görünürken makamın ehliyetten, ödülün hizmetten ve kanunun uygulamadan kopmasıyla başlar.

GENÇ CUMHURİYET’İN DEĞİŞTİRMEK İSTEDİĞİ DÜZEN

Cumhuriyet kurulurken devralınan yalnız bir enkaz değildi; eğitimli bürokratlar, askerler, okullar, hukuk ve idare gelenekleri de vardı. Fakat değiştirilmek istenen temel ilişki biçimi açıktı. Egemenliğin kaynağı hanedanın şahsından millete geçiyor, kamu makamının meşruiyeti de kişisel lütuftan ortak hukuka bağlanıyordu.

1924 Anayasası’nın üçüncü maddesi egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan etti. Aynı anayasanın 69. maddesi ise “Her türlü zümre, sınıf, aile ve fert imtiyazları mülga (kaldırılmış) ve memnudur (yasaklanmıştır)” hükmünü taşıyordu. Bu, yalnız hukuki eşitlik cümlesi değildi. Genç Cumhuriyet’in kamusal düzen için koyduğu yönü de gösteriyordu: kişinin ailesi, zümresi veya kişisel ayrıcalığı kamusal hakların kaynağı olamazdı.

Bir makama ulaşmanın yolu aileden, saraydan, cemaatten, parti çevresinden veya güçlü bir koruyucudan geçiyorsa yurttaşların kanun önünde eşit olduğunu söylemek yetmez. Hukuki eşitliğin yanında fiilî bir ayrıcalık düzeni yaşamaya devam eder.

DEVAM EDECEK…

A Milli Takım İtalya’ya farklı mağlup

A Milli Futbol Takımı, UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup’taki ikinci maçında İtalya’yı Bursa’da ağırladı.

Yüzüncü Yıl Atatürk Stadı’nda oynanan karşılaşmada İtalya, 9. dakikada Bastoni’nin golüyle öne geçti. Frattesi, 22. dakikada farkı ikiye çıkarırken, Kayode 27. dakikada skoru 3-0 yaptı. İlk yarı bu skorla tamamlandı.

A Milli Takım, ikinci yarıya golle başladı. Barış Alper Yılmaz, 46. dakikada farkı ikiye indirdi.

İtalya, 50. dakikada Esposito’nun golüyle yeniden üç farklı üstünlüğü yakaladı ve karşılaşma 4-1 sona erdi.

Fransa’nın ardından İtalya’ya da kaybeden A Milli Takım, grupta puansız son sırada yer aldı. İlk galibiyetini alan İtalya ise 3 puana yükseldi.

Gazeteci Fatih Ergin tutuklandı

Gazeteci Fatih Ergin, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi.

Sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşım sebebiyle gözaltına alınan gazeteci Fatih Ergin tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Ergin’in ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ iddiasıyla gözaltına alındığı öğrenilmişti.

Avukat Sibel Sevinç Deveci Özçelik, gazeteci Ergin’in tutuklandığını duyurdu.

Ergin’in, eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu soruşturmasında gözaltına alınan eski kampüs doktoru Turgay Tamer’in evinde ölü bulunmasına ilişkin yaptığı bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle gözaltına alındığı öğrenilmişti.

Paylaşımda Tamer için “Adli Tıp çalışanı” ifadesini kullanması gerekçe gösterilerek Ergin hakkında TCK 217/A kapsamında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve TCK 218 kapsamında “basın ve yayın yoluyla işlenme” suçlamaları yöneltilmişti.

Eski MASAK yöneticisi de aralarında 3 kişi tutuklandı: Erdoğan ve ailesinin bilgilerini sorgulamışlar

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘Siyasal veya Askeri Casusluk’ suçundan yürütülen soruşturma kapsamında, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığında kullanılan Entegre Mali İstihbarat Sistemi’ne yönelik yetkisiz işlemler ile sistem kayıtlarının güvenliğine ilişkin incelemeler yapıldı.

İncelemelerde 2012-2018 yılları arasında MASAK’ın dijital altyapısının geliştirilmesi ve sürdürülmesi süreçlerinde FETÖ’nün mahrem yapılanmasıyla bağlantılı kişi ve şirketlerin etkili olduğuna ilişkin bulgulara ulaşıldı. İncelemelerde, EMİS yazılımının 2012 yılından itibaren AGMLAB A.Ş. tarafından geliştirildiği, bu şirket ile MRD A.Ş. ve 667 sayılı KHK kapsamında kapatılan Barış Ata A.Ş. arasında ortaklık ve yönetim ilişkileri bulunduğu belirlendi.

DHA’nın haberine göre şirketlerin bazı ortaklarının FETÖ’nün askeri, bilişim, savunma sanayii ve Jandarma mahrem yapılanmalarında sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiklerine ilişkin tespitler yapıldı. Bu kişilerin önemli bir bölümünün, 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde veya sonrasında yurt dışına çıktıkları belirlendi.

ERDOĞAN, YAKINLARI VE BAKANLARIN BİLGİLERİ SORGULANDI

EMİS üzerinde yapılan teknik incelemelerde, Siyasi Nüfuz Sahibi Kişiler Listesi’ne (PEP) ilişkin sistemin devre dışı bırakılmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yakınları ve bazı bakanlara ilişkin sorgulamaların gerçekleştirildiği tespit edildi. Bazı sistem kayıtları ve veri alanlarında ise sonradan müdahale edilmiş olabileceğine ilişkin bulgular bulundu. Ayrıca yönetici yetkisine sahip kullanıcıların işlemlerinin geriye dönük denetlenmesini sağlayacak log kayıtlarının tutulmadığı belirlendi.

ESKİ MASAK BAŞKANI TUTUKLAMAYA SEVK EDİLDİ

22 şüphelinin bulunduğu soruşturma kapsamında, bugün İstanbul merkezli olarak Ankara’da da 11 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi. Aralarında olay tarihinde MASAK Daire Başkan yardımcısı olarak görev yapan İnönü Akgün Alp’in de aralarında bulunduğu 6 şüpheli gözaltına alındı. 16 şüphelinin yurt dışında olduğu belirlendi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden İnönü Akgün Alp, Eda Aydoğan, Güner Eke, Zehra Yılmaz tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. 2 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri talep edildi.

ÜÇ ŞÜPHELİ TUTUKLANDI

Tutuklamaya sevk edilen 4 şüpheliden 3’ü tutuklandı. 1 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Tutuklanan isimler arasında MASAK’ın eski başkan yardımcılarından İnönü Akgün Alp’in de yer aldığı öğrenildi.

ESKİ MASAK BAŞKANLARI İFADE VERDİ

Öte yandan eski MASAK başkanları Mürsel Ali Kaplan, İbrahim Hakkı Polat ve Osman Dereli, soruşturması kapmasında ifade verdi. Üç isim, ifadelerinin ardından adliyeden ayrıldı.

Soruşturmada ifade veren eski MASAK başkanları şöyle:

-2009-2014 yılları arasında başkanlık yapan Mürsel Ali Kaplan

-2014-2016 yılları arasında başkanlık yapan İbrahim Hakkı Polat

-2016-2019 yılları arasında başkanlık yapan Osman Dereli

Erdoğan’dan Kabine sonrası açıklama: ‘Okullarda alınabilecek ilave tedbirleri görüştük’

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Saray’da saat 16.25’te toplandı.

Erdoğan, Kabine Toplantısı’nın açıklama yaptı.

Erdoğan şunları söyledi:

“Okullarda alınabilecek ilave tedbirleri görüştük. Güvenli okul ikliminin inşasını tamamlayacağız.

Değerli arkadaşlar, son toplantımızdan bu yana yine yoğun bir mesaiyle ülkemize ve aziz milletimize aşkla hizmet etmeyi sürdürdük. İçeride toplu açılış törenleri, dışarıda uluslararası toplantılarla Türkiye’yi dünyada hak ettiği yere getirmenin mücadelesini verdik. Özellikle dış politika kulvarında dolu dolu geçen bir gündemimiz oldu.

8 Eylül’de üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olarak milletimize büyük bir gurur yaşatan Filenin Sultanları’nı Külliye’mizde misafir ettik. Üç yıl önce Belçika’da ulaştığımız zaferi bu kez kendi evimizde, hem de muhteşem bir geri dönüşle tekrarlayan A Millî Kadın Voleybol Takımımızı şahsım ve milletim adına bir kez daha gönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde, 2026 Avrupa Boks Şampiyonası’nda 70 kiloda altın madalya kazanan millî boksörümüz Buse Naz Sürmeneli’yi kutluyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyorum. Elde ettikleri önemli başarılarla millî sporcularımız 86 milyonun göğsünü kabartırken, biz de 81 ilimizin geleceğini eserlerle, yatırımlarla, projelerle aydınlatmaya devam ediyoruz. Milletimizin bize yüklediği emanet, her anımızı, her günümüzü Türkiye için seferber etmemizi zorunlu kılıyor. Biz de bu mukaddes emanetin hakkını en güzel şekilde vermenin gayretindeyiz.

11 Eylül’de hem inşası tamamlanan yatırımlarımızın açılışını yapmak hem de yeni eserlerimizin temellerini atmak üzere baba ocağımız Rize’deydik. TOKİ konutlarımızdan millet bahçelerimize, yeni iş yerlerinden okul ve öğrenci yurtlarına, kültür ve sanat merkezlerinden ve spor tesislerine tam 26 projemizi Rizeli vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Kısa süre içerisinde nihayete erecek üç yeni yatırımın da temellerini attık. Toplam değeri 10 milyar lirayı aşan bu eser ve yatırımların Rize’mize ve ülkemize bir kez daha hayırlı olmasını temenni ediyorum.

13 Eylül’de Samsun’umuzu ziyaret ettik. 234 bin metrekare alanda inşa ettiğimiz Samsun Şehir Hastanemiz, 1.458 yatak kapasitesi, 230 yoğun bakım yatağı, son teknolojiye sahip 40 ameliyathanesi, 320 poliklinikle şehrimize hizmet verecek. Toplam 17 milyar liralık bu muazzam yatırımın Samsun’umuz, bölgemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, emeği geçenleri tebrik ediyorum.

18 Eylül’de İstanbul’a yeni bir eser daha kazandırmanın kıvancını yaşadık. Muhalefetin “Buraya uçak inmez.” dediği İstanbul Havalimanı’mız, açıldığı ilk günden bu yana biliyorsunuz rekora doymuyor. “Kuş uçmaz, kervan geçmez, böyle bir yerde havalimanının ne işi var?” diyerek karaladıkları bu eser, geçtiğimiz yıl 84,5 milyon yolcuya ev sahipliği yaptı.

Nisan 2025’te üçlü bağımsız paralel pist operasyonunu hayata geçirmiştik. Böylece havalimanımız dünyada ikinci, Avrupa’da ise ilk kez aynı anda üç pistten bağımsız iniş kalkış yapılabilen merkezler arasına girmişti. Bunu hizmete verdiğimiz dördüncü ana pistle daha da güçlendirmiş olduk. 890 milyon avro yatırım değerine sahip, 2.820 metre uzunluğundaki dördüncü ana pistle havalimanımızın toplam pist sayısı altıya çıktı. Bekleme sürelerini kısaltan, yakıt, zaman ve emisyon tasarrufu sağlayan, olumsuz hava şartlarında bile iniş-kalkış emniyetini üst seviyeye çıkartan yeni pistimizin de hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Gaziler Günü’nü idrak ettiğimiz 19 Eylül’de şehit yakınlarımız, gazilerimiz ve gazi yakınlarımızın kamu kurumlarına atamalarını gerçekleştirdik. Yeni görevlerine başlayan 571 kardeşimizle birlikte kamuda istihdam edilen şehit yakını, gazi ve gazi yakını sayısını 53 bin 179’a yükselttik.

Bir defa hepimiz şunun çok net farkındayız. İstiklal ve istikbalimiz için serden geçen şehitlerimizin, birlik ve beraberliğimiz için bedel ödeyen gazilerimizin, vicdana, zorluğa göğüs geren şehit yakınlarımızın hakkını hiçbir zaman tam olarak ödeyemeyiz. Bununla birlikte devlet olarak imkânlarımız nispetinde elimizden gelenin en iyisini yapmaya özellikle gayret ediyoruz. Şehitlerimizin emanetine gözümüz gibi bakmaya, hayata geçirdiğimiz düzenlemeler ve attığımız adımlarla şehit ailelerimiz, gazilerimiz ve gazi yakınlarımızın hayatını kolaylaştırmaya inşallah devam edeceğiz. Buradan yeni atanan kardeşlerimize, milletimize hizmet yolunda Cenab-ı Allah’tan başarılar temenni ediyorum. Şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Tahriklere kapılmayarak o vakarlarını, o metanetlerini, hepimize örnek olan o asil duruşlarını bozmayan tüm şehit ailelerimizden Allah razı olsun.”

AKOM’dan İstanbul’a gece saatleri için uyarı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı AKOM, güncel meteorolojik değerlendirmelerini paylaştı. İstanbul genelinde sabah saatlerine kadar sağanak ve yer yer kuvvetli sağanak şeklinde etkili olan yağışlar, İstanbul’un farklı yerlerinde metrekareye 20 ila 107 kg aralığında ölçüldü. Yapılan değerlendirmelere göre, yağışlar en çok Çekmeköy, Pendik, Sarıyer, Kartal ve Beykoz ilçelerinde gözlendi. Gün içinde aralıklarla hafif seyreden yağışların, akşam 20.00 itibarıyla etkisini artıracağı ve gece yarısından sonra il genelinde yer yer kuvvetli olacağı tahmin ediliyor.

YAĞIŞLAR ARALIKLARLA DEVAM EDECEK

AKOM verilerine göre, soğuk ve yağışlı havanın çarşamba günü akşam saatlerine (20.00) kadar aralıklarla yerel kuvvetli devam etmesi, il geneli 40-100 kg/m², Çatalca, Arnavutköy, Eyüpsultan, Sarıyer, Beykoz, Çekmeköy ve Şile başta olmak üzere kuzey ilçelerde ise 60-120 kg/m² aralığında, yer yer 150 kg/m²’nin üzerinde görülebileceği öngörülüyor.

YILDIRIM VE FIRTINA UYARISI

Karadeniz üzerinden bölgemize nemli hava taşıyan poyrazın etkisiyle nem oranının özellikle yüksek seviyelere ulaştığı bu günlerde, atmosferin üst seviyelerinin soğuk, deniz ve kara yüzeylerinin ise görece sıcak olması nedeniyle; yıldırım ve şimşeklerin eşlik ettiği, fırtına ve gök gürültülü kuvvetli sağanak yağış geçişleri yaşanabileceği tahmin ediliyor.

İBB TÜM EKİPLERİYLE SAHADA

Konuya ilişkin İBB’den yapılan bilgilendirmeye göre, kuvvetli sağanak yağış ve fırtına nedeniyle yaşanabilecek olumsuzluklara karşı hazırda bekleyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekipleri; 6.722 personel, 2.199 araç ve iş makinesiyle il genelinde teyakkuz halinde. AKOM kayıtlarına göre; yağışların başladığı andan itibaren İstanbul’da şu ana kadar 1.506’i İSKİ, 360’ı İtfaiye, 109’u Yol Bakım ve 142’si Çözüm Merkezine olmak üzere su baskını, göllenme, rögar taşması, yol çökmesi, ağaç devrilmesi ve tehlike arz eden parça düşmesi gibi konularda toplam 2.117 ihbar alındı. Ekiplerin ivedi müdahale ve temizlik çalışmaları devam ediyor. (ANKA)

Hamaney: Egemen güçler savaşın sona erdirilmesi için yalvarmaktadır

İran’da Dini Lider Mücteba Hamaney, Irak-İran savaşının ve Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah suikastinin yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayımladı.

Hamaney mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Eylül ayının ilk günleri, Allah’ın günlerini ve İran halkının Birinci Dayatılan Savaş’ta verdiği sekiz yıllık destansı direnişi hatırlatmaktadır.

O günlerde Devrim’in güneşi İran topraklarını aydınlatıyor; küresel vesayetin ve eski-yeni sömürgeciliğin buzlarını eriten millî dayanışma ile devrimci İslam mektebine bağlılık duygusu ülkeye yayılıyordu. O dönemde bazı İranlılar, sömürgecilerin kötü niyetlerini, petrolün millîleştirilmesi sürecini ve Amerikan darbesini hatırlıyordu. Bazıları bunları haberlerden öğrenmiş, birçoğu ise yabancı tahakkümünün ülkeye neler yaşattığını bizzat tecrübe etmişti.

Devrim öncesindeki dönemler, müstebit devletlerin elçilerinin İran Şahı’na ne yapması, ne yapmaması gerektiğini dikte ettiği; Şah’ın da isteyerek ya da istemeyerek bu talimatları uyguladığı karanlık günlerdi. Nihayet Büyük İmam Humeyni’nin liderliğindeki İran halkının büyük devrimi bu düzeni yıktı.

Karanlık günler, Devrim sayesinde İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu aydınlık günlere dönüştü. Bu gelişme, bu toprakların zenginliklerine göz diken ve yıllardır halkına her türlü kötülüğü reva gören müstekbirleri  rahatsız etti. Bu nedenle devrimci halkın coşkun ırmağını eski yatağına döndürmek için bütün güçlerini seferber ettiler. Birinci Dayatılan Savaş, İslam Cumhuriyeti’nin ilk on yılındaki en büyük saldırı oldu.

Halk düşmanı Baas Partisi’nin başlattığı bu savaş, birkaç gün içinde sonuçlanacağı ve kolayca zafer kazanılacağı düşüncesiyle ateşlenmişti. Ancak İslam Cumhuriyeti, savaşın küllerinden bir anka kuşu gibi yeniden doğdu; eskisinden daha güçlü, daha kararlı ve daha gür bir sesle ayağa kalktı. Bu durum, sonraki düşman komploları karşısında da düzenin kalıcı özelliklerinden biri hâline geldi.

Düşmanın kendi uşaklarını bu millete musallat ettiği ve sömürgeciliğin yeni bir biçimini uygulamaya çalıştığı o günler, Devrim’in, İslam bayrağının ve cihadi mücadelenin bereketiyle gurur dolu günlere dönüştü. Savaşın sona ermesinin üzerinden 38 yıl geçmiş olmasına rağmen o dönemde yaşanan olaylar ve hayatta kalanların içten anlatıları, ibadet, cesaret, direnç, ahlak ve insanlık dersleri veren yıldızlar gibi tarihimizin zirvesinde parlamaya devam ediyor.

Saldırganların harekete geçtiği ilk günlerde ülkemiz, Şah rejiminden  miras kalan sınırlı imkânlarla kendisini savunmaya çalışıyordu. Ancak hakkın hâkim kılınması ve ilahi yardım sayesinde bugün öyle bir noktaya gelinmiştir ki saldırgan müstekbirler, İslam savaşçılarının darbeleri karşısında sığınak aramakta ve savaşı durdurmak için yalvarmaktadır.

Ülkemizi yeniden döndürmek istedikleri eski günler; geri kalmışlığın, zilletin, bağımlılığın ve İslam dünyasında itibarsızlığın hüküm sürdüğü günlerdi. İçinde bulunduğumuz dönem ise ilerleme, izzet, bağımsızlık ve İslam dünyasında, hatta bütün dünyada yüksek itibarla anılmaktadır. Bugün bazıları bizi dünyanın dördüncü süper gücü olarak görmektedir. Elbette bu değerlendirmeler dünyevi hesaplara dayanmaktadır. Ancak ilahi ölçülere göre kendisini Ehl-i Beyt’e (Hz. Muhammed’in ailesine ve soyundan gelenlere) ait gören, halkının çoğunluğunun bu yüce şahsiyetlere gönülden bağlı olduğu ve hakkı hâkim kılmaktan korkmayan bir ülke, dünyanın birinci gücüdür.

HÜRMÜZ

O günlerde İran’ın güneyindeki iki deniz, düşman kuvvetlerinin cirit attığı bölgelerdi. Ancak bugün Hürmüz Boğazı’nın muhafızlarından ve yiğit savaşçılardan aldıkları ağır darbeler nedeniyle Umman Denizi’nin ötesine geçemiyorlar. Bu riski göze aldıklarında ise ağır kayıplara uğruyorlar. Çok yakında Umman Denizi de düşman kuvvetlerinden tamamen temizlenecektir.

Düşmanın psikolojik savaş yürüterek korku iklimi oluşturduğu ve başkentin caddelerini boşalttığı günler geride kaldı. Milletin bağımsızlık arayışına karşı darbe yapıldığı ve ülkenin servetinin 25 yıl boyunca yağmalandığı o dönem artık geçmişte kaldı. Bugün ise vatandaşlarımız, İslam savaşçılarının moral bulması ve düşmanın korkuya kapılması için yedi aydır ülkenin dört bir yanındaki meydanları ve caddeleri coşkulu katılımlarıyla dolduruyor.

Nitekim 30 milyondan fazla İranlı, canlarını feda etmeye hazır olduklarını ilan etti. Katılımın yenilenmesi yönündeki çağrının ardından, ilk 100 dakika içinde talep edilen 500 bin kişilik kapasite doldu. Bugün İslam İranı’nın dört bir yanında, farklı etnik kökenlerden vatandaşlarımız silahlı hazırlıklar da dâhil olmak üzere çeşitli biçimlerde hazır olduklarını gösteriyor.

‘KADINLARIN ERKEKLERİ GERİDE BIRAKTIĞI GÜNLERDEYİZ’

Bu milletin cesaretiyle yalnızca erkeklerinin öne çıktığı günler vardı. Ancak bugün kadınların da cesaretin bazı alanlarında erkekleri geride bıraktığı günleri yaşıyoruz.

Düşmanın, rejimin toplumsal tabanını sürekli zayıflatmaya çalıştığı günler vardı. Bugün ise toplumun bütün kesimleri, haklı gördükleri mevzileri ve özellikle bereketli Hürmüz Boğazı’nı koruma konusundaki kararlılıklarını sürdürüyor.

Geçmiş ile bugün arasındaki bu karşılaştırmayı daha da genişletmek mümkündür. Ancak bütün bunları tek bir ifadeyle özetlemek gerekirse, aziz İran halkının bir hizmetkârı olarak ilan ediyorum: Düşmanımızın geri dönmeyi hayal ettiği o eski günler geride kalmıştır ve bir daha asla geri gelmeyecektir.

Şüphesiz derin bir üzüntüyle belirtmeliyim ki bugünkü izzetimizi borçlu olduğumuz Büyük İmam Humeyni’nin ve Yüce Şehit Hamaney’in yokluğu bugün fazlasıyla hissedilmektedir.

Ancak onların bıraktığı değerli miras ve parlak, yol gösterici sözler sayesinde gelecek günler bugünkünden katbekat daha görkemli olacaktır. Çünkü Birinci Dayatılan Savaş’ın ateşinden doğan anka kuşu, düşman baskıları ve özellikle son iki dayatılan savaşın etkisiyle öylesine büyümüştür ki artık kanatlarının gölgesi düşman topraklarına düşmektedir.

Bu vesileyle Direniş Cephesi’nin büyük simgesi, kahraman Arap komutan ve Yüce Şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ı şehadetinin ikinci yıl dönümünde saygıyla anmak son derece yerindedir.

Nasrallah, halkı ve mensubu olduğu mektep için içtenlikle çalışan bir hayırseverdi. Samimi hitabeti ve cesur adımları hem kendi halkının hem de dünyadaki özgür insanların kalplerine güven veriyordu. Yıllarca bazı güçlerin arka bahçesi hâline gelmiş küçük bir ülke olan Lübnan’ın adını yücelten bir liderdi. Zafer ve fetih, onun daimi yoldaşlarıydı.

Hiç şüphesiz, Şam topraklarının bütün tarihi boyunca, peygamberler ve vasilerinden sonra bu kadim coğrafyada onun büyüklüğünde bir şahsiyet yetişmemiştir. Bugün onun gurur dolu bayrağını, Hizbullah’ın Aşura ruhunu taşıyan saflarının önünde cesaretle ilerleyen Şeyh Naim Kasım taşımaktadır.

NASRALLAH’I ANDI

Lübnan’ın bugünleri, tarih karşısında ve daha şimdiden, bütün direniş mücahitleri için gurur verici günlerdir. Buna karşılık, Siyonist düşman karşısında müstekbirlerin yalan vaatlerine umut bağlayanlar için bu günler zillet ve hüsranla doludur.

Şehit Direniş Lideri Seyyid Hasan Nasrallah, Seyyid Haşim Safiyyuddin ve bugün direnişi sürdüren mücahitler, zaman içinde parlayan yıldızlar gibi yol göstermeye devam edecektir. Diğerleri ise tarihin sayfaları arasında hızla unutulup gidecek; ileride hatırlandıklarında yalnızca kötülük, basiretsizlik ve hatta ihanetle anılacaklardır.

Son olarak, ilahi lütufların devam etmesi ve Efendimizin özel duaları hürmetine, İran halkının ve bütün direniş dostlarının daima zafer, fetih ve izzetle; düşmanlarının ise yalnızca yenilgi ve zilletle karşılaşmasını niyaz ediyorum.”

Fon soruşturmaları: 9 zanlı daha gözaltına alındı

Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında Destek Holding AŞ ve Özata Denizcilik şirketleriyle bağlantılı 9 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince karar sonrası düzenlenen operasyonda 7 şüpheli gözaltına alındı.

Çalışmalarda adreslerinde bulunamayan 2 şüpheli de yakalandı.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre şüphelilerin işlemlerinin emniyette sürdüğü öğrenildi.

BAŞSAVCILIKTAN AÇIKLAMA

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturma yürütüldüğü belirtildi.

Açıklamada, soruşturma kapsamında Sermaye Piyasası Kurulu tarafından Destek Holding ve Özata Denizcilik paylarındaki işlemlere yönelik piyasa dolandırıcılığı gerçekleştiğinin tespit edildiği bildirildi.

Bu kapsamda daha önce söz konusu şirketlerin sahipleri olan Altunç Kumova ve Özdemir Ataseven’in gözaltına alındığı ve çıkarıldıkları hakimlik tarafından tutuklandığı hatırlatılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“Destek Holding ve Özata Denizcilik şirketinin yönetim kurulu üyeleri hakkında ayrıca işlem yapılmıştır. Tespiti yapılan şüphelilerden Altuğ Kantarcı, Özgür Akayoplu, Kerim Tosun, Nuray Elmastaş, Azize Binnur Tosun, Ali Çil yakalanmıştır. Firar durumda olan Tuğba Hicran Ataseven, Duygu Somay, İskender Balcı hakkında ise yakalama kararı çıkarılmıştır.” denildi.

12 KİŞİ ADLİYEYE SEVK EDİLDİ

İstanbul’da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında gözaltında olan 12 şüpheli adliyeye sevk edildi.

Soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan Kerem Lafçı, Pusula Otomotiv Filo Kiralama AŞ Genel Müdürü Necmettin Enes Töbü, Katılımevim Tasarruf Finansman A.Ş. Satın Alma Yöneticisi Engin Geylan, iç denetçisi Niyazi Derindağ, uzmanı Hacı Bayram Adıyaman, MİEM Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ Bilgi İşlem Destek Uzmanı Yusuf Caf İle Tera Holding çalışanları Ayşegül Kaya, Evren Uçar, Okan Uzunoğlu, Cem Gürkan Alpay, Duygu Kuşçu ile Hüseyin Emre Sezer’in İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki işlemleri tamamlandı.

Şüpheliler sağlık kontrolünün ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. Şüphelilerin savcılıktaki ifade işlemlerine başlanacak.

SORUŞTURMA

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK’a 17 Eylül’de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmişti.

Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024’ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yapılan soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey’in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen 19 şüphelinin tutuklanmasına, 2 zanlının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verilmişti.

Devam eden soruşturmada 8 şüpheli daha gözaltına alınmış, 6’sının tutuklanmasına hükmedilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 51’e ulaşmıştı.

Tera Portföy CEO’su Emir Münir Sarpyener’le birlikte hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı.

İstanbul’da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırılmıştı.

Tarih belli oldu: Benzine 12,47 TL zam geliyor!

Petrol fiyatları, döviz kurlarındaki hareketlilik ve ÖTV düzenlemeleri akaryakıt fiyatlarını etkilemeye devam ediyor.

Ekonomi yönetiminin ilave bir adım atmaması halinde 1 Ekim Perşembe günü benzine 12,47 TL, motorine 3,60 TL, LPG’ye ise 1,48 TL zam bekleniyor.

Akaryakıttaki yüksek artışların pompaya doğrudan yansımasını sınırlamak amacıyla yıl içinde üç kez eşelmobil uygulamasına başvurulmuştu. Ağustos ayında motorin için yıl sonuna kadar kademeli eşelmobil tarifesine geçilirken, benzinde uygulamanın 1 Ekim itibarıyla sona ermesi bekleniyor.

Güncel akaryakıt fiyatları şöyle:

İSTANBUL AVRUPA YAKASI

Benzin: 80.40 TL
Motorin: 93.50 TL
LPG: 34.99 TL

İSTANBUL ANADOLU YAKASI

Benzin: 80.30 TL
Motorin: 93.30 TL
LPG: 34.40 TL

ANKARA

Benzin: 81.40 TL
Motorin: 94.60 TL
LPG: 35.09 TL

İZMİR

Benzin: 81.70 TL
Motorin: 94.90 TL
LPG: 34.99 TL

Osmaniye’de okul bahçesinde silahlı saldırı: Öğretmen, yeğeni tarafından öldürüldü

Edebiyat öğretmeni Mehmet Bilgili ile yeğeni Ahmet Emre Bilgili arasında henüz belirlenemeyen bir nedenle okul avlusunda tartışma çıktı. Tartışmanın kısa sürede büyümesi üzerine Ahmet Emre Bilgili, yanında getirdiği ruhsatsız ateşli silahla dayısı Mehmet Bilgili’ye ateş açtı.

​Ağır yaralanan Mehmet Bilgili, sağlık ekiplerinin olay yerinde yaptığı ilk müdahalenin ardından hastaneye kaldırıldı ancak tüm çabalara rağmen kurtarılamadı.

​Olayın ardından kaçmaya çalışan saldırgan emniyet güçlerinin müdahalesiyle kısa sürede yakalandı.

VALİDEN AÇIKLAMA

Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırının ardından okula giderek görevlilerden bilgi aldı. Serdengeçti, gazetecilere yaptığı açıklamada “menfur saldırının eğitim-öğretimle bir alakası olmadığını” ifade etti.

Saldırgan Ahmet Emre Bilgili’nin uzun yıllardır şizofreni tedavisi gördüğünü bildiren Serdengeçti, Mehmet Bilgili’nin yeğenini yetiştirdiğini, “evlat olarak baktığını”, fakat son dönemlerde aralarında husumet oluştuğunu anlattı.

Serdengeçti, olayın polis ve savcılıkça aydınlatılacağını ifade ederek, “Burada öğrenciye ve eğitime dönük bir saldırı değil de dayı-yeğen ilişkisi bağlamında, yeğeni dayıyı okulumuzun bahçesinde hedef alıyor, bunu ifade etmek istiyorum. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun” dedi.

Okulun jandarma bölgesinde bulunduğuna işaret eden Serdengeçti, “Güvenlik korucumuzu burada görevlendirmiştik. Güvenlik korucumuz tarafından yakalandı direkt. Saldıran kişinin şizofren belirtileri olduğunu biliyoruz” diye konuştu. (ANKA)

 

💾

Osmaniye Merkez Çardak Köyü Farabi Anadolu Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Mehmet Bilgili, yeğeni tarafından okul bahçesinde silahla vurularak öldürüldü.

28 ilde IŞİD operasyonu: 83 kişi yakalandı

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele (TEM) Daire Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Jandarma Komutanlıklarınca 28 ilde IŞİD terör örgütüne yönelik operasyonlar düzenlendiği belirtildi. Açıklamada, şöyle denildi:

“Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Burdur, Bursa, Çankırı, Denizli, Diyarbakır, Elâzığ, Gaziantep, Hatay, İstanbul, Kayseri, Kırşehir, Malatya, Mersin, Muğla, Niğde, Osmaniye, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa ve Tokat’ta gerçekleştirilen operasyonlarda yakalanan şüphelilerin; DEAŞ terör örgütüne üye oldukları, terör örgütüyle iltisaklı kişiler ve sözde yardım kuruluşları vasıtasıyla örgüte finans sağladıkları, sosyal medya hesapları üzerinden DEAŞ terör örgütünün propagandasını yaptıkları tespit edildi.”

ÇOK SAYIDA ÖRGÜTSEL DOKÜMAN ELE GEÇİRİLDİ

Gerçekleştirilen operasyonlarda 83 şüphelinin yakalandığı belirtilirken, operasyonlar sonucunda çok sayıda örgütsel doküman ve dijital materyale de el konulduğu aktarıldı. Terörle mücadelede kararlılık vurgulanan açıklamada, “DEAŞ terör örgütünün faaliyet ve finans yapılanmalarına yönelik operasyonlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Kahraman Jandarmamızı, TEM Daire Başkanlığımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik

Ankara’daki eylemde intihar eden emekli hayatını kaybetti

Ankara’da seyyanen zam talebiyle Anayasa Mahkemesi önünde eylem yapan emeklilerin protestosunda, emekli polis olduğu belirtilen bir kişi beylik tabancasıyla intihar girişiminde bulundu.

BirGün’ün haberine göre; Ali Ş. isimli kişi, hayat pahalılığı ve geçim derdine ilişkin konuştu.

Konuşmasında, geçinemediğini ifade eden emekli, “Bizi bu hale getiren utansın” dedi. Emekli polis, daha sonra beylik tabancası ile intihar girişiminde bulundu.

İhbar üzerine olay yerine 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerine sevk edilen ekipler, intihar girişiminde bulunan emekliye ilk müdahalede bulundu.

Olayın ardından emekliler, protesto ve basın açıklamasını tamamlamama kararı aldı.

BirGün’ün haberine göre hastaneye kaldırılan emekli Ali Şekeroğlu, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olaya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Erdoğan’dan ‘silah bırakma’ mesajları… İran’daki PJAK hareketliliğine ne dedi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’de yayın yapan Newsweek dergisine röportaj verdi.

Türkiye’nin kuzeyinde Rusya-Ukrayna Savaşı’nın devam ettiğini, güneyinde ve doğusunda çatışmalar yaşandığını söyleyen Erdoğan, çatışmaların bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve istikrarını doğrudan etkilediğine dikkati çekti. Erdoğan, “Böyle dönemlerde diplomasinin alanını daraltmak yerine genişletmek uluslararası toplumun müşterek mesuliyetidir. Türkiye olarak Genel Kurul’daki önceliğimiz, çatışmaların daha geniş coğrafyalara yayılmasını önlemek, diplomatik kanalları açık tutmak ve tarafların yeniden müzakere zemininde buluşmasına katkı sağlamaktır. Türkiye, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan Orta Doğu’daki gerilimlere kadar ihtilafların bütün taraflarıyla temas kurabilen ve barış için inisiyatif alabilen bir ülkedir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, dünyanın ağırlık merkezinin değiştiğini belirterek, “Yeni güç merkezleri yükselirken, daha fazla ülke küresel karar alma süreçlerinde hak ettiği yeri talep ediyor. BM, bu değişimin gerisinde kalmamalıdır. Güvenlik Konseyi’nin daha temsili, daha etkin ve daha hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Genel Kurul’un iradesinin daha güçlü biçimde karar süreçlerine yansıdığı, sorumluluğun daha adil paylaşıldığı bir uluslararası sistem için reform artık ertelenemez” dedi.

‘BU İMKANIMIZI GERİLİMİ DÜŞÜRMEK İÇİN KULLANIYORUZ’

“ABD-İran ihtilafında her iki tarafa da barış yolunu izleme çağrısında bulundunuz. Ancak gerilim tırmanmaya devam ederken, mevcut küresel istikrarsızlığın çözümü için hangi adımları atmayı öngörüyorsunuz” sorusuna Erdoğan şu yanıtı verdi:

“ABD, NATO’daki müttefikimizdir. İran, bizim komşumuzdur. Sayın (Donald) Trump ile son görüşmemizde de İran ile ABD arasındaki gerilimde diplomasiden azami ölçüde istifade edilmesi gerektiğini ifade ettim. İranlı muhataplarımızla da temas kanallarımız açıktır. Türkiye’nin önemli bir imkanı ihtilaf yaşayan taraflarla konuşabilmesidir. Bu imkanımızı da gerilimi düşürmek için kullanıyoruz. Bu temasların netice vermesi, bölgemizin güvenliği kadar küresel ekonomi açısından da önem taşıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim enerji arzını ve küresel ticareti doğrudan etkiliyor. Önceliğimiz çatışmanın yayılmasını önlemek, ticaret yollarının güvenliğini korumak ve tarafları yeniden müzakere masasına döndürmektir.”

MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI

Erdoğan, Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili soru üzerine, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı İran’a, İsrail’e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmenin doğru olmayacağını ve bu anlaşmanın daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendikleri müşterek sorumluluğun bir ifadesi olduğunu söyledi. Uzun zamandır bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi gerektiğini söylediklerini aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Güvenliğimizi tahkim etmek, caydırıcılığımızı artırmak ve bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz. Anlaşma, BM Şartı’nın 51’inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır. Anlaşma üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağına hükmetmektedir. Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışmalar yoluyla karar verir. Dolayısıyla Irak’ta, Yemen’de veya başka bir yerde meydana gelebilecek her hadiseye bugünden otomatik bir askeri senaryo yazmak doğru olmaz.”

İlişkili Haber
thumbnail
Suudi Arabistan ve Pakistan ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması: ‘Üç devletten birine yapılacak silahlı saldırı…’
Haberi görüntüle

‘TRUMP İLE SAMİMİ BİR DİYALOĞUMUZ VAR’

ABD Başkanı Donald Trump ile ilişkisinin, Türkiye-ABD ilişkilerini daha ileriye taşımak açısından ne tür fırsatlar sunabileceği ve “Örneğin, Beyaz Saray’ın İran’ın ticaret ortaklarına yönelik yaptırım tehditlerini hayata geçirmesi halinde mevcut tablonun değişebileceği konusunda herhangi bir endişe duyuyor musunuz?” soruları üzerine Erdoğan, Trump ile doğrudan ve açık konuşabildiği bir ilişkisi olduğunu dile getirdi. Bunun Türkiye-Amerika ilişkileri ve hatta bölgedeki gelişmeler bakımından önemli bir imkan olduğunu düşündüğünü söyleyen Erdoğan, son görüşmede İran meselesinden bölgesel güvenliğe, Gazze’den ikili ilişkilere kadar geniş bir gündemi doğrudan ele aldıklarını kaydetti. Erdoğan şu değerlendirmeyi yaptı:

“Liderler arasında açık bir iletişim bulunduğunda, zaman zaman olabilecek görüş farklılıklarının yönetilmesi ve ortak çözüm yollarının üretilmesi de kolaylaşıyor. Türkiye ile ABD arasında uzun yıllara dayanan köklü ve çok boyutlu müttefiklik ilişkileri bulunuyor. Savunma sanayi, ticaret ve bölgesel güvenlik başta olmak üzere ciddi bir iş birliği pratiğimiz ve bunu daha da geliştirme potansiyelimiz bulunuyor. Bu nedenle böylesine güçlü temellere sahip ilişkilerimizi muhtemel senaryolar üzerinden konuşmayı da doğru bulmam. İran ile ABD arasındaki mevcut duruma dair Sayın Trump ile samimi bir diyaloğumuz var ve olası her türlü gelişmeyi de kendisiyle zamanı geldiğinde yine açık biçimde konuşuruz. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye egemen bir devlet olarak komşularıyla ilişkilerini, müttefiklik yükümlülüklerini, bölgesel sorumluluklarını ve milli menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en dengeli ve olması gerektiği şekilde gözeterek hareket eder.”

‘WASHINGTON’DAKİ MUHABATIMIZ ABD YÖNETİMİ’

Erdoğan, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de yakın bir ilişkisi bulunduğu hatırlatılarak, “Bazı İsrailli yetkililerin Türkiye’yi İran’ın ardından ‘sıradaki tehdit’ olarak nitelendirmeye başladığı bir dönemde, İsrail’in ABD yönetimi üzerindeki etkisi konusunda endişe duyuyor musunuz” sorusunun ardından, “Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum. Washington’daki muhatabımız ABD yönetimidir. Sayın Trump ile konuşmamız gereken bir konu olduğunda bunu kendisiyle doğrudan konuşuyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail yönetimiyle birçok konuda ciddi görüş ayrılıklarının olduğunun bilindiğini aktaran Erdoğan, “Son dönemde İsrail’de Türkiye’yi yeni bir tehdit kaynağı olarak sunmaya dönük hatalı bir söylem körükleniyor. Bu söylemin İsrail’deki iç siyasi süreç ve seçim atmosferiyle bağlantılı olduğunu değerlendiriyoruz. Bu dili bölgesel barışa katkı sağlayan sorumlu bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Türkiye’nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti yoktur. İtirazımız, uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz politikalara ve bölgemizde istikrarsızlığı derinleştiren adımlardır” şeklinde konuştu.

‘SURİYE’NİN EGEMENLİĞİNİN KORUNMASINI İSTİYORUZ’

İsrail’in son dönemde Suriye’ye yönelik saldırıları ve İsrail’in Yunanistan ile yaptığı savunma anlaşması gibi meselelerin, İsrail-Türkiye arasındaki rekabette gerilimi artıran başlıklar olarak öne çıktığı ifade edilerek, bu gerilimlerin askeri bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalini öngörüp öngörmediği ve böyle bir durumun NATO açısından ne anlama geldiği sorulan Erdoğan, “Türkiye dış politikasını kaçınılmaz savaş senaryoları üzerinden kurmaz” dedi. Erdoğan Suriye konusunda yaklaşımlarının net olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:

“Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve milli birliğinin korunmasını istiyoruz. Ülkenin yeniden ayağa kalkması, devlet kurumlarının güçlenmesi ve terörle mücadele kapasitesinin artması, bütün bölgemizin menfaatinedir. İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Şu nettir ki İsrail’in uluslararası hukuku ve yerleşik kuralları hiçe sayan saldırıları, Suriye’nin egemenliğine açıkça zarar veriyor ve bölgede istikrarın tesisini güçleştiriyor. Halbuki Suriye’nin istikrarı, İsrail dahil olmak üzere tüm bölgemizin barış ve gelişmesine katkı sağlayacaktır.”

‘TÜRKİYE HER İKİLİ İLİŞKİYİ KENDİSİNE TEHDİT ŞEKLİNDE OKUMAZ’

Türkiye’nin NATO içinde güçlü bir konumda olduğunu savunan Erdoğan, Yunanistan’ın veya başka bir ülkenin üçüncü devletlerle geliştirdiği ilişkilerin kendi tercihi olduğunu söyledi. Erdoğan sözlerine şu ifadelerle devam etti:

“Türkiye, her ikili ilişkiyi kendisine yönelmiş bir tehdit şeklinde okumaz. Bununla birlikte milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları da yakından takip ederiz. Türkiye, NATO içerisinde güçlü bir konuma ve ağırlığa sahiptir. Varsayımsal bir askeri çatışmanın İttifak bakımından hangi sonuçları doğuracağını bugünden tartışmak yerine böyle bir ihtimalin ortaya çıkmasını önleyecek diplomasiye yoğunlaşmak daha doğru olur. Bölgemizde kalıcı güvenliğin yolu, gerilimi düşüren, caydırıcılığı tahkim eden, karşılıklı kuşatma anlayışını aşan ve uluslararası hukuku esas alan 360 derece güvenlik anlayışı temelinde şekillendirilmiş müttefiklik ilişkileri ve bölgesel ortaklıklar üzerine inşa edilmiş bir güvenlik mimarisinden geçiyor.”

SÖZDE SİLAH BIRAKMA

Erdoğan, PKK’nın sözde feshiyle ilgili soru üzerine bölücü açılımın ülke için takvim meselesinden öte “stratejik bir hedef” olduğunu belirtti. On yıllardır can alan, kaynakları tüketen, Türkiye’nin ve bölgenin kalkınmasının önünde engel oluşturan terör meselesini kalıcı biçimde gündemden çıkarmak istediklerini iddia eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“PKK’nın fesih ve silah bırakma yönünde aldığı kararları bu bakımdan önemli bir eşik olarak görüyoruz. Ancak asıl olan, alınan kararların sahada eksiksiz uygulanmasıdır. Örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması, illegal yapının tasfiye edilmesi ve bu sürecin devletimizin ilgili kurumlarınca tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Suriye’deki gelişmeleri de aynı anlayışla takip ediyoruz. Oradaki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi, Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal birliğinin tahkimi açısından zaruridir. Bu sürecin eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini, Kürtler dahil bütün Suriye halkının kendisini daha emniyetli, daha özgür ve daha müreffeh hissedeceği bir düzenin kurulmasını destekliyoruz. Suriye’nin birliği güçlendikçe bölgemizin güvenliği de güçlenecektir.

İRAN’DAKİ PKK/PJAK HAREKETLİLİĞİ

İran’daki gelişmeler sırasında PKK/PJAK’ın ortaya çıkan şartlardan faydalanma girişimlerini de yakından takip ediyoruz. İran’ın iç meseleleri dış müdahalelerden uzak biçimde, İran halkı tarafından çözülmelidir. Etnik ve mezhebi fay hatlarının harekete geçirilmesi, İran’ı ve bütün bölgemizi uzun süreli bir istikrarsızlığa sürükler. Buna müsaade edilmemelidir.

İlişkili Haber
thumbnail
PJAK’tan PKK mesajı: ‘Fesih kararı bizi bağlamaz’
Haberi görüntüle

Kürtler, bizim kardeşlerimiz. Bin yıldır beraber, iç içe yaşıyoruz. Sevincimiz de bir. Her zaman söylüyorum: Kürtler, Araplar ve Türkler olarak etle tırnak gibiyiz. Kürt kardeşlerimizin huzurunu, güvenliğini ve refahını terör örgütlerinin veya dış güçlerin hesaplarından ayrı tutuyoruz. Türkiye’nin ölçüsü etnik kimlik değildir, terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir. Bölgemizde hiçbir topluluğun başka ülkelerin vekalet savaşlarında kullanılmasına müsaade edilmemesi gerektiğine inanıyoruz.”

‘ÖNCELİĞİMİZ SAVAŞIN YENİ ÜLKELERİ İÇİNE ÇEKEN BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞMESİNİN ÖNÜNE GEÇMEK’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa’da daha geniş çaplı bir çatışmaya doğru muhtemel bir tırmanıştan endişe duyup duymadığı ve Türkiye’nin barışın tesisi için arabuluculuk konusunda halen oynayabileceği bir rol olduğunu düşünüp düşünmediği soruları üzerine yaptığı değerlendirmede, Rusya-Ukrayna savaşının daha geniş bir coğrafyaya yayılma riskini göz ardı etmediklerini söyledi. Avrupa’da gündeme gelen sabotaj ve hibrit faaliyet iddialarının da mevcut güvenlik ortamının hassasiyetini artırdığını kaydeden Erdoğan, “Bu süreçte sağduyuyla hareket etmek, iddiaları sağlam deliller üzerinden değerlendirmek ve gerilimi daha da tırmandıracak adımlardan kaçınmak gerekiyor. Türkiye olarak önceliğimiz, savaşın yeni ülkeleri içine çeken bir çatışmaya dönüşmesinin önüne geçmektir” dedi.

‘KARADENİZ’DE BİR MEKANİZMAYA İHTİYAÇ OLDUĞUNA İNANIYORUM’

Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye’nin tutumunun dört yılı aşkın süredir değişmediğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“İstanbul görüşmeleri, Karadeniz Tahıl Girişimi ve esir takasları, her iki tarafla konuşabilmemizin ortaya çıkardığı somut neticelerdir. Türkiye, NATO’nun güçlü bir müttefikidir. Aynı zamanda Sayın Putin ile ve Ukrayna yönetimiyle doğrudan temas kurabiliyoruz. Bunda bir çelişki görmüyorum. Arabuluculuk yapabilmek için ihtilafın her iki tarafıyla da konuşabilmeniz gerekir. Sayın Putin ile Bişkek’te yaptığımız son görüşmede de barışın sağlanması için Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu açık biçimde ifade ettim.

Bugün üzerinde hassasiyetle durduğumuz meselelerden biri Karadeniz’in güvenliğidir. Sivil deniz taşımacılığının, ticaret yollarının ve enerji altyapısının savaşın dışında tutulması için taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı biçimde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Savaş uzadıkça insani, ekonomik ve siyasi maliyet büyüyor. Gerekli siyasi irade ortaya konulduğunda Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına ve barışın önünün açılmasına katkı sağlamaya hazırdır.”

İlişkili Haber
thumbnail
Zelenskiy: Üçlü toplantı için tarih bekliyoruz
Haberi görüntüle

Erdoğan, Türkiye’yi yeni dönemde nasıl yönlendirmeyi, Çin de dahil olmak üzere Batılı ve Doğulu güçlerle ilişkilerde nasıl bir denge gözetmeyi ve Türkiye’nin bölgede ve ötesinde istikrarlı ve etkili bir konuma sahip olmasını nasıl sağlamayı planladığı sorusu üzerine, Türkiye’ye “Batı mı, Doğu mu?” şeklinde bir tercih dayatılmasını doğru bulmadıklarını vurguladı. NATO Ankara Zirvesi’ne ev sahipliği yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, “NATO’daki güçlü konumumuzu tahkim ederken Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki iş birliğimizi derinleştiriyor, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda aktif sorumluluk üstleniyor, diyalog ortağı olduğumuz Şanghay İş Birliği Örgütü ile ilişkilerimizi ilerletiyor, G20, D-8 ve diğer çok taraflı platformlarda da etkinliğimizi artırıyoruz. Nitekim bunun son örneği olarak ASEAN’la iş birliğimizi ‘Diyalog Ortaklığı’ seviyesine yükselttik” diye konuştu.

Bunun yanında bölgesel sahiplenme anlayışı temelinde tesis ettikleri yeni iş birliği mekanizmalarıyla, diğer ülkelerle ilişkileri daha da geliştirerek hem coğrafyada istikrar ve refahı teşvik ettiklerini hem de ortak güvenliği ve caydırıcılık kapasitelerini tahkim ettiklerini ifade eden Erdoğan, “Hakeza Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bölge ülkeleriyle ortaklaşa biçimde hayata geçirmekte olduğumuz bu vizyonumuzun yakın zamandaki en müstesna örneğini teşkil etmiştir” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN MÜSTESNA KONUMU ÇOK YÖNLÜ DIŞ POLİTİKA YÜRÜTMEMİZİ TABİİ KILIYOR’

Erdoğan, Çin ile ticareti, yatırımları ve bağlantısallığı geliştirmek istediklerini belirterek şunları kaydetti:

“Bu doğrultuda Türkiye, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’un küresel lojistik ve ticarette daha büyük bir rol üstlenmesini önemsemekte ve TRIPP gibi hem bölge açısından stratejik vizyon sunan hem de Orta Koridoru daha da kuvvetli kılacak girişimleri desteklemektedir. Aynı zamanda Basra Körfezi’ni Türkiye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi’ni Irak ile birlikte hayata geçirmekte, bir yandan da Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’a yeni bir demiryolu ve karayolu bağlantısallık vizyonunu ortaya koymaktadır

Türkiye’nin Doğu ile Batı arasındaki müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor. Biz milli menfaatlerimizi, bölgesel istikrarı ve küresel barışı birlikte gözetiyor, köklü ittifaklarımızı muhafaza ederken yeni ortaklıklar kuruyor, gerektiğinde farklı güç merkezlerini aynı masa etrafında buluşturuyoruz. Türkiye’nin istikameti açıktır. Kendi iradesiyle hareket eden, bölgesinde istikrarı tahkim eden ve küresel meselelerde söz ve sorumluluk sahibi güçlü bir ülke olarak bu çizgiyi kararlılıkla sürdürmek.”

BM zirvesinde konuşan Miçotakis’ten ‘Türkiye’ mesajı

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, New York’ta düzenlenen BM 81. Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı. Konuşmasında Türkiye ile ilişkilere değinen Miçotakis, son üç yıl boyunca, istenmeyen krizlere yol açabilecek gerilimlerin tırmanmasını önlemek amacıyla Türkiye ile ilişkileri geliştirmek, güveni yeniden tesis etmek ve iletişim kanallarını açık tutmak için sürekli bir çaba gösterdiklerini savundu. Bunun hassas ve tarihin ağırlığını taşıyan bir ilişki olduğunu vurgulayan Miçotakis, “Doğrusu, daha geniş çaplı ve bölgesel sınırlar göz önüne alındığında, mevcut durum nasıl ilerleyeceğimiz konusunda ortak bir anlayışa varılmasını acilen gerektiriyor. Bu anlayış, uluslararası hukuka ve iyi komşuluk ilişkileri ilkelerine tam saygıya dayanmalıdır. Neticede, defalarca dile getirdiğim gibi, coğrafyamızı değiştiremeyiz, yan yana yaşamak kaderimiz” ifadelerini kullandı.

‘DİYALOG BARIŞ VE REFAH İÇİN ELZEMDİR’

“BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin kıta sahanlığının ve münhasır ekonomik bölgelerinin sınırlandırılmasına ilişkin tek uzun süreli anlaşmazlığı çözmek adına yegane kurumsal çerçeveyi sunduğunu” söyleyen Miçotakis, “Diyalog, barış ve refah için elzemdir. Ancak anlamlı bir diyalog, uluslararası hukuk düzenine meydan okuyan tek taraflı eylemlerle bir arada var olamaz. Keza uluslararası hukuka uygun meşru hakların kullanılmasına karşılık savaş tehditleriyle karşılaşıldığında da anlamlı bir ilerleme sağlanamaz. Bu tür eylemler anlaşmazlıkları çözmez. Aksine, onları daha da derinleştirir. Ayrıca, daha geniş bölgemizin istikrarını sarsma riski taşır” dedi.

Miçotakis şöyle konuştu:

“Unutmamalıyız ki bu bölge, hala kanayan bir yarayı, yani çözüme kavuşturulamamış Kıbrıs meselesini bünyesinde barındırıyor. Türkiye’nin Kıbrıs’ı yasa dışı yollarla işgal etmesinin ve bu işgali sürdürmesinin üzerinden 52 yıl geçti. Bu, sonuçları günümüze kadar devam eden, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir. BM açısından Kıbrıs meselesi, örgütün kendi kararlarını ve BM Şartı’nın ilkelerini uygulama kapasitesini ortaya koyan önemli bir sınav olmayı sürdürüyor.

Yunanistan, kapsamlı müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulları yaratmaya yönelik Genel Sekreter Guterres’in son dönemdeki çabalarını tam olarak desteklemektedir. Görev süresinin geri kalanında ilerleme sağlanabileceğini içtenlikle umuyoruz. Bu çabaların, aynı hedef doğrultusunda, yani ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olarak, işgal güçlerinden arındırılmış bir Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi, halefinin yönetiminde de devam etmesini bekliyoruz.”

Zelenskiy: Üçlü toplantı için tarih bekliyoruz

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesine ilişkin açıklama yaptı. Zelenskiy, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

“Başkan Trump ile genel konuları ele aldığımız bir görüşme yaptık. Ardından, müzakere heyetlerimiz ayrı ve uzun bir toplantı yaptı. Varılan mutabakat şu şekilde. Biz Avrupa tarafını bilgilendirip bu detayları onlarla görüşeceğiz, Amerikalılar Ruslarla konuşacak ve 10 gün sonra, bir şekilde görüş ve sonuçlarla tekrar bir araya geleceğiz. Ukrayna-ABD-Rusya üçlü toplantısına gelince, Amerikan tarafı, toplantının hazırlanmasını ve teknik düzeyde bir araya gelinmesini önerdi. ABD’nin bir tarih önermesini bekliyoruz. ABD, böyle bir toplantının yeri için Birleşik Arap Emirlikleri’ni önerdi.

Patriot lisansları konusunda somut anlaşmalara varıldı. Görüşmemiz sırasında Başkan Trump nihai kararını verdiğini belirterek, Ukrayna’nın Patriot füzelerini üretmesi için lisans alacağını vurguladı.

27 milyar dolarlık devlet bütçesi açığına gelince, bu paranın büyük bir kısmı insansız hava araçlarımız, füzelerimiz ve askerlerimizin ikmali içindir. Bu finansmanın üçte biri 2027 Ocak, Şubat ve Mart ayları için İHA üretimine ayrıldı. Eğer ekim ve kasım aylarında siparişleri verip ödemelerini yapmazsak ciddi zorluklarla karşılaşırız.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve IMF Başkanı Kristalina Georgieva ile bu konuyu, yani hangi programların devreye sokulabileceğini ve Ukrayna’ya nasıl yardımcı olunabileceğini, detaylı bir şekilde ele aldık. Gelen yanıtlar olumlu ve yapıcıydı. Herkes bu açığın kapatılmasının büyük önem taşıdığının bilincinde. Herkes, Ukrayna’nın kendi kaderine terk edilemeyeceğini ve Ukrayna yapımı insansız hava araçları ile füzelere daha fazla yatırım yapılması gerektiğini anlıyor. Zira söz konusu açığın büyük bir kısmı, tam da silahlanma için gereken finansmandan kaynaklanıyor. Sürekli saldırıların yaşandığı bir ortamda bu dönemi atlatmanın ne denli zor olduğu herkesçe anlaşılıyor. Ukrayna yalnız bırakılmayacak. AB bizi destekliyor ve IMF de programlarını sürdürecek. Ortaklarımızdan olumlu yanıt aldım, kendilerine minnettarım.

Tüm bu çerçeveyi Ukrayna Başbakanı’na ilettim. Maliye Bakanı ve Dış İstihbarat Servisi Başkanı ile beraber tüm ayrıntıları çalışacaklar. Çünkü bu finansmanın bir kısmı ‘Drone Deal’ (İHA Anlaşması) formatı üzerinden sağlanabilir. Ardından yakın zamanda ya Ukrayna’da ya da Brüksel’de bir toplantı yapılacak.

Rusya’nın davranışı, kendi tercihi, tırmanışı sürdürmek yönünde. Rusya, yalnızca NATO üyelerine değil, Avrupa’daki çeşitli ülkelere yönelik hibrit saldırılarına devam edecek. NATO ya da AB üyesi olmayan Moldova’nın yanı sıra Almanya ve Romanya’ya da hibrit saldırılar ve insansız hava aracı saldırıları düzenlenmektedir.

Çeşitli ülkelere, öncelikle de savaş sırasında bize yardım eden ülkelere yardım teklifinde bulunduk. Bir İHA anlaşması imzaladığımızda, bu yalnızca insansız hava araçları veya füzeler satmakla ilgili değildir. Aynı zamanda ortak üretim ve deneyim paylaşımıyla da ilgilidir. Ve bu, söz konusu deneyim paylaşımının ayrılmaz bir parçasıdır.”

Numan Kurtulmuş: Erken seçim tartışmalarının yeri ve zamanı değil

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Tören Salonu’nda düzenlenen 28. Dönem 4. Yasama Yılı Değerlendirme Toplantısı’nda parlamento muhabirleriyle bir araya geldi. Kurtulmuş, Meclis’in 4. yasama yılındaki faaliyetlerini değerlendirdikten sonra muhabirlerin sorularını yanıtladı.

Bölücü açılım süreci kapsamında kurulması planlanan İzleme Komisyonu’nun yapısına ilişkin soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, komisyonun kaç kişiden oluşacağı ve çalışma prensiplerinin Meclis açıldıktan sonra siyasi partilerle yapılacak istişarelerle belirleneceğini söyledi. Kurtulmuş, “Bu komisyon tabii ki Meclis açıldıktan sonra Meclis’te grubu bulunan partilerle yapacağımız istişarelerle bu komisyonun şeklini nasıl işleyeceğini bunları tespit edeceğiz. Partilerden de kendi güçleri oranında kendilerine düşen sayı kadar bu komisyona üye vermelerini talep edeceğiz” dedi.

Komisyonun Meclis’teki diğer komisyonlara benzemeyeceğini belirten Kurtulmuş, yapısının önceki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda olduğu gibi partilerle yapılacak müzakereler sonucunda belirleneceğini ifade etti.

Kurtulmuş, “Herhalde öyle çok geniş bir komisyon olmasına ihtiyaç yok. Daha fonksiyonel. Ve zaten bir yürütme görevi de üzerinde olmadığı için, yani alacağı bir karar, hazırlayacağı bir rapor da bu komisyonun olmayacağı için daha fonksiyonel bir komisyon şeklinde bunu kurarız” diye konuştu.

‘HER ŞEY TIKIR TIKIR YOLUNDA İŞLİYOR’

Sahadan gelen bilgilerin silah bırakma ve örgütün kendisini feshetmesi yönünde ilerleyip ilerlemediğinin sorulması üzerine Kurtulmuş, sürecin işlediğini söyledi. Kurtulmuş, “Her şey tıkır tıkır yolunda işliyor. Allah’a çok şükür, Allah bozmasın. Fitne çıkarmak isteyenlere, provoke etmek isteyenlere, bölgede terör ve kan görmeye alışmış olanların heveslerine rağmen bu süreç Allah’ın izniyle sonuna kadar başarıyla yürütülecek ve nihayet verecektir” ifadelerini kullandı.

Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki gelişmelerin de terörsüz bölge iradesini destekleyen ve tahkim eden gelişmeler olduğunu iddia eden Kurtulmuş, ilgili birimlerin silah bırakma ve örgütün kendisini feshetmesi sürecindeki gelişmeleri takip ettiğini söyledi.

‘3. GÖZ BİZATİHİ MİLLETİN KENDİSİDİR’

Kurtulmuş, Meclis’te kurulacak komisyonun temel görevlerinden birisinin süreci takip etmek olacağını belirterek, dünyadaki çatışma çözümü süreçlerinde devlet ile örgütler arasındaki sürecin kontrolünde başka ülkeler ya da uluslararası kuruluşların bulunduğunu söyledi. Bu mekanizmaları “3. göz” olarak nitelendiren Kurtulmuş, “Bu Türkiye modeli olarak adlandırdığımız bu Terörsüz Türkiye sürecinin en önemli özelliklerinden birisi yabancı bir 3. göz yoktur. 3. göz bizatihi milletin kendisidir. Milleti temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oluşturulacak komisyon da tabiri caizse millet adına bu süreci murakaba edecek bir komisyon olarak görev yapacaktır” dedi.

FON KRİZİ: KİMSENİN GÖZÜNÜN YAŞINA BAKILMASIN

Kurtulmuş, “fon krizine” ilişkin soruya da yanıt verdi. Konunun yaklaşık yarım milyon kişiyi, aileleri ve çevreleriyle birlikte birkaç milyon kişiyi etkileyen bir mesele olduğunu kaydeden Kurtulmuş, olayın Türkiye ekonomisini derinden sarsacak bir noktaya gelmeden tespit edildiğini belirtti. Kurtulmuş, “Kim, nerede, kime uzanıyor, kimin bu işte bir dahli, payı, kimin bu işte bir kusuru, noksanı varsa bunlar ortaya çıkarılmalıdır” dedi.

Ekonominin güçlü şekilde yoluna devam edebilmesinin en önemli unsurlarından birisinin ekonomik güven olduğunu belirten Kurtulmuş, hem iç hem de dış yatırımcının ülke ekonomisine güven duyması gerektiğini söyledi. Kurtulmuş, soruşturmaların tamamlanarak ilgililerin mahkeme önünde hesap vermelerinin sağlanması gerektiğini ifade ederek, “Vallahi kimsenin gözünün yaşına bakmadan kim varsa, nereye uzanıyorsa bu soruşturmaların tamamlanarak ilgililerin mahkeme önünde hesap vermeleri temin edilmesi lazım” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN YENİ BİR ANAYASAYA İHTİYACI VAR’

Kurtulmuş, yeni bir anayasa, İçtüzük ve Siyasi Partiler Kanunu’na yönelik tartışmalara ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin demokratik yapısını oluşturan dört temel hukuk metninin Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu olduğunu belirten Kurtulmuş, bu metinlerin Türkiye’nin geldiği noktayı karşılamak bakımından yeterli olmadığını söyledi. Kurtulmuş, “Türkiye’nin yeni, fevkalade kapsayıcı, demokrat, kuşatıcı ve gerçekten insan haklarını, özgürlüklerini esas alan, hukukun üstünlüğünü teyit eden yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Bu ekmek gibi, su gibi, aşımız gibi bir zorunluluktur” dedi.

Türkiye’nin darbe anayasalarının izlerinden kurtulması gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, Anayasa’nın içerisinde vesayet mekanizmalarının yer almaması ve herkesin “Bu benim anayasam” diyerek sahiplenebileceği bir metnin ortaya çıkması gerektiğini söyledi.

‘YENİ ANAYASA YAPMAYA EN UYGUN MECLİS’

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının Meclis’in müzakereci demokrasiyi uygulayabildiğini gösterdiğini belirten Kurtulmuş, Meclis’in yeni anayasa yapmaya uygun olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Hiçbir partinin tek başına anayasa yapma çoğunluğu yok. Dolayısıyla partilerin bir araya gelerek, herkesin kendi ideal anayasası kendisine ama ortak Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarını karşılayacak ve Türkiye’yi geleceğe taşıyacak güçlü, demokrat, katılımcı bir anayasa yapılmalıdır” diye konuştu.

İçtüzük değişikliğinin de gerekli olduğunu belirten Kurtulmuş, Meclis çalışmalarında yaşanan aksaklıkların önemli nedenlerinden birisinin demokratik akışı ve hızlı Meclis çalışmalarını sağlayacak bir İçtüzüğün bulunmaması olduğunu ifade etti. Kurtulmuş, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nun da değiştirilmesi gerektiğini belirtirken, buna ilave olarak Türkiye’de siyasi ahlak ve siyasi etik yasalarının oluşturulmasının demokrasiye katkı sunacağını söyledi.

‘SÜREÇ BAŞKA, ANAYASA SÜRECİ BAŞKA’

Yeni anayasa süreci ile bölücü açılım sürecinin paralel yürütülüp yürütülmeyeceği yönündeki soruya Kurtulmuş, iki sürecin birbirinden ayrı olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Terörsüz Türkiye meselesindeki müzakerelerimizi de sürdürürken yine bütün partilerin ortak anlayışıyla şunu söyledik. Bu süreç başka bir şey, anayasa süreci başka bir şey. Hiçbir şekilde yeni anayasa sürecinin Terörsüz Türkiye meselesiyle karıştırılmamasına özel bir özen gösterildi” dedi.

Her iki konunun da TBMM’nin uhdesinde olduğunu belirten Kurtulmuş, “Bunları birbirine karıştırmadan ama olgunlukla anayasa konusundaki tartışmalarımızı da süratle sürdürmek ve sonuçlandırmak noktasındayız” ifadelerini kullandı.

MEKKE SAVUNMA ANLAŞMASI: HENÜZ MECLİS’E İLETİLMİŞ BİR TEKLİF YOK

Kurtulmuş, Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Meclis’e sunulmasına ilişkin soruya da yanıt verdi. Henüz TBMM’ye iletilmiş bir teklif olmadığını belirten Kurtulmuş, uluslararası bir anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için TBMM’ye sunulması gerektiğini söyledi. Kurtulmuş, “Zannediyorum Meclis’in açılması ile birlikte en kısa süre içerisinde bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecektir” dedi. Mekke Anlaşması kapsamında şu anda yapılan çalışmaların hazırlık mahiyetinde olduğunu belirten Kurtulmuş, anlaşmanın ülkelerin kendi yasal süreçleri içerisinde meclislerinde veya ilgili kurullarında kabul edilmesinin ardından yürürlüğe gireceğini ifade etti.

‘MUHALEFET, İKTİDARA GÖRE YAKLAŞIK 2,5 KAT DAHA FAZLA SÖZ HAKKINA SAHİP’

Basın ve ifade özgürlüğü ile Meclis İçtüzüğü’ne ilişkin soruları da yanıtlayan Kurtulmuş, TBMM’de muhalefetin sesinin kısıldığı yönündeki değerlendirmelere katılmadığını söyledi.

Kurtulmuş, “Türkiye’de grup sayısı itibarıyla şu anda Türkiye’de muhalefette olan partilerin sayısı daha fazladır. Söz alma, Meclis’te söz alma bakımından değerlendirdiğimiz zaman iktidar tarafının neredeyse 2,5 katı daha fazla söz hakkına sahip bir muhalefet durumu” dedi.

TBMM’de farklı siyasi görüşlerin temsil edildiğini belirten Kurtulmuş, “Bildiğim kadarıyla 15-16 parti son değişikliklerle birlikte var olduğu bir Meclis tablosunda. Dolayısıyla Türkiye toplumunda hangi siyasi fikir varsa o siyasi fikir Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilmektedir” diye konuştu.

İçtüzük değişikliğine ilişkin ise Kurtulmuş, Meclis’te grubu bulunan partilerden konuyla ilgili raporlarını hazırlamalarını istediklerini belirterek, parti temsilcileriyle altı uzun toplantı yaptıklarını söyledi.

Kurtulmuş, “Demokrasi kendi görüşünü dayatmak değil, başkasının görüşü ile de uzlaşabilme kabiliyetidir. Bu ortaya konulursa, herkesin ayrı bir beklentisi olabilir. Bir parti diyebilir ki benden başka kimse konuşmasın. Bir diğeri diyebilir ki işte şunlar şu kadar az konuşsun. Mesele konuşmak değil, karşı taraftaki görüşüne tahammül edebilecek bir olgunluk göstermektir” ifadelerini kullandı.

Kurtulmuş, Meclis’te muhalefetin yaklaşık beş grubu, iktidarın ise iki grubu bulunduğunu belirterek, “İktidar muhalefete göre 5’te 2 konuşma hakkına sahip olduğu bir yasama yılını açacağız 1 Ekim’de” dedi.

ERDOĞAN’IN BM KONUŞMASINA ÖVGÜ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndaki konuşmasına ilişkin değerlendirmesi sorulan Kurtulmuş, Erdoğan’ın konuşmasını “fevkalade önemli, tarihi bir konuşma” olarak nitelendirdi. Kurtulmuş, “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, milletimiz adına Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımızı açıkça ifade etmek istiyorum. Duygulanarak her bir cümlesini dikkat ile izleyerek takip ettiğimiz bir konuşma oldu. Fevkalade önemli tarihi bir konuşmaydı” dedi.

‘NETANYAHU VE ÇETESİ İNSANLIĞA KARŞI İŞLEDİKLERİ SUÇLARIN HESABINI VERECEK’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’ndaki konuşması ve salondaki bazı delegelerin salonu terk etmesine ilişkin soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, Netanyahu ve İsrail hükümetine yönelik sert ifadeler kullandı. Kurtulmuş, “Netanyahu ve çetesiyle birlikte bırakın yan yana görünmeyi, aynı binada dahi görünmemek için insanların bir müddet sonra yolunu değiştireceğini göreceğiz. Dünkü Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler konuşması sırasında salonun boşalmış olması da tam da budur. Bundan sonra tehlike çanları Netanyahu ve çetesi için çalıyor. Bundan sonra giderek İsrail’in soykırımcı hükümetinin uluslararası alanda çok daha fazla yalnızlaşacağı bir döneme girdiğimizi ifade ediyorduk. Çünkü o görüntü bunun ispatıdır” diye konuştu.

‘360 BULUNDUĞU ANDA TBMM SEÇİMLERİ YENİLEME KARARI ALIR’

Erken seçim tartışmalarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Kurtulmuş, TBMM’nin şu anda zamanında yapılacak bir seçim hazırlığı içerisinde olduğunu belirtti.

Kurtulmuş, “Şu anda erken seçim tartışmalarının yeri ve zamanı değildir. Zaten seçim tartışmaları tartışıldığı için erken seçim olmaz. Siyasi şartlar olgunlaştığı için erken seçim olur. Türkiye Büyük Millet Meclisi şu anda vaktinde bir seçim hazırlamıyor” dedi.

Erken seçim yerine “seçimlerin yenilenmesi” ifadesinin kullanıldığını belirten Kurtulmuş, “360 bulunduğu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenileme kararı alır” diye konuştu.

‘SİLAHLARI ZİHİNLERDE DE BIRAKMAK LAZIM’

Bölücü açılım sürecinde silahların bırakılmasına ilişkin önceki açıklamasında kullandığı “silahları zihinlerde bırakmak” ifadesi sorulan Kurtulmuş, kastının silahlı mücadele anlayışının zihinsel olarak da terk edilmesi olduğunu söyledi.

Kurtulmuş, “Terör örgütü ya da silahlı bir mücadele peşinde koşanların artık zihinlerinde de bu silahları bırakmaları lazım” dedi. Bu süreçte kullanılan dilin de değişmesi gerektiğini belirten Kurtulmuş, “Ne ayrılıkçı bir dilin kullanılmasını ne de ayrımcı bir dille toplumun bir kesimini ötekileştirmeyi doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyoruz” diye konuştu.

MEKKE SAVUNMA ANLAŞMASI: İRAN’A KARŞI BİR ANLAŞMA OLARAK ASLA GÖRMÜYORUZ

Kurtulmuş, bir soru üzerine, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın İran’a karşı bir anlaşma olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını, bölgedeki sorunların ana kaynağının İsrail’in saldırgan politikaları olduğunu kaydetti. Son dönemde yaşanan gelişmelerin bölgesel dengeleri değiştirdiğini söyleyen Kurtulmuş, “Mekke Anlaşması’nı da bu çerçevede İran’a karşı bir anlaşma olarak asla görmüyoruz. Ve asla öyle olmamalı” dedi.

KURTULMUŞ’TAN BASIN ÇALIŞANLARININ HAKLARINA DESTEK MESAJI

Bir gazetecinin, gazetecilerin çalışma koşulları, basın sigortası ve düşük ücretlere ilişkin sorusu üzerine Kurtulmuş, konunun kendisine iletilecek her türlü çalışmayı destekleyeceğini söyledi. Kurtulmuş, “Basın emekçilerinin yanındayım. Bütün gücümüzle bizlere ileteceğiniz her türlü çalışmayı destekleyeceğim. Gereğinin gerçekleşmesi için destek olacağız” ifadesini kullandı.

‘SEÇİMLERİN YENİLENMESİ KARARI ALINIRSA SEÇİME GİDİLİR’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı ve muhalefetin seçimlerin birkaç ay öne alınmasının bir erken seçim olmayacağı yönündeki itirazlarının hatırlatılması üzerine Kurtulmuş, Meclis’in seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde Türkiye’nin seçime gideceğini söyledi.

Kurtulmuş, “Siyasi partilerin kendi açısından bir siyasi argümana dönüştürüldüğü tartışmanın içine girmem. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimi yenileme kararının nasıl olacağı bellidir. Hukuki olarak hiçbir boşluk yoktur. Ne zaman Türkiye’nin seçimi yenileme kararı olursa Türkiye bir seçime gider. Yenilenmiş bir seçime gider. Hukuki olarak hiçbir problem yok” dedi.

TBMM’de “fon krizine” ilişkin Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik bir sorun üzerine de TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Eğer Meclis araştırma komisyonunun kurulması ile ilgili bir teklif gelir ve Meclis’te kabul edilirse tabii araştırma komisyonu kurulur” ifadelerini kullandı. (ANKA)

İran Devrim Muhafızları: 7 şart yerine gelene kadar ABD ile çatışma sürecek

İran medyasında yer alan haberlere göre, İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, Takistan’da düzenlenen bir etkinlikte konuştu. Mehbi, “İslam Cumhuriyeti’nin güçlü kolu olan Devrim Muhafızları, saldırganı cezalandırmaya kararlıdır ve İran’ın açıkladığı yedi şartın tam olarak yerine getirilmesine kadar ABD ile çatışma süreci durmayacaktır” dedi.

İran ile ABD arasındaki mevcut duruma değinen Mehbi, savaşın önceki haliyle sona erdiğini söyleyerek, “Ancak çatışmanın niteliği sona ermedi ve İslam Cumhuriyeti bu çatışmanın yeni aşamalarına girmeye hazırdır” ifadelerini kullandı.

Akın Gürlek: Fon soruşturmasında 45 şüpheli tutuklandı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fon soruşturmasına ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı.

Vatandaşların birikimlerini korumak, mali sistemin güvenliğini sağlamak ve suçtan elde edilen kazançların izini sürmek amacıyla devlet kurumlarının koordinasyon içinde çalıştığını belirten Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) desteği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü çalışmalarıyla yürütülen fon soruşturmasının çok yönlü sürdüğünü kaydetti.

Gürlek, soruşturma kapsamında bugüne kadar yürütülen operasyonlarda toplam 76 şüpheli hakkında adli işlem yapıldığını belirterek, “45 şüpheli tutuklanmış, 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı uygulanmış, 12 şüpheli hakkında ise yakalama işlemleri başlatılmıştır. Gözaltındaki 14 şüphelinin adli işlemleri devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

“KİMSE KORUNMAMAKTA, KİMSE KAYIRILMAMAKTADIR”

Kimsenin mal kaçırmasına ve mağdur vatandaşların haklarına ulaşmasını engellemesine müsaade edilmediğini belirten Gürlek, tüm fon sahipleri ile yönetici kademelerinde yer alan şüphelilerin mal varlıklarına el konulduğunu, birinci derece yakınlarının mal varlıklarının ise dondurulduğunu bildirdi.

Gürlek, “Vatandaşlarımız müsterih olsun: Hiç kimsenin unvanı, görevi, ekonomik gücü veya çevresi hukukun üzerinde değildir. Kimse korunmamakta, kimse kayırılmamaktadır! Delillerin ortaya koyduğu sorumluluk zinciri takip edilmektedir” dedi. Gürlek, sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vereceğini ve mağdur vatandaşların hakkının sahipsiz bırakılmayacağını belirtti.

Tarih belli oldu… Benzinin litre fiyatı 90 lirayı aşabilir!

Benzinde eşel mobil uygulamasının 1 Ekim itibarıyla sona ermesiyle ÖTV tutarının 4,43 TL’den 14,83 TL’ye yükselmesi bekleniyor.

Ekonomim’den Nihan Hiçyılmaz’ın haberine göre, ÖTV’deki 10,40 TL’lik artışın KDV’ye etkisiyle birlikte toplam fiyat artışı 12,48 TL’ye ulaşabilir. Yeni bir düzenleme yapılmaması halinde söz konusu artışın pompa fiyatlarına yansıması bekleniyor.

ABD-İran savaşı sonrasında Brent petrol ve akaryakıt fiyatlarında yaşanan yükseliş, Türkiye’de benzin ve motorin fiyatlarına da yansımıştı. Zamların pompa fiyatlarına etkisini sınırlamak amacıyla yıl içerisinde farklı tarihlerde eşel mobil uygulaması devreye alınırken, mart ayında başlayan uygulamanın ardından temmuz ve ağustos aylarında da yeni düzenlemeler yapılmıştı. Sektör kaynaklarının aktardığı bilgilere göre sistem, benzin açısından 1 Ekim itibarıyla sona erecek.

Benzinde yeni bir ÖTV düzenlemesi yapılıp yapılmayacağı ise artışın pompaya nasıl yansıyacağını belirleyecek. Sektör kaynakları, motorinde uygulanan yönteme benzer şekilde benzinde de yeni bir eşel mobil kararı alınması halinde ÖTV artışının kademeli gerçekleştirilebileceğini belirtiyor.

Ancak yeni bir karar alınmaması halinde benzinin litre fiyatının 90 TL’nin üzerine çıkması ve tek seferde yüksek tutarlı bir zam uygulanması bekleniyor.

‘Vatandaşlık çetesi’ operasyonunda 33 tutuklama: 2 bin 11 gayrimenkule el konuldu

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Göçmen Kaçakçılığı ile Mücadele ve Hudut Kapıları Şube Müdürlüğü ekipleri; “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “göçmen kaçakçılığı”, “resmi belgede sahtecilik”, “özel belgede sahtecilik” ve “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçlarına yönelik çalışma başlattı.

DHA’nın haberine göre; Bilirkişi ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları doğrultusunda yapılan incelemelerde, Türk vatandaşlığı kazanılması için gerekli miktarda döviz ülkeye girmediği halde para trafiği gerçekleşmiş gibi gösterildiği ve danışıklı gayrimenkul satışları yapıldığı tespit edildi.

Soruşturma kapsamında ayrıca gerçeğe aykırı yüksek bedelli ekspertiz raporları düzenlendiği, bu işlemler karşılığında yabancı uyruklu kişilerden maddi menfaat sağlandığı ve kamunun zarara uğratıldığı belirlendi.

32 ŞİRKETE EL KONULDU, TMSF KAYYIM ATANDI

Şüphelilerin yakalanması amacıyla 21 Eylül’de düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 74 kişi gözaltına alındı.

Operasyon kapsamında 32 şirkete el konularak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyım olarak atandı.

Soruşturma kapsamında ayrıca 2 bin 11 gayrimenkule, İstanbul’daki 1 otele, 86 motorlu araca, 2 yata, 42 banka hesabına el konuldu.

33 KİŞİ TUTUKLANDI

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 74 şüpheliden 33’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Şüphelilerden 21’i adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 20 kişi hakkında ise ev hapsi kararı verildi.

İmamoğlu’nun ‘makam aracı’ davası ertelendi

Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kişisel aracını makam aracı olarak kullanmasıyla ilgili Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davanın ilk duruşması yapıldı. İlk olarak İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’de yeni inşa edilen salonda yapılan ve tutuklu yargılandığı İBB Davası’na katılan İmamoğlu, daha sonra Silivri’deki diğer duruşma salonu binasına geçti.

Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Cezaevi’ndeki 4 No’lu salonda başlayan 12 sanıklı davada hazır bulunan İmamoğlu ile avukatları Kemal Polat ve Nusret Yılmaz, savunmasını tamamladı. Verilen aranın ardından tutuksuz sanıklar Orhan Yılmaz, Ercan Doğan, Fatma Hoşgöz Açıkgöz, Bülent Arslaner, YENİ Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş, Nuray Köker ve Selçuk Altun da savunma yaptı.

Duruşmayı Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan ile çok sayıda yurttaş da izledi. Diğer 4 sanığın savunmalarının bir sonraki duruşmada alınmasına karar verilerek duruşma, 23 Ekim’e ertelendi. Duruşma bitiminde bir grup yurttaş, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı attı.

İDDİANAMEDEN

İmamoğlu’nun kullandığı makam aracının İmamoğlu İnşaat’tan belediyeye bedelsiz tahsis edildiği, özel bir şirkete ait aracın belediye başkanının makam aracı olarak kullanıldığı, aracın yakıt, lastik, bakım ve onarım giderlerinin belediye bütçesinden karşılandığı gerekçesiyle “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla İmamoğlu hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası isteniyor. İddianamede 122 bin 305 lira 70 kuruş kamu zararının olduğu iddiası yer alıyor. İBB Davası kapsamında tutuklu olan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve YENİ Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş da bu davada yargılanıyor. (ANKA)

Erdoğan’dan Turgutlu’daki okul saldırısıyla ilgili açıklama

Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu sabah Manisa’mızın Turgutlu ilçesinde meydana gelen olayda yaralanan 11 evladımıza, bu elim hadiseden etkilenen tüm yavrularımıza, ailelerine, öğretmenlerimize ve eğitim camiamıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu müessif hadise, ilgili birimlerimiz tarafından titizlikle soruşturulmaktadır. Emniyet birimlerimiz, gereken tüm tedbirleri almaktadır. Milletimize geçmiş olsun.” ifadesini kullandı.

İlişkili Haber
thumbnail
Manisa’da okula silahlı saldırı: Yaralılar var!
Haberi görüntüle

Sayıştay raporuna göre milyonlarca hayvanın aşı kaydı bulunamadı

Sayıştay, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Bakanlığa bağlı Döner Sermaye İşletmelerinin 2025 yılı mali hesaplarına ilişkin denetim raporlarını tamamlayarak kamuoyuna açıkladı. Raporda, mera alanlarından elde edilen gelirlerin kullanım durumuna ve hayvancılık kayıt sistemlerindeki muhasebe ve veri uygulamalarına ilişkin tespitlere yer verildi.

Sayıştay raporunda yer alan verilere göre, Tarım ve Orman Bakanlığı’na 2025 yılı nihai bütçe ödeneği 487 milyar 940 milyon 42 bin lira olurken, mali yılı sonu itibarıyla toplam ödeneğin 479 milyar 204 milyon 405 bin lirasını harcadı. Böylece Bakanlık, başlangıçta kendisine tahsis edilen bütçenin yüzde 98,2 oranında kullandı.

MERA GELİRLERİ HESAPLARDA ATIL BEKLİYOR

Sayıştay denetçilerince yapılan tespitte, Mera Kanunu uyarınca mera, yaylak ve kışlaklardan elde edilen otlatma bedellerinin ve ürün satış gelirlerinin yüzde 75’i, mera ıslahı ve geliştirilmesi amacıyla kullanılmak üzere ilgili belediyelerin veya köy sandıklarının özel hesaplarına aktarıldığı hatırlatıldı.

Raporda, söz konusu hesaplarda biriken fonların mera ıslah projelerinin kullanımında elde edilen gelirlerin amacına yönelik kullanılmadığı tespit edildiği bildirildi.

Yapılan incelemeler sonucunda köy ve belediyelere yatırılan, ıslah ve geliştirme amacıyla kullanılması gereken mera gelirlerinin bu amaçla kullanılıp kullanılmadığı meralardan sorumlu Daire Başkanlığı tarafından araştırıldığı kaydedildi. Buna göre, 2024 yılında Türkiye genelinde sadece Tokat ilinde 1 adet ortak mera ıslah projesi yürütülürken, 2025 yılında ise belediyeler ve İl Tarım ve Orman Müdürlükleri iş birliğiyle yürütülen herhangi bir ortak mera ıslah projesi hayata geçirilmedi. Yevmiye kayıtları incelenebilen 82 belediyenin özel hesaplarında, 2023 yılında 18,2 milyon lira, 2024 yılında 20,8 milyon lira ve 2025 yılında 19,69 milyon lira mera geliri biriktiği kayıtlara geçti.

İlgili belediyelerdeki muhasebe kayıtlarında mera ıslahında kullanılmak üzere belediye hesaplarında her yıl biriken bir kaynak bulunduğu aktraılan raporda, “bu kaynakların ıslah ve geliştirme projelerinde kullanılamadığı” tespitine yer verildi. Raporda, bu kaynakların kullanılamamasının temel nedeni olarak Mera Yönetim Birliklerinin kurulamaması ve birlik bulunmayan yerlerde bu paraların harcanmasına yetkili mercilerin mevzuatta net olarak tanımlanmaması gösterildi.

Anka Haber | Yozgatlı besici: "Devlet, desteği gerçekten bu işi yapan insanlara versin"

MİLYONLARCA HAYVAN İÇİN AŞI KAYDI BULUNAMADI

Sayıştay’ın başka bir bulgusuna göre, hayvan işletmelerinin her yıl en az yüzde 3’ünün denetlenmesi ve sığır cinsi hayvanlara 2025 yılında üç kez aşılama programı uygulanmasına rağmen tanımlı hayvan bilgilerinin güncellenmediği belirlendi. Raporda, TÜRKVET Hayvan Kayıt Sistemi’nde 2025 yılında zorunlu aşı uygulamasına tabi kayıtlı hayvanlardan yaklaşık 2,5 milyon büyükbaş ve 35 milyon küçükbaş için herhangi bir aşılama işlemi yapıldığına dair kayıt bulunmadığı tespit edildi.

Sayıştay, hayvanların sistemde aktif statüde görünmesine rağmen aşılanmamış olmasının, ölüm, kesim, satış veya işletme değişikliği gibi nedenlerle hayvan düşümlerinin TÜRKVET’e zamanında ve eksiksiz işlenmemesinden kaynaklandığının değerlendirildiğini bildirdi. Raporda, 2025 yılında İl/İlçe Müdürlükleri veteriner hekimlerince üç kez gerçekleştirilen aşılama programı sırasında da işletmeler üzerine kayıtlı olduğu halde aşılanamayan hayvanlara ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığı belirtildi.

BİYOLOJİK OLARAK UYUMLU OLMAYAN YAŞ VE YAVRU KAYITLARI

TÜRKVET’teki hayvanların yaş bilgilerinin incelenmesi sonucunda, biyolojik ve hayvan işletmeciliği açısından makul kabul edilemeyecek yaşlarda görülen hayvan sayısının oldukça yüksek olduğu tespit edildi. Sayıştay, olağan dışı derecede ileri yaşta görünen hayvan kayıtlarının ölüm, kesim veya sistemden düşüm işlemlerinin zamanında yapılmadığına işaret ettiğini ve fiilen var olmayan hayvanların sistemde aktif tutulduğunu ifade etti.

Doğum kayıtlarında da benzer sorunlar tespit edildi. Bazı anne hayvanlar için üreme periyotları ve doğal doğum sıklığıyla uyumlu olmayan sayıda yavru kaydı bulunduğu, bazı kayıtlarda bir anne hayvana 20-30 yavru işlendiği belirtildi. Raporda, bu durumun doğum ve yavru kayıtlarında etkin bir kontrol ve doğrulama mekanizmasının bulunmadığını ve TÜRKVET verilerinin güvenilirliğini zedeleyen hatalı kayıtlar oluşturduğunu gösterdiği kaydedildi.

Anka Haber | TÜİK: Büyükbaş hayvan sayısı haziran ayında 16 milyon 555 bin baş oldu, sığır ve manda sayısı azaldı

GÜNCEL OLMAYAN KAYITLARA RAĞMEN BUZAĞI DESTEĞİ

Sayıştay, TÜRKVET kayıtlarının gerçek durumu yansıtmamasına rağmen, işletme kayıtlarını tutmayan ve bildirim yapmayan işletmelerin Yönetmeliğin 67’nci maddesindeki müeyyide ile ilişkilendirilmediğini tespit etti.

Raporda, bu işletmelerin güncel olmayan kayıtlarına rağmen buzağı desteklerinden yararlandırıldığı belirtildi. Sayıştay, işletme kayıt defterlerinin tutulmadığını, işletme plakalarının uygulanmadığını ve Yönetmeliğin 56-58’inci maddeleri kapsamında yapılan kontrollerin tanımlama ve tescil kayıtlarındaki hataları önlemeye yeterli olmadığını bildirdi.

AŞI VE KÜPE GELİRLERİNDE 3,56 MİLYAR LİRALIK ALACAK

Sayıştay’ın bir diğer bulgusunda da, veteriner biyolojik ürünler ve hayvan tanımlama araçlarına ilişkin gelir ve stok çıkış kayıtlarının hizmetin verildiği tarihte değil, destek ödemelerinden mahsup yoluyla tahsilat yapıldığında muhasebeleştirildiği aktarıldı. Rapora göre, 2025 yılı sonu itibarıyla küpe bedeli, aşı bedeli ve uygulama ücreti olarak toplam 3 milyar 560 milyon 914 bin 656 lira alacak oluştu. Destek ödemeleri henüz yapılmadığı için bu tutarın 1 milyar 809 milyon 420 bin 918 lirası, yani yüzde 51’i mahsuplaşma yoluyla tahsil edildi.

Sayıştay, gelirlerin hizmetin sunulduğu dönemde değil tahsil edildiği dönemde muhasebeleştirilmesinin dönemsellik ilkesine aykırı olduğunu aktararak, bu durumun dönemler itibarıyla gelirlerin hatalı raporlanmasına ve ticari mallar hesabının gerçekte olduğundan yüksek görünmesine neden olduğunu kaydetti. Raporda ayrıca, gelir ve alacakların hizmetin fiilen sunulduğu tarihte tahakkuk ettirilerek muhasebeleştirilmesi ve ticari mallar hesabından çıkışların da aynı tarihte yapılması gerektiği belirtildi. (ANKA)

Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Enver Altaylı tutuklandı

Ergenekon davasında tutuklu bulunduğu sırada, 2011 yılında Silivri’deki cezaevinde yaşamını yitiren eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin “kasten öldürme”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma” ile “2937 sayılı yasaya muhalefet” suçlarından başlatılan soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında sağlık sorunları nedeniyle şüpheli sıfatıyla ifadesi alınamayan eski istihbarat görevlisi ve Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında yargılandığı davada hükümlü olan Enver Altaylı, Silivri Adliyesi’nde “şüpheli” sıfatıyla ifade verdi.

Savcılıktaki ifade işlemi tamamlanan Altaylı, “Kasten öldürmeye azmettirme” suçundan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Enver Altaylı’nın tutuklanmasına karar verildi.

FETÖ kapsamında yargılandığı “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “siyasi ve askeri casusluk” suçlarından verilen 23 yıl 4 ay hapis cezası 2024’te onanan Enver Altaylı’nın soruşturma kapsamındaki ifadesinin sağlık sorunları nedeniyle alınamadığı öğrenilmişti.

Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada koğuş arkadaşlarına ev hapsi kararı

NE OLMUŞTU?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından, Silivri Cezaevi’nde 2011’de şüpheli şekilde yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.

Kozinoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri 1 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 12 Kasım 2011’de rahatsızlanarak Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğini anımsatan Gürlek, “Hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetmiş olduğu tespit edilmiştir. Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelenmiş, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve müteveffanın eşinin tanık ifadeleri alınmış, 10 Nisan 2012’de kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.” ifadelerini kullanmıştı.

Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğini belirterek, şunları kaydetmişti:

“Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yapılan değerlendirmeler ışığında Silivri Sulh Ceza Hakimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararı kaldırılmış ve soruşturma yeniden başlatılmıştır. Yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alınmış, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar başlatılmıştır. Bugün gelinen aşamada, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımızca olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmış, 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise FETÖ firarisi olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmiştir.”

Gözaltına alınan 10 şüpheliden biri tutuklanmış, 7’si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9 şüpheli serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında yürütülen çalışmalarda, biri muhabir, biri kameraman ve 7’si sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, adliyeye sevk edilmişti.

Savcılıkça ifadeleri alınan, muhabirin de arasında olduğu 3 şüpheli tutuklanmaları, kameramanın da arasında bulunduğu 3 şüpheli “yurt dışına çıkış yasağı” ve “imza atmak”, diğer 3 şüpheli ise “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol uygulanması talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.

Hakimlik, muhabirin de arasında olduğu 3 şüphelinin tutuklanmasına, kameramanın da arasında bulunduğu 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.

Soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 4, hakkında adli kontrol tedbiri uygulanan şüpheli sayısı da 13 olmuştu.

Bu arada Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeninin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla alınan karar kapsamında fethi kabir işlemi gerçekleştirilmişti.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan “bilgi sahibi” sıfatıyla savcılığa ifade vermişti.

Başsavcılık soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin incelenmesine karar verildiği bildirmişti.

Soruşturma kapsamında, olay tarihinde görev yapan Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan ve Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 4 şüpheliden, olay tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan, savcılıktaki ifadelerinin ardından “suç örgütüne üye olma” şüphesiyle tutuklanmıştı.

Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli deniz yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve jandarma albay Hasan Atilla Uğur’a ise sağlık durumları ve yaşları göz önüne alınarak “kasten öldürme” suçundan ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

 

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

ABD yaptırımlarının ardından geldi: Türk hava yolu şirketleri İran seferlerini askıya aldı

ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımlarının havacılık sektörünü de kapsayacak şekilde genişletilmesinin ardından Türkiye ile İran arasındaki hava ulaşımında yeni kısıtlamalar gündeme geldi. Türk Hava Yolları (THY), AJet ve Pegasus’un, 21 Eylül itibarıyla İran’a gidiş ve dönüş seferlerini durdurduğu görüldü. THY ve AJet’in rezervasyon sistemlerinde Mart 2027’ye kadar İran’a yönelik uçuş görünmezken, Pegasus’un da İran seferlerini rezervasyon sisteminden kaldırdığı bildirildi.

İngiltere merkezli Iran International’a konuşan bir THY yetkilisi ise Mart 2027’ye kadar İran’a planlanmış sefer bulunmadığını, uçuşların bu tarihten sonra yeniden başlayacağının da garanti edilemeyeceğini söyledi.

ABD, İRAN’IN HAVACILIK SEKTÖRÜNE YAPTIRIMLARI GENİŞLETTİ

ABD Hazine Bakanlığı, 8 Eylül’de İran’ın havacılık sektörünü hedef alan yeni yaptırım paketini açıklamıştı. ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), aralarında 27 İranlı hava yolu şirketinin de bulunduğu 36 kişi ve kuruluşu yaptırım listesine aldı. Bakanlık, İranlı hava yolu şirketlerine hizmet veren yabancı şirketlerin de ABD finans sistemine erişimlerini kaybetme riskiyle karşılaşabileceği uyarısında bulundu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de İranlı hava yolu şirketlerine yakıt, iniş, yer hizmetleri ve bilet satışı gibi hizmetleri sağlayan şirketlerin yaptırım riskiyle karşı karşıya kalacağını açıklamıştı. Yeni uygulamaların 23 Eylül itibarıyla İranlı hava yolu şirketlerinin uluslararası operasyonlarını ciddi ölçüde sınırlandırması bekleniyor. ABD Hazine Bakanlığı’nın 8 Eylül tarihli yaptırım kararında Türkiye merkezli Sky Phoenix, S Sistem ve Mes Cargo gibi bazı şirketler de İran’ın havacılık sektörüne ve Mahan Air’e destek sağladıkları iddiasıyla yaptırım kapsamına alınmıştı.

BANK MELLAT’IN İSTANBUL ŞUBESİNİN FAALİYET İZNİ DE KALDIRILMIŞTI

İran’a yönelik ekonomik baskının arttığı süreçte Türkiye’de İran merkezli Bank Mellat’a ilişkin de dikkat çeken bir karar alınmıştı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), 18 Eylül’de aldığı kararla İran bankası Bank Mellat’ın İstanbul Merkez Şubesi’nin faaliyet iznini kaldırmış, karar 19 Eylül tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Karar, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 71’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında alınmıştı.

BDDK kararında ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarına atıfta bulunulmadı. Reuters ise Bank Mellat kararını, ABD’nin diğer ülkelere İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çağrısında bulunduğu bir dönemde alınan gelişmelerden biri olarak değerlendirdi. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını finans ve havacılık sektörlerinde sıkılaştırdığı süreçte, Bank Mellat’ın İstanbul şubesinin faaliyet izninin kaldırılmasının ardından Türk hava yolu şirketlerinin İran seferlerini durdurması, Türkiye-İran arasındaki ekonomik ve ulaşım bağlantılarında peş peşe yaşanan iki gelişme oldu. (ANKA)

Aleyna Çakır’ın şüpheli ölümü: Ümitcan Uygun hakkında karar

Kamuoyunda “Aleyna Çakır” olarak bilinen Sema Esen’in ölümüne ilişkin Ümitcan Uygun’un yargılandığı davada mahkeme kararını açıkladı.

DHA’nın haberine göre; Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi, Uygun’u “intihara teşvik etmek, intihar kararını kuvvetlendirme” suçundan 4 yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, Uygun’un “eziyet etme” suçlamasından ise beraatine karar verdi.

Davada 8 Mayıs 2026’da açıklanan esas hakkındaki mütalaada savcılık, Uygun’un “intihara teşvik etme” ve “eziyet etme” suçlarından 6 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etmişti. Uygun ise suçlamaları kabul etmemişti.

Mahkeme, yargılama sonunda “eziyet etme” suçlaması yönünden beraat kararı verirken, diğer suçtan 4 yıl hapis cezasına hükmetti.

NE OLMUŞTU?

Gerçek adı Sema Esen olan ve kamuoyunda Aleyna Çakır adıyla tanınan 21 yaşındaki kadın, 3 Haziran 2020’de Ankara’nın Keçiören ilçesindeki evinde ölü bulunmuştu. Adli Tıp Kurumu raporunda ölümün ası sonucu meydana geldiği belirtilmişti.

Esen’in ölümünün ardından, Ümitcan Uygun’un daha önce Esen’e şiddet uyguladığı anlara ilişkin görüntüler sosyal medyada gündem olmuştu. Söz konusu görüntülerin Esen’in ölümünden yaklaşık bir buçuk ay önce kaydedildiği belirlenmişti. Uygun, soruşturma kapsamında gözaltına alınmış ve ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı.

İDDİANAME YILLAR SONRA HAZIRLANMIŞTI

Esen’in ölümüne ilişkin soruşturmanın ardından hazırlanan iddianamede Uygun’un “intihara teşvik etmek, intihar kararını kuvvetlendirme” ve “eziyet etme” suçlarından cezalandırılması talep edildi. Davanın ilk duruşması Mart 2025’te Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Yargılama sürecinde Uygun suçlamaları reddetti. Savcılık ise Mayıs 2026’daki mütalaasında iki suçtan 15 yıla kadar hapis cezası istedi.

22 Eylül 2026’da açıklanan kararla Uygun’a “intihara teşvik etmek, intihar kararını kuvvetlendirme” suçundan 4 yıl hapis cezası verilirken, “eziyet etme” suçundan beraat kararı çıktı.

AKOM’dan İstanbul için sağanak ve fırtına uyarısı: Sıcaklıklar 8 derece birden düşecek!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri Dairesi Başkanlığı AKOM, İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesi genelinde Balkanlar üzerinden gelen serin ve yağışlı havanın etkisi altına gireceğini duyurdu.

Sabah saatlerinde yerel (Tuzla, Çekmeköy Şile) görülen yağışların öğleden sonra etkisini arttırması, Avrupa Yakası, Boğaz çevresi ile Anadolu Yakası genelinde kuvvetli şekilde (20-40 kg/m2) etkili olması beklenirken sıcaklıkların akşam saatlerine kadar azalarak 16 dereceler civarına gerileyeceği tahmin ediliyor.

AKOM’un tahminlerine göre; çarşamba gece saatlerine kadar bölgede etkili olması beklenen sistem nedeni ile rüzgârın kuzeyli yönlerden aralıklarla fırtına şeklinde (30-60km/s) esmesi beraberinde sıcaklıkların da 6-8 derece birden azalarak bahar değerlerine gerileyeceği, il genelinde aralıklarla kuvvetli sağanak ve yer yer çok kuvvetli (60-100 kg/m2) gök gürültülü sağanak yağmur geçişlerinin yaşanacağı öngörülüyor.

‘7 BİN 38 PERSONEL İSTANBUL İÇİN HAZIR’

Konuya ilişkin İBB’den yapılan bilgilendirmeye göre, beklenen kuvvetli sağanak yağış nedeniyle yaşanması muhtemel olumsuzluklara karşı İBB ekiplerinden 7 bin 38 personel, 2 bin 137 araç ve iş makinesi ile il genelinde hazır bekliyor.

İtfaiye ekiplerinden 926 personel 548 araç iş makinası 213 motopomp, 523 dalgıç pompa ekipmanı, İSKİ’den 1056 personel 649 araç iş makinası, İBB Yol Bakım’dan 513 personel 151 araç iş makinası, Atık Yönetimi/İSTAÇ’tan 538 personel, 134 araç iş makinası, zabıta ekiplerinden 1270 personel 203 araç, Park Bahçeler’den 629 personel 109 araç, İBB Trafik’ten 152 personel 41 araç, İBB Yerinde Çözüm’den 486 personel 31 araç, İETT’den 377 personel 19 araç, Metro İstanbul’dan 300 personel, İGDAŞ’tan 791 personel 252 araç iş makinası teyakkuzda İstanbul için bekliyor.

AKOM tarafından; yağış nedeniyle şu ana kadar önemli bir olumsuzluk yaşanmadığı açıklandı. (ANKA)

Sayıştay’dan Spor Toto’ya uyarı: ‘Adil rekabetle bağdaşmıyor’

Sayıştay’ın Spor Toto Teşkilat Başkanlığı 2025 Yılı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu’nda, elektronik platformdaki bahis oranları ile sanal bayi sözleşmelerine ilişkin iki ayrı bulguya yer verildi.

SAYIŞTAY: ‘KRAL ORAN’ ADİL REKABETLE BAĞDAŞMIYOR

Raporda, Başbayi tarafından işletilen elektronik platformdaki bahis oranlarının “Kral Oran” adıyla diğer sanal bahis sitelerinden daha yüksek belirlendiği belirtildi.

Haziran 2025’te gerçekleştirilen banka entegrasyonuyla birlikte iştirakçilerin bakiye yükleme ve ikramiye çekme işlemlerini banka kanalları üzerinden doğrudan yapabilmelerinin mümkün hale geldiği, böylece fiziksel bayiye gitme ihtiyacının ortadan kalktığı kaydedildi.

Raporda, yüksek olarak belirlenen bahis oranları ile banka entegrasyonunun sağladığı kolaylığın elektronik platformu iştirakçiler açısından avantajlı konuma getirdiği ve platformun pazar payının önemli ölçüde arttığı ifade edildi.

YÜKSEK ORANLAR KOMİSYON MALİYETİNİ DE ARTIRDI

Elektronik platform üzerinden gerçekleştirilen bahislerin ilgili bayinin cirosu olarak değerlendirildiği ve bayilere komisyon ödendiği belirtilen raporda, elektronik platform için ödenen komisyon oranlarının diğer sanal bayilere göre daha yüksek olduğu kaydedildi.

Sayıştay, iştirakçi talebinin elektronik platforma kaymasının da Teşkilatın katlandığı komisyon maliyetlerinin yükselmesine neden olduğunu belirtti. Raporda, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı’nın spora dayalı bahis ve şans oyunları piyasasında düzenleme, düzenletme ve denetleme konusunda tek yetkili kamu kurumu olduğu hatırlatılarak, sanal bayilerle rekabet halinde bulunan elektronik platformda diğer sanal bayilerden daha yüksek bahis oranlarının uygulanmaya devam edilmesinin adil rekabet ortamıyla bağdaşmadığı değerlendirildi.

SAYIŞTAY ‘KRAL ORAN’ UYGULAMASININ SONA ERDİRİLMESİNİ İSTEDİ

Kamu idaresinin cevabında, “Kral Oran” uygulamasının ardından fiziki bayilerin pazar payındaki artış üzerine oran farkının kademeli olarak azaltıldığı, elektronik platformda yalnızca iki banka üzerinden işlem yapılabildiği ve yüksek oranlarla yasa dışı bahis sitelerindeki oranlara kısmen yaklaşılmasının amaçlandığı belirtildi.

Sayıştay ise banka çeşitliliğinin sınırlı olmasına rağmen banka entegrasyonunun ardından elektronik platformun pazar payının kısa sürede önemli ölçüde artmasının, platformun iştirakçiler açısından avantajlı konuma geldiğini gösterdiğine dikkati çekti.

Raporda, yasa dışı bahisle mücadele amacıyla alınacak tedbirlerin piyasada faaliyet gösteren bayiler arasındaki adil rekabet koşullarını bozmayacak şekilde uygulanması gerektiği belirtildi.

Sayıştay, elektronik platform ile diğer sanal bayiler arasındaki rekabet koşullarının dengelenmesi, yüksek komisyon maliyetlerinin azaltılması ve piyasada daha adil bir rekabet ortamının sağlanması amacıyla “Kral Oran” uygulamasının sona erdirilmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınmasının uygun olacağını değerlendirdi.

SANAL BAYİLERİN İHLALLERİNDE MALİ KAYBIN NASIL KARŞILANACAĞI BELİRSİZ

Raporda ayrıca Spor Toto Teşkilat Başkanlığı ile sanal bayiler arasında yapılan sözleşmelerin mali hükümler açısından gözden geçirilmesi gerektiği belirtildi.

Sanal ortam bayiliklerinin iptaline ilişkin mevzuatta, bir takvim yılı içerisinde belirli süre oyun oynatmama, oyun bedellerinin kayıt dışı tahsil edilmesi veya satış toplamının gizlenmesi, yasa dışı bahis oynatılması, gerekli teminatın tamamlanmaması ve Teşkilatın talimatlarına aykırı hareket edilmesi gibi çok sayıda iptal nedeninin bulunduğu hatırlatıldı.

Sayıştay, ruhsat iptaline sebep olan birçok fiilin Spor Toto açısından doğrudan mali kayıp riski oluşturmasına rağmen, söz konusu zararların nasıl telafi edileceğine ilişkin açık ve bağlayıcı bir düzenleme bulunmadığını tespit etti.

TEMİNATIN NASIL KULLANILACAĞI AÇIKÇA DÜZENLENMEMİŞ

Raporda, sanal bayilerden ruhsat verilmeden önce Teşkilatın belirleyeceği oranda teminat alındığı, ruhsatın iptali halinde ise Teşkilatla hesap mutabakatının sağlanmasının ardından bayinin Teşkilata olan borçlarının teminattan mahsup edilerek kalan tutarın iade edildiği belirtildi.

Ancak mevzuatta, sanal bayilerin açık kusurları nedeniyle Spor Toto’nun uğrayacağı zararların karşılanmasında alınan teminatın nasıl kullanılacağı veya hangi hallerde gelir kaydedileceğinin düzenlenmediği kaydedildi.

Sayıştay, bu durumun teminat mekanizmasının telafi edici ve caydırıcı işlevini zayıflattığını, ruhsat iptalinin ise geçmişe dönük mali kayıpları tek başına karşılamasının mümkün olmadığını belirtti.

Kamu idaresinin cevabında, sanal bayilerin ruhsat iptaline sebep olan ve Teşkilat açısından mali kayıp riski oluşturan fiiller nedeniyle ortaya çıkabilecek zararların nasıl telafi edileceğine ilişkin uygulama yönetmeliği ve sanal bayilerle yapılan sözleşmeler üzerinde çalışma başlatıldığı bildirildi.

Sayıştay, ruhsat iptaline yol açan ve mali sonuç doğuran ihlaller bakımından teminatın kısmen veya tamamen gelir kaydedilmesine imkan tanıyan açık hükümlerin mevzuata eklenmesi, ruhsat iptalinin geçmişe dönük mali yükümlülükleri ortadan kaldırmadığının açıkça düzenlenmesi ve sanal bayilerle yapılan sözleşmelerin bu kapsamda revize edilmesi gerektiğini değerlendirdi. (ANKA)

Tahliye kararı sonrası yeniden gözaltına alınmıştı: Mehmet Cemil Acar tutuklandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamaya göre, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçundan dün gözaltına alınan şüpheli Mehmet Cemil Acar’ın emniyetteki işlemleri tamamlandı.

AA’nın haberine göre; sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edilen şüpheli, sevk edildiği sulh ceza hakimliğince üzerine atılı suçtan tutuklandı.

Soruşturma dosyasındaki bilirkişi raporunda, şüphelinin DHMİ’de Daire Başkanı ve müşavir olarak görev yaptığı dönemde, yasal gelirinin çok üzerinde çeşitli illerde ve değerli konumlarda çok sayıda gayrimenkul edindiği tespiti yer aldı.

Acar’ın, görev yaptığı süre içerisinde maaş olarak elde ettiği gelirin çok üzerinde gayrimenkul edindiği, bu mal varlığının kaynağına ilişkin açıklayıcı bir beyanda bulunamadığı belirtildi.

Bilirkişi incelemesinde, şüphelinin yasal geliri ile tespit edilen mal varlığı arasındaki haksız miktarın 223 milyon 795 bin 333 lira olduğu kaydedildi.

Dosyada yer alan ifadelerde ise O.E. isimli şahsın, şüphelinin görevde olduğu sırada yapması gereken işleri geciktirmek suretiyle birçok kişiden para ve başka mallar temin ettiği yönünde beyanda bulunduğu belirtildi.

Soruşturmanın, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” ile “rüşvet/irtikap” suçlamaları kapsamında genişletilerek sürdürüldüğü bildirildi.

İsrail, İran’ın muhtemel saldırısına karşı alarm seviyesini yükseltti

İsrail’de yayın yapan Kanal 12 televizyonunun haberinde, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Devrim Muhafızları Ordusu arasında karşılıklı tehditler artarken Tel Aviv yönetiminin, İran’la yeni bir gerilim yaşanması ihtimaline hazırlık yaptığı iddia edildi.

Washington ile Tahran arasında “şiddetli gerilim” yaşandığı kaydedilen haberde, Tahran ile Washington yönetimleri arasındaki müzakerelerin yeniden başlatılması için perde arkasında girişimlerin olduğuna işaret edildi.

Haberde, bu girişimlerin başarısız olması halinde İsrail’in hızla kötüleşecek bir senaryo için hazırlık yaptığı belirtilerek İran’ın ABD’ye taviz verme niyeti taşımadığı görüşüne yer verildi.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre İsrailli güvenlik yetkililerinin “işler kontrolden çıkabilir” değerlendirmesini aktaran Kanal 12, Tel Aviv yönetiminin gerilimin daha da yükselmesi durumunda, İran’ın İsrail’e saldırma ihtimaline karşı seçenekleri değerlendirdiği ve hazırlıkların ABD ordusuyla koordinasyon halinde hem savunma hem saldırı boyutunu kapsadığı ileri sürüldü.

İstanbullular dikkat… AKOM saat verip uyardı: Kuvvetli geliyor!

Konuya ilişkin İBB’den yapılan bilgilendirmeye göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri Dairesi Başkanlığı AKOM hafta boyunca sıcaklıkların düşmesiyle birlikte, İstanbul’da salı gününden itibaren yağmurun etkili olacağını duyurdu.

Marmara Bölgesi genelinde etkili olacak serin ve yağışlı havayla birlikte yarın sabah saatlerinden (09.00) itibaren rüzgârın kuzeyli yönlerde kuvvetlenmesi (20-50km/s) ile birlikte hâlihazırda 26-28 ℃ aralığında yaz değerlerinde seyreden sıcaklıkların 6-8℃ birden azalarak bahar değerlerine gerileyeceği, beraberinde il genelinde aralıklarla sağanak geçişlerinin yaşanacağı öngörülüyor. Yağışlar çarşamba akşam saatlerine (17.00) kadar İstanbul’u kuvvetli yağış geçişleri ile etkisi altına alacak.

AKOM’un değerlendirmelerine göre; Karadeniz’in nemli havasını bölgeye taşıyan poyrazdan dolayı nem miktarının özellikle maksimum seviyelere çıktığı şu günlerde; atmosferin üst seviyesinin soğuk, yer seviyesinin (deniz ve kara) sıcak olması nedeniyle yıldırımlı, şimşekli, fırtınalı, gök gürültülü kuvvetli sağanak yağmur geçişleri bekleniyor. Vatandaşların ise ani su baskınları, ulaşımda yaşanabilecek aksamalar, yıldırım ve kuvvetli yağış nedeniyle oluşabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olmaları gerekiyor. (ANKA)

Afra Saraçoğlu gözaltına alındı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ünlü isimlere yönelik yürütülen uyuşturucu soruşturmasında yeni gelişme yaşandı.

Hakkında gözaltı kararı bulunan oyuncu Afra Saraçoğlu, yurt dışından Türkiye’ye dönüşünde İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı.

‘EN KISA SÜREDE DÖNÜP İFADE VERECEĞİM’ DEMİŞTİ

Saraçoğlu, operasyonun ardından sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, önceden planlanan iş seyahati nedeniyle yurt dışında bulunduğunu belirtmişti.

Hakkındaki gözaltı kararına ilişkin Türkiye’ye döneceğini açıklayan Saraçoğlu, en kısa sürede ifade vereceğini bildirmişti.

Türkiye’ye dönen Saraçoğlu, İstanbul Havalimanı’nda ekipler tarafından gözaltına alındı.

Evinden 26 kilo külçe altın çıkmıştı: Eski DHMİ Daire Başkanı Mehmet Cemil Acar tahliye edildi

“Rüşvet” ve “yolsuzluk” suçlamalarıyla yargılanan eski Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Daire Başkanı Mehmet Cemil Acar tahliye edildi.

Ankara 89. Asliye Ceza Mahkemesi, Acar’ın tutuklulukta geçirdiği süreyi dikkate alarak tahliyesine karar verdi.

Evindeki kasadan 26 kilo külçe altın çıkmıştı

EVİNDEKİ KASADAN 26 KİLO KÜLÇE ALTIN ÇIKMIŞTI

Acar’ın evinde yapılan aramada kasada 26 kilogram külçe altın, 1 milyon 320 bin dolar ve 121 bin Euro ele geçirilmişti.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından Acar’ın “geliri ile orantılı olmayacak şekilde mal varlığı edindiği, bazı mallarını gizlediği ve şüpheli banka hareketlerine sahip olduğu” bildirilmişti.

Yaklaşık 26 yıl DHMİ Genel Müdürlüğü’nde çalışan ve Kasım 2024’te emekli olan Acar, aylık gelirinin 3 milyon TL olduğunu belirtmişti.

Acar’ın emekli olmadan yaklaşık üç ay önce Batman’da bir mercimek fabrikası satın aldığı ve kendi üzerine kayıtlı 12 gayrimenkulünün bulunduğu da dosyaya yansımıştı.

ÖNCEKİ DURUŞMADA TAHLİYE EDİLMEMİŞTİ

Davanın daha önce Ankara 89. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ikinci duruşmasında Acar, SEGBİS aracılığıyla savunma yapmıştı.

Duruşmada dinlenen tanıklar, Acar’ın malvarlığının kaynağına ilişkin açıklamalarda bulunmuştu.

Tanık Behice Nilgün Erdem, Acar’a bedelsiz devrettiği gayrimenkulün geçmişte verdiği mimarlık ve danışmanlık hizmetlerinin karşılığı olduğunu savunmuştu.

Acar’ın yeğeni Ahmet Acar ise Batman’daki miras arazisine otel yapılması için gerçekleştirilen anlaşma sonucunda Acar’a 300 bin dolar ve 1 kilogram altın verdiğini söylemişti.

Mahkeme ikinci duruşmada Acar’ın tutukluluk halinin devamına karar vermiş, davayı 24 Kasım’a ertelemişti.

Son kararla birlikte mahkeme, Acar’ın tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önünde bulundurarak tahliyesine hükmetti. (ANKA)

Cennet vaadiyle geldiler, yaşamları cehenneme döndü!

YUSUF YAVUZ/VERYANSIN TV

Cennet vaadiyle cehennem: Antalya’nın doğu ilçelerindeki emlak piyasasında yaşanan organize vurgun iddiaları Türkiye’nin imajını da tehdit eder boyuta ulaştı. Antalya’nın Alanya ve Gazipaşa ilçelerinde peş peşe patlak veren milyonlarca Euroluk gayrimenkul dolandırıcılığı iddiaları, Türkiye’nin uluslararası arenadaki turizm ve yatırım imajını derinden sarsıyor. Türk devleti, ekonomiye yabancı sermaye kazandırmak amacıyla vatandaşlık teşvikleri, oturum izinleri ve küresel tanıtım afişleri hazırlarken; sahada yetkisiz aracıların, organize şebekelerin ve usulsüz imar oyunlarının kurbanı olan yüzlerce yabancı yatırımcı adliye koridorlarında hak arıyor. Mağdur olduklarını öne süren yabancılar, bugün de Alanya’da eylem ve basın açıklaması yaptı.

GAZİPAŞA’DA MİLYONLARCA EUROLUK ÇİFTE SATIŞ TUZAĞI

Gazipaşa ilçesinde patlak veren ve basına yansıyan son skandal, emlak dolandırıcılığının ulaştığı organize boyutu gözler önüne serdi. Pazarcı Mahallesi’nde inşa edilen ve proje aşamasındayken Rus, Ukrayna, ABD ve Kazakistan vatandaşlarına “Paradise” adı altında nakit indirimi vaatleriyle satılan lüks konut projesi, yatırımcılar için bir kâbusa dönüştü. Müteahhit firmanın, dairelerini yabancılara sattığı binayı bir bütün halinde otel zinciri işletmesine pazarladığı ortaya çıktı.

DAİRE ALDIKLARI BİNANIN OTEL OLDUĞUNU GÖRÜNCE ŞOKE OLDULAR

Skandalın perde arkasında ise Gazipaşa Belediyesi’nin planlama ilkelerine aykırı şekilde parsel bazında kişiye özel emsal artışı (0.90’dan 1.20’ye) yapması ve binayı otel kullanımına açması yer aldı. Belediyenin vatandaş itirazlarını reddederken kullandığı “1+1 konutlar boş kalıp güvenlik sorunu yaratıyor, otele dönüşmesi suç işlenmesini önler” gerekçesi ise hukukçular tarafından hayretle karşılandı. Toplamda 20 milyon Euroya yakın vurgunun yapıldığı projede gayrimenkullerini görmeye gelen yabancılar, karşılarında otel reklamlarını görünce şoke oldular.

Gazipaşa’da 4 farklı binadan aynı adla daire satın alan 100’den fazla yabancı dolandırıldıklarını öne sürerek Savcılığa başvurdu

ORGANİZE DOLANDIRICILIK İDDİALARI YARGIYA TAŞINDI

Benzer şekilde Alanya’da da çok sayıda yabancı uyruklu kişinin imzaladığı konut sözleşmelerine rağmen evlerin teslim edilmediği, sahte e-imzalar ve sahte pasaportlarla arsaların habersizce üçüncü kişilere satıldığı organize dolandırıcılık iddiaları yargıya taşınmış durumda.

EMLAK VURGUNU MAĞDURU YABANCILAR ALANYA’DA EYLEM YAPTI

Aralarında Rusya, Kazakistan, ABD, Ukrayna ve Kırgızistan vatandaşlarının da bulunduğu emlak vurgunu mağdurları bugün Alanya’daki Atatürk anıtı önünde eylem ve basın açıklaması yaptılar. Ellerinde mağduriyetlerini ifade eden dövizler taşıyan mağdurlar, ne paralarını ne de konutları alabildiklerini belirterek mağduriyetlerinin giderilmesini talep etti. Yaklaşık 3 yıldır devam eden emlak vurgununda 200’e yakın alıcının mağdur olduğu öne sürülüyor. Mağdurların konuyla ilgili suç duyurusunun ardından yürütülen adli sürecin halen devam ettiği öğrenildi.

Emlak vurgunu mağduru Alanya’da eylem ve basın açıklaması yaptı 

NE PARALARINI NE DE DAİRELERİNİ ALABİLDİLER

Ne satın aldıkları daireleri, ne de ödedikleri paraları geri alabildiğini belirten yabancı alıcılardan birinin konuyla ilgili iddiasına göre, daire almak için ödedikleri paralar nakit olarak alındı ve yurt dışına çıkarıldı. Mağdur alıcılar, aracı ve yüklenici firma arasında kalmış durumda. Paralarını geri istediklerinde, çözümsüzlüğe itildiklerini öne süren mağdurlar, projenin satışını yapan Alanya merkezli Messimo ve TNH firmaları ile Gazipaşa merkezli Müteahhitlik şirketi CLZ hakkında geçtiğimiz Mart ayında suç duyurusunda bulunmuştu.

CENNET GİBİ BİR YAŞAM HAYALLERİ KÂBUSA DÖNÜŞTÜ

Türkiye’den ev alarak “cennet gibi bir yaşam” hayal eden yabancı yatırımcılar, Alanya adliyesinde toplu suç duyurularında bulunmuştu. Sosyal medya gruplarında ve kamuoyuna açık yazışmalarda “Sizde hiç Allah korkusu yok mu?” ve “Kul hakkı” diyerek sitem eden mağdurların en büyük şikâyetlerinden biri de yürütülen adli süreçlerin aşırı yavaş işlemesi. Alanya’da sıklıkla benzer emlak dolandırıcılığı haberlerinin gündeme gelmesi dikkat çekerken, bu konuda yeni düzenlemelerin yapılarak mağduriyetlerin önüne geçilmesi talep ediliyor.

TÜRKİYE’NİN DİPLOMATİK VE TURİZM İMAJINA BÜYÜK DARBE

Yaşanan bu emlak skandalları, Türk devletinin yabancı yatırımcıyı ülkeye çekme politikalarıyla da çelişiyor. Devlet, doğrudan yabancı sermaye girdisini artırmak için konutla ilgili yatırım sınırlarını belirliyor ve farklı ülkelerde tanıtım yapıyor. Ancak sahada denetimsizlik sebebiyle yaşanan sorunlar, diplomatik kriz, turizm ve yatırım imajının zedelenmesi ve güven kaybı gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Yerel yönetimlerin kişiye özel imar planı değişiklikleriyle bu vurgunlara zemin hazırladığı iddiaları ise, Türk bürokrasisine ve adalet sistemine olan küresel güveni sarsıyor.

Emlak vurgunu mağduru Alanya’da eylem ve basın açıklaması yaptı

BAKANLIĞIN ‘GÜVENLİ ÖDEME SİSTEMİ’ DÜZENLEMESİ YOLDA

Sektör temsilcileri ve hukukçular, yaşanan bu kaosun önüne geçmek için acilen radikal önlemler alınması gerektiğini belirtiyor. Bu doğrultuda, gayrimenkul ticaretinde finansal güvenliği sağlamak amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan “Tapuda Güvenli Ödeme Sistemi” ise 1 Ekim 2026 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği açıklandı. Yeni uygulamaya göre gayrimenkul satışlarıyla ilgili ödeme sürecinde alıcı ve satıcıya ait kimlik bilgileri, tapu başvuru numarası, IBAN ve cep telefonu bilgilerinin kullanılması gerekiyor. Düzenleme ile ödeme tutarının güvenli bir mekanizma üzerinden bloke edilmesi ve tapu işleminin tamamlanmasının ardından satıcıya aktarılması planlanıyor. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün Güvenilir Hesap hizmetinde de satış bedeli tapu tesciline kadar Takasbank bünyesinde bloke edileceği belirtiliyor. Tescil işleminin tamamlanmasının ardından para satıcının hesabına aktarılırken, işlemin gerçekleşmemesi durumunda ise bloke edilen tutar alıcıya iade edilecek.

YENİ MAĞDURLAR YARATILMASIN

Gayrimenkul konusunda yatırımcıların para transferi ile tapunun devrini eş zamanlı olarak güvence altına alınması beklenen bu sistemin, piyasadaki “nakit para ve vergi kaçırma” tuzakları ile çifte satışları büyük oranda engellemesi bekleniyor. Ancak sistemin tamamen oturması için aradan geçen sürede Akdeniz kıyılarında özellikle yabancı konut alıcılarına yönelik ‘cennet’ vaatlerinin sıkı şekilde denetim altına alınması ve yeni mağdurların yaratılmaması önem taşıyor.

Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura hayatını kaybetti

İzmir’in Balçova ilçesindeki evinde önceki gün ani kalp durması nedeniyle Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine kaldırılan 83 yaşındaki eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura, kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım servisindeki yaşam mücadelesini kaybetti.

Özfatura, 1984 yılında yapılan yerel seçimde Anavatan Partisi adayı olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmış, 1989 yılındaki seçimleri kaybetmişti. Burhan Özfatura, 1994 yılında bu kez Doğru Yol Partisi (DYP) adayı olarak seçime girmiş ve yeniden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti.

MSB açıkladı: Kıbrıs’ın güneyi ve Akdeniz’de kapsamlı eğitim uçuşu

MSB’nin paylaşımı şu şekilde:

“Çelik Kanatlar Akdeniz’in semalarında! Ülkemizin Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin korunması, harekat kabiliyetlerimizin geliştirilmesi ve birliklerimizin hazırlık seviyesinin en üst düzeyde tutulmasına yönelik faaliyetlerimiz kararlılıkla devam ediyor. Bu kapsamda, Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza bağlı çeşitli üslerden havalanan muharip ve destek uçaklarımızın katılımıyla Kıbrıs Adası’nın güneyinde ve Akdeniz’in uluslararası hava sahasında kapsamlı bir eğitim uçuşu başarıyla gerçekleştirildi.”

MSB açıkladı: Kıbrıs’ın güneyi ve Akdeniz’de kapsamlı eğitim uçuşuhttps://t.co/CY0ZISl7Dt pic.twitter.com/MtI3zXQQ7f

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 21, 2026

 

 

💾

Açık Gündem’de Burakhan Başaran’ın konuğu Prof. Dr. Hasan Ünal.İsrail’in Suriye’deki hedefleri neler? Türkiye ile İsrail arasında Suriye üzerinden doğrudan b...

Dorukhan Büyükışık dosyasında ek iddianame: Eski emniyet müdürü dahil 26 sanığa hapis istemi

İzmir’de 8 yıl önce 26 yaşındaki Dorukhan Büyükışık’ın inşaat şantiyesinde ölü bulunmasına ilişkin aralarında dönemin Narlıdere ilçe emniyet müdürü ve inşaat şirketinin ortaklarının da bulunduğu 26 sanık hakkında hazırlanan iddianamede, sanıkların 6 ay ile 7,5 yıl arasında değişen sürelerde hapisle cezalandırılması istendi.

AA’nın haberine göre; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan 262 sayfalık iddianame hazırlandı.

Birleştirme talebiyle İzmir 21. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, aralarında dönemin Narlıdere ilçe emniyet müdürü İ.Y, dönemin Narlıdere Şehit Ayhan Tanrıverdi Polis Merkezi amiri İ.K, dönemin olay yeri inceleme ve suç inceleme büro amirleri, inşaat şirketinin ortakları M.M.T. ve oğlu M.T.T’nin de aralarında bulunduğu 25’i tutuklu 26 sanık hakkında “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” ve “yalan tanıklık” suçlarından 6 ay ile 7,5 yıl arasında değişen sürelerde hapis cezası talep edildi.

İddianamede, hukuk devletinde olayların zamanın akışına terk edilemeyeceği ve adalet arayışının toplum hafızasında canlı kaldığı sürece devletin gerçeği araştırma yükümlülüğünün devam edeceği, bu kapsamda 2018’de yaşanan ve aradan geçen zamana rağmen kamuoyunda yanıtı aranan Büyükışık’ın ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla soruşturma dosyasındaki bilgi ve delillerin yeniden değerlendirildiği ifade edildi.

‘DEMİR ÇUBUKLARLA ÖLDÜRÜLMÜŞ OLABİLRİ’

İncelemelerde bazı delillerin gizlenmiş, değiştirilmiş veya soruşturmanın sağlıklı yürütülmesini engelleyecek şekilde işleme tabi tutulmuş olabileceğine ilişkin somut deliller bulunduğu belirtilen iddianamede, Büyükışık’ın 13 Mayıs 2018’de Narlıdere’deki Bulut Orman Evleri inşaat alanında, 7 katlı apartman blokunun önünde cansız bedeninin bulunduğu hatırlatılarak, şunlar kaydedildi:

“Dorukhan Büyükışık’ın sırt bölgesine sert ve etkili bir şekilde demir çubuk ile vurularak darbedilmek suretiyle öldürülmüş olabileceği kanaatine varılarak, tüm şüpheliler hakkında ‘suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ ile ‘yalan tanıklık’ suçlarından 21 Mayıs’ta İzmir merkezli 9 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilerek 26 şüphelinin tamamı hakkında tutuklamaya ilişkin koruma tedbiri uygulanmıştır. Bu soruşturmanın konusu, ölümün oluş biçimi hakkında varsayımsal bir kabul kurmak değil, ölümün maddi gerçeğini ortaya çıkarabilecek delillerin olayın ilk saatlerinden itibaren nasıl toplandığını, kimlerin fiili hakimiyetinde bulunduğunu, hangi delillerin zamanında incelendiğini, hangilerinin eksik veya geç aktarıldığını ve bu süreçlerde şüphelilerin somut eylemlerinin bulunup bulunmadığını ortaya koymaktır. Dosyada yer alan 30 Temmuz 2018 tarihli otopsi raporunda ölümün, genel beden travmasına bağlı çok sayıda kosta (kaburga) kırığı ile iç organ yaralanmalarına bağlı iç kanama sonucu meydana geldiği belirtilmiş, travmatik bulguların oluşum mekanizmasının adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle iddianame, yüksekten düşme ihtimalini bilimsel olarak dışlayan bir ön kabul üzerine değil, ölüm mekanizmasının aydınlatılması için gerekli delillerin akıbeti üzerine kurulmuştur.”

Dosya kapsamında gerçekleştirilen çalışmalarla elde edilen yeni bilgi ve bulguların, olayın yüksekten düşme sonucu gerçekleştiği yönündeki değerlendirmelerin yanı sıra Büyükışık’ın darbedilerek öldürülmüş olabileceği iddiasını da desteklediği ifade edildi.

‘ÇOK SAYIDA AKSAKLIK VE MÜDAHALE VAR’

Dönemin Narlıdere ilçe emniyet müdürü İ.Y’nin, adli görevlendirmesi bulunmamasına rağmen olayın ilk anından itibaren kolluk sevk ve idaresine dahil olduğu, şirket yöneticileriyle yoğun irtibat kurarak delil süreçlerinde etkili olduğu, 13 Şubat’taki duruşmada tanık sıfatıyla verdiği beyanların gerçeğe aykırı olduğu ileri sürüldü.

İddianamede, şu değerlendirmelere yer verildi:

“Dosya kapsamındaki müşteki beyanları ve şüpheli ifadeleri, tanık anlatımları, olay yeri inceleme ve ölü muayene kayıtları, adli tıp raporları, kriminal incelemeler, kamera görüntüleri, HTS ve baz kayıtları, dijital materyaller ve diğer soruşturma evrakları birlikte değerlendirildiğinde, soruşturmanın ilk aşamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına elverişli delillerin toplanması, korunması, muhafazası ve adli makamlara aktarılması süreçlerinde birbirinden bağımsız görülemeyecek çok sayıda aksaklık ve müdahale bulunduğu anlaşılmıştır.

Olay yerinin başlangıçta muhafaza edilmemesi, maktule ait eşya ve araç üzerindeki izlerin zamanında ve eksiksiz biçimde incelenmemesi, zamana duyarlı biyolojik örneklerin yaklaşık 13 ay sonra kriminal incelemeye gönderilmesi ve bu nedenle genetik incelemeye cevap vermemesi, olay yeri fotoğraf ve videolarının uzun süre soruşturma dosyasına intikal ettirilmemesi, şantiye alanındaki kamera kayıtlarının tamamının temin edilmemesi, sonradan dosyaya giren görüntünün kaynak bilgilerinin silinmiş olması ve görüntü üzerinde oynama bulunduğuna ilişkin teknik tespitler, maktule ait cep telefonu ve araç anahtarının konum ve izlerine ilişkin farklılıklar birlikte değerlendirildiğinde delil muhafaza zincirinin ciddi biçimde zedelendiğine ve delil zincirinin birden çok kritik noktada kesintiye uğratıldığı anlaşılmıştır.”

İzmir 21. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianameyi kabul ederek dosyayı 5 şantiye çalışanı ve 8 polisin “görevi kötüye kullanma” ve “kasten öldürme” suçlamasıyla yargılandığı 13 sanıklı dava ile birleştirdi.

NE OLMUŞTU?

İzmir’in Narlıdere ilçesinde 13 Mayıs 2018’de Dorukhan Büyükışık’ın, inşaat şantiyesinde cansız bedeni bulunmuş, olayın intihar olduğu değerlendirilmişti.

Soruşturma kapsamında ailenin şikayeti üzerine, olay yerine gelen polisler hakkında “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla düzenlenen iddianame, 2. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmiş ayrıca şantiye sahasında görevli bekçiler H.K, H.A, T.Ç. ile inşaatta çalışan B.Ç. ve yakın şantiye sahasında bekçi olarak görev yapan A.G. hakkında “kasten öldürme” suçlamasıyla müebbet hapis cezası istemiyle iddianame hazırlanmıştı.

“Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla haklarında dava açılan 8 polisin yargılandığı İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki dava ile 5 inşaat çalışanının İzmir 21. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı dava 10 Ekim 2025’te birleştirilmişti.

İzmir Cumhuriyet Başsavcısının başkanlığında oluşturulan 4 kişilik özel soruşturma ekibi dosyayı yeniden ele almış ve “kasten öldürme”, “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme”, “yalan tanıklık” suçları kapsamında 26 şüpheli hakkında 21 Mayıs’ta gözaltı kararı verilmiş, aralarında dönemin ilçe emniyet müdürü İ.Y, inşaat şirketinin ortakları M.M.T. (69) ve oğlu M.T.T’nin (43) de bulunduğu 26 şüpheli tutuklanmış, 1’i tahliye edilmişti.

Kurtlar Vadisi’nin ‘Ömer Baba’sından açıklama: ‘Dürüst adam değiller’

Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde ölümüne ilişkin başlatılan soruşturma devam ederken, Kurtlar Vadisi dizisi gündeme geldi.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan “bilgi sahibi” sıfatıyla savcılığa ifade vermişti.

Başsavcılık soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin incelenmesine karar verildiğini bildirmişti.

‘ŞÜPHELENİYORDUM’

Kurtlar Vadisi dizisinde “Ömer Baba” karakterini canlandıran Emin Olcay, dizi ve soruşturma hakkında açıklamalarda bulundu.

Sabah’a konuşan Olcay, “Osman Sınav’dan sonra dizi politikaya dönmeye başladı. Türkiye’nin birtakım bilinmeyen yerlerine doğru gitmeye başladık. Giderek de arttı bu. Hissedilir şekilde. Senaryo giderek bozuldu” dedi.

“Birkaç defa konuşmaya çalıştım ama cevap vermediler, ben de sustum” diyen Olcay, “Yani şüpheleniyordum da, birilerinden bu bilgileri almasalar bunları nereden biliyorlar diye düşündüğüm oldu. Bir yerden bir şeyler geliyor ki yazıyorlar diye düşündüğüm oldu” ifadelerini kullandı.

‘SENARYOYU OKUDUĞUMDA ÇOK ŞAŞIRIYORDUM’

Emin Olcay, şunları söyledi:

“Bana bölüm çekilmeden önce bölüm senaryosu geliyordu. Okuduğumda çok şaşırıyordum. Yani Yeşil’in diziye girmesine ne gerek vardı ya? Yeşil niye girdi? Sonra Cumhurbaşkanı niye girdi senaryoya? Bunlar niçin girdi? Ve anlamadığımız şeyler vardı. Bir de Harp Okulu’nda her sene sahneye konulan oyunları dört sene ben yönettim. Bu her sene en az üç ayımın Harp Okulu’nda geçmesi demektir. Ergenekon döneminde bazı öğrencilerime FETÖ’nün nasıl tuzak kurduğunu, neler yaptığını duyuyordum. Bundan dolayı da dizideki bu dönüşüm beni çok rahatsız ediyordu. Uyarsam da Raciler burunlarından kıl aldırmadıkları için dinlemezlerdi. Egoları çok yüksekti. Zaten diziden çıkmak istiyordum ama beni bırakmamak için sürekli sözler veriliyordu. Ama verdikleri sözleri hiçbir zaman tutmadılar… Dizi de Osman sonrası, James Bond filmi seyreder gibi hale gelmişti yani. İngiliz ajanları tiplemeleri, KGB tiplemeleri, FBI tiplemeleri, dizinin içine girip girip çıkıyorlardı. Böylesi yakışmıyordu bizim ülkemize… Tabii Polat Alemdar da vatan kurtaran kahraman oluyordu böylece.”

‘İYİ, DÜRÜST, DÜZGÜN ADAMLAR DEĞİLLER’

Raci Şaşmaz ve Necati Şaşmaz kardeşlere tepki gösteren Olcay, “Çok kırgınım onlara. Ne babaları ne de dedeleri gibi insan değiller. İyi, dürüst, düzgün adamlar değiller. İnşaat işine girdiklerinde de Pana Film’de çalışanların da çok paraları gitmiş. Mülk sahibi olmak için çok para kaptırmışlar bunlara. Şimdi mahkemelikler” dedi.

“Bana da yanlış şeyler yaptılar” diyen Olcay, “Ben 12 sene rol aldım. Bölüm başı piyasaya göre çok düşük ücretlere çalıştım. Benim tiyatrodan öğrencilerim de orada oynuyordu. Onlara benden çok veriyorlardı. Raci ile ne zaman para konusunu konuşsam, “Çok kötü durumdayız” diyordu. Eşime de aynı şekilde yaptılar. Zaten eşim Hayat Olcay, ‘Elif’in annesini oynuyordu. ‘Elif’ öldükten sonra diziden çıkarmadılar ama sahne de yazmıyorlardı. Eşim de o sırada gelen teklifleri geri çevirmek zorunda kalıyordu. Bana sette mobbing uygulanıyordu. Beni ikinci sınıf insan gibi görüyorlardı herhalde” ifadelerini kullandı.

‘FETÖ SORUŞTURMASINI DOĞRU BULUYORUM’

Kurtlar Vadisi Pusu dizisine yönelik FETÖ incelenmesine ilişkin görüşleri sorulan Olcay, “Soruşturma açılmasını çok doğru buluyorum. Gerçekler neyse ortaya çıksın. Eğer yanlış şeyler yaptılarsa cezalarını çeksinler, yanlış yapmadılarsa da bu durumdan aklanır çıkarlar. Umarım, bundan sonraki yaşamlarında ak pak olurlar çünkü bunlar genç insanlar önlerinde yaşayacakları günler var. Allah yollarını açık etsin” diye konuştu.

Avukatları, Öcalan karşıtı söylemleri ‘ırkçı’ ilan ederek Cumhuriyeti hedef aldı

Teröristbaşının avukatları tarafından sosyal medyadan yapılan yazılı açıklamada, Öcalan’a yönelik bir süredir çeşitli çevrelerce “manipülatif ve kışkırtıcı söylemlerin” dolaşıma sokulduğu iddia edilerek, şu değerlendirmeye yer verildi:

“Kürt sorununun tarihsel ve siyasal ağırlığını örtbas etmeye, yürütülen süreci kendi ucuz magazin gündemlerine indirgeyerek esas bağlamından koparmaya çalışan bu zihniyetin ahlaki sınırlarının bulunmadığının farkındayız. Bu söylemler, toplumun huzur ve demokrasi arayışlarını sekteye uğratmaya yönelik bir tutumun; çatışma ve şiddetin son bulmasından duyulan rahatsızlığın dışavurumudur.”

ŞEHİT EVLERİNE ‘HAMASET’ DEDİLER!

Açıklamada, “Çatışmanın sona ermesinden en fazla rahatsızlık duyanlar, geçmişte onun insani, ekonomik ve toplumsal bedelini ödeyenler değildir. ‘Sıvasız evler’ üzerinden hamaset üretirken kendi konfor alanlarından taviz vermeyenlerin, o evlerde yaşayan insanların yeniden bedel ödemelerini beklemesi, kan bezirganlığının en açık yansımasıdır” denildi.

İMRALI’DAKİ VİLLA

Açıklamada, bir diğer “manipülasyon alanının” İmralı’daki villa üzerinden yürütülen tartışma olduğu ileri sürülerek “Çatışma ve çözüm süreçlerinin doğurduğu bir ihtiyaç doğrultusunda, dünyadaki benzer örneklerin dahi gerisinde bir biçimde oluşturulan, sürecin siyasi ve hukuki çalışmalarının ilerleyebilmesi bakımından gerekliliği bulunan bu yapının, bağlamından koparılarak bir kışkırtma malzemesine dönüştürülmesi aynı yaklaşımın devamıdır” ifadeleri kullanıldı.

‘ÖCALAN ÜZERİNDEN KÜRT HALKINA SALDIRMAYI…’

Açıklamada, “Şüphesiz, yüzyıldır Kürde dair oluşturulan inkâr, 50 yıldır devlet eliyle inşa edilen Öcalan algısı ve 27 yıldır uygulanan İmralı rejimi, bu odaklara pervasızlaşma lüksünü vermiştir. Kürt meselesini inkâr ve şiddet rejimi içinde çözmeye çalışan politik güçler, günümüze kadar Sayın Öcalan üzerinden Kürt halkının hak mücadelesine saldırmayı, nefret söylemini onun üzerinden dolaşıma sokmayı bir yöntem olarak benimsemişlerdir” denildi.

Açıklamanın devamında, “Öcalan’ın geniş bir coğrafyaya dağılmış Kürt toplumu içinde temsil gücü, güvenilirliği ve desteği en yüksek şahsiyet olduğu”nun tarafsız herkesçe kabul edildiği öne sürülerek, “Bu nedenle Öcalan şahsında yürütülen olumsuz algı kampanyasının asıl hedefinin Kürt halkı olduğu açıktır” denildi.

‘STATÜ TARTIŞMASI ÖNEMLİ VE DEĞERLİDİR’

Açıklamada, “Statü tartışması önemli ve değerlidir. Kendini ifade etme ve savunma imkânları bu denli yok sayılmış Sayın Öcalan’ın barış yolunu gösterebilmesinin imkânları yaratılmalıdır. Statü talebi, toplumun bilmesi gereken her şeyin doğrudan muhatabı tarafından, ilk elden ve şeffaflıkla ortaya konulabilmesinin imkânlarının yaratılması ihtiyacıdır” ifadeleri kullanıldı.

“HUKUKİ GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞMESİ GEREKMEKTEDİR”

Açıklamada, “Kürtlerle ilgili ırkçı ve nefret söylemleri yargı uygulamasında nasıl çoğunlukla göz ardı edildiyse, Sayın Öcalan’a yönelik bu yönlü söylemler de bugüne kadar yargının kapsam alanı dışında tutulmuş, siyasal ve kamusal alanlarda cesaretlenmesinin önü açılmıştır. Türkiye’nin keyfi ve otoriter hukuk uygulamalarından kurtulması için öncelikle hukuki geçmişiyle yüzleşmesi gerekmektedir” denildi.

CUMHURİYETİ HEDEF ALDILAR: ‘YÜZYILIN ALGILARI YIKILMAKTADIR’

Açıklamada, “Yüzyılın algıları yıkılmaktadır. Demokratik bir cumhuriyet ve demokratik bir toplum çalışması, bütün farklılıkların özgür ve eşit temelde bir arada yaşayabileceği bir ülkenin imkanını vaat etmektedir. Haramilerin saltanatı sarsılmakta, bugün tanık olduğumuz feveran tam olarak bundan kaynaklanmaktadır. Savunulamaz kılınmaya çalışılan Sayın Öcalan’ın hukukunu da Kürdün hukukunu da tüm ezilenlerin hukukunu da her şart altında savunacağımızın bilinmesini isteriz” diye kaydedildi.

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

Adana’da 5 büyüklüğünde deprem… İçişleri Bakanı Çiftçi’den açıklama geldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, gece saat 04.02’de merkez üssü Saimbeyli olan 5 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

AFAD’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Adana ilimizin Saimbeyli ilçesinde saat 04.02’de meydana gelen ve Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye, Kayseri, Gaziantep illerimizde hissedilen 5.0 büyüklüğündeki deprem sonrası, an itibarıyla, olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Saha tarama çalışmaları devam etmektedir. Etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız” denildi.

Adana Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada da şu ifadelere yer verildi:

“Saat 04.02’de merkez üssü ilimiz Saimbeyli ilçesi olan 5,0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Meydana gelen deprem sonrasında an itibarıyla, olumsuz herhangi bir durum bulunmamakta olup, 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ulaşan ihbar yoktur. AFAD ile ilgili ekiplerimiz tarafından saha tarama çalışmaları devam etmekte olup, gelişmeler yakından takip edilmektedir. Depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.”

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Adana’nın Saimbeyli ilçesinde saat 04.02’de meydana gelen ve Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye, Kayseri, Gaziantep illerimizde hissedilen 5 büyüklüğünde deprem meydana gelmiştir. An itibarıyla herhangi olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Ekiplerimiz çalışmalarını devam ettirmektedir. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Allah ülkemizi ve milletimizi afetlerden korusun” ifadelerini kullandı.

MSB’den ‘Eurofighter Typhoon’ açıklaması

Milli Savunma Bakanlığı tarafından sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Hava Kuvvetleri’nin modernizasyon çalışmaları kapsamında İngiltere ile yürütülen Eurofighter Typhoon tedarik projesi çalışmalarının devam ettiği belirtildi.

Paylaşımda, “Bakanlığımız, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Uçak Bakım Çalışma Grubu ve Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğümüzden oluşan uzman personelimizin katılımıyla 15-17 Eylül 2026 tarihleri arasında Kraliyet Hava Kuvvetleri Coningsby Hava Üssündeki uçak bakım tesisleri incelendi. Gerçekleştirilen bu stratejik ziyaret; bakım-idame süreçlerinin planlanması, teknik altyapı uyumu ve ortak iş birliğinin güçlendirilmesi yolunda önemli bir adım oldu” denildi.

Trump ziyaretini yarıda kesti! Beyaz Saray’a dönüyor

ABD medyasında yer alan haberlere göre Donald Trump, hafta sonunu geçirmek üzere bulunduğu Camp David’deki programını yarıda keserek dün akşam Beyaz Saray’a dönme kararı aldı. Donald Trump’ın programındaki değişikliğin gerekçesine ilişkin Beyaz Saray tarafından açıklama yapılmadı.

Trump’ın Camp David’de bulunduğu sırada, Maryland eyaletinin Thurmont bölgesinde, başkanlık konutunun yakınındaki kısıtlı hava sahasına giren bir genel havacılık uçağı, Kuzey Amerika Hava Savunma Komutanlığı (NORAD) tarafından F-16 savaş uçağıyla durduruldu. Uçağın bölgeden güvenli şekilde uzaklaştırıldığı, olayın yerdeki kişiler açısından tehlike oluşturmadığı ve Trump ya da Camp David’e yönelik bir tehdit niteliği taşımadığı bildirildi.

ABD’DEN ORTADOĞU İÇİN ‘SEYAHAT’ UYARISI

Trump’ın programındaki değişiklik, Ortadoğu’da artan gerilimlerin ardından ABD Dışişleri Bakanlığı’nın seyahat uyarısı yayımladığı dönemde gerçekleşti. Bakanlık, bölge dışında bulunan ABD vatandaşlarına Ortadoğu’ya ve bölge üzerinden seyahatlerini ciddi şekilde yeniden değerlendirmeleri çağrısında bulundu.

Bakanlığın “Travel.Gov” sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Ortadoğu’daki ABD vatandaşlarının daha yüksek düzeyde dikkatli olmaları ve olası uçuş iptalleri, hava sahası kapanmaları ve diğer ulaşım aksaklıklarına hazırlıklı olmaları istendi. Açıklamada, “Ortadoğu’daki gerilimler nedeniyle güvenlik ortamı, öngörülemeyen tırmanma ihtimaliyle birlikte karmaşık olmaya devam ediyor” ifadeleri kullanıldı.

Bakanlık ayrıca, İran tarafından desteklenen Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik, sivil havalimanlarının da hedef alındığı saldırılar gerçekleştirdiğini belirterek, çatışmanın “hızla tırmanma potansiyeline” sahip olduğu uyarısında bulundu. Açıklamada, İran ve İran’ı destekleyen grupların dünya genelinde ABD çıkarlarını, şirketlerini ve kurumlarını ya da Amerikalılarla bağlantılı noktaları hedef alabileceği de ifade edildi.

 

Özgür Özel’den açılıma ‘Öcalan’ formülü: ‘Toplumsal destek azalıyor, artırma sürecindeyiz’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, gazeteci Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı.

Özel, “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin uzun süredir altını çizdiği, ‘Abdullah Öcalan’a statü’ konusu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum tarafından ‘Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda görev alacağı’ şeklinde geçen hafta açıklandı. Gelinen aşamayı nasıl karşılıyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Biz attığımız imzayla, kullandığımız oyla, yaptığımız konuşmayla bağlıyız. Ben diyorum ki bir örgüt silah bırakıyorsa ve silah bırakma şartlarını devletin çeşitli mekanizmaları çalışmışsa bize buna, ‘hayır’ demek düşmez. Tarih önünde bir terör örgütünün silah bırakmasıyla ilgili düzenlemeye ‘hayır’ diyecek halim yok. Ama diğer taraftan bu mesele, silahlıların bırakılması meselesi, Meclis komisyon raporunun altıncı maddesiydi sadece. Ama yedinci maddesinde demokratikleşme var ve esas Türkiye orada kazanacak. Kürtler de Türkler de orada kazanacak, Türkiye de kazanacak, Türkiye’nin yoksulları, işsizleri de orada kazanacak. Diyarbakır ve bölge, Doğu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi orada kazanacak. Esas mesele; heyecan verici, umut verici mesele orası.

‘TOPLUMSAL DESTEK AZALIYOR’

Şimdi biz imzayı bütün bir rapora attık. Sadece altıncı madde silahların bırakılması maddesine, ötesinde Abdullah Öcalan’ın statüsü nedir, konforu nedir, iletişimi nedir; bu meselelere yoğunlaşmayı bir kere şu yönüyle çok sakıncalı buluyorum: Toplumsal destek azalıyor, toplumsal karşıtlıklar çıkıyor. Oysa ki böyle süreçlerin başarısı, toplumdan aldığı destekle ölçülür. Sinir uçlarını kaşımak risktir. Vatandaşa sorunun çözülmesi noktasında doğrudan sorduğunuzda, ‘terör olmasın, kardeş kanı dökülmesin, anneler gözyaşı dökmesin’ toplumun yüzde 90’ı bunu destekliyor. Bu süreci sorduğunuzda yüzde 55’e düşüyor destek. Başarılı olacağını sorduğunuzda şüphe daha çok. Ama Abdullah Öcalan ile ilgili bir soruya geldiğinde iş, destek bir anda yüzde 10’ların altına geriliyor. Hal böyleyken ‘Öcalan’a daha konforlu bir hayat, bir ev yapalım, Öcalan’a adada bir ev yaptık…’ Bu işler zaten tedirgin olan toplumu boşu boşuna geriyor. Oysaki şimdi toplumsal desteği artırma sürecindeyiz. Bunu yapmak için karşılıklı gerginliklere değil, karşılıklı jestlere ihtiyaç var.

‘BENİM KİMSEYİ KARŞI KARŞIYA GETİRMEK GİBİ BİR NİYETİM YOK’

Ben Abdullah Öcalan’ın adada ev değiştirmesi, yeni bir eve kavuşması yerine Demirtaş’ın, Figen Hanım’ın, tüm siyasi tutsakların, ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ deme dışında bir günahı olmayan insanların evine kavuşmasını önceliyorum. Kimi çok olumlu karşıladı bunu. Kürt gençlerinden ve daha doğrusu çok sayıda kişiden bu meselenin çözüme kavuşmasını isteyen insanlardan ‘Bizi anlayan birisi çıktı’ diyen de oldu. Ama bu söyleminize başta DEM Parti yöneticileri, eleştiriler de geldi. Öcalan ile Demirtaş’ı karşı karşıya getirmek istediğimiz söylendi. Benim kimseyi karşı karşıya getirmek gibi bir niyetim yok. Kimin kiminle karşı karşıya geleceğini taraflar bilir. Benim dikkat çekmeye çalıştığım mesele, madde altının uygulanması ve başarıya ulaşması için madde yedi çok önemli. Kısım yedi demokratikleşme. Benim söylediğim Demirtaş’ın dışarıya çıkması, AYM kararının, AİHM kararının uygulanmasıdır. Bu durumda Kavala da dışarıya çıkacak Gezi Tutsakları da çıkacak Demirtaş da çıkacak, herkes çıkacak.

‘BENİM MESELEM…’

Bunun yanında demokratikleşme adımları dediğimiz adımlar atıldığında, kayyum sorunu ortadan kalkacak. Şu anda vize sorunu yaşıyor Türkiye ve herkes bu vize sorununa değiniyor. Vaktiyle eğer ki Erdoğan iki şeye direnmeseydi farklı olurdu durum. Bir tanesi Siyasi Ahlak Yasası çıkarılmasına karşıydı, siyasetin finansmanının şeffaf olmasına. Bugün bizi suçlayan kişi, yıllar önce buna karşıydı. Diğeri terör tanımı. ‘Teröriste ‘terörist’ densin; gazeteciden, akademisyenden, çizerden, yazardan terörist çıkarmayın’ diyordu Avrupa Birliği. Buna razı olmadı diye vizesiz kaldık. Şimdi önümüzde bir demokratikleşme paketi var. Yedinci maddede açıkça ifade edilen bu fırsatı dile getirmeye çalıştım. Yani ben, Abdullah Öcalan ile Demirtaş’a kavga ettirme tarafında değilim. O işin tarafları ortada. İsteyen tartışır, isteyen barışır. Bir kavga var mı, onunla da ilgilenmiyorum. Benim meselem demokratikleşme adımları.”

Emniyet Müdürleri Kararnamesi Resmi Gazete’de yayımlandı

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atama kararları Resmi Gazete’de yayımlandı.

Emniyet Genel Müdürlüğüne ilişkin 2026/316 sayılı karar kapsamında, Güvenlik Daire Başkanı Emrullah Gölcük, Tanık Koruma Daire Başkanı İsmail Hakkı Günay ile polis başmüfettişleri Ali Karabağ ve Selçuk Doğuş, Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına atandı. Erzurum İl Emniyet Müdürü Onur Karaburun ise Özel Güvenlik Denetleme Başkanı oldu.

Kararla Zonguldak’a İbrahim Kaba, Çorum’a Barış Erkol, Kahramanmaraş’a Beyti Kalaycı, Van’a Aytekin Canıtez, Kocaeli’ye Celal Özcan, Rize’ye İsmail Karasakal, Aydın’a Faruk Karaduman, Çankırı’ya Osman Elbir, Sinop’a Recep Tecimer, Balıkesir’e Serkan Karaman, İzmir’e Ahmet Arıbaş, Samsun’a Faruk Aydın, Diyarbakır’a Murat Mutlu, Kayseri’ye Sinan Ergen, Gaziantep’e Serdar Büyükleblebici, Denizli’ye Ali Süllü, Afyonkarahisar’a Gökhan Demirtola, Yalova’ya Yusuf Topcan, Amasya’ya Ali Erkan Aktaşgül ve Bartın’a Bülent Gürcan il emniyet müdürü olarak atandı.

Batman’a Yusuf Fatih Atay, Bayburt’a Ayhan Karaduman, Bingöl’e Mehmet Darendeli, Bitlis’e Hikmet Ataman, Burdur’a Gökhan Dedebağı, Erzincan’a Esat Feryadi Doköz, Erzurum’a Mahmut Ay, Gümüşhane’ye Mehmet Yüksel, Hatay’a Nihat Özen, Iğdır’a Eraslan Er, Karabük’e Osman Tınmazol, Kırklareli’ne Mustafa Çakır, Kilis’e Arslan Bağrıaçık, Kütahya’ya Arif Hakan Tandoğan, Mardin’e Mustafa Varol, Muş’a Cemal Dalman, Nevşehir’e Sinan Dallı, Şırnak’a Yavuz Doğan ve Tokat’a Kenan Şengül getirildi.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Çorumlu ile çeşitli illerde görev yapan 24 emniyet müdürü ise Emniyet Genel Müdürlüğü emrine atandı.

KENYA BÜYÜKELÇİLİĞİNE SELİN ÖZAYDIN, TÜİK BAŞKAN YARDIMCILIĞINA CİHAT ERCE İŞBAŞAR ATANDI

Resmi Gazete’de yayımlanan diğer atama kararlarına göre, Uluslararası Kuruluşlar Genel Müdür Yardımcısı Selin Özaydın, Türkiye’nin Kenya Büyükelçisi olarak görevlendirildi. TÜİK Başkan Yardımcısı Furkan Metin görevden alınırken, boşalan göreve Cihat Erce İşbaşar atandı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında açık bulunan Ar-Ge Teşvikleri Genel Müdür Yardımcılığına Ali Rıza Çataldağ, Türkiye Uzay Ajansı Başkan Yardımcılığına ise Fatih Dulkan getirildi.

Tarım ve Orman Bakanlığında ise Bingöl İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Fatih Aktay görevden alındı. Bingöl İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne Hikmet Güneş, Tarım Reformu Genel Müdür Yardımcılığına İzmir İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Şahin, İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne ise Kahraman Akdoğan atandı.

Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Hasan Atilla Uğur’un savcılık ifadesi ortaya çıktı

Eski MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu’nun FETÖ’nün Odatv kumpasından tutukluyken şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada ifade veren eski koğuş arkadaşı, emekli jandarma albay Hasan Atilla Uğur hakkında ev hapsi kararı verilmişti.

Uğur’un savcılıkta verdiği ifade ortaya çıktı.

Nefes yazarı Aytunç Erkin’in bugünkü yazısında aktardığına göre, Uğur’a “14 dakika kapalı kalan ortak yaşam alanı ışığı” soruldu.

Erkin, yazısında, “Dün gazetelerde ve internet sitelerinde ’14 dakikalık sır, karartma’ başlığıyla okuduk. Haberde, Hasan Atilla Uğur’un, Kozinoğlu’nun yürüyüş yaparken şüpheli bir şekilde koğuştaki ışıkları yaklaşık 14 dakika söndürmesi ve yine Kozinoğlu’nun rahatsızlanıp hastaneye gider gitmez kahve içtiği bardağı yıkamalarına dikkat çekildi” dedi.

KAŞİF KOZİNOĞLU DOSYASI | El Yazıları: Erdoğan - Gül - Kılıçdaroğlu - Fidan...

“14 dakika kapalı kalan ortak yaşam alanı ışığı” sorusuna ilişkin Hasan Atilla Uğur’un “Bu hususun hiçbir sebebi ve anlamı yoktur. Zaten gündüz saatiydi. Herhangi bir anlamı yoktur” dediği ifade edildi.

Uğur, ifadesinin ilerleyen bölümünde Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünün kasten gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasını istedi.

Kozinoğlu’nun FETÖ tarafından hedef alındığını hatırlatan Uğur, ölümün ardında örgütsel bir bağlantı bulunabileceğini belirtti. Uğur, aynı bölümde Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili kendisinin herhangi bir dahli, ihmali veya suistimali bulunmadığını söyledi.

İlişkili Haber
thumbnail
Kaşif Kozinoğlu soruşturması… Hasan Atilla Uğur’un avukatı: Kamera kayıtlarının getirtilmesini müvekkilim talep etmiştir
Haberi görüntüle

 

Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada koğuş arkadaşlarına ev hapsi kararı

NE OLMUŞTU?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından, Silivri Cezaevi’nde 2011’de şüpheli şekilde yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.

Kozinoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri 1 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 12 Kasım 2011’de rahatsızlanarak Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğini anımsatan Gürlek, “Hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetmiş olduğu tespit edilmiştir. Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelenmiş, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve müteveffanın eşinin tanık ifadeleri alınmış, 10 Nisan 2012’de kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.” ifadelerini kullanmıştı.

Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğini belirterek, şunları kaydetmişti:

“Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yapılan değerlendirmeler ışığında Silivri Sulh Ceza Hakimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararı kaldırılmış ve soruşturma yeniden başlatılmıştır. Yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alınmış, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar başlatılmıştır. Bugün gelinen aşamada, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımızca olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmış, 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise FETÖ firarisi olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmiştir.”

Gözaltına alınan 10 şüpheliden biri tutuklanmış, 7’si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9 şüpheli serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında yürütülen çalışmalarda, biri muhabir, biri kameraman ve 7’si sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, adliyeye sevk edilmişti.

Savcılıkça ifadeleri alınan, muhabirin de arasında olduğu 3 şüpheli tutuklanmaları, kameramanın da arasında bulunduğu 3 şüpheli “yurt dışına çıkış yasağı” ve “imza atmak”, diğer 3 şüpheli ise “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol uygulanması talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.

Hakimlik, muhabirin de arasında olduğu 3 şüphelinin tutuklanmasına, kameramanın da arasında bulunduğu 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.

Soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 4, hakkında adli kontrol tedbiri uygulanan şüpheli sayısı da 13 olmuştu.

Bu arada Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeninin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla alınan karar kapsamında fethi kabir işlemi gerçekleştirilmişti.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan “bilgi sahibi” sıfatıyla savcılığa ifade vermişti.

Başsavcılık soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin incelenmesine karar verildiği bildirmişti.

Soruşturma kapsamında, olay tarihinde görev yapan Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan ve Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 4 şüpheliden, olay tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan, savcılıktaki ifadelerinin ardından “suç örgütüne üye olma” şüphesiyle tutuklanmıştı.

Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli deniz yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve jandarma albay Hasan Atilla Uğur ise sağlık durumları ve yaşları göz önüne alınarak “kasten öldürme” suçundan ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

 

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

Gazilerden açılıma sert tepki: ‘PKK terör örgütüdür, elebaşı bebek katilidir!’

Balıkesir’de 19 Eylül Gaziler Günü’nde yapılan törende gaziler, bölücü açılım sürecini protesto etti.

Gazilerin açtıkları dövizlerde “PKK terör örgütüdür! Elebaşı tescilli bebek katilidir!” ifadelerine yer verildi.

Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Balıkesir Şube Başkanı Haydar Filiz, “Amerika ya da İsrail PKK silah bırakacak derse bırakır, aksi halde PKK silah bırakmaz.” dedi.

Önceki açılım sürecinin ülkeye ağır maliyetler getirdiği belirtilirken, bu süreçte meydana gelen şehit sayısını da hatırlatan Filiz, PKK’lı teröristlerin toplum içinde miting yapabilmelerinin kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Çerçeve yasaya evet oyu veren milletvekillerine “467 müptezel” diyerek seslenen Filiz, “Bebek katiline söve söve oy toplayıp seve seve teröristlere af çıkarmak milli iradeye en büyük saygısızlıktır.” ifadelerini kullandı.

Balıkesir'de gazilerden açılıma sert tepki:

'PKK terör örgütüdür, elebaşı bebek katilidir!' pic.twitter.com/7vLM3rWDtu

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 20, 2026

 

 

Kaşif Kozinoğlu soruşturması… Hasan Atilla Uğur’un avukatı: Kamera kayıtlarının getirtilmesini müvekkilim talep etmiştir

Eski MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu’nun FETÖ’nün Odatv kumpasından tutukluyken şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada ifade veren eski koğuş arkadaşı, emekli jandarma albay Hasan Atilla Uğur’un avukatı Adnan Özdemir, müvekkili hakkındaki iddialara yazılı açıklamayla yanıt verdi.

Özdemir, kamera kayıtlarının Uğur’un talebiyle dosyaya getirildiğini belirterek ’14 dakikalık karanlık’ iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve cezaevi görevlilerinin ilk 10 dakika boyunca koğuşa gelmediğini savundu.

Özdemir, açıklamasında koğuş görüntülerine ilişkin, “Koğuştaki kamera kayıtlarının getirtilmesini bizzat müvekkilim Hasan Atilla Uğur talep etmiştir. Bu görüntülere ilişkin olarak bugün yapılan maksatlı ve kötü niyetli yorumların, görüntülerin gerçek içeriğiyle hiçbir uyumu bulunmamaktadır. Görüntülerin içeriğinde müvekkilim aleyhine hiçbir olumsuz durum veya aleyhe delil bulunmamaktadır. Tam aksine; Merhum Kaşif Kozinoğlu’nun rahatsızlanması üzerine müvekkilimin derhal yardımına gittiği, hemen acil çağrı butonuna basıldığı kamera görüntülerinden açıkça görülmektedir” dedi.

Kamuoyunda yer alan iddialara değinen Özdemir, söz konusu zaman diliminde karanlık bir anın olmadığını belirterek şunları ifade etti:

“Kamuoyuna özellikle bu hususta açıkça sesleniyoruz: 14 dakikalık bir karanlık yoktur! ‘Işık kapama’ olarak adlandırılan saat gündüz vakti saat 16.00’dır. Kamera görüntüleri apaçık ortada olmasına rağmen, ‘14 dakikalık karanlık’ şeklinde gerçeğe aykırı bir anlatımla şaibe yaratılmaya çalışılması, soruşturmayı ve maddi gerçeğe ulaşılmasını saptırmaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır.”

Uğur’un avukatı Özdemir, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“14 yıl önce FETÖ tarafından kapatılmış olan bu soruşturmanın yeniden açılmasını sağlayan ve söz konusu şüpheli ölümün ilk ihbarcısı olan kişi, müvekkilim Sayın Hasan Atilla Uğur’dur.

Müvekkilim; hem 2011 yılında Mahkemeye sunduğu dilekçe ile hem de o tarihte yürütülen sözde soruşturmanın kapatılmasının ardından, bundan 8 yıl önce, 2018 yılında kaleme aldığı kitabında, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümünün hangi sebeplerle soruşturulmasının zorunlu olduğunu defalarca ve açıkça anlatmıştır.

Buna rağmen bugün sosyal medya üzerinden tam anlamıyla bir dezenformasyon ve bilgi kirliliği yaratıldığını; hiçbir hukuki değeri ve mantıksal temeli bulunmayan maksatlı yorumların kamuoyuna servis edildiğini görmekteyiz. Bu tür yorum ve saptırmalar, soruşturmanın gerçek bir sonuca ulaşmasına katkı sunmak bir yana, maddi gerçeğin saptırılmasından başka hiçbir amaca hizmet etmeyecektir.

Bu bakımdan aşağıdaki açıklamaların yapılması zorunlu hale gelmiştir:

1. Koğuştaki kamera kayıtlarının getirtilmesini bizzat müvekkilim Hasan Atilla Uğur talep etmiştir

Öncelikle altını çizerek ifade ediyoruz:

Koğuştaki kamera kayıtlarının getirtilmesini bizzat müvekkilim Hasan Atilla Uğur talep etmiştir.

Bu görüntülere ilişkin olarak bugün yapılan maksatlı ve kötü niyetli yorumların, görüntülerin gerçek içeriğiyle hiçbir uyumu bulunmamaktadır.

Görüntülerin içeriğinde müvekkilim aleyhine hiçbir olumsuz durum veya aleyhe delil bulunmamaktadır.

Tam aksine; merhum Kaşif Kozinoğlu’nun rahatsızlanması üzerine müvekkilimin derhal yardımına gittiği, hemen acil çağrı butonuna basıldığı kamera görüntülerinden açıkça görülmektedir.

Normal koşullarda en geç 1 dakika içerisinde gelmesi gereken cezaevi görevlilerinin ise bu çağrıya karşılık vermediği ve ilk 10 dakika boyunca hiçbir şekilde koğuşa gelmediği yine görüntülerden anlaşılmaktadır.

Bunun üzerine müvekkilim, son derece büyük bir gayret içerisinde, eline aldığı cisimlerle koğuşun demir kapısına defalarca vurmuş, gürültü çıkararak yardım çağrısında bulunmuş ve nihayetinde yardımın gelmesini sağlayabilmiştir.

Dolayısıyla bugün müvekkilim aleyhine şaibe yaratmak amacıyla kullanılmaya çalışılan kamera kayıtları, gerçekte bunun tam tersini; müvekkilimin merhum Kaşif Kozinoğlu’nun yardımına derhal koştuğunu ve cezaevi görevlilerinin gelmesini sağlamak için büyük bir gayret gösterdiğini ortaya koymaktadır.

2. Merhum, koğuştan çıkarıldıktan sonra cezaevi dışına götürülmeden önce 25 dakika bekletilmiştir

Merhum Kaşif Kozinoğlu’nun koğuştan çıkarılmasının ardından, cezaevi dışına götürülmeden önce 25 dakika boyunca koğuş dışında, fakat cezaevi içerisinde bekletildiği anlaşılmıştır.

Ambulansın geliş süreci, hastaneye ulaşma sürecinin uzunluğu ve bu süreç içerisinde gerekli müdahalenin yapılmaması hususları, yürütülen soruşturmanın son derece önemli bir kısmını kapsamaktadır.

Bunların her biri ayrı ayrı ve bütün ayrıntılarıyla soruşturulması gereken hususlardır.

KAŞİF KOZİNOĞLU DOSYASI | El Yazıları: Erdoğan - Gül - Kılıçdaroğlu -  Fidan...

3. “14 dakikalık karanlık” yoktur!

Kamuoyuna özellikle bu hususta açıkça sesleniyoruz: 14 dakikalık bir karanlık yoktur! “Işık kapama” olarak adlandırılan saat gündüz vakti saat 16.00’dır.

Kamera görüntüleri apaçık ortada olmasına rağmen, “14 dakikalık karanlık” şeklinde gerçeğe aykırı bir anlatımla şaibe yaratılmaya çalışılması, soruşturmayı ve maddi gerçeğe ulaşılmasını saptırmaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır.

Koğuş ortak alanının içerisine pencerelerden gelen gün ışığı ve dışarının aydınlığı, kamera görüntülerinin düşük çözünürlüklü olmasına rağmen açıkça görülebilmektedir.

Aynı dakikalarda spor yapılan ve koğuş ortak alanından çıkılan avlu görüntülerinden de olayın gündüz vakti gerçekleştiği aşikârdır.

Bütün bunlar görüntülerle ortadayken bunun aksini ileri sürmek suretiyle kamuoyunda kasıtlı biçimde bilgi kirliliği yaratılması kabul edilemez. Bu gerçeğe rağmen yaratılan bilgi kirliliğinin hukuki ve cezai sorumluluk doğurabileceğini açıkça hatırlatıyoruz.

4. “Önceki ifadesini kabul etmedi” denilen hususun gerçek mahiyeti

Gelelim, kamuoyuna “önceki ifadesini kabul etmedi” şeklinde servis edilen konuya. Burada “ifade” olarak bahsedilen husus; Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin olarak 2011 yılında açılan ve hemen, alelacele 2012 yılında kapatılan sözde soruşturma kapsamında, hem müvekkilim Hasan Atilla Uğur hem de Hasan Ataman Yıldırım’dan tanık sıfatıyla alındığı ileri sürülen; ancak beyanlarına aykırı şekilde oluşturulup sahtecilikle tanzim edilen belgelerdir.

Müvekkilim de söz konusu belgelerden, bugün yeniden açılan bu soruşturma kapsamında haberdar olmuştur.

Müvekkilim, yaklaşık 15 yıldır ısrarla açıkladığı beyanlarını, hiçbir çelişki ve değişiklik olmaksızın, tutarlı ve istikrarlı biçimde bugün de yinelemiştir. Nitekim müvekkilim, FETÖ kumpası kapsamında yargılanmakta olduğu Ergenekon Davası’nın, Kaşif Kozinoğlu’nun vefatından sonraki ilk duruşmasında, bugün verdiği beyanların aynısını tarihe not düşmek ve kayıtlara geçirmek amacıyla yazılı olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine 2011 yılında sunmuştur.

Sırf bu durum dahi; o tarihte üzeri ayrıca bir suç işlenmek suretiyle kapatılan olayın ve soruşturma dosyasında bulunan belgelerin gerçeğe aykırılığını açıkça ispat etmektedir.

Dolayısıyla FETÖ tarafından kapatılmış olan ilk soruşturma dosyasındaki sahte evrak ile, müvekkilimin yaklaşık 15 yıldır istikrarlı biçimde savunduğu beyanlarının ve bugün yeniden açılan güncel soruşturmadaki anlatımlarının birbiriyle çeliştiğini; bundan hareketle de müvekkilim üzerinde şüphe oluştuğunu iddia etmek abesle iştigaldir.

Müvekkilimin anlatımı değişmemiştir. Değişen bir beyan yoktur. Tartışılması gereken, eski soruşturma dosyasındaki sahte evraktır.

5. “Hatırlamıyorum” beyanı üzerinden yaratılmaya çalışılan şaibe

Müvekkilimin “hatırlamıyorum” dediği gerekçesiyle maksatlı şekilde sanki ortada bir şaibe varmış algısı yaratılan hususlardan biri, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun tansiyonunun 8/20 mi yoksa 12/20 mi olduğu gibi, olayın sonucuna hiçbir etkisi bulunmayan bir ayrıntıdır.

Merhumun tansiyonu, koğuşta bulunan tansiyon aletiyle derhal ölçülmüştür. Tansiyonunun çok yüksek olduğu görülünce, merhum kendi isteğiyle, koğuşta bulunan ve yüksek tansiyona acil müdahalede kullanılan tansiyon düşürücü dil altı hapını kullanmıştır.

Burada da müvekkilim yönünden hiçbir olumsuz veya yanlış durum bulunmamaktadır.

Yine aynı şekilde, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun, aralarında bir metreden daha az mesafe bulunan odalardan müvekkilimin odasının önüne gelerek mi seslendiğinin, yoksa kendi odasından mı seslendiğinin bugün müvekkilim tarafından kesin olarak hatırlanamaması da maksatlı biçimde bir şaibe konusu hâline getirilmeye çalışılmaktadır.

Aradan yaklaşık 15 yıl geçmişken, birbirine bir metreden daha yakın iki oda arasında merhumun seslendiği anda tam olarak nerede bulunduğu gibi olayın esasını ve sonucunu değiştirmeyen tali bir ayrıntının kesin biçimde hatırlanamaması son derece tabiidir. Bunun bir çelişki veya şaibe olarak sunulması mümkün değildir.

Yaklaşık 15 yıl önce gerçekleşen bir olayda gerek tansiyon değerinin 8/20 mi yoksa 12/20 mi olduğunun gerekse merhumun seslendiği anda bir metreden daha az mesafeyle birbirinden ayrılan iki odadan hangisinin önünde bulunduğunun bugün kesin olarak hatırlanmamasından hareketle müvekkilim aleyhine şaibe yaratmaya çalışılması, olayın esasından ne denli uzaklaşıldığını göstermektedir.

6. Müvekkilim, dosyanın ve maddi gerçeğin değerlendirilmesi sonucunda serbest bırakılmıştır

Tüm bu maddi gerçeklerin ve soruşturma dosyasının içeriğinin Cumhuriyet Savcılığı tarafından değerlendirilmesi sonucunda müvekkilim serbest bırakılmıştır.

Bu soruşturmanın derinleştirilmesi, daha da ayrıntıya inilmesi ve Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin bütün soru işaretlerinin eksiksiz biçimde aydınlatılması en büyük beklentimiz ve resmî talebimizdir.

Müvekkilimin bundan çekindiği veya soruşturmanın derinleştirilmesini istemediği yönünde oluşturulmaya çalışılan her türlü algı, yukarıda açıkladığımız yaklaşık 15 yıllık kronoloji karşısında dayanaksızdır.

Çünkü bu ölümün araştırılmasını isteyen, bunun için daha 2011 yılında Mahkemeye yazılı başvuruda bulunan, aradan yıllar geçmesine rağmen konunun üzerinin kapatılmasına razı olmayarak 2018 yılında yazdığı kitabında meseleyi yeniden gündeme taşıyan ve bugün de soruşturmanın bütün yönleriyle derinleştirilmesini talep eden kişi bizzat müvekkilimdir.

Bunun dışında; hiçbir hukuki bilgiye ve yorum yetkinliğine sahip olmaksızın yapılan kötü niyetli yorum ve saptırmalar, en iyi niyetli değerlendirmeyle dahi siyaset magazini yapmaktan öteye gitmemektedir.

Ancak bilinmelidir ki esas itibarıyla bu yaklaşımların; hem bu soruşturmanın çarpıtılarak sonuçsuz kalmasını sağlamaya hem de müvekkilimi hedef aldığı devlet kayıtlarıyla da sabit olan terör örgütünün yönetici, üye veya sempatizanlarının bu süreçteki özel ve kasıtlı çabalarından başka bir şey değildir.

Müvekkilim Hasan Atilla Uğur’un talebi son derece açıktır:

Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümü sonuna kadar soruşturulmalı ve soruşturma derinleştirilmelidir. Maddi gerçeğin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz.

Bu soruşturmanın dezenformasyonla, maksatlı yorumlarla ve gerçeğe aykırı bilgilerle başka yönlere çekilmesine müsaade etmeyeceğiz.

Müvekkilim hakkında gerçeğe aykırı bilgi ve isnatlarda bulunan, soruşturma dosyasındaki delilleri çarpıtan ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik yayın yapan kişiler bakımından her türlü hukuki ve cezai başvuru hakkımızı saklı tuttuğumuzu da kamuoyuna açıkça bildiriyoruz.”

Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada koğuş arkadaşlarına ev hapsi kararı

NE OLMUŞTU?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından, Silivri Cezaevi’nde 2011’de şüpheli şekilde yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.

Kozinoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri 1 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 12 Kasım 2011’de rahatsızlanarak Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğini anımsatan Gürlek, “Hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetmiş olduğu tespit edilmiştir. Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelenmiş, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve müteveffanın eşinin tanık ifadeleri alınmış, 10 Nisan 2012’de kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.” ifadelerini kullanmıştı.

Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğini belirterek, şunları kaydetmişti:

“Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yapılan değerlendirmeler ışığında Silivri Sulh Ceza Hakimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararı kaldırılmış ve soruşturma yeniden başlatılmıştır. Yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alınmış, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar başlatılmıştır. Bugün gelinen aşamada, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımızca olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmış, 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise FETÖ firarisi olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmiştir.”

Gözaltına alınan 10 şüpheliden biri tutuklanmış, 7’si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9 şüpheli serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında yürütülen çalışmalarda, biri muhabir, biri kameraman ve 7’si sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, adliyeye sevk edilmişti.

Savcılıkça ifadeleri alınan, muhabirin de arasında olduğu 3 şüpheli tutuklanmaları, kameramanın da arasında bulunduğu 3 şüpheli “yurt dışına çıkış yasağı” ve “imza atmak”, diğer 3 şüpheli ise “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol uygulanması talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.

Hakimlik, muhabirin de arasında olduğu 3 şüphelinin tutuklanmasına, kameramanın da arasında bulunduğu 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.

Soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 4, hakkında adli kontrol tedbiri uygulanan şüpheli sayısı da 13 olmuştu.

Bu arada Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeninin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla alınan karar kapsamında fethi kabir işlemi gerçekleştirilmişti.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan “bilgi sahibi” sıfatıyla savcılığa ifade vermişti.

Başsavcılık soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin incelenmesine karar verildiği bildirmişti.

Soruşturma kapsamında, olay tarihinde görev yapan Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan ve Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 4 şüpheliden, olay tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan, savcılıktaki ifadelerinin ardından “suç örgütüne üye olma” şüphesiyle tutuklanmıştı.

Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları emekli deniz yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve jandarma albay Hasan Atilla Uğur ise sağlık durumları ve yaşları göz önüne alınarak “kasten öldürme” suçundan ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

Ruşen Çakır yorumladı | Camiye siyaseti sokmak: Neden olmasın!

Ruşen Çakır "Camiye siyaseti sokmak: Neden olmasın!" başlıklı yayınında Özgür Özel’in cuma namazını ve solun dinle ilişkisini değerlendirdi.

Ruşen Çakır yorumladı | Camiye siyaseti sokmak: Neden olmasın! Medyascope

💾

Ruşen Çakır "Camiye siyaseti sokmak: Neden olmasın!" başlıklı yayınında Özgür Özel’in cuma namazını ve solun dinle ilişkisini değerlendirdi.

Avukat Atal, Akbelen davası sonrası açıkladı… MAPEG Genel Müdürü’nden skandal ‘zeytin’ itirafı

BURAKHAN BAŞARAN/VERYANSIN TV

Danıştay 6. Dairesi, Akbelen’deki 7 köyün sınırları içerisinde bulunan zeytinlik ve tarım alanlarının acele kamulaştırılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı Kararı’nın iptali istemiyle 679 parselden 104’üne ilişkin açılan davaları görüştü.

Danıştay Savcılığı, köylüler tarafından açılan davaların reddedilmesi yönünde mütalaa verdi.

Savcılık, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti.

İkizköylülerin gönüllü avukatları CVP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Atal, Arif Ali Cangı ve İpek Sarıca’nın takip ettiği davaya, Akbelen’in yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen köylüler de destek verdi.

Danıştay 6. Dairesi’nin kararını en geç bir ay içerisinde açıklaması bekleniyor.

İlişkili Haber
thumbnail
Akbelen köylüleri Danıştay önünde: ‘Toprağımızı korumak için buradayız’
Haberi görüntüle

AVUKAT ATAL’DAN AÇIKLAMA

İsmail Hakkı Atal, duruşmaya ilişkin bir açıklama yaptı.

Duruşmada Cumhurbaşkanlığı kararının sebep, konu ve amaç unsurları bakımından hukuka aykırı olduğunu savunduklarını belirten Atal, “2024’te Zeytin Kanununca koruma altında olan zeytinlik parseller hakkındaki kamu yararı kararının da geçersiz olduğunu ve dolayısıyla buna dayanılarak çıkarılan Cumhurbaşkanı kararının da hukuka aykırı olduğunu beyan ettik.” dedi.

MAPEG GENEL MÜDÜRÜ’NDEN ‘ZEYTİN’ İTİRAFI

MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin, duruşmada dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Atal’ın açıklamasına göre Narin duruşmada, “zeytin kanununu bir türlü aşamadık” diyerek, tüm Türkiye için zeytin kanununda değişiklik içeren ve 24 Temmuz 2025’te Meclis’ten geçen kanun üzerinde çalışma yaptıklarını, ancak düzenlemenin Meclis’ten yalnızca Yeniköy-Kemerköy-Yatağan termik santralleri için çıktığını söyledi.

Atal, Narin’in sözlerine ilişkin şunları söyledi:

“Davamızda dava konusu Cumhurbaşkanı kararının sebep, konu ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı olduğunu beyan etmemizin yanı sıra; usul-şekil ve yetki unsurları açısından da dava konusu Cumhurbaşkanı kararının sakat olduğunu; Cumhurbaşkanı kararının dayanağı olan kamu yararı kararı, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından alınması gerekirken, yanlış kurum olan MAPEG tarafından kamu yararı kararı alındığını; diğer yandan kamu yararı kararının alındığı 16.07.2024 tarihinde henüz Zeytin Kanunundaki 4.08.2025 tarihli yasa değişikliği gerçekleşmediği için 16.07.2024’te Zeytin Kanununca koruma altında olan zeytinlik parseller hakkındaki kamu yararı kararının da geçersiz olduğunu ve dolayısıyla buna dayanılarak çıkarılan Cumhurbaşkanı kararının da hukuka aykırı olduğunu beyan ettik.

‘İFŞA ETTİK’

Duruşmaların en ilginç noktası, (takkenin düştüğü, kelin gözüktüğü) MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin’in duruşmalara katılarak adeta LİMAK-İÇTAŞ’ın vekiliymişçesine şirketi ve zeytin yasası değişikliğini savunması oldu. MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin’in üzerinde avukat cübbesi olsaydı, YK şirketinin avukatı olduğunu düşünebilirdik. Aslan Narin söz alınca hayretlere düştük. Zira duruşmada “zeytin kanununu bir türlü aşamadık ve tüm Türkiye için Zeytin Kanununda değişiklik içeren 24.07.2025’te meclisten geçen kanunu hazırlamıştık ancak meclisten sadece Yeniköy-Kemerköy-Yatağan termik santralleri için çıktı” diyerek görevi kötüye kullandığını ve suç işlediğini itiraf etmiş oldu, Allah MAPEG genel müdürünü şaşırttı. Zira; LİMAK-İÇTAŞ’ın önünü açacak kanun taslağını hazırlamak “kamu kurumu” olarak kamuya hizmet etme yükümlülüğü olan MAPEG’in yetkisi ve görevi olmadığı gibi, Türkiye’de kanunların meclis tarafından hazırlanmadığının da itirafı oldu. Aslan Narin bizlere, Meclisin hiçbir işlevinin kalmadığını ve sadece şeklen mecliste ellerin kalktığını ve kanun çıkaran AKP-MHP milletvekillerinin hiçbir fonksiyonunun olmadığını, MECLİSİN YASAMA FAALİYETİ YAPAN DEĞİL-ŞEKLİ TASDİKLEME organı olduğunu da İFŞA etmiş oldu. Diğer yandan MAPEG’in Cumhurbaşkanlığını da aldattığını ve kamu zararını ortaya koymayarak şirketin vekili gibi hareket etmek suretiyle “acele kamulaştırma kararı” alınmasına sebep olduğunu beyan ettik.”

Atal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“İkizköylülerin gönüllü avukatı olarak meslektaşlarım Arif Ali Cangı ve (gece gündüz çalışması sonucu) İpek Sarıca’yla birlikte Cumhurbaşkanlığına karşı açtığımız 104 parsel için “acele kamulaştırmanın iptali” davalarının duruşmaları Danıştay 6. Dairesi’nde 16 Eylül 2026 günü görüldü. Kamulaştırma adı altında LİMAK-İÇTAŞ’ın Türk köylüsünü mülksüzleştirme amacını taşıyan işleme karşı acele kamulaştırma sahası içinde kalan İkizköy, Karacahisar ve Çamköylülerin yanı sıra, Maden ve Petrol İşleri Müdürlüğünün Türkiye’nin her yerindeki vahşi madencilik uygulamalarından dolayı hayatları alt üst olan Giresun Tirebolu, Muş Varto, Fatsa, Denizli-Avdan, Tokat Niksar, Ordu-Perşembe, Aybastı v.s. köylüleri de katılarak hem duruşmayı izledi hem de davaya destek verdiler. Duruşmadan sonra Türkiye’nin her yerinden gelen köylüler MAPEG önüne giderek seslerini (sömürge madenciliği kurumu) MAPEG’e duyurdular.

80 MİLYARLIK SAĞLIK MALİYETİ!

Duruşmada “Avrupa Sağlık ve Çevre Birliği’nin çalışmasına göre LİMAK-İÇTAŞ’ın öldürdüğü, hasta ettiği, kanser ettiği yurttaşlar sebebiyle Türkiye’ye yılda 80 milyar sağlık maliyeti olduğunu” tüm araştırmalarımıza rağmen şirketin yıllık kazancını bulamadığımızı ve bizden sonra söz alacak davalı taraf vekillerinin bu konuda bilgi vermesini istedik.

Ancak her 2 turda da bu konuda ETKB vekili, MAPEG Genel Müdürü ve YK vekili hiçbir beyanda bulunamadılar. Hatta YK vekili Av. Eyüp Kul ise bizim duruşmada anlattığımız bu somut HALK SAĞLIĞI zararının davanın konusu olmadığını ifade ederek; sadece ve hukuka ve ahlaka değil, tüm kanun sistematiğine ve insanlığa aykırı şekilde KAÇAMAK beyanda bulunmayı tercih etti.

ETKB vekili Av. Ethem Çakar’ın beyanıyla da YK Enerjinin vekillerinin ve CEO’larının yıllardır söyledikleri bir argümanın yalan olduğu dolaylı olarak kabul edilmiş oldu. Yıllardır YK, termik santraller durursa Muğla bölgesinin elektriksiz kalacağı iddiasında bulunuyor, mücadelenin kızıştığı zamanlarda bölgede elektrik kesintileri yaşanıyordu. Ancak ETKB vekili sistemin enterkonnekte olduğunu ve burada üretilen elektriğin sadece Muğla’da değil Türkiye’nin tamamında kullanıldığını beyan ederek YK Enerjinin yıllardır süren yalanını dolaylı da olsa ifşa etmiş oldu.

Davalı vekillerinin tamamı 1119 MW kurulu gücü bulunan Yeniköy-Kemerköy termik santrallerinin, Türkiye’nin toplam 130.000 MW kurulu gücü içinde gerçekte %0,5 payı olan şirketin üretimdeki payının %2 olduğunu söyleyerek bu konuda da gerçeğe aykırı beyanda bulunmalarına rağmen, mahkemede resmi rakamlarla bu yalanı da ifşa ettik. Ayrıca duruşmada uzman olarak dinlettiğimiz EMO temsilcisi Muğla bölgesinde YK Enerjinin 1 yılda 1,42 GW enerji ürettiğini, oysa ki bölgede çalıştırılmayan termik santrallerden dolayı boştaki kapasitenin 4,39 GW olduğunu beyan etmesiyle, davalı tarafın “güneş ve rüzgarın olmadığı zamanlarda baz olarak bu santrallerin hazır tutulması gerektiği” yönündeki savunması da boşa düşmüş oldu.

ÇED’i dahi olmayan, 1994 yılında Aydın İdare Mahkemesinin kapatma kararlarının Danıştay tarafından 1996’da onanmasıyla 1996 yılından bu yana hukuka ve kanuna aykırı bir şekilde çalıştırılan ve kapatma kararları uygulanmadığı için Okyay v.d. Kararlarıyla Türkiye’nin AİHM’de mahkum olmasına ve Türkiye’nin dosyasının şu anda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin önüne gelmesine neden olan bu 3 termik santralin (Türkiye’yi karşılarına almak pahasına) çalıştırılması için neden bu kadar ısrar edildiği sorusuna ise duruşmada kendimiz sorduk, kendimiz cevap verdik.

Zira; bu kadar kamu zararı oluşturan bu termik santrallerin maden ve enerji ihtiyacı bahanesi arkasında, iklim krizi sürecinde bir hazine haline gelecek olan toprakların ve zeytinliklerin Türk halkının elinden alınarak halkın mülksüzleştirilmesi amacının olduğu tek rasyonel cevap olarak ortaya çıktı. Danıştay Savcılığı ise köylülerin aleyhinde mütalaa vererek davaların reddine karar verilmesini, eğer mahkeme aksi kanaatte ise bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi talep etti. Danıştay 6. Dairesi en geç 1 ay içinde kararları açıklayacak.”

 

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

Zafer Partisi’nde ‘darp’ krizi: Genel Başkan Yardımcısı Çolak ve 9 isim ihraç talebiyle disipline sevk edildi

Zafer Partisi GİK Üyesi Eray Ertürk’ü 8 Aralık 2024’te düzenlenen parti kongresinde darbettiği iddia edilen, aralarında Genel Başkan Yardımcısı Ali Dinçer Çolak’ın da bulunduğu 10 partili, kesin ihraç talebiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edildi.

Zafer Partisi Genel Sekreteri Cezmi Polat’ın parti teşkilatlarına yaptığı açıklamaya göre, Ertürk ile Çolak arasında, Genel Başkan Ümit Özdağ’ın kongrede konuşma yaptığı sırada tartışma çıktı. Ertürk, 10 kişi tarafından darbedildiğini öne sürdü.

Polat, Ertürk’ün darp raporu aldığını, avukatı aracılığıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu ve adli süreç başlatıldığını bildirdi. Ertürk’ün ayrıca 20 Aralık 2024’te partiye gönderdiği dilekçeyle disiplin sürecinin başlatılmasını istediği belirtildi.

08 Aralık 2024 tarihinde yapılan Parti Kongresi sırasında Genel Başkanımızın konuşma yaptığı esnada o tarihte parti MDK üyesi, halihazırda GİK üyesi Eray ERTÜRK ile Genel Başkan yardımcısı Ali Dinçer ÇOLAK arasında tartışma çıkmıştır.. Olay sonrası Eray ERTÜRK adli darp raporu…

— Cezmi Polat (@cezmi_polat) September 16, 2026

POLAT: TARAFLAR ARASINDA UZLAŞMA SAĞLANAMADI

Polat, Özdağ’ın tahliyesinin ardından Ertürk’ün avukatının, ilk başvurusu üzerine disiplin süreci başlatılıp başlatılmadığı, hangi işlemlerin yapıldığı ve herhangi bir yaptırım uygulanıp uygulanmadığına ilişkin partiye yeniden başvurduğunu belirtti.

Ertürk’ün avukatının 20 Temmuz 2026’da verdiği yeni dilekçeyle başvuruların ivedilikle işleme alınmasını ve Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında bilgi verilmesini istediğini aktaran Polat, şunları kaydetti:

“Genel Başkanımız Sayın Ümit Özdağ, siyasi parti kongrelerinde zaman zaman gerilimli tartışmaların yaşanabileceği değerlendirmesiyle olay sonrasında herhangi bir disiplin soruşturması başlatmamıştır. Ayrıca Eray Ertürk’e iki ayrı kez, parti içi birlik ve beraberliğin korunması amacıyla adli ve idari şikâyetlerini geri çekmesi yönünde görüşmüştür. Ancak Eray Ertürk, bu talepleri kabul etmemiş ve şikâyetini sürdürmüştür. Taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması nedeniyle gelinen aşamada disiplin sürecinin işletilmemesi hem Genel Başkanımızın hem de partimizin hukuksal anlamda ve kurumsal kimliğinin zarar görmesine neden olacaktır.”

Özdağ’ın parti tüzüğünün ilgili hükümleri uyarınca konunun Merkez Disiplin Kurulu tarafından değerlendirilmesi ve disiplin soruşturmasının başlatılması yönünde talimat verdiğini belirten Polat, Çolak’ın Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürdüğünü bildirdi.

Polat, işlemin parti tüzüğünün öngördüğü kurumsal yükümlülüğün yerine getirilmesinden ibaret olduğunu ifade ederek, sürecin henüz devam ettiğini, kurulun dosyayı savunma hakkını gözeterek parti tüzüğü ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde karara bağlayacağını kaydetti.

ÇOLAK SUÇLAMALARI REDDETTİ

Çolak ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kesin ihraç talebiyle savunmasının istendiğini duyurdu. Şikâyet dilekçesinde kendisinin de aralarında bulunduğu 10 kişinin Ertürk’ü tehdit ve darbettiğinin iddia edildiğini belirten Çolak, şöyle devam etti:

“İddiaya konu olayın tarihi ise 8 Aralık 2024. Yaklaşık iki sene önce yaşandığı iddia edilen bir olayla ilgili bugün disiplin soruşturması başlatılması ve ihracımın istenmesini şimdilik bir kenara bırakarak şikâyet dilekçesinde yer alan bir iddiayı sizlerle paylaşmak istiyorum.”

Çolak, şikâyet dilekçesinde Ertürk’ün yangın merdiveninde 10 kişi tarafından darbedildiğini ve Çolak’ın Ertürk’ün kızına küfür ettiği ileri sürüldüğünü aktardı. Kendisine yöneltilen hakaret suçlamasını reddeden Çolak, “Beni tanıyan herkes, kimseye böyle ağır bir küfür etmeyeceğimi bilir” ifadesini kullandı.

Öte yandan, Çolak’ın da aralarında bulunduğu 10 partilinin kesin ihraç talebiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi, sosyal medyada bazı Zafer Partililerin tepkisine neden oldu. (ANKA)

Eski Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Mustafa Turhan hakkında soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya platformlarında sermaye piyasası araçları hakkında yatırımcılarda korku ve paniğe neden olacak nitelikte paylaşımlar yapıldığı yönündeki tespitler üzerine eski AKP Milletvekili, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı, eski Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim Mustafa Turhan hakkında resen soruşturma başlatıldığını açıkladı.

BAŞSAVCILIK AÇIKLAMA YAPTI

Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, bazı sosyal medya platformlarında yer alan ve kamuoyuna yansıyan paylaşımlara ilişkin inceleme başlatıldığı belirtildi.

Açıklamada, söz konusu paylaşımlarda doğrudan ya da dolaylı olarak sermaye piyasası araçları hakkında yatırımcıda korku ve paniğe sebep olacak nitelikte içeriklerin yer aldığı yönünde tespitler bulunduğu ifade edildi.

Başsavcılığın açıklamasında, “Bazı sosyal medya platformlarında yer alan ve kamuoyuna yansıyan paylaşımlarda, doğrudan ya da dolaylı olarak sermaye piyasası araçları hakkında yatırımcıda korku ve paniğe sebep olacak nitelikte paylaşımlar yaptığı yönünde tespitler üzerine ‘@ibrahimmturhan2’ adlı hesap kullanıcısı olan İbrahim Mustafa Turhan hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca re’sen soruşturma işlemlerine başlanılmıştır” ifadelerine yer verildi.

NE DEMİŞTİ?

Borsa İstanbul’da yüzde 6’yı aşan değer kaybıyla ilgili olarak Turhan, sosyal medyadan şu paylaşımı yapmıştı:

“Borsamızda, sermaye piyasasında temel ve yapısal bir risk olduğunu düşünmüyorum. Türkiye ekonomisi güçlü, halka açık şirketlerin tamamını etkileyecek bir risk söz konusu değil. Özellikle de iş modellerinde kârlılık ve serbest nakit akışı sorunu olmayan şirketler çok iyi durumda. Hatta birçoğu değerinin altında fiyatlanıyor. Döviz kuruna ilişkin açık ve yakın bir tehdit söz konusu değil. Kamunun finansal sürdürülebilirliği de gayet sağlam.
Sakin olmak lazım…
…
Bu gibi durumlarda panikle hareket edenler en büyük zararı kendilerine verir. Aynı zamanda piyasanın bozulmasına ve sorunun gerçekte olduğundan daha büyük görünmesine neden olabilir.
Türkiye ekonomisine, sermaye piyasamızın kurumsal altyapısına güvenin.

1997’de Asya krizi, ardından 1998 Rusya krizi gelişen piyasa ekonomilerini (EM) vurmuştu. Bu arada Brezilya EM’lerden olumlu yönde ayrışıyordu. Kasım 1998’de IMF öncülüğünde 41,5 milyar dolarlık devasa bir finansal destek paketi için anlaşma yapıldı ve Brezilya hükümeti bu anlaşma doğrultusunda ve sonrasında çok katı mali ve yapısal reformlar gerçekleştirdi. Brezilya kapkara bir gökyüzünde parlayan yıldız olmuştu.

EM’lere yatırım yapan riskli fonlar nakit ihtiyaçlarını karşılamak için portföylerindeki varlıkların bir kısmını satmak zorundaydı. Üstelik yaşanan EM krizi dolayısıyla müşterilerin nakit talepleri de artmıştı. Krizin etkisinin derin olduğu ve sıkıntıda olan ülkelerdeki pozisyonlardan satış yapılırsa o ana kadar kâğıt üzerinde olan zarar gerçeğe dönmüş/realize edilmiş olacaktı. Bu yüzden kârlı pozisyonlardan satış yapmak daha rasyoneldi. Portföylerdeki en kârlı kalem Brezilya varlıklarıydı. Dolayısıyla herkes kârlı olan, kaliteli olan, güçlü olan varlıkları satmaya başladı.

Kasım 1998’deki IMF paketine ve hükümetin kemer sıkma sözlerine rağmen Brezilya deyim yerindeyse “başarısının” kurbanı oldu. Yatırımcılar panikle Brezilya sattıkça kendi kendini besleyen kısır bir döngü oluştu. Merkez Bankası, para birimi realin değerini korumak için piyasaya milyarlarca dolar satmak zorunda kaldı. Sadece birkaç gün içinde milyarlarca dolarlık sermaye çıkışı yaşandı. 15 Ocak 1999’da Merkez Bankası pes etti ve reali tamamen dalgalı kura bıraktı. Real, dolar karşısında birkaç hafta içinde %40 değer kaybetti.
…
Bugün borsada yaşanan gelişmeler de bu gözle yorumlanabilir.”

Turhan’ın Borsa İstanbul’a yönelik diğer paylaşımı da şöyle:

“Finansal sistemin önemli bir bölümünde ortaya çıkan bozulmanın finansal aracılık işlevlerini ciddi biçimde aksatması, tek bir kuruluşta ya da birkaç piyasa aktöründe başgösteren sorunun güven kaybı, kaçış, likidite sıkışıklığı, varlık satışları, karşı taraf riski gibi mekanizmalarla sistemin tamamına yayılması sistemik finansal risktir. Bu öngörülebilir bir durumdur. Senaryo analizleri sistemik olaylara karşı önlemleri içerir. Aslolan önleyici tedbirleri gecikmeden devreye sokabilmektir. Yoksa bade harabu’l Basra…”

Tarık Akan’ı 10 yıl önce kaybettik: Törenlerle anıldı…

Sanatçı Tarık Akan için ölümünün 10’uncu yılında kurucusu olduğu Özel Taş İlkokulu’nda anma töreni gerçekleştirildi. Törene Akan’ın ailesi, sanatçı dostları, sevenleri ile okulun öğrencileri, öğretmenleri, mezunları ve yöneticileri katıldı. Akan’ın okulu anlattığı röportajın yer aldığı kısa film gösterimiyle başlayan anmada ilk konuşmayı Tarık Akan’ın kızı ve Özel Taş İlkokulu Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Üregül gerçekleştirdi.

AKAN’IN KIZI ÜREGÜL: TAŞ GİBİ DİMDİK DURDUN HEP HAYATINDA

“Taşa geldiğimden beri sen de farklı bir baba daha gördüm. Sen sevdiğin herkesin canı, dostu, gerektiğinde babasıydın” diyen Üregül şöyle konuştu:

“Gölgen hala omzumda, sesin hala rüzgarımda, sen hala burada okulun bahçesinde, taşında toprağına. Işığın sınıflarda. Sevgin, çocukların gülüşünde. İzin çok sevdiğin öğretmenlerin ve çalışanların emeğinde, yaşıyorsun, yaşatılıyorsun.

Taş gibi dimdik durdun hep hayatında. Sonra fark ettim; sevdiklerin, ideallerin, insanlık, adalet ve emek içinde taş gibi dimdik durduğun hayatta. Şimdi Atatürk’le atan kalbin bizimle; bize bıraktığın bu sağlam taşın üzerinde aynı umutla, aynı cesaretle, aynı aydınlık yarınlara yürüyoruz. Her adımında sen varsın, her nefeste senin umudun, her bakışımda senin sevgin. Taş ve sen, ikisi de bir; benim kalbimde, bu okulun yüreğinde, sonsuza dek.”

AYBAT: O ÇOCUKLARA İNANDI; İYİ BİR EĞİTİMİN BİR ÇOCUĞUN HAYATINI, O ÇOCUKLARIN DA BU ÜLKENİN GELECEĞİNİ DEĞİŞTİREBİLECEĞİNE İNANDI

Üregül’ün ardından okul müdürü Burcu Aybat konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında öğrencilere seslenen Aybat, “Siz onu tanımadınız belki ama yıllar önce size o inandı; çocuklara inandı. İyi bir eğitimin, bir çocuğun hayatını, o çocukların da bu ülkenin geleceğini değiştirebileceğine inandı. Ve bu inancını yalnızca sözlerle ifade etmedi. Onun için bir şey yaptı, Taş okulu kurdu. Bir insanın geleceğe duyduğu inancın en güzel göstergelerinden biri budur. Sonucunu kendisinin göremeyeceğini bilse bile hiç tanıyamayacağı çocuklar için bir şey bırakmak” ifadelerini kullandı.

Aybat şöyle konuştu:

“Tarık Akan, Türkiye’nin ortak hafızasında pek çok yüzde yaşamaya devam ediyor. Hayatı boyunca çok farklı karakterlere hayat verdi. Bizi güldürdü, düşündürdü, bazen de görmek istemediğimiz gerçeklerle yüzleştirdi. Ama bana kalırsa hayatındaki en önemli rollerden birini hiçbir filmde oynamadı. O rolün bir senaryosu yoktu. Kameraları, seti, alkışı da yoktu. O, çocuklara ve eğitime inanan bir insanın rolüydü. Ve o rolü oynamadı, yaşadı.

‘ÇOCUKLAR KENDİLERİNE GERÇEKTEN DEĞER VEREN YETİŞKİNLERİ UNUTMAZLAR’

Tarık Akan’a dair anıları dinlediğimde beni en çok etkileyen de bu oluyor. Anlatılanların çoğunda büyük sözler, büyük törenler yok. Tarık Akan okulun bahçesinde çocukların futbol oynamasını izliyor, karidorlarda öğrencilerle karşılaşıyor, yemekhanede elinde tepsisiyle bir çocuğun yanına oturup onunla birlikte yemek yiyor. Kalkarken yanağını okşuyor ve yoluna devam ediyor. Belki onun için sıradan bir okul günü. Ama o gün yanında oturduğu küçük çocuk akşam eve gidip bunu annesine ve babasına anlatmak için sabırsızlanıyor. Yıllar sonra da o anı hala aynı heyecanla hatırlıyor. Çünkü çocuklar kendilerine gerçekten değer veren yetişkinleri unutmazlar.

Bugün burada bu konuşmayı dinleyen sevgili öğrencilerimiz, çoğunuz Tarık Hakan’ı hiç tanımadınız. Siz onu tanımadınız belki ama yıllar önce size o inandı. Henüz isimlerinizi bilmiyorken, yüzlerinizi hiç görmemişken, hatta birçoğunuz dünyaya bile gelmemişken çocuklara inandı. İyi bir eğitimin, bir çocuğun hayatını, o çocukların da bu ülkenin geleceğini değiştirebileceğine inandı. Ve bu inancını yalnızca sözlerle ifade etmedi. Onun için bir şey yaptı. Taş okulu kurdu. Bir insanın geleceğe duyduğu inancın en güzel göstergelerinden biri budur. Sonucunu kendisinin göremeyeceğini bilse bile hiç tanıyamayacağı çocuklar için bir şey bırakmak.

‘BUGÜN TARIK AKAN’IN MİRASINA BAKTIĞIMDA BİR İNSANIN İNANDIĞI DEĞERLERİN KENDİSİNDEN ÇOK DAHA UZUN YAŞAYABİLECEĞİNİ GÖRÜYORUM’

Bugün aradan 10 yıl geçtikten sonra Tarık Akan’ın mirasına baktığımda bu nedenle yalnızca geçmişi görmüyorum. Bu sabah bu bahçede duran sizleri görüyorum. Sınıflarında çocukları için emek veren öğretmenlerimizi görüyorum. Yıllar önce bu okuldan mezun olup bugün hala kendisini Taş Okullu hissedenleri görüyorum. Ve bir insanın inandığı değerlerin kendisinden çok daha uzun yaşayabileceğini görüyorum. İyi ki bu çocuklara inandınız Tarık Akan. İyi ki bize bu emaneti bıraktınız. Ruhunuz şad olsun. Çok teşekkür ederim.”

AKTEMUR: TARIK ABİNİN HAYATI HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN MÜCADELE ETMEKLE GEÇTİ; İLK MÜCADELESİ DE İLKOKULDA YAŞADIĞI KONUŞMA GÜÇLÜĞÜYDÜ

Anne Kafamda Bit Var kitabını sahneye uyarlayan oyun yazarı Gökhan Aktemur ise törende yaptığı konuşmada Akan’ın hayallleri ve mücadelelerine değindi. “Tarık abinin hayatı hayallerini gerçekleştirmek için mücadele etmekle geçti.” diyen Aktemur şöyle devam etti:

“İlk mücadelesi de, sizin yaşlarınızdayken ilkokulda bir dönem konuşma güçlüğü çekiyor. Düşünsenize, sayısız filmde oynamış hatta son dönem belgesellerini kendisinin seslendirdiği Tarık Akan’ın eminim çocukken de anlatacak, konuşacak, paylaşacak çok şey vardır. Böyle bir çocuğun konuşma güçlüğü çekmesi sıkıntılı bir durum olsa gerek. Üstelik Kayseri gibi dönemin küçük Anadolu şehirlerinden birinde. Sevgili hocası Aliye öğretmen ona büyük sevgiyle, üstüne titreyerek birlikte çalışıyorlar ve ‘hele’ sözcüğün ardında tek tek diğer sözcükleri, cümleleri kuruyorlar ve birlikte bu sorunu hallediyorlar.

Tarık abi yıllar sonra o öğretmenine ulaşmak istiyor. Ki bizim hayatımızın büyük bir dönemi internet olmadan, telefon olmadan geçti. O dönemde insanlara ulaşmak bu kadar kolay değildi. Fakat Tarık abi bunu başarıyor. Yıllar sonra öğretmeniyle bir araya geliyor. Bu da hayallerinden biriydi…

Sizler de onun gibi, tıpkı Mustafa Kemal gibi, hayallerinizi, sözlerinizi, fikirlerinizi saklamayın. Onları büyütün, çoğaltın. Tabii ki karşınıza engeller çıkacaktır. O durumda da öğretmenlerinizin, bu çatı altında size verilenlerin ve bizlerin de her zaman size destek olacağını bilin. Ve o hayaller gerçek olduğunda size destek olanları tıpkı Tarık abinin Aliye öğretmeni hatırladığı, bir araya geldiği gibi, onları unutmayın.”

AKAN MEZARI BAŞINDA ANILDI

Kurduğu okulda gerçekleştirilen törenin ardından Akan, Bakırköy Mezarlığı’nda bulunan mezarı başında anıldı. Ailesi ve yakınları Akan’ı mezarı başında duygularını aktardıkları kısa konuşmalarla andı.

ESKİ DOSTU GÖZYAŞLARINI TUTAMADI

Anma sırasında duygusal anlar yaşandı. Akan’ın yakın arkadaşı Zeki İrfanoğlu konuşması sırasında gözyaşlarını tutamadı.

Taş İlkokulu’nun öğretmenlerinin de katılım gösterdiği anmaya katılan öğrenciler Akan’ın mezarına karanfiller bıraktı.

ÖSYM açıkladı… KPSS’de 392 aday yeniden sınava alınacak!

ÖSYM’nin yazılı açıklamasına göre, 2026-KPSS Lisans Genel Yetenek-Genel Kültür oturumu 6 Eylül’de 1 milyon 708 bin 329 adayın katılımıyla, 145 sınav merkezindeki 4 bin 724 sınav binası ve 86 bin 646 sınav salonunda uygulandı.

Şanlıurfa şehir merkezi ile Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsü arasındaki bağlantı yolunun tek şeride düşürülmesi ve bölgede yaşanan trafik kazası nedeniyle sınav binalarına ulaşımın zorlaştığı belirtildi. ÖSYM Şanlıurfa İl Koordinatörlüğünün, çok sayıda adayın sınava yetişemeyeceğini tespit ederek sınavın ilgili binalarda 30 dakika ertelenmesi talebini ÖSYM Sınav Günü Masası’na ilettiği aktarıldı.

ÖSYM, mevzuat hükümleri ile geçmişte alınan karar ve uygulamalar kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda, sınav gizliliği ve güvenliği korunmak kaydıyla Osmanbey Kampüsü’ndeki sınav binalarına girişin 30 dakika uzatılmasına ve sınav başlama saatinin 10.45 olarak uygulanmasına karar verildiğini bildirdi.

KAMERA KAYITLARI VE TUTANAKLAR İNCELENDİ

Açıklamada, yaşanan durumun ayrıntılarının ortaya çıkarılması amacıyla ivedilikle inceleme başlatıldığı belirtildi. İnceleme kapsamında ilgili sınav merkezindeki yönetici ve görevlilerle görüşüldüğü, sınav binaları ve salonlarındaki tüm kamera kayıtları ile bina ve salon tutanaklarının ÖSYM’ye ulaşmasının ardından ayrıntılı şekilde incelendiği kaydedildi.

ÖSYM, sınav binası giriş kameraları ile sınav salonu kamera kayıtlarının “tek tek ve her bir aday için detaylı şekilde” incelendiğini bildirdi.

392 ADAY İÇİN EŞ DEĞER SINAV KARARI

Yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda Osmanbey Kampüsü’ndeki 150 sınav salonunun 22’sinde sınava giren 392 adaya yönelik ÖSYM mevzuat hükümlerine aykırı sınav uygulamaları gerçekleştirildiğinin tespit edildiği açıklandı.

ÖSYM açıklamasında, “Her bir adayın sınavı Başkanlığımız için büyük bir sorumluluk ve emanettir. Bu emanetin korunması, adalet ve fırsat eşitliğinin bozulmaması amacıyla bu kapsamda belirlenen adaylara ÖSYM Yönetim Kurulunun 15 Eylül 2026 tarihli ve 2026/38.10 sayılı kararı ile eş değer sınav yapılmasına karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Nasuh Mahruki hakkında tahliye kararı!

15 Temmuz darbe girişimine ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla hakkında dava açılan Mahruki hakkındaki davanın ilk celsesinde karar çıktı. Bakırköy 57. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Mahruki ve avukatı katıldı.

Duruşmayı Mahruki’nin eşi Mine Mahruki ve oğlu Barlas Mahruki’nin yanı sıra Ayşe Kulin, Sunay Akın, Suat Suna, Ahmet Yavuz’un da arasında bulunduğu çok sayıda kişi takip etti.

Mahruki, savunmasında, paylaşımının “toplum içinde infial oluşturacak nitelikte olduğu” ve “açık ve yakın tehlike oluşturduğu” yönündeki değerlendirmelere itiraz ederek, iddianamede bunların somut olarak ortaya konulmadığını savundu.

Mahruki, “İçeriğinde neyin yanlış olduğunu bana söylerseniz ben ona göre bir savunma yapayım. Şu anda ben burada herhangi bir suç unsuru görmedim” dedi.

Hakim ise “İddianame bu şekilde. Ben iddianameyi anlatıyorum, siz savunmanızı yaparsınız. Siz ne derseniz şu an onu dinleyeceğiz. İddianamede yazanı anlatıyorum, onu okuyorum. Şu an yapmam gereken bu” karşılığını verdi.

‘TOPLUMDA İNFİAL OLUŞMUŞ MU?’

İddianamede 15 Temmuz darbe girişimini “oyun” olarak tanımladığının öne sürüldüğünü belirten Mahruki, şöyle konuştu:

“Benim anladığım, ‘oyun’ diye tanımladığımdan suçlanıyorum. Tweet’e baktığınız zaman içinde ne ‘tiyatro’ ne de ‘oyun’ geçiyor. Şimdi ben kendimi nasıl savunabilirim? ‘Hayır, ben oyun demedim’ demekten başka ne söyleyebilirim? Yoksa 571 bin takipçimin olması bir suç unsuru olamaz herhalde. ‘Toplum içinde infial oluşturacak nitelikte bulunduğu’ diyor. Acaba infial oluşmuş mu? Bunu nasıl tespit edeceğiz? Buna ilişkin bir tespit var mı? Ben 63 gündür içerideyim, pek bir şey takip edemedim ama böyle bir şey var mı?”

Paylaşımının “açık ve yakın tehlike” oluşturduğu yönündeki suçlamaya itiraz eden Mahruki, “Bunun ortaya konması lazım. Bunu ben ortaya koyacak değilim. Beni suçlayan makamın hangi açık ve yakın tehlikenin oluştuğunu söylemesi lazım herhalde. Önüme somut bir şey koymadan ben hangi açık ve yakın tehlikeye karşı savunma yapabilirim ki?” dedi.

‘TCK 216’NIN BU PAYLAŞIMA NASIL UYGULANDIĞINI ANLAYABİLMİŞ DEĞİLİM’

Savunmasının devamında hakkındaki “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlamasına değinen Nasuh Mahruki, paylaşımında toplumun iki kesimini karşı karşıya getiren bir ifade bulunmadığını savundu.

Mahruki, “Asıl konuya geleyim. TCK 216, özellikle benim açımdan oldukça rahatsız edici bir madde. Burada ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik’ suçlaması var. Bir kere bu maddeyi benim paylaşımıma uygulamak çok zor. Çünkü paylaşımda halkın bir kesimiyle diğer kesimi karşı karşıya getirilmiyor. Ortada ABD ve bu süreçten etkilenen Türk milleti var. İki ayrı halk kesimi yok” dedi.

Paylaşımının ilk bölümünde de 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin önceden istihbarat alındığını ve bunun gereğinin yapılmadığını savunduğunu belirten Mahruki, “Bir tarafta darbe girişimini durdurmadığını söylediğim kişiler, diğer tarafta bunun sonucunda zarar gören Türk milleti var. Dolayısıyla bu maddenin burada nasıl uygulandığını anlayabilmiş değilim” diye konuştu.

‘HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK EDECEK EN SON KİŞİLERDEN BİRİ BENİM’

AKUT’u 26 yaşında kurduğunu ve 20 yıldan uzun süre yönettiğini anlatan Mahruki, Türkiye’de arama kurtarma alanında yapılan birçok çalışmanın kavramsal altyapısının AKUT tarafından oluşturulduğunu söyledi.

Mahruki, şöyle devam etti:

“‘Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek’ benim için kolay kolay söylenebilecek bir şey değil. Türkiye’nin ilk gönüllü arama kurtarma takımını ben kurdum ve 20 yıldan fazla yönettim. Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik edecek en son kişilerden biri benim. AKUT’u kurmaya karar verdiğimizde 26 yaşındaydım. AKUT bugün 28 yaşında. Ben ise bugün karşınızda, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmediğime sizi ikna etmeye çalışıyorum. Benim gibi biri için bu oldukça incitici.”

Nasuh Mahruki tutuklandı! 15 Temmuz paylaşımı sonrası gözaltına alınmıştı - Internet Haber

‘BU İDDİANAMEDE TARİF EDİLEN KİŞİ BEN DEĞİLİM’

Profesyonel dağcılık kariyerini ve AKUT bünyesinde yaptığı çalışmaları anlatan Mahruki, Türkiye’de ve yurt dışında gerçekleştirilen arama kurtarma faaliyetlerini hatırlattı. Everest’e çıkan ilk Türk ve ilk Müslüman dağcı olduğunu belirten Mahruki, yedi kıtanın zirvesine Türk bayrağı diktiğini söyledi.

Eski Başbakan Bülent Ecevit, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda isimden çalışmaları nedeniyle takdir gördüğünü anlatan Mahruki, AKUT’un Yunanistan, Hindistan, Pakistan, Nepal, Mozambik, Haiti ve Tayvan dahil farklı ülkelerde arama kurtarma çalışmalarına katıldığını söyledi.

Mahruki, savunmasını şöyle tamamladı:

“Bunca yıldan sonra bana ‘Sen halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettin’ denmesini kabul etmiyorum. Dolayısıyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçlamasını şiddetle reddediyorum. Ben öyle bir insan değilim. Burada tarif edilen kişi ben değilim. Ben, size biraz önce anlattığım kişiyim.”

Mahruki’nin avukatı Uğur Poyraz’ın savunması sırasında izleyici bölümünden sık sık alkış sesleri yükseldi.

SAVCI CEZALANDIRILMASINI TALEP ETTİ

Mahruki ve avukatlarının savunmalarının ardından mütalaasını açıklayan savcı, suçlamaya konu paylaşımda “oyun” ve “tiyatro” ifadelerinin bulunmadığı yönündeki savunmaya katıldığını söyledi. Savcı buna karşın, paylaşımın içeriği itibarıyla Mahruki’ye atılı suçun unsurlarının oluştuğu kanaatinde olduğunu belirterek cezalandırılmasını talep etti.

Savcı, “Herhangi bir ‘oyun’ ve ‘tiyatro’ hususu yok. O husustaki görüşlerinize katılıyorum. Fakat paylaşımdaki tespit yönünden atılı suçun oluştuğu kanaatindeyim” dedi.

Mahruki’nin avukatlarının, suçun hangi ifadeler nedeniyle oluştuğunun açıklanmasını istemesi üzerine savcı, ayrıntılı değerlendirmesini mütalaasında açıkladığını belirterek, “İddia makamı olarak atılı suçun unsurlarının oluştuğu kanaatindeyim. Sadece ‘tiyatro’ ve ‘oyun’ hususundaki görüşlerinize katılıyorum” ifadelerini kullandı.

Savcı, Mahruki’nin TCK’nin 216 ve 218’inci maddeleri uyarınca cezalandırılmasını ve tutukluluk halinin devam etmesini talep etti.

MAHRUKİ HAKKINDA CEZA İLE TAHLİYE KARARI

Hakim, değerlendirme yapmak üzere duruşmaya ara verdi.

Aranın ardından kararını açıklayan hakim, Mahruki’yi “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmettiğini ve tahliyesine karar verdiğini duyurdu. (ANKA)

Ankara Valiliği’nden kritik yağış uyarısı!

Ankara Valiliği tarafından yapılan açıklamada, Meteoroloji Genel Müdürlüğü Analiz ve Tahmin Merkezi’nden alınan son verilere göre, 17 Eylül Perşembe günü sabah saatlerinden sonra Ankara çevrelerinde yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış beklendiği bildirildi.

Açıklamada, yağışlarla birlikte sel, su baskını, yıldırım, dolu, kuvvetli rüzgar ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.

AKOM tarih verdi: İstanbul’u gök gürültülü sağanak vuracak!

İstanbul’da hafta boyunca parçalı bulutlu bir hava etkili olacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı (AKOM) tarafından yayımlanan hava tahmin raporuna göre, özellikle hafta sonuna kadar aralıklarla sağanak yağış geçişleri görülecek. 22 Eylül Salı günü ise sıcaklıklarda belirgin düşüş ve gök gürültülü sağanak öngörülüyor.

Bugün kentte sabah saatlerinde 19°C, öğle saatlerinde ise 22°C seviyelerinde sıcaklık bekleniyor. Akşam saatlerinde sıcaklığın 18°C, gece ise 17°C civarına düşeceği tahmin ediliyor.

Yağış miktarının 2 ila 5 kg/m² arasında olması beklenirken, rüzgârın kuzeyli (Poyraz) yönlerden 10-35 km/s hızla esmesi öngörülüyor. Nem oranı ise yüzde 55-85 arasında seyredecek.

AKOM’un haftalık hava tahmin raporuna göre;

• 17 Eylül Perşembe: Parçalı bulutlu, aralıklı yağmurlu. 17-25°C, yağış miktarı 2-5 kg/m².

• 18 Eylül Cuma: Parçalı bulutlu, sabah saatlerinde yağmurlu. 18-24°C, yağış miktarı 2-5 kg/m².

• 19 Eylül Cumartesi: Parçalı ve az bulutlu. 18-26°C, yağış beklenmiyor.

• 20 Eylül Pazar: Parçalı ve az bulutlu. 18-27°C, yağış beklenmiyor.

• 21 Eylül Pazartesi: Parçalı ve az bulutlu. 18-28°C, yağış beklenmiyor.

• 22 Eylül Salı: Gök gürültülü sağanak yağışlı. 15-22°C, yağış miktarı 5-12 kg/m².

Rapora göre sıcaklıkların özellikle hafta başında 22-24°C aralığında, mevsim normallerinin altında seyretmesi bekleniyor.

Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı yükseldi

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında emekli ve görevdeki emniyet mensuplarının da bulunduğu 11 şüpheli, 7 ilde düzenlenen operasyonlarla gözaltına alınmıştı.

Şüphelilerden 5’i önceki gün adliyeye sevk edilmiş, 4’ü tutuklanırken, 1’i adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Gözaltında kalan 6 şüpheli de emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden 2’si doğrudan, 2’si ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Soruşturma savcısının tutuklanmasını talep ettiği 2 şüpheli ise sulh ceza hakimliğindeki sorgularının ardından tutuklandı.

Soruşturmanın 6. dalgasında tutuklanan şüpheli sayısı 6’ya, Gülistan Doku soruşturması kapsamında tutuklanan toplam şüpheli sayısı ise 38’e yükseldi. (ANKA)

AYM’den Tayfun Kahraman açıklaması

Türkiye Basın Federasyonu Başkanı Sinan Burhan ve Yönetim Kurulu üyeleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya ile bir araya geldi.

Günümüzde anayasa yargısının yalnızca hukuk normlarının Anayasa’ya uygunluğunu denetleyen bir mekanizma olmadığını belirten Özkaya, anayasa yargısının temel hak ve özgürlüklerin etkin şekilde korunması ve demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesinde de önemli bir rol üstlendiğini söyledi.

AYM’nin incelemelerinde uluslararası yaklaşımların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında kullanılan ilke ve standartların, diğer ülkelerin anayasa mahkemelerinin kararlarının ve Türkiye’deki yüksek yargı organlarının içtihatlarının titizlikle incelendiğini belirten Özkaya, raportörlerin görüşleri ve Mahkemenin kurumsal birikiminin de değerlendirme sürecine dahil edildiğini ifade etti. Özkaya, bireysel başvurulardaki ihlal iddialarının “adalet odaklı bir yaklaşımla” değerlendirildiğinin altını çizdi.

‘AYM, KANUNA UYGUNLUK DEĞİL, ANAYASAL DENETİM YAPIYOR’

Bireysel başvurunun niteliği ve yüksek yargı organlarının yetkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özkaya, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay, Danıştay ve diğer yargı kurumları arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmadığını ifade etti. Özkaya, her bir yargı kurumunun görev, yetki ve sorumluluklarının Anayasa ve kanunlarda düzenlendiğini, yargı kurumlarının görev ve yetkilerini bu çerçeve içerisinde yerine getirip kullandığını ifade etti. AYM’nin bireysel başvurularda bir “kanun yolu mahkemesi gibi hareket etmediğini” vurgulayan Özkaya, AYM’nin kanuna uygunluk değil, anayasal denetim yaptığını belirtti.

KAHRAMAN KARARININ GEREKÇESİ YAYIMLANMA SÜRECİNDE

Özkaya, Gezi Parkı davası hükümlüsü Tayfun Kahraman’ın ikinci başvurusuna ilişkin olarak ise AYM’nin hem “adil yargılanma hakkının” hem de “bireysel başvuru” hakkının ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlattı. Kararın gerekçesinin yayımlanma sürecinde olduğunu belirten Özkaya, AYM’nin görevinin kişinin suçlu olup olmadığını belirlemek değil, yargılamada usule ilişkin güvencelerin sağlanıp sağlanmadığını denetlemek olduğunu vurguladı. Özkaya, AYM’nin Kahraman ile ilgli ilk kararının da bu kapsamda olduğuna dikkati çekti. (ANKA)

Tarih belli oldu: Motorine 6 TL 62 kuruş zam gelecek

Orta Doğu’da enerji tesisleri ve kritik deniz taşımacılığı güzergâhlarına yönelik saldırılar, petrol arzına ilişkin kaygıları artırdı. Gerilim, Brent petrol ile ABD Batı Teksas türü ham petrol (WTI) fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturdu. Brent petrol, 100 doları aştı ve 104-105 dolardan işlem görüyor.

Küresel piyasalarda benzin ve motorinin metrik ton fiyatları da yükseldi. Motorinin metrik ton fiyatı, bin 371 dolardan bin 520 dolara dek çıktı. Ardından bir miktar gevşedi. Halen bin 479 dolardan işlem görüyor.

Küresel fiyat hareketleri önce benzine, ardından da motorine zammı gündeme getirdi Benzine, bugünden geçerli 3 TL 20 kuruş zam yapıldı. Motorine de salı gününden geçerli 6 TL 62 kuruş zam bekleniyor.

Sektör kaynakları, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, “Cuma günü piyasa kapanış değerlerine göre motorine salı günü 6 TL 62 kuruş zam söz konusu” dedi. Kaynaklar, bu zamla birlikte motorinin litresinin 100 TL’ye yaklaşacağını ve tüm zamanların rekorunu kıracağını anımsatarak, “Motorinde, yeniden ÖTV ayarlaması yapılır ve zammın bir bölümü ÖTV’den karşılanır mı? Farklı formüller devreye konulur mu? Zam olduğu gibi pompa satış fiyatlarına yansıtılır mı? Pazartesi günü saat 16.00’da işin rengi ortaya çıkar” ifadesini kullandı.

Bahçeli’nin danışmanından ‘Mansur Yavaş’ mesajı: ‘AK Parti’ye katılırsa şok geçirmeyin’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin danışmanı Yıldıray Çiçek, Türkgün’deki yazısında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın siyasi tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yavaş’ın CHP ile arasındaki mesafenin son dönemde arttığını savunan Çiçek, iktidar cephesine yaklaşabileceği yorumunu yaptı.

Çiçek “Mansur Yavaş görüşmesine yönelik tepkiler üzerine, ‘Eğer bu tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse, gereğini yapmaktan da çekinmem’ diyerek kapıyı her türlü ihtimale açık bırakmıştır” değerlendirmesinde bulundu.

Yavaş’ın CHP’deki gelişmeler karşısındaki tutumuna da değinen Çiçek, CHP yönetimiyle yaşadığı görüş ayrılıklarının siyasi geleceği açısından dikkat çekici olduğunu belirtti.

Çiçek yazısında, Yavaş’ın CHP’den ayrılarak AKP’ye geçmesi ihtimalini gündeme getirerek “Ne Mansur Yavaş’ın durduğu yer ne söylediği sözler sizi aldatmasın… Yarınlarda ne yapacağına dair de kimse erken konuşmasın” dedi.

‘Ses kaydı’ iddiasıyla gündeme gelmişti: AKP’li başkan görevinden istifa etti

Sosyal medyada yayılan ve AKP Kilis İl Başkanı Zihni Serhan Diyarbakırlı’ya ait olduğu iddia edilen yaklaşık 6 dakikalık ses kaydı, kamuoyunda tartışmalara neden oldu. Kayıtta, görev yeri değiştirilen bir kadının eski görev yerine dönme talebine ilişkin görüşme yer aldı.

Tartışmaların ardından yazılı açıklama yapan Diyarbakırlı, AKP Kilis İl Başkanlığı görevinden kendi isteğiyle ayrıldığını duyurdu. Kaydın montaj olduğunu savunan Diyarbakırlı, şunları kaydetti:

“Son günlerde şahsımı hedef alan montaj ses kaydı ve buna bağlı olarak ortaya atılan iddiaları yakından takip ediyorum. Söz konusu içeriklerle ilgili gerekli hukuki süreç tarafımca başlatılmış olup, gerçeklerin hukuk önünde tüm açıklığıyla ortaya çıkacağına olan inancım tamdır.

Ancak bu sürecin görev yaptığım siyasi teşkilatımıza ve partimize zarar vermesini, teşkilatımızın şahsım üzerinden bir tartışmanın tarafı hâline getirilmesini istemiyorum. Bu nedenle, teşkilatımızın itibarının korunması ve hukuki sürecin siyasi tartışmaların gölgesinde kalmaması adına AK Parti Kilis İl Başkanlığı görevimden kendi irademle istifa etme kararı almış bulunuyorum.”

‘BU KARARIM İDDİALARIN DOĞRULUĞU ANLAMINA GELMEMEKTEDİR’

İstifa kararının iddiaları kabul ettiği anlamına gelmediğini vurgulayan Diyarbakırlı, açıklamasına şöyle devam etti:

“Bu kararım kesinlikle bir geri adım, kabulleniş veya hakkımdaki iddiaların doğruluğu anlamına gelmemektedir. Ben görevimden ayrılıyorum; ancak haklılığımdan, hukuk mücadelemden ve davamıza olan inancımdan ayrılmıyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğine, AK Parti’ye ve milletimize hizmet idealine olan bağlılığım dün olduğu gibi bugün de tamdır ve bundan sonra da aynı kararlılıkla devam edecektir.

Görev sürem boyunca omuz omuza yürüdüğüm tüm dava arkadaşlarıma, teşkilat mensuplarımıza ve kıymetli hemşerilerime teşekkür ediyorum. Makamlar ve görevler gelip geçicidir; asıl olan davaya sadakat, millete hizmet ve Türkiye’ye olan sevdamızdır.”

Diyarbakırlı, kaydı hazırlayan, yayımlayan ve paylaşanlar hakkında hukuki süreç başlatıldığını belirterek, “Kirli siyasete teslim olmayacağız. Algı operasyonlarına boyun eğmeyeceğiz. Yalan karşısında susmayacağız. İtibarımızı hedef alan hiçbir girişimi karşılıksız bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

NE OLMUŞTU?

Kilis’te sosyal medyada paylaşılan ses kaydında, görev yeri değiştirilen bir kadının hastanedeki eski görevine dönmek istediğine ilişkin konuşmaların bulunduğu ileri sürülmüştü. Diyarbakırlı’ya ait olduğu iddia edilen kayıtta, kadına “Beni nasıl ikna edeceksin?” sorusunun yöneltildiği; kadının ise kendisini yüz yüze görüşerek ikna edeceğini söylediği öne sürülmüştü. Diyarbakırlı, yaptığı ilk açıklamada kaydın “belli odaklar tarafından montajlandığını ve bağlamından koparıldığını” savundu.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun mezarı bugün açılacak

Ergenekon soruşturmasında tutuklu bulunduğu sırada, 2011 yılında Silivri’deki cezaevinde yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturma sürüyor.

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine, Kozinoğlu’nun kesin ölüm sebebinin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesi bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla feth-i kabir işlemi yapılacak.

Kozinoğlu’nun mezarı bugün açılacak. İşlemin 3 adli tıp uzmanı, 1 kimyager ve 1 otopsi teknikerinden oluşan heyet gözetiminde yapılması bekleniyor. Çalışmalar kapsamında Kozinoğlu’nun kabrinden kemik, toprak ve diğer tıbbi örnekler alınacak.

Kozinoğlu’nun mezarından alınan örneklerin yanı sıra ceza infaz kurumuna ait kamera kayıtları, 112 Acil Çağrı Merkezi ses kayıtları ile hastane evrakının da incelemeye dahil edileceği bildirildi. İnceleme sürecinin ardından Adli Tıp Kurumu 1’inci İhtisas Kurulu tarafından, Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeni ve olayda üçüncü kişi müdahalesinin bulunup bulunmadığına ilişkin nihai mütalaanın hazırlanması planlanıyor.

Benzine dev zam geldi

Benzinin litre fiyatına 3,20 lira zam yapılması Isparta’da vatandaşların tepkisine neden oldu. Zam sonrası kentteki bir akaryakıt istasyonunda benzinin litre fiyatı 79 liradan 82 lira 36 kuruşa çıktı.

Akaryakıt fiyatlarındaki artışın bütçelerini zorladığını belirten vatandaşlar, zammın yalnızca ulaşım maliyetlerini değil, başta gıda ve nakliye olmak üzere birçok alandaki fiyatları da artıracağını dile getirdi. Vatandaşlar, benzin fiyatlarındaki yükselişe ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.

‘BARİ FİYATI 100 LİRA YAPSINLAR, HIRSIZLIK YAPALIM’

Benzine gelen zamma tepki gösteren Ramazan Zeybek, akaryakıt fiyatlarının vatandaşın bütçesini zorladığını belirterek şunları söyledi:

“Abi, 100 lira yapsınlar. Zaten 90 liraya ancak bir kilo mazot alıyoruz. Yapmışken madem 100 yapsınlar; millet çalsın, çırpsın, kötü işlere başlasın. Bu asgari ücretle çalışarak yapılacak işler değil. Arabaya biniyoruz, şimdi bin liralık mazot aldım, 10 kilo ediyor. Yetmiyor abi. Zaten benim arabam çok yakan bir araba.”

Kurye olarak çalıştığını belirten bir vatandaş da akaryakıt zamlarının birçok ürünü doğrudan etkilediğini söyleyerek, “Yediğimiz, içtiğimiz, marketten yaptığımız alışveriş dahil her şeyin zammı benzine bakar. Benzine zam gelmesi, her şeye zam gelmesi anlamına gelir. Ben de kuryeyim. Benzine zam gelmesi insanı telaşlandırmıyor değil. Gelmese daha iyi ama yapacak bir şey yok” dedi.

Bir başka vatandaş ise akaryakıt fiyatlarındaki artışın küresel ölçekte lojistik maliyetlerini etkilediğini belirterek, “Bir domino etkisi var. Bu, Amerika’yı da Çin’i de etkiliyor. Lojistik maliyetleri yükseliyor. Nakliye giderlerinin artması da fiyatları etkiliyor. Küresel ölçekte yaşanan gelişmeler bütün dünyayı etkiliyor” ifadelerini kullandı.

‘BENZİNE ARTIK PARAMIZ YETMİYOR’

Sait Can, zammı bugün öğrendiğini ve artan benzin fiyatlarının geçim sıkıntısını daha da ağırlaştırdığını söyledi. Can, şöyle konuştu:

“Zam geleceğini bilmiyordum, daha bugün öğrendim. Ekonomimizi kötü etkiliyor. Maaşlar zaten belli, asgari ücret belli. Zor, geçinemiyoruz. Benzine artık paramız yetmiyor. Benzin bu gidişle 100 lirayı geçecek. Şu anda 83 lira olmuş. Aylık akaryakıt masrafım 5-6 bin lirayı buluyor.”

‘100 LİRA OLSA DA ALACAĞIZ, BİNMEK ZORUNDAYIZ’

Mustafa Erçelik ise vatandaşların akaryakıt zamlarına artık alıştığını belirterek araç kullanımının zorunlu hale geldiğini söyledi. Erçelik, “Alıştık. Yapacak bir şey yok. Yine alacağız. 100 lira olsa da alacağız, binmek zorundayız. Artık araç, otomobil zaruri” dedi.

Zamların üretici üzerindeki etkisine de değinen Erçelik, “Maliyetler artacak. Akaryakıt fiyatları yükseldikçe her türlü maliyet artıyor. Maliyet arttıkça insanların gelirleri düşecek” ifadelerini kullandı.

Küresel gelişmelere dikkati çeken Erçelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünyadaki savaşlara göre 150 lira da olabilir. Fiyatı 50 lirayken ‘Çok pahalı’ diyorduk ama şimdi 100 liraya yaklaşıyor. Kimsenin aklına 100 lira gelmezdi. Herhalde 150 liraya, belki 200 liraya doğru da gidebilir.”

Meteoroloji’den yüksek sıcaklık uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 12 Eylül hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre, yurdun kuzey ve doğu kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Van çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıklarının ülkemiz genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle kuzey, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve az bulutlu, zamanla batısının çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

ÇANAKKALE °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

İSTANBUL °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

KIRKLARELİ °C, 33°C

Parçalı bulutlu

EGE

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

DENİZLİ °C, 38°C

Az bulutlu ve açık

İZMİR °C, 33°C

Az bulutlu ve açık

MUĞLA °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

UŞAK °C, 32°C

Az bulutlu ve açık

AKDENİZ

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

ANTALYA °C, 34°C

Az bulutlu ve açık

BURDUR °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

HATAY °C, 31°C

Az bulutlu ve açık

İÇ ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 32°C

Az bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 32°C

Az bulutlu ve açık

KONYA °C, 32°C

Az bulutlu ve açık

NEVŞEHİR °C, 29°C

Az bulutlu ve açık

BATI KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 30°C

Az bulutlu

DÜZCE °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

SİNOP °C, 28°C

Az bulutlu

ZONGULDAK °C, 24°C

Parçalı ve az bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

RİZE °C, 26°C

Parçalı ve az bulutlu

SAMSUN °C, 27°C

Parçalı ve az bulutlu

TRABZON °C, 25°C

Parçalı ve az bulutlu

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu, Van çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 26°C

Parçalı ve az bulutlu

KARS °C, 25°C

Parçalı ve az bulutlu

MALATYA °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

VAN °C, 25°C

Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

GAZİANTEP °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

MARDİN °C, 34°C

Az bulutlu ve açık

ŞANLIURFA °C, 37°C

Az bulutlu ve açık

‘Hakaret’ davası: İmamoğlu 2 yıl 1 ay hapis cezası aldı

Ekrem İmamoğlu’nun, 2023 yılında yapılan bir törende eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya yönelik sözleri nedeniyle “hakaret” suçundan yargılanıp iki kez beraat ettiği davanın ikinci duruşması, Silivri’de bulunan 6 no’lu duruşma salonunda görüldü.

İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarının ardından Şadi Yazıcı’nın avukatı söz aldı. Yazıcı’nın avukatı, müvekkilinin şikayetinin devam ettiğini söyledi.

İMAMOĞLU: NE BÖYLE BİR MÜTALAA OLUR NE BÖYLE BİR İDDİANAME

Duruşma savcısı, İmamoğlu’nun 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Mütalaaya karşı beyanda bulunan İmamoğlu, “Ne böyle bir mütalaa olur ne böyle bir iddianame olur. Bu mahkemenin bile burada kurulu olması skandaldır. Bu mütalaa da mesnetsizdir. Türk yargısı adına hakim konumundasınız ve Türk milleti adına karar vereceksiniz. Dilerim ve umarım ki bu kararı verebilirsiniz” dedi.

SALONDAN GÖTÜRÜLDÜ

İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi, İmamoğlu’nu “kamu görevlisine hakaret” suçundan 2 yıl 1 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdi. İmamoğlu, kararın açıklanmasının ardından karara tepki göstererek, “Benim adıma karar verecek hiçbir mahkeme yoktur. Yere düşen Türk yargısına sağlam bir tekme vurmuştur. Hakimler yok hükmündedir” dedi.

İmamoğlu, sözlerinin ardından zor kullanılarak salondan götürüldü.

‘UMARIM YARGITAY BU HUKUKA AYKIRI KARARI DÜZELTİR’

Kararın ardından ANKA Haber Ajansı’na açıklama yapan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, şunları söyledi:

“Aslında çok fazla söyleyecek bir şey yok. Daha önce iki kez beraat kararı verilen bir yargılama sürecinden geçtik. Beraat kararı, bize göre usule uygun olmayan bir şekilde bozuldu ve dosya yeniden buraya gönderildi. Duruşmalarda da bunu dile getirdik. Hâkim değişikliğinin ardından böyle bir karar çıktı.

Bir hukukçu olarak bu kararı doğru bulmuyorum. Hiçbir hukukçunun doğru bulacağını ve vicdanına sığdırabileceğini de düşünmüyorum. Kararı hukuka aykırı görüyoruz. Gerekli yasal başvuruları yapacağız ancak bugün yaşanmaması gereken bir gün yaşadık.

Hâkim değişikliğinin kararda etkili olup olmadığını kamuoyunun takdirine bırakıyorum ancak olağan bir süreç yaşanmadığını elbette değerlendirmek durumundayız. Hâkim hanım, duruşma salonundan çıkarken siyasi yasak uyguladığını söyledi. Ancak istinaf ve temyiz süreçleri tamamlanana kadar bu kararın herhangi bir hukuki sonucu olmayacaktır. Umarım istinaf ve Yargıtay bu hukuka aykırı kararı düzeltir; böylece Türk yargısı adına büyük ve tarihî bir yanlıştan dönülmüş olur.”

‘Rüşvet’ davası: Ayhan Bora Kaplan ve 4 polis beraat etti

Ayhan Bora Kaplan davası kapsamında rüşvet ve mal varlığı bildirilmesi kanununa muhalefet suçlarından yargılnan dört polis hakkında beraat kararı verildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nden sorumlu eski İl Emniyet Müdür Yardımcısı A.A., eski Asayiş Şube Müdürü O.Ö., Başkomiser E.K. ve polis memuru S.C.‘nin hesaplarına yüksek tutarlarda para yatırıldığı iddiasıyla Temmuz 2024’te soruşturma başlattı.

Soruşturma sonunda Ayhan Bora Kaplan ile 4 polis hakkında ‘Rüşvet’ ve ‘Mal Varlığı Bildirilmesi Kanunu’na muhalefet’ suçlarından iddianame düzenlenerek dava açıldı.

SAVCIDAN BERAAT TALEBİ

DHA’nın haberine göre sanıkların Ankara 33’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya tutuksuz sanıklar S.C., E.K., A.A. ve O.Ö. ile suç örgütü davası kapsamında tutuklu bulunan Ayhan Bora Kaplan ve taraf avukatları katıldı.

Esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine ilişkin kesin ve yeterli delil bulunmadığını belirterek, tüm sanıkların beraatına karar verilmesini talep etti. Sanıklar, mütalaaya katıldıklarını söyleyerek beraatlarını istedi.

Sanık ve avukatlarının beyanlarının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Ayhan Bora Kaplan ve diğer 4 sanığın üzerlerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatına karar verdi.

Hakan Fidan, Tom Barrack ile görüştü

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da, ABD’nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Darrell Issa’yı kabul etti.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Bakanımız Hakan Fidan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Başkanlık Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Darrell Issa’yı Ankara’da kabul etti” ifadeleri yer aldı.

Görüşmenin içeriği hakkında henüz bilgi verilmedi. (ANKA)

DEM Partili Selçuk Mızraklı tahliye edildi

Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, yaklaşık yedi yıldır bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden ceza süresinin tamamlanmasının ardından tahliye edildi.

Ailesi ve yakınları ve DEM Partililerin karşıladığı Mızraklı, cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş’a da değindi. Mızraklı, “Eğer ben bugün burada, bu kapının önündeysem asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş’tır. Ve eğer ben bugün bu kapının önündeysem, ben çok kısa zamanda bu kapının önüne tekrar geri dönmek istiyorum. İçeriye girmekten korkum yok. İçeriye girmek için değil, oradaki yoldaşlarımızı, oradaki Selahattin Başkan’ımızı almak için buraya gelmek istiyorum” diye konuştu.

Mızraklı şunları söyledi:

“Yani bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor ve ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını atarlar. Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, enformasyonun çoğaltılması gerekiyor”

Üsküdar Belediyesi AKP’ye geçti

Üsküdar Belediyesi’nde 5 Eylül’de salt çoğunluk sağlanamadığı için ertelenen başkan vekili seçimi bugün yapıldı. Seçimde CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ile AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin yarıştı.

Toplam 42 meclis üyesinin katıldığı seçimde ilk tur oylamasında AKP’li Gültekin 21, CHP’li Çetinkaya’nın 19 oy aldı. 2 oyun geçersiz sayıldığı seçimlerde ikinci tur oylama geçildi.

İkinci tur oylamasında AKP’nin adayı Dündar Ziya Gültekin 22, CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya 20 oy aldı. İtiraz edilen oyun bulunmadığı seçimde, salt çoğunluk olan 31 oyun sağlanamaması nedeniyle oylama üçüncü tura kaldı.

Üçüncü tur oylamasında da AKP’nin adayı Dündar Ziya Gültekin 23 oy, CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ise 19 oy aldı. Salt çoğunluk olan 24 oya ulaşılamadığı için seçimlerde dördüncü tur oylamaya geçildi.

Seçimlerin dördüncü turunda AKP’nin adayı Dündar Ziya Gültekin 23 oy alarak başkan vekili seçildi. CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ise 19 oy aldı. (ANKA)

Atlas Çağlayan davasında karar

Güngören’de bıçaklanarak hayatını kaybeden Atlas Çağlayan’ın ölümüne ilişkin davanın ikinci duruşması bugün görüldü.

DHA’nın haberine göre; Bakırköy 2’nci Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 9 Haziran’daki ilk duruşmasında Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin mütalaasını açıklamıştı.

Savcı, tutuklu sanık E.Ç. hakkında Atlas Çağlayan’a karşı ‘çocuğa karşı öldürme’, mağdurlar D.Ç., R.E.O., T.U.A. ve Y.O.O.’ya yönelik ise ‘silahla tehdit’ ve ‘6136 sayılı Kanun’a muhalefet’ suçlarından toplam 21 yıl 7 ay 15 güne kadar hapis cezası istemişti.

Saat 10.00 sıralarında başlaya duruşmada sanık E.Ç.’nin savunması dinlendi. Avukatların dinlenmesinin ardından mahkeme heyeti, duruşmaya ara verdi.

‘BİZ İŞTİRAKÇİLERİN DE ARTIK CEZA ALMASINI İSTİYORUZ’

Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü, şöyle konuştu:

“Bugün ikinci duruşma için buradayız. Maalesef ki ilk duruşmamızda da söylediğim gibi, taleplerimizin hepsi reddedilmişti. Yine bugün aynı taleplerde bulunacağız. İlk duruşmamızda görüntülerin izlenmesini istemiştik, maalesef ki bu talep de reddedildi.

Duruşmadan beklentim, aslında diğer iştirakçilerin de artık sanık olarak yargılanmasını istemek. Bugün onlar burada bile değil, maalesef. Çünkü sadece dosyada tanık olarak varlar. Ayrıca dosyamızda çok fazla açık olduğundan şimdiden söylemek istiyorum.

Dosyada mesajlaşmalar var, katilin o gün içerisinde silah istemesi var, olaydan 4 gün öncesinden bir başkasını bıçakladığına dair mesajlaşması var, uyuşturucu var. Onun dışında tekrardan farklı bir şekilde Arda H. ile olan konuşmasında silah isteme var. Bunlar zaten çeteler. Biz iştirakçilerin de artık ceza almasını istiyoruz.

‘BURADAN DAHA UMUTLU BİR ŞEKİLDE ÇIKMAK İSTİYORUM’

8 ay geçti. 8 ay boyunca ne gecemiz var, ne gündüzümüz var, ne uykumuz var. Artık evladımın adaletinin sağlanmasını istiyorum. Verilecek hiçbir ceza beni rahatlatmayacak, bunu da biliyorum. Ama en azından bu cezasızlık algısının ortadan kalkmasını istiyorum. ‘3 yıl, 5 yıl yatarız, ondan sonra hayatımıza devam ederiz’ düşüncesi olmasın artık. Biz artık diğer çocuklarımızı da korumak istiyoruz. Yani ne yapılabilirse İnfaz Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekiyor. Yasa çıktı fakat yasanın çıkması tek başına yeterli olmuyor; çünkü ‘Yasa geriye işlemiyor’ diyorlar. Neden geriye işlemiyor? Bugün var olan, inşallah yaşanmaz ama olacak durumlarda bu yasa geçerli oluyor da neden geriye işlemiyor? Madem geriye işlemiyor, o zaman İnfaz Kanunu’nda değişiklikler yapılsın. Bu canilerin, katillerin yatarları aldıkları ceza gibi olsun. 21 yıl diye ceza veriliyor fakat bunun yatarı 5 yıl oluyor. Belli bir kısmı da zaten açıkta geçiyor, denetimli serbestlik oluyor.

Yani bu şimdi bir ceza mı oluyor? Bu ceza bizim gibi mağdur ailelere verilmiş bir ceza oluyor. Delil karartma var. Mesela bu ülkede delil karartmanın cezası yok mu? Ben bunu sormak istiyorum. Suç aletinde parmak izleri siliniyor. O gün. Yani burada hepiniz sormak istiyorum. Hanginiz cinayetin işlendiği cinayet aletini elinize alırsınız? Neden alırsınız? Çünkü almak için bir sebebiniz olması gerekiyor. Biz bu sebebin peşinden koşturuyoruz, ‘Neden?’ diyoruz sürekli. Maalesef ki bir önceki duruşmamızda bunların hiçbirine cevap alamadık. Ne istediysek, ne talepte bulunduysak hepsi de ret yedi. Bugün umut etmek istiyorum. Buradan çıktığımda inşallah daha umutlu bir şekilde çıkmak istiyorum.”

KARAR AÇIKLANDI

Çağlayan’ın ölümüne ilişkin davada mahkeme, sanık E.Ç.’nin ‘çocuğa karşı kasten öldürme’, ‘6136 sayılı yasaya muhalefet etme’ ile ‘zincirleme şekilde silahla tehdit’ suçlarından toplam 18 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Lavrov: ABD Başkanı Trump’ın Ukrayna planları Avrupa ülkelerini ölümüne korkuttu

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rus medyasına verdiği bir röportajda, Avrupa ülkelerini, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna savaşına ilişkin girişimlerini sabote etmeye çalışmakla suçladı. Lavrov, Avrupa ülkelerinin, Trump’ın geçen yıl Alaska’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştüğü önerilere geri dönmesini engellemeye çalıştığını ileri sürde. Lavrov ayrıca, iki lider arasında bu yıl 4 Temmuz’da yapılan telefon görüşmesine işaret etti. Lavrov, “Avrupa, Amerikalıların birdenbire Alaska’daki görüşmelerde gündeme gelen ilk önerilerine dönmesinden ölümüne korktu” dedi ve Avrupalı liderlerin bu nedenle Trump’ı Ukrayna’ya ilişkin girişimlerinden vazgeçirmeye çalıştığını savundu.

Lavrov, “Batı diplomasisi makul, dengeli ve uzlaşmaya dayalı girişimlerde bulunan ülkeleri engellemekten ibaretse, öyle olsun” ifadesini kullandı. Rusya’nın hedeflerine müzakere masasında ulaşmayı tercih ettiğini söyleyen Lavrov, bunun mümkün olmaması halinde hedeflerin “savaş alanında” gerçekleştirileceğini kaydetti.

ABD’DEN YENİ DİPLOMASİ GİRİŞİMİ

Lavrov’un açıklamaları, Beyaz Saray yönetiminin Ukrayna savaşına ilişkin diplomatik süreci yeniden canlandırma girişimlerinin başladığı bir dönemde geldi. ABD Başkanı Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner, haftasonu Moskova’da Putin ile üç saatten uzun süren bir görüşme gerçekleştirdi. İki temsilci Moskova’nın ardından Kiev’e geçti.

Beyaz Saray, görüşmelerde savaşın sona erdirilmesine yönelik “sonraki adımlar için somut planların” ele alındığını açıkladı. Kremlin danışmanı Yuri Uşakov ise görüşmenin “son derece açık sözlü” geçtiğini ve ABD’li temsilcilerin olası bir anlaşmaya ilişkin çeşitli fikirler sunduğunu belirtti. Lavrov ise Kiev ve Batılı ülkelerin diplomasiye ilişkin açıklamalarının büyük bölümünün çatışmalara yeni bir ara verilmesini sağlayarak Ukrayna’ya yeniden silahlanması ve güçlerini toparlaması için zaman kazandırmayı amaçladığını öne sürdü.

Mevcut durumda yapıcı barış görüşmelerinin bulunmadığını savunan Lavrov, “Diplomatik cephede hiçbir şey olmuyor” dedi. Lavrov, gelişmelerin “gerçek cephede” yaşandığını ve Rus güçlerinin burada ilerlediğini ifade etti.

UKRAYNA’YA MİSİLLEME MESAJI

Lavrov, Ukrayna’nın Rusya’daki sivil altyapıya yönelik saldırılarına karşı Moskova’nın misilleme tehdidini hayata geçireceğini de söyledi. Rusya’nın daha önce bu tür saldırılara Ukrayna açısından “çok daha ağır” bir karşılık verileceği uyarısında bulunduğunu hatırlatan Lavrov, “Şimdi olan da bu” ifadelerini kullandı.

İngiltere’nin Ukrayna’ya savaşın sonuna kadar destek verme taahhüdünü de eleştiren Lavrov, “İngiltere adına üzülüyorum” diyerek, söz konusu sonun “mutlu olmayacağını” söyledi. Avrupa ülkelerinin Rusya ile gelecekte yaşanabilecek olası bir çatışmaya yönelik hazırlıklarına da değinen Lavrov, Putin’in Rusya’nın Avrupa’ya saldırma niyetinin bulunmadığı yönündeki açıklamasını yineledi. Lavrov, Avrupa ülkelerinin Rusya’ya saldırması halinde ise bunun “temelden farklı bir savaş” olacağını ve “çok kısa” süreceğini ileri sürdü.

Diyarbakır’da korucunun şüpheli ölümü… Valilikten açıklama geldi!

Kulp ilçe Turgut Özal mahallesinde bir kişinin cansız bedeninin istinat duvarına asılı olduğunu gören çevredekiler sağlık ekiplerini ihbarda bulundu. Ekipler yaptıkları incelemede cesedin, güvenlik korucusu Mehmet Sevinç’e ait olduğunu tespit etti.

Diyarbakır Valiliği’nce olaya ilişkin yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“İlimiz Kulp ilçesi, Turgut Özal Mahallesinde bir alanda 7 Eylül 2026 tarihinde sabah saatlerinde bulunan erkek cesediyle ilgili olarak, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi maksadıyla aşağıdaki açıklamanın yapılması zaruri görülmüştür. Kolluk birimlerimizce yapılan çalışma neticesinde; bulunan cesedin Güvenlik Korucusu Mehmet Sevinç adlı kişiye ait olduğu, vücudunda ateşli silah ya da kesici aletle yaralanma izine rastlanmadığı, olayın meydana geldiği bölgedeki kameralarda yapılan incelemede şüpheli bir durumun tespit edilmediği, kişinin cep telefonunda yapılan araştırmada şüpheli olarak değerlendirilebilecek herhangi bir arama, aranma veya mesajlaşmaya rastlanılmadığı, Adli Tıp Kurumunda yapılan otopsi işlemi sonucunda hazırlanan ön raporda ölümün intihara bağlı olarak gerçekleştiği şeklinde uzman görüşü bulunduğu anlaşılmıştır. Netice olarak, olay yerindeki mevcut bulgular, kamera çalışmaları, tanık araştırmaları, cep telefonu incelemesi ve ön otopsi raporu birlikte değerlendirildiğinde adı geçen şahsın intihar etmiş olabileceğinin kuvvetle muhtemel olduğu değerlendirilmekte olup, detaylı adli soruşturma halen devam etmektedir.”

Husiler, Suudi Arabistan’daki enerji tesislerini vurdu

Yemenli Husilerin Suudi Arabistan’ın güneyindeki kentlere düzenlediği operasyonlarda hedef alınan bazı enerji tesislerinde faaliyetler durduruldu.

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, düzenlenen misillemeler nedeniyle bazı enerji tesislerinde yangın çıktığını bildirdi. İtfaiye ve diğer acil müdahale ekiplerinin yangınları kontrol altına almak ve hasarı tespit etmek üzere bölgelere sevk edildiği belirtildi.

Yemen’de Husilere karşı oluşturulmuş Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon daha önce yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerine yönelik Husi misillemelerinde en az 73 kişinin yaralandığını duyurdu.

Koalisyon Sözcüsü Albay Turki el-Maliki, yaşananları “tehlikeli” bir tırmanış olarak nitelendirerek karşılık verileceği tehdidinde bulundu. Maliki, “Koalisyon, bu terörist milisleri caydırmak ve düşmanca yaklaşımına kararlılıkla karşı koymak için gerekli tüm operasyonel önlemleri alacaktır” dedi.

Yemen’in kuzeyinin büyük bölümünü ve ülkenin en kalabalık bölgelerini kontrol eden Husiler, temmuz ayında Suudi Arabistan’a karşı deniz ablukası ilan etmelerinin ardından ülkeye yönelik opreasyonlarını artırmış, Kızıldeniz’de Suudi gemilerini de hedef almaya başlamıştı.

Misillemelerden etkilenen enerji tesislerinin hangileri olduğu resmi açıklamada belirtilmedi. ABD merkezli Financial Times ise Suudi Arabistan’ın devlet kontrolündeki petrol şirketi Saudi Aramco’nun Cizan’daki petrol tesislerinin dün vurulduğunu bildirdi. Bölgede Aramco’nun günlük 400 bin varil işleme kapasitesine sahip Cizan rafinerisi bulunuyor.

Mustafa Köse’nin ‘İmralı’ya nasıl sızdık?’ başlıklı köşe yazısına erişim engeli!

VERYANSIN TV

Veryansın Tv yazarı emekli tuğgeneral Mustafa Köse, 12 Ağustos’ta kaleme aldığı köşe yazısında PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın tutulduğu İmralı Adası’nın güvenliğine yönelik geçmişte gerçekleştirildiğini aktardığı kontrollü bir güvenlik tatbikatını kaleme almıştı.

Köse, yazısında adanın güvenlik sisteminin gerçekçi şartlarda test edildiğini belirtmişti.

Söz konusu yazı, Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 4 Eylül 2026 tarihli kararı doğrultusunda erişime engellendi.

Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından Veryansın Tv’ye gerekçesiz olarak gönderilen bildirimde, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8/A maddesine atıf yapıldı.

Bildirimde, “ilgili internet içeriğinin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesine karar verildiği belirtilerek kararın en geç dört saat içerisinde uygulanması” istendi.

MUSTAFA KÖSE NE YAZMIŞTI?

Mustafa Köse’nin ‘İmralı’ya nasıl sızdık?’ başlıklı köşe yazısını aynen aktarıyoruz:

“Mustafa Köse yazdı…

Bu yazı, bir sızma yöntemini anlatmak için değil; bir güvenlik testinin devlete, askere ve güvenlik kültürüne neler öğrettiğini ortaya koymak için kaleme alınmıştır.

BİR GÜVENLİK TESTİ

Her şey, komutanın beni yanına çağırmasıyla başladı.

Yüzünde sıradan bir mesai yorgunluğundan ziyade büyük bir sorumluluğun insana yüklediği o ağır dikkat vardı. Devletin en hassas noktalarından birinin güvenliğinden sorumlu olmanın ne demek olduğunu bilenler, bu bakışı tanır.

Komutan, adanın güvenliğiyle ilgili bazı endişelerini dile getirdi. Alınan tedbirlerin, görev yapan personelin dikkatinin ve güvenlik sisteminin bütün olarak gerçek bir tehdit karşısında ne ölçüde etkili olabileceğini merak ediyordu.

“Birileri adaya sızmak istese, bunu zamanında fark edebilir miyiz?” diye sordu.

Bu soru askerî bir merakın çok ötesindeydi. Bana göre devlet ciddiyetinin de bir gereğiydi. Çünkü güvenlik, raporlarda yazan tedbirlerin yanında, o tedbirlerin gerçek hayatın şartları karşısında nasıl işlediğiyle ölçülür.

Ben de kendisine, bunun yalnızca masa başında tartışılarak tam anlamıyla anlaşılamayacağını söyledim.

“Komutanım,” dedim, “bunu ancak gerçekçi şartlarda yapılacak kontrollü bir tatbikatla sınayabiliriz.”

Önce durdu. Sonra daha dikkatli bakmaya başladı.

“Nasıl yani?” dedi.

Önerim, güvenlik düzeninin önceden belirlenmiş emniyet esasları çerçevesinde ve mümkün olduğunca gerçekçi şartlarda sınanmasıydı. Amacımız kimseyi küçük düşürmek, herhangi bir personeli başarısız göstermek veya sonucu önceden belli bir gösteri yapmak değildi. Esas maksadımız, sistemin güçlü yönlerini ve geliştirilmesi gereken taraflarını, gerçek bir tehditle karşılaşmadan önce görebilmekti.

Komutanın en büyük kaygısı personel güvenliğiydi. Gerçekçi bir tatbikatla kontrolsüz risk arasındaki çizginin çok dikkatli korunması gerekiyordu. Bu nedenle faaliyetin genel çerçevesi, emniyet esasları ve görev sınırları önceden belirlendi.

Bu bir sızma harekâtından çok bir güvenlik testiydi.

Hazırlıklarımızı tamamladık ve uygun şartları beklemeye başladık.

FIRTINAYI BEKLEMEK

Bazı askerî faaliyetlerde asıl mevzu, planı hazırlamakla beraber planın hangi şartlarda sınanacağını da doğru belirlemektir. Biz de güvenlik sisteminin ideal şartlardan çok, zorlayıcı şartlar altında nasıl işleyeceğini görmek istiyorduk. Bu nedenle faaliyetin gerçekçi olmasını sağlayacak bir zamanı bekledik.

Marmara o gece biraz farklıydı. Karanlıkta kabaran dalgalar insanı ürkütüyor ve denizin gücünü bir kez daha hatırlatıyordu. Dalgaların taşıdığı su zaman zaman üzerimize geliyor; denizin nispeten ılık suyu ense ve yakalarımızdan içeri süzüldükten birkaç saniye sonra gece ayazıyla birleşerek bedenimizde soğuk bir ürpertiye dönüşüyordu.

Böyle anlarda insan fazla konuşmaz.

Motorun uğultusu, botun gövdesine vuran dalgalar ve yanınızdaki arkadaşınızın karanlıkta seçilen silueti zaten yeterince şey anlatır.

O gece bizim için asıl amaç belirli bir noktaya ulaşmaktan çok güvenlik sisteminin gerçek hayatın değişken şartları altında nasıl davrandığını görebilmekti.

Faaliyet planlanan çerçevede başladı.

Görevlendirilen personel, kendilerine verilen görevleri yerine getirmek üzere harekete geçti. Biz de faaliyetin diğer safhalarını yürüttük.

Barınağa geldikten sonra Ada Komutanı’na faaliyetin başladığı bilgisini verdim.

Artık yapılacak şey, güvenlik sisteminin nasıl tepki vereceğini dikkatle gözlemlemekti.

ADANIN İÇİNDEKİ GÖLGE

Tatbikat devam ederken bizim açımızdan en önemli konu, belirli kişileri veya belirli bir güvenlik unsurunu “geçmek” olmadı.

Bir güvenlik sistemi tek bir nöbetçiden, tek bir teknik cihazdan veya tek bir tedbirden oluşmaz. İnsan, teknoloji, prosedür, koordinasyon ve görev disiplini birlikte çalışır. Bizim istediğimiz husus, sistemin güçlü yönlerini ve geliştirilmesi gereken taraflarını birinci elden görebilmekti.

Faaliyete katılan personel, askerî eğitimin sınırlarını zorlayan bir operasyonel ruhla hareket etti. Fırtınalı denizin ve çetin arazi şartlarının yarattığı fiziki baskı altında; her bir sızma ve ilerleme safhası, gerçek bir muharebe ortamının aksiyonu ve gerilimiyle icra edildi. Personelimiz, aldığı yüksek eğitimin, görev bilincinin ve askerî disiplinin gereğini azami gayret göstererek sahaya yansıttı. Tatbikat sonunda bazı tedbirlerin beklediğimiz gibi etkili olduğu, bazı hususların ise yeniden değerlendirilmesinin faydalı olacağı görüldü.

Burada özellikle altını çizmek isterim: Bu tatbikatta güvenlik sistemini başarısız ilan etme amacı gütmedik. Tam tersine, onu daha güçlü hâle getirmekti hedefimiz.

Çünkü güvenliğin en tehlikeli düşmanlarından biri, eksik tedbirin yanı sıra aşırı özgüvendir.

“Buradan kimse geçemez.”

Bu cümle, askerlik hayatım boyunca en fazla çekindiğim cümlelerden biri oldu.

Çünkü bir sistemin kusursuz olduğuna inanmaya başladığınız anda artık zayıf ihtimali aramazsınız. Oysa güvenlik, tam da o zayıf ihtimali aramakla başlar.

Tatbikat tamamlandığında elde edilen sonuçlar, dönemin ilgili makamları tarafından titizlikle değerlendirildi. Bu testten çıkarılan dersler ışığında ilave tedbirler süratle uygulamaya konuldu; adanın güvenlik sistemi o günün şartları içinde daha bütünlüklü, daha disiplinli ve daha dirençli bir yapıya kavuşturuldu. Böylece icra edilen tatbikatın maksadına ulaştığı, güvenlik sisteminin yalnızca kâğıt üzerinde değil, gerçekçi şartlarda da sınanarak güçlendirildiği görüldü. Benim için asıl önemli olan da buydu: Sistemin gerçekçi şartlarda denenmesi, geliştirilmesi gereken hususların görülmesi ve sorumluluk bilinciyle daha sağlam bir güvenlik anlayışının inşa edilmesiydi.

Bir sistemi sınamak, ona güvensizlik göstermek olarak algılanmamalı. Onu daha güçlü hâle getirmek için sorumluluk almak olarak değerlendirilmeli. Zira askerlikte sıkça kullanılan bir parola vardır; “İtimat, kontrole mâni değildir.”

ASIL TEHLİKE NEREDEN GELEBİLİRDİ?

Tatbikattan bir süre sonra Jandarma Genel Komutanlığı’ndan bir denetleme heyeti adaya geldi. Toplantıda farklı görev unsurları kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili değerlendirmelerini yaptı.

Sıra bana geldiğinde, daha önce gerçekleştirdiğimiz güvenlik tatbikat ve değerlendirmelerinden söz ettim. Fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim husus, alışılmış tehditlerden fazlasıydı.

Bana göre güvenlikte en büyük hatalardan biri, geçmişte karşılaşılan tehdidin gelecekte de mutlaka aynı biçimde ortaya çıkacağını varsaymaktı.

İnsan zihni sürekli gördüğü şeye zamanla alışıyor. Zira bir görüntü ne kadar sıradanlaşırsa, insanın dikkatinde o kadar görünmez hâle gelebiliyordu.

Ben de heyete, İmralı’nın güvenliğinde yalnızca en muhtemel görülen klasik senaryoların değil, alışılmışın dışında kalan ihtimallerin de düşünülmesi gerektiğini ifade ettim. Hava kaynaklı tehditlerin de bu değerlendirmelerin dışında bırakılmaması gerektiğini söyledim.

Benim düşüncem, belirli bir saldırının gerçekleşebilme ihtimalini ortaya koymaktı.

Söylediğim şey şuydu:

Bir ihtimal düşük olabilir; fakat gerçekleştiğinde doğuracağı sonuç ağırsa, o ihtimali hiç düşünmemek daha büyük bir hata olabilir.

Heyet başkanı söylediklerimin not edilmesini istedi.

Toplantı sona erdi.

Ardından Ada Komutanı beni yanına çağırdı.

Yüzünde hem sitem hem de hafif bir kızgınlık vardı.

“Sen nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri?” dedi. “Şimdi başımıza bir de hava savunma sistemi, onun personeli, onun bakımı çıkacak.”

Onun açısından bakıldığında söylediklerinde bir mantık vardı. Yeni bir tedbir, yeni personel, yeni eğitim, yeni sorumluluk demekti.

Fakat benim baktığım yer biraz farklıydı. Bir tedbiri almanın zor veya külfetli olması, o ihtimali düşünmemek için yeterli bir gerekçe olmamalıydı. Benim görevim, gördüğüm riski söylemekti. Karar vermek ise yetkili makamların işiydi.

Aradan çok zaman geçmedi. Bir gün odamda kendi işlerimle meşgulken Ada Komutanı’nın habercisi aradı.

“Komutanım, Ada Komutanı sizi acele çağırıyor.”

Hemen yanına gittim.

Odaya girdiğimde televizyon açıktı. Ekranda New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne yönelik saldırıların görüntüleri vardı. Ada Komutanı bir süre ekrana baktı. Sonra bana döndü.

“Senin söylediğin şeyi yapmışlar,” dedi.

Bir an durdu.

Sonra cümlesini tamamladı:

“Ama burada değil, Amerika’da…”

Ben de ister istemez gülümsedim.

“Vallahi bizimle bir ilgisi yok komutanım,” dedim.

O gün 11 Eylül 2001’di.

Elbette benim İmralı açısından düşündüğüm ihtimalle Amerika’da yaşanan saldırıların ölçeği, yöntemi ve şartları birbirinden bütünüyle farklıydı. Ben 11 Eylül’ü öngördüğümü de hiçbir zaman iddia etmedim. Fakat o gün televizyondaki görüntülere bakarken bir kez daha şunu düşündüm:

İnsanların gerçekleşmesini çok uzak, hatta imkânsız gördüğü hadiseler de bir gün gerçeğe dönüşebiliyordu.

GÜVENLİK, UYKUSU KAÇANLARIN İŞİDİR

Bu hatırayı yıllar sonra anlatırken maksadım bir kahramanlık menkıbesi yazmak değil elbette.

Niyetim, güvenliğin ne olduğunu hatırlatmak. Güvenlik yalnızca duvar örmek, nöbetçi koymak veya teknik sistemler kurmak olamaz. Güvenlik, bütün bunların ötesinde bir zihniyet meselesidir. Gerçek güvenlik, “Bize bir şey olmaz.” rahatlığındansa, “Ya olursa?” sorusunu sormaktan vazgeçmeyen insanların dikkatiyle ayakta kalır.

Bir ülkenin en hassas noktalarını koruyanlar, mevcut tehditlerin yanı sıra, henüz gerçekleşmemiş ihtimallere de bakmak zorundadır. Bazen bu bakış rahatsız eder.

Bazen “Abartıyorsun,” derler.

Bazen “Başımıza iş çıkarıyorsun,” diye sitem ederler.

Fakat askerî akıl ve öngörü, felaket gerçekleşmeden önce ihtimalleri düşünmek için vardır.

İmralı’ya gerçekten sızdık mı?

Evet.

Ama bunu bir düşman gibi zarar vermek için değil, başkaları yapamasın diye kendi güvenlik sistemimizi kontrollü şartlarda sınamak için yaptık.

Tatbikatın yöntem, güzergâh ve teknik ayrıntılarının bu yazı bakımından bir önemi yok. Benim için asıl önemli olan, o faaliyetten geriye kalan derstir:

Kendi sisteminize inanabilirsiniz. Ama onu kusursuz sanmamalısınız.

Çünkü devlet ciddiyeti güçlü olmanın ve güçlü görünmenin ötesinde kendi zayıf ihtimalini arayacak kadar cesur, gördüğü eksikliği sorgulayacak kadar dürüst ve gerçek bir tehditle karşılaşmadan önce kendisini sınayacak kadar sorumlu olabilmektir.

İmralı’daki o geceden bana kalan soru da yıllar boyunca değişmedi:

Ya olursa?”

İLK AÇIKLAMASINI YAPTI

Yazısına erişim engeli getirilen Köse, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“BUYURUN SİZE “DEMOKRATİK CUMHURİYET”! Türk bayrağına hakaret serbest. İstiklâl Marşı’na hakaret serbest. Stat önlerinde Kalaşnikof güzellemesi yapmak serbest. PKK’lı teröristler için taziye çadırı kurmak serbest. Teröristbaşına övgü serbest. Ama 25 yıl önceki bir anımı yazmak YASAK! Nasıl bir hukuk devletiysek…”

BUYURUN SİZE “DEMOKRATİK CUMHURİYET”!

Türk bayrağına hakaret serbest. İstiklâl Marşı’na hakaret serbest. Stat önlerinde Kalaşnikof güzellemesi yapmak serbest. PKK’lı teröristler için taziye çadırı kurmak serbest. Teröristbaşına övgü serbest.

Ama 25 yıl önceki bir anımı yazmak… https://t.co/jyErZ4ZP4z

— Mustafa Köse (@mustafakosemus) September 7, 2026

VERYANSIN TV GYY ERAY ÇELEBİ’DEN TEPKİ

Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi, sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı.

Karara tepki gösteren Çelebi, “Mustafa Köse’nin “İmralı’ya nasıl sızdık?” yazısına erişim engeli getirildi. Şikayetçi kim, gerekçe ne bilmiyoruz! Yazı, Mustafa Köse komutanımızın dediği gibi “bir güvenlik testinin devlete ve askere neler öğrettiğini ortaya koymak için” kaleme alındı ve yayımlandı. İmralı’ya dair hiçbir şey söylenmeyecek mi, anlamadım! Kim rahatsız oldu, anlamadım!” dedi.

Mustafa Köse’nin “İmralı’ya nasıl sızdık?” yazısına erişim engeli getirildi.

Şikayetçi kim, gerekçe ne bilmiyoruz!

Yazı, Mustafa Köse komutanımızın dediği gibi “bir güvenlik testinin devlete ve askere neler öğrettiğini ortaya koymak için” kaleme alındı ve yayımlandı.… https://t.co/nUGDBY9Cy2

— Eray Çelebi (@celebieray) September 7, 2026

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

Melih Gökçek’in oğlu ve gelini adli kontrolle serbest bırakıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddialarına ilişkin Melih Gökçek ve ailesi hakkında re’sen başlattığı soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek, geçen cuma günü şüpheli sıfatıyla ifade vermişti. Bugün ise Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ile gelini Hülya Gökçek, şüpheli sıfatıyla ifade verdi.

Savcılık ifadeleri yaklaşık 5 saat süren Gökçek çifti, yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiriyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Sulh ceza hakimliğinde yaklaşık yarım saat süren sorgunun ardından Ahmet ve Hülya Gökçek, yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Korumalarıyla adliyeden çıkmaya çalışan Ahmet ve Hülya Gökçek, vatandaş girişi yerine protokol kapısından çıkmak istedi ancak bu talep kabul edilmedi. Vatandaş girişinden çıkan Gökçek çifti, gazetecilerin sorularını ise yanıtsız bıraktı. (ANKA)

Melih Gökçek’in oğlu ve gelini adli kontrolle serbest bırakıldı

Eski ABB Başkanı İbrahim Melih Gökçek’in ailesinin Almanya’da kurduğu HAMAG GmbH üzerinden gayrimenkul yatırımları yaptığı ve yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddialarına ilişkin soruşturma… pic.twitter.com/olmOLs7wMR

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 7, 2026

Ahmet Davutoğlu ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan ifade verdi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla hakkında soruşturma açtığı eski Başbakan Davutoğlu, Ankara Adliyesi’nde soruşturmayı yürüten savcıya yaklaşık bir saat ifade verdi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan da Davutoğlu’na destek için adliyeye geldi.

Ahmet Davutoğlu, ifadesinin ardından adliye önünde yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Onurlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yargıya duyduğum saygı, adalet idealine duyduğum hürmet dolayısıyla, biraz önce benden talep edilen ifadeyi verdim. Her şeyden önce, bütün bu süreçte desteğini esirgemeyen ve bugün de yanımda olan genel başkanlarımıza, Türkiye’nin her köşesinden ve yurt dışından destek beyan eden bütün adalet, hukuk sevdalılarına teşekkür ediyorum. Tabii bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakan düşüncesini ifade ettiği, eleştirilerini dile getirdiği için şüpheli sıfatıyla adliyeye çağırıldı. Bunun herkes tarafından bilinmesini isterim. Ben, yargıya duyduğum saygı gereği, hiç kimsenin de yargının üzerinde olmadığı inancıyla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ifademi verdim. Ama bu ülkeye Dışişleri Bakanı, Başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı olarak da ilk kez böyle bir uygulamanın devletin üst katında yaşanmış olmasını hüzünle karşılıyorum.”

Davutoğlu, soruşturmanın açıldığı ilk günden itibaren ulusal ve uluslararası basından çok sayıda görüşme talebi, geçmişte birlikte çalıştığı muhataplardan görüşme ve ne olup bittiğiyle ilgili sorular geldiğini, ancak bunların hiçbirisine cevap ve hiçbir demeç vermediğini aktardı. Ahmet Davutoğlu, cuma günü eski devlet yetkilileri, siyasiler ve akademisyenlerin katıldığı önemli bir kuruluşun toplantısında konuşmasının planlandığını ancak bu programı da iptal ettiğini söyledi. Davutoğlu, “Çünkü kendi ülkemin, ülkemin yargısının olumsuz bir algıyla anılmasını asla istemedim. Böyle bir durumu savunmak bile bana zul olur” dedi.

‘DOSDOĞRU OLMAYA DEVAM EDECEĞİM’

Hala çok sayıda telefon aldığını belirten Davutoğlu, bu görüşmelere de cevap vermediğini ifade ederek, “Ülkemin dışarıda olumsuz bir algıyla anılmamasına özen gösteriyorum” diye konuştu. Davutoğlu, bundan sonra ulusal ve uluslararası basından gelen görüşme taleplerine olumlu cevap vermeyeceğini belirterek, “Çünkü bu benim şahsi itibarım değil, ülkemin itibarı. Siyasetten çekilme kararı aldım” ifadelerini kullandı.

“Bundan sonra da aynı ilke çerçevesinde ama inandığım doğrular çerçevesinde görüşlerimi beyan etmeye devam edeceğim. Benim hayatımı yönlendiren en önemli ilke, ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ ilahi kelamının kendisidir. Akademik hayatta ders verirken, kitap yazarken, büyükelçi olarak devletimi temsil ederken, Dışişleri Bakanı olarak Türkiye’nin menfaalerini gözetirken, Başbakan olarak ülkede şeffaflığı, hukuk devletini savunup terörle mücadelenin en sert şartlarında görevimi yaparken hep bu ilkeyle davrandım. ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’maya çalıştım, milletim buna şahittir. 11 Eylül 2021 tarihinde yaptığım o konuşmada, bir provokatörün sorusu üzerine, dosdoğru olmanın bir gereğiyle o sözlerin arkasındayım. Buradan milletime söz veriyorum: Bundan sonra da Rabb’im ve milletim adına dosdoğru olmaya devam edeceğim.”

Ahmet Davutoğlu ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan ifade verdi:

“Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakan düşüncesini ifade ettiği, eleştirilerini dile getirdiği için şüpheli sıfatıyla adliyeye çağırıldı.” pic.twitter.com/iLaGXt9VNb

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 7, 2026

NE DEMİŞTİ?

Davutoğlu, söz konusu konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bir kuruş haram lokma yemedim. Onlara da ‘Haram lokma yemeyin’ dedim. Yediler. Çevrelerini zengin ettiler. Damadını bakan yaptı. Akrabalarını zengin etti. Beş tane müteahhide Türkiye’yi peşkeş çekti. Sen de bana diyor musun? Sen hocasın, sus mu diyorsun? Onlar milletin hukukuna dikkat edip yetim malı yemeselerdi, ben de onların hukukuna dikkat ederdim. Ama onlar milletin hukukunu çiğnedi. Ben de onlara haklı adalet söyledim.” (ANKA)

Ahmet Davutoğlu’nun geçmişte yaptığı ve sosyal medyada yeniden dolaşıma giren konuşmasının ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti.

Davutoğlu hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla soruşturma başlattı. pic.twitter.com/P4tiXT9unl

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 3, 2026

Milyonlarca çalışanı ilgilendiriyor: Yargıtay’dan ‘yıllık izin’ kararı

Tam 9 senedir gümrük müşavir yardımcısı olarak çalıştığı şirketten; ihtiyacı olduğu zamanlarda hiçbir şekilde yıllık izinleri kullanamadığını, işverenin işlerin yoğun olduğu bahanesiyle yıllık izin kullanma taleplerinin reddedildiğini öne süren personel istifa etti.

Yapılan görüşmeler neticesinde haklarını alamayan müşavir, İş Mahkemesi’nin kapısını çaldı. Bir seferde en fazla 6 gün üst üste yıllık izin kullandırıldığını, davalı işverenlikçe çalıştığı 9 senelik süreçte kullanmadığı yıllık izinlerinin karşılığının da ödenmediğini, 68 günlük yıllık izin ücreti alacağının bulunduğunu dile getirdi.

İHA’nın haberine göre; yıllık izinlerinin davalı işverenlik tarafından kullandırılmaması sebebiyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, hak kazandığı prim alacaklarının da ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin ve prim alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı işveren; davacının istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını, davacının bir kısım yıllık izinlerini kullandığını, kullanılmayan izinlerin karşılığının ise davacıya ödendiğini, işyerindeki prim ödemelerinin süreklilik arz etmediğini, prim ödemelerinin performansa ve karlılığa göre değişkenlik gösterdiğini, davacının ödenmeyen prim alacağının da bulunmadığını savunarak davanın reddini istedi.

Davacının 82 gün yıllık izin hakkının olduğunun anlaşıldığını hatırlatan İş Mahkemesi, davacı işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğinin kabulü ile kıdem tazminatının hüküm altına alınması gerektiğine karar verdi. Davacının prim alacağını ispat edemediğinden ilgili talebin reddi gerektiği gerekçesiyle kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının kabulüne, prim alacağının reddine dair davanın kısmen kabulüne karar verildi. Davalı kararı istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi, itirazları reddetti. Davalı kararı temyiz etti.

’10 GÜNDEN AZ OLMAMASI GEREKLİ’

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi emsal nitelikte bir karara imza attı. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 56’ncı maddesine göre yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemeyeceği, tarafların anlaşmasıyla bölünmesi durumunda ise izinlerden birinin 10 günden az olmaması gerektiği vurgulandı. Somut olayda izin belgelerinde yer alan sürelerin 10 günden kısa olduğunu kabul eden Daire, bu izinlerin işçinin talebi ve rızasıyla bölündüğünü belirledi.

Kararda şöyle denildi:

“Her ne kadar yıllık izin belgelerine göre kullanılan izin süresi 10 günden az olsa da söz konusu sürenin davacının talebi ve rızası ile bölündüğü, davacının kullanmak istediği zamandan en az bir ay önce işverene yazılı olarak daha fazla sürelerle kullanmak istenildiği bildirilip de işverence daha az sürelerle yıllık izin kullandırıldığı hususunun davacı tarafça ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Talep döneminin bir kısmında yürürlükte olan 4857 sayılı Kanun’un 56/3 hükmüne göre izinlerin 10 günden aşağı olmamak üzere bölümler halinde kullandırılabileceği öngörülmüş ise de, bu konuda Dairemizin yerleşik uygulaması yıllık iznin işçinin talebiyle 10 günden az da kullandırılsa geçerli olduğu yönündedir. Diğer yandan davacı tarafça işverenin çok uzun süre hiç izin kullandırmaması ya da talep edildiği hâlde gerekçesiz olarak izin kullandırılmaması hususlarının da ispatlanmadığı görülmektedir. Davacı işçi tarafından gerçekleştirilen feshin haklı nedene dayanmadığı anlaşılmaktadır. Kıdem tazminatı istemi yönünden davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.”

Öte yandan, kararla birlikte yıllık izin belgelerinde 10 günden kısa izin sürelerinin bulunması, her durumda işçiye haklı fesih hakkı vermeyecek. Kısa süreli izinler işçinin talebi ve rızasıyla kullandırılmışsa geçerli kabul edilebilecek.

Okul masrafları cep yakıyor: Dikkat çeken fiyatlar!

Eğitim-İş tarafından 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi öncesinde Ankara’da yapılan piyasa araştırması, öğrencilerin okula başlama maliyetinin geçen yıla göre yüzde 23 ile 29 arasında arttığını ortaya koydu. Araştırmaya göre ulaşım ihtiyacını servisle karşılayan bir ilkokul öğrencisinin başlangıç maliyeti uzun mesafede 77 bin 559 liraya, ortaokul öğrencisinin 78 bin 862 liraya, lise öğrencisinin ise 81 bin 524 liraya ulaştı. Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti ilkokul için 28 bin 113, ortaokul için 29 bin 416, lise öğrencisi için 32 bin 78 lira olarak hesaplandı.

Eğitim-İş, 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi öncesinde Ankara özelinde yaptığı piyasa araştırmasında öğrencilerin okula başlamadan önce karşılaşacağı kırtasiye, giyim ve ulaşım giderleri ile eğitim dönemi boyunca aylık ulaşım ve beslenme maliyetlerini hesapladı. Araştırmada başlangıç harcamalarına dönem içerisinde yapılabilecek ek kırtasiye ve giyim giderlerinin dahil olmadığı belirtildi.

Araştırmada kırtasiye maliyeti ilkokul öğrencileri için 6 bin 363 lira, ortaokul öğrencileri için 7 bin 666 lira, lise öğrencileri için ise 10 bin 328 lira olarak hesaplandı. Giyim giderleri ise tüm eğitim kademeleri için iki takım üniforma, çorap, kışlık ayakkabı, kaban, eşofman ve spor ayakkabı dikkate alınarak 15 bin 900 lira olarak tespit edildi.

Ulaşımda kısa mesafe servis için sezonluk maliyet 42 bin 194 lira, uzun mesafe servis için 55 bin 296 lira olarak hesaplandı. Öğrenci abonmanının sezonluk maliyeti ise 5 bin 850 lira oldu.

SERVİSLİ EĞİTİMDE BAŞLANGIÇ MALİYETİ 81 BİN LİRAYI AŞIYOR

Uzun mesafe servis kullanan öğrenciler için başlangıç maliyeti ilkokulda 77 bin 559, ortaokulda 78 bin 862, lisede 81 bin 524 lira olarak hesaplandı. Kısa mesafe servis kullananlarda bu tutar sırasıyla 64 bin 457, 65 bin 760 ve 68 bin 422 lira oldu.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti ilkokul için 28 bin 113, ortaokul için 29 bin 416, lise için 32 bin 78 lira olarak belirlendi.

Eğitim-İş, ulaşım için araç kullanmayan öğrenciler açısından yalnızca kırtasiye ve giyim giderlerinin dahi ilkokulda 22 bin 566, ortaokulda 23 bin 566, lisede 26 bin 228 liraya ulaştığını bildirdi.

AYLIK MALİYET 9 BİN LİRAYI AŞIYOR

Araştırmada öğrencilerin eğitim dönemi boyunca karşılaşacağı aylık en düşük maliyetler de hesaplandı. Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisinin beslenme ve ulaşım gideri aylık 8 bin 440 lira, ortaokul ve lise öğrencilerinin aylık gideri ise 9 bin 134 lira olarak belirlendi.

Kısa mesafe servis kullananlarda aylık maliyet ilkokul için 6 bin 984 lira, ortaokul ve lise için 7 bin 678 lira oldu. Otobüs abonmanı kullananlarda ise bu tutar ilkokul için 2 bin 946, ortaokul ve lise için 3 bin 640 lira olarak hesaplandı.

İlkokul öğrencileri için aylık beslenme çantası maliyeti 2 bin 296 lira olarak hesaplanırken ortaokul ve lise öğrencilerinde okul kantininde tost, ayran ve su tüketimi üzerinden aylık 2 bin 990 liralık maliyet öngörüldü.

ASGARİ ÜCRETLİNİN BAŞLANGIÇ AÇIĞI 49 BİN 484 LİRAYA ULAŞIYOR

Araştırmada başlangıç ve aylık maliyetler asgari ücret, en düşük kamu emekçisi maaşı ve en düşük emekli aylığıyla karşılaştırıldı.

Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisi için 77 bin 559 liralık başlangıç maliyetine karşılık 28 bin 75 liralık asgari ücret dikkate alındığında aile bütçesinin 49 bin 484 lira açık verdiği hesaplandı. Bu açık ortaokulda 50 bin 787, lisede 53 bin 449 liraya çıktı.

Kısa mesafe servis kullananlarda başlangıç maliyeti ile asgari ücret arasındaki açık ilkokul için 36 bin 382, ortaokul için 37 bin 685, lise için 40 bin 347 lira olarak hesaplandı.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti asgari ücretin ilkokulda 38, ortaokulda 1341, lisede 4 bin 3 lira üzerinde kaldı.

Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisinin aylık 8 bin 440 liralık maliyetinin asgari ücretin yüzde 30,06’sına, ortaokul ve lise öğrencilerinde 9 bin 134 liralık maliyetinin ise asgari ücretin yüzde 32,53’üne denk geldiği belirtildi. Kısa mesafede bu oran ilkokul için yüzde 24,88, ortaokul ve lise için yüzde 27,35 oldu. Abonman kullanımında ise aylık maliyetin asgari ücret içindeki payı ilkokulda yüzde 10,49, ortaokul ve lisede yüzde 12,96 olarak hesaplandı.

EN DÜŞÜK KAMU EMEKÇİSİNİN MAAŞI UZUN MESAFE SERVİS MALİYETİNİ KARŞILAMIYOR

En düşük kamu emekçisi maaşı 70 bin 224 lira üzerinden yapılan hesaplamaya göre uzun mesafe servis kullanan öğrencilerde başlangıç maliyeti ilkokulda maaşın 7 bin 335 lira, ortaokulda 8 bin 638 lira, lisede 11 bin 300 lira üzerinde kaldı.

Kısa mesafe servis kullanımında ise maaş ile başlangıç maliyeti arasındaki fark ilkokulda 5 bin 767, ortaokulda 4 bin 464, lisede bin 802 lira olarak hesaplandı.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde en düşük kamu emekçisi maaşından başlangıç maliyeti çıktıktan sonra ilkokulda 42 bin 111, ortaokulda 40 bin 808, lisede 38 bin 146 lira kalıyor.

EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞIYLA OKULA BAŞLAMAK MÜMKÜN DEĞİL

En düşük emekli maaşı olan 23 bin 552 lira üzerinden yapılan hesaplamada ise uzun mesafe servis kullanan öğrenciler için başlangıç maliyeti ile gelir arasındaki açık ilkokulda 54 bin 7, ortaokulda 55 bin 310, lisede 57 bin 972 lira oldu.

Kısa mesafe servis kullananlarda açık ilkokulda 40 bin 905, ortaokulda 42 bin 208, lisede 44 bin 870 lira olarak hesaplandı.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde de başlangıç maliyeti en düşük emekli maaşının ilkokulda 4 bin 561, ortaokulda 5 bin 864, lisede 8 bin 526 lira üzerinde kaldı.

KIRTASİYEDE ARTIŞ YÜZDE 32’YE ULAŞTI

Eğitim-İş’in araştırmasında kırtasiye harcamaları geçen yıla göre yüzde 27 ile yüzde 32 arasında arttı. Giyim maliyetindeki artış yüzde 15, beslenme çantası maliyetindeki artış ise geçen yılın eylül ayına göre yüzde 19,22 oldu.

Ankara Kantinciler Odası’nın 2026 yılı fiyat tarifesine göre tostun fiyatı 70 liradan 95 liraya yükselirken artış yüzde 35,71 oldu. Karışık tost 90 liradan 120 liraya, Ayvalık tost 110 liradan 150 liraya çıktı. Simit 20 liradan 25 liraya; börek, açma ve poğaça 25 liradan 35 liraya yükseldi.

Kantinde ayranın fiyatı da 15 liradan 20 liraya çıktı. Araştırmada kantin ürünlerindeki artışın ürüne göre yüzde 41’e kadar ulaştığı belirtildi.

Servis ücretlerinin geçen yıla göre yüzde 25,49, öğrenci abonmanının da yüzde 44,44 arttığı kaydedildi.

EĞİTİM-İŞ: EĞİTİM HARCAMALARI AİLELERİ BORÇLANMAYA İTİYOR

Eğitim-İş’in araştırmasında, ağustos ayında açlık sınırının 38 bin 318 liraya, yoksulluk sınırının ise 121 bin 36 liraya ulaştığı; asgari ücretin 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığının 23 bin 552 lira ve en düşük kamu emekçisi maaşının 70 bin 224 lira olduğu belirtildi.

Eğitim-İş, eğitim için yapılması gereken harcamaların tek seferle sınırlı kalmadığına dikkati çekerek, dönem içerisinde beslenme, ulaşım, kırtasiye ve giyim giderlerinin devam ettiğini vurguladı.

Araştırmada, “En temel hakların başında gelen eğitim için büyük maliyetlere katlanmak zorunda kalmak, buna karşın gelirin yetersiz olması toplumu çözümsüzlüğe sürüklemektedir. Bu durumda ailelerin bulabildiği tek yol borçlanmaktır” değerlendirmesine yer verildi.

Eğitim-İş, gelirlerin eğitim harcamalarını karşılamada yetersiz kalması ve yıl boyunca artan fiyatlarla birlikte beslenme çantalarının içinin boşaldığını, öğrencilerin okula harçlıksız gitmek zorunda kaldığını belirtti. (ANKA)

Trabzon’da yeni havalimanı projesine ‘ÇED olumlu’ kararı: 97 milyon ton deniz dolgusu yapılacak!

ÇED dosyasına göre proje kapsamında yaklaşık 6 bin metre uzunluğunda koruyucu mendirek ve 97 milyon ton deniz dolgusu yapılacak.

Proje kapsamında ayrıca 110 bin metrekarelik terminal binası, 30 bin metrekarelik ve 1250 araç kapasiteli kapalı otopark ile 35 bin metrekarelik teknik blok, kule ve destek binaları yapılması planlanıyor.

13 MİLYON TON KAZI

Mevcut havalimanının kotunun deniz dolgusu seviyesine getirilebilmesi amacıyla da yaklaşık 13 milyon tonluk kazı yapılması öngörülüyor. Deniz dolgusu işlemlerinin karadan denize doğru gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Projenin 2026’da başlaması ve yaklaşık 7 yıllık inşaat sürecinin ardından 2033’te işletmeye alınması ve 30 yıl işletilmesi planlanıyor. Projenin yatırım bedeli ise 45 milyar 650 milyon lira olarak hesaplanıyor.

Projeye ilişkin ÇED dosyasında, mevcut Trabzon Havalimanı’nın yolcu kapasitesi ve terminal alanlarının uluslararası standartların gerisinde kaldığı değerlendirmesine yer verildi. Bu kapsamda mevcut terminallerde yolcu başına düşen kullanım alanının uluslararası standartlarda belirtilen asgari seviyelerin altında kaldığı belirtildi. Yeni havalimanının ICAO ve uluslararası standartlara uygun şekilde tasarlanacağı bildirildi.

Trabzon Havalimanı’nda 2025 yılında 3 milyon 873 bin 979 yolcuya hizmet verildiği belirtilerek, aynı yıl havalimanında 26 bin 507 uçak trafiği ve 38 bin 16 ton yük trafiği gerçekleştiği ifade edildi.

ÇED dosyasında, Trabzon Havalimanı’nın özellikle turizm sezonunda artan yolcu trafiğine sahip olduğu, uçuşların ağırlıklı olarak iç hat merkezleri ile Orta Doğu ülkelerine yönelik olduğu belirtildi. Dosyada, yeni havalimanının orta ve büyük gövdeli yolcu uçakları ile kargo uçaklarının kullanımına uygun olarak planlandığı kaydedildi.

PROJE ALANININ BÜYÜK BÖLÜMÜ DENİZ ÜZERİNDE

Proje sahası Trabzon kent merkezinin yaklaşık 7 kilometre kuzeyinde bulunuyor. Alan, Ortahisar ilçesindeki Pelitli ve Konaklar mahallelerine komşu konumda yer alıyor.

Proje alanının büyük bölümü deniz dolgusu üzerinde oluşturulacak. ÇED dosyasında, alanın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki deniz alanları ile Hazine mülkiyetindeki taşınmazlardan oluştuğu belirtildi. Proje sahasının batısında 100. Yıl Balıkçı Barınağı, Trabzon Yat Limanı, Trabzon Limanı ve Faroz Limanı, doğusunda ise Yomra Limanı bulunuyor.

Çalışmalarda bölgede 66 bitki, 4 kurbağa, 10 sürüngen, 167 kuş ve 37 memeli türünün bulunduğu belirlendi. (ANKA)

Oyuncu Serhat Kılıç için Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendi

Yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç için Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendi.

Cenaze töreni, Muhsin Ertuğrul adına saygı duruşuyla başladı. Törende, yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç anıldı.

‘HUZUR İÇİNDE UYUSUN’

Kılıç’a çok sayıda meslektaşı kürsüden yaptığı konuşmalarla veda etti. Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, törende yaptığı konuşmada Serhat Mustafa Kılıç’ı genç yaşta tanıdığını belirterek, “Serhat’ı ben çok genç yaşta tanıdım. Devlet Tiyatrosu’na girdiği zaman ilk oyununu ben yönettim. Muazzam bir enerjisi vardı. Bazı oyuncuları yükseltmeye çalışırsınız provada yönetmen olarak, bazı oyuncuları da indirmeye çalışırsınız. Ben Serhat’ı bütün provalar boyunca indirmeye çalıştım ama indiremedim. Hayatı boyunca inmedi. Sahnede aceleci değildi, hayatta çok aceleciydi. Hayır demeyi bilmezdi. Üç kişilik çalışır ve becerirdi. Huzur içinde uyusun” dedi.

Törenin sonunda, Türk bayrağına sarılı Kılıç’ın cenazesinin üzerine yakınları ve arkadaşları tarafından kırmızı karanfiller bırakıldı.

Kılıç, yarın Ankara’da Ahmet Akseki Camisi’nde öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrası Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Oyuncu Serhat Kılıç için Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendihttps://t.co/pzbk5hgwwU pic.twitter.com/ztclOb1ani

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 7, 2026

Bakan Gürlek tarih verdi: Nafaka ve boşanma davalarına düzenleme geliyor

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara 2 No’lu Barosu tarafından Ankara Adalet Sarayı’nda düzenlenen 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı’na katıldı. Törende Gürlek’in yanı sıra Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Çelik, Ankara 2 No’lu Barosu Başkanı Gökhan Ağdemir ve yargı mensupları da yer aldı.

Gürlek, yeni adli yılın ülke, millet, yargı teşkilatı ve hukuk camiası için hayırlı olmasını dileyerek, avukatların hukuk sistemi içerisindeki önemine dikkati çekti. Barolarla sürekli istişare içerisinde olduklarını belirten Gürlek, “Bakanlığımızın hedef ve stratejilerinde barolarımız arasındaki ilişkiyi, sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tutup oldukça önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.

‘FETÖ ELİYLE ADETA BİR DEPREM YAŞAYAN YARGI SİSTEMİMİZİ YENİDEN İNŞA ETTİK’

Gürlek, “Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargının âdeta milletimiz aleyhine işletildiğini; FETÖ gibi yapıların, uluslararası güç odaklarının da desteğiyle millî güvenliğimizi hedef aldığını ve hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik süreçlerin aracı hâline getirmeye çalıştığını maalesef gördük” dedi.

Yargının yeniden yapılandırıldığını ifade eden Gürlek, “FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde, her şeyde olduğu gibi mevcut zengin insan kaynağımızla yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık” diye konuştu.

Gürlek, geçmişte hukuk kurumlarının “cuntacı, darbeci, vesayetçi anlayışların ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı hâline getirilmek istendiğini” ifade ederek, “Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleksiyle bu darboğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin” ifadesini kullandı.

‘TERÖR BELASINDAN KURTULDUK’

Türkiye’nin geçmişte yaşadığı süreçlerin unutulmaması gerektiğini belirten Gürlek, şunları kaydetti:

“Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hâl uygulamalarına, yargının işlemez hâle getirildiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemlerine şahit oldu. Çok şükür, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik. Geçmişten bugüne kronikleşen, milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga hâline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız.”

‘ADALET, HERKESE LAZIM OLAN CAN SUYUDUR’

Gürlek, konuşmasında yargının hukuk karşısındaki eşitlik ilkesine ilişkin mesajlar da verdi.

“Hukuk karşısında herkes eşittir ve hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz” diyen Gürlek, şöyle devam etti:

“Adalet, herkese lazım olan can suyudur. Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı bir konumda göremez. Toplum vicdanı buna asla müsaade etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazimizdir.

Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere, toplumumuza örnek olması gereken popüler kişiliklerin millî ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu özendiren yaşam tarzlarıyla özellikle genç nesillerimizi zehirlediklerini gördük. Gereken yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntülere zemin hazırlayan her kişi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir.

Aynı şekilde, insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık. Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık.”

12. YARGI PAKETİ EKİMDE GÜNDEMDE

Gürlek, avukatların adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamak amacıyla çalışmaların sürdüğünü belirtti. “2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgemizle savunmayı güçlendirmeyi ve avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık” diyen Gürlek, yeni Avukatlık Kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine, genç ve kamu avukatlarının desteklenmesinden CMK ve adli yardım hizmetlerinin iyileştirilmesine kadar çeşitli alanlarda çalışma yürüttüklerini söyledi.

Gürlek, “Malumunuz, 12. Yargı Paketimizin ilk kısmı kanunlaşarak yürürlüğe girdi. İnşallah ekim ayında ikinci kısmını da gündeme getireceğiz. İkinci kısmın 24-25 maddeden oluşması öngörülüyor. Bu pakete, avukatlarımızın yaşadığı sorunların çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri de eklemeyi temenni ediyoruz” ifadelerini kullandı.

AVUKATLARIN SİLAH RUHSATI ÜCRETLERİNDE DÜZENLEME

Avukatların silah ruhsatı ücretlerine ilişkin taleplerini de değerlendiren Gürlek, Maliye Bakanlığı ile görüşmeler yapıldığını belirtti. Gürlek, “İnşallah ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda yarı oranında alınması, devamındaki yenilemelerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık” açıklamasını yaptı.

KİRA TESPİT DAVALARI İÇİN 9 AY, TAHLİYE DAVALARI İÇİN 1,5 YIL

Gürlek, yargılamaların makul sürelerde sonuçlandırılmasının önemine dikkati çekerek, “Avukatlarımız, açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır. Hâkim ve savcılar yargıda belirlenen hedef sürelere riayet etmeleri gerekiyor. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

Boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin de ekim ayında gündeme gelecek paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığını söyleyen Gürlek, “Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz” diye konuştu.

’27 BİN 500 HAKİM VE SAVCI, 211 BİN AVUKATLA AYNI BÜYÜK HUKUK AİLESİNİN MENSUPLARIYIZ’

Gürlek, avukatların adliyelerde karşılaştıkları sorunları yakından bildiğini belirterek, yargı teşkilatının avukatlara karşı mesleki saygınlık içerisinde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Gürlek, “Hâkim ve cumhuriyet savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının, avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde ifade ediyorum. Çünkü 27 bin 500 hâkim ve savcımızla, 211 bin avukatımızla aynı büyük hukuk ailesinin mensuplarıyız” ifadelerini kullandı.

‘GÜÇLÜ TÜRKİYE’NİN YOLU GÜÇLÜ HUKUK DÜZENİNDEN GEÇİYOR’

Konuşmasının sonunda “güçlü Türkiye hedefinin güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğini” belirten Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın yolunun güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğidir. Adaletin Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirirken sivil, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa hedefimizden vazgeçmeden hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileriye taşıma yönündeki irademizi sürdüreceğiz” diyerek konuşmasını tamamladı. (ANKA)

Memur, işçi ve emekliye ocak zammında oran tahmini

Ekonomist Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program’ına (OVP) göre 2026 yılı enflasyon tahmininin yüzde 28,4 olduğunu belirterek, “Bu tutarsa işçi ve BAĞ-KUR emeklileri, 2027 yılı ocak ayında yüzde 9, memur ve emeklileri ise yüzde 7 zam alacak. En düşük emekli aylığı da 25 bin 671,68 TL olacak” dedi. Yıl sonunda enflasyonun yüzde 31 düzeyinde gerçekleşmesinin daha gerçekçi görüldüğünü vurgulayan Yılmaz, “Buna göre memur ve memur emeklilerinin alacağı artış oranı yüzde 9,3, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin alacağı zam yüzde 11,3 olmaktadır” dedi.

Yılmaz, dün açıklanan OVP bağlamında enflasyon tahminleri ve enerjideki fiyat artışlarının ekonomide yarattığı sonuçlarla ilgili ANKA Haber Ajansı’na açıklama yaptı.

Motorin ve benzin başta olmak üzere enerji fiyatlarındaki artışların enflasyonu yukarı yönlü etkilediğini belirten Yılmaz, ekim ve izleyen aylarda elektrik ve doğal gaza zam yapılması durumunda enflasyon açısından çok daha zor bir döneme girileceğine dikkati çekti.

Yılmaz, yeni OVP’de, 2026 yılı enflasyon tahmininin 28,4 olarak revize edildiğini anımsatarak, “2027 enflasyon hedefi ise yüzde 21 olarak belirlenmiştir. 2027 yılı enflasyon hedefinde önceki OVP’ye göre sapma oranı yüzde 133 gibi oldukça yüksektir. Gelişmeler 2026 enflasyonun enerji fiyatlarındaki artışla yüzde 31-32 bandında gerçekleşme ihtimalinin daha yüksek olacağını göstermektedir” diye konuştu.

RİSK BÜYÜYOR

Enerji fiyatlarındaki artışın diğer mal ve hizmetlere zam olarak yansıma süresinin giderek kısaldığını vurgulayan Yılmaz, bunun fiyatlama davranışlarındaki bozulmayı hızlandırdığını ifade etti.

Prof. Dr. Yılmaz: Enflasyon tahmini tutarsa ocakta işçi ve BAĞ-KUR emeklileri  yüzde 9, memur ve emeklileri yüzde 7 zam alacak

Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rakamlar bu tabloyu daha açık gösteriyor. Motorinin litre fiyatı birçok yerde 90 lira sınırına ulaştı, bazı illerde bu seviyeyi geçti. Eşel mobil sistemi uygulanmamış olsaydı motorin fiyatı yaklaşık 101 lira düzeyine çıkacaktı. Motorinde, yılbaşından bugüne artış yüzde 67. Benzinin litre fiyatı 80 liraya yaklaşırken, eşel mobil olmasaydı fiyat 90 lira sınırına dayanacaktı. Benzinde, yılbaşından bu yana artış yaklaşık yüzde 47.”

Yılmaz, eylül ayında akaryakıt fiyatlarının hiç artmadığı ve mevcut seviyelerde kaldığı varsayımı üzerinden bir hesaplama yaptı. Yılmaz, bu durumda bile aylık ortalama fiyat artışının benzinde yaklaşık yüzde 10,1, motorinde yüzde 12,7 olacağını ifade ederek, “Bunun tüketici enflasyonuna yalnızca doğrudan aylık katkısı en az 0,3 puan, yılbaşından bugüne birikimli doğrudan katkısı yaklaşık 1,5 puandır” dedi.

SOFRAYI DA FABRİKAYI DA VURUYOR

Motorin fiyatlarındaki artışın ekonomide çok geniş bir etkide bulunduğunu kaydeden Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu:

“Tarladan fabrikaya, fabrikadan market rafına kadar ekonominin neredeyse bütün üretim ve dağıtım zincirinin maliyet unsurudur. Dolayısıyla enerji fiyatlarındaki yükselişin ikincil fiyatlara geçiş süresi kısaldıkça, zamlar yalnızca bugünün enflasyonunu değil, gelecek ayların enflasyonunu ve enflasyon beklentilerini de yukarı taşımaktadır. Bu nedenle mesele artık sadece akaryakıt üzerindeki vergilerin ne kadarının eşel mobil yoluyla erteleneceği değildir. Enerji fiyatlarının enflasyon programıyla uyumlu biçimde yönetilmesi, vergi politikasının bu amaçla daha etkin kullanılması ve elektrik, doğal gaz ve akaryakıt fiyat düzenlemelerinin birbirinden bağımsız kararlar olarak değil, tek bir enflasyon patikasının parçaları olarak ele alınması gerekiyor.”

MAAŞ VE AYLIK ZAMLARI

Yılmaz, OVP tahmini kapsamında emekli aylıklarına ve memur maaşlarına yapılacak zammı da hesapladı.

Yılmaz, yeni OVP’de 2026 yılı enflasyon tahmininin yüzde 28,4’e yükseltildiğini belirterek, “Bu tutarsa işçi ve BAĞ-KUR emeklileri, 2027 yılı ocak ayında yüzde 9, memur ve emeklileri ise yüzde 7 zam alacak. En düşük emekli aylığı da 25 bin 671,68 lira olacak” dedi.

Yıl sonunda enflasyonun yüzde 31 seviyesinde gerçekleşmesinin daha gerçekçi görüldüğünü yineleyen Yılmaz, “Buna göre memur ve memur emeklilerinin alacağı artış oranı yüzde 9,3, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin alacağı zam yüzde 11,3 olmaktadır” dedi.

ASGARİ ÜCRET

Yılmaz, asgari ücrete 2026 yılında yüzde 27 zam yapıldığını anımsatarak, “OVP’ye göre 2027’de yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 21 olması nedeniyle 2026 kaybı ile birlikte asgari ücret artış oranın yüzde 22-24 arasında olacağını söylemek mümkün” diye konuştu. (ANKA)

Kapitalizm ve emperyalizmin tarihi seyri

Barış Tekin yazdı…

Sermayenin dünya tarihindeki belirleyici rolünü ele almak için hikayeyi büyük değişimin başladığı yıllara, 15. ve 16. yüzyıllara kadar geri götürmek gerekir. Bu yıllar aynı zamanda büyük kolonizasyonun (sömürgeciliğin) ve kıtaların keşfinin başladığı yıllardır. İspanyol ve Portekizli denizcilerin Amerika kıtasını keşfi ardından İngiliz ve Fransızların da dahil olmasıyla Amerika’da bulunan İnka, Maya, Aztek toplumlarının sömürü süreci başladı. Bu toplumlara ait olan tüm altın, gümüş gibi değerli madenler Kıta Avrupasına taşınmış ve Amerikan yerlileri büyük bir soykırıma tabi tutulmuştur. Bu büyük yağma yarışına dahil olan İngiltere, Ümit Burnu üzerinden Baharat Yolunun başladığı Hindistan’a ve Doğunun zenginliklerine de göz dikti. İngilizler Hindistan’da kurduğu East India Company (Doğu Hindistan Kumpanyası) isimli şirket sayesinde tekstil alanında büyük karlar elde etmeye başladı ve İngiltere kumaş üretiminde dünyada öncü oldu. Ağır şartlar altında çalışmaya mecbur bırakılan Hint köylüleri ise İngilizlerin ağır vergileri altında ezildi. Özellikle ticareti karlı olan afyon, pamuk, çay gibi ürünler İngilizlerce Hint köylülere zorla ekilip biçtirildi. İngiltere’ye büyük gelirler kazandıran kumaş üretimi için kurulan atölyelerde Hintlilerin emeği sömürüldü. Aynı şekilde Portekiz’in ve Hollanda’nın Doğu Asya’da kurduğu kolonilerdeki doğunun zenginlikleri sömürülüp Kıta Avrupasına taşındı. Çin ve Avusturalya Kıtası da ilerleyen zamanlarda benzer şekilde büyük sömürüye maruz kaldı. Afrika kıtası da Asya ile aynı kaderi paylaştı. İngilizler, Fransızlar, Hollandalılar, Belçikalılar, Almanlar ve İtalyanlar tarafından tüm Afrika kıtası sömürüldü. Değerli madenlerin yağmalanması, kitlesel katliamlar ve kıtalararası köle ticareti birbirini izledi. Öyle ki İngilizler Kuzey Amerika’daki tarım plantasyonlarında çalıştırmak üzere milyonlarca Afrikalıyı gemilerle Amerika’ya götürdü. Bu kölelerden birçoğu uzun okyanus yolculuklarında öldü, hayatta kalanlar ise ölesiye çalıştırıldı. 

Hikayenin bizi ilgilendiren kısmı ise üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün başlangıcının bu yıllara denk gelmesidir. Her ne kadar üç kıtada hüküm sürse de Osmanlı kara gücüne dayanan bir devletti. Denizlerdeki gücü ise Akdeniz ve Karadeniz ile sınırlıydı. 16 yy’a kadar Osmanlı Devleti, İpek yolu ve Baharat yollarının kontrolünü elinde tutuyordu. Ticaretin kalbi ise adeta Doğuda atıyordu. Batı ise çoğu alanda Doğunun gerisinde kalmış ve sefalet içerisindeydi. Ancak bu yoksunluk Batılı ülkeleri okyanusları aşmaya zorladı. Okyanuslara dayanıklı gemilerle yeni kıtalar keşfedildi, ateşli silahların yaygınlaşmasıyla sömürgecilik faaliyetleri hız kazandı. İpek ve Baharat yolları yön değiştirdi, dünya ticareti bu yüzyıldan itibaren okyanuslar üzerinden akmaya başladı. Osmanlı’nın ve Doğu’nun yıldızı ise bu yıllarda sönmeye başladı. Amerika’nın, Afrika’nın ve Asya kıtasının tüm zenginlikleri Avrupalılar tarafından ele geçirildi. Kolonilerdeki nüfusun köleleştirilmesiyle emek sömürüsü üzerinden büyük bir sermaye birikimi yaratıldı. İşte bu sermaye birikiminden en çok yararlanan ülke ise dünyanın hemen her yerinde koloni ağı kuran İngiltere oldu.  

Sanayi Devriminin ilk olarak İngiltere’de ortaya çıkması da tesadüf değildir. 18 yüzyıla gelindiğinde mal ticaretiyle gelişen sermaye birikimi ve ticari kapitalizm ilk olarak İngiltere’de sınai kapitalizme doğru evrilmeye başladı. Buharlı makinelerin icadıyla birlikte seri üretimin ve sanayinin başlaması Batı ile Doğu arasında yüzyıllar boyunca kapanmayacak bir teknolojik farkı ortaya çıkardı. Sanayileşme yarışına diğer Avrupa ülkeleri de katıldı. Hız kazanan sanayileşme yarışıyla birlikte hammadde ve petrole duyulan ihtiyaç doğal kaynaklardan pay kapma yarışını öne çıkardı ve 20. yüzyıl 1. ve 2. Dünya Paylaşım Savaşlarına sahne oldu. Bundan sonraki yıllarda sömüren ve sömürülen ülke arasındaki ilişki erken sanayileşen-geç sanayileşen ve borca dayalı bağımlılık şeklinde devam etti. 

Osmanlı ise 17. yüzyıldan itibaren ticari pazarlarını ve denizler üzerindeki hakimiyetini kaybetti. Savaşları finanse edecek gelirlerden yoksun olduğu için giderek borçlanmaya başladı. 1838 yılına gelindiğinde Baltalimanı Antlaşması ile İngilizlere verilen gümrük muafiyetleri ve imtiyazları Osmanlı’nın mali açıdan çöküşünü hızlandırdı. Yusuf Akçura’nın Siyaset ve İktisat isimli kitabında sözünü ettiği gibi sanayileşmiş ve seri üretime geçmiş Avrupa mallarının akınına uğrayan Osmanlı coğrafyasındaki esnaf ve zanaatkarlar büyük gelir kayıplarına uğradı ve dışarıdan gelen mallarla rekabet edemeyen birçoğu iş yerini kapatmak zorunda kaldı. Yine Akçura’nın deyimiyle deve kervanlarıyla yapılan ticaret artık demiryollarıyla yapılır hale gelmişti, yelkenli gemilerle yapılan ticaret ise buharlı gemilerle çok büyük ivme kazanmıştı. Mesleğini kendi dükkanında icra eden zanaatkarın yerini büyük sermayedar almış, işsiz kalan ustalar, kalfalar ve zanaatkarlar büyük sermayedarların kurduğu fabrikalarda geçimlik işçi haline gelmiştir.

Doğan Avcıoğlu, Avrupa dışında kalan dünyadaki diğer ülkeler gibi Türkiye’nin de geri kalmadığını, emperyalizm tarafından sömürülerek gelişme vasıtalarından geri bıraktırıldığını söylemektedir. Avcıoğlu Türkiye’nin Düzeni kitabında bu durumu şu şekilde özetlemektedir: 

“Bu düzen atalarımızdan kalma bir düzen midir? Hayır. Bu düzen, Batı emperyalizminin, Japonya hariç, bütün Avrupa dışı toplumlarda, derece farklarıyla yarattığı kökü dışarıda bir sömürge ve talan düzenidir. Bütün sömürgelerin ortak manzarası şudur: Ön planda parlak ışıklı Avrupa mahalleleri ile ihracat ve ithalatın toplandığı bir iki büyük liman şehri vardır. Geride prekapitalist düzenin ilkel şartları içinde derebeyi, toprak ağası ve tefeci tüccarıyla tarıma ve köylünün sefaletine dayanan bütün bu ülke yatmaktadır. Kapitalist gelişme, Batı’da evrim ya da devrim yoluyla prekapitalist düzeni ve bu düzenin egemen sınıflarını ortadan silerken, kapitalizmin dünya egemenliğine yönelmiş üst biçimi olan emperyalizm, hegemonyasını kurduğu bütün Avrupa dışı ülkelerde, kendi ihtiyaçlarına uygun bir toplumsal yapı yaratmış, fakat gerilik unsurlarını yaşatmış, hatta onları çıkarları gereği güçlendirmiştir.”

“Tarım ve madencilik alanlarında Avrupa pazarının ihtiyaç duyduğu hammadde ve gıda maddeleri üretimi bir ölçüde geliştirmiştir. Yalnız bu gelişme derebeyi, ağa, tefeci tahakkümünü değiştirmiş değildir. Gelişme, prekapitalist düzenin egemen sınıflarını güçlendirecek biçimde, köylünün daha fazla sömürülmesi pahasına gerçekleştirilmiştir. Artan sömürü, Avrupa sermayesi ve bu sermaye hizmetine giren yerli azınlık arasında paylaşılmıştır. Birkaç liman şehrinin Avrupai görüntülü mahallelerindeki lüks ve israf kaynağını bu ortak sömürüden almaktadır. İstanbul, İzmir ve hatta Zonguldak’ta Avrupa mahalleleri kurulmuştur. Yabancılar kadar, kompradorlaşmış yerli unsurların da yaşadığı bu mahalleler, ilkel sömürü şartları içinde köylü kitlelerinin alın teriyle gerçekleştirdikleri hammadde ve gıda ihracatından sağlanan olanakları, Avrupa’dan gelen lüks ithalatla tüketmişlerdir. Pamuk, tütün, tiftik, fındık, üzüm vb. ihraç edilmekte ve bundan emperyalizmin yerli ortaklarına düşen pay, Avrupai mahallelerde, Avrupa tüketim maddeleriyle, Avrupai bir yaşayış için harcanmaktadır.”

Ticari kapitalizmden sınai kapitalizme, sanayi kapitalizminden ise finans kapitale doğru evrilen sermaye hem ülkemizde hem de dünya genelinde kurduğu borca dayalı bağımlılık ilişkisiyle sömürüsünü daha ileri ve sistematik bir boyuta taşımıştır. Osmanlı’nın son yüzyılında kurulan İngiliz ve Fransız sermayeli Ottoman Bank ve yabancı sermayeyle kurulan ardılları paradan para kazanmayı ve vurgunculuğu bankacılık faaliyetleri üzerinden yasal bir hale getirmiştir. Borçlara karşılık yabancı şirketlere verilen imtiyazlar ve hazine garantili ihaleler Osmanlı’nın çöküş döneminde olduğu gibi günümüzde de vakayı adiyeden bir hale gelmiştir. Borçların ödenemez noktaya geldiği 1881 tarihinde Düyun-u Umumiye idaresi kurulmuş ve Osmanlı’nın vergi gelirleri yabancı bankaların yönetimine teslim edilmiştir. Bununla da kalmamış 1883 yılında kurulan Tütün Rejisi ile ülkenin en çok gelir getiren tarım ürününden biri olan tütüne de yabancılar el koymuştur. Türk çiftçisi ve köylüsü ise kölelik şartlarına maruz kalmış, ekinini yabancılara istedikleri fiyattan vermediğinde kolluk gücüyle malına el konulmuştur. Tuz işletmeleri de yabancı bankaların kontrol ettiği Düyun-u Umumiye denetimine verilmiştir. Hazinesi boşalan ve Aşar gibi vergi gelirlerine el konulan devlet, daha fazla borçlanabilmek için yabancı bankaların iştiraki olan şirketlere son derece karlı ve hazine garantili demiryolu ihaleleri vererek yabancıların daha da zenginleşmesine göz yummuştur. Bu şirketlere demiryollarını inşa etmesi için km başı yüksek garanti ücretleri de taahhüt edilmiş, bahse konu demiryollarının düz bir hat üzerinde olduğu yerlerde şirketler çoğu zaman yolları dolambaçlı şekilde uzatmış ve bu sayede daha yüksek kazançlar elde etmiştir. 

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yabancılara verilen tüm imtiyazlar ortadan kaldırılmış ve Türkiye Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesi etrafında sanayileşmenin ilk örneklerini devlet öncülüğünde hayata geçirmiştir. Dış ticaretini eksiden artıya geçirmiş ve kesintisiz 15 yıl boyunca dış ticaret fazlası vermiştir. Ancak Atatürk’ün vefatından sonra Batı hegemonyasını tahkim eden kurumlardan Imf ve Dünya Bankası’na üye olunmuş ve ardından iktisadi bağımsızlık kaybedilmiştir. İktisadi yönden bağımlı hale gelen ülke ekonomisi hegemon Batıya siyasi tavizler vermek zorunda kalmış ve içine çekildiği borç sarmalından o gün bugündür çıkamamıştır. Çıkış yolu bellidir: Tam Bağımsızlık ve Kemalizm.

Son olarak emperyalizme karşı önderlik edip kazandığı Kurtuluş Savaşı ve kurduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ile dünyada sömürülen ve ezilen tüm uluslara örnek olan Büyük Atatürk’ün şu sözüyle bitirelim:

“En büyük düşman, düşmanların düşmanı; ne filan ne de falan milletler; bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış bir saltanat halinde, bütün dünyaya hâkim olan Kapitalizm afeti ve onun çocuğu Emperyalizmdir.”
(Mustafa Kemal Paşa, Temmuz 1920, Hakimiyet-i Milliye)

 

 

Ahbap soruşturmasında 5. dalga operasyon: 53 gözaltı kararı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 6 Şubat depremlerinin ardından Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetine ilişkin yürütülen soruşturmada 5’inci dalga operasyonun başlatıldığını açıkladı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İstanbul merkezli 20 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda 53 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışma başlatıldı.

Bakan Gürlek, şunları kaydetti:

“6 Şubat depremlerinde milletimizin yaşadığı büyük acıyı, vatandaşlarımızın dayanışma duygusunu ve depremzedelerimiz için yapılan bağışları kişisel menfaate dönüştürmeye yönelik hiçbir girişime müsamaha göstermiyoruz.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüzce bu sabah 5’inci dalga operasyon başlatıldı.

Operasyon; İçişleri Bakanlığı müfettiş raporları, özel denetim raporları, derneğin mali kayıtları ve envanteri, banka hareketleri, bilirkişi incelemeleri ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan şüphelilerin ifadeleri doğrultusunda elde edilen deliller üzerine gerçekleştirildi.

6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, bunun 4,2 milyar TL’sinin harcandığı; 950 milyon TL’nin ise nakit olarak çekildiği ve bu çekimlerden birinin tek seferde 500 milyon TL olduğu belirlendi.

6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, 950 milyon TL’nin ise nakit olarak çekildiği ve tek seferde 500 milyon TL çekimler olduğu ve kasadan toplamda 4,2 milyar TL çıkış olduğu anlaşıldı.

‘DEPREMZEDELER İÇİN TEMİN EDİLEN MALZEMELER KULLANILMADAN BEKLETİLDİ’

29 şirket ve 7 şahıs şirketine toplam 1 milyar 757 milyon 547 bin 770 TL transfer edildiği; bazı yüksek tutarlı harcamaların karşılığında mal veya hizmet alımı bulunmadığı, yardımların nakliyesinden şahsi menfaat sağlandığı ve bazı yardımların kamu kurumlarına faturalarda belirtilenden eksik teslim edildiği tespit edildi.

Tüm tespitler doğrultusunda 53 şüphelinin yakalanmasına yönelik İstanbul merkezli 20 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Para transferi yapılan şirketlerin gerçek ticari faaliyetlerinin tespitine yönelik incelemeler başlatıldı.

İzmit’teki depolarda ise depremzedeler için temin edilen yüzlerce çadır, tekerlekli sandalye, elektrikli bisiklet, kırtasiye ürünü ve çeşitli yardım malzemesinin kullanılmadan bekletildiği tespit edildi. Bu malzemelerin hak sahiplerine ulaştırılması için gerekli işlemler başlatıldı.

Soruşturmayı büyük bir hassasiyetle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonları başarıyla icra eden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve süreçte görev alan tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın iyi niyetinin, yardımseverliğinin ve milletimizin dayanışma ruhunun istismar edilmesine karşı hukuk devletinin tüm imkânlarını kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.”

‘Filenin Sultanları’ Avrupa şampiyonu

Karşılaşmaya etkili başlayan İtalya, ilk set boyunca üstünlüğünü korudu. Rakibine 25-16 üstünlük sağlayan İtalya, final mücadelesinde 1-0 öne geçti.

İkinci sette oyunun kontrolünü eline alan Türkiye, etkili oyunuyla seti 25-22 kazanarak durumu 1-1’e getirdi.

Üçüncü sette yeniden üstünlüğü ele geçiren İtalya, seti 25-12 kazanarak karşılaşmada 2-1 öne geçti.

Dördüncü sette büyük bir mücadele ortaya koyan Filenin Sultanları, kritik anlarda üstünlüğünü koruyarak seti 25-21 kazandı ve maçı 2-2’ye taşıdı.

Şampiyonluk düğümünün çözüldüğü karar setinde rakibine üstünlük sağlayan A Milli Kadın Voleybol Takımı, karşılaşmayı 3-2 kazanarak Avrupa şampiyonluğuna ulaştı.

Filenin Sultanları, bu sonuçla Avrupa Şampiyonası tarihindeki ikinci şampiyonluğunu elde etti.

Yeni bütçe tablosu ortaya çıktı: Cumhurbaşkanlığı’na 27,5 milyar… Diyanet 6 bakanlığı solladı!

Yeni OVP’de kamu idarelerinin gelecek yıllara ilişkin ödenek teklif tavanları da yer aldı. Bu ödenekler genellikle kurumların gelecek yıllardaki bütçelerini oluşturuyor.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre; Cumhurbaşkanlığı’nın bu yılki bütçesi 21.2 milyar liraydı. Yeni OVP’de gelecek yıl için Cumhurbaşkanlığı’na 27.5 milyar lira ödenek öngörüldü.

Gelecek yıl için bakanlıklara öngörülen ödenek teklif tavanları da şöyle sıralanıyor:

2 BAKANLIKTA BÜYÜK ARTIŞ

Adalet Bakanlığı 511.8 milyar lira. Milli Savunma Bakanlığı’nın bütçesinde gelecek yıl için büyük artış öngörülüyor. Bakanlığın bu yılki bütçesi 822.9 milyar liraydı. Gelecek yıl için 1.5 trilyon lira ödenek öngörülüyor.

İçişleri Bakanlığı’nın ödeneği 158.4 milyar lira, Dışişleri Bakanlığı’nın ödeneği 64.4 milyar lira, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ödeneği 10.5 trilyon lira, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ödeneği 2.4 trilyon lira, Sağlık Bakanlığı’nın ödeneği 1.9 trilyon lira, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın ödeneği 290.9 milyar lira, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ödeneği 677.3 milyar lira, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ödeneği 27.1 milyar lira, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ödeneği 69.7 milyar lira, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ödeneği 145.1 milyar lira, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ödeneği 349.1 milyar lira, Ticaret Bakanlığı’nın ödeneği 104.1 milyar lira, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ödeneği 399.7 milyar lira, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ödeneği 382.9 milyar lira olarak öngörüldü.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ise büyük artış yapılarak 2.3 trilyon lira ödenek öngörülmesi dikkat çekti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu yılki bütçesi 447.9 milyar liraydı. Gelecek yıl için ödeneğinde büyük artış yapılmış oldu. TBMM’ye gelecek yıl için 30.8 milyar lira ödenek teklifi ayrıldı.

DİYANET 6 BAKANLIĞI GEÇTİ

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yılki bütçesi 174.4 milyar liraydı. Diyanet’in gelecek yılki ödeneği ise 229.1 milyar lira olarak öngörüldü. Diyanet bu ödeneği ile İçişleri, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Kültür ve Turizm, Sanayi ve Teknoloji ile Ticaret bakanlıkları olmak üzere yine 6 bakanlığı geride bırakıyor. İletişim Başkanlığı’nın gelecek yılki ödeneği de 10.1 milyar lira olarak belirlendi. OVP’de genel bütçe kapsamındaki tüm kamu idarelerinin gelecek yılki toplam ödenek teklif tavanları da 24.8 trilyon lira oldu.

İlişkili Haber
thumbnail

Orta Vadeli Program açıklandı: İşte yıl sonu enflasyon tahmini…

Haberi görüntüle

Kastamonu’daki antik kentte yaklaşık 2 bin yıllık keşif: Eros başı bulundu

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Pompeiopolis Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarına ilişkin bilgi verdi.

M.S. 4’üncü yüzyıla tarihlenen zemin mozaiklerinin geometrik kompozisyonlardan oluştuğunu ve oldukça iyi korunduğunu belirten Ersoy, yaklaşık 105 metrekarelik mozaiklerin ortaya çıkarıldığını kaydetti. Ersoy, orta nefteki mozaik döşemesinin tamamının henüz ortaya çıkarılmadığını ve kazı çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

Ersoy, 2026 yılı çalışmalarında M.S. 2’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen bir Eros başının da bulunduğunu açıkladı.

Pompeiopolis’te ilk inşa evresi M.S. 2’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Bazilika’da kazı, belgeleme ve konservasyon çalışmalarının sürdüğünü belirten Ersoy, bu çalışmalarla antik kentin kentsel ve dini tarihinin daha bütüncül biçimde ortaya çıkarılmasının amaçlandığını ifade etti.

Ersoy, paylaşımında Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ekipleri başta olmak üzere kazı heyetine ve çalışmalara katkı sunanlara teşekkür etti. (ANKA)

Ruşen Çakır yorumladı: Kürt siyaseti bölünüyor mu?

Ruşen Çakır, DEM Parti'nin dönüşeceği yeni partiyi, Selahattin Demirtaş'ın rolünü ve Kürt siyasetinde bölünme ihtimalini değerlendirdi.

Ruşen Çakır yorumladı: Kürt siyaseti bölünüyor mu? Medyascope

💾

Ruşen Çakır, DEM Parti'nin dönüşeceği yeni partiyi, Selahattin Demirtaş'ın rolünü ve Kürt siyasetinde bölünme ihtimalini değerlendirdi.

Orta Vadeli Program açıklandı: İşte yıl sonu enflasyon tahmini…

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programı açıkladı. Yılmaz, şunları söyledi:

“Programımızın makroekonomik çerçevesini oluştururken geçtiğimiz yıl esas aldığımız varsayımlar, bu yılın başında bölgemizdeki savaş başta olmak üzere meydana gelen hadiseler doğrultusunda güncellenmiştir.

Geçtiğimiz OVP’deki varsayımların başında gelen küresel büyüme tahmini aşağı yönlü revize edilmektedir. Geçtiğimiz yıl OVP’yi hazırlarken, uluslararası kuruluşların tahminleriyle uyumlu olarak 2026 yılı için 64,3 dolar olarak varsaydığımız brent petrol fiyatı ortalamada 89,3 dolara yükselmiştir.

Küresel enflasyon tahmini yüzde 3,6’dan yüze 4,7’ye yükselmiş durumdadır. Özellikle savaşla birlikte enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskılar ve başlıca ticaret ortaklarımızdaki zayıflama, doğal olarak 2026 yılı ekonomik tahminlerimize yansımıştır.

‘2026 BÜYÜME TAHMİNİMİZİ YÜZDE 3,3 OLARAK GÜNCELLEDİK; YIL SONU ENFLASYON TAHMİNİMİZ YÜZDE 28,4’E YÜKSELDİ’

2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz yüzde 2,3’e gerilerken yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4’e yükseldi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin etkisiyle enerji ithalatı tahminimiz 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükselirken, dış ticaret açığı tahmini 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkmıştır. Buna bağlı olarak cari işlemler açığının milli gelire oranına ilişkin tahmini de yüzde 2,6 olarak güncelledik. Turizm gelirleri tahminimiz savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir.

Bu güncellemeler, programımızın yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir. Yıllar içerisinde ihracat pazarlarını çeşitlendiren ülkemizin mevcut pazardaki güçlü konumunu korurken yeni pazarlara erişimini arttırma, ihracatımızı bölgesel ve küresel şoklara karşı daha dayanıklı hale getirme çabamız önümüzdeki dönemde devam edecektir.

Programımızı hayata geçirdiğimiz günden bu yana temel önceliğimiz makroekonomik istikrarı güçlendirmek, ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek ve kazanımlarımızı sürdürülebilir hale getirmek olmuştur.

Uyguladığımız politikalar çerçevesinde TL’ye güven artarak devam etmiş, TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun diğer bir somut göstergesidir.

‘REZERVLER 188,2 MİLYAR DOLARA ULAŞTI’

Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerimiz 89,7 milyar dolar artarak 188,2 milyar dolara ulaşmıştır. Rezervlerde sağlanan bu güçlü artış ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir.

Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz önemli ölçüde gerilemiş ve 700’lü seviyelerden bugün 220’nin altına inmiştir. Bu önemli gelişme, risk primlerimizin düşmesi gerek kamunun gerekse özel kesimin borçlanmalarında faiz yükünü aşağıya çekmektedir.

Cari işlemler açığının milli gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılında bu oran, yüzde 2,3’e yükselmiştir. Bu yükselişin içinde baktığımızda 0,7 puanlık farkın savaş nedeniyle geldiğini hesaplamaktayız. Dolayısıyla bunu çıktığınız zaman aslında yapısal bir bozulma olmadığını çok rahat bir şekilde görüyoruz.

Programımızın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli mesafe katettik. 2024 yılı Mayıs’ında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyon uyguladığımız politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girmiştir. Bu güçlü düşüş eğilimi, savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaşmıştır. 2026 Ağustos itibarıyla yüze 31,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl sonunda yüzde 28,4 seviyelerinde olmasını bekliyoruz.

GELECEK YILLLARIN ENFLASYON HEDEFLERİ

TÜFE sepetinin yüzde 34,5’unu oluşturan gıda, akaryakıt, doğalgaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşturduğumuz endekste savaş kaynaklı belirgin bir yükseliş görmekteyiz. Buna karşılık savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktığımızda enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut veriler bize son dönemde manşet enflasyondaki düşüşün yavaşlamasında programın temel dinamiklerinden ziyade savaşın doğrudan etkilediği ve tüfe sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan kalemlerden gelen ilave fiyat baskılarının etkili olduğunu göstermektedir.

Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon üzerindeki maliyeti enflasyon artışına etkisi 7 puana yakın hesaplanmaktadır. Uyguladığımız tasarruf genelgesiyle harcama disiplinini güçlendirdik.

Genelge kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payı uzun dönem ortalaması olan yüze 4,6’dan 2024 yılında 3,1’e, 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine geriledi. Bu yöndeki kararlılığımızı önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz.

‘MİLLİ GELİR 2026’DA 1,8 TRİLYON DOLARI AŞACAK’

2002 yılında 238 milyar dolar olan ekonomik büyüklüğümüz 3 bin 600 dolar civarında bir kişi başına gelirimiz vardı. 2026 yılı sonunda milli gelirimizin Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına milli gelirimizin de yine ilk kez 20 bin doları geçmesini bekliyoruz. Türkiye’nin 2026 yılında yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğinin üzerinde olacağını tahmin ediyoruz. 2026 yılında dünyada nominal olarak 16. büyük ekonomi, satın alma gücü paritesine göre 11’inci büyük ekonomi konumumuzu sürdüreceğiz.

Önümüzdeki dönemde temel hedefimiz fiyat istikrarını kalıcı hale getirerek enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek ve mali disiplinimizi güçlü şekilde muhafaza etmektir.

Büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü şekilde yansıması amacıyla istihdamı arttıracak, atıl iş gücünü azaltacağız. Enerji başta kritik girdilerde arz güvenliğimizi güçlendirecek ve arz şoklarının ekonomi üzerindeki şokların etkilerini en aza indirecek politikaları hayata geçireceğiz. Programda öngördüğümüz yapısal reformlarla verimliliği ve rekabet gücümüzü yükselteceğiz.

Yaptığımız düzenlemeler ile uluslararası doğrudan yatırımları arttırmayı, rekabetçi bir transit ticaret merkezi oluşturmayı, küresel yeteneklerin, girişimcilerin, teknoloji şirketlerinin ve çok uluslu firmaların merkez operasyonlarını ülkemize çekmeyi amaçladık.

‘2027-2029 DÖNEMİNDE BÜYÜME YÜZDE 5’E ULAŞACAK’

2026 yılında yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin kademeli olarak güçlenerek 2027 yılında yüzde 4,2’ye, 2028 yılında yüzde 4,6’ya, 2029 yılında ise yüzde 5’e ulaşmasını öngörüyoruz.

Yeni Program döneminde, makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesini ve verimliliği artıran, enflasyonist baskı oluşturmayan sürdürülebilir bir büyüme anlayışı içindeyiz. Bunun için büyümenin niteliğini dönüştürüyoruz. Tarımda teknoloji ve verimlilik artışını, sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesini, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla ön plana çıkmasını sağlayacağız.

Beşeri sermayemizi güçlendirirken, kamu yatırımlarının özel sektör yatırımları açısından ön açıcı ve tamamlayıcı olmasına özen göstereceğiz. Bu yaklaşımın merkezinde verimlilik yer alıyor. Kaynaklarımızı daha etkin kullanan, teknolojiyi üretim süreçlerine güçlü bir şekilde dahil eden ve toplam faktör verimliliğini kalıcı olarak artıran bir ekonomik yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Nitekim program döneminde her yıl ortalama faktör verimliliğinin, toplam faktör verimliliğinin 1,1 puanlık bir büyüme desteği getirmesini bekliyoruz.

‘İŞSİZLİK ORANI 2029’DA YÜZDE 7,6’YA DÜŞECEK’

Büyüme kadar öncelik verdiğimiz bir diğer temel alan istihdamdır. 2026 yılında yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesini beklediğimiz işsizlik oranını 2027’de yüzde 8’e, 2028’de yüzde 7,8’e, 2029’da ise yüzde 7,6’ya düşürmeyi hedefliyoruz. Program döneminde ekonomimize yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam kazandırarak iş gücü piyasasına daha fazla bireyin katılımını sağlamayı ve toplumsal refahı artırmayı hedefliyoruz. Sürdürülebilir büyüme hedefimizle birlikte, programımızın önceliği dezenflasyon sürecini kararlılıkla sürdürerek fiyat istikrarını kalıcı bir şekilde tesis etmektir. 2026’da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini öngördüğümüz enflasyonun 2027 yılında yüzde 21’e, 2028 yılında yüzde 13,5’e, 2029 yılında yüzde 9’a gerileyerek program dönemi sonunda yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz.

‘CARİ İŞLEMLER AÇIĞI KADEMELİ OLARAK GERİLEYECEK’

Dış dengede, küresel ticarette artan yeni nesil korumacılık eğilimlerine, jeopolitik gerilimlere ve ticaret politikalarındaki belirsizliklere rağmen cari işlemler açığını sürdürülebilir seviyelerde tuttuk. Program döneminde bölgemizdeki savaşın etkisinin azalmasıyla birlikte cari işlemler açığının yeniden kademeli olarak gerilemesini, 2027 yılında yüzde 1,9’a, 2028 yılında yüzd 1,8’e, 2029 yılında ise yüzde 1,6’ya düşmesini öngörüyoruz. Programda bütçe açığının kademeli bir şekilde düşürülmesini hedefliyoruz. Geçtiğimiz yıl 2026 için yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığının milli gelire oranının aldığımız tedbirlerle bu yıl yüzde 3,1 olarak gerçekleşmesini bekliyoruz.”

‘Öcalan’la görüşme’ iddiası… Cemil Bayık, İmralı’da iki gün ağırlandı!

Bölücü açılım sürecine yönelik tartışmalar sürerken terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın, İmralı’da örgütün Kandil kadroları ile görüştüğü iddia edildi.

Darka Mazi adlı site, haberin kaynağı olarak Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (YNK) gösterdi. Buna göre KCK yöneticisi Cemil Bayık’ın, Ağustos ayının ilk haftasında Süleymaniye Havalimanı’ndan kalkan bir uçakla Türkiye’ye geçtiği öne sürüldü.

PKK’ın Kandil kadrosundaki teröristlerin düzenli olarak, İmralı’da bulanan Öcalan’ı ziyaret ettiği iddia edildi.

‘GEL TEDAVİ OLURSUN’

Yanındaki iki kişiyle birlikte İmralı’da iki gün kalan Bayık’ın bu ziyaretiyle, birkaç isim dışında örgütün tüm üst düzey kadrosu Öcalan ile temas kurduğu söylendi.

Elebaşlarından Bayık’ın Aralık 2025’te İmralı’ya gitmeyi reddettiği ve sağlık sorunlarını gerekçe gösterdiği belirtildi. Öcalan’ın “Yanıma gelsin, burada tedavi olsun” çağrısına Bayık’ın “Başkan çıldırmış” dediği belirtildi.

Ancak elebaşı Öcalan’ın Temmuz ayında Duran Kalkan üzerinden ilettiği ültimatom ile ve Bayık’ın “süreç dışı kalmaktan korktuğu ve fiziki olarak tasfiye edileceğini öngörerek bu ziyareti kabul ettiği” iddialar arasında yer aldı.

BAYIK VE KALKAN 2 GÜN YANINDA KALMIŞ

Teröristbaşı Öcalan’ın 27 Şubat’taki fesih çağrısının ardından PKK yöneticileriyle iki kez görüntülü görüşme gerçekleştirdiği belirtiliyor.

Bunun yanı sıra kırmızı listede aranan üst düzey terörist kadrolarının da İmralı’ya ziyaret gerçekleştirdiği iddia edildi. PKK terör örgütünün sözde yürütme konseyi olan KCK üyelerinden Sabri Ok ve Bese Hozat kod adlı Hülya Oran’ın, Haziran 2025’te İmralı’ya gittiği belirtildi.

Şubat 2025’te ise, Duran Kalkan, Cemil Bayık, Helin Türk, Raperin Dersim ve Bişar Qoser gibi üst düzey PKK’lı teröristlerin iki gün boyunca Öcalan’ın yanında kaldığı öne sürüldü. Bu ziyaretin ardından Suriye’de bulunan PKK’ya bağlı SDG/YPG’li Mazlum Abdi ve İlham Ahmet de İmralı’da temaslarda buluğu kaydedildi.

10Ağustos’ta Meclis’ten 467 oyla geçen “Çerçeve Yasa” ziyareti öncesi bir diğer ziyaretin ise temmuz ayında Duran Kalkan, yanındaki iki kadın ve iki erkek ile ikinci kez İmralı’ya gittiği sitede belirtilenler arasında.

DEM Parti 5. Olağan Kongresi… Bakırhan ve Hatimoğulları yeniden eş genel başkan seçildi

DEM Parti 5’inci Olağan Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde başladı.

Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, “Selam olsun sürgündeki yoldaşlarımıza. Ve değerli canlar, buradan sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve cezaevindeki bütün siyasi muhaliflere binlerce kez selam olsun” diye konuştu. Hatimoğulları, “Selam olsun bu memlekete, barışın ve demokratik toplumun kapısını aralayan Sayın Abdullah Öcalan” ifadelerini kullandı.

Bu esnada salonda bulunan DEM Partililer ayağa kalkarak, “Biji Serok Apo” sloganları attı.

Hatimoğulları, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bu bir hazırlık kongresidir. Bu bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenilemek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip oluruz, olmalıyız. Biz buna adayız. Değişerek yönetmeye, adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olmaz. Barışın dili değişirken eski dille yola devam etmek olmaz. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz.

‘ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMİN KOLAY OLMADIĞININ FARKINDAYIZ’

Önümüzde kolay bir dönem olmadığının hepimiz farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir. Engebelidir, incedir, uzundur, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir bu süreçlerde. Provokasyonlar da olabilir. Güvensizlikler de çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bu bütün taraflar için öyle. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam da burada. Barışı günlük havaya göre biz savunmadık, savunmayacağız.

Çünkü barış bizim için konjonktürel bir tercih değil, bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır barış. 100 yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama 100 yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir. Bir adım atılarak değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Ve belki en çok da birbirimizi duymayı ve dinlemeyi istiyor. 3 yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük dersler bunlardır.

‘BU TOPRAKLARDA ÇEKİLEN ACILARI ASLA UNUTMAYACAĞIZ’

Biz geçmişimizi asla inkar etmeyeceğiz. Bu topraklarda çekilen acıları asla unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Hepsi ile yüzleşeceğiz. Ama bunu yaparken çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkum etmeyeceğiz.

Bu emeği en fazla yerelde yönetimde bulunan arkadaşlarımız verdi. Barış anneleri verdi. Kadınlar verdi. Ve ben buradan bu dönemi tamamlayıp yeni bir döneme geçerken bu mücadelede emek veren bütün il ilçe örgütü yöneticilerimize, Parti Meclisi üyelerimize, MYK üyelerimize, vekil grubumuza ve en önemlisi siz değerli halklarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Ve şu bilinsin ki, barışın gemisini ne olursa olsun o limana vardıracağız. Ve bizler o limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız.”

Saray’dan ‘seçim tarihi’ sorusuna yanıt

2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ı açıklayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Seçim süreci ile ilgili soruya yanıt veren Yılmaz, “Biz bu programı hazırlarken seçimlerin zamanında olacağını düşünerek hazırladık, 2028 baharı veya yazına doğru. Orada bir spekülatif varsayımın içinde olmadık” dedi.

“Bu konular Meclis’imizin karar vereceği konu” diyen Yılmaz, “Seçimi biraz daha öne alacaksa o Meclis’in takdirinde. Şimdiden bir varsayım yapmamız doğru olmaz diye düşündük” ifadelerini kullandı.

YIL SONU ENFLASYON TAHMİNİNDE 12 PUANLIK YÜKSELİŞ

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ı açıklamıştı.

Buna göre, yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 16’dan yüzde 28,4’e yükseldi.

Enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerilemesi öngörüldü.

Gülistan Doku soruşturmasında Umut Altaş’ın FBI ifadesi ortaya çıktı: ‘Cinayete tanık oldum, cesedi bagajda taşıdık’

Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen Gülistan Doku soruşturmasında çok önemli bir gelişme yaşandı. Hakkında yakalama kararı bulunan, ABD’de olduğu belirlenen ve Türkiye’ye iadesi talep edilen Umut Altaş’ın FBI tarafından sorgulandığı ortaya çıktı.

TRT Haber’in aktardığına göre; ABD makamlarıyla gerçekleştirilen adli yardımlaşma sürecinde Altaş’ın ifadesinin alınması amacıyla Türkiye tarafından hazırlanan kapsamlı soru seti Amerikan makamlarına gönderildi. FBI ve ABD İç Güvenlik Soruşturmaları birimi görevlileri Altaş’ı 19 ve 20 Ağustos 2026 tarihlerinde Pennsylvania’daki Moshannon Valley İşleme Merkezi’nde iki gün boyunca sorguladı.

FBI’ın 26 Ağustos 2026 tarihli resmi yazısında, sorguyu belgeleyen FD-302 soruşturma raporunun Türkiye’nin adli yardımlaşma talebine cevap olarak hazırlandığı belirtildi. Dosya, adli yardımlaşma kanalları üzerinden Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü aracılığıyla adli mercilere ulaştırıldı.

FBI tutanağında, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının kasten öldürme, nitelikli cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ile delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme suçları yönünden soruşturma yürüttüğü kayda geçirildi. Türk makamlarınca hazırlanan adli yardımlaşma talebinde Altaş’a yöneltilmek üzere tam 109 soru bulunduğu belirtildi.

‘MUSTAFA TÜRKAY SONEL’İN GÜLİSTAN’I ÖLDÜRDÜĞÜNE İNANIYOR MUSUN?’

FBI sorgusunun en çarpıcı bölümü, Umut Altaş’a Mustafa Türkay Sonel ile ilişkisi sorulduğunda yaşandı. Altaş, Sonel için önce “Beni kullandı” dedi. FBI görevlileri nasıl kullanıldığını sorduğunda ise Altaş, Sonel’in kendisini “Gülistan Doku’yu öldürmek ve suçu üzerine atmak” amacıyla kullanmış olabileceğini öne sürdü.

Bunun üzerine FBI görevlileri doğrudan “Mustafa Türkay Sonel’in Gülistan Doku’yu öldürdüğüne inanıyor musun?” diye sordu. Altaş başını sallayarak “Evet” cevabını verdi. “Neden buna inanıyorsun?” sorusuna “Gördüğümü söyledim” yanıtını verdi.

‘GÜLİSTAN ARKA KOLTUKTAYDI, SİLAHI ÇIKARIP VURDU’

Altaş’ın FBI’a anlattığı iddiaya göre olay 5 Ocak 2020 günü gerçekleşti. Altaş, Mustafa Türkay Sonel’le birlikte Gülistan Doku’nun bulunduğu bölgeye gittiklerini, Doku’yu köprü kenarında gördüklerini ve daha sonra Gülistan’ın araca bindiğini ileri sürdü.

Altaş’ın anlatımına göre Sonel sürücü koltuğunda, kendisi ön yolcu koltuğunda, Gülistan Doku ise arka koltuktaydı. Altaş, araç içerisinde Gülistan Doku’nun kendilerini “Beni rahat bırakın, neden beni takip ediyorsunuz?” şeklinde uyardığını, tartışmanın ardından çığlık atmaya başladığını iddia etti.

Ardından Mustafa Türkay Sonel’in torpido gözünden siyah renkli bir tabanca çıkardığını ve Gülistan Doku’yu vurduğunu öne sürdü. Silahın üzerinde Türk bayrağı işlendiğini de söyledi. FBI görevlileri Altaş’a Gülistan’a bakıp bakmadığını sordu. Altaş “Evet” dedi. “Ölü müydü?” sorusuna da “Evet.” cevabını verdi.

‘CESEDİ BAGAJA TAŞIDIK’

Altaş’ın anlatımına göre olay bununla da sınırlı kalmadı. Altaş, ateş edilmesinin hemen ardından Mustafa Türkay Sonel’e bağırarak neden Gülistan’ı öldürdüğünü sorduğunu ileri sürdü.

Sonel’in ise kendisine susmasını ve cesedi bagaja taşımakta yardım etmesini söylediğini iddia etti. Altaş başlangıçta bunu reddettiğini ancak sonunda Gülistan Doku’nun cesedini birlikte aracın bagajına taşıdıklarını söyledi.

OLAYDAN SONRA KORUMA POLİSİ ŞÜKRÜ EROĞLU’NU ARADI

Altaş’ın FBI’a verdiği ifadede, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in koruma görevlisi Şükrü Eroğlu hakkında da çok önemli iddialar yer aldı. Altaş, cesedin bagaja konulmasının ardından Mustafa Türkay Sonel’in Şükrü Eroğlu’nu telefonla aradığını ileri sürdü.

Daha sonra Sonel ve Eroğlu’nun yaklaşık 15-20 dakika görüştüklerini, kendisinin konuşmanın dışında tutulduğunu söyledi. Altaş’a göre Mustafa Türkay Sonel kendisine “Sus, kimseye bundan bahsetme” dedi. Altaş’ın “Bu mesele ortadan kalkmaz” demesi üzerine ise Sonel’in “Babam bu işi halledecek ve ortadan kaldıracak” dediğini öne sürdü.

‘MERAK ETME, HALLETTİK, KİMSEYE HİÇBİR ŞEY SÖYLEME’

Altaş’ın iddiasına göre ertesi sabah Mustafa Türkay Sonel kendisini yeniden aradı. Altaş, Sonel’e neler olduğunu sorduğunu, aldığı cevabın ise “Merak etme, hallettik. Sadece kimseye hiçbir şey söyleme” olduğunu anlattı.

Altaş daha sonra Gülistan Doku’nun cesedine ne olduğunu sorduğunu, Sonel’e “Nereye gömdün?” dediğini de FBI görevlilerine söyledi.

FBI tutanağındaki en önemli yeni iddialardan biri de Gülistan Doku’nun cesedinin muhtemel yeriyle ilgili. Altaş’ın anlatımına göre Mustafa Türkay Sonel, cesedin olay yerinden Pertek istikametine doğru yaklaşık 15-20 dakikalık mesafede bulunduğunu söyledi.

Altaş daha sonra bu mesafeyi yaklaşık 30 dakika olarak düzeltti. Bölgenin toprak yol olduğunu ve o dönemde yeni bir yol yapıldığını anlatan Altaş, cesedin Pertek yolu çevresinde, yeni yapılan yolun kenarına gömülmüş olabileceğini öne sürdü. Ancak Altaş, bunun kendi gördüğü bir olay değil, Sonel’den aldığı bilgiye dayanan bir tahmin olduğunu da belirtti.

BAZ KAYITLARI: ÜÇ İSİM AYNI BÖLGEDE

FBI sorgusunda Altaş’ın önüne Türk soruşturma makamlarınca elde edilen daraltılmış baz kayıtları ve Plaka Tanıma Sistemi verileri de konuldu.

Soruya aktarılan dosya tespitlerine göre 5 Ocak 2020 saat 22.09’da Umut Altaş, Gülistan Doku’nun son görüldüğü Sarısaltuk Viyadüğü civarındaydı. Mustafa Türkay Sonel’in 22.08-22.37 arasında, Şükrü Eroğlu’nun ise saat 22.08’de aynı bölgede bulunduğu belirtiliyordu.

PTS verilerine göre Mustafa Türkay Sonel tarafından kullanılan araç saat 22.17.51’de yalnızca Sonel varken Tunceli’den Elazığ yönüne çıktı. Aynı araç saat 22.30.17’de Tunceli yönüne geri dönerken, sürücü koltuğunda Mustafa Türkay Sonel, ön yolcu koltuğunda ise Umut Altaş görüntülendi.

FBI SORDU: CİNAYETİN İŞLENDİĞİ ARAÇLA KÖPRÜYE NEDEN GERİ DÖNDÜNÜZ?

Bu kayıtlar Umut Altaş’ın ilk günkü anlatımıyla çelişince FBI ajanları sorguyu derinleştirdi. Altaş sonunda, olayın ardından Mustafa Türkay Sonel’le aynı BMW ile yeniden köprü bölgesine döndüklerini anlattı.

FBI görevlileri “Az önce birinin öldürüldüğü araçla köprüye neden geri dönesiniz ki?” diye sordu. Altaş’ın cevabına göre Sonel, “Herhangi bir kamera var mı diye bakmak için oraya gideceğiz” demişti.

FBI sorgusunda Gülistan Doku’nun son görüldüğü viyadüğü gören üniversite kamerasının kayıtlarına ilişkin de dikkat çekici bir soru yöneltildi.

Altaş, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine köprüye geri döndükleri sırada kameraların kayıt yapmayacağını söylediğini öne sürdü. Altaş kamera kayıtlarının kim tarafından veya nasıl silindiğini ise bilmediğini söyledi.

‘BENİM GÜCÜMÜ BİLİYORSUN, SENİ VE AİLENİ ÖLDÜREBİLİRİM’

Altaş, cinayetten sonra tehdit edildiğini de ileri sürdü. İfadesine göre Mustafa Türkay Sonel kendisine “Benim gücümü biliyorsun, seni ve aileni öldürebilirim” dedi.

Altaş ayrıca Sonel’in “Biz ailece devletiz, bize hiçbir şey yapamazlar” şeklinde konuştuğunu iddia etti. Susması için kendisine para teklif edildiğini, bunu kabul etmediğini ancak Sonel’in cüzdanına para koyduğunu da öne sürdü.

HAMİLELİK VE KÜRTAJ İDDİASI FBI SORGUSUNDA

Dosyanın en hassas başlıklarından biri ise Gülistan Doku’nun hamile bırakıldığı ve kürtaja zorlandığı yönündeki iddialardı. Altaş, FBI sorgusunda bu konuda doğrudan bilgi sahibi olmadığını söyledi. Ancak daha önce eski işvereni Rüstem Keskin’le yaptığı görüşmenin içeriği kendisine okununca önemli bir gelişme yaşandı.

Altaş’ın Keskin’e, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine Gülistan’ın hamile kaldığını, kürtaj yaptırmasını istediğini, Gülistan’ın bunu kabul etmeyerek çığlık attığını ve bunun üzerine başından tek el ateş ederek öldürdüğünü anlattığını söylediği kayıtlara yansımıştı.

FBI görevlileri bu sözlerin kendisine ait olup olmadığını sordu. Altaş önce cevap vermek istemedi. Ardından kararından vazgeçerek, vu beyanların kendisine ait olduğunu kabul etti. Ancak hemen ardından hamilelik ve kürtaj konusunda tahminde bulunmuş olabileceğini ve bazı ayrıntıları hatırlamadığını savundu.

TEK SEFERLİK VİDEO İDDİASI: PARÇALANMIŞ CESET

FBI dosyasındaki bir diğer çarpıcı başlık ise Altaş’ın eski işverenine anlattığı WhatsApp videosu oldu. Sorgu tutanağına göre Altaş daha önce, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine WhatsApp üzerinden yalnızca bir kez görüntülenebilen bir video gönderdiğini; videoda parçalanmış bir ceset gördüğünü anlatmıştı.

FBI sorgusunda Altaş, videoyu aldığını ve Mustafa Türkay Sonel’in gönderdiğini doğruladı. Videonun birkaç saniye sürdüğünü ve bir kişinin bir ceset parçasını tuttuğunu söyledi. Ancak videodaki cesedin Gülistan Doku’ya ait olup olmadığını kesin olarak belirleyemediğini savundu.

FBI görevlileri, eski işverenine videodaki kişinin Gülistan olduğunu söylediği yönündeki eski beyanını hatırlattığında, Altaş bu sözlerin de kendisine ait olduğunu kabul etti ancak görüntüyü net göremediğini ileri sürdü.

FBI’DAN KRİTİK SORU: CİNAYET SIRASINDA ORADA MIYDIN?

İki günlük sorgunun en kritik anlarından biri 91’inci soru oldu. Altaş’a, eski patronuyla yaptığı konuşmada cinayet sırasında Mustafa Türkay Sonel’le birlikte olduğunu ima eden sözleri hatırlatıldı ve açıkça “Gülistan Doku öldürüldüğü sırada Mustafa Türkay Sonel ve Gülistan Doku ile birlikte miydiniz? Olaya bizzat tanık oldunuz mu?” diye soruldu.

Altaş’ın cevabı FBI tutanağına şöyle geçti: “Hepsine evet.” FBI ajanları daha sonra bir kez daha, iki günlük sorgu boyunca verdiği çelişkili beyanlara rağmen cinayet sırasında olay yerinde bulunduğu yönündeki açıklamasının geçerli olup olmadığını sordu. Altaş, olay yerinde olduğunu doğruladı.

BABASINA MESAJI: ROL YAPMAYI BIRAK, BENİ SUSTURAN SENDİN

Dosyanın çarpıcı delillerinden biri de Umut Altaş’ın babası Celal Altaş’ın telefonunda ele geçirilen WhatsApp mesajı oldu. Soruşturma makamlarının telefon incelemesinde Umut Altaş’ın babasına “Rol yapmayı bırak. Beni susturan sendin” mesajını gönderdiği tespit edildi. FBI görevlileri mesajı Umut Altaş’a sordu.

Altaş, mesajı kendisinin gönderdiğini kabul etti. Ancak neden böyle yazdığını açıklamakta zorlandı ve hatırlamadığını söyledi. FBI görevlileri, mesajın Umut Altaş’ın Gülistan Doku olayı nedeniyle susturulduğu ve ABD’ye gönderilmesinde babasının rolü bulunduğu anlamına gelebileceğini söyledi. Altaş önce ABD’ye gitme kararının kendi fikri olduğunu söyledi. Sorgu derinleştirildiğinde ise “Hepimizin firiydi” cevabını verdi.

Altaş, Türkiye’den 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’dan Meksika’ya uçtuğunu, ardından ABD sınırına geçtiğini anlattı. Sınırı yasa dışı şekilde geçebilmek amacıyla bir Meksika vatandaşına yaklaşık 10 bin dolar ödendiğini söyledi. Altaş’a göre bu para Tunceli’de babası tarafından doğrudan ilgili kişiye ödendi.

GENÇLİK MERKEZİNDEKİ 27 ARALIK BULUŞMASI DA SORULDU

Soruşturmada Gülistan Doku’nun kaybolmasından önce yaşandığı iddia edilen olaylar da FBI sorgusunun gündemindeydi. Türk makamlarının daraltılmış baz çalışmasına göre 27 Aralık 2019 saat 15.31-16.22 arasında Umut Altaş ile Gülistan Doku’nun Gençlik Merkezi çevresinde aynı konumda bulunduğu Altaş’a soruldu.

Altaş; kendisinin, Mustafa Türkay Sonel’in ve muhtemelen Gülistan’ın orada bulunmuş olabileceğini söyledi. Bir kızın yürüdüğünü, Sonel’in onu takip ettiğini, ikisinin binaya girerek yaklaşık 15 dakika sonra döndüğünü anlattı.

FBI görevlileri bu kızın Gülistan olup olamayacağını sorduğunda “Mümkün olabilir.” cevabını verdi. Altaş, gizli tanığın Gençlik Merkezi’nde uyuşturucu kullanıldığı ve Gülistan’a cinsel saldırıda bulunulduğu yönündeki iddialarını ise doğrulamadı.

SORGU SONUNDA ESKİ VALİYE AĞIR SUÇLAMA

İki günlük sorgunun sonunda FBI görevlileri Umut Altaş’a Gülistan Doku hakkında bildiklerinin bundan ibaret olup olmadığını sordu. Altaş “Evet” cevabını verdi. Ardından soruşturmanın adil yürütülmediğini öne sürdü ve dönemin Tunceli Valisini, olayı örtbas etmek ve oğlunu adalete teslim etmemekle suçladı.

34 sayfalık dosyada önemli bir teknik ayrıntının da altı çizildi. FBI, raporun başında ve ikinci gün bölümünde, Altaş’ın sözlerinin kelimesi kelimesine yapılmış bir ifade çözümü olmadığını, ajanlar tarafından görüşmenin içeriğinin özetlenmesi suretiyle hazırlandığını özellikle belirtti.

‘BABAM BU İŞİ HALLEDECEK’

Umut Altaş’ın ABD’de verdiği ifade şimdi Türk adli makamlarının elinde. İfadenin en kritik başlıklarını; Altaş’ın cinayet sırasında araçta ve olay yerinde bulunduğunu doğrulaması, Gülistan Doku’nun araç içinde vurulduğu iddiası, cesedin bagaja taşındığı anlatımı, Şükrü Eroğlu’nun olay sonrasında devreye girdiği iddiası, “babam bu işi halledecek” sözü, Pertek yolundaki muhtemel ceset noktası, aynı araç ile köprüye geri dönülmesi, kamera kayıtlarına ilişkin iddia ve babasına gönderilen “Beni susturan sendin” mesajı oluşturuyor.

Bununla birlikte Altaş’ın sorgu boyunca bazı kritik ayrıntılarda çelişkili ifadeler vermesi, hamilelik, kürtaj ve cesedin sonraki akıbetine ilişkin bazı anlatımlarının doğrudan gözleme değil duyuma ve aktarıma dayanması nedeniyle, FBI tutanağındaki iddiaların diğer deliller, HTS ve PTS kayıtları, dijital materyaller ve tanık ifadeleriyle birlikte değerlendirilmesi bekleniyor.

Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarınca yürütülen soruşturmada, Gülistan Doku’ya ne olduğu ve cesedinin nerede bulunduğunun ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalar çok yönlü olarak sürüyor.

Tankuşum

Hasan Erel yazdı…

3 Aralık 2024’te giderek artan bir kaşıntıyla, alerji testi için hastaneye gittik, onkoloji servisi, yoğun bakım ve sonunda morgdan çıktık.

Güzel oğlum, non hodgkin lenfoma teşhisiyle iki seneye yakın mücadele sonunda pes etti.

Lenf kanseri de anormal bir şeydi. Sadece 60 yaş üstü erkeklerde görülen korkunç agresif bir alt türü idi. Doktor en fazla üç hafta önce başladığını söylemişti hastaneye gittiğimizde. Ve sadece o üç haftada karaciğerinde 9 santim lezyon oluşmuştu!

Kuzum, en az 10 kez kemoterapi, bir sürü akıllı ilaç ve daha birçok serumdan sonra iyice bitkin düştü.

Benim kök hücrelerimle (iliğim) yüzde yüz uyumlu çıkınca çok sevinmiştik.

Normalde anneden yüzde 50 babadan yüzde 50 alırlar çocuklar. Benden yüzde yüz almış meleğim!

İlik naklimiz de başarılı oldu ama agresif lenfomayı sıfırlayamadan nakil olmuştu.

115 gün her şey yolunda gitti. İlaçlarını aldı, annesi zaten anne kuş gibi Tan kuşumun üzerinde kanatlarını açmış, bir saniye bile yanından ayırmamıştı.

Ancak rutin bir kontrolde bir virüsün savunmasız bağışıklık sistemini geçerek enfeksiyona yol açtığını gördüler. Ardından GVHD başladı. Yani Graft versus Host hastalığı, yani benim kök hücrelerim onun iç organlarına saldırmaya başlamıştı. Bilirubini (sarılığı) bir anda patladı. Beyaz tenli oğlum kararmaya ve sararmaya başladı. Yaralar oluştu her yerinde. Bağışıklık bir türlü sıfırdan yükselmedi.

Evde ve hastanede icapçı olarak lojistik nöbetim, bundan sonra annesinin yanında odada destek nöbetine dönüştü. Tan kuşum artık yerinden kalkamaz olmuştu. Onu taşımak ve ihtiyaçlarını gidermek gerekiyordu.

Annesi bir buçuk yıldan fazla her şeyine koştu, bir an uyumadı ve ilaçlarını tam saatinde verdi. Hijyen polisi gibi tetikte oldu.

Oğlum giderek kötülüyordu, karaciğer, böbrek ve akciğer fonksiyonları geriliyordu ve ben artık neticenin belli olduğuna ikna olmuştum. Zaten doktorları da “artık sadece hayatta tutmaya çalışıyoruz” diyordu.

Bana hep ‘yanıma gel masaj yap baba’ diyordu Tankuşum, ben de yatağında saatlerce istediği yerlerine masaj yapıp rahatlatmaya çalışıyordum.

O ise iki haftadan beri evine gitmek için kimi görse yalvarıyordu. Evini çok özlemişti. İki yılın yarısından fazlasını hastane odalarında geçirmişti. Doktoru, hemşireyi, bizi hep zorluyordu, “Götürün beni eve, ben iyiyim” diyordu.

Böyle zamanlardan birinde ona dedim ki, “Oğlum, gittiğin yerden mutlaka bize haber ver, işaret gönder, iyi olduğunu bilelim.”

Ben onu hep bir kuşa benzetirdim, o yüzden de Tan kuşum diye severdim. Devamında da dedim ki, “kuş ol oğlum uç gökyüzünde özgürce!”

Anladı mı anlamadı mı bilmiyorum ama tek kelime ile “Tamam” diyerek cevap verdi.

Sonra giderek kötüleşti, bilinci azaldı, nefes alması zorlaştı, oksijen takviyesi yapılmaya başlandı. Nihayetinde yoğun bakıma kaldırıldı.

Neyse ki yoğun bakımdakiler bize izin verdi yanında olmamız için.

Son gece ben de annesiyle yanında kaldım. Diyaliz makinasına bağladılar uzunca, böbrekler iflas etmişti artık. Sabah 7 gibi önce tansiyonu hızla düştü ve ardından küçük kalbi durdu.

Bizi hemen dışarı aldılar, ikimiz dışarda ağlaşırken biraz sonra gelip, “5 dakika kalp durdu ama geri getirdik, ancak entübe etmek zorunda kaldık” dediler.

Kuzum artık bilinçsiz öylece yatıyordu.

Eve uğradığımızda destek için bizde kalan kayınvalidem tam o kalbinin durduğu anlarda evin içine iki kumrunun girdiğini ve salonda bir kaç tur attıktan sonra çıktıklarını söyledi.

Şok oldum. Çocuğum sözünü tutmuş, bize bir işaret göndermişti. Gelmeyi çok istediği evine sonunda gelmişti.

Evimizin balkon kapısı genellikle açık dururdu, balkona gelen kumrulara da ekmek kırıntıları verirdik. Ama 15 yıldır evin içine hiç girmemişlerdi.

Tam da oğlumun kalbinin durduğu anda eve girmeleri sadece bir tesadüf olamazdı bence.

En azından öyle düşünmeyi ve inanmayı tercih ediyorum. Acımı biraz olsun hafifletiyor.

Tan kuşumuzu entübe edildikten iki gün sonra sabaha karşı 04.40’ta kaybettik.

Bunun acısını anlatmaya gerek yok. 12 yaşını doldurmasına 19 gün kalmıştı. Melek gibi bir çocuktu. Bizi, tüm hastalığı boyunca bir gün olsun üzmedi. Hep iyimserdi, son anına kadar “iyileşeceğim, ben iyiyim” diyordu.

Yüzmeyi, evini, Seferihisar’daki sitemiz Doğankent’i özlüyordu. 6 saat denizde kalacağım diyordu.

Çok mutlu bir çocuktu, her güzel geçirdiği günden sonra “Bugün benim hayatımın en mutlu günü” diyordu.

Yalan ve küfür nedir bilmezdi. Bir şeyin gerçeğini öğrenmek için Tan’a sormak yeterliydi. Ben küfür ettiğimde bana kızardı. Sigara ve içki içmemize hep karşı çıkardı.

Dinozorlara her çocuk gibi düşkündü ama o daha fazla derinleşmişti. Dünyanın doğa tarihini filan ezberlemiş, dinozor türlerini, nerelerde yaşadıklarını hep öğrenmişti. Büyüyünce de paleontolog olmaya kararlıydı. Önce jeoloji okunacağını sonra yüksek lisans olarak paleontolojiye geçileceğini de öğrenmişti. Kuşları da dinozorların torunu oldukları için çok severdi. Origami yapardı kuşlar ve dinozorlar.

Bir yaş büyük ablasıyla çok yakındı. Hastanede ablasını sayıklıyordu, neyse ke son anlarından birinde ablasını özel izinle odasına aldık. O sevinci görülmeye değerdi. “Canım ablam” diye kuş gibi kanat çırpmıştı onu görünce.

Sevgi dolu bir çocuktu Tan, hiç kötülüğü yoktu, kimseyi incitmezdi. Çok kibardı. Hemşirelere ayrı ayrı teşekkür eder, kızdığında bile nazikçe ifade ederdi. Gazze’de öldürülen çocuklar için üzülürdük birlikte. Kötü insanlara çok kızardı.

Hiçbir baba ve oğul, bizimki kadar sevgi sözcükleri kullanmamıştır eminim. Her okula bıraktığımda arabada her ikisinin de ellerini tutar, “Siz var olan çocuklardan en iyisisiniz, sizi sonsuz çok seviyorum” derdim. Onlar da birer birer karşılık verirdi aynısıyla.

İlik nakli sonrası kan grubu da değişmişti. 0 RH pozitif olan kan grubu, benim 0 RH negatife dönmüştü. Trombositleri düştükçe kan ihtiyacı oluyordu. 0 negatif trombosit bağışçısı bulmak çok zorlaşmıştı.

O süreçte her gün ihtiyaç oluyordu. Hiç tanımadığım insanlar gelip trombosit veriyorlardı. Babasının cenazesinden kalkıp gelen yüzme öğretmeni Tankut bey, fedakar polisler Hüseyin ve Hasan, öğretmenler Alper Erkan beyler ve Doğankent’ten Buğra kardeşim ve diğerleri, ne zaman gerek olsa koşa koşa gelip trombosit bağışında bulundular. Hakları ödenmez. O iyi insanları tanımak bir teselli oldu.

Onu hiç yalnız bırakmayan, oğlumun okulu Özel Ege Lisesi’nin tüm kadrosu, vefakar dostlarım Enis Musluoğlu, Salih Soysal ve Volkan İnan, desteğini hiç esirgemeyen Cem Amiral ve tüm aile ve dostlarımız da hep yanımızda oldu.

Eşimin çabası inanılmazdı. Neredeyse iki yıl boyunca hiç uyku, dinlenme bilmeden her anında oğlumuzun başında oldu. Eşimin ailesi de bir an bile bizi yalnız bırakmadı. Annem ve kardeşim de öyle.

İzmir Şehir Hastanesi’ndeki doktorlar, hemşireler ve hastabakıcılar da yaklaşık iki sene boyunca Tan için çok çırpındı. Ama olmadı. Hiç bir zaman karamsar olmayan küçük Nemeçek’im sonunda melek oldu.

Acımızla ölene kadar başbaşa olacağız elbette. Ama onu hep yanımızda hissediyoruz. Zaten işaretini de söz verdiği gibi gönderdi kuzum.

İnsanlar ölümlü, sevgi ölümsüzdür.

İyilik doğurgan, kötülük kısırdır.

Tankuşum çok sevdi ve çok sevildi.

Ama bizi de çok ağlattı ve hep ağlatacak.

3 Eylül 2026’da, usulca gitti güzel oğlum, sessiz gecenin koynuna…

Kaynak: Yazının aslına Hüseyin Vodinalı’nın Substack sayfasından ulaşabilirsiniz.

Mehmet Şimşek ile fotoğrafı gündem olmuştu: Selman Reşitoğlu uyuşturucu ve fuhuş soruşturmasında tutuklandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 5 Eylül’de gözaltına alınan isimlerden biri de Ekpet İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Selman Reşitoğlu oldu.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Reşitoğlu, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Gazete Pano’nun haberine göre 39 yaşındaki Reşitoğlu’nun adı daha önce de sosyal medya hesabından yaptığı lüks yaşam paylaşımlarıyla kamuoyunun gündemine gelmişti.

Özel jetler, yatlar, lüks otomobiller ve yurt dışı seyahatlerinden çok sayıda fotoğraf paylaşan Reşitoğlu’nun, bu görüntülerin basına yansımasının ardından hesabını gizliye aldığı belirtilmişti.

ŞİRKETLERİNİN KAMU İHALELERİ GÜNDEME GELMİŞTİ

Reşitoğlu’nun lüks yaşamına ilişkin görüntülerin ardından, Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Ekpet İnşaat’ın aldığı kamu ihaleleri de tartışma konusu olmuştu.

Ekpet İnşaat ile kardeşi Veysel Reşitoğlu’nun yüzde 49 ortağı olduğu Avos Grup İnşaat’ın özellikle Karayolları Genel Müdürlüğü’nden aldığı yol yapım ihalelerinin toplam bedeli 10,9 milyar liraya ulaştı.

Veysel Reşitoğlu’nun ortağı olduğu Avos Grup İnşaat’ın da Karayolları Genel Müdürlüğü’nden yaklaşık 1,5 milyar liralık bir ihale aldığı daha önce basına yansımıştı.

ŞİMŞEK’LE AYNI MASADA GÖRÜNTÜLENMİŞTİ

Reşitoğlu’nun gündeme gelmesine neden olan bir diğer görüntü ise Londra’da çekilmişti.

Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafta Reşitoğlu’nun Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le aynı masada bulunduğu görülmüştü. Karede Reşitoğlu’nun amcası Abdurrahman Reşitoğlu ile iş insanı Gürkan Dölekli de yer alıyordu.

Fotoğrafın ardından açıklama yapan Şimşek, Selman Reşitoğlu ile herhangi bir ticari ortaklığının bulunmadığını belirtmişti. Şimşek, söz konusu fotoğrafların bakanlık görevinde olmadığı Temmuz 2018-Mayıs 2023 döneminde Londra ve Batman’da çekildiğini açıklamıştı.

Şimşek buna karşılık, Selman Reşitoğlu’nun amcası Abdurrahman Reşitoğlu ile İngiltere’de ortak bir şirket kurduğunu doğrulamıştı.

Şimşek, şirketin Ağustos 2021’de Londra’da konut satın alınması amacıyla kurulduğunu ve bunun dışında ticari faaliyette bulunmadığını ifade etmişti.

ŞEHİTKAMİL BELEDİYE BAŞKANI’NIN KULLANDIĞI ARAÇ DA EKPET’E KAYITLI ÇIKMIŞTI

Reşitoğlu ve şirketi Ekpet İnşaat’ın adı daha önce Şehitkamil Belediyesi’ndeki bir ihale tartışmasında da gündeme gelmişti.

CHP’den istifa ederek AKP’ye geçen Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz’ın kullandığı 06 FIY 825 plakalı aracın Ekpet İnşaat üzerine kayıtlı olduğu aktarılmıştı.

Valiliğin resmi etkinliğinin parasını belediye ödedi!

YUSUF YAVUZ / VERYANSIN TV

Antalya Valiliği’nin bu yıl 23 Nisan ve 19 Mayıs gibi resmi kutlamalar için yaptı organizasyonların bütçesini Antalya Büyükşehir Belediyesinin karşıladığı ortaya çıktı. Konyaaltı sahilinde yapılan 23 Nisan etkinliğinin 948 bin TL’lik hizmet alımı, Antalya soruşturması kapsamında sahibi tutuklandıktan sonra kayyum atanan Aktüel Expo şirketinden yapılırken her iki etkinlik için 1,5 milyon TL’nin üzerinde ödeme yapıldığı görülüyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi ayrıca 30 Haziran’da valilik tarafından Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlenen Muhtarlar Akademisi eğitiminin kurabiye ikramını da üstlenmiş.

VALİLİĞİN 23 NİSAN ETKİNLİĞİ TARTIŞMALI FİRMADAN

Antalya Valiliği’nin bu yıl Konyaaltı Sahili Beach Park alanında organize ettiği 23 Nisan etkinliği için yapılan hizmet alımının maliyeti Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanmış. Sahne ve ses düzeni ile etkinlik alanında çeşitli aktivite alanlarının bulunduğu organizasyonun hizmet alımının, Aktüel Expo şirketinden yapıldığı görülüyor. Aktüel Expo şirketinin sahibi M. Okan Kaya, büyükşehir belediyesine yönelik yürütülen rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kapsamında gözaltına alınarak tutuklanmış, sahibi olduğu şirketlere ise kayyum atanmıştı.

PARASINI BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÖDEMİŞ

Antalya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından Aktüel Expo şirketinden yapılan 20 Nisan 2026 tarihli doğrudan temin hizmet alımı kaydına göre Valiliğin 23 Nisan etkinliği için belediye kasasından 948.000,00 TL ödeme yapıldığı görülüyor.

CUMHURİYET BAŞSAVCISI DA ETKİNLİKTE

Valiliğin 23 Nisan etkinliğine, Antalya Büyükşehir Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir ile Genel Sekreter Yardımcısı V. Cemil Böcek’in de katıldığı görülüyor. Etkinliğe ayrıca Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Kocaman ve il protokolünün önde gelen isimlerinin katıldığı görülüyor. Valiliğin 23 Nisan etkinliği hakkında sosyal medyada paylaşım yapılmış olmasına rağmen, kurumun resmi internet sitesinde herhangi bir haber yer almıyor. Buna karşın valiliğin 23 Nisan konusunda yapmış olduğu rutin etkinliklerle ilgili haberlere yer veriliyor.

19 MAYIS ETKİNLİĞİNİN BÜTÇESİ DE BELEDİYEDEN

Antalya Büyükşehir Belediyesinin Valilik tarafından bu yıl Karaalioğlu Parkı eski stadyum alanında yapılan 19 Mayıs Gençlik Haftası Programının maliyetini de üstlendiği görülüyor. EKAP’ta yer alan doğrudan temin hizmet alımı kayıtlarına göre, Valiliğin organizasyonu için Antalya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından 680 bin TL ödeme yapılmış. Hizmet alımı Antalya merkezli Tale Organizasyon şirketinden yapılırken, etkinlikte resim, ahşap ve taş boyama ürünlerin sergilendiği stantlar ile çeşitli spor aktiviteleri yer almış.

PROTOKOLDE FARKLI SİYASİ PARTİLER NEDEN YOK?

Antalya Valiliği’nin resmi internet sitesinde yer alan 20 Mayıs 2026 tarihli haberde, etkinliğe Vali Hulusi Şahin’in yanı sıra, Antalya Milletvekilleri Aykut Kaya ve Sururi Çorabatır, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Orhan Özdemir ile il protokolü ve vatandaşların katıldığı belirtiliyor. Milli ve ulusal bir bayramla ilgili organizasyondan yansıyan görüntülerde, farklı siyasi partilerin milletvekilleri ve yöneticilerinin yer almaması dikkati çekiyor.

VALİLİĞİN MUHTARLAR AKADEMİSİNE BELEDİYEDEN ‘KURABİYE DESTEĞİ’

Öte yandan Antalya Valiliği’nin Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlediği, 1 Haziran‘da başlayan ‘Muhtarlar Akademisi’ etkinliğinde ikram olarak verilen kurabiyeler de Antalya Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı tarafından satın alınmış. 22 Mayıs 2026 tarihli EKAP doğrudan temin kaydına göre, kurabiyeler için 60 bin 750 TL ödeme yapıldığı görülüyor.

MİLLİ KUTLAMALAR HİZMET ALIMINA DÖNÜŞTÜ

Valiliğin 23 Nisan ve 19 Mayıs etkinlikleri, devletin halkla bütünleşmesi anlamında  önemli. Ancak bu etkinlikleri geçmişte yapılanlardan ayıran, organizasyon firmalarından birer hizmet alımına ve para aktarma aracına dönüşmesi. Geçmiş yıllarda, gelenek olduğu üzere, bu tür etkinlikler milli eğitim il müdürlükleri ile kamu kurumlarının işbirliği sayesinde organize edilerek daha yoğun katılımlarla stadyumlarda ve kentin ana caddeleri ile meydanlarda kutlanıyordu.

FESTİVAL VE GÖSTERİYE DÖNÜŞTÜ

Organizasyon firmalarına ihale edilen bugünkü kutlamalar ise daha çok bir festival, panayır ya da gösteri niteliğine bürünmüş durumda. Çeşitli yarışmalar ve oyunlar ile renklendirirmeye çalışılan bu etkinlikler hızla tüketilip geçilen birer ürün niteliğinde.

O FİRMAYA KAYYIM ATANMIŞTI

Antalya Valiliği’nin 23 Nisan etkinliği için Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan hizmet alımında tercih edilen firma olan Aktüel Expo, büyükşehir belediyesine yönelik yürütülen rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları kapsamında hakkında tutuklama kararı verilen isimlerden biri olan M. Okan Kaya’ya ait. Kaya’nın diğer şirketlerinde olduğu gibi Aktüel Expo’ya da geçtiğimiz yol kayyum atanmıştı. Altun Portakal Film Festivali dahil Büyükşehir Belediyesinin festival ve diğer etkinlik organizasyonlarının ihaleleri genellikle Kaya’ya ait şirketlere veriliyordu. Antalya iddianamesi ana davasının 19 Mart’ta yapılan duruşmasında Savcılık Kaya hakkında yeniden tutuklama talep etmiş, mahkeme ise “konutu terk etmeme” kararı ile adli kontrol tedbir kararı uygulanmasına karar verilmişti. Davanın ara kararında tutuklu sanıklar Mehmet Okan Kaya, Fazlı Ateş ve İlker Arslan’ın tahliyesine karar verilmiş, Cumhuriyet Savcılığı ise bu karara itiraz etmişti.

BELEDİYE 15 MİLYON HARCADIĞI KONAĞI VALİLİĞE TAHSİS ETMİŞTİ

Antalya Valiliği ile Büyükşehir Belediyesi arasındaki ‘kurumsal dayanışma’ resmi kutlama organizasyonları ile sınırlı değil. Antalya’da tarihi Balbey Mahallesi’nde bulunan, AKP Antalya İl Yöneticilerinden Zihni Kilit’in ailesine ait olan 19. yüzyıldan kalma tarihi konakta Şubat 2018’de yangın çıkmıştı. Yangından kısa süre sonra mülk sahipleri ile Antalya Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan sözleşmeyle harabeye dönen konak 18 yıllığına belediyeye kiralandı. Büyükşehir belediyesinin restore ettirerek kullanmayı amaçladığı Kilit Konağı, Nisan 2018’de ‘Devlet Konukevi’ olarak kullanılmak üzere Antalya Valiliği’ne devredildi. Yaklaşık 15 milyon TL harcanarak Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen tarihi konağa Valilik bünyesinde kurulan AYDAŞ AŞ yerleşti. Böylece kamu parası harcanarak restore edilen tarihi konak devlet konukevi yerine özel şirketi statüsündeki AYDAŞ AŞ’ye ofis yapıldı. Kamuda tasarruf tedbirlerinin uygulandığı bir dönemde AYDAŞ şirketinin lüks mobilya ve mefruşatlarla döşediği konağın kirasını ise halen Büyükşehir Belediyesi ödüyor.

HAKEMLİK VASFI İNCE BİR ÇİZGİDE DURUYOR

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Valiliği kentin yönetiminden sorumlu iki idari kurum. Kamu kurumlarının ortak çözümler konusunda birlikte proje üretmesi ve dayanışması önemli. Ancak idari denetim ve yaptırım yetkisini elinde bulunduran Antalya Valiliği adına organize edilen resmi etkinliklerin faturasının Büyükşehir Belediyesi tarafından ödenmiş olması, konuyu kurumlar arası bir dayanışma olmaktan öteye taşıyor. Ortaya çıkan görüntü, valiliğin hakemlik vasfına zarar verebilecek düzeyde. Devletin ildeki resmi kutlamaları için, yargı süreçlerine konu olan tartışmalı isimlere ait firmalardan hizmet alımı yapılması da tartışmalara zemin hazırlayacak nitelikte.

VALİ ŞAHİN YEREL SİYASETE GÖZ MÜ KIRPIYOR

Yapılan organizasyonların içeriği ise yerel bir siyasi figürün ya da belediye başkanının halkla ilişkiler çalışması düzeyinde olduğu görülüyor. Antalya Valisi Hulusi Şahin’in son aylarda il ve ilçelerde katıldığı festival ve güreş organizasyonu gibi etkinliklerde görünür olması, “adeta bir belediye başkanı gibi halkla bütünleşiyor” yorumlarına neden oluyor. Bu yorumlar, Antalya’dan ev aldığı belirtilen Vali Şahin’in yerel siyasete göz kırp kırpmadığı sorusunu da gündeme taşıyor.

Adliye önündeki görüntüler gündem olmuştu: Melih Gökçek’ten ‘sakız’ açıklaması

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ifade vermek üzere Ankara Adliyesi’ne giderken ağzında görülen çiğneme tabletiyle ilgili açıklama yaptı.

Gökçek, görüntülerin “adliyeye meydan okuma” şeklinde yorumlandığını belirterek, kullandığı ürünün şeker hastalığı nedeniyle yaşadığı ağız kuruluğunu gidermek amacıyla kullandığı çiğneme tableti olduğunu söyledi.

‘ADALETE MEYDAN OKUMAK KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR’

Gökçek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Adliyenin önünde gazetecilerin arasından geçerken ağız kurumasını önlemek için kullandığım çiğneme tabletini, şeker hastalığım nedeniyle kullandığımı oğlum Osman Gökçek kamuoyu ile paylaştı. Ancak muhalefet medyası ısrarlı bir şekilde bunun bir meydan okuma olduğunu kamuoyuna işlemeye devam ediyor. Ben adalete olan saygımı bu olayda kaç kez söyledim. Adalete meydan okumak kimsenin haddi değildir.”

Gökçek, çiğneme tabletini adliye binasına girmeden önce bıraktığını belirterek, “Çiğneme tableti olayı adliyeye adım attığımda bitti. Tableti girişteki çöp kutusuna attım. Girişte polisler dahil herkes buna şahittir” dedi.

OSMAN GÖKÇEK DE AÇIKLAMA YAPMIŞTI

AKP Ankara Milletvekili Osman Gökçek de daha önce yaptığı açıklamada babasının şeker hastası olduğunu belirterek, “Rahatsızlığı nedeniyle yaşadığı ağız kuruluğunu gidermek amacıyla zaman zaman sakız ve çiğneme tableti kullanmaktadır. Görüntülerde yer alan durumun sebebi de tamamen budur” ifadelerini kullanmıştı.

NE OLMUŞTU?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Murat Ağırel’in Gökçek ailesinin Almanya’da kurduğu “Hamag” adlı şirket üzerinden milyonlarca avroluk gayrimenkul yatırımı yaptığı ve Türkiye’den şirkete kayıt dışı para aktarıldığı yönündeki iddialarının ardından 29 Ağustos’ta resen soruşturma başlatmıştı.

Başsavcılık, soruşturmanın “yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı” iddialarının maddi gerçeğinin ortaya çıkarılması amacıyla başlatıldığını açıklamıştı.

Ağırel, Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ve eşi Hülya Gökçek ile bağlantılı olduğunu öne sürdüğü Hamag şirketinin 2022’de 30 bin avro sermayeyle kurulduğunu, 2024’te ise yaklaşık 3,8 milyon avroluk mal varlığına ulaştığını iddia etmişti.

Ağırel ayrıca Almanya’nın Velbert kentinde yaklaşık 8,7 milyon avro değerindeki bir alışveriş merkezinin satın alınmaya çalışıldığını ve Lüksemburg’da yüksek bedelli başka bir gayrimenkul için görüşmeler yapıldığını öne sürmüştü.

Soruşturma kapsamında Murat Ağırel’in tanık sıfatıyla ifadesi alınırken, Melih Gökçek de şüpheli sıfatıyla Ankara Adliyesi’ne çağrılarak ifade verdi.

Gökçek, ifade işlemlerinin ardından soruşturmanın gizli olduğunu belirterek ayrıntı vermeyeceğini söylemişti.

Gökçek, adliye çıkışında yaptığı açıklamada, “Benim ifade vermediğim konu yoktur. Allah nasip ederse önümüzdeki günlerde buranın kararı çıkacak. Karar çıktıktan sonra hepinizin televizyonlarına bol bol çıkacağım. Şimdi konu hakkında bilgi vermek istemem” ifadelerini kullanmıştı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi de 7 Ağustos’ta Melih Gökçek, ailesi, Beyaz TV, Osmanlıspor yöneticileri ve bazı kişiler hakkında “suç örgütü” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu.

Meteoroloji’den sağanak alarmı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 6 Eylül hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurdun kuzey, iç ve doğu kesimlerinin parçalı ve çok bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Batı ve Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusu ile Hatay, Diyarbakır, Batman ve Siirt çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle kuzey ve doğu, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

ÇANAKKALE °C, 35°C

Az bulutlu

İSTANBUL °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

KIRKLARELİ °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

EGE

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

DENİZLİ °C, 36°C

Parçalı ve az bulutlu

İZMİR °C, 37°C

Az bulutlu

MUĞLA °C, 37°C

Az bulutlu

UŞAK °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

AKDENİZ

Parçalı ve az bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii ile Hatay çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

ANTALYA °C, 40°C

Az bulutlu

BURDUR °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

HATAY °C, 31°C

Parçalı bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İÇ ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 32°C

Parçalı ve az bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

KONYA °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

NEVŞEHİR °C, 28°C

Parçalı ve az bulutlu

BATI KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 28°C

Parçalı bulutlu

DÜZCE °C, 31°C

Parçalı bulutlu

SİNOP °C, 30°C

Parçalı bulutlu, akşam ve gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ZONGULDAK °C, 27°C

Parçalı bulutlu, akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları ile Doğu Karadeniz’in yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 32°C

Parçalı bulutlu

RİZE °C, 28°C

Parçalı bulutlu, öğle ve gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAMSUN °C, 29°C

Parçalı bulutlu, gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

TRABZON °C, 27°C

Parçalı bulutlu, öğle ve gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğu kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 27°C

Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 27°C

Parçalı bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 33°C

Parçalı bulutlu

VAN °C, 28°C

Parçalı bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu, doğusunun yer yer çok bulutlu, Diyarbakır, Batman ve Siirt çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 36°C

Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GAZİANTEP °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

MARDİN °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

ŞANLIURFA °C, 38°C

Parçalı ve az bulutlu

‘Ergun Plak’ karakteriyle tanınıyordu: Serhat Mustafa Kılıç evinde ölü bulundu

Kağıthane’de oyuncu Serhat Mustafa Kılıç (51), kendisinden haber alamayan kız arkadaşı tarafından evinde ölü bulundu. Kız arkadaşının lenf kanseri olduğunu belirttiği Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı.

Olay, saat 17.00 sıralarında Nurtepe Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, oyuncu Serhat Kılıç’tan perşembe gününden bu yana haber alamayan kız arkadaşı Özlem E. (50), Kılıç’ın yaşadığı eve geldi. Kapıyı çalan Özlem E., yanıt alamayınca hayatından endişe ettiği Kılıç’ın evine, kendisinde bulunan anahtarla kapıyı açarak girdi.

SALONDAKİ KOLTUKTA HAREKETSİZ BULDU

DHA’nın haberine göre Özlem E., Kılıç’ı salondaki tekli koltukta oturur halde hareketsiz buldu. Kılıç’ın nefes almadığını ve vücudunun soğuk olduğunu fark eden Özlem E., 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. İhbar üzerine adrese Kağıthane Asayiş Büro Amirliği ekipleri ile sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Kılıç’ın hayatını kaybettiği belirlendi.

LENF KANSERİ OLDUĞUNU BELİRTTİ

Polisin bilgisine başvurduğu Özlem E., erkek arkadaşı Kılıç’ın lenf kanseri olduğunu, perşembe gününden bu yana kendisinden haber alamadığını söyledi. Polis ekipleri, olayla ilgili birimlere bilgi vererek Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlattı.

Kılıç, Seksenler dizisindeki Ergun Plak karakteriyle hafızalarda yer edinmişti.

SERHAT MUSTAFA KILIÇ KİMDİR?

Serhat Mustafa Kılıç, 8 Temmuz 1975 tarihinde Ankara’da doğdu. Aslen Malatya’lıdır. Çocukluğu Ankara’da geçti.

1994’te Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Tiyatro bölümünü burslu olarak kazandı. 1998 yılında yüksek şeref öğrencisi olarak bu okuldan mezun oldu. İlk profesyonel oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Rutkay Aziz rejisiyle 1998 Ariel Doffman’ın Kayıplar (Dullar) adlı oyunudur.

1999 – 2000 sezonunda Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. Aynı yıllarda, Diyarbakır Şehir Tiyatroları’nda sahne ve oyunculuk dersleri verdi ve bu kurumda Barış Adası adlı oyunu yönetti. 2002 yılında mecburi hizmetini tamamlamak üzere Erzurum Devlet Tiyatrosu’na oyuncu olarak atandı. 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Reji üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayıp Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı. 2008 yılında Devlet Tiyatroları’ndaki görevinden istifa ederek çalışmalarına İstanbul’da devam etmeye başladı.

İstanbul’da çalıştığı tiyatrolar arasında Tiyatro Dot, BKM gibi tiyatrolar yer almaktadır. 2009 – 2010 sezonunda “İntiharın Genel Provası” adlı oyun ile İstanbul Şehir Tiyatroları’na katıldı. “İntiharın Genel Provası” adlı oyun 3 sezon İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kapalı gişe olarak sahnelendi.

Serhat Kılıç, dört farklı karakteri canlandırdığı bu oyundaki performansı ile 14. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında, Yılın En Başarılı Müzikal ve Komedi Erkek Oyuncusu dalında adaylığa layık görüldü. 2012 yılında Cats&Dogs (Soho İstanbul) adlı bir prodüksiyon şirketi kurdu. 2014 yılında Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü’nü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı Kış Uykusu filminde İmam Hamdi karakterini canlandırdı. Bu filmdeki performansı ile 47. SİYAD ödülleri, En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı dalında adaylığa layık görüldü.

HKP üyelerine ‘NATO’ davası

Ankara’da 5 Temmuz’da Birinci Meclis önünde düzenlenen NATO karşıtı eylemde gözaltına alınan 6 avukat ertesi gün, 13 HKP üyesi de 3 günlük gözaltı süresinin ardından serbest bırakılmıştı.

Edinilen bilgiye göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 19 parti üyesi hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, 4 üye hakkında ise ayrıca “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan iddianame hazırladı.

‘İZİNSİZ TOPLANMA ÇAĞRISI YAPILDI’

İddianamede, 24-25 Haziran 2025 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey kentinde yapılan NATO toplantısında alınan karar doğrultusunda 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde güvenlik tedbirlerinin alındığı, Ankara Valiliği’nin almış olduğu açık alanlara yönelik eylem yasağına rağmen HKP’nin resmi sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlarla 5 Temmuz’da Ulus’taki Birinci Meclis önüne “izinsiz toplanma çağrısı yapıldığı” aktarıldı.

5 Temmuz’da ellerinde parti bayraklarıyla Birinci Meclis önüne gelerek slogan atan grubun, kolluk güçlerinin 2911 Sayılı Kanun kapsamındaki “dağılın” ihtarına ve “verilen makul süreye uymadığı” gerekçesiyle “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, bazı parti üyelerinin ise polis barikatını zorladıkları gerekçesiyle “görevi yaptırmamak için direnme” suçunu işledikleri ileri sürüldü.

“Şüphelilerin benzer nitelikteki savunmalarında suçlamayı kabul etmedikleri, demokratik haklarını kullandıklarını beyan ettikleri anlaşılmış ise de görüntü kayıtları, kolluk tutanakları ve tüm dosya kapsamından şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işledikleri anlaşıldığından savunmalarına itibar edilmediği anlaşılmıştır” denilen iddianamede, parti üyelerinin ilgili suçlardan cezalandırılmaları talep edildi.

İddianamenin kabulü halinde 19 HKP üyesi, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacaklar.

CVP’den özelleştirmelere tepki

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde bulunan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile otoyol ve çevre otoyollarının 30 yıllığına özelleştirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararı, Resmi Gazete’nin bugün sayısında yayımlandı. Özelleştirme işlemi, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.

İlişkili Haber
thumbnail
Köprü, otoyollar ve çevre otoyolları için 30 yıllık özelleştirme kararı
Haberi görüntüle

CVP’den yapılan açıklamayla, bu karara tepki gösterildi.

Partinin sosyal medya hesaplarından yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!

Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!

Bu yollar iktidarın bağışı ya da şirketlerin lütfu değil, doğrudan Türk milletinin emeğiyle, vergisiyle, kuşakların birikimiyle yarattığı servetidir. Bu yollar üretimimizin, ortak hayatımızın ve ekonomik bağımsızlığımızın damarlarıdır. Türk milletinin alın teriyle yapılan yolları, Türk milletinin sırtından kazanç sağlama imtiyazına dönüştüremezsiniz!

AKP iktidarına soruyoruz:
Türk milletin ortak varlıklarını şirketlere devretmekten başka bir ekonomi politikanız yok mudur? Kamu işletmeciliğini güçlendirmek yerine neden her defasında şirketlere yeni gelir alanları açıyorsunuz? Bugünün hesabını kapatmak için gelecek kuşakların gelirlerinden vazgeçme hakkını size kim vermiştir?

Satmıyoruz, işletme hakkını devrediyoruz” demekle bu kararın siyasi ve ekonomik sorumluluğundan kurtulamazsınız! Tapunun Türk milletinde kalması, gelirin ve işletmenin otuz yıllığına şirketlere bırakılmasını haklı çıkarmaz!

Hükümetler Türk milletinin malının sahibi değil, emanetçisidir! Çocuklarımızın geleceğini şirketlerin kazanç hesabına bağlayamazsınız!
Türk milletinin malı, yönetimiyle, geliriyle ve hizmetiyle Türk milletinin olmalıdır!

Türk milletinin ortak geleceğinden otuz yılı bir seçim için feda ettirmeyeceğiz. Çocuklarımızın büyüyeceği, çalışacağı, üreteceği yıllardır bunlar. Hiçbir iktidarın, Türk milletinin geleceğini kendi siyasi ömrünün hesabına bağlamasına razı olmayacağız. Bizler yurttaşı müşteriye, devleti şirketlerin tahsilat düzenine, vatanı gelir getiren varlıklar listesine indirgeyen bu neoliberal anlayışa karşıyız!

Özelleştirmeci düzenin makyajına değil, değiştirilmesine talibiz!

Bu karar geri çekilmeli, köprü ve otoyollar kamuda kalmalı, gelirleri Türk milletinin refahına ayrılmalıdır. Özelleştirilen stratejik işletmeler hukuk içinde yeniden kamuya kazandırılmalıdır!

Kararın iptali için en kısa sürede dava açacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz!

Ortak servetimizi savunmak için aynı partide olmamız gerekmiyor! Hukuki ve demokratik mücadeleyi birlikte büyütelim.

İktidarlar geçicidir; karar, kazanç ve gelecek Türk milletinindir!

Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!”

Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!

Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!

Bu yollar iktidarın… pic.twitter.com/qXMPZAEJcY

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) September 5, 2026

 

 

Girne gemi faciasında can kaybı 13’e yükseldi: 15 kişi halen kayıp

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından yürütülen arama kurtarma çalışmalarına ilişkin açıklama yaptı.

Üstel, Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerinin yürüttüğü arama faaliyetleri sonucunda bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldığını belirterek, naaşın bir kadına ait olduğunun tespit edildiğini bildirdi. Üstel, kadının kimliğinin belirlenmesi için KKTC Polis Teşkilatı tarafından çalışma başlatıldığını kaydetti.

Son gelişmeyle birlikte kazada hayatını kaybedenlerin sayısının 13’e, kayıp sayısının ise 15’e ulaştığını açıklayan Üstel, arama çalışmalarının ilgili tüm birimlerin katılımıyla 7 gün 24 saat esasına göre sürdürüldüğünü belirtti.

Üstel, arama çalışmalarına katkı sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, Deniz ve Hava Kuvvetleri, Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı personeli ile sahada görev yapan askeri ve sivil ekiplere teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’e de destekleri dolayısıyla teşekkür eden Üstel, ekiplerin kayıp kişilere ulaşmak için çalışmalarını “aynı kararlılık, hassasiyet ve özveriyle” sürdüreceğini bildirdi. (ANKA)

Erdoğan: İmam hatip mezunlarının neler başardığına harp okullarının mezuniyetinde şahit olduk

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon’da düzenlenen “Önder 23’üncü İmam Hatipliler Kurultayı”na video mesaj gönderdi.

Kurultay kapsamındaki panel ve oturumlarda ortaya konulacak fikir ve önerilerin geçmişle birlikte bugünü ve geleceği de kuşatan teklif ve değerlendirmelerin ortak vizyona katkı sunmasını temenni ettiğini söyleyen Erdoğan, imam hatip okullarının kurulması, yaşatılması, güçlendirilmesi ve daha fazla gence ulaşması için mücadele vermiş kişileri andı. Erdoğan, “75 yıllık bu mücadelenin bugünkü neferleri, taşıyıcıları ve sancaktarları olan siz değerli kardeşlerime Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum” dedi.

İmam hatiplerin başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ettiğini ileri süren Erdoğan, savunma sanayiinden bürokrasiye, akademiden siyasete, özel sektörden sivil topluma kadar hemen her yerde imam Hatip mezunlarının büyük bir adanmışlıkla ülkeye hizmet ettiğini iddia etti.

Erdoğan: İmam hatip mezunlarının neler başardığına harp okullarının mezuniyetinde şahit olduk pic.twitter.com/cmrmXKFj9Y

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 5, 2026

‘ŞUURLU BİR NESLİN YETİŞMESİNDEN BÜYÜK BAHTİYARLIK DUYUYORUM’

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önlerindeki suni engeller kaldırıldığında imam hatip mezunlarının neler başarabildiğine işte en son harp okullarımızın mezuniyet töreninde bir kere daha gururla şahit olduk. Liselere geçiş ve yükseköğretim kurumları sınavlarında okullarımız aynı şekilde elde ettikleri başarılarla göz dolduruyor. Tüm bunları yasaklardan ve vesayetçi prangalardan kurtulan Türkiye’nin artık normalleştiğinin birer işareti olarak görüyoruz.

Hangi okuldan mezun olursa olsun, şuurlu, özgüvenli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinden ülkemiz ve geleceğimiz adına bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak büyük bahtiyarlık duyuyorum. İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un ‘Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek’ mısralarıyla müjdesini verdiği bu gençliğin, Türkiye’nin ve ümmetin teminatı olacağına yürekten inanıyorum.

Sizlerden de nerede okursa okusun, hangi görüşe, kökene, kültüre sahip olursa olsun, hiçbir ayrım yapmadan Türkiye’nin bütün gençlerini kardeşçe kucaklamanızı, tüm gençlerimizi bağrınıza basmanızı rica ediyorum. Unutmayın, 86 milyon olarak hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz, biz birlikte Türkiye’yiz. İnşallah bu topraklarda daha nice asırlar boyunca kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz.”

Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçimi 8 Eylül’e ertelendi

Tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine bu sabah 10.00’da yapılması planlanan seçim, meclis çoğunluğunun sağlanamaması üzerine 8 Eylül’e ertelendi.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 31 Temmuz’da tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli başkan vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi, seçimin yenilenmesi kararı ve bu süreçte oy verme hakkı olan bazı meclis üyelerinin gözaltına alındığı Üsküdar’da belediye başkanvekilliği seçimi bu sabah 10.00’da yapılacaktı.

Yenilenecek seçim öncesi polis, seçim öncesi belediye binası çevresini bariyerlerle kapattı, olağanüstü önlemler alındı. İstanbul’da bu zamana kadar yapılan bütün seçimleri izleyen basın mensupları içeri girişlerde engellemeyle karşılaştı.

Ancak saat 10.30 sıralarında meclis çoğunluğu sağlanamadığı için seçimin 8 Eylül’e ertelendiği açıklandı. Kararın açıklandığı saatlerde belediye önünde bulunan vatandaşlar “Direne direne kazanacağız”, “Sinem Dedetaş onurumuzdur”, “Özgür İstanbul, Özgür Türkiye” sloganları attı. (ANKA)

Meteorolojiden yurt geneline sıcaklık uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) yapılan açıklamaya göre, hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor.

MGM hava durumu tahminlerine göre, kuzey ve iç kesimlerinin parçalı bulutlu, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Doğu Karadeniz kıyıları, Orta Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Hatay’ın kıyıları, Osmaniye, Denizli, Artvin, Kars ve Ardahan çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıkları yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyredecek. Rüzgarın, genellikle kuzeyli, yurdun güney kesimelerinde günay yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

Güney Ege’de fırtınamsı rüzgar bekleniyor.

DEM Parti kongreye gidiyor

DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi, yarın saat 10.00’da Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacak. En son Ekim 2023’te olağan kongresini toplayan DEM Parti, bu kongreyi yasal zorunluluklar nedeniyle yapacak.

Delegelerin katılımıyla sabah saatlerinde başlayacak kongrede, parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmeleri yapılacak, önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bildirge kamuoyuna duyurulacak.

YÖNETİM DEĞİŞİKLİĞİ BEKLENMİYOR

Kongrede, isim, tüzük ya da parti programında değişiklik beklenmediği gibi eş genel başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi’nde ise sınırlı sayıda değişiklik olması öngörülüyor.

KAPSAMLI KONGRE 2027 BAHARDA

DEM Parti, 5. Olağan Kongresi’nin ardından bölücü açılım sürecine paralel olarak kapsamlı bir değişim ve yeniden yapılanma kongresi yapmayı planlıyor.

Bu kongrenin bölücü çerçeve yasanın uygulanması ile eşgüdümlü halde 2027’nin bahar aylarında gerçekleştirilmesi bekleniyor.

İlişkili Haber
thumbnail
Veryansın Tv yazmıştı… Öcalan’ın talimatı sonrası DEM Parti’den isim değişikliği sinyali
Haberi görüntüle

 

Resmi Gazete’de yayımlandı: Erdoğan’dan çok sayıda atama

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın atama ve görevden alma kararları, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Kararlara göre, Sayıştay Başsavcılığı’na Sayıştay Savcısı Recep Çevik atandı.

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nde açık bulunan Genel Sekreter Yardımcılığı’na Tuğgeneral Murat Yetiş, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu üyeliğine ise yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlamak üzere Erdinç Avşar getirildi.

12 ÜLKEYE BÜYÜKELÇİ ATANDI

Türkiye’nin Burundi Büyükelçisi Alp Işıklı merkeze alınırken, yerine Teftiş Kurulu Üyesi Haydar Kerem Divanlıoğlu atandı. Türkiye’nin Kuzey Makedonya Büyükelçisi Fatih Ulusoy da merkeze alındı.

Filipinler Büyükelçiliği’ne Dış Politika Danışma Kurulu Üyesi Kaan Esener, Finlandiya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Bahreyn Büyükelçisi Ayşe Hilal Sayan Koytak, Bahreyn Büyükelçiliği’ne Cumhurbaşkanı Danışmanı Necati Sancaktutan, Umman Büyükelçiliği’ne İran ile İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ergani, Namibya Büyükelçiliği’ne Fikriye Aslı Güven atandı.

Kore Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Sudan Büyükelçisi Fatih Yıldız, Sudan Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Gambiya Büyükelçisi Fahri Türker Oba, Kuzey Makedonya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Somali Büyükelçisi Alper Aktaş, Somali Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Mozambik Büyükelçisi Ferhat Alkan getirildi.

Gambiya Büyükelçiliği’ne Diplomatik Arşiv Genel Müdür Yardımcısı Özgür Gökmen, Mozambik Büyükelçiliği’ne ise Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdür Yardımcısı Ayça Oşafoğlu İnam atandı.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA ATAMALAR

Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Batı ve Orta Afrika) İkili İlişkiler Genel Müdürü (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Volkan Işıkcı, İnsani ve Teknik Yardımlar Genel Müdürlüğü’ne Sadık Babür Girgin, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Yönet Can Tezel, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Suriye) Rıza Hakan Tekin atandı.

Konsolosluk Hizmetleri ve Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlar Genel Müdürlüğü’ne Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürü Esin Çakıl, Protokol ve Diplomatik İşlemler Genel Müdürlüğü’ne Ertan Yalçın, Yurt Dışı Tanıtım ve Kültürel İşler Genel Müdürlüğü’ne Ülkü Kocaefe, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Kuzeydoğu Akdeniz) Levent Eler getirildi.

Personel Genel Müdürlüğü’ne Strateji Geliştirme Başkanı Tufan Büyükuzun, Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdürlüğü’ne Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Polat Safi, Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürlüğü’ne Vize İşlemleri Genel Müdür Yardımcısı Reyhan Özgür, Strateji Geliştirme Başkanlığı’na Burcu Aykut atandı.

DİYANET AKADEMİSİ BAŞKANI VE ALTI İL MÜFTÜSÜ GÖREVDEN ALINDI

Diyanet İşleri Başkanlığı Diyanet Akademisi Başkanı Doç. Dr. Enver Osman Kaan görevden alınırken, yerine Prof. Dr. Ahmet Bostancı atandı.

Bilecik İl Müftüsü Ahmet Dilek, Karabük İl Müftüsü Ali Erhun, Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, Nevşehir İl Müftüsü Kazım Güzel, Zonguldak İl Müftüsü İbrahim Halil Demir ve Konya İl Müftüsü Ali Öge görevden alındı.

Bilecik İl Müftülüğü’ne Yusuf Dikmen, Karabük İl Müftülüğü’ne Mustafa Yavuz, Kocaeli İl Müftülüğü’ne Bolu İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş, Nevşehir İl Müftülüğü’ne Gümüşhane İl Müftüsü Hayri Erenay, Zonguldak İl Müftülüğü’ne Bayburt İl Müftüsü Bayram Danacı, Konya İl Müftülüğü’ne Diyarbakır İl Müftüsü Celal Büyük atandı.

Diğer il müftülüklerine yapılan atamalar şöyle:

Tunceli İl Müftülüğü’ne Fethullah Yavuz, Iğdır İl Müftülüğü’ne Kilis İl Müftüsü Alettin Bozkurt, Kilis İl Müftülüğü’ne Iğdır İl Müftüsü Zahit Demirel, Bolu İl Müftülüğü’ne Giresun İl Müftüsü Selçuk Kılıçbay, Giresun İl Müftülüğü’ne Hakkari İl Müftüsü Hüseyin Okuş, Hakkari İl Müftülüğü’ne Recep Eren atandı.

Niğde İl Müftülüğü’ne Kars İl Müftüsü Yavuz Yıldız, Kars İl Müftülüğü’ne Selami Aykul, Gümüşhane İl Müftülüğü’ne Karaman İl Müftüsü Faruk Gürbüz, Karaman İl Müftülüğü’ne Isparta İl Müftüsü Muharrem Biçer, Isparta İl Müftülüğü’ne Kırklareli İl Müftüsü Yusuf Eviş, Kırklareli İl Müftülüğü’ne Aksaray İl Müftüsü Veysel Işıldar, Aksaray İl Müftülüğüne Ali Efe getirildi.

Bayburt İl Müftülüğü’ne Basri Bektaş, Diyarbakır İl Müftülüğü’ne Erzincan İl Müftüsü İsmail Fakirullahoğlu, Erzincan İl Müftülüğü’ne Selim Yazıcı, Yalova İl Müftülüğü’ne Rize İl Müftüsü Naci Çakmakçı, Rize İl Müftülüğü’ne Yalova İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk atandı.

Şanlıurfa İl Müftülüğü’ne Van İl Müftüsü Mehmet Sırrı Şık, Van İl Müftülüğü’ne Bitlis İl Müftüsü Kadir Koçak, Bitlis İl Müftülüğü’ne Bartın İl Müftüsü Ömer Keskin, Bartın İl Müftülüğü’ne Mehmet Çelebi getirildi.

Aydın İl Müftülüğü’ne Samsun İl Müftüsü Seyfullah Çakır, Samsun İl Müftülüğü’ne Aydın İl Müftüsü Hasan Güneş, Adana İl Müftülüğü’ne Afyonkarahisar İl Müftüsü Lütfü İmamoğlu, Afyonkarahisar İl Müftülüğü’ne Burdur İl Müftüsü Ali Hayri Çelik, Burdur İl Müftülüğü’ne Sinop İl Müftüsü Paşa Bektaş, Sinop İl Müftülüğü’ne Mehmet Arslaner, Kütahya İl Müftülüğü’ne Hasan İzmirli atandı.

AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI’NDA GÖREV DEĞİŞİMİ

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kırklareli İl Müdürü Bilgin Özbaş ile Muğla İl Müdürü Yakup Kütük görevden alındı.

Muğla İl Müdürlüğü’ne Nevşehir İl Müdürü Mahmut Selçuk, Nevşehir İl Müdürlüğü’ne Ankara İl Müdürü Cüneyd Özdemir, Ankara İl Müdürlüğü’ne Artvin İl Müdürü Nevim Öz atandı. Adıyaman İl Müdürlüğü’ne Mesut Polat, Kilis İl Müdürlüğü’ne Çetin Tutaş getirildi.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NDA ATAMALAR

Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcılığı’na Hüseyin Yalçın Çakar atandı.

Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürü Ayhan Gök, Bolu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne İbrahim Emre Gürsoy, Şırnak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Celal Baz getirildi.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı’na Derya Örs, Vakıflar Genel Müdürlüğü Erzurum Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne Murat Uslu atandı.

MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINDA GÖREVDEN ALMA VE ATAMA

Milli Savunma Bakanlığı Teknik Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Murat Soykan görevden alındı.

Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Doğu Bölge Müdürlüğü’ne Cengiz Altaş atandı.

TARIM VE ORMAN BAKANLIĞINDA GÖREV DEĞİŞİMİ

Tarım ve Orman Bakanlığı Denizli İl Tarım ve Orman Müdürü Yılmaz Erkaya görevden alınırken, yerine Mustafa Nevzat Zayim getirildi.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürü Hacı Ahmet Çiçek de görevden alındı.

REKABET KURULU VE MANAS ÜNİVERSİTESİNE ATAMALAR

Rekabet Kurulu İkinci Başkanlığı’na Ahmet Algan, kurul üyeliklerine Şükran Kodalak ve Cengiz Çolak atandı.

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Denetleme Kurulu üyeliklerine Ercan Özkan ile Prof. Dr. Osman Karamustafa getirildi.

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nda açık bulunan 1. Hukuk Müşavirliği’ne ise Verda Gülsen Yaşar atandı. (ANKA)

 

Köprü, otoyollar ve çevre otoyolları için 30 yıllık özelleştirme kararı

Cumhurbaşkanı kararına göre, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu’nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arası bağlantı yolları ve bunların üzerinde bulunan bakım, işletme ve hizmet tesisleri, ticaret toplama ve yük aktarma merkezleri özelleştirme kapsam ve programına alındı.

Kararda, 2010 yılında özelleştirme kapsam ve programına alınan Karayolları Genel Müdürlüğü’nün işlettiği köprü ve otoyollara da işaret edildi.

Bu tarihte özelleştirme kapsam ve programına alınan köprü ve otoyollar şöyle:

Edirne-İstanbul-Ankara,

Pozantı-Tarsus-Mersin,

Tarsus-Adana-Gaziantep,

Toprakkale-İskenderun,

Gaziantep-Şanlıurfa,

İzmir-Çeşme,

İzmir-Aydın Otoyolları,

İzmir ve Ankara Çevre Otoyolları,

Boğaziçi Köprüsü (15 Temmuz Şehitler) ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve çevre otoyolu ile bunların bağlantı yolları, hizmet tesisleri, bakım ve işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıkları.

BÜTÜN YA DA PARÇA PARÇA ÖZELLEŞTİRİLECEK

Cumhurbaşkanı kararı uyarınca söz konusu köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları bir bütün halinde veya ayrı ayrı gruplar halinde işletme hakkı devri, kiralama, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun diğer yöntemlerden biri ya da birkaçı birlikte uygulanarak özelleştirilecek. Mülkiyet devri yapılmayacak.

SÖZLEŞME SÜRESİ 30 YIL

Köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları, 30 yıl için özelleştirilecek. Özelleştirme işlemleri, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.
Özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar söz konusu köprü, otoyollar, çevre ve bağlantı yollarının bakım işletme ve hizmet tesisleri ve yük aktarma merkezlerinin bakım onarım işlerini Karayolları Genel Müdürlüğü yürütecek.

Karayolları Genel Müdürlüğü, özelleştirmenin tamamlanmasının ardından işletmeyi devralacak şirketlerin köprü ve otoyollarda bakım ve onarım ile diğer yükümlüklerini belirleyecek, gerekli denetimleri yapacak.

YENİ Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, köprü ve otoyolların özelleştirmesiyle ilgili karara tepki göstererek, “AKP’nin halka ihanet planı Resmi Gazete’de yayınlandı. Cumhurbaşkanı kararıyla 2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındı” dedi. (ANKA)

Girne’deki faciada can kaybı 12’ye yükseldi, 16 kişi kayıp

KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında sürdürülen arama çalışmalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Üstel’in açıklaması şöyle:

“Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından sürdürülen arama çalışmalarında iki insanımızın daha naaşına ulaşılmıştır. Türk Deniz Kuvvetlerine bağlı TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerimizin derin sularda yürüttüğü arama faaliyetleri neticesinde ulaşılan iki naaşın da kadın olduğu belirlenmiştir. Polis Teşkilatımız tarafından kimlik tespit çalışmalarına başlanmıştır. Ulaşılan iki naaşla birlikte kazada hayatını kaybeden insanlarımızın sayısı 12’ye yükselmiştir. Kayıp 16 insanımıza ulaşmak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü desteği ve ilgili tüm birimlerimizin katılımıyla arama faaliyetlerimiz 7 gün 24 saat esasına göre aralıksız devam etmektedir.

Bu zorlu süreçte ilk andan itibaren yanımızda olan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’na, Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığımıza ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımıza teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde, TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerimizin komutanlarına ve personeline, arama çalışmalarında gece gündüz büyük bir özveriyle görev yapan tüm askeri ve sivil ekiplerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Arama çalışmalarında görev alan tüm ekiplerimiz, kayıp insanlarımıza ulaşmak için aynı kararlılık ve hassasiyetle çalışmalarını sürdürecektir. Hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve yakınlarına sabır diliyoruz. Milletimizin bir kez daha başı sağ olsun.”

Kılıçdaroğlu’ndan açıklama: AKP’ye geçen meclis üyelerine ne dedi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yüreğir ve Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimlerinde yaşananları eleştirdi. Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Bir zamanlar bu iktidarın dilinden ‘millet iradesi’ düşmezdi. Üsküdar’da ve Yüreğir’de yaşananlara bakıyorum: Mahkemeler, soruşturmalar, gözaltılar, meclis üyesi transferleri… Soruyorum: Millet iradesi yalnızca halk sizi seçtiğinde mi kutsal?

Buradan bütün Cumhuriyet Halk Partililere sesleniyorum: Birbirinize sahip çıkın. Kimse bu baskılar karşısında kendisini yalnız hissetmesin. Korkmayacağız, dağılmayacağız, birbirimizi yalnız bırakmayacağız.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri milletin oylarıyla kazanılmıştır. Milletin verdiği emaneti masa başı oyunlarıyla kimseye teslim etmeyeceğiz. Bir belediye başkanlığı uğruna iktidarın gücünü insanların üzerine sürmekten vazgeçin. Sandıkta alamadığınız belediyeleri tek tek bu yöntemlerle mi alacaksınız? Bir belediyeyi daha almak için memleketi bu hâle getirmeye, hukuku, ahlakı ayaklar altına almaya değer mi? Cumhuriyet Halk Partisi’ni korkutarak, parçalayarak asla teslim alamazsınız.”

CVP’den Sivas Kongresi mesajı

Partinin sosyal medya hesaplarından yayımlanan mesajda şu ifadeler yer aldı:

“4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen milli iradenin tek bir çatı altında birleştiği gündür. “Manda ve himaye kabul olunamaz” diyen irade, bu topraklarda bağımsızlığın yolunu çizmiş ve Cumhuriyet’in temellerini daha da sağlamlaştırmıştır.

Bugün de aynı iradenin, aynı bağımsızlık ruhunun, aynı vatan sevgisinin ve dolayısıyla Türk milletinin izindeyiz. Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak emperyalizme ve bölücü dayatmalara karşı mücadeleyi sürdürecek; Sivas’ta yakılan meşalenin ışığında, aynı kararlılıkla yürüyeceğiz.”

4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen milli iradenin tek bir çatı altında birleştiği gündür. “Manda ve himaye kabul olunamaz” diyen irade, bu topraklarda bağımsızlığın yolunu çizmiş ve Cumhuriyet’in temellerini daha da sağlamlaştırmıştır.… pic.twitter.com/IL3wOihjrQ

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) September 4, 2026

Mazlum Abdi’den özerklik itirafı: ‘Kendimizi yöneteceğiz’

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın danışmanlığına atanan PKK/YPG elebaşı Mazlum Abdi, İlke TV’ye verdiği röportajda, SDG’nin entegrasyonunun ardından Suriye’de Kürtlerin önündeki yeni döneme, SDG’nin yerine kurulması beklenen siyasi yapıya ve Türkiye ile ilişkilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abdi, “SDG’nin yarattığı boşluğu dolduracak bir siyasi yapının oluşması önemlidir. Şimdi halkımız içerisinde siyasi faaliyetler yürütenler bu konuyla ilgili çalışmalar yapıyor. Ancak henüz ne şekilde olacağı, isminin ne olacağı netleşmiş değil” dedi.

Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin yeni dönemde arttığını ifade eden Abdi, Ankara’nın ülkenin yeniden inşasında da rol üstlenebileceğini belirterek, şunları söyledi:

“Yeni dönemde şüphesiz Türkiye’nin Suriye’deki rolü arttı. Suriye’nin meseleleri Türkiye’yi ilgilendirmeye ve Suriye’deki Türkiye etkisi sürecektir. İnanıyorum ki Suriye’nin yeniden inşası konusunda da Türkiye’nin rolüne dair genel bir ittifak vardır. Önümüzdeki dönemde de bunu göreceğiz. Türkiye Suriye’nin yeniden inşasında ekonomik açıdan veya başka konularda olumlu bir rol oynayabilir ve inanıyorum ki bu rolü oynayacaktır.

‘SURİYE’DEKİ KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜNDE OLUMLU ETKİSİ OLACAK’

Yine şu anda Türkiye’de devam eden barış süreci de özellikle Suriye’ki Kürtlerin dosyasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye Devleti, Suriye’deki Kürtlerin varlığının SDG’nin varlığını kendi ulusal güvenliğinin bir parçası olarak gördü, bu şekilde yaklaştı. Uzun süre çatışmalar vardı, Türkiye’nin buraya askeri müdahaleleri oldu. Şu an Türkiye’de yürüyen çözüm sürecinin bu konuda da önemli etkisi oldu. Bu konuda da güvenlik anlamında bir istikrar ve çatışmasızlık durumu var. İnanıyorum ki İmralı ve Türkiye Devleti arasında yürüyen çözüm sürecinin Suriye’deki Kürt meselesinin çözümünde olumlu etkisi olacaktır.

Türkiye’de yürütülen barış süreci bir şekilde Türkiye’nin buradaki ilişkilerinde de etkili oldu. Hem Türkiye’yle ilişkilerimizin devamına hem de buradaki sürece katkısı oldu.”

Mazlum Abdi, ayrıca yeni görevinin henüz resmen başlamadığını, entegrasyonla bağlantılı çalışmalar tamamlandıktan sonra Şam’da görev yapacağını ve Türkiye ile ilişkilerde güvenlik başlığının ötesine geçen bir zemin oluşturulmasını istediğini söyledi.

ÖZERKLİK İTİRAFI

Mazlum Abdi, şunları söyledi:

“Önemli olan Suriye’de sağlam bir statümüzün olması. Her şeyden önce yasal bir çerçevede Kürt halkı kimliğiyle bu yeni devlete katılıyor. Bu büyük bir başarıdır. Biz bu devlete katılıyoruz derken kendi bölgemizde devlet adına kendimizi yöneteceğiz. İdari ve askeri işleri devlet adına devletin bir parçası olarak kendi bölgemizde kendimiz yürütüyoruz. Entegrasyon bu esaslar üzerinde kurulmuştur.”

PKK/YPG elebaşı Mazlum Abdi’den özerklik itirafı: ‘Kendimizi yöneteceğiz’

“Önemli olan Suriye’de sağlam bir statümüzün olması. Her şeyden önce yasal bir çerçevede Kürt halkı kimliğiyle bu yeni devlete katılıyor. Bu büyük bir başarıdır. Biz bu devlete katılıyoruz derken kendi… pic.twitter.com/vv9ZSL0fOZ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 4, 2026

Akaryakıt fiyatlarına dev zam

ABD ile İran arasında yeniden tırmanan gerilim ve Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerini hedef alan saldırıları, küresel petrol piyasalarında arz endişelerini artırdı.

Motorine gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere 7,72 TL, benzine ise 2,48 TL zam yapıldı.

Pompa fiyatlarına yansıyan bu artışın ardından özellikle motorin fiyatları büyükşehirlerde rekor seviyelere ulaştı. Ankara ve İzmir’de motorinin litre fiyatı 90 TL bandını yakalarken, İstanbul’da da 90 lira sınırına dayandı.

GÜNCEL AKARYAKIT FİYATLARI

Zammın ardından üç büyükşehirde güncel akaryakıt fiyatları netleşti.

İstanbul’un Avrupa Yakası’nda benzinin litre fiyatı 76,92 TL’ye, motorin ise 88,88 TL’ye yükselirken; Anadolu Yakası’nda benzin 76,77 TL’den, motorin ise 88,76 TL’den satılmaya başladı.

Ankara’da benzinin litresi 77,87 TL, motorin ise 90,00 TL olurken; İzmir’de benzin 78,15 TL’ye, motorin ise 90,27 TL’ye ulaştı.

Bülent Arınç’tan Melih Gökçek çıkışı: Savcı ‘Buyurun, tanık sıfatıyla size şunları soracağız’ derse koşa koşa giderim

Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, 2015’te eski ABB Başkanı Melih Gökçek’i Ankara’yı FETÖ’cülere parsel parsel satmakla suçlamıştı. Gökçek o dönemde herhangi bir soruşturma geçirmemişti. Ancak 11 yıl sonra geçtiğimiz günlerde gazeteci Murat Ağırel’in Gökçek’in mal varlığı üzerine yaptığı haberin ardından soruşturma başlatıldı.

Sözcü’den İsmail Saymaz’a konuşan Arınç, o dönemki sözleri ve mevcut soruşturmaya ilişkin olarak şunları söyledi:

“Savcı ‘Buyurun, tanık sıfatıyla size şunları soracağız’ derse koşa koşa giderim. Ben sözümün eriyim. Yıllarca ceza avukatlığı yaptım. Şahitliğin ne olduğunu bilirim. Ama bana sordukları şeyler mutlaka 2015 öncesine ait şeyler olmalı. Yoksa bu olaylar yeni, üzerine bir şey söylemem, bir şey de bilmiyorum. Duyuma ait şeyleri konuşmayı sevmem. Bizzat yaşadığım gördüğüm şeyleri anlatırım. Tahkikat genişleyecekse, eskiye ait de bir şeyler konuşulacaksa, beni de lütfeder çağırırlarsa, sorduklarına cevap veririm. Ama 2017 sonrasına ait bir şey yaşamadım, görmedim. Sadece duyuyorum. Ceza hukukunda duyuma dair şeyler ciddi sayılmaz.”

“Sizce neden ‘Parsel Parsel’ dediğinizde değil de bugün soruşturma açıldı?” sorusunu da Arınç, “Ah, onu bir bilebilsem, bir bilebilsem…” sözleriyle yanıtladı.

‘Yasa dışı panel sistemi’ soruşturması: 31 avukat hakkında gözaltı kararı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Vatandaşlarımıza ait kişisel verilerin yasa dışı yollarla ele geçirilerek ‘panel’ adı verilen sorgulama sistemlerinde kullanıldığı tespit edilmiştir. Soruşturmanın genişletilmesiyle de yasa dışı panel sistemini kullandığına ilişkin somut deliller elde edilen 31 avukat hakkında bugün gözaltı kararı verilmiş, 39 farklı avukatlık bürosunda arama ve el koyma işlemlerine başlanmıştır” dedi.

Gürlek’in açıklaması şöyle:

“Vatandaşlarımızın mahremiyeti bizim için dokunulmazdır!

Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla ele geçirilmesi, ticari bir meta hâline getirilmesi ve bu bilgiler kullanılarak vatandaşlarımızın mağdur edilmesi asla kabul edilemez.

Bu çerçevede İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu koordinasyonunda, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen çalışmalarda; vatandaşlarımıza ait kişisel verilerin yasa dışı yollarla ele geçirilerek “panel” adı verilen sorgulama sistemlerinde kullanıldığı tespit edilmiştir.

Yapılan incelemelerde bu yasa dışı sistemlerin bazı hukuk bürolarına ücret karşılığında satıldığı ve abonelik sistemiyle kullandırıldığı; bazı hukuk bürolarının da herhangi bir hukuki ilişkisi bulunmayan vatandaşların kişisel bilgilerine bu sistemler üzerinden ulaşılarak “borcunuz yasal takibe düştü”, “uzlaşma sürecini kaçırdınız”, “hakkınızda haciz işlemi başlatıldı” gibi gerçeğe aykırı ifadelerle mağdur edildiği anlaşılmıştır.

Soruşturmanın ilk aşamasında yasa dışı sistemi kuran, işleten ve gelir akışında yer aldığı tespit edilen şüpheliler hakkında adli işlemler yapılarak 10 şüpheli hakkında kamu davası açılmıştır. Soruşturmanın genişletilmesiyle de yasa dışı panel sistemini kullandığına ilişkin somut deliller elde edilen 31 avukat hakkında bugün gözaltı kararı verilmiş, 39 farklı avukatlık bürosunda arama ve el koyma işlemlerine başlanmıştır.

Bu önemli soruşturmayı büyük bir titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul Emniyet Müdürlüğümüze ve soruşturmada görev alan tüm kamu görevlilerimize canı gönülden teşekkür ediyorum.

Hukuku istismar ederek hukuksuzluk yapan hiç kimsenin yanına kâr kalmayacaktır.”

Yıllardır bitmeyen eğitim çilesi: 3 okul tek binada!

VERYANSIN TV

Yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde okulların fiziki koşulları yeniden gündeme geldi.

Veryansın Tv’nin edindiği bilgiye göre, 2026-2027 eğitim-öğretim yılında Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde iki ortaokul ile bir ilkokul aynı binada eğitim görecek.

BİR BİNA ÜÇ OKUL

Yapımına 2023 yılında başlanan Ayşe Özbağı İlkokulu ve Ortaokulu binaları, aradan geçen yaklaşık üç yıla rağmen eğitim-öğretime açılamadı.

Bu nedenle Şehit Meriç Alemdar Ortaokulu, Ayşe Özbağı Ortaokulu ve Ayşe Özbağı İlkokulu öğrencileri yeni eğitim-öğretim döneminde aynı okul binasında eğitim görecek.

ÜÇ YILDIR TAMAMLANAMADI

Milli Eğitim Bakanlığının resmi kayıtları, okul inşaatlarındaki sürecin 2023 yılına kadar uzandığını ortaya koyuyor.

Gölbaşı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 1 Kasım 2023’te Ayşe Özbağı İlkokulu ve Ortaokulu inşaatının devam ettiğini duyurdu. 10 Aralık 2024 tarihli açıklamada da 24 derslikli okul inşaatının sürdüğü bildirildi.

15 Aralık 2025’e gelindiğinde ise İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okul için hâlâ “yapımı devam eden” ifadesini kullandı.

‘MÜTEAHHİTLER PROJEYİ YARIM BIRAKTI’ İDDİASI

Gölbaşı Son Gaste’nin 6 Ağustos 2025 tarihli haberinde, okul inşaatını üstlenen müteahhitlerin projeyi yarım bıraktığı, inşaatın bir süre atıl kaldığı ve tamamlanması için yeni bir ihale açıldığı iddia edildi.

AYNI BİNADA İKİLİ ÖĞRETİM

Ayşe Özbağı İlkokulunun internet sitesinde okulun Şehit Meriç Alemdar Ortaokulu binasında “öğlenci” olarak eğitim verdiği, öğretim şeklinin ise “ikili öğretim” olduğu belirtiliyor.

Okulun resmi sayfasında, yeni binaların yapımı nedeniyle Ayşe Özbağı İlkokulunun 2024-2025 eğitim-öğretim yılında da Şehit Meriç Alemdar Ortaokulu binasında hizmet verdiği bilgisi yer alıyor.

YENİ BİNALAR YÜZDE 90 TAMAMLANDI

Öte yandan Ayşe Özbağı İlkokulu ve Ortaokulunun yeni binalarındaki çalışmaların bugün itibarıyla yaklaşık yüzde 90 seviyesine ulaştığı öğrenildi.

Binalarda bahçe düzenlemesi, abonelik işlemleri ve tamamlayıcı çalışmaların kaldığı belirtildi.

Buna rağmen yeni binaların henüz teslim edilmemesi nedeniyle üç okulun 2026-2027 eğitim-öğretim yılında aynı binada eğitim vereceği öğrenildi.

Meteoroloji’den yüksek sıcaklık uyarısı: 4 derece birden artacak!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 4 Eylül hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurdun kuzey ve batı kesimlerinin parçalı yer yer çok bulutlu, İç Ege’nin güney ve doğusu, Akdeniz’in iç ve yüksek kesimleri, Batı Karadeniz’in batısının iç kesimleri, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ve Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusunun sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyretmeye devam etmesi bekleniyor.

Rüzgarın genellikle kuzeyli yurdun güneydoğu kesimerinde günaybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güneybatısı ile Kuzey Ege’de kuzey ve kuzeydoğu yönlerden, Güneydoğu Anadolu’nun kuzeyi ve Doğu Anadolu’nun batısında batı ve güneybatı yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı bulutlu, batısının yer yer çok bulutlu, Trakya’nın batısının yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, güneybatı kesimlerinde kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.

BURSA °C, 30°C

Parçalı bulutlu

ÇANAKKALE °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

İSTANBUL °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

KIRKLARELİ °C, 30°C

Parçalı çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

EGE

Parçalı ve az bulutlu, iç kesimlerinin yer yer çok bulutlu, İç Ege’nin güney ve doğusunun yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzey kesimlerde kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.

DENİZLİ °C, 35°C

Parçalı çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İZMİR °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

MANİSA °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

UŞAK °C, 31°C

Parçalı çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

AKDENİZ

Parçalı ve az bulutlu, iç ve yüksek kesimlerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu, kuzey çevreleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ANTALYA °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu, iç kesimleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

BURDUR °C, 32°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

HATAY °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

İÇ ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu, kuzeybatı kesimleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu, kuzey kesimleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ÇANKIRI °C, 30°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ESKİŞEHİR °C, 27°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KAYSERİ °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

BATI KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu, iç kesimlerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BARTIN °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

BOLU °C, 25°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DÜZCE °C, 27°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİNOP °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarının aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 29°C

Parçalı bulutlu

RİZE °C, 27°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAMSUN °C, 27°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

TRABZON °C, 26°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu, kuzeydoğu kesimlerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu, kuzey kesimleri yer yer çok bulutlu öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 26°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 36°C

Parçalı ve az bulutlu

VAN °C, 27°C

Parçalı ve az bulutlu

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 38°C

Az bulutlu ve açık

MARDİN °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

SİİRT °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

ŞANLIURFA °C, 38°C

Az bulutlu ve açık

Dışişleri’nden AB’ye ‘GKRY’ tepkisi

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi:

“Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu’nun 2027 AB bütçesine ilişkin verdiği görüşte, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerine iftira atmak amacıyla inşa edilecek sözde bir anıta kaynak ayrılmasının da tavsiye edildiği öğrenilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’yla Kıbrıs Türk halkının yok edilmesini engellemiş ve Ada’nın tamamına yarım asrı aşkın süredir devam eden barışı getirmiştir. Rum tarafınca ortaya atılan iddialar, tarihi gerçekleri çarpıtmakta ve siyasallaştırmaktadır.

AB kurumlarının, Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sunmak yerine, tarafsızlık ve adalet ilkelerinden uzaklaşarak Rum tarafının propagandasına alet olması, toplumlar arası güveni daha da zedelemektedir. AB yetkililerine, attıkları her adımla Türkiye’yi AB’den uzaklaştırmayı hedefleyen çevrelerin aracı haline gelmemeleri çağrısında bulunuyoruz.”

UEFA, Fenerbahçe ile oyuncuları Guendouzi ve Greenwood hakkında disiplin soruşturması başlattı

UEFA, Fenerbahçe’nin Olympique Lyon ile oynadığı rövanş maçı nedeniyle Fenerbahçe Spor Kulübü ve oyuncular Mattéo Guendouzi ve Mason Greenwood hakkında disiplin süreci başlattı.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nden konuya ilişkin yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“UEFA Şampiyonlar Ligi Play-Off Turu rövanş karşılaşmasının ardından futbolcularımız Mattéo Guendouzi ve Mason Greenwood ile Kulübümüz hakkında UEFA tarafından disiplin süreci başlatılmıştır. Kulübümüz, söz konusu süreçte futbolcularımızın ve Fenerbahçe’nin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla gerekli savunmaları UEFA’nın ilgili kurulları nezdinde gerçekleştirecektir. Sürece ilişkin gerekli bilgi, belge ve savunmalar UEFA’ya sunulacak olup gelişmeler Kulübümüz tarafından titizlikle takip edilmektedir.”

Silivri’deki gemi kazasında bilirkişi ön raporu çıktı: ‘Gözcü olsaydı batma engellenebilirdi’

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen gemi kazasına ilişkin soruşturma kapsamında ALSU isimli gemideki bilirkişi incelemesi sonrası ön rapor ortaya çıktı.

Raporda kayıp faciasının esas nedenin ‘Çift Taraflı Köprüüstü Disiplinsizliği, Vardiya Standartlarının Tamamen Terk Edilmesi ve Durumsal Farkındalık Kaybı’ olduğu belirtildi.

Raporda, ALSU gemisinde gözcünün bulundurulması halinde batmanın engellenebileceği ifade edildi.

Raporda, çarpışmanın 03.13’te gerçekleştiği, kazanın ardından Tuğberk İmamoğlu gemisinin iskele tarafından yırtılma nedeniyle süratle battığı ALSU gemisinde ise sancak bordadaki hafif sıyrıklar dışında seyri engelleyecek veya su almaya sebep olacak majör hasar oluşmadığı belirtildi.

‘SON 0.5 MİLDE SANCAĞA DÖNMESİ ÇATIŞMAYI FİZİKİ OLARAK BAŞLATAN AKTİF TETİKLEYİCİ ETKENDİ’

Raporda kayıp faciasının esas nedenin ‘Çift Taraflı Köprüüstü Disiplinsizliği, Vardiya Standartlarının Tamamen Terk Edilmesi ve Durumsal Farkındalık Kaybı’ olduğu belirtildi.

Raporda “Tuğberk İmamoğlu gemisinin AIS cihazını kapatarak seyretmesi ve telsiz mutabakatına aykırı olarak son 0.5 milde sancağa dönmesi çatışmayı fiziki olarak başlatan aktif tetikleyici etkendir. Ancak bu tetikleyici etkenin bir facia ile sonuçlanmasının arkasındaki asli kök neden M/T ALSU gemisindeki köprü üstü zafiyetidir” denildi.

‘GÖZCÜ BULUNDURSAYDI, BATMA ENGELLENEBİLİRDİ’

Raporda şu ifadeler yer aldı:

“Eğer ALSU, kendi emniyet kılavuzundaki (BMM) ‘Watch Condition B’ kuralına riayet ederek köprüüstünde tecrübeli Kaptan’ı ve ek bir gözcüyü bulundursaydı; Tuğberk İmamoğlu’nun kontrolsüz sancağa dönüş manevrası 0.5 mil yerine 1.5-1.8 mil mesafede saptanabilir, COLREG Kural 8 uyarınca ivedilikle makineler stop edilerek veya acil tornistan verilerek çatışma tamamen önlenebilir ya da darbe şiddeti minimuma indirilerek Tuğberk İmamoğlu’nun batması engellenebilirdi. Köprüüstündeki tek başına, tecrübesiz zabit bu durumu zamanında analiz edememiş ve can kaybı/kayıp faciasının kapısı aralanmıştır. Şu ana kadar Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Gemi Trafik Hizmetleri tarafından dosyaya sunulan VTS görüntülerinde, Tuğberk İmamoğlu gemine ait bir görüntü kaydı bulunmamaktadır. Oysa ki Tuğberk İmamoğlu gemisi Alsu gemisinin ECDIS ekranında görülmüştür.”

Doğu Ekonomik Forumu’nda gündem yeni ticaret rotaları

Okay Deprem yazdı…

Seneledir Rusya’nın Pasifik Okyanusu kıyısındaki en büyük kenti Vladivostok’ta düzenlenegelen “Doğu Ekonomik Forumu” (DEF) bu sene de tam 1 Eylül itibariyle binlerce ziyaretçisine kapılarını açtı. Ondan hemen öncesinde Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü üye, gözlemci ve olası aday ülkelerin delagasyonlarının bir kısmı dsa, Kırgız başkentindeki buluşma sona erer ermez, Rusya’nın forumun her yıl organize edilegeldiği şehrine uçtular. Aynı zamanda Asya’nın en büyük iktisadi etkinliklerinden birisi olan DEF’te bu sene de gündem oldukça yoğun ve yüklü. Dahası, Avrasya’nın motor gücü ekonomileri özellikle bu yıl, hem devasa kıtayı hem de toplamda global ekonomik dengeleri giderek daha fazla değiştirecek sayısız ticaret anlaşmasına imza atıyor ve kritik kararlar alıyorlar. Bir kere en başta ev sahibi ülke Rusya Federasyonu’nun ekonomisini, her yıl oranı artacak biçimde daha fazla Asya ve Afrika ülkeleri yönünde yapılandırmakta olduğu görülüyor. Bununla birlikte ziyaretçi ve gözlemciler, önceki yılki mütevazi büyüme oranına rağmen “Rus ekonomisinin bu seneden itibaren daha istikrarlı bir büyüme yönelişine geçeceğinin kuvvetli sinyallerinin alındığını” belirtiyorlar.  

TARİHİ GELİŞME

Son yıllarda geniş Avrasya havzasındaki dinamik ekonomik eğilimlere yakından bakıldığında ev sahibi ülkenin “Küresel Güney” ve Doğu pazarlarında “kilit oyuncu” statüsünü pekiştirdiği ileri sürülüyor. Gerçekten de özellikle son 10-15 yıldır küresel ticaret akışlarının Batı ülkelerinden giderek Asya ve hatta Afrika’ya doğru yön değiştirmekte olduğunu, her iki kıtanın da, ancak bilhassa birincisinin rekor düzeylerde ticaret hacmine ulaşmakta olduğunu ve dahası ve belki de en önemlisi, dünya tarihinde yüzyıllar sonra yepyeni lojistik rotalarının oluşturulduğu ifade edilmekte. Burada tam olarak bahsediyor olduğumuz yeni gerçekliğin en güncel simgesi muhtemelen, Çin’den yola çıkan büyük tonajlı bir geminin “Kuzey Deniz Yolu” üzerinden geçip önceki günlerde Rusya’nın meşhur Murmansk limanına varması oldu. Bu ticari sehayat; nam-ı değer “Arktik Koridoru”nun, Asya’daki üretim merkezlerini Rusya’nın sanayi ve ticari merkezlerine bağlayan geleneksel güney rotalarına gerçek anlamda ve güvenli bir alternatif haline geldiğini kanıtlamaya başladı. İşte DEF, dünya ticari – lojistik ve haliyle ekonomi tarihini kökten değiştirecek gelişmelerin ve dönüm noktalarının yaşandığı bir dönemde düzenleniyor bu yıl. Her sene Güney Asya ülkelerinden daha çok yatırım çeken Vladivostok’ta çok kutuplu dünya ekonominin mimarisi oluşturulurken, Asya-Pasifik bölgesinden ve Afrika kıtasından yüzlerce heyetle karşılıklı, şimdiden milyarlarca dolarlarla ölçülen ticaret sözleşmeleri imzalanıyor. Şimdi de, yaşanan değişimlerin ölçeğini tam olarak yansıtan ve toplam dört ana temaya ayrılan bu yılki forum gündemine ve programların içerine detaylıca bakalım. 

NELER KONUŞULDU?

DEF’in sabahtan akşama kadar tam dört gün boyunca sürmekte olan oturum, toplantı ve diğer etkinliklerinin temel üst başlıkları, alt başlıkları ve de kısa içerikleri özetle şunlar:

1. Çok kutuplu bir dünyada uluslararası işbirliği ve ticari diyaloglar: “Rusya – Çin”, “Rusya – Hindistan”, “Rusya–ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği)” ve “Rusya – Afrika” formatında toplantılar. Birliklerin entegrasyonu: EAEU (Avrasya Ekonomik Birliği) ve BRICS’in gündemlerinin birleştirilerek tek ve kesintisiz bir ekonomik alan oluşturulması. Yeni finansal sistem: İlgili ülkeler arasında bağımsız ödeme mekanizmalarının geliştirilmesi ve ulusal para birimleri üzerinden ödemelerin genişletilmesi.

2. Lojistik ve bağlantı altyapısı – Kuzey Deniz Yolu: Liman altyapısının, ticari buzkıran filolarının ve yıl boyunca seyrüseferlerin arttırılması. Baykal–Amur ve Transsibirya demiryolu hatlarının modernizasyonu: Doğu demiryolu hattının taşıma kapasitesinin genişletilmesi. Ulaşım koridorları: Rusya’nın Çin ve Asya’daki “dost ülkelerle” olan hudutu boyunca yeni lojistik merkezlerin oluşturulması.

3. Teknolojik egemenlik ve endüstriyel büyüme – Ortak inovasyonlar: Mikroelektronik ve robotik sahalarında teknoloji transferi ve ortak girişimlerin oluşturulması. Enerji ittifakı: Petrol, gaz ve kömür tedariklerinin yeniden yönlendirilmesi ve nükleer enerji alanında müşterek projeler. Dijital entegrasyon: Siber güvenlik, yapay zeka ve “bulut bilişim” alanlarında iş birliği.

4. Yerel bölgelerin geliştirilmesi ve Uzak Doğu’nun insan sermayesi: Sonuçların özetlenmesi ve uzmanları çekme programlarının ölçeklendirilmesi. Şehirlerin master – planları: Uzak Doğu’nun mühim kentsel alanlarının finansmanı ve yenilenmesi. Turistik potansiyel: Yeni tatil bölgelerinin teşkil edilmesi ve de Asya ve Afrika ülkeleri ile Rusya arasındaki vize rejiminin kolaylaştırılması. 

ASYA-AFRİKA İLETİŞİMİNİN KİLİT ALANLARI

“Uzakdoğu Federal Üniversitesi”nin kampüsünde düzenlenen DEF’teki tartışma, görüşme ve buluşmaların ağırlık noktalarının ilk sıralarında Güneydoğu Asya başta olmak üzere, geniş Avrasya hinterlandındaki yeni lojistik merkezlerin yapılandırılması ve mevcutların da geliştirilip entegrasyonlarının ilerletilmesi geliyor. Bu kapsamda Çin ie Rusya arasındaki ticari görüşmeler ve ilgili anlaşmalar öncelikli olarak elektronik, otomotiv endüstrisi, enerji kaynaklarının tedariki, Kuzey Deniz Rotası (Murmansk-Şanghay) ve de Blagoveşçensk / Zabaykalsk sınır geçiş kapıları ve gümrük noktaları üzerine odaklanmış. Rusya ile Hindistan arasındaki konu başlıkları ise petrokimya, ilaç, gübre, savunma sanayi, Kuzey – Güney Uluslararası Taşımacılık Koridoru üstüne yoğunluk kazanmış durumda. Bunun dışında ise, Afrika ülkeleri ile Rusya arasındaki temaların merkezinde ise gıda, tarım makineleri ve madencilik endüstrisinin geldiği görülüyor. 

‘EKONOMİK EGEMENLİK VE BAĞIMSIZLIK’

DEF boyunca hakikaten de fark ediliyor ki, Rusya’nın  “ekonomik egemenlik ve bağımsızlığı” artık teorik bir kavram veya tek taraflı hayal olmanın çok ötesine geçip gerçekliğe dönüştüğü savunuluyor. Vladivostok’taki ekonomik forumun; Güney Asya limanlarından Arktik Okyanusu üzerinden Murmansk ve Saint Petersburg limanlarına kadar yapılmaya başlanan düzenli ticari gemi seferleri, yine Rusya üstünden de geçen Çin’in yeni kuşak-yolunun Novorossiysk Limanı’na bağlanması, ülkenin sadece yeni yaptırım ve abluka koşullarına fazlasıyla uyum sağlamadığını, ama dahası ve aynı zamanda Çin başta olmak üzere en yakın büyük ticari partnerleriyle beraber yepyeni bir küresel ekonomik haritanın oluşum sürecine öncülük ettiği ileri sürülüyor.

Cevdet Yılmaz’dan KKTC’ye taziye ziyareti

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ı Ercan Havalimanı’nda KKTC Başbakanı Ünal Üstel karşıladı. Yılmaz’ın, gemi faciasında kayıp yakınlarını bekleyen aileler ve Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a taziye ziyaretinde bulunacağı öğrenildi.

Melih Gökçek ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kayıtdışı para transferleri iddiasıyla hakkında resen soruşturma başlatılan eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ifade vermeye çağrıldı.

Başsavcılık, Gökçek’i, 4 Eylül Cuma günü saat 16.00’da şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdı.

NE OLMUŞTU?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı yönündeki iddialar üzerine resen soruşturma başlatmış ve soruşturma, Cumhuriyet yazarı Murat Ağırel’in Gökçek ailesinin Avrupa’daki milyonlarca dolarlık yatırımlarına ve para trafiğine ilişkin gündeme getirdiği iddiaların ardından gelmişti.

Haberde; Gökçek ailesinin Düsseldorf’ta bina, Velbert’te AVM için anlaşmalar yaptığı iddialarını gündeme getirilmişti. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Gökçek hakkında soruşturma başlatmıştı.

Soruşturma haberinin ardından açıklama yapan Gökçek ise “Allah’ın izniyle kendimi Türk adaletine teslim ediyorum” demişti.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Avukatı Nadi Türkaslan; Melih Gökçek, ailesi, Beyaz TV Ankara ve Osmanlıspor yöneticileri ile ihaleye fesat karıştırdığı iddia edilen kişiler hakkında “suç örgütü” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu.

Mazlum Abdi, Türkiye’de terör listesinden çıkarıldı

VERYANSIN TV

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, PKK/YPG terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi’yi Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atamıştı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre atama, 2026 tarihli ve 164 sayılı kararnameyle gerçekleştirilmişti.

Kararnamede, “Cumhurbaşkanı Ahmed Şara 2026 tarihli ve 164 sayılı kararnameyle Mustafa Halil Abdi’yi (Mazlum Abdi) Cumhurbaşkanlığı nezdinde danışman olarak atamıştır” ifadelerine yer verilmişti.

İlişkili Haber
thumbnail

PKK resmen Suriye’ye ortak oldu: Ahmed Şara, Mazlum Abdi’yi danışman olarak atadı

Haberi görüntüle

MAZLUM ABDİ’NİN İSMİ TERÖRDEN ARANANLAR LİSTESİNDEN SİLİNDİ

Söz konusu gelişmelerin ardından Mazlum Abdi’nin isminin terörden arananlar listesinden silindiği ortaya çıktı.

Daha önce “Ferhat Abdi Şahin” ismiyle ulaşılabilen kayıt, şimdi ne kırmızı listede ne de diğer listelerde yer alıyor.

Abdi, atandıktan 3 gün sonra, ağustıos ayının sonunda listede bulunuyordu.

SDG’nin  üst düzey isimlerinden biriyken Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olarak atanan Sipan Hemo kod adlı Semir Asu da ağustos ayının ortalarında Türkiye’de terör listesinden çıkarılmıştı.

Erdoğan’dan açılım mesajı: Çok uzamaması gerekir

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi dönüşünde açıklamalarda bulundu.

Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Değerli basın mensubu arkadaşlarım, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Kırgız Cumhuriyeti’nin ev sahipliğinde icra edilen Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ne katılmak üzere Bişkek’e yaptığımız ziyareti tamamlamış bulunuyoruz. Değerli dostum, Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un davetiyle diyalog ortağı olduğumuz Teşkilat’ın bu yılki zirvesine şeref konuğu olarak iştirak ettim. Ayrıca liderlerle birlikte 31 Ağustos akşamı 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış törenine katıldım, sporcularımızı selamladım. Bu vesileyle kardeş Kırgız halkının 31 Ağustos Bağımsızlık Günü’nü bir kez daha canı gönülden tebrik ediyor, kıymetli kardeşim, Sayın Caparov nezdinde ev sahiplikleri için Kırgız halkına en kalbi şükranlarımı sunuyorum.

‘ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI’YLA BİZİ BİRBİRİMİZE YAKLAŞTIRAN HUSUS, PAYLAŞTIĞIMIZ BÖLGESEL SAHİPLENME KÜLTÜRÜDÜR’

Kıymetli basın mensupları, bundan 30 yıl önce “Şanghay Beşlisi” ismiyle temeli atılan Şanghay İşbirliği Teşkilatı, zaman içerisinde yaklaşık 30 ülke ve uluslararası kuruluşu bünyesinde toplayan en büyük bölgesel teşkilat haline gelmiştir. Asya Pasifik bölgesi ile Orta Doğu’yu bünyesinde buluşturan yegâne yapı olan bu Teşkilat, toplam 35 trilyon doları bulan bir ekonomik yapıyı ve 4 milyarın üzerinde nüfusu temsil ediyor. Bizim de sadece Teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Türkiye olarak gelişen ekonomimiz ve Doğu ile Batı arasındaki stratejik konumumuz gereği bu büyük ekonomik ve beşerî coğrafyayla ilişkilerimizi artırmanın gayretindeyiz. Esasen 2019 yılında ilan ettiğimiz “Yeniden Asya” girişimimiz de bu düşüncemizin yansımasıdır.

Şanghay İşbirliği Teşkilatı’yla bizi birbirimize yaklaştıran bir diğer önemli husus, paylaştığımız bölgesel sahiplenme kültürüdür. Zirvede yaptığım hitapta bu hususa dikkat çekerken aynı zamanda çok taraflılığı ve iş birliğini esas alan diplomatik yaklaşımımızı anlatma fırsatı buldum. Küresel adalet, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmadan ayrı düşünülemeyecek olan iklim değişikliği ile mücadele ve enerji gibi konulardaki çalışmalarımız hakkında bilgi verdim.
Zirve marjında mevkidaşlarımla da görüşmelerim oldu. Azerbaycan, Kırgızistan ve Rusya Federasyonu liderleriyle gündemimizdeki konuları ayrıntılı şekilde ele aldık. Ayrıca aralarında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin de yer aldığı muhataplarımla fikir teatisinde bulunduk.

Kıymetli basın mensupları, hep söylediğimiz üzere en batıdaki Asyalı ve en doğudaki Avrupalı ülke olarak bizimle aynı değerlere sahip her girişimin doğal parçası olmayı sürdüreceğiz. Bilhassa bölgemizde vuku bulan çeşitli çatışma ve krizlerin uluslararası hukuk temelinde diyalog ve diplomasiyle çözümüne yönelik ilkeli tutumumuzu devam ettireceğiz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin ülkemiz, milletimiz, bölgemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

‘HEDEFİMİZ 360 DERECELİK BİR VİZYONLA KENDİ AĞIRLIĞIMIZI ARTIRMAK’

Erdoğan’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle…

– Bişkek Zirvesi’nde alınan kararlar, Türkiye ile Şanghay İşbirliği Teşkilatı arasındaki ekonomik ilişkileri nasıl etkiler? Türkiye’nin, Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile iş birliğini tam bir üyeliğe taşıma ihtimali var mıdır?

Değerli arkadaşlar, öncelikle Bişkek Zirvesi, ülkemizin ekonomik, siyasi ve stratejik seçeneklerini çeşitlendirme iradesinin somut bir göstergesi olmuştur. Türkiye olarak, Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na üye ülkelerle ikili düzeyde ticari ve ekonomik ilişkilere sahibiz. Çin’den Orta Asya’ya, Rusya’dan Güney Asya’ya uzanan geniş coğrafyada, Türkiye’nin ticari ve ekonomik açıdan büyük fırsatlar barındırdığını artık herkes görüyor. Teşkilatla ilişkilerimizde çok yönlü dış politika anlayışımızın yansıması olarak son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedildi. Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile dengeli ilişkiler geliştirebilen, bağlarını da bu ölçüde derinleştirebilen bir ülke. Türkiye’nin bu yaklaşımı, küresel sorunlara iş birliği ve etkin çok taraflılık temelinde çözüm bulma amacını da kuvvetlendiriyor. Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile önümüzdeki süreçte ilişkilerin daha ileri seviyelere taşınması da bizim açımızdan mümkün. Şunun da altını özellikle çizmek isterim. Türkiye’nin teşkilata üyelik perspektifi, bir bloktan bir kopuş, Batı’ya sırt çevirme anlamına asla gelmez. Hedefimiz; 360 derecelik bir vizyonla kendi ağırlığımızı artırmaktır.

‘BARIŞ İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPMAYA HAZIR OLDUĞUMUZU SAYIN PUTİN’E İFADE ETTİK’

– Zirve kadar dikkat çeken konulardan bir tanesi de Rusya Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin’le görüşmeniz oldu. Zirve marjında yaptığınız görüşme genel anlamda nasıl geçti? Hangi konuları ele aldınız?

Sayın Putin ile ikili bir görüşme yaptık. Bu görüşmede de özellikle Rusya-Ukrayna arasındaki gelişmeleri ele alma imkanımız oldu ve çok verimliydi. Çok çok samimi bir havada geçti. Enerjiden ticarete, turizmden yatırımlara kadar birçok alanda Rusya ile önemli bir iş birliğimiz var. Hepsinden öte, milyonlarca Rus turisti ülkemizde ağırlıyoruz. Başka herhangi bir ülkeden böyle bir turist Türkiye’ye gelmiyor. Önceleri biliyorsunuz Almanya da iyi bir konumdaydı. Ama Rusya sonra onları aştı. Türkiye, bölgemizdeki çatışmaların barışçıl noktadaki çözümünde roller üstleniyor. Özellikle Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir an önce barışla neticelenmesi bizim de Sayın Putin’in de beklentisidir. Bir an önce istiyoruz ki; bu bölgede Rusya-Ukrayna arasında bir barış süreci de gerçekleşsin, bölgeye barış egemen olsun. Bu savaşın hem bölgemiz hem dünyamız, hem de taraflar için hayırlı bir sonuç doğurmadığı ortada. Peki bundan Putin memnun mu? Memnun değil. Bir an önce bu işin hayırlısıyla sonuçlanmasını o da bekliyor. Biz barış için elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu Sayın Putin’e ifade ettik. Savaşın değil, barışın kazanacağı bir gerçek. Bunun için de her türlü gayreti göstermeye hazırız.

‘MEKKE İTTİFAKINA TEPKİ KOYAN ÇOK AZ ÜLKE VAR, AMA GİZLİDEN TEPKİ KOYAN ÜLKELER DE MEVCUT’

– İstanbul’da Mekke İttifakı’nın ilk önemli toplantısı gerçekleştirildi. Biz biliyoruz ki bölgedeki bazı ülkeler bu ittifaktan fevkalade rahatsız. Geniş bir coğrafyada barışı inşa etme amacı olan bir savunma iş birliğinden neden bu kadar rahatsızlar?

İstanbul’da gerçekleştirilen toplantı çok çok önemli. Bu ittifakın ilk ve somut adımını atmak üzere Strateji, Siyaset ve Askeri Komitesi toplandı. Üç ülkeden Dışişleri Bakanları, Milli Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları bir araya geldiler. Burada, bir an önce somut adımlar atılması yönündeki yaklaşışımıza binaen, teknik olarak yapılması gereken konuları ortaya koyduk. Bunların başında sekreteryanın kurulması ve işlerlik kazandırılması gerekiyor. Burada askeri ve siyasi konuların ele alınması lazım. Savunma sanayii, önemli bir iş birliği alanı. Bir de askeri operasyonel iş birliği alanı kapsamında askeri eğitimler, askeri standardizasyon, askeri tehdit, imkan ve kabiliyetlerin paylaşılması bunun gibi teknik konular ele alındı. Bunlar hangi zamanlamayla nasıl hayata geçecek, onun kararları alındı. Bu ittifaka açıktan tepki koyan çok az ülke var, ama gizliden tepki koyan ülkeler de mevcut. Özellikle Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye dengesi birçok aktörün açıktan bu ittifakı eleştirmesini zorlaştırıyor. Bu ittifak, bölgemizde istikrar ve güvenlik için kurulmuştur. Biz yolumuza kardeşlerimizle birlikte, güçlenerek devam edeceğiz.

‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNE DAİR İLGİLİ KURUMLARIMIZ ŞU ANDA EŞ GÜDÜM İÇİNDE ÇALIŞIYOR’

– “Terörsüz Türkiye” sürecinde “çerçeve yasa” büyük bir çoğunlukla Meclis’ten geçti. Artık terör örgütünün silahları bırakması bekleniyor. Bu süreçte hedefe ulaşmak için merak ettiğim şey şu; sizce bu sürecin ne kadar bir zamanda tamamlanması gerekir?

Bu tür olaylarda zaman vermek, yani bir takvim ortaya koymak, bu işi zamanlamak mümkün değil. “Terörsüz Türkiye” sürecini bir takvim meselesinden öte bir hedef meselesi olarak görüyoruz. Olaya böyle bakacağız. Elbette devlet olarak bizim bir yol haritamız var, bir planımız, bir takvimlendirmemiz var. Sürece dair ilgili kurumlarımız şu anda eş güdüm içinde çalışıyor. Bugün geldiğimiz noktada Meclis’imizin ortaya koyduğu güçlü mutabakat önemlidir, çok kıymetlidir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulan takip kurulu atılacak adımları, yasada tanımlanan görevler çerçevesinde planlamaya başlamıştır. Yasanın uygulanmaya başlanması için ise örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye olması gerekir. Bu konuda tespit ve teyitlerin nasıl yapılacağı ise bellidir. Süreç adım adım ilerlemektedir. Süreç, bütün her şeyiyle dar kalıplara hapsedilmemiştir. Bu yönde de bir rahatlık söz konusudur. Meseleye devlet ciddiyetiyle yaklaşıyor ve adımlarımızı da buna göre atıyoruz. Milletimiz de “Terörsüz Türkiye’ye desteğini ortaya koymuştur. Böylesi provokasyona açık süreçlerin çok uzamaması gerekir. Bu noktada Meclis Başkanımız da dahil olmak üzere Grup Başkanlarımız her türlü hassasiyeti gösteriyor ve yola da bu kararlılık içerisinde devam ediyoruz.

‘İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK, FARKLILIKLARI YOK ETMEK DEĞİLDİR’

– Sayın Cumhurbaşkanım, siz iç cephenin güçlendirilmesine çok önem veren bir lidersiniz. Siz önem verirken DEM Parti’den zaman zaman aykırı seslerin gelmesi “Toplumsal bütünleşmeye hizmet etmiyor” yorumlarına yol açıyor. Bunu aşacak yeni dil nasıl inşa edilecek? Tavsiye ve çağrınız ne olabilir?

Biz meseleye dar çerçeveden bakamayız. Samimi olacağız. Sorumlu olacağız. Sağduyulu olacağız, Kardeşliğimizi koruyacağız. En geniş perspektiften konuya yaklaşıyor ve hedefe de böylece odaklanıyoruz. Milletin kardeşliğini zedeleyen, toplumsal bütünleşmeyi yaralayan, terörün geçmişte oluşturduğu fay hatlarını yeniden harekete geçirme riski olan yaklaşımları hoş göremeyiz. Siyasi kimlik taşıyan bazı kimselerin birtakım ölçüsüz söylemleri olabilir. Bunu, süreci enfekte etmek için yapanlar da çıkabilir. Bilinsin ki; toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyen her söylem, kaosa katkı sağlar, başka herhangi bir işe yaramaz. Açıkçası, milletimizin bu tür tahriklere karşı ben bir direnç geliştirdiğini düşünüyorum. Bu süreci millet mayalamıştır ve maya da tutmuştur. İç cepheyi güçlendirmek, farklılıkları yok etmek değildir. Bunu boşuna söylemedik. İç cepheyi güçlendireceğiz. Farklılıklarımızla birlikte Türkiye paydasında kenetleneceğiz. Biz buna “Büyük Türkiye Mutabakatı” diyoruz. Bunu unutmayalım. Biz menzile ulaşmak için ne yaptığımızı bilerek bu yolda ilerliyoruz.

‘TERÖR DEFTERİ ARTIK KAPANMALI, SİLAHIN, ŞİDDETİN DEVRİ ARTIK KAPANMALI’

– “Terörsüz Türkiye” konusundan devam edeyim. Bu örgütün Suriye’deki yapılanması YPG-PYD’nin fesih kararıyla ilgili nasıl bir değerlendirme yapacaksınız?

Açıklanan karardan kardeş Suriye halkı adına doğrusu memnuniyet duydum. Alınan kararı ve entegrasyonun sağlanmasını olumlu değerlendiriyoruz. Kararın sahada uygulamasını hem Suriye tarafı hem Suriye ile çok uzun bir sınır hattı bulunan bir komşu ülke olarak biz, elbette takip ediyoruz. Suriye’nin bütün unsurlarıyla bir ve bütün olmasını en çok biz arzu ederiz. Suriye’de sürdürülebilir kalkınma ve kapasite artışı için bu önemlidir. Bizler bunun için Suriyeli kardeşlerimizin hep yanında olduk, bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bu konuda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, maşallah zor süreçleri başarıyla yönetmiştir ve yönetiyor. Hem entegrasyon sürecinden hem de Suriye halkının kısa sürede elde ettiği kazanımlardan ümitvarız. Ben bu sürecin sadece Türkiye ve Suriye için değil, bütün bölge için yeni bir dönemin kapısını aralayacağına inanıyorum. Terör defteri artık kapanmalı, silahın, şiddetin devri artık kapanmalı.

‘SURİYE’NİN İÇ BARIŞINA DARBE VURMAK İSTEYENLERE ALAN AÇILMAMASI ŞART’

– Suriye’den devam edeceğim. Amerika’nın Suriye politikasıyla ilgili özellikle son dönemde Suriye’nin toprak bütünlüğünü vurguladığını görüyoruz. Hatta Amerikalılar da “tek bayrak, tek ordu” söylemini vurgulamaya başladılar. Bu vesileyle Washington’la, Türkiye’nin yıllardır savunduğu bu Suriye politikası arasında bir yakınlaşma görüyor musunuz?

Türkiye olarak biz, Suriye konusunda dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Suriye’nin terör örgütlerinin cirit attığı bir alan olamayacağını, buradaki istikrarsızlığın bütün bölgeye yayılabileceğini söyledik ve neticede haklı çıktık. Demek ki Amerika da artık Suriye’nin gerçeklerinin farkına vardı. Suriye halkı çok ağır bedeller ödedi ama vatanlarına sahip çıktılar. Şimdi de bütün Suriye’yi inşa etmek için çalışıyorlar. Bu konuda bütün komşu ve Suriye’ye dost ülkeleri Suriye’nin yeniden inşa ve imarına yardımcı olmaya davet ediyorum. Ve bu çağrımızı yapacağız, yapmaya devam edeceğiz. Suriye’deki durum bizim vizyonumuzun ne kadar doğru, Suriye politikamızın ne kadar gerçekçi olduğunu kanıtlaması yönüyle de önemli. Provokasyonlarla mücadele konusu da önemli. Suriye’nin iç barışına darbe vurmak isteyenlere alan açılmaması şart. Suriye’nin istikrarına giden yol, fitne tohumlarını temizlemekten geçer.

F-35 PROGRAMI

– Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi meselesiyle bağlantılı olarak S400’lerin üçüncü bir ülkeye devri konusunda adım atılabileceği ifade ediliyor. Sayın Putin’le görüşmenizde bu konu masaya geldi mi?

Sayın Putin’le ikili gündemimizdeki her konuyu ele aldık. Biliyorsunuz, Türkiye, F-35 programının ortaklarından biriydi. Bu program kapsamında ciddi katkılar sundu. Türkiye’nin programa tekrar dahil olması konusunda da görüşmelerimiz sürüyor. Amerika’daki süreçlerin bir an önce tamamlanmasıyla bu meselenin geride bırakılacağını düşünüyoruz. Tüm bu diplomatik çabalarımızı yürütürken de KAAN’dan vazgeçmiyoruz. Kendi hava savunma sistemlerimizi geliştirmekten vazgeçmiyoruz. Aksine Türkiye’nin seçeneklerini artırıyoruz. İşte güçlü Türkiye budur. Güçlü Türkiye’nin yol haritası budur.

‘KARADENİZ’DE TİCARİ DENİZ TAŞIMACILIĞININ GÜVENLİĞİNİ KALICI ŞEKİLDE SAĞLAYACAK BİR MEKANİZMAYA İHTİYAÇ VAR’

– Benim sorum da Karadeniz’le ilgili olacak. Rusya-Ukrayna arasında yaşanan savaş sürecinde Karadeniz’de zaman zaman ticari gemiler de hedef haline gelebiliyor. Ve zaman zaman da Türk gemileri de bu süreçten zarar görebiliyorlar. Sayın Putin’le görüşmenizde bu konu gündeme geldi mi? Ortak bir çözüm geliştirilecek mi?

Yalnız Türk bayraklı veya Türk işletmecilerin kullandığı gemiler değil, Karadeniz’deki bütün sivil deniz taşımacılığının güvenliği bizim için önemli. Taraftar arasındaki mücadele, sivillerin ve ticari hayatın güvenliğini ortadan kaldıracak bir noktaya taşınmamalıdır. Bu nedenlerle çok daha geniş bir perspektifle hareket ediyoruz. Bu sorunu çözmemiz lazım. Çünkü artık verdiği zarar giderek katlanıyor. Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı şekilde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç var. Şunu açıkça söylemek isterim ki, tahıl krizinin özellikle Afrika kıtasında yeniden baş gösterdiğini görüyoruz. Sorun daha da büyümeden inisiyatif alınmasında fayda var.

‘YUNANİSTAN GİRDİĞİ BU YANLIŞ YOLDAN DÖNMELİ’

– Benim sorum Yunanistan’la ilgili… Biliyorsunuz bir taraftan Türkiye’yle diyalog mesajları verirken bir taraftan da Ege adalarındaki askeri kapasitelerini artırıyorlar. Son olarak Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Türkiye’nin itirazlarına rağmen bölgede planlarının değişmeyeceğini söyledi. Eğer Yunanistan gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaya devam ederse bundan sonraki süreçte Türkiye’nin yaklaşımı nasıl olacak?

Ne yapalım? Bize düşen nedir? Gereğini yapmak. Yunanistan’la biz iyi komşuluk temelinde yürüyelim diyoruz. Kara parçamızdan, şöyle Kaş’tan Yunanistan’a bir ses versek duyarlar değil mi? Ama biz her konuda samimi olduk. Yapıcı davranan taraf olduk. Fakat çoğu zaman iyi niyetimizin karşılığını göremedik. Bir defa Yunanistan’ın şunu artık anlaması lazım, Türkiye’nin, kimsenin toprağında gözü yoktur ancak kimseye de haklarını çiğnetmez. Uluslararası anlaşmaların hiçe sayılması ve bunların çiğnenmesi kimseye fayda sağlamayacaktır. Türkiye’nin serinkanlı ve sağduyulu yaklaşımını her kim bir acziyet olarak okuyorsa, açık söylüyorum, vahim bir hata yapıyor demektir. Yunanistan, girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmelidir. Tarih, ibret alanlar için çok çok iyi bir yol göstericidir. Biz bölgemizde barış, güvenlik ve istikrar için çalışmaya devam edeceğiz.

Kremlin açıkladı: Rusya ve Çin, vizesiz seyahati kalıcı hale getirmeyi görüşecek

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iki ülke arasındaki vizesiz seyahat uygulamasının kalıcı hale getirilmesi” önerisini destekleyip desteklemediğine ilişkin soruya “Konu iki taraf arasında görüşülecek ve üzerinde mutabakata varılacak” yanıtını verdi.

PUTİN GÜNDEME GETİRMİŞTİ 

Putin, 31 Ağustos’ta Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Çin Devlet Başkanı Xi ile yaptığı görüşmede, Pekin’in bunu mümkün ve faydalı görmesi halinde Rusya’nın Çin ile vizesiz seyahat uygulamasını kalıcı hale getirmek için çalışmaya hazır olduğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı, 1 Aralık 2025’te imzaladığı kararnameyle Çin vatandaşlarının karşılıklılık esasına göre Rusya’ya 30 güne kadar vizesiz giriş yapabilmesine imkan tanımıştı. Uygulamanın ilk olarak 14 Eylül 2026’ya kadar geçerli olması öngörülmüştü.

Çin de daha önce Rus vatandaşları için benzer bir vizesiz seyahat uygulaması başlatmıştı. İki ülke daha sonra karşılıklı vizesiz giriş uygulamasını 2027 sonuna kadar uzatma kararı almıştı.

ÇİN’DEN RUSYA’YA TURİST SAYISI YÜZDE 50 ARTTI 

Çin’in Moskova Büyükelçisi Zhang Hanhui’nin daha önce yaptığı açıklamaya göre, vize şartının kaldırılmasının ardından 2026’nın ilk çeyreğinde Çin’den Rusya’ya seyahat eden turistlerin sayısı yaklaşık yüzde 50 arttı.

Süleymancılar soruşturması: Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ifadesi ortaya çıktı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağrılan eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, savcılık ifadesinin ardından adli kontrol talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Şahin, çıkarıldığı mahkemece yurt dışına çıkış yasağı şartıyla serbest bırakıldı.

ŞAHİN SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ

DHA’nın haberine göre; Şahin, savcılık ifadesinde Hilmi Tuna Kuriş ve Erhan Yılmaz’ı tanımadığını söyledi.

Hilmi Tuna Kuriş’in yurt dışına kaçırılmasına yönelik girişimde kullanılan aracın adına tahsisli olduğunu belirten Şahin, aracı en son haziran ayında kullandığını, sonrasında ise kimin kullandığını bilmediğini savundu.

Şahin, Hilmi Tuna Kuriş’in yurt dışına çıkarılmasına yönelik girişim sırasında araçta yakalanan Melih Özmen’i tanıdığını ifade etti. Özmen’in şirketinden araç kiraladığını ve plakayı adına tahsis ettirdiğini belirten Şahin, aracı İstanbul’a gittiğinde kendisinin kullandığını, kullanmadığı zamanlarda ise aracın şirket sahibinde olduğunu söyledi.

Aracı Mehmet Özmen’in kullanıp kullanmadığını bilmediğini dile getiren Şahin, adına tahsis edilen araçların amacı dışında kullanılmaması konusunda uyarılarda bulunduğunu kaydetti.

‘İHBARA İLİŞKİN BİLGİM VE DUYUMUM OLMADI’

Şahin’e, Süleyman Hilmi Kalcı’nın Belarus’tan kadınları Türkiye’ye getirerek fuhuş organizasyonlarında kullandığı, bürokratları gizli kamerayla görüntüleyerek şantaj yaptığı ve bazı kamu ihalelerinin bu yöntemle yönlendirildiği yönündeki ihbar da soruldu.

İhbarda Mehmet Özmen’in bu organizasyonlarda getir götür işlerini, Nevzat Büküm’ün ise elektronik şirketlerinin ihale işlerini yaptığı öne sürülmüştü.

Şahin, bu iddialara ilişkin şunları söyledi:

“Ben Temmuz 2011-2013 arasında bakanlık yaptım. İhbara ilişkin bilgim ve duyumum olmadı. İhbarda adı geçen Süleyman Hilmi Kalcı’yı tanırım, kendisi Belarus’ta yaşamaktadır. Orada telefon bayisi vardır. Belarus’ta ülkenin siyasileri ile bağlantısı olduğunu bilirim. Orada ‘Alex’ ismini kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. 2011-2019 yılları arasında Süleyman Hilmi Kalcı’yla irtibatım vardı. Kendisiyle en son 2019 yılında görüştüm. Kendisinin Belarus’tan kadın getirdiğini ve fuhuş yaptırdığını bilmiyorum. Benim bu konuyla hiçbir irtibatım yoktur.”

ÖZMEN’İ PROTESTOLARA KATILMAMASI İÇİN UYARDIĞINI SÖYLEDİ

Mehmet Özmen’in çocukluk döneminde Kuriş örgütünün bağlantılı olduğu cemaatin kurslarında okuduğuna ilişkin bilgisinin bulunduğunu belirten Şahin, örgüte yönelik operasyonların başlamasının ardından basında topluluktan bazı kişilerin belirli yerlerde toplandığı yönünde haberler gördüğünü söyledi.

Şahin, bunun üzerine eski danışmanı Ömür Yücel’i aradığını ve Özmen’in geçmişteki bağlantısını aktararak protesto eylemlerine katılmaması konusunda uyardığını ifade etti.

Şahin, Yücel’in de kendisine Özmen’i uyardığını söylediğini aktardı.

‘BUNLARDAN KESİNLİKLE BİLGİM VE HABERİM YOKTUR’

Şahin, eski danışmanı Ömür Yücel’in ifadesinde kendisiyle ilgili ileri sürdüğü iddiaları da reddetti.

Belaruslu kişilerin Türkiye’ye girişlerine yardımcı olmadığını ve bu konuda Yücel’e herhangi bir talimat vermediğini savunan Şahin, şöyle konuştu:

“Kendisi ifadesinde bu işlemleri benim bilgim dahilinde yaptığını beyan etmiş ise de bunlardan benim kesinlikle bilgim ve haberim yoktur. İlk defa şu anda bunları duydum. Ömür Yücel ile husumetim yoktur. Neden aleyhimde ifade verdiğini anlamış değilim. Süleyman Hilmi Kalcı’yla 2019’dan beri iletişimim yoktur. Ömür Yücel’in neden şahısla iletişimimin olduğuna dair beyanda bulunduğunu anlayamadım. İkisi arasındaki iletişimi bilmiyorum.”

YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI GETİRİLDİ

Savcılık ifadesinin ardından Şahin, “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ve “suçluyu kayırma” suçlarından adli kontrol talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Mahkeme, İdris Naim Şahin’in yurt dışına çıkış yasağı şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.

ŞAHİN’İN 2 ARACI DA İNCELEMEYE ALINMIŞTI

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturmasında, Şahin’in adına tahsisli olduğu belirlenen aracın, tutuklu Hilmi Tuna Kuriş’in yurt dışına kaçırılmasına yönelik girişimde kullanıldığı tespit edilmişti.

Şahin’in adına tahsisli iki araç da incelemeye alınmış, araçların örgüt tarafından kullanıldığının belirlenmesinin ardından Şahin ifade vermek üzere adliyeye çağrılmıştı.

Akaryakıta zam kapıda

Brent petrol fiyatı, ABD ile İran arasında saldırıların yeniden başlamasıyla uluslararası vadeli piyasalarda 95 doların üzerine çıktı. Batı Teksas türü (WTI) ham petrolün ekim vadeli varil fiyatı da 90,77 doları gördü.

Küresel piyasalarda motorin ve benzinin metrik ton fiyatı da yükseldi. Motorinin ton fiyatı, Orta Doğu’daki saldırılar sonrasında bin 450 dolara kadar çıktı.

Petrol fiyatlarındaki yükselişte, ABD ile İran arasında çatışmaların yeniden tırmanmasıyla piyasalarda arz endişelerinin artması etkili oldu.

Sektör kaynakları, yaptıkları açıklamada gerek petrol gerekse de ürün fiyatlarındaki yukarı doğru harekete işaret ederek, bu gelişmenin motorine ve benzine zammı tetiklediğini söyledi. Kaynaklar, akaryakıta çifte zam göründüğünü kaydederek, “Cuma günü motorine, ertesi gün de benzine zam gündeme gelebilir. Zam tutarları, küresel piyasalardaki hareketin yönüne ve hızına göre değişir” dedi.

Kaynaklar, il bazında değişmekle birlikte motorinin litre fiyatının 3 TL 60 kuruşluk (3 TL ÖTV ve yüzde 20 KDV) son zamla birlikte 82-83 TL aralığına çıktığını anımsatarak, “Cuma günü için gündeme gelecek olası zamla birlikte motorin fiyatları tırmanışını sürdürecek” diye konuştu.

Bu gece yarısından (perşembe) geçerli otogaza 1,09 TL zam bekleniyor. (ANKA)

Gülistan Doku soruşturması… 6 yıl önceki su altı arama görüntüleri yeniden gündemde

Gülistan Doku’nun akıbetinin belirlenmesi amacıyla Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yürütülen soruşturma devam ediyor.

Gazeteci Ferit Demir tarafından sosyal medya hesabından yayımlanan ve 8 Ocak 2020 tarihini taşıyan görüntülerde, Elazığ Emniyet Müdürlüğünden arama çalışmalarına katılmak üzere Tunceli’ye gelen dalgıç polislerin hazırlıkları ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve beraberindeki emniyet yöneticilerinin Sarısaltuk Viyadüğü’ne gelişi yer aldı.

DOKU AİLESİ DE ARAMA BÖLGESİNDEYDİ

Görüntülerde, aramaların yapıldığı gün Gülistan Doku’nun ailesi, arkadaşları, üniversitedeki hocaları, vatandaşlar ve basın mensuplarının da Sarısaltuk Viyadüğü çevresinde bulunduğu yer aldı.

Dalgıç polislerin su altı kıyafetlerini giyerek hazırlık yaptığı, Vali Sonel’in bölgeye gelişinin ardından önce ekiplerle, daha sonra da Doku ailesiyle görüştüğü de görüntülere yansıdı.

Aynı soruşturma kapsamında halen tutuklu bulunan dönemin Tunceli Valisi Sonel ve beraberindeki emniyet yöneticilerinin daha sonra viyadüğün altındaki arama bölgesine geçtiği görüldü. Dalgıç ekipleri aynı gün Uzunçayır Baraj Gölü’nde arama çalışmalarına başlamıştı.

KİŞİSEL NOTLAR VE REÇETE SUDAN ÇIKARILMIŞTI

Doku’nun kaybolmasının ardından yürütülen aramalarda, kendisine ait olduğu belirtilen kişisel notlar ve reçete parçalarının Uzunçayır Baraj Gölü’nde bulunduğu açıklanmıştı. Aramaların ilerleyen döneminde Doku’ya ait olduğu değerlendirilen bir makasın da sudan çıkarıldığı bildirilmişti.

Gülistan Doku’nun bulunması amacıyla Uzunçayır Baraj Gölü ve çevresinde aylar boyunca geniş çaplı arama çalışmaları yürütülmesine rağmen Doku’ya ulaşılamadı.

DALGIÇ DEFTERİ İLE RESMİ TUTANAKLAR ARASINDA UYUMSUZLUK TESPİT EDİLDİ

Tunceli ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcılıklarınca 2026 yılında genişletilen soruşturma kapsamında, 2020’de gerçekleştirilen su altı aramaları da yeniden incelemeye alındı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in soruşturmanın son operasyonuna ilişkin kamuoyuna yaptığı açıklamada, adli makamlardan gizlendiği belirtilen dalgıç defterindeki kayıtlarla resmi arama tutanaklarının uyuşmadığının tespit edildiği bildirildi.

Gürlek ayrıca, Gülistan Doku’ya ait bazı kişisel eşyaların intihar ihtimalini destekleyen bir görüntü oluşturmak amacıyla su altına sonradan yerleştirilmiş olabileceğine ilişkin bulgular elde edildiğini açıkladı.

Söz konusu tespitlerin ardından 2020’de gerçekleştirilen su altı aramalarında görev alan bazı personel de soruşturma kapsamına dahil edildi.

ARAMALARA KATILAN DALGIÇ GÜRDAL TUTUKLANDI

Soruşturmanın beşinci dalgası kapsamında düzenlenen operasyonda 10 şüpheli gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında 2020’de Gülistan Doku’nun bulunması amacıyla yapılan su altı aramalarında görev alan dalgıç polisler Gürkan Gürdal, Alaattin Kocamemik ve Vahit İlgör de yer aldı.

Önceki gün Erzurum Adliyesi’ne sevk edilen Gürkan Gürdal çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı. Aynı mahkeme Alaattin Kocamemik ve Vahit İlgör hakkında ise adli kontrol kararı verdi.

Şüpheliler hakkında “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme”, “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” ve “resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçlamaları kapsamında işlem yapıldığı bildirildi.

BALIK ADAMLARIN GÖRÜNTÜLERİ YAYIMLADI

Gazeteci Ferit Demir, soruşturmadaki son gelişmelerin ardından 8 Ocak 2020’de Sarısaltuk Viyadüğü’nde kaydedilen görüntüleri sosyal medya hesabından yayınladı.

Demir, görüntülerle birlikte yaptığı paylaşımda, o dönem gerçekleştirilen su altı aramalarına ve Doku’ya ait kişisel eşyaların bulunmasına ilişkin çeşitli iddialarda bulundu.

Bazı eşyaların dalgıçlar aracılığıyla suya bırakıldığı ve aramaların Doku’nun intihar ettiği yönünde kanaat oluşturmak amacıyla kullanıldığı yönündeki ifadelerin gazetecinin iddiaları olduğu belirtildi.

Soruşturma makamlarının son açıklamalarında ise bazı kişisel eşyaların sonradan suya yerleştirilmiş olabileceğine ilişkin bulgulara ulaşıldığı belirtilirken, bu işlemin kim veya kimler tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmuyor.

5’İNCİ DALGA OPERASYONU

Soruşturmanın 5’inci dalga operasyonunda farklı kentlerde gözaltına alınan 10 şüphelinin tamamı işlemleri yapılmak üzere Erzurum’a getirildi.

Operasyonda, Temmuz 2017-Temmuz 2019 tarihleri arasında Tunceli İl Jandarma Komutan Vekilliği ve İl Jandarma Alay Komutan Yardımcılığı görevlerinde bulunan A.K. ile eşi B.H.K., polis dalgıçlar Gürkan Gürdal, A.K. ve V.İ., soruşturma kapsamında daha önce tutuklanan güvenlik korucusu Fatih Ö.’nün çocukları D.Ö., S.Ö. ve N.M.Ö. ile eşi S.Ö. ve olay tarihinde üniversite öğrencisi olan P.B. gözaltına alındı.

İlk olarak işlemleri tamamlanan üç dalgıç polis Erzurum Adliyesi’ne sevk edildi. Cumhuriyet Savcılığındaki ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen Gürkan Gürdal tutuklanırken, Alaattin Kocamemik ve Vahit İlgör hakkında adli kontrol kararı verildi. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı iki dalgıç hakkında verilen adli kontrol kararlarına itiraz etti.

Operasyon kapsamında gözaltında bulunan şüphelilerden iki kadın ise 1 Eylül’de Erzurum Adliyesi’ne sevk edildi. Savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle hakimliğe gönderilen kadın şüphelilerden biri tutuklandı, diğeri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Son kararla birlikte 5’inci dalga operasyonda tutuklananların sayısı 2’ye, Gülistan Doku soruşturmasının tamamında tutuklu bulunanların sayısı ise 30’a yükseldi. (ANKA)

 

İlişkili Haber
thumbnail

Gülistan Doku soruşturmasında bir tutuklama daha

Haberi görüntüle

💾

Tunceli’de 5 Ocak 2020’de kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetinin belirlenmesine yönelik soruşturma sürerken, kaybolmasının üçüncü gününde Sarısaltuk Viyadüğü’nde yapılan su altı aramalarına ilişkin görüntüler yeniden gündeme geldi. 2026 yılında genişletilen soruşturma kapsamında, su altı aramalarında görev alan dalgıçlardan Gürkan Gürdal tutuklanırken, soruşturma kapsamında tutuklu bulunanların sayısı 30’a yükseldi.

Meteoroloji alarm verdi: Sağanak geliyor… Göz gözü görmeyecek!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 2 Eylül hava durumu raporunu yayımaldı.

Buna göre; yurdun kuzey ve doğu kesimleri parçalı yer yer çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyıları, Artvin, Ordu, Kars, Ardahan ile Erzurum’un kuzey ve Van’ın doğu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Sabah ilk saatlerde Marmara’nın doğusu, Trakya’nın batısı ile Bolu çevrelerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.

Hava sıcaklıklarında önemli bir değişiklik beklenmiyor.

Rüzgarın genellikle kuzeyli, güney kesimlerde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Trakya’nın batı kesimlerinde sabah ilk saatlerde pus ve yer yer sis bekleniyor.

BURSA °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

ÇANAKKALE °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

İSTANBUL °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

KIRKLARELİ °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

EGE

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

DENİZLİ °C, 38°C

Az bulutlu ve açık

İZMİR °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

MUĞLA °C, 37°C

Az bulutlu ve açık

UŞAK °C, 33°C

Az bulutlu ve açık

AKDENİZ

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 38°C

Parçalı ve az bulutlu

ANTALYA °C, 39°C

Az bulutlu ve açık

BURDUR °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

HATAY °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

İÇ ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 32°C

Parçalı ve az bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

KONYA °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

NEVŞEHİR °C, 27°C

Parçalı ve az bulutlu

BATI KARADENİZ

Parçalı bulutlu, sabah saatlerinde Bolu çevrelerinin puslu yer yer sisli geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 30°C

Parçalı bulutlu, sabah saatlerinde puslu ve yer yer sisli

DÜZCE °C, 29°C

Parçalı bulutlu

SİNOP °C, 29°C

Parçalı bulutlu

ZONGULDAK °C, 26°C

Parçalı bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyıları ile Ordu ve Artvin çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 31°C

Parçalı bulutlu

RİZE °C, 28°C

Parçalı ve çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAMSUN °C, 28°C

Parçalı ve çok bulutlu

TRABZON °C, 28°C

Parçalı ve çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, Kars, Ardahan ile Erzurum’un kuzey ve Van’ın doğu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, kuzey kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 32°C

Parçalı bulutlu

VAN °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, doğusu sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 37°C

Parçalı ve az bulutlu

GAZİANTEP °C, 37°C

Parçalı ve az bulutlu

MARDİN °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

ŞANLIURFA °C, 38°C

Parçalı ve az bulutlu

Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu tutuklandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Yeni Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu, savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Tekinoğlu, buradaki sorgusunun sonucunda “fuhuşa teşvik veya aracılık” ile “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamalarından tutuklandı.

Mümtaz’er Türköne ile söyleşi: Siyasi merkez yeniden şekillenirken YENİ Parti, AK Parti ve Kürt hareketi 

YENİ Parti’nin yükselişi, AK Parti’nin tükenişi ve çözüm sürecinin milliyetçi siyasete etkisini Mümtaz’er Türköne değerlendirdi.

Mümtaz’er Türköne ile söyleşi: Siyasi merkez yeniden şekillenirken YENİ Parti, AK Parti ve Kürt hareketi  Medyascope

💾

YENİ Parti’nin yükselişi, AK Parti’nin tükenişi ve çözüm sürecinin milliyetçi siyasete etkisini Mümtaz’er Türköne değerlendirdi.

Cem Yılmaz hastaneye kaldırıldı

Ayvacık ilçesine bağlı Paşaköy’deki evinde rahatsızlanan Cem Yılmaz, 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. Bölgeye sevk edilen sağlık ekipleri, göğüs ağrısı şikayeti bulunan Yılmaz’ı ambulansla Ayvacık Devlet Hastanesi’ne götürdü.

Buradaki ilk müdahalenin ardından Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edilen Yılmaz’a anjiyo yapıldı. Yılmaz, işlemin ardından Koroner Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi altına alındı.

BAKAN MEMİŞOĞLU: GENEL DURUMU İYİ

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Yılmaz’ın genel durumunun iyi olduğunu belirterek şunları kaydetti:

“Değerli sanatçımız Cem Yılmaz’ın geçirdiği rahatsızlık nedeniyle gerekli tıbbi müdahaleler başarıyla gerçekleştirilmiştir. Genel durumu iyi olup tedavisi ve takibi koroner yoğun bakımda devam etmektedir.

Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, en kısa sürede sağlığına kavuşmasını temenni ediyorum.”

CAN YILMAZ’DAN AÇIKLAMA GELDİ

Cem Yılmaz’ın ağabeyi Can Yılmaz, kardeşinin sağlık durumuna ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Cem Yılmaz’ın durumu iyi. Geçirdiği kalp spazmının ardından gerekli müdahale vakit kaybetmeden yapıldı ve tedavi süreci başarıyla tamamlandı. Kendisi şu anda doktorlarının kontrolünde dinleniyor. Bu süreçte arayan, mesaj atan, dua eden ve iyi dileklerini gönderen herkese ayrı ayrı teşekkür ederiz.”

Meteoroloji uyardı: Sağanak ve kuvvetli rüzgar geliyor!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 30 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara’nın doğusu, Doğu Akdeniz’in doğusu, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu (Bitlis ve Şırnak hariç) ile Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adıyaman ve Diyarbakır çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların; Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; Doğu Anadolu’nun güneydoğusunda güneyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.

Hava sıcaklıklarının iç ve batı kesimlerde 2 ila 4 derece artacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik beklenmiyor.

Rüzgarın genellikle kuzeyli, yurdun güneydoğu kesimlerinde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Doğu Anadolu’nun güneydoğusunda kuvvetli ve kısa süreli fırtına (50-80 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin doğu kesimlerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 31°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ÇANAKKALE °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

İSTANBUL °C, 29°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KIRKLARELİ °C, 32°C

Parçalı ve çok bulutlu

EGE

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

DENİZLİ °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

İZMİR °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

MUĞLA °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

UŞAK °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

AKDENİZ

Parçalı, yer yer çok bulutlu, Doğu Akdeniz’in doğusunun aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 33°C

Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğu kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ANTALYA °C, 36°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu

BURDUR °C, 31°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu

HATAY °C, 28°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İÇ ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin (Konya Hariç) aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ESKİŞEHİR °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KONYA °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu

NEVŞEHİR °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

BATI KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 25°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DÜZCE °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİNOP °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ZONGULDAK °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kıyı kesimlerde yerel kuvvetli olması tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

RİZE °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması tahmin ediliyor.

SAMSUN °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması tahmin ediliyor.

TRABZON °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması tahmin ediliyor.

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, (Şırnak ve Bitlis dışında) bölge genelini aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölgenin güneydoğusunda güneyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor. Bölgenin güneydoğusunda toz taşınımı bekleniyor.

ERZURUM °C, 22°C

Parçalı ve çok bulutlu, yarın aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 29°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

VAN °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, yarın aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adıyaman ve Diyarbakır çevrelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde toz taşınımı bekleniyor.

DİYARBAKIR °C, 34°C

Parçalı ve çok bulutlu, sabah saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GAZİANTEP °C, 31°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MARDİN °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

ŞANLIURFA °C, 32°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

Çağrılanlar

Elif Kır yazdı…

Atam düşmanı kovdu, bu yurdu bize armağan etti. Atatürk düşmanı kovdu kovmasına da bu düşman neredeydi, ne yaptı, Türk ordusu nerede vuruştu, kaç ayda kaç yılda kovdu düşmanı? Atatürk büyük askerdi ama neden? Nasıl?

Ankara’dan yola çıkıp İzmir istikametinde araba yolculuğu yaptıysanız, önce Polatlı’dan sonra Eskişehir-Sivrihisar’dan, daha sonra Afyon’dan, Kütahya’dan yolunuz geçti. İstanbul’dan yola çıkıp güneye gittiyseniz belki Bozüyük’ten, Kütahya’dan yolunuz geçti. Az biraz tarih bilginiz varsa etrafınıza bakıp bu dağlarda, tepelerde, bu koca arazide nasıl savaş olmuş, bu uçsuz bucaksız topraklarda düşmanı nasıl yenmişiz diye düşünmüş olabilirsiniz. Üstelik uçak desen yok denecek kadar azdı o dönem. Onu da şimdiki gibi düşünmemek lazım. Tren desen, toprağımızdan geçen raylı sistemin işletmesi bize ait değildi büyük ölçüde. Yol desen asfaltta gitmek gibi değil. Bırak otomobili kağnı gidebilse büyük şans… Buralarda yürünür mü? Kah güneşin altında kah yağmurun… Havası gündüz nasıldır, gece nasıldır? Tüm bu soruların en azından birkaçı zihninizde belirdiyse eğer, peşinden gidin lütfen bu merak zincirinin. Sonunda varacağınız yer, binlerce vatan evladının gençliğini, hayallerini, sevdalarını, ömürlerini gömdüğü; gözyaşıyla, terle, kanla suladığı, ama onuru ve haysiyeti silinemez şekilde bu yurdun havasına, toprağına, ovasına ve dağına kattığı o kutsal topraklar olacaktır.

“O kutsal topraklara nasıl giderim, nasıl gezerim, bir anlatan yok mu” diye soracak olursanız sanırım Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en şanslı zamanına denk geldiniz. Evet son cümlem yanlış yazılmadı. Sayın Selim Erdoğan, Sayın Fuat Serdar Aydın ve ekipleri yıllardır canla başla bu toprakları adım adım dolaşıp, harp ceridelerini tabiri caizse hatmedip, hem Türk hem Yunan arşivlerini tarayıp, arazide doğrulamasını yapıp Türk çocuğuna kendi tarihini anlatmayı görev edinmişler. Durumdan vazife çıkarmışlar bir nevi. Üstelik bunu gönüllü şekilde, vatana ve onbinlerce kefensiz yatana bir borç olarak görüp canla başla, kendi imkanlarıyla yapıyorlar.

26 Ağustos 2026 sabahı, gönlü yüreği vefa dolu, belki sayıca bir avuç ama manevi adanmışlığı yüksek bir ekip olarak, Mürettep Müfreze gönüllüleri ile Selim Erdoğan ve Fuat Serdar Aydın’ın öncülüğünde, saat 05.00’te Kocapınar Sargıyeri Şehitliği’nden yola çıkıp 15. Tümen’deki atalarımızın takip ettiği rotayı yürüyerek, sabahın ilk ışıklarıyla Tınaztepe’ye vardık. Güneş doğmuştu doğmasına fakat 104 yıl önce o gün başlayan ve Türk’ün tarihteki en organize büyük savaşı zaferle sonuçlanmasa yine doğar mıydı? Yol boyu yürürken sohbetler edilmiş, çoğu zaman düşmeden yürüyebilmek için etrafa bile doğru düzgün bakamadan önümüze bakmamız gerekmişti. Fakat 104 yıl önce aynı yolu yürüyenlerin çoğunu kurşun, kan ve ölüm bekliyordu o yolun sonunda. Biz onlar sayesinde o dağın eteğinde güvende olduğumuzu bilerek yürürken, ses çıkarırken, gökyüzüne bakıp yıldızların ve dolunaya dönen ayın tadına varırken, onlar hilalin karanlığında toprakla bütünleşmiş bir sessizlikte yola çıkmış, onlardan önce başlayan top ateşinin gürültüsü bir yanda sevdiklerini son kez gözlerinin önüne getirmişlerdi belki. Empati yapmamak ne mümkün!

Tınaztepe’de mevzileri gördük, Türk ordusunun ne şekilde hücum ettiğini dinledik. Her şeyden öte, bastıkları toprağın nasıl olduğunu, ortalığın bitki örtüsünü, coğrafi şartlarını gördük. Havanın gece nasıl soğuk olduğunu ve güneş doğunca nasıl ısındığını, kış ve yaz mevsiminin saatler içinde art arda nasıl yaşandığını deneyimledik. Atatürk’ün o meşhur fotoğrafında Kocatepe’de neden kışlık palto giydiğini anlıyorsunuz mesela. Ama bence en eşsiz kazanım; o uçsuz bucaksız, yer yer dağlık yer yer çukur olan coğrafyada, adeta sarı bir denizi andıran o bozkırda, kilometrelerce kare alanda nasıl organize olduğumuzu, coğrafyanın en ufak planlama eksikliğini ve öngörüsüzlüğü nasıl acımasızca cezalandıracağını idrak ettiğiniz noktada, Atatürk neden Atatürk, komuta kademesi neden çok büyük iş yaptı, vuruşan erin kahramanlığı, çevredeki köylünün fedakarlığı, her şeyi unutamayacak şekilde içselleştiriyor olmanız.

Boztepe eteklerine vardığımızda ise ormanlık arazinin ortasında yatan 12 vatan evladının ebedi istirahatgahına ulaştık. Hem saygı duruşunda bulunup İstiklal Marşımızı okuduk hem de dua edip rahmet diledik ruhlarına. Uzmanlarımız, detaylı ve hassas çalışmalarının sonucunda şehitlerimizin künye bilgilerine ulaşmışlardı. Hatırladığım kadarıyla aralarında Samsun Çarşambalı, Ankaralı, Çorumlu ve Amasyalılar vardı. En yüreğimi sızlatan, 1922 yazında şehit olan atalarımızın çoğu 1900, 1901 doğumluydu. Yirmi yıl sürmüş ömürlerinin denk geldiği dönem gerçekten insanın yüreğini burkuyor. Bireysel hayatlarınızı, o yaşlarınızı, o yaşlara dair hayallerinizi düşünürseniz şayet yapılan fedakarlığın boyutu çok daha iyi anlaşılıyor. Üstelik bu insanlar, kendi yerlerinden yurtlarından çıkıp belki hayatları boyunca görmedikleri, iklimine ya da coğrafyasına bile alışık olmadıkları fakat vatan bildikleri topraklarda kendilerinden 100 sene sonra doğacak, yaşayacak o hiç tanışmadıkları insanların yirmili yaşları, kendilerininkinden farklı, refah içinde olsun, kendi bayrağının gölgesinde geçsin, insanlık onuruyla bezeli kalsın diye savaşarak, dövüşerek, yiğitçe canlarından geçtiler.

Atalarımıza ne kadar minnet etsek, onlar için ne kadar dua etsek az. Gezi biterken, kulaklardan silinmeyen ve zihinde yankılanan o söz Fuat Serdar Aydın’a aitti:

“Siz buraya gelmediniz, siz buraya çağrıldınız”.

30 Ağustos Zafer Bayramımızı en içten şekilde kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatanın her karışında ve bir zamanlar vatan olmuş
her coğrafyada toprağa mukaddes kanını içirmiş tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Saygılarımla.

Büyük Zafer’in 104’üncü yılı: 30 Ağustos kutlu olsun!

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Türk ordusunun 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, dünya tarihinin gördüğü en büyük kahramanlık destanlarından biri olarak tarihe geçti.

1919 yılında Birinci Dünya Savaşı sonrası İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine dayanarak türlü bahanelerle Anadolu’yu işgale başladı, ordusunun cephanesi elinden alınan Türk milleti zor durumda bırakılmaya çalışıldı.

Ünlü yazar Halide Edip Adıvar’ın ”Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabında anlattığı işgal günlerinde, itilaf donanması İstanbul’a, Fransızlar Adana’ya, İngilizler Urfa, Maraş, Samsun ve Merzifon’a, İtalyanlar, Antalya ve Anadolu’nun güneybatısına yerleşti.

15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletlerinin izniyle Yunan Ordusu İzmir’e çıkarma yaptı.

Bu durum karşısında Türk milleti, tarih boyunca gösterdiği ”millet olma bilinci” içerisinde işgallere karşı Kuvayımilliye hareketini başlattı. İki seçenek vardı; ya işgal güçlerine teslim olunacak ya da yıkılan yakılan bir ülke, yılmaz evlatlarının azmiyle yeniden ayağa kalkacak ve küllerinden doğacaktı.

1920’de TBMM’nin açılması üzerine işgal güçleri tüm baskıcı politikalarını Atatürk ve silah arkadaşları üzerine yoğunlaştırdı, özellikle Batı Cephesi’nde hareketlilik başladı. 1921’de Polatlı’ya kadar gelen Yunan ordusunu püskürtmek, daha birkaç yıl önce tarih literatürüne ”Çanakkale geçilmez” sözünü altın harflerle yazdıran vatan evlatlarına düştü.

Sakarya’da 22 gün 22 gece süren kanlı çarpışmaların ardından durdurulan düşman ordusunu tamamen yurttan atmak amacıyla bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra 26 Ağustos 1922’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’u başlattı.

26 AĞUSTOS’TA KOCATEPE’DE ŞAFAK SÖKERKEN

Başkomutan Mustafa Kemal, 26 Ağustos sabahı Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile muharebeyi yönetmek üzere Afyonkarahisar sınırlarında kalan Kocatepe’de yerini aldı.

Topçu ateşleriyle şafak vakti başlayan harekatın devamında Türk askeri, sabahın ilk ışıklarıyla hücuma geçip Tınaztepe’yi ele geçirdi ve Belentepe ile Kalecik Sivrisi’nden düşmanı uzaklaştırdı.

Taarruzun ilk gününde 1. Ordu birlikleri, Büyük Kaleciktepe ile Çiğiltepe arasında 15 kilometrelik alanda, düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5’inci Süvari Kolordusu, düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu, 2’nci Ordu ise cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.

Türk ordusu, 27 Ağustos sabahı yine bütün cephelerde yeniden taarruza geçti ve aynı gün Afyonkarahisar, 8’inci Tümen tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. 28 ve 29 Ağustos’ta başarıyla sürdürülen taarruz, düşmanın 5’inci tümeninin etkisiz kılınmasıyla neticelendi.

29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçilip taarruzun kısa sürede sonuçlandırılmasında hemfikir oldu ve planın 30 Ağustos’ta aksamadan uygulanması için gerekli önlemler alındı.

BÜYÜK ZAFER VE BİR KIRIK KAĞNI

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk Ordusu’nun Kurtuluş Savaşı’nda kazandığı en önemli zaferin arifesinde, 30 Ağustos sabahında şimdi belde olan Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy’de birliklere taarruz emrini verdi.

O’nun bizzat yönettiği Dumlupınar’daki meydan muharebesinde kahraman Mehmetçik, Yunan birliklerini Allıören, Keçiler, Kızıltaş deresi yolunun iki yanında tamamen sarıp imha etti. Kızıltaş deresi bölgesinde açık kalan alandan bazı Yunan birlikleri, General Trikopis, General Diyenis ve birçok Yunan komutanı kaçtı.

Büyük Zafer’in ertesi günü, 31 Ağustos’ta Zafertepe Çalköy’de bir evin bahçesindeki kırık kağnının üzerine muharebe alanlarının haritasını koyan Başkomutan Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile durum değerlendirmesi yaparak Yunanlıların yeniden savunma düzenine geçmesini önlemek ve onları mağlup etmek için İzmir’e girme görüşünde birleşti.

‘ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR, İLERİ’

Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer sonrası 1 Eylül’de Dumlupınar’da, Batı Cephesi’ndeki tüm subay ve erlere okunmak üzere yayımladığı bildiride, şu ifadelere yer verdi:

”Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları, Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde, zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve seçkin ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk ulusu, geleceğine güvenmekte haklıdır. Savaş alanlarındaki başarı ve fedakarlıklarınızı yakından görüp izliyorum. Ulusumuzun size olan övgülerinin iletilmesine aracılık etme görevinin arkasını bırakmayacak, sürekli olarak yerine getireceğim. Ödüllendirme için Başkumandanlığa öneride bulunulmasını, Cephe Kumandanlığına buyurdum. Bütün arkadaşlarımın, Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri de verileceğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kullanarak, yarışmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”

27 Ağustos’ta Afyonkarahisar, 30 Ağustos’ta Kütahya’nın kurtuluşunu 1 Eylül’de Gediz, 3 Eylül’de Emet ve Tavşanlı’nın kurtuluşları izledi, 9 Eylül’de İzmir’de Yunan Ordusunu denize döken Türk ordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın emrini büyük bir başarıyla yerine getirdi.

‘VERDİĞİM SÖZÜ YERİNE GETİREMEDİM’

Büyük Taarruz’dan akıllarda kalan en önemli olaylardan biri, 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey’in, 27 Ağustos’ta Çiğiltepe’nin alınmasının yarım saat gecikmesi üzerine, görevini yerine getirememenin üzüntüsü ile kendisini vurarak intihar etmesiydi.

Kocatepe’den verilen emirle Büyük Taarruz’u başlatan Türk askerleri, taarruzun ilk ve ikinci gününde tüm tepeleri ele geçirmeye başladı. Çiğiltepe’de bulunan Yunan askerlerine karşı direnen 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey ile Mustafa Kemal Paşa arasında, şu telefon konuşması geçti:

Sonraki yarım saatte Çiğiltepe’yi düşman askerinden alamayan Albay Reşat Bey, ”Verdiğim sözü yerine getiremediğim için yaşayamam” diyerek beylik tabancasıyla intihar etti.

Mustafa Kemal Paşa’ya, Çiğiltepe sırtlarında çarpışan 57’nci Tümen Komutanlığını yeniden telefonla aradığında Albay Reşat Bey’in intihar ettiği söylendi ve ”Yarım saat zarfında o mevkiyi almaya size söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam” yazdığı notu okundu.

Çiğiltepe, Albay Reşat Bey’in ölümünün 15 dakika sonrasında düşman askerlerinden kurtarıldı.

‘TÜRK CUMHURİYETİ’NİN TEMELİ BURADA SAĞLAMLAŞTI’

Büyük Önder Atatürk, Büyük Zafer’den tam iki yıl sonra, 30 Ağustos 1924’te, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nın temel atma törenine katılmak üzere Zafertepe Çalköy’e geldi.

Törene katılanlara iki yıl öncesini hatırlatan Atatürk, Büyük Zafer’i şu cümlelerle anlattı:

”Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son parçası olan 30 Ağustos Zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil dünya tarihine yeni bir adım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbellidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır. Türk ulusu burada kazandığı zaferle, açığa vurduğu gücü ve istemiyle, bu belli gerçeği bir kere daha tarihin bağrına çelik kalemle koymuş bulunuyor.”

ABD ve İsrail, ‘ortaklık’ masalları altında Türkiye’nin ‘silahsızlandırılmasını’ hazırlamaya çalışıyor

Okay Deprem yazdı…

Türkiye epeydir Ortadoğu’da öncü bir rol oynamayı amaçlıyor ve bölgede düzeni sağlamak istiyor. Bu basit ve temel sonuca varabilmek için, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamadan yola çıkmak bile yeterli olacaktır. Erdoğan bir kez daha, Ankara’nın Ortadoğu’da “kanlı senaryoların hayata geçirilmesine izin vermeyeceğini” söyleyip açıkça, İsrail’in Filistinlilere karşı devam eden soykırımına ve Tel Aviv’in Lübnan ile Suriye’ye yönelik sinsi saldırganlığına göndermede bulundu. Bu beyanat, Malazgirt Savaşı ve Anadolu’nun fethinin başlangıcının 955. yıldönümü anısına düzenlenen etkinlikler çerçevesinde verildi.  

ABD’NİN ‘BASKIN ÜLKE’ OLARAK GÖRDÜĞÜ İSRAİL’E HER TÜRLÜ SİLAH MÜBAH LAKİN TÜRKİYE’YE HAYIR!

Bazı birtakım uluslararası uzman ve yorumculara bakılırsa Ankara’nın bölgede önüne koyduğu siyasi-askeri ve stratejik hedeflere ulaşması uzak ara hiç de kolay değil, çünkü ona İsrail açıkça, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise örtülü olarak karşı. Ne Amerikalıların ne de İsraillilerin güçlü bir Türkiye’ye ihtiyaçları olduğunu adeta yedi alem uzunca süredir biliyor, çünkü Washington her şeyden önce bölgenin “baskın ülkesi” olarak her zaman İsrail’i göregelmiştir. Bu çerçevede, Yahudi devletine beşinci nesil F-35 savaş uçakları da dahil olmak üzere sınırsız miktarlarda en yeni Amerikan silahları geldi ve gelmeye de devam ediyor. Ancak Türkiye’ye Amerikalılar, çeşitli uydurma bahanelere atıfta bulunmak suretiyle söz konusu uçakları bilindiği gibi bir türlü vermiyorlar. Her şey, askeri güç dengesini İsrail lehine değiştirmek için yapılıyor… 

‘BATI, TÜRKİYE’NİN DAHİL OLACAĞI BÖLGESEL ASKERİ İHTİLAFTA KKTC’Yİ ELE GEÇİRMEK İSTEYEBİLİR’

Yukarıda betimlenen gidişat deneyimli siyaset bilimciler, jeopolitoglar, diplomatlar ve diğer uzmanlar tarafından uzun süredir yakınen takip ediliyor. Bunlardan birisi de tarihçi Mehmet Perinçek. Batı’nın; Ankara’yı müttefiklerden mahrum bırakmak, konumunu zayıflatmak ve sonunda da Kuzey Kıbrıs’ı ele geçirmek emelleriyle, Türkiye’yi bir tuzağa doğru sürüklediğinden emin gözüken Perinçek, Türkiye’nin buna karşı koyamayabileceğini çünkü ABD’nin ona, “Made in USA” damgalı silahları İsrail’e ve NATO müttefiklerine karşı kullanmasını muhtemelen yasaklayacağı uyarısında bulunarak şunları dile getirdiği dikkat çekti geçtiğimiz günlerde:  

MEHMET PERİNÇEK: İRANLILAR, ABD VE BATI’DAN BAĞIMSIZ ASKERİ SİSTEMLER SAYESİNDE KAZANDILAR

“Şunu anlamamız gerekiyor ki, eğer Türkiye ile İsrail arasında bir çatışma olursa, Amerikan uçaklarını veya hava savunma sistemlerini kullanamayız. Tüm bu tür ekipmanlar Washington’a bağlıdır. Eylül 2025’te İsrail Katar’a saldırdığında benzer bir şeyi gördük. İşte, Katar o zaman İsrail’e karşı Amerikan sistemlerinden istifade edemedi – bu çok büyük bir ders. Tıpkı İran’daki son savaş gibi… İranlılar, ABD ve Batı’dan bağımsız olan askeri sistemler sayesinde kazandılar. Ve şimdi Türkiye hükümeti Rus S-400 füzelerinden kurtulmak ve Amerikan sistemlerini satın almak istiyor. Onlar bu yolla Türkiye’yi İsrail’in saldırganlığından koruyabileceklerini düşünüyorlar, ancak bu tam tersine Türkiye’nin silahsızlandırılmasıdır.” Türk tarihçi, verdiği mülakatının devamında, ülkesinin ulusal çıkarlarının Çin, İran ve Rusya Federasyonu ile daha yakın ilişkiler kurulmasını gerektirdiğini sözlerine ekledi. 

İRAN’IN SURİYE’DEN AYRILMASINDAN SONRA “BÜYÜK İSRAİL”İN ÖNÜNDEKİ TEK ENGEL TÜRKİYE KALDI

Son yıllardaki olaylar gerçekten de, Tel Aviv’in Afrika’dan Kafkasya’ya kadar uzanan “Büyük İsrail”in yaratılması yönündeki malum hayalini tutarlı bir şekilde gerçekleştirmeye doğru ilerlediğini gösteriyor. İranlıların Suriye’den ayrılmasından sonra, bu geniş-bölgesel hegemonik planın hayata geçirilmesinin önündeki tek ciddi engel olarak Türkiye kalmış bulunuyor. Yahudi devletinin, sadık müttefiki ABD’yi de yanına alarak, Türkiye’yi kendi yolundan uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi ardına koymayacağı çoktan kesinlik kazanmış bir olgu. Aslında ilgili süreç çoktan başlamış gözüküyor: Türkiye’yi kendince itibarsızlaştırma peşindeki Tel Aviv işe sözde «Ermeni Soykırımı”nı tanımakla başladı. Hızını alamayan İsrail, Lübnan ve Suriye’de askeri tampon bölgeler oluşturdu ve dahası Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile düzenli ortak hava tatbikatları, silah tedariki ve istihbarat alışverişini içeren bir de yöresel askeri-stratejik-siyasi ittifak kurmaya soyundu. Yani açıkça Beyaz Saray’ın onayıyla Doğu Akdeniz’in Türkiye’yi kontrol altına almak ve İsrail’in çıkarlarını korumak için bir “arena” haline getirilmesi planlı şekilde gerçekleştiriliyor. 

‘MEKKE PAKTI’NA YAKIN VADEDE BANGLADEŞ VE İRAN’IN İŞTİRAK ETMESİ SÜRPRİZ OLMAYABİLİR

Yukarıda sıralananların hepsini bir araya getirdiğimizde, Türkiye’nin istikrarın bölgesel garantörü ve İslam Dünyası’nın çıkarlarının savunucusu olarak rolünün NATO’daki mecut üyeliğiyle giderek daha fazla çeliştiği pekala söylenebilir çünkü bazı ittifak ülkelerinin Arap topraklarındaki eylemlerinin çoktandır Müslümanların bilinçli imhası olarak görüldüğü İsrail hükümetine açıkça sponsorluk yaptığı bilinmez değil. Belki de tam da bu yüzden, bölgede bazılarının “İslami NATO” olarak adlandırdıkları başka bir askeri bloğun örgütlemesine başlanıldı bile. Burada bahsedilen tahmin edileceği gibi, 7 Ağustos’ta Mekke’de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ve katılımcı ülkelerin Kuzey Atlantik Antlaşması’nın Beşinci Maddesi ilkesine benzer bir şekilde korunmalarını öngören “Mekke Paktı”. Bangladeş, çiçeği burnunda ittifaka katılma konusunu ele alırken, İran da böyle bir olasılığı göz ardı etmiyor… 

DEM Parti’den ‘eşit yurttaşlık’ açıklaması: ‘Silahlar sustu ama…’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Şanlıurfa’da düzenlenen halk buluşmasında, ölen PKK’lı teröristlerin ailelerinin yanı sıra “şehit ailelerine başsağlığı” mesajını iletirken, “Türkiye’nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Annelerinin, Cumartesi Annelerinin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon’un acısı da Siirt’in acısı da Urfa’nın acısı da eşittir. Kimse evladını yitirmesin. ‘Bu süreç nedir?’ diye bize soruyorlar. Hiçbir annenin evladını yitirmemesi sürecidir. O sıvasız evlere acı düşmeme sürecidir. Bakın, iki yıldır bu süreç başladı. Çok şükür tek bir canımızı yitirmedik. O fakir, sıvasız, yoksul evlere gençlerin bedenleri gitmedi. Bak bundan daha kutsal bir şey olamaz” dedi.

‘İLK DEFA KÜRT MESELESİ İÇİN BİR YASA GEÇTİ’

Bölücü çerçeve yasaya ilişkin görüşlerini paylaşan Bakırhan, şunları kaydetti:

“İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına ‘bilinmeyen dil’ diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir.”

‘ŞİMDİ BU YASA KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜM YASASI DEĞİL’

Yasada Kürtlere yönelik bir kazanımının olmadığına ilişkin yapılan eleştirilere yanıt veren Bakırhan, “Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil” ifadelerini kullandı.

“YÜZ YILLIK BİR MESELE BU YASAYLA ÇÖZÜLMEYECEK”

Yasanın terör örgütü PKK ve bütün sonuçlarını ortadan kaldıran bir yasa olduğunu iddia eden Bakırhan, şunları kaydetti:

“Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK’nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı.”

‘HENÜZ YOLUN BAŞINDAYIZ. BU YASA HER ŞEY DEĞİL’

Bakırhan, yasanın küçümsenmemesi gerektiğini savunarak, “Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt’ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt’ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt’ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi’nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı” diye konuştu.

‘ŞAM’DA ÖNEMLİ BİR ADIM ATILDI’

Suriye’deki gelişmelere de değinen Bakırhan, “Kürtlerin Suriye’nin geleceğinde kilit bir role sahip olduğunu” ifade ederek, “Şimdi gelelim Rojava’ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam’da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye’nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye’nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte” ifadesini kullandı.

‘MAZLUM KOBANİ, AHMED ŞARA’NIN DEĞİL, CUMHURBAŞKANLIĞI DANIŞMANI OLDU’

“Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” diyen Bakırhan, “Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye’nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye’de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor” dedi.

‘BU BEDELLERİN KARŞILIĞINDA EKSİK DE OLSA KAZANIMLAR DA VAR’

“Kürtlerin Suriye yönetimi ile yaptığı anlaşmaların küçümsenmemesi” gerektiğini savunan Bakırhan, “Kobani’de, Afrin’de değil, Halep’te de Şam’da da Suriye’nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz” diye konuştu. (ANKA)

Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi fikstürü belli oldu

UEFA Şampiyonlar Ligi’nde kura çekiminin yapılmasının ardından Galatasaray ve Fenerbahçe’nin rakipleri belli olmuştu.

Türkiye’nin iki temsilcisinin de Devler Ligi’ndeki maç takvimi açıklandı.

Galatasaray’ın fikstürü şu şekilde:

9 Eylül | Sporting (D)
13 Ekim | Barcelona
21 Ekim | Lille (D)
3 Kasım | Stuttgart
24 Kasım | Aston Villa
8 Aralık | AEK (D)
19 Ocak | Feyenoord
27 Ocak | PSG (D)

Fenerbahçe’nin fikstürü ise şöyle:

10 Eylül | Roma
14 Ekim | Aston Villa (D)
20 Ekim | Slavia Prag
4 Kasım | Liverpool
25 Kasım | Shakhtar Donetsk (D)
9 Aralık | LASK (D)
20 Ocak | Villarreal
27 Ocak | Atletico Madrid (D)

Süleymancılar soruşturmasında tutuklu sayısı 81’e yükseldi

“Alihan Kuriş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması kapsamında bugüne kadar 124 kişi hakkında adli işlem başlatılırken, 81 şüpheli tutuklandı. Şüphelilerden 10’u hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı. Soruşturma kapsamında gözalatın alınan 2 şüphelinin kolluktaki işlemleri devam ederken, 27 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürüyor.

Öte yandan, örgütle bağlantılı olduğu değerlendirilen 50 şirket ile 4 derneğe el konulurken, 50 şirkete de kayyım atandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmanın “suç örgütünün yapılanmasının, mali kaynaklarının, para hareketlerinin, suçtan elde edildiği değerlendirilen mal varlıklarının ve bağlantılı kişi ve kuruluşların tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik olarak titizlikle sürdürüldüğü” belirtilerek, organize suç yapılarıyla ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerleriyle mücadele, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kararlılıkla devam ettiği vurgulandı.

Erhürman: Kıbrıs Türk halkının görünmez kılınmasına göz yummayacağım

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin uluslararası temaslarını sürdürme ve Kıbrıs sorununda müzakere masasında kalma konusundaki tutumunu yineledi.

Kıbrıs Türklerinin Kıbrıslı Rumlarla eşit olduğunu vurgulayan Erhürman, görev süresi boyunca halkın hakları, güvenliği ve eşitliğinden vazgeçmeyeceğini kaydetti. Erhürman, şu ifadeler yer aldı:

“Kıbrıs Rum Liderliği’nin büyükelçilerle yapılacak görüşmeyi engelleme girişimi hangi sebeple yapılmış olursa olsun… O sebeple yapılmaması gerektiği iddia ediliyor iseydi, büyükelçilerin katılmış olması, o sebebin uluslararası toplum tarafından dikkate alınabilecek, meşru bir sebep olmadığını yeterince göstermiştir herhalde!

Görüşmeler devam etmesine karşın Kıbrıs Rum Liderliği Kıbrıslı Türkleri görünmez kılma çabalarına devam edecekmiş! Görüşmeler devam etmesine karşın bizler de hem Kıbrıs Rum Liderliği’nin bu girişimlerini hem de halkımızı görünür kılma çabalarımıza devam edeceğiz. Bu çabaların görünen, görünmeyen tarafları vardır ve hep olacaktır tabii ki…

Bu Ada’daki iki eşit kurucu ortaktan biri olan Kıbrıslı Türkler masadan kaçsın, uluslararası toplumla ve kuruluşlarla tüm iletişimini koparsın diye iki taraflı bir çaba var. İki taraf birbirinin değirmenine su taşımaya devam ediyor her zamanki gibi. Güneydekiler Kıbrıslı Türkler masadan kaçsın, biz çözüm isteyen mağdur taraf rolünü oynamaya devam edelim derdinde, kuzeydekiler ise, bizimkiler masadan kaçsın, çözümsüzlük çözümdür, hep izole kalalım, çocuklarımızın dünyayla buluşmasına gerek yok, biz böyle iyiyiz gailesinde. İkisinin buluştuğu yer, Kıbrıslı Türkler’in görünmez kılınması, dünyayla buluşamamasının sağlanması! Halkımız biliyor ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ne birine teslim oluruz ne de öbürüne…!

‘KIBRISLI TÜRKLER KIBRISLI RUMLARLA EŞİTTİR’

Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumlarla eşittir. Bunu kabul etmeyen Rum, Türk, uluslararası kuruluş, temsilci, kim varsa, bilecekler ki yolumuzun onlarla herhangi bir yerde kesişmesi mümkün değildir. Uluslararası kuruluşlar da bilecekler ki dünde değiliz! Ama zaten siz de daha önce öyle, böyle… Yok öyle! Dünyanın adil bir yer olmadığını kimse bize öğretmeye kalkmasın. Biz bunun bedelini ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Ama adaletsizliğin ‘norm’ haline getirilmesine teslim olmadık, olmayacağız.

‘OMURGA KADAR BEYİN VE YÜREK DE ÖNEMLİDİR’

Omurga önemlidir! Ama sanırım herkes bilir ki en az omurga kadar, beyin ve yürek de önemlidir. Hatta bilinir ki beynin ve yüreğin olmadığı yerde omurga tek başına hiçbir şey ifade etmez. Yaşam belirtisi dahi gösteremez. Kimse bizden bir kez daha Kıbrıslı Türklerin tüm uluslararası temaslarını ortadan kaldırarak, tüm süreçleri dondurarak, onunla bununla konuşmam, diyalog kurmam, diplomasi yapmam diyerek, sözde dik durarak, aslında bulunduğu yere çakılarak, Kıbrıslı Türklerin görünmez kılınması çabalarını fark etmeden desteklemek aymazlığını beklemesin.

‘HERKES ELİNDE NE VARSA ARDINA KOYMASIN!’

Kıbrıslı Türklerin moral motivasyonunu kırmak için dört bir yandan harekete geçildi. Geçilir elbet! Çünkü konfor alanları bozuldu. Şimdi kartlar yeniden dağıtılacak. Herkes elinde ne varsa ardına koymasın! Kıbrıs Türk halkı bu adada 1878’den beri varoluş mücadelesi veriyor. Kimse, bu halkın deneyimini, birikimini, yetişmiş insan kaynaklarını küçümsemeye kalkmasın. Mücadele Sarayönü’nde birbirine laf atarak verilmez. Mücadele sahada verilir ve bu mücadele sahada veriliyor.!

‘SEÇİMLER BİTER, VAROLUŞ MÜCADELESİ BİTMEZ’

Saha kuruldu. Kılını kıpırdatmayıp, görevinin farkında dahi olmayıp, ona buna laf yetiştirip, ‘biz böyle iyiyiz’ diyenlerin Kıbrıs Türk halkı açısından sahada yeri yok. Bu daha fazla nasıl görülebilirdi ki?” Seçim dönemidir (kuzeyde de, güneyde de seçim rüzgarları esiyor)… Elbette herkesin kendini göstermeye, laf üretip görünür olmaya ihtiyacı var. Bunu bilir ve anlarım. Ama bilinecek ki seçimler geçer, biter, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi bitmez.

‘SÖZÜNE GÜVENEN SÖZÜNÜ GÖZÜME SÖYLER’

Bu halk bana on ay önce görev verdi. Daha dört yıldan fazla görev sürem var. Halkıma sözüm, bu halkın bu adadaki haklarından, güvenliğinden ve eşitliğinden asla vazgeçmeyeceğim, bu halkın görünmez kılınmasına, dünyayla buluşmasının engellenmesine asla göz yummayacağımdır. Sözüm sözdür. Ben sözümü muhataplarımın gözüne bakarak söylüyorum ve söyleyeceğim. Sözüne güvenen sözünü gözüme söyler!”

Manifest grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alındı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu’nca yürütülen soruşturma kapsamında, “Manifest” grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alındı.

Akış hakkında, “müstehcenlik”, “uyuşturucu madde kullanma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçları kapsamında soruşturma yürütüldüğü öğrenildi.

Rus ‘muhalifler’ seçimlere savaş mı açtı?

Okay Deprem yazdı…

Rusya parlamentosu’nun alt kanadı Devlet Duması’nın yaklaşan eylül ayının ikinci yarısında seçimleri gerçekleşecek. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin medyasında ilgili seçimlerin gayrimeşru olarak tanınması için şimdiden dikkatlice koordine edilmiş bir kampanya yürütüldüğü gözleniyor. Bu enformasyon saldırısının araçlarından birisi de tahmin edileceği üzere, ülke dışına çıkmış bulunan Rus muhalifler. Bunlardan bazıları bilindiği gibi çok uzun zaman önce vatanlarını terk etmişti, geri kalanları ise şubat-Mart 2022 döneminde Rusya’dan göç etmişlerdi. Ama bu durum onların her nedense ve halen, Rusya Federasyonu seçim sistemini itibarsızlaştırma yönünde güçlerini birleştirmelerine engel olmuyor. Ve bu hakikaten de asılsız bir iddia değil. Söz gelimi, sadece resmi veriler dahi baz alındığında, Kremlin’e muhalif “Yolsuzlukla Mücadele Vakfı”nın (FBK) eski başkanı Leonid Volkov’un, Avrupa’da ikamet ettiği mahalde birkaç yıl önce 540.000 avro değerinde iki katlı bir ev satın aldığı hatırlanacaktır. Putin’in yurt dışına kaçan diğer muhaliflerinin de pek “yoksulluk çekmedikleri” belirtilebilir: FBK’nın eski çalışanlarından İvan Jdanov, Yulia Navalnaya (hapishanede ölen ünlü muhalif siyasetçi Aleksey Navalni’nin dul eşi), Devlet Dumasının eski milletvekilleriden İlya Ponomarev, eski satranç şampiyonu Garry Kasparov, emekli petrol patronu Mikhail Khodorkovski ve rejim değişikliği talep eden diğerleri gibi… Hepsi de Rusya’nın Batı siyasetine geri dönmesini, Ukrayna ile savaşta yenilmesini ve ardından da ülkenin muhtemel birkaç sözde egemen cumhuriyete bölünmesini savunageliyor.

GÖRECE MADDİ REFAHLARI KENDİ VATANLARINA BİR ŞEKİLDE SIRT ÇEVİRMELERİ SAYESİNDE OLMASIN?

Bu insanlar kendilerini birer büyük stratejistler sanıyor olabilirler, ancak şu anda zorunlu olarak bulundukları ortamda siyasi göçmenlere artık çok da saygıyla değil, fakat tersine, olabildiğinde tersi duygu ve düşüncelerle bakanların sayısının hiç de az olmadığını biliyor olsalar gerek. Çevrelerindeki pek çok kişi, kavuştukları görece maddi refahlarının kendi vatanlarına bir şekilde sırt çevirmek sayesinde olduğunu anlayıp görebiliyor. Ve benzer grupların günümüzde her yerde giderek daha çok hor görülüp dışlandıklarına tanık olunuyor… Yukarıda tasvir edilen politize karakterlerin gerçek siyasi mücadele yerine adeta “yabancı hibeler” uğruna çekişmede daha başarılı olduklarını düşünenlerden ünlü Slovak toplumsal aktivistlerden ve aynı zamanda eski Slovakya Yüksek Mahkemesi Başkanı Stefan Garabin bakın bu konuda neler dile getiriyor: 

STEFAN GARABİN: YURTDIŞINDAKİ MUHALİF FİGÜRLERİN ÇABALARI RUSYA SEÇİMLERİNİ ETKİLEMEZ

“Elbette, burada asıl rolü para oynuyor. Onların rekabetinin bir diğer nedeni ise, bu kişilerin artık kamuoyunun ilgisini çekememesi gerçeği. Bu onların şişirilmiş özgüvenlerini yok ediyor. Onlar, çoktan kaybolmuş olan zirveye geri dönmek istiyorlar. Dünya değişti, öncelikler değişti ve Rusya, hızla tam ekonomik, finansal ve sosyal bağımsızlığa doğru ilerleyen güçlü bir dünya gücü haline geldi. Zaten askeri bir güçtü… Muhalif figürlerin hatalı yaklaşımının özü, eleştiriyi toplumdaki ve devlet yönetimindeki eksiklikleri düzeltme girişimi olarak değil, ama yalnızca Batı’nın hizmetinde kişisel bir siyasi kariyer aracı olarak düşünmeleridir. Samimiyetsizlik, onların her şeye karşı içlerindeki Rus nefretinin bir sonucu. Kendilerini Rus halkının bir parçası gibi hissetmiyorlar… Kendilerini Rusya’nın “liderleri” olarak gösteren kişiler, uzun zamandır itibarsızlaştırılmış figürlerdir ve Rusya Federasyonu vatandaşlarının seçimini etkileyemeyeceklerdir… ” 

İTİBARLARININ BU DENLİ DÜŞMÜŞ OLMASI, SPONSORLARININ FİNANSE ETMEYİ REDDETMESİNE YOL AÇIYOR

Yıllardır süregelen mülteci yaşamları nedeniyle epey bir yıpranmış ve yaşlanmış bulunan Rus muhalif şahsiyetlerin, kuvvetle muhtemel aldıkları “telif ücretler” karşılığında, gürültülü ama bir o kadar da etkisiz bir bilgi-propaganda kampanyası yürüttükleri izleniyor. Batı’nın sağladığı parasal kaynaklar uğruna çıkan kavgalarla bağlantılı iç çelişkiler ve de “liderlerin” bir türlü koordineli bir çalışma organize edememesi, Devlet Duması seçimleri öncesinde faaliyetlerinin düşük verimli olmasına yol açıyor gibi. Kimilerine göre itibarlarının o denli düşmüş olmasından kaynaklı olarak, bazı Batılı sponsorlar artık başarısız muhalifleri finanse etmeyi reddediyor – tıpkı Amerikan USAID programında görüldüğü gibi… Eğer Brüksel, Londra ve Washington’un bu güçleri Rusya toplumunu istikrarsızlaştırma mekanizması olarak kullanma planları bir şekilde hâlâ mevcutsa, o zaman onların sancağı altında birleşenler bu planlarda sadece “tek kullanımlık bir araç” olarak yer alabilirler gibi gözüküyor. Kendilerini adeta “cennet bahçesi” havasında gören AB ile ABD’nin, skandal yaratmakla meşgul “sürgündeki” muhalifleri günü gelince eşit haklara sahip “partnerler” olarak göreceklerini varsaymak ise gerçekten komik bir senaryo olurdu…

Güran ailesinin ‘faili meçhul’ talebi hakkında karar

Diyarbakır’da 21 Ağustos 2024’te kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümüne ilişkin Güran ailesi, cinayetin “faili meçhul” kapsamında yeniden ele alınması yönünde Adalet Bakanlığı’na başvuru yapmıştı.

Güran ailesi tarafından yapılan başvuruda, “Narin Güran’ın ölümüne ilişkin dosyanın yeniden değerlendirilmesi ve cinayetin faili meçhul kapsamında ele alınması” talep edildi.

Adli kaynaklar, başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, Narin Güran cinayetine ilişkin yargılamanın ilk derece mahkemesi ve temyiz mercilerinde kamuoyuna açık şekilde yapıldı ve dosya karara bağlandığını kaydetti. Dosyanın “faili meçhul” kapsamında yeniden değerlendirilmesini gerektirecek yeni ve somut bir delile ulaşılamadığı gerekçesiyle başvurunun kabul edilmediği belirtildi.

Edinilen bilgiye göre, Adalet Bakanlığı, başvuruyu dosyada mahkumiyet hükümleri bulunduğu gerekçesiyle peşinen reddetmezken, ileri sürülen iddialar ile yeni olduğu belirtilen hususların da tamamını değerlendirdi. Bu kapsamda aile fertleri ve başvuruda bulunan kişilerin dinlendiği; ileri sürülen tezler, alternatif olay senaryoları ve diğer iddiaların soruşturma ve kovuşturma dosyasındaki deliller, teknik incelemeler, bilirkişi raporları ve yargı kararlarıyla karşılaştırılarak incelendiği aktarıldı.

Yapılan değerlendirmeler sonucunda Narin Güran cinayetinin “faili meçhul” olduğunu ortaya koyan veya dosyanın Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kapsamında yeniden ele alınmasını gerektirecek “yeni ve somut herhangi bir olguya ulaşılamadığı” bildirildi.

Narin Güran dosyasında failler konusunda yargısal hükümlerin kurulduğu ve üç sanık hakkında verilen “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezalarının Yargıtay tarafından onandığı belirtilerek, yapılan incelemelerde mevcut delil durumunu ve yargısal tespitleri değiştirecek yeni ve somut bir bulguya ulaşılamadığı ifade edildi. Adalet Bakanlığı’nın yargı mercilerinin bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde hareket ettiği belirtilerek, yeni ve somut her türlü bilgi ve delilin yetkili adli makamlarca değerlendirilmesini teminen üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceği bildirildi. (ANKA)

MHP’li Yıldız’dan bölücü açılıma ilişkin çağrı: ‘Sürece dahil edelim…’

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla bölücü açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

“‘Terörsüz Türkiye’ vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade devletin bekası, iç cephenin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü,
demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı kapsayan, toplumsal bütünlüğü, milli dayanışmayı ve devletin stratejik geleceğini esas alan kapsamlı bir devlet politikasıdır. Durmadan, yorulmadan ve bıkmadan farklı duyarlılıkları olan insanları sürece dahil edelim, hiç kimseyi dışarıda bırakmayalım. Bize benzemeyenlere sabırla gerçekleri gösterelim. Her şeyin başında sürecin ruhuna uygun özenli bir dil kullanalım.”

Yıldız paylaşımında bölücü açılım süreci kapsamında TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan çerçeve yasanın vatandaşlara tekrar tekrar anlatılması gerektiğinin altını çizerek şunları kaydetti:

“Terörsüz Türkiye sürecine ait çerçeve yasanın amacını, münfesih terör örgütü PKK/KCK ve bununla bağlı her türlü oluşumu, kişi bakımından kimlerin kanunun kapsamında olduğunu, hangi suçların istisna tutulduğunu, örgütün fiili varlığına son verildiğine, silah ve mühimmatın teslimine dair teyit ve tespit mekanizmasını, Milli Güvenlik Kurulu kararını, kanunun yürürlük tarihini tekrar tekrar insanımıza anlatalım.”

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

ABB’den Ankapark açıklaması: Ücretsiz olarak kullanıma açılmıştır

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) sosyal medya hesabından Ankapark’a ilişkin son durum paylaşıldı. Paylaşımda Ankara halkına açıldığı belirtilen Ankapark’a ilişkin şunlar kaydedildi:

“Ankapark’ın geleceğine ilişkin kararı Ankaralılarla birlikte aldık. ‘Ankapark ne olmalı’ sorusu üzerine gerçekleştirdiğimiz ankete 80 bini aşkın vatandaşımız katıldı; katılımcıların yüzde 90’ından fazlası Ankapark’ın yeşil alan ve rekreasyon alanı olarak değerlendirilmesi yönünde görüş bildirdi. Ankaralıların iradesi doğrultusunda Ankapark, ücretsiz olarak halkımızın kullanımına açılmıştır. Ankapark’ın yapımına başlanmasından bugüne kadar geçen süreçte; hangi kararların alındığı, ne kadar kamu kaynağı harcandığı ve Ankara halkının 801 milyon dolarlık kaynağının nasıl heba edildiği, tüm belgeleriyle kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

‘TÜM BİLGİ VE BELGELER İNTERNET SİTESİNDE YAYIMLANMAKTADIR’

Şeffaflık anlayışımız gereği Ankapark’a ilişkin tüm bilgi ve belgeler http://ankaparkgercekleri.com internet sitesinde yayımlanmaktadır. Dileyen herkes site üzerinden bütün süreci inceleyebilir; ayrıca ‘Soru Sor’ bölümünden Ankapark’a ilişkin merak ettiği konuları doğrudan iletebilir. Kamuoyunun bilmesini isteriz ki; sürecin en başında, Ankapark’ın yapımı ve oluşan kamu zararına ilişkin olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş, kendisi de dahil olmak üzere sorumluluğu bulunan herkesin araştırılması ve varsa hukuki sorumluluklarının tespit edilmesi amacıyla suç duyurusunda bulunmuş; söz konusu başvuru takipsizlikle sonuçlanmıştır.”

Gökay Çakır ve Başaran Aksu tutuklandı

Sendika Genel Başkanı Gökay Çakır dün Soma’daki sendika genel merkezinde, Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu ise Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürdürülen maden işçileri eyleminde gözaltına alınmıştı.

Çakır ve Aksu, savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.

Hakimlik, Çakır ve Aksu’nun tutuklanmasına karar verdi.

İstanbul Valiliği’nden kritik sağanak uyarısı! Tarih verildi…

İstanbul’da yüzde 94’lere ulaşan nemin de etkisiyle son günlerde etkili olan bunaltıcı hava, cuma günü için yerini yağışlı ve fırtınalı bir havaya bırakacak. İstanbul Valiliği, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün son değerlendirmelerine dayanarak cuma günü için yağış uyarısı yaptı. Uyarıya göre sıcaklığın da yarından itibaren mevsim normallerinin 4-5 derece altına düşmesi bekleniyor.

YAĞIŞLA BİRLİKTE FIRTINA DA ETKİLİ OLACAK

Valiliğin sosyal medya hesabından paylaşılan uyarı şöyle:

“İlimizin yarın (28.08.2026, Cuma) sabah saatlerinden itibaren yağışlı sistemin etkisi altına gireceği tahmin ediliyor. Yarından itibaren hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin 4 ila 6°C altında seyretmesi bekleniyor. Yağışlı sistemin Cumartesi günü akşam saatlerinde ilimizi terk edeceği, hava sıcaklıkların ise Pazartesi gününden itibaren artarak yeniden mevsim normalleri civarına yükselmesi bekleniyor. Rüzgârın kuzeyli yönlerden yarın (Cuma) ve Cumartesi günleri orta, zaman zaman kuvvetli eseceği tahmin ediliyor. Rüzgârın hızının yarın (Cuma) 40-60 km/saat, Cumartesi günü ise 30-50 km/saat seviyelerine ulaşması bekleniyor”

MSB’den SDG’nin feshine ilişkin açıklama

Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Afyonkarahisar Zabit Yurdu’nda haftalık basın bilgilendirme toplantısı düzenledi.

Toplantının ardından gazetecilerin soruları MSB tarafından yanıtlandı. Suriye’de faaliyet gösteren SDG’nin feshine ilişkin soru üzerine, “SDG’nin feshi ve Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması ile ‘tek devlet, tek ordu’ anlayışının güçlendirilmesi bakımından önemli bir gelişmedir. Bu yöndeki gelişmeleri memnuniyetle karşılıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’de sağlanan olumlu ivmenin ülke geneline yayılması, istikrarın kalıcı hale getirilmesi ve Suriye ordusunun başta terörle mücadele olmak üzere kapasitesinin geliştirilmesine yönelik desteğini, mevcut askeri iş birliği anlaşması çerçevesinde sürdürmeye devam edecektir” değerlendirmesi yapıldı.

Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin bir soru üzerine Bakanlık’tan yapılan açıklamada, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de görev aldığı Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ilk toplantısını gerçekleştirdiği ve çalışmaların yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar ele alınarak dört alt komisyonun kurulmasının kararlaştırıldığı kaydedildi. Açıklamada, “Alt komisyonların teşkiline yönelik çalışmalar, ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde sürdürülmektedir. Terörsüz Türkiye sürecinin sağlıklı ve istikrarlı şekilde ilerlemesi önem arz etmektedir. Bu kapsamda Bakanlığımız, terör örgütü ve bağlantılı yapıların fiilî varlıklarının sona erdiğinin, ellerindeki silah ve mühimmatın tamamının teslim edildiğinin tespit ve teyidine yönelik görevini ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde sürdürecektir” denildi.

‘SÖZLEŞME BİR TEKİL PROJE VEYA PLATFORMLA SINIRLI DEĞİL’

ABD’de lobi şirketi Ballard Partners ile yapılan anlaşmaya dair soru üzerine, söz konusu çalışmanın Türkiye ile ABD arasında gelişen ilişkilere katkı sağlamak, savunma ve güvenlik alanındaki kurumsal diyaloğu güçlendirmek ve ülkemizin görüş ve önceliklerinin ilgili muhataplara doğru biçimde aktarılmasını temin etmek amacıyla, tamamen profesyonel bir yaklaşımla hazırlanan ortak stratejinin bir ürünü olduğu belirtildi. Devamında, “Her iki ülkenin mevzuatına uygun ve şeffaf biçimde kayıt altına alınan sözleşmenin kapsamı herhangi bir tekil proje veya platformla sınırlı değildir. Bu nedenle çalışmanın yalnızca belirli bir savunma programıyla ilişkilendirilmesi, sözleşmenin kapsamını yansıtmamaktadır” denildi.

MSB, Kerpe Adası’nda bulunan Patriot hava sistemlerinin Kerpe’den Girit Adası’na taşınması kararına ilişkin, “Gayriaskeri statüdeki adaların hukuki durumu, 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmaları ile açıkça düzenlenmiştir. Yunanistan’ın söz konusu adaları antlaşmalara aykırı şekilde silahlandırmasının hukuka aykırı olduğunu ve bu uygulamadan vazgeçilmesi gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz” denildi. Kararın mevcut yanlış uygulamadan geri dönülmesi yönünde olumlu bir adım olarak değerlendirildiği bildirildi. Devamında, “Türkiye olarak, bölgemizde barış ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacak, uluslararası hukuka ve antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklere uygun her türlü yapıcı adımı desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verildi.

RODOS’TA İHA ÜSSÜ KURULMASI

Yunanistan’ın Rodos Adası’na İHA üssü kurulması yönündeki iddialara ilişkin Bakanlık açıklamasında şunlar kaydedildi:

“Rodos Adası’nın gayriaskeri statüsü, uluslararası antlaşmalarla açık ve bağlayıcı şekilde düzenlenmiştir. Bu statüyü ihlal edecek her türlü girişim, Yunanistan’ın uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır. Bu çerçevede, Rodos’ta İHA üssü kurulmasına yönelik muhtemel bir adımın, Ada’nın gayriaskeri statüsünün ihlali anlamına geleceği gibi Ege’de barış ve istikrara, ayrıca iyi komşuluk ilişkilerine zarar vereceği açıktır. Türkiye, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumaya ve bu doğrultuda gerekli tedbirleri almaya devam edecektir.”

MSB, Somali’de kaçırılan gemiye ilişkin, “Somali karasularında meydana gelen olaya ilişkin olarak, Dışişleri Bakanlığımızla koordinasyon içerisinde Somali makamlarına gerekli destek sağlanmaktadır” açıklamasını yaptı. (ANKA)

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

CIA’dan Rusya’ya tehdit: NATO müttefiklerine saldırmayın, İran’a desteği azaltın

Politico’nun haberinde, Ratcliffe’in Moskova’daki görüşmelerinin ana gündem maddelerinden birinin Rusya’nın Baltık ülkelerine yönelik olası saldırgan veya gerilimi tırmandırıcı adımları olduğu, Ratcliffe’nin “öncelikle Rusya’yı Baltık ülkelerine yönelik herhangi bir gerilimi tırmandırıcı eyleme karşı uyarmaya” odaklandığı değerlendirmesi yapıldı.

Rusya ile Ukrayna arasında son dönemde cephe hattının çok ötesindeki bölgelere yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarının yoğunlaştığı, Moskova’nın Ukrayna’ya destek veren NATO ülkelerine yönelik tehditlerinin de arttığı kaydedildi.

NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesi uyarınca bir üyeye yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yönelik saldırı kabul edildiği hatırlatılan haberde, Rusya’nın Avrupa’daki ABD müttefiklerine karşı sabotaj ve siber saldırılar gibi doğrudan savaşa varmayan yöntemleri uzun süredir kullandığı belirtildi.

TRUMP: “YARI RUTİN BİR ZİYARET”

ABD Başkanı Donald Trump ise Ratcliffe’in Moskova ziyaretine ilişkin spekülasyonları reddetti. Trump, Ratcliffe’in ziyaretinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i NATO’nun kararlılığını test etmemesi veya İngiltere’ye saldırmaması konusunda ikna etmek amacı taşımadığını söyledi.

Ziyareti “yarı rutin bir adım” olarak nitelendiren Trump, görüşmelerin Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesiyle ilgili olduğunu belirterek, “Ukrayna ile savaşın sona erdiğini görmek istiyoruz” dedi.

CIA ise Ratcliffe’in ziyareti hakkında Politico’nun yorum talebine yanıt vermedi.

İRAN’A DESTEĞİN AZALTILMASI İSTENDİ

Haberde ayrıca Ratcliffe’in, Moskova’da Rus yetkililerle İran’a yönelik desteğin azaltılması konusunu da gündeme getirdiği öne sürüldü. Ratcliffe’in Rusya’dan İran’a silah ve savunma teknolojisi aktarımını durdurmasını istediği, Moskova’nın ABD yaptırımlarından etkilenmesi halinde “aşırı tepki vermemesi” yönünde uyarıda bulunduğu aktarıldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de 25 Ağustos Pazartesi günü, İran’la ekonomik ilişkilerini kesmeyi reddeden ülkelere yönelik yaptırımların önemli ölçüde genişletilebileceği uyarısında bulunmuştu.

RATCLIFFE RUSYA KONUSUNDA “ŞAHİN” OLARAK NİTELENDİRİLİYOR

Ratcliffe’in Moskova ziyareti, Trump yönetiminin Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerinin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

Politico, Trump’ın ilk başkanlık döneminden bu yana ABD istihbarat topluluğuyla özellikle Rusya konusunda zaman zaman görüş ayrılıkları yaşadığını, ancak Trump’ın savaşın sona erdirilmesi konusunda Putin’den beklediği sonucu alamaması nedeniyle Rusya’ya yönelik tutumunun son dönemde sertleştiğini belirtti.

Ratcliffe’in ise Rusya konusunda daha “şahin” bir tutuma sahip olduğu ifade edildi.

Ratcliffe’in Moskova ziyareti, Trump yönetiminin CIA direktörünü önemli diplomatik temaslarda kullanmasının son örneği oldu. Ratcliffe’in mayıs ayında da Küba’ya gizlice giderek ülke yönetimini temel reformlar yapması, aksi takdirde ABD baskısıyla karşılaşabileceği uyarısında bulunduğu aktarıldı.

ABD’li Senatör James Lankford da Ratcliffe’in Moskova ziyaretini olumlu karşılayarak, “Konuşmamakla işler daha iyiye gitmez” değerlendirmesinde bulundu. (ANKA)

TFF’den Türkiye Kupası’na ‘yabancı kuralı’ düzenlemesi

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 2026-2027 sezonu Türkiye Kupası maçları statüsünde yapılan değişikliği açıkladı.

TFF’nin açıklaması şöyle:

“Trendyol Süper Lig ve Trendyol 1. Lig Kulüplerinin A takım listesine yazamadıkları Türkiye A Milli Futbol Takımında oynama uygunluğuna sahip futbolcu ve/veya yabancı uyruklu futbolcularını aşağıdaki koşullar dahilinde Türkiye Kupası müsabakalarında oynatabilirler:

(a) Trendyol Süper Lig Kulüpleri tarafından müsabaka isim listesine 14’den fazla yabancı

uyruklu futbolcu yazılamaz.

(b) Trendyol 1. Lig Kulüpleri tarafından sahada müsabakaya devam eden kadroda aynı

anda en fazla 6’sının bulundurulması koşulu ile müsabaka isim listesine en fazla 8

yabancı uyruklu futbolcu yazılabilir.

(2) İşbu geçici madde Trendyol Süper Lig ve Trendyol 1. Lig Kulüplerinin 26.08.2026 tarihi itibariyle kadrosunda bulundurduğu ve sözleşmeleri devam eden futbolcuları için geçerlidir.”

Sosyal medyaya ‘açılım’ incelemesi: Hesaplar ve kullanıcılar mercek altında

Bölücü açılım süreci kapsamında çeşitli sosyal medya hesapları mercek altına alındı.

DHA’nın haberine göre; açılımla ilgili olarak bazı hesapların “terör propagandası yaptığı”, “terörü öven içerikler paylaştığı”, “çok sayıda hesabın dezenformasyon ve manipülasyon içeren, gerçek dışı içeriklerle kamuoyunu yönlendirmeye çalıştığı” tespitiyle Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda, ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Terörle Mücadele birimlerinin katılımıyla çalışma başlatıldı.

Bazı sosyal medya kullanıcılarının; “toplumun hassasiyetlerini hedef alan provokatif paylaşımlarla kin ve düşmanlığı körüklemeye çalıştığı” iddia edilerek yapılan çalışmalar sonucu, suç unsuru taşıdığı değerlendirilen içerik ve hesaplar hakkında gerekli hukuki süreçlerin işletileceği belirtildi.

Motorine dev indirim geliyor

Petrol fiyatlarındaki hızlı geri çekilme ve Brent petrolün 85 ABD Doları’nın altına gerilemesi, akaryakıt fiyatlarında indirim beklentisini beraberinde getirdi.

ABD ile İran arasındaki gerilimin azalması, saldırıların durması ve normalleşme çağrılarının artması küresel piyasalara olumlu yansırken, petrol fiyatlarında da aşağı yönlü hareket görüldü.

Akaryakıt ürünlerinden motorinde 4 ile 5 TL arasında indirim yapılması bekleniyor.

İndirimin gerçekleşmesi halinde yeni fiyatların yarından itibaren geçerli olması öngörülüyor.

Güncel akaryakıt fiyatları şöyle:

İSTANBUL AVRUPA YAKASI

Benzin: 74,26 TL

Motorin: 82,73 TL

LPG: 33,79 TL

İSTANBUL ANADOLU YAKASI

Benzin: 74,11 TL

Motorin: 82,58 TL

LPG: 33,19 TL

ANKARA

Benzin: 75,23 TL

Motorin: 83,83 TL

LPG: 33,89 TL

İZMİR

Benzin: 75,53 TL

Motorin: 84,12 TL

LPG: 33,79 TL

SDG’nin fesih açıklamasının ardından Erdoğan’dan ilk mesaj: ‘Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor’

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı’nda, 955. Yıl Anadolu’nun Fethi Malazgirt 1071 Anma Programı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Suriye’de SDG’nin feshedilmesinin ardından ilk açıklamasını yapan Erdoğan, “Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye vicdanlı, ilkeli ve barışçıl politikalarıyla tarihe yön veriyor. Bunun önünü artık hiç kimse kesemez” ifadelerini kullandı.

‘BUNUN ÖNÜNÜ ARTIK HİÇ KİMSE KESEMEZ’

Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Bir sefere çıktığımız zaman, bir yola baş koyduğumuz, bir işe giriştiğimiz zaman atımızın kuyruğunu bağlarız. Bunun ne olursa olsun geri dönmeyeceğimizi, sonuna kadar gideceğimizi anlatmak için yaparız. İşte biz de Türkiye Yüzyılı’nı inşa etmek için atımızın kuyruğunu bağladık. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerimizi gerçekleştirmek üzere atımızın kuyruğunu bağladık.

İçinde bulunduğumuz coğrafyayı yeniden barış ve esenlik yurdu yapmak için atımızın kuyruğunu bağladık. Terör gibi ebedi kardeşliğimize vurulan hançerleri söküp atmak için atımızın kuyruğunu bağladık. Dost düşman herkes şunu bilsin ve anlasın: Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye vicdanlı, ilkeli ve barışçıl politikalarıyla tarihe yön veriyor.

Bunun önünü artık hiç kimse kesemez. Tahriklerle, tuzaklarla, Türkiye’nin ve Türk milletinin kutlu yürüyüşünü durduracaklarını zannedenler hayal kırıklığına uğramaya mahkumdur. Biz ne doğru bildiğimiz yoldan saparız ne de birilerinin tahrikleriyle farklı yollara gireriz. Bugüne kadar olduğu gibi yolumuzdan dönmeyecek azimle, sabırla ve elbette kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğiz.

Malazgirt ile bize bu vatanın kapılarını açan ecdadı yad ediyorum” diyen Erdoğan “Biz Malazgirt’te ebedi yurt kıldığımız bu cennet vatanı 850 sene sonra işgalcilere karşı canımız pahasına savunmuş, bu uğurda can alıp can vermiş istiklaline aşık bir milletiz.

‘TARİH YENİDEN YAZILIYOR’

Gerektiğinde her şeyden sarfınazar ederiz ama söz konusu vatanımız olduğunda, devletimizin ve milletimizin istikbali olduğunda kimseye boyun eğmeyiz. Bundan sonra da başımız dik alnımız ak bir şekilde çelikten bir yürekle kıyamete kadar burada var olmaya bu topraklarda özgürce yaşamaya devam edeceğiz.

Gövdemizi taşın altına koyduk. Coğrafi olarak dikensiz bir gül bahçesinde yaşamıyoruz. Bu coğrafyada bizim güçlü ve bir olmaktan başka hiçbir seçeneğimiz yoktur. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerimizi gerçekleştirmek üzere atımızın kuyruğunu bağladık. İçinde bulunduğumu coğrafyayı yeniden barış ve esenlik yurdu yapmak için atımızın kuyruğunu bağladık.

Dost düşman şunu herkes bilsin ve anlasın bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye vicdanlı ilkeli ve barışçıl politikalarıyla tarihe yön veriyor. Tahriklerle tuzaklarla Türkiye’nin kutlu yürüyüşünü durduracaklarını zannedenler hayal kırıklığına uğramaya mahkumdur. Biz birilerinin tahrikleriyle farklı yollara girmeyiz.”

Barrack: SDG’nin entegrasyonu tarihi bir adım

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu planı kapsamında Suriye’de ulusal bütünleşmeye yönelik yeni bir aşamaya geçildiğini belirtti.

Trump’ın liderliğinin SDG’nin Suriye devlet kurumlarına “düzenli entegrasyonu” için yol açtığını savunan Barrack, “geçmişteki ayrılıkların kalıcı bir ortaklığa dönüştürülmesinin ve Suriyelilerin ortak geleceklerini birlikte şekillendirmesinin hedeflendiğini” ifade etti.

Barrack, “Kürtçenin eğitimde tanınmasının yanı sıra Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’e Suriye hükümeti içerisinde ‘etkin roller’ verilmesinin öngörüldüğünü belirterek, bunun Kürt ortaklarının geçmişteki katkılarına ve fedakârlıklarına karşılık geldiğini” söyledi.

Entegrasyonun “kazananlar ve kaybedenler” üzerinden yürütülmemesi gerektiğini söyleyen Barrack, “farklı görüşlere sahip eski tarafların diplomatik çözüm etrafında buluşarak Suriye’nin egemenliğini güçlendirdiğini” kaydetti.

Barrack, açıklamasını, “Tek ordu, tek hükümet, tek devlet” sözleriyle tamamladı.

Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in aracıyla kaçmıştı: Alihan Kuriş’in kardeşi hakkında karar

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, liderliğini Alihan Kuriş’in yaptığı iddia edilen “çıkar amaçlı suç örgütü”ne yönelik “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet” suçlarına ilişkin çalışmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında 21-22 Ağustos’ta gerçekleştirilen operasyonlarda, aralarında firari olarak aranan Hilmi Tuna Kuriş’in de bulunduğu kişiler gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından dün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edilen 10 şüpheli, savcılık işlemlerinin ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi.

Cumhuriyet’in haberine göre; hakimlikteki sorgularının ardından Hilmi Tuna Kuriş, ⁠⁠Mehmet Özmen, Osman Sert, ⁠⁠İsa Ateş, ⁠⁠Abdullah Özcan Yavuz, Taner Çetin, Metin Surat, Mehmet Ünal, Erhan Yılmaz ve Süleyman Tuna Akbulut’un tutuklanmalarına karar verildi.

“Alihan Kuriş suç örgütü”nün faaliyetlerinin, mali yapılanmasının, suçtan elde edildiği değerlendirilen mal varlığı değerlerinin ve örgütle bağlantılı kişi ve kuruluşların tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik soruşturmanın Başsavcılık tarafından çok yönlü sürdürüldüğü belirtildi.

İDRİS NAİM ŞAHİN’İN ARACI İLE MUĞLA’YA GİTMİŞLER!

Firari olarak aranan Hilmi Tuna Kuriş ile iş insanı Erhan Yılmaz, 21 Ağustos’ta Marmaris’in Bozburun Mahallesi’nde yakalanmıştı. İki şüphelinin yasa dışı yollarla yurt dışına çıkmaya hazırlandığı öne sürülmüştü.

Soruşturma birimleri, şüphelilerin İstanbul’dan Muğla’ya götürülmesinde 34 SL 313 plakalı aracın kullanıldığını belirlemişti. Aracı Mehmet Özmen’in kullandığı tespit edilmiş, kamera kayıtlarına göre araç 16 Ağustos’ta İzmir’in Selçuk ilçesinde görüntülenmişti.

Özmen’in yolculuk boyunca telefonunu kapalı tuttuğu belirlenmiş ve araçta yapılan aramada 58 bin euro bulunduğu bildirilmişti.

Şüphelilerin Muğla’ya götürülmesinde kullanılan aracın, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e 2030 yılına kadar tahsis edildiği ortaya çıkmıştı.

İDRİS NAİM ŞAHİN’İN 2 ARACI DAHA MERCEK ALTINDA

Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Alihan Kuriş suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturmada yeni bulgulara ulaşıldı.

Firari Hilmi Tuna Kuriş’in kaçırılmasında kullanıldığı belirlenen ve eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin adına tahsisli 34 SL 313 plakalı aracın ardından, Şahin adına tahsis edilen diğer araçlar da incelemeye alındı.

Soruşturma kapsamında yapılan incelemelerde, 34 S 7815 ve 34 RM 8677 plakalı iki aracın da tahsis amacı dışında ve suç içerikli faaliyetlerde kullanıldığının tespit edildiği bildirildi.

Öte yandan soruşturma kapsamında aynı yapıyla irtibatlı olduğu değerlendirilen Ömer Sipahioğlu’nun yakalanması için çalışma başlatıldı. Ömer Yücel’in ise gözaltına alındığı öğrenildi.

Meteoroloji’den sağanak uyarısı: İşte il il hava durumu tahminleri…

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 26 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurdun kuzeydoğu kesimlerinin parçalı bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Doğu Karadeniz’in doğusu ve iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve batısının yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi bekleniyor.

Rüzgarın genellikle kuzeyli, yurdun güneydoğu kesimlerinde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, öğle saatlerinden sonra yer yer kuvvetli (40-60 Km/saat) esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

ÇANAKKALE °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

İSTANBUL °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

KIRKLARELİ °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

EGE

Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

DENİZLİ °C, 40°C

Parçalı ve az bulutlu

İZMİR °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

MUĞLA °C, 37°C

Az bulutlu ve açık

UŞAK °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

AKDENİZ

Az bulutlu ve açık, doğusunun yer yer parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkiinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 36°C

Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra kuzey kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ANTALYA °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

BURDUR °C, 37°C

Parçalı ve az bulutlu

HATAY °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

İÇ ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu, doğusunun yer yer çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

KONYA °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

NEVŞEHİR °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yer yer çok bulutlu

BATI KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

DÜZCE °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

SİNOP °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

ZONGULDAK °C, 27°C

Parçalı ve az bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Doğu Karadeniz’in doğusu ile iç kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

RİZE °C, 28°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAMSUN °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

TRABZON °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra iç kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu, kuzey ve batı kesimlerinin yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Erzurum, Kars, Ardahan, Erzincan ve Malatya çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin güneydoğusunda rüzgarın, öğle saatlerinden sonra güneyli yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.

ERZURUM °C, 27°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 28°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 34°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

VAN °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin doğusunda rüzgarın, öğle saatlerinden sonra güneyli yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.

DİYARBAKIR °C, 38°C

Az bulutlu ve açık

GAZİANTEP °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

MARDİN °C, 34°C

Az bulutlu ve açık

ŞANLIURFA °C, 39°C

Az bulutlu ve açık

Eski Ulaştırma Bakanı Denizolgun’un ölümü… Alihan Kuriş hakkında soruşturma başlatıldı

Eski Ulaştırma Bakanı ve Süleymancılar’ın eski lideri Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’da hayatını kaybetmesine ilişkin yürütülen soruşturma sürüyor. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, otopsi video kayıtları üzerinden hazırlanan 25 Ağustos 2026 tarihli Adli Tıp uzmanı bilirkişi raporunda ölümün “şüpheli” olduğunun tespit edilmesi üzerine, Alihan Kuriş ve diğer şüpheliler hakkında “Adam Öldürme” suçundan soruşturma başlatıldı.

Soruşturma kapsamında ayrıca, Denizolgun’un 2016 yılında “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak kayıtlara geçen ölüm raporunda imzası bulunan doktorlar hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan işlem başlatıldı. Otopsi görüntülerinin bulunmadığını bildirmesine rağmen daha sonra söz konusu görüntüleri gönderen Adli Tıp Kurumu idarecisi hakkında da aynı suç kapsamında soruşturma açıldı.

OTOPSİYE AİT KAYITLAR YENİDEN İNCELENDİ

Denizolgun’un 2016 yılında gerçekleşen ölümünün adli tıbbi yönden yeniden değerlendirilmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırıldı. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Alkan tarafından hazırlanan 25 Ağustos 2026 tarihli raporda, 2016 yılındaki otopsiye ait 145 fotoğraf ve video kaydı, Adli Tıp Kurumu raporları, kriminal incelemeler, olay yeri kayıtları, tanık ifadeleri, 19 Ağustos 2026 tarihli fethi kabir tutanağı ve soruşturma dosyasındaki diğer adli tıbbi belgeler incelendi.

‘LEZYONLAR ÖLÜMDEN ÖNCE’ DEĞERLENDİRİLMESİ

Raporda, Denizolgun’un otopsi fotoğrafları ve video kayıtlarında sağ meme alt kısmından göğüs ortasına doğru sıralanan yaklaşık 4×6, 3×5, 2×4 ve 1×2 santimetre boyutlarında dört ayrı ekimotik alan tespit edildiği belirtildi. Bu alanların altındaki dokularda da kanama görülmesinin, söz konusu lezyonların ölümden önce meydana geldiğini gösterdiği ifade edildi.

Lezyonların büyüklüğü ve göğüsteki yerleşimleri de değerlendirilerek, bir kişinin Denizolgun’un göğsüne diziyle basarken ağız ve burnunu yastıkla kapatıp nefessiz bırakmasının ölüm mekanizması olarak mümkün olduğu kaydedildi.

Raporda, mevcut bulgular ve otopsi tarihindeki ileri derecedeki çürüme durumu birlikte değerlendirildiğinde, Denizolgun’un ağız ve burnunun kapatılması suretiyle kasten öldürülmüş olma ihtimalinin bilimsel ve objektif olarak dışlanamayacağı belirtildi.

‘BEYİN KANAMASI’ DEĞERLENDİRMESİNDE ‘ADLİ TIBBİ EKSİKLİK’

Denizolgun’un 2016 yılında düzenlenen otopsi raporunda ölüm nedeninin “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak değerlendirildiği hatırlatılan bilirkişi raporunda, mevcut belgeler üzerinden travmatik olmayan beyin kanaması sonucuna ulaşılmasını sağlayacak yeterli objektif bulgunun ortaya konulmadığı ifade edildi.

Bu yönüyle 2016 yılındaki değerlendirmede “adli tıbbi eksiklik bulunduğu” tespitine yer verilen raporda, Denizolgun’un ölüm nedeninin kesin olarak ortaya çıkarılması için yeni incelemelere ihtiyaç olduğu belirtildi.

‘TÜM TIBBİ GEÇMİŞİ İNCELENMELİ’

Bilirkişi raporunda, 2016 yılında yapılan incelemelerde Denizolgun’un dokuları ve çürüme sıvılarında baryum, arsenik, kadmiyum, cıva ve nikel gibi ağır metaller tespit edildiği de belirtildi. Ancak söz konusu maddelerin düzeylerinin raporlara yansıtılmamış olması nedeniyle bu maddelerin Denizolgun’un ölümündeki etkisinin mevcut veriler üzerinden objektif biçimde değerlendirilemediği kaydedildi.

Raporda, ölüm nedeninin kesin olarak belirlenebilmesi için Denizolgun’un tüm tıbbi geçmişinin incelenmesi, 2016 yılındaki otopsiden kalan şahit numuneler ile fethi kabir işlemi sonrasında alınan numuneler üzerinde yeni analizler yapılması gerektiği belirtildi.

Yapılacak incelemelerin ardından dosyanın Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu ile 5. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından müştereken değerlendirilmesi ve ölümün nedeninin ve şeklinin net ve objektif biçimde ortaya konulması gerektiği kaydedildi.

SORUŞTURMA GENİŞLETİLEREK SÜRDÜRÜLÜYOR

Bilirkişi raporundaki tespitlerin ardından Denizolgun’un ölümünün nedeni ve şeklinin tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla adli tıbbi incelemeler ve delil toplama işlemlerinin sürdüğü bildirildi.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmanın, 19 Ağustos’ta gerçekleştirilen fethi kabir işlemi sonucunda elde edilen bulgular, HTS kayıtları, olay tarihindeki kolluk kayıtları, tereke dosyasından temin edilecek bilgi ve belgeler, devam eden ifade işlemleri ve toplanacak diğer deliller doğrultusunda genişletilerek sürdürüldüğü öğrenildi. (ANKA)

Rojin’in ailesinin avukatı: ‘Bulgular katledildiğini kanıtlamaktadır’

Rojin Kabaiş’in ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, Kabaiş’in otopsi raporunda tespit edilen Rocuronium ve Ornidazole maddeleri ve ameliyat kayıtları üzerinden yaptıkları incelemeye ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı.

Kabaiş’in 11 Eylül 2024 tarihindeki ameliyat kayıtları ile Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarının adli-tıbbi incelemesinin ölümün arkasındaki gerçeği ortaya koyduğunu savunan Karabulut, Kabaiş’in 15 Ekim’de cansız bedeninin bulunmasının ardından yapılan otopside midesinde ve iç organlarında Rocuronium, midesinde ise Ornidazole tespit edildiğini belirtti.

‘BİYOKİMYASAL OLARAK İMKANSIZ’

Karabulut, normal şartlarda parazit veya anaerob bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde ve cerrahi müdahaleler sonrasında enfeksiyonu önlemek amacıyla kullanılan Ornidazole ile ameliyathane dışında temini imkansız olan ve solunum kaslarını kısa sürede felç eden Rocuronium’un Kabaiş’in midesinde bulunmasının olayın seyrine ilişkin önemli bir bulgu olduğunu ifade etti.

Rocuronium’un yarılanma ömrünün 30 ila 90 dakika olduğunu belirten Karabulut, 11 Eylül’deki ameliyattan haftalar sonra gerçekleştirilen otopside maddenin “taze halde” tespit edilmesinin biyokimyasal olarak mümkün olmadığını savundu.

Karabulut, açıklamasının devamında şunları kaydetti:

“​Bu adli veriler; müvekkilimizin 15 Ekim’de bulunmasından hemen önce, bu kimyasallara erişim yetkisi olan kişilerce mide yoluyla Ornidazole ve özellikle Rocuronium verilerek bayıltıldığını ve solunumu felç edilerek katledildiğini kanıtlamaktadır.”

NE OLMUŞTU?

Rojin Kabaiş, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisiyken 27 Eylül 2024 tarihinde kaldığı KYK yurdundan ayrıldıktan sonra kayboldu. Kabaiş’in cansız bedeni 18 gün sonra 15 Ekim 2024’te Van Gölü’nün Mollakasım sahilinde bulundu. Ölümü önce “suda boğulma” olarak kayda geçti ve intihar üzerinde duruldu. Süreç içerisinde ortaya çıkan adli bulgular olayın şüpheli bir ölüm olduğunu ortaya koyarken, ailesinin mücadelesi ile soruşturmada ilerleme kaydedildi.

Teröristbaşı Öcalan’dan ‘İmralı tutanakları’ açıklaması

DEM Parti İmralı heyetinden yapılan açıklama şu şekilde:

“Sayın Abdullah Öcalan, ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ kapsamında oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun gerçekleştirdiği ilk toplantısına dair ve aynı zamanda son birkaç gündür sosyal medyada dolaşıma sokulan gerçek dışı iddia ve ithamlara ilişkin aşağıdaki açıklamayı kamuoyuyla paylaşılmak üzere DEM Parti İmralı Heyeti’ne ulaştırmıştır.

“Kamuoyuna Duyuru

“Sn. Cumhurbaşkanı ve Sn. Devlet Bahçeli’nin ortaya koydukları güçlü siyasi irade, çağrım üzerine yapılan silahlı mücadeleyi bırakma açıklaması, nihayetinde de siyasi partilerin sağladığı tarihî destek ile yasalaşan ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ kapsamında oluşturulan kurulun ilk toplantısını dün gerçekleştirmesi, sürecin emin adımlarla ilerlediğinin net göstergesidir. Süreçte kritik bir aşamaya gelinmiştir.

Bu tarihî dönemde süreci akamete uğratmaya çalışan bazı çevrelerin girişimleri, bana karşı bir komplodur. Basına, sosyal medyaya yansıyan ve bana atfedilen ifade, görüşme, isim, belge, tutanaklar, atıflar gerçek dışıdır. Bu paylaşımlar süreç karşıtları tarafından geliştirilen provokatif hareketlerdir.

Toplumsal barışın, kardeşlik hukukunun inşası için yürütmeye çalıştığım çabaları daha da geliştireceğim tabiidir. Herkesi, kesimi kardeşlik ruhuna uygun; sağduyulu, bilinçli yaklaşım ve çaba göstermeye davet ediyorum.”

NE OLMUŞTU?

Bölücü açılım sürecine yönelik tartışmalar sürerken, terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan ile İmralı Heyeti arasında 20 Temmuz ve 2 Ağustos’ta gerçekleştirilen görüşmelere ait olduğu belirtilen tutanaklar ortaya çıktı.

Fransa merkezli Utopia TV Ari’de yayımlanan görüşme notlarında, Öcalan’a “statü” sözü verildiğine ilişkin ifadeler yer alırken, PKK elebaşının Anayasa, cezaevinden çıkışı ve İran’a ilişkin dikkat çeken mesajları da kayıtlara yansıdı.

Tutanaklara göre Öcalan, Anayasa’ya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Anayasa raftan inecek, istediğin kadar milliyetçileştir ya da İslamcılaştır, bu Kürtleri nereye koyacaksın? Ortadoğu’da 60 milyonluk bir kütle, bir de dinamik. Dinamik ne demek? Harekete geçen bir kütle. Bu tarihi süreçle birlikte bu çalışmaya başlayacağım.”

“Anayasada yerimizi alacağız” diyen PKK elebaşı, “Kürtlerin anayasayla bir hukuk öznesine dönüşmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

‘MHP KADAR BU DEVLETİN SAĞLAM BİR AYAĞI OLACAĞIZ’

Öcalan’ın tutanaklara yansıyan bir diğer dikkat çekici sözü ise “MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız” oldu.

Öcalan ayrıca devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmelere ilişkin, “Devlet yetkilileri ‘ulusalcı damar geride kaldı’ diyor” ifadelerini kullandı.

PKK elebaşı, “Bu dönüşüm belki Kemalist tarih tezlerinin değişmesine kapı aralayacak” dedi.

‘SÜREÇ İLERLESİN BENİ BURADA TUTMAK İSTEMEZLER’

Görüşme notlarında Öcalan’ın İmralı’dan çıkışına ilişkin sözleri de yer aldı.

Öcalan, “Süreç ilerlesin beni burada tutmak istemezler” ifadelerini kullanırken, cezaevinden çıkışının koşullarını kendisinin oluşturacağını öne sürdü:

“Çıkış koşullarını kendim hazırlayacağım. Öyle olacak ki kendileri beni çıkaracaklar. Buradan ne zaman çıkacağım, ben belirleyeceğim.”

‘SIRADAKİ HEDEF İRAN’

Tutanaklarda Öcalan’ın İran’a yönelik sözleri de dikkat çekti. Suriye’deki gelişmelerin ardından İran’a yönelik bir hamle yapılması gerektiğini savunan Öcalan, PJAK’ı da kapsayan bir süreç tarif etti.

Öcalan şu ifadeleri kullandı:

“İran böyle bırakılamaz. Suriye nasıl son dönemini yaşıyorduysa bu Şia iktidarı da son dönemini yaşıyor. Neçirvan ve Bafıl’ın da içinde olacağı ve PJAK’ı da dönüştürecek bir hamle başlatmak gerekir.”

Şehit annesinden geriye bu soru kaldı: ‘Oğlumun canı yanmış mıdır?’

Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla şehit Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca’nın annesi Hacı Meryem Koca’nın 21 Ağustos Cuma günü hayatını kaybettiğini açıkladı.

Köse, paylaşımında şehit annesi Koca’nın oğlunun şehadetinin ardından kendisine söylediği sözleri hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Evladı Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca’nın şehadetinin ardından bana, “Komutan, oğlumun canı yanmış mıdır?” diye soran Hacı Meryem Koca, dün, 21 Ağustos 2026 Cuma günü Hakk’a yürüdü.

Hacı annemizin yüreğinden kopup gelen bu acı soru, KURSAK’ın arka kapağında da yer almıştı.

‘ŞEHİT ANNELERİMİZİN ZATEN YARALI YÜREKLERİNE YENİ ACILAR EKLEDİ’

Evlat acısını ömrü boyunca yüreğinde taşıdı. Son dönemde yaşananlar, şehit annelerimizin zaten yaralı yüreklerine yeni acılar ekledi. Hacı Meryem Annemiz de ardında unutulmayacak bir soru bırakarak, yıllarca hasretiyle yaşadığı oğluna kavuştu.

Şehitlerimizin aziz hatırasına ve şehit annelerimize hürmet eden bütün dostlarımızdan, Hacı Meryem Annemizin ruhuna bir Fatiha göndermelerini rica ediyorum.

Hacı annemize Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Başta evladı Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun.”

VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI

Evladı Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca’nın şehadetinin ardından bana, “Komutan, oğlumun canı yanmış mıdır?” diye soran Hacı Meryem Koca, dün, 21 Ağustos 2026 Cuma günü Hakk’a yürüdü.

Hacı annemizin yüreğinden kopup gelen bu acı soru, KURSAK’ın arka… pic.twitter.com/mlPbuT7xow

— Mustafa Köse (@mustafakosemus) August 22, 2026

Giresun’da helikopter düştü

Giresun’da, yüksek gerilim hatlarıyla ilgili çalışma yapan helikopter henüz bilinemeyen bir nedenle düştü.

Cumhuriyet’in haberine göre; Piraziz ilçesine bağlı Deregözü köyünde düşen helikopterin neden düştüğü ve içerisinde kaç kişinin olduğu bilinmiyor.

Ayrıntıalr geliyor…

Tahliye olan Rasim Ozan Kütahyalı hakkında ‘üç kişinin adını verdi’ iddiası

“Yasa dışı bahis”, “nitelikli dolandırıcılık”, “rüşvet” ve “kara para aklama” suçlarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 16 Mayıs günü gözaltına alınan Rasim Ozan Kütahyalı hakkında 18 Ağustos’ta tahliye edilmişti.

Fatih Altaylı, geçen günlerde kaleme aldığı yazısında, Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya soruşturmasıyla ilgili, “Yine anlatılanlara göre ortada bir itirafçı var. Savcıların elindeki itirafçı metnini görenlere göre bu itirafçı kuvvetle muhtemel Rasim Ozan Kütahyalı. Pek çok bilgi vermiş ve ‘Bu yüzden yakında tahliye edilebilir’ diyorlar” ifadelerini kullanmıştı.

Altaylı, daha sonra Rasim Ozan Kütahyalı’nın avukatı Burak Mengü’nün kendisini aradığını ve Kütahyalı’nın itirafçı olmadığını söylediğini aktarmıştı. Altaylı, “Rasim Ozan Kütahyalı soruşturması ile Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya ile ilgili soruşturmalar birbiriyle bağlantılı değil. Biri yasa dışı bahis gelirlerinin aklanmasıyla ilgili, diğeri ise doğru olmayan bilginin yayılması suçlamasıyla başlamış olsa da başka yerlere de doğru giden bir soruşturma. Aynı dava içinde değiller” bilgisini de paylaşmıştı.

‘ÜÇ KİŞİNİN ADINI VERMİŞ’

Bugünkü yazısında Rasim Ozan Kütahyalı’nın ifadesiyle ilgili yeni iddialara yer veren Altaylı’nın yazısının “İtiraf mı ispiyon mu” başlıklı bölümü şöyle:

“Dün akşam saatlerinde iktidardan ve yargı çevrelerinden iyi haber alan bir arkadaşım aradı.

‘Sen haklıymışsın, daha doğrusu sana bilgi veren kaynaklar haklıymış’ dedi.

“Hangi konuda haklıymışım, kaynaklarım hangi konuda haklıymış anlamadım” dedim.

“İtirafçılık meselesi yaa” dedi.

O zaman anladım.

Rasim Ozan Kütahyalı’nın itirafçı olduğunu ve pek yakında tahliye edileceğini yazmıştım ya, ondan bahsediyormuş.

“Verdiği ifadeyi gördüm. Avukatı itirafçılıktan ne anlıyor bilemem ama ifade bana göre tam bir itirafçı ifadesi. Üç kişinin adını vermiş. Bunlardan ikisi zaten tutuklu. Diğerinin de adı konuşuldu ama tutuklanmadı. Avukatı sana müvekkilim itirafçı değil dedi ama bu ifade itirafçılık değilse ne itirafçılık olur acaba?” dedi.””

Antalya’da deniz kirliliği turizmin geleceğini tehdit ediyor

Turizm Gazetesi’nin “Turizm Sohbetleri” programının konuk olan Yusuf Yavuz, Antalya’da özellikle haziran ayından itibaren deniz çöpü olarak tanımlanan kirlilikte ciddi bir artış yaşandığını ifade etti. Yavuz, denizde plastik ve kâğıdın yanı sıra metal atıklar, araç lastikleri ve çeşitli katı atıkların görüldüğünü belirterek, mikroplastiklerin ise çoğunlukla deniz tabanında veya su içerisinde gözle görülmeyecek şekilde bulunduğuna dikkat çekti.

KİRLİLİĞİN KAYNAĞI KARADA

Yavuz, Antalya’daki kirliliğin önemli bir bölümünün karasal kaynaklı olduğuna işaret ederek, nehir havzalarından denize taşınan atıkların sorunun büyümesinde önemli rol oynadığını söyledi. Kirliliğin Suriye, Mısır ve Nil Deltası üzerinden gelen akıntılarla taşındığı yönündeki açıklamaların sorunun yalnızca bir bölümünü ortaya koyduğunu belirten Yavuz, bu yaklaşımın Türkiye’deki karasal atık yönetimi sorunlarının göz ardı edilmesine yol açabileceğini ifade etti.

Türkiye’de 2000’li yıllardan bu yana nehir havza yönetim planlarının gündemde olduğunu hatırlatan Yavuz, bugüne kadar yalnızca altı planın hazırlanabildiğini ve bunların da uygulamaya yeterince geçirilemediğini söyledi. Kurumlar arasındaki iş birliği ve görev paylaşımının yetersiz olduğunu belirten Yavuz, bunun sonucunda karasal kaynaklı kirliliğin denizlere taşınmaya devam ettiğini kaydetti.

ANTALYA’NIN SU KAYNAKLARI RİSK ALTINDA

Yavuz, Antalya’nın Türkiye’deki yüzey sularının yaklaşık yüzde 7’sini barındıran önemli bir su havzasına sahip olduğunu belirterek, bu kaynakların korunmasına yönelik mevzuatın bulunmasına rağmen uygulamada ciddi sorunlar yaşandığını söyledi.

Karacaören Barajı’nı örnek gösteren Yavuz, geçmişte enerji üretimi amacıyla kullanılan barajın daha sonra Antalya’nın içme suyu rezervlerinden biri olarak planlandığını ancak havzadaki kentsel ve endüstriyel atıkların sorun oluşturmaya devam ettiğini ifade etti.

Karacaören Barajı’nın 2060’lı yıllara kadar Antalya’nın içme suyu rezervi olarak ayrıldığını belirten Yavuz, havzadaki atıkların yönetilememesinin yalnızca içme suyu kaynaklarını değil, denizleri de tehdit ettiğini vurguladı.

ARITMA TESİSLERİNİN KAPASİTESİ YETERSİZ

Antalya Nehir Havza Yönetim Planı’nın hazırlanması için farklı bakanlıklardan uzmanların 42 ay boyunca çalıştığını aktaran Yavuz, raporda yeraltı sularının aşırı kullanımı ve denize ulaşan nehirlerdeki yoğun kirlilik konusunda önemli tespitlerin bulunduğunu söyledi.

Aksu Çayı ve Düden Çayı gibi Antalya’nın önemli su kaynaklarının kirlilik riski altında olduğunu belirten Yavuz, bu nehirlerin denize ulaştığı bölgelerde turizm tesisleri ve Mavi Bayraklı plajların bulunduğuna dikkat çekti.

Yavuz, Antalya’da yaz aylarında nüfusun milyonlarca kişi arttığını, buna karşın atık su arıtma tesislerinin kapasitesinin bu yoğunluğu karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Tekirova, Alanya ve Kaş gibi bölgelerde arıtma kapasitesine ilişkin sorunlar bulunduğunu ifade eden Yavuz, Çamyuva’daki tesisin ise güçlendirildiğini söyledi.

DENİZ SUYUNUN DÜZENLİ ANALİZ EDİLECEĞİ LABORATUVAR YOK

Antalya’da deniz suyunun düzenli ve kapsamlı biçimde izlenmesinin önemine dikkat çeken Yavuz, kentte 2014 yılına kadar faaliyet gösteren deniz ve yüzey suları ihtisas laboratuvarının kapatıldığını söyledi.Antalya gibi ekonomisinin merkezinde turizmin bulunduğu bir kentte deniz suyunun düzenli olarak analiz edilebileceği uzmanlaşmış bir laboratuvarın bulunmamasının önemli bir eksiklik olduğunu belirten Yavuz, mevcut analizlerin yeterli olmadığını savundu.

COP31 ANTALYA İÇİN FIRSATA DÖNÜŞEBİLİR

Antalya’nın kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının, kentteki çevre sorunlarının uluslararası kamuoyunun gündemine taşınması açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Yavuz, mevcut hazırlıkların yeterli olmadığı görüşünü dile getirdi.

Yavuz, 5 Haziran’da Konyaaltı Sahili’nde düzenlenen kıyı temizliği etkinliklerini örnek göstererek, kamu kurumlarının yalnızca çöp toplamak yerine öncelikle atığın sahile ulaşmasını engellemesi gerektiğini söyledi.“Kamu izmarit toplamaz. Kamunun görevi, o izmaritin oraya atılmamasını sağlamaktır” diyen Yavuz, çevre politikalarının günü kurtaran kampanyalar yerine kalıcı ve kaynak odaklı çözümler üzerine kurulması gerektiğini belirtti.

Antalya’nın aynı zamanda önemli bir kongre ve uluslararası etkinlik merkezi olduğunu hatırlatan Yavuz, kentin COP31’e mevcut çevre sorunlarıyla girmesinin önemli bir uyarı olduğunu söyledi. Yavuz, bu sürecin Antalya için radikal ve kalıcı çevre politikalarının hayata geçirilmesi yönünde bir fırsata dönüştürülebileceğini ifade etti.

TURİZMİN GELECEĞİ DENİZLERİN SAĞLIĞINA BAĞLI

Antalya’nın turizm modelinin büyük ölçüde kıyı ve deniz turizmine dayandığını vurgulayan Yavuz, deniz ekosisteminin korunmasının artık yalnızca çevre politikalarının değil, doğrudan turizm politikasının da temel gündemlerinden biri olması gerektiğini söyledi.

Yavuz, merkezi yönetim, yerel yönetimler ve turizm sektörü arasında sorumluluk paylaşımı üzerinden yürütülen tartışmaların sona ermesi gerektiğini belirterek, deniz kirliliğinin siyasi tartışmaların ötesinde ele alınması çağrısında bulundu.

Antalya’nın turizm geleceğinin korunması için atık su arıtma kapasitesinin artırılması, karasal kirliliğin kaynağında kontrol edilmesi, deniz suyunun daha sık ve kapsamlı analiz edilmesi ve kurumlar arasında etkin koordinasyon sağlanması gerektiği vurgulandı.

Turizm Sohbetleri serisinin 38. bölümünü izlemek için:

https://www.youtube.com/watch?v=UN5D8CqCH3E&list=PLBj3rz5NsdvIOKjMHWIlCskxBOflGN12Z&index=1

Turizm Sohbetleri serisinin 38. bölümünü dinlemek için: 

https://open.spotify.com/episode/2sHYLLgHyzb6vYM71SpS51

Turizm Sohbetleri Hakkında:

Turizm Sohbetleri, Turizm Gazetesi’nin sektöre yönelik yeni içerik projesi olarak YouTube ve Spotify üzerinden yayınlanacak ve turizmin güncel gündemini ele alacak düzenli bir söyleşi serisidir. Her hafta yayınlanacak programda, turizm sektörünün tüm paydaşlarını ilgilendiren konular uzman görüşleriyle derinlemesine ele alınacak.

💾

#reklam 🎥 Turizm Sohbetleri’nin yeni bölümü yayında!Gazeteci Yusuf Yavuz ile Antalya'yı, Akdeniz'i, kirliliği ve plastik atık sorununu konuştuk.🔔 Yeni bölü...

Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik CHP’den istifa etti

Aydın’ın Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik, yaptığı açıklamada, CHP’den istifa ettiğini açıkladı. Herhangi bir siyasi partiye katılmayacağını belirten Tetik, Nazilli Belediye Başkanlığı görevine bağımsız belediye başkanı olarak devam edeceğini duyurdu.

Tetik, kararının ani bir öfkenin, kişisel bir hesabın veya herhangi bir makam beklentisinin sonucu olmadığını belirterek, “Yaşadığımız süreci, Nazilli halkının bana verdiği sorumluluğu ve belediyemizin yönetim istikrarını göz önünde bulundurarak aldığım bir karardır” dedi.

Tetik, bir süre önce YENİ Parti’ye geçeceğiyle ilgili yapılan tartışmalarına ilişkin, o dönemde yaptığı açıklamaların samimi bir siyasi değerlendirme olduğunu söyledi. Geçmişte söylediklerini inkar etmediğini belirten Tetik, nihai kararını vermeden önce yaşananları ve siyasi tabloyu bütün yönleriyle yeniden değerlendirme ihtiyacı duyduğunu ifade etti.

‘CHP’YE VE BU PARTİYE GÖNÜL VERENLERE SAYGIM DEVAM EDECEK’

CHP’nin Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulduğunu ve toplumdaki tarihsel yerinin tartışılmaz olduğunu kaydeden Tetik, CHP çatısı altında siyaset yaptığını ve Nazilli halkının desteğiyle belediye başkanı seçildiğini belirterek, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerlerine ve bu partiye gönül vermiş yurttaşlarımıza duyduğum saygı her zaman devam edecektir” ifadelerini kullandı.

Bundan sonraki süreçte enerjisini siyasi tartışmalara değil, Nazilli’nin sorunlarına ve belediyenin hizmetlerine vereceğini aktaran Tetik, “Bizim tarafımız Nazilli’dir. Bizim sorumluluğumuz Nazilli halkıdır. Bizim zihnimizi meşgul eden meseleler sadece ve sadece Nazilli’nin meseleleridir” dedi.

‘NAZİLLİ’Yİ YENİDEN SİYASİ OLAYLARIN İÇERİSİNE SOKMAYACAĞIM’

Nazilli halkının güvenini kazandığını belirten Tetik, kenti yeniden siyasi tartışmaların içerisine sokmak istemediğini belirterek, “Görevimin başındayım. Görevimin başında bağımsız bir belediye başkanı olarak devam ediyorum. Tekrar ediyorum: Benim tarafım Nazilli’dir” diye konuştu.

‘BU KARAR GERÇEKTEN BENİM İÇİN ÇOK ZOR’

CHP’den ayrılma kararının kendisi açısından kolay olmadığını da vurgulayan Ertuğrul Tetik, “Çünkü bu parti, benim için Atatürk’ten kalan, O’nun kurduğu ve babamın da yirmi yıl yönetici olarak hizmet ettiği bir parti. Dolayısıyla inanın ki çok zor. Sayın Özgür Özel’in, Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi baba ocağından ayrılmak çok zor” ifadesini kullandı. (ANKA)

 

💾

Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik, CHP'den istifa etti. Görevine bağımsız devam edeceğini belirten Tetik, "Bizim tarafımız Nazilli'dir. Bizim sorumluluğumuz Nazilli halkıdır. Bizim zihnimizi meşgul eden meseleler sadece ve sadece Nazilli'nin meseleleridir" dedi.

Ankara’da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti, çok sayıda yaralı… Gözaltılar var!

Edinilen bilgiye göre, Çayırhan Termik Elektrik Üretim ve Madencilik’in K sektörü 510 numaralı üretim panosunda iş kazası meydana geldi.

Üretim ayağında tavanı tutan şiltlerin arkasında göçük oluştu. Göçük nedeniyle meydana gelen hava basıncının etkisiyle işçiler etrafa savruldu.

Kazada bir işçi hayatını kaybederken, çok sayıda kişinin yaralı olduğu öğrenildi. Yaralılar çevredeki hastanelere sevk edildi.

Yaralılardan 4’ünün durumunun ağır olduğu öğrenildi.

SORUŞTURMA BAŞLATILDI

Ankara Valiliği, Çayırhan Enerji İşletmesi sahasında meydana gelen maden kazasına ilişkin açıklama yaptı.

Valiliğin açıklaması şöyle:

“İlimiz Beypazarı ilçesi Hırkatepe Mahallesi’nde bugün saat 18.00 sıralarında, Çayırhan Enerji İşletmesi sahasında, ilk tespitlere göre Çalışma sahasının arkasında tavan çökmesi sonucu oluşan basınca bağlı olarak savrulmalar neticesinde maden kazası meydana gelmiştir.

Olay mahalline Jandarma, Emniyet, İtfaiye, AFAD, UMKE ve sağlık ekiplerimiz sevk edilmiş, 15 ambulans ekibi görevlendirilerek yaralılar hastanelerimize nakledilmiştir.

Olaydan toplam 20 vatandaşımız etkilenmiş olup, 1 madenci vatandaşımız hayatını kaybetmiş olup yaralı vatandaşlarımız tedavi altına alınmıştır.

Olayın meydana geliş nedeni ile ilgili olarak ilgili mercilerce gerekli inceleme ve soruşturma başlatılmış olup çalışmalar titizlikle sürdürülmektedir. ”

‘YANLIŞ YAPILAN BİR ŞEY VARSA GEREĞİ YAPILACAK’

Ankara Valisi Yakup Canbolat, kazaya ilişkin açıklama yaptı.

Canbolat, olayın adli ve idari yönden araştırılacağını belirterek şunları söyledi:

“Bu olay her boyutuyla adli, idari olarak araştırılacak. Sebebi nedir? Bir kusur var mıdır, yok mudur? Neden dolayı oluşmuştur? Bunlara bilirkişi incelemesi, adli inceleme ve idari inceleme sonucunda karar verilecek.

İnsanlarımız şundan müsterih olsun, konu her bakımından araştırılacak. Her yönüyle muhakkak araştırılacak. Yanlış yapılan bir şey var ise de onun gereği yapılacaktır.

Bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun diliyorum. Allah beterinden korusun. Bu tür iş kazalarına karşı da güvenlik tedbirlerimizi sıkı tutmalıyız.”

9 KİŞİYE GÖZALTI

Beypazarı Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada, maden sahasında sorumlu 9 şüpheli jandarma ekiplerince gözaltına alındı.

Ocakta hayatını kaybeden işçi Erdi Kahveci’nin cenazesinin bugün memleketi Bartın’da toprağa verileceği belirtildi.

ERDOĞAN’IN İMZASIYLA ÖZELLEŞTİRİLMİŞTİ

Göçük, Çayırhan Termik Elektrik Üretim ve Madencilik’te meydana geldi. Çayırhan Termik Santrali ve maden sahaları, 2024 yılının Kasım ayında özelleştirme kararıyla gündeme gelmişti. Karara karşı çıkan yaklaşık 500 maden işçisi, 20 Kasım 2024’te kendilerini madene kapatarak eylem başlatmıştı.

İşçiler, özelleştirme sonrasında kazanılmış haklarını ve iş güvencelerini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduklarını belirtmişti. Türkiye Maden İşçileri Sendikası da ihale şartnamesinde madencilerin kazanılmış haklarına ilişkin yeterli güvence bulunmadığını savunmuştu.

İşçilerin eylemleri sonraki aylarda da devam ederken, Çayırhan Termik Santrali ve maden sahalarının özelleştirilmesine ilişkin ihale 7 Mart 2025’te sonuçlandı.

164 MİLYAR LİRALIK VARLIK 20 MİLYAR LİRAYA DEVREDİLDİ

Çayırhan Termik Santrali, Çayırhan Linyit İşletmesi, santrale bağlı taşınmazlar ve bazı maden ruhsatlarının kapsadığı sahaların işletme hakkı, 20 milyar lira bedelle en yüksek teklifi veren Akçadağ İnşaat Enerji ve Madencilik AŞ’ye devredildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla özelleştirme süreci Mayıs 2025’te kesinleşti.

500 MADENCİ YER ALTINDA EYLEM YAPMIŞTI

Özelleştirme kararının ardından yüzlerce madenci, iş güvencesi ve kazanılmış haklarının korunması talebiyle yer altında eylem yapmıştı.

Türkiye Maden İşçileri Sendikası, özelleştirmenin işçilerin işten çıkarılması ve çalışma koşullarının kötüleştirilmesi riskini beraberinde getireceği uyarısında bulunmuştu.

ÖZELLEŞTİRMENİN ARDINDAN İKİNCİ BÜYÜK KAZA

Özelleştirmenin üzerinden kısa bir süre geçmesinin ardından nisan 2025 te meydana gelen kazada 14 işçi yaralanmış 1 işçi beyin kanaması geçirerek hastaneye kaldırılmıştı.

Merkez Bankası’ndan ‘yastıkaltı altın’ kararı

TCMB tarafından hazırlanan “Altın Cinsinden Fiziki Varlıkların Finansal Sisteme Kazandırılması Hakkında Tebliğ (Sayı: 2022/11)’in Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tebliğ (Sayı: 2026/12)” ile 14 Mart 2022 tarihli düzenleme tamamen yürürlükten kaldırıldı.

T24’ün haberine göre; kaldırılan düzenleme, yurt içi yerleşiklerin fiziki altınlarının finansal sisteme dahil edilmesine ilişkin esasları belirliyordu. Uygulama kapsamında fiziki altınların bankalar aracılığıyla sisteme kazandırılması ve belirli şartlarla Türk lirası mevduat veya katılma hesaplarına dönüştürülmesi mümkün hale getirilmişti.

Kararın, vatandaşların ellerinde bulunan fiziki altınların mülkiyetini veya değerini doğrudan etkilemediği; yürürlükten kaldırılan düzenlemenin finansal sisteme kazandırılmasına ilişkin uygulamayı kapsadığı belirtildi.

Meteoroloji uyardı: Sıcaklıklar 4 derece birden yükselecek!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 22 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurdun kuzey ve batı kesimlerinin parçalı bulutlu, Kütahya’nın batısı, Muğla’nın iç kesimleri ile Antalya’nın batısının iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıklarının doğu kesimlerde 2 ila 4 derece artacağı diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle kuzey, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 32°C

Parçalı ve az bulutlu

ÇANAKKALE °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

İSTANBUL °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

KIRKLARELİ °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

EGE

Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu, öğle saatlerinde Kütahya’nın batı, Muğla’nın iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

DENİZLİ °C, 39°C

Parçalı ve az bulutlu

İZMİR °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

MANİSA °C, 39°C

Az bulutlu ve açık

UŞAK °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

AKDENİZ

Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu, öğle saatlerinde Antalya’nın batısının iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

ANTALYA °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinde batısının iç kesimleri yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

BURDUR °C, 36°C

Parçalı ve az bulutlu

HATAY °C, 34°C

Az bulutlu ve açık

İÇ ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

ESKİŞEHİR °C, 37°C

Az bulutlu ve açık

KONYA °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

NİĞDE °C, 34°C

Az bulutlu ve açık

BATI KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

DÜZCE °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

SİNOP °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

ZONGULDAK °C, 28°C

Parçalı ve az bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 38°C

Parçalı ve az bulutlu

RİZE °C, 28°C

Parçalı ve az bulutlu

SAMSUN °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

TRABZON °C, 28°C

Parçalı ve az bulutlu

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 32°C

Parçalı ve az bulutlu

KARS °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

MALATYA °C, 38°C

Az bulutlu

VAN °C, 30°C

Az bulutlu

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 41°C

Az bulutlu ve açık

GAZİANTEP °C, 40°C

Az bulutlu ve açık

MARDİN °C, 39°C

Az bulutlu ve açık

ŞANLIURFA °C, 42°C

Az bulutlu ve açık

Bakanlık açıkladı: O sucuk markasında eşek ve at eti çıktı

Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda güvenliğini sağlamak ve taklit ile tağşiş yapan firmaları kamuoyuna duyurmak amacıyla hazırladığı ifşa listesini güncelledi. Listede, tüketicilerin sıkça tercih ettiği et ürünlerinde yapılan skandal hileler gözler önüne serildi.

Listede en çok dikkat çeken isim, Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde faaliyet gösteren Saffet Et Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi oldu. Şirketin “Kocaağa Çiftliği” ve “Salih Kocaağa Çiftliği” markaları altında piyasaya sürülen ısıl işlem görmüş sucuk, baton sucuk ve kangal sucuk ürünlerinde at ve eşek eti (tek tırnaklı eti) tespit edildi.

Farklı parti ve seri numaralarına sahip çok sayıda sucuk ürününde bu etin bulunması, gıda denetimlerinin hayati önemini bir kez daha ortaya koydu.

Farklı illerdeki işletmelerde yapılan denetimlerde şu ihlaller belirlendi:

Mersin (Akdeniz): Saray Yemekçilik (Feridun İnce) firmasının kıyma kavurmasında ve Gözde Tantuni (Rahime Şengül) işletmesinin pişmiş kırmızı et tantunisinde tek tırnaklı eti tespit edildi.

Manisa (Merkez): Hüseyin Usta Menekşe (Tuncay Zor) işletmesinin çiğ lahmacun harcında tek tırnaklı eti bulundu.

Mersin (Toroslar): Bioclass Bitkisel Ürünler (Mehmet Emin Kaya) tarafından üretilen “Honey Palace Epimedyumlu Macun” adlı üründe ise sağlığı tehdit eden ilaç etken maddesi tespit edildi.

Vatandaşların sağlığını hiçe sayan ve gıdada tağşiş yapan bu firmalara yönelik gerekli idari ve cezai işlemler uygulanırken, Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri il ve ilçe bazlı denetimlerin aralıksız sürdürüleceğini duyurdu. Tüketicilerin güvendiği bilinen markalarda dahi bu tür uygunsuzlukların yaşanması üzerine, denetim sonuçlarının şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmaya devam edeceği vurgulandı.

Motorine zam geliyor

Akaryakıt fiyatlarında yeni bir zam beklentisi oluştu.

Motorinin litre fiyatına 22 Ağustos Cumartesi gününden itibaren geçerli olmak üzere 2 lira 92 kuruş zam yapılması bekleniyor.

Zam sonrasında motorinin litre fiyatının İstanbul’da 82,65 TL’ye, Ankara’da 83,75 TL’ye, İzmir’de 84,04 TL’ye, doğu illerinde ise 85,50 TL’ye yükselmesi bekleniyor.

Güncel akaryakıt fiyatları şöyle:

İstanbul Avrupa Yakası

Benzin: 71,46 TL

Motorin: 79,73 TL

LPG: 33,79 TL

İstanbul Anadolu Yakası

Benzin: 71,31 TL

Motorin: 79,58 TL

LPG: 33,19 TL

Ankara

Benzin: 72,43 TL

Motorin: 80,83 TL

LPG: 33,89 TL

İzmir

Benzin: 72,73 TL

Motorin: 81,12 TL

LPG: 33,79 TL

Endonezya’da 7,7 büyüklüğünde deprem

Endonezya Afet Yönetim Ajansı’na (BNPB) bağlı yerel afet yönetim birimi BPBD’nin açıklamasına göre, yerel saatle 05.00’te meydana gelen Endonezya’nın doğusundaki Flores Adası’nı vuran deprem 7,7 büyüklüğünde ölçüldü. Endonezya Meteoroloji, Klimatoloji ve Jeofizik Ajansı (BMKG), depremin yerin 15 kilometre derinliğinde meydana geldiğini açıkladı. Ana depremin ardından bölgede çok sayıda artçı sarsıntı kaydedilirken, bir artçının büyüklüğü 6,1 olarak kaydedldi.

Depremde en az 14 kişi hayatını kaybetti, 13 kişi yaralandı. Depremin ardından yapılan tsunami uyarısı yaklaşık üç saat sonra kaldırılırken, yaklaşık 2 bin kişinin kıyı bölgelerinden tahliye edildiği bildirildi. Arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü, can kaybı ve yaralı sayısının artabileceği belirtildi.

Deprem Maumere Limanı’nda da hasara yol açtı. Bölgeden gelen görüntülerde, terminal binasından kopan büyük beton parçalarının feribota binmek için bekleyen yolcuların bulunduğu alana düştüğü görüldü. Bir gemiye geçişi sağlayan iskelenin çökmesi sonucu bazı yolcular denize düştü.

Depremin ardından deniz seviyesinin çekilmesi bölgede paniğe neden oldu. Tsunami uyarısı yapılması üzerine çok sayıda kişi motosikletlerle kıyıdan uzaklaşarak daha yüksek bölgelere yöneldi. BNPB, yaklaşık 2 bin kişinin tahliye edildiğini ya da kendi imkanlarıyla güvenli bölgelere geçtiğini bildirdi. Tsunami uyarısı, deniz seviyesinde önemli bir yükselme tespit edilmemesi üzerine depremden yaklaşık üç saat sonra kaldırıldı.

BNPB’nin ilk verilerine göre, Sikka’da üç, Manggarai’de altı ve Doğu Manggarai’de beş kişi hayatını kaybetti. En az iki kişinin ağır, 11 kişinin ise hafif yaralandığı bildirildi.

Deprem ve artçı sarsıntılar bölgede çok sayıda yapıya zarar verdi. İlk belirlemelere göre, 54 ev ağır hasar görürken, beş sağlık tesisi, üç ibadethane, altı kamu binası, bir eğitim kurumu ve bir depo da hasar aldı. BNPB, en fazla etkilenen bölgeler arasında Manggarai’nin bulunduğunu açıkladı. Bölgenin dağlık ve ulaşımın güç olması nedeniyle hasarın tam boyutunun belirlenmesinin zaman alabileceği belirtildi.

Yetkililer, artçı sarsıntıların devam etmesi nedeniyle halka hasarlı yapılardan ve kıyı bölgelerinden uzak durmaları çağrısında bulundu. Endonezya, üç büyük tektonik levhanın kesişim noktasında yer alması nedeniyle sık sık güçlü depremler ve volkanik faaliyetlerle karşı karşıya kalıyor. (ANKA)

11 yılın ardından… Fenerbahçe otobüsüne saldırı soruşturmasında bir tutuklama

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen Fenerbahçe otobüsüne saldırı soruşturmasında, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan tutuklamaya sevk edilen Yusuf Öksüz tutuklandı.

Soruşturma kapsamında Hakan Hatipoğlu, Emiral Aygüneş ve Özgür Ertürk hakkında ise adli kontrol kararı verildi.

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, üç şüpheli hakkında verilen adli kontrol kararlarına itiraz edileceğini bildirdi.

Jandarma ve Sahil Güvenlik’te kritik atamalar: İstanbul ve Ankara komutanları değişti

2026/228 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında Jandarma Genel Komutanlığında 7 general ile 18 albayın 30 Ağustos’tan geçerli olmak üzere bir üst rütbeye terfi ettirilmesine karar verildi. Ekli listede Tümgeneraller Ünsal Bulut ve Murat Bulut’un korgeneralliğe, 5 tuğgeneralin tümgeneralliğe, 18 albayın ise tuğgeneralliğe terfi ettirildiği görüldü.

Jandarma Genel Komutanlığındaki görev değişikliklerini içeren 2026/229 sayılı kararla da general ve albayların yeni görev yerleri belirlendi.

Karara göre Korgeneral Ünsal Bulut ve Korgeneral Murat Bulut Jandarma Genel Komutan Yardımcılığına atandı. Tümgeneral Metin Düz Asayiş Başkanlığına, Tümgeneral İdris Tataroğlu İstanbul İl Jandarma Komutanlığına, Tümgeneral Tarık Hekimoğlu Ankara İl Jandarma Komutanlığına, Tümgeneral Ali Gemalmaz Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığına getirildi.

SAHİL GÜVENLİKTE TERFİ VE ATAMALAR

2026/230 sayılı kararla Sahil Güvenlik Komutanlığında Tümamiral Cengiz Fitoz koramiralliğe, Albay Önder Göksel ise tuğamiralliğe terfi ettirildi. Terfiler 30 Ağustos’tan itibaren geçerli olacak.

Sahil Güvenlik Komutanlığındaki amiral atamalarını düzenleyen 2026/231 sayılı kararla da 6 ismin yeni görevleri belirlendi.

KARA, DENİZ VE HAVA KUVVETLERİNDE GENERAL VE AMİRAL ATAMALARI

2026/232 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarında general ve amirallerin görev yerlerinde kapsamlı değişiklikler yapıldı.

Kara Kuvvetlerinde Korgeneral Zorlu Topaloğlu 2’nci Ordu Komutanlığından Ege Ordu Komutanlığına, Korgeneral Gültekin Yaralı ise Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığından 2’nci Ordu Komutanlığına atandı.

Atama listelerinde Kara Kuvvetlerinin yanı sıra Deniz ve Hava Kuvvetlerindeki general ve amirallerin yeni görev yerlerine de yer verildi. (ANKA)

Serkan Kurtuluş Türkiye’ye getirildi

Kırmızı bültenle aranan organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş’un Arjantin’de Türk güvenlik güçlerine iade edilmesinin ardından Türkiye’ye getirildiği açıklandı.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş Türkiye’ye getirildi. Devletimizin kararlı mücadelesi sınır tanımıyor. Kırmızı bültenle aranan organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş, Arjantin’de yakalanmasının ardından Brezilya’dan aktarmalı olarak İstanbul Havalimanı’na getirildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol Europol Daire Başkanlığımız, KOM ve İstihbarat Başkanlıklarımız ile Dışişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı koordinesinde; 13 bin kilometre uzaktan Türkiye’ye gerçekleştirilen bu iade süreci suçla mücadeledeki kararlılığımızın açık bir göstergesidir.

Huzurumuza kasteden hiçbir odak adaletten kaçamayacak! Sınır ötesinde dahi adaleti tecelli ettiren Kahraman Polislerimize, Adalet ve Dışişleri Bakanlıklarımızın emeği geçen tüm mensuplarına teşekkür ediyoruz.”

Meteoroloji’den kuvvetli sağanak uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 15 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurt genelinin parçalı yer yer çok bulutlu, İç Ege, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz, Orta ve Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusu, Eskişehir, Gaziantep, Kilis, Sivas, Erzincan çevreleri, Kırklareli’nin kuzey kesimleri, Antalya ve Kayseri’nin doğusu ile Malatya’nın batısının sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların; Ardahan çevreleri, Bayburt’un doğu kesimleri, Kütahya’nın güneyi, Uşak ve Denizli’nin doğu, Afyonkarahisar’ın batı kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

Hava sıcaklıklarının genellikle mevsim normalleri civarında, güney kesimlerde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının kuzey, iç ve batı kesimlerde azalacağı tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle kuzeyli, güneydoğu kesimlerde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Batı Karadeniz kıyıları, Marmara, Kuzey ve Kıyı Ege ile Doğu Anadolu’nun güneydoğusunda kuvvetli (40-60 km/saat) ve kısa süreli fırtına (60-80 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı bulutlu, Kırklareli’nin kuzey çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölge genelinde kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) ve kısa süreli fırtına şeklinde (60-80 km/saat) esmesi bekleniyor.

BURSA °C, 30°C

Parçalı bulutlu

ÇANAKKALE °C, 29°C

Parçalı bulutlu

İSTANBUL °C, 29°C

Parçalı bulutlu

KIRKLARELİ °C, 28°C

Parçalı bulutlu, kuzey kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

EGE

Az bulutlu, bölgenin iç kesimleri parçalı yer yer çok bulutlu, iç kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; Kütahya’nın güneyi, Uşak ve Denizli’nin doğu, Afyonkarahisar’ın batı kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; Kuzey ve Kıyı Ege’de kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.

DENİZLİ °C, 34°C

Az bulutlu , zamanla parçalı yer yer çok bulutlu, öğleden yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçecek. Yağışların doğu kesimlerinde kuvvetli olması bekleniyor.

İZMİR °C, 35°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu

MUĞLA °C, 34°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, iç kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

UŞAK °C, 29°C

Az bulutlu zamanla parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçecek. Yağışların doğu kesimlerinde kuvvetli olması bekleniyor.

AKDENİZ

Parçalı yer yer çok bulutlu, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz ile Antalya’nın batı kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 35°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANTALYA °C, 37°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, batısı yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

BURDUR °C, 32°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

HATAY °C, 32°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İÇ ANADOLU

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, Eskişehir ve Sivas çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 29°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 30°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, il merkezi yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KONYA °C, 31°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu

NİĞDE °C, 29°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu

BATI KARADENİZ

Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu geçecek.

BOLU °C, 27°C

Parçalı zamanla çok bulutlu

DÜZCE °C, 28°C

Parçalı bulutlu

KASTAMONU °C, 26°C

Parçalı bulutlu

ZONGULDAK °C, 26°C

Parçalı bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz’in yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 27°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, doğusu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

RİZE °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAMSUN °C, 28°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

TRABZON °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı zamanla çok bulutlu, bölgenin kuzeydoğusu sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; bölgenin güneydoğusunda güneyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.

ERZURUM °C, 25°C

Parçalı zamanla çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 26°C

Parçalı zamanla çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 33°C

Parçalı zamanla çok bulutlu, batısı yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

VAN °C, 30°C

Parçalı bulutlu

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık, zamanla bölgenin kuzey ve batısı parçalı yer yer çok bulutlu, Gaziantep ve Kilis çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 37°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu

GAZİANTEP °C, 35°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MARDİN °C, 34°C

Az bulutlu ve açık

ŞANLIURFA °C, 36°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu

Tuna Nehri ‘akmam’ diyor: Nükleer santral kuraklık nedeniyle devre dışı kaldı!

Romanya, kuraklık nedeniyle Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesi üzerine Cernavoda Nükleer Santrali’ndeki son çalışan reaktörü de geçici olarak kapattı. Santralin ilk reaktörü 28 Temmuz’da yine düşük su seviyesi nedeniyle devre dışı bırakılmıştı.

Santrali işleten Nuclearelectrica, normal koşullarda Romanya’nın elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılayan Cernavoda’daki 706 megavatlık iki reaktörün, Tuna’daki su seviyesinin “önemli ve devam eden düşüşü” nedeniyle devre dışı kaldığını açıkladı.

Tuna’nın Romanya’ya girişindeki debi, temmuz sonunda saniyede bin 700 metreküp seviyesindeyken ağustos ayında bin 370 metreküpe kadar geriledi. Temmuz ayının uzun yıllar ortalaması ise saniyede 4 bin 700 metreküp seviyesinde bulunuyor. Şirket, reaktörün izleyen 10 gün içinde yeniden devreye alınmasını beklemediğini bildirdi.

Romanya hükümeti ağustos ayı boyunca enerji alanında olağanüstü hal ilan ederken şirketlerden ve hanelerden yoğun tüketim saatlerinde elektrik kullanımını azaltmalarını istedi. Enerji Bakanlığı, açığı karşılamak amacıyla 330 megavat kapasiteli linyit santralinin devreye alındığını, rüzgar ve rezervuarlardaki mevcut suya bağlı hidroelektrik üretiminin de artırıldığını açıkladı.

MOLDOVA’DA ELEKTRİK KESİNTİSİ RİSKİ

Cernavoda’nın tamamen devre dışı kalması, kendi elektrik açığının yüzde 60’a kadar olan bölümünü Romanya’dan karşılayan Moldova’yı da doğrudan etkilemekte.

Romanya’dan ithalatın durması halinde Moldova’nın Ukrayna’dan elektrik temin etmeye, daha pahalı Batı Avrupa kaynaklarına yönelmeye veya dönüşümlü elektrik kesintileri uygulamaya başvurabileceği belirtiliyor.

Moldovalı enerji uzmanı Sergiu Tofilat, Kişinev Radyosu’na yaptığı açıklamada, “Elektrik kesintileri dahil durumun kötüleşmesine hazırlıklı olmamız gerektiğini düşünüyorum ancak şu anda kesin bir şey söylemek zor” dedi.

TUNA’DA SU SEVİYESİ REKOR DÜŞÜKLÜKTE

Romanya’daki Cernavoda ölçüm istasyonunda su seviyesi, 28 Temmuz’da sıfır referans kotunun 194 santimetre altında ölçülürken, 14 Ağustos’ta 240 santimetre altına gerileyerek 17 günde 46 santimetre daha düştü.

Düşük su seviyeleri aynı zamanda Almanya’dan Karadeniz’e kadar uzanan yaklaşık 2 bin 850 kilometrelik Tuna Nehri boyunca taşımacılığı da olumsuz etkilemekte. Nehirdeki sığlaşma, yük gemilerinin taşıyabilecekleri yük miktarını azaltırken ulaşım maliyetlerini artırıyor.

Kuraklık Avrupa’nın diğer nükleer santrallerinde de üretimi sınırlandırdı. Fransa’da kuraklık ve aşırı sıcaklıkla bağlantılı kesintiler nedeniyle 57 reaktörden 13’ü bu hafta çeşitli düzeylerde etkilendi. Macaristan’ın Tuna suyuyla soğutulan Paks Nükleer Santrali’nde ise üretim geçen aydan bu yana azaltıldı.

Macaristan hükümeti, nehir seviyesinin daha da düşmesi ihtimaline karşı Paks yakınlarında su akışını kontrol etmek amacıyla su altı bariyeri inşa edilmesi talimatını verdi. İki büyük mavnanın da gerektiğinde batırılarak santral çevresindeki su seviyesinin yükseltilmesi planlanıyor.

Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, Avrupa’nın geniş bölümünde normalin altında yağış ve nehir akışlarının görüldüğünü, aşırı sıcaklıkların kurak koşulları daha da ağırlaştırdığını bildirdi. (ANKA)

Mürettebatın ruh sağlığına ilişkin iddiaların ardından USS Lincoln görevine ara verecek

ABD Donanması, İran’a yönelik katliamlar nedeniyle görev süresi uzatılan ve yaklaşık 260 gündür denizde bulunan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerine Pasifik’te konuşlu USS George Washington’ı Orta Doğu’ya gönderiyor. Değişim, Lincoln’de görev yapan askerlerin ruh sağlığı ve gemideki yaşam koşullarına ilişkin iddiaların ABD kamuoyunda tartışma yaratmasının ardından geldi.

ABD’nin Kaliforniya kıyılarından 2025 yılının Kasım ayında ayrılan USS Abraham Lincoln, başlangıçta Güney Çin Denizi’nde görevlendirilmiş, daha sonra ABD-İran geriliminin tırmanması üzerine Orta Doğu’ya yönlendirilmişti. Yaklaşık dokuz aydır konuşlandırılmış durumda olan uçak gemisi, İran’a karşı yürütülen askeri operasyonlarda görev aldı. Gemi, 200 günü aşkın süredir liman ziyareti gerçekleştirmedi.

Lincoln’ün uzayan görev süresi, son günlerde gemideki koşullara ilişkin haberlerle ABD’de tartışma konusu oldu. ABD medyasında mürettebat arasında moral ve ruh sağlığı sorunları yaşandığı, temel ihtiyaç malzemelerinde sıkıntılar bulunduğu, tesisat sorunları görüldüğü ve bazı askerlerin intihar girişiminde bulunduğu öne sürüldü. ABD Donanması, ağustos ayı başında bir askerin denize düştüğünü ve kısa sürede kurtarıldığını doğrularken, olayın koşullarına ilişkin soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.

HEGSETH: HABERLER TAMAMEN ÇARPITILDI

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise USS Abraham Lincoln’deki koşullara ilişkin haberlerin “tamamen çarpıtıldığını” söyledi. Hegseth, Donanmanın uzun süreli görevlerde bulunan askerleri desteklemeye devam ettiğini savundu.

ABD Donanması, İran’a yönelik katliamların Orta Doğu’daki tedarik merkezlerini sekteye uğrattığını ve bunun Lincoln’e yapılan bazı teslimatları etkilediğini kabul etti. Donanma, tedarikte önce gıda, ardından hijyen malzemeleri ve postaya öncelik verildiğini, gemideki askerlerin temiz suya ve sağlıklı yemek seçeneklerine erişebildiğini açıkladı.

USS GEORGE WASHINGTON ORTA DOĞU’YA DOĞRU YOLA ÇIKTI

Öte yandan, ABD medyasına göre, USS George Washington geçen hafta Vietnam’ın Da Nang limanından ayrıldı. Bir kruvazör ve muhribin eşlik ettiği uçak gemisi, daha sonra Singapur Boğazı’nı geçerek Pasifik ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan Malakka Boğazı’na yöneldi. ABD’li bir yetkili, ABD medyasına George Washington’ın USS Abraham Lincoln’ün yerini almasının planlandığını doğruladı.

George Washington’ın Orta Doğu’ya kaydırılması, ABD’nin Pasifik’teki uçak gemisi varlığını da geçici olarak azaltacak. USS Abraham Lincoln’ün yanı sıra diğer ABD uçak gemilerinin İran’a yönelik saldırılar nedeniyle uzayan konuşlandırmaları, Donanmanın personel ve operasyonel kapasitesi üzerindeki baskıya ilişkin tartışmaları artırdı.

ABD’de Demokrat milletvekilleri, USS Abraham Lincoln’deki koşullar hakkında Pentagon ve Donanma yönetiminden daha fazla bilgi ve şeffaflık talep etti. Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi üyesi Connecticut Senatörü Richard Blumenthal, Donanma yönetimine gönderdiği mektupta, Lincoln’ün uzun süreli konuşlandırılmasının İran’a karşı devam eden askeri operasyonlar ve bölgede uzun süre önemli ABD deniz kuvvetlerine ihtiyaç duyulabileceği dikkate alındığında özellikle önemli olduğunu belirtti.

Arizona Senatörü ve eski Deniz Piyadesi Ruben Gallego da gemideki koşulları incelemek üzere iki partiden milletvekillerinin katılacağı resmi bir ziyaret düzenlemeyi planladığını açıkladı. Gallego, mürettebata yönelik muamelenin “yalnızca iğrenç değil, aynı zamanda tehlikeli olduğunu” söyledi.

Müsavat Dervişoğlu’ndan Ömer Karakaş’ın istifasına dair açıklama

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Her cepheden saldırdıklarına göre, bilin ki doğru yoldayız. İlk kez eksilmiyoruz… İlk kez bölünmüyoruz… İlk kez ihanete uğramıyoruz… Gönderdiğiniz akbabaların kopardığı et, bizi hem acıtmaz hem de tüketmez. Bu siyasi namus bataklığında siz boğulacaksınız, biz değil!..” ifadelerini kullandı.

Hakan Fidan, Suudi ve Mısırlı mevkidaşlarıyla görüştü

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tamim Khallaf, X hesabından yaptığı paylaşımda görüşmeye ilişkin şunları kaydetti:

“Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları El Alameyn’de, bölgedeki gelişmeleri görüşmek üzere bir araya geldi. Görüşmede, üç ülkeyi birleştiren güçlü dostluk ve iş birliği bağları ile ortaklıklarını güçlendirme ve ortak çıkarlarını ilerletme konusundaki kararlılık yeniden teyit edildi.”

AÇIKLAMA YAPTI

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır ziyaretine ilişkin değerlendirmede bulundu. Fidan, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

“Mısır’a gerçekleştirdiğimiz ziyaret, mükemmel düzeyde seyreden ikili iş birliğimizi ve bölgemizdeki gelişmeleri ele almak bakımından son derece önemli bir fırsat teşkil etti. Samimi misafirperverlikleri için başta değerli mevkidaşım ve kardeşim Bedir Abdülati olmak üzere tüm Mısırlı yetkililere teşekkür ediyorum. Ziyaret kapsamında mevkidaşımla beraber Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu İkinci Toplantısı’na eş başkanlık yaptık. Ayrıca Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad ve Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil Fehmi’yle görüştük.

Bakan Fidan: Mısır ile ilişkilerimizi karşılıklı güven ve ortak çıkarlarımız temelinde derinleştirmeye devam edeceğiz

İkili ticaretimizi artıracak, ekonomik ilişkilerimizi çeşitlendirecek ve ülkelerimiz arasındaki bağlantısallığı güçlendirecek anlaşmaları imzaladık. Türkiye ve Mısır, tarihin ve coğrafyanın kendilerine yüklediği sorumluluğun bilinciyle hareket eden iki büyük devlettir. Ülkelerimiz arasındaki iş birliğinin güçlenmesi, yalnızca halklarımızın ortak menfaatlerine değil, bölgemizde barış, istikrar ve refahın tesisine de hizmet etmektedir. Bu anlayış ve Cumhurbaşkanlarımızın vizyonu doğrultusunda omuz omuza çalışmaya ve ilişkilerimizi karşılıklı güven ve ortak çıkarlarımız temelinde derinleştirmeye devam edeceğiz.”

İmamoğlu’ndan çerçeve yasaya destek: Altına imzamı atıyorum

Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” sosyal medya hesabından, bölücü çerçeve yasa teklifinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında açıklama yaptı.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in teklife “evet” oyu verme kararına destek veren İmamoğlu’nun açıklamasının tamamı şöyle:

“Aziz milletim, Türkiye, tarihinin önemli eşiklerinden birindedir. Barışı, huzuru ve kardeşliği kalıcı kılmak; demokrasiyi ve hukuku güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine inanıyor; bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı yürekten destekliyorum. Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum.

Kıymetli Başkanımız Sayın Mansur Yavaş’ın dikkat çektiği, uyardığı ve önerdiği bütün tespitlere katılıyor ve önemsiyorum.

Sayın Selahattin Demirtaş’ın arzuladığı, bütünleştirici ve birleştirici barış temennilerini kıymetli buluyorum.

Ancak bu iktidarın süreç yönetimi, samimiyeti ve şeffaflık sicili bozuktur. Bu nedenle mücadelemize bir yandan sorunların çözümü için destek ve katkı anlayışıyla devam edecek, diğer taraftan denetleme görevimizi ve milletimizi bilgilendirme gayretimizi en üst seviyede göstereceğiz.

Kıymetli halkımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve 86 milyon yurttaşımızın eşitliği bizim ortak güvencemizdir. Cumhuriyetimizi demokrasiyle, birliğimizi adaletle, devletimizi hukukla güçlendireceğiz. Türkiye yalnız kendi içinde huzuru sağlayacak bir ülke değildir. Bölgemizde barışın, istikrarın ve refahın güvencesi olacak; gücünü hukukundan, demokrasisinden, ekonomisinden ve milletinin birliğinden alan güçlü bir devlet olacağız. Türkiye’nin büyüklüğüne ve devletimizin ciddiyetine yakışan budur.

Bu mesele günlük siyasi hesaplara, kapalı kapılara ve kişisel ikbal arayışlarına bırakılamaz. Sürecin güvencesi şeffaflık, TBMM, hukuk ve milletin iradesidir. Barışı siyasi hesaplara teslim etmeyeceğiz. Siyasi hesaplara duyduğumuz güvensizliğin de barış umudumuzu esir almasına izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin bunu başaracak gücü vardır. Barışın da huzurun da Cumhuriyetin de sahibi millettir.”

Kılıçdaroğlu: ‘Sürece tereddütsüz katkı vereceğiz’

Kılıçdaroğlu, bölücü açılım sürecine ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin huzurunu, birliğini ve kardeşliğini bozmak isteyen bölücü küresel yapılar şunu iyi bilmelidir:

Türk baharı hayali kuranlara, Türk milletinin birlik ve beraberliği karşısında zemheri kışı yaşatacak olan bu milletin ortak iradesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kararlılığı ve sarsılmaz kardeşliğimizdir. Türk milleti, içerisinde barındırdığı bütün evlatlarıyla, bütün kültürleriyle, bütün dilleriyle ve bütün renkleriyle ayrılmaz bir bütündür. Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak vatanımızın zenginliğidir.

Bizim için tartışılmaz olan üniter devlet yapımız, Anayasa’nın ilk dört maddesi ve milletimizin sarsılmaz, bölünmez kardeşliğidir. Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil, tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir.

Türkiye’nin önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmasının yolu kendi içinde kavga eden değil, kardeşliğini dünyaya ilan eden güçlü bir Türkiye’den geçmektedir.

Bizim milliyetçiliğimiz milleti bölmek değil, milleti birleştirmektir. Bizim vatanseverliğimiz kardeşi kardeşe düşürmek değil, aynı bayrağın altında omuz omuza yürümektir. Bizim ülkümüz zayıf ve parçalanmış bir Türkiye değil, birliğini koruyan, demokrasisi güçlü, ekonomisi sağlam, itibarlı ve büyük bir Türkiye’dir.

Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz.

Çünkü biliyoruz: Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir. Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır. Birlik varsa gelecek vardır. Bu topraklar ayrılığın değil birliğin, düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur.”

Ümit Özdağ’dan çerçeve yasaya tepki: Bu yeni bir Sevr tasarımıdır

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Birinci TBMM Binası önünde yaptığı açıklamada, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen çerçeve yasaya tepki gösterdi.

Özdağ, “PKK terör örgütü ve elebaşısı Abdullah Öcalan’la yapılan ikinci müzakere süreci sonunda gelinen noktada, Sevr Anlaşması’nın uğursuz 106’ncı yıl dönümünde PKK’ya yönelik bir özel af yasa tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmiştir ve şimdi görüyoruz ki başta Abdullah Öcalan olmak üzere terör örgütü ve yandaşları sevinç naraları atmakta, Abdullah Öcalan bu süreci, Cumhuriyetimizin kuruluşu kadar önemli olarak nitelendirmektedir. Demek ki mesele sadece bir af yasası değil, bu PKK’ya yönelik özel af yasasıyla birlikte devletimizin kuruluş esaslarının ortadan kaldırılarak, Öcalan’ın ifadesiyle sözde bir demokratik Cumhuriyet’e geçiş sürecinin ilk adımı atılmak istenmektedir” diye konuştu.

Teklif Meclis’e getirilirken, Türk milletine de dünyaya da “PKK terör örgütünün kendisini feshettiği, silah bırakmayı kabul ettiği, bu silahların devlet güçlerinin denetiminde toplanacağı”nın söylendiğini ifade eden Özdağ, şöyle devam etti:

“PKK, sadece PKK değil, PKK, KCK, PKK kapsamında Irak’ta, İran’da ve Suriye’de de örgütlü bir narkoterör örgütüdür. PKK’nın Suriye ayağı YPG’nin 4 tugay halinde örgütlenen yapısının silahlarını da toplayacak mısınız? Hayır. Irak PKK’sının silahlarını teslim alıp imha edecek misiniz? Hayır. Hala İran’da, İran Özel Kuvvetleri ve Devrim Muhafızlarıyla çarpışan PKK terör örgütünün elindeki silahları alacak mısınız? Ona da hayır. O zaman hangi silahları alıyorsunuz? PKK, kendisini feshedecek… Hangi PKK kendisini feshediyor? İran’daki PKK mı, Suriye’deki PKK mı, Irak’taki PKK mı? Hayır. Örgütün örgütsel yapısı, varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bu yasa tasarısı ile terör örgütü elebaşı ve üyeleri dağılmak yerine affediliyor, cezaevinden tahliye ediliyor. Dış destek başta olmak üzere finansal, lojistik ve uyuşturucu altyapısına yönelik tedbirler olduğunu görmüyoruz. 2024’e kadar devlet kayıtlarından ‘narkoterör örgütü’ olarak geçen örgütün, 2025 ve 2026 belgelerinden narkotik kaçakçılığı ile ilgili faaliyetlerinin durmamasına rağmen çıkartıldığını görüyoruz. Ayrıca Öcalan’ın, bu yasa ve süreç çerçevesinde bulunduğu İmralı adasında mahkum konumundan çıkartılıp ‘siyasi misafir’ haline getirileceği ve umut hakkı çerçevesinde de sonunda serbest kalacağı anlaşılıyor.

‘TERÖRLE MÜCADELEDE AMAÇ ÖRGÜTÜ YOK ETMEKTİR’

Terörle mücadele sonucunda devletlerin amacı, terör örgütlerini yok etmek, toplumla bağını kesmektir. Oysa bu yasayla Irak’ta, İran’da, Suriye’de terör eylemlerini sürdüren bir örgütün elemanları Türkiye’de topluma entegre edilecekmiş gibi gösterilmektedir. Bunların zaman zaman Irak’a, Suriye’ye, İran’a gidip yarı zamanlı terörist olarak faaliyet göstermeyeceklerinden emin misiniz? Birinci terörle müzakere sürecinde pratiklerinizin Irak’a gidip Kandil’de eğitim aldıktan sonra gelip Türkiye’deki hendek terörünün altyapısını hazırladıklarını unuttunuz mu?

Önümüzdeki aylarda, anayasal veya yasal düzenlemeler yapılması sırasında anlaşmazlık çıkarsa PKK terör örgütünün Irak, Suriye veya İran’daki unsurlarıyla Türkiye içinde eylem yapmayacağından, terör eylemi yapmayacağından emin misiniz? Ankara’da Kahramankazan’da TUSAŞ’a yapılan baskının Suriye PKK’sı tarafından yapıldığını unuttunuz mu? Bu Çerçeve Yasa, Türk siyasetinde Ergenekon, Balyoz, casusluk davalarıyla yaratılan birinci travmadan, 2017’deki kirli referandumla gerçekleşen ikinci travmadan sonra çok ağır ve telafisi zor yeni bir toplumsal, siyasal travmaya, psikolojik travmaya, bir toplumsal kırılmaya neden olabilir.

Çünkü biliyoruz ki PKK affı olan bu tasarı, sadece bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Daha sonra Anayasa’da yapılacak değişikliklerle mezhep ve etnik yapılara siyasi ayrıcalıklar verilmesi ve ucu açık bir Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi hedeflenmektedir. Böylece büyük Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının arkada burada, Birinci Meclis’te kurmuş olduğu Milli Üniter Laik Türkiye Cumhuriyeti fesholacak, Öcalan’ın ‘Demokratik Cumhuriyet’ diye ifade ettiği gevşek bir üniter devlet denilen bazıları tarafından, ama gerçekte çok uluslu özerk bölgeli bir federasyona doğru Türkiye, sürüklenmek istenecektir.”

‘TÜRKİYE, YUGOSLAVYA’YA, IRAK’A, LÜBNAN’A DÖNÜŞTÜRÜLMEK İSTENMEKTEDİR’

Ümit Özdağ, terör örgütü yandaşlarının, “yüz yıllık düğüm çözülüyor” diyerek sevindiklerini savundu.

İktidara 3 Kasım 2002’de gelen AK Parti’nin, bugün Türkiye’yi getirdiği noktanın bu olduğunu söyleyen Ümit Özdağ, “İstiklal Harbi ile kurduğumuz ve şimdi bugünkü gayrimilli eğitimsizlik Bakanı’nın ders kitaplarından çıkartmak istediği İstiklal Harbi sonucunda inşa ettiğimiz Cumhuriyet, ağır bir tehdit altındadır. Türkiye, Yugoslavya’laştırılmak istenmektedir. Türkiye Irak’laştırılmak, Türkiye Lübnan’laştırılmak istenmektedir. Bu yeni bir Sevr tasarımıdır ve Sevr’in 106’ncı uğursuz yıl dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmesi de tesadüf değildir. Allah’ın günü mü kalmadı?” dedi.

Zafer Partisi olarak, terörle müzakere yerine hemen mücadeleye dönülmesi gerektiğine inandıklarını dile getiren Özdağ, şöyle devam etti:

“PKK’nın dış desteği; lojistik, finans ve uyuşturucu altyapısı tahrip edilmeli; bölge ülkeleri ile iş birliği içerisinde PKK/KCK’nın Orta Doğu’daki bütün parçaları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin meşru hedefi haline gelmelidir. Milli Üniter Laik Türkiye Cumhuriyeti, tavizsiz bir şekilde babalarımızdan ve dedelerimizden devraldığımız gibi çocuklarımıza ve torunlarımıza emanet edilmelidir. Türkiye teröre, terör örgütüne yenilmedi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Jandarma Teşkilatı, Türk Polis Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı, kahraman güvenlik güçlerimiz terör örgütünü iki defa yendiler, ezdiler ve şimdi onların kanları pahasına, terleri pahasına kazanmış oldukları büyük zafer siyasi masalarda heba edilmemeli. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

‘BU YEMİNİ EDEN MİLLETVEKİLLERİNİN BU YASAYA ‘EVET’ DEME LÜKSÜ YOKTUR’

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ümit Özdağ, “çerçeve yasanın TBMM’de edilen milletvekili yeminiyle örtüşüp örtüşmediği” sorusuna, şu yanıtı verdi:

“Bir sayın milletvekili, bu yasaya ‘hayır’ diyeceğini dün akşam açıklarken, bu hayırın gerekçesini milletvekili yeminine dayandırdı. Çok haklıdır. Bu yemini eden milletvekillerinin, bu yasaya ‘evet’ deme lüksü yoktur. Ayrıca, bu yasaya, ‘evet’ diyenler, destekleyenler oluşması için çalışanlara hukuki bir koruma getiriyor. Neden? Yaptığınız işin doğru olduğundan emin değil misiniz? Neden hukuki bir korumaya ihtiyaç duyuyorsunuz? Hani büyük bir iş yapıp terörü sona erdiriyorsunuz, onu söylüyorsunuz. Peki neden kendinizi hukuki koruma altına almak istiyorsunuz? Doğru iş yaptığından emin olanlar, millete karşı vicdanı rahat olanlar yasa maddelerinin arkasına sığınarak koruma aramazlar.

Zafer Partisi olarak biz Türkiye’nin milli, üniter, laik cumhuriyet olarak İstiklal Harbi felsefesi üzerinde 21’inci yüzyılda yoluna devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu inanca sahip olan herkesi, daha önce hangi siyasi partiye oy vermiş olurlarsa olsun, Zafer Partisi saflarında milli, üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaya davet ediyoruz.” (ANKA)

 

Çerçeve yasa teklifinde maddelere geçiliyor: İşte oylama sonucu…

Bölücü açılım süreci kapsamında Meclis’e getirilen ‘çerçeve yasa’ olarak da bilinen ”Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” bugün Meclis’te görüşülmeye başlandı.

TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanvekili Celal Adan’ın başkanlığında saat 11.00’de toplandı.

Teklifin görüşmelerine katılmak üzere MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da geldi.

İYİ Partililerin görüşmeye Türk bayraklı atkı ve dövizlerle gelmesi dikkat çekti.

Genel Kurul’da AKP’nin Meclis’in gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi.

Kabul edilen önergeyle, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” bölümünde bulunan 290 sıra sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi birinci sıraya alındı. Bu bölümde yer alan diğer işlerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi.

‘ÇERÇEVE YASA’ TEKLİFİ İÇİN ÜÇ GÜNLÜK ÇALIŞMA TAKVİMİ

Genel Kurul’un bugünkü birleşiminde 290 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmeleri tamamlanıncaya kadar çalışması kararlaştırıldı. Teklifin görüşmelerinin bugün tamamlanamaması halinde çalışmalar 11 Ağustos Salı günü, Salı günü de tamamlanamaması halinde ise 12 Ağustos Çarşamba günü teklifin görüşmeleri tamamlanıncaya kadar sürdürülecek.

“Çerçeve Yasa” teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasının ardından TBMM’nin tatile girmesi öngörülüyor.

İYİ PARTİ’DEN TEKLİFİN GÖRÜŞÜLMESİNE BAŞLANMAMASI İÇİN GRUP ÖNERİSİ

İYİ Parti, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin Genel Kurul’da görüşülmesine başlanmaması için grup önerisi verdi.

Öneride, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin hukuk devleti, Anayasa’nın üstünlüğü, kanun önünde eşitlik, suç ve cezaların kanuniliği, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bakımından “ciddi Anayasaya aykırılık sorunları” taşıdığı savunuldu.

Öneride, Anayasa’nın 11’inci maddesine işaret edilerek, “Anayasa hükümleri yasama organını bağlayan temel hukuk kurallarıdır ve kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz. TBMM’nin yasama yetkisini kullanırken Anayasa’ya uygun hareket etmesi yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, anayasal düzenin korunmasının da gereğidir” ifadelerine yer verildi.

‘HUKUKİ GÜVENLİK VE BELİRLİLİK İLKELERİ YÖNÜNDEN SAKINCA DOĞURMAKTADIR’

Teklifteki düzenlemelerin kapsam ve sınırlarının yeterli açıklıkta belirlenmediği belirtilen öneride, kişilerin hukuki durumlarında doğrudan sonuç doğuracak hususların belirsiz kavramlara ve sonraki karar süreçlerine bırakılmasının sakıncalı olduğu ifade edildi.

Öneride, “Teklifte yer alan düzenlemelerin kapsam ve sınırlarının yeterli açıklıkta belirlenmemesi, kişilerin hukuki durumlarında doğrudan sonuç doğuracak hususların belirsiz kavramlara ve sonraki karar süreçlerine bırakılması Anayasa’nın 2’nci maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ile hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri yönünden sakınca doğurmaktadır” denildi.

İYİ Parti grubunun önerisinde, bu gerekçeler doğrultusunda “çerçeve yasa” teklifinin Genel Kurul’da görüşülmesine başlanmaması istendi.

ÇÖMEZ: ETKİ ANALİZ RAPORUNUZ YOK

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez söz alarak teklifin hazırlanma ve komisyon sürecini eleştirdi. Çömez, teklifin 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na, 7 Ağustos’ta ise komisyona geldiğini belirterek, “O komisyonda o şartlar altında, son derece küçük, kapalı ve basık bir ortamda alelusul geçirdiniz ve sonra dediniz ki, ‘Size iki saat süre, iki saatlik süre içerisinde ne yazacaksınız yazın.’ Tabii, sizin yazacak hiçbir şeyiniz yok, itirazınız yok. Çünkü ne söyleniyorsa onu yapıyorsunuz ve yasaya itiraz etmediniz” dedi.

Çömez, partisinin komisyon sürecinde hazırladıkları şerhi sunduklarını belirterek, teklifin kabul edilmemesi için iade dilekçesi verdiklerini söyledi. Çömez, “Bakın, bu yasayı kabul etmeyin. İade dilekçesi verdik, ‘Bunu reddedin.’ dedik, kabul etmediniz, işleme bile koymadınız” diye konuştu.

Teklifin Anayasa’ya aykırı olduğunu savunan Çömez, Anayasa Komisyonu’nun ve alt komisyonların toplanması yönündeki taleplerinin de kabul edilmediğini ifade etti. Çömez, şöyle konuştu:

“‘Anayasa’ya aykırıdır’ dedik. Açıkça Anayasa’ya aykırı. Şu anda Anayasa’ya aykırı bir af işlemi yapıyorsunuz, biraz sonra anlatacağım onu; onu da kabul etmediniz. Dedik ki, ‘Bir Anayasa Komisyonu kuralım, kurulan Anayasa Komisyonu’nda bunu görüşelim.’ ‘Hayır’ dediniz, Anayasa Komisyonu’nu da toplamadınız. ‘Alt komisyonlar olsun, tali komisyonlar olsun’ dedik, onları da toplamadınız.”

Çömez, teklifin olası sonuçlarına ilişkin etki analizi hazırlanıp hazırlanmadığını da sorduklarını belirterek, “‘Cezaevindeki 4 bin teröristi, dışarıdaki toplam 9 bin teröristi affetmeniz halinde neler olacak?’ diye soruyoruz, hiçbir etki analiziniz yok” dedi.

Teklif sürecine ilişkin Reuters ve ABD Büyükelçisi üzerinden de değerlendirmelerde bulunan Çömez, şöyle konuştu:

“Bu süreçte İngiliz yayın organlarının haberi vardı. Reuters’tan öğreniyoruz, on ay önce Reuters açıklama yaptı, dedi ki, ‘9 bin teröristi affedecekler, çalışma yapıyorlar’. Bir ülkenin diplomatı başka bir ülkenin iç işleriyle ilgili açıklama yapıyor, ‘4 ülkedeki Kürtler bir araya getirilecek’ diyor. Anlaşıldı talimat nereden geliyor size, projeyi kimlerin irade ettiğini, kimlerin arkasında durduğunu anlıyoruz. Biriniz de kalkıp Amerikan Büyükelçisi’ne ‘Sen kimsin? Nasıl benim ülkemle ilgili böyle bir şey konuşuyorsun?’ diyemediniz.”

‘BU AÇIK SEÇİK BİR AFTIR’

Çömez, düzenlemenin “af” olarak nitelendirilmek istenmediğini ancak bunun açıkça af olduğunu savundu. Çömez, “Bu açık seçik bir aftır ve 15 yıla kadar ceza almış olanlara 5 yıllık denetimli serbestlik, 15 yıldan daha uzun süre ceza almış olanlara da 10 yıllık denetimli serbestlik getiriyorsunuz” dedi.

Çömez, “af” ifadesinin kullanılmadığını ifade ederek, “Çünkü teröristler, PKK’lı teröristler buna ‘af’ denmesini istemiyorlar. Çünkü diyorlar ki ‘Biz suç işlemedik ki, niye ‘af’ diyeceksiniz buna? Biz ‘af’ denmesini istemiyoruz.’ Ama göz göre göre 4 bin teröristi affediyorsunuz ve bir de kurul kuruyorsunuz, o kurula da bütün yetkiyi veriyorsunuz” diye konuştu.

YÜKSEL: TEKLİF, 40 YILI AŞKIN SÜREDİR KANAYAN YARANIN HUKUKUN ŞİFALI ELİYLE SARILMA İRADESİDİR

AKP İstanbul Milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel de söz alarak, İYİ Parti grup önerisine karşı çıktı. Yüksel, “Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir mücadele ettiği terör meselesinin kalıcı biçimde ülkemizin gündeminden çıkarılması bakımından gerçekten tarihi ve kritik bir eşikteyiz” dedi.

Teklifin 360’tan fazla milletvekilinin imzasıyla TBMM’ye sunulduğunu anımsatan Yüksel, bunun “güçlü siyasi iradenin, ortak sorumluluğun ve güçlü bir toplumsal mutabakatın en somut göstergesi” olduğunu söyledi. Yüksel, teklifin Türkiye’nin uzun yıllardır devam eden terör sorununu hukuk yoluyla çözme iradesinin somut bir göstergesi olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

“Bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın süredir kanayan yarasını hukukun şifalı eliyle sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Bu teklifin ruhunda büyük mücadelelerde aynı safta duran ve Türkiye’yi oluşturan Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Laz’ın, Çerkez’in, Abhaza’nın kardeşliği vardır. Bu ruh ortak tarihimizin, ortak kaderimizin ve ortak geleceğimizin hukuk diliyle yeniden tahkim edilmesidir.”

‘ANAYASA’YA AYKIRILIK SÖZ KONUSU DEĞİL’

Kanun tekliflerinin İçtüzük uyarınca komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurul gündemine geldiğini belirten Yüksel, tekliflerin görüşülmesinin grup önerisiyle engellenmesine yönelik bir yetkinin İçtüzük’te Danışma Kurulu’na veya gruplara tanınmadığını söyledi.

Yüksel, “Kanun teklifleri İçtüzük uyarınca komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurul’un gündemine gelir ve Genel Kurul tarafından karara bağlanır. İçtüzük’te Danışma Kuruluna veya grup önerisiyle bir kanun teklifinin görüşülmesini engelleme yetkisi tanınmamıştır. Kanun teklifleri üzerindeki nihai irade Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na aittir” dedi.

İYİ Parti grup önerisinde dile getirilen Anayasa’ya aykırılık, hukuki güvenlik ve belirlilik iddialarının komisyon çalışmalarında ayrıntılı biçimde değerlendirildiğini belirten Yüksel, bu iddiaların yerinde görülmediğini söyledi.

Yüksel, “Teklifin kapsamı, uygulanma şartları ve hukuki sonuçları açıkça düzenlenmiş, uygulama objektif şartlara ve yetkili makamların tespit ve kararlarına bağlanmıştır. Dolayısıyla teklifin Genel Kurul’da görüşülmesine engel teşkil edecek bir Anayasa’ya aykırılık söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’nin önergesi Genel Kurul’da oylanarak reddedildi.

BAHÇELİ, DEM’LİLERLE TOKALAŞTI

İYİ Parti’nin grup önerisinin görüşülmesinden sonra saat 12.20 sıralarında TBMM Başkanvekili Celal Adan oturuma 15 dakika ara verdi.

Bu sırada Devlet Bahçeli kulise geçerek kurmaylarıyla oturumun başlamasını bekledi.

Bu arada Genel Kurul’daki görüşmeleri izlemek üzere kulise DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile diğer DEM Partili kurmaylar geldi. Bakırhan, Hatimoğulları, Buldan ve Sancar, Devlet Bahçeli’nin bulunduğu bölüme yönelerek Bahçeli ile tokalaştı. Pervin Buldan, Bahçeli’ye “Nasılsınız? Hayırlı olsun. Selam vermek istedik” dedi.

Selamlaşmanın ardından DEM Partililer Genel Kurul’a geçerken, MHP lideri de kurmaylarıyla birlikte Genel Kurul Salonu’na girdi.

Öte yandan Bahçeli kuliste otururken, AKP Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan da Bahçeli’nin yanına giderek selamlaştı. (ANKA)

💾

Bölücü açılım süreci kapsamında Meclis'e getirilen 'çerçeve yasa' olarak da bilinen ''Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'' bugün Meclis'te görüşülmeye başlandı.

Bakırhan ‘ana dil’ dedi, Kürtlere statü istedi: Bahçeli alkışladı!

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Genel Kurulu’nda çerçeve yasa teklifi hakkında konuştu.

Bakırhan, açılımın ülkenin bütünlüğüne yönelik bir tehdit olmadığını savunarak “Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye’yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir” ifadelerini kullandı.

“Yüz yıldır size ‘bölüneceğiz’ korkusu anlatıldı” diyen Bakırhan, “Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey çatışmanın kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis’in çatısı altında olmazdık. Biz buradayız; çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır” diye konuştu.

Tuncer Bakırhan:

“Kürtler ayrılmak isteseydi, bu Meclis’in çatısı altında olmazdık arkadaşlarımızla birlikte. Biz buradayız çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır” pic.twitter.com/52S8CR5ceA

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 10, 2026

“Öcalan’a yaşam ve çalışma şartları sağlanması gerektiğini” savunan Bakırhan, Kürtlere statü isteyerek “Cumhuriyet ilan edilmiş ama eksik bırakılmıştır. Bunu Kürt olgusunu cumhuriyetin yasallığına ekleyerek tamamlayabiliriz. Anayasada kimlikler üstü bir dil kullanabiliriz. Anadilde eğitimi güvence altına alabiliriz. Demokratik entegrasyon yasalarıyla toplumsal uyumu güçlendirebiliriz. Barış yasasıyla sınıfsal gerilimleri çözebiliriz” diye konuştu.

Öte yandan Bakırhan’ın konuşmasını, MHP lideri Devlet Bahçeli de alkışladı.

‘CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA KÜRT MESELESİ, SIKIYÖNETİM ZİHNİYETİYLE İDARE EDİLDİ’

Bakırhan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Sırrı Süreyya şahsında barış için büyük emek veren ama aramızda olmayan bütün arkadaşlarımızı saygıyla anıyorum. Bugün, ülkemizin kaderini ilgilendiren önemli bir gündemi görüşmek için bir aradayız. Bir asırlık Kürt meselesi, çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınıyor. Biz burada, bu tarihi geçişe tanıklık ediyoruz. Görüştüğümüz bu kanun teklifi, ülke olarak yeni bir istikamete yol almanın pusulasıdır. Bizi bu istikamete götürecek olan adres, Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürt meselesi, sıkıyönetim zihniyetiyle idare edildi. Takrir-i Sükûn’dan İstiklal Mahkemelerine, gizli idare planlarından olağanüstü hâl rejimlerine kadar mesele hep istisnanın bir konusu oldu. Bu meselenin devlet katındaki tarihi; ikili devlet pratiklerinin yaygınlaştığı, siyasetsizliğin örgütlendiği, istisnanın genişlediği bir tarih oldu. Bunun bedelini şu veya bu şekilde tüm ülke ödedi. Şimdi acı ve inkâr dolu sayfayı kapatma şansıyla karşı karşıyayız. Bütün cümlelerimizin gramerini değiştirmemiz gereken bir zaman dilimindeyiz.

Bugün mesele ilk kez; gerekçesi yazılmış, müzakere edilebilir, itiraz edilebilir, olağan bir yasama diliyle konuşuluyor. Bugünün önemi, tarihsel bir düğümün, nihayet siyaset eliyle çözülmeye başlanması ve Meclis’in kayıtlarına geçmesidir. Parlamento, bu meseleyi siyaset ve müzakereyle çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Bu aynı zamanda ortak tarihimize ve ortak geleceğimize karşı bir sorumluluğun gereğidir. 1064’te Kars’ta Şeddadi Kürtleriyle Selçuklular arasında başlayan ortak kader ve hukuk 1071’de Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açtı. Sonraki yıllarda bu kader ve hukuk güncellendi. Uzun yüz yıllar devam etti. 1900’lerin küresel, bölgesel ve ulusal atmosferinde bozulan bu dinamiği, şimdi demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında güncelleme şansına sahibiz. O halde parlamento, bu sorumluluğu taşımalı ve yeni bir tarihin önünü açmalıdır. Biliyoruz ki; tarihe geçecek günler, güçlü irade gerektirir. Ve bu irade, bugün bu Meclis’te vardır.

‘YÜZ YIL ÖNCE KÜRTLER HUKUK DIŞINA İTİLDİ’

Değerli milletvekilleri, bu Meclisin hafızası bizlere ‘Türkler ve Kürtlerin ortak hikayesini ve güçlü ortaklık potansiyelini hatırlatıyor. Anadolu ile Mezopotamya arasında yüzyıllara yayılan ortak bir hayat var. Aynı kültür havzasında, aynı kavşaklarda ve aynı hikâyede buluşmalar var. Bin yıllık kardeşliğimiz ve Cumhuriyetin kuruluşu bunun kanıtıdır. Amasya’da bu topraklar Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olarak telakki edildi. Erzurum’da birlik iradesi bu iklimde dile geldi. Birinci Meclis farklı bölgelerin ve kimliklerin temsilcilerini aynı çatı altında topladı. 1921 Anayasası yerel idareye alan açan çoğulcu bir ruh taşıdı. Ama bu ufuk, inkâr ve isyan sarmalında daraldı. Kadim tarihsel ilişkimiz zarar gördü. Bu durum en çok da bu toprakları tehdit olarak görenleri sevindirdi.

Bir parantez açmak istiyorum. Bu süreç başladığında bazı dış güçler ne dedi biliyor musunuz? Bu adımla Ortadoğu dengeleri alt üst olacak dedi. Aslında alt üst olacak olan küresel güçlerin yüz yıllık hesaplarıdır. Bunu biliyoruz. Bu süreç kardeşi kardeşe kırdırma hesaplarını alt üst edecek. Beraberliğimizi kaim kılacak, ortak geleceğimizi güçlendirecek. Yarım asırlık çatışmalı süreç bu ülkenin her bir karışına büyük acılar yaşattı. Artık çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatı önümüzde duruyor. Yüz yıl önce Kürtler hukuk dışına itildi. Bu kök yasa, Kürtleri hukuka dahil etmenin ilk adımıdır. Bu kanun teklifiyle, beraberliğimizi ve geleceğimizi güçlendirecek önemli bir adım atıyoruz. Güçlü bir başlangıç yapıyoruz.

‘BAHÇELİ’NİN KURUCU ROLÜNÜN HAKKINI VERİYORUZ’

27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıyla bu başlangıca imkân sağlayan Sayın Öcalan’ın bu kurucu rolünün altını önemle çiziyoruz. Kendisinin Türkiye çözümünden yana çabalarının önyargılarla değil, hakkaniyetle görülmesi gerekiyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin süreçteki kurucu rolünün hakkını veriyoruz. Şimdi Türklerin güvenlik kaygısıyla Kürtlerin eşitlik talebini aynı hukuk düzeni içinde buluşturacak bir ufka bakıyoruz.

Irak’tan Suriye’ye, İran’dan Doğu Akdeniz’e kadar sınır güvenlikleri, ittifaklar ve güç dengeleri hızla değişiyor. Ortadoğu’da devletlerin yeniden inşası, yeni bir paradigma ve bölgesel düzen ekseninde gerçekleşiyor. Kürtler, dört ülkeye yayılan tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olarak bu dönüşümün önemli bir dengesidir. Yüz yıl önce inkâr edilen Kürt varlığı, bugün Ortadoğu’nun temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Kürt jeopolitiği, Ortadoğu’nun düğümünü çözmenin siyasi coğrafyasıdır. Bu jeopolitik, demokratik bir geleceğe imkân sunuyor. Tarihi Türk-Kürt ilişkilerini, bu jeopolitik gerçek etrafında güncellemeliyiz. Bu bize bölgedeki kor ateşlerden korunmak için büyük bir fırsat sunuyor.

Türk-Kürt kardeşliğini doğru ele almak Türkiye’yi ihya eder, Ortadoğu’ya huzur getirir, demokrasi getirir. Fırat’ın doğusu ile Fırat’ın batısını ortak hukuk ve kaderde mühürlemek büyük tehlikelere karşı güvence yaratır. Biliyoruz ki, komşuları yanan bir evde barış lüks değildir; sigortadır. Türkiye’nin kendi içindeki ateşi hukukla söndürmesi, bize olduğu kadar bütün komşularımıza nefes aldıracaktır. Bu coğrafyada haritalar silahla, sınırlar acıyla çizildi. Şimdi ilk kez hukukla yazılan bir sayfa var. Altını önemle çizmeliyim ki, bu sayfa Türkiye’de yazılırsa mürekkebi tüm bölgeye yeter.

‘KÜRTLER AYRILMAK İSTESEYDİ BU MECLİS’İN ÇATISINDA OLMAZDIK’

Bugün görüştüğümüz bu yasa ayrıcalık üreten bir yasa değildir. Çatışma çözümünün ilk adımıdır. Bu bir al-ver meselesi değil. Bu; tarihsel ilişkimizi düzeltme ve doğru bir buluşmayı gerçekleştirmenin adımıdır. Bu yasa ve süreç taviz değildir; yenme ve yenilme hiç değildir. Bu sürecin tek bir kazananı var. O da tüm Türkiye’dir, 86 milyon yurttaşımızdır. Barış bir müsabaka değildir. Halklar arasında tutulmuş bir skor tabelası olarak görülmemelidir.

Bu kürsüden Türk kardeşlerime açık yüreklilikle seslenmek istiyorum. Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye’yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir. Yüz yıldır size ‘bölüneceğiz’ korkusu anlatıldı.

Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey, çatışmanın kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis’in çatısı altında olmazdık. Biz buradayız; çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır. Evlatlarını yitiren ailelere de sesleniyorum. Evlatlarınızın hatırasına gösterilecek en büyük hürmet, başka hiçbir evladın ölmemesi ve zarar görmemesidir. Acılarınızı asla tartmayacağız, yarıştırmayacağız. Acı, hangi evde olursa olsun acıdır. Hepimizindir. Bu ülkedeki her acıyı yüreğimin en müstesna köşesinde taşıyorum. Tek bir amacımız var o da başka acıların yaşanmamasıdır.

Kürt halkına da aynı açıklıkla sesleniyorum. Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır. ‘Yine mi kandırılacağız’ kaygısını biliyoruz; bu kaygı vehim değil, anlıyoruz. Her şeyden önce Kürtler artık örgütlü bir halktır. Ne kanar ne de kandırılır. Velev ki terazimiz şaşsa da düzeltecek bir kantar var. O da sizsiniz. Emin olun siyaset alanında Kürt halkının demokratik hakları için mücadelemiz devam güçlü bir şekilde edecek. Ama şimdi hepimizi yakan bir ateş var. Önce o ateşi söndürmeliyiz.

Kürtçe’de “Agir bi agir venamire” denir. Yani ateş ateşle söndürülmez. 50 yıllık çatışmanın Şırnak’tan Tekirdağ’a kadar bize öğrettiği en yalın hakikat budur. Bir tarafın yenilgisi üzerine kurulan her düzen, içinde bir sonraki çatışmanın tohumunu taşır. Çatışma çözümlerinde başarı “her kimlik, her inanç, her topluluk kendisini bu ülkenin asli vatandaşı olarak görüyor mu” sorusuna verilen cevapta bulunur. Bu süreç Türkiye’nin bölünmesine değil bütünleşmesine; ayrışmaya değil ortak yaşamın güçlendirilmesine fırsat sunacak.

‘EKİMDE PARLAMENTONUN İSTİKAMETİ YASAL DÜZENLEMELER OLMALI’

Bu kanun teklifi ise ortak yaşamın siyasi ve hukuki harcının güçlendirilmesine atılan ilk adımdır. Kanun teklifinde yer alan “demokratik siyaset alanının güçlendirmesi” vurgusu önemli bir yörüngeye işaret ediyor. Bu ilk adımı, güçlü bir demokratikleşme rüzgarıyla ilerletmemiz gerekiyor. Demokratikleşme barışın teminatıdır. Barış gemisini deryalarda yürütecek güç, demokratik siyasettir. Demokratikleşme, hukuk ve Kürt meselesinin çözümü ilk adımdan sonra gelmelidir. İlk adımı anlamlı kılacak şey, ikinci adımda yani ekim ayında meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamaktır. Ekimle birlikte artık Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kadınların yani haksızlığa uğrayan tüm kesimlerin dahil olacağı bir yeniden inşa süreci başlatmalıyız. Bu süreçte herkesin hakkı hukukunu sağlamalıyız.

Ekimde parlamentonun istikameti demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır. Bu pusulayla barışa gitmenin sorumluluğu Meclistedir, siyasi partilerdedir, yargıdadır, basındadır, sivil toplumdadır; hepimizdedir. Barışçıl bir toplum ve demokratik bir rejim 86 milyonun kazancıdır. Bu kazanımı sağlamanın önündeki engellerden biri, Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu siyasi iklimdir. Türkiye siyaseti uzun süredir “Mekke Dönemi” psikolojisi yaşıyor. Farklı siyasi gruplar ve kimlikler birbirlerini beka tehdidi olarak görüyor. Diyalog kapıları sürekli kapatılıyor, kutuplaşma hüküm sürüyor.

Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, farklılıkların bir güvenlik tehdidi olmadığı; ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı, “Medine dönemi” aklıdır. Artık çatışmadan barışa, kutuplaşmadan birlikteliğe, ayrışmadan ortak yaşama ve müzakereye hicret etmeliyiz. Hicret berekettir, hicret hikmettir. Bizim yeniden tanışmaya, barışmaya ve beraber olmaya ihtiyacımız var. Bu tanışmadan kim kazanacak? Tabiiki herkes. Bu barıştan kim kazanacak? Tabii ki 86 milyon insan. Gelecek nesiller bir gün bu tutanakları okuduğunda bugünlere bakıp “bu ülkenin insanları birbirleriyle yeniden konuşmayı başardı” diyebilmeliler. İşte gerçek barış ve başarı budur. Bu kanun teklifine verilecek her evet oyu, 86 milyonun geleceğine atılacak bir imzadır.

Barışı eken, yaşamı biçer. Barışla birlikte kerpiç evlere gencecik insanların ölüm haberi gitmeyecek. Analar yasta değil, ortak muhabbette buluşacak. Şimdi bu yasayla müreffeh ve barış içinde bir Türkiye’ye demir atabiliriz. Bu yasayla henüz doğmamış çocukların hayatında, milyonlarca insanın sofrasında bereketi çoğaltabiliriz. Emin olun. Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik ve eşit temelde güncellenmesiyle birlikte enerji ve ticaret koridorları, sanayi ve üretim havzaları inşa edebileceğiz. Bölgesel oyun kurucu haline gelmek işten bile olmayacak.

‘BU YASADA EKSİKLİKLER VE ELEŞTİRİLECEK YÖNLER VAR’

Çatışmalı sürecin bedelini başta yoksullar olmak üzere tüm ülke ödedi. Barışın semeresini de çocuklar, gençler, yoksullar, emekliler, emekçiler kazanacak. Her yıl elli milyar dolar artık acıları çoğaltan çatışmaya değil, bereketi çoğaltan ekonomiye gidecek. İnşallah, çatışmaya akan kaynak okula, hastaneye, üretime akacak; yıllardır yatırım göremeyen coğrafyalar yaşam bulacak. Peki biz bu teklife neden neden imzamızı attık? Neden evet diyeceğiz? Açık ve net ifade ediyoruz. Bu metni ne gözü kapalı kutsuyoruz ne eksik diye reddediyoruz. Değerini teslim ediyor, eksiğini açıkça söylüyoruz.

‘ANADİL, EŞİT YURTTAŞLIK, YEREL DEMOKRASİ…’

Bu yasada şüphesiz eksiklikler ve eleştirilecek yönler de var. Bu yasada yok diye; anadil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazıdır. Barışa giden yolun taşlarıdır. Fakat ilk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi, çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır.

Bugün atılan şey bir temeldir. Temel, tek başına ev değildir. Katları örmek, odaları kurmak, en sonunda çatıyı çakmak gerekecektir. O çatı, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’dir. Taşıyıcı kolonları hukuk devleti, eşit yurttaşlık, demokratik siyaset ve toplumsal barıştır. İmzamız bir sonuç belgesinin altına değil, bu inşanın hukuki zeminine atılmıştır. Kapı eksik diye eşikten dönmeyeceğiz; aralanan kapıdan içeri girecek, bu evi birlikte tamamlayacağız. Devlet dediğimiz şey toplumun tamamını, bütün renklerini yansıtmalıdır. Kürdün kimliğinin özgür olduğu ve özgürce örgütlenebildiği, Alevinin inancını eşit, özgürce yaşayabildiği, Romanın, Ermeninin, Çerkezin, bütün halkların ve inançların kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı bir ülke istiyoruz.

Yüz yıl önce bu Meclis, farklı kimlikleri aynı çatı altında toplayarak bir yaşam inşa etti. Yüz yıl sonra aynı Meclis, en ağır meselesini yeniden kendi kürsüsüne, hukukun ve siyasetin diline çağırıyor. Bir asır önce bu çatı altında bir cumhuriyet kuruldu. Şimdi onu, çerçeve yasadan başlayarak, hepimizin evi haline getirme vaktidir. Yarın özgür düşüncenin ve eşit yaşamın şafağının attığı bir güne merhaba diyeceğiz. Biz buna hem hazır hem de kararlıyız. Yaşar Kemal, Bir Ada Hikâyesinde savaşlardan, sürgünlerden, yıkımlardan arta kalan insanları bir adada yeniden hayat kurarken anlatır.

Çok içten ifade etmek isterim ki; bizim adamız Türkiye’dir. O halde bu hayatı birlikte iyileştirmekten başka gerçekçi yolumuz yoktur. Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş, Sayın Bahçeli, Sayın Özel, Sayın Kılıçdaroğlu, Sn.Arıkan, Sn.Davutoğlu, Sn.Babacan başta olmak üzere kanun teklifinde imzası olan bütün siyasi parti liderleri ve milletvekililerinin bu sürece büyük katkı verdiklerini bir kez daha belirtmek istiyorum.

Eleştiri ve önerileriyle kanun teklifine oy verecek, katkı sunacak her bir milletvekili arkadaşımı gönülden tebrik ediyorum. Bugün burada söylenen her söz, atılan her imza, yarının Türkiye’sine miras kalacak. Bu Meclis’in tutanakları bir gün çocuklarımızın en çok gurur duyacağı sayfalar arasında yerini alacak. Kürsüden ayrılırken tek bir dileğim var: Bu kanun teklifinin altına düşülen imzalar, bu ülkede bir daha hiçbir zaman silahın konuşmadığı bir geleceğin ilk mührü olsun. Bu mühür bozulmasın. Bu barış kalıcı olsun, ortak ve eşit yaşamımız baki olsun.”

💾

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Genel Kurulu'nda çerçeve yasa teklifi hakkında konuştu.

Özgür Özel çerçeve yasaya evet dedi: ‘Kürt meselesi eşit yurttaşlık meselesidir’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bölücü çerçeve yasa teklifini görüşmek üzere toplanan Meclis’te konuştu.

“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu” diyen Özel, “Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” açıklamasında bulundu.

Özgür Özel:

“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu. Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” pic.twitter.com/lMDtGzrvSr

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 10, 2026

Özel, çerçeve yasaya evet oyu vereceğini açıkladı, Devlet Bahçeli alkışladı.

Özgür Özel çerçeve yasaya ‘evet’ dedi, Devlet Bahçeli alkışladı pic.twitter.com/gVNsdy6RL7

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 10, 2026

Özel, şunları söyledi:

“Toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil, eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet özgüven üzerinde ayakta sağlamdır. Baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler. kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyeti kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de ünlüler zayıflatmamış aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de cumhuriyetimizi devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir. Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık.

Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. işine geldiğinde çözüm diyen işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde hep doğru yerde Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Bu mesele şiddetle değil siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil milletin gözü önünde milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir. Yıllarca biz bunu savunduk. Bu meselenin çözüm adresi meclistir dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyon kurulduğunda katılım gösterdik.

Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk. Bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. Yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik. Destekleyeceğiz, katkı sunacağız ve denetleyeceğiz. Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil tarihsel konjonktürel değil, ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince çözüm işine gelmeyince terörist diyen bir süreci önce masaya koyup sonra buz dolabına kaldıran Dolmabahçe’de görüştükleri rahmetli Sırır Süreyya Önder’i hapse atıp sonra arkasından Timsah yaşı, timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırtınasını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni hatta akla gelmeyenleri yapmıştır. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. Üç kişinin bildiği metin diye bir metin kutsanıp meclisten gizlenmiş. Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir.

Komisyonda itiraz eden, soru soran, eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar bir süreç yönet yerine bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik bilinmeyen bir ruh hali bütün meclisin, bütün milletin önünde yaşanmıştır. Barışın hukuku milletin gözünden kaçırarak yazamayız. Yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi olamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir.

Bu teklife ‘hayır’ deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan Yeni Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Günlerdir bu teklife ‘hayır’ dememiz için binlerce öneri, eleştiri alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum. Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz. Kolaya kaçmayan devlet ciddiyetiyle karar veren bu ülkenin on yıl, yirmi yıl otuz yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz.

Bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı, milletin barış hakkının önüne koymayan da biziz. Komisyonda masadan kalkmadık çünkü o masa milletin barış umutlarının masasıdır. Türkiye’de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunudur. Yazıma aylar süren komisyon raporu katılan tüm partilerin mutabakatı ile hazırlandı. Raporun yedinci maddesinde demokratikleşme vardı. Siyasi tutukluların durumundan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasına kayyım uygulamaların sona erdirilmesine pek çok demokratikleşme önerisi vardı. Altında iktidar milletvekillerinin de imzası vardı. Ama bu kanunun teklifinde hiçbiri yok. Şimdi bunlar kanunla olmak zorunda değil, yürütme yapar, uygulamayla olur, gelecekte olur. Hele bu süreç bir yere varsın, ondan sonra olur diyorlar. Sürecin bir yere varsın diye tarif edilen verilen süre örgütün silah bırakmasının teyit ve tespiti için geçen süre, ‘o süreyi de bekleyelim demokrasi için verdiğimiz sözleri bundan sonra yaparız…’

Bu kanun teklifinde hepimizin altına imza attığı Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı uygulaması tartışmalı, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara gizli tanık düzenine siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok, örtülü keyfiyete kalmış bir muğlaklık var. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan meseleyi yüzeye eli alan özensiz bir metin var.

Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır. Mecbur kaldığı için barıştan yanaymış gibi taraftadır. Yeni Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır.

Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi için barışın önünde durmayacağız. Korku olmadan, ayrımcılık olmadan ortak geleceği inşa etmek için barışın önünü açacağız. Biz ölüm değil, hayat olsun diye; korku değil umut olsun diye bu sorumluluğu alacağız.

Terörün kökünü ancak demokrasi kazır. Bu milletin hiçbir ferdinin umudunu, siyasi hesaplara ezdirmeyeceğiz. Barışı samimiyetsizliğe, çıkarcılığa teslim etmeyeceğiz.

Bugün silah faslının kapanması için bir kapı aralanıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız. Ama asıl mücadele şimdi başlayacak. Demokrasi, eşit yurttaşlık, kalkınma mücadelesi. Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silah bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen altıncı bölümüne de demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan yedinci bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız. Ama Cumhur İttifakı’nın da yedinci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz. Biz imzamızı namus biliyoruz. Sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz.

Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclis’e getireceğiz. Kayyım uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. Anayasa Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulamasının mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulan haklının mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının ifade özgürlüğünün seçilmişlerin iradesinin ve eşit yurttaşlığın mücadelesini vereceğiz. AK Parti’nin yapmak istemediğini demokratlar olarak biz yapacağız. Onların kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz. Onların kurmadığı toplumsal mutabakatı biz arayalım. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız. Onların ertelediği demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz.

İlk günden şehit aileleri ve gazilerimizin gözünün içine bakamayacağımız bir şeyin İçinde olmayacağımızı söylemiştik Aynı kararlılıkla ifade ediyorum ki Herkes kendi vicdanıyla yaşar. Herkes vicdanının sesini bastırabildiği zaman uykuya dalar.

Esas olan şehit ailelerinin, gazilerin, teröre karşı sarsılmaz bir kararlılıkla mücadele eden başta Türk Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere tüm güvenlik güçlerimizin ve terörden zarar gören vatandaşlarımızın olmak üzere tüm milletimizin yüzüne bakamayacak bir duruma düşmemektir. Kırmızı çizgilerimiz nettir.

Atatürk, Lozan Anlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğüyle Anayasa’nın güvence altına aldığı Cumhuriyetin temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz. Buna asla izin vermeyiz.

Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur. Partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde halk ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Yeni Parti grubunu kararında serbest bırakıyor değil, aksine kendi il bölge temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum.

Hiçbir Yeni Parti milletvekili üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. Yeni Parti’nin yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki biliyoruz ki barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa alacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum.”

Ruşen Çakır yorumladı: Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş

Ruşen Çakır “Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş” başlıklı yayınında Demirtaş'ın süreçteki rolünü ve YENİ Parti’nin tutumunu yorumladı.

Ruşen Çakır yorumladı: Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş Medyascope

💾

Ruşen Çakır “Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş” başlıklı yayınında Demirtaş'ın süreçteki rolünü ve YENİ Parti’nin tutumunu yorumladı.

Gökhan Günaydın’dan dikkat çeken ‘Erdal Beşikcioğlu’ eleştirisi

Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Etimesgut Belediyesi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, hakkındaki ihbarlar üzerine kan, idrar ve saç örnekleri alınan tutuklu Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun uyuşturucu testinin pozitif çıktığı öğrenilmişti.

Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Youtube kanalı Onlar TV’de Şule Aydın’ın sorularına verdiği yanıtlarda Beşikçioğlu hakkında da konuştu.

”Adam uyuşturucu kullanıyor. Başkanın kullanıyor, başkan yardımcın kullanıyor. Ne oluyor arkadaş? Siz kamu görevini nasıl yapıyorsunuz acaba?” ifadelerini kullanan Günaydın şunları söyledi:

“Eğer siyasete girdiysen siyasetin koşulları var. Hele bugünkü siyasetin koşulları var. Ona uygun davranacaksın. Özel hayatı için de, kamusal hayatı için de insanın kendine çeki düzen vermesini beklemek bizim hakkımız değil mi?”

NE OLMUŞTU?

Etimesgut Belediyesi’ne yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında gözaltına alınan Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun da aralarında bulunduğu 55 kişiden 40’ı tutuklandı. Dört kişi de adli kontrolle serbest bırakıldı.

Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 30 Temmuz’da Ankara merkezli dokuz ilde eş zamanlı operasyon düzenlenmişti.

Başsavcılığın açıklamasına göre, 42 belediye görevlisi ile 13 firma yetkilisinden oluşan toplam 55 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Operasyon kapsamında şüphelilere ait 56 konut, 15 iş yeri ve 41 araçta arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmiş, ele geçirilen belge, dijital materyal ve diğer deliller incelemeye alınmıştı.

Soruşturma; “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “kurulan örgüte üye olma”, “zimmet”, “rüşvet”, “irtikap”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “edimin ifasına fesat karıştırma” suçlamaları kapsamında yürütülüyor.

Etimesgut Belediyesi tarafından gerçekleştirilen bazı ihalelerde usulsüzlük yapıldığı ve sahte belgeler düzenlendiği; otopark kiralama işlemleri ile inşaat projelerine ilişkin imar ve ruhsat süreçlerinde menfaat sağlandığı öne sürülüyor.

Başsavcılık, soruşturma kapsamında Sayıştay raporlarının, etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde alınan ifadelerin, müşteki beyanlarının, CİMER başvurularının, ses ve video kayıtlarının, MASAK raporlarının ve HTS kayıtlarının incelendiğini açıklamıştı.

Operasyonda belediyenin Sosyal Yardım İşleri, Mali Hizmetler, İmar ve Şehircilik, Destek Hizmetleri, Zabıta, Emlak ve İstimlak müdürleri ile Fen İşleri Müdürlüğü İhale Şefi de gözaltına alınmıştı.

Beşikçioğlu’nun danışmanı ve koruması, ihale ve muayene kabul komisyonlarında çalışan personel, mühendisler, belediye iştiraki ETİMKENT A.Ş.’nin genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri, mevcut ve eski belediye çalışanları, bazı siyasi parti yöneticileri, belediye meclis üyeleri, belediyeyle çalışan firma yetkilileri ve bir iş takipçisi de soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı.

FMT Global, Kule Medikal, AER Group, Yosun Ambalaj, Standart Katı Atık, TBD Group A.Ş., Seka Tıp Merkezi, HFO İnşaat ve Ritim Bilgisayar başta olmak üzere belediyeyle iş ilişkisi bulunduğu değerlendirilen çeşitli firmaların yetkilileri hakkında da işlem yapılmıştı.

Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı, mart ayında Sayıştay denetimlerinde Etimesgut Belediyesi ile belediye iştiraki Etimkent A.Ş.’nin hesaplarında tespit edilen usulsüzlüklere ilişkin “zimmet” suçlamasıyla soruşturma başlatmış, dört kişi gözaltına alınmıştı. Beşikçioğlu, söz konusu soruşturmanın belediye tarafından yapılan şikâyet üzerine başlatıldığını ve siyasi bir operasyonun söz konusu olmadığını söylemişti.

Konu: Vatandaşlık çetesi… Eray Çelebi ‘operasyon çocukları’ diyerek duyurdu: ‘İsminizi tek tek ifşalayacağım’

Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi; bazı gazetecilerin, “vatandaşlık çetesi”ne ilişkin kaleme aldığı yazılarda adı geçen bir kişiden, söz konusu yazılardan birinin kaldırılması karşılığında 250 bin TL istediğini duyurdu.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Çelebi, para karşılığında yazının kaldırılmasının yanı sıra YouTube’da yayın yapma sözü de verildiğini vurguladı.

Çelebi, söz konusu gazetecilerin isimlerini açıklayacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Operasyon çocukları sizi!

Bazı sözde gazeteciler “vatandaşlık” çetesi yazılarımda ismi geçen birinden, bir yazımın kaldırılması karşılığında tam 250 bin TL istemiş! Youtube’da yayın sözü de verilmiş!

İsminizi tek tek ifşalayacağım. Alçak herifler!

Cesarete bakın!

Kim bilir kimlerden ne kadar para aldınız bu şekilde…

Kaçacak delik arayacaksınız!

Medya dünyasındaki “kir” temizlenmeden, bu milletin haber alma hakkını savunamazsınız. Sonuna kadar gideceğiz!”

Operasyon çocukları sizi!

Bazı sözde gazeteciler “vatandaşlık” çetesi yazılarımda ismi geçen birinden, bir yazımın kaldırılması karşılığında tam 250 bin TL istemiş! Youtube’da yayın sözü de verilmiş!

İsminizi tek tek ifşalayacağım. Alçak herifler!

Cesarete bakın!

Kim bilir…

— Eray Çelebi (@celebieray) August 8, 2026

Akın Gürlek duyurdu: İki çocuğun ölümü cinayet çıktı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, faili meçhul olayların aydınlatılmasına yönelik yürütülen çalışmalara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

Gürlek, adaletin gecikmemesi kadar gerçeğin karanlıkta kalmamasının da vazgeçilmez olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının iş birliği, Cumhuriyet başsavcılıkları ve güvenlik güçlerinin koordinasyonuyla çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti.

Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın koordinasyonunda, Van ve Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılıkları ile İl Jandarma Komutanlıklarının yürüttüğü ortak çalışmalar sonucunda, intihar ve kaza süsü verilen iki ölüm olayının ardındaki gerçeklerin ortaya çıkarıldığını açıkladı. Gürlek, şunları kaydetti:

“Kamu vicdanını yaralayan iki olayda daha önemli gelişmeler kaydedildi. Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımızın koordinasyonunda, Van ve Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile İl Jandarma Komutanlıklarımızın yürüttüğü ortak çalışmalarla, intihar ve kaza süsü verilen iki ölüm olayının ardındaki gerçekler aydınlatıldı. Van’ın Başkale ilçesinde 10 Ocak 2024 tarihinde hayatını kaybeden 14 yaşındaki Damlanur Sarihan’ın ölümünün intihar olmadığına dair önemli bulgulara ulaşıldı. Gizli tanık beyanları, aile bireylerinin çelişkili ifadeleri, bir şüphelinin elinde atış artığı bulunması, olayda kullanılan silahın niteliği, silah üzerinde parmak izi olmaması ve olay sonrası iletişim kayıtları titizlikle değerlendirildi. Elde edilen bulgular üzerine soruşturma, kasten öldürme şüphesiyle derinleştirildi ve 7 Ağustos 2026 tarihinde Tekirdağ, Hakkâri ve Van’da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 7 şüpheli gözaltına alındı.

Afyonkarahisar’da ise 24 Ocak 2026 tarihinde hayatını kaybeden 4 yaşındaki Yunus Emre Yakar’ın yüksekten düşmediği, darp edilerek öldürüldüğü ortaya çıkarıldı. Otopsi bulguları ile şüpheli ifadeleri arasındaki çelişkiler üzerine derinleştirilen soruşturmada; olayın ‘yüksekten düşme’ gibi gösterilmeye çalışıldığı ve gerçeğin gizlenmesi için delillerin karartıldığı tespit edildi. Bu soruşturma kapsamında üvey baba B.K. çocuğu kasten öldürme ve eziyet; üvey dede M.K. ise ihmal suretiyle kasten öldürme ve suç delillerini gizleme suçlarından tutuklandı. Anne Z.K. ve A.K. hakkında ise adli kontrol kararı verildi. Her iki dosyada büyük bir dikkat ve özveriyle çalışan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımıza, Van ve Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılıklarımıza, Van ve Afyonkarahisar İl Jandarma Komutanlıklarımıza ve soruşturmalarda görev alan tüm yargı ve kolluk mensuplarımız ile kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.”

Gizli tanık olduğu iddia edilmişti: Rasim Ozan Kütahyalı’dan ‘Cem Küçük’ hamlesi

Cem Küçük ile televizyon sunucusu Tahir Sarıkaya’nın tutuklanmasına ilişkin soruşturmalarda adı geçen tanığın kimliğiyle ilgili yeni bir iddia gündeme geldi.

Fatih Altaylı, dünkü köşe yazısında söz konusu gizli tanığın Rasim Ozan Kütahyalı olabileceğini öne sürmüştü.

Gazete Pencere’nin haberine göre iddiaların ardından Rasim Ozan Kütahyalı’nın avukatlarının hukuki süreç başlatma kararı aldığı belirtildi.

Kütahyalı’nın avukatlarının, soruşturmaya ilişkin bilirkişi raporları ve bilimsel mütalaaları dosyaya sunduğu, ayrıca Kütahyalı’nın gizli tanık olduğu yönündeki iddialar hakkında suç duyurusunda bulunmaya hazırlandığı belirtildi.

NE OLMUŞTU?

Geçen hafta gözaltına alınan Cem Küçük, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı.

Küçük’ün tutuklanmasının ardından, aralarında para trafiği tespit edildiği belirtilen Beyaz TV sunucusu Tahir Sarıkaya da gözaltına alınıp tutuklandı.

Altaylı, köşe yazısında söz konusu kişinin Rasim Ozan Kütahyalı olabileceği iddialarının konuşulduğunu dile getirdi. Altaylı “Anlatılanlara göre ortada bir “itirafçı” var. Savcıların elindeki itirafçı metnini görenlere göre bu itirafçı kuvvetle muhtemel Rasim Ozan Kütahyalı. Pek çok bilgi vermiş ve “Bu yüzden yakında tahliye edilebilir” diyorlar” dedi.

Altaylı ayrıca soruşturmanın ilerleyen süreçte başka isimlere de uzanabileceğini yazdı. Altaylı’nın yazısından önce de sosyal medyada ve çeşitli mecralarda gizli tanığın Kütahyalı olduğu yönünde iddialar gündeme gelmişti. Kütahyalı’nın eşinin, Cem Küçük’ün gözaltına alınmasından önce ve sonra yaptığı bazı paylaşımlar da bu iddialara dayanak olarak gösterildi.

Rasim Ozan Kütahyalı, 14 Mayıs 2026’da Adana merkezli 21 ilde yürütülen yasa dışı bahis, kara para aklama ve nitelikli dolandırıcılık soruşturması kapsamında gözaltına alınmış, 18 Mayıs 2026’da tutuklanmıştı.

Kütahyalı, savunmasında MASAK raporlarında yer alan para hareketlerinin kişisel borç ve alacak ilişkilerinden kaynaklandığını öne sürmüş, yöneltilen suçlamaları kabul etmemişti.

Rojin Kabaiş’in ailesini tehdit eden şebekeye operasyon

Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce yürütülen çalışmalar kapsamında, Telegram ve benzeri dijital platformlarda “C47” ve “C99” kod isimleriyle örgütlenen, illegal sorgu panelleri üzerinden siber zorbalık, şantaj ve taciz odaklı kapalı gruplar oluşturan bir şebeke tespit edildi.

Tespit edilen şebekeye yönelik ekipler yaptıkları incelemede, söz konusu organizasyonların hayatını kaybeden Rojin Kabaiş, Hiranur Nilgün Aygar ve Kıvanç Uman’ın ailelerini hedef alarak yabancı numaralar ve illegal panel linkleri üzerinden “tehdit ile şantaj eylemleri” gerçekleştirdikleri saptadı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında şüpheliler hakkında “Kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme” ve “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri hile ile çalma” suçlarından soruşturma başlatılmasıyla harekete geçen polis ekipleri, Diyarbakır merkezli 8 ilde düzenledikleri eş zamanlı operasyonda 10 şüpheli gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemleri tamamlan 7 kişi adliyeye sevk edildi. Savcılık sorgularının ardından nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarılan şüphelilerden 2’si tutuklandı, 5’i hakkında ise adli kontrol kararı verildi.

Gözaltındaki 3 şüphelinin işlemleri sürüyor. (ANKA)

 

💾

Tespit edilen şebekeye yönelik ekipler yaptıkları incelemede, söz konusu organizasyonların hayatını kaybeden Rojin Kabaiş, Hiranur Nilgün Aygar ve Kıvanç Uman’ın ailelerini hedef alarak yabancı numaralar ve illegal panel linkleri üzerinden "tehdit ile şantaj eylemleri" gerçekleştirdikleri saptadı.

Teğmenlerin komutanı Albay Alper Topsakal için yeni karar

Teğmenlerin komutanı olarak bilinen Alper Topsakal, ihraç kararının ardından açtığı davayı kazanarak yeniden TSK’ya dönmüştü.

Gazeteci Ersin Eroğlu’nun haberine göre Kara Harp Okulu yemin töreninin ardından başlatılan soruşturma kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen ve daha sonra yargı kararıyla görevine dönen Albay Alper Topsakal’ın emekliliğe sevk edildiği öğrenildi.

İHRAÇ EDİLMİŞ, MAHKEME KARARIYLA DÖNMÜŞTÜ

Topsakal, kılıç çatma soruşturması kapsamında TSK’den ihraç edilmişti. Karara karşı yargıya başvuran Topsakal’ın açtığı dava lehine sonuçlanmış ve yeniden görevine dönmesinin önü açılmıştı.

Topsakal, ihraç edildiği dönem ile göreve dönüşü arasındaki süreçte Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmıştı.

‘ASKERLİĞE DÖNMEK İSTİYORUM’

TSK’ya dönüş talebiyle açtığı davanın duruşmasında konuşan Topsakal, meslek yaşamına ve ihraç kararına ilişkin dikkat çeken ifadeler kullanmıştı.

Topsakal, mahkemede şunları söylemişti:

“Askerliğe dönmek istiyorum. Bana yapılan haksızlığın giderilmesi için. Ömrünü vatana adamış, sonunda üniforması çıkarılmış olarak buradayım. O yoğun görevlerim sırasında ailemi ihmal ettim, babamın cenazesine dahi katılamadım. Bir insanın kendisini anlatması çiğliktir. 10 yıla yakın ailemden ayrı kaldım. İnsanlara ölme emri verdim… Çalışıp çalışmadığımı sordunuz. Aileme bakmak zorundayım. Hiçbir birikimim yok.”

‘BEN ATILAYIM, ÇOCUKLAR DÖNSÜN’

Topsakal, duruşmadaki savunmasını şu sözlerle tamamlamıştı:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine ve Mustafa Kemal Atatürk’e bağlılık eğer itibarı sarsıyorsa; ben atılayım, çocuklar dönsün.”

Topsakal hakkında yeni bir idari karar alındı. Yargı kararıyla üniformasına kavuşan Topsakal, emekliliğe sevk edildi.

Çerçeve yasa toplantısında ‘pislik’ tartışması: MHP’li vekil masayı yumrukladı, İYİ Partili vekilin üzerine yürüdü

İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş, TBMM Adalet Komisyonu’ndaki “çerçeve yasa” teklifi görüşmelerinde yaptığı konuşmada, kanun teklifinin komisyondaki görüşmelerinin neden yalnızca bir güne sığdırılmak istendiğini anlamadığını belirterek “Neden bu kanunun bir günde bitmek zorunda olduğunu anlamıyorum. Niye bu kanunun komisyondaki görüşmeleri sadece bir güne sığmak zorunda? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü kanun yapmak ciddi bir iştir, ciddi bir meseledir. Üzerinde kafa yorulması gereken, bizim düşünmemiz gereken bir meseledir. Birileri tarafından başlık altına alınmaya çalışılıyor. O kadar baskı yaptınız ki konuşmaya nasıl başlayacağımı bile bilemedim” ifadelerini kullandı.

‘CUMHURBAŞKANI İLE TERÖR HÜKÜMLÜSÜ BİRİNE ‘SAYIN’ DENİLEREK EŞİTLENMESİNİ REDDEDİYORUM’

Türkeş Taş, Meclis çatısı altında Cumhurbaşkanı ile terör hükümlüsü Abdullah Öcalan’a “Sayın” denilerek hitap edilmesini eleştirerek “Yine bu komisyonda, Meclis’in çatısı altında Cumhurbaşkanı ile bebek katili İmralı canisine, terör hükümlüsü birine ‘Sayın’ denilerek eşitlenmesini hem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak hem de yüce Türk milletinin bir vatandaşı olarak kesinlikle reddediyorum. Bu konuda da tedbir alınmasını rica ediyorum” dedi.

Plan ve Bütçe Komisyonunda da benzer bir durum yaşadığını ifade eden Türkeş Taş, Milli Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülürken Türk askerine yönelik kullanılan ifadeleri hatırlatarak “Milli Savunma Bakanlığı bütçesi konuşulurken Türk askerine ‘ırz düşmanı’ denildi. Benim dışımda kimse tepki göstermedi. Milletvekiline bir şey bile denmedi. Bu zihniyeti kesinlikle reddediyorum” diye konuştu.

Türkeş Taş, Abdullah Öcalan’ın TBMM’ye davet edilmesini de eleştirerek, “Aynı cani Türkiye Büyük Millet Meclisine davet ediliyor. Hangi sıfatla gelip Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşacak? Bunu kesinlikle reddediyorum. Bir defa yanlış buradan başlıyor” ifadelerini kullandı.

‘ŞEHİTLERİN MALİYETİ KAÇ LİRA SAYIN BAŞKAN?’

Kanun teklifinin görüşmelerinde “terörün maliyeti” üzerinden yapılan değerlendirmeleri eleştiren Türkeş Taş, farklı rakamların gündeme getirildiğini belirterek, “Ne maliyetinden bahsediyoruz biz? Utanmıyor musunuz? 25 yıldır o teröre harcadığınız parayı artık övünerek anlatıyorsunuz. ‘Ustalık dönemimiz, biz böyleyiz, biz şöyleyiz, dünya lideriyiz…’ Her şeyi söylüyorsunuz. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğünün, üniter yapısının, bayrağının indirilmemesinin ve bu toprakların ilelebet payidar olmasının maliyetini mi soruyorsunuz?” diye sordu.

PKK ile mücadele edilmemesi ve ülkenin bölünmesi durumunda ortaya çıkacak maliyetin sorulması gerektiğini ifade eden Türkeş Taş, “PKK’yla mücadele edilmeseydi, bu vatan bölünseydi, bu bayrak inseydi onun maliyeti ne olacaktı? Bu toprakların maliyeti kaç lira Sayın Başkan? Şehitlerin maliyeti kaç lira Sayın Başkan? Bunların neyini ölçüyoruz Sayın Başkan? Ben bunları bir Türk olarak, Türk milliyetçisi olarak, Türkeş olarak, Türk milletinin kıymetli bir evladı ve bu şerefli Meclis’in kıymetli bir üyesi olarak kesinlikle reddediyorum ve inanın, utanıyorum” ifadelerini kullandı.

Türkeş Taş, Meclis’in yüzde 95’inin komisyon kurulması yönünde karar verdiği yönündeki değerlendirmeleri de eleştirdi. 2023 seçimlerinde milletvekillerinin sahada güvenlik politikaları üzerinden siyaset yaptığını söyleyen Türkeş Taş, o dönemde Abdullah Öcalan’ın affedileceği ve PKK’lıların şehirlerde faaliyet göstereceği yönünde söylemler kullanıldığını belirtti.

‘TÜRKEŞ’İN YOĞURT YİYİŞİYLE BUGÜNKÜ SİYASETİ AYNI KEFEYE KOYAMAZSINIZ’

Babası ve eski MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının kullanılmasını da eleştiren Türkeş Taş, “Ayrıca babam Başbuğ Alparslan Türkeş’in istismarını reddediyorum. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin 1969 yılından bugüne kadar istikrarlı biçimde aynı siyaseti yaptığını söyleyemez. 1997’de Türkeş’in yaptığı siyaset bitmiştir. Yeni gelen liderine saygımız vardır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; biz onun yoğurt yiyişine bir şey diyemeyiz. Ama Türkeş’in yoğurt yiyişiyle bugünkü siyaseti aynı kefeye koyamazsınız. Kendi yaptıklarınızı da Türkeş’i kullanarak aklayamazsınız” diye konuştu.

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ İLE MHP’Lİ BÜLBÜL ARASINDA ‘PİSLİK’ TARTIŞMASI

İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş’ın, babası Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının kullanılmasını eleştirerek “Kendi yaptıkları pislikleri de Türkeş’i kendine çamaşır suyu yaparak aklayamaz” sözlerine MHP Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül tepki göstererek “Sen ağzını topla, pislik sensin. MHP Lideri’nin yaptıklarına pislik diyemezsin” dedi.

Konuşmasında babası Başbuğ Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının istismar edilmesini reddettiğini belirten Türkeş Taş, şöyle konuştu:

“Ayrıca babam Başbuğ Alparslan Türkeş’in istismarını reddediyorum. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin 1969 yılından bugüne kadar istikrarlı biçimde aynı siyaseti yaptığını söyleyemez. 1997’de Türkeş’in yaptığı siyaset bitmiştir. Yeni gelen liderine saygımız vardır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; biz onun yoğurt yiyişine bir şey diyemeyiz. Ama Türkeş’in yoğurt yiyişiyle kendi yoğurt yiyişini karşılaştıramaz. Kendi yaptıkları pislikleri de Türkeş’i kendine çamaşır suyu yaparak aklayamaz.”

Türkeş Taş’ın sözlerine MHP’li Bülbül, “Sen ağzını topla, pislik sensin. MHP Lideri’nin yaptıklarına pislik diyemezsin. Sen kimin evladı oğlunu bileceksin. Bir parti genel başkanın yaptıklarına pislik diyemezsin” diye tepki gösterdi. Bülbül’ün tepkisi üzerine Türkeş Taş, “Ben Genel Başkan’a pislik falan demedim” diye cevap verdi.

“Seni bu dünyada kimse tehdit etmesin diye biz mücadele veriyoruz” diye masaya yumruk atan MHP’li Bülbül’ün tavrına İYİ Parti Milletvekili Balıkesir Burak Dalgın tepki göstererek “Sen ne yapıyorsun?” dedi. Dalgın’ın sözleri üzerine ayağa kalkarak Dalgın’ın üzerine yürüyen Bülbül’ü İYİ Partili ve MHP’li milletvekilleri tuttu. Çıkan arbede de milletvekilleri her iki tarafı da sakinleştirmeye çalıştı, ardından Komisyon Başkanı Yüksel, komisyona kısa süreliğine ara verdi. Bu sırada da MHP’li Bülbül komisyon salonunda çıkarıldı. (ANKA)

‘Çerçeve yasa’ Adalet Komisyonu’nda kabul edildi: Hangi partiler ‘evet’ dedi?

TBMM Adalet Komisyonu’nda 17 saat süren görüşmelerin ardından kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” kabul edildi.

Teklifle, “PKK/KCK ve bağlantılı oluşumların fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altındaki silah ile mühimmatın teslim edildiğinin tesbiti sonrasında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin usul ve esaslar belirleniyor. Teklif, örgütü kurma veya yönetme, örgüt üyeliği, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, örgüt propagandası yapma suçları ile örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlar ve örgüt lehine işlenen Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki suçları içeriyor.

Teklife göre, düzenleme, PKK/KCK’nın faaliyetleri kapsamında işlenen suçlarla sınırlı olacak, silah bırakma ve örgütün fiilen sona erdiğinin tespit edilmesinin ardından soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesine ilişkin hukuki çerçeve oluşturulacak.

Teklifin ikinci maddesinin görüşmelerinde AKP ve MHP milletvekilleri tarafından verilen önerge ile maddenin birinci fıkrasının a bendinde yer alan “bağlı bütün” ifadesi, “bununla bağlantılı her türlü” olarak değiştirildi. Böylece kanunda geçen “örgüt” ifadesinin PKK/KCK ve bununla bağlantılı her türlü oluşumları, “Kurul” ifadesinin ise teklifin yedinci maddesiyle oluşturulacak Kurulu ifade etmesi düzenlendi.

KASTEN ÖLDÜRME SUÇU KAPSAM DIŞINDA TUTULDU

Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altındaki tüm silah ile mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla Resmi Gazete’de yayımlanması halinde, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar hariç olmak üzere, belirli hükümlülerin cezalarının infazı ertelenebilecek.

Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası alanların infazı 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ya da müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların infazı da10 yıl süreyle infaz hakimi kararıyla ertelenecek. Erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hakimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilecek.

ERTELEME KARARLARINA İKİ HAFTA İÇİNDE İTİRAZ EDİLECEK

Erteleme süresince dava zamanaşımı işlemeyecek, dosyalar ve deliller muhafaza edilecek. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında tasfiye kararı verilerek Hazine’ye irat kaydedilecek. Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından verilen erteleme kararlarına karşı iki hafta içinde sulh ceza hakimliklerine itiraz edilebilecek.

Teklifte ayrıca, MGK kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş ve kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların Kurul’un iznine bağlı olacağı hükme bağlanıyor.

TUTUKLAMA VE ADLİ KONTROL TEDBİRLERİ KALDIRILABİLECEK

Erteleme kapsamına alınan suçlar nedeniyle verilmiş tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin yetkili mahkeme, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından yeniden değerlendirilmesi ve şartların oluşması halinde kaldırılabilecek. Ayrıca istinaf ve temyiz incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilerek dosyalar yeniden ilk derece mahkemesine gönderilebilecek.

YENİ TERÖR SUÇU İŞLENİRSE ERTELEME KALDIRILACAK

Verilen erteleme kararları özel bir kayıt sistemine işlenecek ve bu kayıtlar yalnızca soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hakim ya da mahkemenin talebi üzerine kullanılabilecek. Erteleme süresi içinde yeniden bir terör suçu işlenmesi halinde erteleme kararı kaldırılacak, soruşturma ve kovuşturmaya devam edilecek. Mahkumiyet halinde cezanın infazı ertelenmeyecek ve mahkumiyetin bütün hukuki sonuçları doğacak. Erteleme süresinin yeni bir suç işlenmeden tamamlanması halinde ise soruşturma aşamasındaki dosyalar bakımından kovuşturmaya yer olmadığı, dava aşamasındaki dosyalar bakımından ise düşme kararı verilecek.

SÜRECİ CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI BAŞKANLIĞINDAKİ KURUL İZLEYECEK

Kanunun uygulanmasının takibi ve koordinasyonu amacıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve MGK Genel Sekreterinden oluşan bir kurul kurulacak. Kurul gerektiğinde alt komisyonlar oluşturabilecek ve ilgili kurum temsilcilerini toplantılara davet edebilecek.

Kurul, örgütün tasfiyesine ilişkin gelişmeleri dönemsel olarak değerlendirecek, gerekli görmesi halinde adli, idari ve yasal düzenleme taleplerinde bulunabilecek. Ayrıca infazı ertelenen kişilerle ilgili süreçleri de izleyerek, belirli sürelerin geçmesinin ardından soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerden kaynaklanan hak yoksunluklarının kaldırılmasını ilgili yargı mercilerinden talep edebilecek. Kurulun çalışmaları hakkında TBMM düzenli olarak bilgilendirilecek ve Meclis bünyesinde bir İzleme Komisyonu kurulacak.

SİLAH VE MALZEMELER KAYIT ALTINA ALINACAK

Düzenlemeye göre, kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının teslim ettiği veya beyan ettiği silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve diğer malzemeler kayıt altına alınacak. Uygulamanın usul ve esasları İçişleri ile Milli Savunma bakanlıklarınca, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak belirlenecek.

BAŞVURU SÜRESİ ALTI AY

Düzenlemeden yararlanmak isteyenler, MGK kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından 6 ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılığına veya kurulun görevlendireceği kurumlara yazılı başvuruda bulunabilecek.

GÖREVLİLERE HUKUKİ GÜVENCE

Teklifte, kanun uygulamasında yer alacak kişilere yönelik görev ve sorumluluklar da düzenleniyor. Buna göre düzenlemenin amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmayacak.

Teklife göre, kanunun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girecek ve kanun hükümleri Cumhurbaşkanı’nca yürütülecek.

Teklifin, Genel Kurul’da 10 Ağustos Pazartesi günü görüşülmesi bekleniyor. (ANKA)

Doruk Madencilik işçileri yeniden Ankara yolunda

Doruk Madencilik’teki Bağımsız Maden-İş Sendikası’na üye olan işçilere Ankara’da yaşanan eylemliliklerin ardından bakanlıklar eşliğinde verilen ödeme teminatı yerine getirilmedi.

Zorunlu ücretsiz izin ve sigorta primlerine ait ödemelerin yapılmasını talep eden işçiler, yeniden Doruk Madencilik sahibi Yıldızlar SSS Holding şirketi önünde eylem gerçekleştireceklerini duyurdu.

Sendika, Eti Gümüş madencileriyle birlikte yapacağı açıklama için “‘Ödeme olmazsa tekrar geleceğiz’ demiştik. Biz sözümüzün arkasında duracağız. Bakanlıklar da sözünün arkasında durmalıdır” dedi.

10 Ağustos Pazartesi günü, verilen sözlerin tutulması talebiyle şirket önünde toplanacak işçilerin açıklama yapacağı öğrenildi.

Şirket ve işçiler arasında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı’nın da katılımı eşliğinde yapılan anlaşmanın ardından kıdem tazminatları ve alacaklar bir süre ödendi.

Ancak sendika, anlaşmanın zorunlu ücretsiz izinlerin ve sözleşme iptallerinin telafisini de kapsadığını, buna rağmen ödemelerin devam etmediğini belirtti.

‘HAKLARIMIZI ANCAK MÜCADELEYLE ALABİLİRİZ’

Bağımsız Maden-İş Sendikası yaptığı duyuruda şu sözlere yer verdi:

“Sendikamız öncülüğünde Nisan ayında gerçekleştirilen direnişleri sonucunda zorla gönderildikleri ücretsiz izinlerden doğan alacakların, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri tarafından tespit edilmesi ardından ödenmesi üzerine anlaşılmış, biz de raporu bekleyişe geçmiştik. Temmuz ayı ortasında Sendikamız ve Doruk Maden işçilerine teslim edilen raporda belirlenen sendikal tazminat, ücretsiz izin dönemi ücreti ve ihbar tazminatı alacaklarının ödenmesi için Yıldızlar SSS Holding ile görüşmeler yapılmıştır.

Holding, alacakları ödemeye dair bir takvim sunmadığı gibi yaklaşık bir tarih dahi vermemektedir. Kamu Kurumları garantörlüğündeki sözlerini dahi tutmayan bu şirketi tanıyoruz, haklarımızın belirsiz vadelerde hiç edilmesine izin vermiyoruz.

Haklarımızı ancak mücadele ile alabileceğimizi deneyimlerimizden biliyoruz. Yıldızlar SSS Holding ve yönetiminin ülkemizde mağdur ettiği tüm işçilerin mağduriyeti derhal sonlandırılmalıdır. Bu mağduriyeti yaratanlar hakkında, gerekli yasal işlemler yapılmalıdır. İşçiyi mağdur etmenin bir bedeli olmalıdır.

Kamu kurumları, hiçbir sözünün arkasında durmayan, tüm yurtta emekçileri, esanfı, belediyeleri mağdur eden ve kamu kaynaklarını yağmalayan Holdinge hiçbir yaptırım uygulamayarak, taraflarını belli etmektedirler. Kamu kurumlarını, emekçinin karşısında taraf durmaktan vazgeçmelidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başta olmak üzere garantör Bakanlıklar, kendi sözlerinin arkasında durmalıdır. Direnişimizin 2. Etabını sonlandırırken “Şeref sözü veriyoruz, ödeme olmazsa tekrar geleceğiz.” demiştik. Biz sözümüzün arkasında duracağız. Kendilerine verilen sözler tutulmadığı, hiçbir alacakları ödenmediği için Sendikamızla beraber, Ankara’ya gelen Eti Gümüş madencileri ile beraber, resmi rapor ile tespit edilen yani alacaklarını almak üzere Doruk Madencilik işçileri de Ankara’ya geliyor. Tüm halkımızı madenciler ile dayanışmaya çağırıyoruz.”

Meteoroloji uyardı: Bazı illerde gök gürültülü sağanak etkili olacak

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 8 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurdun kuzey kesimleri ile Akdeniz’in parçalı, yer yer çok bulutlu, Akdeniz’in Toroslar mevkii, Doğu Karadeniz kıyıları ile Kırklareli, Çorum ve Amasya çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıklarının güney kesimlerde mevsim normallerinin üzerinde, diğer yerlerde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle kuzeyli, güney ve doğu kesimlerde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güneybatısı ile Kuzey Ege kıyılarında kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Az bulutlu ve açık, kuzey kesimlerinin parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Kırklareli çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgârın, bölgenin güneybatısında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.

BURSA °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

ÇANAKKALE °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

İSTANBUL °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

KIRKLARELİ °C, 35°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

EGE

Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgârın, Kuzey Ege kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.

DENİZLİ °C, 38°C

Parçalı ve az bulutlu

İZMİR °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

MANİSA °C, 37°C

Az bulutlu ve açık

MUĞLA °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

AKDENİZ

Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Toroslar kesiminin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

ANTALYA °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

BURDUR °C, 36°C

Parçalı ve az bulutlu

HATAY °C, 32°C

Az bulutlu ve açık

İÇ ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 34°C

Az bulutlu

ÇANKIRI °C, 35°C

Az bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 32°C

Az bulutlu

KONYA °C, 35°C

Az bulutlu

BATI KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

DÜZCE °C, 32°C

Parçalı ve az bulutlu

KASTAMONU °C, 32°C

Parçalı ve az bulutlu

ZONGULDAK °C, 28°C

Parçalı ve az bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu, doğusunun yer yer çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyıları ile Çorum ve Amasya çevrelerinin aralıklı ve yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 35°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

RİZE °C, 29°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAMSUN °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

TRABZON °C, 28°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık, kuzeydoğu kesimlerinin parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 30°C

Az bulutlu

KARS °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

MALATYA °C, 37°C

Az bulutlu ve açık

VAN °C, 29°C

Az bulutlu ve açık

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 40°C

Az bulutlu ve açık

MARDİN °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

SİİRT °C, 39°C

Az bulutlu ve açık

ŞANLIURFA °C, 41°C

Az bulutlu ve açık

CVP’den çerçeve yasaya tepki: ‘Türk milleti teslim alınamaz!’

CVP’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ!

Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk milletinin önüne, sonucu önceden kararlaştırılmış bir teslimiyet düzeni konulmaktadır. Türk Milleti’nin, adına Terörsüz Türkiye denilen, komisyon denilen, nerede ne konuşulduğundan, 10 yıl boyunca neyin saklı tutulacağından, nelerin pazarlığının döndüğünden haberi ve bilgisi yoktur. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurları dinlenmemiştir. Ama emperyalizm ödevi vermiş, İmralı konuşmuş, Kandil şartlarını sıralamış, siyasi iktidar da milletvekillerinden “eksiksiz imza” istemiştir.

Ortaya çıkan utanç verici manzara şudur: Önce bebek katili Öcalan biliyor, terörist yuvası Kandil biliyor; milletvekillerinin ve egemenliğin gerçek sahibi Türk Milleti’nin haberi yok!

Milletvekillerinin önüne bir kağıt konularak “Şu saate kadar imzalayacaksınız” demek, kanun yapmak değildir. Bunun adı Milli irade hiç değildir. Türk Milleti’nin adayını belirleyemediği, milletvekilinin kendisini listeye koyan parti merkezine bağlı olduğu ve okumadığı metne imza atmaya zorlandığı bir düzende Meclis, Türk milletinin iradesini üretmez, teslimiyetin ve iradeyi üretemediğinin net fotoğrafı görülmüştür.

Meclis bu değildir! Türk milletinin egemenliğini, güvenliğini, bağımsızlığını, refahını, hak ve özgürlüğünü savunmakla görevli meclis, emperyalizmin teslim aldığı parti genel merkezlerinin noteri olamaz!

Bağlılığı ve dayanağı Türk Milleti’ne olmayan bir meclis, eninde sonunda tasfiye olacaktır!

“Suça karışmamış PKK’lı” ne demektir?

Bir insan terör örgütüne piknik yapmak için mi katılır? Örgütün içinde hangi görevi üstlendiği, hangi talimatı taşıdığı, hangi suçu bildiği, hangi suçun gizlenmesine yardım ettiği araştırılmadan kim, hangi yetkiyle bu insanları topluca “suça karışmamış” ilan edecektir?

Bireysel olarak teslim olmak, örgütten ayrılmak ve yargı önünde hesap vermek isteyenler için hukuk yolları zaten vardır. Çıkartılmak istenen, Türk Milleti’ne 40 yıl boyunca ağır bedeller ödetmiş olan ve Türk Milleti’nin ordusunun defalarca kez belini kırdığı, yendiği PKK terör örgütüne özel af yasasının sonucu ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz!

Bu kanun, terör örgütün kadrolarına özel ceza indirimi, sicil temizliği, siyasi hak ve toplumsal alana dönüş sistemi kurulmasıdır. Adına “genel af” denmemesi gerçeği değiştirmez.

Bir terör örgütünün mensupları için özel hukuk çıkarıyorsanız, bunun adı çerçeve yasa değil, PKK’ya af yasasıdır!

Terör örgütü, yurtiçi ve yurtdışı, silahlı, silahsız, siyasi, ekonomik vs. tüm unsurlarıyla tasfiye edilmediği ve silahların tamamının teslim edildiği kayıt altına alınıp, doğrulanmadığı halde özel yasa çıkarılması, bireysel teslimiyeti değil örgütsel bir dönüşümü hedeflemektedir.

DEVLET FOTOĞRAFLA DEĞİL, BELGEYLE YÖNETİLİR

Kameraların önünde birkaç silah yakıldı diye PKK bitmedi. Silahların tamamı yok.

Kamplar dağıtılmamış ancak sınır karakollarımız boşaltıldı,
Komuta zinciri çözülmemiş ancak TSK’ya durun emri var,
Finans, propaganda, istihbarat ve lojistik ağları tasfiye edilmemiş, ancak Türk milletinin vergilerinden siyasi ayağına hala hazine yardımı var,
Suriye’deki ve Irak’taki silahlı yapılar dağıtılmamış, KCK ve PJAK sona ermemiş, devletleşme hesapları yapmaktadırlar.

Bu sorulara açık, somut ve doğrulanabilir olgular varken, Türk milletine “Terör bitti” masalı anlatılamaz!

Devlet fotoğrafla, törenle değil, belgeyle ve hukukla yönetilir.

Terör örgütüne silah bıraktırılmadan, tamamen çökertilmeden militanlarına siyasi ve hukuki alan açmak, terörü bitirmek değildir. Silahlı kadroyu siyasi kadroya dönüştürmektir!

Bugün adli kontrolle serbest bırakılacak teröristler yarın belediyede, bürokraside veya Mecliste hangi sıfatla karşımıza çıkacağını sormak zorundayız. Türk milletinden, kendisine silah doğrultmuş kadroların “toplumsal bütünleşme” adı altında ödüllendirilmesini sessizce seyretmesi beklenemez!

ÖCALAN’A STATÜ VERMEK İÇİN KANUNA “STATÜ” YAZMANIZ GEREKMİYOR

“Yasada Öcalan’ın statüsü yok” diyerek kimse Türk milletinin aklıyla alay etmesin. Statü yalnızca kanuna “statü” kelimesi yazılarak verilmez. Bir hükümlünün mesajı yasa yapımına yön veriyorsa, siyasi heyetler onun kapısında sıraya giriyorsa, örgütün atacağı adımlar onun yaşam ve çalışma koşullarına bağlanıyorsa, gazeteciler ve milletvekilleri kendisini siyasi bir merkez gibi ziyaret ediyorsa orada fiilî statü çoktan oluşturulmuş demektir.

Bebek katili terörist başı Öcalan’ın koşullarının “mevcut imkânlar içinde” genişletilebileceği tartışması da statünün açıkça kanuna yazılmadan idari yollarla kurulabileceği kaygısını doğurmaktadır.

Şimdi asıl soruyu soruyoruz:
Teröristbaşına statü aranırken Türk milletinin kendi devletindeki statüsü nedir?

Yasayı önce İmralı biliyor, millet bilmiyorsa, milletvekili seçmene değil parti merkezine bağlıysa, meclis tartışmıyor, yalnızca imza atıyorsa, kendi devletinde egemenlikten uzaklaştırılan Türk milletidir. Asıl statü sorunu budur!

“DEMOKRATİK CUMHURİYET” DEDİKLERİ HANGİ CUMHURİYETTİR?

Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci bir kurucuya ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyet’in kurucu öznesi Türk milletidir. Türk milletinin tanımı da bellidir. Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Kurucu iradesi Kuvâ-yı Milliye’dir.

İmralı’dan “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir kuruluş tarifi kabul etmiyoruz!

Demokrasi, milletvekilinin önüne okumadığı metni koyup imzalatmak değildir. Demokrasi, Türk milletinin adını silmek, vatandaşlığı etnik kimliklere ayırmak, devlet makamlarını etnik ve mezhepsel kotalara bölmek değildir.

Gerçek demokrasi, seçmenin adayını belirlemesi, milletvekilinin parti başkanına değil millete hesap vermesi, yargının siyasi emir almaması ve halkın devlet yönetimine yeniden hâkim olmasıdır.

Kürt kökenli yurttaşımızı Türk milletinden koparmak demokrasi değildir. Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye karşı ayrı siyasi bölmelere kapatmak kardeşlik değildir. Bizim mücadelemiz hiçbir yurttaşımıza karşı değil, yurttaşlarımızı birbirine düşman ederek milli devleti parçalayıp, emeğini ve varlıklarını sömürmek isteyen emperyalist ve bölücü siyasete karşıdır!

TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ

Bu süreç Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, İsrail’den, ABD’den ve NATO’dan ayrı düşünülemez.

Irak parçalandı. Suriye’nin kuzeyinde silahlı ve idari bir yapı kuruldu. İran kuşatıldı. Gazze yıkıldı. Doğu Akdeniz’de yeni paylaşım hesapları yapıldı. Şimdi aynı coğrafyanın ortasında Türkiye’ye “entegrasyon”, “statü”, “yerelleşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” kavramları dayatılıyor.

Başkanlar değişir. Büyükelçiler değişir. Kullanılan kelimeler değişir ama Pentagon kalır, CENTCOM kalır, NATO kalır, İsrail’in bölgesel hedefleri kalır.

Türk milletinin direnme omurgasını NATO’ya bağlayıp ABD’nin bölgede oluşturduğu sonuçları Türkiye’nin hukukuna taşıyarak antiemperyalist olunamaz. Gücünü milletten alan Kuvâ-yı Milliye’nin yerine, gücünü Saray’dan, parti merkezlerinden ve dış ittifaklardan alan bir Kuvâ-yı Külliye düzeni kurulmuştur.

TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ

Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi emperyalizmin kurduğu masada kendisine daha iyi bir sandalye aramak değildir.

Türkiye’nin görevi o masayı devirmek ve kendi bağımsız masasını kurmaktır!

TÜRK MİLLETİ YALNIZ BIRAKILDI; AMA SAHİPSİZ DEĞİLDİR

Bugün AKP seçmeni de MHP seçmeni de CHP seçmeni de aynı soruyu soruyor: “Bize yıllarca söylenenlerin tam tersi neden yapılıyor?” Şehit annesi soruyor: “Evladımın hesabı hangi masada bırakıldı?” Gazi soruyor: “Ben kolumu, bacağımı bu devlet için verdim, devlet neden beni değil, kendisine silah çekenleri dinliyor?” Türk milleti yol haritası ve adres arıyor.

Millet, Cumhuriyet’i savunacak kadroların neden bir araya gelmediğini soruyor!

Türk milletinin örgütlü iradesini ayağa kaldırmadan bu oyun bozulamaz!

Kurtuluşu kapalı kapılardan, saraylardan veya “devletin bir bildiği vardır” masalından beklemeyeceğiz!

Cumhuriyetçi aydınları, işçileri, çiftçileri, esnafı, gençleri, kadınları, şehit ailelerini, gazileri ve bütün vatanseverleri örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Bu oyunu bozacak olan Türk milletinin kendi çocuklarıdır.

Bugün sürece karşı çıkan herkesi mahalle mahalle, köy köy, iş yeri iş yeri, gerçekleri anlatmaya, Her milletvekilinin attığı imzayı, kullandığı oyu ve aldığı tavrı takip etmeye, Türk Milleti’nin hafızasına kaydetmek için var gücüyle çalışmaya davet ediyoruz.

Verilecek hesap varsa Türk Milleti’ne verilir. Başarısız olan istifa eder.

Suç işleyen, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde hesap verir.

Biz terörün bitmesini istiyoruz ama Cumhuriyet’in tasfiyesi ve Türk Milleti’nin ve devletinin parçalanması pahasına değil.

Türk Milleti kırk asırdır devletli şekilde yaşamaktadır. Bir millet böyle teslim alınamaz!

Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükümetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir.

Sevr’in çocuklarına sesleniyoruz;
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi Türk Milletidir! Bizler cumhuriyetin çocuklarıyız! Türk Milletini emperyalizm ve terör karşısında teslim alamazsınız! O kurumlar cumhuriyetin çocuklarıyla yeniden geri gelecektir. Türk Milletinin egemenliğine kastedenler cumhuriyet hukukunda yargılanacaklardır!

Son Sözü Her Zaman Türk Milleti Söyler!
Ne Mutlu Türküm Diyene!”

BASINA VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE

TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ!

Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk… pic.twitter.com/MjTIaLoHmZ

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) August 5, 2026

İlişkili Haber
thumbnail
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
Haberi görüntüle

İYİ Parti’den çerçeve yasaya karşı TBMM Başkanlığı’na dilekçe

İYİ Parti, AKP tarafından Meclis’e sunulan ve MHP, DEM, CHP tarafından imzalanan bölücü çerçeve yasaya karşı bir adım attı.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez; Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iade edilmesi talebiyle TBMM Başkanlığı’na başvurduklarını duyurdu.

Başvuru dilekçesinde, söz konusu kanun teklifinin incelendiği ve Anayasa’nın yasama sürecine ilişkin usul ve şekil kurallarına açık aykırılıklar taşıdığı ifade edildi.

İYİ Parti’den çerçeve yasaya karşı TBMM Başkanlığı’na dilekçe https://t.co/IrMRf7r7fy pic.twitter.com/N8IMaNJrqJ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 5, 2026

Dilekçede, şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü uyarınca kanun tekliflerinin yasama sürecine usulüne uygun şekilde dahil edilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu kapsamda, Başkanlığın yalnızca teklifleri ilgili komisyonlara havale eden idari bir makam olmadığı; Anayasa’ya ve İçtüzüğe açık aykırılık teşkil eden tekliflerin yasama sürecine dahil edilmesini önleme sorumluluğuna da haiz olduğu kuşkusuzdur.”

‘GAZİ MECLİS HAİN TERÖR YAPILANMASININ MEŞRULAŞTIRILACAĞI BİR ZEMİN OLMAMALIDIR’

“Teklifin yasama sürecinin devam ettirilmesinin hukuk devleti, Anayasa’nın üstünlüğü ve yasama faaliyetlerinin hukuka uygun yürütülmesi ilkeleri bakımından sakınca doğuracağı değerlendirilmektedir. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletimizin ortak iradesini temsil eden, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve millî egemenliği korumakla görevli anayasal bir organdır. Gazi Meclis; aziz milletimize, şanlı tarihimize, kahraman ecdadımıza ve devletimizin kurucu değerlerine yönelik her türlü alçak teşebbüse girişmiş olan hain bir terör yapılanmasının, yasama faaliyeti adı altında meşrulaştırılacağı bir zemin değildir, olmamalıdır.”

İlişkili Haber
thumbnail
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
Haberi görüntüle

Söz konusu dilekçede, kanun teklifinin PKK/KCK terör örgütü yöneticilerine TCK ve TMK hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirildiği vurgulanarak şöyle dendi:

“Uygulamada ve doktrinde kabul edildiği üzere, örgütlü suç yapılanmalarında siyasi ve ideolojik amaçların ön planda olması hâlinde ‘terör örgütü’; maddi çıkar elde etme amacının ön planda olması hâlinde ise ‘çete’ veya ‘mafya tipi örgüt’ nitelendirmesi yapılmaktadır. Bu çerçevede, Meclis teamüllerine aykırı biçimde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları sonucunda bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ‘Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’; PKK/KCK terör örgütünün yöneticileri ile teröristlere, terör örgütü kurma ve yönetme, infaz emri verme, terör örgütüne üye olma ve örgütün amaçları doğrultusunda işlenen diğer suçlar bakımından yürürlükteki Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirmektedir. Bir terör örgütünün silah bırakmasının beklendiği yönündeki iddia, o örgütün siyasi ve ideolojik hedeflerine ulaşmasının bir sonucudur.”

‘TERÖRİSTLER LEHİNE İMTİYAZLI HÜKÜMLER ÖNGÖREN BÖYLE BİR KANUN TEKLİFİNİN HAZIRLANMASI ANAYASA’YA AYKIRI’

“Nitekim söz konusu terör örgütü Türk Ceza Kanunu’nun 312’nci maddesinde düzenlenen ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs’ suçunu işlemiş ve 12 Mayıs 2025 tarihli sözde fesih bildirisinde Büyük Türk milletini soykırım ve asimilasyonla itham etmiştir. Bu nedenle terör örgütü yöneticileri ve teröristler lehine imtiyazlı hükümler öngören böyle bir kanun teklifinin hazırlanması, imzalanması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulması; Anayasa’nın 2’nci maddesinde düzenlenen Cumhuriyetin nitelikleri, 3’üncü maddesindeki Devletin bütünlüğü, 5’inci maddesindeki Devletin temel amaç ve görevleri, 6’ncı maddesindeki Egemenlik, 7’nci maddesindeki Yasama yetkisi, 9’uncu maddesindeki Yargı yetkisi, 10’uncu maddesindeki Kanun önünde eşitlik, 11’inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile 14’üncü maddesindeki Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması hükümleri olmak üzere, Anayasa’nın genel esasları bakımından Anayasa’ya aykırıdır.

TBMM Başkanlığının, Anayasa’nın kendisine yüklediği sorumluluk çerçevesinde hareket ederek, teklifi işleme almaksızın teklif sahibine iade etmesi hukukun ve anayasal düzenin gereğidir. Bu itibarla Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetlerini hukuka uygun yürütme yükümlülüğü çerçevesinde Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından taşıdığı usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iadesine karar verilmesini saygılarımızla arz ederiz.”

 

AKP’li Güler açıkladı… Başsavcılıklar soruşturma için izin alacak, Öcalan’ın şartları ‘rahatlıkla’ esnetilebilecek, gazeteciler ve akademisyenler ziyaret edebilecek

VERYANSIN TV

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler; partisi, MHP, DEM Parti ve CHP’nin imzalarıyla TBMM’ye sundukları “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adı verilen bölücü çerçeve yasa teklifinin detaylarını açıkladı.

İşte kanun teklifi… 

Güler’in açıklamasına göre başsavcılıklar, PKK terör örgütüne dair sonradan ortaya çıkmış eski bir durum veya delile ilişkin soruşturmalarda Kurul’dan izin alacak.

Bu Kurul ise Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşacak.

‘ÖCALAN’ SORUSUNA YANIT

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin istediği “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” olmasını istediği Öcalan’a statünün sorulması üzerine Güler, “Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok” yanıtını verdi.

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’den “Öcalan’ın statüsü” sorusuna yanıt:

“Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok”… pic.twitter.com/oaKr9G8x1U

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 5, 2026

Öte yandan Güler, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın şartlarının “aile talebiyle, her zaman, rahatlıkla, yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan” esnetilebileceğini belirterek “Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.” dedi.

Çerçeve Yasa Mecliste | Gündem Özel | Eray Çelebi – Burakhan Başaran

GÜLER’İN AÇIKLAMASI

Güler’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

“Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Huzurlarınızdayız. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız Bey, yine Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay Bey ve Filiz Hocamız, yine yanımda AK Parti Grup Başkanvekilimiz Abdulhamit Gül Bey, yine Adalet Komisyonu Başkanımız Cüneyt Yüksel Bey ve milletvekili arkadaşlarımızla birlikte sizleri, biraz önce meclis başkanlığımıza, genel sekreterliğimize iletmiş olduğumuz ve ismiyle beraber biraz sonra detaylı açıklama yapacağım çerçeve yasa hakkında bilgilendirmiş olacağız.

Çok değerli basın mensupları, ismi olarak “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” toplamda, yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber, 12 maddeden oluşuyor. Biraz sonra kanunun içeriğine dair, madde başlıkları hakkında da sizleri teknik olarak neler getirdiğine dair açıklamamızı yapacağız.

TEŞEKKÜR ETTİ

Ben bu sürece gelene kadar, öncelikli olarak teşekkürlerimizi arz edeceğimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ve biraz sonra imza sahipleri olarak DEM Parti grubuna, yine biraz sonra izahatını yapacağımız Cumhuriyet Halk Partisi grubuna ve eş genel başkanlarına, genel başkanlarına teşekkür ediyoruz. Yine bu konuda imzalarını eksik etmeyen HÜDA PAR’a ve bağımsız milletvekillerimize, yine Yeni Yol Grubundan bazı milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Toplama baktığımızda yaklaşık 360’a yakın bir imza ile teklifimizi Meclis Başkanlığımıza arz ettik.

Tabii bu teklife daha sonradan, içtüzük kapsamı içinde teknik olarak desteklediklerini, imzaladıklarını ifade edecek milletvekillerimiz de olacaktır. Süreç açısından bu, bu şekliyle devam edecek. Tabii komisyonumuz, Adalet Komisyonu başkanımız kendi planlaması çerçevesinde içtüzük kapsamında 48 saat sonra yani Cuma günü öğleden sonra saat 14.30-15.00 gibi inşallah komisyon toplantısı için gerekli davetlerini yapacaktır.

Değerli basın mensupları, şimdi bu sürece kadar biz nasıl geldik? Bu konuda biraz sizleri teknik olarak aydınlatmak istiyorum.

5 Ağustos 2025 tarihinde malumunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde meclis başkanlığımızın başkanlığında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, kuruluşundan itibaren ilk toplantısını bundan tam bir yıl önce, 5 Ağustos 2025 tarihinde yapmıştı. Ve devamında da yaklaşık 18 toplantı icra etti. 137 kişiyi; gerek başkan olarak, gerek şahıs olarak, gerek dernek başkanı, sendika başkanı, baro başkanı olarak, koruyucu ailelerimizin mensubu olarak, şehit ve gazi derneklerimizin başkanı olarak, yine ailelerimizin temsilcisi olarak, Diyarbakır annelerinin temsilcisi olarak, barış annelerinin temsilcisi olarak, birçok değerli hocalarımızı, ceza hukukçularımızı ve bu tür süreçleri yakından akademik olarak çalışmış hocalarımızı dinledik. Toplam 137 kişi. Hakikaten çok kıymetli, çok değerli fikirler orada konuşuldu ve dile getirildi.

Yine İçişleri Bakanlığımız, Milli Savunma Bakanlığımız, MİT Başkanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız ve Adalet Bakanlığımız değişik dönemlerde komisyona gelerek mevcut bu durumları, gelişmeleri, ilerleyişi komisyonumuzda bilgilendirdiler.

Peki komisyonumuz nihai evrede şubat ayına gelindiğinde çalışmalarını tamamladı. Raporları bir bütün haline getirerek oraya temsilci veren gruplarımızın ve yine grubu olmayan siyasi partilerin temsilcileriyle beraber uzun istişareler ve müzakereler sonucunda bir rapor ortaya çıktı. Raporumuzu sizinle paylaşmak istiyorum: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”. 18 Şubat 2026 tarihiyle de bu yayınlandı, ortak mutabakat ile. İki milletvekilimiz tabii farklı düşünceleri vardı ama büyük bir ekseriyet, büyük bir çoğunlukla beraber bu rapor yayınlandı ve bütün kamuoyuyla paylaşıldı, internet sitesinde yer alıyor.

Burada raporumuzun altıncı başlığında, değerli basın mensupları, sürece ilişkin yasal düzenleme önerileriyle beraber bir başlık var. Buradan birkaç konu başlığını, izahatı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Komisyonun bir diğer görevi, önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Milli dayanışma ve kardeşliğimizi pekiştirecek adımların atılmasının geniş katılımlı, temsil gücü yüksek, açık ve şeffaf bir istişare süreciyle temin etmektir.

Rapor devam ediyor değerli arkadaşlar. Özellikle 6’ya 1: “Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması”. Rapor aynen diyor ki: “Süreçte en kritik eşik, PKK/KCK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bırakmasının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyididir.” Raporumuzun önemli başlığı.

Yine buradaki raporda: “Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgütün tehdidinin sona erdiğini ilanıyla sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinde hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktası olacaktır.”

Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda da bütün partilerle genel bir anlayış ve mutabakatın varlığı da rapora yansıyor.

Peki, 6’ya ikinci fıkrası: “Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemelerin içeriği nasıl olacak?” Orada aynen raporda: “Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye de ihtiyaç duyulmaktadır.” diyor.

Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.

Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.

Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.

Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.

Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.

Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.

Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.

En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.

Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.

Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.

Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.

Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.

Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.

Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.

Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.

Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.

Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.

Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.

Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.

Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.

En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.

Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.

Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.

Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.

Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.

Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.

Raporun konu başlığında, değerli basın mensupları, adil… Yani nihayetinde silahını bırakmış, örgüt feshedilmiş, tamamen varlığı ortadan kalkmış örgüt mensuplarının da konumunun, hukuki durumunun adil, gerçekçi, topluma kazandırma, bütünleştirme noktasında da kanunun bir cevap vermesi gerekiyor bu düzenleme içinde diye.

Şimdi orada kanunumuzda aynen bu beklentiye karşılık üçüncü maddemizde “Soruşturma ve Kovuşturmaların Ertelenmesi” başlığında bir madde kaleme alındı. Burada aynen denildi ki: Örgütün fiili varlığına son verildiğinin ilgili Resmi Gazete’de yayınlanması olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme suçu ile 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturma hariç olmak üzere…

Yani burada açıkça, değerli basın mensupları, adam öldürme suçları ve 2005 tarihinden önce örgüt yöneticisi olarak TCK 765 sayılı, TCK 125. madde bağlamında ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası alan veya bu soruşturma ve kovuşturması sürdürülen kişiler, örgüt mensupları hariç olmak üzere; çok net bir şey söylüyoruz, adam öldürme, kasten adam öldürme suçları hariç. Onu bir şekilde speküle edecek veya farklı anlamlara gelecek şekilde ifade edecek kişileri de buradan uyararak söyleyelim ki kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve yine 2005 öncesi müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası soruşturması ve kovuşturması yürütülenler hariç olmak üzere diğer suçlara yönelik olarak bir düzenleme içeriyor.

Peki diğer suçların düzenlenmesinde ne esas alındı? Değerli basın mensupları, onunla da ilgili sizlere teknik birkaç hususu anlatmak isterim. Malumunuz bizim ilgili 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun 221. maddesi var, başlığı “Etkin Pişmanlık”. Bunun bir bütünleyici… Çünkü bizim aynı zamanda düzenlemelerimizin Türk Ceza Kanunu içerisinde bir bütünlüğünü sağlaması gerekiyor.

Burada etkin pişmanlık maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarını sizlerle paylaşmak isterim ki bu maddeye bir bakış açısı geliştirilsin diye. Şu andaki halihazırda mer’i bulunan maddemizin ikinci fıkrası: “Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

Üçüncü fıkra: “Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

Dördüncü fıkra: “Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde hakkında örgüt kurmak, yönetmek ve örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.”

Biz bu maddeyi, üçüncü maddemizi kaleme alırken TCK 221. maddesinin bu fıkraları gelince de bir bütünlüğünü arz etme noktasında bir yaklaşım sergiledik. Bu yaklaşımımızda da kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve 2005 tarih öncesi, yani yeni TCK değişiminden önceki TCK 125 bağlamında verilen cezalarla ilgili soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili bir düzenlemeyi yaptık. Diğer suç tipleri, yine 221’e benzer şekilde; örgüt yöneticiliği, örgüt üyeliği, yardım yataklık ve diğer propaganda gibi unsurlardan, örgüt faaliyeti çerçevesindeki işlenen suçlardan örgüt mensupları 15 yıla kadar olan cezalarda 5 yıl ertelemeye tabi, 15 yıl ve üstü müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet unsurlar çerçevesinde olanlara da 10 yıl ceza ertelemesini burada öngörüyoruz. Ki bu kişiler örgütün tamamen feshi, dağıtılması ve ortadan kalkması neticesinde topluma bir kazandırma ve bütünleştirme noktasında bir adil, gerçekçi, bir hukuki belirlilik kapsamında düzenleme olsun.

Üçüncü maddemizden sonra dördüncü maddemiz: Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar. Halihazırda soruşturma devam eden, soruşturması tamamlanmış, kovuşturmaya dönmüş, kovuşturmada istinafta gerekirse onanmış, yerel mahkeme karar vermiş, Yargıtay safhası olan dosyalar var. Dolayısıyla bunlarla ilgili de ne yapılacak? Üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu yerdeki yetkili hakim veya mahkeme tarafından; ilgili Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay’la ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir, gerekirse koşulların oluşması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına dair madde. İkinci fıkrada, üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istisnai veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında da bozma kararı verilerek ilgili yerel mahkemesine gönderilecek dördüncü maddemizde.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi, beş yıllık ve on yıllıkla beraber ve yeniden suç işlenmesi hali. Değerli basın mensupları, bunlar özel bir takip modeliyle, cezası ertelenmiş olan bu tür örgüt mensuplarının doğrudan izlenmesi, herhangi bir terör suçu bağlamında -Terörle Mücadele Kanunumuz çok açık, TCK 220, 314 çok açık, Terörle Mücadele Kanunu üçüncü, dördüncü maddesi çok açık- bu eylemler noktasında tekrar bir suç işlenmesi halinde de bu erteleme kararının da ortadan kaldırılacağına dair bir hükmü getiriyoruz.

Yani ilgili kişi bundan yararlandıktan sonra topluma hem entegre olma, uyum sağlama, bütünleşme, toplum hayatında iyi bir vatandaş olma noktasında bir hayatı sürdürmesini de arzu ediyoruz. Tekrar eylemler, tekrar farklı çalışmalar içerisinde olmaması bizim esas amacımız. Olursa da bunun yaptırımının ne olduğunu açıkça kanunun metnine yazmış olduk.

Biraz önce bahsettik, soruşturma ve kovuşturma durumunda. Peki mahkumiyeti olanlar ne yapacak? Evet, bu suçlardan mahkum olanların, yine aynı istisnası belli -adam öldürme, kasten adam öldürme suçları ve 2005 öncesi TCK değişimi önceki müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ve mahkumiyeti infaz aşamasında olanlar hariç olmak üzere- diğer, bahsettiğim gibi, TCK 221 bağlamında örgüte üye olma, yönetme, yardım yataklık, propaganda gibi eylemlerinden dolayı ceza almış ve infazı olan kişilerle de ilgili yine 15 yıla kadarki süreç açısından 5 yıl erteleme, özel takip, ve 10 yıl olaraktan da diğer 15 yıl üstü ve müebbet, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlarla da ilgili olarak bir izleme durumu olacak.

Yine buradaki hükümler kapsamı içerisinde açık hükümleri yazdık bu kapsam içerisinde. Bu kayıtlar kendi sistematiği içerisinde takip edilecek. Erteleme kararı verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içerisinde yine terör suçlarından birinin işlenmesi halinde infaz hakimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak mevcut hem soruşturma konusu diğer dava devam edecek hem de mevcut durum içerisinde bu erteleme kararı kaldırılmış olacak.

Çok önemli bir maddeye gidiyoruz, yedinci madde. Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, biz aynı zamanda dedik ki mevcut raporda en önemli eşiği geçtik, teyit mekanizması işledi, silahlar tamamen teslim ve imha ve yok edilmesi ve örgütün bu konuda tamamen tasfiyesiyle beraber, altıncı maddenin beşinci fıkrasında kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlamasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizma oluşturulması. Bu hedef doğrultusunda arkadaşlar yedinci maddeyi kaleme aldık.

Yedinci maddede Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında; İçişleri, Adalet, Dışişleri, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, MİT Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden oluşan bir heyet oluşturuyoruz. Bu süreci dönemsel yapacağı toplantılarla beraber diğer kamu kurum kuruluşlarından her türlü bilgi, belgeyi almak suretiyle takip edecek. Ve ihtiyaç duyulması halinde de kendisi, daha alt seviyede teknik çalışmalar yapacak komisyonlar da oluşturulabilecek.

Nihai evrede örgüt mensuplarının bir an önce silahlarını bırakması, örgütün kendini feshedip tamamen tasfiyesi ve devamında bu örgüt mensuplarının hem topluma entegre edilmesi, uyumunun gerçekleşmesi, bütünleşmenin sağlanması noktasında da özel çalışmalar yapacak, raporlar hazırlayacak alt komisyonlar da kurulacak şekilde biz bu kurula izin vermiş oluyoruz.

Burada bir durum var. Kurul, yine ikinci bir komisyonumuz var. Bu dönemsel çalışmalarını, faaliyetlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düzenli olarak bilgilendirecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bu kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere bir izleme komisyonu kurulacak. Bu izleme komisyonu bu süreci takip edip gerekirse de ihtiyaç halinde gerekli tavsiyelerde bulunacak.

Tabii bunun sayısıyla ilgili bir durum şu anda belirlemedik. Anayasamızın 95. maddesi gereğince siyasi parti gruplarının milletvekili sayısınca zaten belli bir sayı anlaşılır. O komisyonla da beraber hem aktif olarak hem de yarar sağlayacak, katkı sağlayacak bir sayıda inşallah komisyonumuzu da oluşturmuş olacağız.

8. maddede silahların teslimi ve malzeme, mühimmat, diğerlerle ilgili Milli Savunma Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız bu konularda ortak, diğer kurumların görüşlerini almak suretiyle bu çalışmaların nerede, nasıl yapacağına dair bir yönetmelikle de beraber bu çalışmayı tamamlamış olacak.

Peki süre, arkadaşlar, önemli. Süre başlığı… Yine burada raporumuzda geçici ve müstakil özel bir kanun hedefi vardı. Süremiz, bu mekanizmaların tamamı teyit mekanizmasıyla beraber Milli Güvenlik Kurulu kararı olarak Resmi Gazete’de yayınlandığı andan itibaren 6 aylık başvuru süresi başlıyor. İlgili başsavcılıklarda bu müracaat başlayacak. Yurt dışında olanlar için de yine kurulumuz gerek büyükelçilikler gerek başkonsolosluklar, konsolosluklar müracaatıyla beraber başlayacaktır.

Yine raporumuzda süreçte görev alanlara yönelik yasal güvence sağlanması diye bir başlık vardı. 10. maddede de bu kanun kapsamında verilen görevlerle ilgili olarak görevi yerine getiren, çalışanlarla ilgili olaraktan hukuki, idari veya ceza sorumluluğu olmayacağına dair de bir maddeyi burada dercetmiş oluyoruz.

Teknik olarak kanun teklifimiz bu şekliyle beraber tamamlanmış oluyor. Ben emeği geçen bütün milletvekillerimize, uzmanlığı olan kamu kurumlarındaki arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, kararlı duruşu, yine Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yol gösterici, ufuk açıcı açıklamaları, yine kararlı duruşu, bizlere destekleri çok kıymetliydi. Yine çok teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, var olsunlar.

DEM Parti gerek İmralı heyeti gerekse eş başkanlar her süreçte bu manada olumlu katkıları oldu, sağ olsunlar. Tabii olumsuz beyanlar da geçti, doğrudur yanlıştır. Ben şuna arzu ediyorum bundan sonraki süreçte de: Bu bir kendi oluşumu içinde, gerçekliği içinde uzun uğraşların, komisyonun uzun çalışmalarının geldiği bir nokta. Bu kadarını yapabiliyoruz. Bundan sonra da gerek kanunun uygulamasında gerekse de kurulun çalışmalarında çok farklı ihtiyaçlar, farklı durumlar ortaya çıkabilecektir. Zaten biz bu kurula yetki veriyoruz.

Bu tasfiye sürecinden sonraki aşamada gerek adli gerek idari gerekse de yasal düzenlemeler noktasında her zaman bu çalışmalar ortaya konulabilecektir. Yine önümüzdeki dönemlerde de biz ihtiyaç duyulması halinde farklı alanlarda gerek yasal düzenleme gerek idari düzenlemeler mutlaka oluşacaktır. Çünkü çok değişken bir yapı. Uluslararası konjonktürün, bölgesel krizlerin de bu konuda etkisi yadsınamaz. Ben o yüzden aziz milletimiz şundan müsterih olsun: Çok net bir şey yapıyoruz. Bu topraklarda, bu coğrafyada, sadece ülkemizde değil, bölgede diğer ülkelerimizde de kardeşliğin, barışın, huzurun, güvenliğin sağlanması noktasında biz çalışmalar yürütüyoruz.

Biz biliyoruz ki yaklaşık 50 yıldır bu ülkede derin acılar yaşatmış, birçok manada olaylara, derin acılara yol açan olaylara yol açmış, saldırılara yol açmış, şehitlerimizin, gazilerimizin bu manada biz haklarını, hukuklarını ortadan kaldıracak veya zarar verecek asla bir konumda olamayız, öyle bir hedefimiz olamaz. Ama şunu da biliyoruz ki: Türkiye gelecek ikinci yüzyıla, Türkiye Yüzyılı’na, daha güçlü, daha müreffeh bir noktada 86 milyon aziz milletimizin tamamının etkileneceği ve hayatının daha da iyileşeceği; güven ortamı, huzur ortamı, hoşgörü ortamı, barış ortamının da sağlanmasını da hedefliyoruz. Dolayısıyla buna herkesin, her bireyin bu sürece katkı vermesi lazım.

‘NATO ZİRVESİ’ VURGUSU

Bu topraklardan asla silahın, şiddetin bir daha konuşulmaması lazım. Kim ne diyorsa açık yüreklilikle, demokratik ortamın zenginliği içerisinde fikirlerini herhangi bir suç ve suça teşvik olmaksızın paylaşabilir, hedeflerini ortaya koyabilir. Yani önemli olan aziz milletimizin, ülkemizin daha güçlü olması, sözünün ve kararlılığının dünyada saygı görmesi. Bakın biz yakın zamanda Ankara’da, başkentimizde NATO Devlet Başkanları Zirvesi yaptık. Oradaki dünyanın ülkemize bakışı, Sayın Cumhurbaşkanımıza, ülke ortamına, güvenliğine ve dünya barışına katkısı çok özel anlatıldı. Yani Türkiye’nin bu güçlü müreffeh gelecek dönemlere yansıyacak kararlı duruşu şu anda dünyada zaten etki yaratıyor.

‘DEVAM ETTİRECEĞİZ’

Bölgemizdeki krizlere, maalesef bazı saldırgan katil İsrail’in dönem dönem yaptığı saldırılar maalesef devam ediyor. Ama dünyanın gerek kuzeyimizdeki Rusya-Ukrayna savaşı gerekse de ABD, İsrail, İran savaşı ve güneyimizde Kızıldeniz’de ve Yemen bölgesinde maalesef bölgesel krizler devam ediyor. Dolayısıyla bizim ülke olarak kararlı duruşumuzu, imkanlarımızı dünya barışına, dünyanın güvenliğine, diğer kriz bölgelerindeki krizlerin çözümü noktasında kararlı duruşumuzu Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devam ettiriyoruz, bundan sonra da devam edeceğiz. Ama aynı zamanda da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları, iç cephenin güçlendirilmesi, yine Sayın Devlet Bahçeli’nin, MHP Genel Başkanı’nın açıklamaları iç cephenin güçlendirilmesi, bunu da devam ettireceğiz.

İç cephemizi güçlü kılacak, iç cephemizi bundan sonra sürdürülebilirliğini, devamlılığını, güveni artıracak çalışmalarımız da devam edecek. Gazi Meclisimizde elimizden gelen tüm gayret ve çaba da bu yöndedir. Ben nihayetinde destek olan parti gruplarına tekraren teşekkür ediyorum. Bağımsız milletvekillerimiz var, ben biraz önce bahsettim, Yeni yol Partisi’nden bazı milletvekili arkadaşlarımız var, HÜDA PAR’dan dört milletvekili arkadaşımız imza koydu, CHP grubundan grup başkan, grup başkanvekilleri imza koydu, DEM Parti eş başkanlar, grup başkanvekilleri, meclis başkanvekili ve bölgeler partisinden imzalarını koydu, AK Parti 277 milletvekiliyle beraber tamamı imzasını koydu meclis başkanımızla birlikte, yine MHP tüm grubuyla beraber tamamı imzasını koymak suretiyle, Devlet Bahçeli Bey’in, genel başkanın bizzat ilk imza sahibi olaraktan imzalarını koyduğu kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun. Ben şundan eminim ki iyi niyetle, samimiyetle bu çabaları sürdürelim. Ben Gazi Meclisimizdeki partilere de bu tavsiyede bulunmak isterim. Herkes lütfen samimi destek olsun.

Eksik olabilir. Bakın, arkadaşlar, biz dört dörtlük, mutlak manada her şeyi düşünerek bir şey yazdık demiyoruz. Elbette ortak akılla, samimi çabalarla da desteğe açığız bu konuda. Yıkıcı olmamak lazım, bozucu olmamak lazım, art niyet ve kötü niyet taşımamak lazım. Samimi niyetlerimizle bu sürece sahip çıkmamızı ben bütün parti gruplarından, milletvekillerimizden de hassaten bekliyorum. Çok teşekkür ediyorum. Kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun.

‘AMAÇ ENTEGRASYON’

Şimdi mahkumiyet halinde biliyorsunuz TCK 53. maddesi kapsamında hak yoksunluğuna yönelik de karar veriliyor. Bu ne olacak? Değerli arkadaşlar, bu özel bir ifadeye kullandık. Bizim amacımız entegrasyonu, topluma kazandırmayı ve şeyi sağlamak, bütünleşmeyi sağlamak. 5 yıla kadar ertelenenlerde 2 yıl bir süre, hak yoksunluğu devam edecek, 10 yıl olanlarda da 3 yıl. Bu tabii otomatik devreye giren bir durum değil, doğrudan kurul burada devrede olacak. Çünkü alt komisyonlarda bu süreci işleyecek bir durum var. Kurul bu konularda da karar verecek. Uygun görülen, bu manada dediğim gibi farklı şeylere karışmamışsa, ertelemeyle ilgili bir olumsuzluğu yoksa, ilgili infaz hakimliğinden hak yoksunluğuna yönelik tüm haklarının iadesi noktasında talepte bulunulabilecek.

‘ANAYASAL MANADA BİR AYKIRILIK TEŞKİL EDECEKTİR’

Bazı tabii hukukçu kişilerin de açıklamaları var: Soruşturma ve kovuşturma safahatında nedir? Bakın arkadaşlar, anayasamızın 38. maddesi. Bir mahkumiyet oluşmadan, hüküm kesinleşmeden ona bağlı olarak (TCK 53 bağlamında) bir hak mahrumiyetini biz soruşturma ve kovuşturma safahatında yapma imkanımız yok. Yapsanız bile bu anayasal manada bir aykırılık teşkil edecektir. Siz kesin mahkumiyeti olmayan kişiyi, masumdur, cezası yoktur. Zaten halihazırda bakın uygulamamızda da siz herhangi bir seçimlerde herhangi bir soruşturma ve kovuşturmanız olsa bile, kesin mahkumiyetiniz yoksa, adli sicil kaydında yer almayan bir durumdan dolayı kişinin özellikle anayasal manada örgütlenme hürriyeti kapsamında, yine kişinin kendi bağlamında kişiye bağlı sıkı sıkıya haklar bağlamında bir engel oluşturabileceğini düşündüğümüz için bu konuda herhangi bir duruma burada yer vermedik.

BAŞSAVCILIKLAR SORUŞTURMA İÇİN İZİN ALACAK!

Bir husus daha var, değerli basın mensupları, ondan da bahsedeyim. Kanun yürürlüğe girdi. Bu dönem içerisinde, kanundan önceki döneme ait herhangi bir şikayet, herhangi bir ihbar oldu, bundan 10 yıl önce, 15 yıl önce bilinmeyen faili meçhul veya soruşturma kovuşturma dosyası içerisinde bir durum ortaya çıktı, yeni bir delil. Burada arkadaşlar, başsavcılıklarımız kuruldan izin almadan soruşturmaya devam edemeyecek. Çünkü değerli arkadaşlar bundan sonraki süreç içerisinde yalan beyanlar, iftiralar, farklı ihbarlar, şikayetler de başsavcılıklarımızda olabilir. Bunun ciddi, toplum vicdanını, kamu vicdanını etkileyen, gerçekten delillendirilmiş şikayetin konumu, durumu iyiyse bu konuda kurul izin verecek ve soruşturma devam edecek. Burada da bir belirsizlik oluşmaması için böyle bir metni yazmış olduk.

Arkadaşlar bunlar, bakın, koşullu salıverilme şartlarımız ceza kanunumuzda, infaz kanunumuzda belli. Bugün verdiğiniz rakam yarın değişebilir çünkü bu canlı bir dönem. Yani şu anda şartları tutmuştur; 30 kişi, 40 kişi doğal olarak, hakkı olaraktan tahliye edilebilir. Ama bu süreç uzun bir süreç. Bakın buradaki teyit mekanizmasıdır. Teyit mekanizması gelişmeden bu gerek 3. maddede gerekse 6. maddeden yararlanma imkanı yok. Yani teyit mekanizması tüm silahların teslimi, imhası, örgütün feshi noktasında bir teyit mekanizması önce MGK kararıyla ilan edilecek. Sonra 6 aylık süre başlıyor. Henüz işin başındayız, çok erken. Bizim amacımız terörün tamamen bu topraklardan tasfiyesidir. Şu andaki sayı dediğiniz, 6 ay sonra 4.000’dir; 1 yıl sonra 3.000, bilemezsiniz ki yani, bu sayı üzerine takılmayın arkadaşlar. Evet.

ÖCALAN’IN STATÜSÜ SORUSUNA YANIT

Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.

Yani bize sorarsanız, bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belli bir disiplinle, belli kurallara tabi olarak İmralı’da akademisyen ziyaretleri, gazeteci ziyaretleri, bu konudaki açıklamalar noktasında gayet idari düzenleme içinde yapılabilir. Ama bunun için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok, statüye de ihtiyaç yok arkadaşlar.

‘ÖZEL’E FEZLEKE’ SORUSUNA YANIT

Arkadaşlar, biz yargının işleyişine karışmıyoruz. Bakın, bağımsız ve tarafsız yargının işleyişine karışmıyoruz. Hiçbir milletvekilinin suç işleme özgürlüğü yok. Ben ne bileyim yani, hangi milletvekilimiz neye karıştı. Bağımsız, tarafsız yargı kendi çalışmasını yürütüyor. Bunun da alakası olan bir durum değil arkadaşlar. Dolayısıyla herkes kendi işine baksın diyoruz. Peki teşekkür ediyorum arkadaşlar.”

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

Aziz Yıldırım’dan suç duyurusu

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, bir kısım sosyal medya hesap kullanıcısı hakkında şikâyetçi oldu.

Başsavcılık da, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne soruşturma talimatı verdi.

Yıldırım, geçen günlerde Fenerbahçe Kulübü Yüksek Divan Kurulu Ağustos Ayı Olağan Toplantısı’nda şikâyetçi olacağını duyurmuştu.

Üsküdar Belediyesi’nde seçim yapıldı: İşte Sinem Dedetaş’ın yerine gelen isim…

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın cuma akşamı İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında tutuklanması ve İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılması üzerine Üsküdar Belediye Meclisi’nde yapılan ve yaklaşık 5 saat süren seçimi CHP adayı Sibel Tan Çetinkaya kazandı.

Zaman zaman gerilimin arttığı seçimin 4. turunda Sibel Tan Çetinkaya geçerli oyların 22’sini, Cumhur İttifakı adayı Dündar Ziya Gültekin ise 18 oy aldı.

‘ÜSKÜDAR’DA MİLLET İRADESİNE ÇÖKMEYE ÇALIŞTILAR’

Seçimin ardından belediye meclis üyeleriyme birlikte Üsküdar Belediyesi önünde bir açıklama yapan YENİ Parti İstanbul İl Kurucu Başkanı Özgür Çelik, iktidar partisi mensuplarının devlet kurumlarının da gücünü kullanarak millet iradesine çökmeye çalıştığını söyledi. Çelik, “Türkiye’nin azınlık iktidarının siyasi partisi, devlet kurumlarının gücünü kullanarak devlet kurumlarının gücüyle seçimi organize etmeye çalışarak Üsküdar’da millet iradesine çökmeye çalıştılar.

Birazdan rakamları söyleyeceğim. Sonra nasıl çökmeye çalıştıklarını açıklayacağım. Yapılan birinci tur oylamada adayımız Sibel Tan Çetinkaya 26 oy aldı. Rakip siyasi partinin adayı 17 oy aldı. Bir boş oy çıktı. Yani Cumhur İttifakı içerisinden bir tane vicdanlı belediye meclis üyesi ki altını çizmiştim defalarca Üsküdar bir vicdan kentidir. Burası kul hakkının yenmesine müsaade etmez demiştim. Bir meclis üyesi boş oy kullandı. Tabii ikinci turda meclis üyeleri baskı altına alındı ve bir oylama gerçekleşti. Adayımız Sibel Tan Çetinkaya 26 oy aldı, rakip siyasi partinin adayı on altı oy aldı. 2 oy geçersiz sayıldı.

Üçüncü tur oylamada işte o tehditler, o baskılar, o şantajlar devreye sokuldu. Burada bir sinsi plan yapılmış. Burada birinci operasyonu yaptıktan sonra bir sinsi plan yapılmış. Üçüncü turda bu sinsi plan devreye sokuldu. Bir kere seçimin yapılış saati karar veren İstanbul’daki kamu kurumu seçimin yapılış saatini sabah saat 08’e koydular. Şu ana kadar İstanbul’da hiç gerçekleşmemiş bir uygulama. Seçimler saat 10’da yapılır, 11’de yapılır, 13’te yapılır. İlk defa sabahın 8’ine seçim koydular. Bir başka sinsi plan yoktu.

‘BİR SİNSİ PLANLA İKİ OPERASYON ARASINDA İNSANLAR AİLELERİYLE TEHDİT EDİLMİŞ’

Biz belediye meclis üyelerimizle dün ve ondan önceki gün birer birer konuştuk. Teker teker konuştuk. Hepsiyle sohbetlerimiz oldu. Üçüncü turda karşılaştığımız manzara şuydu. Bir sinsi planla iki operasyon arasında insanlar aileleriyle tehdit edilmiş. Çocuklarıyla tehdit edilmiş. Burada görev yapan arkadaşlarımız, çeşitli operasyonlarla tehdit edilmişler. Bir takım teklifler verilmiş. Bir takım rakamlar konuşulmuş. Ve üçüncü tur oylamada bizim adayımız Sibel Tan Çetinkaya 26 oy aldı. 18 oy rakip siyasi partinin adayı aldı. Ve 5 geçersiz oy burada devreye girdi. Ve o sinsi planın sonrasında dördüncü tur oylandı.

Bir ara verildikten sonra dördüncü tur oylamaya geçildi. Dördüncü tur oylamada Sibel Tan Çetinkaya 22 oy aldı. Rakip siyasi partinin adayı 18 oy aldı. Dört tane toplamda geçersiz oy var. Ve Sibel Tan Çetinkaya Üsküdar’da belediye başkan vekili olarak seçilmiştir. Üsküdar halkına hayırlı uğurlu olsun diyoruz.

Buradan şunu ifade etmek isterim: İki yıldır Türkiye bir mesele yaşıyor. Biz bu akşam saat 19.00’da Tuzla’da ‘Milli İradeye Saygı Yürüyüşü’ gerçekleştiriyoruz. Neden bu yürüyüşü gerçekleştiriyoruz? Birincisi şu anda sadece İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’yla birlikte 16 ilçe belediye başkanımız operasyonlarla tutsak edildi. Tahliye olan ancak görevine dönmemiş arkadaşlar var”

‘GAZİOSMANPAŞA, BAYRAMPAŞA, BEYKOZ, TUZLA, ÇEKMEKÖY, ŞİLE’DE SEÇMEN İRADESİNE ÇÖKTÜLER’

Herkesin yargılanabileceğini ancak bu yargılamaların tutuksuz yapılması gerektiğini belirten Özgür Çelik şöyle devam etti:

“Hep şunu söylüyoruz. Bu yargılamalar tutuksuz yapılmalıdır. Seçilmiş kamu görevlileri hakkında soruşturmalar açılıyorsa onlar o soruşturmalar açılabilir. Herkes yargılanabilir. Ama günün sonunda hepsi bu davalardan beraat edecek ve bu şekilde belediye başkanlarımız tutsak edilemez. Belediye başkanlarını tutuklayarak yerlerine kayyum atayarak İstanbul’da, Üsküdar’da, Şişli’de Türkiye’nin doğusunda Mardin’de, Batman’da, Hakkari’de kayyumlar atayarak birincisi milli iradeye darbe yapıyorlar. İkincisi meclis çoğunluğunun kendilerinde olduğu yerlerde Gaziosmanpaşa’da seçilmiş belediye başkanı, yurttaş belediye başkanına yönetme yetkisi, (Cumhur İttifakı’na) meclis çoğunluğu vererek denetleme yetkisi vermiş. Ama bunu hiçe sayarak Gaziosmanpaşa halkının iradesini çaldılar ve belediyeye çöktüler. Bayrampaşa’da oylama yapıldı. Meclis başkan vekili seçildi. Kura yoluyla bizim adayımız kazandı. Mahkemeye gittiler, iptal ettirdiler. Teklifle, tehditle, şantajla insanların onurunu, haysiyetini, şerefini ayaklar altına alarak onları Bayrampaşa’da sokağa çıkamaz hale getirerek Bayrampaşa Belediyesi’ne çöktüler. Şimdi transferlerle Tuzla’da, Çekmeköy’de, Şile’de, Beykoz’da seçmen iradesine çöktüler. Bugün Türkiye’de nüfusun yüzde otuzunun yaşadığı yerleri kayyum uygulamalarıyla, tehditlerle, baskılarla, çökmelerle, transferlerle ne yapıyorlar?

‘BAŞTAN SONA OPERASYON, TEZGAH…’

Yani şunu açık açık söylüyorlar. Biz artık milli iradeyle sonuç alamıyoruz. Biz sandıkla sonuç alamıyoruz. Sandıkla sonuç alamadığımız için bu şekilde çökme girişimleriyle belediyeler ele geçirmeye çalışıyoruz. Işte Üsküdar’da bunu yaptılar. işin içerisinde devlet kurumları var. İktidar baskısı altındaki devlet kurumları var. İşin içerisinde siyasi parti var. Baştan sona bir operasyon, bir tezgah, tehditle, şantajla, teklifle Üsküdar Belediyesi’ne çökmeye çalıştılar. Ben buradaki bu baskılara, bu tehditlere, bu şantajlara, bu tekliflere boyun eğmeyen bütün meclis üyelerimin alnından öpüyorum. Bütün meclis üyelerimin alnından öpüyorum. Bizim arkadaşlarımız Üsküdar sokaklarında anlı ak, anlı açık, gönülleri rahat, vicdanları rahat bir şekilde yürüyecekler. O tehditlere, o tekliflere boyun eğenler gündüz kafası önde yürüdüğü gibi gece yataklarına yattıklarında vicdanları onları uyutmayacak”

‘SİNEM DEDETAŞ’IN 30 YIL SONRA ÜSKÜDAR’I KAZANMASINI HAZMEDEMİYORLAR’

Çorlu Karatepe Cezaevi’nde tutuklu bulunan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’a selam söyleyen Çelik, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Sinem Dedetaş’ın suçu şudur; Sinem Dedetaş bir kadın olarak, bir cumhuriyet kadını olarak otuz yıl sonra Üsküdar Belediyesi’ni kazanmıştır. Sinem Dedetaş’ın suçu bir kadın kimliğiyle Üsküdar Belediyesi’ni kazanmış olmaktır. Bunun hazımsızlığıyla tutsak ediyorlar. Sinem Dedetaş’ın suçu Üsküdar’a çocuk kreşleri açarak çocuklara hizmet etmek. Kadın yaşam merkezleri açarak kadınlara hizmet etmek. Emekli evleri kent lokantaları açarak emeklilere hizmet etmek. Kentsel dönüşümde burada çok önemli adımlar atarak Üsküdar halkına hizmet etmek. Burslarla, kırtasiye yardımlarıyla Sinem Dedetaş’ın suçu öğrencilerin yanında olmak.

‘KORKUYORLAR, ZALİMLEŞİYORLAR’

Sinem Dedetaş Başkanımız; emanetiniz buradadır. Meclis üyesi arkadaşlarımız, başkan vekilimiz buradadır. Gençlere, çocuklara, emeklilere, emekçilere, Üsküdar halkına arkadaşlarımız hizmet etmeye devam edecekler. Bir şeyin hızlıca yapılması lazım. Arkadaşlar gözaltına alınıyorlar. Gözaltı süreleri geçiyor. Bittikten sonra tutuklamalar oluyor, uzun süre iddianameler yazılmıyor. Bunun adı peşin olarak cezalandırmaktır. 8 ay, 10 ay, 1 yıldır cezaevinde olan belediye başkanlarımız var. Hasan Mutlu’nun, Bayram Paşa’nın iddianamesi yazılmadı. Şile’nin iddianamesi yazılmadı.

Adalar’ın iddianamesi yazılmadı. Üsküdar’ın iddianamesi daha çok yeni, bir an önce yazılmalıdır. Bu kadar uzun tutukluluk süresi olmaz. Son olarak da son sözümüz milletimizdedir. Milletin üzerinde hiçbir güç yoktur. İstedikleri kadar bizleri tutsak etsinler. İstedikleri operasyonları yapsınlar. İstedikleri kadar zalimleşsinler. Biz onların neden zalimleştiğini biliyoruz. Çünkü korkuyorlar. Koltuklarını kaybetmekten korkuyorlar. Buradan onlara söylüyoruz. Korkunun ecele faydası yok. Er ya da geç sandık milletin önüne gelecek. Bir bayram havasında 86 milyon yurttaşımız, 16 milyon İstanbullu sandıklara gidecek. Ve bir bayram havasında ülkemizi yeniden ayağa kaldıracağız. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın”

‘BU ÜLKEYİ İYİ İNSANLAR YÖNETİNCEYE KADAR GÜN YÜZÜ GÖRMEYECEĞİZ’

Zorlu bir seçimin ardından Üsküdar Belediye Başkanvekili seçilen Sibel Tan Çetinkaya da gazetecilerin sorusu üzerine şunları söyledi:

“Bir daha gösterdi ki bize bu ülkeyi iyi insanlar yönetinceye kadar biz gün yüzü görmeyeceğiz. Buradan bu anlaşıldı. Ben bir cumhuriyet kadınıyım, durduğum yerdeyim ve korkmuyorum diyen bir belediye başkanımız var Sinem Dedetaş. Bizim bu saatten sonra bu ülkede içinde hak, hukuk, adalet kelimelerinin geçtiği cümleler kurmak gibi bir şeyimiz kalmadı artık. Bu ülkeyi iyi insanlar yönettiği zaman tekrar kullanacağız bu kelimeleri anlamıyla, gerçek haliyle. Benim iki yere mesajım var sadece. Biri Üsküdar halkına, sizin oylarınızla seçilen Sinem Dedetaş ve sizin iradeniz bize emanet. Bir de direkt başkanıma mesajım var. Başkanım emanetiniz burada. Özgür iradenizle, özgür iradesiyle sizi seçen Üsküdar’ın emaneti burada. Sizi o zindandan alana kadar biz durmadan mücadele edeceğiz. Ve bütün çalışma arkadaşlarımızla birlikte o emaneti tertemiz bir şekilde size geri vereceğiz başkanım. Söz veriyoruz” (ANKA)

Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?

“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adı verilen ve TBMM’ye sunulan bölücü çerçeve yasa toplam 12 maddeden oluşuyor.

12 MADDELİK TEKLİF PAYLAŞILDI

AKP’nin hazırladığı teklifin imza sürecine MHP, CHP ve DEM Parti’nin de dahil olduğu belirtilirken, teklifin Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından yasama sürecinin resmen başlaması bekleniyor.

Çerçeve Yasa Mecliste | Gündem Özel | Eray Çelebi – Burakhan Başaran

TESPİT VE TEYİT MAKAMI

Yasa teklifi metninde şu detaylar yer alıyor:

Kontrolü altındaki tüm örgütsel yapı ve her türlü unsurlarıyla fiili varlığını sona erdirdiği ve silahsızlandığının güvenlik kurumlarınca tespiti ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi öngörülmüştür.

KAPSAMI

PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsamaktadır.

KAPSAM DIŞI

Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 01.06.2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışı tutulmaktadır.

SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA

Kanun kapsamına girenlere ilişkin değerlendirmeler halihazırda soruşturma ve kovuşturmaların bulunduğu merciler tarafından yapacaktır. Ancak, bu Kanundan yararlanmaya yönelik başvurunun bulunulan yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yapılabileceği düzenlenmiştir.

SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMALARIN ERTELENMESİ

Üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlarda 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 10 yıl süreyle soruşturma ve kovuşturmalar ertelenecektir.

İki hafta içinde karara karşı başvuru ve itiraz yolu açıktır.

Erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri koşullarının bulunması halinde kaldırılacaktır.

Kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında ise bozma kararı verilerek ilk derece mahkemesi tarafından erteleme kararı verilecektir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilecektir.

CEZALARIN ERTELENMESİ

Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası 5 yıl, toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet 10 yıl süreyle itiraz yolu açık olmak üzere infaz hâkiminin kararıyla ertelenecektir.

Erteleme süresi suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır.

ZAMAN AŞIMI

Erteleme sürelerinde dava ve ceza zamanaşımı süreleri işlemeyecektir.

HAK YOKSUNLUKLARI

Erteleme kararları Kurul tarafından dönemsel olarak değerlendirilecektir. Kurul gerekli görülmesi halinde soruşturma/kovuşturma/mahkûmiyet nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını sulh ceza hâkimliği/mahkeme/infaz hâkimliğinden talep edebilecektir.

5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl ve 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması aranmaktadır.

TAKİP, KOORDİNASYON VE UYGULAMA

Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilâtı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul Kanunun uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesini yapacaktır. Kurulun koordinasyonun Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yapılması öngörülmüştür.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İzleme Komisyonu (17 üye) oluşturularak bu Kanun kapsamındaki faaliyetler izlenecektir.

TESLİM VE SİLAHSIZLANMA

Kayıt altına alınma işlemine yönelik genelgenin güvenlik kurumlarının görüşü alınarak Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanması öngörülmüştür.

10 SORUDA ÖNE ÇIKANLAR

İşte 10 soruda teklifin öne çıkan hükümleri:

1- Teklife göre, düzenlemenin öncelikli şartı ne? 

PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmi Gazete’de yayımlanması gerekecek.

2- Kanun hükümleri kimleri kapsayacak? 

Kanun hükümleri, “PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7 Şubat 2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları” kapsayacak.

3- Suçlar kaç yıl süreyle ertelenecek? 

Bu kapsama giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 10 yıl süreyle ertelenecek. Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlı olacak.

4- Hangi suçlar kapsam dışında tutuldu? 

Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışında tutulacak. İnfaz hakimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilecek.

5- Erteleme kararı hangi koşullarda kalkacak? 

Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilecek. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacak.

6 – Kanunun uygulanmasının takibini kim yürütecek?

Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılacak. TBMM Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacak.

7- Örgüt mensuplarının getirdikleri silahlar ne olacak? 

Örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınacak.

8- Kanundan yararlanmak isteyen örgüt mensupları nereye başvuracak? 

Kanun hükümleri, 1. maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben 6 ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanacak.

9- Kanunun uygulamasında görev alanlara sorumluluk doğacak mı? 

Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmayacak.

10- Teklifi kimler imzaladı? 

Teklifi, AKP ve MHP’nin yanı sıra DEM Parti, HÜDA PAR, CHP, Yeni Yol milletvekilleri ve bağımsız milletvekilleri imzaladı.

İşte kanun teklifi…

 

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

Motorine yeni indirim

Brent petrol ve küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyat, ABD ile İran arasındaki gerilimin düşürülmesine yönelik diplomatik çabaların sürmesi ve Hürmüz Boğazı konusunda anlaşma olasılığının güçlenmesiyle geriliyor. Bu durum, motorine peş peşe indirimi gündeme getirdi.

İlk indirim bugün tabelalara yansıdı. Motorine, 6,37 TL indirim bekleniyordu. Eşel mobil sistemi gereğince ÖTV kesintisi yapıldı. ÖTV ve yüzde 20 KDV’si ile birlikte kesinti tutarı, 5 TL 32 kuruşu buldu. Pompa satış fiyatlarına, sadece 1 TL 5 kuruş indirim yansıtıldı.

İKİNCİ İNDİRİM

Motorine, ikinci indirim de göründü. Bu gece yarısından geçerli 3,97 TL indirim hesaplandı. Akaryakıt sektörü temsilcileri, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, “Bu tutarın, tamamı ya da önemli bir bölümü üzerinden ÖTV kesintisinin yapılmasını bekliyoruz. Bu durumda tabelalar ya hiç değişmeyecek ya da çok düşük tutarlı bir indirim gündeme gelecek” diye konuştu.

Kaynaklar, benzinde indirim olup olmayacağı sorusuna, “Küresel piyasalarda benzin fiyatları de geriliyor. Birkaç güne kadar benzine de indirim yapılabilir” yanıtını verdi. (ANKA)

‘Cumhurbaşkanına suikast timi’ zanlısı firari FETÖ mensubu adliyeye sevk edildi

Afyonkarahisar’da düzenlenen operasyonla yakalanan Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan ihraç Karatepe’nin emniyetteki işlemleri tamamlandı. Karatepe, geniş güvenlik önlemleri altında Muğla Adliyesi’ne getirildi.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik suikast timinde yer alan eski yüzbaşı Karatepe Afyonkarahisar’da yakalanmıştı. Sahte kimlikler ve başkasına ait GSM hatları kullandığı belirlenen Karatepe’nin evinde yaklaşık 6 milyon 445 bin lira değerinde ziynet eşyası ile nakit para ele geçirilmişti.

Karatepe, İçişleri Bakanlığı Terör Arananlar Listesinde kırmızı kategoride bulunuyordu.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:

“15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminde, FETÖ Silahlı Terör Örgütü’nün talimatı doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik Marmaris’te gerçekleştirilen suikast girişiminde aktif rol alan ve o tarihten bu yana firari durumda bulunan ihraç Yüzbaşı Burkay Karatepe, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı koordinesinde yürütülen operasyonel çalışmalar sonucunda 1 Ağustos 2026 günü Afyonkarahisar’da gözaltına alınmış olup emniyetteki işlemleri tamamlanarak bugün adli mercilere sevk edilmiştir.

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheli ifadesinde; 1998 yılında örgüte dahil olduğunu, sorumlu örgüt abisinden yüz yüze eğitimler aldığını, Maltepe Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu döneminde örgütün mahrem yapılanmasını öğrenerek verilen talimatlar doğrultusunda hareket ettiğini, gizlilik kurallarına uyup örgütsel emirleri yerine getirdiğini ve bu süreçte örgüt içerisinde ‘Selim’ kod adını kullanmaya başladığını beyan etmiştir. Meslek hayatına geçtikten sonra Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesindeki bilgileri bağlı olduğu mahrem imama aktardığını, ABD’deki görevi esnasında örgüt elebaşı ile görüştüğünü ve örgüt içi yönlendirmeyle evlendiğini itiraf etmiştir.

‘MÜCADELEMİZ FİRARİ SON ÖRGÜT MENSUBU ADALETE TESLİM EDİLİNCEYE KADAR SÜRECEKTİR’

Şüpheli; darbe girişimi öncesinde İstanbul’da düzenlenen örgütsel toplantılara katılarak suikast timine dahil edildiğini, 15 Temmuz gecesi İzmir Çiğli’den hareket eden timle birlikte Marmaris’te Sayın Cumhurbaşkanımızın konutuna yönelik gerçekleştirilen, koruma polislerimizin hedef alındığı silahlı ve bombalı saldırıda bizzat yer alarak ateş açtığını itiraf etmiştir. Darbe girişiminin başarısız olması üzerine sahte kimlikle ‘Salih Usta’ adını kullanarak 7 yıl boyunca Afyonkarahisar’da gizlendiğini, yakalanmamak adına yabancı uyruklu şahısların kimlik ve internet hatlarını kullandığını, ailesiyle e-posta üzerinden haberleştiğini beyan etmiştir. Yapılan incelemelerde şüphelinin çok sayıda ankesörlü/ardışık arama kaydının bulunduğu da tespit edilmiştir.

Milli iradeye, devletimizin bekasına ve Sayın Cumhurbaşkanımıza kasteden terör odaklarına karşı mücadelemiz, firari son örgüt mensubu adalete teslim edilinceye kadar kararlılıkla sürecektir.”

YÜRÜTÜLEN İSTİHBARİ VE OPERASYONEL ÇALIŞMALAR

İçişleri Bakanlığı’nın Karatepe’nin yakalanmasına ilişkin açıklamasında şu bilgilere yer verilmişti:

“Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığımız koordinesinde özel bir çalışma grubu kurulmuştur. Afyonkarahisar ve Eskişehir İstihbarat Şube Müdürlüklerimizin analizleri sonucunda teröristin izi bulunmuştur.

Şahsın sahte kimlik ve kılık değiştirme ihtimalleri incelenmiştir. Afyonkarahisar’da yerel bir firmada çalışabileceği değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda açık kaynak çalışmaları derinleştirilmiştir.

2026 yılı nisan ayında Afyonkarahisar’daki bir otel toplantısında şüpheli bir şahıs tespit yapılmıştır. Bere ile yüzünü gizleyen bu şahsın sahte isimle kayıt yaptırdığı belirlenmiştir.

Şahsın sahte kimlikler ve başkasına ait GSM hatları kullandığı saptanmıştır. Afyonkarahisar il merkezinde aynı sokaktaki iki ayrı hücre evi takibe alınmıştır. Şahsın üçüncü bir adrese geçmesi üzerine operasyon kararı alınmıştır.

Afyonkarahisar ve Eskişehir İstihbaratı ile Afyonkarahisar TEM ekiplerimiz 1 Ağustos 2026 gecesi ortak operasyon yapmıştır. Firari Burkay Karatepe hücre evinde gözaltına alınmıştır.”

Burkay Karatepe’nin yakalandığı elektrik ve suyu bulunmayan atıl durumdaki hücre evinde yapılan aramalarda, yaklaşık 6 milyon 445 bin lira değerinde 98 Ata Lira, 4 yarım altın, 23 çeyrek altın, 50 gram külçe altın, 33 bin 700 dolar, 2 bin 620 avro ve 13 bin 535 lira ile 1 dizüstü bilgisayar, 1 hard disk, 8 USB bellek, 3 cep telefonu, 4 SIM kart, örgütsel dokümanlar, başkası adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı, askeri parka, 2 bıçak ve 1,26 gram esrar maddesi ele geçirildiği bildirilmişti.

Yeni Parti ilk 24 saatte topladığı bağışın miktarını açıkladı

Yeni Parti İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özgür Ceylan, sosyal medya hesabından partilerine yapılan bağışa ilişkin açıklamada bulundu. Ceylan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Yeni Partimizin dayanışma kampanyasına ilk 24 saatte 31.934 vatandaşımız tarafından 113.841.910 TL bağışta bulunulmuştur. Bağış yapan tüm vatandaşlarımıza destekleri için yürekten teşekkür ediyoruz. Yapılan bağışlarla ilgili bilgileri şeffaf bir şekilde halkımız ile paylaşmaya devam edeceğiz. Yeni Partimiz milletimizin desteğiyle büyümeye devam edecek. Tek resmi bağış sayfamız aşağıdadır, desteklerinizi bekliyoruz.”

Gülistan Doku soruşturması: 4 polis tutuklandı

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 18 şüpheliden jandarmadaki işlemleri tamamlanan 8 polis sevk edildikleri Erzurum Adalet Sarayı’nda cumhuriyet savcısına ifade vermişti.

Savcı, şüphelilerden 1’ini serbest bırakırken, 1 hakkında adli kontrol şartı uygulanması, 6’sının ise tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk etmişti.

Nöbetçi hakimlik, şüphelilerden 4’ünün tutuklanmasına karar verirken, 3 kişiyi “yurt dışına çıkış yasağı” ve “karakola imza atma şartı” ile serbest bıraktı.

Malatya’da konut inşaatında göçük: Toprak altındaki 2 işçiden acı haber

Malatya’da konut inşaatında henüz belirlenemeyen nedenle göçük meydana geldi.

DHA’nın haberine göre; yaşanan göçükte toprak altında 2 işçi kaldı.

İhbar üzerine olay yerine çok sayıda kurtarma ekibi sevk edildi. Ekipler, işçileri arama ve kurtarma çalışması başlattı.

Edinilen bilgiye göre arama çalışmalarında toprak altında kalan 2 işçinin cansız bedenine ulaşıldı.

2 yıl önce istifa etmişti: Edirne Milletvekili Ediz Ün, yeniden CHP’ye katıldı

28 Eylül 2024’te hakkında açılan bir dava nedeniyle CHP’den istifa eden Edirne Milletvekili Ediz Ün, yeniden CHP’ye üye oldu. Konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuşan Ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü ve partiye geri döndüğünü söyledi.

Hakkında açılan bir davanın olduğunu ancak soruşturma sürecinin ardından konunun kendisiyle alakalı olmadığının anlaşıldığını söyleyen Ün, “Bir çalışanımın yanlışı nedeniyle itham edilmeye çalışıldım ancak konunun benle alakalı olmadığı ortaya çıktı. Aklandım ve partime geri dönüyorum,  baba ocağında çalışmalarıma devam edeceğim” dedi.

15 gün önce Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini partiye katılma kararı nedeniyle Kılıçdaroğlu’nun kendisine başarılar dilediğini söyleyen Ün, “Ulu çınarın gölgesinde vatandaşlarıma hizmet etmeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

NE OLMUŞTU?

Eylül 2024’te CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün’e ait şahsi araçta emniyet güçleri tarafından yapılan aramada çok sayıda kaçak elektronik sigara aparatı ele geçirilmiş, Ün olayla bir ilgisinin olmadığını ve aracını gayriresmî danışmanına emanet ettiğini belirterek suç duyurusunda bulunmuştu. Ancak Ün, dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in talebi doğrultusunda, adli süreç tamamlanana kadar partisine zarar vermemek adına 28 Eylül 2024’te CHP’den istifa etmişti.

İçişleri Bakanlığı’ndan İstanbul dahil 11 il için ‘sarı’ alarm

Bakanlığın sosyal medya hesabından, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan son bilgi doğrultusunda “sarı” kodla işaretlenen illerin bulunduğu Türkiye haritası paylaşıldı.

Buna göre, bugün Marmara’nın güneybatısı ile Kuzey Ege’de kuzey ve kuzeydoğudan kuvvetli rüzgâr ve fırtına bekleniyor.

Yarın ise İzmir ve Manisa’da kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtınanın etkili olacağı tahmin ediliyor.

İSTANBUL’A FIRTINA UYARISI

Yarın ve cumartesi ise Trakya ile İstanbul, Kocaeli, Yalova ve Bursa’nın batısında kuvvetli rüzgâr, Balıkesir ve Çanakkale’de kuvvetli rüzgâr ile yer yer kısa süreli fırtınanın etkili olacağı öngörülüyor. Vatandaşların yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olması istendi.

Meteoroloji’nin yarın için sarı kodlu uyarı verdiği illerin tamamı şöyle:

Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Tekirdağ ve Yalova.

Madenciler kendilerini Yıldızlar Holding önüne zincirledi: Gözaltına alındılar

Yıldızlar SSS Holding bünyesinde Eskişehir’de faaliyet gösteren Doruk Madencilik’te çalışan ve Türkiye Maden İşçileri Sendikası (Türk Maden-İş) üyesi maden işçileri, resmi taahhütlere rağmen alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle başlattıkları eylemlerini sürdürüyor.

Eylem kapsamında işçiler, pazartesi günü Ankara’da Yıldızlar SSS Holding önünde oturma eylemi gerçekleştirdi. Salı günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde, çarşamba günü ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde basın açıklaması yapan işçiler, bugün yeniden Yıldızlar SSS Holding önünde açıklama yapmak için toplandı. Madencilere, İYİ Parti Sendikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu ve İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan da destek verdi.

Eylem boyunca işçiler, “Madenciyi hor gören geleceği zor görür”, “Maden işçisi vatan bekçisi”, “Yağmur çamur demeyiz, biz bu yoldan dönmeyiz”, “Direne direne kazanacağız” ve “Hırsız Sabahattin” sloganları attı.

Türkiye Maden İşçileri Sendikası Orta Anadolu Şube Başkanı Talih Kocabıyık, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“En büyük sıkıntımız, arkadaşlarımızın kıdem tazminatları ve maaş alacaklarıdır. Haziran ayında yapılan protokolde, bu alacakların 23 Temmuz’da ödeneceği taahhüt edilmişti. Ancak bu protokol yerine getirilmedi. Eylemlerimizin şiddetinin ve dozunun artarak devam edeceğini söylemiştim. Bu kararlılığımızı sürdüreceğiz. Defalarca ifade ettim; emniyet güçlerimizle karşı karşıya gelmek gibi bir niyetimiz yok. Ancak bu firmadan alacaklarımızı tahsil etmenin başka bir yolu kalmadı. Bu nedenle eylemlerimizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Protokolde yer alan tutarlar ödeninceye kadar Ankara’dan ayrılmayacağımı belirtmiştim. Sözümün arkasındayım. Kangren büyüdü, artık bütün vücudu sarmaya başladı. Maalesef Yıldızlar Holding bu işi yapamıyor. 45 aydır sabrettik, artık sabrımız taştı.

Dün şirket tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Gerçekten akıllara hayret verecek ifadeler yer alıyordu. Sözde arkadaşlarımız çalışmamış, üretime engel olmuş. Buradan tüm kamuoyuna soruyorum: Maaşını vermediğiniz, mazotunu almadığınız bir iş yeri ne kadar sağlıklı olabilir? Biz maaşımızı almayacakmışız ama çalışmaya devam edecekmişiz. Bir de faturayı bize kesiyorlar. Yetmiyormuş gibi, utanmadan tüm arkadaşlarımıza ‘işi engelledikleri’ gerekçesiyle 50’şer bin liralık dava açıyorlar. Değerli kamuoyu, ben bu madencilerin hepsine kefilim. Yetkililerimize sesleniyoruz; gündem bu kadar yoğunken bu firmaya bir an önce müdahale edilmesini talep ediyoruz.”

🚨Madenciler kendilerini Yıldızlar Holding önüne zincirledi: Gözaltına alındılar

Eskişehir’de Yıldızlar SSS Holding bünyesinde faaliyet gösteren Doruk Madencilik’te çalışan Türk Maden-İş üyesi maden işçileri, resmi taahhütlere rağmen alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle… pic.twitter.com/QIKuypWKL3

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) July 30, 2026

‘ÖLÜMÜNE KADAR BURADAYIZ’

Açıklamanın ardından işçilerin bir kısmı, Yıldızlar SSS Holding binası önündeki ağaçlara kendilerini zincirledi. Diğer işçiler ise baretlerini yere vurarak, ıslık çalıp sloganlar attı.

ANKA Haber Ajansı’na konuşan işçiler, yaşadıkları mağduriyeti dile getirdi. Kendisini ağaca zincirleyen işçilerden biri, “Biz paramızı almadan buradan ayrılmayacağız. Burada olmamızın nedeni bu. Polis ve jandarmayla karşı karşıya gelmemek, gözaltına alınmamak için kendimizi ağaca zincirledik. Buradan ayrılmayacağız, bunu böyle bilsinler” dedi.

Kendisini zincirleyen bir diğer işçi ise üç gündür eylemde olduklarını belirterek, “Bugün de kendimi zincirledim. 23 Temmuz’da bakanlıkta görüşme yapıldı. Yıldızlar Holding’den Sabahattin Yıldız hakkımızı vermedi. Ölümüne kadar buradayız. Ölmek var, dönmek yok” ifadelerini kullandı. Bir başka işçi de, “Üç gündür buradayız. Daha önce verdikleri sözleri tutmadılar. Hakkımızı almadan gitmeyeceğiz” dedi.

BU ADAM TÜRKİYE’DE NEREDE İŞ YAPTIYSA REZİLLİK, AHLAKSIZLIK YAŞANDI

Bir diğer işçi ise 15 yıldır aynı şirkette çalıştığını belirterek, ömrünün dörtte birini bu şirkette geçirdiğini ifade etti. İşçi, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:

“Evden çıktığımda çocuklarıma dedim ki, ‘Ben bu Sabahattin’den bu parayı alacağım.’ Alamadığım zaman sizden utanıyorum. Eve döndüğümde şevkim kırılıyor. Ama eninde sonunda paramı Sabahattin’e bırakmayacağım dedim. Ancak şöyle bir durum var. Ne yazık ki bundan 45 gün önce Beypazarı’nda gerçekleştirdiğimiz ve yürümemize izin verilmeyen eylemin ardından, Çalışma Bakanı ve Enerji Bakanı ile bizzat yapılan toplantılarda bakanlarımızdan aldığımız söz şuydu: ‘Gerekenler yapılacak, mağdur edilmeyeceksiniz.’ Çalışma Bakanlığı genelgesini yayımladı ve kamuoyuna, ’23 Temmuz itibarıyla alacaklarınız ödenecek’ diye duyurdu. Ama ne yazık ki bu şahıs bunu dikkate almıyor. Bunu söylerken ben utanıyorum. Devletin bakanlarını da, devleti de tınlamıyor. Ben şunu anlıyorum: Bu adam Ali Kıran Başkesen. Devlet bu adamdan korkuyor. İsterlerse gelsinler, beni bugün alsınlar. Beni savunmayan devleti ben de istemiyorum. Koskoca Çalışma Bakanı verdiği sözün arkasında duramıyorsa bu ülke bitmiş demektir. Böyle Sabahattin’ler daha çok ürer. Bu adam Türkiye’de nerede iş yaptıysa rezillik, ahlaksızlık yaşandı. Nerede iş yaptıysa işçinin emeğine çöken, işçinin maaşına göz diken bir insan oldu. Hacca gidiyormuş, geliyormuş. Şirketin her katında mescit varmış. Yanlış anlamayın, ne yaparsa yapsın kul hakkıyla gidecek. Ama devletime de buradan sesleniyorum: Verdiğiniz sözü tutun. Sabahattin’e destek çıkmayın.”

TÜRKOĞLU: ORANTISIZ BİR GÜÇ KULLANILIYOR

Kısa bir süre sonra emniyet güçleri, basın mensuplarını alandan uzaklaştırarak işçilere müdahalede bulundu. Müdahale sırasında işçiler, basın mensuplarına siper olarak “Basına dokunma” sloganları attı.

Basın mensuplarının alandan uzaklaştırılmasına ve işçilere yönelik müdahaleye tepki gösteren Selçuk Türkoğlu, “Maaşını alamayan, tazminatlarını alamayan işçiler burada bir oturma eylemi yapıyor. Emniyet, kaldırımın ve yolun kapatılmadığı, işçilerin duvar kenarında bulunan ağaçlara sembolik olarak kendilerini zincirleyip beklediği bir durumda müdahalede bulundu. Orantısız bir güç kullanılıyor. Müdahale yalnızca işçilere yönelik değil; basın mensuplarına da orantısız ve kabul edilemez bir şekilde yapılıyor. Basın olay yerinden uzaklaştırılarak haber alma hakkı engelleniyor, özgür medyanın görev yapmasının önüne geçiliyor. Bu durum tam anlamıyla bir karartma ve engellemedir. Yetkililer, işçilere yönelik yapılan müdahalenin gerekçesini açıklamalıdır. Basın mensupları görüntü alabilir” diye konuştu.

KOCABIYIK: ARAMIZDA KENDİNİ ZİNCİRLEYEN, EŞİ KANSER TEDAVİSİ GÖREN BİR ÇALIŞAN VAR

Kendilerini zincirleyen işçilere polis müdahalesi sırasında, Talih Kocabıyık da emniyet güçlerine seslenerek duruma tepki gösterdi. Kocabıyık, “Arkadaşlar, bakın siz hepiniz emir kulusunuz. Hiçbir şikayetim yok. Size bu emri verenler 5 yıllık kıdem tazminatını almasın, 3 ay maaş almasın; vallahi buraya katılmazlarsa ben de bu işi bırakırım. Bir tane emek hırsızı holdingi koruyorsunuz. Bu talimatı verenlere sesleniyorum. İçişleri Bakanlığımız, Sayın Valimiz buraya bir teşrif buyurun. Ben size derdimizi anlatayım. Eğer ben haksızsam bu grubu alıp götüreceğim. Türkiye’de ne kadar hırsız, ne kadar vatan haini varsa sahip çıkılıyor. Emeğinin karşılığını almak isteyen gariban madenciye ise güç uygulanıyor. Ülkenin başına, emekçinin başına gerçekten bela olan bir adam. O mu savunulacak? Yıllardır emeğinin karşılığını alamayan işçi mi savunulacak? Aramızda kendini zincirleyen, eşi kanser tedavisi gören bir çalışan var. 700 bin lira tazminat alacağı bulunuyor. Eşine ilaç alacak. Dedim ki buna bir öncelik verin. İyi niyetli bir firma olsaydı, önceliği o arkadaşa verirdi” dedi.

Bir süre sonra polis ekipleri tarafından işçilerin zincirleri kırıldı. Türkiye Maden-İş Sendikası üyesi maden işçileri ile sendika yöneticileri gözaltına alındı.

Açlık sınırı 36 bin 940, yoksulluk sınırı 120 bin 325 liraya yükseldi

TÜRK-İŞ, temmuz ayı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” hesaplamasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama tutarını ifade eden “açlık sınırı”, bu ay 36 bin 940 liraya yükseldi. Araştırmada, açlık sınırının 28 bin 75 lira olan asgari ücreti 8 bin 865 lira aştığına dikkati çekildi.

Gıda ile birlikte barınma, ulaşım, giyim, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu ihtiyaçların yer aldığı “yoksulluk sınırı” ise 120 bin 325 liraya yükseldi. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 47 bin 758 lira olarak hesaplandı.

TÜRK-İŞ’in verileri, temel gıda grubundaki fiyat artışlarının bu ay da sürdüğünü ortaya koydu. TÜRK-İŞ’ e göre, “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Temmuz 2026 itibarıyla şu şekilde gerçekleşti:

“Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin ‘gıda için’ yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 3,30 oranında gerçekleşmiştir. On iki aylık değişim oranı yüzde 39,85 olmuştur. Yıllık ortalama artış yüzde 40,60 olarak gerçekleşmiştir. Yedi aylık artış oranı ise yüzde 22,54 olmuştur.” (ANKA)

AKP, şehit ve gazi haklarında iyileştirme öngören yeni kanun teklifinin imzaya açıldığını duyurdu

TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Genel Kurul gündemine geçilmeden önce grup başkanvekilleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yeni Yol Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Yeni Parti’nin kuruluşunu tebrik ederek, CHP’nin grup yönetimine seçilen Grup Başkanı Faik Öztrak ile Grup Başkanvekilleri Sevda Erdan Kılıç ve Rahmi Aşkın Türeli’ye de görevlerinde başarılar diledi.

TBMM’ye bu hafta sunulması beklenen “çerçeve yasa”ya tartışmalarına değinerek, adli mahkumlara ilişkin beklentilere dikkati çeken Kaya, tToplumsal vicdanda, çerçeve yasaya ilişkin adımlar atılırken adli mahkumların yok sayılmasının karşılık bulmayacağını, cezaevlerinde sayıları 450 bine yaklaşan mahkumların bulunduğunu, bunların çoğunun kapasite ve kontenjanın üzerinde doluluk nedeniyle vardiyalı olarak cezalarını infaz etmek zorunda kaldığını söyledi.

Adli mahkumların taleplerini kendilerine ilettiğini belirten Kaya, “Adli mahkumlar sürekli bizlere ulaşıyor. Dolayısıyla, böyle bir çerçeve yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine getirildiği bir dönemde adli mahkûmların ıskalanmış olması ya da bunların hiç dile getirilmemiş olmasının gerçekten toplumsal vicdanda ciddi zararlara yol açacağını buradan ifade etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

İYİ PARTİLİ POYRAZ’DAN ‘ÇERÇEVE YASA’ ELEŞTİRİSİ

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in AKP MYK’sının ardından yaptığı açıklamada, bölücü açılım sürecinde yasal zeminin oluşturulduğunu ve “ince işçilik” aşamasına geçildiğine ilişkin açıklamasına tepki gösterdi. İktidarın daha önce kamuoyuna verdiği mesajlarla bugünkü gelişmeler arasında çelişki olduğunu savunan Poyraz, “Bize, vatandaşa ne denildi? Biz zaten dediklerinizi not alıyoruz da vatandaşa dediler ki: ‘Pazarlık yok, al ver yok'” dedi.

TBMM’nin yaklaşık bir aydır kamuoyunda bir kesim tarafından “kök yasa”, bir kesim tarafından ise “çerçeve yasa” olarak nitelendirilen düzenleme için bekletildiğini öne süren Poyraz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Öyle hiç bu mazeretlere, hikayelere falan gerek yok, burada hiç kimse hiç kimsenin aklıyla da dalga geçmesin. Bu yasada da özellikle halihazırda kendini feshettiği ilan edilen örgütün yöneticileri o kıyafetlerle örgütün merkezlerinde açıklamalar yapıyorlar gazetecilere her gün bir demeç veriyorlar. Her gün örgüt yöneticileri demeç verirken, her ne kadar iktidar tarafından bunlara ‘PKK mensubu’ deniliyor ise, bunlar PKK terör örgütünün üyeleri, PKK mensubu değil, bunlar bir sivil toplum örgütü değil, bunlar terör örgütü. Bunlar silah bırakmamış, örgüt devam ediyor. ‘Hiçbir al-ver yok’ diyor koca koca adamlar. Bugün parlamentonun gündemine ama öyle ama böyle teröristlere af, teröristlere infaz indirimiyle ilgili alıştıra alıştıra yasa teklifi getirilmeye çalışılıyor. Eğer bu ülkenin iktidar partisi sözcüsünün, Adalet Bakanı’nın, Meclis Başkanı’nın, Milli Savunma Bakanı’nın, komisyon başkanlarının sözüne itimat etmeyecekse bu vatandaş kimin sözüne itimat edilecek ya kimin sözüne itimat edecek?”

TÜRELİ: ‘TEK HANELİ ENFLASYON HEDEFİ GERÇEKLEŞMEDİ’

CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, seçimlerin ardından Haziran 2023’te uygulanmaya başlanan ekonomi programının üç yılını doldurduğunu belirterek, “Sonuca baktığımız zaman ortada gerçek bir başarısızlık var. Bunu söylemek istemeyiz, sonuçta ülkenin sorunlarının çözülmesini elbette hepimiz isteriz” ifadelerini kullandı.

2021 yılının Eylül ayında Cumhurbaşkanı’nın “Faiz sebep, enflasyon sonuç” yaklaşımıyla başlayan sürecin, Merkez Bankası tarafından talimat olarak uygulanmasının Türkiye’de enflasyonu artırdığını ve ekonomik dengeleri bozduğunu öne süren Türeli, kur korumalı mevduat sistemi nedeniyle Merkez Bankası’nın iki yılda 1,5 trilyon lira zarar ettiğini söyledi.

Seçimlerin ardından ekonomi yönetiminin değiştiğini ve yeni Hazine ve Maliye Bakanı’nın “irrasyonel politikalardan rasyonel politikalara dönüleceği” yönünde açıklama yaptığını hatırlatan Türeli, şu ifadeleri kullandı:

“2026 yılında tek haneli enflasyon seviyelerine ulaşacaktık, hatta Maliye Bakanı şöyle de söylüyordu: ‘Merak etmeyin enflasyon tek hanelere düştüğü zaman durumunuz iyileşecek’ ama bakıyoruz, nerede tek hane? Aldıkları zaman, o üç yıllık program başladığı zaman yüzde 38,21’miş, şimdi yüzde 32,11. O arada ne olmuş? Cari açık patlamış, büyüme hızı yavaşlamış, reel sektör kan ağlıyor, sanayicisi, KOBİ’si, iflaslar, konkordato ilanları yani böyle bir şey olmaz. İstikrar programı neden bu noktaya geldi? Çünkü istikrar programının tasarımı yanlıştı. Sadece talebi kısıcı, vatandaşların alım gücünü azaltma üzerine kurulu bir programın başarılı olmasına ihtiyaç yok. Bunun arz yönlü politikalarla desteklenmesi gerekirdi. Piyasalardaki tekelci ve oligopolist yapıların dönüştürülmesi, ortadan kaldırılması gerekirdi. Hiç bunlar yapılmadı ve maliyet işçinin, memurun, emekçinin, çiftçinin üzerine geldi. Bugün çok ciddi bir bölüşüm krizi var, belki cumhuriyet tarihinin en büyük bölüşüm krizini yaşıyoruz.”

GÜNAYDIN, EKONOMİYE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU

Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Yeni Parti’yi Lozan’ın 103’üncü kuruluş yıl dönümünde kurduklarını hatırlatarak, kuruluş sürecine ilişkin bilgi verdi. Partinin siyasi birikimi itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilke ve devrimlerine bağlı olduğunu ifade eden Günaydın, “Artık Türkiye’de, siyasi tarihimizde bir Yeni Parti var ancak bu parti müktesebatı itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya bağlıdır” dedi.

Ekonomik göstergelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Günaydın, TÜİK’in göreli yoksulluğun 17 milyon 361 bin kişiyi etkilediğine yönelik verisini hatırlatarak, bu değerlendirmeye katılmadığını ifade etti. Günaydın, şöyle konuştu:

“TÜİK her zamanki gibi yalan söylüyor çünkü bu memlekette 10 milyon insan asgari ücret alıyor, 28 bin lira asgari ücrete mahum 10 milyon insan ve biz biliyoruz ki açlık sınırı 35 bin lira yani 10 milyon insan açlık sınırının altında ve siz onlara diyorsunuz ki: ‘Yılbaşından yıl sonuna kadar böyle devam edeceksiniz, size beş kuruş para vermeyeceğiz’. En düşük emekli aylığı alan 5 milyon insan var. 20 bin liradan 23 bin 552 liraya yükselttiniz, öyle mi? Bunun için mi açık tutuyorsunuz bu Meclis’i, bunun için mi bu turuncu koltuklarda oturuyorsunuz? İşsiz sayısı 12 milyon arkadaşlar, 12 milyon. Türkiye’nin en klasik sektörü olan tekstili bu memlekette tutamadınız, tekstil Mısır’a kaçtı. İnsanlar ürettiğine, üreteceğine bin pişman oldular. Yoksulluk almış başını gidiyor. Dünyada tarımın başladığı toprakları bütün tarım ürünlerinde dışarıya net bağımlı hale getirdiniz, çiftçinin yaşı 58, çiftçi iflas ediyor. Gıda enflasyonunda memleketi dünyanın 5’inci ülkesi haline getirdiniz, mutfakta çorba kaynamıyor. Peki, bütün bunlara karşılık ne yapıyorsunuz? 2 trilyon 740 milyar lirayı gözünüzü kırpmadan faize veriyorsunuz.”

‘AYNI NOKTADAYIZ’

AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Yeni Parti’nin kurulmasının ardından oluşturulan grup yönetimine başarı dileklerini ileterek, CHP’de yeni görev alan grup başkanvekilleri ve grup yönetimini de tebrik etti.

Bölücü açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Usta, AKP Sözcüsü, bakanlar ve TBMM Başkanı’nın süreç boyunca aynı tutumu ortaya koyduğunu vurgulayarak, “Gerek Parti Sözcümüz gerekse bakanlarımız gerekse Meclis Başkanımız Terörsüz Türkiye konusunda her zaman kararlılıkla aynı söylemleri ve aynı doğruları konuşmuştur. Bugün de yine aynı noktadayız, değişen hiçbir şeyimiz yoktur” diye konuştu. Şahin Usta, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Dileğimiz ve temennimiz, ülkemizin ve bölgemizin geleceği açısından önemli bir süreç olan Terörsüz Türkiye sürecinin hakkıyla tamamlanması, ülkemizin ve bölgemizin daha da güvenli daha da huzurlu bir ortam haline gelmesine vesile olmasıdır. Tarihin yanlış tarafında bulunmayı tercih edenlere saygı duyuyor ve onların yorumlarını kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.

Az önce şehit ve gazilerimizle ilgili birtakım düzenlemelere ihtiyaç olduğundan bahsedildi. Biz bu konuyla ilgili uzun süredir Milli Savunma Komisyonumuzun da başkanlığında kıymetli vekillerimizle çalışmalarımızı yapıyoruz ve tamamladık. Bugün itibarıyla da bu konuyla ilgili, şehit ve gazi haklarının yeniden düzenlenmesi ve haklarının iyileştirilmesiyle ilgili kanun teklifimizi de imzaya açmış bulunuyoruz. Dileğimiz ve temennimiz Meclisimizin bu konudaki sorumluluğunu da yerine getirerek yasalaşmasını sağlamak ve bekleyen şehit yakınlarımıza ve gazilerimize her türlü iyileştirmeyi en kısa sürede sunabilmeyi de arzu ediyoruz.”

Erdal Beşikçioğlu’ndan karar: CHP mi Yeni Parti mi?

Ankara Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun ise CHP’de kalma kararı aldığı iddia edildi.

Gazeteci Hilal Köylü’nün haberine göre, CHP Etimesgut İlçe Örgütü toplu şekilde istifa ederek Yeni Parti’ye katılma kararı aldı. Etimesgut Belediyesi’nde görev yapan 15 CHP’li belediye meclis üyesi de partilerinden ayrılarak Yeni Parti’ye geçiş başvurularını tamamladı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ndeki siyasi aritmetiğin korunması amacıyla ise büyükşehir belediye meclis üyelerinin istifaları istenmedi. Ayrıca Mansur Yavaş ile hareket eden 2 meclis üyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne giden Etimesgutlu meclis üyeleri ile Erdal Beşikçioğlu’nun kontenjanından meclise giren üyelerin de istifalarının talep edilmediği ifade edildi.

Gazeteci Deniz Zeyrek de ilçe örgütünün ve belediye meclis üyelerinin önemli bölümünün ayrılmasına karşın, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun CHP’de kalmayı tercih ettiğini aktardı.

Trump’tan İran’a tehdit: ‘Görüşmeler iyi gidiyor, anlaşma olmazsa…’

ABD merkezli televizyon kanalı Fox News’e konuşan Trump, mümkün olması halinde İran’ın köprülerini ve elektrik santrallerini hedef almaktan kaçınmak istediğini söyledi. Trump, “Bu çok ama çok hassas bir denge. Şu anda çok güçlü bir konumda olduğumuzu düşünüyorum. Eğer anlaşma yapmazlarsa bunu yapacağımı biliyorlar. Artık anlaşmaları bozmalarına izin veremeyiz” ifadelerini kullandı.

İran ile yürütülen diplomatik temaslara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Trump, “Çok iyi görüşmeler yaptık” dedi. Trump’ın, İran’ın nükleer programını ele almak üzere İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile salı günü Beyaz Saray’da bir araya gelmesi bekleniyor.

‘HÜRMÜZ BOĞAZI’NI BİZ KONTROL EDİYORUZ’

Trump ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmediğini savunarak, “Biz, Hürmüz Boğazı’nı kontrol ediyoruz” iddiasında bulundu.

Röportajda Trump’a, Netanyahu’nun İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğu belirtilen ve Tahran yakınlarında yerin derinliklerine inşa edilen tahkimatlı Pickaxe Mountain tesisini görüşmede gündeme getireceğine ilişkin haberler soruldu.

Trump, Netanyahu’ya atıfta bulunarak, “Bana bunu Bibi’nin söylemesine gerek yok. Bibi bunu bana, benim sürecin içinde kalmamı istediği için söylüyor” dedi.

İran’ın nükleer altyapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Trump, “Pickaxe’ta neler olup bittiğini tam olarak biliyorum. Bu büyük bir sorun değil. Onların nükleer tesislerini ortadan kaldırdık. Eğer anlaşma yapmazsak Pickaxe’ı da ortadan kaldırmak zorunda kalacağız. Anlaşma olmazsa bunu çok kolay yaparız” ifadelerini kullandı. (ANKA)

 

Akın Gürlek, DEM’li Sırrı Sakık ile görüştü

Sakık, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Dün Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek ile son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizde, Ağrı Diyadin’de fırında çalışırken katledilen çocuklar Orhan ve Muhammed’in dosyası başta olmak üzere, yıllardır adalet bekleyen faili meçhul dosyaları kapsamlı biçimde ele aldık. Ayrıca barış ve çözüm sürecini güçlendirecek hukuki ve insani adımlar, AİHM kararları konusunda kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunduk.

Toplumsal barışın ve ortak geleceğimizin en güçlü teminatının adalet olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda yaptığımız görüşmenin, kısa süre içinde somut ve olumlu sonuçlara vesile olmasını temenni ediyorum. Nazik ev sahipliği ve yapıcı yaklaşımı dolayısıyla Sayın Adalet Bakanına teşekkür ediyorum.”

Erdoğan’dan ‘Haluk Levent’ hakkında ilk açıklama: ‘Fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor’

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara ATO Congresium’da düzenlenen 2. İletişim Şurası’nda konuştu.

Erdoğan, konuşmasında Ahbap Derneği’ne yönelik yürütülen soruşturmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Soruşturma kapsamında ortaya çıkan bilgi ve belgelerin 6 Şubat depremleri sürecinde yaşananları gösterdiğini belirten Erdoğan, “Ortaya dökülen bilgi ve belgeler, 6 Şubat depremleri sürecinde devlete ve millete hangi operasyonların çekildiğini hepimize çok net biçimde gösteriyor” dedi.

Erdoğan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bu önemli toplantının ülkemiz için hayırlara vesile olmasını canı gönülden diliyorum. Geçen sene şuranın hazırlık çalışmalarını başlattık. Özgün ve yenilikçi fikirleriyle ufkumuzu genişleten genç kardeşlerimize bilhassa şükranlarımı sunuyorum. İletişim ekosistemine yeni bir ufuk çizilecek.

Yeni medya araçları bilgiye ulaşımı hızlandırdı. Bugün bilgiye erişimin hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir dönemin içindeyiz. Neredeyse her gün yeni bir gelişme kaydediliyor. Dünyanın bir ucunda meydana gelen herhangi bir hadise dakikalar hatta saniyeler içinde dünyaya yayılıyor. Eskiden saatlerimizi alan işler artık sadece dakikalar içinde tek bir tuş veya komutla halledilebiliyor. Sosyal medya mecraları hangi konunun üzerinde ne kadar duracağımızı ciddi oranda belirlemekte.

Özellikle Kovid-19 salgını, orman yangınları ve 6 Şubat depremlerinde, hem içerden hem de dışardan çok yoğun iletişim saldırılarıyla muhatap olduk. Devlet olarak bir taraftan tüm imkanlarımızla afetzedelerimizin yardımına koşarken diğer taraftan bazı çevrelerce köpürtülen dezenformasyonlarla mücadele etmek zorunda kaldık.

‘DEPREMİ KULLANARAK FIRSATÇILIK YAPANLAR BUGÜN ADALETE HESAP VERİYOR’

Çarpık ilişkiler tek tek ortaya çıkıyor. Ortaya dökülen bilgi ve belgeler 6 Şubat depremleri sürecinde devlete ve millete hangi operasyonların çekildiğini hepimize çok net biçimde gösteriyor. Kimlerin kimlerle hangi çarpık ilişkiler içinde olduğu ortaya çıkıyor. Depremi kullanarak siyasi, ekonomik fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor.

Ucu nereye varırsa varsın gerilimden ve kutuplaşmadan medet umanların ellerindeki imkanları devlete karşı silah olarak kullanmalarına fırsat vermeyeceğiz. Dezenformasyonun her çeşidiyle mücadeleyi, ülkemiz, demokrasimiz ve toplumsal barışımız açısından bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz.”

Ahbap soruşturmasında Gülben Ergen’in ifadesi ortaya çıktı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahbap Derneği’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında şarkıcı Gülben Ergen sabah saatlerinde avukatıyla geldiği İstanbul Adalet Sarayı’nda ifade verdi.

DHA’nın haberine göre; Ergen’in savcılıktaki ifadesi ortaya çıktı.

Gülben Ergen ifadesinde, “Bana sormuş olduğunuz Haluk Levent ve Oğuzhan Uğur isimli şahıslarla deprem öncesinde herhangi bir tanışıklığımız yoktur. Ben Haluk Levent ile ülkemizde yaşanan 6 Şubat depremi sürecinde yapılan ücretsiz bir konser vesilesiyle görüştüm. Bunun dışında kendisiyle herhangi bir görüşmem veya samimiyetim bulunmamaktadır. Oğuzhan Uğur isimli yayıncıyla deprem süreci sonrasında kadına şiddet ve çocuk istismarı konulu bir programın konuğu olarak görüştüm. Kendisiyle bunun dışında herhangi bir tanışıklığım veya samimiyetim bulunmamaktadır” dedi.

‘AHBAP DERNEĞİNE ÖZEL BİR YÖNLENDİRMEM OLMADI’

Ergen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“‘Ben Çocuklar Gülsün Diye Derneği’nin Başkanı ve kurucusuyum. Ülkemizde yaşanan 6 Şubat depremi sürecinde İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı olurlarıyla deprem bölgesinde 11 ilde 17 okul inşaatı yaptım. Yine deprem sürecinde AFAD, KIZILAY gibi devlet kurumları ile Ahbap Derneği’ne kendi kişisel hesabımdan çeşitli miktarlarda yardım gönderdim. Ben deprem sürecinde de AFAD’ın yönlendirmesiyle Kahramanmaraş ilinde yaklaşık 1,5 ay kadar kaldım. Bu süre zarfında kullanımımda bulunan sosyal medya uygulamalarında bütün kurum ve kuruluşları etiketlemek suretiyle yardım kampanyasına destek olmak istedim. Ahbap Derneği’ne özel olarak bir yönlendirmem olmadı.

Ben tüm kuruluşları yaptığım paylaşımlarda etiketliyordum. Ahbap Derneği ve Haluk Levent’in deprem sürecinde toplanan yardımlar üzerinde nasıl bir tasarrufta bulundukları hususunda kamuoyuna yansıyan soruşturma süreci öncesinde herhangi bir bilgiye sahip değildim. Kendim Ahbap Derneği’ne gönderdiğim meblağlar sebebiyle Ahbap Derneği’ne kişisel olarak herhangi bir sorguda bulunmadım. Bu hususta denetim de yapmadım. Bu hususta herhangi bir araştırmam da olmadı. Ülkemizde yaşanan deprem sebebiyle yapılan yardım çağrılarında ben devlet kurumlarını eleştirir mahiyette herhangi bir paylaşımda bulunmadım.

‘ÜZGÜN VE MAĞDURUM’

Ben deprem sürecinde AFAD koordinesinde yardım faaliyetinde bulundum. Toplanan yardımlar hususunda benim de vatandaş olarak yapmış olduğum yardımların amacı dışında kullanıldığı hususunda kendimi vicdanen rahatsız ve mağdur hissediyorum. Bu hususta şikayet hakkımı da saklı tutmak istiyorum. Haluk Levent ile deprem sürecinden sonra yapılan konserlerin Haluk Levent’in popüleritesini artırdığını düşünmüyorum. Kendisi yapmış olduğu iş ve kampanyalar sayesinde zaten tanınırdı. Biz yapılan Gazze konserinden herhangi bir ücret almadık. Toplanan konser ücretleri Gazze bölgesine yardım olarak gidecekti.Toplanan yardımların akıbetiyle ilgili de herhangi bir bilgiye sahip değilim.

Ben birtakım kamuoyuna mal olmuş insanların canlı yayınlarda deprem bölgesine telefonla ya da canlı yayın suretiyle bağış toplama kampanyasına dahil olmadım. Dahil olmuş olsaydım bu hususta bir özür beyan edebilirdim ancak şuan yaptığım yardımlar sebebiyle üzgün ve mağdurum. Biraz önce ifademde belirttiğim konser de Gazze Yardım konseriydi. Bunun da deprem sürecinde yapılan yardım kampanyasıyla herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır. Benim anlattıklarım ve yaşadıklarım dikkate alındığında Ahbap Derneği ve Haluk Levent’in yardım kampanyasına herhangi bir dahilim bulunmamaktadır.”

Aziz İhsan Aktaş davası: Rıza Akpolat ‘itirafçı oldu’ iddiasına ne dedi?

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin tutuklu olmak üzere 7 belediye başkanının yargılandığı davanın karar duruşmasının 27’nci günü, Silivri’de yeni inşa edilen duruşma salonunda yapılıyor.

‘İTİRAFÇI OLDUĞUM SÖYLENDİ’

Savunması devam eden Rıza Akpolat, dosya süreci boyunca yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Ağzımızdan çıkan her söze, kamuoyuna yaptığımız her açıklamaya dikkat ettik. İddianame hazırlanıp huzurunuza gelene kadar bir devlet terbiyesi içerisinde hareket ettik. Masumiyet karinemiz yok sayılmasına rağmen, gizlilik kararı olan dosyalarımız basına sızdırılmasına rağmen sustuk. Herkesin gözü önünde bana, çalışma arkadaşlarıma, aile bireylerime yapılan haksız uygulamaların hepsine mahkeme salonunda cevap verdik, duyurduk. Tabii kolay olmadı. Her sabah yeni bir operasyonla uyanıp ve detaylarını belli basın mecralarından öğrendiğimiz bir süreci yaşadık. Bu ülkenin, bu toprakların adalet duygusuna olan inancımla yarın yöneteceğimiz kurumları itibarsızlaştırmamak için sustum. Önce itirafçı olduğumuz söylendi. Sonra iddianame çıktığında bakıldı ki böyle bir şey yok. Günlerce televizyonlarda konuşuldu, ‘40 sayfa itiraf yazdı. Onu yaptı, bunu yaptı’. İddianame bir çıktı. Ben hep sustum. Sustum. Sustum. Sustum… İddianame çıktı. Böyle bir şey olmadığı ortaya çıkınca bir açıklama yapmak zorunda kaldım ki tek yaptığım açıklama bu kötü dedikoduya karşıydı, bugüne kadar bunca suçlamanın içinde.

‘YALANLA İKNA ETMEK ZORUNDALAR’

Çünkü o benim siyasi tarafıma dokunduğu için ona bir şey söylemem gerekiyordu. Sonra ne oldu? Bu olmayınca ikinci bir yalan ortaya atıldı. Ne dediler? ‘Rıza Akpolat aslında iki kere savcıya gitti Çağlayan’a. İki tane ifade yazdı. Altını imzalamadı. Üçüncüsünde de gittiğinde savcı istemedi. Geri gönderdi’. Çok güzel. Bu yalan da ortaya çıktı. Nasıl çıktı? Ben 17 Ocak 2025 tarihinde Marmara Kapalıya Ceza İnfaz Kurumu’na gelmişim. 18 Ocak’ta revire çıkmışım. Bir de bir kere tutukluluk incelemesine çıkmışım. Onun dışında ne tutukluluk incelemesine ne de yerleşkeden dışarı çıkmışım. Ne zamana kadar? 6 Ocak 2026’daki İstanbul İl Kongresi davasına kadar. Böyle bir şeyin doğru olmadığı ortaya çıkınca ne dediler bu sefer? ‘Rıza Akpolat bize avukat yolladı. Suçu Ali Rıza Yılmaz’ın, Alican Abacı’nın üzerine atmamızı söyledi’. Yılmaz burada. Benim yol arkadaşım, abim, yıllardır beraberiz. Avukatlarımız burada. O bahsi geçen avukatlar da burada. Böyle bir şey olabilir mi? Niye? Yalan üretmek zorundalar, birilerini ikna etmek zorundalar. İhanet etmişler çünkü.

‘MAHALLE DEDİKODUSU YAPMIYORUM’

Şimdi o da ortaya çıkmadı. Bir de mantık hatası var. Şimdi mantıken ne olması gerekir? Benim birinin üzerine suç atarak çıkabileceğim düşünmem hayatın doğal akışına aykırı. Çünkü bu yapılan operasyonların tamamı siyasilere, başkanlara yapılmış operasyonlar. Bir başkan yardımcısına, bir müdüre ya da bir ihale komisyonu üyesine suç atarak buradan çıkmam mümkün mü? Ne olur? Demek ki o insanlar benden daha önemli insanlar, aslında konu ben değilim; konu onlar. Bana da diyorlar ki ‘Bunların üzerine iftira at, çık’. Bana şunu söylediler. Burada huzurunuzda söyledim. ‘CHP’nin 38. kurultayıyla ilgili konuş, çık. Beşiktaş dosyasını temizleyelim’. Böyle şeyler söylendi. Sorsaydınız kimlerin söylediğini de söylerdim. Ben mahalle dedikodusu yapmıyorum. Basına da demeç veriyorum. Ben her şeyi huzurunuzda söyleyeceğime dair söz verdim. Bütün demeçlerimi de burada huzurunuzda veriyorum. Çünkü burası adaletin huzuru ve sayın savcı da burada.

‘İRADELERİ SAKATLANDI’

Bir şeyin soruşturması açılacaksa bunu bana çok rahat sorabilir. Ben de kimlerin bana geldiğini burada çok net söyleyebilirim. Bütün bu anlattıklarım teknik savunmalar, hukuki savunmalar bir kenara bırakılıp ‘Kim bunu söyledi? Bunu açıklaması gerekir’. Ben dediğim gibi burada söyledim. Burada sorulursa burada cevabını söylerim. Bunun dışında söyleyeceğim bir yer yok. Ben cezaevindeyim, tutukluyum, kısıtlıyım. Adam 15 senedir yanımda. İhanet etmiş. Bir şey söylemesi lazım. Adam soruyor, ‘Nasıl yaptın’. ‘Senin bilmediğin şeyler var’ deyip o an aklına ne geliyorsa… Günün sonunda aslında ben bunlara ağır laf söylemedim. Savunmamda çıktım dedim ki bu çocuklar, bu arkadaşlar itirafçı oldular. Bunların iradeleri sakatlandı. Tehdit edildi. Kiminin işte eşi, babası, teyzesi, eniştesi gözaltına alındı. Ötekinin eşi doğum yapacaktı bir hafta sonra. Ötekinin işte özel bir çocuğu var. Ötekini Iğdır Cezaevi’ne yollayacaklar bilmem ne… Ben bunları duyuyorum. Hepsini biliyorum. Onlar da benim bildiğimi biliyorlar. Hâlen devam ediyorlar. Keşke otursalar, devam ettirmeseler. Yaptınız bari oturun.”

İTİRAFÇILARA TEPKİ GÖSTERDİ

İtirafçı olarak ifade veren sanıklara tepki gösteren Akpolat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben ilk savunmamı yaptığım gün burada savunmadan önce dışarı çıkarken iki kadın arkadaş gözümün içine bakamadı. Ben onu söyledim. Dedim ki ya gözümün içine bakamıyor. Üzüldüm çünkü kardeşim kadar sevdiğim insanlar. Onu söyledim. Ondan sonra bir baktım, hepsi buraya dizilmiş. Böyle gözümün içine bakıyorlar. Anladım ki bu arkadaşlar yaptıkları şeyin arkasındalar. O yüzden ilk savunmamdaki bazı şeyleri geri almak istiyorum. İfade değiştiriyorum. Bu arkadaşlar kendi iradeleriyle itirafçı olmuşlar. Yarın öbür gün ‘Bize baskı yaptılar. Biz o yüzden itirafçı olduk’ diyemeyecekler. Tarihe ve kayıtlara böyle geçmesini istiyorum. ‘Babam, teyzem, eniştem, kız kardeşim, eşim alındı. Ben o yüzden itirafçı oldum’ diyen arkadaş meğer onun için olmamış. Şahsiyet meselesiymiş. Kendiliğinden gitmiş itirafçı olmuş. Eşi bir hafta sonra doğum yapacak arkadaş da kendiliğinden gitmiş ifade vermiş. Hepsi için aynı şeyi söyleyebilirim. Burada dedim ki Aziz İhsan Aktaş’la Mustafa Mutlu, aynı anda ifadeye alındı. Ben onlara hiçbir şey demedim ki. Onlara bir kumpas kuruldu orada. Konkordato tehdidiyle, Aziz İhsan Aktaş malıyla canıyla belki de bizim bilmediğimiz birçok şeyle tehdit edildi. İtirafçı hâline getirildi. Mustafa Mutlu ile aynı anda odaya alındı. Orada hukuka aykırı bir işlem yapıldı ve bütün iş öyle başladı.

‘AKTAŞ, ‘RÜŞVET ANLAŞMASI YAPMADIM’ DEDİ’

Onlar Ozan İş’i verdi. Ozan İş onu görünce Alican Abacı’yı verdi. Alican Abacı, Emirhan Akçadağ’ı verdi. Günün sonunda birbirlerine girdiler. Hepsi bizimle ilgili konuşmaya başladılar. Sonra ne oldu? A kişisi, B kişisini verdi. B kişisi, A kişisini verdi. Üçer kez birbirlerinin aleyhine ifade vermişler. Geldiler buraya, birbirleriyle ilgili bir cümle etmediler. Siz de doğal olarak sordunuz. Çünkü dışarıdalar, özgürler. Anlaşmışlar birbirleriyle. Birlikte gelip gidiyorlar zaten. Ne oldu o kadar ifade? Şimdi bana sormuş avukatı, ‘Aziz İhsan Aktaş’la Rıza Akpolat, hiç birbirlerinin aleyhine bir şey söylemedi’. Ne zaman söyledi ki? Bu dosyanın başından beri ifadelerimiz ortada. Tutuklandığımız günden bugüne Aziz İhsan Aktaş’la ilgili benim söylediğim, bugün söylediklerimin dışında herhangi bir şey var mı ya da onun benimle ilgili bugüne kadar söylediklerinin dışında bir şey var mı? O itirafçı olduktan sonra söylediklerini söylemiyorum. O günden sonra da söylediği şeyi burada devam ettirdi. Kaldı ki kendisi burada çıktı. Dedi ki ‘Ben avukatları sormadan söyleyeyim. Ben Rıza Akpolat’la rüşvet ilişkisi falan içerisine girmedim. Rüşvet pazarlığı yapmadım. Rüşvet anlaşması yapmadım’ diye kendisi söyledi.” (ANKA)

Yeni Parti’nin kuruluşuyla Meclis’in yeni oturma düzeni belli oldu

Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün Yeni Parti ile CHP parti yöneticileriyle görüştükten sonra Genel Kurul’da oturma düzenini belirledi. Kurtulmuş, partilere gönderdiği yazıda “TBMM’de temsil edilen siyasi parti grubunun 7’ye çıkması üzerine Genel Kurul’da oturma düzeninin yeniden belirlenmesine ihtiyaç olduğunu” vurguladı.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu
Haberi görüntüle

Kurtulmuş, “Başkanlık Divanı’nda bu konuda bir karar alınıncaya kadar geçici olarak siyasi parti gruplarının Genel Kurul’da oturma düzeninin, ön sıralar ile arka sıraların mevcut yerleşim düzeni göz önünde bulundurularak DEM Parti’nin mevcutta kullandığı iki ön sıradan birinin CHP Grubu’na tahsis edileceğini” bildirdi.

Numan Kurtulmuş, Başkanlık Divanı’nın oturuşuna göre en solda AKP olmak üzere sırasıyla Yeni Parti, DEM Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi grupları şeklinde belirlendiği kaydetti.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Haberi görüntüle

Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu

Toplantıda Yeni Parti TBMM Başkanvekilliği’ne CHP’de bu görevi yürüten Ankara Milletvekili Tekin Bingöl seçildi. Grup Yönetim Kurulu Üyeliklerine; Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, Ordu Milletvekili Seyit Torun ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat seçildi.

Meclis Başkanlık Divanı’nda görev alacak idare amiri, CHP Grubu’nun da idare amirliğini yapan Kocaeli Milletvekili Harun Özgür Yıldızlı oldu. Katip üye ise Antalya Milletvekili Aliye Coşar olarak belirlendi.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Haberi görüntüle

Ağbaba, grup yönetimine seçilmesine ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, “Ben 2023 Kasım Kurultayı’ndan sonra hiçbir görev almamıştım. Daha önce de açıklamalarda bulundum, ‘Partimde hiçbir göreve talip değilim. Yeni ve genç arkadaşlarımızın görev alması lazım’ dedim. Ama bugün bir görevlendirmeyle Grup Yönetim Kurulu üyesi olduk. Yeni Partimiz için çalışmaya, Genel Başkanımız liderliğinde görev ne olursa olsun bir nefer gibi çalışmaya her zaman hazırız” ifadelerini kullandı.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre de, Grup Yönetim Kurulu seçimlerine ilişkin olarak, “Kurucu olup PM’de yer almayan arkadaşlar değerlendirildi” ifadesini kullandı. (ANKA)

 

Kanuni şakası nedeniyle yargılanan komedyen Tuba Ulu’ya ceza istendi

Komedyen Tuba Ulu’nun stand-up gösterisi sırasında Kanuni Sultan Süleyman hakkında yaptığı şaka nedeniyle “tarihi milli manevi değerlere hakaret” suçlamasıyla gözaltına alınıp, adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılmıştı. Ulu, hakkında açılan dava kapsamında İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nce görülen davanın ikinci duruşmasında hakim karşısına çıktı.

‘YAPTIĞIM ŞAKA İLE HİÇ KİMSEYİ AŞAĞILAMAK VEYA İNCİTMEK GİBİ BİR KASTIM YOKTU’

Duruşmada savunmasını yapan Ulu, “Bir komedyen olarak Türkiye’nin her yerinde gösteri yaptım, onlarca izleyiciyle buluştum. Yaptığım şakayla hiç kimseyi aşağılamak veya incitmek gibi bir kastım yoktu. Beraatımı talep ediyorum” şeklinde konuştu.

Ulu’nun bütünsel bakıldığında bağlamı anlaşılacak olan ifadelerinin bir kesitinin ele alınarak yargılama konusu yapıldığını ifade eden avukatlar da ifade özgürlüğünün dokunulmazlığına vurgu yaparak suç kastı olmaması ve suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmaması nedeniyle suç unsuru oluşmadığını savundu.

Avukatların savunmalarının ardından duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. Savcılık mütalaasında, davaya konu ifadelerin cinsiyetçi yaklaşımda olduğu iddiasıyla Ulu’nun “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan cezalandırılmasını talep etti.

Ulu’nun avukatları mütalaayı kabul etmediklerini belirtti. Avukat Jiyan Tosun, “Savcılığın mütalaasını şok içinde dinledim. Müvekillimin bir gün şaka olarak kullanabileceği bir şeydir bu” şeklinde konuştu.

Duruşma 14 Temmuz’a ertelendi.

 

Emekli ve memurun temmuz zammı netleşti: İşte yeni maaşlar ve ödeme takvimi

Milyonlarca SSK ve Bağ-Kur emeklisi ile memur ve memur emeklilerinin beklediği temmuz ayı maaş zamları netleşti. En düşük emekli maaşı alan yaklaşık 5,1 milyon kişi ise gözünü TBMM’de görüşülecek yasal düzenlemeye çevirdi.

14 Temmuz’da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ele alınacak kanun teklifinin Genel Kurul’da kabul edilerek yasalaşmasının ardından yürürlüğe girmesi bekleniyor. En düşük emekli maaşına ilişkin zam farklarının ise ağustos ayında ödenmesi öngörülüyor.

EMEKLİ ZAMMI YÜZDE KAÇ OLDU?

Haziran ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla birlikte temmuz ayı maaş artış oranları da kesinleşti.

SSK ve Bağ-Kur emeklileri için zam oranı yüzde 17,76 olurken, memur ve memur emeklileri için maaş artışı yüzde 13,52 olarak belirlendi.

Yapılan düzenlemeyle en düşük emekli maaşı 20 bin TL’den 23 bin 552 TL’ye yükselirken, 25 bin TL maaş alan bir SSK veya Bağ-Kur emeklisinin aylığı 29 bin 440 TL’ye çıktı.

MEMUR MAAŞLARI NE KADAR OLDU?

Memur ve memur emeklileri maaş artışını toplu sözleşme zammı ile enflasyon farkına göre alıyor.

2026 yılının ikinci altı aylık dönemi için toplu sözleşme zammı yüzde 7 olarak uygulanırken, altı aylık enflasyonun yüzde 17,76 olarak gerçekleşmesiyle memurların toplam maaş artışı yüzde 13,52 oldu.

Buna göre bugün itibarıyla 59 bin 896 TL olan lise mezunu en düşük memur maaşı, yüzde 13,52’lik artışla 67 bin 994 TL’ye yükseldi.

1.000 TL’lik seyyanen zammın eklenmesiyle birlikte en düşük memur maaşı 68 bin 994 TL oldu.

Üniversite mezunu bir memurun 62 bin 403 TL olan maaşı da zam ve 1.000 TL’lik ilaveyle 71 bin 839 TL’ye çıktı.

Mevcut durumda 26 bin 889 TL olan en düşük memur emeklisi aylığı ise zam ve 1.000 TL’lik seyyanen artışla 31 bin 524 TL’ye yükseldi.

Kanun teklifine göre en düşük emekli maaşı yüzde 17,76 artışla 23 bin 552 TL olacak.

ZAMLI MAAŞLAR NE ZAMAN ÖDENECEK?

Kanun teklifinin 14 Temmuz’da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmesi bekleniyor.

Teklifin Genel Kurul’da kabul edilmesi, cumhurbaşkanı tarafından onaylanması ve Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Sürecin ağustos ayı başına kadar tamamlanması ve zam farklarının bu tarihten itibaren hesaplara yatırılması bekleniyor.

Maaşlarını her ayın 15’inde alan memurlar zamlı maaşlarını 15 Temmuz’da alacak. Ayrıca 14 günlük maaş farkının da aynı hafta içinde ödenmesi planlanıyor.

Ayın 1’i ile 5’i arasında maaş alan memur emeklilerine zam farkları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından açıklanacak takvim doğrultusunda yatırılacak.

SSK emeklileri zamlı maaşlarını 17-26 Temmuz tarihleri arasında alırken, Bağ-Kur emeklilerine ödemeler 25-28 Temmuz tarihleri arasında yapılacak.

DUL VE YETİM AYLIKLARI DA ARTACAK

En düşük emekli maaşındaki artış, dul ve yetim aylıklarını da etkileyecek.

Taban maaşın 23 bin 552 TL’ye yükselmesiyle birlikte;

Ölüm aylığı oranı yüzde 75 olanlara 17 bin 664 TL,

Ölüm aylığı oranı yüzde 50 olanlara 11 bin 776 TL,

Ölüm aylığı oranı yüzde 25 olanlara ise 5 bin 888 TL ödeme yapılacak.

SOSYAL DESTEK ÖDEMELERİ DE GÜNCELLENDİ

Memur maaş katsayısındaki yüzde 13,52’lik artış sosyal yardım ödemelerine de yansıdı.

Buna göre;

Kıdem tazminatı tavanı 64 bin 948 TL’den 73 bin 728 TL’ye yükseldi.

65 yaş aylığı 6 bin 393 TL’den 7 bin 257 TL’ye çıktı.

Evde bakım yardımı 13 bin 878 TL’den 15 bin 754 TL’ye yükseldi.

Yüzde 40-69 engelli aylığı 5 bin 103 TL’den 5 bin 792 TL’ye çıktı.

Yüzde 70 ve üzeri engelli aylığı 7 bin 655 TL’den 8 bin 689 TL’ye yükseldi.

Engelli yakını aylığı 5 bin 103 TL’den 5 bin 792 TL’ye çıkarıldı.

Kronik hasta nakdi yardım ödemesi ise 13 bin 878 TL’den 15 bin 792 TL’ye yükseldi.

Rutte ve Leyen’den NATO zirvesi öncesi ortak mesaj: Avrupa savunmasını güçlendirmeli

İngiltere merkezli The Economist dergisinde yayımlanan “Avrupa ve NATO’nun Savaşa Hazır Olmak İçin Yapması Gerekenler” başlıklı ortak yazıda, Soğuk Savaş sonrasında Avrupa’nın barış ortamına güvenerek savunma harcamalarını azalttığı, ancak mevcut güvenlik koşullarının bu yaklaşımı değiştirdiği ifade edildi.

Ortak değerlendirmede, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırdığı, yeni üretim tesisleri kurduğu ve mevcut fabrikaların kapasitesini genişlettiği belirtilirken, insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri ve hava savunma teknolojileri gibi alanlarda yeni şirketlerin sektöre katkı sunduğu kaydedildi. Bazı sivil üreticilerin de savunma sanayii için parça üretimine yöneldiği aktarıldı.

Buna karşın mevcut kapasitenin yeterli olmadığına dikkati çekilen yazıda, NATO müttefikleri ile Avrupa Birliği ülkelerinin savaş uçağı, havadan yakıt ikmal uçağı, deniz platformları, hava ve füze savunma sistemleri ile insansız hava araçları gibi alanlarda önemli eksiklikler bulunduğu ifade edildi. Ukrayna’ya verilen askeri desteğin mevcut stokları azalttığına işaret edilirken, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ın savunma kapasitelerini geliştirmeyi sürdürdüğü değerlendirmesi yapıldı.

Rutte ve von der Leyen, bu tablo karşısında Avrupa ve Kuzey Amerika’daki müttefiklerin sanayi altyapısı, teknoloji ve üretim kapasitesini daha yakın koordinasyon içinde kullanmasının önemine vurgu yaparak, Atlantik’in iki yakasında daha güçlü bir savunma işbirliği kurulması çağrısında bulundu ve “Bu, Atlantik’in her iki yakasında da gerçek bir çabadır. California’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya kadar uzanan coğrafyada varlıklarımızı, uzmanlığımızı ve yenilikçi yeteneklerimizi bir araya getirdiğimizde savunmamız eşsizdir” ifadelerini kullandı. (ANKA)

NATO Genel Sekreteri Rutte’den Ankara zirvesi öncesi açıklama

NATO tarafından sosyal medya hesabı üzerinden Rutte’nin Ankara zirvesine ilişkin görüntülü mesajı paylaşıldı.

Brüksel’de yer alan karargahtaki ofisinde görüntülenen Rutte, “Tam zamanında geldiniz çünkü ben yola çıkmak üzereydim. Bu binadaki birçok kişi Ankara’ya gidiyor” dedi.

Rutte, iki gün sürecek NATO Ankara Zirvesi’nin “büyük ölçüde sonuçlara odaklanacağını” söyledi.

‘GÜVENİLİR HARCAMA PLANLARINI GÖRÜŞMEMİZ GERKECEK’

Genel Sekreter, şunları kaydetti:

“Geçen yıl Lahey’de çok şey yaptık ama şimdi orada verilen sözleri yerine getirmemiz gerekiyor. Bu da harcamalar anlamına geliyor. Tüm ülkelerin yüzde 5’lik hedefe ulaşma yolunda olduğundan emin olmak için güvenilir harcama planlarını görüşmemiz gerekecek.”

Savunma sanayilerinin daha fazla üretim yapması konusunda iyi gelişmelerin olduğuna dikkati çeken Rutte, Ukrayna konusunda da “Ukrayna’nın mücadelede olabildiğince güçlü kalması ve elbette barış görüşmeleri başladığında mümkün olan en iyi konumda bulunması için ihtiyaç duyduğu şeylere sahip olduğundan emin olmak gerekiyor” değerlendirmesini yaptı.

Rutte, “Ben de şimdi ayrılıyorum ve Ankara’da görüşmek üzere” ifadesini kullandı. (AA)

NATO Zirvesi için özel 5 TL tedavülde: 500 bin adet basılacak

NATO’nun 36. Liderler Zirvesi 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Saray’ında düzenleniyor.

Türkiye’de düzenlenen 36. NATO Zirvesi’nin anısını yaşatmak amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünce “5 TL Tedavül Madeni NATO Hatıra Parası” basıldı.

Bu kapsamda hazırlanan “hatıra” parası, halen tedavülde bulunan iki metalli (bimetal) 5 liralık madeni para üzerine basılırken paranın tura yüzünde NATO logosu, zirvenin düzenlendiği yer ve tarih ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın grafik görseli yer alıyor. Diğer yüzünde ise 5 liranın tedavüldeki mevcut tasarımı bulunuyor.

500 BİN ADET BASILACAK

İlk etapta 100 bin adet basılan paradan, zirve süresince 400 bin adet daha üretilmesi planlanırken böylece toplam üretim miktarının 500 bin adede ulaşması öngörülüyor.

Uygulamayla, 36. NATO Zirvesi’nin Türkiye’de düzenlenmesinin anısının yaşatılması ve günlük hayatta kullanabilecek tedavüldeki özel bir hatıra parasının dolaşıma sunulması amaçlanıyor.

Meteoroloji alarm verdi: Kuvvetli yağış beklenen iller belli oldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 6 Temmuz hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurdun güney, iç ve doğu kesimlerinin parçalı yer yer çok bulutlu, İç ve Doğu Akdeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Muğla’nın iç kesimleri, Afyonkarahisar ve Tokat çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların; sabah saatlerine Samsun’un doğu ilçeleri, Ordu ve Giresun çevrelerinde; öğleden sonra Rize, Artvin, Erzurum, Kars ve Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

Hava sıcaklıklarının ülkemiz genelinde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle kuzey, güneydoğu kesimlerde güney ve güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, öğleden sonra Marmara’nın güneybatısı ile Kuzey Ege kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli olarak (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; öğleden sonra bölgenin güneybatısında kuzey yönlerden kuvvetli olarak (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.

BURSA °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

ÇANAKKALE °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

İSTANBUL °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

KIRKLARELİ °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu

EGE

Parçalı ve az bulutlu, zamanla bölgenin iç kesimleri yer yer çok bulutlu, öğleden sonra Muğla’nın iç kesimleri ile Afyonkarahisar çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; öğleden sonra Kuzey Ege kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli olarak (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.

DENİZLİ °C, 34°C

Parçalı bulutlu

İZMİR °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

KÜTAHYA °C, 25°C

Parçalı ve az bulutlu

MUĞLA °C, 33°C

Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra iç kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

AKDENİZ

Parçalı yer yer çok bulutlu, bölgenin iç ve doğu kesimlerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra Doğu Akdeniz’in Toroslar Mevkiinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ADANA °C, 33°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ANTALYA °C, 31°C

Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra iç ve batı kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

BURDUR °C, 30°C

Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

HATAY °C, 30°C

Parçalı yer yer çok bulutlu, kıyı kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İÇ ANADOLU

Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra bölgenin güney ve doğu kesimlerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 29°C

Parçalı bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 27°C

Parçalı bulutlu

KONYA °C, 27°C

Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

YOZGAT °C, 24°C

Parçalı bulutlu

BATI KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 26°C

Parçalı ve az bulutlu

BARTIN °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

KASTAMONU °C, 28°C

Parçalı ve az bulutlu

ZONGULDAK °C, 25°C

Parçalı ve az bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları ve Doğu Karadeniz ile Tokat çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; sabah saatlerinde Samsun’un doğu ilçeleri, Ordu ve Giresun çevrelerinde; öğleden sonra Rize ve Artvin çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

AMASYA °C, 27°C

Parçalı bulutlu

RİZE °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.

SAMSUN °C, 27°C

Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; sabah saatlerinde doğu ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

TRABZON °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin kuzey kesimlerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra Erzurum, Kars ve Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ERZURUM °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.

KARS °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.

MALATYA °C, 33°C

Parçalı bulutlu

VAN °C, 27°C

Parçalı bulutlu

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 38°C

Parçalı ve az bulutlu

GAZİANTEP °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

MARDİN °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

ŞANLIURFA °C, 39°C

Parçalı ve az bulutlu

AP Türkiye Raportörü Amor, İmamoğlu davasını izlemek için İstanbul’a gelecek

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Son gelişmelerin ciddiyeti göz önüne alındığında, Ekrem İmamoglu hakkındaki yarınki duruşmalara, İBB davası dahil katılmak üzere İstanbul’a seyahat ediyorum. Türkiye, NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaparken, demokratik geleceği Silivri’deki bir mahkeme salonunda şekilleniyor. Avrupa Birliği, sadece Ankara’ya odaklanmamalı” açıklamasını yaptı.

Amor, sosyal medya hesabından, “İmamoğlu davasındaki son gelişmeler” başlıklı bir açıklamayı da paylaştı. Açıklama şöyle:

“İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, tutuklu olarak 1 yıl 3 aydan fazla süre geçirdi. İmamoğlu, 416 sanıklı toplu bir ceza davasında halen tutuklu bulunan 59 sanıkla yargılanıyor. İmamoğlu hakkında 142 ayrı suçlama bulunuyor ve iddia edilen bir suç örgütünün lideri olmakla suçlanıyor. Kendisine yönelik açılan çok sayıdaki ceza ve idari soruşturmadan yalnızca biri olan bu dava, zayıf suçlamalar ve adil yargılanma ilkeleriyle bağdaşmadığı öne sürülen ciddi usul eksiklikleri nedeniyle eleştirilirken, son gelişmeler bu kaygıları daha da artırdı.

Mahkeme heyeti, 1 Temmuz 2026 tarihinde, 9 Mart’tan bu yana devam eden ilk duruşma aşamasının 9 Temmuz’da tamamlanacağını açıkladı. Aynı gün, savunma avukatlarından biri henüz savunmasına yeni başlamışken mahkeme, savunma tarafına beyanlarını kısaltarak ertesi gün öğle saatine kadar tamamlamaları talimatını verdi. Oysa mahkeme daha önce, sanıklar ile avukatlarının içerik veya süre bakımından herhangi bir kısıtlama olmaksızın savunmalarını yapabileceklerini defalarca ifade etmişti. Bu tutum aniden değiştirildi.

2 Temmuz’da İmamoğlu ve avukatları, kalan sanıkların, İmamoğlu da dahil olmak üzere, 9 Temmuz’a kadar etkili bir savunma yapmasının mümkün olmadığını belirterek itiraz etti. Ayrıca daha önce İmamoğlu’nun, duruşmalarda ortaya konulan tüm iddialara cevap verebilmesi amacıyla savunmasını en son yapacağı anlaşılmışken, mahkeme herhangi bir gerekçe göstermeden bu sıralamayı değiştirdi ve İmamoğlu’nun savunmasını öne aldı. Savunma tarafı, mahkemenin ilk duruşma aşamasını neden 9 Temmuz’a kadar tamamlamak istediğine ilişkin ikna edici bir gerekçe sunulmadığını belirtti. Bunun yerine mahkeme başkanının talimatıyla İmamoğlu jandarma tarafından duruşma salonundan çıkarıldı. Bunun ardından duruşma daha da gergin bir hal aldı, bazı milletvekilleri ile savunma avukatları salondan çıkarıldı veya salona alınmadı. İmamoğlu’nun avukatlarından birinin duruşma salonundan çıkarılırken, bir diğer avukatı ise bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunuyor. Savunma avukatları daha sonra duruşmayı terk etti.

Mahkemenin artık adil yargılama görüntüsünü dahi koruyamadığı, savunma hakkının ciddi biçimde zedelendiği belirtilmektedir. 142 ayrı suçlamayla yargılanan bir sanığın savunmasının, sonucun önceden belirlenmiş olduğu izlenimi yaratmakta, bu büyüklükte ve siyasi öneme sahip bir davada savunmanın usule ilişkin bir formalite değil, yargılamanın temel unsuru olduğu vurgulanmaktadır.

İMAMOĞLU ÜÇ AYRI MAHKEMEDE

Bu kaygıların, İmamoğlu’nun 6 Temmuz 2026’da üç ayrı mahkemede hakim karşısına çıkacak olması nedeniyle arttığı belirtilmektedir. Bunlar; üniversite diplomasının iptaline ilişkin ceza davası, 19 Mart 2025’ten beri tutuklu bulunduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası ve tutukluluğunun uzatılmasını amaçladığı öne sürülen ‘casusluk’ davasıdır. Uluslararası medya, diplomatik temsilcilikler, uluslararası kuruluşlar ve insan hakları kurumları 6-9 Temmuz tarihleri arasındaki duruşmaları yakından izlemeye çağrılmaktadır. Savunma süresinin aniden kısıtlanması, baş sanığın duruşma salonundan çıkarılması, avukatların ve seçilmiş temsilcilerin salondan uzaklaştırılması ve uzun tutukluluk halinin devamının, yargılamanın adilliği konusunda ciddi endişeler doğurduğu ifade edilmektedir.

‘NATO’ VURGUSU

Türkiye’nin demokratik geleceğini etkileyebilecek bu önemli davanın, uluslararası ilginin Ankara’daki tarihi NATO Zirvesi’ne yoğunlaştığı sırada hızlandırıldığı belirtilmektedir.

Türkiye’nin ortaklarının, özellikle Avrupa Birliği ve üye devletlerin, hukukun üstünlüğünü ikincil bir mesele olarak görmemesi gerektiği savunulmaktadır. Stratejik önem, demokratik meşruiyetin yerini alamaz. Demokratik meşruiyet ise temel hakları koruyan, adil yargılamayı sağlayan ve vatandaşların yöneticilerini seçme hakkını güvence altına alan bağımsız kurumlara bağlıdır. Demokratik bir Türkiye’nin yalnızca kendi vatandaşları için değil, Avrupa’nın ve daha geniş bölgenin istikrarı ve güvenliği açısından da daha güçlü ve güvenilir bir ortak olacağı ifade edilmektedir.”

NATO karşıtı eylemlere polis müdahalesi: Çok sayıda gözaltı

Ankara’da yapılacak 36. NATO Zirvesi’ni protesto etmek isteyen HKP üyeleri, Ankara’da Birinci Meclis önünde toplanmak üzere iken, Birinci Meclis’e yaklaşık 20 metre kala polis tarafından durduruldu.

“NATO, ülkemizden defol”, “Bağımsızlık Bizim Karakterimizdir” sloganları atan gruptakiler, çevik kuvvet tarafından engellendi. Müdahale sırasında 19 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Erkan, Genel Başkan Yardımcısı Sait Kıran, Genel Sekreter Yardımcısı Tacettin Çolak, Genel Sekreter Yardımcısı Adnan Okur, MYK üyeleri Pınar Akbina ve Doğan Zafer Çıngı’nın yanı sıra Parti yöneticileri ve üyeleri bulunuyor.

Partiden yapılan açıklamada, gözaltına alınanların en küçüğünün 18, en büyüğünün 73 yaşında olduğu belirtildi. Gözaltına alınanların, hastanedeki sağlık kontrolünün ardından Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü ve haklarında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan soruşturma açıldığı öğrenildi.

ÇOK SAYIDA TKP ÜYESİNE GÖZALTI

TKP, Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi’ni protesto etmek amacıyla Kızılay’da yürüyüş düzenledi. Polisin müdahale ettiği eylemde, yöneticilerin de bulunduğu 100’ün üzerinde parti üyesinin gözaltına alındığı bildirildi.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Ankara Kızılay’da NATO’ya karşı eylem düzenledi. “Katil NATO ülkemizden defol”, “NATO’ya geçit yok” sloganlarının atıldığı yürüyüşte kortejin önü polis tarafından kapatıldı.

Ablukaya karşın yürüyüşlerini sürdüren TKP’lilere polis müdahale etti. Aralarında parti yöneticilerinin de bulunduğu 100’ün üzerinde TKP üyesinin gözaltına alındığı belirtildi.

TKP’nin Ankara’daki NATO yürüyüşüne polis müdahalesi: 100’den fazla kişi gözaltına alındıhttps://t.co/RHDOzgubTO pic.twitter.com/tNNwu1UxlW

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) July 5, 2026

Türkiye Komünist Partisi (TKP), NATO zirvesi yaklaşırken Ankara’da düzenlenen NATO karşıtı eylemde ve Kocaeli ile Soma’da 145 parti üyesinin gözaltına alınmasının ardından bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“‘NATO’yla mücadele bir suç değil bir sorumluluktur’ demiştik. AKP iktidarı ise, Filistin’de katliam sürerken, İran’a dönük ABD-İsrail saldırganlığının nereye evrileceği belli değilken, Ukrayna’daki savaşın kapsamının genişlemesi gündemdeyken NATO’yu protesto etmeyi suç olarak tanımlamaya çalışıyor. Bunu kabul etmeyeceğimizi söylemiştik. Darbelerin, siyasi cinayetlerin, katliamların, işgallerin arkasındaki güçlerden biri olan NATO bakanlık ya da valilik kararnameleri ile temize çıkartılamaz. İnsanlık buna izin vermez, tarihsel gerçekler bu şekilde değiştirilemez.

‘ÜLKENİN YURTSEVERLERİNİ NATO BAYRAĞIYLA KORKUTMAYA ÇALIŞIYORLAR’

Bu iktidarın temsilcileri ve yandaşları daha düne kadar 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin sorumluluğuyla ilgili olarak NATO’yu ve batılı emperyalist ülkeleri işaret etmekte, ‘artık eski Türkiye yok’ diye övünmekteydi. Şimdi yine ‘artık eski Türkiye yok’ diyerek ülkenin yurtseverlerini, devrimcilerini, komünistlerini ellerindeki NATO bayrağı ile korkutmaya çalışıyorlar.

Ülkemizin NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana bir değişiklik yok bu düzenin efendilerinin cephesinde. Bir taraftan vatan-millet edebiyatı yapıp diğer taraftan ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin dümen suyunda bölge gücü olmaya çalışmaktan hiç vazgeçmediler. Biz de emperyalizme ve onun NATO başta olmak üzere bütün kurumlarına karşı mücadele etmekten vazgeçmedik. Gün geldi 6. Filo’ya karşı, gün geldi yabancı üslere karşı, gün geldi yanıbaşımızdaki işgal girişimlerine karşı, gün geldi savaşa karşı durduk, durmaya devam edeceğiz. NATO zirvesi yaklaşırken tanık olduğumuz pişkinlik, zorbalık ve onursuzluğu kabul etmeyen, sesini çıkaran, eylem yapan herkes, her parti, her örgüt, her kesim Türkiye’nin üzerine yapıştırılmak istenen ‘kolektif işbirlikçilik yaftasını yırtıp atmıştır.

‘ANKARA’DAKİ EYLEM YAYGIN DESTEK BULDU’

TKP’nin dün Ankara’da Kızılay Meydanı’nda ‘NATO’ya karşı durmak bir görevdir’ diyerek gerçekleştirdiği eylemin çok yaygın bir destek bulması iktidarın bütün çabalarına rağmen Türkiye’nin bağımsızlıkçı, anti-emperyalist damarlarının kurutulamadığının kanıtıdır.

Ancak mücadele sürüyor ve bilmeliyiz ki bu mücadele henüz başarının çok uzağında. Düzen partilerinin tamamının NATO’yu meşrulaştırmak için çabaladığı, halkımızın aklına on yıllardır NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini sağladığı yalanının sokulduğu koşullarda 85 milyonluk bir ülkede binlerle sayılacak protesto gösterileri düzenlendi diye ya da yasak ve engellemeleri tanımadığımızı bir kez daha kanıtladığımız için rahatlayacak değiliz.

‘ASIL GÖREVİMİZ TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRMEK’

Tarihe ve topluma not düşüyoruz ama asıl görevimiz tarihin akışını değiştirmektir. Türkiye emperyalizmden, çokuluslu tekellerden, sömürüden arındırılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Ankara’da, Kocaeli’nde, Soma’da gözaltına alınan 145 TKP’linin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. NATO’culuğa karşı çıktıkları için gözaltına alınan, tutuklanan tüm devrimciler için de aynı talebi yineliyoruz. NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur. Bunu kimse unutmasın. Polis şiddeti sonucunda yaralanan bütün partili arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyor, dayanışma gösteren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.”

Esenboğa Havalimanı güzergahına NATO ülkelerinin bayrakları asıldı

NATO Zirvesi, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek. ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere NATO müttefikleri ve NATO ortaklarının liderleri ile heyetlerinin katılacağı Zirve kapsamında hazırlıklar devam ediyor. Liderler ve heyetlerinin uçaklarının ineceği havalimanlarından biri olan Esenboğa Havalimanı güzergahında hazırlıklar bitmek üzere.

Liderlerin uçaklarının ineceği Esenboğa Havalimanı güzergahına NATO ülkelerinin bayrakları asıldı. Ankara Zirvesi’nin sloganı olan “Barışta Ortak Gelecek”, “Güvenliğin Anahtarı” ve “Barışın Anahtarı” yazılı pankartlar havalimanına giden yol olan Özal Bulvarı’nda sağlı sollu yerlerini aldı.

Bulvar üzerindeki panolarda KAAN, Hürjet, TCG Anadolu gibi Türk savunma sanayinin öne çıkan ürünleri ile aralarında Galata Kulesi, Kapadokya, Efes Antik Kenti, Anıtkabir gibi Türkiye’nin tarihi ve turistik lokasyonlarının fotoğraflarına da panolarda yer verildi. (ANKA)

Öğrenci affı TBMM’ye sunuldu

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri de içeren Yüksek Öğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin TBMM Başkanlığına sunulduğunu bildirdi.

Zengin, Meclis’te AKP Kocaeli Milletvekili Sadettin Hülagü ve Niğde Milletvekili Cevahir Uzkurt ile düzenlediği basın toplantısında, teklifin 28 maddeden oluştuğunu belirtti.

Teklifi bir başlangıç olarak gördüklerini ifade eden Zengin, ekim ayından sonra bir kanun teklifinin daha gündeme geleceğini bildirdi.

Özlem Zengin, teklifte öğrenci affına yönelik düzenlemenin de bulunduğunu aktararak, şöyle devam etti:

“Yükseköğretime dönüşle alakalı bir öğrenci affı getiriyoruz. Geniş bir af yapmayı hep beraber konuştuk. 2022’de de TBMM af düzenlemesi yapmıştı. Tek bir kriter var, daha evvelki aflardan yararlanmamak şartıyla, lisans, ön lisans, lisans tamamlama, lisans üstü düzeyde tüm öğrencilerimiz bu aftan yararlanabilecek. Bu, bir süre içerisinde olacak. Öğrenciler aftan yararlanmak için 4 ay içerisinde ilişikleri kesilen üniversitelere başvurabilecek. Askerlik görevini ifa eden öğrencilerin de haktan yararlanması için askerlik görevinin sona ermesinden 2 ay sonra başvurmaları halinde onlar da bu aftan yararlanabilecek.”

Uygulamalı eğitim ve intörnlük sürecini tamamlayamadan ilişikleri kesilen öğrenciler için de ayrı bir düzenleme yapılacağını anlatan Zengin, teorik derslerden başarılı olan, uygulamalı eğitim ve intörnlük sürecinde problem yaşayanlar için de af getirileceğini, üniversiteyi bitirme sürelerinin uzatılacağını söyledi.

Başta tıp fakülteleri olmak üzere Anadolu’daki değerli akademisyenlerden daha fazla istifade etmek istediklerini vurgulayan Zengin, emekliye ayrıldıktan sonra öğretim üyelerinin 2 yıl süreyle sözleşmeli görevlerini sürdürebileceğini, onlara ek ders ücreti ve teşvik ödeneklerinin verileceğini belirtti.

Hastaneleri olmayan vakıf üniversitelerinin tıp fakültelerine verilen hastane yapma sürelerinin uzatılacağını bildiren Zengin, teklifle ayrıca Anayasa Mahkemesinin iptal kararları doğrultusunda da düzenlemelere gidileceğini ifade etti.

‘DEVLET ÜNİVERSİTELERİMİZ, YURT DIŞINDA TESİS KURABİLECEK’

Teklifteki düzenlemeleri anlatan Zengin, şunları kaydetti:

“Vakıf üniversitelerinde tam burslu öğrencilerin olması çok önemli. Bir vergi düzenlemesiyle tam burslu eğitim alacak öğrencilerin sayısının artırılmasını düzenliyoruz. Yan dal uzmanlığında bulunan öğretim üyelerinin ve araştırma görevlilerinin ek ödeme tavanları Sağlık Bakanlığında görev yapan emsalleriyle aynı noktaya getirildi. Üniversitelerimize farklı ülkelerde kampüs açmayla ilgili düzenleme ortaya koyuyoruz. Devlet üniversitelerimiz, yurt dışında tesis kurabilecek. Hem bulundukları ülkelerde öğrenci alıp yetiştirebilecekler hem de Türkiye’den üniversite sınavına giren öğrencilerimiz o üniversitelerde eğitimlerine devam edebilecekler. İzinsiz yabancı yükseköğretim kurumlarının faaliyet yaptığını görüyoruz, aslında kaçak bir uygulama. Türkiye’de izinsiz ve mevzuata aykırı yükseköğretim faaliyetinin yürütülmesinin, sahte diploma, sahte sertifika düzenlemesinin önüne geçebilmek için son derece katı düzenleme yapıyoruz.”

Akademik tez yazan ofislerin bulunduğunu hatırlatan Zengin, bu konuda da düzenleme yapılacağını belirtti.

Teklifle ilgili 6 aylık bir çalışma süreci ortaya koyduklarını dile getiren Zengin, teklif konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile de görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi.

Özlem Zengin, teklifin, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşüleceğini, daha sonra TBMM Genel Kurulunun gündemine geleceğini bildirdi.

‘TÜRKİYE MUHALEFETİ, HİÇBİR İYİ ŞEYİ GÖRMEMEYE ÇALIŞIYOR’

Gazetecilerin NATO Liderler Zirvesi kapsamında alınan tedbirlere ve muhalefetin bu konudaki eleştirilerine ilişkin soruları üzerine Zengin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirveye 14’üncü kez katılacağını ve en çok katılan lider olduğunu ifade etti.

AKP Grup Başkanvekili Zengin, şu değerlendirmelerde bulundu:

“NATO’ya yeni bir anlam da atfediliyor. Herkesin gözünün Türkiye’de olduğu bir ortamda, Türkiye için önemli olan bir toplantıyı hacminden büyük gölgelemek yaralayıcı. Türkiye muhalefeti, hiçbir iyi şeyi görmemeye çalışıyor. Hak ihlalini de doğru bulmayız. Var olan çalışmaları, bu önemli organizasyonu gölgelemek adına hacminden büyük konuşmayı da haksızlık olarak görüyorum.”

Yükseköğretim Kurumları Sınavı’ndaki bir sorunun iptal edildiğinin, bir sorunun da cevabının değiştirildiğinin hatırlatılması üzerine Zengin, hakkaniyetin ortaya konulacağı seçeneğin düşünülmesi gerektiğini söyledi. (ANKA)

Komedyen Deniz Göktaş, havaalanında gözaltına alındı

Gösterilerinden bazı kesitlerin yer aldığı X paylaşımlarına erişim engeli getirilen komedyen Deniz Göktaş hakkında savcılık tarafından soruşturma başlatılmıştı.

Konuya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada “Bir kısım sosyal medya platformlarında yayınlamış olduğu içeriklerde suç unsuru ifadeler tespit edilen şüpheli Deniz Göktaş hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır” denilmişti.

Yurt dışında bulunan Deniz Göktaş İstanbul Havalimanı’ndan yurda dönüşünde pasaport kontrolünde gözaltına alındı.

Vatan Caddesi’ndeki Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne götürülen Göktaş’ın soruşturma kapsamında ifade vermesi bekleniyor.

ÖNCE ERİŞİM ENGELİ GETİRİLDİ

Göktaş’ın stand-up gösterisinden kesitlerin yer aldığı bazı X paylaşımlarına “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirilmişti.

Göktaş’ın 1 Haziran’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelediği kapalı gişe stand-up gösterisi, 24 Haziran’da YouTube’da yayına girmiş, ilk gün 1 milyon izlemeye ulaşmış, sayı kısa sürede milyonlara çıkmıştı.

“Ölü Deniz” adlı gösteri siyasi hiciv örneği olarak ilgi, beğeni toplamış, eleştirilere yol açmış, gösteriden kesitler sosyal medyada paylaşılmıştı. (ANKA)

CHP’li Hasan Öztürkmen’den ‘et baronları’ sorusu: ‘Beyaz’a uygulanan tarife ‘kırmızı’ya neden uygulanmıyor?

CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, yaptığı yazılı açıklamada, Et ve Süt Kurumu (ESK) üzerinden yürütülen ithal et politikaları ve kırmızı et sektörüne yönelik soruşturma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İki ay önce Ankara merkezli 8 ilde düzenlenen operasyonda, et fiyatlarını manipüle ettikleri, arzı kısıtladıkları ve piyasaya hastalıklı et sürdükleri iddia edilen 31 şüphelinin gözaltına alındığını, bunlardan 7’sinin tutuklandığını hatırlatan Öztürkmen, operasyonun ardından büyük kırmızı et şirketlerine yönelik herhangi bir adım atılmadığını savundu.

Hasan Öztürkmen, açıklamasında şunları söyledi:

“Türkiye beyaz et firmalarına yönelik operasyonu konuşurken, kırmızı et baronları adeta unutuldu.

Et fiyatlarını manipüle ettikleri, arzı kısıtladıkları ve piyasaya hastalıklı et sürdükleri iddia edilen şüphelilere yönelik iki ay önce Ankara merkezli 8 ilde düzenlenen operasyonda 31 şüpheli gözaltına alınmış, bunların 7’si tutuklanmıştı. Operasyonun üzerinden iki aydan fazla bir süre geçti ancak şüphelilerin sahibi olduğu büyük kırmızı et şirketleriyle ilgili de bir adım atılmadı. Beyaz et firmalarına atanan “denetim kayyumu” et baronlarının firmalarına uygulanmadı. Daha vahimi savcılık kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre söz konusu soruşturma dosyası kapalı durumda. Son HSK kararnamesiyle soruşturma savcısının değiştirildiğini ancak dosyaya yeni savcı görevlendirilmediğini de öğrendik. Soruşturmaya ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı sessizliğe gömülmüş durumda. Aylardır kamuoyuna tek satır bilgilendirme yapmadılar.

‘YÜZDE 5’İ VATANDAŞA ULAŞABİLİYOR’

Soruşturma konusu edilmedi ancak bu firmaların tek suçu “et fiyatlarını manipüle etmek” değil. Çok daha büyük bir vurgun söz konusu. İktidar destekli büyük et firmalarının Et ve Süt Kurumu’nun ithal ettiği etler ve canlı hayvanlar üzerinden kurduğu büyük vurgun çarkını iki yıldır kamuoyuna tüm ayrıntılarıyla anlatıyorum.
Kamuoyu beyaz et firmalarına yapılan operasyonu konuşuyor ancak asıl büyük vurgun yıllardır kırmızı et sektöründe yaşanıyor. Et ve Süt Kurumu (ESK) eliyle yaklaşık 10 yıldır milyar dolarlık et ve canlı hayvan ithalatı yapılıyor. Tam gaz devam eden karkas et ve canlı hayvan ithalatı da fiyatları düşürmüyor. Çünkü “Vatandaş ucuz et yiyecek” denilerek başlatılan ithalatla getirilen ucuz etler vatandaşın sofrasına değil, et baronlarının ve büyük zincir şirketlerin kasasına giriyor. Milyar dolarlık ithalatların ancak yüzde 5’i vatandaşa ulaşabiliyor. Yüzde 95’lik kısmı ise AKP destekli 8-10 büyük şirket arasında adeta talan ediliyor.

CHP’li Hasan Öztürkmen’den ‘et baronları’ sorusu:

“‘Beyaz’a uygulanan tarife ‘kırmızı’ya neden uygulanmıyor? Et baronlarını kimler koruyor? Et baronlarının vurgun dosyası neden kapalı?”https://t.co/cm0ErtSdYY pic.twitter.com/3X0XL6tTGM

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) July 2, 2026

Hâlbuki kilogram fiyatı 7 dolara alınan ithal karkas etler doğrudan halka sunulsa vatandaş en fazla 400 TL’ye et yiyebilecek. Ancak iktidar, ucuz etleri yandaş şirketlere peşkeş çekmeyi tercih ediyor.

İki yıldır vurgun çarkını ifşa ediyorum. Meclis çatısı altında defalarca basın toplantısı düzenledim. Cumhuriyet savcılıklarını göreve çağırdım. Hatta Et ve Süt Kurumu (ESK) tarafından ithal edilen ucuz etlerin tamamının Tarım Kredi marketlerinde doğrudan ve sadece vatandaşa satılması için kanun teklifi dahi verdim. İktidar duymazdan geldi. Çabalarımız ve kamuoyunun desteğiyle bu büyük et şirketlerine yönelik soruşturma başlatıldı. Soruşturma konusu ithal etler üzerinden yapılan vurgun olmasa da kırmızı et firmalarının mercek altına alınması değerliydi. Ancak soruşturmaya rağmen et firmalarının faaliyetlerine devam ediyor olması ve operasyonun üzerinden iki ay geçmesine rağmen dosyanın kapalı durumda bulunması vahimdir.

‘ET BARONLARINI KİMLER KORUYOR?’

Bu durumda, “Et baronlarını ve onların şirketlerini kim koruyor?” sorusu gündeme gelmektedir. Beyaz et firmalarına uygulanan tarife, bunların yüz katı daha fazla haksız kazanç sağlayan kırmızı et firmalarına uygulanmıyor olması dikkat çekmektedir.

Buradan yetkililere tekrar sesleniyorum: ‘Beyaz’a uygulanan tarife ‘kırmızı’ya neden uygulanmıyor? Et baronlarını kimler koruyor? Et baronlarının vurgun dosyası neden kapalı?”

Ayşe Tokyaz cinayetinde istenen ceza belli oldu

Eski polis memuru Cemil Koç tarafından öldürülerek bavul içinde yol kenarına bırakılan 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz cinayetinin 11 sanıklı davasının üçüncü duruşmasına Küçükçekmece 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediliyor.

Sabah 10.20 sıralarında başlayan duruşmada sanıklardan Oğuz Kal’ın “çirkefçe konuşuyor” şeklindeki sözlerine tepki gösteren Ayşe Tokyaz’ın ikizi Esra Tokyaz salondan çıkarıldı.

CEMİL KOÇ HAKKINDA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET İSTENDİ

Bir süre sonra mütalaasını açıklayan duruşma savcısı sanık Cemil Koç hakkında ‘kadına karşı tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet cezası talep etti.

Mütalaada Koç’un ayrıca, ‘cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ‘şantaj’ suçlarından da cezalandırılmasını istedi.

TÜM SANIKLARIN TUTUKLULUĞUNUN DEVAMI İSTENDİ

Savcı ayrıca, hüküm ile birlikte sanıklar Cemil Koç, Cemal Arslan, Oğuzhan Kal, İlker Umut Uğurlu, Necmettin Eser, Barışcan Aydın, Erhan Girgin, Yusuf Ziya Sancak ve Necdet Çetinkaya’nın tutukluluk hallerinin devamına, sanık Zülfü Bektaş hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin de devamına karar verilmesini istedi.

Duruşmaya mütaala ile ilgili değerlendirme için ara verildi. (ANKA)

LPG’ye indirim geliyor

Akaryakıt fiyatlarındaki hareketlilik devam ediyor.

Benzinin litre fiyatında yapılan 55 kuruşluk indirimin ardından bu kez LPG kullanıcılarını sevindirecek bir gelişme yaşandı.

Sektör temsilcilerinden edinilen bilgilere göre, otogazın litre fiyatında bu gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere 93 kuruşluk indirim uygulanması bekleniyor. İndirimin pompaya yansımasıyla birlikte LPG fiyatları yeniden güncellenecek.

Ortalama 50 litrelik otogaz deposunda indirim yaklaşık 46,5 TL avantaj sağlayacak.

LPG grubundaki indirimin, bu gece yarısından sonra pompa fiyatlarına yansıması bekleniyor.

Güncel akaryakıt fiyatları şöyle…

İSTANBUL AVRUPA YAKASI

Benzin: 62.77 TL

Motorin: 64.61 TL

LPG: 31.99 TL

İSTANBUL ANADOLU YAKASI

Benzin: 62.59 TL

Motorin: 64.43 TL

LPG: 31.39 TL

ANKARA

Benzin: 63.72 TL

Motorin: 65.68 TL

LPG: 31.97 TL

İZMİR

Benzin: 63.98 TL

Motorin: 65.96 TL

LPG: 31.79 TL

Markette 21 ürün zamlandı: Fiyatı en çok yükselen ve düşen ürünler hangileri oldu?

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Haziran ayında üretici market fiyatlarındaki farklılıklarla, girdi maliyetlerinde yaşanan değişimleri değerlendirdi.

İHA’nın haberine göre; haziran ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 379,3 ile elmada görüldüğünü belirten Bayraktar, “Elmadaki fiyat farkını yüzde 284,2 ile havuç, yüzde 283,5 ile çilek, yüzde 251,3 ile yeşil fasulye ve yüzde 246,9 ile kiraz takip etti. Elma 4,8 kat, havuç ile çilek 3,8 kat ve yeşil fasulye 3,5 kat fazlaya satıldı. Üreticide 18 lira 75 kuruş olan elma markette 89 lira 87 kuruşa, 22 lira 50 kuruş olan havuç 86 lira 45 kuruşa, 43 lira olan çilek 164 lira 91 kuruşa, 46 lira 25 kuruş olan yeşil fasulye 162 lira 45 kuruşa ve 57 lira 50 kuruş olan kiraz 199 lira 48 kuruşa satıldı. Haziran ayında markette fiyatı en fazla artan ürün çilek olurken üreticide kabak oldu. Fiyatı en fazla düşen ürün ise markette domates, üreticide karpuz oldu” ifadelerini kullandı.

MARKETTE 21 ÜRÜNÜN FİYATI ARTTI, 17 ÜRÜNÜN FİYATI DÜŞTÜ

Market fiyatlarına ilişkin bilgi veren Bayraktar, Haziran ayında markette 38 ürünün 21’inde fiyat artışı, 17’sinde fiyat düşüşü görüldüğünü aktararak “Haziran ayında markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 81 ile çilek oldu. Çilekteki fiyat artışını yüzde 52,2 ile havuç, yüzde 32,8 ile kabak, yüzde 32,5 ile kuru soğan ve yüzde 24,7 ile patates takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 37,8 ile domates oldu. Domatesteki fiyat düşüşünü yüzde 22,3 ile karpuz, yüzde 17,1 ile nohut, yüzde 13,3 ile kuru üzüm ve yüzde 10,5 ile yumurta izledi” açıklamasında bulundu.

“Haziran ayında üreticide 30 ürünün 12’sinde fiyat artışı olurken 9 üründe fiyat düşüşü görüldüğüne değinen Bayraktar, 9 üründe ise fiyat değişimi olmadığını aktardı. Bayraktar, “Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 54,8 ile karpuzda görüldü. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 43,3 ile domates, yüzde 30,4 ile limon, yüzde 25,4 ile yeşil fasulye ve yüzde 15,7 ile maydanoz izledi. Üreticide en çok fiyat artışı yüzde 112,5 ile kabakta görüldü. Kabaktaki fiyat artışını yüzde 50 ile havuç, yüzde 47,4 ile patlıcan, yüzde 33,4 ile sivri biber ve yüzde 28,1 ile patates izledi” diye konuştu.

LİMONDA TALEP KAYNAKLI FİYAT DÜŞÜŞÜ

Bayraktar, seralarda sezonun bitmek üzere olduğunu dile getirerek “Seralarda sezon bitmek üzere. Kabak, patlıcan, sivri biber ve salatalık genel olarak söküldü, bu da arzı düşürerek fiyatların artmasına sebep oldu. Domateste ise sera sezonunun sonuna gelinse de Antalya’nın, Mersin’in ve Balıkesir’in yayla kesimlerinde domates hasadının başlamasıyla arz arttı, bu da fiyatların düşmesine neden oldu. Hasat miktarındaki artışa bağlı olarak karpuz arzının yükselmesi üretici fiyatlarının düşmesine neden oldu. Limonda talepteki azalma, üretici fiyatlarının düşmesine sebep oldu. Yazlık patateste ilkbahar yağışlarının uzun sürmesi, üründe bozulmalara neden oldu ve arz azaldı. Bu durum patates fiyatlarının yükselmesine yol açtı. Havuçta turizm sezonuna bağlı olarak talep artışı olduğundan fiyatlar yükseldi” ifadelerine yer verdi.

ÜRE GÜBRESİNİN FİYATINDA YÜZDE 9 DÜŞÜŞ

Girdi fiyatlarına ilişkin de bilgi veren Bayraktar şu ifadeleri kullandı:

“Ziraat Odalarımız aracılığıyla girdi piyasalarından aldığımız fiyat verilerine göre; Haziran ayında, Mayıs ayına göre 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 0,6, DAP gübresi ise yüzde 0,3 oranında artış gösterdi. Buna rağmen ÜRE gübresinin fiyatında yüzde 9, amonyum sülfat gübresinde yüzde 4 ve amonyum nitrat gübresinde yüzde 2,4 oranında düşüş görüldü. Geçen yılın Haziran ayına göre son bir yılda amonyum sülfat gübresi yüzde 77,9, amonyum nitrat gübresi yüzde 72,4, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 46,1, DAP gübresi yüzde 39,5 ve ÜRE gübresi yüzde 12,2 oranında arttı. Haziran ayında Mayıs ayına göre besi yemi fiyatları yüzde 0,1, süt yemi fiyatları yüzde 0,4 arttı. Son bir yılda ise besi yemi yüzde 30,9, süt yemi yüzde 29,2 oranında arttı. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1, tarım ilacı fiyatları yüzde 27,8 oranında arttı. Haziran ayında mazot fiyatı aylık olarak 2,7 oranında düşerken yıllık yüzde 31,5 oranında arttı.”

 

Özgür Özel’den ‘İmamoğlu’yla ayrılık’ sorusuna yanıt

Nefes yazarı Aytunç Erkin, CHP Grup Başkanı Özgür Özel’le yaptığı görüşmeyi köşesine taşıdı.

Özel’in İmamoğlu’nu bir süredir cezaevinde ziyaret etmediği yönündeki kulis bilgilerini Özel’e soran Erkin, Özel’in, “Geçen perşembe günü izin istedim ancak duruşması vardı olmadı. Cuma günü de benim programım vardı. İnşallah bu cuma gideceğim görüşmeye olmazsa pazar günü” dediğini aktardı.

Özel’e “İmamoğlu’yla aranızda bir ayrılık var mı?” sorusunu da yönelten Erkin, Özel’in, “Özgür Özel, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu ayrılamaz. Bu üçlü Türkiye’nin kaderini değiştirecek. Ekrem İmamoğlu’nu bırakmam Mansur Yavaş olmadan da yol yürümem” dediğini ifade etti.

Özel, yeni parti için 20 Temmuz ve 24 Temmuz tarihlerinin konuşulmasıyla ilgili soruya da “Bunlar kritik tarihler. Adli yıl sonu ve iki dönem kurultay yapmama tarihi. Ama partiden gidiş ya da yeni kuruluş için değil” dedi.

Meteoroloji alarm verdi: Bazı illerde sıcaklık 40 dereceyi aşacak!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 2 Temmuz hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurdun kuzey, iç ve batı kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Bilecik, Bursa, Kütahya, Bolu ve Karabük çevreleri ile Balıkesir’in batı kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmeye devam edeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle kuzey ve kuzeydoğu, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Parçalı ve çok bulutlu, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Bursa ve Bilecik çevreleri ile Balıkesir’in batı kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 32°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ÇANAKKALE °C, 35°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde batı kıyı kesimleri yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İSTANBUL °C, 32°C

Parçalı ve çok bulutlu

KIRKLARELİ °C, 32°C

Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

EGE

Parçalı ve az bulutlu, kuzeyinin yer yer çok bulutlu, Kütahya çevrelerinin öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AFYONKARAHİSAR °C, 32°C

Parçalı ve az bulutlu

DENİZLİ °C, 37°C

Parçalı ve az bulutlu

İZMİR °C, 35°C

Parçalı ve az bulutlu

MUĞLA °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

AKDENİZ

Parçalı ve az bulutlu, batısının zamanla açık, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkiinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

ANTALYA °C, 30°C

Az bulutlu ve açık

BURDUR °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

HATAY °C, 31°C

Az bulutlu ve açık

İÇ ANADOLU

Az bulutlu ve açık, kuzeybatı kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 36°C

Parçalı ve az bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

KONYA °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

YOZGAT °C, 31°C

Az bulutlu ve açık

BATI KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu, Bolu ve Karabük çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 30°C

Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

BARTIN °C, 34°C

Parçalı ve az bulutlu

KASTAMONU °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

ZONGULDAK °C, 27°C

Parçalı ve az bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 37°C

Parçalı ve az bulutlu

RİZE °C, 28°C

Parçalı ve az bulutlu

SAMSUN °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

TRABZON °C, 26°C

Parçalı ve az bulutlu

DOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 30°C

Az bulutlu ve açık

KARS °C, 27°C

Az bulutlu ve açık

MALATYA °C, 38°C

Az bulutlu ve açık

VAN °C, 28°C

Az bulutlu ve açık

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 40°C

Az bulutlu ve açık

GAZİANTEP °C, 37°C

Az bulutlu ve açık

MARDİN °C, 37°C

Az bulutlu ve açık

ŞANLIURFA °C, 40°C

Az bulutlu ve açık

Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılı: Dava düşürüldü, failler kol geziyor!

2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan aydın, yazar ve sanatçılardan oluşan 51 kişilik grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de bulunuyordu.

Otelde 33 yazar ve ozan ile iki otel çalışanı yakılarak veya yangından kaynaklı duman zehirlenmesi sonucu öldürülmüştü.

MADIMAK OLAYI

Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok sanatçı ve fikir insanı dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak kente geldi.

Kültür Merkezi içindeki gerici grubun taşlı sopalı saldırısı polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Binlerce kişiden oluşan gerici grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti.

MADIMAK OTELİ’NİN YAKILMASI

Madımak Olayı’nda grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak Oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı.

Otele sığınmış olan kişilerden, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi.

Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip, merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan gerici kalabalığa doğru itildi.

UTANÇ GÖRÜNTÜLERİ

Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.

Madımak Olayı sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ve 2 gösterici yaşamını yitirdi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.

İKTİDARDAKİLERİN TEPKİSİ NE OLMUŞTU?

Turgut Özal’ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel’in yerine DYP Genel Başkanı seçilen ve Başbakan olan Tansu Çiller görevi devralalı henüz bir hafta olmuştu.

Çiller’in Madımak Oteli’nde yaşananların ardından söylediği sözler tartışma yaratacaktı: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir”

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını” vurguluyordu: “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”

İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin’i hedef gösterdi: “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.”

Aziz Nesin, ilerleyen günlerde Gazioğlu’nun “yalancılıkla” suçladı.

Koalisyon ortağı SHP’nin eski genel başkanı, dönemin başbakan yardımcısı Erdal İnönü, olaylar sırasında Aziz Nesin’le telefonla görüşerek “en kısa zamanda takviye güç gönderileceğini, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacağını” söyledi.

İnönü, katliam ardından SHP’ye ve kendisine yönelik eleştirilere, “Ne yapayım, yetkim yoktu” cevabını verdi.

DAVA SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?

Madımak Olayı‘ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı.

Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

YARGITAY DGM KARARINI BOZDU

Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

Madımak Olayı’nda 33 kişiye idam cezası 28 Kasım 1997’de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idama ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu.

Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı.

2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.

ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLDÜ

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında Madımak Katliamı davasında duruşma savcısı, zamanaşımının uygulanmasını ve davanın düşmesini istedi. Mütalaanın ardından ara veren mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düşmesine karar verdi.

Avukatların beyanlarını sunmasının ardından mahkeme heyeti, tüm istemleri reddetti. Esas hakkında mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, kaçaklık durumunun zamanaşımını durdurmadığını, bu nedenle davanın düşmesini istedi.

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre, duruşmayı izleyen vatandaşlar “Kimin savcısısın?” diyerek tepki gösterdi. Mütalaanın ardından ara veren mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düşmesine karar verdi. Vatandaşlar, “Katilleri koruyorsunuz” tepkisini gösterdi. Mahkeme heyeti tepkiler üzerine salonun boşaltılmasına karar verdi.

Mağdur aileleri, salonu alkışlar ve yuhalamalar eşliğinde boşalttı.

‘KIRMIZI BÜLTEN DE SONUÇ VERMEDİ’

Karara kamuoyundan ve muhalefetten tepkiler yükselirken, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Zonguldak Valiliği’ni ziyaretinin ardından konuya ilişkin açıklama yaptı. O günkü Türk Ceza Kanunu’nda zaman aşımı süresinin 30 yıl olduğu için düşme kararı verildiğini ancak AKP’nin insanlığa karşı suçlarda zaman aşımını kaldırdığını belirten Tunç, şöyle konuştu:

“Burada şunu ifade edelim; bir kere 1993 yılında meydana gelen bu elim olaylar sonrasında Sivas davası süreci başladı. Sivas davasında gözaltına alınıp tutuklanan sanıklarla ilgili yargılama süreçleri o dönem başladı, devam etti ve mahkumiyetler verildi. Şu anda o sanıklar hükümlü konumunda. Ana davanın hükümlüleri, cezalarını cezaevlerinde çekmeye devam ediyorlar. Tabii 3 firari sanıkla ilgili yargılama süreci gerçekleştirilememişti. Firari sanıklar yakalanamamıştı. Kırmızı bülten çıkarılarak uluslararası düzeyde de aranmaları sağlandı. Bu da sonuç vermedi.

KATLİAMIN YAŞANDIĞI MADIMAK OTELİ’NE NE OLDU?

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi Alevi örgütleri başta olmak üzere, her yıl olaylarla ilgili anma programı düzenleyen kurumlar, otelin ‘Utanç Müzesi’ olmasını talep ediyor. Ancak bu talep bugüne kadar hükümetler tarafından kabul edilmedi.

Katliamı takip eden yıllarda otelin girişinde bir kebap lokantası açıldı. Bu, mağdur yakınlarının tepkisine neden oldu.

LOKANTA, TEPKİLER ARDINDAN 2009 YILINDA TAŞINDI

Otel ise kamulaştırıldı, yenilendi ve 2011’de Bilim ve Kültür Merkezi olarak kullanıma açıldı.

Merkezdeki anı köşesine, olaylarda ölen 33 aydın, iki otel görevlisi yanında iki saldırganın da adı yazıldı. Listede iki göstericinin de adının yer alması, katliam mağduru ailelerin tepkisini çekti.

Sivas anmalarını düzenleyen kurumlar özellikle her yıl 2 Temmuz’da “Utanç Müzesi” taleplerini yineliyor.

Kızılcagün Platformu’nun yeni durağı Antalya: Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik Paneli

VERYANSIN TV

Kızılcagün Platformu, “Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik” başlıklı panel serisini bu kez Antalya’da sürdürecek. 11 Temmuz 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilecek panelde, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu siyasi gelişmeler, açılım süreci, milli birlik, güvenlik politikaları ve Cumhuriyet’in geleceği farklı yönleriyle değerlendirilecek.

Panel, Assım Abdullah Sevimçok Sivil Toplum ve İnovasyon Merkezi’nde (1219. Sokak, Doğuyaka Mahallesi No:9, Muratpaşa/Antalya) saat 13.50’de başlayacak.

Kızılcagün Platformu, Antalya ve çevre illerde yaşayan tüm yurttaşları panele davet ederek, etkinliğin ücretsiz olduğunu duyurdu.

Astsubay Kenan Şahin şehit oldu

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Fırat Kalkanı harekat bölgesinde rahatsızlanan kahraman silah arkadaşımız piyade astsubay kıdemli başçavuş Kenan Şahin, helikopter ile havadan sıhhi tahliyesinin yapıldığı Gaziantep Şehir Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 24 Haziran 2026 tarihinde şehit olmuştur” denildi.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de taziye mesajı yayımladı.

Güler, “Kahraman silah arkadaşımız, rahatsızlanması nedeniyle hastaneye kaldırılmış; yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 24 Haziran 2026 tarihinde şehit olmuştur. Kahraman şehidimize şahsım ve Milli Savunma Bakanlığı mensupları adına Allah’tan rahmet; kederli ailesine ve asil milletimize başsağlığı ve sabır dilerim” dedi.

FETÖ’cü ismin şirketi Havza’yı terk et | Av. İsmail Hakkı Atal – Burakhan Başaran

Yayını izlemek için tıklayın:

FETÖ’cü ismin Şirketi Havza’yı Terk Et | Av. İsmail Hakkı Atal – Burakhan Başaranhttps://t.co/nJ6ijQBQOy

— Veryansın Tv (@Veryansin_Tv) June 25, 2026

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

İZBETON’a ihale operasyonu: Gözaltılar var

Kemeraltı Çarşısı bölgesinde önceki dönemde başlatılan altyapı çalışmaları kapsamında aydınlatmayı sağlayacak elektrik direklerinin alımına ilişkin ihalelerde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla operasyon düzenlendi.

Operasyonda, eski İZBETON Genel Müdür Yardımcıları A.B. ve H.Y. ile şirketin İnşaat Müdürü S.Ç. gözaltına alındı.

Şüphelilerin emniyetteki ifade işlemlerinin sürdüğü, soruşturmanın devam ettiği öğrenildi. (ANKA)

TÜİK açıkladı: Türkiye’de en yaygın ölüm sebepleri belli oldu

2025 yılında Türkiye’de ölüm sayısı 491 bin 684’e yükselirken, kaba ölüm hızı binde 5,7 olarak gerçekleşti. Ölüm nedenleri arasında ilk sırada yüzde 34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları yer alırken aldı, bebek ölüm hızı binde 7,8’e geriledi.

TÜİK, 2025 yılına ilişkin Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre, ölüm sayısı 2024 yılında 489 bin 734 iken 2025 yılında 491 bin 684’e yükseldi. Ölen kişilerin yüzde 55,1’ini erkekler, yüzde 44,9’unu kadınlar oluşturdu.

KABA ÖLÜM HIZI BİNDE 5,7 OLDU

Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2025 yılında bir önceki yıla göre değişim göstermeyerek binde 5,7 oldu.

Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il 2025 yılında binde 10,8 ile Sinop olarak kaydedildi. Sinop’u binde 10,2 ile Kastamonu, binde 9,6 ile Giresun ve binde 9,5 ile Balıkesir izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,3 ile Şırnak oldu. Şırnak’ın ardından binde 2,5 ile Hakkari, binde 3,1 ile Van, binde 3,2 ile Batman ve Şanlıurfa sıralandı.

ÖLÜM NEDENLERİNDE İLK SIRADA DOLAŞIM HASTALIKLARI YER ALDI

TÜİK verilerine göre, ölüm nedenleri incelendiğinde 2025 yılında ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Dolaşım sistemi hastalıklarını yüzde 16,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları takip etti.

Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanan ölümler alt nedenlerine göre değerlendirildiğinde, ölümlerin yüzde 42,3’ünün iskemik kalp hastalıkları, yüzde 24,6’sının diğer kalp hastalıkları ve yüzde 18,2’sinin serebro-vasküler hastalıklardan kaynaklandığı görüldü.

DOLAŞIM SİSTEMİ HASTALIKLARINA BAĞLI ÖLÜM ORANININ EN YÜKSEK OLDUĞU İL ÇANAKKALE OLDU

Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2025 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 47,7 ile Çanakkale oldu. Çanakkale’yi yüzde 42,8 ile Balıkesir, yüzde 42,2 ile Hatay ve yüzde 42,0 ile Burdur izledi.

Aynı verilere göre, dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölüm oranının en düşük olduğu il yüzde 25,4 ile Kilis oldu. Kilis’in ardından yüzde 28,7 ile Hakkari, yüzde 28,9 ile İstanbul ve yüzde 29,0 ile Kayseri geldi.

TÜMÖR KAYNAKLI ÖLÜMLERDE İLK SIRADA AKCİĞER, BRONŞ VE SOLUK BORUSU TÜMÖRLERİ BULUNDU

İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklanan ölümler alt nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin yüzde 28,9’unun gırtlak ve soluk borusu, bronş, akciğerin kötü huylu tümöründen kaynaklandığı belirlendi. Bunu yüzde 8 ile kolonun kötü huylu tümörü ve yüzde 7,6 ile lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörler izledi.

İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklanan ölümler illere göre değerlendirildiğinde, 2025 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ili yüzde 22,4 ile Ağrı olarak kayıtlara geçti. Ağrı’yı yüzde 19,8 ile Van, yüzde 19,5 ile Kocaeli ve Ankara, yüzde 19,4 ile Elazığ takip etti.

Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu il ise yüzde 9,7 ile Kilis olarak kaydedildi. Kilis’i yüzde 10,9 ile Burdur, yüzde 11,0 ile Şanlıurfa ve yüzde 11,2 ile Aydın izledi.

BEBEK ÖLÜM SAYISI 6 NİN 988’E GERİLEDİ

Bebek ölüm sayısı 2024 yılında 8 bin 484 iken 2025 yılında 6 bin 988 oldu. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı da 2024 yılında binde 9 iken 2025 yılında binde 7,8 olarak gerçekleşti.

Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2024 yılında binde 11,1 iken 2025 yılında binde 9,5’e düştü. (ANKA)

Ümit Özdağ’a Şeyh Said’e hakaretten ceza

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Şeyh Said’e ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle “kişinin hatırasına hakaret” suçlaması ile Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada karar açıklandı.

Mahkeme, Özdağ’ı 8 bin 700 TL para cezasını çarptırdı ve hükmün açıklanmasını geri bıraktı. Duruşmanın ardından adliyenin içinde Şeyh Said’in akrabaları olduğu öne sürülen bir grup “Faşist Ümit” diye tepki göstermesi üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı.

Hınıs Adliyesi önünde kararı değerlendiren Özdağ, şunları kaydetti:

“Biraz önce mahkeme kararını açıkladı. Şeyh Said’in hatırasına hakaretten para cezası verdi ve hükmün açıklanmasını da beş sene erteledi. Tabii bu kabul edilebilir bir ceza değil. Neden? Çünkü Şeyh Said’in hakaret edilebilecek bir hatırası olduğunu kabul ediyor ki biz bunu kabul etmiyoruz.

Bu bana karşı verilmiş bir ceza değil esasen; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne verilmiş bir ceza. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, terörle mücadele eden, ayaklanmayı bastıran güçlerimize verilen bir ceza ve ne yazık ki doğru değil. Onun için hukuk mücadelemizi devam ettireceğiz ve bu cezaya itirazımızı avukatlarımız önümüzdeki günlerde bir üst mahkeme olan istinafa yapacaklar.

‘BU SİYASİ BİR DAVADIR’

Burada mesele bir kişi ile Ümit Özdağ arasında bir hakaret meselesi değil, bir ailenin mensuplarıyla Ümit Özdağ arasında bir hakaret meselesi de değil. Burada söz konusu olan Cumhuriyet’e karşı bir ayaklanmaya benim ve partimin almış olduğu tavırdır. Bu tavrımızı bugünkü netliğiyle sürdürme kararlılığı içerisindeyiz. Bundan sonra da sürdüreceğiz. Şeyh Said’i tarihte ait olduğu yerde değerlendiriyoruz ve orada değerlendirmeye de devam edeceğiz.”

Ümit Özdağ, “Bu davayı siyasi bir dava olarak görüyor musunuz” sorusuna “Tabii bu siyasi bir davadır” yanıtını verdi. (ANKA)

 

💾

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Şeyh Said'e ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle "kişinin hatırasına hakaret" suçlaması ile Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada karar açıklandı.

MSB: Almanya’ya ait bir adet Patriot Kürecik’e konuşlandırıldı

MSB’den yapılan açıklamada, “NATO Daimi Savunma Planı kapsamında ittifakın hava savunmasının güçlendirilmesi maksadıyla Almanya’ya ait bir adet Patriot hava savunma sistemi Kürecik’e konuşlandırılmış ve 24 Haziran 2026 tarihinde aynı bölgede konuşlu olan ABD Patriot hava savunma sisteminden görevi devralmıştır” denildi.

Ayrıntılar geliyor…

Şifalı su kaynağına mermer ocağı!

YUSUF YAVUZ / VERYANSIN TV

Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki Tota Yaylası yakınında bulunan ve halk arasında Kadın Pınarı olarak anılan bölgede her yıl yaz aylarında çıkan doğal maden suyu, Antalya, Isparta ve civar illerden çok sayıda insanı bölgeye çekiyor. Yöre halkının hafızasında hala yaşayan efsanelere konu olan su kaynağının bulunduğu orman arazisinde mermer ocağı izni verildi. Proje kapsamında yaklaşık 980 bin m2’lik ruhsat sahasının 327 bin m2’lik kısmında mermer ocağı işletmesi açılması planlanıyor. Mart 2024’de ÇED Olumlu kararı verilen mermer ocağı için ilk etapta 700’e yakın çam ağacının kesilmesi bekleniyor. ÇED alanında şantiye kurulumunun devam ettiği görülen mermer ocağı projesinin bulunduğu arazinin Belence köyü sınırlarında yer almasına karşın, alana 7 km mesafedeki Kuzca köyünde gösterilmesi dikkat çekiyor. Öte yandan her yıl Temmuz ayında ortaya çıkan ve şifalı olduğuna inanılan su kaynağının olduğu bölgenin mermer ocağı için hazırlanan proje dosyasında pasa döküm alanı olarak ayrıldığı görülüyor.

ŞİFALI SU KAYNAKLARI, ÇAM ORMANLARI VE YILKI ATLARININ YURDU

Her zaman karlı zirveleri, buz gibi kaynak suları, ardıç ve karaçam ormanları ile özgür yılkı atlarının yurdu olan Tota Yaylası, Türkiye’nin keşfedilmemiş doğal hazineleri arasında yer alıyor. Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki yayla, aynı adla anılan dağın eteklerinde yer alıyor. Bölgedeki karaçam ormanları, tür için gen kaynağı işlevi görüyor. Bölgede doğal olarak yetişen ve adını bu dağlardan alan ‘Tota kekiği’, önemli ihraç ürünleri arasında yer alıyor. Tota orman kampı, geçmişte orman işçileri için verilen eğitimlere de ev sahipliği yapıyordu.

TOTA YAYLASI VAHŞİ MADENCİLİĞİN KISKACINDA

Ancak son yıllarda Sütçüler ve Eğirdir ilçelerinde birbiri ardına açılan mermer ocaklarının yönü bu kez de korunması gereken doğal alanların başında gelen Tota Yaylasına dönmüş durumda. Birçok köyün su kaynaklarının da yer aldığı Tota Yaylası’nın çevresi mermer ocaklarının kuşatması altında. Bu projelere bir yenisi daha eklendi. Kasımlar Yolu üzerindeki şifalı su kaynaklarının bulunduğu bölgede 977 bin m2’lik alanda mermer ocağı ruhsatı verildi. Denizli merkezli DN Mermer AŞ adlı maden şirketi, ilk etapta ruhsat sahasının 327 bin m2’lik kısmında iki ayrı ocak alanını işletmeye açmak için proje dosyası hazırladı.

ŞİFALI SU KAYNAĞININ OLDUĞU BÖLGEDE MERMER OCAĞI İZNİ

Isparta Valiliği (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü), yılda 270 bin ton blok mermer işlemesi, 243 bin ton da pasa (atık) malzeme çıkması beklenen ocak işletmesi için 22 Mart 2024 tarihinde ‘ÇED Gerekli Değil/Olumlu’ kararı verdi. Yaklaşık 2 yıldır proje alanında herhangi bir çalışma gözlenmezken, geçtiğimiz aylarda şantiye kurulumu için harekete geçilmesiyle projenin şifalı su kaynağının olduğu bölgede yer aldığı ortaya çıktı.

KADIN KIZ SUYU YILDA BİR AY ÇIKIYOR, BÖLGE HALKI KULLANIYOR

ÇED Olumlu kararı verilen proje dosyasında yer alan verilere göre, halk arasında “Kadın Kız Yarığı” olarak bilinen ve şifalı olduğuna inanılan su kaynağının, mermer ocağının pasa döküm sahasının bitişiğinde yer aldığı görülüyor. Şifalı olduğuna inanılan su kaynağı, her yıl Temmuz ayında ortaya çıkıyor, bir ay gibi bir sürenin sonunda ise kayboluyor. Yöre halkının yanı sıra Isparta, Antalya (Serik, Aksu, Manavgat), Afyonkarahisar ve çevre illerden insanlar her yıl bu sudan şifa bulmak amacıyla bölgeye geliyor. Bazı vatandaşların kamp kurarak uzun süre bu suyu tüketiyor. Yöre halkı bu geleneğin yüzlerce yıldır sürdüğünü belirtiyor. Sodalı içeriğe sahip olduğu belirtilen suyun, sindirim ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiğine inanılıyor.

KADIN KIZ PINARININ HALK ARASINDAKİ EFSANESİ

Yöre köylülerinin anlattığı bir efsane, su kaynağının neden toplumsal hafızada yer ettiğini ortaya koyuyor: Söylenceye göre, bölgede yaşayan bir genç kız, yakalandığı hastalık yüzünden karnı şişmeye başlayınca, hamile olduğunu düşünen abileri onu evden kovar. Yaz sıcaklarında günlerce aç susuz ormanda dolaşan genç kız, sonunda bir vadinin kenarında baygın düşer. Bir süre sonra düştüğü yerde bir ıslaklık hisseden genç kız, elleriyle zemini hafifçe kazmaya başlayınca toprağın arasından su çıktığını fark eder. Biraz daha kazdığı zeminde biriken suyu içen genç kızın karnındaki şişlik bir süre sonra kaybolur. İçtiği su, genç kızın karnında şişliğe neden olan hastalıktan kurtulmasını sağlar ve evine döner. Onu evden kovan ailesi, genç kızın gerçekte hamile olmadığını, hastalıktan dolayı karnının o hale geldiğini anlar ve utanır. Ancak genç kız ve ailesi, suyun şifası sayesinde huzurlu yaşamlarına yeniden kavuşurlar ve bu su kaynağı her yıl aynı dönemde yöre halkına şifa vermeye devam eder.

ÇED RAPORUNA GÖRE PROJE SAHASINDA SU KAYNAĞI YOK!

Bu söylenceden dolayı yöre halkı su kaynağının çıktığı bölgeye Kadın Kız Yarığı adını vermiş. Dere yatağının kıyısında yer alan bu kaynağın hemen üzerinde yıl boyunca akışını sürdüren Kadın Pınarı adlı bir başka su kaynağı daha yer alıyor. Yöre halkı, şifalı olduğuna inanılan su kaynağının bilimsel olarak analizinin yapılarak koruma altına alınmasını talep ediyor. Mermer ocağı için hazırlanan proje dosyasında ise alanda su kaynağı ya da dere bulunmadığı öne sürülüyor.

700 AĞACIN KESİLECEĞİ PROJE FARKLI KÖYDE GÖSTERİLMİŞ

Şantiye çalışmalarının sürdüğü gözlenen mermer ocağı projesi için hazırlanan ÇED raporunda, ilgili kamu kurumlarının tümünün olumlu görüş verdiği görülüyor. Mermer ocağı işletmesi için ilk etapta yaklaşık 700 civarında karaçam ağacının kesilmesi planlanıyor. Ancak arazide bulunan ardıç, pırnal ve sert yapraklı ağaç ve ağaççıklardan (maki) oluşan türlerden söz edilmiyor. Ruhsat sahası ve proje alanının Belence köyü sınırlarında bulunmasına rağmen, tüm yazışmalarda ve ÇED dosyasında 7 km mesafedeki Kuzca köyünde gibi gösterilmesi de dikkat çekiyor.

RUHSAT YETKİSİ MERKEZDE, YEREL İDARENİN İRADESİ YOK SAYILIYOR

Bölgenin doğal yaşamı üzerinde büyük tahribatlara neden olan mermer ocaklarıyla ilgili kent genelinde yıllardır çözüm arayışları sürüyor. Ruhsat yetkisinin merkezi idarede olması, yerel dinamikleri karar aşamasının dışına itiyor. Yerel yönetimler ve idari birimler, ruhsat aşamasından işletme aşamasına geçildiğinde bilgi sahibi oluyor. Bunun önüne geçebilmek için 10 yıl önce Isparta Valiliği Mahalli Çevre Kurulu bir karar alarak, kentin belirli bölgelerinin madencilik faaliyetleri dışında tutulması için çalışma başlatmıştı. Mahalli Çevre Kurulu’nun aldığı Ocak 2016 tarihli kararda, Sütçüler ilçesinin tarihi ve doğal mirasına dikkat çekilerek, bölgenin madencilik faaliyetlerinden korunması istenmişti. Alınan bu karar, ilgili bakanlıklar ile ildeki kurumlara da iletilmişti.

İL GENEL MECLİSİNİN TAVSİYE KARARINA UYULMUYOR

Öte yandan Isparta İl Genel Meclisi de 8 Nisan 2016 tarihinde aldığı bir kararda, Sütçüler ilçesindeki anılan bölgeyi de kapsayan bölgelerde madencilik faaliyetleri konusunda hassasiyet gösterilmesi, korunması gerekli alanlarla ilgili işlem tesis edilmesi istenmişti. İl Genel Meclisi’nin tavsiye niteliğindeki bu kararı da 10 yıl önce ilgili kurumlara gönderilmesine karşın, korunması gereken alanlarda mermer ocağı izni verilmesinin önüne geçilemedi.

 

Venezuela’da art arda iki büyük deprem: Olağanüstü hal ilan edildi

Venezuela’nın başkenti Karakas’ın batısında meydana gelen ve ülke genelinde hissedilen iki güçlü deprem büyük yıkıma yol açtı. Depremlerde en az 32 kişinin yaşamını yitirdiği, yaklaşık 700 kişinin yaralandığı bildirildi. Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, ulusa sesleniş konuşmasında ülke genelinde olağanüstü hal ilan edildiğini duyurdu.

ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’na (USGS) göre ilk deprem yerel saatle 18.04’te 7,2 büyüklüğünde meydana geldi. İlk sarsıntıdan bir dakikadan kısa süre sonra ise 7,5 büyüklüğünde ikinci bir deprem kaydedildi. Sarsıntılar yalnızca Venezuela’da değil, komşu Kolombiya’nın başkenti Bogota’da da hissedildi.

USGS, ikinci depremin Karayip ve Güney Amerika tektonik levhalarının sınırında meydana gelen sığ doğrultu atımlı fay hareketinden kaynaklandığını bildirdi. Kurum, güçlü artçı sarsıntıların devam edebileceği uyarısında bulundu.

KARAKAS’TA BiNALAR ÇÖKTÜ, KURTARMA ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR

Başkent Karakas’ta çok sayıda bina çökerken, enkaz altında kalanlara ulaşmak için arama kurtarma ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. Karakas’ın Chacao ilçesinin Belediye Başkanı Gustavo Duque Saez, belediye sınırları içindeki en az iki binanın tamamen çöktüğünü, şimdiye kadar 18 kişinin sağ olarak kurtarıldığını ve 500’den fazla acil durum personelinin bölgede görev yaptığını açıkladı.

Baruta Belediyesi sınırları içinde de iki binanın çökmesi sonucu en az üç kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Belediye Başkanı Darwin Gonzalez, diğer sakinlerin kurtarıldığını ve yaralıların tedavi altına alındığını açıkladı.

HAVALİMANI KAPATILDI, METRO SEFERLERİ DURDURULDU

Rodriguez, Karakas yakınlarındaki Maiquetia Uluslararası Havalimanı’nın depremde ciddi hasar görmesi nedeniyle kapatıldığını açıkladı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, havalimanı tavanlarından parçaların düştüğü ve yolcuların panik içinde binayı terk ettiği görüldü. Yetkililer, ayrıca metro ve tren seferlerinin ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğunu, okulların ise hafta sonuna kadar tatil edildiğini duyurdu.

BÖLGE ÜLKELERİ VE ABD’DEN YARDIM TEKLİFİ

Depremin ardından ABD ile birçok Latin Amerika ülkesi Venezuela’ya destek teklifinde bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın arama-kurtarma ekipleri ile insani yardım malzemelerini bölgeye göndermeye hazırlandığı belirtildi. El Salvador, Ekvador, Brezilya ve Meksika da Caracas yönetimine yardım teklifinde bulundu.

Yetkililer, şu ana kadar 20’den fazla artçı sarsıntının kaydedildiğini, özellikle ülkenin kuzey kıyılarındaki La Guaira, Aragua, Carabobo ve Falcon eyaletlerinin ağır hasar gördüğünü açıkladı.

Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, ulusa sesleniş konuşmasında ülke genelinde olağanüstü hal ilan edildiğini duyurdu. Rodriguez, acil durum çalışmalarını koordine etmek üzere bir general görevlendirildiğini söyledi. (ANKA)

 

💾

Venezuela'nın başkenti Karakas'ın batısında meydana gelen ve ülke genelinde hissedilen iki güçlü deprem büyük yıkıma yol açtı. Depremlerde en az 32 kişinin yaşamını yitirdiği, yaklaşık 700 kişinin yaralandığı bildirildi. Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, ulusa sesleniş konuşmasında ülke genelinde olağanüstü hal ilan edildiğini duyurdu.

Kılıçdaroğlu, İstanbul programını neden iptal ettiğini açıkladı

Mahkeme kararıyla CHP İstanbul İl Başkanı olarak atanan Gürsel Tekin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 25 Haziran Perşembe günü saat 08.00’de İstanbul’a geleceğini açıklayarak karşılamanın Dudullu Çamlıca Gişeleri’nde gerçekleştirileceğini duyurmuştu.

Ancak İstanbul programı son dakika kararıyla iptal edilmişti. Programın neden iptal edildiğini açıklayan Kılıçdaroğlu, “Muharrem ayının ve Aşura gününün de siyasi polemiklere, gerilimlere, kavgalara, propaganda hesaplarına ve istismara konu edilmesine müsaade etmeyecek; en azından bu utancın ve bu vebalin bir parçası olmayacağız” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının tamamı şöyle:

“Hiçbir inancı, hayatımın hiçbir döneminde siyasetin ve propagandanın malzemesi yapmayı doğru görmedim. İslam inancının en müstesna zamanlarından olan Muharrem ayının ve Aşura gününün de siyasi polemiklere, gerilimlere, kavgalara, propaganda hesaplarına ve istismara konu edilmesine müsaade etmeyecek; en azından bu utancın ve bu vebalin bir parçası olmayacağız.

Bizim nazarımızda toplumsal ve manevi değerler; siyasi ikbal hesaplarından ve günlük siyasi kazanımlardan çok daha kıymetlidir. Bu değerlere karşı gösterilmesi gereken özen, her türlü siyasi hesap ve beklentinin üzerindedir.

Bu anlayışla, programımızda yer almasına rağmen, içinde oluşan atmosfer nedeniyle Aşura etkinliğine fiziken katılmamanın daha doğru, daha anlamlı ve daha isabetli olacağı kanaatine vardık. Çünkü bazı zamanlarda en doğru duruş, kalabalıkların içinde görünmek değil; inancın siyasete malzeme edilmesine ortak olmamaktır.

Aşura etkinliğine yönelik mesajımı, gönül birlikteliğimizin ve muhabbetimizin bir nişanesi olarak sizlerle paylaşıyor; bizi en doğru anlayacağına inandığım bütün canlarımızı en kalbi duygularımla selamlıyor, Muharrem ayının ve Aşura’nın birlik, kardeşlik ve hakikat ikliminin hepimize hayırlar getirmesini diliyorum.”

Meteoroloji’den yüksek sıcaklık uyarısı: 3 derece birden artacak!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 25 Haziran hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurt genelinin parçalı bulutlu, İç Ege, Akdeniz’in Toroslar mevkii, Göller yöresi, Orta ve Doğu Karadeniz’in iç ve yüksek kesimleri, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Tekirdağ’ın batısı, Edirne, Kırklareli, Bolu, Artvin, Muş ve Van çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıklarında önemli bir değişiklik olmayacağı, genellikle mevsim normallerinin 1-3 derece üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın genellikle kuzeyli, Akdeniz kıyıları ile yurdun güneydoğu kesimlerinde güney ve güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Az bulutlu ve açık, zamanla batısının yer yer parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Tekirdağ’ın batısı, Edirne ve Kırklareli çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BURSA °C, 33°C

Az bulutlu ve açık

ÇANAKKALE °C, 33°C

Az bulutlu ve açık

İSTANBUL °C, 31°C

Az bulutlu ve açık

KIRKLARELİ °C, 31°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

EGE

Az bulutlu ve açık, zamanla doğusu parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak ve Denizli çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

DENİZLİ °C, 37°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İZMİR °C, 34°C

Az bulutlu ve açık

MANİSA °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

MUĞLA °C, 34°C

Az bulutlu ve açık

AKDENİZ

Az bulutlu ve açık, zamanla iç kesimleri parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Göller yöresi ve Toroslar mevkii yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 34°C

Az bulutlu ve açık

ANTALYA °C, 30°C

Az bulutlu ve açık

BURDUR °C, 34°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

HATAY °C, 30°C

Az bulutlu ve açık

İÇ ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 31°C

Az bulutlu ve açık

ÇANKIRI °C, 32°C

Az bulutlu ve açık

ESKİŞEHİR °C, 31°C

Az bulutlu ve açık

KONYA °C, 32°C

Az bulutlu ve açık

BATI KARADENİZ

Az bulutlu ve açık, zamanla iç kesimleri parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Bolu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 28°C

Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DÜZCE °C, 30°C

Az bulutlu

KASTAMONU °C, 30°C

Az bulutlu

ZONGULDAK °C, 26°C

Az bulutlu

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz’in iç ve yüksek kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 31°C

Parçalı ve az bulutlu

RİZE °C, 26°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu

SAMSUN °C, 29°C

Parçalı ve az bulutlu

TRABZON °C, 26°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu

DOĞU ANADOLU

Parçalı, yer yer çok bulutlu, bölgenin kuzeyi ile Van ve Muş çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 26°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 24°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 33°C

Parçalı ve az bulutlu

VAN °C, 27°C

Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

DİYARBAKIR °C, 37°C

Az bulutlu ve açık

GAZİANTEP °C, 35°C

Az bulutlu ve açık

MARDİN °C, 36°C

Az bulutlu ve açık

ŞANLIURFA °C, 40°C

Az bulutlu ve açık

Müsavat Dervişoğlu: Devlet aklı dokunulmazlık zırhı değildir

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Hukuk ve Seçim İşlerinin düzenlediği “İyilik için Adalet: Türk Hukuk Çalıştayı”na katıldı. Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Bu salona adım attığımız anda, sıradan bir toplantıya değil, tarihin önümüze koyduğu bir sınava girdiğimiz hissiyatına kapıldım. Türkiye’nin hukukla imtihanı, bugün bu çatı altında, sizlerin bilgisiyle, vicdanıyla ve cesaretinin ışığıyla yeni bir sayfa açmak üzeredir. Biliyor ve tüm kalbimizle inanıyoruz ki; hukukun siyasi görüşü olmaz. Sağın da solun da, muhafazakârın da sekülerin de, iktidarın da muhalefetin de ortak ihtiyacıdır hukuk. Adalet bir kesim için değil, herkes için varsa anlam taşır. İşte bu sözleri bugün bu salona bir davet olarak, memleketin ortak vicdanını ayağa kaldırma çağrısı olarak söyledim. Şunun altını kalın çizgilerle çizmek isterim: Hukuk Çalıştayımız, İYİ Parti’nin sıradan bir parti içi etkinliği değildir. Bu çalıştay, milletin hukukla olan kadim ve derin bağını yeniden kurmak için çıkılan bir yolculuktur. O yolculukta Türkiye’nin hukuk dünyasının bütün paydaşları avukatı, hakimi, savcısı, akademisyeni, noteri, gazetecisi ve siyasetçisi aynı masada oturmaktadır. Çünkü hukuk, yalnız başına bir kurumun, bir meslek grubunun ya da bir partinin taşıyabileceği bir yük değildir. Hukuk, toplumun omurgasıdır ve omurganın her kemiği birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

‘TÜRKİYE BELKİ DE EN KRİTİK KAVŞAKLARINDAN BİRİNDE DURUYOR’

Peki neden şimdi? Neden bugün? Çünkü Türkiye, hukuk tarihinin belki de en kritik kavşaklarından birinde duruyor. Bir tarafta, on yıllar içinde kademeli olarak çözülen anayasal denge ve denetim mekanizmaları, öte tarafta, yapay zekadan dijital haklar alanına, seçim güvenliğinden yargının bağımsızlığına uzanan dev bir reform gündemi bekliyor bizleri. Bir yanda, ‘Bir devletin derini olmaz, hukuku olur’ diyen anlayışın haklı özlemi öte yanda, hukuku kişilere, güncelliğe ve siyasi hesaplara göre eğip bükme, kendi ikbali için şekillendirme eğiliminin kalıcı tehlikesi duruyor. İşte tam bu kavşakta, tarihin bize verdiği bu ağır sorumlulukla sizleri bu salona davet ettik. Bugün burada düşünürlerle, tarihle, karşılaştırmalı deneyimlerle bir yolculuğa çıkacağız. Üreteceğimiz ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, yalnızca bir siyasi parti programı değil, Türkiye’nin hukuk toplumunun ortak sesi, ortak aklı ve ortak geleceği olacaktır.

‘HUKUK İKTİDARIN MEŞRUİYET ÖRTÜSÜ YA DA KALKANI OLAMAZ’

Büyük Alman filozofu Immanuel Kant, hukuku yalnızca bir kural dizisi olarak görmez. Kant’a göre hukuk, özgür irade sahiplerinin bir arada var olmasını mümkün kılan, evrensel ilkelerin tüm toplamıdır. Kant, ‘Başkasının özgürlüğüyle birlikte var olabilecek biçimde özgür ol’ derken,
hukuk devletinin bir tercih değil, aklî bir zorunluluk olduğunu ilan etmiştir. Bugün ülkemizde yaşananlara baktığımızda bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu görüyoruz. Bir kişiyi yerinde tutmak amacıyla, Anayasa’nın çiğnenmesini, hukukun çiğnenmesini, demokrasinin ve millet iradesinin ayaklar altına alınmasını kabul edebilmek asla mümkün değildir. Hukuk, güçlünün aracı olamaz. Hukuk, iktidarın meşruiyet örtüsü ve kalkanı olamaz. Biz İYİ Parti olarak, adalet, hürriyet ve eşitlik davasını savunurken her zaman şu gerçeğin altını çiziyoruz: İktidarın otoritesi ile bireyin hürriyeti arasındaki o tarihi çatışma, ancak ve ancak insan onurunu merkeze alan tam teşekküllü bir hukuk devletinde sükûnete erer.

‘TÜRKİYE’NİN HUKUKİ ASABİYESİNİ YENİDEN İNŞA EDECEĞİZ’

Hans Kelsen, hukuku kendi içinde tutarlı, hiyerarşik bir normlar sistemi olarak tanımladı. En tepede Anayasa yer alır ve alttaki hiçbir kural ona aykırı olamaz. Peki bugün Türkiye’de neler yaşıyoruz? Normlar hiyerarşisinin bozulduğu, Anayasa’nın kişisel ya da siyasi çıkar için zorlandığı bir ortamda, hukuk devleti yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Ve kâğıt üzerinde yaşayan bir hukuk devleti, gerçekte hukuk devleti değildir o, hukuk görünümlü bir keyfiyet rejimidir. Montesquieu, ‘Her insan iktidara sahip olduğunda onu kötüye kullanma eğilimindedir’ der. Özgürlüğü güvence altına alacak tek yol, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılmasıdır. Türkiye’nin siyasi tarihi, kuvvetler ayrılığının aşındığı dönemlerde adaletin nasıl zedelendiğini, basının nasıl susturulduğunu acı tecrübelerle göstermiştir. Unutmayalım ki, büyük düşünür İbn Haldun’un asırlar evvel işaret ettiği ‘Asabiyet’, yani toplumsal dayanışma bağı, ancak hukuka olan güvenle ayakta kalır. İnsanlar, mahkemelere güvenmez, adaleti yalnızca, tanıdık ve güçlü olanların erişebildiği bir imtiyaz alanı olarak görürse, o toplumda asabiyet çözülür. İşte bizim amacımız, Türkiye’nin o hukuki asabiyesini yeniden inşa etmektir. İnsanların ‘hukuk benim için de işler’ diyebileceği bir düzeni kurmaktır.

‘TÜRKİYE’Yİ İKİLİ DEVLET İLLETİNDEN KURTARACAĞIZ’

James Madison’ın güzel bir ifadesi var: ‘Eğer insanlar melek olsaydı, hükümete ihtiyaç olmazdı. Eğer melekler, insanları yönetiyor olsaydı, hükümet üzerinde ne dış ne de iç denetim gerekli olurdu.’ İktidarın kötüye kullanılması tehlikesini bertaraf etmek için denge ve denetim mekanizmaları şarttır. Türkiye’ye dayatılan ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu ucube yapı, yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayarak, Madison’ın uyardığı o büyük tehlikeyi, yani yozlaşmayı bizzat sistemin kendisi haline getirmiştir.

Alman hukukçu Ernst Fraenkel Nazi dönemi Almanyasını anlatırken, ‘İkili Devlet’ teorisini ortaya atar. Fraenkel’e göre, sıradan vatandaşların günlük işlerinde kısmen işleyen bir ‘Norm Devleti’ vardır. Ancak iktidarın bekası ve siyasi muhalifler söz konusu olduğunda, kuralların değiştiği, idari keyfiyetin devreye girdiği bir ‘Tedbir Devleti’ baş gösterir. Eğer bugün Türkiye’de, ‘Bir yargı kararıdır’ denilip geçilemeyen, vicdanlarda kara bir leke olarak kalan kararlar varsa, bu kararlar, siyasi iktidara yakınlık ya da uzaklığa göre veriliyorsa, orada ‘Tedbir Devleti’ işlemekte demektir. Biz İYİ Parti olarak, Türkiye’yi bu ikili devlet illetinden kurtarıp, güçlünün de zayıfın da önünde eşit biçimde yürüyen, onurlu bir norm devleti inşa etmeye geliyoruz.

‘DENGE DENETİMİ KURMAK HEPİMİZİN BOYNUNUN BORCUDUR’

Roma Cumhuriyeti, dışarıdan gelen bir darbeyle değil, içeriden çürüyen, işlevsizleştirilen kurumlarıyla çöktü. Senatonun, meclisin ismi kaldı ama içi boşaldı. Weimar Cumhuriyeti, bir anayasaya sahip olmasına rağmen yargının kişisel tercihlerle siyasileşmesi ve olağanüstü hal hükümlerinin istismarı yüzünden demokrasiden otokrasiye sürüklendi. Carl Schmitt ‘Egemen, olağanüstü hâl hakkında karar verendir’ diyordu. Biz ise hayır diyoruz! Egemen, hukuki normlardır ve o normların bekçisi ise bağımsız yargıdır! Türkiye’nin kendi tarihinde de askeri darbeler ve vesayet dönemleri hep ‘hukuku kurtarmak’ kılıfıyla hukuku katletmiştir. İşte bu nedenlerle bugün kuvvetler ayrılığını ve denge-denetimi yeniden kurmak hepimizin boynunun borcudur.

‘FEDERALİZM YA DA ÖZERKLİK TARTIŞMALARI ÜLKEMİZ AÇISINDAN TEHDİTTİR’

İşte bu kurucu vizyon doğrultusunda, çalıştayımızın on temel başlığında Türk hukukunun röntgenini çekecek ve reçetesini yazmaya çalışacağız: Üniter Devlet Yapısı ve Parlamenter Demokratik Sistemi ele alacağız. Bu konuda İYİ Parti’nin tutumu açıktır: Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğünün ve milli birliğin kırmızı çizgisidir, güvencesidir. Federalizm ya da özerklik tartışmaları ülkemiz açısından bir tehdittir. Ancak biz üniter yapıyı savunurken, Meclis’in gücünü tek adama teslim etmeyi reddediyoruz. Yürütmenin yasamaya hesap verdiği, iktidarın sonsuz süremeyeceği, çoğulculuğu ve denetimi sağlayan bir Parlamenter Sisteme geçiş anayasal reformumuzun birinci önceliğidir. Hukuk devleti revizyonu ve insan hakları açısından şunu söylemek gerekir ki, insan hakları kağıt üzerinde kalamaz. İfade özgürlüğü anayasal güvence altındayken, gazeteciler yargılanıyorsa; örgütlenme özgürlüğü varken, sendikacılar gözaltına alınıyorsa, belediye başkanları sabah operasyonlarında, ensesinden bastırılarak tutuklanıyorsa, orada hukuk devleti yoktur.”

‘YOLSUZLUĞUN YAPISAL ZEMİNİNİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ’

İYİ Parti’nin hukuk alanındaki vaatlerini sıralayan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyum ve Lon Fuller’ın ‘hukukun içsel ahlakı’ prensipleri doğrultusunda, hukuku, çelişkisiz, geriye yürümez ve herkese eşit uygulanan bir yapıya kavuşturacağız. Mali Hukuk Normları ve İhale Mevzuatı… Devletin namusu beytülmaldir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nu bir ‘istisnalar kanununa’ dönüştüren, mali hukuk normlarını yandaşın çıkarına uyduran bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Sayıştay’ın denetim yetkisini yeniden tam ve eksiksiz olarak hayata geçirerek, yolsuzluğun yapısal zeminini ortadan kaldıracağız. Kadına yönelik şiddetle mücadele, hukukun vicdanıdır.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararı ne kadar yanlışsa, kadın cinayetlerinde uygulanan haksız tahrik indirimleri de o kadar vicdansızdır. Hukuk, kadının yanında dağ gibi durmak zorundadır. Adalet, cinsiyet ayrımı tanımaz; koruyucu tedbir kararlarının sürüncemede bırakılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Suça sürüklenen çocukları hapis cezasına değil, onarıcı adalet yaklaşımıyla topluma geri kazandıran çocuğun yüksek yararını her koşulda koruyan bir sistemi inşa edeceğiz. Bir kişinin mahkûmiyet kararından önce yıllarca tutuklu kalması, masumiyet karinesinin fiilen işlevsiz kılınmasıdır. Tutukluluk bir ceza infazına dönüştürülemez. Uzun yargılama sürelerine son verecek, farklı siyasi görüşlerin hukuk karşısında eşit muamele gördüğü, toplumsal uzlaşı zeminini adaletle pekiştireceğiz. Demokrasinin dördüncü gücü olan basın, kamuoyunun nefes borusudur. Medya mülkiyetinin tekelleştiği, gazetecilerin tutuklu olduğu bir tablo demokrasimiz için tehdittir. Dezenformasyonla mücadele kılıfı altında, basın özgürlüğünü kısıtlayan sansür yasalarına geçit vermeyecek, gerçeklerin şeffafça dolaştığı bir medya iklimi yaratacağız.

‘DEMOKRASİLERDE SANDIK NAMUSTUR’

Yargı bağımsızlığı bir lütuf değil, haktır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu yürütmenin siyasi tahakkümünden tamamen arındıracağız. Karar kürsüsündeki hakimi coğrafi teminata, iddia makamındaki savcıyı liyakate, savunmadaki avukatı ise müvekkilini savunurken, yargılanma korkusu taşımayacağı tam bir hürriyete kavuşturacağız. Aynı şekilde hukukun güven kapısı olan noterlerimizin mesleki sorunlarını çözecek, dijital dönüşüme entegrasyonlarını hızlandıracağız. Teknoloji inanılmaz bir evrim geçirdi. Büyük veri, algoritmik karar alma ve yapay zekanın yargı süreçlerine etkisi, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik artık bugünün konusudur. İYİ Parti, Türkiye’yi AB standartlarında dijital haklar çerçevesine kavuşturacak vizyona sahiptir. Bunu da mutlaka hayata geçirecektir. Demokrasilerde sandık namustur. Rekabetin sonucu mahkeme salonlarında değil, milletin önüne konulan sandıkta belirlenmelidir. Devlet olanaklarının iktidar partisi lehine pervasızca kullanıldığı eşitsizliğe son verecek, Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsızlığını kurumsal bir zırha büründüreceğiz.

‘DEVLETİN DERİNİ OLMAZ, HUKUKU OLUR’

Türk siyasetini zehirleyen, hesap vermeyen gizli güç merkezlerini meşrulaştıran ‘derin devlet’ safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefemiz şudur: Bir devletin derini olmaz, hukuku olur. Devlet, vatandaşının önünde hesap vermekten kaçınan değil her kararını hukuki gerekçeyle ortaya koyan şeffaf bir varlıktır. Devlet aklı, iktidarın her hukuksuzluğuna giydirilen bir dokunulmazlık zırhı değildir. Devlet aklı, milletin tarih içinden süzülüp gelen ortak aklıdır. Devlet aklı, anayasal sadakattir. Bilge Kağan’ın ‘il ve töre’ uyarısında, Tonyukuk’un bağımsızlık siyasetinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesinde yatan öz tam da budur! Bu öz, kişilerin değil, kurumların, normların ve milletin iradesinin üstünlüğüdür.

‘ATATÜRK’ÜN AYDINLATTIĞI YOLDAN YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

Kant’tan, Madison’a, İbn Haldun’dan Fraenkel’e uzanan bu tarihi seyahatte gördük ki; hukuk devleti bir hediye değildir. O, her neslin yeniden kazanmak zorunda olduğu bir mirastır. Türkiye, bugün bu yeniden inşanın, bu büyük restorasyonun eşiğinde durmaktadır. Bu eşikte atacağımız adım, önümüzdeki on yılların siyasi, ekonomik ve toplumsal kaderini belirleyecektir. Ve o adımı atacak olan kadrolar, vicdanını kiraya vermemiş hakimler, savcılar, korkusuz avukatlar, kalemini satmamış gazeteciler, liyakatli akademisyenler ve milletin hakiki temsilcileridir. Bu çalıştayın amacı siyasi bir kavga vermek değil, Türkiye’nin ortak aklını üretmektir. Tarih, bugün bu salona kulak verecektir. Yarın kamuoyuyla paylaşacağımız ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, bu eşsiz çalıştayın mirası olarak Türk demokrasi tarihine altın harflerle kazınacaktır. Adaletin zarar gördüğü yerde demokrasinin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Bu bilinçle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürümeye, devletimizi hukukun üstünlüğüyle şaha kaldırmaya ant içtik. Türkiye’nin yarınları, hukuku, dengeyi ve millet iradesini koruyan cesurların elindedir.” (ANKA)

Trump: ‘İran’a yönelik planlanan saldırıları iptal ettim’

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “İran İslam Cumhuriyeti ile yürütülen görüşmelerin İran liderliğinin en üst düzeyine taşınması ve onaylanmış olması nedeniyle, ABD Başkanı olarak bu akşam İran’a yönelik planlanan saldırı ve bombardımanları iptal ettim” ifadelerini kullandı.

Trump, “Görüşmeler ve nihai maddeler, hem genel çerçevesi hem de ayrıntılarıyla ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Türkiye, Pakistan, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün, Mısır ve diğer ilgili tüm taraflar tarafından onaylanmıştır. Deniz ablukası ise bu anlaşma tamamlanıncaya kadar tüm gücüyle yürürlükte kalacaktır. İmza töreninin yeri ve zamanı kısa süre içinde açıklanacaktır” dedi.

Meteoroloji’den kuvvetli yağış uyarısı!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) kuvvetli yağış, kuvvetli rüzgarlar ve hava sıcaklığındaki düşüşlere ilişkin uyarıda bulundu. MGM’nin X hesabından yapılan paylaşımda, hava sıcaklığının Batı kesimlerde 5 ila 7 derece azalacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmini aktarıldı.

Yağışların, İç Ege, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu, Edirne’nin güneyi, Çanakkale, Adana, Osmaniye, Çorum ve Tokat çevreleri ve Hatay’ın batı kesimlerinde yerel kuvvetli olması beklendiği belirtilerek, sel, su baskını, heyelan, yıldırım, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması tavsiye edildi.

Kuvvetli rüzgarın Marmara, Kuzey Ege kıyıları ile Doğu Anadolu’nun batısında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) esmesinin beklendiği kaydedildi. (ANKA)

LGS başladı: 1 milyondan fazla aday ter döküyor

8’inci sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen merkezi sınava katılım isteğe bağlı olarak gerçekleştiriliyor. Sınava girmeyen adaylar, liselere yerel yerleştirme yöntemiyle kaydolacak.

81 İL VE 8 ÜLKEDE SINAV HEYECANI

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen organizasyon kapsamında sınav, yurt içinde 81 il ve 920 ilçede, 4 bin 244 okulda ve 64 bin 697 salonda gerçekleştiriliyor. Yurt dışındaki adaylar için ise 8 ülkede, 11 merkezde ve 40 salonda sınav oturumları düzenleniyor.

Özel gereksinimli adaylar için de sınav binalarında çeşitli tedbirler uygulandı. Evde veya hastanede sınava girmesi gereken öğrenciler ile görme engelli öğrenciler için gerekli düzenlemeler yapıldı. Bu kapsamda muafiyeti olan öğrencilere 20 dakika ek süre tanınırken, kendilerine “Sınav Tedbir Hizmeti Uygulayıcı Kursu”nu tamamlamış olan öğretmenler “okuyucu ve kodlayıcı” olarak eşlik ediyor.

SINAV İKİ OTURUMDA GERÇEKLEŞİYOR

Öğrenciler, kimlik kontrolleri ve salonlara yerleştirme işlemlerinin zamanında tamamlanabilmesi amacıyla sabah en geç saat 09.00’da binalarda hazır bulundu. Adaylar salonlara fotoğraflı, onaylı sınav giriş belgesi ve geçerli kimlik belgeleri kontrol edilerek alındı.

Toplam 90 çoktan seçmeli sorudan oluşan sınav, iki oturum hâlinde tamamlanacak. Birinci Oturum (Sözel) saat 09.30’da başladı. Türkçe, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile Yabancı Dil derslerinden toplam 50 sorunun yöneltildiği bu oturumda adaylara 75 dakika süre veriliyor.

Sayısal dersleri içeren ikinci oturum ise saat 11.30’da başlayacak. Matematik ve Fen Bilimleri derslerinden 40 sorunun yer alacağı bu oturumda ise öğrencilere 80 dakika süre tanınacak.

ADAYLARIN YÜZDE 91’İNE BESLENME PAKETİ DAĞITILACAK

Bu yılki sınavda, başvuru sırasında velileri tarafından talep edilen öğrencilere, iki oturum arasındaki dinlenme süresinde tüketilmek üzere beslenme paketi verilecek. Kuru meyveli yulaf bar, ceviz, kuru üzüm ve sudan oluşan bu paketlerden, sınava giren öğrencilerin yüzde 91’i faydalanacak.

Velisi talep etmeyen öğrencilere ise yalnızca su dağıtımı yapılacak. Beslenme paketi alacak öğrenciler ile almayacak öğrenciler, lojistik planlama doğrultusunda farklı binalarda veya salonlarda sınava alınıyor.

Sınav binalarında güvenliğin artırılması amacıyla bu yıl teknik altyapıda değişikliğe gidildi. Bina girişlerindeki üst arama kontrol noktalarında ve sınav evraklarının salon görevlilerine dağıtıldığı toplantı odalarında, süreçlerin izlenebilmesi amacıyla yapay zeka destekli altyapıya sahip kamera kurulumları gerçekleştirildi. Bunlara ilaveten bazı binalarda sınavın gerçekleştirileceği salonlarda da kamera sistemi olacak.

SONUÇLAR 10 TEMMUZ’DA AÇIKLANACAK

Merkezi sınavın sonuçları 10 Temmuz’da Bakanlığın resmi internet sitesinden açıklanacak. Sınav sonuçlarının ilan edildiği gün, tercih süreçlerine yön verecek olan “Ortaöğretime Geçiş Tercih ve Yerleştirme Kılavuzu” da yayımlanarak kamuoyuna duyurulacak. (ANKA)

İran Dışişleri Bakanı Arakçi tarih verdi: Mutabakat zaptı dijital ortamda imzalanabilir

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran devlet televizyonuna açıklamalarda bulundu.

Arakçi, ABD ile yürütülen müzakerelere ilişkin yaptığı açıklamada, “Mutabakat zaptının gelecek birkaç gün içinde dijital ortamda imzalanması ihtimali mevcut” dedi.

Arakçi, “Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşma ile ilgili müzakere yapılmayacak” ifadelerini kullandı.

Yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arakçi, “Eğer yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun durumu netleştirilecekse, bunun tek yolu bu malzemenin İran’da seyreltilmesidir” dedi.

URANYUM STOKLARI

Arakçi, zenginleştirme faaliyetleri ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarının yanı sıra yaptırımların kaldırılması ve İran’ın yeniden yapılanması için oluşturulacak fon mekanizmasının nihai anlaşmada karara bağlanacağını söyledi.

ABD’nin müzakere talebinde bulunduğunu öne süren Arakçi, “Düşman savaşta hedeflerine ulaşamayacağını anladı ve ümitsizliğe kapıldı. Bununla birlikte müzakere talep etti” diye konuştu.

‘KAZANIMLARI PEKİŞTİRECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM’

Müzakerelerin sonucuna ilişkin değerlendirmede bulunan Arakçi, “Müzakerelerin sonucunun İran’ın çıkarları için iyi olacağını ve savaş meydanındaki kazanımları pekiştireceğini düşünüyorum” dedi.

Mutabakat zaptının teknik detaylarına ilişkin de bilgi veren Arakçi, “Mutabakat zaptı iki sayfadan az ve her kelimesi titizlikle gözden geçirildi. Bakanlığımız talep edilen tüm hususları uyguladı” ifadelerini kullandı.

HÜRMÜZ BOĞAZI

Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ile ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılması konularının da mutabakat zaptında yer aldığını belirterek, “Hürmüz Boğazı idaresi önceki gibi olmayacak. Boğaz, Umman ve İran’ın egemenliği altındadır. İki ülke bundan önce boğazdaki hizmetleri ücretsiz sağlıyordu. Umman ile Hürmüz Boğazı’nın idaresine ilişkin olumlu görüşmeler yaptık. Kılıcımız, Hürmüz Boğazı’nın üzerinde olacaktır” dedi.

İran’ın dondurulmuş varlıklarına ilişkin bir mekanizma öngörüldüğünü söyleyen Arakçi, “Bu anlaşmanın düşmanları var ve bunların başında İsrail rejimi geliyor” ifadelerini kullandı.

Medyada yer alan bazı metinleri onaylamadığını belirten Arakçi, “Eğer altyapımıza yönelik tehditler nedeniyle geri adım atacak olsaydık, bunu daha önce yapmış olurduk. Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşmaya yönelik müzakereler yapılmayacak” dedi.

Arakçi, İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nin müzakere sürecini takip ettiğini ve sürece ilişkin raporların konseye sunulduğunu belirterek, “Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nde ilgili metine taraftar olan muhalif olanda mevcut. Ancak sonunda karar birlikte alınacaktır. Karar alındıktan sonra da açıklanacaktır” diye konuştu. (ANKA)

Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde 4,6 büyüklüğünde deprem

AFAD Deprem Dairesi Başkanlığı’nın verilerine göre, merkez üssü Gaziantep’in Nurdağı ilçesi olan 4,6 büyüklüğündeki deprem saat 00.08’de, 7,01 kilometre derinlikte meydana geldi.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, depremin Gaziantep’in yanı sıra Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye ve Hatay’da hissedildiğini belirterek, “Gaziantep ilimizin Nurdağı ilçesinde saat 00.08’de meydana gelen ve Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye ve Hatay illerimizde hissedilen 4.6 büyüklüğündeki deprem sonrası, an itibarıyla, olumsuz bir durum bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

Çiftçi, ekiplerin sahadaki çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek depremden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. (AFAD)

Müsavat Dervişoğlu çağrı yapmıştı: Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’nden açılıma karşı Tandoğan mitingine destek açıklaması

VERYANSIN TV

CVP, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenleyeceği mitinge destek vereceğini açıkladı.

Parti Meclisi’nin oy birliğiyle aldığı kararın ardından yayımlanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan mitingine karşı miting’e katılma ve destek verme kararı almıştır. Parti Meclisimiz, kararını oy birliğiyle vermiştir.

Partimiz bölücü açılıma karşı ilk günden tavır almış, bu konuda en net ve en kararlı mücadeleyi veren sesi yükseltmiştir. 27 Aralık’ta Ankara’da yükselen itirazımız neyse, bugün de aynı yerde duruyoruz. 27 Haziran’da Tandoğan Meydanı’nda yapılacak buluşmayı herhangi bir partinin veya ittifakın değil, Türk milletinin büyük buluşması olarak görüyoruz.

Bu nedenle tüm siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, dernekleri, vakıfları, yazarları, gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri ve aydınları bu tarihi çağrıya omuz vermeye davet ediyoruz! Çağrımız; en başta büyük Türk milletine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetini korumayı namus bilenleredir. Kazanan, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti olacaktır! Ya İstiklal Ya Ölüm, Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”

27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan… pic.twitter.com/ScqvddqT8X

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) June 12, 2026

SERKAN ÖZ’DEN AÇIKLAMA

CVP Genel Başkanı Serkan Öz, partisinin açıklamasını alıntılayarak şu ifadeleri paylaştı:

“Gelin, Türk milletinin gücünü gösterelim!

Gelin, memleketin sahipsiz olmadığını gösterelim!

Gelin, Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlık konusu yapılamayacağını gösterelim!

Gelin, 27 Haziran’da Tandoğan’ı kırmızı-beyaza boyayalım!”

Gelin, Türk milletinin gücünü gösterelim!

Gelin, memleketin sahipsiz olmadığını gösterelim!

Gelin, Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlık konusu yapılamayacağını gösterelim!

Gelin, 27 Haziran’da Tandoğan’ı kırmızı-beyaza boyayalım! https://t.co/PqPLYvaleY

— Serkan Öz (@CVPSerkanOz) June 12, 2026

Tarihin üzerine tuvalet yaptılar!

YUSUF YAVUZ/VERYANSIN TV

Anemurium Ören yerinin sahil kesiminde, 1. Derece Arkeolojik Sit alanında inşa edilen betonarme yapı, vatandaşların tepkileri üzerine yıkılmıştı. Bunun ardından aynı alanda daha küçük bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak bir vatandaşın elde ettiği görüntüler, Koruma Kurulu’nun onayı ile yapıldığı belirtilen tuvalet için kazılan çukurda tarihi duvar yapılarının olduğunu ortaya koydu. Konuyla ilgili açıklama yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) “yıkılan önceki çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddiasını gündeme getirdi.

DENİZ KIYISINDAKİ ANTİK KENT: ANEMURİUM

Türkiye’nin en iyi korunmuş ören yerlerinden biri olan Anemurium antik kentinde bir süredir tartışmalı bir proje yürütülüyor. Deniz kıyısındaki ören yeri, yaz aylarında denize girerek serinlemek isteyen ziyaretçilere de ev sahipliği yapıyor.

ÇALIŞMALAR ‘GELECEĞE MİRAS’ KAPSAMINDA

Anemurium’da ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üç yıldır bir proje yürütülüyor. ‘Geleceğe Miras’ projesi kapsamında yapılan ziyaretçi karşılama merkezi ve çevre düzenlemesi projesi; bilet satış gişesi, otopark, hediyelik eşya satış dükkanları ile duş ve tuvalet gibi birimlerden oluşuyor.

TARİHİN ÜZERİNE TUVALET ÇUKURU

Proje kapsamında ören yerinin sahil kısmında inşa edilen yaklaşık 100 m2’lik yapı gelen tepkilerin ardından yıkılarak kaldırılmıştı. Yıkılan bu yapının yerine daha küçük ölçekli bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak ortaya çıkan yeni görüntüler, duş ve tuvalet için kazılan alanda tarihi duvarların çıktığını ortaya koydu. 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan bölgede açılan fosseptik çukurundan duvar kalıntıları çıkmasına rağmen, tarihin üzerine duş ve tuvalet yapılmasına nasıl izin verildiği sorusuna yanıt aranıyor.

Konuyla ilgili bir basın açıklaması yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) ilgili kurumların konuya açıklık getirmesini istedi.

‘DUVAR KALINTILARI GÖRMEZDEN GELİNDİ’ İDDİASI

Ziyaretçilerin tuvalet ve duş ihtiyacı gözetilerek yapılan uygulama sırasında üzeri beyaz fayanslarla kapatılan foseptik çukurunun Anemurium antik kentine karşı işlenen suçlardan biri olduğu savunulan açıklamada, “bir vatandaş tarafından gönderilen bu fotoğraflar, geçtiğimiz yıllarda Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan alınan izin gereğince yapıldığı söylenen, ancak kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine bir sabah, ağır iş makinalarıyla yıkılan betonarme binanın yerine, yine Kurul kararı ile yapıldığı iddia edilen yeni binanın altında duvar kalıntıların olduğunu açıkça göstermektedir. Anladığımız kadarıyla, yıkılan çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddialarına yer verildi.

‘ANTİK KENTE BU KÖTÜLÜĞÜ KİM YAPIYOR?’

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili kurumların konuyla ilgili adım atmaya çağırıldığı açıklamada, şöyle denildi: “Anlaşılması güç bir şekilde ve inatla inşaat sahası haline getirilen 1. derecede arkeolojik sit alanına yapılan bu kötülüğün kim ya da kimler tarafından yapıldığını bilmemekle birlikte; birçok kişinin katkısı ile gerçekleştirildiği ve ne yazık ki, bu sorunun antik kente yapılan kötülüklerde dahli olan Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından çözülemeyeceği ortadadır.

BAKANLIĞA SORUŞTURMA ÇAĞRISI

Mimarisi ve konumu itibariyle yapılış amacının sadece halkın ve turistlerin tuvalet ihtiyacını karşılamak olmadığını düşündüren söz konusu bina ile hemen yanında kazılan foseptik çukuru,  yerin altındaki kalıntıların çıkarılması ve restorasyonu için çalışma yapan kazı ekibi ile Anamur Müze Müdürlüğü yetkilileri başta olmak üzere Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun anıt abidesi olarak kayıtlara geçecektir. Umarız ki, ilgili bakanlık yetkilileri, tuvalet ve foseptik çukurunun altına gömülen, tüm dünya halklarına ait kültürel mirasları gün yüzüne çıkarırlar ve sorumlular hakkında soruşturma başlatarak bu utancı tarihten silerler.”

2016’DAN BU YANA KAZILAR SÜRÜYOR

Anemurium antik kentindeki kazılar 2016 yılından bu yana devam ediyor. Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tekocak başkanlığında yürütülen kazılarda bugüne kadar Odeon, palaestra, büyük hamam, küçük hamam, halk hamamı, hazine kilisesi, nekropol kilisesi ile çok sayıda mezar ve su kemerlerinde belgeleme çalışması yapıldı. Ortaya çıkarılan yapılar, yürütülen restorasyon ve konservasyon çalışmalarının ardından ziyarete açıldı. Anemurium Kazı Başkanlığı’nın hazırlattığı çevre düzenleme projesi, Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayı ile Mersin Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından uygulandı.

GÜNEYİN RÜZGARLI BURNUNDAKİ KENT

Anemurium antik kentinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine eklenmesi konusunda ilgili kurumlar ve yerel idareler tarafından farklı zamanlarda açıklamaların yapıldığı biliniyor. Ancak ören yerinde koruma ve kullanma konusundaki dengenin bozulduğu yönündeki eleştiriler de sık sık gündeme geliyor. Arkeolojik sit alanı içerisinde uygulanan yapılaşma, bu eleştirilerin başında geliyor. İlgili kurumların ve yetkililerin tavrı ise eleştirilerde dile getirilen iddiaları yalanlamak ya da yapılan uygulamaların mevzuata uygun olduğunu savunmaktan ibaret. Bu tartışmaların ortasında, güneyin ‘rüzgarlı burnunda’ konumlanan Anemurium, üzerini kaplayan zamanın tozu ve binlerce yıllık sırlarıyla ziyaretçilerin ilgisini çekmeyi sürdürüyor.

*Fotoğraflar, sırasıyla ören yerinde tuvalet ve duş için kazılan foseptik çukuru ve duvar kalınlıkları, daha önce yıkılan betonarme yapı, son olarak alanın yapılaşmadan önceki görünümü ile yıkılan yapının yerine yapılan daha küçük ölçekli duş ve tuvalet.

Ege Üniversitesi soruşturmasında 44 gözaltı: 3 milyar liralık kamu zararı iddiası!

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir İl Emniyet Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen soruşturma kapsamında, Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde gerçekleştirilen ihale ve doğrudan temin alımlarında usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla İzmir merkezli 6 ilde operasyon düzenlendi. İddiaya göre 3 milyar 100 milyon liralık kamu zararı oluştu.

45 kişi hakkında gözaltı kararı verildiğini ve bu kişilerden 44 kişinin gözaltına alındığını duyuran Başsavcılık şu açıklamayı yaptı:

ALIMLARDA USULSÜZLÜK

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen soruşturma kapsamında; Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde gerçekleştirilen ihale ve doğrudan temin alımlarında usulsüzlük yapıldığı, kurum yöneticileri ile bazı şirket temsilcilerinin organize şekilde hareket ederek kamu zararına neden oldukları, ihale süreçlerinde rekabet koşullarının ortadan kaldırıldığı ve kamu kaynaklarının belirli kişi ve firmalara menfaat sağlamak amacıyla kullanıldığı yönündeki iddialar üzerine başlatılan soruşturma kapsamında çalışma yürütülmüştür.

3 MİLYAR 100 MİLYON LİRALIK KAMU ZARARI

Yapılan inceleme ve değerlendirmelerde; Sayıştay raporlarında da tespit edildiği üzere Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen alım işlemleri nedeniyle yaklaşık 3 milyar 100 milyon Türk Lirası kamu zararının oluştuğu değerlendirilmiştir. Soruşturma kapsamında, aralarında kamu görevlileri ile firma temsilcilerinin de bulunduğu 45 şüpheli hakkında yakalama kararı verilmiş; 09.06.2026 tarihinde İzmir merkezli 6 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. Operasyon neticesinde; 44 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmış, 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği tespit edilmiştir.

İKİ RUHSATSIZ TABANCA

Ayrıca operasyon kapsamında 2 adet ruhsatsız tabanca ele geçirilmiş, çok sayıda dijital materyale incelenmek üzere el konulmuştur. Gözaltına alınan şüpheliler arasında; D.B., Ö.Ö., M.A., H.Z., H.T., R.K.Ç., R.U., E.T.B., B.K., F.B., M.K.G., R.H., O.Ö., S.Ö., S.D., R.D., Ş.Ç., S.S., A.Ö., A.C., A.G., A.K., B.E., E.Ş., D.Ö., E.Y., E.K., F.A., K.T., M.C., M.E.U., M.S.A., M.K., M.C., G.Ş., Y.Y., E.Ç.S., N.G., Ö.F.B., R.C., S.Ö., T.K., Y.B.A. ve Y.Ç.U. isimli şahıslar bulunmaktadır. Soruşturma çok yönlü olarak devam etmektedir.” (ANKA)

İçişleri’nden bir haftalık uyuşturucu bilançosu

İçişleri Bakanlığı, son bir haftada 69 ilde yapılan uyuşturucu operasyonlara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“69 ilde ‘Uyuşturucu Madde Satıcılarına’ yönelik Polisimiz tarafından son 1 haftada düzenlenen operasyonlarda; -1 Ton 916 kg Uyuşturucu Madde ile 725 bin 312 adet Uyuşturucu Hap ele geçirildi. 974 şüpheli yakalandı. 381’i tutuklandı. 98’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüklerince toplam 69 ilde bin 458 ekip, 3 bin 659 personel, 23 hava aracı ve 52 narkotik dedektör köpeğinin katılımıyla operasyonlar düzenlendi.

Gençlerimizin geleceğini, ailelerimizin huzurunu ve toplumumuzun güvenliğini hedef alan zehir tacirlerine asla fırsat vermiyoruz. Güvenlik güçlerimizin kararlı ve özverili çalışmalarıyla ülkemizin dört bir yanında uyuşturucuya yönelik operasyonlarımızı kesintisiz şekilde sürdürüyoruz. Kahraman Polislerimizi, Başkanlığımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz.”

Gaffar Okkan davasında zaman aşımı kararı!

Gaffar Okkan ile birlikte 5 korumasının şehit olduğu hain saldırının kilit isimlerinden olan ve suikastın planlayıcısı olarak kırmızı bültenle aranan Hizbullah terör örgütünün tetikçilerinden ‘Tarık’ kod adlı Haşim Alabalık ile suikastın talimatını veren ‘Vedat’ kod adlı Murat Aktaş hakkında zaman aşımından düşme kararı verildi.

Nefes Gazetesi’nden Özgür Cebe’nin haberine göre; iki suikast tetikçisinin 25 yıl boyunca bir türlü yakalanamamış olması nedeniyle gıyabi tutuklu olarak yargılandıkları Ağır Ceza Mahkemesince düşme kararı verilirken haklarındaki yakalama emri kaldırılarak dosyaları kapatıldı.

Terör suçlarında zamanaşımı süresi 30 yıl iken Okkan’ın iki katil zanlısına suikastın üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen düşme kararı verilmesi dikkat çekti.

Suikastla ilgili iki ayrı iddianamede, Aktaş’ın Okkan suikastının talimatını verip bizzat tetikçi olarak katıldığı bilgisi yer alıyor. Suikasttan 1 gün önce Aktaş’ın 3 kalaşnikof tüfek, şarjör ve hücum yelekleriyle hücre evine geldiği, ertesi gün konvoya ateş açılması yönünde tetikçilere talimat verip suikast planının detaylarını çizdiği kroki ile paylaştığı bildirildi.

Saldırı günü Aktaş ile Haşim Alabalık’ın da içinde yer aldığı tetikçi grubun konvoyu çapraz ateşe aldıktan sonra Alabalık’ın el bombası atarak aracı taradığı ifade edildi.

Atlas Çağlayan davasında siyasilere çağrı

16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ının Güngören’de çocuk yaştaki E.Ç tarafından bıçaklanarak öldürülmesine ilişkin davanın ilk duruşması bugün Bakırköy Adliyesi’nde görülmesine devam ediliyor. Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen dava öncesi adliye önü ve koridorlarında toplanan vatandaşlar “Atlas Çağlayan için adalet” sloganı attı.

‘DURUŞMA SALONUNDA UFAK BİR ARBEDE YAŞANDI’

Duruşmaya ara verildiği anlanda Atlas Çağlayan’ın yakınları ve desteğe gelenler adliye bahçesinde toplandı. Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü basına ve izleyicilere kapalı olarak yapılan duruşmaya ilişkin konuştu. Ünlü şunları söyledi:

“Katil girerken önümüzden geçti. Geçerken ilk giriş anında yüzüme baktı, gözlerime baktı. Orada zaten bir ufak arbede yaşandı içeride. Yani çok cesur. Çok cesurca işlemiş zaten. Çok bilinçli yapmış. Yaptığını tamamen ‘ben yaptım’ ama hiçbir sebebe dayayamıyor. Sebebi ne soruyoruz, neden diye soruyoruz. Bir sebebi yok ona göre. O zaten o gün onun için yola çıkmış. Her şeyi inkar ediyor. Cep telefonunda sevgilisiyle ilgili olan konuşmalarında başkası için zaten tehditlerde bulunuyor. Bununla ilgili haberim yok diyor. Kendi yaptığı her şeyi inkar ediyor ve ‘haberim yok’ diyor. Zaten o gün içerisinde saat 4 civarında başkasından silah istemiş. Aslında o günkü eylemi zaten net”

Duruşmayı takip eden Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM) adliye önünde açıklama gerçekleştirdi. Taraflar ve vekilleri haricinde duruşma salonuna girişlere izin verilmemesi nedeniyle, duruşmayı takip etmek isteyen avukatlar olarak mahkeme salonu önünden süreci takip ettiklerini aktaran UCİM İstanbul Hukuk Koordinatörü avukat Helin Almak, “Bugün sanığın olaya ilişkin beyanları alındı. Olay anına tanıklık eden diğer mağdur çocuklar da bugün dinlendi. Olayı tutarlı şekilde anlattılar mahkeme salonunda. Olaya tanıklık eden tanıkların beyanları da alındı. Biz bugün artık adil bir karar çıkacağını düşünüyoruz. Bugün çıkmasa dahi yargılamanın sonunda artık bu suçların işlenmesini önleyecek caydırıcı cezalar verilmesini istiyoruz. Ceza kanunumuzda bu suçlara ilişkin yeterli cezalar aslında öngörülmüş ancak asıl sıkıntı daha çok infaz kanunumuzda. İnfaza ilişkin değişiklikler yapılırsa bu suçların işlenmesi noktasında caydırıcılık oluşturabileceğini düşünüyoruz.

ÖZKAN: ‘MÜEBBET ALIRIM AMA BİR KAÇ SENE SONRA ÇIKARIM’ DÜŞÜNCESİNİN KALDIRILMASI GEREKİYOR

“Biz koridorda da olsa Atlas çocuğumuz için adaletin yerini bulması için annemizin yanında olmaya devam edeceğiz” diyen UCİM) Genel Başkanı Saadet Özkan da, “Bu sözde SSÇ (Suça Sürüklenen Çocuk) tanımının değişmesi gerekmekte. Ceza infaz sisteminin değişikliği, suçu işleyenlerin ceza alma şeklini de değiştirecektir. Yani, ‘Ben müebbet alırım ama yaşım 18’in altında, birkaç sene sonra çıkarım’ düşüncesinin kaldırılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

CEYLAN: ÇOCUKLAR O MAFYA BOZUNTULARINA ÖZENİYOR, ÇOCUKLARI ÇETELER KULLANIYOR

UCİM Genel Başkan Yardımcısı Yücel Ceylan ise “Çocuklarımız heba oluyor. Çocuklar çocukları öldürüyor. Bu infaz yasaları değişmezse biz daha çok çocuklarımız için adliyelere geleceğiz” ifadelerini kullandı. Ceylan şöyle konuştu:

“Ben tüm sivil toplum kurum ve kuruluşlarına seslenmek istiyorum. Biz 1990 senesinde Avrupa Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza attık. 18 yaşının altındaki çocuklara çocuk diyoruz doğrudur. Ama Avrupa’nın hangi ülkesinde çocukları kullanan bu kadar suç örgütü var. Avrupa’nın hangi ülkesinde diziler, filmler bu suç örgütlerine bu kadar methiyeler dizip övebiliyor, bunların başındaki insanları bu kadar ilahlaştırıyor. Bu bizim ülkemizde var… Bugün burada mahkeme heyeti yasal sınırları zorlayarak cezayı verecek ama eminim ki toplumun vicdanı rahat etmeyecektir. Ben sesleniyorum yine, özellikle siyasilere de sesleniyorum bu ülkenin çocuklarını seviyorsanız gerçekten lütfen cesur olun, ceza infaz sistemini değiştirin. Bu çocukları çeteler kullanıyor. Bu çocuklar o mafya bozuntularına özeniyorlar. Bu çocuklarımız heba oluyor” (ANKA)

Dorukhan Büyükışık cinayetinde 1 kişi daha yakalandı

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Dorukhan Büyükışık’ın 13 Mayıs 2018’de Narlıdere’deki Bulut Orman Evleri İnşaatı mevkisinde yaşamını yitirmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, “kasten öldürme”, “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” ve “yalan tanıklık” suçlarından oluşturulan 4 kişilik özel soruşturma ekibi dosyayı yeniden ele alarak soruşturmayı derinleştirdi.

Soruşturma kapsamında İzmir İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 21 Mayıs’ta düzenlenen operasyonda 21 şüpheli gözaltına alınırken, şüphelilere ait dijital materyallere el konuldu. Yapılan çalışmalar sonucunda daha sonra yakalanan şüphelilerle birlikte dosyada yakalanan şüpheli sayısı 25’e ulaştı.

Gözaltına alınan 25 şüpheli çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanırken aranan son firari şüpheli İbrahim K.’nin de Edirne Kapıkule Sınır Kapısı’nda yakalandığı öğrenildi. İbrahim K. olay tarihinde inşaat şantiyesinde gece bekçisi olarak çalışıyordu.

Böylece olayla ilgili toplam 26 şüphelinin tamamının yakalandığı bildirildi.

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Osmanlı’ çıkışı: ‘Türkiye o coğrafyaya gitmek zorundadır’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Genel Merkezi’nde milletvekillerine ve partililere hitap etti.

Kılıçdaroğlu, kendisine yöneltilen “Saray adamı” söylemine tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Erdoğan Meclis’e geldiğinde Kılıçdaroğlu mu kalktı? ‘Biz, müzakere ediyoruz diyorlardı.’ Kılıçdaroğlu dedi ki, ‘Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir.’ Dolayısıyla hiç endişe etmeyin. Beraber güzel şeyler yapacağız. Sizin iradenizle yapacağız. Siz mücadele ettiğinizde unutmayın, Ankara’da bir Kemal ağabeyiniz var” ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, gençlere seslenerek, “Biraz onların derinlikli düşünmelerini istiyorum. Sosyal medyanın, trollerin ya da adını tanımlayamadığım bazı kişilerin dolduruşuna gelmesinler. Akıllarını kullansınlar. Sorgulamayı öğrensinler. Sorgulamayı öğrendiğimizde siyaseti güzel bir zemine oturmuş oluruz. Bunu yapmamız gerekiyor, bunun mücadelesini vermemiz gerekiyor” dedi.

Resim

‘BEŞLİ ÇETELERE KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ’

Değişimin “üç aşamadan oluşan bir değişim olacağını” kaydeden Kılıçdaroğlu, bunları şöyle sıraladı:

“Bir değişim var, bir de gerçek değişim var. Değişim, geriye doğru da olabilir. Ama bizim söylediğimiz gerçek değişim, üç aşamadan oluşacak. Birincisi, arınma ve temiz siyaset.

İkinci değişim, ekonomik kurtuluş ve üretimci kalkınma. Kalkınmayı üreterek yapacağız, faiz baronlarına karşı mücadele edeceğiz. Beşli çetelere karşı mücadele edeceğiz, halkı soyanlara karşı mücadele edeceğiz, uyuşturucu baronlarına karşı mücadele edeceğiz, Türkiye’yi kara para cenneti yapanlarla mücadele edeceğiz.

Üçüncüsü ise iktidarın yarattığı tahribatları düzeltmemiz lazım. Yani devletin yönetiminin ahlak zeminine oturması lazım. Devletin yönetimi ahlak zeminine oturmazsa hepimiz kaybederiz.

İnşallah iktidara geldiğimizde ilk yapacağımız iş, devlete çöken mafyayı temizlemek olacak. Parayı gasp edenlere çökmek olacak. Şöyle güzel bir özdeyiş hazırlamışlar, onu size okumak isterim: Ay ve güneş herkesin lambasıdır. Hava herkesin havası, su herkesin suyudur. Neden ekmek herkesin ekmeği değildir? Bizim kavgamız bu.”

‘DEVLETTE LİYAKAT OLMAZSA ÜLKE DÜZELMEZ’

Sorunlara karşı çözüm önerilerinde bulunacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Devletin dini adalettir. Toplumun temeli adalettir. Adaletin kardeşi ahlaktır. Onun kardeşi liyakattir. Hakkın, hukukun, adaletin, liyakatin mutlaka sağlanması lazım. Devlet dediğiniz kurum, bir siyasal partinin rahat at koşturacağı bir alan değildir. Devlette liyakat olmazsa ülke düzelmez. Devlette huzur ancak liyakatle gelir, emekle gelir, bilgiyle gelir, birikimle gelir. Bunun mücadelesini vereceğiz. Önümüzdeki toplantılarda sizlere çok daha farklı Türkiye’nin temel sorunlarını nasıl çözeceğimizi anlatacağım. Çünkü şu var: Efendim herkes eleştirir ama biz çözüm önereceğiz. Bir şey söylüyorsak ‘yanlıştır’ diye, doğrusu nedir onu da söyleyeceğiz. Bu bizim görevimiz” diye konuştu.

Resim

Kılıçdaroğlu, “Kürt sorununun parlamentoda çözülmesi gerektiğini söyleyen ilk partinin CHP olduğunu” söyleyerek, “Bu soruna en sıcak yaklaşan, arşivinde onlarca raporu olan bir partiyiz biz. Bu sorunu çözmek parlamento dışında mümkün değil. Dikkat buyurunuz, bizim söylediğimiz noktaya geliyoruz. Bakın CHP, sorunların çözümünde öngörüsü olan, önerisi olan bir partidir. Sıradan bir parti değildir. Bu ülkenin aydınlarıyla beraber olmak zorundadır. Bu ülkenin aydınlarının bize yaptığı katkılardan yararlanmak zorundadır. Ve sizler de sokaklarda bunu anlatmak zorundasınız. Biz ahlaki üstünlüğümüzü alacağız, ahlaki üstünlüğümüzü koruyacağız. Kirli kimse onları kapının önüne koyacağız. Ahlaklı, erdemli siyaseti yeniden getireceğiz” dedi.

‘KURULTAY’ MESAJI

Konuşmasında CHP kurultayının toplanması yönündeki çağrılara da yanıt veren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Benim koltuk derdim yok. Ben bir köşeye çekilip huzur içinde de yaşayabilirim. Ama tarihin yüklediği bir sorumluluk var. Ben kurultayı toplayacağım. Hiç kimse endişe etmesin. Ahlaklı, erdemli bir kurultayı elbette yapacağız. Elbette genel başkanınızı erdemli, yüce oylarınızla seçeceksiniz. Hiç kimse kapalı kapılar ardında özel pazarlıklar yapmayacak. Kimse zenginleşme aracı olarak kurultayı kullanmayacak. Dolarlar havada savrulmayacak” ifadesini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Benim koltuk derdim yok ama tarihin yüklediği bir sorumluluk var. Ben kurultayı toplayacağım”https://t.co/yRHYK0vk6e pic.twitter.com/U8Opp0EdS3

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

‘OSMANLI’ ÇIKIŞI

Kılıçdaroğlu,  dikkat çeken ‘Osmanlı’ mesajında ise şunları söyledi:

“Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Çok önemli bir coğrafyada. Bakın, dünya dengeleri değişiyor derken Çin’e, Amerika’ya, İngiltere’ye, Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundadır. Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Ne demiştim? Cumhuriyet Halk Partisi devlete istikamet çizen bir partidir. Bunları dillendirmek zorundadır Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partisi kısır tartışmaların dışına çıkmak zorundadır. Eğer kısır tartışmalara takılır kalırsak bu bize değil, en çok Türkiye’ye zarar verir. O nedenle bizlerin mücadelesi hak ve adalet mücadelesidir.”

Kılıçdaroğlu’ndan dikkat çeken ‘Osmanlı’ çıkışı: ‘Türkiye o coğrafyaya gitmek zorundadır’

“Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın… pic.twitter.com/1yjmb9psvk

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

 

 

Özgür Özel kurultay için tarih verdi

CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında TBMM’de konuşma yaptı.

Özgür Özel CHP Grup Toplantı Salonu’nda alkışlarla karşılandı.

Özgür Özel CHP Grup Toplantı Salonu’nda alkışlarla karşılandıhttps://t.co/xSafmeFb0o pic.twitter.com/oxnJW0cNbf

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Bu konuşmayı bir zafer olarak görmüyorum ancak bu kürsüde seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması, Dikmen Kapı önündeki binlerin Türkiye’deki milyonların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum. Biz demokrasi fikrinin insanlarıyız, sandığa inanırız. Seçene ve seçilene saygılıyız.

Onun için bugün buradaki duruş çok anlamlıdır. Bir zafer değil, bir bütünün diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır. Teslim olmamaktır. Direnmektir. Bütün ülkenin geleceğini düşünenlerin birlikteliğinin zaferidir.

Manisa’ya cenaze töreni sığmadı. Kardeşimizi ancak Ferdi’ye nasip olabilecek bir törenle uğurladık. Orada olmak hepimize düşerdi. Orada olacaktık. ‘Herkes orada olur’ dedik. Bundan bir süre sonra olmayacak bir şey oldu. Gözlerime inanamadım. Bugün bizim orada olmamızı burada grup toplantısı yapmak için fırsat görüldü, bir açıklama yapıldı.

‘BEN BURADA LAZIMDIM’

Kim gelecek onlarla, partinin kapısına kim geldiyse onlar gelecekti. Son 4 kurultayın seçilmiş genel başkanı, yöneticileri olmayacak. Kimin geleceğini, nasıl planladıklarını gördük. Millet bir karar verir o karar burada tecelli edilir. Herkese danıştım, en son Ferdi’nin sesiyle kararı verdim. Hep Manisa’ya gitmem gerekir, burada da bir şey çıkar. ‘Sen orada lazımsın’ derdi. Ben bugün burada lazımdım, burada kaldım.

Bu kumpası çözmezsen, ‘CHP’nin iç işi’ dersin. Kim karışır CHP’nin kurultayına? YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş. Dönüp son 4 kurultayı yok say. YSK’ye göre yok değil. Hiçbir yer göre yok değil ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir mahkeme olmayacak bir karar alsın ve artık Türkiye’de hiçbir seçilmişin koltuğunun kesinleşemeyeceği bir sisteme döndürdüler işi.

‘Sandıkla geldik, sandıkla gidemeyiz.’ Bütün mesele bu, bunun üzerine oturuyor sistem. Bu işi kim yapar? Bu işi bu çocuk yapar. Vaktiyle bütün kararları kim aldıysa, talimatla yapan birisine yargı kollarını kurdurdular.

Bugün için neredeyiz? Defalarca buradan Murat Kurum’a söylediğim. Kurum tek tek biliyor bütün tapuyu. Tek kelime söyleyemiyor. Sonra çıkıp dedi ki, ‘Efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak.’ Dedim ki bunu ispatlayamazsanız alçaksınız. İspatlayamadılar. 110 gün yoğun bakımda yatmış adamı, kendisi defalarca açıkladığı halde, ‘Adaylığım için bir kuruş para verdiysem şerefsizim’ deyip açıkladığı halde böyle birisine en son ne ifade verdirdiler biliyor musunuz?

En son gitti, kimse görmezken Ferdi Zeyrek’e verdim deyip ifade verdirdiler. Nasıl olsa ölmüştür inkar edemez diye böyle hesap yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum. Ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş başka bir kardeşimizin namusuna dil uzatan birilerinden bahsediyorum. Partiyi bu duruma getirerek partiyi kurumsuzlaştıran, adaysızlaştıran bir çözüm paketinde içeriden dışarıdan her türlü işbirliği ile bu işi çözmeye kalktılar.

Özgür Özel:

“Öyle bir noktaya geldik ki ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş başka bir kardeşimizin namusuna dil uzatan… İçimizdeki inat mıdır nedir bilinmez oraya hamle yaparak, partiyi bu duruma getirerek, içeriden dışarıdan her türlü iş birliği ile ilerleyerek bu işleri… pic.twitter.com/r7rojYZdTW

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

‘MESELE ERDOĞAN’I RAKİPSİZLEŞTİRME’

ABD bayrağına el basıp yemin eden birisinin televizyon kanalı. Ekrem İmamoğlu ile ilgili her türlü yalanı atan ama popüler olan cep telefonlarından, paralardan tutun da hiçbiri çıkmadı ya; TGRT, A Haber bu yalanları atarken iddianamede olacak derken şimdi ben yalan attım diyenler Ekrem başkanın evine desteğe koşanlar, önseçimde oy verirken poz verenler Ekrem başkana ‘Hırsız’ demeye başladılar. Mesele Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Orada tutuklu insanlar bedenlerini sandıkla iktidarın değiştirilmesi için ortaya koyuyor.

Kapıda da söyledim, size de söylüyorum. Siz bugün Türkiye’yi kuruluş ayarlarına karşı kopmayan halkasınınız. O yüzden hem Ferdi’nin ölüm yıldönümünde bize bunları yapanlara hem de genel merkezde o kara günü yaşatanlara hem de bugün bu Meclis’in altında cürret edilen meseleye kim eğer alet olup el veriyorsa şu kadarcık hakkımı helal etmiyorum.

Özgür Özel:

“Mesele, CHP’yi kurumsal kimliğiyle, lideriyle, bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan, Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil”https://t.co/xSafmeFb0o pic.twitter.com/jLgazMrefP

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

‘O BİNADA KİMLER VAR BİLİYOR MUSUNUZ?’

Partiye geçmize saygımızdan ağzımızı açmıyor, susuyorum. Ama bu partiye yaşatılanları gördükçe ne diyeceğimi şaşırıyorum. O binada kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın.

O gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile, CHP ile ilgili olmayan seçmenlerimiz bile herkes gözümde bambaşka bir yerdedir. O binada bugün Kemal Bey’e Çubuk’ta organize bir linç yaşatılırken ölümü göze alarak onunla birlikte, onu koruyarak yanında duran mesele Murat Emir orada yok ama 1980 öncesi 7 TİP’li genci öldüren Haluk Kırcı’nın ekibi selam veriyor 12. kattan, Genel Başkan katından.

Kemal Bey saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikasta uğrayan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey’e orada ateşler açılırken Kemal Bey’in üstüne kapanan Seyit Torun’u iki kolundan tutup da attılar binanın dışarısına.

Belediye başkanlarımız yok o salonda ama ‘Bir sonraki operasyon şu CHP’li belediyeye’ deyip haysiyet suikastı yapanlar o binada geziyorlar. Aykut Erdoğdu yok o binada ama İBB borsasında olan avukat, Yunanistan’a kaçarken yakalattığım avukat o binada ‘Arınma başladı’ diye paylaşıyor.”

‘CHP’DE GÖREV YAPMIŞ KİMSEYE YAKIŞTIRMAM’

Her şeyi yapın ama bu FETÖ’den kalma dille, önüne geleni hain ilan eden dille; demokrasiyi tehdit gördüğü için her direnişe ‘ayaklanma’ her mitinge ‘Türkiye’yi karıştırmak’ diye bakan sığ anlayışının terminolojisini CHP’de görev yapmış kimseye yakıştırmam.

Asla ve asla CHP’ye paralel yapı, FETÖ ya da namuslu arkadaşlarımıza hırsız gibi iftiralara teslim olursak biz CHP olmayız. Elbette hukuka güveneceğiz ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız.

 

’26 TEMMUZ GEÇİRİLMEMELİ’

Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik dönülemez bir hale gelmiştir. Umut ediyorum butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan sonra bir aklı selim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez şekilde aşılmaz. 2 milyon üyemiz var, 2 bin tane kurultay istemeyen seçilmiş yönetsin demeyini bulamazsınız.

O bin tane de bayramlaşma yapalım, getirelim grup yapalım; o bin tane gezdirilmişle ne kurultay ne bayramlaşma ne grup toplantısı yapabilirsiniz. O yüzden herkesin nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım. Bütün muhalefet partileri derhal kurultay yapılsın diyor. Kendilerinin de talim olduğu bu sistem ortadan kalkarsa demokrasi ortadan kalkacağı için bunu söylüyorlar.

Bunun için diyalog olsa hiç uzakta durmadım. Efendim ‘tedbir var kurultay yapılmaz.’ Türkiye’nin tüm hukukçular aynı metinde birleşiyorlar. Kamu, seçim hukukçuları ‘Kurultayın yapılması değil yapılmaması sorun’ diyor. Başka bir görev yoktur, görev budur.

‘Kurultay yapacağız’ söylemlerini duyduk. Madem ki buna ikna oldunuz, o kurultayı yapmalısınız. ‘Efendim birkaç ay sonraya söyleyelim, bir yıla yayalım. AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçimi o zaman yapalım’. Burada yapılacak iş 26 Temmuz’u geçirmeden kurultay yapılmalıdır. Seçime girilmesi tehlikeye girmektedir. Bu memlekette tüm umudu önümüzdeki seçim olan on milyonlarca kişinin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara kabusu yaşatırsınız. Onları sandıktan koparırsınız, geri dönülemez bir şekilde kaybettirirsiniz.

Özgür Özel:

“Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik artık geri döndürülemez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum, butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan sonra bir aklı selim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz”https://t.co/xSafmeFb0o pic.twitter.com/3YnoVIbzp9

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

‘ACI ÇEKECEĞİZ AMA VAZGEÇMEYECEĞİZ’

Herkes bilsin ki milletin yürüyüşüne kimse set çekemez. Önümüzde duran bu milletin ayaklarının altında kalır. Ne yapılırsa yapılsın bu millet önünde kimseyi istemez. Devletini sever, vergisini verir ama devleti milletin karşısına koyarsanız millet o devleti önce yener sonra yeniden demokratik devletini inşa eder.

Onun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya kalkışmasın. Birilerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın. Çalışacağız, acı çektik çekeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Beni Ferdi’den, Manisa’dan koparamadılar çünkü arkamda dağ gibi siz vardınız, hepinizi seviyorum. Hep beraber başaracağız, size inanıyor size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar.”

DEM Parti’den Cumhur İttifakı’na yasa çağrısı: Elinizi taşın altına koyun

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’deki grup toplantısında Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirdi.

Hatimoğulları, Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesinin kimi zaman darbelerle, kimi zaman olağanüstü hukukla, kimi zaman yargı kararlarıyla baskılandığını savunarak şunları kaydetti:

“Zaman zaman sekteye uğratılmıştır. Bugün CHP’ye mutlak butlan ataması demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biridir. Askeri vesayet rejimine karşı çıkanlar şimdi oluşturdukları yeni bir yönetim zümresiyle otoriter bir zümreyle vesayet rejimine dönüşmüş durumdalar. Böyle bir tablo içinde CHP ve mutlak muktan tartışması bir parti içi kriz, bir koltuk kavgası ya da güncel bir siyasi çekişmenin çok ama çok ötesinde. Asıl mesele kimin nerede, hangi koltukta oturacağı ya da oturduğu değil. Asıl mesele Türkiye açısından demokrasinin nereye oturacağıdır. Siyasal rekabet sandıkta mı kurulacak, mahkeme koridorlarında mı? Halkın, üyelerin, delegelerin, seçmenlerin iradesi mi esas alınacak yoksa yargı eliyle siyaset yeniden mi dizayn edilecek? CHP’ye mutlak butlan kararı, demokratik ve sivil alanı komple tehdit etmektedir. YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasbettirmiştir. Anayasa’ya aykırı davranmıştır. Mahkemeler yetkilerini aşmışlardır. Bunlar basitçe geçiştirilecek konular değildir. Demokrasinin kalbine, demokratinin az da kalan kırıntılarının kalbine hançer saplanmıştır. Bu uygulamalar ya Yargıtay yargı eliyle oluşan bu kaosu mutlaka çözmelidir. Zamana yaymamalıdır. Siyasal sorunların çözüm adresi elbetteki mahkeme salonları değildir. Olamaz, olmamalıdır. Demokratik toplumlarda siyasi partilerin yönetimlerine, programlarına, geleceklerine mahkemeler karar vermez. Üyeleri, delegeleri, seçmenleri karar verir ve biz ümit ediyoruz ki CHP’nin sorunları bu yaklaşımla çözüme kavuşur.”

Hatimoğulları, “Halkın iradesine yönelik her türlü müdahaleye net olarak karşıyız. Demokratik siyaset alanının daha fazla genişlemesini savunuyoruz. Demokratik cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerinde dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır” dedi.

HATİMOĞULLARI’NDAN ’12. YARGI PAKETİ’NDE SÜREÇ’ ELEŞTİRİSİ

Hatimoğulları, bölücü açılım sürecine ilişkin ise şöyle konuştu:

“Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. ‘Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız’ demişti. Ardından ‘hayırlı işlerde çabuk olunmalı’ demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmelidir. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz. Buna hapsedilemez çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini katlayacak paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı. Barış ahlak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir.”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları:

“Sayın Erdoğan ‘Hayırlı işlerde çabuk olunmalı’ demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli”https://t.co/y9yQSRU88k pic.twitter.com/l96OKIzq28

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

Süreçle ilgili 12. Yargı Paketi beklentilerine ilişkin Hatimoğulları, “Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokrasi ve demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var” dedi.

‘EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR’

Hatimoğulları, DEM Parti İmralı Heyeti’nin son İmralı görüşmesinde terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın bir formül ve yol haritası ortaya koyduğunu savunarak, “Sayın Öcalan’ın sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu ve AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı iğne konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP hükümetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz ve çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı dönemden demokratik, sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmelidir. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalıdır. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmelidir” diye konuştu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları:

“Son İmralı görüşmesinde Öcalan mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koymuştur”https://t.co/y9yQSRU88k pic.twitter.com/C1yafbOnAh

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

Hatimoğulları, “Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri, 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmelidir. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreçte barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir” dedi.

Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:

“Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım. Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı, istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak olarak sadece bugün barış demedik, sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz, Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük.” (ANKA)

PKK’nın şehit ettiği öğretmen Aybüke Yalçın unutulmadı

Çorumlu Şenay Aybüke Yalçın, Edremit Kültür ve Sanat Derneğinde müzik eğitimi aldıktan sonra Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu.

Atandığı Kozluk Çok Programlı Anadolu Lisesinde müzik öğretmeni olarak göreve başlayan, Batman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü’nde yüksek lisans yapan Yalçın, 7 ay gibi kısa sürede hem meslektaşları hem de öğrencilerinin gönlüne taht kurdu.

Aybüke öğretmen, 9 Haziran 2017’de öğrencilerine karnelerini verdikten sonra eve gitmek için okuldan arkadaşlarıyla ayrıldı.Dönemin Kozluk Belediye Başkanı Veysi Işık’ın aracına yönelik PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırıda, bulunduğu araca isabet eden kurşunla ağır yaralanan Yalçın, Kozluk Devlet Hastanesinde müdahaleye rağmen kurtarılamadı.

İlk görev yerinde şehit düşen Yalçın’ın cenazesi, Batman Öğretmenevi bahçesinde düzenlenen törenle gözyaşları içinde memleketine uğurlandı. Aybüke öğretmenin naaşı, memleketi Çorum’un Osmancık ilçesindeki törenin ardından toprağa verildi.

TÜM TÜRKİYE’Yİ YASA BOĞDU

Ömrünün ve mesleğinin baharında Aybüke öğretmeni hayattan koparan terör örgütü PKK, ülkenin dört bir yanında lanetlendi.

Mağusa Limanı türküsü ve fotoğrafındaki tebessümüyle hafızalara kazınan Aybüke öğretmenin ölümü, başta annesi Zehra, babası Sadık, kardeşi Atıf Yalçın olmak üzere tüm ülkeyi yasa boğdu.

Kozluk’ta vatandaşlar, şehit öğretmenleri için yaptıkları yürüyüşle terör örgütü PKK’ya tepki gösterdi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü öncülüğünde 15 Temmuz Şehitler Parkı önünde toplanan vatandaşlar, ellerinde Türk bayraklarıyla, “Türk Kürt kardeştir, PKK kalleştir”, “Kahrolsun PKK”, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganlarıyla şehit öğretmenin görev yaptığı okula kadar yürüdü.

AYBÜKE ÖĞRETMENİN ADI YAŞATILIYOR

Aybüke öğretmenin hatırası, okullarda, kütüphanelerde, sanat atölyelerinde, park ve caddelerde, anısına düzenlenen etkinliklerle yaşatılıyor.

Şehit öğretmenin ismi, ilk olarak görev yaptığı ve kendi imkanlarıyla açtığı müzik atölyesine, daha sonra Kozluk Çok Programlı Anadolu Lisesine verildi.

Mezun olduğu Körfez Anadolu Lisesi, saldırının gerçekleştiği Hastane Caddesi ve mezun olduğu Necmettin Erbakan Üniversitesinin orkestra salonuna da Aybüke öğretmenin ismi verildi.

Ayrıca Osmancık’ta bir ortaokulda, Kozluk’ta konukevinde, Muş’un Bozbulut köyündeki okul kütüphanesinde, Pozantı’daki bir lisenin resim atölyesinde, Safranbolu’daki üst geçitte de adı yaşatılıyor.

Öte yandan, Yalçın’ın ismi, yüksek lisansa başladığı Batman Üniversitesinde bir sınıfa verildi. Keçiören Belediyesi tarafından da geçen yıl Yayla Mahallesi’nde, şehit öğretmen Şenay Aybüke Yalçın’ın adının verildiği halk kütüphanesi açıldı. Hatırasına yönelik 2017’de masa tenisi turnuvası, 2018’de Türk halk müziği solo ses yarışması düzenlendi.

Akademisyen olmayı hedeflerken terörün hayattan kopardığı Şenay Aybüke Yalçın, her yıl 9 Haziran’da ve 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde mezarı başında, saldırının gerçekleştiği yerde, görev yaptığı okulda anılıyor.

CHP grup toplantısını kim yapacak? 

CHP grup toplantısını kimin yapacağı merak konusu. Özel de Kılıçdaroğlu da konuşacaklarını söylüyor. Yönetmelik ne diyor, kürsü kimin hakkı?

CHP grup toplantısını kim yapacak?  Medyascope

Erdoğan, Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ile bir araya geldi

Cumhurbaşkanlığı’nın resmi internet sitesinden yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, davetine icabetle Türkiye’yi ziyaret eden Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’i resmi törenle karşıladı. Karşılama töreninin ardından Erdoğan ile Rodriguez, ikili ve heyetler arası görüşmeye geçti. Görüşmede, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat hazır bulundu.

İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmeye ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ülkemize çalışma ziyaretinde bulunan Venezuela Cumhurbaşkanı Vekili Delcy Rodriguez ve heyetini İstanbul’da kabul etti. Kabulde Türkiye-Venezuela ikili ilişkileri ile küresel gelişmeler ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, ülkemizin her daim dost Venezuela halkının yanında olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanımız, Türkiye ile Venezuela’nın ticaret, enerji ve madencilik alanları başta olmak üzere birçok alandaki iş birliğini daha da ilerletmek için kararlı olduğumuzu vurguladı. Görüşmede, 3 milyar dolar ticaret hacmi hedefine ulaşılması için atılacak adımlar da değerlendirildi.”

İçişleri Bakanlığı’nda NATO zirvesi öncesi ‘tedbir’ toplantısı

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:

“NATO Zirvesi kapsamında alınacak güvenlik tedbirlerine ilişkin hazırlıkları değerlendirmek üzere, Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi (GAMER) Toplantı Salonu’nda kapsamlı bir koordinasyon toplantısı gerçekleştirdik. Toplantıya; Bakan Yardımcılarımız Sayın Ali Çelik ve Doç. Dr. Sayın Kübra Güran Yiğitbaşı, Ankara Valimiz Sayın Yakup Canbolat, Emniyet Genel Müdürümüz Sayın Ali Fidan, Jandarma Genel Komutanımız Orgeneral Ali Çardakcı ve ilgili birim amirleri katıldı.

‘NATO ZİRVESİ’NE EN ÜST DÜZEYDE EV SAHİPLİĞİ YAPILACAKTIR’

Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin güvenli ve başarılı bir şekilde icra edilmesi amacıyla tüm hazırlıkları kapsamlı şekilde ele aldık. Devletimizin tüm kurumları arasında güçlü bir koordinasyon ve eşgüdüm anlayışıyla hareket ederek, kamu düzeninin korunması, misafir heyetlerin güvenliği ve zirvenin başarıyla tamamlanması için gerekli tüm tedbirleri titizlikle almaya devam edeceğiz. Türkiye, sahip olduğu tecrübe, güçlü güvenlik altyapısı ve kurumsal kapasitesiyle NATO Zirvesi’ne en üst düzeyde ev sahipliği yapacaktır.”

Lütfü Savaş’tan mutlak butlan için yeni hamle

Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) “mutlak butlan” krizi sürüyor.

SIRADAKİ HAMLE BELLİ OLDU

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, dava sürecinde aralarında eski Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın da yer aldığı ve delegelerden oluşan 7 kişilik davacı ekibin yeni bir adım atacağı iddia edildi.

TEMYİZ BAŞVURUSU

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı çıkmasında etkili isimlerden Lütfü Savaş ve beraberindeki 7 kişinin İstinaf’ta bekleyen dosyaya tekrar temyiz başvurusunda bulunacağı öğrenildi.

Davacıların bu hafta İstinaf Mahkemesinde bekleyen dosyaya tekrar temyiz başvurusunda bulunacağı belirtiliyor. Hukukçular, dosyanın Yargıtay’a gitmesinin adli tatil sonrasına kalmasına neden olabileceğini belirtti.

UZATMANIN YOLUNU BULDULAR

Davanın kısa sürede neticelenmesi önündeki en büyük engel, hukuki prosedürdeki tarafların çokluğu ve itiraz süreleri olarak öne çıkıyor. İstinaf Mahkemesi’nde ‘itiraz ve başvuru süreleri’ tamamlanmadığı için dosya henüz Yargıtay’a gönderilemiyor.

Dört farklı tarafın yer aldığı dosyada; Lütfü Savaş ve 5 delege davacı, CHP kurumsal olarak davalı, süreçten etkilenen 45 kişi fer’i müdahil, Özgür Özel ve yönetimi ise görevden uzaklaştırma kararı verilen taraflar olarak bulunuyor.

Ferdi Zeyrek’in ölümünde yeni gelişme: Dosyalar birleştirildi

Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in evindeki havuzda elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesine ilişkin Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada yeni bir gelişme yalandı.

Toplam 10 sanığın, “taksirle bir kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olma” suçundan yargılandığı davada, olayda kusurları bulunduğu iddia edilen Yunusemre Belediyesi’nde çalışan 6 kamu görevlisi hakkında da iddianame tamamlandı.

Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Yunusemre Belediyesi’nde çalışan 6 kamu görevlisi hakkında “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan açılan kamu davasının, aynı olaya ilişkin yürütülen ana dava dosyasıyla birleştirilmesine karar verdi.

1 TEMMUZ’DA GÖRÜLECEK DURUŞMADA SAVUNMALARI ALINACAK

Konuya ilişkin açıklama yapan Ferdi Zeyrek’in ailesinin avukatı Necibe Karaoğlanlar, “Yunusemre Belediyesi’nde çalışan; inşaat mühendisi, tekniker, yapı belge görevlisi ve müdürlerden oluşan 6 kişi hakkında iddianame düzenlenerek ana dava dosyasıyla birleştirildi.  Şüphelilerin savunmalarını almak ve 1 Temmuz’da görülecek duruşmada dinlenilmek üzere mahkemece davetiye çıkarıldı” dedi. (ANKA)

Ziraat Bankası’ndan ‘veri sızıntısı’ açıklaması

Ziraat Bankası, sosyal medya platformlarında gündeme gelen veri sızıntısı ve güvenlik ihlali iddialarına ilişkin açıklama yaptı.

Bankadan yapılan açıklamada, gerçekleştirilen incelemelerde herhangi bir veri sızıntısı ya da güvenlik problemi tespit edilmediği belirtildi.

Ziraat Bankası’nın sosyal medya hesabında yapılan açıklamada, başka bir bankanın sanal POS sistemi üzerinden bazı işlem denemelerinin gerçekleştirildiği ifade edildi.

Açıklamada, söz konusu işlemlerin güvenlik sistemleri tarafından anlık olarak tespit edildiği ve gerekli kontrol mekanizmalarının devreye alındığı kaydedildi.

‘MADDİ KAYIP YAŞANMADI’

Bankanın açıklamasında, müşteri hesapları ve kart işlemleri üzerinde yapılan incelemelerde herhangi bir maddi kayıp oluşmadığının belirlendiği bildirildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Bankamız tarafından gerçekleştirilen incelemeler sonucunda sistemlerimizde herhangi bir veri sızıntısı veya güvenlik ihlali tespit edilmemiştir.

‘GÜVENLİK SİSTEMLERİ 7/24 TAKİP EDİLİYOR’

Ziraat Bankası, müşterilerin finansal varlıkları ile kişisel verilerinin korunmasının en yüksek öncelik olduğunu vurguladı.

Banka, güvenlik sistemlerinin ulusal ve uluslararası standartlar doğrultusunda 7 gün 24 saat kesintisiz şekilde çalıştığını ve olası risklere karşı gerekli tedbirlerin alındığını açıkladı.

Ağrı’da görev yapan genç öğretmen Irmak Ayşe Koparan evinde ölü bulundu

Ağrı’nın Hamur ilçesindeki Soğanlıtepe İlkokulunda okul öncesi öğretmeni olarak görev yapan Irmak Ayşe Koparan’dan haber alamayan arkadaşları, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.

İhbar üzerine Koparan’ın Ağrı il merkezindeki evine giden polis ekipleri, kapıyı açtıklarında genç öğretmenin hayatını kaybettiğini tespit etti.

Olay yeri incelemelerinin ardından Koparan’ın cenazesi, otopsi için morga kaldırıldı.

Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin soruşturma başlatırken, il milli eğitim müdürlüğü de ölümün tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla müfettiş görevlendirildiğini duyurdu.

TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘Yeni anayasa fantezi değil zarurettir’

Galatasaray Üniversitesi’nde “Bir Sultan, Bir Darbe, Bir Anayasa” konulu “Sultan Abdülaziz Han’ı anma programı” düzenlendi.

Programın açış konuşmasını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş yaptı. 150 yıl gibi kısa bir süre içerisinde anayasacılık bakımından bu kadar derin bir tecrübeye sahip olan başka bir millet olmadığını dile getiren Kurtulmuş, şunları söyledi:

“Bu tecrübenin iyi tarafları da vardır, kötü tarafları da vardır. Yanlışları düzeltip yolumuza devam etmek boynumuzun borcudur. Anayasaları darbelerden bütünüyle ayırarak, hiçbir şekilde darbelerin gölgelerinin, tortularının anayasalar üzerine aksetmesine müsaade etmeden Türkiye’nin yeni bir anayasayı yapma gücüne, kuvvetine, kudretine sahip olduğunun altını çizmek isterim. Ayrıca anayasa tartışmaları kısır gündelik siyasi tartışmaların da mevzuu değildir. Siyasi partiler gelir gider, isimler gelir geçer ama ülkelerin anayasaya ihtiyaçları, milletin talepleri ortadadır. Bunun gerektirdiği şekilde hareket edilmesi Türkiye’nin geleceğinin en önemli unsurlarından birisidir. Bu 150 yıllık mücadelemiz sırasında en önemli meselelerimiz den birisi de hem aydınların hem Sultan Abdülaziz Han gibi yöneticilerin üzerinde durduğu temel sorulardan birisi ve belki de başlıcası ‘Ne oldu da biz batı karşısında yenildik’ sorusudur. Yenildiğimizi kimisi kurumsal kapasitemizin zayıflamasına, kimisi bilim ve teknolojide geri kalmamıza, kimisi ordu bakımından zayıf düşmemize, kimisi içeride toplumsal bütünlüğün zayıflamasına bağlar ama ne olursa olsun, bu 150 yıl içerisinde entelektüellerin, siyasetçilerin iyi niyetli bir şekilde çözüm arayan, Türkiye’yi daha ileriye götürmek isteyenlerin üç temel soruya cevap bularak anayasa çalışmalarına, daha doğrusu Türkiye’de devletin gücünü geliştirme, artırma çabalarına katkı sunmaya çalıştıklarını görüyoruz.

‘MİLLET İRADESİNİ NASIL GÜÇLENDİRECEĞİ…’

Bu 150 yıllık anayasa tartışmalarının, devlet-millet ilişkileri konusundaki tartışmaların üzerinde hâlâ bugün bile çok derin tartışılabilecek ilk konularından birisidir. İkinci mesele ise milletin iradesini hangi kurumlar, hangi mekanizmalar vasıtasıyla temsil edeceği meselesidir. Evet, milletin iradesi var. Bütün bu metinlerde 150 yıl öncesinden itibaren başlayarak sultanın, padişahın iradesinin yanında bir de milletin iradesini önemseyen bir tavrın olduğu, bunun ilk anayasa olarak kabul edebileceğimiz 1876’nın maddelerinin içerisinde de yer aldığı ama milletin iradesinin hangi mekanizmalarla nasıl, ne şekilde ifade edileceği, gündeme getirileceği, nasıl ele alınacağı da hep tartışma konusu olmuştur. Milletin iradesini nasıl temsil edeceği, aynı zamanda da demokrasinin genişleme fikriyle de birebir ilgili konudur. Dolayısıyla dün bu konularda devam eden tartışmaların bugün de bundan sonra da bu konular üzerinde yoğunlaşması mukadderdir ve hatta doğru konulardır bunlar. Bir başka üçüncü mesele ise insanın onuru, insanın haysiyeti, bugünkü tabiriyle kullanırsak insan hak ve özgürlüklerinin hangi çerçeveler içerisinde korunacağı, hangi mekanizmalarla ele alınacağı ve bunun millet iradesini nasıl güçlendirebileceği de önemli tartışmaların arasında olmuştur.”

MENDERES’İ ÖRNEK GÖSTERDİ

Yeni anayasa tartışmalarına değinen Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün de Türkiye’nin geleceğinde fevkalade önemli bir şekilde bu tartışmaların yeri olacaktır ve bunları tartışmaya devam edeceğiz. Geldiğimiz noktada 150 yıllık müktesebatımızı asla hafife almamamız gerektiğini bir kere daha ifade ediyorum. Bu 150 yıl içerisinde Türkiye, demokrasi bakımından da fevkalade ileriye gitmiştir. Büyük merhaleler geçirmiştir. Büyük badireler atlatmıştır. Sultan Abdülaziz Han’ın katli gibi, cumhuriyet döneminde de Adnan Menderes’in ve arkadaşlarının katli gibi fevkalade hazin bir antidemokratik sonuçla karşılaşmıştır. Partilerin kapatıldığı, siyasetin sözünün kısıldığı nice dönemleri Türkiye geride bırakmıştır ama Türkiye’nin istikameti 150 sene evvel olduğu gibi bugün de daha ileriye gitmek, daha modern toplumlar inşa etmek, daha güçlü demokrasileri inşa etmek ve milletle devlet arasındaki bütünleşmeyi tam manasıyla sağlamaktır. Şimdi bu perspektiften baktığımızda bugün önümüzde siyaset olarak Türkiye’ye fikir üreten üniversiteler, bilim insanları, akademik camia olarak, fikir insanları olarak üzerimizdeki önemli sorumluluklardan birisi de Türkiye’nin yeni bir anayasa ihtiyacını karşılamaktır.

2027’Yİ İŞARET ETTİ

Türkiye artık 21’inci yüzyılın bu şartları içerisinde, hele hele dünyanın tam manasıyla bir savaş meydanına döndüğü, dünyada hemen hemen oluşan bütün bölge ve küresel krizlerin bizim çevremizde yer aldığı böylesi bir dünyada Türkiye iç birliğini, bütünlüğünü, öncelikle anayasal düzenini demokratik unsurlarla tahkim ederek yoluna devam etmek durumundadır. Yeni bir anayasayı yapmak mutlaka ve mutlaka Türkiye’nin öncelikli ödevlerinden birisidir. Türkiye’nin bu anlamda gücünü artıracak katılımcı, çoğulcu, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa yapmak için hepimizin üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz lazım. Bu çerçevede hiçbir sözün artık zamanı gelmedi diye düşünmeden, anayasa tartışmalarını da sadece ezberlenmiş birtakım kalıplar etrafında ele almadan bu tartışmaları sürdüreceğiz ve inanıyorum ki sonunda Türkiye artık 2027’de kendisine yaraşan, milletimizin birliğini bütünlüğünü temin eden, Türkiye’nin küresel alandaki rekabet gücünü artıran, Türkiye’yi bölgesindeki ve dünyadaki tehditlerden koruyan yeni, çağdaş bir toplum sözleşmesi olarak yeni anayasasını gerçekleştirecektir.”

‘FANTEZİ DEĞİL ZARURETTİR’

Yeni anayasa yapılmasına karşı çıkanlara da Kurtulmuş, şu sözlerle tepki gösterdi:

“Bunu her söylediğimizde hiçbir fikri olmayan anayasa konusunda ama sağdan soldan, kıyıdan köşeden ‘Kurucu irade yok ama’ diyenleri duyar gibi oluyorum. Onların derdi millete kurucu irade olarak bir paye ve güç vermemektir. Onların anayasadan anladıkları kapalı kapılar ardında birileri anayasa yapar ve hâkim unsurların mütegallibenin ihtiyacı neyse o çerçevede bir anayasa metni yazarak bunu millete dikte ederler. Çünkü millet öyle anayasa falan yapabilecek olgun bir şahsiyet değildir. Millet güdülecek. Millet etrafı kuşatılarak ne tarafa gitmesi gerektiği söylenecek. Yeri geldiğinde de parmakla tehdit edilecek bir unsurdur. Hayır, o devirler geride kaldı. Artık Türkiye kendi anayasasını yaparak önündeki bütün engelleri kaldıracak ve ümit ediyorum ki çok daha güçlü bir şekilde Türkiye bugünün güç dünyasında yerini alacaktır. Niye anayasayı bu kadar önemsiyoruz? Anayasa, milletle devlet arasındaki herkesin kabul ettiği bir toplum sözleşmesidir. Bunun dayatılan bir sözleşme değil, bunun içselleştirilmiş bir sözleşme hâline gelmesi özellikle bu kadar yoğun tartışmaların, bu kadar yoğun altüst oluşların yaşandığı bir dönemde Türkiye için bir zarurettir. Bir siyasi tercih ya da bir fantezi değil, Türkiye için bir zarurettir.”

Nizamettin Kabaiş: Bizim için bayram Rojin’in katilleri bulunduğu zamandır

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi olan 21 yaşındaki Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te KYK yurdundan ayrıldıktan sonra kaybolmuş, 18 gün süren arama çalışmalarının ardından 15 Ekim 2024’te Van Gölü Mollakasım sahilinde cansız bedeni bulunmuştu. Ölümü “şüpheli” olarak değerlendirilen Kabaiş’in dosyasına ilişkin süreç devam ediyor.

‘ROJİN’SİZ DÖRDÜNCÜ BAYRAMIMIZ’

Nizamettin Kabaiş, şunları söyledi:

“Bizim için bayram, Rojin’in katilleri bulunduğu zaman olacak. Adalet yerini bulduğu zaman bizim için bayram olacak. Bu genç kızımızın hayatına mal oldu. Okulda katledildi. Ama adalet hala da yerini bulmamış. Adalet yerini bulduğu gün bizim için o gün bayramdır. Herkesin bayramı mübarek olsun. Rojin’imin bayramı da mübarek olsun. Keşke şimdi o da hayatta olsaydı şeker alacaktı, bayramlığını yapacaktı. Kur’an okuyacaktı ve biz beraber oturacaktık ama maalesef 2024’te Rojin’i kaybettik. Bizim Rojin’siz dördüncü bayramımız. Çok zor durumdayız. Özellikle bayram günü çok insanın aklına geliyor. Acı günler, bayram günü hazindır.”

‘ÖZEL EKİP BAYRAMDAN SONRA VAN’A GÖNDERİLECEK’

Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Ankara’da görüştüğünü hatırlatan baba Kabaiş, “İnşallah Allah’ın izniyle bayramdan sonra da çalışmalar devam edecek. Özel ekip Van’a gönderilecek. Hem telefon için hem de kameralar için üniversiteyi araştıracaklar, yurdu araştıracaklar. Rojin’in telefonu için İspanya’ya gönderileceğini söyledi. İnşallah Allah’ın izniyle adalet yerini bulacak. Rojin için biz adalet istiyoruz” dedi.

‘ADLİ TIP’TAN RAPORUN GELMESİNİ İSTİYORUZ’

Adli Tıp raporunu beklediklerini belirten Kabaiş, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Yarım kalan çalışmaların tamamlanacağını söylediler. Çünkü daha önce de yapılmayan çok şey var. Şimdi Rojin’in suda boğulduğunu söylüyorlar. Böyle olmaz. Biz bunu kesinlikle o şekilde kabul etmeyiz. Net bir şekilde Adli Tıp’tan raporun gelmesini istiyoruz. Yani ne gelirse en azından içimiz rahat olur. Rapor gelsin, kaç gün suda kalmış, hangi gün öldürülmüş… 18 günün içinde kaç gün su üstünde kalmış, biz bunun rapor olarak gelmesini istiyoruz. Ama maalesef yaklaşık 2 senedir, 21 aydır biz o raporu bekliyoruz.

‘ARTIK KESİNLİKLE İNTİHAR DİYEMEZLER’

Yeni Adalet Bakanımız göreve başladığından beri gelişmeler oldu. İnşallah Allah’ın izniyle bayramdan sonra da daha güzel gelişmeler olacak. Kolay netleşecek, aydınlanacak. Hep birlikte önümüzdeki günlerde göreceğiz. Daha kesinlikle kimse diyemez intihar olduğunu. İntiharda yani herhangi bir delil, bir kanıt yok ortada ama cinayetle ilgili çok delil kanıt vardır. Hem Rojin’in vücudunun üzerinde iki erkek DNA’sı tespit edilmiş. Akciğerinde su olmadığı tespit edilmiş. Vücutta, bazı yerlerinde darp cebir izi olduğu halde onları da yani o bazı şeyleri de dosyada yazılmamış ama Rojin’in boğazında da hasar var. Bunu tespit etmişler. O da dosyada yazılı resmi olarak. Bunları hepsini dile getirmek yani bizim görevimizdir. Bunu söylemezsek örtbas ediyorlar.” (ANKA)

Nizamettin Kabaiş: Bizim için bayram Rojin’in katilleri bulunduğu zamandırhttps://t.co/xbS0AUBySh pic.twitter.com/W7FpCjq5qR

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) May 29, 2026

 

Esra Işık’ın avukatlarından çağrı

Akbelen Ormanı çevresindeki altı mahallede bulunan 679 parsellik tarım arazisinin, Yeniköy Termik Santrali için kömür sahası amacıyla acele kamulaştırılmasına karşı çıkan İkizköylü Esra Işık’ın yargılandığı davanın ikinci duruşması, 1 Haziran Pazartesi günü Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. “Görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla yargılanan Işık, ilk duruşmada adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı şartıyla tahliye edilmişti. Duruşma öncesinde Esra Işık’ın avukatları yazılı açıklama yaparak duruşmaya çağrıda bulundu.

BİLİRKİŞİLER HAKKINDA ŞİKAYET BAŞVURUSU

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Savcılık, iddianameyi tekrar ederek Esra’nın zincirleme şekilde cezalandırılmasını istemektedir. Savunma tarafı olarak, henüz savunma delili toplanmadan verilen esas hakkındaki mütalaaya itiraz ettik ve tevsii tahkikat taleplerimizi mahkemeye sunduk. Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim AŞ’nin maden ruhsat sahası içinde yer alan Milas’ın 7 köyünü kapsayan 679 parsel taşınmazın acele kamulaştırılmasına ilişkin 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan acele kamulaştırma kararının hukuka aykırı olduğu, Danıştay kararıyla tevsik edildi. Bu nedenle bu acele kamulaştırma kararına dayanılarak yapılan bütün işlemler hukukilik vasfını yitirmiştir. Diğer yandan davaya müdahil olarak katılan bilirkişiler bir ayda alabilecekleri azami dosyadan çok çok fazla dosyada görev almışlar, bilirkişilik mevzuatına aykırı hareket etmişlerdir. Bu nedenle haklarında bağlı oldukları Bilirkişilik Bölge Kurulları’na şikayet başvurusu yapılmıştır. Bu gelişmeler üzerine, savunma tarafı olarak mahkemeden geçen celse zaman olmadığı için dinlenilmeyen tanıklarımızın dinlenmesini, Esra’nın engellediği iddia edilen keşfin Danıştay kararı ile hukukiliğini yitirdiğinden, bunun delili olarak Danıştay dosyasının getirtilmesini, davaya müdahil olarak katılan bilirkişilerin olay günü kaç dosyanın keşfine katıldıklarının tespit edilmesini, bilirkişilik mevzuatına aykırı olarak görev kabul eden müdahil bilirkişiler hakkında şikayet başvuruların sonuçlarının beklenmesini talep ettik.

‘ESRA’NIN HAK SAVUNUCULUĞU CEZALANDIRILMAK İSTENİYOR’

Esra’nın mahkum edilmek istendiği davanın arkasında, bir şirketin çıkarı için, zeytinlikler, tarım alanları, konutlar, yaşam alanlarını kapsayan Milas’ın 7 köyündeki 679 parsel taşınmaza hukuka aykırı şekilde el konulma hazırlığı var. Danıştayın yürütmeyi durdurma kararına rağmen, el koyma davalarına devam ediliyor, Şirket tarafından hukuka aykırı şekilde Danıştay’a dava açmayanların taşınmazlarının acele kamulaştırmadan kurtulamayacağı propagandası yapılıyor. Esra Işık, İkizköy – Akbelen bölgesinde madencilik faaliyetleriyle ihlal edilen sağlıklı dengede yaşama hakkını savunmak, bölgedeki ekokırım suçlarının önüne geçmek için mücadele eden, anayasal sorumluluğunu yerine getiren bir yurttaştır, yaşam savunucusudur. Esra’nın hak savunuculuğu cezalandırılmak istenmektedir. Onun savunduğu hak, herkesi ilgilendirmektedir. O yaşamı savunduğu için yargılanıyor, onu savunmak hepimizin sorumluluğu olmalı. Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 1 Haziran Pazartesi saat 10.00’da başlayacak duruşmaya katılım için çağrıda bulunuyoruz.” (ANKA)

İçişleri Bakanlığı 8 ili uyardı: Kuvvetli sağanak geliyor!

İçişleri Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan son bilgilere göre 29 Mayıs 2026 Cuma günü; Adana’nın kuzey ve doğusu, Osmaniye, Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesi ve zamanla Hatay’ın batısında aralıklı ve yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.

Giresun ve Trabzon çevreleri ile Artvin’in güneyinde yerel kuvvetli; Rize çevreleri ile Artvin’in kuzeyinde yer yer çok kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.

Vatandaşlarımızın sel, su baskını, yıldırım, heyelan, ulaşımda aksamalar, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olmasını; yetkili mercilerin uyarılarını dikkate almalarını önemle hatırlatıyoruz.”

Erdoğan cuma namazını Ayasofya’da kıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar Kısıklı’daki konutundan çıkarak Ayasofya’ya geldi.

Cuma namazını burada kılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çıkışta gazetecilere açıklamada bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kurban Bayramı’nın üçüncü gününü bitirdiklerini, İstanbul’un fethi hasebiyle Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek “İstanbul’un Fethi’nden Gönüllerin Fethine Bayramlaşma ve Fetih Kutlaması”na katılacağını söyledi.

Alanın tıklım tıklım dolu olduğunu belirten Erdoğan, “Bugün 29 Mayıs Cuma. Tevafuk olarak Ayasofya’da kılma imkanımız oldu. Ayasofya’da da katılım gayet güzeldi, muhteşemdi. Hamdolsun Fatih’ten Ayasofya’ya bugün bir yürüyüş yapıldı ve İstanbullu burada cumayı kıldı. Bu da ayrı bir güzellik.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde olacaklarını dile getirerek, “Akşam İstanbul bir başka güzel olacak ve yıldızlar inşallah bir gösteri yapacak İstanbul’da. Hep birlikte bunu kutlayacağız.” dedi.

Gazetecilerin gayretine de teşekkür eden Erdoğan, lokum dağıttı.

Bir gazetecinin kendisine lokum uzatması üzerine Erdoğan, “Ben yemiyorum, dikkat ediyorum.” dedi.

Lokumun nasıl olduğunu soran Erdoğan, “Çok lezzetli.” yanıtını aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İstanbul Valisi Davut Gül, Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve AKP İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir eşlik etti.

CHP’de iki ayrı bayramlaşma: Kılıçdaroğlu ve Özel, Ankara’da yurttaşlarla buluşacak

CHP, yarın Ankara’da iki ayrı bayramlaşma programına hazırlanıyor. İstinafın kararıyla tedbiren CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, yarın ilk kez CHP Genel Merkezi’ne gelerek vatandaşlarla bayramlaşacak. Saat 14.00’teki program için birçok ilden sosyal medya kanalıyla “Ankara’ya ücretsiz ulaşım” çağrıları paylaşıldı. Kılıçdaroğlu’nun halk buluşması şeklinde gerçekleşecek bayramlaşma programına ilişkin afişlerin basım görüntüleri sosyal medyada yayılırken Kılıçdaroğlu’nun “Gül ki Güller Açsın” şarkısıyla karşılanacağı ifade ediliyor. Karşılama için şarkı seçiminin Özel’in “Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin” şiirinden yaptığı alıntıya yanıt olarak seçildiği belirtiliyor.

Edinilen bilgiye göre, Kılıçdaroğlu Genel Merkez bahçesinde vatandaşlara hitap edecek. Kılıçdaroğlu’nun hitabı için bahçeye bir sahne kurulumu veya otobüs yerleştirilmeyecek, konuşma CHP yazısının yer aldığı merdivenler üstünden yapılacak. Genel Merkez’de, yarınki bayramlaşma programı için hazırlıklar devam ediyor.

ÖZEL DE AYNI SAATTE GÜVENPARK’TA OLACAK

Aynı saatte bir diğer bayramlaşma programı ise CHP Grup Başkanı Özgür Özel tarafından gerçekleştirilecek. Güvenpark’taki CHP Ankara İl Başkanlığı önünde yapılacak olan buluşmada, Özel, otobüs üstünden vatandaşlara hitap edecek. İl Başkanlığı tarafından vatandaşlara yapılan çağrıda, “Bayramın dayanışma ruhunu büyütmek, birlik ve mücadelemizi güçlendirmek için tüm halkımızı bekliyoruz” ifadeleri yer aldı. (ANKA)

Kılıçdaroğlu’ndan Parti Meclisi açıklaması: Tüm üyelerin tebligat alabilmesi adına mesai saatini bekliyoruz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TV100’de gazeteci Barış Yarkadaş’a açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu, sosyal medyada CHP’liler arasında süren tartışmalara ilişkin, “Herkes şunu bilsin Partimiz en kısa sürede ahlaki kodlarına dönecektir. Özellikle sosyal medyada CHP’liler arasında ayrışma, tartışma yaratmaya çalışan kişiler, hesaplar var. Kimse tartışma görüntüsü vermemeli. Biz bu süreci aşacağız” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, kamuoyunda tartışılan CHP Parti Meclisi (PM) toplantısının ne zaman yapılacağına ilişkin ise, “Biz PM’nin 1 Haziran’da toplanacağına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadık. Arkadaşlarımızla kendi aramızda fikir yürüttük. Araya tatil girmesiyle birlikte PM üyesi arkadaşlarımızın tebliğ alamayacakları anlaşıldı. Tüm üyelerin tebligat alabilmesi için mesai saatini bekliyoruz. 1 Haziran tarihi gazeteci arkadaşlarımızın kulislere dayanarak aldığı bilgidir” diye konuştu.

İbrahim Anlaşmaları ve karekök

Şükrü Göksoy yazdı…

Ortadoğu denklemini anlamak isteyenler, önce bu denklemin karekökünü görmek zorundadır. Çünkü görünen rakamlar, diplomatik cümleler, protokol masaları, alkışlar ve fotoğraf kareleri çoğu zaman hakikati gizler. Hakikat ise daha derindedir.

Bu denklemin karekökü İsrail’dir.

Amerika, Ortadoğu’dan çekilirken bunu açık bir yenilgi gibi göstermek istemiyor. Bir imparatorluk, çekilirken bile kendisine onurlu bir geri çekiliş sahnesi arar. Fakat bu çekilişin arkasında bırakmak istediği temel düzen bellidir: İsrail’in güvenliğini, meşruiyetini ve bölgesel merkeziliğini garanti altına almak.

İbrahim Anlaşmaları tam da bu nedenle sıradan bir diplomatik normalleşme metni değildir. Bu anlaşmalar, İsrail’i Ortadoğu’da yalnızlıktan çıkarmak, ona yeni güvenlik koridorları açmak ve Müslüman ülkelerin sessiz onayıyla bölgenin karekökü haline getirmek üzere kurgulanmış bir projedir.

Daha açık söyleyelim:

İbrahim Anlaşmaları, İsrail’in Ortadoğu’daki siyasi ve ahlaki sıkışmışlığını kurtarma girişimidir.

Pakistan “bu imza halkı ayağa kaldırır” diyerek geri duruyorsa; Suudi Arabistan bu yükü taşıyamıyorsa; hatta savaşlarla parçalanmış, baskı altındaki Suriye bile bu denkleme kolayca giremiyorsa, Türkiye’nin bu masaya nasıl bakacağı sıradan bir diplomatik tercih değil, tarihî bir imtihandır.

Çünkü Türkiye sıradan bir bölge ülkesi değildir. Türkiye, hem Batı ittifakının içinde hem İslam dünyasının hafızasında duran ağır bir devlettir.

Bu yüzden Türkiye’nin tavrı sadece diplomatik bir tercih değildir; aynı zamanda tarih, hukuk, vicdan ve millet hafızasıyla ilgilidir.

Akşamdan sabaha İsrail’e havlayan bir siyaset, sabah olduğunda İbrahim Anlaşmaları masasına nasıl oturabilir?

Eğer İsrail’e karşı çıkışınız hakikatse, bu anlaşmaya “evet” diyemezsiniz. Eğer bu anlaşmaya “evet” diyorsanız, gece boyunca yaptığınız bütün bağırışlar sadece iç siyasete oynanan ucuz bir tiyatrodur.

Gündüz diplomasi, gece hamaset olmaz.

Ya ilken vardır ya da rolün.

Amerika’nın zayıflığından güçlü ve bağımsız bir siyaset üretmek yerine; kölelik, yancılık, mezhepçilik ve sahte Abdülhamitçilik üzerinden ikbal arayan siyaset aklı, sonunda kendi ülkesini de kayıp riskiyle karşı karşıya bırakır.

Çünkü büyük imparatorluklar çekilirken, onların satrapları ya akıllanır ve milletine döner ya da efendisinin enkazı altında kalır.

Bugün mesele şudur:

Türkiye, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilirken geride bırakmak istediği İsrail merkezli karekök denklemine mi girecek, yoksa kendi tarihî ağırlığıyla yeni ve bağımsız bir denklem mi kuracak?

Karekök ortadayken denklemi bozuyorsan, hukuk ortadayken adaleti çiğniyorsan, halkın vicdanı ortadayken meşruiyet arıyorsan; buna diplomasi değil, devlet aklı hiç değil, düpedüz dalyarakça siyaset denir.

Çünkü gerçekler yalın biçimde ortadayken; matematiği inkâr eden, hukuku eğip büken, tarihî hafızayı yok sayan kaba ve cahil siyaset aklına artık “yanıldı” denmez.

O noktada halkın argosu devreye girer.

Bu artık dalyaraklıktır.

İbrahim Anlaşmaları, barış adı altında İsrail’i bölgenin merkez değişkeni yapma projesidir. Bu projeye dahil olan her ülke, önce kendi halkının vicdanıyla, sonra tarihî hafızasıyla, en sonunda da kendi devlet aklıyla hesaplaşmak zorunda kalacaktır.

Çünkü Ortadoğu’da denklem basittir:

ABD çekiliyor.
İsrail korunmak isteniyor.
Müslüman ülkeler denkleme alınmak isteniyor.

Türkiye ise ya bu karekökün içine hapsedilecek ya da kendi denklemini kuracaktır.
Tarih, bu tercihi unutmaz.

ABD’den İran’a yeni yaptırım

ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etmesini ve ABD ile bölgedeki ortaklarına yönelik tehditlerini engellemek amacıyla İran ordusunun petrol satışlarına yönelik yeni yaptırımları duyurdu.

ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisinin (OFAC), İran’ın askeri petrol satışlarına karşı ek adımlar attığı bildirildi.

Bu satışların, İran’ın silahlı kuvvetlerinin yeniden inşasını finanse etmesine ve ABD ile bölgedeki ortaklarına yönelik tehditlerini sürdürmesine imkan verdiği belirtilen açıklamada, İran ordusunun bir dizi paravan şirket aracılığıyla İran ham petrolünü satarak gelir sağladığı ifade edildi.

Açıklamada, İran Genelkurmay Başkanlığının petrol satış kolu olan Sepehr Energy Jahan firmasının petrol ihracatını gerçekleştirebilmek için büyük ölçüde gölge filo gemilerine ve paravan şirketlere bağımlı olduğu belirtilerek, bu kapsamda çeşitli şirketlerin yaptırım listesine eklendiği bildirildi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti:

“Hazine Bakanlığı, İran ve ordusunu ABD müttefikleri ile Orta Doğu’daki ortaklarını tehdit etmek için ihtiyaç duyduğu finansal kaynaklardan mahrum bırakmak amacıyla İran’ın petrol satışları üzerindeki baskıyı artırmaya devam edecektir. İran hükümetinin silahlı kuvvetlerini ve askeri yeteneklerini yeniden inşa etmek amacıyla petrol gelirlerini artırmasına izin vermeyeceğiz.”

YSK’dan ‘yerel seçimler iptal edilsin’ başvurusuna ret

CHP “mutlak butlan” kararının ardından bir CHP üyesinin YSK’ya yerel seçimin iptali için yaptığı başvuru reddedildi.

YSK, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri’nin iptal edilmesi talebiyle başvuru yapıldığı öğrenilmişti.

Cumhuriyet’in haberine göre bir CHP üyesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı’nın mutlak butlan nedeniyle malul olduğunun tespiti ile yapıldığı tarihten itibaren iptaline ilişkin kararının ardından YSK’ye başvuru yaptı.

Başvuruda, 4-5 Kasım 2023’teki kurultayın ardından 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri’nin iptal edilmesinin talep edildiği belirtildi.

YSK’nın, bugün yapılacak gündem toplantısında bu başvuruyu da ele alması bekleniyordu. YSK’dan ret kararı geldi.

Meteoroloji’den gök gürültülü sağanak uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 23 Mayıs hava durumu raporunu yayımladı.

Buna göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, ülke genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların; Ege, Batı Akdeniz, Batı ve Orta Karadeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun kuzey ve batısı ile Doğu Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Anadolu’nun güneybatısı ile Güneydoğu Anadolu’nun kuzeyi, Bursa’nın güneyi, Bilecik, Muş, Bitlis, Van, Şırnak ve Siirt çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

Hava sıcaklıklarının yurdun batı kıyılarında mevsim normalleri civarında, diğer yerlerde normallerinin (2-4 derece) altında seyredeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın batı ve kuzey kesimlerde kuzeyli, diğer yerlerde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…

MARMARA

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Bursa’nın güneyi ve Bilecik çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ÇANAKKALE °C, 23°C

Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İSTANBUL °C, 22°C

Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KIRKLARELİ °C, 24°C

Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAKARYA °C, 23°C

Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

EGE

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

AFYONKARAHİSAR °C, 18°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

DENİZLİ °C, 23°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

İZMİR °C, 24°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

MUĞLA °C, 20°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

AKDENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Batı Akdeniz ile Doğu Akdeniz’in iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ADANA °C, 24°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kuzey ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ANTALYA °C, 21°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

BURDUR °C, 19°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

HATAY °C, 23°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

İÇ ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların bölgenin kuzey ve batısında yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ANKARA °C, 19°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ESKİŞEHİR °C, 19°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

KONYA °C, 20°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

NEVŞEHİR °C, 16°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

BATI KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların bölgenin iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

BOLU °C, 18°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

DÜZCE °C, 23°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

KASTAMONU °C, 21°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ZONGULDAK °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ORTA VE DOĞU KARADENİZ

Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Orta Karadeniz’in iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

AMASYA °C, 24°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ARTVİN °C, 26°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAMSUN °C, 21°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

TRABZON °C, 20°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, güneybatısı ile Muş, Bitlis, Şırnak ve Van çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ERZURUM °C, 15°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 18°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

VAN °C, 18°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, bölgenin kuzeyi ile Siirt çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

DİYARBAKIR °C, 21°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.

MARDİN °C, 23°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİİRT °C, 24°C

Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, gece saatlerinden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.

ŞANLIURFA °C, 24°C

Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

Müsavat Dervişoğlu’ndan ‘mutlak butlan’ tepkisi: İlan ediyorum ki İYİ Parti taraftır

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin mahkemenin mutlak butlan kararının ardından, İYİ Parti Başkanlık Divanı ve Meclis Grubu, Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu başkanlığında, İYİ Parti ek binasında olağanüstü toplandı.

Saat 10.00’da başlayan toplantı, yaklaşık 5 saat sürdü. Görüşmenin ardından Dervişoğlu, parti kurmaylarıyla genel merkez binasına gelerek açıklamada bulundu.

Parti genel merkezindeki konferans salonunda, parti kurmayları ve Ankara teşkilatının da katılımıyla basın açıklaması yapan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“200 yıla yaklaşan demokrasi geleneğimizin ve 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin kırılma noktalarından birindeyiz. 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin, kurultaydan 2 yıl sonra başlatılan hukuki sürecin sonunda bir karar açıklandı. Bu karar, yalnızca bir siyasi partiyi değil, Türkiye’nin 75 yıllık çok partili siyasal düzenini, seçme ve seçilme hakkını, demokrasimizi, hukuku, ülkenin bugününü ve istikbalini hedef almıştır.

‘HUKUKSUZLUĞUN SEBEBİ CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİDİR’

Demokrasinin temelinde millet egemenliği, eşitlik ve adalet vardır. Tam ve kamil demokrasilerde siyasi partiler milletin iradesiyle kurulur ve milletin iradesiyle yoluna devam eder. Bu yolda ödülü de gerektiğinde cezayı da milletimizden başkası veremez. İktidar ya da muhalefet fark etmez, tüm siyasi partiler bu ülkenin ortak siyasal mirasının parçalarıdır. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle sürüklendiğimiz tek adam rejiminde, baskıların, yoksulluğun, yolsuzluğun ve bugün karşı karşıya kaldığımız hukuksuzluğun sebebi de bu sistemdir.

Sürekli millet iradesinden dem vuran Cumhur İttifakı’nın, iktidarını sürdürebilmek için tenezzül ettiği bu ve benzeri yöntemler, hukuk sistemimiz ve adalet kalemizin burçlarında gedik açmıştır. Bu mesele, bir siyasi partinin kurultayı ile ilgili olmaktan öte, seçim sistemimiz ve Anayasamız açısından da ağır sonuçları olabilecek bir meseledir.

‘MUTLAK BUTLAN KARARININ, BİZZAT KENDİSİ MUTLAK BUTLANDIR’

İşte bu tarihi noktada, ben Müsavat Dervişoğlu olarak huzurunuzda bir kez daha ifade ve ilan ediyorum ki, İYİ Parti taraftır. İYİ Parti bu tek adam rejimine karşı, parlamenter demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, adil bir devlet, adil bir yargı ve adil bir yönetimden taraftır. İYİ Parti, Türkiye’yi üniter yapısına dağıtarak, istibdat rejimine sürüklemek isteyenlere karşı Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet devletinden taraftır.

Çok partili Türk demokrasisine bir darbe, Türk milletinin bugününe ve istikbaline bir pusu ve Cumhuriyet’in yüksek mirasına melun bir saldırı olarak gördüğümüz mutlak butlan kararının, bizzat kendisi mutlak butlandır.

Unutulmasın ki; Anayasamıza göre, bu konulardaki tek ve son yetki sahibi olan Yüksek Seçim Kurulu kararını hiçe sayarak, aslında Anayasamızı çiğneyen bu yaklaşım, iktidar partisi de dahil tüm siyasi partiler için bir tehdittir. Yargı vesayeti anlamına gelebilecek böylesi bir adım, Anayasamızdan başlayarak ilgili yasalarımızı hiçe sayan, millet iradesine karşı yapılmış anti demokratik bir kalkışmadır. Cumhuriyet tarihi, millet iradesinin önüne engeller çıkarmaya çalışanların akıbetlerine dair örneklerle doludur. Türk milleti, anayasal haklara ve sarsılmaz iradesine ipotek koymaya kalkan, üniformalı ya da sivil her girişimi, nihayetinde sandıkta cezalandırmış ve kutsal hakkını muhafaza edebilmeyi bilmiştir.

‘İSTİKRAR’ VURGUSU

Her fırsatta istikrardan söz eden iktidar, bu hukuksuzluğun, ülkemizde tam bir istikrarsızlığa sebep olacağını görmüyor olamaz. İstikrar, vatandaşın yarınından emin olmasıdır. Tüccarın döviz kurundan, öğrencinin geleceğinden, kadının hayatından, güvenliğinden, memurun ayın sonunu getirebilmesinden, çiftçinin, emeklinin hakkını alabilmesinden emin olmasıdır. İstikrar, dedemizden aldığımızı torunumuza miras bırakabilmektir. Şimdi soruyorum. Tarihimizi unutturan, yarınımıza ortakçılar çıkaran, teröristi siyasetçi, siyasetçiyi terörist yapan, gencecik çocukları kodese tıkıp, suç makinesine dönmüş canileri aramıza salan bu iktidar neyin istikrarını vadedebilir?

Yargının siyasallaştığı, her sabaha ülkenin operasyonlarla uyandığı, ekonomi programının iktidarın siyasi ajandasına göre şekil almak zorunda kaldığı bir ülkede istikrar olabilir mi? Bu gerçeklerden hareketle, buradan ilan ediyor ve hatırlatıyorum ki, milletimiz müsterih olsun. 150 yıllık demokrasi geleneğimiz bu krizi aşacaktır. İYİ Parti, milletimizden ve asla taviz verilmeyecek olan millet egemenliğinden yanadır. Bu ve benzeri girişimleri önleyecek kararlılığımız ve gücümüz vardır. Telaşa kapılmadan ama gerçeği de görerek, demokrasimizin, hukukun, adaletin yanında saf tutmaya, milletimizin ali menfaatleri uğurunda mücadele etmeye kararlıyız.”

‘ELBETTE Kİ CHP GENEL BAŞKANI’NI ZİYARET EDECEĞİM’

Bir gazetecinin, “Dün akşam CHP Genel Merkezi’ne bazı partiler gitti. Siz neden gitmediniz, gitmeyi düşünüyor musunuz” sorusuna Dervişoğlu, şu yanıtı verdi:

“Karara ilk tepki gösteren siyasi parti genel başkanıyım. Müsaade edin ki kendi programımı kendim tanzim edeyim. Çünkü bu tür programlar randevu gerektiriyor. Sayın Özgür Özel’in ne denli yoğun olduğunu, bir toplantıdan diğer toplantıya girip çıktığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla elbette ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı’nı ziyaret edeceğim. Ama bu, karşılıklı olarak bir takvim ve saat belirlemekle mümkün olabilecek bir şey. İYİ Parti bu meseleye, ‘Ben bundan ne elde ederim?’ penceresinden bakmıyor; Türkiye’yi nasıl kurtarırım, o noktai nazardan değerlendiriyor. Dolayısıyla siyasi geleneklerimizin içinde selden kütük kapmak yoktur.”

Diğer yandan Dervişoğlu’nun bugün saat 17.30’da CHP Genel Merkezi’nde Özgür Özel’i ziyaret edeceği bildirildi.

Kılıçdaroğlu’na ‘mutlak butlan’ tebliği yapıldı: İcra heyeti CHP Genel Merkezi’ne gidiyor

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Seçimli Kurultayı’nı “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal etmesi sonrası, Özgür Özel ve mevcut parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırıldığı, Kemal Kılıçdaroğlu ve önceki yönetiminin ise görevi devraldığı bildirildi.

MAHKEME, CHP’NİN İTİRAZINI REDDETTİ

CHP, istinaftan çıkan mutlak butlan kararının ardından parti lideri Özel ve yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması hakkında mahkemeye itiraz dilekçesi sunmuştu.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP Kurultayı’na yönelik verdiği tedbir kararına CHP Genel Merkezi tarafından yapılan itirazı reddetti.

KILIÇDAROĞLU’NA ‘MUTLAK BUTLAN’ TEBLİĞİ YAPILDI

İstinaf Mahkemesi’nin CHP kurultayına ilişkin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından, kararın tebliği için görevlendirilen icra memurları Kemal Kılıçdaroğlu’na resmi bildirimi yaptı.

Tebliğ sırasında kurultayın iptali için dava açan Lütfü Savaş’ın avukatı Onur Üregen de bulundu.

Onur Yusuf Üregen şu açıklamayı yaptı:

“Karar ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi. Bundan sonra partinin iç işleyişine yönelik. Kemal Kılıçdaroğlu’na hayırlı olmasını diliyorum. Görev tebliğ edildi. Partimizin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.”

GENEL MERKEZ’E GİDECEK

Kılıçdaroğlu’nun basın danışmanı Atakan Sönmez ise şunları söyledi:

“Kılıçdaroğlu Genel Merkez’e gidecek. Bugünkü yapılan prosedür. Görevi başlamıştır. Bundan sonra Türkiye’nin sorunlarına dair temiz siyaset başta olmak üzere ilgilenecektir. Toplumun sorunlarına çözüm üretmek için çalışacak. Sayın Genel Başkan bütün arkadaşlarıyla istişare ediyor. Gerginliğin tarafı değildir. Olmayacaktır. Şu anda planlanmış bir görüşme yok. CHP’yle ilgili kesin bilgileri ve kararları basına bilgi geçilecektir. Bir tane CHP var. CHP’nin şu an genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.”

KILIÇDAROĞLU ‘GÖREVLENDİRME’ YAPIYOR

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Parti Meclisi ve YDK üyelerini tek tek arayıp görevlendirme yaptığı belirtiliyor.

İCRA HEYETİ CHP’NİN KAPISINA GELİYOR

İcra Müdürlüğü heyetinin, İstinaf kararını tebliğ etmek üzere CHP Genel Merkezi’ne gelmesi bekleniyor.

Cumhuriyet Halk Partisi Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, “İcra heyeti CHP Genel Merkezi’ne giremez” dedi.

Ethem Büyükışık açıkladı… Cinayet sanığını yurt dışı görevle ödüllendirmişler!

İzmir’de 2018 yılında ölü bulunan Dorukhan Büyükışık’ın ölümüne ilişkin dosya yeniden açıldı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, dosyada ortaya çıkan yeni deliller, bilirkişi raporları, teknik incelemeler, HTS ve daraltılmış baz kayıtları ile yeni bulgular ışığında 26 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiğini açıkladı.

İlişkili Haber
thumbnail

Akın Gürlek duyurdu: Dorukhan Büyükışık dosyasında 26 gözaltı kararı

Haberi görüntüle

T24’ten Tolga Şardan’ın “Büyüteç-Adaleti arayan Ethem Büyükışık: Cinayet sanığını yurt dışı görevle ödüllendirdiler” başlıklı köşe yazısında aktardığı bilgilere göre; Şüphelilerden 17’si Tanyer Ailesi’nin iki üyesi, firma çalışanları ile 2’si emekli 9 polisten oluştu.

Savcılığın yaptığı araştırmada, sanıklardan firma çalışanları İbrahim Kazmacı ve Yiğit Aykurt ile olayın yaşandığı dönemde komiser rütbesiyle polislik yapan Atakan Kaçar’ın yurt dışında oldukları anlaşıldı.

Gözaltına alınan şüpheliler İzmir İl Jandarma Komutanlığı’nın TEM Şubesi’nde sorguya alındı.

‘HAYAL KIRIKLIĞI YAŞAMAK İSTEMİYORUZ’

Gelişmelerin ardından açıklamalarda bulunan Baba Büyükışık, şimdiye kadar yürütülen soruşturma ve kovuşturma sürecinin her aşamasında ailece “küçük” nefes aldıklarını söyledi.

Büyükışık, “Devam eden yargılamalar var. Ama içimizde ukde kalmıştı, dokunulmaya müsaade edilmeyenler vardı. Bu isimlere dokunulması bize nefes aldırdı. Bu kez irade konulduğunu hissettik. Ancak Yargıtay’dan çıkan son karara kadar rahat olmayacağız. Ondan sonra yasımızı tutacağız. Yargı süreçlerinin hangi aşamalardan geçtiğini biliyoruz. Daha çok işimiz var. Hayal kırıklığı yaşamak istemiyoruz” dedi.

‘CİNAYET SANIĞIYKEN DİPLOMATİK GÖREV VERİLDİ’

Öte yandan Büyükışık, dosyada hakkında gözaltı kararı bulunan ve yurt dışında olduğu anlaşılan Komiser Atakan Kaçar’ın, cinayet sanığı olarak yargılanırken Emniyet Genel Müdürlüğü’nce uzun süreli yurt dışı göreve gönderildiğini açıkladı.

Olayın yaşandığı dönemde İzmir Emniyeti Olay Yeri İnceleme Şubesi’nde görev yapan Kaçar’ın idari soruşturmadan ceza almasına rağmen Paris’e diplomatik misyon görevine gönderildiğini anlatan Büyükışık, “Emniyet Genel Müdürleri ile görüşmelerimde bu durumu anlattım. ‘Hiç olmazsa merkeze alınması gerekir’ dedim. Oralı olmadılar” dedi.

Ayrıuca yine olayın yaşlandığı dönemde Narlıdere İlçe Emniyet Müdürü görevini yürüten İsmail Yalçın’ın daha sonra Emniyet Genel Müdürlüğü’nce Bursa Bölge Kriminal Müdürü olarak atandığını belirtildi.

Yurt dışında olduğu belirlenen firma çalışanı Yiğit Aykurt’un da olay gününe ait delilleri karartan ve sahte delil üreterek polis merkezine gidip teslim eden kişi olduğu iddia edildi. Aynı şekilde diğer yurt dışındaki firma çalışanı İbrahim Kazmacı ise, Dorukhan Büyükışık’ın cansız bedenini bulan kişi olduğu biliniyor.

Savcılık soruşturmasına göre; İbrahim Kazmacı 10 Nisan 2026 günü yurt dışına çıktı. Diğer firma çalışanı Yiğit Aykurt’un ise, 16 Mayıs 2026 günü yani operasyondan beş gün önce yurt dışına çıkış yapması dikkat çekti.

Dosyanın kilit isimlerinden Komiser Atakan Kaçar da, 11 Mayıs 2026 günü yurt dışına çıktı. Kaçar’ın da operasyondan on gün önce yurt dışına çıktı.

DORUKHAN’IN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ VE BİR BABANIN MÜCADELESİ

2018 yılında hayatını kaybeden 26 yaşındaki oğlu Dorukhan Büyükışık’ın dosyasının bir türlü aydınlatılmadığını söyleyen Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık, oğlunun ölümü araştırılırken delillerin karartıldığını, olayın kapatılmaya çalışıldığını ilk olarak Veryansın Tv’ye anlatmıştı.

Büyükışık, olay yerinde parmak ve vücut izi alınmadığı, var olan parmak izlerinin olay yerindeki polisler tarafından silindiğini ve silinmiş yüzeyler üzerinde fotoğraf ve video çekimi yapılarak sahte delil üretildiğini belirtmişti. Olay yerindeki MOBESE kayıtlarının alınmadığını belirten Büyükışık, görevli polisler tarafından oğlunun telefonundaki parmak izlerinin de silindiğini söylemişti.

Olaya adı karışan en üst rütbedeki polis müdürü olan dönemin Narlıdere İlçe Emniyet Müdürü İsmail Köksal ile Narlıdere Şehit Ayhan Tanrıverdi Polis Merkezi Amirliği’nde görevli Komiser Yardımcısı Hüseyin Vurucu’nun, Dorukhan Büyükışık’ın şüpheli ölümü ile ilgili, adli amiri konumunda bulunan Cumhuriyet savcısının olayın soruşturmanın amiri olduğu polis merkezine verildiği halde, Cumhuriyet savcısınca talimatlar verilmesine rağmen, olay yerindeki güvenlik kamera kayıtlarının tamamının izlenerek ve kayıt alınarak tutanak düzenletmediği ve Dorukhan Büyükışık’ın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntülerinin olduğunu bildiği halde görüntü kayıtlarını aldırmayarak soruşturma dosyasına eklenmesini sağlamadığı tespit edilmişti.

Ethem Büyükışık’ın, adalet mücadelesini anlattığı yayını izlemek için tıklayın:

8 POLİS HAKKINDA DAVA AÇILDI

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Emniyet’ten ulaşan rapor sonrasında sekiz polis hakkında “görevi kötüye kullanmak” iddiasıyla iddianame hazırlamıştı.

Savcı, iddianamede yer alan sanıklar hakkında TCK’nın 257/2 maddesindeki hüküm gereğince “üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilmesi” talebinde bulunmuştu.

POLİSLERE YÖNELİK SUÇLAMALAR

Savcılığın, sanıklara yönelik suçlamaları iddianamede şöyle yer alıyor:

“Emniyet Müdürü İ.K.: Cumhuriyet savcısı tarafından talimatlar verilmesine rağmen olay yerindeki güvenlik kamera kayıtlarının tamamının izlenerek ve kayıt alınarak tutanak düzenletmediği ve ölen şahsın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntülerinin olduğunu bildiği halde görüntü kayıtlarını aldırmayarak tahkikat dosyasına eklenmesini sağlamadığı,

* Komiser H.V.: Olayla ilgili Cumhuriyet savcısının olay yerindeki emri ve talimatları doğrultusunda, tahkikatın Şehit Ayhan Tanrıverdi Polis Merkezi Amirliği’ne verildiği halde, kendisinin de Grup Amiri olması nedeniyle talimatlar doğrultusunda yapılacak çalışmalardan, olay yerindeki güvenlik kamera kayıtlarının tamamının izlenmesi ve kayıt alınarak tutanak düzenlenmesini sağlamadığı ve ölen sahsın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntüleri olduğunu ifadesinde beyan ettiği halde görüntü kayıtlarının alınarak tahkikat dosyasına eklenmesini sağlamadığı,

* Polis Memuru H.A.: Ölen şahsın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntülerinin olduğunu ekip amir vekili olarak bildiği halde görüntü kayıtları ile ilgili tutanak tanzim etmediği ve ettirmediği,

* Polis Memuru F.S.: Olay yerindeki ölen şahsın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntülerini izlediği ancak görüntü kayıtları ile ilgili tutanak tanzim etmediği,

* Komiser A.K. ve Komiser D.A.: Bilirkişi raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere ölen Dorukhan Büyükışık’a ait aracın iç ve dış incelemesi esnasında parmak izi ve biyolojik svap çalısması yapmadıkları ve ölen Dorukhan Büyükışık’ın yakınında bulunan iki adet sigara izmariti ve sigara paketini biyolojik inceleme yapılmak üzere muhafaza altına almadıkları,

* Emekli Polis Memuru M.E. ve Polis Memuru D.Ö.Ö.: Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği’nin 17 Kasım 2021 tarihli yazı ekinde gönderilen Jandarma Parmak İzi İnceleme Şube Müdürlüğü ile Görüntü İnceleme Kısım Amirliği tarafından düzenlenen Uzmanlık Raporlarında yer alan; … üzerinde iz görülebilen DSC 7959 numaralı fotoğraf üzerinde iyileştirme sonucu yapılan incelemede, belirlenen biri parmak izi, ikisi avuç izi olmak üzere toplam 3 adet izin mukayeseye elverişli olmadığı” şeklindeki tespitlere göre çekimleri tekniğine uygun yakınlıkta ve açılardan yapmayarak gereken özen ve hassasiyeti göstermedikleri ve ölen Dorukhan Büyükışık’ın yakınında bulunan iki adet sigara izmariti ve sigara paketini biyolojik inceleme yapılmak üzere muhafaza altına almadıkları (…)”

💾

Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube.

Ünlülere ‘uyuşturucu’ operasyonu: Türkan Şoray’ın kızı dahil 3 kişi daha gözaltında

Ünlü isimlere yönelik uyuşturucu operasyonları sürüyor.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında dün İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından sabah saat 07.00’den itibaren İstanbul ili Beşiktaş, Sarıyer, Beyoğlu, Kağıthane, Üsküdar ilçelerinde 24 ve Muğla’da 1 adres olmak üzere 25 adreste, 25 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi.

Operasyon sırasında adreslerde arama yapılırken, dün aralarında Mabel Matiz (Fatih Karaca), Feyza Civelek, Volkan Bahçekapılı, Onur Tuna, Osman Haktan Canevi, Aslıhan Turanlı, Kübra İmren Siyahdemir, Mehmet Rahşan, Cansu Tekin, Özgür Deniz Cellat, Tarık Tunca Bakır, Aycan Yağcı, Tuğçe Postoğlu ve Eda Dora gözaltına alındı.

İlişkili Haber
thumbnail

Ünlülere yeni uyuşturucu operasyonu dalgası: Serenay Sarıkaya, Mabel Matiz, Mirgün Cabas, Feyza Civelek, Onur Tuna…

Haberi görüntüle

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Mehmet Rahşan tutuklanmış, Aslıhan Turanlı, Berkay Şahin, Volkan Bahçekapılı, Kübra İmren Siyahdemir, Aycan Yağcı, Tuğçe Postoğlu, Eda Dora, Cansu Tekin, Hakan Aydın (Blok 3) ve Yaşar Özdaş hakkında “yurt dışı çıkış yasağı” konuldu. Ayrıca, Hakan Aydın ve Yaşar Özdaş hakkında ise “imza atma yükümlülüğü” getirildi.

Soruşturma kapsamında bugün de Türkan Şoray ve Cihan’ın kızları Yağmur Ünal ile Eren Kesimer ve Semiha Bezek de gözaltına alındı.

Bahçeli’den ‘mutlak butlan’ yorumu: ‘Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’le görüşmeli, feragat etmeli’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli canlı yayına gönderdiği açıklamada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği mutlak butlan kararına dair CNN Türk’e açıklamada bulundu.

Bahçeli’nin mesajında şu ifadeler yer aldı:

“21 Mayıs 2026 bugün Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı vermiştir. Bu karar, söz konusu kurultayın baştan itibaren hukuken geçersiz sayılması anlamına gelmektedir. Mahkeme ayrıca bu kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu süreçte alınan kararların da hükümsüz olduğuna hükmetmiştir. Karar kapsamında Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir.

Mahkeme, kurultay öncesindeki yönetimin yani Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki parti organlarının karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmesine hükmetmiştir. Kararın YSK’ya, ilgili seçim kurullarına ve Ankara Valiliğine gönderilmesine karar verilmiştir. Kararın en önemli sonucu, CHP’de hukuki ve fiili yönetim yetkisi konusunda ciddi bir belirsizlik yaratmasıdır. Karar taraflara tebliğ edildikten sonra iki hafta içinde Yargıtay’a temyiz başvurusu yapılabilecektir; nitekim gerekli itirazın yapıldığı açıklanmıştır.

‘KILIÇDAROĞLU VE EKİBİ KARAR KESİNLEŞİNCEYE KADAR GÖREVE İADE EDİLMİŞTİR’

Kamuoyunun bildiği üzere 4-5 Kasım 2023 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı gerçekleşmiş, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla Sayın Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkanlık için demokratik bir yarışa girmişlerdir. Sayın Özgür Özel’in genel başkan olarak seçildiği kurultay, usulsüzlük iddialarıyla ve iptal sebebiyle bazı CHP delegeleri tarafından mahkemeye taşınmıştır. 21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, söz konusu kurultaya dair usulsüzlük iddialarının sübut bulduğu gerekçesiyle mutlak butlan kararına hükmetmiş; karar kesinleşinceye kadar Özgür Özel ve yönetimi tedbiren görevinden uzaklaştırılmış, eski genel başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi karar kesinleşinceye kadar göreve iade edilmiştir.”

“Bize göre meseleyi soğukkanlılıkla, hukuka uygun hareket etmekle, sorumluluk bilinciyle değerlendirmek; CHP’nin tarihi ve kurumsal kimliğini geleceğe taşımak iradesiyle hareket etmek en sağlıklı yol olacaktır” sözlerini kullanan Bahçeli, “Kongrenin yok sayılması talebiyle açılan dava 21 Mayıs günü neticelenmiş, söz konusu büyük kongre iddia olunan usulsüzlüklerin sübut bulduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun haksızlığa uğradığı kabul edilmiş, mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Bu noktada ‘yargı kararını tanımıyoruz’ gibi çıkışlar boşunadır ve gereksizdir. Direnmek yerine Türk siyasi hayatının asırlık çınarı olan CHP’nin kurumsal kimliğini korumak herkes için esas olmalıdır” dedi.

‘ORTAK FORMÜL OLUŞTURMAK AMACIYLA FERAGAT ETTİĞİNİ BELİRTMELİ’

Bahçeli “Bunun için öncelikle tarafların sağduyu ile CHP ortak faydasında buluşmak, parçalanmamak, ufalanmamak ve savrulmamak iradesiyle hareket etmesi gerekmektedir. Etrafımızın ateş çemberi olduğu bir ahvalde, aynı zamanda da terörsüz Türkiye iradesinin vücut bulduğu iklimde toplumsal hareketliliğe CHP üzerinden yönelme girişimlerine fırsat vermemek elzemdir. Bu çerçevede CHP’de ortak akıl egemen hale gelmelidir. Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğine, bununla birlikte 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel’le görüşerek CHP’nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’ndan mutlak butlan kararı sonrası ilk hamle: Üç avukatı azletti

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultay iptal kararının ardından mahkeme tarafından atanan yeni yönetiminin ilk icraati aziller oldu.

ANKA’nın edindiği bilgiye göre, istinafın tedbir kararıyla CHP yönetimine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi avukatları Çağlar Çağlayan, Mehmet Can Keysan ve Hazar Kardaş’ı azletti.

‘GÖRÜNEN NİYETLERİ KALMAK’

Kendisi hakkındaki azil kararını değerlendiren Çağlayan, kararın mahkeme tarafından atanan yeni yönetimin ilk işi olduğunu belirterek kararın kendilerine 08.30’da ulaştığını belirtti.

Çağlayan şunları kaydetti:

“Zaten öyle diyorlardı bir süredir. ‘Karar çıkar çıkmaz yapacağımız ilk iş seni göndermek olacak diyorlardı’, öyle de yaptılar. Sabah 08.30’da erkenden, ilk yaptıkları şey üç parti avukatını görevden almak oldu. Bundan sonra yeni bir vekaletle davaya ilişkin başka bir işlem yaparlar mı, göreceğiz. Mahkeme tarafından atanıp görevi aldıktan sonra, böyle bir yetkisi olduğunu düşünüyor belli ki. Bizim ilişik koparma anlamında, avukat olarak ilişiğimizi kesmiş durumda azilnameyle. Ama bizim açımızdan bir disiplin süreci yürütür mü, onu nasıl yapar? Sonuçta orada heyetleri de atadı mahkeme kendine göre. YDK da kurdu. Kendince onlarla bir işlem yapmaya kalkar mı, onu göreceğiz. Biraz bunlar zaman içinde anlayacağımız şeyler. Kendilerini nereye koyuyorlar? Görünen niyetleri kalmak ve devam etmek. Kongreye gitmemek gibi görünüyor. Umarım bu yanlıştan dönerler.”

19 Mayıs 1919: Atatürk’ün Samsun’a çıktı, Kurtuluş’a ilk meşaleyi yaktı!

Mustafa Kemal Atatürk, 107 yıl önce İstanbul’dan bindiği Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmış ve Milli Mücadele ateşini yakmıştı. İşte kurtuluşa giden yol…

ATATÜRK’ÜN SAMSUNA ÇIKIŞI ÖNCESİ OSMANLI

Atatürk Nutuk’un ilk sayfalarında Samsun’a çıkışının öncesinde Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu genel vaziyet ve manzarayı şu sözlerle anlatıyor;

“Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi’de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumi’ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler.

Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; ikiz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını
koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

İtilaf devletleri, mütareke hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap,ı İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askeri kıtaları; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurları ve özel adamları faaliyette. Nihayet, söze başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin rızasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.

Bundan başka, memleketin her tarafında, Hıristiyan unsurlar gizli, açık, özel emel ve maksatlarının elde edilmesinin teminine, devletin bir an evvel çökmesine mesai sarf ediyorlar. Daha sonra elde edilen sağlam malumat ve vesikalar ile teyit olundu ki, İstanbUl Rum Patrikhanesi’nde teşekkül eden Mavri Mira heyeti  vilayetler dahilinde çeteler teşki ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul.

Yunan Salibi Ahmeri, resmi Muhacirin Komisyonu; Mavri Mira heyetinin mesaisinin kolaylaştırılmasına hizmet etmekte. Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilatları, yirmi yaşını aşmış gençler de dahil olmak üzere her yerde ik mal olunuyor.
Enneni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyetiyle hemfikir olarak çalışıyor. Enneni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor.Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde teşekkül etmiş ve İstanbul’daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve muvaffakiyetle çalışıyor “

MONDROS ANTLAŞMASI 7. MADDE

(Beş sayfalık Mondros Mütarekesi’nin ilk sahifesi)

(Mütarekenin tarafların imzalarının bulunduğu beşinci ve son sahifesi)

Atatürk‘ün “Mondros Mütarekenamesi maddeleri ve bilhassa bu maddeler arasında yedincisi, beyni yakan ateşten bir zehirdi.” sözleri ile bahsettiği bu tehlikeli madde İtilaf Devletleri’nin güvenliklerinin tehdit altında olduğunu öngördükleri stratejik yerleri işgal etmelerine zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti’ni düşman işgaline açık bir hale getiriyordu.

(Mütarekenin İngilizce ve Türkçe metninin birarada bulunduğu müsvedde sayfalarından biri)

İNGİLİZLER MONDROS ANTLAŞMASININ 7. MADDESİNİ BAHANE EDEREK NOTA VERİYOR

Bir hafta kadar Samsun’da kalan ve 25 Mayıs’tan 12 Haziran’a kadar Havza’da kaldıktan sonra Amasya’ya giden Mustafa Kemal Atatürk bu müddet zarfında bütün memlekette milli teşkilat vücuda getirilmesi gerektiğini bütün kumandanlara ve üst seviyedeki mülki memurlara tebliğ etti.
İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgali ve icra olunan tecavüz ve zulüm hakkında henüz millet aydınlanmamış ve milli varlığa vurulan bu darbeye karşı alenen herhangi bir üzüntü ve şikayet ortaya konulmamıştı.

Mustafa Kemal, milletin bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalmasının milletin aleyhinde olacağını düşünerek, milleti ikaz edip harekete geçirmek maksadıyla 28 Mayıs 1919 tarihinde, valilere ve bağımsız mutasarrıfllıklara, Erzurum’da 15. Kolordu, Ankara’da
20. Kolordu ve Diyarbekir’de 13. Kolordu Kumandanlarına, Konya’da Ordu Müfettişliği’ne şu sözlerle seslendi;

“İzmir’in ve maalesef bunu takip eden Manisa ve Aydın’ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha aleni hissettirmiştir. Ülke bütünlüğümüzün muhafazası için, milli tezahüratın daha canlı olarak gösterilmesi ve devam ettirilmesi lazımdır. Milli hayat ve bağımsızlığı yaralayan işgal ve ilhak gibi hadiseler bütün millete kan ağlatmaktadır. Üzüntülerin önü alınamıyar. Hazım ve tahammül edilemez olan bu ahvalin derhal giderilmesini bütün medeni milletlerle büyük devletlerin adalet ve tesirinden sabırsızlıkla beklemek zemininde, önümüzdeki hafta zarfında ve muhtelif vilayetlere göre
Pazartesi başlayıp Çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli tezahüratta bulunulması ve bunun bütün bağlı yerlere de yayılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıali’ye tesirli telgraflar verilmesi ve yabancı olan yerlerde yabancılara da tesir yapılmakla beraber, milli tezahüratta adap ve sükunetin fevkalade korunması ve Hıristiyan halka karşı bir taarruz ve gösteri ve husumet gibi tavırlar alınmaması elzemdir. Zatıalilerinin bu fikirler etrafında hassas ve tesirli bulunmalan dolayısıyla işin iyi idaresinden ve muvaffakiyetten acizlerinde tam bir güven mevcuttur. Neticesinin bildirilmesini rica eylerim.”

Verilen bu talimat üzerine dört bir yanda mitingler yapılmaya başlandı. Her tarafta tezahürat yapılması için yapılan tebligat tarihinden üç gün sonra Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı’nın 31 Mayıs 1919 tarihli tebligatı ile karşı karşıya kaldı.

Sıvas Vali Vekaleti’nden 2 Haziran i 919 tarihli aldığı tebligatta ise “bugün Miralay DömanjI imzasıyla alınan telgrafnamede ‘Aziziye’de İzmir’in
işgali üzerine Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği ve bu ise uygun olmayıp size vaziyeten haber veriyorum ki , bu haller Müttefik askerleri tarafından vilayetinizin işgaline sebep olur’ mealinde bildirimlerde bulunulmaktadır” denilmekte idi

Hakikatte, ne Sivas’ta endişe verici bir hal vardı ve ne de Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği…

Bölgede oluşan gerilim İngiliz Yüksek Komiserliği ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığı’nı rahatsız etti. Rumlara yapılan sözde saldırıları bahane ederek İstanbul Hükümeti’ne nota verdiler. Durumun kontrol altına alınmasını istediler. Aksi takdirde bölgenin işgal edileceğini bildirdiler.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN SAMSUN’DAKİ RESMİ GÖREVLERİ NELERDİR?

Hükümet, Anadolu’ya göndereceği Atatürk’e şu görevleri verdi:
  • Bölgede asayişin sağlanması,
  • Silah ve cephanenin toplanıp koruma altına alınması,
  • Şuralar varsa ve asker toplanıyorsa bunların derhal engellenmesi,
  • Şuraların kapatılması.

ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A ÇIKIŞI

16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919‘da Samsun’a çıktı. İngilizlerin denetiminde olan Samsun’da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayısta Havza’ya geçti.

Samsun’a çıkışını Mustafa Kemal, Nutuk’ta şu şekilde anlatmıştır:

“1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve manzara : Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı’na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919’da itilaf Devletleri’nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir’e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı.”

MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE SAMSUN’A ÇIKANLAR

1. Kurmay Albay Kazım Dirik Müfettişlik Kurmay Başkanı
2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı Kurmay Başkanı Yardımcısı
3. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede Birinci şube müdürü
4. Binbaşı Kemal Doğan Müfettişlik Topçu Kumandanı
5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören Ordu Sıhhiye Başkanı
6. Dr. Binbaşı Refik Saydam Sıhhiye Başkan Yardımcısı
7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer Müfettişlik Başyaveri
8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç Müfettişlik ikinci Yaveri
9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev Müfettişlik Emir Subayı
10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı
11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay
12. Yüzbaşı İsmail Hakkı
13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy Karargah komutanı
14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı
15. Birinci Sınıf Katip Faik Aybars Şifre Katibi
16. Dördüncü Sınıf Katip Memduh Şifre Katibi Yardımcısı
17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele
18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Alb. Rafet Bey’in yaveri

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ASKERLİKTEN İSTİFA EDİYOR

İstanbul’un emrettiği gibi Türk direnişçilerini dağıtmayan ve silahlarını toplamayan, aksine halkı direnişe çağırarak silah dağıtan Mustafa Kemal Atatürk İstanbul tarafından geri çağrıldı.

Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasından sonra 23 Haziran 1919’da Dahiliye Nezareti Atatürk’ün azledilmesine karar verdi. Dahiliye Nezareti 26 Haziran 1919’da milli ordu kurmayı yasaklayan bir genelge yayınladı.

Dahiliye Nezareti daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ü padişah adına yeniden geri çağırdı. Atatürk İstanbul’un çağrılarına uymayınca 8 Temmuz 1919’da İstanbul tarafından görevden alındı. Atatürk bunun üzerine askerlikten istifa ederek sine-i millete döndü.

ATATÜRK’ÜN İSTİFA TELGRAFI

“Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.”

ATATÜRK’E ‘KATLİ VACİPTİR’ DİYEREK ÖLÜM FETVASI ÇIKARDILAR

Mustafa Sabri, Sadrazam Damat Ferit’i, Kuvayı Milliye’ye karşı yeterince sert olmamakla eleştiriyordu. Anadolu hareketini bastırmak için “silahın” ve “dinin” kullanılmasını istiyordu. Sonunda bu düşünceleri karşılık buldu. Damat Ferit Hükümeti, 18 Nisan 1920’de Kuvayı Milliye’ye karşı Kuvayı İnzibatiye’yi (Halifelik Ordusu)’nu kurdu ve bir hafta önce de 11 Nisan fetvasını yayımladı. Yani bu ihanet fetvasının fikir babalarından biri Mustafa Sabri’ydi. İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit’in isteği ve Padişah Vahdettin’in onayıyla Atatürk ve silah arkadaşlarının öldürülmelerinin “dinen caiz” olduğunu belirten ihanet fetvası, 11 Nisan 1920’de o zamanki Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımlandı.

İSTANBUL HÜKÜMETİ DURMUYOR: KUVAYİ MİLLİYE’YE KARŞI KUVAYİ İNZİBATİYE

Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul Hükûmeti’nin Kuvâ-yi Milliye’ye karşı kurduğu bu askeri örgüt, Birleşik Krallık’ın Damat Ferit hükûmetine 7 Nisan 1920 tarihinde Hilafet Ordusu’nun kurulması için izin vermesi ile 18 Nisan tarihinde kuruldu.

VAHDETTİN’DEN ATATÜRK VE ARKADAŞLARINA İDAM KARARI

Padişah Vahdettin, Atatürk ve arkadaşları hakkında verilen dört ayrı idam kararını onaylamıştır. İdam kararlarının gerekçesi de karar kadar ihanet içermekteydi. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları “Kuvayi Milliye adı altında ‘fitne ve fesat’ düzenlemek, halktan para ve asker toplamak” gibi gerekçelerden dolayı idama mahkum ediliyorlardı.

SAMSUN’A ÇIKIŞ SONRASI GENELGELER VE KONGRELER

AMASYA GENELGESİ

Havza’daki çalışmalarını tamamladıktan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geçtiler. Milli Mücadele çalışmalarını sürdüren Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy birlikte Amasya Genelgesi’ni hazırladılar. Hazırlanan bildiri, Erzurum’da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’e sunuldu. O’nun da onayının alınmasından sonra, bildiri, 22 Haziran 1919’da tüm mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla Abdurrahman Rahmi Efendi tarafından ulaştırıldı.

Amasya Genelgesi, milli mücadelenin temel gerekçe, amaç ve yöntemini ilk olarak belirtmiş oldu. Amasya Genelgesi’nin yayınlanması İstanbul’da bulunan işgal güçlerinin tepkisini çekmişti. Özellikle İngilizlerin, Mustafa Kemal’i geri getirmek için İstanbul Hükümeti üzerindeki baskıları iyice artmıştı. Mustafa Kemal, İstanbul’a dönmediği için daha sonra görevinden alınacaktır.

O sırada İçişleri Bakanı olan ve Milli Mücadele’ye sıcak bakmayan Ali Kemal Bey, bir genelge yayınlayarak, Mustafa Kemal’in iyi bir asker olduğunu, fakat İngiliz baskısı sonucu görevinden alındığını duyurmuştur.

Amasya Genelgesi’nin içeriği şöyledir:

1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.
2- İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi âdeta yok olmuş göstermektedir.
3- Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
4- Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.
5- Anadolu’nun her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas’ta bir kongre toplanacaktır.
6- Bunun için her ilden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Bu temsilciler, Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir.
7- Her ihtimale karşı, bu meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin, lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan yapmaları lazımdır.
8- Doğu illeri için, 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe kadar diğer illerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse; Erzurum Kongresi’nin üyeleri, Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket edecektir.

ERZURUM KONGRESİ

Anadolu’da milli mücadele birliğinin kurulmasının ikinci adımı Erzurum Kongresi ile atıldı. Amasya Genelgesi’nden sonra İstanbul ve askerlikle ilişkisi kesilen Mustafa Kemal’e, başta Kazım Karabekir olmak üzere Anadolu’daki komutan ve mülki amirlerin büyük bir çoğunluğu verdikleri desteği sürdürmeye devam ettiler.

Amasya Genelgesi’nde yer aldığı gibi, Mustafa Kemal bu dönemde milli bir kongre toplayarak, milli mücadele ile ilgili tüm faaliyetleri birleştirmeyi planlıyordu. Kazım Karabekir, milli bir kongreden önce Doğu illeri için bölgesel bir kongre toplanmasının faydalı olacağı görüşündeydi. Mustafa Kemal, bölgesel bir kongreye karşı olmasına rağmen, Kazım Karabekir ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin ısrarları karşısında bir kongre toplanmasını ve kongreye katılmayı kabul etti. Kongre, 10 Temmuz’da toplanması kararlaştırılmış olmasına rağmen, 23 Temmuz’da bir okul salonunda 54 delege ile çalışmalarına başladı.

(23 Temmuz 1919 günü Erzurum Kongresinin toplandığı okul)

Mustafa Kemal’in davetli olarak katıldığı bu kongreye asil üye olabilmesi için, Erzurum delegesi Cevat Dursunoğlu istifa ederek, kendi yerine Mustafa Kemal’in seçilmesini sağladı. İlk gün, Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçildi. Milli bir hal alan kongrede, genel değerlendirmeler yapıldı ve doğu illerinin durumu görüşüldü.

Milli mücadelenin temelleri açısından önemli kararlar alındı. Erzurum Kongresi’ne katılanlar, 17 çiftçi ve tüccar, 5 emekli subay, 4 emekli memur, 5 öğretmen, 4 gazeteci, 5 hukukçu, 2 mühendis, 1 doktor, 6 din adamı, 3 eski milletvekili, 1 general ve 1 eski bakan olmak üzere 54 delegeden oluşmuştu.

Alınan Kararlar:

1. Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. Vatanı korumayı ve istiklali elde etmeyi İstanbul Hükümeti sağlayamadığı takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri milli kongrece seçilecektir. Kongre toplanmamışsa, bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.
4. Kuva-yı Milliyeyi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. Hıristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.
6. Manda ve himaye kabul edilemez.
7. Milli Meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.
8. Milli irade padişahı ve halifeyi kurtaracaktır.

BALIKESİR KONGRELERİ

Balıkesir Kongresi, bölgedeki milli kuvvetlerin sayılarının artması karşısında, bunların bir düzen altına alınması, beslenme ve teçhizatın sağlanması amacıyla düzenlendi. 28 Haziran – 12 Temmuz 1919 günleri arasında Hacım Muhittin Çarıklı başkanlığında toplandı. Balıkesir ve çevresinde Yunanlılar’ı Anadolu’dan çıkarmak için bir direniş hattı oluşturuldu.

26-30 Temmuz arasında, I. Balıkesir Kongresi’nde kurulan Merkez Heyeti, teşkilatı kuvvetlendirmek için Erzurum Kongresi sürerken, ikinci bir kongre topladı. Kongreye katılanlar bütün güçlerini birleştirmeyi, Yunanlılara karşı savaşmak için asker toplamayı ve gereken diğer bütün önlemleri almayı kararlaştırdı.

Kongre, direniş hareketinin meşruiyetini sağlayacak bir dil kullandı. Yöre halkına ve İstanbul’a yumuşak mesajlar göndererek, faaliyetlerinin ittihatçılık ve çetecilikle alakası olmadığını, amaçlarının saltanatın ve hilafetin korunması olduğunu belirtti. Ayrıca, mücadelelerinin Yunan işgalini bertaraf etmekle sınırlı olduğu ve herhangi bir iktidar kaygısına düşmedikleri vurgulandı.

Bu kongre, asker toplamanın yanında, bütün kongrelerde olduğu gibi, padişaha olan bağlılığını da bildirmişti. İşgal devletlerinin temsilcilerine telgraflar çekilmişti.

ALAŞEHİR KONGRESİ

Erzurum Kongresi sürerken, Ege’deki vatanseverler de Balıkesir’de büyük bir kongre toplamıştı. Erzurum Kongresi bittikten sonra, bu vatanseverler Alaşehir’de tekrar bir araya gelip yeni bir kongre topladılar. Bu kongrede, Balıkesir Kongresi ve Erzurum Kongresinin kararları görüşüldü. İki önemli konuda karar alındı.

Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı direnilecek ve ölünceye dek bu direniş sürecekti. Bu amaçla silahlanma ve askere alma gibi her tür işlem yapılacaktı. Gerekirse İtilaf Devletlerinden yardım istenecekti. Kongreye katılanlar, mutlaka gerekli ise bölgelerinin Yunanlılar yerine İtilaf Devletlerince işgalinin daha uygun olacağını saptamışlardı.

SİVAS KONGRESİ

Sivas Kongresi, Amasya Genelgesi ile milli bir kongre olarak öngörülmüştü. Erzurum Kongresi’nden sonra kongre ile ilgili çalışmalar yapılıyordu. Bu arada, Fransızlar Sivas Kongresine karşı bazı önlemler alıyordu. Fransız Binbaşı Brunot, kongrenin toplanması halinde Sivas Valisi Reşit Paşa’ya şehrin işgal edileceğini söylemişti. Hatta, Elazığ Valisi Ali Galip, kongreyi basmakla görevlendirilmişti. Tüm engellemelere rağmen, kongre 4 Eylül 1919’da bugün lise olarak kullanılan binada saat 15:00’de toplandı. (Katılanlar) Mustafa Kemal’in Kongre başkanlığına seçilmesine kimi üyelerden itirazlar geldi. Ancak yapılan seçimde kongre başkanlığına Mustafa Kemal Paşa getirildi. Kongre ilk günlerinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkisi olup olmadığını tartıştı. Daha sonra manda sorunu gündeme geldi. Sivas Kongresi, ilk milli kongre niteliğinde olduğu için kararlar da bu doğrultuda alınmıştır. Erzurum Kongresinde alınan kararların tümü kabul edilmiştir. Yurtta ayrı ayrı bölgesel olarak çalışan tüm cemiyetlerin birleştirilmesi ve tek yönetim altına alınması sağlandı. Yeni bir Temsil Heyeti oluşturuldu ve bu heyetin başına Mustafa Kemal getirildi.

(Mustafa Kemal Sivas Kongresi günleri)

Sivas Kongresi Kararları

1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
4. Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. Manda ve himaye kabul olunamaz.
6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir.
7. Aynı gaye ile, milli vicdandan doğan cemiyetler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.
8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.

AMASYA GÖRÜŞMELERİ ve PROTOKOLÜ

Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin temsilcisi Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Sivas Kongresi Temsil Heyeti adına Başkan Mustafa Kemal Paşa, Rauf (Orbay) ve Bekir Sami (Kunduh) Beyler arasında Amasya’da görüşmeler yapıldı.

Amasya görüşmesi ve imzalanan protokoller, Anadolu’da başlatılan milli mücadelenin İstanbul Hükümeti’nce tanınması bakımından önemlidir. Yapılan toplantılar sonunda, önemli kararlar ve hükümler içeren, üçü açık ve ikisi gizli beş protokol hazırlanıp kabul edildi.

ANKA

Atatürk tarafından kurulan gizli birim, onun havacılık alanındaki planlarını ve projelerini yerine getirmek adına ciddi şekilde uğraş vermiştir. Atatürk’ün “Bana vaad ettiğiniz işler yapılıp bitirildikten sonra imzamın geri kalan kısmını tamamlarım” demesi de bir bakıma bu gizli birimin varlığını kanıtlar niteliktedir.

Seçkin subaylardan kurulan ve havacılık ile alakalı önemli çalışmaların yapıldığı bu birimde subaylar sık sık yabancı uçak pilotları ile de bir araya gelmiş, bu sayede Türk havacıları önemli derecede bilgi ve deneyim kazanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Osmanlıca olarak, askere özel, az sayıda basılmış havacılık ve gelişmelerle alakalı kripto (şifreli) bir mecmuada şunlar yazılıydı:

“İstikbalde tayyareler öyle ileri gidecek ki, devletlerin ve milletlerin her hareketlerini gözetleyecek, dev gece görüşü teknikleriyle, şehirler ve milletler gece dahi gözetlenecek.” Atatürk ve arakadaşları, bu sistemi ANKA olarak adlandırmışlardı.

(1922 yılında yayınlanan bir dergideki ANKA Kuşu)

Resimlerdeki ANKA’lara dikkat edecek olursak, o dönemde hayal edilerek çizilmiş bu ANKA’lar, dönemin süper gücü İngiltere’nin Başkenti Londra’yı aydınlatarak gözetlemektedir. Buckingham Sarayı ve Thames Nehri de çizimlerde yer almaktadır.

HEM CEPHEDE HEM MASADA SAVAŞ

SSCB İLE İLİŞKİLER

Dünya Savaşı sırasında Rusya’da Ekim Devrimi olmuş ve savaştan çekilmişti. Lenin önderliğindeki Bolşevikler, Çarlık Rusya zamanında İtilaf Devletleri arasında yapılan Türkiye aleyhindeki gizli antlaşmaları açıkladılar ve Çarlık Rusya’nın işgal ettiği Türkiye topraklarından çekildiler. Ankara Hükümeti Milli Mücadele boyunca S.S.C.B ile iyi ilişkiler kurarak maddi yardım ve silah, cephane desteği aldı.

FRANSA İLE İLİŞKİLER

İngiltere ve Fransa arasındaki çıkar çatışmalarını iyi değerlendiren Ankara Hükümeti Fransa ile Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile İtilaf Devletleri cephesi bozulmuş, Güney Cephesindeki savaş sona ermiştir. Ankara Antlaşması aynı zamanda Fransa’nın Ankara Hükümeti’ni tanıması anlamına da gelmektedir.

 İTALYA İLE İLİŞKİLER

Tıpkı Fransa gibi İtalya’nın da İngiltere ile arasında problemler baş göstermişti. 1. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri tarafından İtalya’ya vaat edilen topraklar Yunanistan tarafından da isteniyordu ve Akdeniz’de İtalya’yı kendine rakip olarak gören İngiltere Yunanistan’ı destekliyordu. Ankara Hükümeti bu durumu da iyi bir şekilde kullanarak İtalya ile ilişkilerini geliştirdi. Sonuç olarak İtalya işgal ettiği topraklardan çekildi.

TÜM YURDA YAYILDI

Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Samsun’a çıkarak yaktığı kurtuluş meşalesi sırasıyla Amasya, Erzurum ve Sivas’ta da yakılarak tüm yurda yayıldı. Milli Mücadele sonunda 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu yıl 103. yaşına giriyor.

Restorana pompalı tüfekle ateş açtı: Çok sayıda ölü ve yaralı var

Mersin’in Tarsus ilçesinde M.Ö.’nün (17) pompalı tüfekle ateş açtığı restoranda yaralanan 8 kişi ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.

DHA’nın haberine göre; yaralılardan Yusuf Oktay ile Abdullah Koca da yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Böylece, restoran sahiplerinden Sabri Pan ve çalışan Ahmet Ercan Can’ın hayatını kaybettiği olayda ölü sayısı 4’e yükseldi.

Çoban olduğu belirtilen Yusuf Oktay’ın saldırı sırasında restoranın yakınlarında hayvan otlattığı öğrenildi. Oktay ile Koca’nın cansız bedenleri otopsi için morga kaldırıldı.

Ölenlerin yakınları hastane önüne gelerek ağıt yaktı. Jandarma ve polis ekipleri, olay yerinde ve hastanede geniş güvenlik önlemi alırken, kaçan şüphelinin yakalanmasına yönelik hem havadan hem karadan çalışmalar devam ediyor.

Erdoğan, şampiyon Galatasaray’ın heyetini kabul etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Süper Lig’i şampiyon olarak tamamlayan Galatasaray Futbol Takımı’nın yöneticilerini, teknik heyetini ve futbolcularını kabul etti.

Erdoğan, Galatasaray heyetini Cumhurbaşkanlığı’nın Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde kabul etti.

Erdoğan, sosyal medya hesabından kabule ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Üst üste 4’üncü defa Süper Lig Şampiyonu olarak tarihî bir başarıya imza atan Galatasaray’ın futbolcuları, teknik heyeti ve yöneticileriyle İstanbul’da bir araya geldik. Galatasaray’ın bilhassa Avrupa’da elde ettiği başarılar, milletimizin belleğinde çok müstesna bir konuma sahiptir. Türk sporunun uluslararası arenadaki yüzlerinden biri olmaya devam eden Galatasaray’ın başarılarının devamını diliyorum. Galatasaray taraftarına ve tüm Galatasaray camiasına selamlarımı iletiyorum” ifadesini kullandı.

Tokat’taki mera davasında keşif günü: Beton santrali çalışmaya devam etti… Direniş sürüyor: ‘Vatanı koruyoruz!’

MERVE DUMAN / VERYANSIN TV

Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Erek Mahallesi’nde köy meralarının beton santrali ve belediye hizmet alanı yapılmasına ilişkin tahsis amacı değişikliği tartışma konusu oldu.

Erbaa Belediyesi’nin başvurusu üzerine Tokat İl Mera Komisyonu, toplam 72 bin metrekareyi aşan mera alanının “hizmet alanı ve rekreasyon alanı” yapılması amacıyla tahsis amacını değiştirdi. Karar, Tokat Valiliği’nin 29 Şubat 2024 tarihli oluru ile onaylandı.

Köylüler ve davacılar, mera alanlarının fiilen beton santrali faaliyetleri için kullanıldığını, kararın kamu yararı değil özel şirket yararı gözetilerek alındığını belirterek işlemin iptali için dava açtı. Dava dosyasında, söz konusu alanlarla ilgili daha önce “el atmanın önlenmesi ve yıkım” davası açıldığı, tahliye süreci devam ederken mera vasfının değiştirilmesiyle hukuki sürecin etkisiz bırakılmaya çalışıldığı vurgulandı.

Tokat İdare Mahkemesi ilk aşamada işlemin yürütmesini durdurdu. Ancak Tokat Valiliği’nin itirazı üzerine Samsun Bölge İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararını kaldırdı. Mahkeme, tahsis amacı değişikliğinin “kamu yatırımı” kapsamında değerlendirildiğini belirtti.

BETON SANTRALİ KEŞİF SIRASINDA ÇALIŞIYORDU

Dava kapsamında bugün bölgede yeniden keşif yapılırken, köylülerle birlikte alana gelen heyet incelemelerde bulundu.

Keşif sırasında beton santralinin faaliyetlerine devam ettiği görüldü.

‘BUNUN NEYİNİ SAVUNACAKSINIZ?’

Direnişin gönüllülerinden olan Alevi Bektaşi Araştırmaları Bilim Uzmanı Melike Tepecik, keşif sırasında yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Bu hikayenin arkasında kim var? AKP var. Şirketin arkasında kim var? AKP var. Allah ile kandıran parti. Peki kendi kendilerine yetmediklerinde arkalarına kimi almışlar?  MHP’nin belediye başkanını almışlar. Hakim ‘Belediyeye tahsis ettiğimiz alanı görmeye geldik, belediye nerede?’ diye soruyor. Valiliğin avukatı ‘Biz burayı belediyeye tahsis ettik. Rekreasyon alanı yapsın diye. Bize beton falan var demediler. Bizi kandırdılar’ diyor. Ama belediyenin avukatı diyor ki; bilirkişi heyetinden çıkacak rapordan sonra savunmamızı yapacağız. Bunun neyini savunacaksınız siz?

‘MERAYI, SUYU, VATANI KORUYORUZ’

Erbaalı’ya buradan su gidiyor. Diyorlar ki Alacabal’daki yüzey suyuna çamur karıştığı için çeşmelerimizden çamur akıyor. Çok fazla yağmur yağınca suya çamur karıştığına inanıyorsunuz da buradaki beton şerbetinin su depolarına sızdığına niye inanmıyorsunuz? Biraz önce gördük zaten kahverengi suyu! Ben bunu hakim beye de ifade ettim.

Buradaki su depoları, Tepeşehir’deki su deposuna basıyor pompalarla. O su deposunun altında da bağlantılar var. Alacabal suyuyla da bağlantılar var. Yani netice itibariyle şehrin yüzde 60’ının su kaynağı burası. Şehrin yüzde 60’ının suyuna beton şerbetini karıştırıyorsunuz. Biz merayı koruyoruz, suyu koruyoruz, vatanı koruyoruz!”

‘MERA ALANI ÖZEL ŞİRKET YARARINA TAHSİS EDİLDİ’

Köylüler adına davayı takip eden Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkan Yardımcısı, Avukat İsmail Hakkı Atal, mera alanlarının hukuka aykırı şekilde özel şirket yararına tahsis edildiğini vurguladı.

 

💾

Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Erek Mahallesi’nde köy meralarının beton santrali ve belediye hizmet alanı yapılmasına ilişkin tahsis amacı değişikliği tartışma konusu oldu.

İyi Parti milletvekili Ersin Beyaz istifa etti!

İyi Parti İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Beyaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Siyasi atılım yönündeki beklentilerimizle mevcut yaklaşım arasında belirgin bir mesafe oluştuğu, değişen toplumsal ve siyasal ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir vizyon yerine mevcut siyasi anlayışın devam ettirilmesine öncelik verildiği kanaatini halkımız görmektedir. Bu tablo karşısında; temsil ettiğimiz değerlerle mevcut işleyiş arasındaki makasın her geçen gün daha da açıldığını müşahede etmek, siyasi sorumluluğum ile şahsi kanaatim arasında derin bir çelişki doğurmuştur. İnandığımız ilkeler ile fiili gerçeklik arasındaki bu uyumsuzluk, İYİ Parti çatısı altındaki siyasi faaliyetlerimi sürdürmemi imkânsız kılmıştır. Bu çerçevede; İYİ Parti üyeliğimden istifa ettiğimi aziz milletimizin ve kamuoyunun bilgisine saygıyla arz ederim.”

Beyaz’ın istifası ile İyi Parti’nin Meclis’teki vekil sayısı 30’dan 29’a indi.

Beşiktaş’ta Sergen Yalçın ile yollar ayrıldı

Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı ile teknik direktör Sergen Yalçın, tesislerde bir araya geldi.

Sezon değerlendirmesinin yapıldığı toplantıda tarafların geleceğe dair kararını netleştirdiği öğrenildi.

Görüşme sonrası teknik direktör Sergen Yalçın ile yolların ayrıldığı öğrenildi.

Yalçın’la birlikte Altyapı Futbol Planlama ve Geliştirme Direktörü Serkan Reçber’le de yolların ayrıldığı ileri sürüldü.

 

İran’dan ABD’ye Hürmüz uyarısı: ‘Donanmanız mezarlığa dönüşür’

İran, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasını sürdürmesi halinde Tahran’ın askeri karşılık verebileceğini belirterek, Umman Körfezi’nin “ABD donanmasının mezarlığına dönüşebileceği” uyarısında bulundu.

İran devlet televizyonuna konuşan ve İran’ın dini lideri Ayetullah Mücteba Hamaney’e danışmanlık yapan Muhsin Rızai, Hürmüz Boğazı üzerindeki ablukalar nedeniyle yaşanan krizin ardından Tahran’ın sabrının tükenmekte olduğunu belirtti.

Eski Devrim Muhafızları Komutanı da olan Rızai, “İran’a yönelik deniz ablukası ne kadar uzun sürerse dünya ekonomisine verilecek zarar da o kadar büyük olur. ABD ordusuna kuşatmayı kaldırmasını tavsiye ediyoruz, aksi halde Umman Körfezi onların mezarlığına dönüşür” dedi.

Rızai, Hürmüz’de İran’a yönelik ablukanın “savaş eylemi” anlamına geldiğini belirterek, Tahran’ın askeri yanıt verme hakkı bulunduğunu ifade etti.

TRUMP’TAN İRAN’A TEHDİT

ABD Başkanı Donald Trump ise hafta sonu yaptığı sosyal medya paylaşımında İran üzerindeki baskıyı artırarak “İran için saat işliyor” ifadelerini kullanmıştı. Trump’ın tehdidi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından geldi.

İsrail basınında dün yer alan haberlere göre, Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump, gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde İran’a yönelik savaşın yeniden başlatılması ihtimalini ele aldı.

İran medyası ise Washington’un Tahran’ın son önerilerine “somut tavizler” içermeyen bir yanıt verdiğini belirtti. Yarı resmi Mehr Haber Ajansı, ABD’nin mevcut tutumunu sürdürmesi halinde görüşmelerin “çıkmaza girebileceğini” yazdı.

Trump daha önce de İran’ın taleplerini “tamamen kabul edilemez” olarak nitelendirmiş ve ateşkesin “yoğun bakımda” olduğunu söylemişti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Esmail Bakei ise Tahran’ın önerilerinin “sorumlu” ve “cömert” olduğunu söyledi.

Öte yandan Axios ve CNN’in haberlerine göre Trump, Çin ziyaretinden dönüşünün ardından cumartesi günü Başkan Yardımcısı J. D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, CIA Direktörü John Ratcliffe ve özel temsilci Steve Witkoff ile bir araya gelerek, İran’a yönelik olası yeni askeri seçenekleri değerlendirdi.

Tekirdağ’da şehit polislere veda

Hacı Mehmet Şirikçi Camisi’nde düzenlenen törene şehit polislerin ailesi ve yakınlarının yanı sıra İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan, Tekirdağ Emniyet Müdürü Ahmet Metin Turanlı, milletvekilleri, protokol üyeleri ve vatandaşlar katıldı.

Tekirdağ Müftü Vekili Ahmet Nuri Bayraktutan tarafından öğle vakti kıldırılan cenaze namazının ardından şehitler için dua edildi.

Törende şehit polis memuru Erkan Tütüncüler’in eşi Eda Tütüncüler ile oğlu Ege Tütüncüler’in polis üniforması giymesi duygusal anlar yaşattı.

Eda Tütüncüler, eşinin Türk bayrağına sarılı tabutuna sarılarak, “Sen ölmedin canım eşim, evladımız bana emanet.” diyerek gözyaşı döktü.

Meslektaşları da törende gözyaşlarını tutamadı.

Daha sonra tören mangasının omuzlarında cenaze araçlarına taşınan şehitlerden Emrah Koç’un naaşı memleketi Van’a gönderilmek üzere Çorlu Atatürk Havalimanı’na götürüldü.

Şehit Erkan Tütüncüler’in naaşı ise Çorlu Şehitliği’ne defnedildi.

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde polis memurları Erkan Tütüncüler ve Emrah Koç, Reşadiye Mahallesi Kumyol Caddesi’ndeki bir iş merkezinde şüpheli Orhan Altan’ın (24) açtığı ateş sonucu şehit olmuştu.

Hablemitoğlu suikastı davasında ara karar

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun, 18 Aralık 2002’de Ankara’daki evinin önünde öldürülmesine ilişkin 10 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Duruşmaya, başka davadan hükümlü olan sanık Nuri Gökhan Bozkır ile Enver Altaylı bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.

Tutuksuz sanıklardan Mehmet Narin’in vareste tutulduğu duruşmaya, tutuksuz sanıklar Levent Göktaş, Fikret Emek, Aydın Köstem ve Ahmet Tarkan Mumcuoğlu ile taraf avukatları katıldı.

Sanık Enver Altaylı, sadece arkadaşı olduğu için dosya dahil edildiğini iddia ettiği firari sanıklardan Serhat Ilıcak’ın 2 gün önce hayatını kaybettiğini belirterek “Soruşturma savcısını Allah’a havale ediyorum. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını istiyorum” dedi.

Sanıkların tamamı, adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını ve yürütülen soruşturmanın akıbetinin beklenmesini talep etti. Sanık avukatları da aynı yönde beyanda bulundu.

Mahkeme ara kararında, sanıklar hakkındaki mevcut hallerinin devamına ve dosyadaki eksik hususların tamamlanmasına karar vererek, duruşmayı 14 Ekim’e bıraktı. (ANKA)

İBB davasında İmamoğlu ile hakim arasında ‘sorgu’ tartışması

Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 77’si tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 38’inci gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görüldü.

İmamoğlu’nun da katıldığı duruşmada iş insanı Murat Kapki savunma yaptı. Kapki, şunları söyledi:

“24 Haziran günü öğlen saatinde avukatım geldi. Avukat görüşmesi için içeriye girdim (Eşi) Feyza Hanım’ı adliyeye götürdüklerini söyledi. Tabii orada kan beynime sıçradı. Tam avukat bana bunu söylediği sırada arkamdan kapı açıldı. İnfaz memuru, ‘Çağlayan’a gidiyorsun’ dedi. Olaylar dakikası dakikasına oluyor. ‘Savcı bey seni çağırıyor’ dediler. Tekirdağ’dan Çağlayan’a 2,5 saat içerisinde kafamdan eşim tutuklanır mı; oğlum, kızım, çocuklarım ne olacak, neden eşimi aldılar, onun hiçbir suçu yok diye geçirdim. Kendi kendimi yiyorum. Kardeşimi tutuklamışlar, kayınpederimi almışlar.”

‘SAVCI, ‘DAVET ETTİK’ DEDİ’

Adliyeye geldiğindeki süreci anlatan Kapki, “Beni savcının odasının önüne getirdiler. Yanımda jandarmalar var, 7’nci kata çıktık. ‘Avukatlarım burada mı? Eşim nerede? Avukatlarımı bulup görüşebilir miyiz’ dedim. Kapıda 3-5 dakika bekledikten sonra beni içeri aldılar. Savcı bey sağ olsun ayağa kalktı, elimi sıktı. Direkt, ‘Sayın savcım eşimi de almışsınız’ dedim. Aynen bu şekilde sordum. O da gülerek ‘Almadık canım, davet ettik’ dedi. ‘Allah razı olsun sayın savcım, beterin beteri var demek ki’ dedim. Artık o esnada eşimin tutuklanma ihtimali dışında hiçbir şey düşünemiyordum. Çocuklarımız ne olacak? Eşim tutuklanırsa neler yaşarız? Bunları düşünerek oturduğum yere gömüldüm” ifadelerini kullandı.

‘SAVCI, ‘FEYZA GİTSİN’ DEDİ’

Savci ile görüşmesini anlatan Kapki, “Savcı bey bana açık açık her şeyi anlattı. Ben önceki verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum; baştan söyledim, şu anda da yine söylüyorum. Savcı bey konuşmamda aynen ‘Konuş’ dedi. Ben de ‘Ne konuşayım sayın savcı, bir şey bilmiyorum. Yemin ediyorum bir şey bilmiyorum’ diyorum. Biraz sohbet ettik, bana bir kahve söyledi. Sonra ‘İfade verecek misin’ dedi, ben de ‘Vereceğim’ dedim. Kahveyi bitirdik, yine sohbet ettik. Savcı bey bana daha önce ifade veren kişilerin ifadelerini okudu. Yani hakkımda verilen ifadeleri okuyor ama kimin olduğunu söylemiyordu. Sonra bir ara durdu, telefon açtı. ‘Feyza Hanım tamam, gitsin’ dedi. Aynen böyle. Yemin ediyorum size ‘Feyza gitsin’ dedi” diye konuştu.

‘ASLINDA ETKİN PİŞMANLIK İFADESİ VERMEDİM’

Kapki, 24 Haziran’da verdiği ifadeye dikkati çekerek, “Dosyadaki neredeyse bütün etkin pişmanlık ifadeleri ‘Ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum’ cümlesiyle başlar. Savcı bey bana sordu, ‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musun’ diye. ‘Hayır, etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum’ dedim. ‘Peki’ dedi; ifademizi yazdık, yazdık, yazdık… En sonunda bana dedi ki, ‘İleride sana atfedilen bir suç çıkarsa o zaman etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin’. İstemediğimi söyledim ama ‘Bu ileride senin için iyi bir şey olabilir’ dedi. Ben de avukatıma sordum, ‘Yazabilirsin’ dedi. Oraya o şekilde yazdık. Yani aslında ifadelerime bakarsanız ben etkin pişmanlık ifadesi vermedim” diyerek süreci anlattı.

MAHKEME BAŞKANINDAN “MİTİNG DEĞİL” UYARISI

Savunmasının ardından Kapki’nin hakim sorgusuna geçildi. Mahkeme Başkanı, Kapki’ye “Çıkamayacağınızı anlayınca mı ifadenizi değiştirdiniz” sorusunu yöneltti. Bu sırada Ekrem İmamoğlu araya girerek, soruya itiraz etti. Mahkeme Başkanı, “Ekrem Bey sesinizi yükseltmeyin. Burası miting alanı değil, araya giremezsiniz. Burası mahkeme salonu” dedi. İmamoğlu, “Bu soruyu sormanız gereken ilk kişi Kapki değildi. Birçok etkin pişmanlıkçı konuştu. Bu insanların can ve mal güvenliği size emanet” diye konuştu.

Tartışmalar üzerine Mahkeme Başkanı, duruşmayı bitirdi. Duruşmaya pazartesi günü devam edilecek.

İMAMOĞLU, KAPKİ’NİN EŞİNE SESLENDİ

İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken tutuksuz sanıklar arasında yer alan Kapki’nin eşi Feyza Kapki’ye, “Size ve evlatlarınıza yapılanları duyunca kanım dondu. Evlatlarınızın hakkını savundum” diye seslendi. (ANKA)

Şi ile Trump’tan ‘Hürmüz ve İran’ anlaşması

ABD Başkanı Donald Trump, Çin’i ziyaretinde Devlet Başkanı Şi Cinping ile ikili ve heyetler arası görüşme için Pekin’de bir araya geldi.

Beyaz Saray’dan görüşmeye ilişkin açıklamada bulunuldu.

Trump, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, İran’la anlaşma ve Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda yardımcı olmaya hazır olduğunu söylediğini bildirdi.

Çin ziyaretini sürdüren ABD Başkanı Trump, Fox News kanalından Sean Hannity’ye verdiği röportajda, Şi ile görüşmesini değerlendirdi.

Trump, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, hem İran’la anlaşmanın sağlanması hem de Hürmüz Boğazı’ndaki ticari geçişlerin yeniden başlamasını umduğunu söylediğini aktardı.

ABD Başkanı, “Devlet Başkanı Şi, (İran’la) bir anlaşma yapılmasını istiyor. Kendisi bir teklifte de bulundu, ‘Eğer herhangi bir şekilde yardımcı olabilirsem, yardımcı olmak isterim.’ dedi. Kendisi, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını istiyor, bu kadar çok petrol satın alan herkesin onlarla (İranlılarla) bir tür ilişkisi olduğu açıktır ancak o, herhangi bir şekilde yardımcı olabilirse olmak istediğini belirtti.” ifadelerini kullandı.

‘ÇİN’İN ÇIKARI VAR’

Trump’ın Çin ziyaretinde heyetinde yer alan ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD merkezli CNBC televizyonuna Pekin’den verdiği röportaj, konuyla ilgili sorulan soruya yanıt verdi.

Bessent, “Çin’in Hürmüz Boğazı’nın açılmasında ABD’den daha fazla çıkarı var. Bence perde arkasında çalışarak İran liderliğine söz geçirebilen herkes kadar ellerinden geleni yapacaklar.” dedi.

Trump’ın ziyaretinin hemen öncesinde Güney Kore’de Çin heyetiyle yaptıkları ekonomi ve ticaret müzakerelerine ilişkin Bessent, Çinli muhataplarıyla zirve için somut sonuçlar üretmek üzere çalıştıklarını belirtti.

RUBIO’DAN AÇIKLAMA

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Başkanı Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi’den İran konusunda “hiçbir şey istemediğini” kaydederek, “Çin’in yardımını istemiyoruz. Yardımlarına ihtiyacımız yok.” ifadesini kullandı.

TRUMP’TAN Şİ’YE DAVET

Trump, Pekin’de düzenlenen akşam yemeği etkinliğinde, Şi ile eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül’de Beyaz Saray’a davet etmekten onur duyduğunu ve bunu dört gözle beklediklerini söyledi.

ÇİN’DEN AÇIKLAMA

Çin Dışişleri Bakanlığından, Şi ve Trump’ın başkent Pekin’de yaptığı görüşmenin ayrıntılarına ilişkin açıklama yapıldı.

Açıklamaya göre Devlet Başkanı Şi, Tayvan meselesinin, ABD-Çin ilişkilerinde en önemli konu olduğunu belirterek, Trump’a Tayvan konusunun iyi yönetilmesi halinde ilişkilerin istikrarını koruyacağını, aksi takdirde iki ülke arasında “çatışmalar yaşanabileceğini ve bunun ilişkileri büyük tehlikeye” atacağını söyledi.

Aziz İhsan Aktaş davasında tahliye kararları

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in de aralarında bulunduğu 11 tutuklu sanık hazır bulundu. Görevden uzaklaştırılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile bazı tutuksuz sanıklar da duruşmaya katıldı.

Duruşmada, Cumhuriyet Savcısı, esasa ilişkin mütalaasını açıkladı. Savcı, mütalaanın yazılı olarak dosyaya sunulacağını ve gün içerisinde UYAP sistemine yükleneceğini belirtti.

104 SAYFALIK MÜTALAA

Mütalaanın toplam 104 sayfadan oluştuğunu belirten Savcı, esasa ilişkin mütalaanın 9 sayfalık özet bölümünü okudu.

“Aziz İhsan Aktaş’ın akrabaları üzerinden kurduğu ileri sürülen ihale sistemiyle özellikle Beşiktaş Belediyesi’nden çok sayıda ihale aldığı” belirtilen mütalaada, Rıza Akpolat’ın elde ettiği öne sürülen haksız kazançların da akrabaları üzerinden “resmileştirildiği” iddia edildi.

4 KİŞİNİN TAHLİYESİ İSTENDİ

Sanıklar yönünden her bir eylem bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapılan mütalaada, tutuklu sanıklar Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan, Avcılar Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Daka, Seyhan Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Özcan Zenger, Oya Tekin’in eşi Celal Tekin’in tutukluluk hallerinin devamını talep edildi. Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Alı Rıza Yılmaz, Rıza Akpolat’ın eniştesi Burak Kangal, Rıza Akpolat’ın kayınbiraderi Kazım Gökhan Yankılıç, Rıza Akpolat’ın arkadaşı Rabil Artan’ın ise tahliyesi istendi.

TUTUKLULUĞA İLİŞKİN ARA KARAR KURULACAK

Mahkeme Başkanı, mütalaanın okunmasının ardından duruşmaya 1 saat ara verildiğini açıkladı. Başkan, aranın ardından tutuklu sanıkların avukatlarının tutukluluğa ilişkin beyanlarının alınacağını belirtti.

Mahkeme Başkanı ayrıca, gün içerisindeki duruşma akışının elvermesi halinde tutukluluk durumlarına ilişkin ara karar kurulacağını söyledi.

Bir sonraki celsenin 15 Haziran 2026 tarihinde başlamasının planlandığını ifade eden Mahkeme Başkanı, söz konusu oturumun “karar duruşması” olarak değerlendirildiğini kaydetti. (ANKA)

Antalya’da kadın cinayeti: Dayısı tarafından öldürüldü

Antalya’nın Kepez ilçesinde arsa satışı konusunda tartıştığı dayısı tarafından silahla vurulan kadın hastanede yaşamını yitirdi.

İddiaya göre, Yeşiltepe Mahallesi Sakarya Bulvarı’daki noterin önünde Amine Bozkurt (40) ile dayısı Ömer A. (63) arasında tartışma çıktı.

Tartışmanın büyümesi üzerine Ömer A, tabancayla Bozkurt’a 4 el ateş etti.

Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekibi yönlendirildi.

Ekipler, yaralı Bozkurt’u ilk müdahalenin ardından hastaneye kaldırdı. Ameliyata alınan Bozkurt, müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Bozkurt’un cenazesi, otopsi için Antalya Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi.

Ömer A. ile olay yerindeki eşi Fadime A. (64) polis ekiplerince gözaltına alındı.

DEM Parti’nin ‘Kürtçe’ önerisi Meclis’te reddedildi

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da “varlık barışı” ile ilgili düzenlemeler ve İstanbul Finans Merkezi bünyesindeki firmalara vergi avantajları sağlayan, ayrıca SGK’ya borç taksitlerinin 36 aydan 72 aya çıkarılmasını öngören Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşülecek.

Teklifin görüşmelerinden önce partilerin grup önerileri görüşüldü. DEM Parti’nin “Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımının önündeki engellerin belirlenmesi amacıyla” verdiği Meclis araştırma önergesi AKP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla reddedildi.

Öneri üzerine söz alan DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, “Kürt sorununun çözümü yolunda atılacak adımların, onlarca yıldır Kürt halkının karşılaştığı engellerin kaldırılmasını da beraberinde getireceğini” savunarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bugün Kürt sorununun demokratik çözümünde tarihi bir eşikten geçmekteyiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı elli yıllık çatışma ortamını sonlandırma fırsatı değil, aynı zamanda bu topraklara ait farklılıkların zenginlik olarak bir arada eşit yaşamın kapısını araladı. Bu süreçte gerekli adımların atılması aynı zamanda onlarca yıldır Kürt’ün önündeki engellerin kaldırılmasını beraberinde getirecektir. Demokratik entegrasyon demek aynı zamanda bu topraklarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diğer dillerin de geleceğini garanti altına almaktır. Bu nedenle tam da içerisinden geçtiğimiz bu sürecin gereği olarak Kürtçenin korunması ve geliştirilmesi demokratik toplum ilkeleri ve kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından hayati önem taşıyor.”

‘TOPLUMSAL BARIŞA KATKI SAĞLAYACAKTIR’ İDDİASI

“Kürtçenin korunması ve geliştirilmesinin, demokratik toplum ilkeleri ile kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından en iyi yerde durduğunu” savunan Varlı, “Bu nedenle komisyonun kurulması aynı zamanda toplumsal barışın güçlenmesine de katkı sağlayacaktır” diye konuştu.

Varlı, yıllardır her alanda dillerin ve kültürlerin eşitliği ilkesini koruduklarını ve hiçbir dilin bir diğerine karşı üstünlüğü bulunmadığını ifade ederek, “Bizler yıllardır sokakta, okulda, fabrikalarda, tam da bu kürsüde dillerin, kültürlerin eşitliğini savunduk. Hiçbir dilin diğerinden üstün olmadığını, hiçbir çocuğun ana dilinden koparılmadığı, dillerin birbirini beslediği demokratik bir cumhuriyeti savunduk, bunu savunmaya da devam edeceğiz” dedi.

CHP’Lİ KONURALP: ANA DİLİ HAK OLARAK GÖRÜYORUZ

CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, CHP’nin “parti programında yer alan ilkelere” dikkati çekerek, “toplumsal sorunların çözüm adresinin eşit yurttaşlık temelinden geçtiğini” ifade etti. Konuralp, şu ifadeleri kullandı:

“Parti programımızda vurgulandığı şekliyle demokratikleşme, toplumsal sorunların eşit yurttaşlık temelinde çözümü için elzemdir diyoruz ve yine, programımızda vurgulandığı üzere, ana dili bir hak olarak görüyor, tüm yurttaşlarımızın ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkının sağlanacağı, kimsenin kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramayacağı ve toplumsal olarak dışlanmayacağı, farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin özgürce var olabileceği bir Türkiye hedefi doğrultusunda mücadele ediyoruz.”

‘ANNELERİMİZİN DİLLERİNİ ÖTEKİLEŞTİRMEDEN KORUMAK BİR ZORUNLULUKTUR’

Bu bağlamda, Türkçe, Kürtçe, Abhazca, Çerkezce, Gürcüce, Lazca, Ermenice, Rumca, Süryanice, Arapça, Boşnakça ve sayamadığım hangi dil varsa, annelerimiz rüyalarını hangi dilde görüyorsa, hangi dilde görmüşse, bizi hangi dilde sevmiş ve hangi dilde azarlamışsa işte o dilin ama daha da önemlisi başka annelerin dillerini de ötekileştirmeden, önemsizleştirmeden, değersizleştirmeden tüm dillerin varlığını sürdürmelerini sağlamak bir zorunluluktur. Çünkü dillerin kaybı yalnızca sosyokültürel, antropolojik bir sorun değildir, daha da ötesinde toplumsal mesafeleri büyüten bir sorundur. Dillerin kaybı aidiyet duygusunu zedeler, ortak yaşam iradesini aşındırır. Ana dil hakkının güvence altında olduğu toplumlarda ise bireyler ülkelerine daha güçlü bağlarla bağlanır, ortak geleceğe daha fazla inanır.”

ÇALIŞKAN: AK PARTİ İKTİDARINA KADAR BARIŞ VE HUZUR İÇERİSİNDE YAŞANIYORDU

Yeni Yol Grubu Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, Türkiye’nin geçmişten bu yana barındırdığı farklı medeniyet ve kültürlerin bir arada yaşama kültürüne değinerek, “Bugün ülkemiz bir mozaik olarak Arap, Kürt, Türk, Laz, Çerkez her medeniyetten, her milletten, her kültürden insanların barış, huzur ve kardeşlik içerisinde yaşadığı bir ülke oldu AK Parti iktidarına kadar” dedi.

Son dönemde izlenen politikalarda toplumsal ayrışma noktalarının ve kimliksel farklılıkların siyasi birer araç olarak kullanıldığını ileri süren Çalışkan, “Ne yazık ki son dönemde bir seküler, dindar, Alevi, Sünni fay hatlarının ısrarla ne yazık ki üzerine gitmeyi belki de bir kazanç gördüler. Elbette seçim dönemlerinde politik manevralarla oy alma uğruna belki bazı şeyler kaşınabilir gibi görünüyor ama bu milletin geleceğini düşünmek zorundayız” diye konuştu.

Çalışkan, siyasetçilerin ve devlet yönetiminin günübirlik çıkarlar yerine ülkenin geleceğini planlaması gerektiğini dile getirerek, “Eğer bu ülkede yapacağınız politikalar bu milletin tarihi bağlarını koruyup gelecekte barış, huzur içerisinde yaşayacağı ortamı planlamadıktan sonra hiçbir anlamı yok” ifadelerini kullandı. (ANKA)

AKP’li vekil, eşine ‘fakirlik belgesi’ aldırmış

CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, sosyal medya üzerinden çarpıcı bir video paylaştı.

AKP Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy ve eşinin bir tapu davası sürecinde mahkemeye sunduğu “fakirlik ilmühaberi”ne dikkat çeken Akdoğan, olayı “çeyrek yüzyıllık bir çürümüşlüğün göstergesi” olarak nitelendirdi.

Akdoğan konu hakkında, Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı’nın milletvekilinin eşine ve belgeyi veren kişi hakkında soruşturma başlatıldığını ifade etti.

‘MİLLETVEKİLİ EŞİNE BU BELGEYİ ALDIRMAYA TENEZZÜL EDİYOR’

Akdoğan, açıklamasında şunları anlattı:

“Büyük bir skandal, akıl alır gibi değil! AK Parti Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy, karısına muhtarlıktan ‘fakirlik ilmühaberi’ aldırıyor. Şimdi ‘Nasıl oluyor?’ diyorsunuz değil mi? Bakın mesele şu: AK Parti Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy’un eşi bir tapu davası açacak. Tapu davası nasıl açılıyor? Gidiyorsunuz mahkemeye, bir harç yatırıyorsunuz, bir vergi ödüyorsunuz.

Ödemeyebilir misiniz? Bunun bir koşulu var; yoksulsanız, sizin hakkınızı korumak için devletin size verdiği bir şans bu. Muhtar diyor ki: ‘Bu kişi fakirdir, fakir olduğu için bu ilmühaberi veriyorum. Bunu götürüp dava dosyasına koyarsa harç ödemez mahkemeye.’

İşte tenezzül ediyorlar ve bir milletvekili eşine sırf mahkemeye harç ödememek için bu belgeyi ayarlıyor. Bu belgeyi alıyorlar, götürüp dava dosyasına koyuyorlar. Davalı tarafın avukatı bu fakirlik ilmühaberi fark edince diyor ki: ‘Bu nasıl olur? Davacı olan hanımefendinin kocası milletvekili. Bir milletvekili devletine vergi ödeyemeyecek, o mahkemeye harç veremeyecek durumda mı?’ diyor.

‘BAŞSAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATIYOR’

Bu sefer konu tabii mahkemede gündem yapılıyor. Mahkeme bu sefer konuyu Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığına aksettiriyor. Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı hem bu belgeyi veren kişiyle ilgili hem bu belgeyi alan milletvekilinin eşiyle ilgili soruşturma başlatıyor.

Bakın burada mesele şu:

Nasıl oluyor da bir milletvekili ‘Ben acz içindeyim, ben fakirim’ diyerek karısına bu belgeyi alıyor, bu belgeyi almaya tenezzül ediyor?
Nasıl oluyor da biri bu belgeyi verebiliyor?
Nasıl oluyor da bizim başımızda uçan kuşun kanadındaki bite kadar takip edenler ve haber yapanlar, biz bu meseleyi gündeme getirene kadar bu meseleyi gündeme hiç getirmiyor?
Bakın bu nedir biliyor musunuz? Bu AK Parti iktidarının çeyrek yüzyıllık çürümüşlüğünün parçalarından yalnızca bir tanesidir. Bir milletvekilinin karısına devlete vergi vermemek için fakirlik ilmühaberi almaya tenezzül etmesi, AK Parti’nin çürümüşlüğünün göstergesidir.

‘DERHAL İSTİFA ETMELİ’

Şimdi yapılması gereken şey şu:

Hiç iktidardan korkmadan, Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığında bu işin peşine düşen onurlu isimler bu işi devam ettirmeli.
AK Partili milletvekilleri aralarında böyle tenezzül eden bir milletvekilinin olduğunu bilmeli.
AK Parti derhal bu kişiyi ihraç etmeli.
Hüseyin Altınsoy, bu çağrı da sana: Sen de derhal milletvekilliğinden istifa etmelisin.
Sayın Cumhurbaşkanı; AK Parti’nin Genel Başkanıdır. AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla partisinde böyle bir isim olduğunu ve partisinde buna benzer çokça olaylar olduğunu bilmelidir, müdahale etmelidir. Sayın Meclis Başkanımız; lütfen biliniz, bu isimler parlamentoya yakışmamaktadır ve Hüseyin Altınsoy gereğini yapmalıdır.”

Nasıl oluyor da bir milletvekili tenezzül edip eşine fakirlik ilmühaberi alıyor? pic.twitter.com/XvSxMgDp3E

— Umut Akdoğan (@AKDOGANumut) May 14, 2026

YPG elebaşı Mazlum Abdi: ‘Ankara ziyareti hazırlık aşamasında, Öcalan ile görüşme olabilir’

PKK/YPG terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi, Al Monitor’den Amberin Zaman’a açıklamalarda bulundu.

AKP hükümeti ile yürütülen görüşmeler, Şam yönetimiyle entegrasyon sürecine ilişkin açıklamalarda bulunan Abdi, Ankara’ya olası bir ziyaret için “Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Ziyaretin hayata geçmesi halinde Abdullah Öcalan’la bir görüşmenin gündeme gelip gelmeyeceği sorusunu da yanıtlayan Abdi, “Evet, olabilir” dedi. Abdi, “Onunla telefonda konuşmadım. Mektuplar aldık. Sonuncusu Ocak’taki savaştan önceydi. O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır” ifadelerini kullandı.

Abdi’nin “Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı.” sözleri ise dikkat çekti.

İşte sorulan sorular ve Abdi’nin yanıtları…

“Al-Monitor: Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ile 29 Ocak’ta revize edilen entegrasyon ve ateşkes anlaşmasını imzalamanızın üzerinden dört ay geçti. Rojava önemli ölçüde küçüldü, ABD kuvvetleri bölgeden çekildi ve merkezi hükümetle entegrasyon görüşmeleri sürüyor. SDG komutanı olarak bu süreçte ne yaptınız, öncelikli odak noktanız ne? Pek çok kişi bunu merak ediyor.Tarih

Abdi: Öncelikli odak noktamız Şam ile yaptığımız entegrasyon anlaşmasının doğru biçimde hayata geçirilmesidir. Bu çerçevede hem askeri kuvvetlerimizin Suriye ordusuna entegrasyonu hem de özerk yönetime bağlı kurumların entegrasyonu yürütülmektedir. Bu sürecin adil ve hakkaniyetli bir şekilde tamamlanmasını istiyoruz. Süreç boyunca temel önceliğimiz, Kürt bölgemizin kendine özgü niteliklerinin korunması ve gözetilmesidir.

Al-Monitor: Biraz daha ayrıntı verebilir misiniz?

Abdi: Oldukça kapsamlı bir süreç. Farklı dosyaları ele alan ayrı ekiplerimiz var. Örneğin askeri entegrasyonla ilgilenen ekip; Sipan Hemo da bu ekipte yer alıyor. Ayrıca özerk yönetimin diğer birimlerinin entegrasyonuyla ilgilenen meslektaşlarımız var. Asayiş’i örnek verelim: Şam ile, Asayiş’in Kürt çoğunluklu bölgelerde yapısını koruyacağı konusunda mutabık kalındı. Tüm Asayiş yetkilileri ve personeli görevlerini sürdürecek, Suriye devletiyle bütünleşerek devletin bir parçası haline gelecek. Yaklaşık 15.000 kişiden söz ediyoruz. Aslında üzerinde mutabık kaldığımız iki temel ilke var. Özerk yönetimin hiçbir çalışanı işten çıkarılmayacak ya da “diskalifiye” edilmeyecek; herkes görevini sürdürecek ve ücretlerini ilgili bakanlıklardan almaya devam edecek. Yaklaşık 50.000 kişiden söz ediyoruz. İkinci ilke ise şu: Kürt çoğunluklu bölgelerde yerel yönetim, yerel halk tarafından yürütülecek; karma nüfuslu bölgelerde ise yönetim uzlaşı temelinde paylaşılacak. Karma bölgelerden kastım, Arap, Kürt, Hristiyan ve başka toplulukların bir arada yaşadığı Haseke gibi yerler. Kobani’ye bağlı Sirrin ve Şexler adlı iki ilçe Arap çoğunlukludur. Serêkaniyê de böyle. Bu tür bölgelerde Arapların halk iradesine dayalı olarak yönetimde söz sahibi olması gerekiyor. Afrin’in durumu biraz daha hassas çünkü Türk devleti hâlâ orada varlığını sürdürüyor. Ancak Afrin tartışmasız biçimde Kürt bir bölgedir; Afrin çevresindeki Şehba bölgesi de öyle. Halep’teki Şeyh Maksut ise Kürt çoğunlukludur.

Al-Monitor: Suriye hükümeti size çeşitli görevler teklif etti ancak hiçbirini kabul etmediniz. Neden?

Abdi: Dedim ya, önceliğimiz bu entegrasyon çalışmasını tamamlamak. İkinci neden ise Kürt birliğini pekiştirmenin de öncelikli hedeflerimizden biri olması.

Al-Monitor: Kürdistan Ulusal Kongresi (KUK) ile mi kastediyorsunuz?

Abdi: Onlar ve diğer partilerle.

Al-Monitor: Anladığım kadarıyla Haseke’den ulusal seçimlerde Kürtlere ayrılması planlanan dört sandalyeden ikisini KUK’a vermeyi önerdiniz ve KUK kabul etti.

Abdi: Bu konuda uyum sağlamak için çalışıyoruz.

Al-Monitor: Yeni bir siyasi parti kurduğunuz doğru mu?

Abdi: Hayır. Bu talep halktan geliyor ve biz de bu nedenle değerlendiriyoruz. Ancak açıkçası şu an öncelik listemizin en üstünde yer almıyor.

Al-Monitor: Entegrasyona geri dönelim. Hükümet, Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) entegrasyon sürecine dahil edilmesi taleplerini kabul etmiyor. Özerk yönetim tarafından verilen ortaokul ve lise diplomalarının tanınacağı defalarca dile getirildi; ancak hiçbir şey ilerlemiyor. Şam, bu dört ayda somut olarak ne yaptı?

Abdi: Askeri kuvvetlerin entegrasyonu plana uygun ilerliyor. SDG güçlerinden oluşacak ve SDG komutanları tarafından yönetilecek dört askeri tugayın kurulması konusunda mutabık kalmıştık. Bu tugayların oluşturulması ve resmi olarak tanınması aşaması büyük ölçüde tamamlandı. Suriye ordusu bünyesinde yeni isimler aldılar; ancak münhasıran SDG savaşçılarından oluşuyorlar. Örneğin Kobani için kurulan tugay, Kobani’de konuşlandırılmış olup Halep merkezli bir tümene bağlı. Cezire bölgesinde üç tugay daha var: biri Derik’te, biri Haseke’de, biri de Kamışlı’da. Cezire’deki tugayların tamamının koordinasyonu Ciya Kobane’nin sorumluluğunda. Derik’teki tugaya Sasun Derik komuta ediyor, Kamışlı’daki tugayı Lokman Halil yönetiyor. Haseke tugayının komutanı Serdar Afrin, Kobani için kurulan tugayın komutanı ise Mahmut Kobane.

Al-Monitor: SDG hâlâ var mı?

Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar SDG varlığını sürdürecek. SDG feshedilmedi.

Al-Monitor: Süreç tamamlandığında feshedilecek mi?

Abdi: Evet.

Al-Monitor: Peki sizin unvanınız ne olacak?

Abdi: Güzel soru [güler]. Halkımın arasında kalacağım. Halkımızı örgütlemeye odaklanacağız ve doğal olarak yeni yapılar oluşacak.

Al-Monitor: Eğitim meselesine ne oldu? Şam neden ayak sürüyor?

Abdi: Uygulamanın geciktiği doğru. Ancak artık birkaç gün içinde yürürlüğe girecek nihai bir anlaşmaya vardık. Buna göre bu ve gelecek öğretim yılında özerk yönetimin müfredatı kapsamında eğitim gören ve ortaokul ile lise diploması alacak çocuklarımız, bu diplomalarını Suriye devletinden alacak. Bunun yanı sıra özerk yönetim tarafından o günden bu yana verilen tüm ortaokul ve lise diplomaları Suriye devleti tarafından resmi olarak tanınacak.

Al-Monitor: Gelecek öğretim yılının ardından bölgenizdeki okullar hükümetin ulusal müfredatına mı dönecek?

Abdi: Bu meseleyi tartışmak üzere bizim ve Şam’ın temsilcilerinden oluşan ortak bir komite kuruluyor. En önemli talebimiz, Kürt çoğunluklu bölgelerde eğitimin Kürtçe olması. Ulusal müfredat uygulanacak ve Kürtçeye çevrilecek. Bu komitenin önümüzdeki iki ay içinde hükümete görüşünü bildirmesi bekleniyor.

Al-Monitor: SDG ve özerk yönetim tarafından hükümetin çeşitli pozisyonları için aday gösterilen kişilerden kaçı şimdiye kadar göreve atandı?

Abdi: Bu, Şam’ı eleştirdiğimiz başka bir konu. Birlikte mutabık kalmıştık: insanlarımız hem hükümete hem orduya katılacaktı. Çeşitli bakanlıklar ve müdürlüklerdeki pozisyonlar için 20’den fazla isim önerdik; büyük çoğunluğu özerk yönetimin eski çalışanları. Şimdiye kadar herhangi bir yanıt almadık.

Al-Monitor: Cumhurbaşkanı Şaraa yeni kabinesini açıkladı. Sizden bazı isimlerin bu pozisyonlara gelmesini bekliyor muydunuz?

Abdi: Bu pozisyonlar için bazı isimler ilettik. Şam’ın yalnızca Kürtleri değil, ülkenin farklı bileşenlerini de daha fazla kapsayıcı bir şekilde dahil etmesi gerekiyor.

Al-Monitor: Bütçe meselesi nasıl işliyor? Şam özerk yönetime herhangi bir finansman sağlıyor mu?

Abdi: Suriye ordusuyla entegre edilen askeri kuvvetlerin maaşları hükümet tarafından ödeniyor. Tüm SDG güçlerini Suriye ordusuna entegre etmek için çalışıyoruz; bu konu hâlâ görüşülüyor. Şu an için maaşları özerk yönetim ödüyor.

Al-Monitor: Özerk yönetim gelirlerini nasıl elde ediyor? Deir ez-Zor’daki petrol sahalarının kaybı gelirlerinizi önemli ölçüde azaltmış olmalı.

Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar eski gelir kaynaklarının bir kısmı kullanılabilir olmaya devam edecek. Sınır gelirleri, vergiler ve bir miktar petrol geliri topluyoruz.

Al-Monitor: Rmeilan ve bölgenizdeki diğer petrol sahaları şu an kimin kontrolünde?

Abdi: Anlaşma kapsamında devlet, sahalar üzerinde varlık kurdu. Sahalar önceden bizim şirketimiz olan Cezire şirketi tarafından yönetiliyordu ve bu şirket hâlâ faaliyette. Üretim paylaşımına ilişkin nihai anlaşma için müzakereler sürüyor. Sahalar Suriye devletine aittir.

Al-Monitor: Kontrolünüzdeki bölgelerde şu an kaç hükümet yetkilisi görev yapıyor?

Abdi: Kesin rakamları bilmiyorum ama onlarca yetkili diyelim. Henüz erken dönemde. Güvenlik kuvvetleri açısından ise 29 Ocak anlaşmasında öngörülen sayıda bulunuyorlar. Şimdiye kadar herhangi bir sorun yaşamadık. Bu aşamada kuvvetlerimiz ile Suriye ordusu arasında bir ayrım yapmak doğru olmaz çünkü artık aynı ordunun parçasılar.

Al-Monitor: Kamuoyunun genel algısı şu: başlangıçta siz ve Cumhurbaşkanı Şaraa birbirinizden pek hoşlanmıyordunuz, ancak artık oldukça iyi geçiniyorsunuz.

Abdi: İkimiz de aynı şeyi istiyoruz: entegrasyon sürecinin başarıyla tamamlanması.

Al-Monitor: İkinizin de askeri geçmişten gelmeniz birbirinizi daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor mu?

Abdi: Evet. Bu bir etken.

Al-Monitor: Sizi ziyaret edecek mi? Davet ettiniz mi?

Abdi: Onu geçen yıl davet etmiştik. Entegrasyon süreci tamamlandığında daveti yenileyeceğiz.

Al-Monitor: Bu ne zaman olacak?

Abdi: Tarafların ne kadar hızlı hareket ettiğine, anlaşmanın mutabık kalınan şartlar çerçevesinde tam anlamıyla uygulanmasına ne ölçüde bağlı kalındığına bağlı. Bizim tarafımızdan tam bir taahhüt var.

Al-Monitor: Kadın savaşçılar meselesi nasıl çözüme kavuşacak? Suriye ordusunun pek çok birliği cihatçı geçmişten geldiği düşünüldüğünde bu son derece güç görünüyor; saflarında radikal feminist kadın savaşçıların yer alması rahatsızlık yaratabilir.

Abdi: Şam, kadınların aktif muharebe görevi veya orduda başka pozisyonlar üstlenmesi için yasal bir dayanağın bulunmadığını, bu nedenle iç güvenlik kuvvetleri kapsamında İçişleri Bakanlığı bünyesine alınmaları gerektiğini söylüyor. Gerçek şu ki kadın savaşçılarımız ve komutanlarımız, herhangi bir erkek savaşçı ya da komutan kadar, hatta daha fazla cesur, zeki ve yetenekli. Müzakereler sürüyor; ancak mevcut koşullar altında kadın savaşçılarımızın büyük ihtimalle iç güvenlik kuvvetlerinin bir parçası olacağı görünüyor.

Al-Monitor: Bir başka hassas konuya geçelim: Şam ile sürdürülen esir takasları. Hükümet tarafından bölgenizden kaç SDG savaşçısı ve sivil tutuklu bulunuyor?

Abdi: Annelerimiz bu duruma çok üzülüyor ve haklılar. Esir takası çok daha önce başlamalıydı. Hükümet şimdiye kadar toplam yaklaşık 900 kişiyi serbest bıraktı; bizim tarafımız ise toplam 500’ü aşkın kişiyi serbest bıraktı. Şu an hükümet tarafında tutulan yaklaşık 500 kişi var; bunların yarısı SDG savaşçısı, yarısı Kürt sivil. Bu meseleyi bir an önce çözüme kavuşturmayı umuyoruz.

Al-Monitor: Bazı SDG savaşçılarının saflarınıza katılmış Aleviler olduğu söyleniyor.

Abdi: Birkaç yüz kişi var. Biz Kürt olup olmadığına ya da Alevi olup olmadığına bakmıyoruz. Bu insani bir mesele. Bu kişilerin pek çoğu, geçen yılın Mart ayında kıyı bölgelerinde Alevi nüfusa yönelik toplu şiddet olaylarının ardından bölgemize sığındı. Canlarını kurtarmak için kaçıyorlardı; bir kısmı geçimini sağlamak için yönetimde ya da SDG’de iş buldu ve burada kalmaya devam ediyorlar. Hükümet bunu anlıyor. Bu kişilerin serbest bırakılması için SDG savaşçıları olarak çalışıyoruz; etnik ya da dini kimliklerini esas almaksızın. Hepimiz eşitiz: Araplar, Kürtler, Aleviler, Dürzi, Hristiyanlar. SDG’de bu toplulukların hepsinden insanlar var. Bu bizim için ilkesel bir meseledir ve her zaman böyle olmuştur.

Al-Monitor: Ocak çatışmalarındaki resmi kayıp sayısı nedir? SDG’de hâlâ kayıp savaşçılar olduğuna dair söylentiler var ve bu durum kamuoyunda öfkeye yol açıyor.

Abdi: Tüm şehitlerimizin naaşlarını geri getirdik. Toplam rakam 260. Kimsenin kayıp kalmaması için bu dosya üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Bu amaçla Şam ile ortak bir görev gücü oluşturduk. Dosyalarımızda Ocak öncesindeki çatışmalara ait birkaç isim var ve bu kişilerin akıbetini araştırıyoruz. Tüm ailelere sevdikleri hakkında eksiksiz bir yanıt verilene kadar her taşı yerinden oynatmaya kararlıyız.

Al-Monitor: SDG’nin bu kadar hızlı toprak kaybetmesinin nedenlerinden birinin komutanların mevzilerini terk etmesi olduğu iddia ediliyor.

Abdi: Hayır, bu kesinlikle doğru değil. Deir Hafer için Amerikalılar’ın arabuluculuğuyla Şam ile bir ateşkes anlaşması yapılmıştı. Anlaşma kapsamında çekilirken Suriye ordusu şartları ihlal ederek Deir Hafer’e girdi. Bu, çatışmaya yol açtı ve biz kuvvetlerimize savaşmamaları emrini verdik. Ateşkese bağlıydık ve daha fazla can kaybını önlemek istedik. Halkımız savaş istemiyordu. Önce IŞİD gibi vahşi bir örgütle savaştık, ardından yıllarca Türk ordusunun saldırılarına maruz kaldık. İnsanlar savaştan bıktı. Halkımızın çıkarları doğrultusunda hareket ettik. Komutanların yoldaşlarını terk ettiği gibi bir durum söz konusu değil. Ne yazık ki çatışma ortamlarında, özellikle uzaktan bakıldığında, pek çok efsane uydurulur.

Al-Monitor: Ocak ayında, çatışmalar sırasında Rojava’daydım ve halk açıkça çatışma istemiyordu. Ancak şu an size ve diğer komutanlara, hatta Abdullah Öcalan ve PKK’ya yönelik ciddi bir öfke var. Türkiye’nin “Rojava’yı yok etmesi” için ortaklaşa emir aldığınız, teslim olduğunuz söyleniyor. Bir kesim ise Rakka ve Deir ez-Zor’dan çok daha önce ve daha iyi şartlarla çekilmeniz gerektiğini söylüyor. Kısacası ciddi bir eleştiri var. Bunların herhangi biri haklı mı?

Abdi: Hayır, değil. Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı. Rakka ve Deir ez-Zor meselesine gelince… Başlangıçta o kadar uzaklara gitmeyi gerçekten düşünmüyorduk. Ancak bize yönelik saldırıların büyük bölümü Rakka, Münbiç ve Deir ez-Zor’dan geliyordu. Ana bölgelerimizi korumak için düşmanı kendi kalelerinde takip etmek askeri bir zorunluluk haline geldi. Üstelik IŞİD yönetimindeki bu bölgelerde yaşayan halkın liberasyon çağrısı da bize ulaşıyordu. Yerel halkla omuz omuza savaşarak, birlikte hayatımızı kaybederek tüm bu bölgeleri özgürleştirdik. ABD öncülüğündeki koalisyon ise havadan destek sağlıyordu. Rakka nihayet kurtarıldığında yerle bir olmuştu; bunu gördünüz. Hem son derece kısıtlı imkânlarla hem de Türkiye’den gelen saldırılarla aynı anda boğuşurken Rakka’yı yeniden ayağa kaldırdık. Koalisyon fonlarının büyük bölümü Rakka ve Deir ez-Zor’a aktarıldı. İnsanlar memnun değilseydi neden Rakka’yı terk edip Esad kontrolündeki bölgelere, hatta Esad’ın devrilmesinin ardından bile bu bölgelere geçmiyorlardı? Tam tersi oluyordu: Hükümet kontrolündeki bölgelerden Araplar bize geliyordu. Bu nedenle “hiçbir şey yapmadık” gibi suçlamalarla karşılaşmak şaşırtıcı. Bu, hatalar yapılmadığı, yanlış politikaların uygulanmadığı anlamına gelmiyor elbette. Ama hiçbir şey göründüğü kadar siyah ya da beyaz değil.

Al-Monitor: İnsanların çekilmenizi sevinçle karşılamasına dair görüntüler ve hapishanelerde tutulan çocuklar?

Abdi: Bunlar münferit vakalar. Dediğim gibi bazı hatalar yapıldı.

Al-Monitor: Peki ya hükümet Rakka ve Deir ez-Zor’u zorla geri almadan önce daha iyi bir anlaşma yapamamış olmanız?

Abdi: Bu eleştiride bir doğruluk payı var. 2025’te Şam ile imzalanan 10 Mart anlaşması bu bölgelerin yeniden entegrasyonunu öngörüyordu. Biz bu bölgelerden çekilmeden önce, demokratik bir Suriye çerçevesinde yerel halkın haklarını güvence altına alan ve tüm bileşenlerin tanınıp adil biçimde temsil edildiği nihai bir anlaşma istiyorduk. Kuzey ve kuzeydoğuyu, parça parça terk edilecek bir toprak değil, bütünlüklü bir bölge olarak tasavvur ediyorduk. Yalnızca Kürt halkının değil, birlikte çalıştığımız, birlikte savaştığımız tüm halkların haklarını neden göz ardı edelim ki; onlara daha fazla borçluyduk. Bunun için çok uğraştık ama maalesef başaramadık.

Al-Monitor: Neden?

Abdi: Her iki tarafın da bu sonuçta payı olduğunu söylerim. Hükümet sürekli oyalıyor, önerilerimizden hiçbirine yanıt vermiyordu. Bizim hatamız ise orta yol aramamaktı. Yeterince esnek davranmadık. Rakka ve Deir ez-Zor gibi Arap çoğunluklu bölgelerin entegrasyonuna çok daha erken başlayabilirdik. Bunun yerine kontrolümüzdeki alanın tamamının bir bütün olarak ele alınmasını talep ettik; bunun nedenlerini zaten anlattım.

Al-Monitor: Bu süreçte Amerikalılar Şam’a yakınlaştı. Sizi desteklemediler.

Abdi: Bu da doğru. Amerikalıların politikası merkezi hükümeti destekler nitelikteydi.

Al-Monitor: Bu sizin için bir şok değil miydi?

Abdi: Bunu beklemiyorduk. Bu savaş başladığında Amerikalılar, merkezi hükümet kuvvetleri ilerledikçe ağırlıklarını koyarak savaşı durdurabilirlerdi. Durum bu kadar kötüye gitmeden önce bir anlaşmaya arabuluculuk etmeleri mümkündü. Çok geç devreye girdiler; ancak hükümet kuvvetleri Kürt çoğunluklu bölgelere yaklaştığında. Savaşı sona erdirmek için o zaman yaptıklarını çok daha önce yapabilirlerdi. Tabii bunları söylerken yönetimin politikasını eleştiriyorum. Rojava’da bizimle birlikte görev yapan Amerikalı komutanlar ve askerler bize her zaman çok destek oldular; onları suçlamamak gerekir. Emirleri doğrultusunda hareket ediyorlardı. Ve elbette varlıklarını özledik. Pek çok değerli, sadık dost edindik; hâlâ iletişimdeyiz. Onların bilgi ve deneyiminden yararlandığımız gibi onlar da bizimkinden yararlandı. ABD’nin askeri varlığı artık yok; bu yeni ortama uyum sağlıyoruz.

Al-Monitor: Suriye için ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile hâlâ iletişimde misiniz?

Abdi: Evet, yaklaşık iki hafta önce telefonla konuştuk. Kendisi ve ekibi, entegrasyon anlaşmasının takibi ve uygulanmasıyla aktif olarak ilgilenmeye devam ediyor.

Al-Monitor: ABD Başkanı Donald Trump son dönemde Kürtler hakkında son derece aşağılayıcı açıklamalar yapıyor; Kürtlerin İranlı protestoculara gönderilmesi amaçlanan silahları kendilerine sakladığını öne sürüyor. Amerika Birleşik Devletleri ile bu kadar yakın çalışmış bir Kürt lider olarak bu açıklamalar sizi nasıl etkiliyor?

Abdi: Yanlış bilgilendirildiğini düşünebilirim. Kuvvetlerimiz hakkında, bizi bir tür paralı asker gibi tanımlayan bazı açıklamalar da yaptı. Hiçbir zaman kimseden para almadık. IŞİD’e karşı mücadele için kullanılan fonlar Pentagon tarafından bu amaçla tahsis edildi; bu mücadeleyi birlikte yürüttük. Sadece kendimizi değil, bu belayı tüm dünyadan uzaklaştırmak için savaştık. O fonlar onlar tarafından kontrol ediliyordu.

Al-Monitor: Pentagon’dan hâlâ fon alıyor musunuz?

Abdi: SDG’ye değil, “Suriye ordusuyla entegre güçlere” fon sağlanması tartışılıyor. Henüz hiçbir şey netleşmedi. Görüşmeler sürüyor.

Al-Monitor: İranlı Kürtlere tavsiyeniz ne olurdu? Amerikalılara güvenmeliler mi?

Abdi: Rojhelat Kürtlerinin meşru talepleri var. Haklarını aramaları en doğal haklarıdır. Bunu diyalog yoluyla mı yoksa silahlı direniş yoluyla mı yapacakları kendilerinin vereceği bir karar. Her iki seçeneğe de saygı duyarız. Ancak Amerikalılar, onların İran rejimini değiştirmeye yönelik silahlı bir girişime katılmaları için gerekli güvenceleri vermedi.

Al-Monitor: Türkiye’ye geçelim. Türkiye’deki barış süreci ile Şam görüşmelerinizin iç içe geçtiği açık. Nusaybin dahil çeşitli mekânlarda Türk yetkililerle gayri resmi görüşmeler yürütüyorsunuz. Türk yetkililerle temaslarınız sürüyor mu? Birkaç hafta önce Şam’daki Türk Büyükelçisi Nuh Yılmaz ile görüştüğünüz basına yansıdı.

Abdi: Basında yer alan haberler doğru değildi. Ancak Türk yetkililerle temaslarımız sürmektedir. Ayrıntılara girmeyeceğim. Bununla birlikte, Türkiye ile yürüteceğimiz her türlü görüşmeye Suriye hükümetinin de dahil olmasının daha verimli olacağına inanıyoruz. Tutumumuz bu yönde.

Al-Monitor: Nusaybin-Kamışlı sınır kapısının yeniden açılması konusunda ilerleme kaydedildi mi?

Abdi: İki hafta önce Şam’daki görüşmelerimde merkezi hükümetle sınırın yeniden açılması konusunda mutabık kaldık. Hatta bir tarih bile belirlendi. Ancak Haseke’deki adliye binasındaki tabelayla ilgili olaylar nedeniyle açılış ertelendi. Krizi yatıştırdık; açılış kısa süre içinde gerçekleşmeli.

Al-Monitor: Türkiye bu konuda ne düşünüyor? Türkiye’nin ortak sınır boyunca ağır silah bulunmasına ilişkin kaygılarını biliyoruz.

Abdi: Türkiye’nin endişelenecek bir şeyi yok. Hep barışçıl ve komşuluk ilişkilerine dayalı ilişkiler istediğimizi söyledik. Üstelik artık Suriye ordusunun bir parçasıyız.

Al-Monitor: Yakın zamanda verdiğiniz bir röportajda Ankara’ya gitmeyi düşünüp düşünmediğiniz sorulduğunda “neden olmasın?” dediniz. Türk hükümetinden resmi bir davet aldınız mı?

Abdi: Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz.

Al-Monitor: Türkiye ziyaretiniz kesinleşirse Abdullah Öcalan ile de görüşme gündemde olabilir mi?

Abdi: Evet, olabilir.

Al-Monitor: Öcalan ile en son ne zaman konuştunuz?

Abdi: Onunla telefonda konuşmadım.

Al-Monitor: Hiç yazışmadınız mı? Kendisinin size yazılı mesajlar gönderdiği geniş çevrelerde haber oldu.Hantavirüs Gelişmeleri

Abdi: Mektuplar aldık. Sonuncusu Ocak’taki savaştan önceydi.

Al-Monitor: Öcalan’ın Suriyeli Kürtler için bir liderlik figürü olmaya devam ettiğini söyleyebilir miyiz?

Abdi: O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır.

Al-Monitor: Bundan sonraki süreçte devriminizin idealleri çıkar ve iktidar hırsının gölgesinde kalma riski yok mu? Irak Kürdistanı’ndaki durum, işlerin nasıl yanlış gidebileceğinin acı bir örneği. Bu hataların Rojava’da tekrarlanmaması için ne yapıyorsunuz?

Abdi: Bu riskler her zaman var oldu ve bu tür senaryoların olasılığı kesinlikle arttı. İşte bu yüzden dedim ki önceliğimiz, bir yandan entegrasyon anlaşmasını başarıyla tamamlamak, öte yandan halkımızı örgütlemek ve kurumlarımızı ile stratejilerimizi yeniden şekillendirmektir. Halkımızı yolsuzluk ve açgözlülüğe karşı bağışıklı kılmanın en iyi yolu devrimci ruhumuzu canlı tutmak ve tüm siyasi yelpazedeki Kürtler olarak birliğimizi pekiştirmektir. Bu şeffaf ve kapsayıcı bir sistem inşa etmek, birlikte omuzladığımız bir sorumluluktur.

Al-Monitor: Hataların yapıldığını kabul ediyorsunuz. Bunu kamuoyu önünde kabul etmek Ortadoğu’da nadir görülen bir şey. Son bir değerlendirme olarak, bu 15 yıla geriye baktığınızda Rojava’daki Kürt halkının elde ettiklerine ilişkin ne söylersiniz?

Abdi: Nereden başladığımızı hatırlamak çok önemli. IŞİD tarafından yok edilmenin eşiğindeydik. Halkımız her yönden kuşatma altındaydı. Irak Kürdistanı’ndaki kardeşlerimizin aksine geri çekilecek yerimiz yoktu. Bir yanda Türkiye, diğer yanda IŞİD. 2014’te Kobani’nin nereye geldiğini hatırlayalım. Nüfusun büyük çoğunluğu zorla yerinden edildi. Yok oluşun eşiğinden döndük. Halkımızın fedakârlıkları sayesinde, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin koridorlarından dünyanın en ücra köşelerine kadar, dünya onların tarihin gördüğü en kötü ve kana susamış örgütlerden birine karşı gösterdiği kahramanca direnişi öğrendi. Bugün Suriye’de —Kürtlerin resmi kimlik belgeleri bile verilmezken, etnik haklardan söz edilemezken— biz Cumhurbaşkanı Şaraa ile bizzat, Kürtler olarak ve Kürtler adına bu hakları masada müzakere ediyoruz. Halkımızın umutları ve hayalleri istediğimiz biçimde gerçekleşmedi, bu doğru. Ancak bu, haklarımız için mücadeleyi bırakacağımız, hikâyenin burada bittiği ve Suriye’nin demokratik geleceğine katkı sunmak için elimizden geleni yapmaktan vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Suriye ordusunun genel komutası altında olsa da Kürtlerin kendi topraklarını savunacak kendi kuvvetleri var. Son 15 yılda Kürt çocuklar kendi ana dillerinde eğitim gördü ve bunu sürdüreceklerini güvence altına alacağız. Düşünün; Esad yönetiminde küçük bir çocukken ben bile Kürtçe bir kitap taşıdığım için rejim tarafından hapsedildim. Bugünün Suriyesi, 2011 öncesiyle kıyaslanamaz. Ruhumuz yılmaz. Uzlaşıyı barışçıl yollarla, diyalog aracılığıyla ve onurumuzu, özgün Kürt kimliğimizi hiçbir zaman feda etmeksizin inşa etmek, bizim yolumuzdur. Suriye Kürtleri artık görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir.”

 

Testo Taylan hakkında tahliye kararı

Tutuklanan sosyal medya içerik üreticisi “Testo Taylan” lakaplı Taylan Özgüç Danyıldız, hakkında tahliye kararı verildi.

Sözcü’de yer alan habere göre, 2 aydır cezaevinde bulunan Danyıldız bugün ilk kez hakim karşısına çıktı ve mahkeme Danyıldız hakkında tahliye kararı verdi.

NE OLMUŞTU?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Danyıldız hakkında sosyal medya hesabında paylaştığı bir video sonrası “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama” ve “Müstehcenlik” suçlamalarıyla soruşturma başlatılmıştı.

Danyıldız, sosyal medya hesabından paylaştığı bir video nedeniyle 18 Mart tarihinde tutuklanmıştı.

Akbelen direnişçisi Esra Işık hakkında tahliye kararı

Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına karşı düzenlenen protesto sonrasında 30 Mart gecesi gözaltına alınan İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık, “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla 31 Mart’ta tutuklanmış, daha sonra Muğla Cezaevi’nden Şakran’daki İzmir 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilmişti.

Milas 3. Asli Ceza Mahkemesi, 41 gündür cezaevinde bulunan Esra Işık hakkında yurt dışına çıkma yasağı adli kontrolüyle, tahliye kararı verdi.

AKP’ye geçeceği iddia ediliyordu… CHP’den Burcu Köksal hamlesi

CHP MYK, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ı kesin ihraç talebiyle tedbirli olarak disipline sevk etti.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Emre, Köksal’ın kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildiğini şu ifadelerle duyurdu:

“Biz yönetim olarak Burcu Köksal’ı kesin ihraç talebiyle disipline sevk ettiğimizi, tedbirli olarak, buradan duyurmak isterim. Şimdi güle güle nereye giderse gitsin.”

‘PARTİ SUÇU OLDUĞUNA KANAAT GETİRDİK’

Emre ayrıca, “Biz MYK toplantısına başlamadan evvel bu konuyu konuştuk ve kendisinin genel başkanımızın dahil hiçbir telefona çıkmaması, hiçbir habere cevap vermemesi bütün bunlar karşısında bunun bir parti suçu olduğuna kanaat getirdik. Partimize üye olup olmadığına da baktık – öyle ya istifa etmiş mi etmemiş kaydına – üye olarak görünüyordu. O nedenle bu işlemi biz gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.

NE OLMUŞTU?

CHP’li Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın AKP’ye geçeceği iddiaları gündeme geldi. İddiaların ardından Köksal’a yakınlığı ile bilinen Merkez İlçe Başkanı Murat Albayrak görevden alındı.

Parti yöneticileri Köksal’a ulaşamadığını belirtirken CHP Afyonkarahisar İl Başkanı Hasan Karadeniz, “Maalesef belediye başkanımız siyasi baskılara boyun eğmiş, maalesef direnememiştir. Direnen belediye başkanlarımız gibi o dirayeti gösterememiştir” ifadelerini kullanmıştı.

Müsavat Dervişoğlu’ndan ‘Erdoğan’ iddiasına yanıt

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geçen hafta yaklaşık yarım saat süren bir telefon görüşmesi yaptığı iddiasına yönelik açıklama yaptı.

Dervişoğlu, Nefes’e yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefonda görüştüğüme dair iddialar yalandan ibaret” ifadelerini kullandı.

İDDİALAR NEYDİ?

Konuyla ilgili ortaya atılan iddialarda görüşmede Erdoğan’ın, “CHP’nin domine ettiği muhalefet gündeminden uzak kaldığı için Dervişoğlu’na teşekkür ettiği” ve Dervişoğlu’nun da Erdoğan’a “ülkenin istikrarı için elini taşın altına koymaktan çekinmeyeceğini” söylediği ileri sürüldü.

Söz konusu paylaşımlarda iki liderin temaslarını sürdürme konusunda karşılıklı mesaj verdiği de iddia edildi.

CHP’den Erdoğan’ın hemşehrisinin MSB’ye atanmasına tepki: ‘Bir yanda paraşütle tümgeneral olanlar, diğer yanda 37 yıl emek verenler…’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan atama kararıyla MSB Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne kaymakam Zikrullah Erdoğan atanmıştı.

Sosyal medya hesabından duruma tepki gösteren emekli albay Orkun Özeller, Erdoğan’ın atandığı görevin de tümgeneral kadrosu olduğunu belirtmişti.

İlişkili Haber
thumbnail

Erdoğan’dan genç hemşehrisine atama: MSB’de tümgeneral kadrosuna kaymakam Zikrullah Erdoğan getirildi

Haberi görüntüle

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize Güneysu’dan hemşehrisi olduğu öğrenilen Zikrullah Erdoğan’ın 2013 yılında yaptığı bir paylaşım ise gündem olmuştu.

Zikrullah Erdoğan’ın 2013 tarihli paylaşımında “Dayım canımdır :) T. Erdoğan” ifadelerini kullandığı görülmüştü.

‘TSK’YA BÜYÜK ZARAR VERECEK’

Söz konusu gelişmelerin ardından CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’den açıklama geldi.

Öztürkmen, şu ifadeleri kullandı:

“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevine hemşehrisi Zikrullah Erdoğan’ı atadı. Diyarbakır’ın Çınar Kaymakamı olan Zikrullah Erdoğan sadece 33 yaşında ve Rize Güneysulu. Zikrullah Erdoğan bu atamayla makam karşılığı Tümgeneral rütbesi almış oldu.

Bir subay, Türk ordusuna vereceği yaklaşık 37 yıllık emeğin sonunda 51-52 yaşında tümgeneral olabiliyor. Üstelik görev süresi boyunca takım, bölük, tabur, alay, tugay komutanlıkları yapması, operasyon bölgelerinde görev alması yani TSK’nın hemen her kademesinde emek vermesi gerekiyor.

Zikrullah Erdoğan ise çalışma hayatına Halkbank’ta başlıyor. Ardından girdiği kaymakamlık sınavı sonucunda kaymakam oluyor ve 2020-2026 yılları arasında bu görevi yapıyor. Zikrullah Erdoğan’ın tüm CV’si bu! “Dayım” diye hitap ettiği Tayyip Erdoğan’ın bir imzasıyla MSB’nin en kritik genel müdürlüğünün başına oturuyor!

Zikrullah Erdoğan’ın başına getirildiği Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, MSB teşkilat şeması içinde çok kritik bir konumda. TSK’nın tüm mal ve hizmet alımlarını bu genel müdürlük yapıyor. Burası adeta TSK’nın kasası! Dev bir cari bütçe, milyarlık ihaleler bu müdürlükçe planlanıyor ve yönetiliyor. Görüştüğümüz askeri uzmanlar burayı yönetebilmek için TSK’yı çok iyi tanımak ve iyi yetişmiş olmak gerektiğinin altını çiziyor. Sivil yöneticilerin de tedarik mevzuatına hakim, kıdemli ve tecrübeli bürokratlardan seçilmesi gerekiyor. Çünkü bir ordunun savaşma gücünün en belirleyici unsurunun başında tedarik ve lojistik imkânları profesyonelce yönetebilme kabiliyeti geliyor.

Zikrullah Erdoğan ise haliyle bütün bunlardan bihaber! Tedarikin T’sinden habersiz. Sadece bu alanda değil kendi alanıyla ilgili bile şüpheler var. Çünkü 2017’de girdiği kaymakamlık sınavının yazılı kısmında 81 puan alıyor. Ancak girdiği mülakatta çok maharetli olduğu anlaşılıyor olsa gerek 99,3 puan verilerek 3’üncü sıradan kazandırılıyor! 37 kişilik kaymakam adaylığı listesinde yazılı puanıyla sondan 8’inci sırada olmasına rağmen mülakata aldığı tam puana yakın puanla kaymakamlığın yolu açılıyor. Yazılıda 100 tam puan almış olan bir aday bile Erdoğan’ın gerisinde ancak 6’ncı sıradan kazanabiliyor!

MSB teşkilat şemasına göre Zikrullah Erdoğan’ın başına getirildiği bu genel müdürlüğün altında 2 genel müdür yardımcılığı, 6 daire başkanlığı ve 3 şube müdürlüğü bulunuyor. Silah, Araç ve Sistem Tedarik Daire Başkanlığı, Uluslararası Tedarik Daire Başkanlığı, Ana Malzeme Tedarik Daire Başkanlığı ve İhale Şube Müdürlüğü bu kritik birimlerden sadece birkaçı.

Bu durum sadece bir liyakat sorunu değil. Aynı zamanda TSK’ya büyük zarar verecek hiyerarşik de bir sorun. Çünkü paraşütle tümgeneral yapılan bir kaymakamın altındaki daire başkanlıkları ve şube müdürlüklerinde albaylar, yarbaylar ve tuğgeneraller bulunuyor. Zikrullah Erdoğan, bir gecede subaylarımızın 30 yıllık emeklerinin önüne geçiyor ve onların “komutanı” oluyor! Silahlı Kuvvetler’in özünü oluşturan bin yıllık disiplin geleneği, hiyerarşi ve askeri teamüller yerle bir ediliyor.

’44 YILLIK CEFALI BİR YOL’

Peki Zikrullah Erdoğan’ın bir gecede Cumhurbaşkanı’nın tek imzasıyla geldiği “Tümgeneral” konumuna gerçek bir Türk subayı nasıl geliyor? Gelin gerçek bir örnekle bakalım.

Emekli Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş…

1970’te başladığı İzmir Hava Lisesi’nden 1973’te mezun oluyor.

30 Ağustos 1976’te Hava Harp Okulu’nu,1988 yılında Hava Harp Akademisi’ni, 1992’de Silahlı Kuvvetler Akademisi’ni bitirip kurmay albay oluyor.

Bandırma ve Merzifon Ana Jet Üs Komutanlıkları ile Hava Kuvvetleri Karargahı dahil çok sayıda birlik ve uçuş filosunda görev yapıyor.

1995-1996 yıllarında 3’ncü Ana Jet Üs Komutanlığı’nda 133’ncü Filo Komutanı, “Kardak Krizi” sonrası 1996-1999 yılları arasında Atina Hava Ataşesi, 1999-2001 arasında 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı Diyarbakır Harekat Başkanı, 2001-2003 tarihleri arasında 6’ncı Ana Jet Üs Komutanlığı Bandırma Harekat Komutanı olarak görev yapıyor.

Karataş 30 Ağustos 2003 tarihinde Tuğgeneralliğe terfi ediyor.

“Çuval Olayı” sonrası ABD’ye gönderilen Karataş, 2003-2005 arasında Washington Silahlı Kuvvetler ve Hava Ataşesi olarak görev yapıyor.

Ardından 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı Diyarbakır Kurmay Başkanı ve 8’inci Ana Jet Üs Komutanı olarak görev yapan Karataş, 30 Ağustos 2007 tarihinde Tümgeneralliğe terfi ediyor. Karataş Tümgeneral olduğunda 51 yaşında… Askeri liseye başladığı 1970 yılından hesaplayınca TSK hayatının 37. yılında Tümgeneral oluyor!

Ardından İzmir’de Hava Eğitim Komutan Yardımcısı olan Karataş, 2007-2010 arasında Ankara’da Müsteşar Teknoloji ve Koordinasyon Yardımcısı/Milli Silahlanma Direktörü, yine aynı şekilde NATO nezdinde Türkiye’yi temsilen Milli Silahlanma Direktörü olarak görev yapıyor.
16 Ağustos 2010 tarihinde Diyarbakır’daki 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı’na Komutan Yardımcısı olarak atanıyor. Karataş bu görevi yürütürken 3 Ekim 2011 tarihinde FETÖ’nün Balyoz kumpasıyla tutuklanıyor ve Hasdal, Hadımköy ve Silivri Cezaevlerinde 33 ay esir ediliyor.
Yüksek Askeri Şura kararları sonucu, 30 Ağustos 2012 tarihinde tutukluyken TSK’dan tasfiye edilen Tümgeneral Karataş, 19 Haziran 2014’te Balyoz kumpasının çökmesiyle serbest kalıyor.

Karataş, subaylık dönemi boyunca F-100, F-5, F-104, F-16, savaş uçakları dahil çeşitli tip uçaklarda uçuyor ve uçuş öğretmenliği yapıyor.

44 yıllık cefalı bir yol… Tarif edilemeyecek bir emek ve vatan aşkı. Üstüne Balyoz’la “Mustafa Kemal’in askeri” olmanın bedeli! İşte gerçek Türk subayları böyle Tümgeneral oluyor!

Düşmanın Türk Ordusu’na yapamayacağını kendi eliyle yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. AKP’nin 24 yıllık iktidar dönemi aynı zamanda Türk Ordusu’na darbe dönemi oldu.

“Vesayetten kurtulacağız” diyerek FETÖ’yle işbirliği yaptınız. Birlikte milli orduya kumpas kurdunuz, binlerce birikimli subayı tasfiye ettiniz, cezaevlerinde süründürdünüz! Sonu 15 Temmuz oldu. Yetmedi askeri liseleri kapattınız, askeri hastaneleri dağıttınız. Askeri alanları peşkeş çektiniz! “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen teğmenleri ordudan atmaya başladınız! Son noktada torpilli yandaşları bir gece “tümgeneral” yapıyorsunuz. Yeter artık, çekin elinizi Türk Ordusu’nun ve Türk subayının üstünden!”

ZİKRULLAH ERDOĞAN HAKKINDA BİLİNENLER

Çınar Kaymakamı Zikrullah ERDOĞAN, 1993 yılında Rize Güneysu’da doğdu. Kaymakam ERDOĞAN, ilk ve orta öğrenimini Rize’de tamamlayarak 2016 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Aynı yıl, İstanbul Üniversitesi çift anadal programı kapsamında Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü tamamladı.

Üniversite öğrenimi boyunca çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. Bir yıl süreyle Halk Bankası’nda görev yaptıktan sonra İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Kaymakam Adaylığı sınavını kazanarak, Mülki İdare Amirliği mesleğine başladı.

Rize Valiliği’nde il merkez stajını, Kırklareli/Pınarhisar ilçesinde Kaymakam refiklik stajını tamamladı. Aksaray/Ağaçören ilçesinde Kaymakam Vekili olarak görev yaptı. Edirne’de mülkiye müfettişi refakatinde teftiş stajını yerine getirdi. Yurtdışı stajı kapsamında İngiltere/Sheffield Üniversitesi’nde dil eğitimi aldı.

106.Dönem Kaymakamlık Kursunun ardından 2020-2022 yılları arasında Isparta-Uluborlu ve 2022-2024 yılları arasında Şanlıurfa Halfeti Kaymakamı olarak görev yapan Zikrullah ERDOĞAN, 01.07.2024 tarih ve 2024/187 sayılı Cumhurbaşkanlığı Atama Kararnamesi ile İlçemiz Kaymakamlığına atanmış olup, 27.07.2024 tarihinde ilçemizdeki görevine başlamıştır.

Bartholomeos’tan Heybeliada Ruhban Okulu mesajı… ‘Açılacak’ diyerek tarih verdi

Fener Rum Patriği Bartholomeos, seçilişinin 35. yıl dönümü nedeniyle Atina’da düzenlenen törende açıklamalarda bulundu.

Bartholomeos, “Önümüzdeki aylarda okul kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmaları tamamlanacak. Eylül ayında da açılışı kutlayacağız” dedi.

NE OLMUŞTU?

1844 yılında Ortodoks din görevlisi yetiştirmek iddiasıyla açılan Heybeliada Ruhban Okulu, 1971 yılında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tüm özel yükseköğretim kurumlarının bir devlet üniversitesine bağlanması kararı üzerine kapatılmıştı.

2024 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Patrik Bartholomeos arasında yapılan görüşmelerle okulun yeniden açılmasına ilişkin adımlar atılmıştı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise Kasım 2025’te yaptığı açıklamada okulun Eylül 2026’da yeniden açılmasının hedeflendiğini duyurmuştu.

Barrack daha sonra yaptığı açıklamada “Bartholomeos, Oval Ofis’i ziyaret ettiğinde, hem Başkan Trump hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan için son derece önemli olan Heybeliada Ruhban Okulu konusunu gündeme getirdi. Bu nedenle, ilerlemeyi takip etmek ve 2026 yılının Eylül ayında okulun olası yeniden açılışına ulaşmak amacıyla tartışmaları kolaylaştırmak, hızlandırmak ve desteklemek için yapabileceğimiz bir şey olup olmadığını görmek istedik” ifadelerini kullanmıştı.

‘Casusluk’ davasında ilk duruşma… Hüseyin Gün’ün savunmasında ‘Fuat Oktay’ ayrıntısı

“Casusluk” suçlamasıyla 4 Temmuz 2025’te tutuklanan ve etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için ifade veren Hüseyin Gün’ün iddiaları üzerine açılan davanın ilk duruşması, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan 4 no’lu duruşma salonunda görülüyor.

Duruşma salonunun küçük olması nedeniyle girişte jandarma, izleyiciler, avukatlar ve basın mensupları arasında tartışmalar yaşandı.

İmamoğlu, Yanardağ, Özkan ve Gün jandarma eşliğinde duruşma salonuna getirildi. Bu sırada Yanardağ, “Amerikancı bir iktidar var. Emperyalizmin işbirlikçileri yurtseverleri casuslıkla suçluyor” diye izleyici kısmına seslendi.

HÜSEYİN GÜN SAVUNMA YAPTI

Mahkeme Başkanı, ilk olarak Hüseyin Gün’ün savunmasıyla başlanacağını söyledi. Duruşmada, kimlik tespitinin ardından Gün’ün, savunmasına başladı.

Gün’ün savunmasından öne çıkanlar şöyle:

“Hakkımdaki süreç, 2 Mart 2025 tarihinde 112 Acil Çarı Merkezi’ne yapılan bir ihbarla başladı. Bu ihbar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından 2025/5759 değişik iş numarasıyla yakalama kararı çıkarıldı.

Oysa ben bu süreçten tamamen habersizdim. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapay zekâ fabrikası kurulmasına ilişkin çalışmalar yürütüyordum. 30 Haziran 2025 tarihinde Türkiye’ye döndüğümde, İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındım. Gözaltı sırasında cep telefonuma ve dizüstü bilgisayarıma el konuldu. Dijital materyallerimin tüm şifrelerini kendi rızamla kolluk kuvvetlerine teslim ettim. Çünkü kendimden emindim. Casus değilim.

Gözaltı sürem üç kez uzatıldı. İstanbul TEM Şube Müdürlüğü’ndeki işlemlerim 4 Temmuz 2025 günü sabah 06.30’da tamamlandıktan sonra tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildim. Ardından İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından TCK 328/1 kapsamında ‘siyasal veya askeri casusluk’ suçlamasıyla tutuklandım. Soruşturma devam ederken dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde; Sayın Ekrem İmamoğlu ile rahmetli annem Meral Hanım’ın bulunduğu bir fotoğraf ve birkaç mesaj nedeniyle bu kez ‘İmamoğlu suç örgütü yöneticiliği’ iddiasıyla yürütülen 2025/48620 sayılı soruşturmaya dahil edildim.

24 Ekim 2025 sabahı Silivri Cezaevi’ndeki hücremden alınarak yeniden İstanbul TEM’e götürüldüm. 25 Ekim akşamı başlayan ifadem, ertesi gün sabah 10.50’ye kadar sürdü. Bu kapsamda verdiğim ifade sonrasında savcılık tarafından serbest bırakıldım. Bu dosya halen İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmektedir.

‘CASUSLUK’ İDDİASINI REDDETTİ

Bugün huzurunuzdaki yargılamaya dayanak yapılan 4 Şubat 2026 tarihli iddianamede, TCK 328/1 kapsamında devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin ettiğim ileri sürülmektedir. Bu iddiaların tamamı mesnetsizdir.

Ben hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği açısından gizli kalması gereken herhangi bir bilgiyi casusluk amacıyla temin etmedim. Böyle bir teşebbüste de bulunmadım. Kimseyle de paylaşmadım. Nitekim ikinci ifademde de bu yönde tek bir ikrarım bulunmamaktadır. Çünkü ben ülkeme karşı casusluk yapmadım. Ayrıca kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan bir insan, başka birine casusluk iftirası atmaz.

Bu soruşturmanın temelinde; uyuşturucu ve yasa dışı bahis bağımlılığı bulunan muhbir Ümit Deniz Alaçak’ın geçmişe dayalı husumeti ve kıskançlığı vardır. Öz yeğeninin beni kendisine rol model olarak göstermesinden rahatsızlık duyduğu açıktır. Tüm suçlamalar bu kişisel husumetin ürünüdür. İddianame incelendiğinde, devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken hangi bilgiyi temin ettiğime, bunu kime aktardığıma ya da hangi istihbarat görevlisiyle ne şekilde paylaştığıma ilişkin tek bir somut delilin bulunmadığı görülecektir.

Telefonumda kayıtlı yabancı devlet adamları, siyasetçiler, bürokratlar, emekli askerler veya istihbarat mensuplarıyla yaptığım görüşmeler suçlama konusu yapılmıştır. Oysa benim uluslararası iş hayatım ve geçmiş kariyerim dikkate alındığında bu ilişkiler hayatın olağan akışı içerisindedir.

Ben uzun yıllardır dünyanın farklı bölgelerinde yatırım yapan bir iş insanıyım. Eğitimimi İngiltere’de tamamladım. Londra Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden onur derecesiyle mezun oldum. Meslek hayatıma Cenevre’de petrol ticareti alanında başladım. Daha sonra Merrill Lynch’in Londra şubesinde yatırım uzmanı ve başkan yardımcısı olarak görev yaptım. Ardından Crédit Agricole’de kıdemli başkan yardımcılığı görevinde bulundum.

Daha sonra kendi sermayemle enerji, doğal kaynaklar ve finans sektörlerinde yatırımlar yaptım. Londra merkezli Avicenna Capital şirketini kurdum. Siyasetin ve özellikle Anglo-Sakson siyasetinin nasıl şekillendiğini anlamaya duyduğum ilgi nedeniyle çeşitli düşünce kuruluşlarında da faaliyet yürüttüm. Bu nedenle uluslararası çevrelerle ilişki içerisinde olmam son derece doğaldır.

Hele ki 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında yürütülen diplomatik ve siyasi temaslar dikkate alındığında, iddianamede adı geçen kişilerle görüşmüş olmamın hayatın olağan akışına aykırı hiçbir yönü yoktur.”

FUAT OKTAY’IN İSMİNİ VERDİ

Diğer taraftan iddianamede eklerindeki yazışmalarda sayın mahkemenizce yaptırılan Türkçe tercümelere bakıldığında, İstanbul TEM’de ve Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgum sırasında ayrıntılı biçimde belirttiğim üzere 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda bilhassa Avrupa ve Amerika’da firari olan önde gelen FETÖ’cülerin açık kimliklerini, adreslerini, oradaki ilişki ağlarını, mal varlıklarını Türkiye’den çalınan, tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir.

Nitekim emniyet güçlerinin el koyduğu cep telefonumda avukatıma teslim edilen imajında da imajına bakıldığında yetki belgesinin ekimde, ekim 2016 yani darbenin sıcak günlerinde, 1 Mayıs 2017’ye kadar geçerli olan tam yetki, full yetki, dönemin 2016-2018 yılları arasında dönemin Başbakanlık Müsteşarı ve 2018-2023 yılları arasında ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Fuat Oktay tarafından Trident ve GPlus şirketlerine ülke ilişkileri ve tanıtımı yönlendirme, yönetme ve idare etme konusunda Türk devleti adına tam yetkiye haiz olduğu açıkça görülmektedir ve avukatım da size bu yetki belgesinin kopyasını ve resmi tercüman Türkçe tercümesini de size takdim edecek.”

İDDİANAMEDE NELER VAR?

“Casusluk” iddianamesinde, “dijital materyallerinde bulunan ve İBB veri tabanına ait olduğu tespit edilen veriler üzerinden çok sayıda vatandaşın kişisel bilgilerine erişim sağlandığı, Ekrem İmamoğlu’nun vatandaşların kişisel bilgilerini, mevcut nüfuzun kullanılması suretiyle ele geçirerek yabancı istihbarat servisi elemanlarına aktardığı, bu durumdan siyasi olarak menfaat edinme gayesinde bulunduğu” iddia ediliyor.

İddianamede, “Ekrem İmamoğlu’nun İBB Başkanı olması akabinde mensubu olduğu başta CHP’yi ele geçirerek Cumhurbaşkanı adayı olma yolunu açmak amacıyla faaliyetlerde bulunulduğu” da belirtiliyor. (ANKA)

33 ilde ‘yasa dışı bahis’ operasyonu: 135 gözaltı kararı… 8,7 milyar liralık vurgun ortaya çıktı!

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının desteğiyle Eskişehir merkezli 33 ilde “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “yasa dışı bahis”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan gelirlerin aklanması” suçları kapsamında eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Operasyon kapsamında 135 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

Şüphelilerin söz konusu suçlardan 8,7 milyar lira gelir elde ettikleri, bunun 1,2 milyar liralık işlem hacminin 8 ayrı şirket üzerinden gerçekleştiği belirlendi.

Operasyonda çok sayıda dijital materyale ve banka kartlarına el konuldu.

Şüpheliler hakkında arama, yakalama ve gözaltı işlemlerinin sürdüğü öğrenildi. (AA)

Muhittin Böcek ve oğlu itirafçı oldu

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için başvuran Muhittin Böcek ve Mustafa Gökhan Böcek, dün Döşemealtı ilçesindeki Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’nden alınarak Antalya Adliyesi’ne getirildi.

Soruşturma çerçevesinde ilk olarak Mustafa Gökhan Böcek’in ifadesi alınırken, ardından Muhittin Böcek savcılık makamına ifade verdi.

İfade sürecinde dosyada yer alan iddialar, deliller ve soruşturma kapsamındaki çeşitli hususlara ilişkin sorular yöneltildiği öğrenildi. (AA)

Motorine zam yolda: Tabelalar bu gece değişecek

Petrol fiyatlarındaki artış akaryakıt fiyatlarına da yansıyor.

Akaryakıt ürünleri arasında motorinin litre fiyatına 1,10 TL seviyesinde zam yapılması bekleniyor.

Zammın yarından itibaren geçerli olması öngörülüyor.

Beklenen fiyat artışıyla birlikte motorinin litre fiyatının İstanbul’da 67,35 TL’ye, Ankara’da 68,48 TL’ye, İzmir’de 68,75 TL’ye yükselmesi bekleniyor.

İran’dan ABD ile ateşkes sonrası İsrail’e misilleme

İran’dan yapılan misillemenin ardından İsrail’in işgali altındaki Doğu Kudüs’ün hava sahasında şiddetli patlama sesleri duyuldu.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’dan füze atıldığının tespit edilmesinin ardından hava savunma sistemlerinin devreye girdiği bildirildi.

İran misillemesinin ardından İsrail’in orta kesimlerinde geniş bir bölgede ve Kudüs’te sirenler çaldı.

İran’dan ABD ile ateşkes sonrası İsrail’e misilleme… Füzeler, Tel Aviv semalarında görüntülendihttps://t.co/kdjMqiFVUq pic.twitter.com/u2Lc58uE0s

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) April 8, 2026

Bölgedeki AA muhabiri, işgal altındaki Doğu Kudüs semalarında önleyici füzelerin ateşlenmesinin ardından şiddetli patlama seslerinin geldiğini aktardı.

Yedioth Ahronot gazetesi, önleyici füzelerin ateşlenmesinin ardından Kudüs’te bazı bölgelere şarapnellerin düştüğünü kaydetti.

İran’ın misillemesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2 haftalık ateşkesi kabul ettiklerini duyurmasından dakikalar sonra geldi.

Ateşkeste anlaştılar: Trump’tan ‘Hürmüz’, İran’dan ‘zafer’ açıklaması

ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la 2 haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurdu.

ABD Başkanı Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, İran’a tanıdığı sürenin dolmasına saatler kala Pakistan’ın arabuluculuğunda yapılan görüşmelere ilişkin önemli bir duyuru yaptı.

Trump, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in öncülüğünde, iki ülke arasında yürütülen müzakerelerin olumlu sonuç verdiğini belirtti.

ABD Başkanı, Pakistan’ın bu gece olası saldırıların durdurulması ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasını kapsayan önerisini kabul ettiğini ifade ederek, “İran’a yönelik bombardıman ve saldırıları iki haftalık süre için askıya almayı kabul ediyorum. Bu, iki taraflı bir ateşkes olacaktır.” ifadelerini kullandı.

İran’daki askeri hedeflerini zaten gerçekleştirdiğini savunan ve İran’la “uzun vadeli” bir barış konusunda anlaşmaya yakın olduklarını belirten Trump, “İran’dan 10 maddelik bir teklif aldık ve bunun müzakere için uygulanabilir bir temel olduğuna inanıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Geçmişte ABD ile İran arasındaki ihtilafların neredeyse tamamının mutabakat ile sonuçlandığını kaydeden Trump, “Bu iki haftalık süre, anlaşmanın son halini almasına ve tamamlanmasına imkan verecektir.” ifadesini kullandı.

Trump ayrıca, Orta Doğu’daki ülkeleri temsilen “uzun vadeli bir sorunun çözülmesinin” kendisi için bir onur olacağını sözlerine ekledi.

İSRAİL DE KABUL ETTİ

Öte yandan AA muhabirinin sorusuna yanıt veren bir Beyaz Saray yetkilisi, İsrail’in de söz konusu anlaşmayı kabul ettiğini belirtti.

İRAN ZAFERİNİ İLAN ETTİ

İran, ateşkes teklifini kabul ettiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Pakistan’da yapılacak müzakerelerin 15 gün içinde sonuçlandırılmasını ve sahadaki zaferin siyasi alanda da tescillenmesini hedefliyoruz” denildi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada, “İran’ın savaştaki hedeflerine ulaştığı” ifadesine yer verildi.

Açıklamada, “Ülke lideri Mücteba Hamaney ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin onayıyla nihai hale getirilmesi için müzakerelerin İslamabad’da yapılmasına karar verilmiştir. Bu müzakerelerin en fazla 15 gün içinde sonuçlandırılması ve sahadaki zaferin siyasi alanda da tescil edilmesi hedeflenmektedir.” değerlendirmesinde bulunuldu.

İŞTE O 10 MADDE

ABD tarafından sunulan tüm planların reddedildiği belirtilen açıklamada, Tahran yönetiminin sunduğu 10 madde “Hürmüz Boğazı’ndan geçişin, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde kontrollü şekilde yapılması, direniş ekseninin tüm unsurlarına karşı yürütülen savaşın sona erdirilmesi, ABD savaş güçlerinin bölgedeki tüm üs ve konuşlanma noktalarından çekilmesi, Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi garanti altına alacak ve üzerinde mutabakata varılan protokol çerçevesinde İran’ın hakimiyetini sağlayacak bir geçiş düzenlemesinin oluşturulması, İran’a verilen zararların hesaplamalara göre tamamen tazmin edilmesi, tüm birincil ve ikincil yaptırımlar ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının kaldırılması, İran’ın yurt dışındaki tüm bloke edilmiş varlık ve mali kaynaklarının serbest bırakılması ve tüm bu maddelerin bağlayıcı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanması” şeklinde sıralandı.

Müzakerelerin ABD tarafına “tam bir güvensizlik” içinde, 10 Nisan Cuma günü İslamabad’da başlayacağı vurgulanan açıklamada, görüşmelerin 15 gün içerisinde tamamlanmasının hedeflendiği, tarafların mutabakatıyla bu sürenin uzatılabileceği kaydedildi.

Açıklamada, “Parmağımız tetikte. Düşmandan gelebilecek en küçük bir hataya dahi güçlü şekilde karşılık verilecektir.” ifadeleri kullanıldı.

ARAKÇİ: HÜRMÜZ BOĞAZI’NDAN GÜVENLİ GEÇİŞ SAĞLANACAK

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkes açıklamasının ardından paylaştığı mesajında, “İran’a yönelik saldırılar durdurulursa, güçlü silahlı kuvvetlerimiz savunma operasyonlarını sonlandıracaktır. İki haftalık bir süre boyunca, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik sınırlamalar dikkate alınarak Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanacaktır” dedi.

Arakçi, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir’e, savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaları nedeniyle teşekkür etti. Arakçi’nin sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şu şekilde:

“İran İslam Cumhuriyeti adına, bölgedeki savaşı sona erdirmek için yorulmak bilmeden çaba gösteren sevgili kardeşlerim, Pakistan Başbakanı Sayın Şerif ve Mareşal Munir’e şükran ve takdirlerimi sunarım. Başbakan Şerif’in tweet’inde dile getirdiği kardeşçe talebe yanıt olarak ve ABD’nin 15 maddelik önerisine dayalı müzakereler talebini ve ABD Başkanı’nın İran’ın 10 maddelik önerisinin genel çerçevesini müzakerelerin temeli olarak kabul ettiğini duyurmasını dikkate alarak, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına şunu beyan ederim: İran’a yönelik saldırılar durdurulursa, Güçlü Silahlı Kuvvetlerimiz savunma operasyonlarını sonlandıracaktır. İki haftalık bir süre boyunca, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik sınırlamalar dikkate alınarak Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanacaktır.”

İlişkili Haber
thumbnail
İran’dan ABD ile ateşkes sonrası İsrail’e misilleme
Haberi görüntüle

TRUMP’TAN YENİ MESAJ

Trump, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la iki haftalık karşılıklı ateşkesin duyurulmasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Dünya barışı için “büyük bir gün” olduğunu belirten Trump, İran’ın bunun gerçekleşmesini istediğini ve “artık bıktığını” savundu.

ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki trafik yoğunluğunun düzenlenmesine yardımcı olacağını ve pek çok olumlu adım atılacağını kaydeden Trump, şu ifadeleri kullandı:

“Büyük paralar kazanılacak. İran yeniden inşa sürecine başlayabilir. Her türlü malzemeyi yükleyeceğiz ve her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için orada bulunacağız. Her şeyin yolunda gideceğinden eminim. Tıpkı ABD’de yaşadığımız gibi bu, Orta Doğu’nun Altın Çağı olabilir.”

Osmaniye’de sel: Araçta mahsur kalan 2 kişi öldü!

Osmaniye’de etkili olan sağanakta Bülbül Deresi’nin taşması sonucu selde sürüklenen araçtaki 2 kişi hayatını kaybetti.

Kadirli ilçesinde akşam saatlerinde başlayan sağanak nedeniyle ilçe merkezinden geçen Bülbül Deresi taştı.

Taşkın nedeniyle oluşan selde bazı araçlar akıntıya kapıldı, bazıları ise sular altında kaldı.

İhbarlar üzerine bölgeye AFAD, belediye, jandarma, emniyet ve DSİ ekipleri sevk edildi.

Ekipler, araçlarında mahsur kalan vatandaşları kurtarmak için çalışma başlattı.

2 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, ilçeye giderek sağanaktan etkilenen alanlarda incelemede bulundu.

Ekiplerin çalışmalarını takip eden Vali Serdengeçti, gazetecilere, Kadirli ilçesinde Bülbül Deresi’nin saat 20.00’de şiddetli yağışla taştığını ve sular altında kalan yerlerin olduğunu söyledi.

Taşkınla ilgili bilgi veren Serdengeçti, şunları kaydetti:

“Bu lokasyonlardan birinde de belediyemizin Sağlık İşleri Müdürlüğü Birimi ve Öğretmenevi lokasyonunda otoparkın içerisinde 2 vatandaşımız vefat etti. Araç çıkarıldı. Sel, taşkın ihbarıyla birlikte tüm birimlerimiz koordinasyonla AFAD, DSİ, jandarma ve emniyet birimlerimiz, belediyemiz, itfaiyemiz 550 personel ve 150’nin üzerinde makine ekipmanla vatandaşlarımızın öncelikle can güvenliğini sağlamak, sonra maddi tahribatın ortadan kaldırılmasıyla ilgili canhıraş bir çalışma içerisine girildi. Birçok vatandaşımızın tahliyesi gerçekleştirildi. Maalesef bu arada da 2 vatandaşımız sele kapılarak otoparkın içerisinde Belediye Sağlık İşleri Müdürlüğümüzün bahçesinde araç içerisinde vefat etti. Milletimizin başı sağ olsun.”

KİMLİKLERİ TESPİT EDİLDİ

2 kişinin cenazeleri, bulundukları yerden ekiplerin çalışmasıyla çıkarıldı.

Sudan çıkartılan araçta hayatını kaybedenlerin Hüseyin Kul ile Fatih Anbarcıoğlu (69) olduğu tespit edildi.

Cenazeler, yapılan incelemenin ardından Kadirli Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

Öte yandan, ekiplerin taşkından etkilenen alanlarda su tahliye işlemleri ve temizlik çalışmaları devam ediyor.

 

İran: ABD ve müttefiklerinin altyapısına öyle bir saldıracağız ki…

İran’ın yarı resmi haber ajansı Tesnim’e göre, Hatemül Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Yarbay İbrahim Zülfikari, “Gerçek Vaat 4 operasyonunun 99. dalgasına” ilişkin açıklamada bulundu.

Zülfikari, “İran Silahlı Kuvvetleri, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin altyapısına öyle bir darbe vuracak ki yıllarca bölgenin petrol ve doğal gazdan mahrum kalacak ve bölgeden ayrılmak zorunda kalacaklar.” İfadelerini kullandı.

ABD ve İsrail’in İran altyapısına yönelik saldırılara karşılık verdiklerini belirten Zülfikari, Devrim Muhafızları Ordusu’nun deniz ve hava kuvvetlerinin, ABD’nin bölgedeki çıkarları ve üslerini, İsrail ordusunun komuta ve toplanma merkezlerini balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçları ile hedef aldığını söyledi.

 

Pakistan’dan ABD ve İran’a çağrı: Süreyi iki hafta uzatın

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD Başkanı Donald Trump’a İran’a tanınan süreyi iki hafta uzatması, İran yönetimine ise Hürmüz Boğazı’nı iki hafta süreyle açması çağrısında bulundu.

Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, ABD ve İran arasında yürütülen müzakerelerin “güçlü şekilde ilerlediğini” bildirdi.

Paylaşımında, Şerif, “Orta Doğu’da devam eden savaşın barışçıl bir şekilde çözümü için diplomatik çabalar istikrarlı, güçlü ve etkili bir şekilde ilerlemekte ve yakın gelecekte somut sonuçlara yol açma potansiyeli taşımakta.” ifadesini kullandı.

Şahbaz Şerif, şunları kaydetti:

“Diplomasinin kendi seyrinde ilerlemesine izin vermek için, Başkan Trump’tan süreyi iki hafta daha uzatmasını içtenlikle rica ediyorum. Pakistan, iyi niyet göstergesi olarak İranlı kardeşlerimizden Hürmüz Boğazı’nı iki hafta süreyle açmalarını samimiyetle rica etmekte.”

Başbakan Şerif, bölgede uzun vadeli barış ve istikrarın sağlanması amacıyla “diplomasinin, savaşı kesin olarak sona erdirmesine” imkan tanınması için “tüm savaşan tarafların” iki hafta boyunca ateşkesi uygulamaları çağrısında bulundu.

TRUMP YANIT VERDİ

Trump, Pakistan’ın ABD’ye “süreyi iki hafta uzat” ve İran’a da “Hürmüz’ü iki haftalığına aç” çağrısına yanıt verdi. ABD Başkanı, “İran İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı’nı tamamen, derhal ve güvenli bir şekilde açmayı kabul etmesi şartıyla, İran’a yönelik bombalama ve saldırıları iki haftalık bir süre için askıya almayı kabul ediyorum.” dedi.

Sağlık kime emanet? (2): Alt vekâlet

Onur Beden yazdı…

İlk yazımda tıp eğitimindeki “mesleki eğitim istismarı”ndan söz etmiş, sağlık sisteminin hem hekimi hem  vatandaşı yoran bir düzene dönüştüğünü anlatmaya çalışmıştım. Yazıyı da şu soruyla bitirmiştim:  Hastalığınız birilerine emanet ama sağlığınız kime emanet? 

Bu kez o soruya daha açık cevap vermek istiyorum ancak genel hatlarıyla değindiğim bir öneri sunarak  ülkemiz için yararlı olacağını düşündüğüm bir tartışma konusu açmak istediğimi baştan belirtmem  gerekir.  

Bugün sağlık sistemindeki birçok düğümün, hukukta zaten bilinen ama sağlık alanında henüz kurucu  ilke haline gelmemiş bir ayrımda toplandığını düşünüyorum: vekâlet ile alt vekâlet ayrımında. 

Mevcut sistemde hasta ile her hekim arasındaki ilişki ayrı ayrı ve doğrudan kuruluyor. Başınız ağrıdığında  bir uzmana gidiyorsunuz, mideniz ağrıdığında başka bir uzmana, cildinizde sorun çıktığında başka bir  hekime. Her biriyle yeni ve bağımsız bir ilişki kuruyorsunuz. Yani sistemin zihin dünyasında vekâlet var;  ama bu ilişkileri birbirine bağlayan, merkezileştiren ve yöneten bir alt vekâlet sistemi yok. 

Sorun tam da burada başlıyor. 

Çünkü her hekimle ayrı ayrı ilişki kurduğunuzda, o ilişkilerin toplamından kendiliğinden bir sağlık sistemi  doğmuyor. Tersine, ortaya parçalı bir yapı çıkıyor. Her uzman kendi alanından bakıyor, kendi branşının  mantığıyla karar veriyor, kendi penceresinden haklı gerekçeler sunuyor. Ama bu parçalar arasındaki  bağlantıyı kurmak çoğu zaman vatandaşa kalıyor. Hangi doktora önce gidileceği, hangi tedavinin daha  öncelikli olduğu, hangi tetkikin gerçekten gerekli olduğu… Bütün bunları hasta kendi başına çözmek  zorunda bırakılıyor. 

Yani vatandaş yalnızca hasta olmuyor; aynı zamanda sistemin koordinasyon yükünü de sırtlanıyor. 

Oysa sağlığın doğasına uygun olan şey bu değildir. Sağlık hizmeti, rastgele çoğalan doğrudan ilişkilerin  toplamı olamaz. Sağlık ancak bütünlüklü biçimde korunabilir. Bunun için de ilk ve asli ilişkinin tek bir  hekim üzerinden kurulması gerekir. 

Bence düşünmemiz gereken model şudur: Kişi öncelikle bir genel hekimle, pratikte çoğu durumda aile  hekimiyle bir vekâlet ilişkisi kurmalıdır. Bu hekim yalnızca hasta olduğunuzda başvurduğunuz biri  değildir; sizi tanıyan, yaşam koşullarınızı bilen, sağlık sürecinizi bütün olarak takip eden kişidir. Uzman  hekime ihtiyaç duyulduğunda ise hasta sıfırdan, dağınık biçimde yeni ilişkilere savrulmamalıdır. Uzman,  bu ana ilişkinin içinde, belirli ve sınırlı bir konuda devreye giren alt vekil olarak konumlanmalıdır. 

Böylece uzmanlık değersizleşmez; tam tersine yerli yerine oturur. Kardiyolog da, nörolog da,  endokrinolog da kendi alanında derinleşir. Ama birden fazla uzmanın devrede olduğu durumda  çelişkileri süzen, kararları bütüncül tabloya göre değerlendiren ve süreci taşıyan merkez genel hekim  olur. 

Bu değişiklik yalnızca teknik bir organizasyon önerisi değildir. Aynı zamanda halkçı, kamucu ve  cumhuriyetçi bir sağlık düzeninin temelidir. Çünkü vatandaşın sağlık hizmeti içinde kendi başına yön  bulmak zorunda kaldığı, doğru uzmana ulaşmanın kişisel beceriye ya da maddi güce dönüştüğü bir yapı  kamusal değildir. Olsa olsa piyasalaşmış bir hastalık sistemidir. 

Bugün doğrudan uzmanlarla kurulan dağınık ilişkiler sağlık hizmetini fiilen bir pazar düzenine  yaklaştırıyor. Parası olan daha hızlı hareket ediyor, daha çok uzmana ulaşıyor, daha fazla tetkik yaptırıyor.  Parası olmayan ise aynı sistemin içinde yönünü tek başına bulmaya çalışıyor. Böylece sağlık, hak  olmaktan uzaklaşıp giderek daha fazla sınıfsal bir avantaj alanına dönüşüyor.

Ama mesele burada bitmiyor. Çünkü halk yalnızca sağlık sisteminin kullanıcısı değildir; aynı zamanda o  sistemi taşıyacak hekimlerin çıktığı toplumsal zemindir. Bu yüzden sağlık sistemini konuşurken tıp  eğitimini dışarıda bırakmak mümkün değildir. 

Bir önceki yazımda söylemeye çalıştığım şey buydu: Tıp eğitimi bugün yalnızca bilgi aktaran bir süreç  değil, aynı zamanda bir eleme, yorma ve sınıflandırma düzeni haline gelmiş durumda. Altı yıl boyunca,  ileride büyük kısmını hiç kullanmayacağı ansiklopedik bilgiyi ezberlemek zorunda kalan genç bir insanın  aynı zamanda çalışarak hayatını sürdürmesi neredeyse imkânsız hale geliyor. Böylece tıp eğitimi fiilen  yalnızca maddi desteği olanların daha rahat tamamlayabildiği bir alana dönüşüyor. 

Bunun sonucu yalnızca öğrencilerin zorlanması değildir. Halkın kendi içinden hekim çıkarma imkânı da  daralır. Yani mesele yalnızca eğitim yükü değil; toplumun sağlık sistemine tıp eğitimi aracılığıyla  katılabilme hakkıdır. 

Eğer bir ülkede tıp okumak, ancak ailesinin maddi desteği güçlü olanların sürdürebileceği kadar ağır,  uzun ve ezbere dayalı hale gelirse, yarının hekimleri giderek daha dar bir toplumsal sınıftan çıkmaya  başlar. Bu da sağlık sisteminin kendi sınıfını yeniden üretmesi demektir. Halk sağlık hizmetinin yalnızca  muhatabı olur; kurucu unsuru olmaktan çıkar. 

Oysa kamucu ve cumhuriyetçi bir düzende olması gereken bunun tam tersidir. Halk, sağlık sistemine  yalnızca hasta olarak değil, hekim olarak da girebilmelidir. Tıp eğitimi zeki, çalışkan ve emek veren her  gencin erişebileceği bir yol olmalıdır. Bir Cumhuriyet düzeni, kendi hekimlerini yalnızca varlıklı ailelerden  değil, doğrudan halkın içinden çıkarabilmelidir. 

İşte bu nedenle tıp fakültelerinin amacı da yeniden düşünülmelidir. Eğer sistemin merkezi genel hekim  olacaksa, tıp fakültesinin temel amacı da uzmanlığa hazırlanan öğrenci değil, sağlığı yöneten hekim  yetiştirmek olmalıdır. Eğitim; ansiklopedik ayrıntılarla öğrenciyi ezmek yerine tanı mantığına, klinik  karar vermeye, koruyucu hekimliğe, rasyonel ilaç kullanımına, uzun süreli izleme ve uzman  koordinasyonuna dayanmalıdır. Bu eğitimi de esas olarak sahada gerçekten genel hekimlik yapanlar  vermelidir. Çünkü uzmanların yan yana gelmesi kendiliğinden genel hekimlik eğitimi üretmez. 

Uzmanlık eğitimi ise bundan sonra, ayrı ve ikinci bir aşama olarak örgütlenmelidir. Önce genel hekim  yetiştiren bir eğitim kurumu olmalı; sonra isteyenlerin belirli alanlarda derinleştiği uzmanlık kurumları  gelmelidir. Çünkü uzmanlık, sistemin başlangıç noktası değil; belirli bir ihtiyacın teknik karşılığıdır. 

Burada savunulan şey uzmanlığa karşı çıkmak değildir. Tam tersine, uzmanlığı yerli yerine koymaktır.  Uzmanlık, doğru kurulduğunda çok değerlidir. Ama bu değer, sistemin merkezi haline geldiğinde değil;  genel hekimliğin koordine ettiği bütüncül yapı içinde çalıştığında ortaya çıkar. 

Belki de artık şu gerçeği daha açık söylemenin zamanı gelmiştir: Sorun yalnızca sağlık hizmetinin  eksikleri değil, sağlık ilişkisinin ve tıp eğitiminin aynı yanlış mantık üzerine kurulmuş olmasıdır. Biri  vatandaşı sistem içinde yalnız bırakıyor, diğeri halkın çocuklarını bu sisteme hekim olarak katılmaktan  uzaklaştırıyor. 

Oysa bizim ihtiyacımız olan şey şudur: Sağlığın tek tek uzman kapılarında parçalanmadığı, genel hekim  tarafından bütünlüklü biçimde yönetildiği; tıp eğitiminin ise halktan kopuk bir eleme düzeni değil, halkın  içinden hekim çıkaran erişilebilir bir kamusal yol olduğu bir sistem. 

Çünkü sağlık gerçekten kamusal olacaksa, halk o sistemin yalnızca bekleyen hastası değil; aynı zamanda  yetişen hekimi de olmalıdır.

Sağlığımız birilerine emanet olabilir. Ama o emaneti kime, nasıl ve hangi toplumsal düzen içinde teslim ettiğimiz; yalnızca hastaneleri değil,  Cumhuriyet’in kendisini de ilgilendirir. 

Ve artık bunu açıkça söylemek gerekir: Sağlık, ancak genel hekimliği merkeze alan bir alt vekâlet sistemiyle; tıp eğitimi ise ancak halkın  çocuklarının erişebileceği kadar sade, işlevsel ve kamusal bir yapıyla yeniden topluma ait olabilir.

İranlılar, Trump’ın tehditleri sonrası altyapı tesislerine kalkan oldu

Uluslararası medya kuruluşlarının aktardığı haberlerde, özellikle enerji tesisleri ve köprüler çevresinde toplanan binlerce kişinin, olası saldırılara karşı bu alanları korumak amacıyla insan zincirleri oluşturduğu ifade edildi. İranlıların, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yönelik çağrısı ve aksi durumda “geri dönüşü mümkün olmayan sonuçlar doğabileceğine” ilişkin tehditlerinin ardından protesto eylemlerini yoğunlaştırdığı kaydedildi.

İranlılar, Trump’ın tehditleri sonrası altyapı tesislerine kalkan olduhttps://t.co/TOzEKWnO9o pic.twitter.com/jatQFbCE55

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) April 7, 2026

İran’ın Ahvaz kentinde İran bayrakları taşıyan kalabalıkların bir köprü üzerinde toplandığı görüldü. Fars Eyaleti’ndeki bir enerji santralinde de benzer şekilde grupların bir araya geldiği aktarıldı. Ayrıca Buşehr’de bulunan nükleer enerji santrali çevresinde de geniş katılımlı bir gösteri düzenlendiği bildirildi. Kazerun’da da bir enerji santrali önünde benzer eylemlerin gerçekleştirildiği belirtildi.

İran kenetlendi: Halk, Trump’ın saldırı tehdidinde bulunduğu süreye saatler kala sokaklara döküldühttps://t.co/TOzEKWnO9o pic.twitter.com/TswcLzNMKG

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) April 7, 2026

Öte yandan ABD merkezli yayın organı Fox News, gösterilere ilişkin görüntüler yayımlayarak, “İran yönetiminin gençleri ve çocukları da bu eylemlere katılmaya teşvik ettiğini ve çocuklardan koruma kalkanı yaptıklarını” iddia etti. Fox news, “söz konusu durumun uluslararası hukuka aykırı olabileceğini” öne sürdü.

Rusya’dan ABD ve İsrail’e: ‘Geri dönüşü olmayan sonuçları olabilir’

Zaharova, başkent Moskova’da düzenlediği haftalık basın toplantısında, gündemdeki konulara dair değerlendirmelerde bulundu.

İran ile ilgili duruma değinen Zaharova, “ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı askeri macera, tüm Orta Doğu bölgesinin istikrarsızlaşmasına yol açtı. Gerginlik devam ederse, bunun geri dönüşü olmayan sonuçları olabilir.” şeklindeki değerlendirmesini paylaştı.

Zaharova, bölgedeki insani durumun “feci” olduğunu vurgulayarak, “Çevresel ve radyolojik felakete yol açabilecek askeri eylemlerin durdurulması gerekiyor.” ifadesini kullandı.

Rusya’nın İran’la ilgili durumun çözümüne ilişkin tekliflerde bulunduğunu dile getiren Zaharova, bu konuda bölge ülkeleriyle yoğun temasları sürdürdüklerini söyledi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) Bahreyn öncülüğünde sunulan İran’ın Körfez ülkelerine füze atmasının kınandığı karar tasarısının kabul edildiğini anımsatan Zaharova, Rusya ile Çin’in tasarıyla ilgili yapılan oylamada çekimser kaldığına dikkati çekti.

Zaharova, “Rusya ve Çin, kararda bölgedeki gerginliğin nedenlerinden bahsedilmediği için çekimser kaldı. İran, kendi başına ve kötü niyetle komşu ülkelerdeki hedeflere saldırmaya başlamış gibi görünüyor. Moskova, ABD ve İsrail’in İran’a karşı sebepsiz saldırganlığının Orta Doğu’daki krize neden olduğunu defalarca vurguladı. Bu kararın onaylanmasından son derece memnun değiliz.” diye konuştu.

Rusya’nın BMGK’ye alternatif bir karar tasarısı sunduğunu kaydeden Zaharova, bunu sadece Çin, Pakistan ve Somali’nin oyladığını aktardı.

❌